
305
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Increasing specific activity of NAD+-dependent Q105R mutant of candida methylica formate dehydrogenase
NAD+-dependent FDHs (EC 1.2.1.2) use sodium formate as the substrate and catalyze convertion of sodium formate ion into CO2. At the same time, NAD+ is reduced into NADH form. Because of low redox potential, NAD+-dependent FDHs are mostly used enzymes in the industrial area and they provide NADH regeneration for the synthesiz of optical chiral compounds. NAD+-dependent FDHs have some disadvantages such as low specific activity and they can be inactivated at high temperatures especially when they are used in the industrial area. Recently, protein engineering studies are aimed to overcome these disadvantages. In this study, we used site-directed mutagenesis method for increasing specific activity of Q105R mutant Candida methylica FDH whose thermostability was increased. In the previous studies, K328V mutation has been introduced into the Q105R mutant of Candida methylica FDH due to the specific activity of K328V mutation was increased at Candida boidinii FDH. First we have designed primer that codes valine residue at 328th position. Site directed mutagenesis method has been performed by using the designed primers. Then PCR products have been digested by DpnI enzyme which cuts methylated adenine site. Digested DNA fragments carrying the required double mutant (K328V on Q105R) have been cloned into pQE-2 vector then transformed into BL-21 chemical competent cells. Three random colonies have been chosen and purified at the end of the transformation. Purified plasmids have been sent for DNA sequence analysis. The accuracy of mutation has been checked by comparing with DNA sequence. Mutant K328V cells have been cultivated for kinetic measurement and then protein purification has been carried out for cultivation of the cells. Purified protein has been run on SDS-PAGE and chosen fractions have been collected for kinetic measurement analysis. The kinetic measurement has been carried out at 25 oC at 340 nm wavelength with constant NAD+ concentration (4 mM) and changing substrate concentrations (0-80 mM). To calculate Km and kcat value, Hyper32 programme has been used. Calculated Km and kcat value reveals that K328V mutation decreases specific activity and Km value.
Karbon nanotüp sentezinde kullanılmak üzere Fe-katkılı Al2O3 seramik tozlarının ve altlıkların üretimi
Bu çalışmada, katalitik kimyasal buharla biriktirme (CCVD) metodu ile karbon nanotüp (CNT) sentezinde kullanılmak üzere yüksek yüzey alanına sahip, katı çözelti formunda oluşturulan alfa-Al2(1-x)Fe2xO3 tozları homojen çöktürme ve yanma sentezi yöntemleri ile üretilerek bu iki yöntemin CNT miktarı ve kalitesi üzerine olan etkileri incelenmiştir. Üretilen CNT-Fe-Al2O3 nanokompozit tozlarının karakterizasyon sonuçları, hem homojen çöktürme hem de yanma sentezi ile üretilen tozların CNT sentezinde başlangıç hammaddesi olarak kullanılabileceğini göstermiştir. Bununla birlikte, yanma sentezinin elde edilen toz verimi ve dolayısıyla üretilen CNT miktarı açılarından daha verimli olduğu, ayrıca bu yöntemle sentezlenen tozlardan üretilen CNT'lerin daha saf olduğu görülmüştür. Bu nedenle, CNT sentezinde altlık olarak kullanılacak çok kristalli Fe-katkılı Al2O3 seramiklerin üretiminde yanma sentezi ile hazırlanan tozların kullanılması tercih edilmiştir. Farklı yönlenme derecelerine sahip Fe-katkılı Al2O3 seramikler `Yönlendirilmiş Çekirdekle Kontrollü Tane Büyümesi' (Templated Grain Growth-TGG) tekniği ile üretilerek CCVD yöntemi ile CNT sentezinde altlık olarak kullanılmıştır. Taramalı elektron mikroskobu (SEM) analizleri bu altlıklar üzerinde düzenli dizilmiş katalizör nanopartikülleri (Fe) elde edildiğini ve seramik altlıkların yönlenme derecelerine bağlı olarak düzensiz (rastgele yönlerde büyüyen) ya da yönlenmiş CNT'lerin üretilebileceğini göstermiştir.Anahtar kelimeler: Fe-katkılı Al2O3, yönlenmiş mikroyapı, katalitik kimyasalbuharla biriktirme (CCVD), karbon nanotüp, nanokompozit
(K0.5Na0.5)NbO3 sisteminin ZnO ilavesi ile sinterlenmesi
Bu çalışmada, kurşunsuz bir sistem olan (K0.5Na0.5)NbO3 (KNN) sisteminin sentezlenmesi, ZnO ilavesinin KNN sisteminin sinterlenmesine etkileri ve son olarak da üstün piezoelektrik özelliklere sahip yönlendirilmiş mikroyapıya sahip kurşun içermeyen niobyum oksit esaslı seramiklerin `Yönlendirilmiş Çekirdekle Kontrollü Tane Büyümesi' (Templated Grain Growth-TGG) yöntemi ile üretimi incelenmiş ve bu sistemde yönlendirilmiş mikroyapı elde edilmesi için gerekli şartlar belirlenmiştir. KNN eşeksenli tozları geleneksel katı hal sentezi ile üretilerek, istenilen fazın elde edilebilmesi için gerekli şartlar belirlenmiştir. Mikroyapı tasarımında kullanılan plaka şekilli sodyum niobat (NaNbO3) tozları ergimiş tuz sentezi metodu ile üretilmiştir. Üretilen tozlar kullanılarak sodyum potasyum niobat malzemesinin sinterlenme özellikleri belirlenmiştir. Ayrıca plaka ilavesinin ve çinko oksit ilavesinin sodyum potasyum niobat malzemesinin sinterlenmesine etkileri belirlenmiştir. Plaka miktarındaki artışın, malzemenin yoğunlaşmasında sorun meydana getirdiği ve %2 plaka miktarının yönlenmiş yapı elde edebilmek için en uygun miktar olduğu belirlenmiştir. Çinko oksit (ZnO) ilavesinin sinterlenme başlangıç sıcaklığını düşürdüğü ve aynı zamanda yönlenmiş yapı elde edilmesi için uygun bir ortam oluşturduğu görülmüştür. Yönlenmiş yapı elde edilebilmesi için gerekli optimum sinterlenme sıcaklığı ve süresi belirlenerek, sonuçta yönlü yapıya sahip, çinko oksit ilavesi içeren sodyum potasyum niobat piezoelektrik malzemesi elde edilmiştir.
Karbon nanotüp üretimi için kullanılan demir katkılı alüminada tane yönlenme miktarının belirlenmesi
Çok kristalli malzemeler tek kristal tanelerinin bir araya gelmesiyle oluşur ve genellikle tanelerin yönlenmesi gelişigüzeldir. Eğer malzeme içinde kristallografik yönlenmeler rastgele değil ve tercihli bazı yönlenmeler varsa bu yapıya yönlenmiş (textured) yapı denir. Kristallerin tercihli yönlenme yüzdesine bağlı olarak yönlenmeler zayıf, orta ve güçlü şeklinde sınıflandırılabilir. Birçok malzemenin anizotropik kristal yapısına sahip olması nedeniyle malzemelerin özellikleri yöne bağlı olarak değişmektedir. Son zamanlarda yönlenmiş malzeme üretmek üzere değişik yöntemler geliştirilmiştir. Malzemelerdeki yönlenmenin saptanması, geri yansıyan elektron difraksiyonu (EBSD), x-ışınları difraksiyonu (XRD) ve geçirimli elektron mikroskobu (TEM) tekniklerinin kullanımı ile yapılabilir. EBSD tekniği, taramalı elektron mikroskobundan (SEM) mikron altı çözünürlükte kristallografik bilgi elde etmeyi sağlayan önemli bir teknik olup, incelenen malzemenin kristal yapısı, morfolojisi, kimyası ve fiziksel özellikleri arasındaki bağlantı hakkında bilgi edinmemizi sağlar. Bu çalışmada, karbon nanotüplerin üretimi için altlık olarak kullanılmak üzere yönlendirilmiş çekirdekle kontrollü tane büyümesi (TGG) yöntemi ile üretilen Fe-katkılı alümina seramiklerin yönlenme derecesi, EBSD tekniği kullanılarak ilk kez saptanıp, yönlendirilmiş alümina altlıkların üretimi ve EBSD için numune hazırlamada takip edilecek optimum koşullar belirlenmiştir.Anahtar Kelimeler: EBSD, elektron difraksiyonu, yönlenmiş malzemeler, kristallografi
Polipropilen esaslı tekstil malzemelerine kaplama yöntemiyle uygulanabilen güç tutuşur malzemeler geliştirilmesi
Teknik tekstil ürünlerinde yaygın olarak kullanılmasına rağmen, polipropilen oldukça yanıcıdır. Bu tez çalışması kapsamında polipropilenin bu özelliği çevre dostu ve insan sağlığına zarar vermeyen malzemelerle azaltılmış ve güvenli seviyeye getirilmiştir. Bu çalışmada polipropilen malzemeye uygulanan fosfor esaslı malzemenin polimerin yanma mekanizması ve dayanımı üzerindeki etkileri incelenmiş ve bunun metal hidroksitler ve çinko borat ile birlikte oluşturduğu sinerjik etki belirlenmiştir. Tane boyutları düşürülen malzemelerle katkılandırılan polipropilenin ısıl davranışı TG analizleriyle, yanma dayanımı LOI ve UL-94 testleriyle belirlenmiştir. Malzemelerin karakterizasyonu için FTIR, XRD ve SEM analizleri yapılmıştır. Sonuç olarak yanma mekanizmasının çeşitli aşamalarında etkinlik gösteren MPP ve TPP'nin MDH/ATH ve ZnB'yle birlikte kullanıldığında polipropilenin LOI değerini artırdığı saptanmıştır.
Karbonize edilmiş tavuk tüyü lifi/epoksi kompozitlerin geliştirilmesi ve karakterizasyonu
Türkiye'de yıllık 30 bin ton üretimi olan ve sadece atık olarak kabul gören tavuk tüyü lifleri (TTL) yüksek miktarda keratin içeren bir çeşit içi boş ve sert yapılı bir protein lifidir. Bu lifler ısıtıldığında çapraz bağlar oluşur ve bu bağlar yapıyı sağlamlaştırmanın yanı sıra yapının daha gözenekli hale dönüşmesini sağlar. Isıtmanın ya da başka bir deyişle karbonizasyonun amacı, tavuk tüylerinden mümkün olan maksimum karbonu elde etmek ve böylece takviye malzemesi olarak kullanılacak fiberlerin özelliklerine ulaşmak, dolayısıyla da nihai ürün olan kompozitin yüksek performanslı bir malzeme haline gelmesini sağlamaktır. Bu çalışmanın ilk aşamasında, polimer kompozitlerde üretim maliyeti yüksek ve çevre kirliliğine neden olduğu düşünülen karbon nanotüplere (KNT) kıyasla, benzer özellliklere sahip kolay bulunabilir ve sürdürülebilir olması nedeniyle KETTL alternatif bir dolgu malzemesi olarak düşünülmüştür. TTL, Modüler-Diferansiyel Taramalı Kalorimetre (M-DSC) ve Termal gravimetrik analiz (TGA) kullanılarak sırasıyla elde edilen erime ve termal dekompozisyon sıcaklıklarına bağlı olarak, farklı piroliz reçetelerinin uygulanması sonucu en uygun şartlar altında KETTL lere dönüştürülmüştür. Elde edilen KETTL'lerin karakterizasyonları taramalı eletron mikroskobu (SEM), Fourier Kızılötesi Spektrometresi (FT-IR), X kırınımı difaraktometresi (XRD) ve ölçümleri ile gerçekleştirilmiştir. Kimyasal silan ajanı ara yüzey iyileştirmesi için kullanılmıştır. Bu çalışmanın ikinci aşamasında, düşük konsantrasyonlarda (ağ. % 0.1, 0.5 ve 1), silan ajanı 3-Aminopropyltriethoxysilane (APTS) ile modifiye edilmiş ve edilmemiş KETTL, YKHSMI tekniği kullanılarak RTM 6 epoksi reçine içinde homojen bir şekilde dağıtılacak ve kompozitler üretilmiştir. Elde edilen kompozit malzemeler, mDSC, TGA ve Dinamik Mekanik Analiz (DMA) cihazları kullanılarak karakterize edilmiştir.
Epi̇taksi̇yel olarak büyütülen iii-v nanoyapilarin elektron mi̇kroskopi̇ i̇le karakteri̇zasyonu
Epitaxially grown III-V group semiconductor nanostructures have been investigated by means of electron microscopy techniques. Particularly, InAs/GaSb type-II superlattice (SL) structures designed as infrared photodetector and InAs/GaAs self-assembled quantum dots (QDs) have been analysed by scanning electron microscopy (SEM), transmission electron microscopy (TEM) and scanning transmission electron microscopy (STEM) techniques. Structures used in this study were grown by molecular beam epitaxy (MBE) and extensively characterized for their structural properties such as layer thicknesses, interface properties, surface qualities and compositional properties. The same imaging techniques have also been used for surface characterization of GaSb epilayers and observation of both InAs and AlSb QDs. The acquired results have shown that undesired features and defects evidenced on the surfaces of the epilayers grown under different conditions can be avoided once proper actions are taken. Also, a significant amount of work in this study has been devoted to develop an effective, reproducible and reliable cross-section sample preparation recipe for the studied material systems.
İçki sanayi (alkolsüz içkiler, meşrubat üretimi vs.), sirke atıksuyunun kimyasal-elektrokimyasal koagülasyonu ve nano kaplamalı elektrotlar ile arıtımı
Sirke endüstrisi atıksuyunun kimyasal-elektrokimyasal koagülasyon, elektroyükseltgeme yöntemleri ile arıtımı araştırılmıştır. Kimyasal koagülasyon ile arıtılabilirlik çalışmalarında koagülant olarak alüminyum sülfat (Al2(SO4)318H2O) ve demir (III) klorür (FeCl36H2O) kullanılmıştır. Elektrokimyasal arıtım için paralel plakalar şeklinde konumlandırılmış alüminyum elektrot ve nano kaplamalı bor katkılı elmas elektrot kullanılmıştır. Akım yoğunluğu, pH, Na2SO4, polialüminyum klorür (PAC) ve kerafloc ilavesi gibi bazı önemli deneysel parametrelerin KOİ giderimine etkileri incelenmiştir. Biyolojik parçalanmaya direnç gösteren organik maddelerin çevreye deşarj edilmesi sonucu oluşan ekolojik sorunlar, geleneksel atıksu arıtım yöntemleri yerine ileri arıtım tekniklerine yönelmeyi gerekli hale getirmektedir. Çalışma sonucunda sirke endüstrisi atıksularının arıtımında verimli, kolay ve ekonomik olması nedeniyle elektrokimyasal yöntemlerin kullanılması başarılı bulunmuştur.
Kızılötesi algılamada kullanılan kendiliğinden oluşan InAs/GaAs kuantum nokta yapıların MBE tekniği ile büyütülmesi ve karakterizasyonu
Bu tez kapsamında, tek katman ve çok katman InAs/GaAs kuantum nokta yapıların moleküler demet epitaksi sistemi ile büyütülmesi ve karakterizasyonları yapılmıştır. Kuantum nokta yapıların, fotolüminesans (PL) spektrumunda görülen enerji seviyelerinin belirgin ve daha iyi tanımlanması amacıyla büyütme parametrelerinin değiştirildiği grup örnekler büyütülerek kuantum nokta büyüme kinetikleri incelenmiştir. Malzeme miktarı ve büyütme sıcaklığı başta olmak üzere büyütme koşullarının sistematik olarak değiştirildiği tek katman örnekler büyütülmüştür. Başta PL tekniği olmak üzere farklı tekniklerin kullanılmasıyla kuantum noktaların yoğunlukları, dağılımları, büyüklükleri belirlenmiştir. PL ölçümleri ile kuantum noktaların enerji seviyeleri belirlenerek, büyüklükleri ve dağılımları hakkında yapılan çıkarımlar diğer tekniklerden elde edilen sonuçlarla doğrulanmıştır. En düzgün (homojen) kuantum nokta büyüklük dağılımı, InAs malzeme miktarının 2,5 ML olduğu, 490 °C sıcaklıkta 0,11 ML/s büyüme oranı ile büyütülen örnekte elde edilmiştir. Büyüme oranının 0,14 ML/s olması durumunda, benzer özellikte kuantum noktalar oluşturabilmek için koşulların yeniden iyileştirilmesi gerekmiştir. Aynı malzeme miktarı (2,5 ML) için 505 °C büyütme sıcaklığında daha küçük ama benzer büyüklük dağılım düzgünlüğünde kuantum nokta oluşumu sağlanmıştır. Ayrıca büyütme sonrasında tavlama işlemi yapılarak kuantum noktaların enerji seviyelerinin ayarlanabilirlikleri gösterilmiştir. Aktif bölgesinde bulunan InAs QD katman sayısının değiştirildiği çok katman kızılötesi foto-algılayıcı yapılar büyütülmüş, aygıt haline getirilerek PL, tayfsal fototepki ve karanlık akım ölçümleri yapılmıştır. Üretilen fotodiyotlarda, katman sayısının artmasıyla, diyot üzerinden geçen akımın azaldığı ve tayfsal fototepki sinyalinde iyileşme olduğu gösterilmiştir. Kızılötesi algılama dalgaboyunda ayarlama yapabilmek için büyütme sonrasında farklı sıcaklıklarda tavlanarak üretilen fotodiyotlarda, tavlama sıcaklığının artmasıyla, fototepki sinyalinin daha küçük enerji bölgesine kaydığı ve diyot üzerinden geçen akımın arttığı gözlenmiştir.
Çok işlevli biyonanoplatformların geliştirilmesi ve biyokataliz ile biyobellek uygulamaları
Bu tezde; apoferritin biyomolekülünün ana iskelet olarak kullanılması ve farklı metal atomlarının bu proteinin boşluğuna gömülmesi yoluyla elde edilen birden fazla yüze ve fonksiyona sahip (Janus) biyonanoyapılar sentezlenmiştir. Bu biyonanoyapıların eldesi fotosensitif aminoasit monomerleriyle çapraz bağlanma yaklaşımı kullanılarak (ANADOLUCA metodu) sağlanmıştır. Bu çalışmada ilk olarak; nanoapoferritinlerin sentezi, bis (2-2'-bipiridil) MATyr-MATyr-rutenyum (II) fotosensitif monomeri eşliğinde mikroemülsiyon yoluyla başarılmış, ardından nanoapoferritinlerin kafes boşluklarına indirgeme yoluyla Pt, Fe, Mn, Cu metalleri ile Pt/Cu, Mn/Fe, Pt/Cu/Mn/Fe, Ag/Cu/Mn/Fe metal karışım kombinasyonları düzenlenmiş ve bu çok fonksiyonlu nano-apoferritin yapılar karakterize edilmiştir. Çalışmanın son aşamasında; Janus modeli biyonanoyapıların fonksiyonelliği, peroksidaz enzim kinetiği ve elektrokimyasal temelli yaklaşımlarla ortaya konulmuştur. Subsrat ve enzim derişimlerinin bu biyonanoyapıların aktivitelerine etkileri incelenmiştir.
SiAlON seramiklerinin sürünme davranışına yoğunluk ve ısıl işlemin etkisi ve mikroyapı karakterizasyonu
Silisyum nitrür (Si3N4) esaslı malzemeler, gösterdiği yüksek mukavemet, tokluk ve düşük yoğunluk sayesinde yüksek sıcaklık uygulamalarında kullanılmaktadır. Si3N4'ün mekanik ve kimyasal özellikleri, yapıya alüminyum ve oksijenin katılmasıyla daha da geliştirilebilmektedir ve bu malzemeler SiAlON olarak adlandırılmaktadır. Yüksek sıcaklık uygulamalarında sürünme deformasyonu, malzemenin kullanılabilirliğini ve ömrünü belirlemektedir. Malzemelerin yüksek sıcaklık dayanımını arttırmak için, camsı fazın ötektik sıcaklığına göre, ötektik sıcaklık altı (BET) veya ötektik sıcaklık üstü (AET) ısıl işlemler uygulanabilmektedir. Bu çalışmada, Er-Sm-Ca çoklu katyon sistemine ve %10 SiC ikincil fazına sahip β-SiAlON malzemelerin farklı ısıl işlemler (BET, BET+AET ve oksidasyon) sonucundaki sürünme dayanımları ve ısıl işlem görmemiş numunelerde yoğunluk farkının sürünme davranışına olan etkisi incelenmiştir. Numuneler 1350 – 1390°C sıcaklıkta 100 MPa eğilme gerilimi altında 72 saat süreyle hava ortamında dört nokta eğilme testine tabi tutulmuşlardır. Sürünme öncesi ve sonrasındaki mikroyapı karakterizasyonu X-ışını difraktometresi (XRD) ve mikroskopi teknikleriyle (SEM ve EDX) yapılmıştır. Sürünme testleri sonucunda BET ısıl işlemi görmüş numunelerin sürünme dayanımının, ısıl işlem görmemiş ve yüksek yoğunluklu malzemelerden daha iyi olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, ısıl işlem görmemiş düşük yoğunluklu numunelerde, malzemelerin sürünme dayanımının arttığı saptanmıştır.
Farklı üretim özelliğine sahip nanomalzemelerin bitkiler üzerindeki etkilerinin incelenmesi
Üretim miktarı gün geçtikçe artan ve ürün çeşitliliği hızla gelişen nanomalzemelerin çevrede oluşturdukları toksik etkilerinin değerlendirmesi ile ilgili çalışmalarının sayısı ve çeşitliliği de gün geçtikçe artmaktadır. Ancak nanoteknoloji kullanılarak elde edilen ürünlerin sayısı ve çeşitliliğine bakıldığında, bu yeni teknoloji ile elde edilen ürünlerin toksisite çalışmalarının niteliği ve niceliğinin yeterliliği tartışma konusudur. Bu tez çalışmasında kullanımı hızla artan ve yaygınlaşan metal oksit nanopartiküllerinin, çevreye olan salınımları sonucu insan sağlığı ve çevre üzerinde oluşturabilecekleri olumsuz etkilerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Farklı üretim yöntemleri kullanılarak elde edilen, TiO2 ve ZnO nanomalzemeleri farklı konsantrasyonlarla besin çözeltisi, su ve toprak ortamlarına uygulayarak, çeşitli zirai bitkilerin tohumlarının çimlendirmesi ve bitki gelişme üzerine etkileri, bitkilerin kök, sürgün ve yaprak gibi bölümlerinin morfolojik ve fizyolojik değişim farlılıkları ile değerlendirilmiştir. Bununla beraber, USEPA'nın önermiş olduğu numune hazırlama yöntemi izlenerek hazırlanan bitki ve toprak örnekleri, ICP-OES cihazı ile ağır metal iyonu birikimleri ve birikim farklılıkları ortaya konulmuştur. Sonuçlar ZnO nanopartiküllerine maruz kalan bitkilerin, doz artışı ile özellikle kök bölümlerindeki çinko iyonu birikimlerinin arttığını, buna bağlı olarak da bitki gelişimini inhibe ederek, toksik etkiler oluştuğunu göstermektedir. Bununla beraber TiO2 nanopartikülleri ile oluşan maruziyetler için belirli bir negatif veya toksik etkiye rastlanmamıştır. Yapılan bu çalışma ile ZnO ve TiO2 nanomalzemelerinin zirai bitkilerin çimlenme ve gelişimi sürecine etkileri değerlendirilmiş olup, patentli MicNo® üretim teknolojisinin hali hazırda satışı gerçekleştirilen ticari nanomalzemelere göre oluşturduğu farklılıklar ve üstünlükler ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: ZnO, TiO2, Nanopartikül/Nanomalzeme, MicNo® üretim teknolojisi, ICP-OES, Biyobirikim, Nanotoksikoloji.
Nar suyunda ürün özelliklerinin geliştirilmesinde probiyotik bakterilerin kullanımı
Günümüzde probiyotik içeren gıdalara olan ilgi artmış ve bu gıdalar insan beslenmesinde önemli bir yer edinmişlerdir. Meyve sularının içerdiği mineral, vitamin, lif ve antioksidan gibi yararlı besinsel içerikler onları probiyotik kullanımı için uygun bir ortam haline getirmektedir. Nar suyu, zengin fenolik içeriği ve antioksidatif özellikleriyle insan sağlığı için büyük önem taşımaktadır. Çalışmada kullanılan fermente gıdalardan izole edilmiş, tannaz aktivitesi yüksek 6 laktik asit bakterisinin probiyotik özellikleri belirlenmiştir. Daha sonra taze nar sularına aşılanan izolatların meyve suyunda fenolik madde miktarı ve diğer analizleri üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Nar suyu içerisindeki tanen miktarı düşürülerek daha hoş bir lezzete sahip, probiyotik meyve suyu eldesi sağlanmaya çalışılmıştır. Duyusal analizler sonucu L. plantaum A4 izolatında daha az buruk bir lezzet elde edilmiştir. Buna karşın probiyotik bir nar suyu elde edilememiştir. Nar suyuna ilave edilen laktik asit bakterileri düşük pH da canlı kalmalarına rağmen nar suyu içinde 48 saat içerisinde canlılıklarını yitirmiştir.
Hücre içi mekanizmalara dayalı intrasellüler kalsiyum artışının apoptoz üzerine etkileri
Bu tez kapsamında integrinler aktif formda iken ovaryum kanser hücrelerinde (SKOV-3) ER stres oluşturulduğunda intrasellüler kalsiyum artışının apoptotik etkileri incelenmiştir. SKOV-3 hücreleri 50 μg/ml Fibronektin ile bağlandıktan sonra 30 ya da 60 dakika süre ile 24 M TN uygulaması ile ER stresi oluşturulup, intrasellüler kalsiyum artışı ve mobilizasyonu Fluo-3 AM ve Rhod-2 AM boyaları ile işaretlenerek floresan mikroskopta görüntülenmiştir. Fibronektine bağlı SKOV-3 hücrelerinin bağlanma kapasiteleri ER stresi sonrasında Gerçek Zamanlı Hücre Analiz Sisteminde (RTCA) incelenmiş ve bağlamanın TN uygulama dozuna ve zamanına bağımlı olarak azaldığı tespit edilmiştir. İntegrin aktivasyon düzeyi arttırılmış SKOV-3 hücrelerinde, TN uygulaması sonrasında RT-PCR ile Bax, Bcl-2, Bcl-XL, sitokrom c, EndoG, AIF, kalpain 1, kalpain 2, kaspaz 3, kaspaz 8 ve FAK genlerin mRNA ekspresyon düzeyleri incelenmiştir. RT-PCR sonuçlarına göre farklı apoptotik yolakların etkili olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak; oluşturulan ER stresi modelinde ve metastatik potansiyeli arttırılmış SKOV-3 hücrelerinde ER stresinin apoptozu uyardığı gösterilmiş olup, kısmen apoptotik mekanizması aydınlatılmıştır. Apoptotik yolakların tam olarak belirlenmesi ile elde edilecek sonuçlar, ovaryum kanserinde baskılanmış apoptoz mekanizmasının detaylarını ortaya koymakla beraber mortalite oranı yüksek olan bu kanser türünün tedavisine yönelik ilaç geliştirme açısından fayda sağlayacaktır.
Selüloz katkılı poli(ε-Kaprolakton) kompozitlerin üretimi ve karakterizasyonu
Poli(ε-Kaprolakton) (PCL), birçok sentetik termoplastik polimer biyobozunur olmamasına rağmen biyoçözünür ve hidrofobik karakterli biyobozunur sentetik bir polimerdir. Nanoselüloz (NC) ise düşük maliyet, yenilenebilir ve geniş kullanım açısından takviye malzemesi olarak oldukça ilgi çekmektedir. Bu çalışmada, mikro kristalin selülozdan asit hidrolizi yöntemi ile nanoselüloz elde edilmiştir. Hidrofilik karakterli NC apolar polimer matriste homojen dağılamaz ve NC ile polimer matristeki uyumluluk sınırlanır. Bu uyumu sağlamak için NC n-oktadesil izosiyanat ile modifiye edilmiştir. Yüzeyin kimyasal modifikasyonu Fourier dönüşümlü kızılötesi spektrometresi (FTIR) ile karakterize edilmiştir. Selüloz miktarı ve yüzey modifikasyonun etkisinin kompozit filmlere olan etkisini anlamak için kompozitlerin yüzey morfolojileri, nem bariyer, termal ve mekanik özellikleri incelenmiştir. NC ve modifiye nanoselüloz mekanik ve nem bariyer özelliklerini arttırmıştır. Anahtar Kelimeler: Nanoselüloz, N-oktadesil izosiyanat, Polikprolakton, Nanokompozitler
Kahverengi pigmentlerin inkjet mürekkepleri için öğütülmesi ve karakterizasyonu
İnkjet dekorlama, farklı uygulama alanlarında özellikle son on yıldır giderek yaygınlaşan bir dekorlama yöntemidir. Seramik ürünlerin dekorlanmasında diğer dekorlama yöntemlerine göre, farklı desenlerin uygulanmasına geçiş sürecinde daha kısa kurulum süresine sahip olması, daha az çeşitte pigmente ihtiyaç duyulması, üç boyutlu dekorasyon uygulayabilme ve daha az mürekkep atığının oluşması gibi avantajları dolayısıyla tercih edilmektedir. İnkjet dekorlamada kullanılan mürekkepler, çoğunlukla inorganik pigmentlerden veya karmaşık metal oksitlerden oluşan süspansiyonlardır. Organik pigmentlere göre renk kararlılığı daha fazla olmasından dolayı inorganik pigmentler tercih edilmektedir. Mürekkeplerde kullanılan inorganik pigmentler dekorlama sırasında kullanılan kartuşların içinde yer alan piezoseramik uçların aşınmasına ve tıkanmasına yol açmayacak şekilde nano-boyutta hazırlanmaktadır. Bu çalışma, öğütme yöntemiyle nano boyutlu kahverengi pigmentlerin üretimini ele almaktadır ve ticari olarak mevcut mikron boyutlu pigmentlerin nano boyuta öğütülmesi için uygun öğütme parametrelerin belirlenmesini kapsamaktadır. Anahtar Kelimeler: İnkjet Dekorlama, mürekkep, inorganik Pigment, öğütme, nano pigment
Titreşim spektroskopisi ile mikrobiyal identifikasyon
Bu çalışmada ökaryotik mikroorganizmaların titreşim spektroskopisi ile identifikasyonu amaçlanmıştır. Titreşim spektroskopisi kızılötesi ve Raman spektroskopi yöntemleri olmak üzere iki kısımda incelenebilir. Bu iki yöntem birbirine bağlı olmasına rağmen kızılötesi ve Raman spektrumları tam olarak aynı değildir ve her biri kendine has özelliklere sahiptir. Çalışmada beş maya ve üç dermatofit fungus Sabouroud dextrose agar (SDA) besiyerinde geliştirilmiş ve FT-IR ve Raman spektroskopisi ile profil analizleri yapılmıştır. Raman spektroskopisi ile SERS analizinde sinyal artışı gözlenmiş ve analiz sonrası elde edilen spektrumlar SPSS istatistik programı yardımıyla Hiyerarşik Küme Analizi yöntemi kullanılarak karşılaştırılmıştır. Çalışmada kullanılan mayaların; Candida albicans, Candida tropicalis, Candida krusei, Candida parapsilosis, Trichosporon asahii bir kümede ve dermatofit küflerin; Microsporum canis, Trichophyton rubrum, Trichophyton mentagrophytes ayrı bir kümede toplandığı gözlenmiştir. Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM) görüntüleri gümüş nanopartiküller ve mikroorganizmalar arasındaki etkileşim gücünün hücre duvarının biyokimyasal yapısına bağlı olduğu sonucunu vermiştir.
Kuersetin'in siklodekstrin nanopartiküllerinin hazırlanması ve in vitro değerlendirilmesi
Polifenolik bir flavonoid olan kuersetin (Qu), bitki orijinli antioksidanların en etkililerinden biridir. Klinik denemelerde potansiyel kullanımı olmasına rağmen, kararlılık problemleri, sudaki çözünürlüğünün ve biyoyararlanımının düşük olması uygulamalarını sınırlamaktadır. Bu tez çalışmasının amacı metil--siklodekstrin (M-β- CD)'le komplekzasyonu ile Qu'nun sudaki çözünürlüğünün, çözünme hızının, antioksidan ve antikanser aktivitesinin arttırılmasıdır. Kompleksler dondurarak kurutma ve evaporasyon yöntemleri ile hazırlanmıştır. Formülasyonların karakterizasyonu DSC, XRD, 1H-NMR, FT-IR, SEM, enkapsülasyon etkinliği, in vitro salım analizleri ile değerlendirilmiştir. Antioksidan aktivite çalışmaları DPPH testleri ile yürütülmüştür. Komplekslerin servikal adenokarsinoma hücre hattı (HeLa) ve ovaryum karsinoma hücre hattı (SKOV-3) üzerindeki sitotoksisite analizleri ve HeLa hücre hattı ile akış sitometrisi ve Hoechst boyaması analizleri yapılmıştır. Analiz sonuçları komplekslerin sudaki çözünürlüğünün, in vitro salım hızının ve antioksidan aktivitesinin saf Qu'ya göre sırasıyla 254 kat, ~3 kat ve %10 oranında arttığını göstermiştir. Sitotoksik açıdan, hazırlanan formülasyonların hücre tipine göre farklılık gösterdiği belirlenmiştir. L3 formülasyonun HeLa hücre hattı üzerindeki sitotoksik etkinin diğer formülasyonlara göre daha düşük konsantrasyonda yüksek sitotoksik etki göstermesine karşın, SKOV-3 hücre hattında L4 formülasyonunun daha sitotoksik olduğu tespit edilmiştir. Yapılan analizlerin istatistiki sonuçları elde edilmiş, birbirlerine ve süreye göre anlamlılıkları bulunmuştur. Formülasyonların kararlılık çalışmalarında farklı saklama koşullarında (4±1oC, 25±1oC, 40±1oC) üç ay bekletme sonucunda L3 formülasyonunun daha kararlı olduğu görülmüştür.
İnsan büyüme hormonu salgılatma sinyal dizisinin Tetrahymena thermophila tarafından rekombinant protein üretiminde kullanımı
Tetrahymena thermophila ökaryotik, silli ve tek hücreli bir organizma olup, kısa bölünme süresi ve kolay kültürizasyona sahip bir model organizmadır. Organizmanın rekombinant kapasitesi, insan DNazI enzimi ile insan alkalin fosfataz proteinlerinin rekombinant üretim çalışmaları ile tanımlanmıştır. Günümüzde ilaç sektöründe ihtiyaç duyulan terapötik proteinlerden biri olan ve büyüme bozukluğu olan bireylerin tedavisinde kullanılan insan büyüme hormonunun üretimi maya, E. coli ve insan kücre kültüründe gerçekleştirilmektedir. Daha önce bu proteinin üretiminde kullanılmamış T. thermophila'nın insan büyüme hormonunun E.R sinyal dizisini tanıyarak işleyebileceği ve rekombinant proteini dışarıya salgılayarak üretebileceği çalışmanın hipotezini oluşturmaktadır. Bu amaç doğrultusunda, E.R sinyal dizisi ile birlikte hGH geni dizisinin kodonları organizmaya uyumlu hale getirilerek sentetik olarak ürettirilmiştir. Oluşturulan hGH üretim gen kasetleri, 45 kopyalı genom entegrasyonunu sağlayan pNeo4 ve 10.000 kopyalı ekstrakromozomal dairesel pIGF vektörlerine klonlanarak, biyolistik silah ile konjugatif/vejetatif T. thermophila hücrelerine transforme edilmiştir. Pozitif transformantlar ısı şoku veya CdCI2 ile indüklendikten sonra hücre içi ve hücre dışı ortamdan saflaştırılan proteinlerin iki bağımsız SDS-PAGE ve Western Blot analizi, hücre içi ve hücre dışı ortamda yaklaşık 23 kDa'lık sinyali kesilmiş bir proteinin varlığını göstermiştir. Sonuç olarak; T. thermophila'nın insan hGH'nin E.R. sinyal dizi bölgesini tanıyıp kullandıktan sonra kesip uzaklaştırdığı ve rekombinant proteini hücre dışına salgılayabildiği anlaşılmıştır.
Yeni açil-hidrazon schiff bazları ile bunların geçiş metal komplekslerinin biyolojik aktivitelerinin in vitro testlerle belirlenmesi
İlk kez Alman kimyager Hugo Schiff tarafından sentezlenen schiff bazları; karbonil bileşiklerin ve primer aminlerin kondenzasyonu sonucunda meydana gelen bileşiklerdir. Bugüne kadar yapılan çalışmalar, schiff bazlarının geçiş metalleri ile oluşturdukları komplekslerin; bitki büyüme inhibitörü, insektisidal, anti-bakteriyel, anti-mikrobiyal, anti-viral, anti-tüberküloz, anti-depresan ve anti-konvülzan (epilepsi önleyici) gibi çeşitli biyolojik aktiviteler sergilediklerini ortaya koymuştur. Hidrazon türevleri ise schiff bazlarının biyolojik aktivitelerini arttıran moleküller olarak karşımıza çıkmaktadır. Sahip oldukları biyolojik aktiviteler sayesinde schiff bazlarının geçiş metalleri ile oluşturdukları kompleksler yeni anti kanser ajanlar geliştirmek adına büyük önem arz etmektedirler. Tez çalışmasında; yeni sentezlenen schiff bazları ve schiff bazlarının geçiş metalleri ile oluşturdukları bileşiklerin meme kanseri ve sağlıklı hücre hatları üzerine etkileri alamar blue hücre canlılığı, LDH hücre membran bütünlüğü, Picogreen dsDNA miktar ölçüm testleri kullanılarak belirlenmiştir. Ayrıca; reaktif oksijen türlerinin birikimi ve kaspaz-3 aktiviteleri de ölçülmüştür. Cis-platin ise pozitif kontrol olarak kullanılmıştır. Farklı hücre hatları üzerinde gerçekleştirilen deneyler sonucunda; yeni sentezlenen schiff baz komplekslerinin, cis-platin ile kıyaslandığında, kanser hücreleri üzerinde daha etkili, sağlıklı hücre hattı üzerinde ise daha az toksik aktivite sergiledikleri gözlenmiştir. Geçiş metallerinin ise açil-hidrazon türevlerini içeren schiff bazlarının anti-kanser aktivitelerini arttırdığı belirlenmiştir. Bu nedenle; geçiş metallerini içeren schiff baz komplekslerinin kanser tedavilerinde umut vaat eden birer antikanser ajan adayı olduğu düşünülmektedir.
Kestane kupulasının ve Cryphonectria parasitica'nın arız olduğu (kanserli) Anadolu kestane (Castanea sativa Mill) odunun odun-plastik kompozit (OPK) üretiminde değerlendirilmesi
Bu çalışmada, odun dışı orman ürünü olan kestane kupulasının ve Cryphonectrıa Parasitica'nın arız olduğu (kanserli) Anadolu Kestane (Castanea Satıva Mill) odununun odun-plastik kompozit (OPK) üretiminde kullanımının üretilecek olan Kompozitlerin bazı teknolojik özellikleri üzerine etkileri incelenmiştir. Karşılaştırma yapmak amacıyla sağlıklı olan Anadolu Kestane odunu kullanılarak OPK üretimleri gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında Yüksek Yoğunluklu Polietilen (HDPE) polimer matris olarak ve Kütahya Simav ilçesi çevresinde yetişen Anadolu Kestane ağacının kupulaları, sağlıklı ve kanserli odun unları lignoselülozik dolgu maddesi olarak kullanılmıştır. Dolgu maddesi oranı %40 olacak şekilde lignoselülozik malzemeler birbiri ile farklı kombinasyonlar halinde kullanılmıştır. Hidrofilik yapıya sahip dolgu maddeleri ile hidrofobik yapıdaki polimer matris arasındaki arayüz etkileşimini arttırmak amacıyla uyumlaştırıcı olarak Maleik anhidrit aşılanmış polietilen (MAPE) ve yağlayıcı olarak ise Parafin-wax kullanılmıştır. Malzemeler öncelikle laboratuvar tipi tek burgulu ekstruder yardımıyla eriyik olarak karıştırılmış ve sonrasında enjeksiyon kalıplama yöntemi ile test örnekleri üretilmiştir. Üretilen OPK'ların mekanik (çekme direnci, kopmada uzama, eğilme direnci, eğilmede elastikiyet modülü, darbe direnci) ve fiziksel (sertlik (Shore D) ve yoğunluk) özellikleri ilgili standartlara göre belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlara neticesinde, odun dışı orman ürünü olan kestane kupulasının OPK üretiminde tek başına lignoselülozik dolgu maddesi olarak kullanılması eğilme direnci, eğilmede elastikiyet modülü (MOE), sertlik ve yoğunluk değerlerini kontrol grubuna kıyasla arttırmıştır. Bunun yanı sıra kupula kullanımı çekme direnci, kopmada uzama ve darbe direnci değerlerini ise negatif etkileyerek azaltmıştır. Kanserli kestane odun unlarının kullanımı ise kupula kullanımı ile elde edilen sonuçlara benzerlik göstermiştir fakat çekme direnci özelliğinde ise kontrol örneklerine benzer sonuçlar elde edilmiştir. Genel olarak en iyi mekanik özellikler sadece sağlıklı kestane odununun kullanıldığı OPK gruplarından elde edilmiştir. Üretilen OPK'ların hepsi poliolefin bazlı plastik kereste döşeme tahtaları için ilgili standartta istenen minimum eğilme direnci ve MOE değerlerinin çok daha üzerinde sonuçlar göstermiştir. Sonuç olarak kestane kupulasının, kanserli ve sağlıklı kestane odun unlarının OPK üretiminde değerlendirilme potansiyelinin olduğu düşünülmektedir.
Görüntü filtreleme ve transfer öğrenme yaklaşımları kullanılarak düztabanlık durumunun X-ray görüntülerinden tespiti
Düztabanlık, ayaktaki kemik ve eklem dokularının belirli bir düzen ve kaviste kalmasını sağlayan bağ, tendon ve kas yapılarının çeşitli etkenlere bağlı olarak zayıflaması sonucu ayak kavisinin kaybolması ve düzleşmesi sonucu gerçekleşen deformitedir. Kas – iskelet sistemini etkileyen çeşitli sağlık sorunları, iş yaşamı ve günlük sosyal hayatta kişinin hareketlerini kısıtlayabilir. Bu anlamda en sık görülen kas – iskelet sorunlarından biri de düztabanlıktır. Bu çalışmada görüntü filtreleme yöntemleri ve transfer öğrenme yaklaşımları kullanılarak düztabanlık durumunun otomatik tespiti önerilmektedir. Çalışmada X-Ray görüntüleri ortalama, Gauss, medyan ve dilatasyon filtreleme yöntemleri ile iyileştirilmiştir ve her transfer öğrenme mimarisi için yeniden boyutlandırılmıştır. Daha sonra transfer öğrenme yaklaşımları olan DarkNet-19, DenseNet-201, GoogLeNet, MobileNetV2 ve ResNet-101 mimarilerinde performansları karşılaştırılmıştır. Deneyler sonucunda dilatasyon filtreleme ile DenseNet-201 mimarisi en yüksek performansı göstermiştir. Önerilen model, %98,02 doğruluk, %98,10 f1 skoru, %98,47 duyarlılık, %97,54 özgüllük, %97,73 kesinlik, %96,04 Matthew Korelasyon Katsayısı (MCC) ve %96 Cohen'in Kappa istatistiği değerleri ile yüksek bir performans elde etmiştir.
Elektroensefalogram sinyallerinin güç spektral yoğunlukları ve derin öğrenme modeli kullanılarakmajör depresif bozukluğunun tespiti
Majör Depresif Bozukluk (MDD), dünya genelinde yaklaşık 185 milyon kişiyi etkileyen, ciddi ve uzun süreli duygusal çöküntüye hatta sosyal izolasyona sürükleyebilen bir duygudurum bozukluğudur. Erken teşhis edilmediği durumlarda intihar gibi ciddi sonuçlara neden olabilmektedir. Geleneksel tanı yöntemleri, DSM-V kriterlerine dayanmaktadır ancak, semptomların karmaşıklığı, hızlı ve doğru tanı koymayı önemli ölçüde zorlaştırmaktadır. MDD hastalarındaki düzensizlikler ve elektrofizyolojik sapmaların varlığı, non-invaziv özellikli Elektroensefalografi (EEG) yöntemi ile beynin elektriksel aktivitesini kaydederek yapılabilmektedir. Bu çalışmada, MDD'nin erken tespitinde uzmanlara destek olmak amacıyla Multitaper Spektral Analiz ve makine öğrenmesi yöntemlerini kullanan EEG tabanlı bir model önerilmektedir. EEG veriseti, 27 sağlıklı (C) bireyden ve 29 MDD hastasından dinlenme durumunda gözleri açık ve gözleri kapalı olmak üzere iki durumda kaydedilen EEG sinyallerinden oluşmaktadır. Welch, Periodogram ve Multitaper Spektral Analiz yöntemleri kullanılarak EEG sinyallerinden 49 öznitelik vektörü çıkarılmış ve destek vektör makinesi (SVM), rastgele orman (RF) , çift yönlü uzun kısa süreli bellek (Bİ- LSTM) ve yakın komşu (KNN) makine öğrenmesi algoritmalarının performansları karşılaştırılmıştır. Deneysel sonuçlar, Multitaper Spektral Analizi ve BİLSTM makine öğrenmesi algoritmasının kullanıldığı modelin en yüksek performansa sahip olduğunu göstermektedir. Multitaper Spektral Analiz ve BİLSTM algoritması kullanılarak %96,55 doğruluk, 0,9632 hassasiyet, 0,9691 kesinlik, 0.9679 özgüllük, 0,931 Matthews korelasyon katsayısı (MCC), 0,9662 F1-puanı, ve 0.931 Kappa puan değerleri ile umut verici bir performans elde etmiştir. Bu sonuçlar, EEG tabanlı modellerin MDD'nin erken tanısında kullanılabileceğini ve klinik süreçlere önemli ölçüde fayda sağlayabileceğini göstermektedir.
Kardiyovasküler hastalık tahmininin veri madenciliği yöntemleri ile tespit edilmesi
Kardiyovasküler hastalıklar (KVH), dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen ve önde gelen ölüm nedenlerinden biridir. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, bu hastalıkların erken teşhisi tedavi ve önleme süreçlerini kolaylaştırabilir. Ancak mevcut tanı yöntemleri pahalı, zaman alıcı ve etkisiz olabilmektedir, bu da düzenli tıbbi takibi zorlaştırmaktadır. Bu soruna yanıt olarak, otomatik öğrenme ve yapay zekâ teknikleri doğru, hızlı ve düşük maliyetli tanılar sunma potansiyeli taşımaktadır. Bu çalışmada, Cleveland, Macaristan, İsviçre ve VA Long Beach'ten alınan 1.190 örnek içeren Kaggle veri seti kullanılmıştır (561 sağlıklı, 629 hasta). Veriler Python ile %80 eğitim ve %20 test olarak bölünmüştür. K-En Yakın Komşu, Karar Ağaçları, Rastgele Orman, Gradient Boosting, SVM ve Çok Katmanlı Algılayıcı algoritmaları eğitilmiş ve 10 katlı K-Fold çapraz doğrulama ile değerlendirilmiştir. Gradient Boosting, %93 doğruluk, kesinlik, duyarlılık ve F1 skoru ile en iyi performansı göstermiştir. Bu sonuçlar, yapay zekâ tabanlı tekniklerin KVH'lerin erken teşhisini kolaylaştırma ve hasta bakımını iyileştirme potansiyelini kanıtlamaktadır.
Isıl işlem uygulanmış ebe karaçamının bazı mekaniksel özellikleri ve yetişme muhitinin toprak özelliklerinin incelenmesi
Bu çalışmada, ısıl işlemin, Ebe Karaçamının (Pinus nigra J. F. var. Seneriana) eğilme ve basınç dirençlerine olan etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla kullanılan karaçam odun örnekleri 250 °C sıcaklıkta 2 saat süreyle ısıl işleme tabi tutulmuştur. Isıl işlem görmüş ebe karaçamı odununun eğilme ve basınç direncinin kontrol numuneleri test sonuçlarına göre daha düşük olduğu görülmüştür. Ek olarak Anadolu karaçamı yetişme alanının toprak özellikleri araştırılmıştır. Analiz Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Simav Meslek Yüksekokulu laboratuvarında yapılmıştır. Analiz sonucunda, toprak alkali, kumlu ve organik madde humusca zengin olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Basınç Direnci, Ebe Karaçamı, Eğilme Direnci, Isıl İşlem, Toprak Analizi.
Isıl işlem görmüş böhler K340 soğuk iş takım çeliğinin tornalanmasında işlenebilirlik özelliklerinin araştırılması
Bu çalışmada toz metalurjisi yöntemiyle üretilmiş BOHLER K340 soğuk iş takım çeliğinin işlenebilirliği tornalama operasyonları açısından araştırılmıştır. Tornalama deneyleri öncesinde deney numunesi 59 HRC değerinde sertleştirilmiştir. Deneylerde DNGA 150608 AB30 karma seramik kesici uçlar kullanılmıştır. Dört farklı kesme hızı (80-120-160-200 m/dak), ilerleme (0.05-0.1-0.15-0.2 mm/devir) ve üç farklı kesme derinliği (0.25-0.50-0.75 mm) kuru kesme şartlarında uygulanmıştır. İşlenebilirlik incelenmesinde kesme kuvvetleri, ortalama yüzey pürüzlülükleri (Ra) ve takım aşınması değerlendirme kriteri olarak ele alınmıştır. Elde edilen sonuçlarının analitik ve istatistiksel analizleri yapılmıştır. İstatistiksel analizde varyans analizinden (ANOVA) yararlanılmıştır. İlerleme değerlerindeki artış yüzey pürüzlülüğü (Ra) ve kesme kuvvetleri üzerinde en etkin parametre olmuştur. En düşük Ra değeri 0.14 µm olarak elde edilmiştir. Kesici uçlarda en fazla görülen aşınma tiplerinin krater aşınması ve plastik deformasyon olduğu görülmüştür. Kesici üzerinde az miktar abrasif, yoğun olarak da adhesif (yapışma) ve difüzyon aşınma mekanizmalarının etkileri tespit edilmiştir.
Küresel grafitli ggg-70 dökme demirin minumum miktarda yağlama tekniği kullanılarak tornalanmasında işlenebilirliğinin deneysel olarak incelenmesi
Bu çalışmada, talaşlı imalatın önemli operasyonlarından olan tornalamada minimum miktarda yağlama (MMY) şartlarının işlenebilirlik üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Bu kapsamda, MMY içine nano boyutlu katı yağlayıcı MoS2 karıştırılmış ve GGG 70 küresel grafitli dökme demir tornalanmıştır. Yüzey pürüzlülüğü, takım aşınması ve talaş geometrileri incelenmiş ve nano-MoS2'nin işlenebilirlik üzerine etkileri araştırılmıştır. Kesme deneyleri 350 m/dak kesme hızı, 0,2 mm/deir ilerleme ve 4 mm kesme derinliğinde yapılmıştır. Kuru kesme, geleneksel soğutma, MMY ve 3 farklı oranda nano-MoS2 katkılı MMY şartlarında elde edilen yüzey pürüzülülüğü (Ra, Rz) değerleri kesici takım aşınmaları ve talaş oluşumları incelenmiştir. MMY sisteminde 3 farklı basınç ve 2 farklı debi değiken olarak belirlenmiştir. Ra ve Rz sonuçlarının ve bunların deney parametreleri ile olan ilişkilerinin belirlenmesi için varyans analizi, Dunnet ve Tukey testi gibi bir dizi istatistiksel işlem yapılmıştır. Kuru tornalama şartlarında en yüksek ortalama Ra değeri elde edilmiştir. Normal püskürtme, MMY ve nano MoS2 katkılı MMY şartlarında pürüzlülük değeri azalmıştır. Ra değerinde kuru işleme şartlarına göre % 37 değerinde, Rz değerinde ise % 39 oranında bir azalma elde edilmiştir. Takım aşınmaları üzerine nano-MoS2 katkısının olumlu etkileri olmuştur. Anahtar kelimeler: MMY, MQL, Tornalama, Takım aşınması, Yüzey pürüzlülüğü
Boraks ve borik asit ile emprenye edilmiş ve ısıl işlem görmüş karaçam odununun bazı fiziksel ve mekanik özellikleri
Bu çalışmada, ülkemizde doğal olarak yetişen Karaçam (Pinus nigra Arnold) ağacı, birçok sektörde yaygın olarak kullanılan boraks ve borik asit kimyasalları ile çeşitli oranlarında çözündürülerek daldırma yöntemiyle emprenye edilmiş ve ısıl işleme tabi tutulmuştur. Bu amaçla standartlara uygun olarak hazırlanan deney örnekleri % 1, % 3 ve % 5 oranlarında çözündürülmüş bor türevlerinde 48 saat süreliğine daldırma yöntemiyle emprenye edilmiş daha sonra ısıl işlem fırınında normal atmosfer ortamında 150, 170, 190 ve 210 °C'de 3 saat süre ile ısıl işlem uygulanmıştır. Elde edilen deney örnekleri üzerinde hava kurusu yoğunluk, eğilme direnci, eğilmede elastikiyet modülü, liflere paralel basınç direnci ve hacimsel şişme değerlerinde meydana gelen değişimler incelenmiştir. Sonuç olarak, ısıl işlem sıcaklığı arttıkça hava kurusu yoğunluk, eğilme direnci ve eğilmede elastikiyet modülü, liflere paralel basınç direnci ve hacimsel şişme değerlerinde düşüşlerin olduğu belirlenmiştir. Boraks ve borik asit çözeltileriyle emprenye edilen örneklerin fiziksel ve mekaniksel özelliklerinde önemli değişiklikler olurken, en fazla fiziksel ve mekaniksel değişimler 210 °C'de ısıl işlem uygulanan örneklerde, en az ise 150 °C'de ısıl işlem uygulanan örneklerde belirlenmiştir.
Karbon ve cam elyaf ile güçlendirilmiş ısıl işlemli kayın odununun bazı fiziksel ve mekaniksel özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışmada, farklı sıcaklıklarda ısıl işlem uygulanmış Doğu kayını (Fagus orientalis L.) odunundan elde edilen örnekler karbon ve cam fiber ile güçlendirilmiş ve fiziksel ve mekanik özelliklerindeki meydana gelen değişimler incelenmiştir. Bu amaçla, kayın ağacı 150, 175 ve 200ºC sıcaklıklarda 3 saat süre ile ısıl işleme tabi tutulduktan sonra uygun ölçülerde kaplamalar kesilmiş ve aralarına karbon ve cam fiber ekleyerek fenol formaldehit tutkalı kullanılarak 4 katmanlı lamine malzemeler üretilmiştir. Kontrol grubunda ise sadece kayın örnekler lamine edilmiştir. Örneklerin hava kurusu yoğunluk değeri, eğilme direnci ve eğilmede elastikiyet modülü, liflere paralel basınç direnci, yapışma direnci ve hacimsel şişme değerleri belirlenmiştir. Çalışma sonunda ısıl işlem sıcaklığına bağlı olarak mekanik özelliklerde düşüşler görülürken, hava kurusu yoğunluk değeri en yüksek ısıl işlemsiz ve cam fiber takviyeli örneklerde (0.742 g/cm3), en yüksek eğilme direnci 150 °C'de ısıl işlem uygulanmış ve karbon fiber takviyeli örneklerde (123.95 N/mm2), en yüksek eğilmede elastikiyet modülü ısıl işlemsiz ve karbon fiber takviyeli örneklerde (13299 N/mm2), en yüksek liflere paralel basınç direnci ısıl işlemsiz ve takviyesiz örneklerde (69.75 N/mm2), en yüksek yapışma direnci ısıl işlemsiz ve takviyesiz örneklerde (10.57 N/mm2) belirlenmiştir. Hacimsel şişme testlerinde ise en yüksek değer ısıl işlemsiz ve takviyesiz örneklerde elde edilirken (% 15.96), en düşük 200 ºC'de ısıl işleme maruz kalan ve karbon fiber takviyeli örneklerde (% 10.93) belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: cam elyaf, karbon elyaf, ısıl işlem, mekanik özellikler, kayın ağacı
Katı oksit yakıt pilleri için Bi2O3 katkılı katı elektrolit-katot malzemelerin sentezi ve karakterizasyonu
Bu çalışmada; orta sıcaklıkta çalışabilen katı oksit yakıt pillerinde (IT-SOFC) kullanılan, Bi2O3 tabanlı katı elektrolitlerin ve perovskit özellikli katot elektrotların üretimi ve karakterizasyonları yapılmıştır. Eu2O3, Dy2O3 ve Bi2O3 bileşikleri kullanılarak katı hal reaksiyonu ile katı elektrolit numuneleri elde edilmiştir. Kararlı faz ve orta sıcaklıkta çalışabilen katı oksit yakıt pillerinde en yüksek güç yoğunluğu oluşturabilecek olan δ-Bi2O3 (kübik-fcc) fazına ulaşılmaya çalışıldı. Yeni numunelerin faz değişim zamanı, faz değişim sıcaklığı, katkı miktarlarının etkileri, katkı malzemesi türünün etkileri belirlenmiştir. X-Işınları Difraktometresi (XRD) ve Diferansiyel Termal Analiz ve Termal Gravimetri (TG/DTA) ile ikili (Eu2O3-Bi2O3) ve üçlü (Eu2O3-Bi2O3-Dy2O3) katkılı toz malzemelerin kristal yapı kimlik analizleri yapılmıştır. İletkenlik ölçüm işleminde dört nokta d.c. ölçüm tekniği kullanılmıştır. Deneysel süreçler sonucunda ikili sistemlerden elektrolit olarak sadece %40 Eu2O katkılı E40B adlı numuneden δ- Bi2O3 fazı elde edildiği ve kararlı oksijen iyonik iletkenliğinin olduğu, üçlü sistemlerden elde edilmiş olan Eu2O3(x) Dy2O3(y) Bi2O3(1-x-y) (E5DyB; x: %5; y: %25-30-35 mol) modellerinin orta sıcaklıklı katı oksit yakıt pili için ideal katı elektrolite yaklaştığı görülmüştür. Ln2O3 tarzı iki çeşit katkı malzeme miktarının artışı ile elektriksel iletkenliğin arttığı gözlemlenmiştir. Ayrıca Sr2FeBa(1-x)Eux (x: %25-40 mol, SFBEux) şeklinde kristal ve elektriksel iletkenlik özellikleri araştırılarak karışık iletkenlikli perovskit özellikli katot elektrot oluşturuldu. Oluşturulan katot numunelerinde yalnızca BaCO3 ve Eu2O3 katkı kütleleri değiştirilmiştir. Katot elektrotların deneysel sonuçlarından tam olarak kararlı faz elde edilememiştir. Çalışmalarını yaptığımız katı elektrolit numunelerinden heterojen fazlar dışındaki homojen fazların endüstriyel uygulamalarda kullanılabilir özellikte oldukları belirlenmiştir.
Yerli ve yabancı ağaç türlerinin bazı teknolojik özellikleriüzerine deniz suyunun etkisinin araştırılması
Bu tez kapsamında, Türkiye keresteciliğinde kullanılan önemli iki tür olan Sarıçam (Pinus sylvestris) ve Doğu Kayını (Fagus orientalis L.) ağaçlarının diri odunları ve Tropik ağaç türü olan Tali (Erythrophleum suaveolens) ve Mkuruti (Baphia kirkii) ağaç türlerinin diri odun kısımları kullanılmıştır. Kullanılan Sarıçam ve Kayın diri odunu Kütahya ilinin Simav ilçesinde faaliyet gösteren yerel kereste işletmecilerinden temin edilmiştir. Tropik ağaç türleri ise Doğu Afrika ülkesi olan Tanzanya'nın Tanganika Eyaletinde faaliyet gösteren yerel kereste işletmecilerinden temin edilmiştir. Elde edilen diri odun kerestelerinin fiziksel (yoğunluk) ve mekanik (eğilme direnci, basınç direnci) özelliklerinin belirlenmesi için test numuneleri hazırlanmıştır. Hazırlanan test numuneleri Tanzanya Zanzibar adasında elde edilen Hint okyanus suyu içerisinde 1 yıl süre ile bekletilmiştir. Deniz suyundan çıkarılan örnekler ve deniz suyuna maruz kalmamış kontrol örnekleri 1 ay süre ile iklimlendirme dolabında, klimatize edilip hava kurusu hale getirilmiştir. Elde edilen bulgular neticesinde sarıçam ve tropik ağaç türlerinin yoğunluk değerlerinin deniz suyuna maruz bırakılması ile arttığı, kayın örneklerinin yoğunluk değerlerinde ise önemli derecede bir değişimin olmadığı belirlenmiştir. Deniz suyuna maruz bırakılan yerli ağaç türlerinin eğilme direnci özelliklerinde kontrol örneklerine kıyasla belirgin bir düşüş ölçülmüştür. Tropik ağaç türlerinin eğilme dirençlerinde ise hafifçe değişimler tespit edilmiş olup,Tali ve Mkuruti örneklerinde ise pozitif yönde bir değişim görülmüştür. Yerli ağaç türlerinin basınç direnci özelliklerinde ise deniz suyuna maruz bırakılmış örneklerin kontrol örneklerine nazaran azalma görülürken, tropik ağaç türlerinde ise artış belirlenmiştir. Genel olarak bakıldığında yerli ve tropik ağaç türlerinin diri odunlarını deniz suyuna maruz bırakmanın ağaç türlerinin fiziksel ve mekanik özellikleri üzerinde önemli derecede etkisinin olduğu belirlenmiştir.
Al 5005-H24 alaşımının CNC tornada inkremental şekillendirilme yöntemi ile şekillendirilebilirlik özelliklerinin incelenmesi
Son yıllarda, inkremental sac şekillendirme yöntemleri üzerinde çok sayıda araştırma ve çalışmalar yapılmasına rağmen, endüstriyel uygulamalarda istenilen seviyeye gelinememiştir. İnkremental şekillendirme yöntemi, üretim teknikleri kapsamında geliştirmeye açık, prototip üretim yöntemleri açısından gelecek vaat eden tekniklerdir. Daha önceki çalışmalarda ağırlıklı olarak CNC frezede deneylerin ve üretim yöntemlerinin gerçekleştirildiğini görülmektedir. Bu araştırmada malzeme olarak Al 5005 alaşımı seçilmiştir. Çünkü daha önceki yapılan çalışmalarda Al 5005 sac levhaların inkremental şekillendirilmesi ile ilgili bir çalışma yapılmamıştır. Bu çalışmada CNC torna tezgahında negatif inkremental şekillendirme yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Şekillendiren 1mmlik Al 5005-H24 sac levhasının, takım yolu etkisi, devir ve adım miktarının levhadaki et kalınlık değişimleri ve yüzey pürüzlülüğü üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Farklı takım yolları stratejileri denenmiş ve derinlik arttırılmaya yönelik deneyler yapılmıştır. Çeşitli duvar eğim açıları arasında deneyler yapıldı 30 mm yüksekliğine kadar olan kesik koni formundaki levhalar araştırılmıştır. Deney sonuçlarına göre maksimum duvar eğim açısı θmax: 64° bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: CNC Torna, Maksimum Duvar Açısı, Negatif İnkremental Şekillendirme.
Çok duvarlı karbon nanotüp, molibden disülfit ve silikon katkılı karbon elyaf/poliamit 66 kompozitlerinin mekanik ve tribolojik özelliklerinin incelenmesi
Bu çalışmada, %10 karbon elyaf katkılı PA66 (PA66/10KE), %20 karbon elyaf katkılı PA66 (PA66/20KE), %30 karbon elyaf katkılı PA66 (PA66/30KE), %0,5 çok duvarlı karbon nanotüp katkılı PA66/30KE (PA66/30KE/0,5ÇDKNT), %0,5 çok duvarlı karbon nanotüp+%3 molibden disülfit katkılı PA66/30KE (PA66/30KE/0,5ÇDKNT/3MoS2) ve %0,5 çok duvarlı karbon nanotüp+%3 silikon katkılı PA66/30KE (PA66/30KE/0,5ÇDKNT/3Silikon) kompozitleri ekstrüzyon ve enjeksiyon kalıplama yöntemleri ile üretilmiştir. Katkıların, matris malzemesinin tribolojik, mekanik ve termal özelliklerine olan etkilerini araştırmak için; elde edilen kompozitlere, mekanik testler, termal analizler ve tribolojik deneyler uygulanmıştır. Kompozitlere uygulanan tribolojik deneyler, pim-on-disk cihazında gerçekleştirilen aşınma ve sürtünme deneyleridir. Deneyler kuru ortam şartlarında yapılmıştır. Deneyler oda sıcaklığına (23°C); yük olarak 20N, 30N ve 40N ve 0,4m/s; 0,8m/s ve 1,2m/s kayma hızlarında, 1000 metre kayma yolunda yapılmıştır. Deneyler sonucunda, polimer ve kompozit malzemelerin aşınma ve sürtünme davranışlarına uygulanan yükün etkisi, hızın etkisi ve katkıların etkileri incelenmiştir. Yapılan çalışmalar sonucunda, PA66 polimeri ilave edilen karbon elyaf, çok duvarlı karbon nanotüp ve silikon katkıları, çekme ve eğme mukavemeti, elastiklik ve eğme modülü değerlerini artırırken kopma uzaması değerlerini azaltmıştır. Tüm numuneler için artan yük ve kayma hızı ile sürtünme katsayısı ve aşınma oranı artmıştır. PA66 polimerine ilave edilen MoS2 katkısı sürtünme katsayısı ve aşınma oranının azalmasında en etkili katkı olarak belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Çok Duvarlı Karbon Nano Tüp, Karbon Elyaf, Mekanik Özellikler, Molibden Disülfit, Poliamit 66, Silikon, Tribolojik Özellikler
Afyonkarahisar'daki bir mobilya üretim tesisinin iş sağlığı ve güvenliği açısından risk analizi ve değerlendirilmesi
Bu çalışmada, mobilya üretimindeki tehlike ve risklerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, Afyonkarahisar Organize Sanayi Bölgesinde mobilya üretimi gerçekleştiren orta büyüklükteki bir işletmede saha gözlemi yapılmış, gerekli görülen alanlarda fotoğraf çekimleri gerçekleştirilerek, çalışanlar ve işyeri yetkilileri ile ilgili görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bilgiler ışığında işyerinde yürütülen her faaliyete ait potansiyel risklerin saptanabilmesi için işyeri, 16 bölüme ayrılmıştır. Sonraki aşamada, işyerindeki mevcut tehlikeler ile bunlara ait riskler belirlenerek, risk değerlendirme çalışması yapılmıştır. Risk değerlendirme yöntemleri içinde uygulama kolaylığı yanında, proaktif yaklaşımı ilke edinmesi nedeniyle İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü (İSGGM) tarafından da tavsiye edilen 3T Matris Risk Değerlendirme Metodu (3T MRDM) uygulanmıştır. Çalışma sonucunda ilgili işyerinde, 299'u temel modüllerden olmak üzere; toplam 763 adet tehlikenin bulunduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte, işyerinin Modül Güvenlik Endeksi (MGE) %71,56 çıkmıştır. Buna göre 3T Matris Risk Değerlendirme Metodunun, mobilya sektörü başta olmak üzere; tüm sanayi dallarında kullanılmasının faydalı olabileceği önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: 3T Risk Değerlendirme Metodu, İş Sağlığı ve Güvenliği, Mobilya Sektörü, Mobilya Üretimi, Risk Değerlendirmesi
Isıl işlemin ağaç malzemenin işlenmesinde yüzey kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, Isıl işlem uygulanmış ve uygulanmamış ahşap malzemelerin CNC makinesinde kullanılan farklı işleme parametrelerinin yüzey kalitesine etkilerini inceleyerek optimum işleme değerlerini belirlemektir. Bu amaç doğrultusunda Sibirya çamından (Pinus sibirica) TS 2470 standardına uygun olarak ısıl işlem uygulanmış ve uygulanmamış numunelerden hazırlanan örnekler HSS malzemeden üretilmiş 5 mm çapındaki kesiciler ile CNC makinesi kullanılarak işlenmiştir. İşleme 4 mm derinliğinde, iki farklı kesici (karbür negatif freze bıçağı ve karbür pozitif-negatif freze bıçağı) kullanılarak, 8000, 12000, 16000 dev/dak devir sayılarında, 1000, 1500, 2000 mm/dak ilerleme hızlarında gerçekleştirilmiştir. Elde edilen yüzeylerde ISO 4287'ye göre yüzey pürüzlülüğü (Ra ve Rz) ölçümleri yapılmıştır. Veriler genel olarak değerlendirildiğinde en düşük Ra değeri ısıl işlem görmemiş, %50 yanal adımda, 12000 dev/dak devir sayısında, 1000 mm/dak ilerleme hızında 1 numaralı kesici ile yapılan işlemlerde ısıl işlem görmemiş malzemelerde elde edilmiştir. En yüksek Ra değeri ise ısıl işlem görmüş, %100 yanal adımda, 16000 dev/dak'da, 2000 mm/dak ilerleme hızında 2 numaralı kesici ile yapılan işlemlerde meydana gelmiştir. Yüzey prüzlülüğüne etki eden en önemli parametrenin ilerleme hızı olduğu görülmüştür.
Grafit katkılı siklo-olefin kopolimer (coc) kompozitlerin tribolojik özelliklerinin incelenmesi
Bu yüksek lisans tezinde, ağırlıkça % 5, % 15, % 30, % 45, % 60 ve % 75 oranlarında grafit katkılı siklo-olefin kopolimer (COC) kompozitleri ekstrüzyon ve basınçlı kalıplama yöntemleri ile üretilmiştir. Sürtünme ve aşınma deneyleri, pim-disk cihazında, kuru ortam şartlarında, 20 N, 30 N ve 40 N yük ve 0,5 m/s 1 m/s, 1,5 m/s kayma hızında gerçekleştirilmiştir. Deneysel çalışmalar, COC polimeri ve grafit katkılı COC kompozitlerin artan kayma hızı ve yüke bağlı olarak sürtünme katsayısı azalmış aşınma oranı ise artmıştır. COC polimerine eklenen grafit katkısı ile sürtünme katsayısı ve aşınması önemli oranda azalmıştır. En düşük sürtünme katsayısı ve aşınma oranı COC kompozitinde ve % 75 grafit katkısı ile elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Aşınma, Ekstrüzyon, Grafit, Siklo-Olefin Kopolimer (COC), Sürtünme, Polimer.
Termo-mekanik yoğunlaştırmanın masif ağaç malzemenin işlenme özellikleri üzerine etkisi
Termo-mekanik yoğunlaştırmanın masif ağaç malzemenin işlenme özellikleri üzerine etkisini belirlemek ve farklı oranlarda yoğunlaştırılan ağaç malzemenin işlenme özelliklerinde en iyi yüzey kalitesine ulaşmak için optimum kesiş parametrelerini tespit etmek çalışmanın temel hedefleridir. Bu kapsamda ülkemizde yaygın olarak yetiştirilen karakavak (Populus nigra L.) deney materyali olarak seçilmiştir. %0, %20 ve %40 oranlarında sıkıştırılarak yoğunlaştırılan ağaç malzemeler, CNC tezgahında 1000, 1500 ve 2000 mm/dak ilerleme hızlarında, 12000, 15000, 18000 dev/dakika devir sayılarında, iki farklı kesici kullanılarak işlenmiştir. Elde edilen yüzeylerin yüzey pürüzlülük değerleri (Ra ve Rz) tespit edilmiştir. İşlenen yüzeylerde en düşük yüzey pürüzlülüğü %40 sıkıştırılarak yoğunlaştırılan numunelerde elde edilmiştir. En düşük yüzey pürüzlülüğü değerleri %40 sıkıştırma oranında, 1 nolu kesicide, 1000 mm/dak ilerleme hızında ve 18000 devir/dakika devir sayısında elde edilmiştir.
Beyin tümörlerinin sınıflandırılması için bilgisayar destekli tanı sisteminin tasarlanması ve uygulanması
Bu çalışmada, manyetik rezonans görüntüleri (MRG) aracılığıyla beyin tümörünün otomatik tespiti ve sınıflandırılması için iki aşamalı bir CAD sistemi geliştirilmiştir. Sistemler hem tanılama doğruluğunu artırmakta hemde ihtiyaç duyulan süreyi azaltmaktadır. Bu sistem ilk aşamada beyin tümörü MRG'sini normal ve anormal görüntüler olarak sınıflandırmaktadır. İkinci aşamada ise anormal MRG'lerden tümör tipi iyi huylu (kansersiz) veya kötü huylu (kanserli) olarak sınıflandırmaktadır. Önerilen CAD ile; K-ortalama kümeleme, MRG görüntü segmentasyonu, ayrık dalgacık dönüşümü (DWT) kullanılarak özellik çıkarmada ve temel bileşen analizi (PCA) uygulayarak özellik azaltma işlemleri gerçekleştirilmiştir. İkinci aşamadaki sınıflandırmada ise bir destek vektör makinesi (SVM) kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Önerilen CAD'in performans değerlendirmesi, standart olmayan bir MRG veri tabanı kullanılarak sonuçlar elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Beyin Tümörü, DWT, PCA, SVM, Tümör Sınıflandırması
Kütahya'nın seçilen ilçeleri için rüzgar potansiyelinin değerlendirilmesi ve teknik analizi
Fosil yakıtlarla karşılaştırıldığında rüzgar enerjisi, bugün dünyanın karşı karşıya olduğu birçok çevre sorununun (sera etkisi, atmosfer, toprak ve su kirliliği) çözülmesine yardımcı olan alternatif bir enerji çözümüdür. Bu çalışma ile Kütahyanın Simav, Aslanapa, Altıntaş, Dumlupınar ve Gediz ilçelerinde rüzgar enerji potansiyelleri WAsP metodu kullanılarak hesaplanmıştır. Kütahya Meteoroloji Genel Müdürlüğünden ilçelerin 2016-2019 arasındaki rüzgar hız verileriyle analiz yapılmıştır. İstatistik analiz sonucuyla Aslanapa ilçesinin rüzgar enerji potansiyeli yüksek ve verimli tepeler tespit edilmiştir. Vestas V-112 modeli ile 42 MW rüzgar santrali WAsP yazılımı ile simüle edilerek yıllık enerji üretimi hesaplanmıştır. Ayrıca Aslanapa ilçesindeki rüzgar santrali yerleşim optimizasyonu gerçekleştirilerek analitik Gaussian iz bölgesi kaybı modeli ile Jensen modeli karşılaştırılmış. Sonuçlar Gaussian analitik modelinin daha gerçekçi enerji üretim değerleri göstermiştir. Jensen modeli, alan kısıtlaması olmayan nispeten düşük güç kapasiteli rüzgar çiftliklerinin tasarımında ve basitliğiyle ayrıca iki modeldeki üretimlerin benzer olması nedeniyle tercih edilmektedir. Bir algoritma oluşturulup türbin noktası merkezli olarak olası çözümler üretilmiş, Enercon E-141 modelinin baskın model olduğu sonucuna varılmıştır. Bu çalışmalar doğrultusunda beş ilçe arasında rüzgar santral kurulumuna sahip en iyi ilçenin Aslanapa ve Enercon E-141 model türbin kullanılarak 40 MW gücünde santralin ilçenin en doğru model olduğu sonucuna varılmıştır.
Sinyal ayrıştırma teknikleri ve derin öğrenme modeli kullanılarak eeg sinyallerinden zihinsel iş yükünün otomatik tespiti
Zihinsel iş yükü, belirli bir süre boyunca bir görevi tamamlamak için gerekli olan zihinsel iş miktarıdır. Zihinsel iş yükünü ölçmek için taşınılabilirliliği, kullanım pratikliği ve sinyal alımının kolaylığı gibi sebeplerle çoğunlukla EEG sinyalleri kullanılmaktadır. Literatürde, zihinsel iş yükünün sınıflandırılmasıyla ilgili farklı özellik çıkarma ve sınıflandırma algoritmaları kullanılarak birçok çalışma yapılmıştır. Fakat yapılan bu çalışmalarda sınırlı başarılara ulaşılmıştır. Bu tez çalışmasında, katılımcılara iki farklı sayının seri olarak çıkartılması aritmetik görevi verilmiştir. Katılımcıların dinlenme ve aritmetik görev verildiği esnasındaki EEG sinyalleri, 23 kanallı ve 500 hz örnekleme frekansına sahip EEG cihazı kullanılarak kaydedilmiştir. Ham EEG sinyallerine DWT ve EMD uygulanarak delta (0-4 hz), teta (4-8 hz), alfa (8-16 hz) ve beta (16-32 hz) bandları elde edilmiştir. Bandlara ait PSD değerleri Welch yöntemi kullanılarak hesaplanmıştır. Her bir banddan gelen güç değerleri birleştirilerek öznitelik vektörleri oluşturulmuştur. DWT+Welch, EMD+Welch ve Welch ile oluşturulan öznitelik vektörlerinin, LSTM derin öğrenmesi algoritması ile SVM ve k-NN makine öğrenmesi algoritmaları kullanılarak sınıflandırma işlemi yapılmıştır. Sınıflandırma sonucunda her sınıflandırıcıya ait performans metrikleri kanallar bazında çizelgeler halinde gösterilmiştir.
Bulanık mantık yaklaşımı ile elektrik dağıtım şebekesi projelerinin önceliklendirilmesi
Enerji, yaşantımızın birçok alanında ihtiyaç duyduğumuz, günümüzde ve gelecekte stratejik önemde etkisi olan bir faktördür. Elektrik enerjisinin dağıtımı, üretim ve iletime süreçlerine göre daha karmaşık bir yapıya sahiptir. Elektrik enerjisinin kullanıcılara kaliteli, sürekli ve güvenli bir şekilde ulaştırılması, artan enerji taleplerinin karşılanması elektrik dağıtım şirketlerinin sorumluluğundadır. Bu nedenle dağıtım şirketleri dönemler halinde yaptıkları planlamalarda bu hususları göz önünde bulundurmalıdır. Elektrik dağıtım şebekesi planlamasında birden çok kriterin bulunması proje seçimi ve karar verme durumunda problem oluşturmaktadır. Karar verme süreçlerinde yardımcı olacak birçok bilimsel uygulama ve metot kullanılmaktadır. Karar destek sitemi olarak yapay zeka uygulamalarının kullanımı ise giderek artmaktadır. Uzman sistemler içinde bulunan bulanık mantık ise, insanların bilgi ve deneyimlerinden elde edilen verileri sayısallaştırarak oluşturulan kurallar ile birlikte bilgisayarlara aktararak çıkarımlarda bulunmamızı sağlar. Yapılan çalışmada, yatırım planına alınacak projelerin bulanık mantık yöntemi ile önceliklendirilmesi yapılmıştır. Elektrik dağıtımı mevzuatı (kanun, yönetmelik vb.) doğrultusunda ve uzman kişilerin de görüşleri alınarak 21 adet alt ve 6 adet ana kriter belirlenmiştir. Alt ve ana kriterler arasında gruplama yapılarak yedi adet bulanık uzman sistem (BUS) tasarlanmıştır. Bu çalışma sonucunda yatırım planlama kriterleri arasındaki ilişki belirlenerek, yatırım projesi seçiminde karar verecek olan yöneticilere en iyi durumu sunarak objektif ve doğru yönde karar vermesine yönelik model oluşturulmuştur.
Küçük ölçekli seralarda bluetooth kontrollü otomasyon sistemi prototipi
ESP32 kontrollü sulama sisteminin başarılı bir şekilde geliştirilmesi ve uygulanması, sofistike mikrodenetleyici teknolojisinin geleneksel tarım yöntemleriyle entegre edilmesinin sürdürülebilirlik ve verimliliği artırma potansiyelini mükemmel bir şekilde örneklemektedir. Hassas, gerçek zamanlı toprak nemi ölçümlerine dayalı olarak sulamayı optimize etmek için titizlikle tasarlanmış bu yenilikçi sistem, su kaynaklarını önemli ölçüde korurken aynı zamanda tarımın operasyonel verimliliğini artırır. Otomasyonu, manuel iş gücüne olan ihtiyacı azaltır ve suyun dikkatli kullanılmasını sağlar, özellikle su kıtlığı ve sıkı kaynak yönetimi ihtiyaçlarıyla mücadele eden bölgelerde hayati öneme sahip pratik bir çözüm sunar. Gelişmiş teknolojiyi modern tarımın kritik gereksinimleriyle nahtasız bir şekilde birleştirerek, geniş bir tarımsal ortam yelpazesi için özelleştirilebilecek ölçeklenebilir ve uyarlanabilir bir çözüm sunar. Gelecekte, yapay zeka entegrasyonu ile öngörücü su yönetimi ve daha sezgisel kullanıcı arayüzlerinin geliştirilmesi gibi potansiyel yükseltmelerle, sistemin uygulanabilirliği ve etkinliği genişleyecek, dünya genelinde sürdürülebilir tarım uygulamalarında bir devrim için zemin hazırlayacaktır.
Beyin sinyalleri kullanılarak psikiyatrik hastalıkların derin öğrenme ve makine öğrenme yöntemleriyle incelenmesi
Psikiyatrik bozukluklar, bireyler, aileler ve toplum üzerinde önemli etkileri olabilen büyük bir halk sağlığı sorunudur. Bu bozuklukların erken teşhis ve tedavisi, hasta sonuçlarını iyileştirebilir ve topluma olan yükü hafifletebilir. Elektroensefalografi (EEG), beyindeki elektriksel aktiviteyi kaydetmek için kullanılan invaziv olmayan bir tıbbi görüntüleme tekniğidir. EEG sinyalleri, şizofreni, depresyon ve anksiyete dahil olmak üzere çeşitli nörolojik bozuklukların teşhisinde kullanılabilir. Derin öğrenme ve makine öğrenme, EEG sinyallerini analiz etmek için kullanılabilen iki tür yapay zekadır (AI). Bu yöntemler, psikiyatrik bozukluklarla ilişkili olan EEG sinyallerindeki kalıpları belirlemek için kullanılabilir. Bu çalışma, psikiyatrik bozuklukların EEG sinyallerine etkisini incelemek için derin öğrenme ve makine öğrenme yöntemlerinin kullanımını araştırmıştır. Çalışmada, şizofreni, depresyon ve anksiyete dahil olmak üzere çeşitli psikiyatrik bozuklukları olan hastalardan alınan EEG sinyallerinin bir veri seti kullanılmıştır. Çalışmada, derin öğrenme ve makine öğrenme yöntemlerinin, psikiyatrik bozukluklarla ilişkili olan EEG sinyallerindeki kalıpları tanımlayabildiği bulunmuştur. Bu kalıplar, psikiyatrik bozuklukların teşhis ve tedavisinin iyileştirilmesi için kullanılabilir. Genel olarak, bu çalışma, derin öğrenme ve makine öğrenme yöntemlerinin psikiyatrik bozuklukların EEG sinyallerine etkisini incelemek için kullanılabileceğini göstermektedir. Bu yöntemlerin psikiyatrik bozuklukların teşhis ve tedavisini iyileştirme potansiyeli vardır. Anahtar Kelimeler: Psikiyatrik bozukluklar, EEG sinyalleri, Derin öğrenme, Makine öğrenme, Teşhis & Tedavi
Karaçam odununda yetişme yönü, ısıl işlem ve alfa-x kimyasalının etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmada, karaçam odununun mekanik özellikleri, yetişme yönü, alfa x kimyasalı ve ısıl işlemin etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla çalışmada kullanılan Karaçam (Pinus nigra) Kütahya İlinin Simav İlçesine bağlı Kiçir Dağı deposundan temin edilmiştir. Alınan bu örnekler 30x20x20 mm ölçülerinde deney için hazırlanmıştır. Örnekler daha sonra alfa x kimyasalıyla emprenye edilerek ısıl işleme tabi tutulmuştur. Örneklere basınç direnci, eğilme direnci, yoğunluk ve elastikiyet modülü testleri uygulanmıştır. Sonuç olarak, güney bakıda yetişen karaçamların kuzey bakıdaki karaçamlara göre yoğunluk ve basınç değerlerinin daha fazla ve elastikiyet modülü değerlerinin daha az olduğu tespit edilmiştir. Karaçama emprenye uygulandığında her iki bakıda yoğunluk ve eğilme değerlerinde düşüş görülürken basınç değerlerinde artış görülmüştür. Emprenyeli karaçamlara ısıl işlem uygulandığında her iki bakıda eğilme ve elastikiyet modülü değerlerinde artış görülürken basınç değerlerinde düşüş görülmüştür.
Meslek liselerinde mobilya üzerine eğitim gören öğrencilerin kullandığı bazı makinelerde OWAS yöntemi ile ergonomik risk analizi
Günümüzde mobilya üretimi yapılan işletmelerde, mobilya üzerine eğitim yapılan meslek lisesi uygulama atölyelerinde kullanılan makinelerin kullanım şeklinden, yapısından, çalışma prensibinden kaynaklanan iş kazalarının ciddi yaralanmalara yol açtığı bir gerçektir. Makinelerin insan ergonomisine uyumsuz olması da iş kazaları ve risklerinin temel sebebidir. Bu tez çalışmasında; Literatür taramasından sonra ikinci bölümde ergonomi hakkında genel bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde ise ergonomik uyumsuzlukların sebep olabileceği kas iskelet sistemi rahatsızlıklarından bahsedilmiştir. Dördüncü bölümde ise basit gözleme dayalı bir ergonomik risk değerlendirme yöntemi olan OWAS' tan (Ovako Working Posture Analyzing System) söz edilmiştir. Beşinci bölümde, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı Mesleki ve Teknik Anadolu Liselerindeki Mobilya ve İç Mekân Tasarımı Alanı ve bu alanda eğitim alan öğrencilerin uygulama atölyelerinde kullandıkları bazı makinelerle ilgili genel bilgi verilmiştir. Son bölümde ise öğrencilerin uygulama yaparken kullandıkları bazı makinelere uyumları üzerine OWAS yöntemi ile ergonomik risk analizi yapılmıştır. Bu araştırmanın sonucunda uygulama atölyelerindeki ergonomik risklerin ortaya çıkarılması, azaltılması ve mümkünse ortadan kaldırılması amaçlanmıştır.
Kablo üretim fabrikasında kullanılan konveyör hatları için labview tabanlı esnek otomasyon sisteminin tasarımı ve uygulaması
Sanayi kuruluşlarında gerçekleşen üretimin anlık takibi gün geçtikçe büyük önem kazanmaktadır. Takip sistemlerinin geliştirilmesinde endüstriyel otomasyon teknolojilerinin kullanımı çok yaygınlaşmıştır. Bu tez çalışmasında otomasyon teknolojilerinde sıklıkla kullanılan ve görsel bir programlama dili olan LabVIEW, Türkiye'nin yerli üretimi olan gitgide kendini geliştiren GLC-386R PLC ve TCP/IP haberleşme protokolü kullanılarak, esnek otomasyon sistemli veri takip sisteminin tasarım ve uygulaması gerçekleştirilmiştir. Bu tez çalışması daha sonra 'Nursan Kablo Donanımları' fabrikasında bulunan kablo donanım üretiminde kullanılan konveyör hatlarına entegre edilmiştir. Yapılan tez çalışmasında, birinci arayüz ile bir sunucu oluşturulmuş ve her bir konveyör hattlarına birer adet PC, PLC ve sensörler yerleştirilerek gerçek zamanlı kablo donanım üretim adetleri hakkında veri toplama sistemi oluşturulmuştur. Sunucu bilgisayarda oluşturulan LabVIEW tabanlı arayüz kullanılarak, konveyör hatlarından toplanan verilere göre tesisin üretim analizi ve verimi gerçek zamanlı olarak izlenmiştir. Bu tez çalışması ile ayrıca, tesise ait tüm üretim parametreleri anlık olarak kaydedilebilmekte, konveyör hatları için kaydedilen parametreler vardiya sonlarında otomatik ve/ya vardiya içersinde manuel olarak ilgili mercilerle paylaşılabilmektedir. Ayrıca, konveyör hatlarında saatlik üretim adetlerinden alınan veriler ile kablo donanım adetlerinde oluşan azalmaların sebeplerine anında müdahale edilebilmektedir.
Sürücü benzetim sistemi ile sürücülerden elde edilen EEG sinyallerinden acil fren durumunun Yapay Sinir Ağları ile tahmin edilmesi
Dünyada otomobil sayılarının giderek artması güvenlik önlemlerinin de artırılmasını beraberinde getirmektedir. Daha önce EEG sinyalleri kullanılarak acil fren durumlarının kontrolü ile ilgili yapılan çalışmalarda, Sequential Forward Floating Search (SFFS) yöntemi ve EEG aktivitelerinden elde dilen ERP işaretleri kullanılmıştır. Bu çalışma ile sürücü benzetim sistemi ile sürüş sırasında sürücülerden alınan Elektroensefalogram(EEG) sinyalleri kullanılarak acil fren durumlarının tahmin edilmesi sağlanmaktadır. Bu çalışmada sürücü benzetim sistemi ile sürüş sırasında sürücülerden alınan EEG sinyallerinin öznitelikleri, pwelch metodu kullanılarak elde edilmiş ve sinyaller delta, teta, alfa ve beta alt frekans bantlarına ayrılmıştır. Elde dilen alt frekans banlarına ait sinyaller Yapay Sinir Ağları(YSA) kullanılarak eğitilmiştir. EEG sinyallerinin eğitilmesi aşamasında, YSA'da Feed-Forward Backpropagation ve Learning Vector Quantization(LVQ) metodları kullanılmıştır. Sürücülerden alınan EEG sinyallerine ait alt frekans bantlarında öncü araç ait acil fren durumlarının tahmini gerçekleşmiştir. Aynı zamanda öncü aracın fren sapma verilerindeki artış ve azalışların kestirimi yapılmıştır. Hatanın Karesel Ortalaması(MSE) 0,005 değerine ulaşıncaya kadar ağ eğitilmiştir. Ağa uygulanan test verilerinde, delta alt frekans bandında %70 doğrulukla verilerin kestirimi yapılmıştır. Bununla birlikte sürücülerin gaza basıp basmama durumunun da EEG verilerinden YSA ile kestirimi yapılmıştır. Ağ eğitiminde MSE değeri 0,000001 elde edilmiş ve test verilerinin %90 oranında doğru kestirimi yapılmıştır.
Arduino ve Android Kullanarak Bebek Odasının Uzaktan Kontrolü
ARDUINO VE ANDROID KULLANARAK BEBEK ODASININ UZAKTAN KONTROLÜ Süleyman GÜÇLÜ İleri Teknolojiler, Yüksek Lisans Tezi, 2018 Tez Danışmanı: Doç. Dr. Rüştü GÜNTÜRKÜN ÖZET Bebek ağladığında veya altı ıslandığında ilgili kişilerin kullandığı cep telefonuna hazırlanan Android yazılımı vasıtasıyla sesli veya SMS göndererek uyaran uzaktan kontrollü bir akıllı beşik tasarımı ve uygulaması gerçekleştirilmiştir. Anne ve Baba tarafından bebek canlı izlenmek istenildiğinde IP kamera için kullanıcı adı ve şifre istenmektedir. Ayrıca kullanıcı bebek beşiğini uzaktan IP kamera ile izleyerek gerekli önlemleri alabilmekte ve isterse beşiği uzaktan sallayarak kontrol edebilmektedir. Bunlara ilave olarak oda sıcaklık değeri sisteme tanımlı değerlerden düşük veya yüksek olursa mevsime göre seçilecek olan ısıtıcı veya soğutucuyu devreye sokmakta ve sıcaklık değerini istenilen seviyede kontrol etmektedir. Ses sensörü ağlamayı algıladığında elektronik kartının motoru tetiklemesiyle beşik otomatik olarak 1 dakika boyunca sallanmaktadır. Bebek ağlamaya devam ederse 1 dakikalık sallanma 4 defa tekrar etmektedir, eğer bebek ağlamaya hala devam ederse tanımlanan cep telefonuna uyarı sinyali gönderilmektedir. Telefonda bulunan program uyarıyı işleyerek bilgi mesajı, sesli veya SMS olarak ilgili kişileri uyarmaktadır. Beşiğin sallanması esnasında sistem önceden belirtilen ninniyi çalarak bebeğin uykuda kalmasına yardımcı olmaktadır. Cep telefonu uygulamamız sistem açık olduğu anlarda gerçekleşen tüm olayları rapor olarak tutmakta ve istenildiğinde bu raporu tanımlanan elektronik posta adresine e-mail olarak göndermektedir. Tasarımını ve uygulamasını yaptığımız bu sistem ile özellikle çalışan anne ve babaların işten yorgun gelmeleri gecede uykusuz kalmaları çalıştıkları işte verimi düşürmektedir. Bu sistem sayesinde belli oranda bunun önüne geçilmiş olacaktır. Anahtar Kelimeler: Android, Arduino, Arduino Sensörler, Bebek Beşiği, Mobil uygulama, Uzaktan Kontrol.
Karbon elyaf, PTFE ve yağ katkılı PA6 polimer kompozitlerinin mekanik ve tribolojik özelliklerinin incelenmesi
Bu çalışmada Poliamid 6 (PA6) polimerine ağırlıkça %10, %20 ve %30 oranlarında karbon elyaf (KE), PA6 + 20 KE polimeri içerisine ağırlıkça %5 ve %10 Politetraflor etilen (PTFE) ve ağırlıkça %2 ve %4 oranlarında vaks (wax) katı yağlayıcılar ilave edilerek PA6 polimer kompozitleri üretilmiştir. KE, PTFE ve vaks katkılı PA6 polimer kompozit granüller çift vidalı ekstrüderlerde üretilmiştir. Sonrasında, çekme, darbe ve aşınma numuneleri, standartlara uygun olarak tasarlanan bir kalıp kullanılarak enjeksiyon kalıplama yöntemiyle üretilmiştir. Mekanik özelliklerin belirlenmesi amacıyla PA6 ve PA6 kompozit numunelere çekme testi, darbe testi ve eğme testleri, fiziksel özelliklerin belirlenmesi amacıyla yoğunluk ve Shore D sertlik testleri uygulanmıştır. PA6 kompozitlerinin ısıl özelliklerin belirlenmesi için HDT, vicat, diferansiyel taramalı kalorimetre (DSC) ve TGA mikroyapı karakterizasyonu için ise taramalı elektron mikroskobu (SEM) kullanılmıştır. Aşınma ve sürtünme deneyleri, pim-disk cihazında, kuru ortam şartlarında yapılmıştır. Deneyler 10N, 20N, 30N, 40N yük ve 0.4m/s-0.8m/s-1,2m/s kayma hızları, sabit 2000 metre kayma mesafesi kullanılmıştır. Deneysel çalışmalar sonucunda, artan yük ve kayma hızına bağlı olarak sürtünme katsayısı ve aşınma oranı artmıştır. %20karbon elyaf katkılı PA6 polimerine ilave edilen PTFE ve vaks katkıları sürtünme katsayısını ve aşınma oranını önemli oranda azaltmıştır. En düşük sürtünme katsayısı ve aşınma oranı %4vaks katkılı PA6 numunede elde edilmiştir. PA6 polimerine ilave edilen karbon elyaf ve artan karbon elyaf miktarı ile çekme dayanımı, elastiklik modülü, eğme dayanımı ve izod darbe dayanımı artarken kopma uzaması azalmıştır. Aynı zaman da PA6 polimerine ilave edilen karbon elyaf miktarı ile HDT ve vicat değerleri de artmıştır.
Güneş pili ile çalışan mobil uygulama destekli akıllı ev otomasyon sisteminin tasarımı ve gerçekleştirilmesi
Bu çalışmada bir akıllı evin tasarımı ve uygulaması gerçekleştirilmiştir. Bunun için 120x90x70 cm boyutlarında bir prototip ev hazırlanarak evin aydınlatması, ısıtma sistemi, mutfak ocağı ve evin güvenliği uzaktan GSM ile kontrol edilmesi sağlanmıştır. Evde kullanılan elektrikli cihazların çalışabilmesi için gerekli elektrik ihtiyacı çatı üzerine monte edilen güneş paneli tarafından sağlanarak günden güne artan elektrik maliyetinden tasarruf sağlanmıştır. Çalışmada Arduino Mega 2560 R3, Wiznet 5100 ethernet modülü, HC-06 bluetooth modülü ve çeşitli sensörler kullanılmıştır. Arduino'da bulunan mikrodenetleyici kolay bir şekilde programlanabilmekte ve dijital ortamla hızlı bir şekilde veri alışverişinde bulunabilmektedir. Akıllı ev sisteminin yazılımsal kontrolü PC (Personel Computer), akıllı telefon ve internet üzerinden olmak üzere üç farklı platformda geliştirilen arayüz yazılımları ile gerçekleştirilmiştir. PC arayüzü için Visual C# programlama dili, akıllı telefon arayüzü için App Inventor yazılımı, internet arayüzü için kodları herhangi bir metin editörü kullanılarak yazılabilen HTML ve AJAX script dilleri kullanılmıştır. Evde bulunan sensörler ile oda sıcaklıkları, ısıtma sistemindeki suyun sıcaklığı, gaz kaçağı, yangın durumu, aydınlık seviyesi ve evin güvenlik sistemi kontrol edilmektedir. Bu çalışmada, Arduino tabanı ve Android işletim sistemi kullanıldığı için önceki çalışmalara göre daha ekonomik ve daha esnek bir yapıya sahip olup, akıllı ev tasarlamak isteyenlere yardımcı olacağı düşüncesindeyiz. Anahtar Kelimeler: Android, Arduino, Akıllı ev, Güneş pili, Mobil uygulama, Sensörler, Uzaktan Kontrol