
27
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Makroekonomik perspektif çerçevesinde Gaziantep sanayi tarihi
Gaziantep'te cumhuriyet ilan edilmeden önce, yüksek getirisi olan mesleklerin tamamına yakınını Ermeniler icra ediyordu. Antepli Türk harsı getirisi düşük işler yapıyor ve meslek erbaplığından uzak tutuluyordu. Antep Harbi sonrası şehirde kalan Türkler, viraneye dönmüş bir şehri imar edip, yaşanılabilir bir yer yapmak zorunda olduğunun farkındaydılar. Savaş henüz bitmişti ama şimdi daha uzun sürecek olan iktisadi savaş yeni başlıyordu. Antep Harbi'ndeki çaresizliğin vermiş olduğu kudretle, düşmanı defeden Antepliler, yine aynı çaresizlikle bir memleketin kendi başına kalkınması için gerekli mücadeleyi veriyorlardı. Bu iktisadi harpte de yokluklar en büyük unsurdu. Şehirde mesleğinde uzmanlaşmış insan sayısı yok denecek kadar azken, herhangi bir işten anlayanlar da ya çırak yada kalfa seviyesinde bilgi ve beceriye sahipti. Bu neslin yokluklardan başlattığı kutsal mücadele ile savaş yaraları sarılmış, şehir yeniden imar edilmiş ve bölgede hiçbir topluluğun yapamadığı sanayi adımlarını atmaya muvaffak olmuşlardı. 1923-1973 yılları arasını incelediğimiz yarım asırlık süreçte, çoğunlukla birincil ve ikincil kaynaklar taranmış, birçok buluşlar ve muvaffakiyetler anlatılmaya çalışmıştır.
Adil ticaret yaklaşımının satın alma ilgilenimi açısından karşılaştırılması: Gaziantep Üniversitesi ve Viyana ekonomi Üniversitesi örneği
Bu araştırmanın amacı genç tüketiciler tarafından tüketimlerinde tercih edilmeye başlanmasıyla, Adil Ticaret olarak bilinen alternatif ticaret yönteminin, Gaziantep Üniversitesi ve Viyana Ekonomi Üniversitesi öğrencileri açısından durumunu araştırmak, satın alma davranışlarını anlamak ve çıkacak olan sonuçları karşılaştırmaktır. Araştırmanın evrenini, Gaziantep Üniversitesi öğrencileri ve Viyana Ekonomi Üniversitesi öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırmanın değişkenlerini adil ticaret bilgisi, ürün ilgilenimi, güven, fazla ücret ödeme istekliliği ve satın alma ilgilenimi oluşturmaktadır. Bu kapsamda, basit tesadüfi (random) örnekleme yöntemi ile ulaşılan; Gaziantep Üniversitesi'nden 355, Viyana Ekonomi Üniversitesi'nden 323 katılımcıya araştırmacı tarafından geliştirilen anket formu uygulanmıştır. İstatistiksel analizler için Gaziantep Üniversitesi'nde 200, Viyana Ekonomi Üniversitesi'nde ise 159 sağlıklı ve tamamlanmış anket kullanılmıştır. Toplanan veriler SPSS ve AMOS istatistik programları ve yapısal eşitlik modeli kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda Gaziantep Üniversitesi'nden elde edilen veriler ile Viyana Ekonomi Üniversitesi'nden elde edilen veriler karşılaştırılarak literatüre katkıda bulunulmuştur.
Teknoloji transfer ofislerinin Dünya'da ve Türkiye'deki gelişimi & Gaziantep Teknopark örneği
Günümüz ekonomik koşulları göz önünde bulundurulduğunda dünya ekonomisinde eşitsizliğin olmadığı açık bir şekilde görülmektedir. Bazı ülkelerin aşırı derecede gelmiş, bazılarının gelişmekte olan, bazılarının da geri kalmış olduğu görülmektedir. Ekonomik kalkınma için pek çok ön koşul gerekmekle beraber sanayileşme ve teknoloji üretme, teknoloji transferi ekonomik kalkınma açısından zorunlu hale gelmiştir. Ülkelerin teknoloji transferine yönelik geçmişten günümüze uyguladıkları politikalar ve bunların başarıya ulaşıp ulaşmadığını tespiti geleceğe dair planlamalar açısından son derece önemlidir. Bu çalışmada teknoloji transfer ofislerinin dünyada ve ülkemizdeki gelişimi incelenmiş olup bu bağlamda da Gaziantep ilinde Gaziantep Üniversitesi Teknopark ile işbirliği içerisindeki firmalar üzerinde çalışma gerçekleştirilmiştir. Çalışmada veri toplama aracı olarak anket yöntemi kullanılmıştır. Çalışma süresince 50 firma yetkilisi ile görüşülmüştür. Çalışmadan elde edilen veriler SPSS 21.0 paket programı ile analiz edilmiştir. Tanımlayıcı istatistikler olarak ortalama, standart sapma ve yüzde dağılımlar verilmiştir. Parametrik olan ikili değişkenlere ilişkin karşılaştırmalarda bağımsız değişkenler t testi, çoklu değişkenlere ilişkin karşılaştırmalarda tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Parametrik olmayan ikili değişkenlere ilişkin karşılaştırmalarda Mann Whitney U testi, çoklu değişkenlere ilişkin karşılaştırmalarda ise Kruskal Wallis H testi kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlar %95 (p<0.05) anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir.
Üniversite öğrencilerinin geri dönüşüm davranışlarına ilişkin görüş ve tutumlarının belirlenmesi
Günümüzde kentsel nüfus artışı, teknolojik gelişmeler, hızla büyüyen ve farklılaşmış tüketim alışkanlıkları geri dönüşümün miktarını arttırmış ve türünü değiştirmiştir. Bu bağlamda farkındalığı artırmak amacıyla hazırlanan bu araştırmanın amacı, Türkiye' de bulunan devlet ve vakıf üniversitelerinde eğitim almakta olan öğrencilerin görüş ve tutumlarını belirlemek ve geri dönüşüm davranışını etkileyen unsurların tespit edilmesidir. Bu doğrultuda Türkiye' de devlet ve vakıf üniversitelerinde eğitim almakta olan 394 üniversite öğrencisinden veriler online (çevrimiçi) anket aracılığıyla toplanmış ve SPSS 20 paket programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Yapılan faktör analizi ile ölçeğin geçerliliği test edilirken güvenilirlik alfa skorları ile de ölçeğin güvenilirliği test edilmiştir. Yapılan analiz sonucunda üniversite öğrencilerinin geri dönüşüm ölçeği ifadelerine katılım düzeylerinin yüksek olduğu ve geri dönüşüm davranışlarında bulundukları belirlenmiştir. Geri dönüşüm davranışlarının sonucunun önemi boyutunda, kadın katılımcıların ortalamasının erkek katılımcıların ortalamasından; beklentilerin önemi boyutunda ise, devlet üniversitelerindeki öğrencilerin ortalamasının vakıf üniversitelerindeki öğrencilerin ortalamasından daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak sürdürülebilir ve etkin bir geri dönüşüm sistemi için multidisipliner bir bakış açısı ile konunun bütüncül bir bakış açısı ile değerlendirilmesi gerekmektedir.
Kadın girişimcilere sosyal medyanın yarattığı fırsatların belirlenmesi: Adana ili örneği
Dünya üzerinde yer alan birçok ülkede olduğu gibi Türkiye'de de özellikle teknoloji alanında yaşanan ilerlemelere dayalı olarak yeni iş ortamları oluşmuştur. Teknolojik gelişmeler sayesinde işletmeler mal ve hizmetlerini geleneksel kanalların yanı sıra dijital medya mecralarında da tanıtır, pazarlar ve satar hale gelmiştir. Özellikle sosyal medya kanalları aracılığıyla yapılan girişimcilik faaliyetleri son yıllarda nicel olarakta artış göstermektedir. Bu bağlamda bu çalışma sosyal medya kanalları aracılığıyla girişimcilik faaliyetinde bulunan kadınların bu mecralarla ilgili görüş ve düşüncelerini belirlemek amacıyla tasarlanmıştır. Adana ilinde ana merkez olarak faaliyet gösteren ve çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 261 kadın girişimci ile çalışma tamamlanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 20.0 programı aracılığıyla yapılmıştır. Demografik ve tanımlayıcı istatistik analizlerin yanı sıra, güvenilirlik ve geçerlilik analizleri ve hipotezlerin testi için çoklu regresyon analizleri uygulanmıştır. Analizlerin sonucu incelendiğinde, iş yaşam dengesi ve ürün iyileştirme & geliştirmenin algılanan girişimsel fırsatı etkilediği ortaya çıkmıştır.
COVID 19'un Türkiye'nin dış ticareti üzerine etkileri
2019 yılı sonunda Çin'in Wuhan şehrinde ortaya çıkan Covid-19 virüsü salgın haline gelerek kısa sürede tüm dünyayı etkisi altına almıştır. Covid-19 salgını, insan hayatında yarattığı olumsuz etkilerin beraberinde ekonomik ve sosyal açıdan da ciddi problemlere neden olmuştur. Dünyadaki birçok faaliyeti durma noktasına getiren covid-19 salgını küresel ekonomiyi daha önce yaşanmamış bir krize sürüklemiştir. Bazı ülkelerde temel gıda ihtiyaçları dışında üretimin durması, bazılarında ise durma noktasına gelmesi küresel gayrisafi hasılayı olumsuz etkilemektedir. Ulusal ve uluslararası talebin düşmesi, ticaretin azalması, işsizlik oranının artması ve hane halkı geliri düşmesi gibi önemli dengeleri etkilemiştir. İşsizlik ile beraber yaşanan gelir kaybı ve gelirini kaybeden bireylerin ihtiyaçlarının karşılanamaması riski beraberinde sosyal sorunları getiriyor. Tüm ülkeleri olumsuz etkileyen covid-19 salgını ülkemiz ekonomisinde de daralmalara neden olmuştur. Covid-19 salgınından dolayı çeşitli kısıtlamalar ve tedbirler alınmıştır. Covid-19 krizi boyunca ekonomik faaliyetlerin yavaşlaması nedeniyle ülkemizde sanayi, ticaret ve likidite sıkıntıları meydana gelmiş. Sınır kapılarının kapatılması, uluslararası uçuşların askıya alınması ve ülkelerin bazı ürün grupları ile ilgili getirdiği ihracat yasakları küresel tedarik zincirini etkiledi. Ayrıca dış ticarette korumacılık eğilimlerinin yükselmesi, ekonomik büyüme açısından önemli göstergelerden biri olan dış ticaret verilerin de daralmalarına neden olmuştur. Bu durum korona virüs salgını etkisi ülkemizin dış ticaretinde ağır olarak yaşandığını göstermektedir. Bu nedenle yaşanan kriz sonucunda dış ticarette oluşan tahribatın etkilerinin giderilmesi için alınan tedbirler oldukça önemlidir. Çalışmada öncelikli olarak korona virüs salgınının küresel ekonomiye olan etkileri sektörel bazda analiz edilerek makro ve mikro ekonomik sonuçları verilmiştir. Bu çalışmanın temel amacı, covid-19 salgını nedeniyle oluşan krizin Türkiye'nin dış ticaretinin nasıl etkilendiği ve söz konusu etkilerin genel ekonomide olan yansımaları belirtilmiştir. Çalışma sonuçlarına göre, Covid-19 pandemisinin Türkiye'nin dış ticaretine yönelik daraltıcı etkilerinin, 2020 yılının ilk aylarında başladığı özellikle mart ve nisan aylarında daralmanın zirve yaptığı gözlemlenmiştir. Dünyanın daha önce tecrübe edilmeyen yaygınlıktaki covid-19 salgınıyla karşılaşmasının ardından geçen bu sürede; insanî yük artmış, milyonlarca insan işsiz kalmış, ticaret duraksamış, sosyal ve ekonomik sıkıntılar daha da belirginleşmiştir. Bununla birlikte, salgındaki belirsizliklerin devam etmesine rağmen, bu eko-sağlık krizinden çıkış yolu aşının bulunması ve aşılama çalışmalarındaki hızlı ilerleme sonucunda daha fazla görünür hale gelmiştir. Çalkantılı 2020 yılından sonra, 2021 yılında küresel ekonomi nihayet Covid-19 salgınının kötü evrelerinden çıkmaya başlamıştır. Aşılamayla birlikte uluslararası düzeyde alınan kısıtlama ve tedbirlerde bazı esnetmelerle birlikte ticarette de iyileşmeler meydana gelmiştir. Salgın sonrası ortaya çıkan ekonomik ve sağlık krizine dünya çapında yürütülen hızlı politika tepkileri olabilecek daha kötü sonuçları önlemiştir. Ayrıca uluslararası kuruluşların 2021 yılı küresel büyüme tahminlerinde covid-19 salgınının ilk dönemlerine kıyasla daha güçlü bir toparlanma olacağı öngörülmektedir.
Eko-inovasyon uygulamaları ile sürdürülebilir kalkınma arasındaki ilişki: Güney Kore ve Türkiye örneği
Küresel etkileşimin artmasıyla birlikte insanlarının talep ve ihtiyaçlarında çeşitlenmeler görülmektedir. Artan talep ve ihtiyaçların karşılanmaya çalışılması, üretim faktörleri üzerindeki yoğunluğa sebep olmaktadır. Üretimin artmasıyla birlikte doğal kaynaklar ve çevre üzerinde olumsuz etkiler meydana gelmektedir. Bu döngü sürecinin sonunda oluşan olumsuzlukların giderilmesinde, standart ekonomi kalıplarının yeterli olmadığı anlaşılmaktadır. Son yıllarda ekonomik, sosyal ve çevresel boyuta sahip olan sürdürülebilir kalkınma modeli ülkeler tarafından uygulanmaktadır. Çevre üzerindeki sorunların çözümü ve sürdürülebilir kalkınmanın devamlılığı için yeni fikir, politika ve uygulamalara ihtiyaç vardır. Bu ihtiyaç doğrultusunda eko-inovasyon kavramının önemi artmaktadır. Eko-inovasyon; yeni fikirler, uygulamalar ve politikalar sonucunda çevreye verilen zararı en aza indirerek, sürdürülebilir kalkınma amaçlarının gerçekleşmesine yardım etmektedir. Bu çalışma kapsamında sürdürülebilir kalkınma ile eko-inovasyon arasındaki ilişki Güney Kore ve Türkiye üzerinden değerlendirilerek açıklanmaya çalışılmaktadır. İki ülke arasındaki eko-inovasyon göstergeleri ile sürdürülebilirlik performansı karşılaştırılmaktadır. Karşılaştırma sonucunda Güney Kore'nin sürdürülebilir kalkınma amacı kapsamındaki eko-inovasyon performansının Türkiye'den daha iyi olduğu görülmektedir. Lakin iki ülkede de geliştirilmesi gereken alanlar mevcuttur.
Kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetlerinin finansal performansa etkisi üzerine yayımlanan makalelerin bibliyometrik analizi
Küreselleşmenin etkisiyle işletmeler bir yandan piyasada rekabet etmekte zorluk yaşarken bir yandan da toplumun beklentileri karşılamak zorunda kalmışlardır. Toplumsal sorunlara duyarlı davranmayan işletmelerin yalnızca küresel pazarda değil içinde bulunduğu toplumda da varlığını uzun dönemde sürdürmeleri pek mümkün olmamaktadır. Kurumsal sosyal sorumluluk kavramı son yıllarda işletmelerin büyümesi ve etki alanlarının genişlemesi neticesinde sorumluluk düzeylerinin artmasına paralel olarak önemi artan bir kavram haline gelmiştir. İşletmelerin tüm çıkar gruplarına yönelik sorumluluklarının artmasıyla kurumsal sosyal sorumluluk kavramı gün geçtikçe önem kazanmıştır. Böylece işletmelerin uzun dönemde piyasada varlıklarını sürdürebilmelerindeki en önemli etkenlerden bir diğeri finansal performans düzeyleridir. Bu çalışma, 2010-2020 yılları arasında kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetlerinin finansal performansa etkisi üzerine yayımlanan makaleleri bibliyometrik olarak incelemek, bilimsel gelişim sürecini ve mevcut durumunu ortaya koymak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla Web of Science, Dergipark ve TR Dizin veri tabanlarında konuyla ilgili makaleler araştırma kapsamına dâhil edilmiştir. Bu veri tabanlarında yer alan makaleler birçok farklı parametrelere göre bibliyometrik analize tabi tutulmuştur.
COVID-19 pandemi döneminde tekstil firmalarının pazarlama faaliyetleri üzerine bir araştırma
2019 yılının Aralık ayında Çin'de başlayan ve kısa sürede tüm dünyayı etkisi altına alan COVID-19 pandemisi ile dünya genelinde küresel sağlık mücadelesi ve pandemi süreci başlamıştır. Virüsün yayılma hızını azaltmak adına ülkeler ekonomik ve sosyal alanda birçok kısıtlayıcı önlemler almıştır. Alınan bu önlemler arz ve talep yönlü daralmalara sebep olarak her sektörü farklı düzeyde etkilemiştir. Etkilenen sektörlerden biri de tekstil sektörüdür. Bu kapsamda COVID-19 pandemisinin tekstil sektörüne olan etkileri incelenmiş olup COVID-19 pandemi döneminde tekstil firmalarının aldıkları önlemler ve uyguladıkları pazarlama faaliyetleri hakkında bilgiler elde edilmiştir. Bu araştırma kapsamında, Türkiye'de tekstil alanında faaliyet gösteren 20 firmaya yargısal örnekleme yöntemiyle erişilmiştir. Araştırmada, nitel araştırma yöntemlerinden biri olan yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme yöntemi kullanılmıştır. Pandemiden kaynaklı görüşmeler Zoom programı aracılığıyla çevrim içi gerçekleştirilmiştir. Toplanan veriler nitel araştırma tekniklerinden içerik ve betimsel analiz ile analiz edilmiştir. Verilerin Excel programı ile frekans ve yüzde analizleri yapılmıştır. Yapılan görüşme sonucunda tekstil firmalarının verdikleri bilgilere göre firmaların aldıkları önlemlerle salgının şirket içinde yayılmasını engelledikleri görülmüştür. Katılımcıların yarısından fazlası, pandemiden olumsuz etkilendiğini ve pandemi öncesine kıyasla siparişlerinin azaldığı tespit edilmiştir. Pandemi döneminde siparişlerini artıran katılımcılar ise müşteri ilişkilerine ve pazarlama faaliyetlerine ağırlık verdiklerini belirtmişlerdir. Bazı katılımcılar, müşteri talebine göre mevcut ürünlerini değiştirerek veya yeni ürün üreterek siparişlerini artırdıklarını ifade etmişlerdir. Katılımcıların çoğu pandemi döneminde ürün fiyatlarında esneklik yaptıklarını söylemişlerdir. Tekstil firmaları, pazarlama faaliyetlerini yürütürken diğer medya araçlarına kıyasla, video konferans uygulamalarını daha çok kullandıklarını belirtmişlerdir. Katılımcı firmaların çoğu müşterilerin ürün ve kumaş dokusunu daha net görmesi için profesyonel çekimler ve kısa videolar hazırladıklarını ifade etmişlerdir. Müşteri kazanma stratejisi olarak katılımcı firmaların çoğu müşterileriyle olan iletişimlerini artırdıklarını söylemişlerdir. Buna ek olarak katılımcıların bir kısmı müşterilerin her talebine hızlı bir şekilde geri dönüş yaptıklarını dile getirmişlerdir. Pandemi döneminde tekstil hammaddesi ve navlun fiyatlarının artmasına bağlı olarak katılımcıların tamamı maliyetlerinin artığını söylemişlerdir. Bu kapsamda tekstil firmalarının maliyet düşürme stratejisini uyguladıkları tespit edilmiştir. Katılımcıların yarısından fazlası devlet teşviklerinden yararlandıklarını belirtmişlerdir. Bu dönemde katılımcıların çoğu her pazar için farklı pazarlama faaliyetlerinde bulundukları görülmüştür. Pandemi bittikten sonra çoğu firma, video konferans programlarını kullanmaya, dijitalleşmeye yönelik yatırımlara, müşterilerin taleplerine göre ürün üretmeye, verimli çalışmaya ve sürdürülebilir esaslı üretim yapmaya ağırlık vereceklerini ifade etmişlerdir.
Tarife dışı engeller: Türkiye Avrupa Birliği arasındaki tekstil ticaret üzerine bir uygulama
Tarife dışı ticaret engeller yeni bir tanım olmamakla birlikte 1960'lı yılların başında ortaya çıkmaktadır. Tarife en yalın tanımı ile ürünün ülkeye girişi esnasında uygulanan vergidir. İthal edilen ürünlerin maliyetini arttırır, dış ticareti saptırır, fakat devletlere önemli gelirler sağlar. Tarife dışı engeller ise, uluslararası ticareti vergi haricinde kısıtlayan uygulamalardır. Ticarette engellerin uluslararası ticaret üzerindeki olumsuz etkilerinin artmasına paralel olarak bu önlemler önce GATT, daha sonra ise DTÖ bünyesinde ele alınmaya başlanmıştır. Tarife dışı engeller hemen hemen her sektörde karşımıza çıkabilmektedir. Dünyanın artık duyarlı olduğu küresel korumacılık hareketleriyle ya da insan ve hayvan sağlığı konusuna dikkat çekmek üzere bu alanlarda katı yaptırımlar içeren tarife dışı görünür ya da görünmez engeller uygulanmaktadır. Bu araştırmada Türkiye Avrupa Birliği dış ticaretinde tekstil sektörüne dayalı tarife dışı engellerin saptırıcı bir yönünün olduğunu, 2016-2020 gümrük tarife cetvellerine bakıldığında konulan engellerin aynı istikrarla tekrarlandığını, özellikle 52. fasıl pamuk sektöründe yaşanan kısıtlamaların ticareti bir hayli zorlaştırdığı yönünde tespitler elde edilmiştir.
Lüks tüketim ürünlerinin tüketici satın alma niyetine etkisi: (Y Kuşağı üzerine bir uygulama)
Lüks pazarı son yıllarda gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde çok hızlı bir şekilde büyümektedir. Geçmişten günümüze bakıldığında lüks algısı küreselleşmenin ve rekabetin amansız bir şekilde artmasıyla yerini deneyimsel lüks duyarlılığa bırakmıştır. Bugün en sağlıklı dönemini yaşadığı düşünülen lüks olgusunun 'Değer' kavramı üzerinde durulmaktadır. Her dönemin kodlanmış kültürel olguları ve davranış kalıpları bulunmaktadır. Bunları anlamak ve yorumlamak için bu dönemlerin kuşaklar üzerinden ele alıp değerlendirmek daha anlamlı olacaktır. Bu sebeple yapılan çalışma 1981-2000 doğumlu tüketici grubunda olan Y kuşağının lüks değer algıları, satın alma niyetleri, tüketime yönelik genel eğilimleri ve lüks kavramının Y kuşağı için ifade ettiği anlamları araştırmak için tasarlanmıştır. Kolayda örneklem metodu ile 371 kişiye online anket yapılarak çalışma tamamlanmıştır. Elde edilen verilen SPSS 24 paket programı aracılığıyla yapılmış olup gerekli analizler bulgular bölümünde açıklanmıştır. Elde edilen verilerden hareketle lüks değer algısının finansal boyutu, kişisel boyutu ve sosyal boyutu ile satın alma niyeti arasında anlamlı ilişki elde edilmiştir. Fakat lüks değer boyutunun fonksiyonel boyutu ile satın alma niyeti arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Ayrıca çalışmaya katılan Y kuşağının büyük çoğunluğu toplumun daha fazla tüketme eğiliminde olduklarını ve lüks tüketime yönelik eğilimin fazla olduğunu ifade etmişlerdir. Anahtar Kelimeler: lüks tüketim, lüks değer algısı, y kuşağı, satın alma
Tüketicilerin "Getir" online sipariş uygulamasını kabul ve kullanımı üzerine bir araştırma
Günümüzde iletişim teknolojilerinde yaşanan hızlı ve baş döndürücü gelişmeler ve gerek sosyal medya platformlarının gerekse de çevrimiçi alışveriş uygulamalarının gün geçtikçe artması, insanların yaşam tarzlarında büyük çaplı değişimlere sebep olmuştur. İnsanlar, iletişim kurmak, bilgi edinmek, eğlenmek, alışveriş yapmak gibi faaliyetlerinin büyük bir kısmını internet ve sosyal medya araçları üzerinden gerçekleştirmektedirler. Tüketicilerin online bir başka ifade ile çevrimiçi alışverişe karşı tutum ve davranışları birçok etkene göre farklılık göstermektedir. Bu çalışmanın amacı, tüketicilerin tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak Türkiye'de en yaygın olarak kullanılan çevrimiçi sipariş uygulamalarından olan "Getir" uygulamasını kabul ve kullanım düzeylerini incelemektir. Araştırmanın katılımcılarını en az bir kez çevrimiçi sipariş uygulamasını kullanmış olan tüketici grubu oluşturmaktadır. Araştırmaya 386 tüketici tüm dünyanın ve Türkiye'nin de içerisinde bulunduğu Covid-19 pandemisi süreci göz önünde bulundurularak "Google Form" üzerinden hazırlanmış çevrimiçi ankete vermiş oldukları cevaplar ile katılım sağlamışlardır. Araştırma modeli Teknoloji Kabul Modeline dayanmaktadır ve anket uygulaması buna paralel olarak araştırmacı tarafından hazırlanan "demografik bilgi formu" ve Türkçeye çevrilmiş olan "Teknoloji Kabul ve Kullanım" ölçeği formundan oluşmaktadır. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS programı kullanılarak analiz edilmiş, tanımlayıcı istatistiki analizler, güvenilirlik ve geçerlik testleri ve faktör analizi uygulanan modelimizi oluşturan değişkenler arasındaki ilişki regresyon analizi ile test edilmiştir. Analizler sonucunda, anından teslim çevrimiçi sipariş uygulamalarından "Getir" uygulamasının kullanan tüketicilerin, Algılanan Kullanım Kolaylığı ve Fayda, Algılanan Risk ve Algılanan Zevk düzeylerinin Memnuniyetleri üzerinde etkisi oluğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca tüketicilerin Memnuniyet düzeylerinin de uygulamayı Kullanma Niyetleri üzerinde etkisinin olduğu sonucu ortaya çıkmıştır.
Davranışsal iktisat çerçevesinde ekonomi politikası oluşturma (Vergi uygulamaları)
Bireylerin, iktisadi karar ve tercihlerini nasıl aldıkları, bu kararların ardındaki nedenlerin anlaşılması kamu politikalarının başarısı için de son derece önemli hale gelmiştir. Klasik iktisadi yaklaşım bu kararların her zaman rasyonel olduğunu varsayar ve teorilerini bu bağlamda oluşturur. Davranışsal iktisat ise, bireylerin irrasyonel kararlar ve tutumlarının ardındaki nedenleri psikolojik ve sosyolojik olgularla bağdaştırır. Vergi ödemek iktisadi bir karardır. Mükelleflerin vergi ödeme konusunda verdikleri karar ve gösterdikleri tutum vergi uyumu olarak adlandırılır ve sosyo-ekonomik bir süreçtir. Bu çalışmada mükelleflerin vergi uyumları davranışsal iktisat perspektifinden incelenmektedir. Çukurova Bölgesi'nde bulunan Çukurova Üniversitesi ve Çağ Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğrencilerinin vergi algıları ve vergi bilinçleri ölçülerek, demografik değişkenler baz alınarak, geleceğin vergi mükelleflerinin vergi uyumlarının ölçümlenmesi hedeflenmiştir. Öğrencilere, literatürde yer alan çalışmalardan esinlenilerek hazırlanan bir anket uygulanmış ve öğrencilerin vergi anlayışlarının olumlu ancak, ülkemizdeki vergi uygulamaları, vergi kanunları, vergi adaleti ve kamuya güven duygularının olumsuz olduğu sonucu elde edilmiştir. Vergi bilincinin artması için vergi eğitiminin gerekliliği tespit edilmiştir.
Mobil yemek servis uygulamalarında kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetlerinin tüketici satın alma niyetine etkisi: Marka itibarının aracılık rolü
İşletmeler değişen piyasa koşullarında var olmayı ve markalarının mevcut diğer markalardan pozitif ayrıştırılmasını amaçlamaktadır. Markanın varlığını sürdürmesine ve diğer markalarla rekabet etmesine olanak sağlayan en önemli unsurlardan biri de marka itibarıdır. Toplum tarafından iyi itibarlı olarak algılanan işletmelerin sunmuş oldukları ürün ve hizmetler daha çok tercih edilmekte olup, bu durum işletmelere rekabet avantajı sağlamaktadır. İtibar yönetimi ise önemi her geçen gün artan kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetleri ile gerçekleştirilebilmektedir. Bu çalışmada kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetlerinin marka itibarı aracılığıyla tüketici satın alma niyetine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Söz konusu etki, mobil yemek servis uygulamaları kapsamında incelenmiştir. Araştırmanın analizi için kolayda örneklem yolu ile 18 yaş ve üzeri mobil yemek servis uygulamalarını kullanan 300 gönüllü tüketiciden veri elde edilmiştir. Araştırma amacı olan söz konusu etkileri incelemek için yapısal eşitlik modellemesinden (YEM) yararlanılmıştır. Araştırma bulguları ile kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetlerinin tüketici satın alma niyeti üzerinde direkt etkisinin olmadığı, kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetlerinin marka itibarı aracılığıyla tüketici satın alma niyetine etkisinin güçlü ve anlamlı olduğu, kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetlerinin marka itibarı üzerindeki etkisinin güçlü ve pozitif olduğu, son olarak marka itibarının tüketici satın alma niyeti üzerindeki etkinin pozitif ve güçlü olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmanın sonucunda kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetlerinde marka itibarı aracı değişkeninin tüketici satın alma niyetinin oluşmasında önem arz ettiği görülmüştür.
Giyim sektöründe deneyimsel değer unsurlarının müşteri sadakatine etkisi
Deneyim, günümüzde hem müşteriler hem de işletmeler için giderek önemi artan bir kavramdır. Ürün sunmanın ötesinde tüketicilere deneyim yaşatmak, deneyimler sonucu bir değer elde etmek müşteri sadakatini kazanmak bakımından önemli bir rol oynamaktadır. Bunun bilincinde olan işletmeler faaliyetlerinde deneyimsel pazarlama uygulamalarına dolayısıyla da deneyime odaklanmaktadır. Bu tez çalışmasında deneyimsel değer unsurlarının müşteri sadakatine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Söz konusu etkinin araştırılmasında giyim sektörü ele alınmıştır. Araştırmanın analizinde kolayda örneklem yöntemi ile 18 yaş üstü giyim sektöründen alışveriş yapan, çalışmaya katılmaya gönüllü olan 332 bireyden çevrimiçi anket yoluyla veri toplanmıştır. Özbenlik değeri, hizmet değeri, maddi değer, keyif değeri, fonksiyonel değer, kaçış değeri olmak üzere altı alt boyuta sahip deneyimsel değer unsurlarının her birinin müşteri sadakatine etkisi incelenmiştir. Söz konusu etki yapısal eşitlik modellemesi (YEM) ile incelenmiştir. Analiz sonuçları değerlendirildiğinde; özbenlik değerinin müşteri sadakati üzerinde pozitif ve anlamlı etkiye sahip olduğu, hizmet değerinin müşteri sadakatine etkisinin istatistiki olarak anlamsız olduğu, keyif değerinin müşteri sadakati üzerinde pozitif ve anlamlı etkiye sahip olduğu, maddi değerin müşteri sadakatine etkisinin istatistiki olarak anlamsız olduğu, fonksiyonel değerin müşteri sadakati üzerinde pozitif ve anlamlı etkiye sahip olduğu, kaçış değerinin ise müşteri sadakatine negatif yönlü etkisinin olduğu görülmüştür.
UTİKAD üyesi lojistik işletmelerinin sürdürülebilirlik faaliyetlerinin incelenmesi üzerine bir araştırma
Sürdürülebilirlik, çevreye verilen zarara ve çevresel, sosyal ve ekonomik problemlere karşı çözüm olarak atılan adımlar olarak tanımlanabilir. Birleşmiş Milletler tarafından 2030 yılı için hedeflenen 17 sürdürülebilir kalkınma amacı, konu hakkında atılan önemli adımlardan biridir. Lojistik sektörünün çevreye olan olumsuz etkileri arasında karbondioksit emisyonu, yakıt tüketimi, gürültü, hava ve su kirliliği sıralanabilir. Söz konusu olumsuz etkilerin azaltılması ve sektörde sürdürülebilirliğin sağlanabilmesi için lojistik işletmelerinin sürdürülebilirliğe yönelik faaliyetlerde bulunmasının önemli olduğu düşünülmektedir. Çalışmanın amacı, Türkiye'deki lojistik işletmelerinin web sitelerini incelemek, sürdürülebilir kalkınma amaçlarına yönelik sürdürülebilirlik faaliyetlerini tespit etmek ve konu ile ilgili güncel durumu ortaya çıkarmaktır. Bu çalışmada doküman analizi yönteminden faydalanılmıştır. Çalışma evreni olarak UTİKAD (Uluslararası Taşımacılık ve Lojistik Hizmet Üretenleri Derneği) üyesi lojistik işletmeleri (n=600) tercih edilmiştir. Çalışma evrenini oluşturan işletmelerin web sitelerindeki bilgiler araştırılarak, yeşil lojistik, sürdürülebilirlik, sürdürülebilir kalkınma amaçları, karbon ayak izi ve sıfır atık konuları hakkındaki faaliyetleri incelenmiştir. Elde edilen veriler IBM SPSS 27 istatistik programı ile analiz edilmiş ve verilerin analizinde frekans dağılımları kullanılmıştır. Çalışmada sonuç olarak; lojistik süreçlerindeki sürdürülebilirlik faaliyetleri ele alındığında lojistik işletmelerinin web sitelerinde sürdürülebilir kalkınma amaçlarına yönelik faaliyetlerine yeterince yer verilmediği ve sürdürülebilirlik, karbon ayak izi ve sıfır atık konularına daha fazla önem verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
Kredi Temerrüt Swap (CDS) primlerinin yabancı portföy yatırımları üzerindeki etkisi: Türkiye örneği
Ülkelerin kredi riskleri finansal piyasalarının derinliğine ve uyguladıkları uluslararası ticaret politikalarına göre değişebilmektedir. Yabancı portföy yatırımcıları, ülkelere yatırım yapmadan önce ülke kredi risklerinden etkilendiği için yatırım yapılacak ülkelere ilişkin ön araştırma yapmaktadırlar. Yatırımcılar hem yetkili kuruluşlar tarafından verilen ülke kredi notlarını hem de alternatif olarak ülke CDS (kredi temerrüt takası) primlerini de dikkate almaktadır. Yabancı yatırımcılar tarafından ülke CDS primleri sıklıkla takip edilmektedir ve ülke CDS primleri adeta bir pusula işlevi görmektedir. Ülke kredi riskini ölçümleyen önemli göstergelerden biri olarak değerlendirilen kredi temerrüt takas primlerinin, yabancı portföy yatırımları üzerindeki etkisinin incelenmesi bu nedenle önem arz etmektedir. Bu çalışmada, 2010 Q1-2024Q1 arasındaki dönemde Türkiye'deki kredi temerrüt takas primlerinin, Türkiye'ye gerçekleştirilen yabancı portföy yatırımları üzerindeki etkisinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Çalışmadaki yabancı portföy yatırımları verileri T.C. Merkez Bankası EVDS platformundan, Türkiye 5 yıllık CDS primleri ise Investing.com terminalinden temin edilmiştir. Metodoloji olarak literatürde genel olarak kabul görmüş olan birim kök testleri, tanı testleri ve başlıca zaman serisi metotlarından biri olan ARDL (Autoregressive Distributed Lag- Gecikmesi Dağıtılmış Otoregresif) testi uygulanmıştır. Analiz sonuçlarına göre yapılan incelemede Türkiye'ye yönelik yabancı portföy yatırımlarının ülke CDS primlerinden uzun vadede ve kısa vadede negatif yönde etkilendiği ve iki değişken arasında eş bütünleşme olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca 98 günde (14 haftada) kısa dönemli dalgalanmaların uzun dönem dalgalanmalarını yakınsayarak dengeye oturduğu sonucuna varılmıştır. İncelemenin yapıldığı dönemde, 2012 Q4 döneminde CDS primi 15 senelik dönem içerisindeki en düşük (128,11) değerini alırken Portföy yatırımları aynı dönemde en yüksek değerine ulaşmıştır (15805). Ayrıca 2015 Q3, 2018 Q3, 2020 Q2 ve 2022 Q2 dönemlerinde CDS primlerinin ani yükselişleriyle ciddi portföy çıkışları olduğu tespit edilmiştir.
Tedarik zincirinde yeşil rekabet avantajına etki eden faktörlerin belirlenmesi üzerine bir araştırma
Küresel ısınmanın artması, biyolojik çeşitliliğin değişmesi, buna bağlı olarak dünyanın karşı karşıya olduğu sürdürülebilirlik tehlikesi gibi konular, araştırmacılar, akademisyenler, uygulayıcılar ve farklı alanlardan bilim insanlarını çözüm yollarını tartışmak ve çevreyi korumanın yollarını önermek üzere biraraya gelmelerini sağlamaktadır. Dünya genelinde her geçen gün artan belirsizliklerin sonuçları, küreselleşmenin etkisiyle hızla yayılmakta ve işletmelerin ekonomik faaliyetlerini olumsuz anlamda etkilerken, varlıklarını da tehdit eder hale gelmektedir. İşletmelerin bu belirsizliklerle başa çıkmaya çalışırken, tedarik zincirlerinin kırılganlıklarının azaltılması, dayanıklılıklarının artırılması, bütünleşmelerinin sağlanması rekabet avantajı elde etmelerinde büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada tedarik zinciri yönetim sürecindeki etmenlerin yeşil rekabet avantajı üzerindeki etkisi incelenmiştir. Ana faaliyet alanı kimya olan işletmelerin sürece ilişkin görüşlerinin derecelendirildiği ve analiz edildiği çalışmanın ilk bölümü kavramsal çerçeveden oluşurken, ikinci bölümü yöntem ve bulgular ile tartışmadan oluşmaktadır. Çeşitli illerde kimya sektöründe faaliyet gösteren işletmelerin yönetici/sorumlularıyla hazırlanan anket formu online olarak paylaşılmış olup, izin veren yetkililerle telefon ve yüz yüze görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Toplam 239 yetkiliyle yürütülen çalışmada elde edilen veriler Smart PLS ve SPSS paket programları ile analiz edilmiştir. Oluşturulan modele göre risk yönetim kültürü tedarik zinciri çevikliğini; tedarik zinciri çevikliğinin de tedarik zinciri bütünleşmesini etkilediği ortaya çıkmıştır. Ayrıca tedarik zinciri bütünleşmesi yeşil rekabet avantajını etkilemektedir. Bu bağlamda araştırma kapsamında geliştirilen tüm hipotezler desteklenmiştir.
Blok zincir teknolojisi temelli deniz ürünü tedarik zincirinde dağıtılmış güven üzerine bir çalışma
Adana'da blok zincir tabanlı deniz ürünleri üreten zincir marketlerin tedarik ettiği ürünlerin geçtiği aşamaların şu anda bilinmemesi ve bu bilginin nihai ticari müşteri tarafından tedarik zinciri süreci boyunca bilinmesi gerektiği önemli bir konudur. Çalışmada kolayda örneklem yöntemi benimsenmiş olup, Adana ilinde bulunan altı büyük zincir market işletmesinden biri olarak seçilmiş olan bir zincir marketin 179 ticari müşterileri çalışmanın örneklemini oluşturmaktadır. Araştırma sonucunda elde edilen veriler bu ticari müşterilere çevirim içi anket formu aracılığıyla sağlanmıştır. Bu çalışmada, 179 geçerli veri toplanmış ve toplanan veriler IBM SPSS İstatistik 20.0 programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Analiz sonucunda beş boyutlu blok zincir algısına ilişkin modelin geçerli ve güvenilir olduğu tespit edilmiş olup model içerisindeki etkiler regresyon ile analiz edilmiştir. Hipotez testlerinin sonuçlarına göre, öne sürülen H2 ve H3 desteklenmemektedir. Öne sürülen diğer hipotezlerin desteklendiği bulgusuna ulaşılmıştır.
Yeşil tedarik zinciri yönetiminde sürdürülebilir üretimin yeri üzerine yönetici görüşlerinin incelenmesi
Sürdürülebilirlik kavramı, günümüzde sadece tüketici bir yapıya dönen toplum için değil işletmeler için de giderek önem kazan bir kavramdır. Sürdürülebilir Kalkınma ise dünya üzerinde yaşayan tüm insanların ortak meselesi haline gelen, başta iklim değişikliği ve çevre korunması olmak üzere insani temel ihtiyaçlar, dünya barışı, temel hak ve özgürlükler, demokrasi söylemlerini sosyal sorunlar, ekonomi ve çevre sorunları ile bir bütün olarak merkezinde tutan küresel bir amaca dönüşmüştür. Çevreye duyarlı bir işletmenin mümkün olabilmesi için öncelikle o işletmenin yeşil kavramı hakkında bilgiye sahip olması gerekmektedir. Sahip olunan bu bilgiler tedarikçiler, çalışanlar ve müşteriler tarafından da kabul edilerek benimsenmeli, birbirleri arasında paylaşılmalı ve buna uygun hareket edilmelidir. Yeşil Tedarik Zinciri Yönetimi kapsamında ve paydaş teorisi merkezinde işletmelerin paydaşlarına, tedarikçilerine, çalışanlarına, müşterilerine ve içinde faaliyet gösterdikleri topluma ve diğer paydaşlara karşı taşıdıkları açıklama yapma sorumluluğu kurumsal sürdürülebilirliğin temelini oluşturmaktadır. Çalışmanın amacı işletmelerde karar yetkisi olan yöneticilerin sürdürülebilir üretimlerini destekleyen yeşil tedarik zinciri yönetimine olan bakış açısını ve düzeyini araştırmaktır. Bu çalışmada, nitel araçtırma yöntemlerinden olan İz Sürme / Süreç İzleme ve Keşfedici Araştırma yöntemlerinden faydalanılmıştır. Çalışma evrenini oluşturan işletme yöneticileri ile yarı yapılandırılmış derinlemesine mülakat yapılmış olup, betimsel analiz tekniğini uygulanarak elde edilen verilerin analizinde frekans ve yüzde analizlerinden ve excel programından yararlanılmıştır. Çalışmada sonuç olarak; üretici konumda olan işletmelerin tüm tedarik zincirleri kapsamında yeşil ve sürdürülebilir uygulamalara daha fazla önem verebilmeleri ve bu uygulamaların yaygınlaşabilmesı için kural koyucular ve yasal düzenlemelerden gelen baskının artması, beraberinde gelecek devlet destekleri ve fon yardımlarının teşvik edici olacağı sonucuna ulaşılmıştır. 17.sürdürülebilir kalkınma amacı "amaçlar için ortaklık" merkezinde, destekleyici yasal düzenlemeler ve politikalar çerçevesinde, sürekli iyileştirme bakış açısı ve teknoloji katkısıyla yenilikçi uygulamalar benimsenerek, eğitimler ve farkındalık sağlayacak projelerle paydaş katılımının önemi vurgulanmıştır.
Lojistik performans endeksinin çok kriterli karar verme yöntemleri ile değerlendirilmesi: Apec ülkeleri üzerine bir çalışma
Bu çalışma, APEC ülkelerinin lojistik performanslarını Dünya Bankası'nın 2023 Lojistik Performans Endeksi (LPE) verileri kullanılarak Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV) yöntemleri aracılığıyla değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Analizde kriter ağırlıkları LOPCOW yöntemiyle belirlenmiş, ardından CRADIS, CoCoSo, MARCOS, RSMVC, SPOTIS, AROMAN ve Borda Sayım yöntemleriyle ülkeler sıralanmıştır. Elde edilen bulgular, "Skoru Takip Etme ve İzleme" ile "Uluslararası Sevkiyat" kriterlerinin en yüksek öneme sahip olduğunu, "Gümrük" kriterinin ise en düşük öneme sahip olduğunu göstermektedir. Singapur, tüm yöntemlerde yüksek performans sergileyerek lider ülke pozisyonunu korumuştur. Ayrıca, çalışma sekiz farklı ÇKKV yönteminin birlikte kullanılmasıyla literatürdeki tek yöntem odaklı yaklaşımlardan ayrışmakta ve sonuçların güvenilirliğini artırarak literatüre katkı sunmayı hedeflemektedir. Bu doğrultuda; çalışmada elde edilen bulguların, ilgili alandaki gelecekteki araştırmalara yol gösterici olabileceği düşünülmektedir.
Uluslararası ticaret ve lojistik bölümü öğrencilerinin kripto para ve finansal okuryazarlık düzeylerinin değerlendirilmesi
Dijitalleşmenin ivme kazandırdığı küresel dönüşüm, finansal sistemleri yeniden şekillendirirken bireylerin yatırım davranışlarını da köklü biçimde değiştirmiştir. Bu dönüşümde, özellikle blokzincir temelli kripto para birimleri ve merkeziyetsiz finansal yapılar, geleneksel finans anlayışına karşı güçlü bir alternatif olarak ortaya çıkmıştır. Ancak bu yeni finansal ekosistem, sunduğu fırsatların yanı sıra yüksek risk, regülasyon eksikliği ve bilgi yetersizliği gibi önemli sorunları da beraberinde getirmiştir. Bu bağlamda, bireylerin dijital finansal araçlara yönelik bilgi düzeyleri ile finansal ve kripto para okuryazarlıkları kritik birer beceri hâline gelmiştir. Bu çalışma, Mersin ilindeki üniversite öğrencilerinin finansal ve kripto para okuryazarlığı düzeylerini; yaş, cinsiyet, finans eğitimi alma durumu, mobil bankacılık kullanımı ve kripto para yatırım deneyimi gibi demografik ve deneyimsel değişkenler çerçevesinde analiz etmeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın veri seti, 407 öğrenciden anket yöntemiyle toplanan nicel verilerden oluşmakta; analizler SPSS Statistics 30.0. ve IBM SPSS Amos 26.0 programları kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular, katılımcıların temel finansal kavramlara belirli ölçüde hâkim olmakla birlikte, özellikle yatırım araçları, faiz mekanizmaları ve dijital finans uygulamaları konusunda ciddi bilgi eksiklikleri yaşadıklarını ortaya koymuştur. T-testi sonuçları, cinsiyet gibi demografik faktörlerin bilgi düzeyinde anlamlı farklılıklara yol açtığını göstermiştir. Açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri, kullanılan ölçme aracının yapısal geçerliliğini ve güvenilirliğini doğrularken; korelasyon analizleri ise genel finansal bilgi ile kripto para okuryazarlığı arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca, kripto para yatırım deneyimi ile bilgi düzeyi arasında beklenenin aksine zayıf bir ilişki tespit edilmiş; bu durum, salt deneyimin değil, bilinçli ve kavramsal bilgiye dayalı kullanımın önemini vurgulamaktadır. Çoklu regresyon analizleri sonucunda, finansal okuryazarlık düzeyinin temel ekonomi bilgisi, bireysel bankacılık uygulamaları, finansal tabloları anlama, yatırım kararları ve matematiksel hesaplama becerileri gibi çeşitli boyutlarla anlamlı şekilde ilişkili olduğu belirlenmiştir. Çalışma hem akademik literatüre katkı sağlamayı hem de politika yapıcılara ve uygulayıcı kurumlara yol gösterici olmayı hedeflemektedir. Bununla birlikte, bireylerin sadece finansal araçlara erişiminin değil, bu araçları anlayarak kullanma yetkinliğinin desteklenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmış; bu durum, toplumsal düzeyde sürdürülebilir bir finansal bilinç inşası için önemli bir gereklilik olarak öne çıkmıştır.
FoMO ve materyalizmin satın alma sonrası pişmanlık üzerine etkisi: Dürtüsel satın alma davranışının aracılık rolü
Günümüzde yaşanan teknolojik gelişmeler hayatın her noktasında değişime sebep olduğu gibi alışveriş alışkanlıklarını da oldukça değiştirmiştir. Özellikle e-ticaret platformları kullanımındaki gözle görülür artış, tüketicinin alışveriş alışkanlıklarındaki değişimin incelenmesi gerekliliğini doğurmuştur. E-ticaret platformlarının promosyon faaliyetlerinde sosyal medya kanallarını etkin bir biçimde kullanmaya başlaması, birtakım tüketim modellerinin tetiklenmesine ve buna bağlı olarak çeşitli tüketici davranışlarının şekillenmesine sebep olmuştur. Bu tüketim modelleri arasında FoMO (gelişmeleri kaçırma korkusu) ve materyalizmin dürtüsel satın alma davranışını pekiştirdiğine dair literatürde pek çok bulgu bulunmaktadır. FoMO'nun gerek tüketiciler üzerinde yaratılan kıtlık algısını kullanarak gerekse pazarda trend ürün kategorisindeki ürün çeşitliliğini artırarak tetiklenmeye çalışıldığı; statü tüketimi ile çokça ilişkilendirilen materyalizmin ise belirli marka ve ürünlere sahip olmakla statü sahibi olunacağı inancını tüketicilerde oluşturarak tetiklenmeye çalışıldığı görülmektedir. Tetiklenen tüketim davranışları sonucunda tüketici, karşı koyamadığı bir satın alma isteği geliştirmekte; dürtüsel satın alma davranışı göstermektedir. Dürtüsel satın alma davranışının incelenmesi, yalnızca satın alma anıyla sınırlı kalmayıp tüketicinin satın alma sonrasındaki duygu durumunu da değerlendirmeyi gerekli kılmaktadır. Bu bağlamda çalışmanın temel amacı, dürtüsel satın alma davranışının arkasında yatan tüketim modellerinden FoMO ve materyalizmin incelenmesi ve bu davranışın satın alma sonrası pişmanlık duygusu ile ilişkisinin analiz edilmesidir. Çalışmada nicel araştırma yöntemi kullanılarak anket uygulaması gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini 18 yaş ve üzeri e-ticaret kullanıcısı tüketiciler oluşturmaktadır. Çalışmanın örneklemini ise tesadüfi olmayan örnekleme türlerinden kolayda örnekleme yöntemi kullanılarak ulaşılan e-ticaret platformlarından en az bir kere alışveriş yapmış 341 tüketici oluşturmaktadır. Elde edilen demografik veriler; ölçek verilerinin faktör, güvenilirlik, yapısal model ve aracılık analizleri istatistiksel paket programları ile yapılmıştır. Dürtüsel satın alma davranışının iki tüketim modeli ile satın alma sonrası pişmanlık duygusu arasında aracı değişken rolünün olduğu tespit edilmiştir. Materyalizm ve satın alma sonrası pişmanlık arasında dürtüsel satın alma davranışının tam aracı rolü tespit edilmiştir.
Marka bağımlılığını etkileyen unsurlar: Üniversite öğrencileri üzerine nicel bir araştırma
Günümüzde marka, yalnızca bir ürün ya da hizmetin tanımlayıcısı olmaktan çıkıp, tüketicilerin davranışlarını etkileyen güçlü bir unsur haline gelmiştir. Özellikle genç tüketiciler arasında marka algısı ve bağlılığı, satın alma kararlarını şekillendirmede önemli rol oynamaktadır. Bu araştırmanın temel amacı, üniversite öğrencilerinin cep telefonu marka bağımlılığına etki eden faktörleri incelemektir. Çalışmada, markanın tanınmışlığı, markaya duyulan inanç, üretici firmaya güven ve cep telefonu özelliklerinin marka bağımlılığı üzerindeki etkileri analiz edilmiştir. Araştırmanın örneklemini, Çağ Üniversitesi'nde öğrenim gören hazırlık, lisans, yüksek lisans ve doktora düzeyindeki toplam 412 öğrenci oluşturmuştur. Veriler, anket yöntemiyle toplanmış ve analiz sürecinde tanımlayıcı istatistikler, korelasyon ve regresyon analizleri kullanılmıştır. Araştırma bulguları, öğrencilerin cep telefonu markalarına karşı yüksek düzeyde bağımlılık geliştirdiklerini ortaya koymuştur. Regresyon analizleri sonucunda, en güçlü yordayıcı değişkenin markaya duyulan inanç olduğu; bunu üretici firmaya güven ve markanın tanınmışlığının izlediği belirlenmiştir. Cep telefonu teknik özelliklerinin ise marka bağımlılığı üzerinde görece daha düşük düzeyde bir etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca değişkenler arasında pozitif ve anlamlı korelasyon ilişkileri saptanmıştır. Bu sonuçlar, cep telefonu marka bağımlılığının sadece ürün özelliklerinden değil, aynı zamanda markayla kurulan duygusal ve psikolojik bağlardan da etkilendiğini göstermektedir. Elde edilen bulgular doğrultusunda, firmaların tüketiciyle güven temelli ilişkiler geliştirmesi ve markaya yönelik olumlu algıyı güçlendirecek stratejilere yönelmesi önerilmektedir.
Ortak çalışma ve paylaşımlı ofis alanlarına yönelik kullanıcı beklentileri ve memnuniyetinin keşfedilmesi
Bu çalışma, Adana ilinde faaliyet gösteren bir paylaşımlı ofis örneği olan Yazzane'de çalışan bireylerin bu çalışma modeline ilişkin deneyimlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın temel amacı, paylaşımlı ofislerde çalışan bireylerin kullanıcı beklentilerini, memnuniyet düzeylerini ve çalışma alışkanlıklarını nitel bir bakış açısıyla ortaya koymaktır. Nitel araştırma desenine uygun olarak yapılandırılan bu çalışmada, veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmış ve veriler yüz yüze görüşmeler yoluyla elde edilmiştir. Araştırma kapsamında, farklı sektörlerde faaliyet gösteren 22 katılımcı ile birebir görüşmeler gerçekleştirilmiş ve bu görüşmeler ses kaydı alınarak kayıt altına alınmıştır. Elde edilen veriler betimsel analiz ve kategorik içerik analizi ile değerlendirilmiş ve Schuermann'ın (2014) ortak çalışma alanları boyutları temel alınarak temalar oluşturulmuştur. Katılımcı görüşleri doğrultusunda işbirlikçilik, açıklık, topluluk, sürdürülebilirlik ve erişilebilirlik gibi boyutlar detaylı biçimde analiz edilmiştir.
Yerelleşmeden uluslararasılaşmaya: Nomadic State of Mind örneği
Günümüzde küreselleşmenin ulusal ve uluslararası pazarlarda yarattığı değişik etkiler sonucu oluşan yoğun rekabet, birçok yerel firmayı üretim ve pazarlama çabalarını dünya ölçeğinde düşünme, planlama ve yürütme zorunda bırakmaktadır. Bu bağlamda ulusal düzeyde faaliyette bulunan ve başarılı olan tüm, özellikle de küçük ve orta ölçekli işletmelerin uluslararası pazarlarda da benzer başarıyı elde edebilmeleri için nasıl ve neler yapmaları gerektiği, hangi dışa açılma yollarını deneyerek başarılı olabilecekleri soruları, bilimsel çalışmalar çerçevesinde de ele alınarak, tartışılmaktadır. Bu tartışmalar ışığında çok değişik model ve kuramsal yaklaşımların geçmişten günümüze kadar ortaya konulduğu, geliştirildiği ve hatta bazılarının güncellenerek benimsendiği de görülmektedir. Bu açıdan, örneğin "Uppsala, Yenilik-Öğrenme modeli ve Network modeli" ile bu kuramsal yaklaşımları bütünler nitelikteki Dunning tarafından ortaya konulan "Eklektik Paradigma (OLI) modeli" öne çıkanlardandır. Bu çalışmada ulusal düzeyde başarılı olan Nomadic State of Mind markasının firmasının uluslararasılaşma örneğinin ele alınarak ve söz konusu edilen dört uluslararasılaşma kuramın temel görüş ve açıklamaları doğrultusunda incelenmesinin ilginç olacağı düşünülmüştür. Ayrıca ele alınan örnek işletmeyi uluslararası pazarlara iten ve/veya çeken nedenler ile uluslararası pazarlara çıkışta hangi çıkış yolunu neden seçtiği ve hangi ülke pazarlarına yöneldiği ve bu yönelimde nelerin öncelikli olduğunu ortaya koymak yararlı olacaktır. Dolayısıyla bu çalışmanın temel amacı; farklı bir ürün konsepti, yaratıcılığı ve dizaynı ile uluslararası bir marka haline gelen Nomadic State of Mind markasının uluslararasılaşma sürecini irdelemektedir. Bu amaç doğrultusunda çalışmanın ilerleyen bölümlerinde, Nomadic State of Mind markasının Türkiye pazarında yer alması çerçevesinde, uluslararasılaşma süreci ile bazı uluslararasılaşma kuramları olarak Uppsala, Yenilik-Öğrenme, Network ve Eklektik Paradigma (OLI) modellerinin görüşleri çerçevesinde, Nomadic State of Mind markasının uluslararasılaşma sürecini analiz etmektir. Anahtar Kelimeler: Uluslararasılaşma, Uluslararasılaşma Modelleri, Yerel Marka, Nomadic State of Mind.
Yabancılara gayrimenkul satışının ulusal makro ekonomik göstergelere etkisi
Bu çalışmada, Türkiye ekonomisinin lokomotif sektörü olduğu iddia edilen inşaat sektörünün, alt başlığı olan üretilen gayrimenkullerin yabancı uyruklu kişilere satışına ilişkin verilerin makro ekonomik veriler ile karşılaştırılması suretiyle, gerek elde edilen girdiler ve gerekse satış miktarı üzerinden ekonomideki yeri belirlenmeye çalışılacaktır. Çalışmada toplam dış ticaret geliri, satış miktarları ve bazı endeksler ile yabancı uyruklu kişilere satış arasındaki ilişkiler anlaşılmaya çalışılacaktır. Ayrıca içinde bulunulan pandemi sürecinin Türkiye ekonomisine olan etkileri de anlaşılmaya çalışılacak kayıp ve kazançlara ilişkin incelemeler yapılacaktır. Bu açılardan yapılan incelemenin toplam sonuçlarına göre alınması gerekli önlemler ve hayata geçirilmesi mümkün olan projeksiyonlar üretilmeye çalışılacaktır.