Dicle University
Discipline

Archaeology

Dicle University

498

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Alaşehir tipi girlandlı lahitler

Batı Anadolu'nun önemli bir bölümünü oluşturan Lydia Bölgesi eski çağlardan itibaren yerleşim görmüş, önemli uygarlıklara ev sahipliği yapmıştır. Bölgenin asıl gelişimi Roma Dönemi'nde gerçekleşmiştir. Roma döneminde bölge her açıdan gelişim göstermiş ve bu gelişimini sanat eserlerinde de göstermiştir. Roma Döneminde heykeltıraşların lahit yapımlarına yönelmeleri sonucu heykel sanatının izlerini ve roma dönemindeki gelişimini, ele geçirilen lahitlerden izlemek mümkündür. Bu noktada tez konumda incelediğim malzemeler önem arz etmektedir. Çalışma, adını Uşak Müzesi'nde sergilenen Alaşehir'den bulunmuş olan lahitten almaktadır. Manisa Müzesi'nde bulunan on üç lahit çelenklerin tipolojisi, biçemi Alaşehir Lahdi ile benzerlik oluşturmakta ve aynı grup içerisinde incelenmektedir. Lahitlerin incelenmelerinde daha önce yapılmış olan çalışmalar bir araya getirilmiştir. Ephesos, Aphrodisias ve Karia atölyelerinin etkilerinin de görüldüğü lahitlerde yerel unsurlarda bulunmaktadır. Bu da bölgenin sanat olarak farklı bölgelerden her ne kadar etkilense de gelişimini kendi çizgisinde tamamladığını göstermektedir. Dört ana grup içerisinde incelenen Alaşehir Tipi Girlandlı Lahitlerinin sayıları kaçak kazılar ve kurtarma kazıları ile her geçen gün artmaktadır.

GirlandLahitlerLidya+4
Hayriye Akın
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Burdur Müzesi'nde bulunan Alper Erdem'den müsadere edilmiş Pontos ve Paphlagonia sikkeleri

Antik dönemlerde insanların ödeme yapmak amacıyla kullandıkları sikkelerin üzerinde yer alan tasvirler, basıldığı dönem hakkında bizlere bilgi vermektedir. Bu tasvirler sayesinde dönemin dini, ticari hayatı, kent yaşamı ve insanların inanışları ile ilgili pek çok bilgiye ulaşılabilmektedir. "Burdur Müzesi'nde Bulunan Alper Erdem'den Müsadere Edilmiş Pontos ve Paphlagonia Sikkeleri" konulu tez çalışması hazırlanırken gerçekleştirilen metodun ilk aşamasını kaynak taraması oluşturmuştur. Çalışmaya kaynak oluşturabilecek tez, kitap ve makaleler, taranarak temin edilmiştir. Çalışmanın ikinci ve üçüncü aşamasında Burdur Müzesi'ndeki sikke envanter defterleri taranmış, Pontos ve Paphlagonia adı altında kayda alınan sikkeler incelenmiş ve çalışma için ön hazırlık yapılmıştır. Çalışmanın dördüncü aşamasını katalog kısmı oluşturmaktadır. Bu aşamada kronolojik bir sıraya göre düzenlenen sikkelerin darp tarihi, darp yeri, ölçüleri vb. bilgileri verilmiş ve tanımları yapılmıştır. Tez çalışmasının katalogunda toplam 175 adet sikke yer almaktadır. Sikkeler, Pontos ve Paphlagonia bölgelerinden elde edilmiştir. Katalogdaki sikkeler; Pontos bölgesi kentlerinden Amisos'tan 138, Khabakta'dan 2, Komana'dan 6, Paphlagonia bölgesi kentlerinden Sinope'den 20, Pimalisa'dan 1, Amastris'ten 8 adettir. Katalog kısmında bulunan sikkeler incelenirken kronolojik olarak ele alınmış, ilk olarak tek tek fotoğraflanmış, ağırlık ve ölçüleri alınmış ve dönemi belirlenmiştir. İncelenen bu sikkeler dönem olarak Hellenistik Dönemi kapsamaktadır. En erken tarihli sikkeler İ.Ö. 120 yılına ait olup en geç sikkeler ise İ.Ö. 56 yılına aittir. İ.Ö. 120-100 tarihleri arasına ait 1 adet sikke, İ.Ö. 120-63 yılları arasına ait 41 adet sikke, İ.Ö. 105-90 yılları arasına ait 83 adet sikke, İ.Ö. 100-85 yılları arasına ait 1 adet sikke ve İ.Ö. 85-65 yılları arasına ait 40 adet sikke, İ.Ö. 80-70 yılları arasına ait 5 sikke, İ.Ö. 56 yılına ait 4 adet sikke, katalogda yer almaktadır. Katalogda yer alan sikkelerin ön ve arka yüzlerine bakıldığında farklı tiplere yer verildiği görülmektedir. Gorgo ya da Medusa başlı Aigis ve Nike figürlü sikkeler katalogdaki en kalabalık gruptur. Bunların dışında Athena, Pegasos, Perseus, Medusa, Dionysos ve Ares figürlü sikkelere de yer verilmiştir. Ayrıca sikkelerin ön ve arka yüzlerinde bulunan Latince yazılar da ön ve arka yüz lejant listesi bölümünde belirtilmiştir.

Burdur MüzesiPaphlagoniaPontos+1
Caner Rende
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihöncesi Anadolu'da boğa tasvirleri ve kültürel ilişkileri

Anadolu'da en erken örneği, Epi-Paleolitik Dönemde görülmeye başlayan boğa tasvirleri, dönemsel olarak devamlılığını koruyarak değişik versiyonlar ile birçok malzeme üzerine işlenmiştir. Asıl simgesi güç, kuvvet ve üreme ile ilişkilendirilmiştir. Paleolitik Dönemden Tunç Çağına kadar erilliği simgeleyen boğa kültürü, Tunç Çağı ile birlikte Hitit geleneğinde tanrısal bir algıya bürünerek baş Tanrı Teşup' un yeryüzündeki temsilcisi olarak kabul edilmiştir. Anadolu toprakları üzerinde hiçbir zaman önemini yitirmemiş olan boğa kültü, sadece tarihöncesi dönemlerde değil, tarihi dönemlerde kullanılmıştır. Hatta günümüzde dahi kurban edilerek kutsallığını hiçbir zaman kaybetmemiş olan boğanın kafatasları ise bereketin simgesi olarak kullanılmaktadır.

AnadoluArkeolojik eserlerArkeolojik yerleşim+5
Güldali Akgün
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Antik Çağ'da Batı Anadolu'da ( Troas, Aiolis ve İonia) kremasyon

Gerek Antik Dönem ve sonrasında gerek Antik Dönem'den asırlar önce Üst Paleolitik döneme kadar uzanan süreçte; ölüme karşı bilinçli ya da bilinçsiz farkındalık oluşturmuş her toplum, o dönemin koşulları içinde ölen kişiye birtakım davranışlar aracılığı ile saygı göstermeye çalışmıştır. Bu saygıyı belli bir süre sonra belirli ritüeller ile daha resmi bir şekilde ifade etmeye başlamıştır. Bunun sonucunda ölüm ânı ve ölüm sonrası cenaze ritüelleri ortaya çıkmıştır. Antik Hellen toplumu, gömülmeyen bir bedenin asla dinlenemeyeceğine ve huzur bulamayacağına inanmış ve ruhun yolculuğunu gerçekleştirebilmesi için bu ritüeller eşliğinde onu gömmüş böylece ruhu sonsuz hayata uğurladığına inanmıştır. Ölüyü gömmek Hellen toplumunda o kadar önemlidir ki, toplumda büyük ve affedilmeyecek bir suç işlemiş biri öldüğünde ona verilebilecek en ağır cezalardan biri onu gömmemektir. Tam aksine, savaşırken ölen onurlu bir asker ya da uzakta ölen birinin bedeni bulunamadığında veya maddi imkansızlıklar yüzünden getirilemediğinde, onu şereflendirmek için ölen kişiyi temsil eden Kenotaphion (boş temsili mezarlar) yapmışlardır. Antik Çağ Toplumu'nda ölü gömme iki şekilde uygulanmıştır. Bunlar 'Kremasyon (yakarak gömme)' ve 'İnhumasyon (doğrudan gömü)' gömülerdir. Başlarda basit inhumasyon gömü tercih edilmiş ve zamanla bu gömü türü çeşitlenmiştir. Buna paralel olarak görülen ve şüphesiz ki en çok sorgulanmak istenen gömü biçiminin bir diğeri kremasyondur. İnhumasyon gömü türleri çeşitlendiği dönemlerde dahi kremasyon hemen hemen her dönem tercih edilmiştir. Bedenin yakılması olarak tanımlanan kremasyon, sorgulanabilir istisnai örnekler dışında bebek ve çocuklara uygulanmamıştır. Kremasyon kendi içinde birincil ve ikincil kremasyon olarak çeşitlenmiştir. Birincil kremasyon doğrudan bedenin gömüleceği mezarın içinde uygulanırken, ikincil kremasyonda beden belirlenen yakma alanında yakıldıktan sonra geriye kalan kül ve kemikler toplanıp dönem dönem materyal ve form olarak çeşitlenen urnelerin içine konmak suretiyle gerçekleştirilmiştir. Antik Dönemde yaşamış toplumların gerek birbiri ile ticari ve siyasi iletişimleri, gerekse o dönem yaşanan zorunlu göçler, toplumların birbiri ile yalnızca ekonomik açıdan değil, kültürel ve sosyal açıdan da birbirlerinden etkilenmesine neden olmuştur. Yazılı eserler ve kazı çalışmaları sonucu ele geçen buluntular aracılığı ile bu değişimleri takip etmenin ve araştırmanın mümkün olduğu alanlardan biri ölü gömme gelenekleridir. Günümüzde devam eden sistematik arkeolojik çalışmalar ve ortaya çıkan eserler aracılığı ile Antik Yunan Toplumunun Kuzeybatı Anadolu kıyılarında (Troas, Aiolis ve İonya) ölüme bakış açıları ve bu konuda sergiledikleri davranışları izlemek mümkündür. Anahtar Kelimeler: Troas, İonia, Aiolis, İnhumasyon, Kremasyon, Yakma Gömü, Ölü Gömme Gelenekleri, Cenaze Ritüelleri, Mezar, Antik Yunan

Aiolis bölgesiAntik ÇağArkeoloji+6
Kıymet Karaca
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu'da Peristyl'li konutlar

Anadolu, insanoğlunun yerleştiği ilk bölgelerden belki de en önemlisidir. Konut kavramı literatürde terminoloji olarak hem mimari bir yapıyı hem de bir yaşam alanını ifade eder. Toplumların yaşam alanlarını düzenleme şekilleri kendilerini ait hissettikleri kültürler hakkında bizlere ipucu vermektedir. Anadolu'da konut ve yerleşme erken dönemlerden beri kültürden kültüre tutarlı ve sürekli bir tarihsel gelişme gösterir. On iki bin yılı aşan bu ilerlemenin bütünlüğü içerisinde anlaşılması, yalnızca köklülüğünü ve zenginliğini değil, geleceğin farklılığının toplum anlayışımızda saklı olduğunu görmemizi sağlayabilir. Ortak yarar ve kan bağı ile bir araya gelmiş insanlardan oluşan ailenin yaşamını sürdürme sürecinde ev özel ve önemli bir yer almıştır. Duvarlarla çevrili gizemli bir dünya olmuştur. Barınma ihtiyacına yönelik olan ihtiyaçlar evin asılını oluşturmuş, aynı zamanda sosyal yaşam ile ilişkili şekilde bahçe, depo, işlik gibi bölümlere ayrılmıştır. Bu çalışma, Klasik Dönemde en erken örneklerini gördüğümüz ama aslında Hellenistik Dönem ile özdeşleşen "Peristyl" tipi konutları konu almıştır. Peristyl, etrafı sütunlarla çevrili olan bahçeli veya bahçesiz açık bir avludur. Çalışmaya başlarken öncelikle peristyl'in kökeni üzerinde durulmuş ve bu konuda araştırmalar yapılmıştır. Çalışmanın ilerleyen bölümlerinde ise dönemsel bir ayrım ile Klasik, Hellenistik, Roma ve Geç Antik Dönemlerdeki peristyl'li konutlar örnekler ışığında anlatılmıştır.

AnadoluAntik mimariAntik Çağ+3
Ekin Orakçal
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Karadeniz Bölgesi tümülüsleri

Tümülüsler yığma taş, toprak ile kapatılmış suni tepe görünümü veren mezar tipidir. Dünyanın çeşitli alanlarında bulunan tümülüslerin birbiri ile kültürel ve kronolojik bağlantıları bulunmamaktadır. Balkanlarda yoğun olarak görülen bu mezar tipi buradan Türkiye Coğrafyası içerisinde bulunan Thrakia Bölgesi'ne gelerek Karadeniz Bölgesi'nin kuzey kesimine doğru yayılım göstermiştir. Karadeniz Bölgesi'nde bulunan tümülüsler Bithynia Bölgesi, Paphlagonia Bölgesi ve Pontos Bölgesi tümülüsleri olarak ayrılmıştır. Bulunan tümülüslerin mimari ve ele geçen buluntular açısından değerlendirilmesi yapılarak tarihlendirilmeleri yapılmıştır. Bazı tümülüslerin ise sadece yüzey araştırmaları gerçekleştirilmiş ve tescillendirilmeleri yapılmıştır. Karadeniz Bölgesi'nde bulunan tümülüslerin en erken örnekleri Demir Çağı'na tarihlendirilmesi yapılmıştır. Akhamenid Dönem, Hellenistik Dönem ve Roma Dönemlerine tarihlendirilen örnekleri de bulunur. Bazı tümülüs mezarlarında tahribin fazla olması ve hiçbir buluntuya rastlanılamadığı için tarihlendirilmeleri yapılamamıştır. Bu çalışmada toplam 68 tümülüs, 1 stel, 1 kabartmalı blok bulunmuş, tahrip durumu, kazı yapılıp yapılmadığı ve hangi döneme tarihlemesi yapıldığı hakkında bilgiler verilmiştir.

Bithynia bölgesiKaradeniz bölgesiPaphlagonia+2
Büşra Kırmızı
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Nazilli ilçe merkezindeki bir grup taş eser

Nazilli, Aydın İli'ne bağlı Menderes Nehri kenarına kurulmuş bir ilçedir. İlçe Kalkolitik Dönem'den günümüze kadar farklı uygarlıklara ev sahipliği yapmıştır. Menderes Nehri'nin sağladığı su imkanı, verimli ovaları, doğal savunma mimarisi, antik dönemde Ephsos'u Celenai'ye bağlayan önemli bir yol güzergahında günümüzde ise İzmir'i Denizli'ye bağlayan yol güzergahında olması Nazilli'yi hem geçmişte hem günümüzde önemli kılmıştır. Nazilli MÖ. 6. yy'a kadar kuzey Karia Bölgesi'nin bir parçası olmuştur. MÖ. 6. yy'dan sonra ise Nazilli'nin Büyük Menderes Nehri'nin güneyi Karia kuzeyi ise Lydia Bölgesi olarak isimlendirilmiştir. Nazilli'de en erken yerleşim Toygar Höyük ile birlikte Geç Kalkolitik Dönem'de başlamaktadır. Toygar Höyük ile başlayan bu yerleşimi Harpasa Antik Kenti, Anineta Antik Kenti, Mastaura Antik Kenti Ortaçağ'a kadar devam ettirmiştir. Günümüzde ise yerleşim Antik Dönem yerleşimleri ile iç içe geçerek devam etmektedir. Nazilli'nin ev sahipliği yaptığı bu yerleşimlerde günümüze kadar farklı çalışmalar yürütülsede tam kapsamlı bir kazı çalışması henüz yapılmamıştır. Nazilli tarihine en çok ışık tutacak olan bu kazı çalışmalarının en kısa sürede başlaması Nazilli tarihi için önemli bir gelişme olacaktır. Nazilli tarihini anlamamızı sağlayacak elimizdeki veriler ise Antik yazarlar ve Avrupalı Seyyahların bize aktardığı bilgiler, nümüzmatik veriler, seramikler, yapı kalıntıları ve tezin de ana konusunu oluşturan mimari taş eserlerdir. Nazilli İlçe Merkezinde bulunan bu mimari taş eserler Nazilli'de Yahya Paşa Cami, Ağa Cami, Çarşı Cami, Sümer Rekreasyon alanı ve Dallıca Mah. meydanı gibi yerlere taşıma yolu ile getirilmiştir. Bu eserler iki adet lahit, bir adet sunak, sekiz adet postament, iki adet kaide, on dört adet sütun tamburu, bir adet paye başlığı, bir adet sütun başlığı, bir adet arşitrav, iki adet yazıtlı blok olmak üzere toplam otuz iki adettir. Bu alanlanlara getirilen eserlerin en erkeni Hellenistik Dönem'e en geç Bizans Dönemi'ne tarihlendirilmiştir. Bu parçalarından Bizans Dönemi'ne tarihlenen parçalar teze dahil edilmemiştir.

Antik şehirlerAydın-NazilliLahitler+7
Emel Çapacı
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kibyra'dan tapınak tipli anıt mezar

Kibyra'dan Tapınak Tipli Anıt Mezar adlı tez çalışması kapsamında, Kibyra üçüncü derece sit alanı dışarısında yer alan ve tapınak cepheli olarak tasarlanmış anıtsal mezar ele alınmıştır. Öncelikle yapının bulunduğu kent hakkında bilgiler verilmiş kentin nekropolleri, mezar tipleri ve ölü gömme gelenekleri incelenerek mezar yapısının kent içerisindeki durumu netleştirilmiştir. Sonrasında, tapınak mezar kavramı, kökeni ve gelişimi irdelenerek tapınak cepheli olarak tasarlanmış Anadolu örnekleri hakkında ayrıntılı bilgiler verilmiştir. Ana konuyu oluşturan Kibyra Tapınak Mezarının rölöve ve rekonstrüksiyon çizimleri yapılarak olması gereken mimari kurgusu ortaya konulmuştur. Bu bağlamda yapının, Anadolu örnekleri ile benzer ve farklı mimari özellikleri karşılaştırılmış ve mimari örgeleri üzerinde bulunan bezemeleri ile stil kritik çalışması gerçekleştirilerek tarihleme önerisi sunulmuştur.

Anıt mezarlarKibyraMezarlar+3
Semagül Yalçın
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

III. Gordian dönemi Lykia sikkelerinde tapınak betimli tipler

Bu tez çalışması; Roma İmparatorluk döneminde yalnızca III. Gordian döneminde kent baskısı görülen Lykia'nın mimari tasvir içeren arka yüz tiplerini ortaya koymayı, bu tiplerin kent baskıları içindeki yerini ve ikonografik anlamını değerlendirmeyi amaç edinmektedir. Çalışma çerçevesinde öncelikle dönem sikkelerinin kataloglarını içeren literatür taraması yapılmıştır. Katalog taramalarına ek olarak güncel dönemlerde ortaya konulan çeşitli özel müze ve müzayede katalogları değerlendirilmiş, bu kataloglar içeresinde yer alan tapınak tasvirli sikkeler belgelenmiştir. Yapılan derlemeler sonucu bu tipler için katalog çalışması yapılmış ve tipler kentlerden elde edilen diğer arkeolojik ve epigrafik veriler çerçevesinde yorumlanmıştır. Bu çalışmalar neticesinde III. Gordian döneminde yirmi kentte sikke basımı tespit edilmiştir. Bu yirmi kentten altısında, basılan sikkelerin arka yüzlerinde, mimari yapı barındıran betimlerin darp edildiği görülmüştür. Yirmi beş olarak ayrı sikke olarak kataloğa geçen bu tiplerin%52'sini Myra, %16'sını Akalissos, %12'sini Patara, %8'ini Aperlai, % 4'ünü Korydalla ve %4'ünü Gagai'nin bastığı tespit edilmiştir. Tapınak tasviri barındıran tipler üzerinde yapılan incelemeler sonucu, her kentin kendi kült anlayışları çerçevesinde tapınak tasvirlerini çeşitlendirdiği görülmüş olup, söz konusu bu tiplerin dönemin mimari planını yansıtmaktan ziyade, kent içerisinde yer alan bir tapınağın varlığını ortaya koymaya çalıştığı şeklinde yorumlanmış ve bu öngörüler çerçevesinde sunulan fikirler sonuç kısmında değerlendirilmiştir.

Cankat Sazak
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Batı Anadolu Yunan konut mimarisi ve sosyo-kültürel açıdan değerlendirilmesi (Arkaik-Klasik-Helenistik Dönem)

Bu Çalışmada Arkaik- Klasik ve Helenistik Dönem İçersinde Batı Anadolu'da Yunan toplumunun sosyo-kültürel ve ekonomik açıdan incelenerek, sosyal, kültürel ve ekonomik gelişmelerin konut mimarisine yansıması değerlendirilmiştir.Tezin başlangıç kısmından itibaren Anadolu da kentleşme sürecide ele alınarak Yunan polis- Kent Devletlerinin planlanması ile birlikte konut mimarisinin gelişimi ve düzeni de birlikte ele alınmıştır. Çalışmamda ağırlıklı olarak Yunan toplumunun Sosyo- ekonomik durumundaki değişmelerin tarihi, coğrafi, fiziki ve siyasi olgularla birlikte ele alınarak, bu değişim ve gelişmelerin kültürel anlamda nasıl bir etkileşim yarattığını ve bu etkileşimin; Arkaik, Klasik ve Helenistik dönemler içerisinde Konut mimarisine yansımasını inceledim.Sonuç olarak bu çalışma Arkeoloji, Mimari, Sosyoloji, Tarih ve Ekonomi bilim disiplinleri kapsamında ele alınıp değerlendirilmiştir.Anahtar Sözcükler1.Yunan Konut Mimarisi2. Arkaik, Klasik, Helenistik Dönem3.Batı Anadolu4.Yunan Tarihi, Kültür ve ekonomisi5. Megaron, Pastas, Prostas, Peristyl

ArkeolojiKonutKonut planları+2
Ergun Çağman Esirgemez
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
10
Master'sOpen AccessTR

Turizm ve arkeolojik kazı ilişkisi: Troya örneği

?Turizm ve Arkeolojik Kazı İlişkisi: Troya Örneği? isimli araştırmanın amacı; bugüne kadar pek ele alınmamış olan turizm ve arkeolojik kazı ilişkisinde bu iki unsurun birbirini olumlu yönde etkilediğini göstermek ve Troya'nın ziyaretçi sayısının koruma ve kullanma dengesi kapsamında nasıl arttırılabileceğinin araştırılarak, klasik arkeolojik kazı anlayışından farklı bir yaklaşımla öneriler ortaya koymaktır.Araştırma, turizm ile koruma-kullanma dengesi açısından kazı başkanlığınca izlenen kazı politikasının ve verimli ekip çalışmasının önemine dikkat çekmektedir, böylece araştırma ülkemizin örenyerlerinde gerçekleştirilen arkeolojik kazılarda turizm açısından karşılaşılan problemlerin giderilmesine katkı sağlayacaktır.Araştırma için ilgili literatür incelenmiştir. Alan araştırması yapmak amacıyla ören yeri Troya'ya iki ziyaret gerçekleştirilmiş ve durum tespiti yapılmıştır. Çanakkale Müzesi Müdürlüğü çalışanları ve kazı ekibi başkan vekili ile araştırma çerçevesinde görüş alışverişinde bulunulmuştur.Araştırma; yıllardır kazı çalışmaları devam eden, zengin tarihi ve kültürel değere sahip ve turizm açısından büyük bir potansiyel vadeden Troya Ören yerinde öncelikle iyi hazırlanmış bir yönetim planının geliştirilmesi ve uygulanmasının gerekliliğine dikkat çekmektedir. Yönetim Planı, turizm ile kültürel değerlerin olumlu entegrasyonunu sağlanması bakımından önemlidir. Bunun yanı sıra, ören yerinde inşa edilecek bir müze kompleksi alanın rasyonel kullanımına olanak tanıyacaktır. Troya Tarihi Milli Parkı ile ilgili gerekli istihdam sağlanarak etkili yönetim hayata geçirilmesi gereken diğer bir husustur. UNESCO, Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Troya'nın hak ettiği ünvanına yakışan ziyaretçiyi ve ilgiyi çekmesini sağlama gerekliliği oluşmuştur.Turizm ve arkeolojik kazı ilişkisi göz önünde bulundurularak ören yerlerinde ziyaretçi sayısının artırılmasıyla ilgili tüm uygulamalarda sorumluluk öncelikle Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın ve kazı ekibinin üzerindedir. Turizm ile arkeolojik kazı faaliyetleri arasında kurulacak olumlu etkileşim, hem kültürel değerlerin korunarak gelecek nesillere ulaştırılmasını sağlayacak hem de tanıtım açışsından büyük katkı sağlayacaktır.

ArkeolojiArkeolojik kazılarMilli parklar+2
Serkan Atalay
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
10
Master'sOpen AccessTR

Anadolu'da Kimmer-İskit iz ve etkileri

M.Ö. 8. yüzyıldan başlayarak M.Ö. 6. yüzyıla kadar Anadolu'da etkinliklerini gördüğümüz Kimmer ve İskit göçebe savaşçılarının, Anadolu'ya göçleri, Anadolu Kültürleri ile olan İlişkileri ve Anadolu Kültürleri üzerindeki etkileri tezimizin konusu oluşturmaktadır. Demir Çağının Anadolu yerel krallıkları olarak karşımıza çıkan Urartu,Geç Hitit Kentleri, Phryg, Lydia ve Batı Anadolu'da ki Ionlar Kimmer ve İskit akınlarından olumsuz etkilenmiş, Urartuları İskitlerin, Phrygleri ise Kimmerlerin yıktığı kabul görmüştür.Yazılı bir kültür oluşturmayan Kimmer ve İskitlerin Anadolu kültürleri ile olan ilişkilerini anlayabilmek için ilişkiye geçtikleri Urartu, Asur ve Greklerin yazılı kaynaklarına başvurulmuş, Anadolu'da ortaya çıkarılmış ve göçebe kavimlere ait olduğu düşünülen arkeolojik buluntular, ele geçtikleri merkezlerin konumları da dikkate alınarak incelenmeye çalışılmıştır.Göçebe kavimler Anadolu devletlerinin sadece siyasi tarihlerini etkilemekle kalmamış, özellikle Phryg ve Lydia sanatlarında Bozkır hayvan üslubundan etkilenerek yapılan eserlerden de anlaşıldığı gibi kültürel alanda da Anadolu uygarlıkları üzerinde de etkileri görülmüştür. Göçebe kavimlerin savaşlardaki üstünlüklerini sağlayan en önemli unsurlardan olan uzun mesafe okçuluğundaki başarılarının nedenlerinden biri olan kovanlı ok uçları da büyük olasılıkla Anadolu'ya bu kavimlerin aracılığı ile gelmiş ve Anadolu devletlerinin savaş teknolojilerini etkilemiştir.

Timur Demir
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Side 807 ada 1 parsel, 1 No.lu konut: Mimarisi ve buluntuları

Side, Melas Çayı'nın batısında kurulmuş bir Doğu Pamphylia kentidir. Side, Attaleia kuruluncaya kadar Pamphylia Bölgesi'nin en önemli liman şehri olmuştur. Kent her daim gezgin ve araştırmacıların ilgi noktası olmuş ancak kentte ilk kazılar 1947 yılında Ord. Prof. Dr. Arif Müfid Mansel tarafından başlatılmıştır. Side'nin geçmişten günümüze kadar uzanan uzun araştırma tarihinde 2014 yılı bir dönüm noktası olmuştur. 2024 yılında, kentin liman ile tiyatro arasında kalan ve I. derece Arkeolojik Sit olan bölümü Kentsel ve III. Derece Arkeolojik Sit olarak koruma altına alınmıştır. 2014 yılından bu yana, Kentsel ve III. Derece Arkeolojik Sit Alanında önce Side Müze Müdürlüğü, 2019 yılından buyana ise Prof. Dr. Feriştah Soykal Alanyalı'nın başkanlığında toplam 134 parselde kazı, koruma ve onarım çalışmaları yürütülmüştür. Bu çalışmalar kapsamında, Side'nin yerleşim tarihine yönelik çok önemli bilgilere ulaşılmış ve birçok yapı açığa çıkarılmıştır. Bu yapılar arasında çok sayıda konutta yer almaktadır. Side'de ilk açığa çıkarılan konutlar Arif Müfid Mansel tarafından açığa çıkarılan R1 ve R2 konutlarıdır. MÖ 2-1 yüzyıllarda inşa edilmiş olan bu konutlar, MS 7. yüzyıla dek kullanım görmüştür. 2024 yılında Side Müze Müdürlüğü tarafından 'Side Kentsel ve III. Derece Arkeolojik Sit Alanı'nda 779-14, 798-1, 785-19 ve 785-18 Parselde yapılan kazılarda açığa çıkarılan konutlar Fatma Çağım Özcan tarafından bir doktora tezi kapsamında değerlendirilmiştir. Bu tez kapsamında, 2023 yılında, Kentsel ve III. Derece Arkeolojik Sit Alanında Prof. Dr. Feriştah Alanyalı başkanlığında yürütülen kazılar sırasında 807 ada 1 parselde 3 ayrı konut açığa çıkarılmıştır (Konut I, Konut II ve Konut III). Parselde tespit edilen üç konutta mimarisi ve buluntularıyla değerlendirilmiş olup, "Konut I" tez kapsamında ana konuyu oluşturmasından dolayı detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Konut I'de yapılan kazılar sırasında ele geçen arkeolojik buluntular yapının MÖ 1. yüzyılda inşa edildiğini ve MS 7. yüzyılın sonuna kadar kesintisiz olarak kullanıldığına işaret etmektedir. Yaklaşık 7 yüzyıl boyunca kullanılan bu yapı köklü değişimler geçirmiştir.

Pamphylia
Akın Doğan
Biruni University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Myra ve Andriake'de ele geçen pişmiş toprak unguentariumlar

Myra ve limanı Andriake, Antalya'nın Demre ilçesi sınırlarında yer alır. 2009 yılından bugüne kazılar Prof. Dr. N. Çevik başkanlığında devam etmektedir. Kazılar sonucunda Myra'nın Klasik Dönem'den Erken Bizans Dönemi'ne kadar geniş bir tarihsel süreçte yerleşim gördüğü anlaşılmıştır. Ancak son yıllarda tiyatro orkestrasından yapılan kazılar Myra ve limanının tarihini Geç Kalkolitik Çağa kadar geriye götürmüştür. Yapılan çalışmalarda çok sayıda buluntu ele geçmekte olup bunlardan biri de tez kapsamında değerlendirilen pişmiş toprak unguentariumlardır. Toplam 190 unguentarium parçasından form verebilen 130 tanesi kataloğa alınarak incelenmiştir. Bu unguentariumlar; fusiform, kubbe ağızlı, bulbous, diğer ve geç antik çağ unguentariumları başlığı altında incelenmiştir. Fusiformlu unguentariumlar MÖ 4. yüzyıl sonları ile MS 2. yüzyıl gibi geniş bir tarih aralığına aittir. Kubbe Ağızlı unguentariumlar, MÖ 2. yüzyılın ikinci çeyreği ile 2. yüzyılın sonları arasına tarihlenmiştir. Bulbous formlular, MS 1.-2. yüzyıl gibi daha dar bir tarih aralığında kullanılmışlardır. Geç Antik Çağ unguentariumlarının ise MS 5.-7. yüzyıl arasında kullanımda oldukları tespit edilmiştir. Bunlar arasında en yoğun grubu Geç Antik Çağ'a ait unguentariumlar oluşturmaktadır. Bu tipte blok ve kelebek formlu monograma sahip örnekler yer almaktadır. Monogramlar hakkında detaylı bir çalışma olmadığından dolayı net bir sonuç elde edilememiş olsa da harfler üzerinden bazı çıkarımlar yapılmıştır. Myra'nın MS 5. yüzyılda Lykia'nın idari ve dini başkent ilan edilmesi ile kentte ticaret faaliyetlerinin yoğunlaşması, kentte bu tarihlere ait unguentarium sayısal yoğunluğuyla doğrudan bağlantılıdır. Bu bağlamda unguentariumların üretimi? ve dağılımı, bölgenin ekonomik refahını ve siyasi yapısını da yansıtmaktadır. Aziz Nikolaos Kilisesi'ne gelen hacıların bu şişecikleri, içerisine kutsal yağ veya su doldurulmuş bir şekilde, buradan satın almış olabileceği öngörülmektedir. Andriake'deki Agora'da ele geçen unguentariumların yoğunluğu ise bu kapların sadece dini bir amaçla değil, aynı zamanda ticari bir ürün olarak da satıldığı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler Lykia, Myra, Andriake, Unguentarium, Geç Antik Çağ, Fusiform, Bulbous Form

Andriake
Dilan Doğan
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Arkeolojik ve filolojik belgeler ışığında frigler

ÖZETArkeolojik ve Filolojik Belgeler Işığında Frigler konu başlıklı bu çalışmada, M.Ö. 8. yüzyılın ikinci yarısında siyasal birliğini oluşturan Frig Devleti ve halkının kökeni ile ilgili tartışmalar ele alınmış ve bu bilgilerden yola çıkılarak genel bir değerlendirme yapılmıştır.Frig Devleti'nin ortaya çıkışından önce Anadolu'nun siyasi tarihinin M.Ö. 12. yüzyıldaki genel görünüşü incelenerek, Frigler'in Anadolu topraklarına batıdan yani Balkanlar üzerinden gelmiş olan Traklı, doğu topraklarında varlığını sürdürmüş olan Muşkili ya da Anadolu kökenli bir kavim olup olmadıkları ile ilgili çeşitli görüşlerin ele alınması amaçlanmıştır.Frig Devleti'nin ortaya çıkışı, kültürü ve sosyo-politik yapısı genel bir çerçevede anlatılmıştır. Frigler'in kökenine ışık tutan arkeolojik veriler ve filolojik belgeler araştırılarak köken sorunuyla ilgili somut kaynaklar incelenmiştir.Bütün bu değerlendirmeler ışığında, M.Ö. 12. yüzyılda Trakya'dan göç dalgalarının varlığı arkeolojik olarak kanıtlanmış olsa da, Frig halkının bu göç dalgalarıyla Anadolu'ya gelmiş olabilecekleri savı ve Frig ile Brig ya da Frig ile Muşki paralellikleri kesin olmamakla birlikte halen tartışılmaktadır.Frig halkının tek bir etnik kökene dayandırılamayacağı savı, yaşadıkları coğrafyanın fiziki özelliğinden dolayı ?Frig? ismini almış ve Doğu, Batı ve Anadolu kültürlerini bir arada yaşatmış bir toplum olarak arkeolojik ve filolojik belgeler ışığında yorumlanabilir.

Tülin Kaya
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Zagros Bölgesi Prehistorik Dönem yerleşimleri

Bu tez, Zagros Bölgesi'nin Tarih Öncesi Dönemine odaklanarak, bölgenin coğrafyası, arkeolojik buluntuları ve kültürel gelişmeleri üzerine bir inceleme sunmaktadır. Araştırmanın amacı, Zagros Bölgesi'nin coğrafi ve Tarih Öncesi özelliklerini derinlemesine anlamak ve bu bölgenin insanlık tarihindeki yerini daha iyi kavramaktır. İklim değişiklikleri, yerleşim yerleri ve kültürel evrim gibi konular, bu tezin odak noktasını oluşturmaktadır. Tez, altı ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, Zagros Bölgesi'nin coğrafi yapısı ve araştırma tarihçesi detaylı olarak ele alınmıştır. Ardından, bölgenin Paleolitik Dönemi incelenmiş ve farklı kültürlere ev sahipliği yapmış olan bu bölgenin önemi vurgulanmıştır. Üçüncü bölümde, Zagros bölgesinin Tarih Öncesi kültürleri ve yerleşim yerleri detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Bu bölüm, bölgenin zengin arkeolojik geçmişine ışık tutmakta ve çeşitli kültürel evrelerin gelişimini göstermektedir. Dördüncü bölüm, Batı Zagros Bölgesi'nin Neolitik Dönemine odaklanarak, arkeolojik bulguların ve yerleşimlerin incelenmesini sağlamaktadır. Beşinci bölümde ise Neolitik Dönem yerleşimlerini detaylı olarak ele alınmıştır. Son olarak, Zagros Bölgesi'nin Tarih Öncesi sanatı ve inanç sistemleri üzerine bir değerlendirme sunulmuştur.

Bahar Çerioğlu
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Antik çağda doğu Karadeniz bölgesi kıyı yerleşimleri ve yerleşim stratejileri

Karadeniz Bölgesi, çok eski çağlardan bu yana kesintisiz bir yerleşime sahne olmuştur. Coğrafyanın topoğrafik yapısı ve yazılı kaynakların yetersizliği bilim adamlarının bu bölgeye pek rağbet etmemesine neden olmuştur. Karadeniz adı dev dalgaları ve korkunç girdaplarından dolayı önce Pontus Aexeinos, zamanla gemi yapım teknolojisinin ilerlemesiyle de Pontus Euxeinos olarak adlandırılmıştır. Bölgede yaşayan yerel halklar çeşitli nedenlerle dışarıdan gelen halklarla etkileşim içine girmişlerdir. Samsun ve Artvin arasında yer alan kıyı kentlerine İ.Ö.10.yüzyıldan itibaren dışarıdan halklar gelip buralarda çeşitli amaçlarla koloni kentler kurmuşlardır. Bu halkları korkunç denizine rağmen bu sulara çeken en önemli şey tabiî ki Karadeniz'in sahip olduğu zengin maden rezervleridir. Argonautlar Seferi ve Altın Post Efsanesi de bu şekilde somutlaştırılmıştır. Antik çağda Pontus Euxeinos kıyısında kurulan bu kentler ekonomik, stratejik, jeopolitik, askeri ve siyasi anlamda çok önemli bir hale gelmiştir. Roma Çağında ise Mithridatlar Hanedanlığı hem döneme hem de bu bölgeye damgasını vurmuştur. İ.Ö.395 yılında Roma İmparatorluğu'nun ikiye ayrılmasından sonra bu coğrafya Doğu Roma İmparatorluğu'nun sınırlarına dâhil olmuştur. Bu dönemde eski önemlerini yitirmiş olmalarına rağmen sadece Trapezus'un Pontus Rum İmparatorluğu'nun başkenti olduğunu ve eski önemini koruduğunu biliyoruz. Karadeniz Bölgesi'nin ekonomik, jeopolitik ve stratejik önemi bölgeye hâkim devletlerce sonuna kadar kullanılmıştır.Anahtar KelimelerKaradeniz, Khalybler, Amazonlar, Kotyora, Argonautlar

Esen Aktaş
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Sivas Ziyaretsuyu Helenistik ve Roma dönemi seramikleri

Bu çalışmada 2004 yılında Sivas ili Hafik ilçesinde yapılan Ziyaretsuyu kazısından ele geçen seramik buluntuları değerlendirilmiştir.Üzerinde çalışılan bu buluntuların öncelikle çizimleri yapılmış ardından tipolojik özellikleri incelenerek çevre bölgelerle karşılaştırılmalar yapılmıştır. Bu karşılaştırmalar sonucunda seramiklerin dağılım alanı tespit edilmeye çalışılmıştır.Dağılım alanının tespiti sonucunda bu bölgenin kuzey Suriye ve güney Anadolu ile bağlantısı olduğu anlaşılmıştır. Yapılan değerlendirmeler sonucunda Ziyaretsuyu kazısından ele geçen seramik buluntularının Helenistik ve roma dönemi içindeki belirlenmeye çalışılmıştır.Değerlendirmeler ve karşılaştırmalar sonucunda Ziyaretsuyu Mevki'nin M.Ö. 2.yy da iskân gördüğü düşünülmektedir.

ArkeolojiGalatlarSeramikler+2
Esra Abdioğlu
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Körtiktepe Neolitik Dönem kemik bızları

İnsanlık kültür tarihinde leş yiyicilik süreciyle birlikte alet olarak kullanıldığı bilinen ilk aletin kemikten üretilmiş olabileceği olası görünmektedir. Avlanma yetisini henüz kazanmamış olan insan, karşısına çıkan her türlü besin kaynağından faydalanmıştır. Bunların arasından hayvanların avlarından kalan leşler hiç şüphesiz ilk sırada yer almaktadır. Bu durumda doğadan kolaylıkla elde edilebilecek hammadde kaynaklarından birini de kemik oluşturmaktadır. Alternatif kaynak gibi görünen kemik, insanın yontma yetisine sahip olmadan çok daha önce kullandığı belki de tek hammaddedir. Kemik, gerçek anlamda alternatif olma özelliğini ise uzmanlık gösteren teknikler uygulanarak üretilen kemik aletlerin çok belirgin bir artış ve çeşitlenme gösterdiği Üst Paleolitik ve Neolitik Dönem'de önem kazanmıştır. Dönemsel fark gözetilmeksizin kullanılmış olan kemik, son derece kolay şekilde elde edilebilen bir hammadde kaynağıdır. Üst Paleolitik Dönem'de standart haline gelen kemik alet üretiminin en erken aşaması ve bu aşamaya ait örnekler, kemik alet üretiminin daha erken dönemlerde var olduğunu göstermektedir. Ilısu Barajı ve HES Projesi kapsamında gerçekleştirilen arkeolojik kazılardan biri olan Körtiktepe, Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem A (PPNA)'ya ait katmanlarda farklı tür ve çeşitlilikte kemik eserler ortaya çıkarılmıştır. Bu kemik alet topluluğu içerisinde gerek işlevleri gerekse sayısal çokluğu açısından büyük bir bölümünü oluşturan kemik bızlar önemli bir yere sahiptir. Değerlendirme kapsamına alınan bir grup bız; malzeme, hammadde (hayvan kemikleri), işleme teknikleri, işlevleri ve tipolojilerine göre tasnif edilerek; bölgenin söz konusu diğer çağdaş yerleşimleriyle olan ilişkileri irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Körtiktepe, Neolitik Dönem, Kemik Aletler, Kemik Bızlar, Hayvan Kemikleri

Nesibe Arslan
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Perre Antik Kenti'nde bulunan dokuma tezgah ağırlıkları ve ağırşaklar

Kommagene Krallığı coğrafyası günümüzde Adıyaman ilinin tamamını, Gaziantep ve Kahramanmaraş illerinin bazı kısımlarını kapsayan tarihi bir bölgedir. Kommage Krallığının önemli kentlerinden biri olan Perre konumu ve doğal kaynaklarıyla uzun süre konumunu ve varlığını sürdürmüş bir kenttir. Perre antik kenti Adıyaman il merkezinin 5 km kuzeydoğusunda Örenli Mahallesi'nde bulunmaktadır. Nemrut Dağı'nın keşfi ile buraya giden araştırmacıların durak noktası olmuş ve bu Perre'de toprak üzerinden görülen Nekropolis ve yerleşime dair gözlemlerini belirtmişlerdir fakat ilk kapsamlı çalışmalar Adıyaman müzesi tarafından 2001-2009 yılları arasında yapılmıştır. Bir dönem ara verilen çalışmalar 2020 yılında tekrar başlatılmış olup günümüzde de devam etmektedir. Perre kentinin yerleşim alanı günümüz modern tarım arazisi ve yerleşimin altında kalması nedeniyle, şimdiye kadar yapılan çalışmalar Perre Nekropolisi'nde gerçekleşmiştir. Nekropolis'de gerçekleştirilen kazı çalışmalarında ortaya çıkarılan işliklerde çok sayıda buluntu ele geçmiş ve kent hakkında önemli bilgiler edinmemizi sağlamıştır. Perre antik kentinde sürdürülen kazı çalışmalarında ortaya çıkarılmış bu buluntulardan biri de dokuma araç gereçleridir. Bu araç gereçlerden dokuma tezgah ağırlıkları ve ağırşaklar yoğun olarak ele geçmiştir. Tez kapsamında 22 adet ağırşak ve 58 adet dokuma tezgah ağırlığı incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Ağırşaklar dairesel/ diskoid, konik ve yarı konik; dokuma tezgah ağırlıkları ise tek tip dairesel, olarak olarak sınıflandırılmıştır. Bu çalışma ile Perre kentinde belgelenmiş dokuma tezgah ağırlıkları ve ağırşaklar neticesinde kentteki dokuma endüstrisi hakkında bilgi edinilmesi amaçlanmıştır.

Ayşegül Öremiş Akar
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu'da Kybele-Attis kültü

Kybele, bitkiler ve hayvanlar âleminin yöneticisi, sahibesi; kent koruyuculuk özelliğinden dolayı ülkeleri ve kentleri koruması için Anadolu'dan Yunanistan ve Roma'ya taşınmış; kökeni Paleolitik Çağ Venüsleri'nden Neolitik, Kalkolitik ve Tunç Çağı Ana Tanrıçaları'na kadar uzanan evrensel bir anne anlayışının Frigya'da modifikasyona uğramış halidir. Attis, mevsimlerin değişimini simgeleyen bir bitki tanrısıdır. Onun bu özelliği, Mezopotamya, Mısır, Anadolu, Yunanistan ve Roma'daki bazı tanrılarda görülür ve bundan dolayı bu tanrının kökeni araştırılırken, Dumuzi, Temmuz, Baal, Adonis, Osiris, Horos, Telepinu ve bunlar gibi adını sayamadığımız birçok tanrı incelenmiştir. Bu tanrıların hepsinin ortak özelliği, ilkbaharda bitkilerin yeryüzüne çıkması ile birlikte canlanmaları, yazın sıcakları ile bitkilerle birlikte ölmeleridir. Ayrıca bu tanrıların yanında onları bekleyen, arayan, canlanmasını sağlayan bir de tanrıça vardır. Bu tanrıça onların annesi, sevgilisi veya eşidir. Bu tanrı ve tanrıçaların birlikteliğini anlatan mitoslar vardır. Bu mitoslar isim olarak her toplumda farklı olsa da anlatılış şekilleri bakımından hep birbirlerine benzemektedir. Bu mitoslardan biri de Frigler'e ait olduğu söylenen Kybele ve Attis'in aşkını yansıtan mitostur. Mitosun Frigya'daki kökeni bilinmez; ancak Yunan ve Roma yazarlarına dayanarak bu aşkın içeriğini ve Kybele'nin hadım rahiplerinin (Gallus) kült uygulamalarının dayanağını anlayabiliyoruz. Söz konusu kültün ve mitosun içeriği, Frig yazı sisteminin tam olarak çözülememesi ve kaya anıtlarındaki metinlerin kısalığı nedeniyle şimdilik tam anlamıyla çözümlenebilmiş değildir. M.Ö. 9. yüzyıldan itibaren Frigya'da, M.Ö. 5?4. yüzyıllarda Yunanistan'da; M.Ö. 2. yüzyılda da Roma'da ilk varlığını gösteren (M.Ö. 204) 345 Kybele-Attis kültü, tüm öncülleri ve benzerleri ile şekillenerek Yunanistan ve Roma dinleri içerisinde önemli bir yer edinmiştir.

Canan Albayrak
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Roma imparatorluk döneminde Tavıum kentinde darp edilen sikkelerin değerlendirilmesi

With the quick development in the information and communication technologies and the widespread utilization of these technologies in every field, an electronic transformation process has begun throughput the world on the way towards being society. In the thesis prepared, in parallel with the electronic transformation process in the world, studies in Turkey have been touched upon and an evaluation of the current situation has been carried out. Even though Turkey has performed various studies on the way towards being an information society, that she has accomplished enough progress has not been designated yet. Via the move of the public services to electronic medium by the e- Government implementations, hat an increase in the quality of the services, in the efficiency pursuant to speed and cost in the fulfillment of the services have been envisaged. Therefore, in the implementation section of this study, Sanayi.NET project, which is one of the successful implementations of e- Government has been analyzed and the benefits acquiring from the move of application for Services Adequacy Certificate and Warranty Certificates to the electronic medium have been dealt with.

Ali Yalın Turan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Diyarbakır Arkeoloji Müzesinde bulunan haçlar

Liturjik eserlerin önemli bir grubunu oluşturan haç, Hristiyanlık dünyasında İsa'nın çarmıha gerilişi, tekrar dirilişi ve zaferini sembolize eden, kutsal bir güce sahip en önemli dini sembollerden biridir. Hristiyanlık inancında insanın kurtuluşunun simgesi haline gelen haç, zamanla dini ayinlerde, askeri törenlerde ve zafer kutlamalarında vazgeçilmez bir unsur olarak yerini almıştır. Ayrıca, farklı mezheplerin farklı tiplerde kullandığı bu sembol, Hristiyan toplumlarının sosyal, siyasal, sanatsal ve dini yapılarına ilişkin önemli ipuçları sunmaktadır. Bu yönüyle haç, hem dini bir objenin ötesine geçerek bir kültürel anlatı aracı olmuş hem de tarihsel süreçte pek çok farklı anlam ve işlev kazanmıştır. Bu çalışmada Diyarbakır Arkeoloji Müzesi'nde bulunan yirmi yedi tane haç sembollü liturjik eser kapsamlı bir şekilde incelenmiştir. Bu eserler pandantif haç, röliker haç ve tören haçından oluşmaktadır. Kronolojik olarak sıralanmış, formuna göre sınıflandırılmış ve teknik açıdan detaylı olarak incelenmiştir. Daha önce bu eserler üzerine yapılan çalışmalara bir katkı olması açısından, detaylı bir bilimsel çalışma bu eserlerin daha iyi tanıtılması bakımından araştırmanın önemini artırmaktadır. Bu bağlamda, eserlerin teknik özellikleri, kullanılan malzemeleri, süsleme detayları ve ikonografik anlamları analiz edilerek bilimsel bir tanımlama yapılmış ve kültürel bir değerlendirme sunulmuştur. Müzedeki liturjik eserlerin sayıca fazla olması nedeniyle çalışma, yalnızca müze tarafından belirlenen ve izin verilen haç sembollü eserlere odaklı yapılmıştır. Bu eserler üzerinden malzeme tercihleri, teknik detaylar ve tasarım özellikleri değerlendirilmiş; dönemin ekonomik durumu, kültürel ilişkileri, sanat anlayışı ve dini-manevi yapısı hakkında bilgi edinilmesi amaçlanmıştır. Ayrıca, bu liturjik eserlerin ibadet ve günlük yaşamda nasıl bir yere sahip olduğu, törenlerdeki işlevleri ve sembolize ettikleri olgular analiz edilerek Diyarbakır bölgesindeki dini ve kültürel bağlamda taşıdığı öneme değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: Haç, Liturjik Eserler, Hristiyanlık Sanatı, Diyarbakır Arkeoloji Müzesi, İkonografi

Meral Beyazgeyik
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Antik Yunan'da yemek kültürü ve Symposion

İnsanoğlu yeryüzünde var olduğu ilk günden itibaren hayatta kalmak ve yaşamına devam edebilmek için yemek yeme gereksinimi duymuştur. Paleolitik Dönem'den beri insanlar beslenmek için hep bir çaba göstermiştir. İlkel insanlar toplayıcılık ve avcılıkla besin ihtiyacını karşılamışlardır. Arkeolojik verilerden elde edinilen bilgilere göre bu dönem insanlarının bazı hayvanları avladığı ve doğada var olan yenilen bitkiler ile beslendikleri düşünülmektedir. İnsanlar tarafından ateşin keşfi ile yemeğin pişirilmesi ve sindirilmesi gibi hayatlarının birçok alanında kolaylık sağlamıştır. Yemek yeme ve beslenme kültürü toplum yapısının önemli bir parçasıdır. Yerleşik hayat ve tarım ile beraber yemek yeme ve beslenme olgusu zaman içinde gelişmiştir. Coğrafya, toplumlara beslenme konusunda olumlu ve olumsuz etki yaşatmıştır. Yerleşik hayat, köy, kent ve devletlerin oluşmasını sağlayıp bununla birlikte dini, kültürü, ekonomiyi ve sosyal hayatı da etkilemiştir. Antik Yunan'ın diğer toplumlarla yaptığı ticaret ile yemek, beslenme, giyim, sanat, mitoloji vb. kültürlerinden etkilenmiştir. Mutfak kültürlerinin gelişmesinde ise tarihsel çerçevede gerçekleşen göçler, yemek ve beslenme kültürünün gelişim ve zenginliğine önemli bir etki sağlamıştır. Yemek yemenin ve içki içmenin önemli olduğu Antik Yunan'da ekmek, et ve yağ fazla tüketilmektedir. Beslenme şekilleri mevsimlere göre farklılık göstermektedir. Deniz canlıları çok fazla tercih edilmektedir. Et genellikle symposion'da soylu kesimin yemeğidir. Antik dönemde beslenme daha çok tahıl ürünleri olup "maza" denilen yufka ekmeği ön plandadır. Zeytinyağı birçok yemekte kullanılmıştır. Symposion, yemeğin paylaşılarak beraber tüketildiği ve genelde soylu kesimden erkeklerin katıldığı, çeşitli oyunların oynandığı, önemli konuların konuşulduğu bir içki partisidir. Bu çalışmada Homeros, Herodot, Platon ve Xenophon'un eserleri ışığında Antik Yunan'ın yemek kültürü ve symposion ele alınıp tarım ürünleri, deniz ürünleri, et ürünleri, yemekleri, içecekleri ve yemek sunumu incelenecektir. Ayrıca Ege Denizi'nin iki yakasında yer alan ve birbirini derinlemesine etkilemiş olan Antik Anadolu ve Antik Yunan beslenme kültürünün benzer yönlerini sunmayı amaçlamaktadır.

Ayşe Çetin
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Antik Yunan dünyasında şarap üretimi ve Dionysos kültü

Bu çalışma, Antik Yunan dünyasında şarap üretimi sürecini ve bu sürecin Dionysos kültüyle olan ilişkisini arkeolojik, mitolojik ve sosyokültürel açılardan ele almayı amaçlamaktadır. Şarap üretiminin Antik Yunan toplumunda yalnızca ekonomik bir faaliyet olmaktan öte, tanrısal bir döngünün maddi temsili olduğu düşüncesinden hareketle, üretimin her aşaması üzümün toplanmasından ezilmesine, fermantasyonundan karıştırılmasına ve tüketimine kadar ritüel ve sembolik bağlamda incelenmiştir. Çalışmanın çerçevesi mitoloji, arkeoloji ve ikonografi disiplinlerinin kesişiminde oluşturulmuştur. Araştırmada nitel yöntemler temel alınmış; Antik Yunan yazarlarının metinleri, döneme ait seramik ve mimari kalıntılar ile kült sahneleri analiz edilmiştir. Örneklem olarak Attika, Thasos, Delos ve Girit gibi şarap üretimiyle özdeşleşmiş bölgelere odaklanılmıştır. Araştırma bulguları, şarap üretim sürecinin Dionysos'un ölüm ve yeniden doğuş mitosuyla birebir örtüştüğünü; ezme, mayalama, durultma ve seyreltme gibi teknik işlemlerin her birinin mitolojik, ritüel ve etik anlamlar içerdiğini ortaya koymuştur. Üretim mekânları, sıradan ekonomik birimler olmaktan çıkarılarak tanrının içkinliğine sahne olan sembolik alanlara dönüşmüş; özellikle sempozyumlar ve Dionysos şenlikleri, şarabın tanrısal kudretinin halkla buluştuğu kolektif törenler olarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, Antik Yunan'da şarap hem Dionysos'un maddi tezahürü hem de toplumun doğa ve tanrıyla kurduğu simgesel ilişkinin aracısıdır. Üretim süreci yalnızca teknik değil aynı zamanda kutsal bir döngüdür. Bu bağlamda şarap üretimi, tanrının yeryüzüne inişini, bireyin tanrıyla teması ve toplumun mevsimsel yeniden doğuşunu temsil eden kültürel bir fenomene dönüşmüştür Anahtar Sözcükler: Antik Yunan, Şarap, Üretim, Ticaret, Dionysos

Mehmet Ali İsen
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Antik Roma'da günlük yaşam

Bu tezde, Antik Çağ'ın en merak uyandıran imparatorluklarından olan Roma'nın kuruluşundan yıkılışına kadar geçen süre içerisinde bir Roma toplumunun sosyal ve sınıfsal farklılıklar çerçevesinde sahip olduğu sosyokültürel, ekonomik, dini ve statüsel yapısı incelenmiştir. Krallık, Cumhuriyet ve İmparatorluk olmak üzere üç dönemden oluşan Antik Roma, sahip olduğu geniş topraklar ve çok kültürlü toplum yapısına sahip olmuştur. Üç dönem içerisinde yaşanan siyasi, sosyal ve dini olaylara ve bu olaylardaki değişiklikler toplumu şekillendirmiştir. Çok kültürlü bir yapıya sahip olan toplumda bireylere atfedilen roller ve yaşam standartları farklılıklar göstermektedir. Romalıların antik dönemde hayatın olağan akışında nasıl bir günlük yaşam içerisinde olduklarını, günlük yaşamda edindikleri roller ve toplumun yaşamsal faaliyetleri arasında nelerin yer aldığı anlatılmaktadır. Beslenme, barınma, giyim, eğitim gibi temel yaşamsal haklar ile yaşam standartlarını belirleyen inanç sistemleri, geçim kaynakları, eğlence anlayışları aynı bağlam içerisinde incelenmiştir. Antik Roma'da günlük yaşam, toplum içerisinde kalıplaşan ekonomik ve sınıfsal farklar bireylerin yaşadıkları evlerin yapısı ile başlamış ve bu ev içerisindeki hane halkının rollerine, giyim tarzlarına, yedikleri yemeklerin öğünlerine, aldıkları eğitim, yaptıkları iş ve hatta eğlence anlayışlarına kadar işlemiştir. Elde edilen veriler Antik Roma'da bireyin günlük hayattaki yaşayış tarzına veya bir Roma vatandaşının günü nasıl geçerdi sorusuna cevap vermektedir.

Muhammet Furkan Özkan
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yunan ve Romada boğa kültü

Bu çalışma, Yunan ve Roma dönemlerinde ortaya çıkan boğa kültünü arkeolojik veriler ışığında incelemeyi amaçlamaktadır. Boğa figürünün bu iki büyük uygarlıkta nasıl bir kutsal anlam kazandığı, hangi mimari yapılarda ve sanat eserlerinde temsil edildiği ile ne tür ritüel uygulamalarda kullanıldığı, karşılaştırmalı bir yaklaşımla ele alınmıştır. Özellikle sikkeler, plastik buluntular, seramik buluntular ve diğer arkeolojik bulgular üzerinden yürütülen analizler, boğa figürünün yalnızca bir hayvan temsili değil; güç, bereket, kurban ve tanrısal irade sembolü olarak nasıl işlev kazandığını ortaya koymaktadır. Çalışma boyunca Antik Yunan'daki Minotauros miti, Dionysos ve Poseidon kültleri bağlamında boğanın rolü değerlendirilmiş; Roma dünyasında ise Mithras dini, taurobolium ayinleri ve İmparatorluk dönemi politik ikonografisi içinde boğanın aldığı biçimler arkeolojik örneklerle tartışılmıştır. Bu kapsamda, her iki uygarlığın dinsel ve sosyal yapılarındaki benzerlikler ve farklılıklar, arkeolojik malzemenin bağlamsal okunmasıyla açıklığa kavuşturulmuştur. Araştırma, arkeolojinin maddi kültür unsurları üzerinden geçmiş inanç sistemlerini anlamadaki rolünü bir kez daha gözler önüne sermekte; özellikle kutsal hayvan temsillerinin, toplumların dünya görüşlerini, güç ilişkilerini ve dini pratiklerini yansıtan önemli göstergeler olduğunu vurgulamaktadır. Yunan ve Roma dünyasında boğa kültü üzerine yapılan bu arkeolojik inceleme, kült figürlerinin zaman ve mekân içerisindeki evrimini belgelemekte ve arkeolojik yorumlama tekniklerinin önemini ön plana çıkarmaktadır.

Eylem Yaşa
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Güneydoğu Anadolu Bölgesi erken dönem Neolitik mimarisi

Bu çalışmada Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde Neolitik dönemde ortaya çıkan erken yerleşimlerin konut mimarisi incelenmektedir. Bölge, Bereketli Hilal'in merkezinde yer almakta ve insanlık tarihinin en kritik kültürel dönüşümlerine sahne olmaktadır. Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem'den itibaren gelişen yerleşimlerde, avcı-toplayıcı yaşam biçiminden tarıma dayalı yerleşik düzene geçişin izleri açıkça görülmektedir. Araştırmada, Göbeklitepe, Çayönü, Nevali Çori, Karahantepe, Körtik Tepe, Hallan Çemi ve Hasankeyf Höyük gibi önemli yerleşimler ele alınmış, bu alanlardaki yapıların plan tipleri, inşa teknikleri ve kullanılan malzemeler değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, Neolitik dönemde mimarinin yalnızca barınma amaçlı değil, aynı zamanda ritüel, depolama ve sosyal etkileşim gibi işlevler üstlendiğini göstermektedir. Örneğin, Göbeklitepe'deki anıtsal "T" biçimli dikilitaşlar, inanç sistemlerinin mimariye yansımasını ortaya koyarken Çayönü'ndeki farklı plan tipleri, toplulukların üretim biçimleri ve sosyal örgütlenmesi hakkında ipuçları sunmaktadır. Bölgedeki yuvarlak, dörtgen ve karma planlı yapılar, toplulukların değişen ihtiyaçlarına göre evrimleşmiş ve erken mimarinin çeşitliliğini yansıtmıştır. Yerleşik yaşamın tarımla bütünleşmesi ise depolama alanlarının önemini artırmış, kullanılan taş, kerpiç ve ahşap gibi malzemeler çevresel koşullara bağlı olarak tercih edilmiştir. Çalışmada, Güneydoğu Anadolu'daki erken Neolitik yerleşimlerin mimari özellikleri sistematik bir yaklaşımla ele alınarak arkeoloji yazınına katkı sunmak hedeflenmektedir. İnceleme sonucunda farklı yerleşimlerde görülen plan tipleri, yapı malzemeleri ve inşa teknikleri karşılaştırılmıştır. Bu unsurların dönemin toplumsal ve ekonomik yapısıyla bağlantısı ortaya konmuştur. Böylece Neolitik dönemde tarımın başlangıcı, yerleşik hayatın oluşumu ve mimari gelişim süreci yeniden yorumlanmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgular, gelecekte yapılacak saha araştırmaları ve disiplinlerarası karşılaştırmalar için temel bir başvuru niteliği taşımaktadır. Ayrıca, bölgenin kültürel mirasının korunması ve günümüz mimarlık tarihine sağladığı katkının daha iyi anlaşılması açısından da önemli bir kaynak değerindedir. Anahtar Sözcükler: Güneydoğu Anadolu, Neolitik Dönem, Konut Mimarisi, Yerleşik Yaşam, Bereketli Hilal

Güneydoğu Anadolu bölgesiNeolitik Dönem
Mehmet Salih Baran
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Van Gölü Havzası ile Urmiye Gölü Havzası Urartu materyal kültürlerinin merkez-taşra farklılıkları çerçevesinde bir karşılaştırması

M.Ö. 9. yüzyıl ortalarında merkezi bir krallık olarak dağlık Doğu Türkiye'de yerini alan Urartu Krallığı; Orta Demir Çağı'nın sonlarına kadar bölge üzerinde hâkimiyet sağlamıştır. Urartular Krallığı'nın temel genişleme politikaları bölgede etkin olan diğer krallıkların politikalarından bağımsız düşünülemez. Doğu kesimlerindeki topraklarda güney ve batı topraklarına oranla daha az siyasal etkinliğe sahip olan toplulukların yer alması politikalarının yönlerini belirlemede etkin olmuştur. Bu bölgelere yapılan seferler Urartular'ın yazıtlarına büyük oranda yansımıştır. Yazıtlara yansıyan bilgiler doğrultusunda Urartular'ın sefer amaçları büyük oranda anlaşılmaktadır. Temel amaçları Urmiye Havzası'nı oluşturdukları koloni sistemlerinin bir parçası yapmak ve bu sayede güçlü bir merkezi krallık sistemi oluşturmaktır. Bu koloni faaliyetleri "Dünya Sistemleri Teorisi'ne" durumu aslında Uruk gibi Uruk kültür grubu gibitarih öncesi toplumların faaliyetlerinden çok da farksız değildir. Urmiye Havzası'nı "Dünya Sistemleri Analizi'nde" yer alan periferi alanı olarak gören Urartu Krallığı; bu sömürgeci amaçlarını yazıtlarında açık bir şekilde göstermektedir. Uyguladıkları bu politika sonucunda daha erken dönemlerde var olan kültürel etkileşim özellikle zorla toplu nüfus aktarımları ve artan ticari ve askeri hareketlilikle daha da derinleşmiştir. Süreç içerisinde Urartu Krallığı Van Gölü Havzası ve Urmiye Gölü Havzası'nı tek kültürel ve siyasal alana dönüştürecek ve kolonial faaliyetleriyle de bu bölgede denetimi büyük oranda sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Urartu, Dünya Sistemler Teorisi, Kolonileştirme, Urmiye Havzası, Van Gölü Havzası, Materyal Kültürü.

Dünya sistemleri analiziKolonileşmeUrartu Devleti+3
Erdoğan Ödük
Bitlis Eren University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni arkeolojik araştırmalar ve jeofizik incelemeler ışığında Adilcevaz Kef Kalesi

Urartu kaleleri içerisinde birçok yönüyle (işlevi, kuruluş amacı vb…) halen anlaşılamamış olanlardan birisi kuşkusuz Kef Kalesi'dir. Genel mimari yapısı, taş kabartmalarının niteliği, mimari öğelerde kullanılan ağırlıklı dini motiflerin anlamları ve kalenin işlevi konusundaki tartışmalar halen sürmektedir. Çalışmamızda Kef Kalesi'nin kuruluşu, işlevi, kuruluş amacı, mimarisi, yakın çevresi ve yakın çevresinin jeolojik yapısının anlaşılması amaçlanmıştır. Bu anlamda ilk yazılı belgelerden yola çıkılarak gerekli kaynak taraması yapılıp, aynı zamanda bizzat kalede sistematik yüzey taraması, ölçüm ve haritalama çalışmaları ile jeofizik çalışması gerçekleştirilmiştir. Gerek literatür taramasından ve gerekse alan taraması ve jeofizik çalışmadan elde edilen tüm veriler ilgili kaynakların da desteği ile değerlendirilip bölümler halinde aktarılmıştır. Tüm bu çalışmalar neticesinde kalenin konumu, işlevi, kuruluş amacı ve diğer sorulara literatür desteği ile cevap verilmeye çalışılmıştır. Çalışma kapsamında gerçekleştirilen yüzey taraması verileri ve daha önce gerçekleştirilen kazı sonuçları değerlendirilerek kalenin Urartu dönemi dışında kullanılıp kullanılmadığı arkeolojik verilerle tartışılmıştır.

ArkeolojiArkeolojik alanlarArkeolojik kazılar+4
Rıdvan Yiğit
Bitlis Eren University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
11
Master'sOpen AccessTR

Yukarı Dicle havzasında Yeni Assur Dönemi ölü gömme geleneği

İnsanlığın tarih sahnesine çıkışından itibaren ölüm konusu her zaman ilgi çeken bir konu olmuştur. Tez konumuzu oluşturan araştırmada, Mezopotamya'nın kuzeyinde kalan Yukarı Dicle Havzası temel alınarak, dört farklı Yeni Assur kentinden ölü gömme gelenekleri üzerine veriler toplanıp bir değerlendirme yapılmıştır. Değerlendirme yapılan şehirler Diyarbakır'ın il sınırları içerisinde yer alan; Ziyaret Tepe, Kavuşan Höyük, Üçtepe ve Hakemi Use'dir. Tez kapsamında incelenen bu yerleşimlerin bazılarının Yeni Assur döneminde eyalet merkezi olarak kullanıldıkları bilinmektedir. Bu sebepten çok sayıda oda mezar ve krali mezarların varlığı bu duruma bağlanmaktadır. MÖ. 1. binde Yukarı Dicle Havzasına gelip burada varlığını sürdüren Assurlular, bölgedeki yerel kültürleri de kendi bünyelerine katarak sanatsal ve yaşamsal faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Neolitikten başlayıp günümüze kadar süre gelen, köklü bir geçmişe sahip olan; inhumasyon ve kremasyon gömülerinin uygulandığı Yeni Assur kentlerinde, mezar tipolojisi farklılık gösterdiğinden bu konu tarafımızca seçilerek yerel ve genel özellikler tüm yönleriyle ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Kullanmış olduğumuz veriler neticesinde, eski çağlardan itibaren insan için ölümün ne kadar değerli olduğu anlaşılmıştır. Bu çalışmanın amacı, ölümü sadece fiziki açıdan değerlendirmek değil, aynı zamanda ölüm sonrası yapılan ritüelleri de arkeolojik açıdan değerlendirmektir.

Arkeolojik alanlarArkeolojik yerleşimAsurlular+7
Songül Yetişir
Bitlis Eren University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Epigrafik ve tasvirli bulgularda Yeni Assur Krallığı savaş ganimetleri

M.Ö. I. Binde Mezopotamya'da kurulmuş olan Yeni Assur Krallığı, döneminin ekonomik, siyasi, dini ve askeri alanlarda güçlü uygarlıklarından biridir. Çekirdek bölgesi Mezopotamya'da Kuzey Irak olmakla birlikte krallarının izlemiş olduğu genişleme politikası neticesinde devletin sınırları batıda Akdeniz, doğuda Halep ve kuzeyde Güneydoğu Toroslar'a kadar uzanmıştır. Genişleme politikası izleyen Assurlular, için savaş stratejisi de oldukça önemlidir. Bu anlamda önemli taktikler kullanmışlardır. Assurlular savaşı sadece genişleme politikası için yapmamışlardır. Bu savaşlar neticesinde ülkelerinin insan gücüne ve ekonomisine de katkılar sağlamışlardır. Dönemin epigrafik ve tasvirli bulgularından Yeni Assur Krallığı'nda savaş ganimetlerinin de önemli bir yerinin olduğu anlaşılmaktadır. Yeni Assur krallarından II. Assur-dan, II. Adad-nirari, II. Tukulti-ninurta, II. Asur-nasir-apli, III. Shalmeneser, II. Sargon, Sennaherib, V. Şamsi-Adad ve III. Adad-nirari'ye ait yazılı kaynaklarda birçok konu ile birlikte savaş ganimetlerine dair veriler de bulunmaktadır. Söz konusu krallar çevre bölgelere yapmış oldukları askeri seferlerde ganimet olarak insanlar, hayvanlar, ahşap ve fildişi eserler, maden ve metal eserler ile tekerlekli taşıtları almışlardır. Ganimetlerin ülkelerine sevkiyatında hem nehir/deniz hem de kara yolu ulaşımından faydalanmışlardır. Nehir/deniz yolunda kayıklardan, kara yolunda ise iki tekerlekli yük taşıtlarından istifade etmişlerdir.

EpigrafiGanimetSavaş+1
Suat Ayakan
Bitlis Eren University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Urartu dış kentleri bağlamında Aznavurtepe ve Adilcevaz Kef kalelerinin değerlendirilmesi

Kent ve kentleşme olguları yıllardır tartışılan önemli konulardan biridir. Kent geçmişi, yapılan çalışmaların kısıtlı olmasından dolayı tam olarak açıklığa kavuşturulamamıştır. Urartu Krallığı'nda ise dış kentler ile ilgili bilgileri; yazıtlardan, arkeolojik kazılardan ve kazı çalışmaları sırasında tespit edilip ancak kazısı gerçekleştirilmemiş yerleşim yerlerinden öğrenmekteyiz. Kazıları gerçekleştirilen dış kentler, ele geçen buluntulardan hareketle statüsel ayrıcalığa sahip kişiler ile halk tabakasındaki insanların ikamet ettiği alanlara işaret etmektedir. Yapılan araştırmalarla yaşam alanların yanı sıra ahır olabilecek tabanı taş döşeli mekanlar, salon odaları, depo, demir atölyesi, çöp çukurları ve avlular bulunmuştur. Tez çalışmasıyla bağlantılı yürütülen yüzey araştırmasında Aznavurtepe ve Kef Kalelerindeki aşağı yerleşim alanlarında herhangi bir veriye rastlanılmadı. Ancak daha önce yapılan çalışmalar ve çalışmamızda drone ile çekilen fotoğraflardan; Kef Kalesi'nde dış surlarla bitişik mekanlar ile geniş bir alana yayıldığı düşünülen aşağı yerleşimin varlığı tespit edilebilmiştir. Aznavurtepe 'de sitadelden aşağı doğru sıralı bir halde dış surlarla kenti içine alan duvar dizisinin varlığı buradaki kent olgusunu ispatlamaktadır. Bununla beraber etraftaki tarım arazilerinin hakimiyetini sağlamak ve kaleye hizmet etmek için dış kentin inşa edildiği düşünülmektedir.

Adilcevaz KalesiAznavurtepe KalesiBitlis-Adilcevaz+6
Ömer Katar
Bitlis Eren University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni Assur sanatında kutsal ağaç betimlemeleri

Sanat, insanlığın yaşam şekillerini, hayata bakışını yansıtan bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüze kadar ulaşmış olan mağara resimlerinde insanlığın erken çağlarında dahi görsellik arayışında olduğu görülmektedir. MÖ 4000 yıllında ortaya çıkan 6. yüzyıla kadar kesintisiz devam eden Mezopotamya sanatı farklı şekillerde önemli kültürel gelişmelerle birlikte günümüze kadar gelmiştir. Büyük bölümü bugünkü Irak'ın sınırları içinde kalan Assur Krallığı, MÖ 1000 yılında ortaya çıkmış 612 yılına kadar bölgede önemli bir siyasi güç olarak hâkimiyet kurmuştur. Yeni Assur sanatında genellikle av, savaş, mitolojik sahneler konular olarak işlenmiş ve kendilerini Tanrı Assur'un elçisi yenilmez bir toplum olarak göstermişlerdir. Günümüze ulaşan muhteşem eserler arasında, saray duvarlarını süsleyen kabartmalar, duvar resimleri, mühürler, takılar, metal ve fildişi eserler bulunmaktadır. Özellikle bu eserler, Nimrud (Kalhu), Dur-Şarrukin ve Ninive'de ortaya çıkarılmıştır. Bu eserler üzerinde kutsal ağaç betimlemesi sıkça kullanılmıştır. Kutsal ağaç çoğunlukla palmet olarak, dölleme veya av sahnelerinde ise kozalak ve nar şeklinde tasvir edilmiştir. Ağaçların yanlarında bulunun apkaluların, doğaya bolluk ve bereket yaymalarının yanı sıra yaşam da verdikleri görülmektedir. Assurlular, kutsal ağacı sadece kült objesi olarak görmemiş duvar resimlerinde, silindir mühürlerde, duvar kabartmalarında, fildişi eserlerde ve takılarda betimleyerek gündelik hayatları içerisinde yer vermişlerdir.

Asur DevletiAğaçlarKutsal ağaç+4
Rüya Atan
Bitlis Eren University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Mezopotamya mitolojisinde tufan olayı ve semavi dinlerdeki karşılığı

Tufan olayı, bütün insanlığın ilgisini çekmiş bir konudur. Özellikle bu olayla ilgili olarak semavi dinlerin kutsal kitaplarındaki anlatımlarla arkeolojik çalışmalar sonucunda ortaya çıkan çivi yazılı eserlerde geçen anlatımların büyük oranda örtüşmesi, söz konusu ilgiyi daha da arttırmıştır. Ağırlıklı olarak Mezopotamya uygarlıklarında olmak üzere dünyanın birçok bölgesinde tufan olayı mitolojik destanlara konu olmuştur. Söz konusu destanlar, tufanın nerede meydana geldiği, geminin nereye konduğu, hangi dönemde olduğu ve evrensel ya da yöresel olup olmadığı hakkında farklı görüşler barındırmaktadır. Ancak onlardaki ana tema ve tufanın meydana geliş şekli genel olarak birbiriyle örtüşmektedir. Tufan olayı, semavi dinlerin kutsal kitapları olan Kitab-ı Mukaddes ve Kur'an'da da Nuh olayı olarak anlatılmaktadır. Çalışmamızda, Mezopotamya uygarlıklarında destansı bir hikâye olarak yerini almış tufan olayının, İlahi dinlerde Nuh Tufanı olarak anlatılan olayla bağlantısını ortaya koymaya çalıştık. Bu doğrultuda, Mezopotamya bölgesini, coğrafik, tarihi ve sosyo-kültürel açıdan ele alarak, özellikle Mezopotamya bölgesinde ortaya çıkan mitolojik anlatımları ve inanç biçimlerini ele alarak tufan olayının ana hatlarını belirledik. Böylece mitolojilerle inançlar arasındaki ilişkiyi belirlemeye çalıştık. Ayrıca kaynakları açısından Mezopotamya uygarlıklarında geçen tufan olayı ile İlahi kitaplarda yer alan Nuh Tufanının örtüşen yönlerini ve farklılıklarını tespit etmeye çalıştık. Anahtar Kelimeler: Arkeoloji, Mitoloji, Mezopotamya, İlahi Dinler, Tufan.

Dinler tarihiHz. NuhKutsal kitaplar+4
Ömer Yikitler
Bitlis Eren University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Bakü-Tiflis-Ceyhan ham petrol boru hattı arkeolojik kurtarma kazıları: Taş ve kemik buluntular

?Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı Arkeolojik KurtarmaKazıları: Taş ve Kemik Buluntular? adlı bu çalışmada Bakü-Tiflis-CeyhanHam Petrol Boru Hattı (BTC HPBH) Projesinin Türkiye topraklarındaki 1074km.lik kısmı üzerinde yapılmış olan kurtarma kazılarının taş ve kemikbuluntuları arkeolojik açıdan değerlendirilmiştir. Taş ve kemik buluntulardönem ayırt edilmeden bir bütün olarak ele alınmış, tanımlanıp, tasnifedilerek kataloglanmıştır.Tezimizin kapsamında yer alan ve 10 merkezden ele geçen çeşitli taş,kemik, boynuz, diş, deniz kabuğundan oluşan buluntular Erken DemirÇağı'ndan Ortaçağ sonlarına kadar geniş bir dağılım göstermektedir.Özellikle belirli bir dönemi ön plana çıkaracak bir buluntu yoğunluğu ilekarşılaşılmamaktadır. BTC HPBH arkeolojik kurtarma kazılarının borunungeçeceği ve tahrip edeceği 28 metre koridoru ile sınırlı tutulması bununnedenlerinden biri olabilir. Böyle dar bir alandan ele geçmelerine karşınsistematik olarak toplanan küçük buluntu ve mimari kalıntılar Anadoluarkeolojisi açısından önemli sonuçlar vermişlerdir. Tezimizde tanımlamaya vetasnif etmeye çalıştığımız buluntular, bu sınırlı alanda toplanan materyalinküçük bir bölümünü oluşturmaktadır.Taş ve kemik buluntular, buluntu yerinde ele geçen seramik, küçükbuluntu ve mimari kalıntılar paralelinde tarihlendirilmişlerdir. Çünkü bubuluntular tek başlarına tarih verebilecek, bir kültürün spesifik aletleri değildaha çok, küçük yerleşmelerin günlük hayata dair basit aletleridir.

Zehra Filiz Doğan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Aşağı Salat Höyüğü Erken Tunç Çağı seramikleri

ÖZET?Aşağı Salat Höyüğü Erken Tunç Çağı Seramikleri? adlı bu çalışmada,Aşağı Salat Höyüğü T/26 stratigrafi sondajı, IV-VI. yapı katları ile MezarlıkAlanı'nda açığa çıkarılan seramiklerin değerlendirmesi yapılmıştır. AşağıSalat Höyüğü Erken Tunç Çağı seramiklerinin Anadolu ve KuzeyMezopotamya'daki diğer yerleşimlerde ele geçen seramiklerlekarşılaştırılması sonucunda, höyüğün Erken Tunç Çağı'nın hangi dönemindeyerleşim gördüğü ve bu dönemdeki sosyo-kültürel yapısı tespit edilmeyeçalışılmıştır.Ele geçen seramik buluntuların değerlendirilmesi sonucunda, AşağıSalat Höyüğü'nün VI. yapı katının Geç Kalkolitik-Erken Tunç Çağı arasındakigeçiş evresine tarihlendiği ve mezarlık alanının kullanımına bu yapı katıylabaşlandığı tespit edilmiştir. V. ve IV. yapı katlarının ise VI. yapı katınınhemen sonrasına, Erken Tunç Çağı'nın erken evrelerine tarihlendiğianlaşılmaktadır. Kuzey Mezopotamya kültür coğrafyası içerisinde, hem FıratHavzası hem de Amuk Ovası kültürleriyle yakın ilişkide olan Aşağı SalatHöyüğü'nün, bölgesel nitelikli büyük kentlerin etki alanında kalan küçük köyyerleşmelerinden biri olduğu anlaşılmaktadır. Ubeyd Dönemi'nden itibarenbaşlayan, Uruk Dönemi'nde gelişimini hızlandıran ve Erken Tunç Çağı'ndaolgunluğa ulaşan sosyal tabakalaşmanın ortaya çıktığı, tarım ekonomisinedayalı küçük köylerden biri olan Aşağı Salat Höyüğü'nün, Dicle Nehri'ningeçişe en elverişli noktalarından biri üzerinde bulunması yerleşimin birkarakol görevi de üstlenmiş olabileceğini düşündürtmektedir.

Emsal Koçerdin
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Güllüdere Demir Çağı yerleşmesinin Kuzeydoğu Anadolu arkeolojisindeki yeri ve önemi

"Güllüdere Demir Çağı Yerleşmesinin Kuzeydoğu AnadoluArkeolojisindeki Yeri ve Önemi" adlı bu çalışma, Erzurum İli, Aşkale İlçesinebağlı Güllüdere Köyünün 1km kuzeyinde yer alan Güllüdere yerleşim yerindeaçığa çıkarılan Demir Çağı'na ait arkeolojik yerleşim ve mezarlık alanındanelde edilen bilimsel sonuçları içermektedir.Çalışmalar sonucunda, tahribata uğramış dikdörtgen ve kare planıverebilecek yapılara ait taş temel kalıntılarına, taş döşemelere, ocaklara vemezarlara rastlanılmıştır. Bulunan yapılar ile mezarların içinde ve çevresinde,Demir Çağı ve Ortaçağ özelliklerini yansıtan çanak çömlek parçaları ve küçükbuluntular ele geçirilmiştir. Güllüdere kazıları Doğu Anadolu'nun Demir Çağıve Ortaçağı hakkındaki sınırlı bilgilere önemli katkılarda bulunmuştur.Bu çalışmada ele alınan tüm malzeme, Erzurum Güllüdere'de genelbir tarihlendirme ile M.Ö. 8. yüzyıl sonu ile M.Ö. 6. yüzyıl arasınatarihleyebileceğimiz bir Demir Çağı yerleşiminin ve mezarlığının varlığınıkanıtlamıştır. Burada bulunan maddi kültür varlıkları sayesinde de, yazılıkaynakların yeterli bilgi vermediği veya tamamen sustuğu bir dönemintoplumlarının, sosyopolitik, sosyoekonomik faaliyetleri ile kültürel yapılarınıkavramamız ve üzerinde çeşitli fikirler yürütebilmemiz açısından da önemlifaydalar sağlam ıştır.

Resul İbiş
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Doğu Anadolu bölgesi Geç Kalkolitik çağ seramiği

Doğu Anadolu Bölgesi Geç Kalkolitik Çağ Seramiğinin konu edildiği bu çalışmada Doğu Anadolu Bölgesinde bu güne değin yapılmış olan arkeolojik kazıların Geç Kalkolitik tabakalarına ait seramiklerin yayınlanmış monograf veya makalelerdeki bilgilerinden yola çıkılarak genel bir değerlendirme yapılmıştır. Malzemeyi görme şansı olmadığından makale veya monograflardaki bilgiler aynen kullanılmıştır. Bu çalışmada Doğu Anadolu Bölgesi kendi içerisinde Erzurum, Elazığ ve Malatya Bölgeleri olmak üzere kendi içerisinde üç alt bölgeye ayrılarak incelenmiştir. Doğu Anadolu Bölgesinin Geç Kalkolitik Çağ seramik repertuarının kuzeyi ile güneyi arasındaki farklılıklar, benzerlikler ve etkileşimlerin anlaşılması amaçlanmıştır. Gerçektende Doğu Anadolu Bölgesinin kuzeyi ile güneyi arasındaki coğrafi ve iklimsel farklılıklar bu bölgede ki insanların sosyo-ekonomik hayatlarına yansıdığı gibi Geç Kalkolitik Çağ Seramik repertuarında da kendisini belli etmektedir. İncelemeye alınan merkezlere ait seramikler daha önceki çalışmalar doğrultusunda karakteristik yedi ana hamur grubuna ayrılmış ve daha sonra bu merkezlere ait seramikler tipselleştirilerek belirlenen hamur gruplan ile ilişkileri ortaya konmuştur. Bütün bu değerlendirmeler sonucu kültürel açıdan Kafkasya'nın uzantısı durumunda olan Doğu Anadolu'nun kuzeyi Geç Kalkolitik Çağ'da Kafkas kültürünün etkisi altındadır, bu durum kendisini seramik repertuarında da belli eder. Doğu Anadolu'nun güneyi ise kuzeyinden farklılık gösterir, bu bölge zengin maden yataklarına sahip olmasından dolayı güneydeki Uruk kültürünün daima ilgi odağı olmuş ve bu kültür ile ilişkiler kendisini Uruk orijinli seramiklerle gösterir. Diğer yandan bu bölgede Kafkas kültürünün etkileri de görülmektedir. Oldukça geniş bir alana yayılan bu kültür Karaz ve Koyu yüzlü açkılı malların Malatya ve Elazığ ovalarında da rastlanmasıyla açıklanmaktadır.

Hamza Ekmen
Gazi University · Institute of Educational Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Geç demir çağı mezraa-teleilat pişmiş toprak astarte levhaları ve pers atlı figürinleri: arkeolojik ve kültürel bir değerlendirme

Bu çalışma, Şanlıurfa İli, Birecik İlçesinin yaklaşık beş kilometre güneyinde bulunan Mezraa-Teleilat höyüğünde gerçekleştirilen arkeolojik kurtarma kazılarında ortaya çıkartılan ve Geç Demir Çağı'na tarihlenen Astarte Levhaları ve Pers Atlı Figürinleri'nin arkeolojik ve kültürel açıdan değerlendirilmesini içermektedir. Astarte levhaları Kuzey Suriye ve komşu bölgelerde oldukça geniş bir alana yayılmaktadır ve Geç Demir Çağı kültüründe dikkat çeken bir konuma sahiptir. Mezraa-Teleilat'ta bulunan 38 adet Astarte levhası bugüne kadar Anadolu'da açığa çıkartılan en geniş repertuarı oluşturmaktadır. Bu figürinlerin arkeolojik olarak değerlendirilmesi Astarte levhalarının anlaşılmasına önemli katkı yapabilecektir. Kuzey Suriye ve komşu bölgelerde Geç Demir Çağı'nın bir diğer tipik buluntu grubunu oluşturan Pers atlı figürinlerinin 61 adet örneği Mezraa-Teleilat'ta açığa çıkartılmıştır. Astarte levhaları ile aynı kontekstlere bulunan figürinlerin değerlendirilmesi, Geç Demir Çağı Güneydoğu Anadolu bölgesi kültürünün anlaşılmasında önemli ipuçları sağlayabilecektir. Anahtar Sözcükler 1. Demir Çağı 2. Höyükler 3. Heykelcikler 4. Persler 5. Pişmiş Toprak Eserler

Yalçın Kamış
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

İç Kuzeybatı Anadolu'da İlk Tunç Çağı'nda gaga ağızlı testi formunun gelişimi

"İç Kuzeybatı Anadolu'da İlk Tunç Çağı'nda Gaga Ağızlı Testi Formu'nun Gelişimi" başlıklı tez çalışmasının amacı, İlk Tunç Çağı'na Geçiş Dönemi'nden Orta Tunç Çağına Geçiş Dönemi zaman aralığında, İç Kuzeybatı Anadolu'da kazısı yapılmış olan yerleşme ve mezarlık kazılarında elde edilmiş olan gaga ağızlı testi formunun gelişimini ortaya koymaktır. Gaga ağızlı testi, Batı Anadolu'da çanak çömlekte Tunç Çağı'na geçişin saptanmasında ve kronolojilerin çakıştırılmasında kullanılan önemli formlardan bir tanesidir. Bu form Anadolu ile Ege coğrafyasında İlk Tunç Çağı'na Geçiş Dönemi'nde (İTÇ IA) ortaya çıkmış ve hızla yaygınlık göstermiştir. Batı Anadolu'da GKÇ'nin sonlarından itibaren çanak çömlek gelişiminde, İTÇ özelliklerinin oluşmaya başladığı önemli bir kırılma noktası yaşanır. Bunun devamında da yöresel özelliklerin hakim olduğu "kültür bölgeleri" ve her bölge içinde de "çanak çömlek grupları" ortaya çıkar. Gaga ağızlı testi de genel olarak bu çanak çömlek gruplarına göre form ve üslup özellikleri kazanmıştır. Bu çalışma sonucunda İç Kuzeybatı Anadolu'da İlk Tunç Çağına tarihlenen kazılardan elde edilen gaga ağızlı testi formuna ait sekiz ana form (A-H) ve bunlara ait çeşitli alt tipler belirlenmiştir. Bu sayede söz konusu olan bölgede iyi bilinen fakat hakkında henüz form özellikleri ve kronolojisi hakkında ayrıntılı bir çalışma bulunmayan gaga ağızlı testinin ortaya çıkışı ve İTÇ boyunca gerek form olarak ve gerekse mal özellikleri bakımından ortaya konulmuş; formun yerleşmeler ve çanak çömlek gruplarına göre gösterdiği farklılıklar ve benzerlikleri belirlenmeye çalışılmış ve komşu bölgelerden bilinen gaga ağızlı testi formları ile karşılaştırmalar yapılmıştır.

Arkeolojik kazılarErken Tunç ÇağıHayvan figürleri+7
Abuzer Güneysu
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

İlk Tunç Çağı'nda Batı Anadolu'da üç ayaklı mutfak kabının yayılımı ve gelişimi

Bu çalışmada, Batı Anadolu'da İlk Tunç Çağı'nda görülen Üç Ayaklı Mutfak Kaplarının gelişiminin belirlenmesi ve söz konusu kapların bölge prehistoryasındaki yerinin tanıtılması amaçlanmıştır. Batı Anadolu'da yapılmış olan kazı, yüzey ve sondaj çalışmalarından ele geçirilmiş malzeme içerisinde bulunan İlk Tunç Çağı'na tarihlendirilmiş üç ayaklı mutfak kapları ve ayak parçaları referans alınmıştır. Söz konusu malzeme mal ve biçim özelliklerine göre gruplara ayrılmış olup dönemsel gelişim ve yayılımına bakılmıştır. Ayrılmış olan gruplardan yola çıkarak Batı Anadolu İlk Tunç Çağı'nın pişirme kaplarına ve pişirmeye ait kültürel özelliklerine yorum getirilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda, Üç Ayaklı Mutfak Kapları ile beraber kullanılan ve pişirme ile ilgili olabilecek -kapak gibi- diğer form gruplarına da değinilmiş ve son olarak etnografik verilerden de yararlanarak İlk Tunç Çağı pişirme geleneği ile ilgili bir değerlendirme yapılmıştır. Batı Anadolu'da İlk Tunç Çağı'nın önemli form gruplarından bir tanesi olan Üç Ayaklı Mutfak Kapları pişirme geleneği ile ilgi önemli bilgiler vermesinin yanı sıra bölgede yer alan İlk Tunç Çağı yerleşmelerinin stratigrafilerinin çakıştırılmasında anahtar formlar arasında yer alır. Üç Ayaklı Mutfak Kapları İlk Tunç Çağı'nın başından itibaren Batı Anadolu'nun sahil kesiminde yaygınken İç Batı Anadolu'da ilk kez İlk Tunç Çağı II'nin son evresinde ortaya çıkar ve Erken İTÇ III'de tüm Batı Anadolu'da yaygın bir şekilde devam eder. Ocak kullanımına bağlı olarak Batı Anadolu'nun sahil kesiminde Geç İlk Tunç Çağı III ile birlikte pişirme kabı olarak kullanımı neredeyse bitmiştir ve yerini düz dipli küresel gövdeli çömleklere bırakmıştır. Ancak pişirmede farklı biçimlerde üç ayakların kullanımı devam etmiştir ve günümüzde bile örnekleri mevcuttur.

Batı AnadoluErken Tunç ÇağıKaplar+7
Fadime Arslan
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Kanlıtaş Höyük'te 2013 - 2014 yıllarında ele geçirilen Erken Kalkolitik Dönem seramiği

"Kanlıtaş Höyük'te 2013-2014 yıllarında ele geçirilen Erken Kalkolitik Dönem Seramiği" adlı tez kapsamında Kanlıtaş Höyük yerleşmesinin seramikleri detaylı incelenerek malzemenin tanıtılması bununla birlikte Kanlıtaş Höyük'ün Porsuk Kültürü içindeki yeri ve önemi hakkında elde edilen bilgilerin aktarılması amaçlanmıştır. Kanlıtaş Höyük'ün konumu dikkate alınırsa Porsuk Kültür Bölgesi'nde Kütahya ve Eskişehir'in kesiştiği noktada yer almaktadır. Doğu Marmara Bölgesi'ndeki Gelişkin Fikirtepe kültürünün etkileri bunun yanı sıra Hacılar I kültürü etkisi, Porsuk Kültürü'nü meydana getirmiştir. Genel anlamda bakıldığında Porsuk Kültür Bölgesi içerisinde kazısı yapılan Orman Fidanlığı ve Kanlıtaş Höyük yerleşmelerinin seramik geleneklerinin dışında ele geçen küçük buluntular da bu kültürün bölgesel özelliklere sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Morumsu-kırmızı ve kırmızı astarlı mallar, bunun yanı sıra koyu yüzlü seramik grupları ile dışa açılan derin kâseler, dışa açılan tabaklar, basık boyunlu çömlekler, dışa dönük ağız kenarlı çömlekler, küresel gövdeli çömlekler ve omurgalı çömlekler Porsuk Kültür Bölgesi olarak tanımlanan bölgenin Erken Kalkolitik Dönem seramik geleneğini yansıtmaktadır. Çoğunlukla kâselerde devetüyü (veya krem) üzerine morumsu-kırmızı veya kırmızı boya bezemeli motifler görülmektedir. Diğer taraftan çömlekler ve derin kâseler gri, siyah ve kahverengi tonlarında yüzeye sahiptir. Bu kaplar üzerine görülen sok-ve-çek (stab-and-drag) tekniğinde yapılan sokma bezeme örnekleri ile yiv, kazıma ve baskı bezemeli örneklere bu bölge içerisindeki yerleşmelerde rastlanılmaktadır. Genel olarak baktığımızda, Kanlıtaş Höyük ve Orman Fidanlığı yerleşmelerinde tespit edilen kap formları ve bezeme örnekleri bu yerleşmelerin benzer nitelikte seramik geleneğine sahip olduklarını göstermektedir. Diğer taraftan, Asmainler ve Aslanapa yerleşmelerinde bulunan, bazı mal grupları ve kap formları Kanlıtaş Höyük ve Orman Fidanlığı örnekleri ile ortak payda da görülmektedir. Sonuç olarak, Porsuk Kültür Bölgesi içerisinde yer alan Kanlıtaş Höyük yerleşimi Anadolu ve Balkanların birbiri ile olan kültür alışverişi için önemli bir geçiş noktası niteliğindedir.

Arkeolojik kazılarHöyüklerKalkolitik Dönem+3
Fatma Gamze Şahin
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu'da başlangıcından M.Ö 1.binyıla kadar gamalı haç (Swastika) motifinin ortaya çıkışı ve gelişimi

Çıkış noktası tarih öncesi topluluklara dayanan motif şekil olarak, kollarında gamaların ( Γ ) yer aldığı artı (+) işaretinin meydana getirdiği sembol olarak tarif edilmektedir. Çeşitli bilim adamları tarafından değişik anlamlar yüklenen söz konusu motifin anlamı da her zaman merak konusu olmuştur. Bu çalışmayla, Gamalı Haç (Swastika) motifinin Önasya'da ortaya çıkışı, Anadolu'da motifin görüldüğü yerleşmeler ve malzemenin değerlendirilmesi bu tezin konusunu oluşturmaktadır. Ayrıca, söz konusu motifin taşıdığı anlamlara çeşitli bilim adamlarının görüşleriyle harmanlanarak sunulmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda, Anadolu merkezli olarak çalışmada, Gamalı Haç (Swastika) motifli buluntu 37 yerleşme tespit edilmiştir. Kazı ve mezarlık alanları olmak üzere toplamda 96 adet Gamalı Haç (Swastika) motifli buluntu tez kapsamında değerlendirilmiş ve varılan sonuçlar aktarılmaya çalışılmıştır. Gamalı Haç (Swastika) motifi Anadolu ile Mezopotamya'da neredeyse aynı kronolojik sırada ele geçirilmiştir. Söz konusu motif her iki bölgede de MÖ 7. binyılın ortalarından itibaren görülmeye başlanmıştır. Kuzey ve Orta Mezopotamya'da en erken veriler Samarra kültüründen gelmekle birlikte, Anadolu'da Çatalhöyük ve Bademağacı Höyüğü motifin ilk olarak ortaya çıktığı yerleşmelerdendir. Motif tezin kapsadığı dönem aralığı baz alındığında, MÖ I. binyıla kadar kesintisiz bir şekilde Anadolu'da varlığını sürdürmüştür. En yoğun ele geçirildiği dönem ise, İTÇ II dönemi olarak saptanmıştır. Arkeolojik verilerle değerlendirildiğinde çeşitli bilim adamları tarafından değişik anlamlar yüklenen söz konusu motifin günümüzde de kullanım alanı ve anlamının toplumdan topluma farklılık gösterdiği bilinmektedir. Ancak genel olarak tarihöncesi toplumların kültürünün içinde sosyal ve dini alanlarının bir parçası olarak kullanıldığı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Gamalı Haç, Anadolu, Neolitik, Tunç Çağı

AnadoluGamalı HaçMotifler+2
Derya Taçyıldız
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Demir çağda kutsal fahişe figürü: Kökeni, ikonografisi ve yayılımı

Çağdaş zihinlerimize göre, ''kutsal'' ve ''fahişe'' sözcükleri birbiriyle çelişkili kavramlardır. ''Kutsal'' sözcüğü, ilahi bir ruha kendini adamayı akla getirirken, ''fahişe'' ise, insan bedeninin kirletilmesini düşündürmektedir. Tarihsel süreç içerisinde Tanrıça: Sümer'de İnanna, Akad'larda İştar, Fenikeli'lerde Astarte, Yunanistan'da Aphrodite, Roma'da Venüs adını taşıyarak yüzyıllar boyu çeşitli toplumların efsanelerinde yaşamıştır. Sümerlilerin yaratmış olduğu tanrıça kendinden sonraki birçok toplumun panteonunda kendine yer bulmuş ve varlığını devam ettirmiştir. Toplumlar kadınlarda görmek istedikleri bütün nitelikleri, tanrıçanın şahsında toplamışlar, onu yüceltmiş, ona tapmış ve hakkında yığınlarla şiir, hikâye yazarak ölümsüzleştirmişlerdir. O, güzelliğin, çekiciliğin, şefkatin, hırsın, kavganın, önderliğin, kurnazlığın ve en önemlisi bereketin ve çoğalmanın sembolü olmuştur. Aşkı ve seksiyle, insanlara, doğaya yenilenme, çoğalma gücü vermiş, adına yapılan tapınaklarda, onun yerine seks görevi yapmak için toplumların en saygın kadınları yarışmıştır. Demir Çağ'da; Anadolu-Kıbrıs arasında, bütün Levant ve Batı Akdeniz boyunca yayılmış olan "Astarte-Aphrodite Kültü"nün seramikler üzerindeki yansıması olarak karşılaştığımız "Kutsal Fahişe Figürü" bu tezin konusunu oluşturmaktadır. Demir Çağ ve öncesinde "Kutsal Fahişe Figürü"nün kökenini oluşturan tanrıçalara ait kültler tanıtılmış ve bu kültlere ait yazılı ve arkeolojik kanıtlar ayrıntılı olarak incelenmiştir. İncelenen kültürlerdeki arkeolojik malzemelerin ikonografileri ele alınarak geçiş bölgeleri tespit edilmiştir. "Lotus" ve "Kutsal Fahişe Figürü" ilişkisi arkeolojik buluntularla ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Demir Çağ, Kutsal Fahişe Figürü, İnanna, İştar, Astarte, Aphrodite.

Demir ÇağıFigürKutsal fahişe+3
Mehmet Akçınar
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu'da İlk Tunç Çağı 3 Adak Çukurları

Bu tez çalışması 1996 yılından bu yana Prof. Dr. Turan Efe başkanlığında Küllüoba'da gerçekleştirilen kazılarda ortaya çıkarılan çukurları Anadolu'da çağdaşı olan diğer yerleşmelerdeki çukurlarla karşılaştırarak incelemeyi amaçlamaktadır. Söz konusu çukurlar içerisindeki buluntulara ve bulundukları kontekste dayanılarak değerlendirilmiş ve daha sonraki Hitit dönemi yazılı kaynaklarındaki verilerle karşılaştırılmıştır. Bu çalışma bugüne kadar pek çok geç İlk Tunç Çağı yerleşmesinde saptanmış ve detaylı olarak değerlendirilmemiş olan çukurlara ve bunların içerisine planlı bir şekilde bırakılmış olan buluntulara ışık tutmayı amaçlamaktadır. Bu nedenle bu çalışma genel ritüel uygulamaları çerçevesi içerisinde "adak çukuru" olarak tanımlanmasına neden olan söz konusu bu özellikleri detaylı bir şekilde incelemektedir. Aynı zamanda bu çalışma söz konusu çukurları Batı ve Orta Anadolu'da İTÇ III döneminde gerçekleşen yeni gelişmeler içerisinde ele almaktadır. Söz konusu dönem ilk şehirci topluluklar ve Kuzey Suriye'den Ege'ye kadar uzanan bölgelerarası ticaret ağlarının güçlenmesi gibi gelişmelerle karakterize olur. Bu gelişmelere metalurji ve çanak çömlek üretimindeki yeni teknolojilerin yayılımı ve son ürünlerin dolaşımı eşlik eder. Adak Çukurlarının kullanımı bu gelişmelerle ilişkili gibi görünmekte olup, uzak bölgelerarası etkileşimin sadece ürünlerin ticaretine dayanmadığını aynı zamanda Anadolu'daki toplulukların sosyo-kültürel ve ritüel dinamikleri üzerinde de kalıcı etkileri olduğuna işaret etmektedir.

Adak yerleriAnadoluErken Tunç Çağı
Rana Başkurt
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Porsuk vadisi ve çevresi kalkolitik dönem yerleşimleri yontmataş endüstrisi ve hammadde kaynakları

Prehistorik toplulukların yaşam şekilleri ve teknolojilerinin anlaşılmasında çok önemli bir yere sahip olan yontmataş buluntular tarihöncesi topluluklarının anlaşılmasında önemli bir aktördür. Tezin ana konusunu oluşturan yontmataş endüstrisi ve hammadde kaynakları ile o dönem içinde yaşayan ve farklı yerleşimlere sahip insan topluluklarının günlük yaşamları, yemek alışkanlıkları ve çevrelerinde bulunan hammadde kaynaklarından ne derecede yararlandıkları anlaşılmaya çalışılmıştır. Yüksek lisans tez çalışma konusu olan "Porsuk Vadisi ve Çevresi Kalkolitik Dönem Yontmataş Endüstrisi ve Hammadde Kaynakları", özellikle Porsuk Vadisi olarak adlandırılan ve içerisinden Porsuk Çayı'nın geçtiği bu vadide yer alan Kanlıtaş Höyük, Orman Fidanlığı, Keskaya ve Aslanapa Kalkolitik Dönem yerleşimlerini kapsamaktadır. Arkeolojik yazında "Porsuk Kültürü" olarak geçen ve Porsuk Çayı'nın oluşturduğu vadi içerisinde bulunan bu yerleşimlerin oluşturduğu tarihöncesi İç Batı Anadolu'daki bu kültür ilk kez İstanbul Üniversitesi'nden Prof. Dr. Turan Efe tarafından adlandırılmıştır. Bu kültür içerisinde yer alan yerleşimlerin yontmataş geleneklerinin anlaşılması amacı ile yerleşimlerin Yontmataş buluntuların yeniden değerlendirilmesi; Kanlıtaş Höyük Kazı ve Araştırma Projesi kapsamında yerleşimler arasında ne tür ilişkilerin olduğunun anlaşılması gibi çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Bunun yanında ele alınan yerleşmelerde hammadde kullanım yoğunluğu; hangi hammaddeden ne tür aletleri yaptıkları belirlenmeye çalışılmıştır. Bu hammaddeler temelinde, kullanılan alet tiplerinin benzerlik ve farklılıkları da anlaşılmaya ve gösterilmeye çalışılmıştır. Bu kapsamda yerleşimler çevresinde tespit edilen hammadde kaynakları ile yine yerleşimlerden alınan üretim artığı örnekleri üzerinde analiz çalışmaları yapılarak hammadde kaynaklarının söz konusu yerleşimler tarafından ne derecede kullanıldığı saptanmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde bölgenin coğrafyası ve jeomorfolojisi hakkında bilgiler verilmektedir. Bunun yanında özellikle Kalkolitik Dönem'in genel özellikleri ve yontmataş teknolojisi ve tipolojisi ele alınmıştır.İkinci bölümde yukarıda değinilen amaçlar doğrultusunda Kanlıtaş Höyük, Orman Fidanlığı, Keskaya ve Aslanapa gibi Porsuk Kültürü'nü oluşturan yerleşimlerin yontmataş buluntularının tasnifi ve değerlendirmesi yapılmış; yerleşimler tarafımızdan ilgili müze elemanları ile tekrardan ziyaret edilmiştir. İkinci bölümde yerleşimler çevresinde yapılan yüzey araştırmasında tespit edilen hammadde kaynaklarından bahsedilmektedir. Çalışmanın üçüncü bölümünde Anadolu Üniversitesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Ali Umut Türkcan tarafından kazısı devam etmekte olan Kanlıtaş Höyük ve yine kazısı daha önce İstanbul Üniversitesi Arkeoloji Bölümü'nden Turan Efe tarafından yapılmış ve tamamlanmış olan Orman Fidanlığı yerleşimleri yontmataş endüstrisi ayrıntılı biçimde ele alınmıştır. Bunun yanında daha önce yüzey araştırmaları ile tespit edilen Keskaya, Aslanapa yerleşimlerin yontmataş buluntuları da değerlendirilmiştir. Çalışmanın dördüncü bölümünde ise yüzey araştırması ile söz konusu yerleşimler çevresinde tespit edilen hammadde kaynaklarından alınan örnekler ile yine yerleşimlerden alınan üretim artıkları üzerinde Anadolu Üniversitesi Malzeme Mühendisliği Bölümü'nde yapılan XRF analizi çalışmaları yer almaktadır. Yapılan bu analiz çalışmaları ile elde edilen detaylı analiz verileri üzerinden hammadde kaynağı-yerleşim ilişkileri tarafımızdan en doğru şekilde verilmeye çalışılmış ve karşılaştırmalarla net sonuçlar sunulmaya çalışılmıştır. Beşinci bölümde genel değerlendirme şeklinde Porsuk Vadisi içerisinde bulunan yerleşimlerin yontmataş alet endüstrileri, hammadde kaynakları ve bu aletlerin diğer bölgeler ile ilişkileri, benzerlikleri ve farklılıkları ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Verilere bağlı olarak yapılan bilimsel öneriler doğrultusunda, bu yerleşmelerin özellikle başta Kanlıtaş Höyük olmak üzere birçok hammadde kaynağının var olduğunu ve çevredeki hammadde kaynaklarının yoğun olarak tüketildiğini ortaya koymuştur. Bunların ötesinde, analiz verileri öngörülerimiz doğrultusunda, belirtilen yerleşmeler arasında bir hammadde kullanımını veya alışverişini gösteren veriler ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Erken Kalkolitik, Yontmataş, Hammadde, XRF, Porsuk Kültürü, Anadolu-Balkan

HammaddeKalkolitik DönemPorsuk vadisi+1
Ferhat Erikan
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Keçiçayırı ilk Tunç Çağı çanak çömleği

"Keçiçayırı İlk Tunç Çağı Çanak Çömleği" başlıklı bu tez, Keçiçayırı'nda 2006-2009 yılları arasında yapılan kurtarma kazılarında ele geçen İTÇ II ve İTÇ III dönemi çanak çömleğini kapsamaktadır. İTÇ III Dönemi'ne ait elimizde çok az malzeme vardır; dolayısıyla, çalışmanın esasını İTÇ II çanak çömleği oluşturmaktadır. Önce İTÇ II çanak çömleğinin içerdiği mal grupları, formlar ve bezeme türleri tanıtılmış ve istatistiksel değerlendirmesi yapılmıştır. Daha sonra, yakın çevredeki Demircihüyük, Küllüoba, Karaoğlan Mevkii ve Kaklık Mevkii yerleşmeleri ile karşılaştırmalar yapılarak bu çanak çömleğin Batı Anadolu İTÇ kronolojisindeki yeri ve bölgedeki çanak çömlek bölgeleriyle olan ilişkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Tek evreli Keçiçayırı İTÇ II yerleşmesi aşağı yukarı Küllüoba IVC-IVB ve Demircihüyük N-P katlarına ve dolayısıyla geç İTÇ II'ye tarihlendirilmiştir. İTÇ III çanak çömleği ise "Öncü Geçiş Dönemi" olarak tanımlanan Küllüoba II E-D katları ile eşleştirilmiştir.

Arkeolojik alanlarBatı AnadoluErken Tunç Çağı+7
Yusuf Tuna
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Hitit Krallığı'nın iç kuzeybatı Anadolu yayılımı

Assur'lu tüccarların, Orta Anadolu'da kurmuş oldukları ticari merkezler olan karumların ardından, Anadolu ticaretinden çekilmeleriyle birlikte adlarından söz ettirmeye başlayan Hititler, bölgeye gelişlerinin ardından burada merkezli bir krallık olmuşlardır. Krallığın kuruluşu itibariye Batı Anadolu, İmparatorluk itibariyle ise Mısır'la yoğun ilişki içinde olduğunu bildiğimiz Hititler, Suriye'de de yayılım göstermişlerdir. Orta Anadolu merkezli olan krallık, Batı Anadolu ile dost ya da düşman olduğu ülkeler sebebiyle sık sık iletişim halinde kalmıştır. Batı Anadolu'ya ulaşmak için kullandıkları rotalardan en muhtemel olanı İç Kuzeybatı Anadolu üzerinden takip ettikleri yoldur. Bu bağlamda İç Kuzeybatı Anadolu coğrafyasına baktığımızda ise, kilit bir noktada olması sebebiyle hemen hemen her dönemde iskan gördüğünü söylemek mümkündür. Bu bölgeden Hitit yazılı kaynaklarında da bahsedildiği görülmektedir. Ancak Hitit yazılı verileri doğrultusunda yer adları ile coğrafi yerleşim alanlarının eşleştirilebilmesi her yerleşim için mümkün olmamaktadır. Bu bağlamda da varlığını sorgulayabilmek için yazılı verilerin yetersiz olduğu durumlarda arkeolojik verilerden destek alınmakta ve asıl kanıtları arkeolojik veriler sunmaktadır. İç Kuzeybatı Anadolu bölgesi için yapılan yüzey araştırmaları ve kazılar kapsamında, MÖ. 2.binyıl'a ait arkeolojik veriler elde edilebilmiş olmakla beraber en fazla veri alabildiğimiz yerleşim henüz çalışmaları tamamlanmamış olan Şarhöyük'tür.

ArkeolojiArkeolojik kazılarArkeolojik yerleşim+5
Bahar Köse
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Neolitik Dönem'de Pisidya / Göller bölgesi mimari ve çanak çömlek geleneği

Arkeoloji terminolojisinde Neolitik terimi ilk kez 1865 yılında, J. Lubbock tarafından kullanılmıştır. Başlangıçta sadece Avrupa tarih öncesi kültürleri için kullanılan Neolitik kavramı, daha sonra aynı teknolojik aşamaların görüldüğü diğer bölgeler için de kullanılmaya başlamıştır. Söz konusu bu dönem uzun yıllar bir devrim olarak görülmüştür. Bunun nedeni ise insan emeğiyle ortaya çıkan ürün, toprağı işleme, mülkiyet anlayışı, nüfustaki çoğalma, meslek dallarının belirlenmesi, köyler arasında ticaretin başlaması, sosyal sınıfın ortaya çıkışı ve birçok sosyo-ekonomik gelişmelerin besin üretimiyle birlikte ortaya çıktığı (Esin 2004) düşüncesidir. Bu çalışmada, Antalya'nın kuzeyinde yer alan Pisidya / Göller Bölgesi'nin Neolitik Dönem'e ait mimari ve çanak çömlek gelişimi incelenecektir. Çalışma alanı kuzey – güney doğrultusunda, Burdur Gölü çukurundan, Antalya kıyı düzlüğünü Anadolu Yaylası'ndan ayıran Toros Dağları'nın güney yamaçlarına kadar olan, Burdur – Antalya karayolunun geçtiği, yaklaşık 60 km uzunluğundaki dar şerit içindeki alandır. Söz konusu bölgede yer alan Hacılar, Bademağacı, Kuruçay ve Höyücek yerleşmelerinde yapılmış olan kazılardan elde edilen bilgiler esas alınarak, bölgenin Neolitik Dönem'inin mimari ve çanak çömlek gelişimi toparlanacaktır. Ayrıca yakın bölgelerle benzer ve farklı özellikleri karşılaştırılarak arasındaki ilişki değerlendirilmeye çalışılacaktır. Bölgeler arasında iletişimin yönünü ve varlığını saptamak amacıyla çalışmanın hem mimari hem de çanak çömlek özelliklerini kapsaması önemlidir.

Anadolu mimarisiArkeolojik alanlarArkeolojik eserler+6
Emir Dilara Çalık
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00