
381
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Habitus kavramı çerçevesinde belgesel sinemada izleyici alışkanlıkları ve gerçeklik yanılsamaları
20. yüzyılın ikinci yarısında sosyal bilimler alanında ve sanat disiplinlerinde etkisini hissettirmeye başlayan gerçeklik krizinin en çok etkilediği alan belgesel sinema olmuştur: `Gerçekliğin sinemasal temsili' olarak nitelenen belgesel sinema, hem kurmaca sinemayla arasındaki sınırların giderek belirsizleşmesinden, hem de izleyici algısındaki özdeşleşmeci dönüşümden dolayı gerçeklikle ilişkisinde ciddi sorunlar yaşamaktadır.Belgesel sinema, bu gerçeklik krizini kendi estetik olanaklarıyla aşabilecek durumdadır. Bunun için yapılması gereken, özdeşleşmeci seyirci davranışlarının, yani `seyirci habitusu'nun yapısal bir çözülmeye uğratılarak dönüştürülmesi, film ve gerçeklik algılarının yeniden inşa edilmesidir.Bu çalışmada, `seyirci habitusu'nu çözmek için etkili bir estetik yöntem olarak Brecht'in `epik tiyatro' kuramından hareketle tasarlanan `epik belgesel' düşüncesi önerilmektedir.
Müzelerin araştırma işlevi ve müzelerde araştırma faaliyetleri yönetimi üzerine bir değerlendirme
21. yüzyılın başlarında müzecilik alanında iletişim temelli bir yaklaşım benimsenmiştir. Bu yaklaşımla birlikte müzenin işlevleri koruma, araştırma ve iletişim olmak üzere üç ana başlık altında toplanmıştır. Müzelerin koruma ve iletişim işlevlerine odaklanılırken diğer bir önemli işlev olan araştırmanın ne olduğunun ve kapsamına ne gibi faaliyetlerinin girdiğinin tespiti çoğu zaman yapılamamaktadır. Araştırma esasen müzenin var oluşunun temelinde yatar ve müzelerdeki işleyişin, işlevlerin ve etkinliklerin çekirdeğini oluşturur. Müze araştırması nesne ve alan araştırmasıyla başlar. Ancak bu işlev aynı zamanda birçok farklı çalışmayı da bünyesinde barındırmaktadır. Nesne ve alana yönelik araştırmaya ek olarak toplama, koruma ve iletişim gibi müze işlevlerine ilişkin araştırma ile izleyici araştırmaları, pazar araştırmaları ve yönetimsel araştırmalar gibi müzebilimsel araştırmalar da müzelerde yürütülen araştırma faaliyetlerinin kapsamına girmektedir. Etkili bir araştırma işlevi yürütebilmek için önceden hazırlanmış bir faaliyet planına ve belirli bir politikaya ihtiyaç vardır. Temel işlev olan ve diğer bütün işlev ve hizmetlere dayanak oluşturan araştırma işlevine önem verilmeli ve araştırma faaliyetleri yönetim aşamaları etkin bir şekilde uygulanmalıdır. Tezde müzelerde araştırma faaliyetlerinin ne olduğunun ve neleri kapsadığının irdelenmesi ile araştırma faaliyetlerinin nasıl etkin bir şekilde yönetilebileceğinin ortaya konması amaçlanmıştır. Ayrıca dünyadaki örneklere bakarak bir değerlendirme yapılmış, araştırma işlevinin yerine getirilmesinin birçok açıdan toplum için faydalı olacağı ortaya konmuş, müzelerde araştırma faaliyetlerinin yeterli düzeyde yapılmasını engelleyen unsurlar tespit edilmiş ve bu unsurları ortadan kaldırmak için önerilerde bulunulmuştur. Tezde, konu ile ilgili ulusal ve uluslararası kitaplar, makaleler, tezler ve bildiriler incelenmişve müzelerde araştırma faaliyetlerinin ne şekilde uygulandığı saptanmıştır. Sonuç olarak konu hakkında genel bir değerlendirme yapılmıştır. Müzelerde araştırma faaliyeti yönetiminin bir araştırma birimi tarafından, araştırma politikasına dayanarak, üniversitelerle iş birliği kurarak ve uzmanlar ile gönüllülerden destek alarak ve en sonunda bulguları toplumla paylaşarak yapılması gerektiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: müze, müze işlevleri, araştırma işlevi, koleksiyon, araştırma faaliyeti yönetimi, araştırma politikası.
Yönetsel akıl ve sanat: Farklı bilgi biçimleri arasında bir hakikat tartışması
Bu tezde neo-liberal politikaların ve post-Fordist kapitalizmin kullandığı bilgi üretme ve yönetim teknikleri ile sanatın alanının ve sanat üretimini algılayışımızın ilişkisi araştırılıyor. Sanat alanının, farklı öznelliklerin ve tekilliğin kurtarılmış bölgesi olarak görmemizin artık mümkün olmadığı savlanırken, güncel kapitalizmin bilgi üretme biçimleri kullanılarak sanat yapıtlarına, iş dünyasının çalışanda aradığı nitelikler vasıtasıyla ?sanatçı özne?ye, şirketlerin kullandığı ?performans ölçüm? yöntemleri ile sanat kurumuna bakılıyor. Anahtar kelimeler: ?çelişki?, ?post-Fordizm?, ?neo-liberalizm?, ?yönetimsellik?
Sanat üretim ortamı olarak görüntü
Fotoğrafın icadına kadar, belirli bir yüzey üzerinde görüntülerin temsillerinin oluşturulmasının en geleneksel yöntemi, resim yapmaktı. Fotoğrafla birlikte elin işlevi, göze yüklenir ve geleneksel resmetme tekniklerinin yerini ışıkla resmetme almıştır. Video ise ışıkla resmetme sürecine daha önce var olmayan ekranı dâhil etmiştir. Ekran, ışıklı yüzeyin gündelik yaşama kattığı yeni kullanım biçimleriyle toplumsal bir dönüşümün de simgesi haline gelmiştir. Bu çalışma kapsamında, bir sanat üretim ortamı olarak görüntünün, mitoloji ve felsefe ile olan ilişkisi irdelenip, teknolojik gelişmeler ışığında kavramsal ve biçimsel olarak nasıl dönüştüğü ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Sanat, Görüntü, Kopyalama, Fotoğraf, Video, Resim.
Plastik sanatların video sanatına etkileri
Bu çalışmada; video sanatının, ortaya çıkışından itibaren plastik sanatlardan özellikle de resim sanatından doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenmesi incelenmektedir. Görüntü kavramının bütün disiplinler içindeki yeri ve tanımı incelenerek, plastik sanatlar ile birlikte anlatılmıştır. Görüntü kavramıyla ilgili ele alınan konular; felsefe, mitoloji, tasavvuf, fenomonoloji, resim, teknoloji, fotoğraf, televizyon, video ve mekândır. Video sanatının ortaya çıkışı, bu süreçteki sanatsal, sosyal ve ekonomik yapı araştırılarak resim sanatıyla bağlantıları üzerinde durulmuştur. Nam June Paik, Vito Acconsi, Wolf Vostell, Ulrike Rosenbach, Merta Roslar, Peter Campus ve Nil Yalter olmak üzere farklı alanlarda öncü video sanatçıları incelenmiştir. Ayrıca günümüze kadar plastik sanatların özellikle resim sanatından etkilenerek video çalışmaları yapan sanatçılar araştırılmıştır. Bu kapsamda Robin Rhode, Bill T. Jones, Joseph Beuys, Bill Viola, Norman McLaren, Sam Taylor-Wood ve AES +F Grubunun çalışmaları ele alınmıştır. Ele alınan örnek sanatçılar desenin ve resmin durağan yapısını bozarak, hareket ve performans ile birleştirdikleri çalışmalar oluşturmuşlardır. Bu çalışmaların sanat tarihindeki resimlerle bağlantıları üzerinde de durulmuştur. Araştırmalar sonucunda bilinçli ya da bilinçsiz olarak video sanatçılarının plastik sanatların farklı dallarından etkilendiği, resim sanatı tarihinden referans alarak çalışmalar ürettikleri net bir şekilde anlaşılmaktadır.
Sanat müzelerinde etkileşimli alanlar
Çağdaş müzecilik anlayışının benimsenmesiyle beraber, nesne odaklı yaklaşım yerini izleyici odaklı yaklaşıma bırakmıştır. İzleyici odaklı yaklaşım, müze ve çevresinde değişimlere yol açmış, izleyiciyi ön planda tutan etkinlik ve uygulamalar yapılmıştır. Teknolojik gelişmeler ve sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçişle yaşanan toplumsal dönüşümler de, bu değişimleri desteklemiştir. Müzelerin toplumsal rolünün ve toplumla kurduğu ilişkinin zamanla değişmesi ve teknolojik gelişimin olanakları, sergileme yöntem ve tekniklerini etkileyerek sergilerin yapısını değiştirmektedir. Sergileme alanlarının da değişime uğradığı ve izleyicilere yönelik etkileşimli galerilerin ve alanların oluşturulduğu görülmektedir. Oluşturulan etkileşimli galeri ve alanlarda, süreç ve süreçte edinilen bilgiler ön plana çıkmaktadır. Tezle, fiziksel bağlamda sanat müzelerinin etkileşimli alanlarındaki sergilemenin anlaşılmasına katkıda bulunmak amaçlanmıştır. Bu bağlamda, sanat müzeleri etkileşimli alanlarının doğası hakkında ve daha spesifik olarak hedef kitle için sanat nesnesinin dönüştürülmesi, yorumlanması, ve sunulmasıyla ilişkili sanat müzelerinin etkileşimli alanlarının sergi tasarım stratejileri hakkında veriler toplamak hedeflenmiştir. Tez kapsamında, sanat müzelerinde etkileşimli galeriler ve sergi alanlarına yönelik çalışmalar ve yaklaşımlardan yola çıkılarak anket yöntemiyle saha araştırması gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonunda etkileşimli galeri ve alanların çoğunlukla aile ve çocukları hedef aldığı, eğitimsel ihtiyaçlarla düzenlendiği ve müze koleksiyonuyla ilişkili olmak üzere bilginin aktarılması ve deneyimin sağlanması için çeşitli sergileme yöntem ve tekniklerin kullanıldığı anlaşılmıştır.
21. yüzyıl bireyinin yalnızlık ve izolasyon halinin kavramsal sorgulamasından elde edilen çıkarımların bütünsel bir çağdaş dans koreografisine dönüştürülmesi: "İzole"
"İzole" isimli bu tez çalışmasında, koreograf Tan Temel'in yaşadığı, sanatsal olarak beslendiği ve sanatsal üretimini yaptığı sosyal çevrenin koşullarını, problemlerini incelediği; bunların kendisi üzerindeki psikolojik ve fiziksel yansımalarını araştırarak özgün bir anlatımla sahneye koyduğu dans koreografisinin araştırma ve yapım aşaması anlatılmaktadır. Koreograf sıkışmışlık, hareketsizlik, yorgunluk, iletişimsizlik, özgürleşememe, özgürleşme arzusu, baskı altına alınma, zorlanma, dayatma, cinsellik, ait olma, sahiplenme, duvarlar, kapatma, kapatılma korkusu, inşa etme, yıkma, yıkım, tortu gibi kendi gözlemlerinden yola çıkarak belirlediği kavramsal motivasyonları incelemiş ve bunları dans koreografisine dönüştürmüştür. "İzole"de bahsi geçen dinamiklerden yola çıkılarak günümüz hayatına uygun bir şekilde küçük bir oda içinde yaşam döngüsünü sürdüren izole olmuş iki birey üzerinden 21. yüzyılın bireyi ve içinde bulunduğu durum sorgulanır. Bu tez çalışması yedi bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünün ardından, ikinci, üçüncü ve dördüncü bölümlerde tezin kavramsal çerçevesini oluşturan motivasyonlar incelenmektedir. Beşinci bölümde, koreografın stüdyoda çalışma sürecini, koreografinin oluşum aşamalarını ve bölümleri anlatılmaktadır. Altıncı bölüm, mekan, ışık, kostüm, sahne tasarımı ve müzik unsurlarının hazırlık aşamasını ve bunların hareket dizinleri ile birleşme süreci anlatılmaktadır. Sonuç Bölümünde, değişen toplumsal ve sosyal yapıların, ortaya çıkardığı kaçınılmaz sonuç nedir sorusunun yanıtı; bireyin izole olması, sınırlanma, bozulan direkt iletişim ve hareketsizleşen bedenler olarak karşımıza çıkmaktadır. Kavramsal sorgulamaların çerçevesinde dansçıların ve diğer sanatçıların kendi yüzleşmelerini ve iç hesaplaşmalarını içeren koreografide, bu döngünün devam ettiği/edeceği sonucuna varılır. Bu durum koreografinin hareket kalitesine, sahne tasarımına da döngüsel bir form olarak yansır. Performans, dansçıların koreografinin başında olduğu gibi daire şeklinde koşması ile bir başka başlangıca gitmek üzere sonlanır. Anahtar Kelimeler: İzolasyon, Duvar, Yalnızlık, Bloke Olma, İlişkiler
Sinema, kişisel gelişim, sanat alanlarında verilmiş çağdaş felsefi ve düşünsel yapıtlardan esin ve çözümlemelerle "Üç" isimli dans projesinin hazırlanması ve sahneye konması
Bu tezin konusunu oluşturan "Üç" isimli dans projesi; performansın koreografı olan Sernaz Demirel Temel'in insan ilişkileri ve davranışları kapsamındaki kişisel deneyimlerinin, gözlemlerinin ve fikirlerinin hem fiziksel hem de entelektüel yansımalarını ortaya koymaktadır. Koreograf, kavramsal açıdan varoluşa dair sahip olduğu şahsi bakış açısını faydalandığı pek çok yazılı, görsel ve işitsel kaynaktan aldığı ilhamla harmanlayarak bu tezin konusu olan koreografiyi oluşturmuştur. "Üç", Uluslararası İnsan Hakları Beyannamesi, Peter Jackson'nun yönetmenliğini yaptığı "Zeitgeist" belgesel filmi ve Alman yazar Eckhart Tolle'ün "Yeni Bir Dünya" adlı kitabından çıkarılan sonuçların sentezlenmesini içerir. "Üç", tüm bu kaynak ve verilerden yola çıkılarak ulaşılan sonucun bir dans projesi ile sanatsal yapıta dönüştürülmesidir. "Üç" isimli dans projesi, koreografın esinlenmelere bağlı sentezini ve bunun duygusal ve düşünsel yansımalarını sunacak şekilde vücuda getirilmiştir. Sonuç olarak, temel konusu ego ve onun insan ilişkileri üzerindeki etkileri ve önemi olan "Üç" isimli dans projesi vasıtasıyla, bunu sahneye koyan performans sanatçıları, günlük koşuşturmaca, kendini iyice kaybetmiş bir halde sadece kendi isteklerine, arzularına odaklanmış olan insanları, hiç olmazsa bir dans performansı süresi boyunca, yeniden bilince çağırmaya, yaşamlarını, hedeflerini bir kez daha gözden geçirmeye davet etmeye çalışmıştır. Her bir performans; önceden hazırlanmış hareketlerden ve akıştan oluşan bir koreografiye sahip olsa da, işin insan faktörünü temsil eden dansçı ve izleyici unsurlarının da etkisiyle, her zaman hem bir öncekinden hem de bir sonrakinden farklılaşmaktadır. Sanat her zaman insanları durup düşünmeye, sorgulamaya, daha iyisinin, daha doğrusunun ne olabileceğini araştırmaya sevk eder. Anahtar Kelimeler: Beşeri İlişkiler, Açgözlülük, İhtiras, Çelişki / Çatışma, Ego
Kent müzelerinde barış kültürü: Adalar Müzesi örneği
Kent ya da kentleşme olgusu günümüze kadar çeşitli dönüşümlerden geçmiştir. Günümüzde kentlere olan göç hızla devam etmektedir ve bu da birtakım ihtiyaçları beraberinde getirmektedir. Kentler kendi kimliklerini keşfetmeye ve nereye gittiklerini anlamaya gereksinim duyarlar. Kent müzesi, kent kimliğini ve kentlilik bilincini geliştiren, kentte yaşayan farklı etnik, dinsel, kültürel, toplumsal gruplar arasında karşılıklı anlayış, karşılıklı saygı ve ortak yaşam kültürünü güçlendiren bir müze türüdür. "Kent Müzelerinde Barış Kültürü; Adalar Müzesi Örneği" adlı tez çalışmasının amacı, barış kültürünün gelişiminde kent müzelerinin önemini ortaya koymak ve Adalar Müzesi'ni bu bağlamda incelemektir. Tezde kentlilik kimliği altında, insanların birbirini anlamaya çalıştığı, ön yargılardan uzak durulmasını sağlayan, kentlerin vazgeçilmez özelliği olan çok kültürlü toplumsal uzlaşının sağlanmasında -dolayısıyla barış kültürünün gelişimine katkısında- kent müzelerinin rolünün ne olduğu ve bunun önemi üzerinde durulmuştur. 2010 yılında kent müzesi olarak açılan Adalar Müzesi'nin, barış kültürüne olan katkısının irdelenmesi ve barış kültürüyle kent müzeleri ilişkisini araştırmak amacıyla gerçekleşmiştir. Bu bağlamda çağdaş bir kent müzesi olarak açılan Adalar Müzesi, kuruluş çalışmaları ve yürüttüğü iletişim çalışmaları (sergileme ve eğitim faaliyetleri) açısından incelenmiştir. Bu çalışmanın ana problemi, Adalar Müzesi, kuruluş ve müzenin iletişim işlevleri ile ilişkili çalışmalarında, çok kültürlü toplumsal uzlaşının sağlanmasına ya da diğer bir ifade ile barış kültürünün gelişimine yönelik faaliyetler yürütmüş müdür? Yöntem olarak da tezin ana sorusuna yönelik veri toplamak amacıyla iki ayrı çalışma yapılmıştır. 1. Müzenin vizyon, misyon ve temel politika belgeleri ile temel iletişim çalışmaları olan sergilerinin ve eğitim programlarının değerlendirilmesi. 2. Adalar Müzesi yetkilileriyle gerçekleştirilen görüşmeler. Araştırma sonunda, Adalar Müzesi'nin, Adalar'ın yaşam biçimindeki ve düzenindeki değişim ve gelişmelerin araştırılmasını, bölgenin diğer çevrelerle ilişkisini ve var olan kimliklerin, dil, din, ırk ve inanç ayrımı gözetmeksizin müze içinde yer almasını kuruluş aşamasının başından itibaren ortaya koyduğu, Müze'nin özellikle geçici sergilerinde Adalar'daki çok kültürlülüğün ve "Adalılık" kimliği-kültürü içinde sürdürülen dayanışmanın ve barışçıl yaşamın vurgusuna dikkat çekildiği tespit edilmiştir.
Seyirden etkileşime: Bir katılımcı sanat yapıtı olarak dijital imgenin fenomenolojisine doğru
Batı uygarlığının kodları her zaman çok büyük ölçüde görsellik üzerine kurulmuştur. Görme duyusunun aman vermez baskınlığı, McLuhan, Ong ve başka bir çok kuramcı tarafından da ısrarla savunulduğu gibi, insanın algısal bütünlüğünü bozar, giderek bir tür görü-merkezci hegemonyanın ortaya çıkmasına neden olur. Görsel kültürün bütün temel söylemleri de bu durumu teyit ederler; modernliğin doğuşundan bu yana, şeylerin imgelerinin bütünüyle ve sadece zihinde algılandığını dayatan yaklaşım, görünün bedensizleşmiş bir eylem olduğu anlayışına yaslanarak, genelgeçerliğini sürdürmektedir. Ancak, görsel temsilin özünün yeniden düşünülüp tanımlanmasını gündeme getiren dijitalleşme süreci, bu yerleşik söyleme meydan okuyan çok daha önemli bir değişimi başlatmıştır: İmgeler artık, sadece mutlak bir görselliğin nesnesi olmaktan, durdukları yerde kendilerine yalnızca bakılan ve öylece görülen varlıklar olmaktan, çıkmaktadırlar. Bu araştırmada, imgelerin artık hızla etkileşimli unsurlara dönüştükleri, dokunmak, gözlerin ve başın hareketleri, bedenin duruş ve mimikleri gibi izleyicinin bedensel eylemlerine yanıt verebilen, dinamik temsiller haline geldikleri ortaya konulmaktadır. İnsanın "akıllı" imgelerle kuracağı yeni tür ilişkinin doğasını kavramak için, görme duyusunun bedenlileşmiş ve bütüncül bir bağlam içerisinde düşünülmesi gerektiğini savunan bu çalışma, esasta teknoloji alanına aitmiş gibi görünen kimi temel sorunları, McLuhan'ın medya kuramı ile Heidegger, Husserl ve Merleau-Ponty'nin fenomenolojik felsefesinin referanslarına dayanan bir bakış açısıyla ele alarak, dijital imgenin algılanması meselesine, katılımcı sanat ekseninde yeni yanıtlar araştırmaktadır.
Başlangıcından günümüze kontak doğaçlama üzerine sosyo-kültürel hayatın etkileri
ÖZETBAŞLANGICINDAN GÜNÜMÜZE KONTAK DOĞAÇLAMAÜZERİNE SOSYO-KÜLTÜREL HAYATIN ETKİLERİSernaz DEMİRELBu tez çalışmasında 1970'li yılların sosyal ve kültürel ortamıyla şekillenen kontakdoğaçlama hareket formunun değişen değerlerle birlikte günümüze kadar olansüreçte nasıl şekillendiği sorgulanmıştır. `Değişen yaşam standartları hareketformunu etkiler mi?' sorusundan yola çıkılarak kontak doğaçlamanın hareket formözellikleri üzerinde durulmuştur.Kontak doğaçlama, hem sosyal dans hem de deneysel dans özeliklerini içindebarındıran bir yapıdadır. Kültür, dans ilişkisi ve Amerikan toplumunda dokunmagibi konuları içine alarak, dönemin sosyal ve kültürel yapısı ile ilgilidir.Hareket ile ilgili değişen değerleri anlayabilmek ve karşılaştırmalar yapabilmek içinmodern dans tarihinin gelişim sürecine bakmak gerekir. Bu nedenle modern danstarihinin gelişim sürecine kısaca değinilerek kontak doğaçlamanın oluşumuna zeminhazırlayan koreograflar incelenmiştir.Kontak doğaçlama postmodern anlayışlarla şekillenmiştir. Bu nedenle ortaya çıkışınazemin hazırlayan postmodern koreograflar ve oluşumlar irdelenirken, kontakdoğaçlamayı bir hareket formu olarak tanımlayabilmek açısından farklı hareketformları ile karşılaştırmalar yapılmıştır.Sonuç olarak kontak doğaçlama performanslarını içeren videoların izlenmesi vekarşılaştırmalar yapılması yöntemi kullanılarak, 1980'li yıllardan günümüze kadarolan süreçte değişen anlayışlar çerçevesinde, temel hareket form özelliklerinindışında, kontak doğaçlamanın ortaya çıktığı dönemin anlayışlarının değişimeuğradığı ve kontak doğaçlamanın modern dans tekniğinin içinde bir form olarakkabul edildiği görülmüştür.Anahtar kelimeler: Kontak doğaçlama, hareket formu, sosyo-kültürel, modern dans
Günümüz sanatının kurumsallaşma sürecinde sanat yapıtının dolaşımı ve "strateji"nın rolü
Bu tezin amacı, hem sanat kurumları, hem de bizzat sanatçıların kendileri tarafındanstratejinin kullanım biçimlerinin, özellikle 90 sonrası ortaya çıkan tutumlar ve teorilerdenyola çıkarak araştırılmasıdır.Günümüz sanatında artık, bir nesne olarak var olan sanat yapıtı yerini, kurumlar, sanatpazarı ve sanatçı üçgeni içerisinde konumlanan stratejik sanat yapıtına bırakmıştır. Sonyıllarda stratejik sanat yapıtı, Mika Hannula'nın üçüncü alan, küçük jestler ve yanlışanlama, Charles Esche'nin mütevazi öneriler, Nicolas Bourriaud'nun da ilişkisel estetikkuramları gibi kuramlar aracılığıyla ele alınmaktadır. Stratejik sanat yapıtının ortayaçıkışı 1960'ların başına kadar gitmektedir. Bu tezde Marcel Broodthaers ve Hans Haackegibi sanatçıların sanat kurumu eleştirisinden başlayıp, örnek stratejik modeller olarak,Jakup Ferri, Tellervo Kalleinen ve Oliver Kochta-Kalleinen, Erwim Wurn, CarstenHöller, Olaffur Elliason, Hans Winkler, Hale Tenger, Halil Altındere, Tehching Hsiehgibi sanatçıların çalışmaları incelendi.Ayrıca yeni stratejilere nasıl olanak sağlanabileceği konusunda kamusal alanın kullanımıve sanatçı insiyatifleri gibi otonomların gerekliliği üzerinde duruldu.Anahtar Kelimeler: Strateji, taktik, deneyim, özerk sanat yapıtı, küçük jestler, mütevaziöneriler, ilişkisel estetik.
Türk tiyatrosunun gelişimine kültür politikalarının etkisi
Kurumsal Türk Tiyatrosu devlet desteği sayesinde oluşturulmuş bir yapıdır. Bugüntiyatro alanında devlet tarafından desteklenen iki temel birim bulunmaktadır; DevletTiyatroları ve Şehir Tiyatroları. Devlet, her iki kurumun da, sanatçıların maaşlarınınödenmesinden, gerekli sahnelerin bulunmasına kadar yönetim ve işletmesindensorumludur.Tezin amacı bu yapının doğurduğu problemleri tespit edip, çözüm önerilerigetirebilmektir. Konuyla ilgili kitaplar, süreli yayınlar, panel ve bildiriler taranmış vesanatçılarla bireysel görüşmeler yapılmıştır. Diğer ülkelerin kültür politikaları ve sanatıdestekleme modelleri incelenmiştir. Ayrıca Devlet Planlama Teşkilatı tarafından her beşyılda bir yayınlanan ?5 Yıllık Devlet Kalkınma Planları? taranmış, bu belgelerdekikültürün ve tiyatronun yeri analiz edilmeye çalışılmıştır. Endüstriyel bir şehir olanİzmit'te kurulan ?İzmit Şehir Tiyatroları?nın yerel yönetim anlayışı çerçevesinde doğrubir yapı sergilediği saptanmış ve bu tiyatro tezde incelenmiştir. Tezde bu kurumlar içinyönetişim modeli önerilmektedir.Ülkedeki gelişimini ortaya çıkarabilmek için Türk Tiyatrosunun tarihi araştırılmıştır.Devletin müdahale oranını anlayabilmek için özel tiyatroların, devlet ve şehirtiyatrolarının örgüt şemaları çıkarılmıştır. Bölge tiyatrolarının, tiyatroyu yaymadakirolü ve kuruluş aşamalarında yaşadıkları problemler ortaya çıkarılmıştır. Devletinsansürdeki rolü tartışılmıştır.Tezin bulguları sonucunda devlet ve şehir yapılanmalarında yönetişim ve ademimerkeziyetçiliğin esas alınacağı yeni bir modelin inşa edilmesi gerekliliği ortayaçıkmıştır. Sanat birliklerinin İngiltere'deki `Sanat Konseyi' yapısında bir örgütlenmeamaçlarının aksine yeni bir modelin yaratılması gerektiğininin altı çizilmiştir.Anahtar kelimeler: Tiyatro, kültür politikaları, yönetişim, sanat yönetimi, sanatkurumlarına devlet desteği.
Görüntü teknolojisi ortamının modern dans koreografisine etkileri ve değişen beden anlayışı
Modernizm sürecinde kültürel bir temsiliyet aracı olarak, İstanbul'da; fotoğraf ve azınlıklar
Güncel sanat paradigma ve pratikleri içerisinde özerk bir yapılanmaya sahip olan fotoğraf olgusuna yönelik evrensel hipotez ve post-yapısalcı eleştirel dayanakların, yerel bir sorunsal üzerine odaklandığı proje, ele alınan konunun disiplinlerarası uzantıları bağlamında ortaya koyulmuştur. Modernizm sürecinde kültürel bir temsiliyet sorunsalı olarak belirleyici rol üstlenen fotoğrafın, İstanbul azınlıklarının ilk yerli stüdyolardan günümüze uzanan fotografik temsil anlayışı özelinde sorunsallaştırıldığı genel perspektif, göstergebilimsel bir kuramsal alt yapı üzerine temellenmiştir. Bu kavrayış zemini üzerine, disiplinlerarası sanat metodolojisinin öngördüğü evrensel teorik bağlamlar doğrultusunda konunun sosyo-stratejik, etno-kültürel ve siyasal boyutu eklemlenmiştir. Böylece, ele alınan sorunsalın çok yönlü açılımları arasında saptanan tarihsel ve güncel nedensellik ilişkilerinin karşılaştırmalı olarak modernizm eleştirisi temelinde yeni eleştiri ve okumalarına ulaşılmıştır. Post-yapısalcı eleştirel kavrayışın kaynaklık ettiği bilgi birikimi ve temsiliyet sorunsalının, disiplinler arası güncel sanat kuramlarının ön gördüğü bir eksende yeniden yapılandırıldığı çalışma, kuramsal referansların, konunun kendisine referanslık edecek kültürel birikimi ile bir arada yürütülmüştür. Bu aşama, yalnızca elde ki teorik alt yapı ve metinler değil, bu alt yapının öngördüğü sorunsalları kapsayacak nitelikte geniş bir görsel belge sunumu gerçekleşmiştir. Bu amaç doğrultusunda, alan araştırması, görsel arşiv taramaları ve sözlü tarih gibi sosyal bilim temelli metodlar, projenin öncelikli hedefi olarak çalışmaya dahil edilmiştir. Böylece, eldeki kuramsal dayanakların temsil sorunsalı özelinde örneklenmiş yeni bir görsel seçkisi ortaya koyulmuştur. Bu aşamada, bir ara disiplin ve metod oluşturulması ön görülerek, çalışmada farklı disiplinlere dair anlayışların birbirlerine önerdiği sorunsallar kavramsal bir temelde yeniden kurgulanmıştır. Çalışmanın özgün metodolojik yapılanması doğrultusunda ortaya koyduğu öncelikli anlayış, teorik ve pratik düzlemin birbirlerine uygulanma süreçlerinde elde edilen bir ara disiplin kurgulama ve geliştirme fonksiyonunun gelecek projeler açısından öngördüğü metodolojik kaynaklık niteliğidir. Anahtar Kelimeler: Fotoğraf, Azınlıklar, Modernizm, İstanbul, Kültürel Temsiliyet, İmaj Politikaları, Disiplinlerarası Sanat, Eleştirel Teori.
20. yüzyılda opera, 20. yüzyıl modernizminin operaya etkileri ve modernist ve postmodernist estetik bağlaminda opera
20. yüzyılla birlikte opera sanatında, diğer sanat disiplinlerinde olduğu gibi, biçimselve kavramsal açıdan yeni ve önemli değişiklikler meydana gelmiştir. Bu yenideğişikliklerin opera sanatındaki etkileri dönemin sosyal, ekonomik, siyasal ve kültürelarka planı göz önünde bulundurularak ele alınmalıdır. 20. yüzyıl, hem modernizmihem postmodernizmi bünyesinde barındırdığından, 20. yüzyıl operasını, modernizm vepostmodernizm bağlamında ele alıp incelemek gerekmektedir.Çalışmada, 20. yüzyılda operanın genel durumu, ülkeler bazında ele alınmış; ardındanmodernizmin genel nitelikleri, sanata ve özelde müzik ve operaya etkileri, özellikleFrankfurt Okulu ve Theodor Adorno'nun görüşleri bağlamında açıklanarak, opera vemodernizm ilişkisi, 1900-1950 yılları arasında yazılmış operalar üzerinde incelenmiştir.Hem 20. yüzyıl öncesi, özellikle de 19. yüzyıl Romantik opera geleneğine, hem 20.yüzyıl operasının modernist yaklaşımlarına rastlanabilmesi nedeniyle, opera vemodernizm, 20. yüzyılın ilk yarısına ait operalar üzerinden incelenmiştir. 20. yüzyılınikinci yarısında üretilen operalar ve yeni yönelimleri ve 1980'lerden itibaren operadaetkilerini gösteren postmodernizm ve operaya etkileri belirtilmiş ve örnekler üzerindeaçıklanmıştır.Operaya modernizm çerçevesinden bakmak, 20. yüzyıl operalarının toplumsal, siyasalve kültürel bağlamları içerisinde, tüm gönderme ve alt metinlerinin doğru biçimdeokunmasını sağlayacaktır. Böylece, operayla ilgili tartışmaları tekrar canlandırmak veoperanın 19. yüzyılın ardından sona erdiği fikrini değiştirmek mümkün olabilecektir.Anahtar Kelimeler: Opera, 20. yüzyıl, modenizm, postmodernizm,
Disleksili bireyler iletişim tasarımı için uygun bir grup mudur?
Eğer disleksili bireyler, çağdaş grafik tasarım örneklerinde olduğu gibi, farklı ifade etme ?becerisine? sahiplerse, acaba bu bireyler, İletişim Tasarımı için kıymetli olan ?yakası açılmadık? farklı yorumlar üreten avantajlı bir grup olabilirler mi? Disleksililerin okulda başarısız olmalarına neden olan algılama farklılıkları, acaba İletişim Tasarımı eğitimi için avantaja dönüşebilir mi?İşte bu tez, merak edilen bu soruya, ilkokul çağındaki disleksili çocuklar ile yapılan bir araştırma üzerinden cevap bulmaya çalışmaktadır. Literatürde, ?İletişim Tasarımı? gibi bir alanda disleksililerin yatkınlığını belirleyen bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bugüne kadar yapılan araştırmalardan farklı olarak bu çalışmada, doğrudan disleksili bir grup üzerinde inceleme yapılarak veriler elde edilmiştir. Araştırma, 7?12 yaş arası 20 disleksili ve 20 disleksili olmayan kontrol grubu üzerinde yapılmış ve bireylerden belirlenen 20 eylemi çizmeleri istenmiştir. Sonuçlar karşılaştırıldığında, disleksili bireylerin, İletişim Tasarımı eğitiminde öncelikli bir grup olmaları gibi çok kesin bir sonuca ulaşılmamasına karşın, iletişim tasarımı eğitimi ve özellikle simge tasarımı gibi daha özellikli bir alt uzmanlık alanı için disleksili bireylerin uygun adaylar arasında olduğunu gösteren istatistiksel açıdan anlamlı veriler elde edilmiştir. Bunlar arasında en önemlisi yönlendirme işaretlerinin kullanımının disleksililerde %45 iken kontrol grubunda %5 olmasıdır. Yönlendirme işaretlerinin kullanımındaki belirgin farkın yanı sıra, dört kişiden oluşan ve İletişim Tasarımı eğitimi için son beş yıldır adayların bu eğitim dalına yatkınlığını belirleyen jürinin başarılı bulduğu çizimler açısından da disleksili bireylerin önde olduğu görülmüştür.
Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı müzelerde insan kaynakları bölümünün oluşturulması önerisi (A.B.D örneği)
Günümüzde gelişmiş ülkelerde ister kâr amacı güden ister kâr amacı gütmeyen organizasyonlarda insan kaynakları biriminin önemi ve değeri anlaşılmıştır. İnsan kaynakları birimi organizasyonda personel temini, seçimi, alımı, personelin özlük işleri, mesleki gelişimleri ve eğitimleri, sosyal hakları, kariyer planlaması gibi çok çeşitli süreçlerden sorumlu olan bir birimdir. Tüm bu süreçlerin doğru bir politika ile yapılması kuşkusuz her zaman o organizasyonun lehine bir durumdur. Bu tezin hazırlanmasındaki amaç; insan kaynaklarının tanımının, işlevlerinin, birimin bu işlevleri yurt dışındaki müzelerde ne çeşit uygulamalarla yerine getirdiğinin örneklerle açıklanması ile Türkiye'de Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı müzelerde de uygulanması gerektiğidir. Tezin araştırma safhasında insan kaynaklarının tanımınının ve işlevlerinin teorik olarak açıklanmasında en güncel kaynaklar kullanılmış olup, yurt dışındaki Smithsonian Enstitüsü ve Metropolitan Sanat Müzesi ile bağlantı kurulup insan kaynakları biriminin bu uygulamalarını müzelerinde ne şekilde uyguladıklarına dair güncel dökümanlar elde edilip paylaşılmıştır.Ayrıca Türkiye'deki Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı müzelerin müzecilik mevzuatı kapsamında kanunlar, yönetmelikler ve kanun hükmünde çıkan kararnameler araştırılmış bu doğrultuda insan kaynaklarının işlevleri göz önüne alınarak genel durum değerlendirmesi yapılarak müzedeki uygulamaların daha net biçimde anlaşılması için görüşmeler de gerçekleştirilmiştir. Yurt dışındaki müzelerden gelen dökümanlar, insan kaynaklarının müze yönetimi tarafından ne kadar önemsendiğini, uygulamaların ne kadar profesyonelce gerçekleştirildiğini göstermektedir. Bu doğrultuda Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı müzelerde kurulması önerilen insan kaynakları biriminin aynı uygulamaları yapamasa bile Türk müzecilik mevzuatına uygun bir şekilde ya da mevzuatta bazı değişikliklerin yapılması gerekliliği sonucuna varılmıştır.
Yeşilçam sinemasında beden ve bedenin yeniden tanımlanması: Bedensiz performans
İlkel çağlardan günümüze her türlü ritüelin, toplumsal meselenin, bilimin ve sanatın konusu olmuş beden, sürekli olarak yeniden tanımlanagelmiştir. Bu dinamik yapı, sinematografik beden için de geçerlidir: Fiziksel varlığıyla zaman içinde sürekli bir hareket halinde olan beden, verili bir gerçeklikten öte, Judith Butler'ın vurguladığı gibi, bir ?oluş kipi?dir. Bedenin sürekli bir performans halinde oluşu, kimliğin oluşum sürecinde de temel etkendir. Bedenin fizik gerçeğinin ortada bulunmadığı bir durumda ise, performanstan söz etmek mümkün görünmemektedir. Bu çalışmada ortaya atılan ?Bedensiz Performans? kavramı tam da bu noktada önem kazanmaktadır.Bedensiz Performans için bedenin fiziksel varlığı zorunlu değildir ?bir beden ideasının kurulması yeterlidir. Sinema, temel öğeleri bakımından, doğrudan bir Bedensiz Performans alanı olarak kabul edilebilir. Genel plan, yakın plan gibi çekim ölçeklerinin insan bedeni temel alınarak belirlenmesi bu önermenin ilksel dayanağıdır: Sinemada insan bedeni, fiziksel görünürlüğünden bağımsız olarak, daha en baştan bir `idea' olarak mevcuttur. Bedensiz Performans, bedene ilişkin bir yokluk algısından öte, bedenin yeniden tanımlanmasını ifade etmektedir.Yeşilçam sineması, sinematografik bedenin inşasına yaklaşımı bakımından, Bedensiz Performans kavramının tartışılması için uygun bir zemin oluşturmaktadır. Türkiye'de yaşayan insanlar söz konusu olduğunda, Yeşilçam sinemasının toplumsal bellekteki yeri de açıkça ortadadır. ?Bedensiz Performans? kavramı, bellekle yakından ilgilidir. Sinematografik aygıtın özellikleri göz önünde bulundurulduğunda, doğrudan bir Bedensiz Performans alanı olarak ele alınabilecek olan sinemanın, bu çalışmanın ilgilendiği Yeşilçam sineması özelinde dikkat çektiği noktalar, söz konusu kavramın anlaşılması ve geliştirilmesi açısından önemlidir.Anahtar Kelimeler: beden, performans, Bedensiz Performans, sinema, Yeşilçam, algı, imge, bellek.
Güncel sanatta İstanbul`un temsili ve kültür politikaları
Abdî mahlasıyla şiirler söylemiş olan Subhizâde Abdullah Efendi, XVIII. yüzyılşairlerindendir. Şair bir ailenin ferdi olan Abdî Efendi, İstanbul'da doğmuştur. Abdî'ninbabası Feyzullah Feyzî, dedesi Subhî Ahmet ve oğlu Ali Necip de şairdir.Abdî Efendi hakkında pek çok kaynakta bilgi bulunmakla birlikte bu bilgilergenellikle muhtasar bir şekilde verilmiştir. Şair hakkında bilgi veren bu kaynaklarda,şairin doğum tarihi hakkında her hangi bir bilgi bulunmamaktadır. Şairin vefat tarihikonusunda da kaynaklar iki farklı tarihi göstermektedirler.Şairin babası Feyzullah Feyzî, Türk Edebiyatının son hamsesini yazmıştır.Abdî'nin dedesi de divan sahibi bir şairdir. Klâsik Şiire hakimiyetiyle tanınan şair,tezkirelerde bilgili, kültürlü bir aile olarak tanımlanan bir ailenin ferdidir.Meslek hayatında da babasının ve dedesinin yolunu takip eden Abdî Efendi,ruznamçecilik, maliye tezkereciliği ve yeniçeri katipliği yaparak 1758 tarihinde sadaretkethüdası olmuştur. Bu vazifeden azledilerek ayrılan Abdî Efendi, 1761'de (H. 1175)vefat etmiştir. Şair, Eyüp Kabristanı'nda metfundur.Abdî Efendi'nin şiirlerinde özellikle Nedim tarzı bir mecaz, mana ve söyleyişvardır. Şiirlerinde dönemin mahallileşme akımının tesiriyle Türkçe redifler ve kafiyelerdikkati çeker. Bu rediflerin de genellikle fiil kökenli olması şairin şiirlerine farklı birsöyleyiş kazandırmıştır. Bu özellikleriyle şair dönemin meşhur şairleri arasındadır.Kaynaklarda şairin nesir türünde de eserlerinin olduğu ve bunların çokbeğenildiği söyleniyorsa da bu çalışmalara günümüzde daha ulaşılamamıştır. Abdî'nindivanında, özellikle tarihler büyük bir yer kaplamaktadır. Nitekim bu tarihlere kaynaklaratıf yapmış ve şairin manzum tarihlerinin değerli bulunduğunu yazmışlardır.Anahtar Kelimeler: Abdî, Divan, Klâsik Türk Edebiyatı
Nietzshe ve post - yapısalcı felsefenin günümüz sanatına yansımaları
Bu tezin amacı Nietzche'nin kavramları ve bu kavramların post-yapısalcı okumaları ile sanat alanını sınamaya kalktığımızda elde edilecek farkındalığın araştırılmasıdır.Bu tezde sanat, Nietzsche'nin ve post-yapısalcı felsefenin "Estetizm", "gücün olumluluğu", "Oluş Sürecinde Özne", "arzu makinesi olarak sosyal alan", "hakikatin kurgusailığı" düşünceleri ile WochenKlausur, Suzanne Lacy ve Kültür Eylemde pratikleri tartışılıyor. Sanatın dönüştürücü sosyal bir güç olma potansiyeli araştırılarak, bunun için sanat paradigmasının radikal bir değişim geçirmesi gerektiği öne sürülüyor.Anahtar kelimeler: "estetizm", "hakikat", "müdahale", "etkinleşme", "süreç"
Gösteren-gösterilen-gören bağlamında Dolmabahçe Sarayı sergileme politikasının irdelenmesi
Müze kurumsal olarak toplum içindeki duruşu ve koleksiyonu ile bir iletiye sahiptir. Çoğunlukla bu iletiyi sergileme yolu ile ziyaretçisine ulaştırır. Müzenin diki olarak gösterilen sergilemeye dilbilim yöntemleri ile bakıldığında, özellikle tarihi önem taşıyan saray müzelerde ziyaretçi açısından kullanılması gereken etkin yol olarak tanımlanmıştır.Tarihi ve sosyal değere sahip Dolmabahçe Sarayı, Tanzimat-Meşrutiyet-Cumhuriyet gibi üç farklı dönemi bünyesinde taşımaktadır. Sarayın sergileme politikası, müze-nesne-ziyaretçi üçlemesi içinde değerlendirilerek ziyaretçi üzerinde oluşturduğu anlam irdelenmiştirGeçmişle bağlantısı olan bu tür yapıların sergilemelerinde kullandıkları dilin önemi üzerinde durularak yapısalcı ve tarih yazım yöntemlerine bağlı kalarak müzeye ve koleksiyonuna göstergebilimsel açıdan açıklamalar getirilmiştir. Özellikle Ferdinand du Saussure'nin ortaya attığı dilbilim tanımlamaları Barthes ve Pearce'm düşünceleri ile pekiştirilerek Dolmabahçe Sarayı için bütünsel sergilemenin tarih ile temellendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bütünselliği oluşturmada tarihsel bilginin ışığında nesnelerin kullanımının da önemli olduğunun ifade edildiği çalışmada, nesnelerin kendi öz bilgisini ve bütün içindeki bilgisini iletmedeki rolü üzerinde durulmuş, belirlenen nesnelerin gösteren- gösterilen düzleminde dilbilim yöntemlerine dayanarak yorumlaması yapılmıştır.Anahtar Kelimeler: Saray-müze, sergileme, tarih yazım yöntemleri, yapısalcılık, göstergebilim
Ulus-devlet yapısına sahip olan Singapur'un, ulusal kimlik oluşturmasına müzelerin katkısı
Uzun yıllar İngiltere'nin kolonisi olan ve 1965 yılında bağımsızlığına kavuşan Singapur,Güneydoğu Asya'nın coğrafya açısından en küçük ülkesidir. Ülke halkının yapısına bakıldığında,belli bir ulustan bahsetmek çok zordur. Toplumunun neredeyse tamamı göçmenlerden oluşanSingapur'un halkı, Çin, Malezya, Hindistan, Endonezya gibi ülkelerden göç etmiş insanlardan veülkedeki koloni yönetimininden kalan İngilizler'den meydana gelmiştir. Bu bağlamda ülke, çokırklı, çok dilli, çok dinli kısacası çok kültürlü bir yapıya sahiptir. 2006 yılının Ağutos ayındabağımsızlığının 41. yılını kutlayan ülke, halkı meydana getiren farklı etnik kimliklerin sahipolduğu kültürler ile ulusal kimliğini zenginleştirerek, kendisine farklı ve eşsiz bir kültürharmonisi yaratmıştır.Yapılan çalışmada, "Singapurlu" kimliğinin oluşturulmasında kültürel araçların, özellikle de i müzelerin katkısı olduğu düşünülerek, bu katkılar incelenmiştir. Ülkedeki, müzeciliğin ilk çıkış I noktasından günümüze kadar geçirdiği evrimler irdelenerek, sosyal, ekonomik ve politikolayların müzelere etkisi yorumlanmıştır. Günümüzde kültürel açıdan toplumun her ihtiyacınacevap vermeye çalışan müzelerin, 1990'lıların ortalarına kadar ekonomik ve politik olayların I gölgesinde kaldığı gözlenmiştir. Singapur'daki müzelerin ülkeyi oluşturan etnik kimliklere karşı Kuyarlı olduklarını ve ulus kimliğini güçlendirmek için bu kimlikleri destekledikleri sonucunavarılmıştır.Anahtar kelimeler: Kültürel miras, Müze, Etnik kimlik, ulusal kimlik, Ulus-devlet, Çok kültürlülük
Türkiye'de Cumhuriyet Dönemi müzecilik bağlamında butik müze
Osmanlının son döneminde İstanbul Arkeoloji Müzesi'nin kurulması ile Türkiye'de müzeciliğin kurumsallaşması başlamıştır. Cumhuriyet döneminde İzmir ve Ankara Arkeoloji Müzelerinin kurulmasıyla birçok alanda ve konuda kurumsal müze açılmış ve günümüze kadar gelmiştir. Türkiye'nin ilk özel müzesi olan Sadberk Hanım Müzesi'nin kurulması ile özel müzecilik anlamında ilk adımlar atılmış oldu. Sanat müzeciliği anlamında 2000'den sonra açılan Pera Müzesi, İstanbul Modern Sanatlar Müzesi, Sabancı Müzesi, Doğançay Müzesi ve IMOGA Müzelerinin açılması ile Türk resim sanatına çok büyük katkı sunulmuştur. Bu çalışmamız kapsamında Müze ve özellikle ülkemizdeki Butik Müzeciliği geliştirmek adına, analiz yapılmış, yapısal kimliği üzerinde analizler yapılmıştır.
19. yüzyıl sonrası resim sanatında spor temalı eserlerde kompozisyon ve hareket
Bu araştırmada sanat ve spor ayrı disiplinlerde ele alınarak birbirleriyle nasıl etkileşime geçtikleri; eserler ve sanatçılar üzerinden görsellerle incelenmiştir. İki boyutlu yüzey üzerinde hareketin anlatımını kuvvetlendiren, destekleyen yöntemler araştırılarak, kompozisyon bütünlüğü içinde değerlendirilmiştir. Yüzey planlamasında hareket kavramı, sporcu figürleri ile ele alınarak kompozisyon kurguları örneklendirilmiştir. Spor ve sporcu temasını sanatçılar yaşadıkları döneme göre; mücadele, rekabet, hareket, denge, artistik değer gibi kavramları eserlerinde çeşitli kompozisyon ve benimsedikleri üslupla anlatmışlardır. Modern Olimpiyatların kurucusu olan pedagog tarihçi yazar Baron Pierre de Coubertin; daha sağlıklı bir nesille barışçıl bir dünya adına, sporun güzelliklerini ancak sanatçıların anlatabileceği fikrinden yola çıkarak sanatın olimpiyatlarda yer almasına önderlik etmiştir. Böylece spor temalı sanat eserleri, ilk kez 1912 yılında olimpiyat oyunlarına sanat yarışmaları adı altında dahil edilmiştir. Bu çalışmada, spor disiplininde resim sanatının nasıl somutlaştırıldığı örneklerle incelenmiştir. Hareket kavramı ve kompozisyon anlatımı üzerinden spor ve sanat arasındaki ilişki ele alınmıştır. Anahtar kelimeler: Hareket, denge, artistik, spor
Kadın ressamların eserlerinde acı kavramının analitik bir çözümlemesi
Bu tez, yaşadıkları dönemde tanıklık ettikleri acıları sanatlarına aktaran, dört kadın sanatçının eserlerini acı kavramı üzerinden okumak üzerine kurulmuştur. Sanat tarihinin dört farklı döneminden seçilen kadın ressamların öyküleri son derece trajiktir. 17. yüzyıl İtalya'sında yaşamış Artemisia Gentileschi, yaşadığı talihsiz olaylar sonucunda kadın olmaktan doğan mağduriyeti ve hukuk mücadelesi ile sanat tarihine geçen ilk kadın ressamlardan biridir. 20. yüzyılda iki dünya savaşına tanıklık eden, II. Dünya savaşında oğlunu, torununu ve birçok yakınını kaybeden Kathe Kollwitz, travmasını resim yaparak yenmeye çalışır. Ayrıca sanatçı, kadın emeğinin sömürülmesine karşı çıkarak yoksul işçiler ve kadın işçilerin direnişlerini anlatan resimler yapmıştır. Frida Kahlo ise hem bedensel hem de ruhsal acılarıyla baş etmeye çalışan talihsiz bir kadındır. Geçirdiği bir trafik kazasıyla gelen sakatlıklar, hastalıklar, otuz iki kez geçirdiği ameliyatlar sonucunda yatağa mahkûm olmuş ve çareyi sanata sığınmakta bulmuştur. Yaptığı resimler Frida için yaşama sevinci olmuştur. Günümüz Türkiye'sinden Serpil Odabaşı, küçük yaşta tanışır acıyla, ötekileştirilen, dışlanan, kadın olmaktan dolayı öldürülen, töre cinayetlerine kurban giden kadınların toplumsal cinsiyet baskısı altındaki acılarını dışavurmaktadır. Sanatçı, Cumartesi anneleri, savaşlarda çocuklarını kaybeden kadınları unutmamamız için yaptığı resimlerle sanat tarihine belgeler bırakmaktadır. Kadınlar tarih boyunca ve günümüzde erkek egemen dünyada haksızlıklara, adaletsizliklere uğrayarak, dışlanarak acı çekmişlerdir. Sanat alanı, acı çeken kadınların acılarını ifade etmelerine imkân sağlamıştır. Dört kadın sanatçı, yaşadıkları dönemin kadınlar üzerindeki baskılarını, dışlanmalarını, acılarını görsel dil üzerinden dışavurarak, bir anlamda belgeleyerek tarih boyunca acı çeken tüm kadınların sesi olmuşlardır. Bu çalışmada hedeflenen, dört kadın sanatçının yaklaşımlarından bir genelleme yapmak ya da bir totoloji çıkartmak değil, kadın sanatçıların kendi dünyasında büyük bir yer tutan acı olgusunun kendi öznelliklerinden sıyrılarak tüm kadınların temsiliyetine dönüşmesine dikkati çekmektir. Dört sanatçı da kendisinden yola çıkar ancak kamusallaşan üretimleri ile öznelliğinden sıyrılarak tüm kadınların acısını temsil ederken sanatın yaratıcılığında kendisini iyileştirir, acıyı yeniden kavramsallaştırırken acısını aşar. Anahtar Kelimeler: Kadın Sanatçılar, Acı Kavramı, Feminizm, Artemisia Gentileschi, Kathe Kollwitz, Frida Kahlo, Serpil Odabaşı
1950-1990 arası Türkiye'de kadın kimliği ve moda
Toplumlar sanayileşme ve kentleşme sürecine girdiklerinde toplumsal yapılar da tümüyle değişime uğramaktadır. Türkiye'de geleneksel yapının birçok özelliği değişerek zamanla kentsellik özelliği kazanmaktadır. Toplumu oluşturan bireylerin statülerinin ve rollerinin değiştiği, özellikle kadınların toplumsal kazanımlardan daha hızlı etkilendiği görülmektedir. Türk aile yapısında kadına verilen rolün değişmesinin ancak kadının bilinçlenmesi, güçlenmesi, örgütlenmesi konumunu değiştirme yönünde destek alarak çaba göstermesiyle uzun bir süreç içinde gerçekleşeceği bilinmektedir. Bu çalışmada 1950'den 1990'a kadar Türkiye'deki kadın kimliğinin ve modanın değişimi ve gelişimi birlikte ele alınmaktadır. Çalışmamızda bahsedilen 1950-1990 yılları arasında kimlik açısından nasıl bir kadın portresi çizildiği incelenmeye çalışılarak, bu süreçte toplumda yaşanan değişimin modaya yansıması gelenek, görenek ve kültürel yapının etkileşimiyle birlikte, Türk toplumunda moda anlayışının nasıl oluştuğu irdelenmesi amaçlanmaktadır. Bu tezde, Türk toplumundaki kadının, kimliğini edinirken geleneksel toplumun yansıması olarak ikinci planda kalıp kalmadığı, kendisine sunulan ve kendisinin bizzat kazandığı siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik haklarını moda ile ilişkilendirerek incelenmesi hedeflenmektedir. Çalışmanın birinci bölümünde kimlik tanımları, kadın kimliğinin oluşmasında ve değişmesinde toplumsal yapı, çalışma hayatı, eğitim, kültürel etkilerin ele alınması, dönemlere göre kimlik çeşitleri örneklendirilmesi ve farklı açılardan moda tanımlarının incelenmesi hedeflenmektedir. Çalışmanın ikinci bölümünde 1950-1990 yılları arası dönemde kadın kimliği ve moda ilişkisi ele alınmaktadır. Kadın kimliğindeki değişimin modaya yansıması ve Türkiye'deki terzilerin ve modacıların kadın kimliği ve statüsünün oluşmasında öncülük yaptığı bilinmektedir. Batı'daki modayı takip ederek, Türk kültürüyle sentez oluşturup, Türk kadınını giydirmeleri ve Türkiye'deki modanın oluşmasında ve devam ettirilmesinde dönemin modacılarının katkıları ele alınmaktadır. Dünya modasına yön veren, yaptıklarıyla dönemlere damgalarını vuran tasarımcıların ve modacıların hayatlarından ve çalışmalarından kesitler sunulmaktadır. 1950-1990 arası dünya modasına yön veren Chanel, Dior, Cristobal Balenciaga, Pierre Cardin, Yves St. Laurent gibi modacılar Suat Aysan, Hayri Akduman, Bergin Usberk, Lülfiye Arıbal, Yıldırım Mayruk, Vural Gökçaylı gibi terzi ve modacıları stil, form, kalıp, renk gibi pek çok konuda etkilemiştir. Örneğin, Suat Aysan, Dior'un modellerini kopya ettiği ya da beğendiği modelleri değiştirerek kendi zevkine uyarlamaktadır. Hayri Akduman, Yves St. Laurent'in tasarımlarından etkilendiği gibi, Balenciaga'nın tuvalet tasarımlarından da gelinlik modelleri tasarlamaktadır. Vural Gökçaylı, Yves St. Laurent'in tasarımlarından ilham almaktadır. Anahtar kelimeler: Kadın, Kadın kimliği, Moda
Günümüz çağdaş Türk sanatında ideoloji ve sanat ilişkisi
Bu tezin amacı, 90'lı yıllardan günümüze çağdaş sanatın geçirdiği dönüşümlerin, ideoloji ve sermaye eksenin de incelenmesidir. Dönemin sosyal ve politik olayları göz ardı edilmeden yapılan bu incelemede görülecektir ki, çağdaş sanatta, muhalif olmanın ya da çağdaş olabilmenin ön koşulu, sanatın ve sanatçının yaşanılan dönemden ve hayattan kopuk olmamasıdır. Birinci bölümde; sanatın eleştirel boyutunun tarihsel köklerinden geldiğini, hayatla olan bağının da ne derece önemli olduğunu görmekteyiz. Ayrıca 20. yüzyıl başlarında ideolojilerin kıskacındaki sanatsal örneklerin incelenmesi, günümüz ile geçmişin kıyaslanabilmesi ve bugünü anlamamız için çeşitli ipuçları sunmaktadır. 1990'lı yıllardan itibaren özellikle Türkiye ve dünya çapında yaşanan sosyo-politik dönüşümlerin çağdaş sanattaki yansımaları gösterilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde incelenen yeni orta sınıf ve ülke siyasetinin hatırı sayılır rolünün çağdaş sanatın üzerindeki etkileri gösterilmeye çalışılmıştır. Bu durum, 2000'li yılların çağdaş sanat pratiklerinin nasıl belirlendiğinin gösterilmesi acısından önemlidir. 90'lardan günümüze seçtiğimiz bu dönemdeki sanatçı ve inisiyatiflerin dönemleriyle hesaplaşmaların da önemli bir yer tuttuğunu görmekteyiz. Günümüz çağdaş muhalif sanatından örneklerin seçilip derlendiği son bölümde politik temalı kolektif sergilerin, özellikle ''Ateşin Düştüğü Yer'' sergisi ve diğer kapsamlı kolektif sergilerin Türkiye'de güncel siyaseti eleştirmeleri ve yeni bir dil yaratma peşinde olmaları kayda değer örneklerdendir. Bu gibi örnekler günümüz çağdaş sanatının eleştirel boyutunun hangi aşamalara ulaştığını göstermesi açısından önemli bir yere sahiptir. Yapılan röportajlarda da ideolojinin gündelik yaşama yansımaları ve sanatçıların üretimlerinde ne gibi etkilere sahip olduğu incelenmektedir.
Sağlık sektöründe sanatın faydaları ve uygulamaları
Sanatın insan sağlığına olumlu etkisini ilk çağlardaki iyileştirme törenlerinden, günümüzdeki hastanelere kadar her alanda görmek mümkündür. Sanat; zihin, beden ve ruh bütünlüğünün korunmasında büyük rol oynar. Bu sebeple, dünyanın pekçok yerinde hastaneler, tamamlayıcı tedavi yöntemi olarak sanatın farklı disiplinlerinden yararlanır. Bu çalışma, sanatın insan sağlığındaki önemi, iyileştirme seanslarında kullanımı, hastalar üzerindeki olumlu etkileri gözlemlenerek sağlık açısından faydalarını incelemek ve günümüzde sağlık sektörlerinde sağaltım yöntemi olarak kullanılmasına katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Bu araştırma, hastaları konu almakla beraber, hasta yakınlarını, doktorları ve personeli, yani hastanede vakit geçiren herkesi kapsamaktadır ve hastanede geçirilen sürecin kalitesini arttırmayı amaçlamaktadır. Yapılan araştırmalara göre, sanatın depresyonu büyük ölçüde azalttığı, bağışıklık sistemini güçlendirdiği ve fiziksel iyileşmeye faydalı olduğu tespit edilmiştir. Hastane, poliklinik ve geriyatri merkezlerinde sanata yer vermek, burada vakit geçiren herkesi olumlu etkilemektedir. Günlük yaşamlarından soyutlanmış olan hastaların özgüvenini geliştirmek, iletişim becerilerini arttırmak amaçlı, ruh, beden ve zihnin bir bütün halinde iyileşmesine yönelik tamamlayıcı tedavilerde sanatın farklı disiplinleri kullanılmaktadır. Bu konuda yapılan araştırmalar, geliştirilen teoriler ve uygulamalardan örnekler tezin ilerleyen sayfalarında yer almaktadır. Yazar son beş yıldır farklı kurumlarda, hastane, bakımevi, dernek ve vakıflarda pilot çalışmalar yürüterek, kurmayı hedeflediği sanat biriminin, 2016 yılında sağlık kurumlarında sanat yönetimi sertifikası programına katıldığı Florida Üniversitesi hastanesinde sistemli bir şekilde uygulanışını inceleme ve deneyimleme imkanı buldu. Sağlık kurumuna yerleştirilmiş olan bu birimin çalışma yöntemleri, şartları ve yapılandırılması tezde önerilen model ile birlikte anlatılmaktadır. Bu tez ülkemizdeki sağlık kurumlarında uygulanacak olan sağlıkta sanat çalışmalarının sistemli ve kapsamlı bir şekilde oluşturulabilmesine yol göstererek, ışık tutabilir.
Postmodernizm ve 1970 sonrası resim sanatında kendine mal etme ve uygulamaları
Bu çalışmada Postmodern sanat pratikleri arasında yer alan Kendine Mal Etme, Modenizm'den Postmodrenizm'e kadar geçen süre kuramsal ve sanatsal çerçevede ele alınıp, yapıtlar üzerinden örneklendirilerek anlatılmıştır. Kendine Mal Etme pratiğinin geliştiği postmodernizmin anlaşılabilmesi için modernizmin anlaşılması gerekliliği düşünülerek, birinci bölümde modernizm ve modern sanatın tarihsel perspektiften bakış açısısıyla genel karakteristik özelliklerinin incelenmesine çalışılmıştır. İkinci bölümde Postmodernizm, modernizm'den sonraki süreç ekseninde ele alınıp bu bağlam doğrultusunda kavramsal olarak değerlendirilmeye çalışılmıştır. Üçüncü ve dördüncü bölümde genel karakter özellikleri ile postmodern sanat, sanatçılar ve yapıtları incelenmiştir. Kendine mal etme pratiğinin anlaşılması için postmodern sanat stratejilerinin özellikleri ele alınmıştır. Kendine mal etme sanat pratiğine, postmodern resim sanatı üzerinden odaklanıp, sanatçılar ve yapıtları incelenerek, örneklendirilerek anlatılmaya çalışılmıştır.
Kanun çalmayı otodidakt yöntemle öğrenmiş beş kanunçaların görüş ve yaklaşımları bağlamında XX. yüzyıl kanun sanatına bakış Cüneyd Kosal, Nevzat Sümer, Erol Deran, Hilmi Rit, Nuri Şenneyli
Kanun çalmayı otodidakt yöntemle öğrenmiş olan beş kanunçaların, modern eğitim-öğretim yöntemleri dışında kalan bu yöntem dâhilinde nasıl bir öğrenme süreci yaşadığı, akademik ve metodolojik yöntemlerden farklı olarak otodidakt yöntemin öğrenmeye etkisi, katkısı ya da eksikliklerinin neler olduğu, öğrenme sürecini etkileyen ailevi etkenler, merak ve ilginin öğrenmeye etkisi ve yeteneğin katkısı beş kanunçaların anlattıkları üzerinden gözlemlenmiştir. Adı geçen beş kanunçaların çalıştıkları tüzel ve özel kuruluşları ayrıntılı olarak incelemek suretiyle, profesyonel müzisyen olarak çalışan bu kanunçalarların, ülkenin içinde bulunduğu sosyo-kültürel ve ekonomik durumu da göz önünde bulundurarak, kanun sanatını hangi yönde etkilemiş ve belirlemiş olabileceği tespit edilmeye çalışıldı. Buna ek olarak çalıştıkları yerlerde yaptıkları icrâ ve gerçekleştirdikleri kayıtlar çerçevesinde kanunun solo bir enstrüman olarak taksim ve saz eseri icrâsıyla mı yoksa sadece eşlik sazı olarak mı algılanması gerektiği sorusuna yanıt bulunmaya çalışıldı. Anahtar Kelimeler: Kanun, Türk müziği, otodidaktizm, radyo, gazino, dînî müzik, Ferid Alnar, Ahmet Yatman, Vecihe Daryal, Cüneyd Kosal, Nuri Şenneyli, Nevzat Sümer, Hilmi Rit, Erol Deran
Sosyal içerikli afişlerin incelenmesi ve hareketli bir uygulama
Başlangıçta mağara duvarlarına çizilen basit figürlerle başlayan afiş sanatı, 21. yüzyıla gelindiğinde teknolojinin ilerlemesi sonucu hayatımıza giren ekranlar sayesinde önemli bir dönüşüm geçirmiştir. Eskiden sadece belirli alanlarda sergilenen ve sınırlı hedef kitlelere ulaşan statik afiş tasarımları teknolojik imkanlar ile dijital platformlarda daha etkileyici ve dinamik hale gelmiştir. Bunun sonucunda görsel, animasyon ve ses gibi unsurları birleştirerek hazırlanan haraketli afiş tasarımları, hedef kitlesi üzerinde daha derin ve kalıcı bir etki oluşturmaktadır. Tezin birinci bölümünde; konuya genel bir giriş yapılarak, araştırmanın amacı ve önemi gibi başlıklar açıklanmıştır. İkinci bölümde; afişin tanımı, tarihsel gelişim süreci, afiş tasarımında kullanılan renklerin psikolojik ve kültürel anlamları ele alınmıştır. Aynı zamanda bu bölümde gelişen teknoloji sonucu ortaya çıkan hareketli afiş tasarımları hakkında kapsamlı literatür taraması yapılarak yurt içi ve yurt dışında hazırlanan tasarımlar incelenmiştir. Üçüncü bölümde; sosyal sorumluluk tanımı, sosyal sorumluluk projelerinin dünyada ve Türkiye'de ortaya çıkışı, bu projelerin sağladığı avantaj ve dezavantajlar gibi konular irdelenmiştir. Ayrıca bu bölümde, son zamanlarda medyayı meşgul eden altı konu başlığında hazırlanan afiş tasarımları, kuramsal yaklaşım ve betimsel analiz yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Dördüncü ve son bölümde ise; belirlenen konu başlıkları kapsamında altı adet hareketli afiş tasarımı hazırlanmıştır. Bu afişler hazırlanırken, tez sürecinde elde edilen kazanım ve bulgular doğrultusunda uygulama çalışmaları yapılmıştır. Sonuç olarak, tezde sosyal içerikli afiş tasarımlarının insanlar üzerindeki etkileri ve teknolojinin ilerlemesi ile hayatımıza giren hareketli afişlerin gelişimi incelenerek elde edilen veriler doğrultusunda konuyla ilgili literatüre Türkçe kaynak oluşturulması hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: Afiş, Sosyal Sorumluluk, Hareketli Afiş, Hareketli Tipografi, Sosyal İçerikli Afiş
Bilgi ortamı olarak müzelerde kütüphanelerin rolü ve Türkiye'de müze kütüphaneleri
Bilgi çagında yasanan teknolojik gelismeler ve bilgi toplumlarında ortaya çıkan ihtiyaçlar, müzecilik anlayısında degisimlere yol açmıstır. Müzeleri nesne odaklı müzecilik anlayısından, bilgi odaklı anlayısa yönelten bu degisimler, müzelere birer bilgi kurumu islevi de verirken; müze kütüphanelerinin rolü geçmistekinden daha fazla önem kazanmıstır. Müze kütüphaneleri, bir yandan hizmet kitlelerini genisleterek topluma açılırken, diger yandan da dermeleriyle müze nesne koleksiyonunun uzantısı olarak görev yapmakta ve müze bilgi ortamına katkıda bulunmaktadırlar. Müze kütüphanelerinin bu islevlerini etkin biçimde yerine getirebilmeleri, gerekli alt yapı kosullarının saglanmıs olmasına ve müze ile koordineli bir hizmet politikasına baglıdır. Tez kapsamında yürütülen arastırmada, yurtdısı ve yurtiçi müze kütüphanesi örnekleri bu açıdan irdelenerek durum saptaması yapılmıs ve Türkiye'deki müze kütüphaneleri için degerlendirme ve öneriler gelistirilmistir. Arastırmada anket tekniginden yararlanılmıstır. Arastırma sonucunda, yurtdısı örneklerin çogunlugunda, müze kütüphanelerinin gerekli alt yapı olanaklarına sahip oldukları ve müze bilgi ortamına dogrudan katkıda bulundukları görülmüstür. Arastırma sonuçları Türkiye açısından degerlendirildiginde, müzelerin baglı oldukları yönetim birimlerinin, kütüphanelerin kosulları ve hizmet politikaları açısından belirleyici oldugu saptanmıstır. Genel olarak, devlet müzelerinin kütüphanelerinde; alt yapı eksiklikleri, hizmetler ve topluma açıklık konularında sorunlar bulunmustur. Özel vakıflara baglı müzelerin kütüphanelerinde ise, bu eksikliklerin büyük ölçüde giderilmis oldugu gözlenmistir. Müze kütüphanelerinin konumunun, müzelerin benimsedigi müzecilik anlayısı ile iliskili oldugu ve kosullarının da baglı oldugu yönetim birimleri dogrultusunda belirlendigi sonucuna varılmıstır. Anahtar Kelimeler: Müze kütüphaneleri, Müze bilgi hizmetleri, Müze bilgi ortamı, Müzeler, Kütüphaneler
Duvar sanatında artırılmış gerçeklik deneyimi
Duvar resimleri, kentin kimliğini oluşturan toplumsal gelişim ve değişim süreçlerini yansıtan açık ya da kapalı alanlara uygulanan bir sanat formudur. İllegal olarak yapılan bu sanat, yakın zamanda legal olarak yapılmaya başlanmış ve sokak sanatının en bilindik eserleri olarak duvar sanatının üst basamaklarındaki yerini almıştır. Kamusal alanlara yapılan bu eserler, zamanla görünürlüğünü yitirerek farkındalığın azalmasına neden olmuştur. Kuşkusuz sanatın varlığını ve önemini tam anlamıyla anlatmak mümkün olmasa da dünyamızın içerisinde bulunan gri duvarlar renklenirken aynı zamanda hareketlenirse toplumun pozitif bakış açısını geliştirerek yeni medya ile olan bağları sanat alanında kullanmış olacaktır. Duvar sanatında artırılmış gerçeklik uygulaması ile izin verilen süre içerisinde tasarımların interaktifliği devam etmekte, toplum ile etkileşim kurarak turizm alanında iletişimi artırmaktadır. Artırılmış gerçeklik yeni bir teknoloji olup sanat alanında sıkça eser verememektedir. Bu tezde; sokak sanatı, grafiti ve duvar sanatının dünyada ve Türkiye'de tarihsel gelişim süreçlerine değinilmiş ve betimsel tarama yöntemiyle doküman incelemesi yöntemi kullanılmıştır. Çevresel grafik tasarım ve duvar sanatı bağlamında geliştirilen eserlere değinilerek gösterge bilimsel anlamda çözümleme yöntemi ile okura daha objektif bir açıklama sunulmuştur. Bu çalışmada, çevre sanatı ve duvar sanatını kapsayan uygulamaların artırılmış gerçeklik teknolojisi kullanılarak bilgi aktarımı ve yapılan uygulama ile deneyim süreci incelenmiştir. Açık hava sergileme tasarımı ile ilgili bilgiler tez içerisinde verilmiş olup bu tasarımlar örnek resimlerle betimlenmiştir. Çevresel grafik tasarımı sürecinde işlenen duvar sanatı uygulamalarının artırılmış gerçeklik teknolojisi bağlantısı, çevresel grafik tasarım sürecinde hangi başlıkların ele alındığı, duvar sanatı ve artırılmış gerçekliğin tarihsel gelişimi ve içeriğinde verilen mesajlar ve mesajların görsel algı ve göstergebilim açısından incelenmesi, toplum üzerindeki etkisinin görülebilmesi için önemli bir çalışma olmuştur. Anahtar Kelimeler: Göstergebilim, Mural, Duvar Resmi, Graffiti, Artırılmış Gerçeklik, Unity SDK
Sanatta yazı ve imge ilişkisi
Sanat yapıtında yazı ve imge iliskisinin incelenmesinin amaçlandıgı bu çalısmada, özellikle edebiyat ve resim arasındaki iliski temel alınmıstır. Çalısma, sanatta yazı ve imge iliskisini, resim ve siir iliskisi üzerinde temellendirilmis ve Ut Pictura Poesis kavramıyla geleneksellesen bir düsünce sisteminin, antik Yunan'dan, Modernizm'e dek geçirdigi dönüsüm yapıtların örneklendirilmesiyle incelenmistir. Bu iliski degerlendirilirken, Ut Pictura Poesis kavramı çerçevesinde Rönesans, Romantizm ve Modernizm dönemine ait çesitli resimler ve siirler bu çalısmanın amacına yönelik olarak örneklendirilmistir. Ut Pictura Poesis, antik dönemden beri üzerinde çalısılan resim ve siir analojisidir. Bu çalısmada, kavramın kendisi ve ürettigi sorular incelenmektedir. Ut Pictura Poesis, Ekphrasis ve Paragone terimleri çerçevesinde gelisen analojinin tarihsel konumu ele alınarak ve baslıklar altında incelenmistir. Çalısmanın ilk bölümü, sanatların maddi dünyanın taklidi ya da temsili olarak tanımlandıgı antik felsefeye odaklanarak, analojiye katkıları incelenmistir. Rönesans'tan baslayarak, Romantizm ve Modernizm'de Ut Pictura Poesis kavramı çerçevesinde degerlendirilen yapıtların, dönemin sanat anlayısına ve elestirel düsüncesine uygun bir biçimde nasıl üretildigi ele alınmıstır. Modernizm baglamında imge ve yazı iliskisi, modern resim üzerinden degil modern siir üzerinden incelenmis ve bu açıdan degerlendirilmistir. Belirli siirler ve resimler üzerinden örnekler sunulmus ve gelisim çizgisi gösterilmeye çalısılmıstır. Her dönemden seçilmis önemli siir ve resimlerin, dönemin sanat düsüncesinde nasıl ortaya çıktıgı ve Ut Pictura Poesis tartısmasına ne tür katkılar sagladıgı irdelenmistir. Anahtar Kelimeler : Resim, Siir, Ut Pictura Poesis, Paragone, Ekphrasis.
Ruth st. Denis bağlamında doğu kültür ve gösteri sanatlarının modern dansın ortaya çıkış sürecine katkısı
Bu tez çalışmasında Ruth St. Denis'in sanatsal pratiğinde, 20. yüzyılın başında ortaya çıkan özgün bir form olan modern dansın doğuşunda Uzak Doğu kültürü ve gösteri sanatlarının katkısı sorgulanmıştır. Bu amaçla Uzak Doğu kültürü ve gösteri sanatları, içinde doğup geliştikleri toplumların yapısı ve özellikleri de göz önüne alınarak incelenmiştir. Süreç içinde Batı dünyasının Uzak Doğu kültür ve gösteri sanatlarına bakışı da aktarılmıştır. Uzak Doğu kültürü ve gösteri sanatlarının, Ruth St. Denis'in sanatsal üretimindeki etkisini ortaya koymak, modern dansın içinde geliştiği yapıyı da incelemeyi gerekli kılmıştır. 20. yüzyılın başında Batı toplumunda modernizm etkisiyle gelişen tarihsel avangart akımların bir parçası olan modern dans, onu doğuran etmenler ve tarihsel arka planı oluşturan Oryantalizm ve Sömürgecilik pratikleri de ortaya konularak incelenmiştir. 20. yüzyılın başında Batı'da en üst seviyeye ulaşan Oryantalist tutku Ruth St. Denis'in sanat pratiği ve ruhani kişiliğinin gelişmesinde önemli bir etkiye sahiptir. Bununla bağlantılı olarak gelişen yeni bir hareket formunun öncüsü olan St. Denis'in Uzak Doğu'nun etkileri vurgulanmıştır. Sonuç olarak modern dansın tarihsel öncülerinden Ruth St. Denis'in koreografi çalışmalarının incelenmesiyle Uzak Doğu kültürü ve gösteri sanatlarının, hareket, form ve imge kullanımı göz önünde tutularak modern dansın ortaya çıkış sürecine katkı sağladığı görülmüştür. Oryantalizm, Sömürgecilik, modernizm
The intellectual and aesthetic dimensions of displacement in the designs of the architect Zaha Hadid
The current research dealt with the intellectual and aesthetic dimensions of displacement in Zaha Hadid's architectural designs. The first chapter contained the research problem that tried to answer some questions: Does displacement add an aesthetic component to the design when applied? To what extent does the designer, Zaha Hadid, want to reach through her use of displacement applications and mechanisms in her designs? The second chapter dealt with displacement approaches in architectural design, displacement in scientific fields, displacement, and its literary and artistic approaches. The third chapter included the research community, which amounted to 27 design models obtained with document analysis. The descriptive approach was followed in content analysis and 15 samples were analyzed. The fourth chapter aimed to explain the intellectual and formal types of displacement in the architectural designs of Zaha Hadid and furthermore, how to transition and replace the design imagination with the architectural reality while maintaining unity, harmony, and balance. It was concluded that displacement shakes the architectural structure, reveals its structural weakness, and puts it under pressure. It also opens its borders to a new vision, so its structure becomes different and outside the constraints of tradition. It is what distinguished Zaha Hadid's architectural designs through the strangeness of the form and the change of the formal characteristics of the vocabulary. It also concluded that the intellectual and aesthetic dimensions of displacement in architecture constitute a new reading that leads to the selection of a specific conception that may lead to overturning the horizons of the design achievement and changing its strategies.
Fotoğrafın müzede kullanım şekilleri ve koleksiyon nesnesi olma kriterleri
Bu tezin amacı, fotoğrafın çeşitli türlerini, müze içinde farklı amaçlara yönelik kullanımları ile birlikte incelemek ve ?sanat ve koleksiyon nesnesi? olma başlığı altında, fotoğrafın müze nesnesi haline gelişini ve bunu sağlayan kriterleri araştırmaktır. Araştırma kapsamında birçok fotoğraf tekniği ve türü incelenmiş, bu teknik ve türlerin müzelerde nasıl sınıflandırıldıkları ve hangi amaçlara yönelik kullanıldıkları araştırılmıştır. Ayrıca müze içinde yer alan fotoğrafların onarım ve koruma koşullarına da değinilmiştir. Bu kısımda, kullanım alanı ne olursa olsun, tüm fotoğrafların özel ısı ve nem koşulları altında tutulmaları ve gerektiğinde özel kimyasal işlemlerden geçirilmeleri üzerinde durulmuştur. Çalışma kapsamında, yurtdışındaki birçok müze ile yazışmalar yapılmış, koleksiyonlarına seçtikleri fotoğrafları ne gibi kriterlere göre değerlendirdikleri incelenmiştir. Bu yazışmaların yanı sıra, mümkün olduğunca çok sayıda veri toplamak amacıyla birçok müze internet üzerinden tek tek incelenmiştir. Fotoğrafın icat edilmesine yön veren ve yol açan çalışmalar, yaklaşık 1727 yılından başlayarak günümüze kadar devam etmiştir. Yaklaşık olarak 20 farklı fotoğraf tekniği, konularına göre ise 20 farklı fotoğraf türü bulunmaktadır. Müze yapıları incelendiğinde görülmüştür ki tüm bu farklı özellikte fotoğraflara müze içinde her departmanda ihtiyaç duyulmaktadır. Elde edilme açısından diğer sanat eserlerinden daha kolay görülen fotoğrafın başlı başına bir koleksiyon malzemesi olma özelliği kazanması ise beraberinde bir takım seçim kriterini getirmiştir. Bu çalışma sırasında ülkemizde henüz bir fotoğraf müzesi olmamasına rağmen yurtdışında yaklaşık 700 fotoğraf müzesinin bulunduğu saptanmıştır. Bu müzelerin koleksiyonlarına fotoğraf seçme kriterleri konusu ise daha önce herhangi bir araştırmaya konu olmamıştır. Bu sebeple tüm müzelerin kriterleri derlenerek, çalışmanın sonunda tek bir liste halinde düzenlenmiş, böylelikle, çalışmanın amaçlarından birini oluşturan, ?Fotoğrafın koleksiyon nesnesi haline gelmesini sağlayan kriterler nelerdir?? sorusuna cevap aranmıştır. Tüm bu elde edilen sonuçlar, yapılan çalışmanın kapsamına giren ve tezin sonunda Ekler kısmında verilen bir takım listelerle desteklenmiştir.
Üniversite eğitiminde üniversite müzeleri ve Yıldız Teknik Üniversitesi'nde sanat müzesi kurulması için bir ön değerlendirme
Üniversite müzeleri bilimsel, toplumsal ve kültürel değişimler sonucunda bugünkü yapılarına kavuşmuşlardır. Üniversite ve müze kavramlarından oluşmaları, üniversite müzelerine çift yönlü özellik kazandırmaktadır. Bu özellik üniversite müzelerinin, eğitim ve araştırma gibi akademik çalışmalarda bulunma, bağlı bulundukları üniversitenin kurumsal gelişimini ve kültürel zenginliğini gösterme ve üniversitenin içinde bulunduğu toplum ile iletişime ve etkileşime geçme gibi işlevler kazanmalarını sağlamıştır. Üniversite müzeleri kendi içlerinde koleksiyonlarının yapısına göre çeşitlik göstermektedir. Bilimsel koleksiyona sahip üniversite müzeleri ilgili oldukları bilim dalı ile organik bağlar sonucunda oluşmaya başlamışken, sanat koleksiyonlarına sahip koleksiyonlar üniversite dışından, üniversite fakülte ve bölümlerinden bağımsız olarak oluşturulmuştur. Sanat koleksiyonlarının üniversite eğitiminde etkin olarak kullanılması sanat tarihinin üniversite içinde bölüm bazında kurulması ile mümkün olmuştur. Bir üniversite müzesi ister bilimsel koleksiyona ister sanat koleksiyonuna sahip olsun, öncelikle üniversite kampusunu, sonrasında da kampus dışını kapsayan misyona ve vizyona sahip olmalıdır. Üniversite bünyesinde bir sanat müzesi kurulmadan önce müze için uygun ortam bileşenlerinin oluşmasını sağlayacak bir araştırma ve uygulama merkezinin kurulması, müze ile üniversitenin ilgili diğer akademik ve idari birimleri arasındaki iletişimi kolaylaştırmak ve yaygınlaştırmak açısından önemlidir. Merkez, müzenin vizyon ve misyonu, koleksiyon politikası, üniversitenin fakülte, bölüm ve programları tarafından hangi yönleri ile kullanılacağını, üniversite içi ve dışında kendisini nereye ve nasıl konumlayacağı hususlarında çalışmalar yaparak söz konusu müzenin ?çağdaş müzecilik yöntemleri? ile işletilmesini mümkün kılacaktır.
Modern Irak resminin yetenekli bir temsilcisi: Muhazem al-Nasiri
This master's thesis examines the stylistic features and thematic characteristics of Muzahem Al-Nasiri's paintings within the broader context of Iraqi art. Through a comprehensive analysis of his works, including a compilation of images sourced from web, books, and catalogs, this research explores the intricate interplay of style, form, and content in Al-Nasiri's artistic expressions. With a focus on the artist's preference for working on female figures, the analysis uncovers a distinct artistic style that merges traditional and modern elements, showcasing Al-Nasiri's exquisite brushwork, thoughtful composition, and skillful use of color. The thematic exploration in his paintings reveals a deep connection to Iraqi cultural heritage, intertwining historical narratives, sociopolitical commentary, and personal experiences. The incorporation of Islamic design vocabulary and cultural symbols enhances the artistic identity of Iraq within a global artistic landscape. Situating Al-Nasiri's works within the larger Iraqi art context, this research highlights the significance of his contributions in preserving cultural identity, responding to evolving artistic trends, and offering a nuanced portrayal of femininity and the role of women in Iraqi society. Key conclusions of this thesis include the recognition of Muzahem Al-Nasiri as a prominent figure in Iraqi art, with his paintings representing a captivating blend of tradition and innovation. The analysis reveals his meticulous attention to detail, capturing the beauty and grace of female figures while addressing broader societal and cultural themes. The findings contribute to a deeper understanding of Al-Nasiri's artistic achievements, emphasizing his role in the narrative of Iraqi art history. The research also underscores the importance of further exploration of other influential Iraqi artists and the preservation and documentation of Iraqi art to foster cultural exchange, promote artistic dialogue, and shape a vibrant and inclusive artistic ecosystem. By examining the unique stylistic features, thematic preoccupations, and cultural symbolism inherent in Muzahem Al- Nasiri's paintings, this thesis offers valuable insights into the artist's contributions and their significance within the broader Iraqi art landscape. The transformative power of his works is evident, reflecting a rich tapestry of Iraqi cultural heritage and reinforcing the artistic identity of Iraq in a global context. Keywords: Modern Iraqi art, painting, Muzahem Al-Nasiri, style
Aesthetic trends in mass-produced crafty items in modern Iraq: A case study from Baghdad
This thesis examines the aesthetic trends and design characteristics of mass-produced crafty items in modern Iraq, specifically focusing on textiles, woodwork, ironwork, and leatherwork. Through an exploration of the integration of Islamic design vocabulary within these industries, the research highlights its significant influence on cultural identity and artistic expressions. The textile industry showcases intricate geometric patterns, calligraphy-inspired motifs, and vibrant colors, reflecting Iraq's cultural identity and attention to detail. In woodwork, the fusion of traditional techniques and Islamic design elements is evident through Arabesque motifs, geometric carvings, and decorative inlays, exemplifying the timelessness and intricacy of the craft. The iron industry presents ornate metalwork patterns on doors, windows, and balustrades, embodying the nation's Islamic artistic traditions and a harmonious blend of strength and elegance. Meanwhile, the leather industry features embossed patterns inspired by calligraphy, delicate tooling, and intricate stitching, symbolizing cultural heritage and expert craftsmanship. Overall, the study emphasizes the pervasive presence of Islamic design vocabulary, underscoring Iraq's cultural heritage, artistic traditions, and the enduring legacy of Islamic aesthetics within mass-produced crafty items. By integrating Islamic elements into their designs, artisans pay homage to their cultural roots, preserve traditional craftsmanship, and promote the significance of Islamic aesthetics in contemporary Iraqi crafts.
Nakkaş Osman ve Livni minyatürlerinde tasarım anlayışının dönemin çalgıları ve gösteri sanatları bağlamında incelenmesi
Osmanlı minyatürleri, dönemin gerçeklerini yansıtan tarihi belge niteliğindeki eserlerdir. Bu nedenle, bir metni görsel dille aktarmaya çalışan Türk minyatür sanatçısı için, konunun anlatımı ve anlayan (izleyici) önemli olmuştur. Dolayısıyla metne bağlı olarak minyatür ile resimlenen kitaplarda kullanılan görsel dil, çoğu zaman daha açıklayıcı olmakta, eser sanatçıya özgü bir boyut kazanmaktadır. Minyatür sanatçısının amacı, eserlerindeki anlamın izleyici tarafından algılanabilmesidir. Sanatçının ulaşmak istediği sonuç, iyi bir tasarımdır. Osmanlı minyatür sanatçısı tarafından, önce "bütün" tasarlanmakta, sonra bütün iki sayfadan oluşan "içbütün"e, içbütünlerde "parça bütün"lere ayrılmaktadır. Oluşan parça bütünler, istif ve gruplanmalar ile toplanarak, belli oranlarda ve bir düzen içinde sıralanmaktadırlar. Bazen anlatım karışık olaylar dizini olarak gösterilmektedir. Böylece eş zamanlıymış gibi tasarlanan sahneler ortaya çıkmaktadır. Bu sahneler incelendiğinde anlatımın içinde farklı zaman ve farklı mekanda oluşan olayların yani çok zamanlılık boyutunun, resim düzleminde eş zamanlılık boyutuna dönüştürüldüğü görülmektedir. Sanatçı, bilimsel perspektif ve resim kurallarına pek itibar etmeden, zaman kavramı ve kendine özgü bir derinlik boyutu kullanarak, minyatürünü çok boyutlu hale getirmektedir. Anlatılan; yalnızca düzlemde bir düzenleme ve çeşitleme ile sınırlı kalmayıp, zamanda bir düzenleme ve çeşitleme haline gelmektedir. Bu çalışmada, Nakkaş Osman ve Nakkaş Levni'nin minyatürlerindeki tasarım anlayışı için, ünlü surnâmelerindeki dönem çalgıları ve gösteri sanatlarını içeren minyatürler incelenmiştir. Bunların zaman ve mekan farklılıklarının belirginleşmesinde ayırıcı özelliğe sahip oldukları gözlemlenmiştir. Her iki sanatçının tasarım anlayışları; bütünlük, parça bütünlük, anlamsal istif, çok zamanlılık ve düzlemsel örtme yöntemi ile derinlik kavranılan açısından irdelenmiştir. İnceleme sırasında minyatürler bu kavramalar doğrultusunda şeffaf kağıtlar üzerine şematik olarak kopya edilmiş, çok zamanlılığı oluşturan istif ve grupların ayrıldığı düzlemler belirlenmiş ve suali olarak dizilmiştir. Böylece tasarım çözümlemesi yapılarak eş zamanlılık gösterimi içindeki çok zamanlılık belirlenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı minyatürü, tasarım anlayışı, dönem çalgıları, gösteri sanatları, zaman. XII
Beylerbeyi Sarayı ziyaretçi profili ve saray müzelerde ziyaretçiyi katılımcı boyuta taşıma konusunda bir eylem planı önerisi
Altı bölümden oluşan bu tezde, Beylerbeyi Sarayı Müzesi'nin halkla olan iletişimini güçlendirmek ve topluma geniş bir alanda hizmet veren bir kurum haline getirmek amacıyla eğitsel, sosyal ve kültürel etkinliklerin düzenlenmesinin gerekliliği saptanmış ve ziyaretçiyi katılımcı boyuta taşıyacak bir eylem planı önerilmiştir. Tez kapsamında birinci bölümde, insanların geçmişten günümüze müzeyle olan ilişkisine değinilmiş, müze ilişkisi içinde yer alan ziyaretçi, gönüllüler ve etkinliklerin tanımları yapılarak müzenin günümüzdeki konumu belirtilmiştir. Tezin ikinci bölümünde, müzeler ve müze ziyaretçileri hakkında daha ayrıntılı bilgiler verilmiştir. Üçüncü bölümde, müze etkinliklerinin neler olabileceği, ziyaretçilerin bu etkinliklere ne şekilde katılabileceği incelenmiştir. Dördüncü bölümde, saray-müze tanımı doğrultusunda dünyadan ve ülkemizden saray-müze örneklerine bakılarak buralarda ziyaretçiyi katılımcı boyuta taşıma konusunda ne gibi etkinliklerin düzenlendiği saptanmış, yurtdışı ve yurtiçi saray-müzelerin karşılaştırılması yapılmıştır. Beşinci bölümde, Beylerbeyi Sarayı Müzesi'nin tarihçesi, idari yapısı, bahçe ve binaları, koleksiyonları, ziyaretçi profili ve etkinlikleri hakkında bilgiler verilerek etkinliklerin değerlendirilmesi yapılmıştır. Altıncı bölümde, Beylerbeyi Sarayı Müzesi'nde ziyaretçiyi katılımcı boyuta taşıma projesi kapsamında müze ziyaretçilerine uygulanan anketlerin değerlendirilmesi, yönetmeliklerin içeriği ve bunlar doğrultusunda müze için önerilen etkinlikler ve bu etkinliklerde görev alması tavsiye edilen elemanların nasıl sağlanacağı konularında çözümler getirilmiştir. Sonuç olarak, Beylerbeyi Sarayı Müzesi'nin çağdaş müzeler arasında yer alması için yurtdışı saray-müze örneklerinde olduğu gibi eğitsel, sosyal ve kültürel etkinliklere yer vermesi gerektiği ve müzenin bu etkinlikleri düzenlemesi için yeterli kaynaklara sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Müzenin tüm kaynaklarının halkın hizmetine sunulması müzeyi halka yakınlaştırarak tarih bilincinin yerleşmesini ve toplumun gelişimine daha çok katkıda bulunan bir kuruma dönüşmesini sağlayacaktır. III
Müzelerde sponsorluk
Bu tezde, "sponsorluk nedir", "sponsorluğun müzecilikle ilişkisi nedir" gibi sorular üzerinden hareket edilerek, müzelerde uygulanan sponsorluk çalışmaları, sponsorluk tarihi ve bu süreç içerisinde sponsorluğun müze işletmesine ne gibi katkılarda bulunduğu incelenmeye çalışılmıştır. Sponsorluğun müzelere nasıl kazanç sağladığı ve sponsorluk kurumunun faaliyet gösterebilmesi için müzelerin nasıl bir yapılanmaya sahip olması gerektiği irdelenmiş, sponsorluk mevzuatı ve uygulamaları incelenmiştir. Tüm bu çalışmalar yurtiçinden ve yurtdışından örnekler verilerek desteklenmeye çalışılmıştır. Yapılan araştırmalar sonucunda; sponsorluk kurumunun müze işletmesi açısından vazgeçilmezliği tespit edilmiş ve sponsor kurumla müze işletmesi arasındaki işbirliğinin geliştirilmesi için gereken idari yapılanmaya dikkat çekilmek istenmiş, müze sektörünün içinde bulunduğu dar boğaz ve kurumsal yapılanma eksikliğine çözüm olabileceği düşünülen öneriler getirilmiştir.
Sophie Calle, Nan Goldin ve Marlene Dumas`da öznellik ve bedenin temsili
Modernite düşüncesinin evrensel doğruyu bulma arayışı, sanat alanında da etkili olmuş, fikir yerine biçimsel kaygıların egemen olduğu sanat, kendini tekrar etmeye başlamıştır. Modernizmin sona erişiyle, biricik olan sanat objesi önemini kaybetmiş, kavramlar, orjinal fikirler ve farklı sunum şekilleri sanat alanında yeni kapılar açmıştır. Bu çalışmada, tek merkezci ve ataerkil bir söylemle yazılmış olan sanat tarihi içerisinde, kadın bedeninin ve toplum içindeki varlığının temsil edilme biçimleri ve öznelliğin sanat üretimindeki yeri incelenmekte, Sophie Calle, Nan Goldin ve Marlene Dumas'nın çalışmaları ile örneklendirilmektedir. Toplumsal pratiklerde olduğu gibi sanat alanında da Batı-Doğu, siyah-beyaz, kadın-erkek ayrımları yaşanmıştır. Bu karşıtlıklar dahilinde, Batılı beyaz erkek özne etken bir tavır içindeyken, kadın sanatta estetik bir haz objesi olarak temsil edilmiştir. Çalışma içerisnde, feminist hareketlerin etkili olduğu ve toplumsal cinsiyet teorilerinin önem kazandığı 1960 sonrası dönemde, kadın sanatçıların bedeni ve bireysel hikayelerini, sanat alanında etken bir hale gelebilmek amacıyla kullanış şekilleri incelenmektedir. Sanatçıların öznel bir bakış açısı ile eleştirisini yaptığı iktidar söylemleri, postmodern düşünceler bağlamında önemini kaybetmeye başlamıştır. Toplumsal ve teknolojik gelişmelerin önem kazandığı bir sanat ortamında öznellik, farklı eğilimlerin ifade edildiği bir özgürlük imkanı sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Sophie Calle, Nan Goldin, Marlene Dumas, çağdaş sanat, öznellik, bedenin temsili. vııı
Spiralin doğa, bilim, sanatla ilşkilendirilmesi
Spiral; doğada, yaşantılarımızda, bilimde, sanat yapıtlarında, hemen hemen her alanda yansımalarını görebileceğimiz bir şekil veya oluşumdur. İnsanoğlu bunu iyi bilir fakat yine de etkilenir. Bu çalışmada spiralin yarattığı gizemin, algılanışının ve bireyin etkilenme sürecinin bir analizi yapılmaya çalışıldı; bu analiz spiralin tarihsel geçmişi ve bütün yaşamsal yansımaları da katılarak desteklendi. Sanatçıların ve bilim adamlarının aynı paralellikte hem konstrüksiyon yaratma, hem de şekil anlamında kullandığı spiralin doğal olarak bütün insanlar için bir gizemi olmuştur. Birçok farklı tanımlanmış spiral şekli vardır. Bunların bir kısmı direk varoldukları gibi, bir kısmı da günlük hayatımızda kullanılagelen "altın oran" örneğinde olduğu gibi oransal açıdan kullanılmaya devam edilmektedir. Spiral sonsuzluğun, hayat ve ölümün birlikteliğinin simgesi olmuştur. Spirali bir süreç olarak gördüğümüzde, algılanması da görsel bilişim açısından çözümlenebilir. Spiral; fizik, biyoloji, psikoloji gibi bilimler için problem çözücü bir nitelikle kullanıldığı kadar edebiyat, müzik, mimari ve diğer plastik sanatlar alanında da kullanılmıştır. Bu tez, evrende var olan ve günlük hayatımızda kullandığımız spiralin bilimsel ve sanatsal açıdan oluşan etkilerini görsel bilişimin öğeleri ile açıklayarak, etkisini ve gücünü tanımlamaya çalışmaktadır. Anahtar Kelimeler: spiral, sanat ve bilimin birlikteliği, görsel bilişim vııı
Avrupa'da 18. ve 19. yüzyılda Türk imgesinin kullanıldığı dört operanın değerlendirilmesi
Birey veya toplumun kendisini nasıl algıladığı sorusunun yanıtlan onun kimliği ya da kimliklerini oluşturur. Başkalarının onun hakkındaki izlenimleri, yargıları imge veya imgeler olarak tanımlanır. Her toplum kendisini dünyanın hatta evrenin merkezine koyar. Bu anlamda imgeler, tarihi köklere dayanmakla birlikte ancak göreceli gerçekleri ifade ederler (Güvenç, 2000). Avrupa operalarında Türkleri konu alan Christoph Willibald Ritter von Gluck'un-Der Betrogene Kadı (Aldatılan Kadı), Wolfgang Amadeus Mozart'ın-Die Entführung Aus Dem Serail (Saraydan Kız Kaçırma), Gioacchino Rossini'nin-Il Turco in Italia (İtalya'da Bir Türk), Giuseppe Verdi' nin-Attila (Attila) adh eserlerinde Türk imgesi 18. yüzyıl ve 19. yüzyıllarda Avrupa'nın Türklere bakış açısı yönünden ele alınmıştır. Türklerle Avrupa'nın askeri ve siyasal açıdan ilk ilişkileri Karadeniz'in kuzeyinden Asya'dan Avrupa'ya ilerleyen Müslüman olmayan Avrupa Hun Türkleriyle başlamıştır. Avrupa-Türk ilişkileri Karadeniz'in güneyinden gelen Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğu'nda örgütlenen Müslüman Türkler yoluyla sürmüştür. Avrupalının bakış açısına göre Müslüman Türkler Osmanlı İmparatorluğu'nun 1683 yılındaki II. Viyana kuşatmasına kadar Avrupa devletlerine baskı yapmışlar, sınırlarım Avrupa'nın önemli bir bölümünü içine alarak genişletmiş, Avrupa devletlerinin topraklarının önemli bir kısmını ellerinden almışlardır. Bu nedenle bu dönemde Avrupalının zihninde Türkler hakkındaki düşünceler yağmacılık, kıyıcılık şeklinde ve olumsuzdur. Müslüman Türklerle Avrupa ilişkileri Müslüman-Hıristiyan ilişkisi şeklinde anlaşılmıştır. Bu süreç içinde Araplar ve İranlılar da Türk kabul edilmiştir. II. Viyana kuşatmasından sonra Türklerin yenilebilirliği anlaşılmış ve Türklere duyulan korku azalmıştır. Türk tipinin 15. yüzyıldan itibaren Avrupa sahne sanatlarında yer alması İstanbul'un Osmanlılar tarafından 1453 'de fethinden sonra siyasal ve askeri ilişkilerin yanı sıra kültürel ilişkilerle de bağlantılı olarak 1454'deki Rönesans şenliklerinde başladığı anlaşılmaktadır. Şenliklerde soylular Türk biçiminde, Alla turca giyinmektedirler. Bu bir çeşit çağın modası gibidir. vı16. yüzyılda Batı Turquerie ile Osmanlı'nın dolayısıyla Türklerin kültürel açıdan önemli bir etki alanına girmiştir. Bu yüzyılda şenlikler Türklerle İtalyanlar arasında kara ve deniz savaşları konulu gösteriler haline dönüşmüştür. Bu dramatik gösteriler Türklerin yenik düşmesiyle sonuçlanmaktadır. Türklerin Avrupa içlerine ilerleyişleri nedeniyle Türk karşıtı propaganda 16. yüzyıl boyunca yaygınlaşmıştır. Türklerin opera sahnesinde görülmeleri 17. yüzyılın ilk yarısında başlamıştır (And, 1999). 18. ve 19. yüzyıl Avrupa ile Osmanlıların askeri, siyasal ve kültürel açıdan birbirlerini karşılıklı olarak tanıma çabalarının yoğunlaştığı bir dönemdir. Bu çaba kültür ve sanat alanında karşılıklı etki alanlarının doğmasına neden olmuştur. 18. ve 19. yüzyıl operalarında temsil edilen Türk tipinde ise genellikle Türk soyluların asaletine saygı duyulur ancak Türk kültüründeki kadına bakış açısı, Türklerde ahlaki yargılar, kıyıcılık, kaçırma gibi yerleşik konular alay konusu edilmiştir. Araştırmamızda incelenen ve günümüzde sahneye konarak güncelliğini sürdüren Alman/ Avusturya C. W. R von Gluck ve W. A. Mozart, İtalyan G. Rossini ve G. Verdi operalarında Türklere ilişkin bu genel değerlendirmelerin dışına çıkılmamıştır. Anahtar sözcükler: İmge, Türk imgesi, Rönesans, opera, libretto. VII
Opera sanatının ontolojik varlık tabakalarının incelenmesi
Bu tezde Nicolai Hartmann'ın yeni ontolojisi üzerine Prof. İsmail Tunalı tarafından yazılan Sanat Ontolojisi isimli kitap kaynak alınarak opera sanatının varlık tabakalarının ontolojik analizi yapılacaktır. Opera üzerine ontolojik analiz kendi içinde güçlükler içeriyordu. Araştırmanın ilk aşamasını sanat ontolojisinin kuruluşu oluşturmaktadır. Burada önce genel ontoloji, sonra da sanat ontolojisi üzerine izdüşümler alınmıştır. Daha sonra geliştirilen metodoloji operanın yapısı üzerine oturtulmuştur. Bir sanat eserinin araştırma konusu yapılması, onun bilgi objesi olarak ele alınmasını gerektirir. Estetik obje dediğimiz sanat eserini ontolojik yönden parçaladığımızda karşımıza iki varlık tabakası çıkar. Real ve irreal varlık tabakaları. Bu tabakalar operanın yapısı üzerine oturtulurken operayı oluşturan unsurlar olarak libretto, müzik ve sahneleme ayrı ayn ele alınmıştır. İnceleme hem dönemsel farklılıklar hem opera türleri hem de bestecilerin bireysel farklılıkları üzerindeki görünüşlerle örneklendirilmiştir. Nicolai Hartmann varlık tabakaları bakımından sanat eserini aşağıdan yukarı doğru yapılandırırken, ben araştırmamda libretto müzik ve sahneleme birimlerini operanın temel unsurları olarak aldım ve tabakaların özelliklerini bu unsurlar üzerinde analiz ettim. Diğer sanat eserlerinden farklı olarak operadaki her birimde real ve irreal yapıların her unsurda farklı olarak kendini göstermesi söz konusu. Varlık tarzı bakımından ise operayı Ön- yapı ve arka-yapı olarak ikiye ayırdım. Ön-yapıyı sahneleme ile; arka-yapıyı ise müzik ve libretto ile özdeşleştirdim. Sahneleme unsurunda farklı eserleri sahne üzerinde yorumlayan değişik rejisörlerin reji notlarından, müzik ve libretto da farklı bestecileri yaratılarından faydalandım. Operanın varlık tabakalarını belirlerken sahneleme, müzik ve librettoyu birbirleri için var oluşlarının belirlediği karakteristik noktada birleştirdim. Çünkü bu üç unsurdan birini eksikliği operayı ayakta durmakta güçlük çeken bir yapı haline getirmekte. Son olarak W: A. Mozart'ın Don Giovanni operasının ontolojik analizi inceledim. Bunun için Aydın Büke'nin "İki Dahi Üç Opera" adlı kitabındaki Don Giovanni analizini kullandım. Yapısal olarak tüm bu parçalamaya karşın, paradoks gibi görünse de operanın estetik bir obje olarak var-olan oluşu bütünselliği kaybedilmeden incelenir. Çünkü bizim sanat eseri ile karşılaşmamız bu farklı yapıların bütünselliği içindedir. vıuOpera sanatı da bu bütünsellik içinde kavrandığında var oluşunu tamamlar. Ve bu opera üretiminin içinde olan sanatçıların, yeni yetişen öğrencilerin ve alımlayan izleyicilerin operaya bakış açılarını değiştirebilir düşüncesindeyim. Çünkü opera ne salt kostümlü şarkı söyleme, ne de dramdır. Gerçek var oluşuna ve anlamına onu meydana getiren tüm unsurların dengeli ve yerinde algılanışı ile kavuşur. Anahtar sözcükler: Ontoloji, sanat Ontolojisi, opera, libretto, sahne ıx
Görsel sanatlarda hayvan ve insanın bütünleşmiş imgeleri
Bu çalışmada geçmiş dönemlerden günümüze uzanan hayvan ve insanın bütünleştirilmiş imgelerinin görsel sanatlara yansıması araştırılmıştır. İlk olarak felsefede hayvan ve insana bakış açısı üzerinde durulmuştur. Felsefede filozofların ortaya attıkları farklı düşünceler incelenmiştir. Ardından mitolojide insan ve hayvanın bütünleşmiş imgeleri araştırılmıştır. Üçüncü bölümde görsel sanatlarda 1960 öncesi ve 1960 sonrasında insan ve hayvanın bütünleşmiş tasvirleri incelenmiştir. Araştırmanın dördüncü bölümü araştırmacının konuyla bağlantılı çalışmalarını oluşturmuştur.
Yazma eserlerin müze ve kütüphanelerde korunma yöntemleri
ÖZET Türkiye, Dünyanın en zengin yazma eser koleksiyonlarına sahip ülkelerinden biridir. Ancak bu eserlerin uygun koşullarda korunması ve sergilenmesi konularında yeterince dikkat gösterilmemektedir. Sanatsal değerlerinin yanısıra kültürel ve tarihsel açıdan pek çok önemli bilgiyi barındıran bu belgelerin depo ve sergi ortamlarında en doğru koşullarda korunarak geleceğe aktarılmaları gerekmektedir. Bu çalışmada; yazma eser barındıran müze ve kütüphanelerimizde eserlerin bozulmasına yol açan etkenler ve bunlara karşı alınabilecek önlemler konu edilmiştir. Eserleri tahrip eden çevresel faktörlerin yanısıra, eserin kendisinden kaynaklanan sorunlar da ele alınmıştır. Bu sorunları ortadan kaldırmak ve eserlerin bozulmalarını en aza indirmek için uygun ısı, nem, ışık koşullan, biyolojik etkinliklere ve doğal afetlere karşı alınabilecek önlemler, depolama ve sergileme malzemelerinin seçimi konuları ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Ayrıca teknolojik gelişmelere bağlı olarak ortaya çıkan alternatif koruma yöntemleri ile genel bir restorasyon bilgisi de verilerek müze ve kütüphaneler için temel koruma prensipleri oluşturulmaya çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: Yazma eser, depolama, koruma ve sergileme, sergileme malzemeleri, bozulmaya yol açan etkenler, biyolojik etkinlik, restorasyon. x