Dicle University
Discipline

Public Administration

Dicle University

644

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Ekolojik topluma geçişte sanayinin dönüşümü

İlk olarak ?organizmalar ile onların çevresi arasındaki ilişkilerin bilimi? anlamında kullanılan ?ekoloji? kavramını ?canlıların birbirleriyle ve çevreleriyle olan ilişkilerini inceleyen bir bilim dalı? olarak tanımlamak mümkündür. Ekoloji, çevre kavramından farklıdır.Çevre kavramı insana dışsal bir doğa algılayışına sahipken ekoloji kavramı insanın da bir parçasını oluşturduğu doğa kavramını kapsar. Hammaddeleri işlemek, enerji kaynaklarını yaratmak için kullanılan yöntemlerin ve araçların bütününe ise ?sanayi? denir.Sanayi Devrimi'nin yaşandığı günlerden 20. yüzyılın ortalarına kadar sanayi ve ekoloji birbirinin karşıtı olarak görülmüştür. İnsanların ekolojiye zarar verdiklerini anladıkları ve ekolojik bunalımdan ekolojik topluma geçişin başladığı 20. yüzyılın ortalarından itibaren ise sanayinin ekolojiye zarar vermeden, ekolojiyi koruyarak gelişebileceği, ekoloji- sanayi dengesinin kurulabileceği anlaşılmış ve bu yönde adımlar atılmaya başlanmıştır.Bunun sonucu olarak bugün Türkiye'de ve dünya çapında çevre kirliliği kaynaklı ölümler azalmıştır, atık yönetiminde geri dönüşüme daha çok önem verilmektedir, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanım oranı artmaktadır, iklim değişikliğiyle uluslararası çapta mücadele edilmektedir ve temiz üretim uygulamaları giderek yaygınlaşmaktadır.

DönüşümEkolojiEkolojik etki+7
Ekrem Türker Fidan
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Dağlık alan yönetiminde sürdürülebilirlik: Yunt Dağı örneği

Dünyanın karasal alanının önemli bir bölümünü dağlık alanlar kaplamaktadır. Önemli bir nüfus yoğunluğuna ve doğal kaynaklar bakımından zengin bir yapıya sahip olmalarına karşın bu bölgeler, genel idari yönetimler tarafından ihmal edilmişlerdir. Böylece ortaya çıkan ekonomik şartlar ve insan unsurunun yol açtığı olumsuzluklar nedeniyle dağlık alanların ekolojik sistemi dünya devletlerinin ilgisini çekecek kadar tehdit altına girmiştir. Özellikle 1992 yılında Rio'da düzenlenen Kalkınma ve Çevre Konferansında dağ yönetimi konusu da ele alınmış, dağlık bölgelerin ve buralardaki kaynakların rasyonel yönetimi ve ayrıca bu alanlara doğrudan ya da dolaylı olarak bağımlı insanların sosyo-ekonomik gelişimlerinin sağlanması için öncelikli politikaların gerçekleştirilmesi gerekliliği ortaya konmuştur.Avrupa Konseyi'nin dağlık bölgelerde sürdürülebilir kalkınma kapsamında üzerinde durduğu dağlık alanlarda yaşam koşullarının iyileştirilmesi konusu, 1995 yılında Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi tarafından kabul edilen "Avrupa Dağlık Bölgeler Şartı Taslağı? ile birlikte çözüme yönelik ele alınmaya başlanmıştır. Birleşmiş Milletlerin 2002 yılını dağlar konusuna uluslararası dikkati çekmek için ?Dünya Dağlar Yılı? ilan etmesi ile dağlık alanlara ilgi daha da artmış, bu kapsamda Türkiye'de 2003 yılında hayata geçirilen ?Yuntdağı Yöresi Sürdürülebilir Kırsal Kalkınma Projesi? Sürdürülebilir Dağ Yönetimi konusunda önemli bir örnek teşkil etmiştir.Bu çalışmada kırsal alanlarda sürdürülebilir kalkınma kavramı perspektifinde dağlık bölgelerde karşılaşılan temel sorunlar ve söz konusu bölgelerin yönetim ihtiyacı ile dağ yönetimi stratejileri ve bölgesel kalkınma politikaları ile birlikte Bölgesel Kalkınma Ajansları üzerinde durularak, sürdürülebilir dağ yönetiminin kapsam ve içeriği incelenmiştir. Yapılan bu inceleme ile bağlantılı olarak Avrupa Konseyi'nin dağ yönetimi felsefesi ile Karpat Dağları çalışması konu çerçevesinde ele alınmıştır. Buradan hareketle Türkiye'de dağlık alan yönetimi ve bunun uygulamalarından biri olan Yuntdağı Yöresi Sürdürülebilir Kırsal Kalkınma Projesi bir alan araştırması ile birlikte değerlendirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilir Kalkınma, Bölgesel Kalkınma, Sürdürülebilir Dağ Yönetimi, Avrupa Konseyi Dağlık Bölgeler Şartı Taslağı, Yuntdağı Yöresi Sürdürülebilir Kırsal Kalkınma Projesi

Avrupa KonseyiDağlarDağlık arazi+5
Hulusi Eldem
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Anayasa mahkemelerinin demokratik işlevi ve Türk Anayasa Mahkemesi

Anayasa Mahkemesinin gerçekleştirmiş olduğu kanunların anayasaya uygunluğunun denetimi, dünya üzerinde demokratik rejimi benimsemiş olan ülkelerin çoğunda mevcut olan bir durumdur. Anayasa Mahkemesinin bu rolü, keyfi yönetimlerin önüne geçmesi neticesinde demokrasinin işlerliği noktasında kabul görmesine rağmen, özellikle halkın iradesinin bir yansıması olan yasama organının üzerinde atama ile oluşmuş bir kurulun bulunduğu izlenimi vermesi yönünden demokratik meşruluk açısından sorgulanmaktadır. Bu noktada, Anayasa Mahkemesinin yasama organı ile farklı bakış açısı sergileyen kararları, söz konusu mahkemenin meşruluğunun daha fazla sorgulanmasına yol açmaktadır.Çalışmanın ilk bölümünde Anayasa Yargısı kavramı, Anayasa Mahkemelerinin dünya genelinde yaygınlaşması ve bu durumun itici güçleri, Türkiye'de tarihsel süreç içinde iktidarın sınırlandırılması düşüncesi ve Anayasa Mahkemesinin kurulması ile Türk Anayasalarındaki durum incelenmiştir.İkinci bölümde, özellikle Türk Anayasa Mahkemesinin demokratik meşruluğu, mahkemenin vermiş olduğu kararlar da ele alınarak, değerlendirilmiştir.Üçüncü bölümde ise, Anayasa Mahkemelerinin demokrasinin işlerliği noktasında üstlenmiş olduğu rolün uygulama alanları ele alınmış ve değerlendirilmiştir.Sonuç olarak bu çalışma, genel olarak Anayasa mahkemelerinin demokrasilerde üstenmiş olduğu rolü ve özellikle Türk Anayasa Mahkemesinin demokratik meşruluğuna yönelik eleştirileri ve değerlendirmektedir.Anahtar Kelimeler: Anayasa Mahkemesi, demokrasi, anayasal denetim.

Anayasa MahkemesiAnayasa yargısıAnayasanın üstünlüğü+2
İnci Çoban İnce
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumsal hareketler ve ekonomik krizler: Türkiye'de 2001 esnaf protestoları örneği

Son dönemde birçok ülkenin yaşadığı ekonomik problemler, söz konusu ülke halklarının ekonomik krize karşı protesto hareketleri düzenlemesi ile sonuçlanmıştır. 2008 yılı sonunda ortaya çıkan küresel ekonomik kriz ile Yunanistan, İspanya gibi Avrupa Birliği ülkelerinde yaşanan ekonomik krizler sonrasında, krizden olumsuz anlamda etkilenen bireylerin tepkilerini sokaklara inerek göstermeleri, bu tartışmaların tekrar gündeme gelmesini sağlamıştır. Ekonomik krizin yarattığı olumsuz koşullara karşı ortaya çıkan protesto hareketleri, farklı dönemlerde Türkiye'de de görülmüştür. Özellikle, Türkiye'de yaşanan en ağır ekonomik kriz olduğu ifade edilen 2001 ekonomik krizi sonrasında yaşanan Emek Platformu eylemleri ve esnaf eylemleri bu özelliklere sahip protestoları oluşturmaktadır.Ekonomik krizlerin yol açtığı olumsuzlukların ekonomik ya da sosyal açılardan topluma yansıması, bireylerin protesto gösterileri düzenlemesine yol açabilmektedir. 2001 ekonomik krizi sonrasında Türkiye'de yaşananlar benzer bir durum oluşturmaktadır. Mesleki bir grup olan esnafın sokaklara dökülerek tepkisini dile getirmesi, Türkiye'de hemen hemen hiç görülmeyen bir protesto türüdür. Bu nedenle, 2001 ekonomik krizi sonrasında esnafın düzenlediği protesto gösterileri, katılımcıların profili ve sayısı, esnaf örgütlerinin eylemler içerisindeki rolü bakışı gibi konular cevaplanması gereken başlıca soruları oluşturmaktadır.Bu çalışmada, 2001 ekonomik krizi sonrasında esnafın düzenlediği protesto hareketleri incelenmiştir. Göreli yoksunluk teorisi ve kaynakların mobilizasyonu teorisi kullanılarak, esnaf eylemlerinin teorik temeli oluşturulmaya çalışılmıştır. Cevaplanmaya çalışılan bir diğer soru ise, esnaf eylemlerinin `kriz eylemi' tanımlaması içinde yer alıp alamayacağıdır. Sistematik gazete taraması kullanılarak, esnaf eylemlerinin hangi tarihlerde, nerede gerçekleştiği, katılımcı sayısı, eylemlerde kullanılan eylem biçimi ve repertuvarı belirlenmeye çalışılmıştır. Bu noktadan hareketle esnaf eylemlerinin, 2001 ekonomik krizi sonrasında ortaya çıktığı ve kriz eylemleri özelliği taşıdığı, çalışmanın temel iddiasını oluşturmaktadır.

Ekonomik krizEkonomik kriz Şubat 2001Esnaflar+4
Erhan Ezici
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Milliyetçilik ve ulusal sol tartışmaları ışığında Türkiye'de Cumhuriyet mitingleri

2007 yılında, ülke gündemi, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine odaklanmış ve ülke genelinde bazı toplumsal ve siyasi kamplaşmalar meydana gelmişti. Toplumun geniş kesiminde siyasi bir hareketlenme başlamıştı. 14 Nisan 2007 tarihinde Ankara'da başlayıp İstanbul, Çanakkale, Manisa, İzmir ve Samsun'da devam eden Cumhuriyet Mitingleri, katılımcı boyutuyla, ideolojik arka planıyla ve ?görünür? hale gelen milliyetçilik vurgusu ile çeşitli tartışmaları beraberinde getirmiştir.Cumhuriyet Mitingleri'nde bayrakların, Atatürk rozetlerinin, ay yıldızlı tişörtlerin kullanımı çok büyük boyutlara ulaşmıştır. Cumhuriyet Mitingleri'ni, sloganlar, resmi milliyetçiliğin kalıpları ve katılımcı profili ile birlikte değerlendirdiğimizde, ?Atatürkçülük-Kemalizm-Ulusalcılık? anlayışları temelinde ve her pozisyonun kendi içinde gösterdiği çeşitlilik ortaya çıkmıştır.Bu çalışmada, milliyetçilik kuramları ve türleri, İzmir Gündoğdu Cumhuriyet Mitingi Mülakatı ile Cumhuriyet Mitingleri, ?milliyetçilik ve ulusal sol? bağlamında değerlendirilmeye çalışılacaktır.

CumhuriyetCumhuriyet mitingleriMilliyetçilik+2
Cansu Işık
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin Bosna-Hersek ilişkileri bağlamında Bosna-Hersek'te Türkiye algısı

Türkiye ile Bosna-Hersek ilişkileri, Bosna-Hersek'in bağımsızlığını kazandığı 1992 yılında başlamıştır. Bağımsızlığını ilan etmeden önce Yugoslavya'nın bir parçası olan Bosna-Hersek, Türkiye ile olan ortak tarih, kültür ve din bağlarını hiç koparmamıştır. Bosna-Hersek Cumhuriyeti'ni kurulduğu ilk gün tanıyan Türkiye, Bosna-Hersek'te savaşın durması ve Dayton Barış Anlaşması'nın imzalanarak barış ortamının sağlanmasında aktif rol oynamıştır. Bosna-Hersek'te var olan barış ortamı çok hassas dengeler üzerine kurulduğu için ülkenin ekonomik, siyasi ve kültürel yönden desteklenmesi, Türkiye açısından çok önemli bir sorumluluktur.Bosna-Hersek, Türkiye açısından stratejik değere sahiptir. Bir yandan Türkiye'nin Avrupa'ya açılan bir kapısı olarak değerlendirilirken, bir yandan da içinde barındırdığı Müslüman ve Boşnak unsurların Türkiye'nin ülke ile yakın ilişki içinde olmasını sağlayan bir bağ oluşturduğu görülmüştür. Türkiye'nin Bosna-Hersek'te güçlü ve güven verici bir devlet olarak görüldüğü ve özellikle Boşnakların Türkiye'ye olan sempati düzeyinin yüksek olduğu belirlenmiştir. Bu proje kapsamında, öncelikle, iki ülke arasındaki ortak tarihi, kültürel, dini bağlar incelenmiştir. Daha sonra Bosna-Hersek'te yapılan saha araştırması ile Yugoslavya'nın çözülmesinin iki ülke arasındaki ilişkiye etkileri ve Türkiye'nin Bosna-Hersek ilişkileri bağlamında Bosna-Hersek'te Türkiye algısı sorgulanmıştır. Yapılan çalışma ile Türkiye'nin bölge siyasetine katkı sağlayacağını düşünülmektedir.nahtar Kelimeler: Bosna-Hersek, Türkiye, Balkanlar, Bosna-Hersek?te Türkiye Algısı, Dayton Barıú Anlaúması

AlgıBosna-HersekDayton Barış Anlaşması+3
Büşra Burhan
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Bir aktivist olarak aydın ve toplumsal hareketlerdeki rolü

Aydın, toplumsal hareketlerde yer alan aktörlerden biridir. Aydının toplumsal hareketlere müdahil oluşu, 19. yüzyıl'da ortaya çıkmıştır. 19. yüzyıldan sonra her tarihsel dönemde aydının toplumsal hareketlere müdahil oluşu daha da önem kazanmış ve 1900'lü yıllarda belirgin bir hal almıştır.Aydın, kavram olarak anlamını 19. yüzyılda kazanmıştır. Bu tarihten önceki dönemlerde elit ve aydın kavramları aynı anlamda kullanılırken, 19. yüzyıl ve sonrasında elit ve aydın kavramları anlam olarak farklılaşmıştır. Bununla birlikte, aydın ve aydının içinden türediği elit kavramlarının toplumsal hareketler açısından birlikte ele alınması gerekmektedir. Özellikle, 1990'lı yıllar ve takip eden süreçte Batı'da var olan toplumsal hareketlerde elitler ve aydınlar birlikte etkin olmuşlardır.Aydınlar ve elitlerin toplumsal hareketlerle ilişkisinin niteliği ?siyasi fırsat? kavramı ile açıklanabilir. Aydınlar ve elitler, bir toplumsal hareketin ortaya çıkması için ya da oluşmuş bir toplumsal hareketin güç kazanması için siyasi fırsatlar olarak değerlendirilirler. Buna göre, onlar toplumsal hareketi yükseltir, harekete katılımın artmasını sağlar, hareketi medyatikleştirir ve güncel kılar. Bu nedenle de bir toplumsal hareketin başarı elde etmesi için siyasi fırsattırlar. Bu tez, aydınlar ve elitlerin toplumsal hareketler ile ilişkisini siyasi fırsat yapıları üzerinden tartışmaktadır.Anahtar Kelimeler: Aydın, Elit, Siyasi Fırsatlar

AktivizmAydınlarSeçkinler+2
Ayşem Sezer
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Bütünleşik sınır alanları yönetimi

Bütünleşik Sınır Yönetimi kavramı Avrupa Birliği'nin tek pazar, adalet, özgürlük ve güvenlik politikasının önemli unsurlarından biri olarak kişilerin ve ticari mal ve hizmetlerin serbest dolaşımını amaçlamak fikriyle tanınmıştır. Avrupa Birliği iç sınırlarını kaldırılmasıyla dış sınırda yüksek düzeyde güvenliği sağlamak ve göç akışını düzenlemek amacıyla ortaya çıkan Bütünleşik Sınır Yönetimi sınır yönetiminde rol ve sorumluluğa sahip tüm aktörlerin bir araya gelerek oluşturdukları koordinasyon ve işbirliği temelli bir yaklaşımdır. 2004 yılında Avrupa Birliği'nin genişlemesiyle sınırlardaki zorluklara Schengen sistemi içinde yeni üye devletlerin güvenliği ve dış sınırlarda kontrol standartlarını dış sınırların korunmasını garanti altına almak amacıyla örgütsel, personel, ekipman ve bütçe problemlerini çözmek için Genel Bir Avrupa Sınır Muhafazasının oluşturarak Avrupa Kalesi tanımının tersine sadece Birlik içinde değil aynı zamanda Birlik dışında her yerde uygulama amacı hedeflenmektedir.İlk Bölümde; küreselleşmenin etkisiyle ortaya yeni dış tehditlere karşı Avrupa Birliği'nin yeri ve önemine dair bir çerçeve sunulmuş, dış güvenliği sağlamada Avrupa Birliğinin sorumlukları birliğin politikaları çerçevesinde değerlendirilmiş, ilgili belgeler göz önünde bulundurularak Bütünleşik Sınır Yönetiminin ilerleme süreci incelenmiştir.İkinci Bölümde; Bütünleşik Sınır yönetimi kavramı, unsurları, kuralları, bu yönetime dair alınan önlemler, uygulama zorlukları üzerinde durulmuştur.Üçüncü Bölümde; Türkiye'de sınırların jeopolitiği göz önünde bulundurularak Bütünleşik Sınır Yönetimine dair uygulamaların basamakları, ilgili mevzuatlar incelenerek temel ve stratejik ortaklar, zorluklar ve stratejik hedefler incelenmiştir.Sonuç Bölümünde; Avrupa Birliği sınır yönetim politikasını değerlendirerek, Türkiye'nin Avrupa Birliği sınır yönetimine uyum sürecindeki yenilikler ve sınır yönetimine ilişkin eleştiriler değerlendirilmiş ve Türkiye için bir analiz geliştirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Bütünleşik Sınır Yönetimi, Avrupa Birliği, Schengen, Türkiye.

Avrupa BirliğiSchengen AnlaşmasıSınır+2
Feriştah Yılmaz
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Bir kentsel hak olarak güvenlik ve MOBESE uygulaması

Güvenlik, tarihin her döneminde insanlığın en temel ihtiyaçlarından olmuştur. Nüfus hareketleri ve kentleşme süreçlerinin negatif bir etkisi olarak güvenlik sorunları kentsel mekânlarda yoğunlaşmıştır. Toplumsal sürdürülebilirliği tehdit eden ve kentlilerin modern yaşam kalitesini bozan temel bir konu, üzerinde önemle durulması gereken kent güvenliğinin sağlanması sorunudur.Bu tez ile kentsel hak, kentsel güvenlik kavramları ve kentsel güvenliğin sağlanmasında suçla mücadele politikalarının önemli bir parçası olan Mobil Elektronik Sistem Entegrasyonu (MOBESE) projesi kendi içinde birbiri ile bütünlüğün sağlanmasına vurgu yapılarak incelenmiştir. Günümüzde, kent güvenliğinin yaşamsal sürecin öncelikli ihtiyacı olduğu ve bu ihtiyacın giderilmesinin temel bir kentsel hak olduğu savunulmaktadır. Bu noktada kentsel güvenlik yönetiminde hak temelinde kamu hizmeti sunma felsefesiyle uyumlu olarak yaşanan zihinsel dönüşüm ele alınmıştır.Kent güvenliğinin sağlanmasında teknoloji kullanımı çağdaş güvenlik hizmetlerinin bir gereğidir. Emniyet güçlerinin çoklu suçla mücadele politikalarının bir parçası olarak kullandığı güvenlik teknolojilerinden biri MOBESE'dir. Bu sistemlerin başarısı için ileri teknolojik donanım, etik değerleri gözeten ve endişelere duyarlı hukuki mevzuat ve stratejik yönetsel süreç eşzamanlı olarak geliştirilmelidir.Kamera sistemlerine bu perspektiften bakan bu çalışma ile izleme sistemlerinin Dünya'daki ve Türkiye'deki gelişim seyri incelenmiş ve İzmir Kent Güvenlik Yönetim Sistemine (KGYS) ilişkin yapılan mülakatlar yoluyla sistemin işletim süreci analiz edilmiştir. İzmir KGYS'nin gelişim süreci devam etmesi nedeniyle, yöneticilerin sistemin geleceğine ilişkin algıları tespit edilmeye çalışılmıştır. Nihai tahlilde iddiamıza ve sorgulamalarımıza esas teşkil eden sistemin yasal ve yönetsel yapısı ve stratejisi bir bütün olarak incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Kentsel Hak, Kent Güvenliği, Suç, Güvenlik Kameraları, MOBESE.

GüvenlikGüvenlik sistemleriGüvenlik yönetimi+4
Nihal Tataroğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Sadri Maksudi Arsal'ın düşünce dünyasında liberal milliyetçi tema

Bu çalışmada Sadri Maksudi Arsal'ın düşünce dünyasında liberal milliyetçi temayı ortaya koymak amaçlanmıştır. Millet, milliyet, milliyetçilik, hukuk, tarih, dil gibi alanlarda uğraş verdiği görülen Arsal, Cumhuriyetin ilk yıllarında ulus devletin inşası sürecinde faaliyet göstermiş bir akademisyen ve siyasetçidir. Arsal'ın milliyetçilik yaklaşımının incelenmesi milliyetçilik alanında ve Türk siyasal yaşamı üzerinde yapılan araştırmalara katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Bu kapsamda bir kavram olarak milliyetçilik, Türk milliyetçiliği ve gelişimi doküman incelemesi temel alınarak incelenmektedir. Çalışmanın sonucunda Sadri Maksudi Arsal'ın milliyetçilik teorileri içerisinde ve Türk milliyetçiliği içerisindeki yeri ortaya konmuştur. Arsal'ın milliyetçi yaklaşımında liberal milliyetçi temanın olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Arsal, Sadri MaksudiLiberal milliyetçilikLiberalizm+4
Mustafa Demirci
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı modernleşmesinde kadın ve kadın eğitiminin yeri: Ahmet Mithat Efendi örneği

Bu tez çalışmasının konusu Osmanlı Modernleşmesinde Kadın ve Kadın Eğitiminin Rolü: Ahmet Mithat Efendi Örneği'dir. Araştırmada Osmanlı modernleşmesinin ortaya çıkışı, modernleşmede kadınlara yönelik çalışmalar ve kadınların eğitimleri ile ilgili gelişmeler, Ahmet Mithat Efendi'nin eserleri üzerinden incelenmektedir. Çalışma giriş ve sonuç bölümleri dışında üç ana bölüm halinde düzenlenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde modernleşme konusu, Osmanlı modernleşmesinin ortaya çıkışı ve gelişimi, dönem dönem incelenmiştir. Burada bu dönemlerdeki yenileşme hareketleri ve eğitimde yapılan yenilikler incelenmiştir. İkinci bölümde tez araştırmasının iskeletini oluşturan Osmanlı modernleşmesinde kadın konusu işlenmiştir. Burada Osmanlı modernleşmesine katkı sağlamış olan bazı kadınların hayatları, kadınların kurduğu cemiyetler ve kadınların yayımladıkları gazeteler incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise Osmanlı modernleşmesinde kadın ve kadın eğitimi konusu, Türk edebiyatının sahip olduğu en üretken yazarlardan biri olan Ahmet Mithat Efendi'nin eserleri üzerinden incelenmiştir. Bu bölümde ilk olarak Ahmet Mithat'ın hayatı ve edebi kişiliği incelenmiştir ve başlıca eserlerine değinilmiştir. Son olarak da Ahmet Mithat Efendi'nin eserlerinde modernleşme ve kadın konularına yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Modernleşme, Osmanlı Modernleşmesi, Kadının Eğitimi, Ahmet Mithat Efendi

Ahmed Mithad EfendiBatılılaşmaKadın eğitimi+4
Özlem Kızıltaş
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de 1960'larda sol düşünce ve Milli Demokratik Devrim

27 Mayıs 1960 askeri darbesi Türk siyasetinde bir dönüm noktasını oluşturmuştur. Darbe sonrasında askeri yönetim yeniden bir Demokrat Parti (DP) vakası yaşamamak ve devleti korumak adına başa geçecek olan hükümetleri hukuk devleti ilkesine uygun kısıtlamalar getirmiştir. Bu kısıtlamalar ise siyasi katılımın genişlediği, farklı kesimlere yayıldığı bir özgürlük ile sonuçlanmıştır. Yaratılmış olan bu özgürlük ortamında sol düşünce ve onun Türkiye'deki en baskın bileşenlerinden sosyalizm kendini tanıtma ve örgütlü bir şekilde siyasette var olabilme şansını yakalamıştır. Bu gelişmeler aracılığıyla parlamenter sistemde kendisine yer bulan sol düşünce, mevcut sistemden ve ekonomik gidişattan memnun olmayan kitlelere yeni umut olmuştur. Bu tezde amaç 1960-1970 yılları arasında sol düşüncenin Türkiye'de izlediği yolu ve yaşadığı kırılma noktalarını Milli Demokratik Devrim (MDD) hareketi üzerinden açıklamaktır. Türkiye'de sol ile ilgili yapılan çalışmalar dönemsel olarak ya 12 Eylül 1980 asker darbesi sürecini ya da DP'nin etkin olduğu yılları ele almış, sol düşüncenin ne olduğu ve neyi savunduğu belirsiz kalmıştır. Bu tezde belirtilen dönemde, MDD tezinin Sol düşünce içerisinde yerinin belirlenmesiyle söz konusu boşluk doldurulmaya çalışılacaktır. Çalışmada belge analizi ve karşılaştırmalı yöntemler uygulanmıştır. Bu çerçevede 1960-1970 yılları arasındaki çeşitli gazete makaleleri, sol tabanlı partilerin programları ve bildirileri taranarak analiz edilmiştir. Demokrasi, enternasyonalizm-milliyetçilik, toplumun sınıfsal yapısı gibi konularda, Türk solu içerisinde genel bir uzlaşı mevcuttur. Farklılık ise iktidara "nasıl" gelineceği ve devrimin nasıl olacağıdır. MDD tezinin temeli "sivil-asker aydınlar" öncülüğünde gerçekleştirilecek "eylemde radikal kalmış", "Aşamalı Devrim"dir. MDD, milliyetçilik ve Kemalizm kavramlarını kullanarak kitleselleşebilmiştir. Ancak işçiye duyulan güvensizlik, Kemalizm ve Sovyet Rusya'nın etkisi sebebiyle MDD'nin Türk soluna özgü sorunları devam ettirmiştir. Ayrıca MDD, kitleselleşebilmek için sosyalist mücadeleyi ulusal anti-emperyalist mücadeleye çevirmiştir. Ülke şartlarının uygun olması sayesinde özellikle gençlik arasında rağbet görmüş olan bu hareket 1960'ların sonundan itibaren başlayacak ve önü alınamayarak 12 Eylül 1980 darbesi ile sonuçlanacak gençlik eylemlerinin de ateşleyicisi olmuştur. Anahtar Sözcükler: Yön-Devrim Hareketi, Milli Demokratik Devrim, Doğan Avcıoğlu, Mihri Belli, 1968 Gençlik Hareketi.

68 kuşağıAvcıoğlu, DoğanBelli, Mihri+6
Çağla Nur Sağıroğlu
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türk siyasetinde Hüsamettin Cindoruk

Türkiye'de merkez sağ siyaset üzerine yapılan araştırmalar, son zamanlarda gittikçe artmaktadır. Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze değin iktidara gelen partilerin büyük bir çoğunluğunun merkez sağ gelenekten gelmeleri de, bu partiler hakkında yapılan araştırmaları kıymetli kılmaktadır. Demokrat Parti ile başlayan bu gelenek, dönem dönem farklı siyasal partiler tarafından sürdürülmüştür. Merkez sağ partiler, çoğunlukla farklı çıkar gruplarının bir araya geldiği heterojen bir hüviyete sahip olmuştur. Dolayısıyla bu partilerde, parti yönetimine hâkim olmak adına birçok hizipleşme görülmüştür. Bu hizipleşmeler ise, merkez sağın ideolojik argümanlarının çeşitliliği hasebiyle farklı şekillerde tezahür etmiştir. Ancak, merkez sağ partilerde siyaset yapan İslamcı ve milliyetçi kanadın partileşme sürecine girmesiyle merkez sağ gelenekteki hizipleşmeler genellikle muhafazakâr ve liberal düşünce sistemi çerçevesinde şekillenmiştir. Lâkin bu iki düşünce sistemi çerçevesinde şekillenen hizipleşmeleri de kesin hatlarla ayırmak mümkün olmamıştır. Bu bağlamda merkez sağ gelenekte, birbirine hem benzerlikleri hem farklılıkları olan birçok parti siyaset yapmıştır. Diğer taraftan, merkez sağ partilerin liderliğini üstlenen ve birincil öneme sahip figürler kadar arka planda olan isimler de incelenmeye değerdir. Nitekim merkez sağ siyasette farklı duruşu nedeniyle dönem dönem tartışma konusu olan Hüsamettin Cindoruk, incelenmeye değer bu isimlerden birisidir. Bu çalışmada, ilk önce merkez sağ parti denildiği zaman ilk akla gelen Demokrat Parti, Adalet Partisi, Anavatan Partisi, Doğru Yol Partisi içerisindeki muhafazakâr-liberal hizipleşmeler incelenmiştir. Ardından, Hüsamettin Cindoruk'un siyasal tutumu ortaya konularak; bu bağlamda gerçekleşen hizipleşmelerde hangi konumda olduğu tahlil edilmeye çalışılmıştır. Bu tahlil ise, doküman ve arşiv kayıtları kullanılarak nitel veri toplama teknikleri çerçevesinde içerik analizi ile gerçekleştirilmiştir.

Cindoruk, HüsamettinHizipMerkez sağ+5
Metehan Yılmaz
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kentsel kimlik olgusu ve hemşehri dernekleri:İzmir örneği

Özellikle Sanayi Devrimi ile başlayan dönem ile birlikte toplumsal dönüşüm süreçlerinde artan dinamizm ve bu dinamizmin kendisini gösterdiği mekânlar olarak kentler toplumsal süreçlerin yönünü belirleyen merkezler haline gelmiştir. Kent kimliği, toplumların dünü ile bugünü arasındaki bağı oluşturan temel yapılardan birisi olarak her dönem ve çağda önemini korumuştur. Nüfus hareketliliğinin artması ile birlikte yaşanan dönüşümlerde kentlerin kimliklerini ne kadar koruyabildikleri, sürdürülebilirliğini ne kadar sağlayabildikleri günümüzde üzerinde önemle durulması gereken bir konudur.Bu çalışmada kent kimliği konusu, temel bileşeni olan kentlilik ve bu bağlamda hemşehri dernekleri özelinde, yönetişim felsefesi doğrultusunda bütünleşik bir yaklaşımla ele alınmıştır. Artan göç hareketleri ile birlikte kentlerin gelen kişileri etkileyebilme düzeyleri kent kimliğinin sürdürülebilirliği açısından önemlidir. Bağlantılı olarak hemşehri derneklerinin üyeleri üzerindeki etkileri, kendisini yaşadığı kente ait hisseden ve bu kentte yaşama hak ve bilincine sahip kişiler oluşturma böylelikle kent kimliğinin sürdürülebilirliliği perspektifinden ele alınmıştır.Hemşehri dernekleri, göç hareketleri sonucunda yaşadıkları mekânı değiştiren kişilerin yeni geldikleri mekânlarda oluşturdukları örgütlü yapılardır. Geleneksel dayanışma ağları perspektifinde şekillenen hemşehri dernekleri, kentsel bütünleşme süreçlerini etkileyebilme kapasitesine sahiptir. Hemşehri derneklerini demokratik örgütlü toplum felsefesi etrafında, kentle bütünleşme süreçlerinde kolaylaştırıcı bir yapı olarak şekillenmesi ve üyelerinin kente ilişkin tutumlarını bu yönde etkilemesi gerektiği yaklaşımıyla ele alan bu çalışmada hemşehrilik ilişkisi ve bu ilişkinin ortaya çıktığı mekânlar İzmir özelinde ele alınmıştır. Bu araştırmada hemşehri dernek federasyon başkanları ile yapılan derinlemesine mülakatlar ve hemşehri dernek üyelerine yapılan anket çalışması ile söz konusu yapıların ve bu yapılar içerinde yer alan kişilerin kente ilişkin algı ve tutumları analiz edilmektedir.Anahtar kelimeler; Kent, Aidiyet, Kentlilik, Kent Kimliği, Hemşehri Dernekleri

DerneklerDernekleşme özgürlüğüHemşehri cemaatleri+6
Gamze Uzun
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu personel rejimi açısından köy koruculuğu

Kamusal bir hizmeti yerine getiren her kişi geniş anlamda kamu görevlisi sayılmaktadır. Köy korucuları, özlük hakları açısından kamu görevlileri arasında en düşük haklara sahip olanlardandır. Bu araştırmanın amacı köy korucularını kamu personel rejimi açısından değerlendirmektir.Çalışmanın birinci bölümünde kamu personel rejimi kavramı, kamu yönetiminin kamu hizmeti ve kolluk görevleri ve Türkiye'de kamu görevlileri incelenmiştir. İkinci bölümde, köy koruculuğu sistemi tarihsel olarak ele alınmıştır. İlk olarak, Hamidiye Alayları incelenmiştir. İkinci olarak, 1914'te uygulanan kır bekçiliği daha sonra 1924 yılında Köy Kanunu ile uygulanmaya başlanan köy koruculuğu değerlendirilmiştir. Bu bölümde köy koruculuğunu zaman içinde değiştiren dengeler, köy korucularının statüleri ile elde ettikleri haklar, köy koruculuğu sisteminin sonuçları incelenmiş ve tarihsel olarak karşılaştırmaları yapılmıştır. Üçüncü bölümde 1982 Anayasası'na göre geçici köy korucuları kamu görevlisi kavramı ekseninde incelenmiştir. Ayrıca geçici köy korucularının bu konudaki düşünceleri geçici köy korucularıyla yapılan görüşmeler ile değerlendirilmiştir.Sonuç olarak bu çalışma geçici köy koruculuğu sistemini neden ve sonuçları açısından değerlendirmekte, personel rejimi bağlamında incelemektedir.Anahtar Kelimeler: Geçici Köy Koruculuğu,Personel Rejimi,Kamu Görevlisi

Kamu personeliKöy koruculuğuPersonel yönetimi
Veysel Erat
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Yerel yönetimlerde stratejik planlama uygulamasının çözümlenmesi: İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İzmir İl Özel İdaresi örnekleri

Kamu kurumlarının yalnızca mevzuatın öngördüğü şekilde hareket etmeleri, dünyadaki gelişmelere ve değişime karşı kayıtsız kalmaları, bu kurumları hantallığa, herhangi bir vizyona dayanmayan, günübirlik kararlar veren, plansız, programsız, fayda-maliyet ve sosyal etki analizi yapmayan kuruluşlar haline dönüştürebilmektedir. Kamu kurumlarının etkin, etkili ve verimli biçimde çalışabilmesini sağlamak için çeşitli yönetim tekniklerinden yararlanılmaktadır. Stratejik yönetim ve planlama kamu kuruluşlarının, amaçlarını ve hedeflerini saptayarak, planlı ve programlı hareket etmesini sağlar. Şeffaf, katılımcı, kaynakları etkin ve verimli şekilde kullanan bir yerel yönetim için stratejik plan oldukça gereklidir. Türkiye'de dünyadaki değişime ve gelişmeye paralel olarak kamu yönetiminin etkin, etkili ve verimli yönetilebilmesi amacıyla, yeni kamu yönetimi anlayışı doğrultusunda bir paradigma değişimi yaşanmaktadır. Özellikle 2002 sonrasında çıkarılan yasal düzenlemelerle, kamu yönetimi ve yerel yönetimler alanında bu yönde önemli girişimler söz konusu olmuştur. Bu önemli girişimlerden biri de 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile stratejik planın Türk Kamu Yönetiminde uygulanmasının zorunlu hale getirilmesi olmuştur. 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu, 5393 sayılı Belediye Kanunu ve 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu ile yerel yönetimlerde stratejik planın yasal alt yapısı oluşturulmuş ve bu kanunlar ile tüm kamu kurumlarında olduğu gibi nüfusu 50.000 ve üzerinde olan belediyeler için stratejik plan yapılması zorunlu bir hale getirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Yerel Yönetimler, Planlama, Stratejik Planlama.

BelediyelerPlanlamaStratejik planlama+4
Rasim Akpinar
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

2000 sonrası Türkiye de e-Devlet yapılanması ve uygulamaları: Sağlık Bakanlığı örneği

Kamu yönetiminde yeniden yapılanma ve bilişim teknolojilerindeki gelişmelere paralel olarak ortaya çıkan e-Devlet, kamu örgütlerinde; vatandaşlara, işletmelere, çalışanlara bilgi teknolojilerinin sağladığı olanaklarla kamu hizmetinin sunulmasını sağlar. e-Devlet verilen hizmetlerin niteliğine göre bilgi, etkileşim, işlem, dönüşüm, katılım olmak üzere beş aşamadan oluşur. e-Devlet uygulamaları 2000?li yıllarla birlikte bütün dünyada hız kazanmıştır. Singapur, Avustralya, Amerika Birleşik Devletleri, Güney Kore gibi ülkeler e-Devlet uygulamalarında önemli gelişmeler kaydetmiştir. Türkiye 2003 yılında e-Dönüşüm çalışmalarını başlatmıştır. e-Dönüşüm Türkiye projesindeki hedeflerin gerçekleştirilebilmesi için Başbakanlığın koordinasyonunda MERNİS, VEDOP, GİMOP, UYAP, POLNET, Say2000i ve MEBBİS gibi çeşitli projeler uygulamaya konulmuştur.Sağlık Bakanlığı tarafından sağlık politikalarındaki ve sağlık bilgi sistemlerindeki mevcut gelişmeler ışığında Sağlıkta Dönüşüm Programı başlatılmıştır. Bu kapsamda e-Sağlık olarak isimlendirilen Sağlık-Net, Temel Sağlık İstatistikleri Modülü (TSİM), Aile Hekimliği Bilgi Sistemi (AHBS), Hasta Hakları Bilgi Sistemi, Teletıp, Hastane Bilgi Sistemleri (HBS), Çekirdek Kaynak Yönetim Sistemi (ÇKYS) gibi farklı bilgi sistemleri geliştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: e-Devlet, Bilgi ve İletişim Teknolojileri, Bilgi Toplumu, Sağlıkta Dönüşüm Programı, e-Sağlık

Bilgi sistemleriElektronik devletElektronik sağlık+2
Abdulkadir Zaman
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Nükleer kaza ve saldırılarda bütünleşik kriz yönetimi

Bu araştırmada; nükleer kaza ve saldırılarda bütünleşik kriz yönetimi süreci ile ilgili, dünyadaki gelişmeler ve Türkiye?deki mevcut durumun değerlendirilmesi, sorun alanlarının tespit edilmesi ve bu sorun alanlarına yönelik stratejilerin geliştirilmesi amaçlanmaktadır. Çalışmada, nükleer kaza ve saldırılarda bütünleşik kriz yönetimi ile ilgili bir kavramsal çerçeve oluşturulmuş ve Türkiye için mevcut durum değerlendirmesi yapılmıştır. Mevcut durum değerlendirmesinde, öncelikle toplumda ve kriz yönetimi personelinde nükleer risk algısı ve kriz yönetimi bilgisini değerlendirmek için bir alan çalışması gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, nükleer kriz yönetimine ilişkin mevzuat düzenlemeleri ve kurumsal yapı değerlendirilmiştir. Elde edilen verilerle, Türkiye?nin nükleer kaza ve saldırılarda bütünleşik kriz yönetimi ile ilgili sorun alanları saptanmış, belirlenen sorun alanlarına yönelik stratejiler geliştirilmiştir. Türkiye?nin nükleer kaza ve saldırılarda bütünleşik kriz yönetimi ile ilgili, on sorun alanı belirlenmiştir. Sorun alanlarının içerisinde, kriz yönetimi yapılanmasının genel sorun alanları olan; müdahale kurumları arasındaki koordinasyon yetersizliği, kriz yönetimi çalışmalarının yerel düzeyde uygulama yönüyle yetersiz olması, toplumun krizlerden etkilenme düzeyinin yüksek olması ve yönetime güven algısının düşük olması gibi alanlar bulunmaktadır. Nükleer risklere yönelik ise; kurumsal yapının ve çalışanların nükleer kriz yönetimi ile ilgili deneyim eksikliği, nükleer kriz durumunda işletmecinin rol ve sorumluluklarının tam olarak belirlenmemiş olması yanında, iyileştirme çalışmalarının tanısının olgunlaşmaması gibi sorun alanları bulunmaktadır. Sonuç olarak, Türkiye kriz yönetiminin yeniden yapılanma sürecinde, olumlu çalışmalar devam etmekte, sorun alanlarına yönelik nitelikli iş gücünün arttırılması gibi önemli adımlar atılmaktadır. Özellikle toplumun kriz olgusuna karşı direncinin ve güven algısının arttırılmasına yönelik çalışmalarda, kurumsal yapının bütünleşik çalışmasına daha fazla önem verilerek, bu yapıyı katılımcı demokrasi modeli içinde destekleyecek eğitim kurumları, yerel yönetimler, özel sektör, sivil toplum ve vatandaşın aktif katılımını sağlayacak bir yapılanma gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Bütünleşik Kriz Yönetimi, Risk Yönetimi, Afet ve Acil Durum Yönetimi, Nükleer Kazalar, Nükleer Saldırılar

Acil durum yönetimiAcil durum yönetimiAfetler+5
Ali Ekşi
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Kentsel direncin artırılmasında akıllı kent ve blok zincir uygulamaları: Trabzon örneği

Kent merkezlerinde her geçen yıl artan nüfusun; iklim değişikliği, kaynak kıtlığı, çevre sorunları ve ekonomik yetersizlik gibi birçok probleme yol açmaktadır. Bu problemler çerçevesinde yaşanan sorunların düzeltilmesi zaman alırken, ani bir şekilde gerçekleşen şoklara cevap verememe durumu söz konusu olmaktadır. Kentleri buna hazırlamak, kırılganlıklarını azaltmak ve mücadele yönetimi geliştirmek için dirençli kent kavramı ileri sürülmüştür. Bu kavram neticesinde, mekânın bir bütün olarak ele alınıp, gelecekteki şok ve stresleri yönetme kabiliyeti ortaya çıkartılmaya çalışılmaktadır. Ayrıca ortaya çıkan problemlerin üstesinden gelmek ve kentsel yaşam merkezlerinin daha yaşanabilir kılınması adına bilgi iletişim teknolojilerinin yenilikçi bir anlayışla kullanılmaya başlanması akıllı kent kavramını gündeme getirmiştir. Teknolojinin ilerlemesinin güvenlik problemi yarattığı bu zaman diliminde ortaya atılan blok zincir alt yapı teknolojisi kent içi uygulamalarda kendini göstermiştir. Uluslararası ve ulusal adımların ele alınarak, bu çalışma içerisinde dünya kentleri ve Türkiye büyükşehirleri üzerinden iyi uygulama örneklerine yer verilmiştir. Bu çalışmanın amacı, kentsel direncin artırılmasında akıllı kent ve blok zincir uygulamalarının sağlayacağı avantajların ortaya konulması ve Trabzon için birtakım önerilerin getirilmesidir. Çalışma nitel araştırma desenlerinden biri olan literatür tarama yöntemi ile ele alınmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu ise Trabzon Büyükşehir Belediyesi'nde görev alan 5 kişi oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak yarı-yapılandırılmış mülakat sorularından yararlanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre, kentlerin şoklara karşı direnç geliştirmesinde öncelikle kentsel sorunların benimsenmesi ve iyi analiz edilmesi gerektiği, kente uygun alt yapıların şoklar öncesinde sağlanması, yeterli maddi kaynakların aktarılması ve kentin mevcut teknoloji yakalaması gerektiğidir.

Akıllı kentlerBlockchainBlok zinciri sistemi+3
Sefanur Akkaya
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Vesayetçi demokrasi kavramı bağlamında Yön Dergisi'nin nitel bir analizi

Dergi, mecmua ve gazete gibi süreli yayınlar yayımlandıkları toplumun tarihi, edebi, toplumsal ve siyasal hayatına ilişkin geniş bilgi birikimi sunmaktadır. Onlar hem dönemsel hafızaya dair referans kaynağı teşkil eder hem de yayıncı kadronun en yalın formda duygu ve düşünce dünyasının resmedilmesi noktasında verilerin doğal ortamda elde edilmesine olanak tanır. Bu çalışmada da böylesi bir gaye güdülerek Yön Dergisi araştırmaya konu edinilmiştir. Yön Dergisi 20 Aralık 1961 ile 30 Haziran 1967 tarihleri arasında 222 sayı yayımlayarak Türk siyasal hayatında sosyalist ideolojinin önemli bir temsilcisi olmuştur. Dahası siyasi bir fikir hareketi olarak Yön sosyalizmin kurumsal bir kimlik elde etmesine olanak tanıyan kuramsal tartışmaların odağında yer almıştır. Diğer taraftan, derginin kurucu ve yazar kadrosu ile hitap edilen okuyucu kitlesi de Yön'ün önemini artırmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı, Yön Dergisi'nde demokrasi kavramının ne şekilde ele alındığını ortaya koymaktır. Diğer bir ifadeyle, Yön Dergisi'nde demokrasi kavramına yüklenen anlam ve bu anlam doğrultusunda Türk demokrasisinin nasıl ele alındığının sorgusu gerçekleştirilmiştir. Yani, Yön yazarlarının nasıl bir demokrasi algısına sahip oldukları ve bunu inşa ederken dayandıkları temel saikler irdelenmiştir. Bu doğrultuda, niteliksel içerik analiz yöntemi ile hermeneutik (yorumsamacı) yaklaşım veri analiz araçları olarak kullanılmıştır. Veri kaynağı olarak benimsenen Yön Dergisi'nin yayın hayatı boyunca kaleme alınan imzalı ve imzasız bütün Yön yazıları araştırmanın kapsamını oluşturmuştur. Çalışmada, "Yön Dergisi vesayetçi demokrasi anlayışına sahiptir" ana varsayımından hareket edilmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen bulgular neticesinde Yön Dergisi vesayetçi demokrasi anlayışına sahip olduğu ve siyasi bir fikir hareketi olarak Yöncüler'in "vesayetçi" düşünceyi inşa etmeye çalıştıkları ortaya çıkmıştır. "Vesayetçi demokrasi kavramı bağlamında Yön Dergisi'nin nitel bir analizi" başlıklı bu çalışma ile bu ilişki ortaya konularak siyaset bilimi literatürüne özgün bir katkının sağlanması amaçlanmıştır.

DemokrasiDergilerSosyalizm+3
İlhan Bilici
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Orta Çağ İslam düşüncesinde siyasal ahlâk

Düşünce tarihi boyunca siyaset ve ahlâk arasındaki ilişkiler en temel tartışma alanlarından birini teşkil etmiştir. Modern zamanlarda siyaset-ahlâk ilişkisi çetrefilli bir sorun hâline gelmiştir. Bu yüzden günümüzde siyaseti ahlâk temelinde yeniden oluşturma, yani bir "siyasal ahlâk" yaratma çabası söz konusudur. İşte bu çalışmanın amacı Orta Çağ İslam düşüncesinin söz konusu siyaset-ahlâk ilişkisine ve dolayısıyla siyasal ahlâka bakışını ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda, çalışmada Kindî, Ebû Bekir Razî, Fârâbî, İbn Miskeveyh, Maverdî, İbn Sînâ, Gazzâlî, İbn Rüşd, Nasîruddin Tusî, İbn Teymiye ve İbn Haldun gibi Orta Çağ dönemi İslam düşünürlerinin görüşleri irdelenmiştir. Çalışmada öncelikle etik-ahlâk ayrımı ortaya konmuş, siyaset-ahlâk ilişkisinden hareketle siyasal ahlâk kavramı açıklanmıştır. Ardından Antik Çağ'da Doğu'da Buda ve Konfüçyüs'ün, Batı'da Sokrates, Platon, Aristoteles, Stoacılık ve Yeni Platonculuk'un; Orta Çağ'da Yahudi ve Hıristiyan felsefesinin siyasal ahlâk düşüncesi ele alınmıştır. Orta Çağ İslam düşüncesi, Platon, Aristoteles çizgisinde, Yeni Platonculuk yoluyla edinilen kavramsal mirasın İslam dininin öğretileri ile bütünleşmesiyle ortaya çıkıp gelişen özgün bir düşüncedir. Psikoloji, metafizik ve ahlâk anlayışıyla irtibatlı olarak geliştirilen İslam siyaset düşüncesinde erdemli devlet, doğru siyaset, adil yönetim, erdemli yönetici insanlar için en yüce amaç olarak belirlenen mutluluğa erişmenin aracı olarak görülmüştür. Bu anlamda İslam düşüncesine göre en iyi yönetim insanların hem dünya hem de ahiret hayatı gözetilerek uygulanan yönetimdir. İslam düşünürlerine göre doğru siyasetin temelinde fiziki güç değil adalete, sevgiye, erdeme, ahlâka ve dine dayalı manevi güç bulunmalıdır. Ayrıca siyasi sistemin merkezine konulan yöneticinin erdemli ve her yönüyle mükemmel olması gereği vurgulanmıştır. Zira yöneticiler erdemli olunca, onu örnek alan yönetilenler de erdemli olur. İyi bir toplumsal düzen hâsıl olur. Devlette tüm işler güzel ve düzgün olur. Böylece insanlar hem dünyada hem de ahirette mutluluğa ulaşabilir. Bu bağlamda siyaset ile ahlâk arasında sıkı bir bağ kurulan Orta Çağ İslam düşüncesinde, erdemli bir yönetici idaresinde, ahlâkı önceleyen bir devlet ve siyaset anlayışıyla mutlu bir birey, mutlu bir toplum yaratma düşüncesi hâkimdir. Anahtar Kelimeler: Siyaset, Ahlâk, Siyasal Ahlâk, Orta Çağ Felsefesi, İslam Düşüncesi.

AhlakDin-siyaset ilişkileriOrta Çağ+4
Erol Şimşek
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Yerel yönetimlerde diplomasi faaliyetleri ve yerel hizmetlere yansıması: İzmir Büyükşehir Belediyesi örneği

Dünya nüfusu giderek kentsel alanlarda yoğunlaşırken, kentin ve kentte yaşayan vatandaşların karşı karşıya kaldıkları sorunların daha fazla karmaşık hale geldiği görülmektedir. Kamu yönetimi alanındaki yeni anlayışlar ve yönetişim yaklaşımları tarafından deneyimlenen siyasi, ekonomik, toplumsal, teknolojik değişimler, iş birliği ve ağ yönetişimine dayanan yeni yönetim formlarının önem kazandığını göstermektedir. Karşılıklı bağımlılığın hızla arttığı küreselleşmiş dünya sisteminde, yerel yönetimler, kendi yerleşim bölgelerinin ötesinde çok daha geniş bir alana dâhil olmaktadır. Yerel yönetimlerin uluslararası alandaki ilişkilerinin gelişmesi ve iş birliği çabaları, yerel diplomasi kavramının önemini artırmaktadır. Yerel diplomasi alanında yapılan çalışmalarda, kentlerin uluslararası ilişkiler alanındaki artan rolüne vurgu yapılırken, bu ilişkilerin kentin yerel talep ve ihtiyaçları bağlamında taşıdığı öneme nadiren değinilmektedir. Bu doğrultuda çalışmanın amacı, yerel diplomasi faaliyetlerinin, yerel hizmetler üzerindeki etkisinin anlamlandırılmasıdır. Çalışmada, yerel diplomasi faaliyetlerinin yerel yönetimlerde alternatif bir hizmet sunma yöntemi olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği sorusuna cevap aranmıştır. Çalışma, Türkiye'de İzmir Büyükşehir Belediyesi örneğinde uygulanan alan araştırması kapsamında değerlendirilmiştir. Çalışmada, nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Nitel veri toplama sürecinde arşiv kayıtlarını tarama, görüşme ve gözlem tekniklerinden yararlanılmıştır. Elde edilen veriler, söylem ve içerik analizi ile metin içine aktarılmıştır. Teorik çalışmalar sonucu elde edilen bilgiler ışığında, yerel diplomasi faaliyetlerinin "katılım", "bilgi, uygulama ve deneyim transferi", "karmaşık sorunlarla mücadele", "kurumsal kapasitenin geliştirilmesi" ve "finansal kaynakların harekete geçirilmesi" olarak beş farklı alan kapsamında doğrudan ya da dolaylı olarak yerel hizmetlerin sunumunda etkili olduğu görülmüştür. Söz konusu etki alanları, İzmir Büyükşehir Belediyesi'nde uygulanan alan araştırması sonucu elde edilen bulgularla desteklenmiştir. Yerel yönetimlerin diplomasi faaliyetleri ve yerel hizmetlere etkisi uluslararası ilişkiler alanında kendi deneyimlerine bağlı olarak şekillenmektedir. İzmir Büyükşehir Belediyesi'nde yapılan alan araştırması, yerel yönetimlerin uluslararası stratejileri ile hizmet politikaları arasındaki bağın güçlendirilmesine ilişkin öngörü niteliğindedir.

Alternatif hizmet sunumuAğ yönetimiAğ yönetişimi+6
Nisa Erdem
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Politika ağları yaklaşımı bağlamında bir politika analizi: 2000 yılı sonrası Türkiye'de mesleki ve teknik eğitim politikaları

Eğitim politikaları, bazen talepleri karşılamakta yetersiz kaldığı bazen de sık değiştiği gerekçesi ile en çok tartışılan politika alanlarından biridir. Konusu insan olan, sonuçlarını değerlendirmek için belli bir zamana ihtiyaç duyulan, çok aktörlü yapısıyla neredeyse toplumun tamamını ilgilendiren eğitim politikalarının anlaşılması ve açıklanması; kamu politikası disiplini için önemli olmuştur. Bu çalışmada 2000 yılı sonrası dönemde Türkiye'de uygulamaya konulan "mesleki ve teknik eğitim politikaları" analiz edilmiştir. Politika ağları yaklaşımının benimsendiği çalışmada model olarak politika sonuçlarının politika ağlarına göre açıklanabileceği varsayımına dayanan "Diyalektik Model" seçilmiştir. Çalışmanın teorik amacı, politika ağlarının politika değişimini açıklama gücü tartışmalarına katkıda bulunmaktır. Pratik amacı ise mesleki ve teknik eğitim politikalarında yaşanan değişimi politika ağları bağlamında açıklamaktır. Çalışmada aktör temsilcilerinden oluşturulan çalışma grubunun görüşleri esas alınarak politika ağı içerisindeki etkileşimlere odaklanılmıştır. Böylece analiz; geleneksel aktör/yapı temelli statik süreç anlayışından daha nitelikli olarak belli bir zaman periyodunu baz alan, ağ içi süreçleri de kapsayan dinamik bir anlayışa evrilmiştir. Analiz birimi olarak ağ içi etkileşimin belirlendiği araştırmada durum çalışması yaklaşımı kullanılmıştır. Araştırmada, ağ yapısının aktörleri önemli oranda kısıtladığı; aktörlerin ağ yapısını değiştirmeye yönelik söylemler ve çözüm alternatifleri geliştirdiği; ağı değişime zorlayan en önemli bağlamsal faktörün politik etki olduğu gözlemlenmiştir. Bu faktörler dışında, devletin politika ağının oluşumunda mutlak belirleyici olduğu, bazı aktörleri ağ içinde etkin kılarak politikaların değişimini kontrol ettiği bulgusuna ulaşılmıştır. Tüm bu bulgular temelinde çalışmada, politika ağları yaklaşımının; çok aktörlü, parçalı ve karmaşık politika alanlarında politika değişikliklerini açıklamak için analitik bir çerçeve olarak kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. Araştırmada politika ağları yaklaşımının yeni kurumsal kuram ile sentezlenerek güçlendirilmesi gerektiği ileriye sürülmüştür.

Eğitim politikalarıKamu politikalarıKamu yönetimi+3
Bülent Savaş Furat
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye Ermenistan ilişkileri normalleşme süreci bağlamında Türkiye'deki sivil toplum kuruluşlarının Türk dış politikasına ilişkin yaklaşımları

Sivil toplum ve sivil toplum kuruluşları, geniş bir perspektifte ele alınan ve birbiriyle çatışan tanımlamaları da barındıran kavramlardır. Tanımlardaki bu çeşitlilik çoğunlukla, sivil toplum ve devlet arasındaki ilişkilerin değişiklik göstermesinden kaynaklanmaktadır. Diğer taraftan günümüzde, sivil toplum-devlet ilişkileri iç siyasalar içinde yer alamamakta, dahası küreselleşme süreci paralellinde, küresel yönetişim tartışmalarının bir parçası olarak küresel bir sorun haline gelmiştir. Dolayısıyla artık, sivil toplum ve sivil toplum kuruluşlarının iç politikanın yanı sıra küresel alandaki yerlerine yönelik bir şablon oluşturmak daha zor hale gelmiştir.Sivil toplum kuruluşlarına dair literatür, uluslararası arenadaki işlevlerine dair teorik tartışmaları içine katacak bicimde genişlemekte, böylelikle uluslararası ilişkiler uzmanlarının dikkatini çekmektedir. Diğer taraftan sivil toplum kuruluşları, çeşitli sorunları uluslararası toplumun gündemine getirerek kendi toplumlarının yanı sıra devletleri de daha verimli şekilde etkileyebileceklerinin farkına varmışlardır. Doğal olarak bu nedenle sivil toplum kuruluşları özelinde, bir yandan uluslararası sınırlar daha önemli hale gelmekte, diğer taraftan ise uluslararası olaylara olan ilgi giderek artmaktadır. Sonuç olarak, bazı durumlarda devletlerarası ilişkilerde de önemler roller almaktadırlar. Bu çalışma ile sivil toplum kuruluşlarının, Türkiye-Ermenistan ilişkileri ve özellikle ilişkilerin normalleşmesi üzerindeki rollerinin, siyasi duruşlarının ve etkilerinin açıklanması amaçlanmıştır. Türk dış politikasının önemli konularından biri, Ermenistan ile ilişkilerin normalleşmesidir. Son on yılda her iki tarafın da, diyalog ve karşılıklı empati yollarıyla, ortak sorunları çözmek adına çeşitli somut adımlar attıkları görülmüştür. 2000?li yılların başında taraflar gayri resmi ilişkiler kurmuş, 2007 yılının sonunda ise yakınlaşma karşılıklı resmi adımlarla devam etmiştir. ?Futbol diplomasisi? adı altında başlayan bu süreç, 2009 yılında iki önemli protokolün imzalanmasıyla sonuçlanmıştır. Ancak söz konusu süreç 2010 yılında, bazı iç politik gelişmelerden dolayı askıya alınmış ve her iki ülkenin parlamentoları tarafından protokollerin onaylanmaması nedeniyle tamamen durdurulmuştur. Bu çalışma Türkiye?deki seçilen sivil toplum kuruluşlarının Türkiye-Ermenistan arasındaki yakınlaşma süreci ile ilgili siyasi duruşlarını, rollerini ve etkilerini aydınlatmayı amaçlamaktadır. Bu amaçla, özellikle sivil toplum ve devletin karşılıklı konumlarına odaklanarak, sivil toplum kuruluşlarının dış politika yapım sürecindeki rollerine yönelik olarak kuramsal tartışmalardaki yeri belirlenmiştir. Aynı şekilde, seçilen sivil toplum kuruluşlarının Türkiye-Ermenistan normalleşme sürecindeki rolleri bu teorik perspektif içinde sınıflandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ermeni, Protokoller, Normalleşme, Sivil Toplum

ErmenistanNormalleştirmeProtokoller+6
Gamze Turgaylı
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de bilgi edinme hakkı: Şişli Belediyesi üzerinden bir değerlendirme

Türkiye'de Bilgi Edinme Hakkı: Şişli Belediyesi Üzerinden Bir Değerlendirme Bilgi, çağımızın en önemli kaynaklarından biridir. Bununla birlikte bilgi edinme, toplumda yaşayan her kişi için vazgeçilmez bir haktır. Devlet, yönetimin meşruluğunu sağlaması ve doğru yönetim anlayışının süreklilik kazanabilmesi adına vatandaşlarına karşı bilgi verme konusunda şeffaf olmak zorundadır. Bu durum ile birlikte devletler anayasalarında bilgi edinme hakkını koymuşlardır. Türkiye'de bilgi edinme hakkının gelişimi 21.yüzyılın başlarında Avrupa Birliği uyum süreci ile oluşmuş ve günümüze kadar geliştirilerek devam etmektedir. BEHK'nın 2004 yılında yürürlüğe girmesi ile beraber vatandaşlar belirli konularda yönetimden bilgi talep edebilme hakkına sahip olmuşlardır. Bunun ile birlikte yerel yönetimlerde bilgi edinme hakkı üzerine çeşitli platformlar oluşturmaktadır. Bu platformlardan biri olan Şişli belediyesinde 09.09.2019 yılında kurulan "Komşu Masa" adlı proje araştırma kapsamında yer almıştır. Araştırmamız, ilk olarak bilgi edinme kavramı ve tarihsel gelişimini ele almıştır. Ardından Türkiye'de bilgi edinme hakkının gelişimi ve amacı, kapsamı ve sınırlılıkları gibi konuları incelemiştir. Son olarak yerel yönetimlerde bilgi edinme hakkı ve Şişli Belediyesinde oluşturulan Komşu masa adlı platformda Şişli belediyesinin bilgi edinme ve şeffaflık politikasını incelemiştir.

BelediyelerBilgi edinmeBilgi edinme hakkı+3
Ahmet Burak Haydari
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Bir kamu politikası aracı olarak yaratıcı ekonomi modeli

Ortaya çıkan sorunların çözülmesinde ve ülkenin gelişim yolunun belirlenmesinde devletin ve onun yürüttüğü kamu politikalarının rolü büyük önem taşımaktadır. Günümüzde yaratıcılığa ekonomik değer kazandırmak ve ekonominin daha hızlı büyümesi için "yaratıcı ekonomi" kavramı ortaya koyulmuştur. Bu ekonomi modeli fikri mülkiyete dayalı sektörlerden oluşmaktadır. Ekonomiye büyüme, istihdam, yenilik ve uluslararası ortamda rekabet gücü sağlayacağı belirtilmektedir. Son onbeş yılda bu eğilim uluslararası alanda büyük ilgi görmektedir. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler ekonomilerinin kalkınması için bu yönde kamu politikalarını uygulamaktadırlar. Türkiye'de bu konu yeni olduğu için hem akademisyenler hem kamu kurumları tarafından yeni adımlar atılmaya başlandığı görülmektedir. Bu çalışmada yaratıcı ekonominin öneminin Türk ekonomisi için değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu değerlendirme için öncellikle yaratıcı ekonomi ve kamu politikası ile ilgili teorik çerçeve incelenmiştir. Konuyu objektif açıdan değerlendirmek amacıyla hem yerli hem yabancı verilerden faydalanılmıştır. Çalışmanın araştırma kısmında Türkiye'de yaratıcı ekonominin mevcut ekonomi içerisindeki durumu incelenmiş, diğer OECD ülkeleriyle karşılaştırılmış, yürütülen kamu politikalarını açıklamak için resmi plan, program ve faaliyet raporları ele alınmıştır. Çalışmanın sonucunda daha derin araştırma ve kapsayıcı politikaların yapılması gerekli olduğu görülmüştür.

COVID 19Devlet politikalarıEkonomi politikaları+4
Medetkan Mırbek Uulu
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk muhafazakarlığında 1970'ler ve Kubbealtı Akademi mecmuası

Fransız ihtilali ile başlayan süreçte ideolojiler çağı yaşanmaya başlanmış, muhafazakârlık da modernitenin karşısında kendini ifade imkânı bulmuştur. Modernitenin şiddetini ve etkisini artırması muhafazakârlığın da aynı oranda etki alanını genişletmiştir. Özellikle İngiltere ve Fransa, ilk dönem muhafazakârlığının taşıyıcıları olmuşlardır. Bunun yanında muhafazakârlığın bir ideoloji olup olmadığı noktasında geçmişten günümüze değin süren tartışmalar bulunmaktadır. Neticede "geçişken" ya da olaylara karşı bir "tutum" olarak algılanması nedeniyle muhafazakârlık, Fransız Devriminden bu yana bir ideoloji olarak kabul edilmektedir. Türk modernleşmesine paralel biçimde gelişen Türk muhafazakârlığı, esasen Tanzimat ile birlikte ortaya çıkmaya başlamış ancak cumhuriyetin ilanı ile ivme kazanmıştır. Türk muhafazakârlığının tarihsel süreçte Osmanlı'dan miras kalan "merkez-çevre ve resmî alan-gayri resmî alan" nosyonuna uygun bir şekilde konumlandığı söylenebilir. Bu noktada Türk muhafazakârları resmî tarih ile bir çatışma içine girmekten imtina etmişler ve gelişen devrimlerin hemen yanında kendilerini ifade imkânı bulmuşlardır. Bunda muhafazakârlığı gericilik olarak gören keskin bir Kemalist yorumun etkisinin olduğu söylenebilir. Bunun yanında Ziya Gökalp'in de ifade ettiği üzere Türk Devriminin kendine has bir muhafazakâr damarı bulunmaktadır. Böylece Türk muhafazakârları geçmiş ile hesaplaşmaya gitmeden, tutan ve tutmayan devrimlerin muhasebesini yapmış ve kültürün muhafazası konusunda hassasiyet göstermişlerdir. Türkiye'de 1980'lere kadar siyasilerin mesafeli olduğu bu kavram, 1983 yılından sonra Anavatan Partisi'nin iktidarında kendisine başvurulan bir referans noktası olmuştur. O tarihten sonra siyasi yelpazenin Sağında bulunan partilerce de sahiplenilmiştir. Bu çalışmada muhafazakârlık, Türk muhafazakârlığı ve akabinde Türkiye'nin 1970'li yılları ile Kubbealtı Akademi Mecmuası'nın bu yıllarda muhafazakâr siyasete ve kültüre etkisi üzerinde durulmuştur. Bu minvalde, öncelikle konunun Mecmua'nın etkisi ile sınırlandığını söyleyebiliriz. Türk siyasetinin bu en hareketli döneminde Mecmua'nın söylemleri ve etkisi önemli bir yer tutsa da günümüze kadar bu etki yeterince değerlendirilememiştir. Mecmua'da yayımlanan yazı ve şiirler konularına göre bir tasnife tabii tutularak dil ve edebiyat, tarih ve genel kültür, din-tasavvuf ve siyaset alanlarındaki söylemi ilk defa ortaya çıkarılmıştır. Böylece Mecmua'nın 1970'li yıllarda muhafazakâr kültür ve siyasete etkileri ortaya konulmuştur.

DergilerKubbealtı Akademi dergisiMuhafazakarlık+2
Diyar Can
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de baraj yönetimi ve stratejik yaklaşımlar

Dünya genelinde suya ve enerjiye olan ihtiyacın artması, iklim değişikliğine bağlı olarak azalan su kaynaklarının geliştirilmesinde baraj yatırımlarının stratejik önemini artırmaktadır. Türkiye?de baraj yapımı, Cumhuriyet?in ilanıyla beraber bir devlet politikası olarak benimsenmiş ve hükümetlerce ekonomik ve toplumsal kalkınmanın bir aracı olarak görülerek desteklenmeye devam etmektedir. Günümüzde, özellikle sulama ve hidroelektrik enerji üretimi amaçlı yeni baraj yatırımları hızla artarken, barajların çevresel ve toplumsal maliyetleri, baraj yapımını destekleyen yaklaşımların, çok yönlü sorgulanma ihtiyacını doğurmuştur. Çalışma, teorik ve uygulama olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır. Teorik bölümde, dünya genelindeki ve Türkiye?deki baraj yapımının stratejik önemine ilişkin bir kavramsal çerçeve oluşturulmuştur. Uygulama bölümünde, araştırma alanı seçilen illerde baraj yönetiminden sorumlu yetkililerle yapılan mülakat değerlendirmelerine ve halkın baraj yatırımlarına ilişkin bakış açısının belirlendiği anket bulgularına yer verilmiştir. Böylelikle, çalışmada, Türkiye?deki baraj yönetim sürecine ilişkin ana sorunlarının belirlenmesi ve baraj yönetim sürecinde sorumlu olan tüm aktörlerde, sorun alanlarına yönelik farkındalık yaratılması hedeflenmektedir. Araştırma sonuçlarına göre, iklim faktörünün baraj projelerinde genelde göz ardı edildiği tespit edilmiştir. Yer seçimi kararlarına yönelik çok yönlü düzenlenmesi gereken Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporlarının ve kamusal yarar tespitlerinin, afet riskleri de dikkate alındığında, ÇED yönetim süreci içinde özensiz hazırlandığını da belirtmek yerinde olacaktır. Ayrıca amacı kamusal nitelikli olan bu yatırımlarda halkın ihtiyaçlarına ve görüşlerine çalışmada açıklanan bazı bölgelerde katılımcı demokrasi ve mevzuat yönüyle dikkat edilmemesi paradoks olarak görülmektedir. Kuşkusuz istihdam yaratıcı ve olumlu dışsallık yaratan diğer pozitif etkileri çalışmada tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Su Kaynakları, Baraj, Hidroelektrik Santraller (HES), Baraj Yönetimi, Baraj Güvenliği

Aslı Yönten
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Tek Parti Döneminde sosyal Darwinizm (1860-1945)

Bu çalışma modern Batı düşüncesinde oldukça önemli bir yeri olan ve içtimai hayatın yeniden inşa edilmesinde kullanılan sosyal Darwinizm yaklaşımının Tek Parti Dönemindeki yansımalarına odaklanmaktadır. Charles Robert Darwin ile gündeme gelen ve insanın ortaya çıkışını doğal seleksiyoncu evrimle açıklayan bu yaklaşım, hayatı madde ve kuvvetin tanrısal iradesiyle, toplumu öjenik ırk ıslahıyla, ekonomiyi laissez faire serbest piyasa mantığıyla, din ve tanrıyı insanın tabiatı bilmemesi nedeniyle zekâyla, tarihi ilerlemeci ve tekâmülcü, ahlakı ise tabiat kanunlarının bir gereği olarak açıklamaktadır. Yeniden bir toplum inşa etme idealine sahip, bunu da Batı tarzı yapma yöntemine inanmış Tek Parti Döneminin önde gelen insanları sosyal Darwinizm yaklaşımını farklı boyutlarıyla da kullanmaktadır. Düşünsel ve toplumsal dönüşümün sağlanması için sosyal Darwinizmin bu sürece ne oranda etki ettiğini anlamak için dönemin ders kitapları, düşünce ve akademik dergileri, gazeteleri, Birinci ve İkinci Türk Tarih Kongreleri, yasaları, meclis zabıtları ve önemli isimlerin yapmış olduğu çalışmalar incelemeye tabi tutulmuştur. Bu incelemeler yapılırken 1923 ve 1945 yılları arası temel alınmaktadır. Bu incelemeler yapıldığında görülecektir ki sosyal Darwinizm yaklaşımı "bilimsellik" üst başlığıyla kendine oldukça geniş yer bulmakta ve düşünce yapısı başta olmak üzere pek çok alanı etkilemektedir.

DarwinizmEvrimEvrim teorisi+2
Ragıp Ergün
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Orta doğu'da yeni stratejik çevreleme girişimlerinin Türk dış politikasına etkisi: Suriye örneği

Dış Politika'da stratejik karar alma süreci, son noktada ulaşılacak resmin belirlenmesini müteakip, ileriden geriye doğru bir planlama gerektirmektedir. Kamu Yönetimi alanında bu süreç siyasa formülasyonu olarak adlandırılmaktadır. Güç, zaman ve mekân ölçeğinde icrası mümkün görülen "Tasarı"nın gerçekleştirilmesi siyasi iradenin kararlılığı kadar dış dinamiklerin olası etkilerine yönelik jeopolitik analizin sağlıklı yapılmasına bağlıdır. Tasarının inşası olan "Stratejik Mimari" kurumsal bir üretimdir. 2002 yılından itibaren Türkiye'de yaşanan "Merkez" ve "Çevre" nin büyük ölçüde konum değişikliği ile içyapısal dönüşüm gerçekleştirilirken geleneksel çevre değerleri paralelinde kültür coğrafyasına yönelik yeni bir dış politik açılım başlatılmıştır. Ancak gerçekleştirilmeye çalışılan bölgesel ortaklıklar ve işbirliği girişimleri yerini düşmanca tutumlara bırakmıştır. Bölgeselden küresel sorunlar haline dönüşen gelişmeler Çin'in Yeni İpek Yolu projesi başta olmak üzere Rusya gibi diğer güçlerin projelerini de akamete uğratmış, Doğu Akdeniz yataklarından Avrupa'ya doğalgaz ihraç projelerinde rekabet şartlarını değiştirmiş, iktisaden zarar gören ülkelerin yakın gelecekte küresel finans merkezlerinin ağır şartlarına tâbi olmalarını zorunlu kılacak ortam yaratmıştır. Dış politikada karar sürecine müdahil aktör sayısı artmıştır. Stratejik eylemler bağlamında çok kısa bir süre sayılacak birkaç yıllık zaman boyutunda "durum" daki kökten değişimlere, stratejik planlamalarda ciddi varsayım hataları, süreç esnasında ciddi güç kaybı veya mekânın gözardı edilmiş bir faktörü neden olabilmektedir. Küresel nihai duruma uyumlandırılacak bölge resmini şekillendirmede, güç yelpazesinde bulunan değişik unsurların bileşenleri ortaya çıkan teritoryal fay hatlarına yönelmektedir. Küresel gelişim ve güç merkezinin Asya Pasifik bölgesine kaymaya başlamasına karşılık, maliyet faktörü ve kronik kapitalist kriz bu duruma simetrik mukabeleleri güçleştirmiştir. Ekonomik ve sosyal güce asimetrik mukabelede konvansiyonel askeri güç uygulamaları başarısız olmuş veya istenen yeterli sonucu vermemiş, "holistik" olarak adlandırılabilecek çareler aranmaya başlamıştır. Suriye ve Mısır'da yaşananlar, rahatsızlık duyanların konumuna göre holistik bir gelişmeyi işaret edebilmektedir. Kamu yönetimi bağlamında ekonomik küreselleşmenin hâkim paradigması Yönetişim' in arka planında yer alan ekonomik bölge düzenlemeleri ya da "bölgeselleştirme" politikaları, "etnikleştirme" yi tetikleyerek bölgesel?etnik?mezhepsel sütunlaşmaya yol açmakta, jeopolitik tektonikte sarsıntılar oluşturmaktadır. Küreselleşme teorisinde farklılıkların birlikteliği beklentisi, medeniyetler zemininde başlatılan "ötekileştirme" ve medeniyetlerin iç ortaklıklar oluşturarak rekabet blokları haline gelmemesi için "çözüştürme" süreci ile tezat teşkil etmiş ve böylece jeopolitik tasarı' nın üzerindeki örtü kalkmıştır. Bu çalışmada, Orta Doğu ve İslam Coğrafyası' nda hegemonyanın kendisini yeniden üretmesi ve hegemonya karşıtı oluşumların engellenmesi/çevrelenmesi için ihtiyaç duyduğu "öteki" lerin oluşturulma süreci, vasıtaları, kamuoylarının çatışma ortamına hazırlanarak şekillendirilmesi, eleştirel jeopolitik analiz zemininde Türk dış politikasına etkisi incelenmiştir. Özellikle Çin'in bölgede artmaya başlamış olan etkisi ve ilgisi, çevrelemeye hedef olan nitelikleri üzerinde ağırlıklı olarak durulmuştur. Çin'in Suriye gibi ağırlık verdiği ülkelerdeki mevcudiyeti paratoner etkisi yaratmaktadır. Suriye'de yaşanan olaylar, Türk dış politikasının ve Türkiye'nin özgün jeopolitik gücünün sınırlarını ortaya çıkardığı gibi diğer güçlerin bölgesel tasavvurlarının istikametini betimleyici olmaktadır. Türkiye'nin yeni dış politika paradigması, kültürel ve tarihi paydaşlığa dayalı olarak kimliğin yeniden tanımlanması, bu bağlamda iç ve dış yapısal düzenlemelere gidilmesi üzerine inşa edilirken, konuya eleştirel yaklaşanların öne sürdüğü, kendisini yeniden üretmede "öteki" ihtiyacını duyan hegemonyanın, jeopolitik kimlik inşasında "öteki"yi jeokültürel tabanda yeniden tesis sürecine girdiği ve bunun kurgulanmış bir durum olduğu önermesi ile ironik bir şekilde örtüşmektedir. Bu durumda, Türkiye'yi iki konumdan birinde görmek mümkündür. Ya kendi jeopolitik setini oluşturarak gelişme gayretindedir veya büyük devletlerin jeopolitik ve jeostratejik setlerinin bir aracı durumundadır. Çalışma gelişen bölge jeopolitiği çerçevesinde Türkiye'nin dış politikada söylem, eylem ve değerler matrisinin nasıl şekillendirildiğini ve buna etki eden faktörleri ele almaktadır. Batı'nın asimetrik yaklaşımının tersine, ilkesel söylemin, değerler dizini ile simetri içerisinde olması ve bunun arkasında durulması Türk bağımsızlık mücadelesini model haline getirmiştir. Ancak bugün Orta Doğu'da "değerler" sistemi halk (çevre) ve yönetici sınıf (merkez) açısından farklılık içermektedir. Çevre değerlerinin merkeze taşınması kısa dönemde beklenilmemektedir. Suriye'de yaşanan gelişmeler Türkiye'nin dış politik söyleminde yeniden inşa edilen simetriyi bozmuş, çokkültürlülük açılımı dış politik karar sürecine iç müdahalelerde bulunan aktör sayısını artırarak yönetimi baskı altına almış, bölgesel sorunların küresel ölçeğe taşınması ile jeopolitik gücünün sınırlılıklarını ortaya çıkarmıştır. Bu çalışma ile dış politikada ortaya çıkan gelişmelerin gerekçelerine eleştirel jeopolitik analiz üzerinden ulaşması hedeflenmiştir.Anahtara Kelimeler: Jeopolitik Şekillendirme, Orta Doğu Jeopolitiği, Eleştirel Jeopolitik Analiz, Siyasal Coğrafya Etüdü, Dış Politik Asimetri.

Dış ilişkilerEleştirel düşünceJeopolitik+1
Oğuzhan Ergün
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

6360 sayılı kanunun halkın belediye algısı üzerindeki etkisi: Maçka örneği

Türkiye'nin modernleşme tarihinin bir parçasını modern yerel yönetimler kurma çabası oluşturmaktadır. Osmanlı Dönemi'nin son dönemlerinde ve Cumhuriyet Dönemi'nin tamamında yasa yapıcıların bu yönde bir çaba içerisinde olduğu gözlenmektedir. İhtiyaçlar dahilinde çeşitli yeni yerel yönetim birimleri oluşturulmuş ve bazen bu kurumlar yeniden düzenlenmişlerdir. Türkiye'de 20. yüzyıl ortasında yaşanan hızlı kentleşmenin metropoliten kentlerde ortaya çıkardığı kentsel sorunlara çözüm olması umuduyla oluşturulan büyükşehir belediyeleri bunlardan birisidir. İlk büyükşehir yasasının 1984'te kabul edilmesinde bu yana 38 yıl geçmiştir. Bu süre içerisinde büyükşehir belediyeleri ülke genelinde yaygınlaştırılmış ve büyükşehir yasasının yeniden yazılması dahil olmak üzere birçok değişikliğe uğramıştır. Bu değişikliklerin mevcut durumda sonuncusu 6360 sayılı Yasa ile getirilen değişikliklerdir. Bu yasanın getirdiği değişikliklerle sadece büyükşehir belediyeleri değil, tüm yerel yönetim sistemi değişikliğe uğramış ve büyükşehir belediyeleri, il özel idarelerinin yanında, Türkiye'nin ikinci il yönetim modeli haline gelmiştir. Bu çalışmada 6360 sayılı Yasanın getirdiği değişikliklerin halkın belediye algısını ne yönde değiştirdiği araştırılmıştır. Bu araştırma için 6360 sayılı Yasa ile büyükşehir belediyesi kurulan illerden biri olan Trabzon'un Maçka ilçesi seçilmiştir. Bu amaçla Maçka'da rastgele örneklem yöntemiyle seçilen 220 katılımcıyla anket çalışması yapılmıştır. Elde edilen verilerin analizi ile 6360 sayılı Yasanın getirdiği değişikliklerin sonucunda Maçka halkının belediye algısının olumsuz yönde etkilendiği sonucuna ulaşılmıştır. 6360 sayılı Yasanın gerekçesi tam tersi bir sonuç bir sonuç öngörmesine rağmen analiz sonuçlarına göre belediyelerin halkın gözünde, hizmet, katılım, temsil ve saygınlık konusunda ilerleme kaydetmedikleri sonucu ortaya çıkmıştır. Anahtar Sözcükler: Türkiye'de Yerel Yönetimler, Belediyeler, Büyükşehir Belediyeleri, 6360 sayılı Yasa

BelediyelerBüyükşehir belediyeleriKanunlar 6360 sayılı+2
Batuhan Aydın
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Çok partili demokratik siyasal hayata geçiş sürecinde Türkiye'de Liberal Düşünce ve Hür Fikirler Mecmuası

Dünya 20. yüzyıla; ideolojik kamplaşma, emperyalist bloklar arasında bölünmüşlük, ulus devlet anlayışının küreselleşme sürecinden uzaklaşmış şekilde girmiştir. 1929 Ekonomik Bunalımı ve II. Dünya Savaşı sonrasında müdahaleci kapitalizmin doğuşu ve yükselişi klasik liberal teorinin gözden düşmesine neden olmuştur. Dünya iki bloka, "Hür Dünya/Kapitalist Batı Bloku ve Demir Perde Ülkeleri/Sosyalist Doğu Bloku", bölünerek Soğuk Savaş sürecine sürüklenmiştir. "Hür Dünya"; otoriter ve totaliter rejimlerin reddi ile iktisadi, siyasi liberal değerlerin kabulü üzerinde yükselmiştir. Türkiye, savaş sonrası yönünü "Batı" olarak belirleyerek Hür Dünya içinde yer alma çabası içine girmiş ve liberalleşmeye dönük adımlar atmaya başlamıştır. Bu dönemde "sivil topluma" alan açılması beraberinde "sivil muhalefeti" getirmiştir. Türkiye'de liberal düşünce içinde özgün pek çok özelliği barındıran dönemin ilk liberal sivil muhalefeti, "Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti (HFYC)" ve çıkardıkları "Hür Fikirler" mecmuası etrafında toplanan entelektüeller tarafından yapılmıştır. Bu çalışmanın temel hipotezi, HFYC'nin yayım organı olan "Hür Fikirler" mecmuası etrafında sosyal ve muhafazakâr liberalleri de içine alarak toplanıldığı ve dünyada liberalizmin temel öncüllerinin sorgulandığı sürecin etkisinde kalınmakla birlikte esas olarak "klasik liberal geleneği" sahiplenen bir çizginin izlendiğidir. Diğer dönemlerde benzerine rastlanmamış bir şekilde ilk defa bir cemiyet ve mecmua etrafında farklı liberal algılayışlara sahip entelektüeller "demokrasi ve özgürlük" değerlerini sahiplenerek bir araya gelmiş ve "ortak bir felsefi zemin" oluşturulmaya çalışılmıştır. Söz konusu hipotez "içerik analizi ve tarihsel araştırma yöntemi" kullanılarak değerlendirilmiştir. Üç bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümünde liberalizmin Batı'da ortaya çıkışı ve gelişiminin kavramsal, kuramsal ve tarihsel olarak incelenmesine odaklanılmıştır. İkinci bölümde, Batı'da teorik ve pratik açıdan iç içe gelişen liberal teorinin, Türkiye gerçeğindeki temel dinamikleri ile gelişimi incelenmiştir. Üçüncü bölümde çok partili hayata geçiş döneminde hem HFYC hem de "Hür Fikirler" mecmuasının savunduğu siyasi ve iktisadi düşünceleri incelenerek benimsedikleri ideolojinin ortaya çıkarılmasına ayrıca sahiplendikleri (liberal) değerlerin toplumda karşılık bulması ile yayılmasındaki çabası ve hedefi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmanın sonucunda, mecmua etrafında toplanan farklı liberal algılayış tarzlarına sahip entelektüellerin Türk liberal düşüncesinde ilk defa "özgürlük ve demokrasi" değerleri etrafında bir araya geldiği ve bunun sonraki dönemlere "öncülük" ettiği görülmüştür. Ayrıca mecmuanın, demokrasiye yönelik algının içselleşmesinin ve yerleşmesinin yanı sıra her alanda olmak üzere özgürlük bilincinin aşılanmasını dikkate değer bir zamanlamayla üstlendiği sonucuna ulaşılmıştır.

DergilerHür Fikirleri Yayma CemiyetiLiberal Düşünce dergisi+5
Zeynep Şahin
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Kentsel ekolojik güvenlik: Türkiye'de büyükşehir belediyelerine ilişkin bir araştırma

Güvenliğin nasıl sağlanacağı sorusu, bugün olduğu gibi insanın yeryüzüne geldiği günden itibaren en önemli konulardan biridir. Günümüzde sadece insanların, kentlerin, devletlerin değil aynı zamanda biyosferin de güvenliği ekolojik kriz nedeniyle tehdit altındadır. Bu bağlamda geçmiş dönemlerden farklı olarak günümüzde insan bizzat kendi eliyle yarattığı güvenlik sorunu ile karşı karşıyadır. Ekolojik tahribatın neden olduğu güvenlik sorununun merkez üssü ise kentlerdir. Nitekim krizin temel nedeni kentsel ekolojik yapının bozulmasıdır. Bu çalışmada ekolojik güvenlik, mekansal bir ölçek olarak kentler üzerinden ele alınmaktadır. Bu bağlamda güvenliğin geçmişten günümüze yaşadığı dönüşüm süreci değerlendirilirken bugün gelinen noktada ekolojik bir nitelik kazanan güvenliğin inşasına kentlerden başlanılması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu doğrultuda küresel düzeyde yaşanan ekolojik güvenlik sorununun esasında kentlerde yaşanan sorunun genişletilmiş hali olduğu görülmekte ve sorunun çıkış noktası; planlama, altyapı, ulaşım, gıda, su, enerji ve iklim değişikliği parametreleri üzerinden ortaya konulmaktadır. Küresel ekolojik güvenlik için kentsel ekolojik güvenlik yaklaşımından hareket eden çalışma, 21. yüzyılda kent güvenliği modeli olarak kentsel ekolojik güvenlik yaklaşımını ortaya koymaktadır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde genel olarak güvenlik anlayışında yaşanan değişim açıklanmıştır. Bu bağlamda devletin güvenliğinden ekosistemin güvenliğine doğru yaşanan değişim süreci ele alınmıştır. İkinci bölümde ekolojik güvenliğin inşasında mekansal ölçek olarak kabul edilen kentsel ekolojik güvenlik; planlama, altyapı, ulaşım, gıda, su, enerji, iklim değişikliği unusurları üzerinden ortaya konulmuştur. Üçüncü bölümde ise kentlerde yaşanan ekolojik güvenlik sorunları Türkiye'deki büyükşehir belediyeleri özelinde ele alınmış ve büyükşehir belediyelerinin ekolojik güvenlik durumlarına ilişkin bir değerlendirme yapılmıştır. Sonuç olarak dünyada yaşanan ekolojik güvenlik sorununun merkezini kentlerin teşkil ettiğine ve Türkiye'deki büyükşehirlerin ekolojik açıdan güvensiz mekânlar olduklarına ulaşılmıştır. Bu nedenle kentlerin güvenli kılınması için kentsel politikaların ekolojik temelli bir güvenlik yaklaşımı çerçevesinde oluşturulması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Güvenlik, Kent, Kentleşme, Ekoloji, Ekolojik Güvenlik.

BelediyelerBüyükşehir belediyeleriBüyükşehirler+5
Gamze Uzun
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ombudsmanlık kurumu ve Türkiye' de uygulanabilirliği

Tarihi kökleri İsveç'e dayanan ve idarenin denetim türlerinden biri olan ombudsmanlık kurumu, diğer denetim türlerinin eksiklerini tamamlayan ve bireyi devlet karşısında ön plana çıkararak, devlet merkezli bir kamu yönetimi anlayışından, birey merkezli bir kamu yönetimi anlayışına geçişi sağlayan ve denetimin etkinliğini arttırıcı bir fonksiyon üstlenen bir kurum olarak karşımıza çıkmaktadır. Hızlı, masrafsız, yürütmeden bağımsız, basit ve kamuoyunu bilgilendirme yoluyla idare üzerinde baskı unsuru olması bu kurumun, tüm dünyada tercih edilen bir denetim mekanizması haline gelmesini sağlamıştır. İdare ile yurttaş arasında bir tür arabuluculuk vazifesi gören ombudsman, bir kamu görevlisi olarak, idareden şikâyetçi olanların şikâyetlerini dinlemekte, incelemekte, araştırmakta ve bunun sonucunda konuyu hem taraflara hem de kamuoyuna duyurmaktadır.Çalışmada idarenin denetlenmesinin gerekliliği ve denetim türleri, ombudsmanlık kurumunun tarihi gelişimi, özellikleri, dünyadaki örnekleri, Türkiye'de uygulanabilirliği ile Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen 5548 Sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu ve yeni Anayasa teklifinde ombudsmanlık kurumu ile ilgili düzenlemeler üzerinde durulmuştur.Anahtar Kelimeler: İdare, Denetim, İdarenin Denetimi, Ombudsman, Kamu Denetçiliği.

DenetimKamu denetimiKamu yönetimi+1
Oğuzhan Erdoğan
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Tanzimat Dönemi yargı bürokrasisi

Bu çalışmada, hem genel anlamda bürokrasinin gelişim tarihi hem de Osmanlı bürokrasisinin ve daha özelde de Tanzimat dönemi Osmanlı yargı bürokrasisinin gelişimi ve günümüz yargı bürokrasisine etkileri süreç içerisinde ortaya konulmaya çalışılmıştır.Türk kamu yönetimi tarihinde Tanzimat döneminden Osmanlı Devleti'nin yıkılışına kadar olan dönem içinde yaşanan siyaset ve bürokrasi çekişmesine bakıldığında, bu çekişmenin sonucunda bürokrasinin zaferle ayrıldığı görülmektedir. Osmanlı bürokrasisini miras olarak devralan Türkiye Cumhuriyeti'nde de bu durum gözlenmektedir.Türkiye'nin devlet anlayışı ve idaresinde modernleşme ve laikleşmenin temeli sayılan Tanzimat dönemi, Türkiye'de sosyal, siyasal, hukuksal, kültürel, ekonomik vb. alanlarda bugün gelinen noktayı anlama ve tahlil etmede kilit bir dönem olarak karşımıza çıkar.Tanzimat'ı Tanzimat yapan, geleneksel Osmanlı Devleti'yle modern Türkiye Cumhuriyeti arasında köprü olmasıdır. Tanzimat döneminde yeni siyasal, sosyal ve hukuksal durumla kendini gösteren ?laiklik? olgusu aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti'nin de laik yapısının oluşumuna zemin hazırlamıştır.İşte bu çalışmada, kültür tarihimizin hemen her alanında bir dönüm noktası, bir yenilik zamanı ve geniş anlamda bir sosyo-kültürel değişim ve dönüşüm dönemi olarak adlandırılabilecek olan Tanzimat döneminin Osmanlı yargı bürokrasisinde ne gibi bir öneme sahip olduğu ve değişikliklere yol açtığını anlamacı bir yaklaşımla ortaya konulmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Tanzimat, Osmanlı, Osmanlı Devleti, Bürokrasi, Yargı, Reform, Laiklik.

BürokrasiBürokratik örgütKamu yönetimi+7
Oğuzhan Aslantürk
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki bağımsız idari otoriteler ve uygulaması

Bağımsız İdari Otoriteler genel olarak, özerk kurul, üst kurul, düzenleyici kurul, regülasyon kurumları olarak bilinir ve ülkemizde 1980'den sonra ekonomide yeniden yapılanma sürecinde ortaya çıkmıştır. Bağımsız İdari Otoriteler, toplumsal yaşam için özel bir önem ve duyarlılık taşıyan, temel hak ve özgürlükler ile ekonomik ve sosyal sektörlerde veya alanlarda düzenleme, denetim ve yönlendirme faaliyetinde bulunan, aldığı kararlar üzerinde hiçbir makam ve merciin etkisinin olmadığı idari ve mali özerkliğe sahip, özerk kamu tüzel kişilikleridir.Çalışmada, Bağımsız İdari Otoritelerin özellikleri, görevleri, ortaya çıkış sebepleri, tarihsel gelişimi, dünya'daki örnekleri ve bu kurumların ülkemizdeki örnekleri incelenmiştir. Bağımsız idari otoritelerinin özerkliği ve işleyişindeki olumlu ve olumsuz yönleri çalışmada irdelenmiştir.Bağımsız İdari Otoriteler, özellikle ekonomik alanlarda ortaya çıkan sorunların çözülmesine olumlu katkı sağlamaktadır. Bağımsız idari otoritelerinin serbest piyasa ekonomisini düzenleme ve denetleme özelliğine sahip olması ekonominin olumlu yönde gelişmesini sağlamıştır.

Bağımsız idari otoritelerDenetimGörev alanı+5
Emre Baş
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

İdari yargıda ilk inceleme ve görev

İdari yargının görev alanının belirlenmesinde ortaya çıkan uyuşmazlıkların, davacıların hak ve menfaatlerini ortadan kaldırmayacak şekilde ele alınması, hızlı ve etkin işleyen bir yargılama mekanizmasına bağlıdır. Bu mekanizmanın işlerliğini en etkin bir şekilde ortaya koyması, zamanın ve halin şartlarına uyum sağlaması ile mümkün olacaktır. Değişen ve gelişen idare hukuku alanına ayak uyduramayan bir yargılama sistemi hem kamu yararını ortadan kaldıracak şekilde hareket etmiş olacak hem de kamu hizmetinin yerine getirilmesini engelleyecektir.İşte idari yargıda uygulanmakta olan ilk inceleme konusu, üstün bir kamu hizmeti olan yargılama faaliyetinin yerine getirilmesinde, kamu yararının sağlanması amacıyla getirilmiş bir uygulamadır. Bu uygulama ile uyuşmazlıkların esasına girilmeden, daha davanın ilk açılış aşamasında, davanın; yargılama usulünün gereklilikleri ölçüsünde sıhhati temin edilerek yargılamaya geçilecektir.İlk inceleme uygulaması, dava konusu edilen uyuşmazlığın; a) Görev ve yetki, b) İdari merci tecavüzü, c)Ehliyet, d)İdari davaya konu olabilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu (gereken) bir işlem olup olmadığı, e)Süre aşımı, f)Husumet, ve g) Dilekçelerin 2577 sayılı Kanunun 3. ve 5. maddelerine uygun olup olmadığı şeklinde yapılan yargılama faaliyetidir.Görev konusu ise ilk inceleme konularının ilki ve en önemlisidir. Yapılan çalışmada ilk inceleme uygulaması genel hatları ile incelenmiş, idari yargının görev alanının belirlenmesindeki kriterlerden kamu gücü, kamu hizmeti, idari işlem, idari eylem ve idari sözleşme kavramları ele alınmıştır.

Davalarİdari davalarİdari yargı
Mehmet Cemil Fidancı
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Seçim sistemleri ve Türkiye

Günümüz siyasal rejimleri içinde demokrasinin önemi artık tartışılmazdır ve demokrasi bütün toplumlar için arzu edilen bir hal almıştır. Demokrasilerin sağlıklı işleyebilmesi için belirli aralıklarla seçimler yapılmalıdır. Özgür ve düzenli seçimler, bir ülkenin demokratik olup olmadığının en önemli göstergesidir. Bununla birlikte seçimlerin ardından seçmenin iradesi doğrultusunda bir hükümetin kurulabilmesi için, o ülkede uygulanan seçim sisteminin seçmenin iradesine en iyi cevabı verebilecek nitelikte olması gerekir. Seçim sistemleri ülkeyi yönetecek istikrarlı bir hükümeti ortaya çıkarmak ve toplumdaki bütün görüşlerin ağırlıkları oranında parlamentoda temsil edilmesini sağlamak amacındadır. Ancak bu iki amacın birlikte gerçekleşmesi mümkün olmamaktadır. Bu nedenle bu iki görüş doğrultusunda birçok seçim sistemi ortaya çıkmıştır. Bunlar içinde yönetimde istikrarı sağlayan çoğunluk sistemi ile temsilde adaleti gerçekleştiren nispi temsil sistemi en çok bilinenleridir. Türkiye'de çok partili siyasi hayata geçilmesinin ardından günümüze kadar birçok farklı seçim sistemi uygulanmıştır. Seçim sistemlerinde siyasi iktidarın sağlanması amacıyla düzenlemelerin yapıldığı, ancak bu düzenlemelerin her zaman beklenilen sonuçları ortaya çıkarmadığı görülmüştür. Gelinen noktada Türkiye'de, toplumun her kesimi tarafından üzerinde anlaşmaya varılmış, sonuçlan tartışılmayan bir seçim sistemine henüz sahip olunamadığı anlaşılmaktadır. Seçim sistemlerinden beklenilen faydanın elde edilememesinde; demokrasinin bütün unsurlarıyla birlikte düşünülmesi ve bu sayede çözüme kavuşturulması gereken sorunların, sadece seçim sistemini değiştirmekle çözülebileceğini düşünen anlayış yatmaktadır. Seçim sistemleri bir ülkenin istikrara kavuşmasında ve bu sayede gelişimini tamamlamasında önemli bir etkendir ancak tek ve geçerli etken değildir. VII

Seçim sistemleriSeçimler
Hüseyin Yılmaz
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
DoctorateOpen AccessTR

21. yüzyılda ulus - ötesi demokrasi: Köken, kapsam, biçim ve kısıtlılıklar

Demokrasi, siyaset biliminin ve uluslararası ilişkiler gibi ilgili sosyal bilim dallarının en çok tartışılan kavramlarından birisidir. Mamafih; teorik ve felsefi düşüncenin idealize ettiği bir kavram olmaktan, bir yönetim tarzı olarak uygulanmasına değin demokrasi, tartışmalı olduğu kadar zengin bir araştırma konusudur. Bu çalışma ulus-ötesi demokrasiyi; kuramsal ve tarihsel boyutuyla birlikte, biçim/prosedür, kapsam/ölçek ve olanak/kısıtlılık noktalarından eleştirel bir bakış açısıyla ele almaktadır. Demokrasi önüne pek çok sıfat alan bir kavram olduğundan, kavrama ilişkin tanımlar yapıldıktan, klasik ve modern demokrasi kuramları tasnif edildikten sonra ulus-ötesi demokrasi kuramları değerlendirilmiştir. Genel çerçeve olarak radikal ve liberal kuramlar olarak ikiye ayırılabilecek olan yaklaşımların ortak vurguları; demokratik ilke ve değerlerin evrenselleştiği, siyasetin/siyasa yapımının ve demokrasinin küresel terimlerle düşünülmesi gerektiğidir. Liberal kuramlar (liberal enternasyonalizm, müzakereci demokrasi, kozmopolit demokrasi) ulus-ötesi demokraside devlet dolayımının ve temsilin/müzakerenin altını çizerken, radikal kuramlar (radikal demokratik çoğulculuk, sosyalist enternasyonalizm, anarşist yaklaşım) devlet aygıtının olmadığı ve demokrasinin aracısız, doğrudan uygulandığı bir yaklaşımı benimsemektedir. İlgili kuramların rehberliğinde; çalışmanın tarihsel arka plan, köken bölümünde gösterildiği üzere, ulus-devlet ölçeğini aşan bir siyaset ve yönetişim olan ulus-ötesi demokrasi tarihsel ve maddi koşulların içerisinden/etkileşiminden bir ilişki olarak doğmuştur. Çalışmanın kapsam bölümü; bu ilişkinin mekânsal/alansal boyutunu ele almakta, ulus-devlet geri çekilirken arkada bıraktığı 'boşluğun' ondan öte bir mekânsal ölçekte, ya da ne tamamıyla devletlerle bölünmüş ne de bütünüyle bir dünya hükümet tarafından birleştirilmiş 'gri bir alanda', ulus-ötesi kurumlarca doldurulduğunu göstermektedir. Takip eden biçim bölümünde ise, söz konusu ulus-ötesi kurumların yapısı ve işleyişleriyle birlikte karar alma prosedürleri incelenmiş; egemenlik, katılım, temsil gibi klasik kavramların dönüşümü ortaya koyulmuştur. Son bölüm; demokrasinin demokratikliğinden, ulus-ötesi demokrasinin yapısal kısıtlılıklarına ve alternatif yönetim tasavvurlarına değin eleştirilere ve sorunlara ayrılmış, günden güne baskın hale gelen kavram sorgulanmıştır. Sonuç olarak çalışma; demokrasinin kadim soru(n)larına, demokrasinin politik biriminin ölçeği ve prosedürlerinin değişmesiyle birlikte verilen güncel yanıtların izini sürmüştür. Anahtar Kelimeler: Demokrasi, Küresel Siyaset, Ulus-Ötesi Demokrasi, Uluslararası ve Ulus-Ötesi Yönetişim Kurumları

21. yüzyılDemokrasiKöken bilim+7
İsmail Cem Karadut
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Bir kamu politikası aktörü olarak Toplu Konut İdaresi Başkanlığı'nın (TOKİ) değerlendirilmesi

1984 yılında kurulan ve kurulduğu tarihten itibaren neoliberalizm ile ilişkili olan Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ), bu çalışmada neoliberalizmin tarihsel gelişimine paralel bir seyir izleyen iki alt dönem içerisinde incelenmiştir. TOKİ'nin bir kamu politikası aktörü olarak her iki döneminde de kullandığı konut politikası araçları arasında kredi ve doğrudan konut üretimi bulunmaktadır. 1984-2002 yılları arasını kapsayan ilk dönemde, TOKİ'nin kullandığı ana kamu politikası aracı özellikle konut kooperatiflerine sağlanan kredilerdir. 2003 yılı sonrasındaki ikinci dönemde ise ana kamu politikası aracı olarak doğrudan konut üretiminin kullanılması tercih edilmiştir. TOKİ'nin 2003 yılı ve sonrasını kapsayan ikinci döneminde elde ettiği geniş yetki, görev ve sorumluluklarla konut sektöründe uygulanan neoliberal politikalarda üstlendiği rol, mevzuat değişiklikleri ve veriler üzerinden değerlendirilmiştir. Çalışma kapsamında neoliberalizm ile TOKİ arasındaki ilişki bütüncül biçimde değerlendirilerek literatüre katkı sağlanmaya çalışılmıştır. Kullanılan ana kamu politikası araçlarındaki değişimin neoliberalizmin Post-Washington uzlaşması döneminde devletin piyasada üstlendiği rolde yaşadığı değişime paralel olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Sözcükler: TOKİ, Neoliberalizm, Konut politikası, Kamu politikası

Devlet politikalarıKamu kuruluşlarıKonut politikaları+2
Serdar Oluğ
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessEN

Evaluati̇on of reform movements i̇n local goverment from 1980s to present i̇n regards to local self-goverment

The process of change and transformation around the world that gained speed with the effect of globalization has influenced Turkish public administration too. In search of solutions for organizational and functional problems, the subject of reorganization in administration has started to occupy Turkey's agenda especially after 1980s. While reorganization, raised by liberal discourse, was only a need in 1980s; especially around 2000, this process-sped up with reform movements for local administrations-has become an imperative. In this study, as it is the time when globalization started to influence the world heavily, the reform movements in local administrations after 1980s and their contributions to local autonomy have been investigated. In this context, the concept of indigenization, which is brought about by globalization, is emphasized while their relationship is also being addressed. As a part of the reform movements after 1980, Public Administration Principal Law, Provincial Special Administration Law, Municipality Law, and Metropolitan Municipality Laws are examined. As a result of the study, it is concluded that local administrations under Turkish public administration do not have enough administrative autonomy. Key words: Globalization, Localization, Local Self-Government, Administrative Reform.

MunicipalitiesGlobalizationInnovation+3
Hatice Kübra Altunsoy
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Özyönetimden Porto Alegre'ye: Kuramsal bir deneme

Oldukça eskiye dayanan bir tarihsel geçmişe sahip olan özyönetim düşüncesi, Paris Komünü ile birlikte pratiğe dökülmüştür. Temsili demokrasinin biçimsel mekanizmaları günümüz siyasal sistemleri için yetersiz kalmakta, karar alma süreçlerinde katılımın artırılması gerektiği tartışılmaktadır. Yurttaşların karar alma mekanizmasında söz sahibi olma talebi ve bunun gerekliliği Porto Alegre'de Katılımcı Bütçe uygulamasını doğurmuştur. Bu çalışmada özyönetimin kökleri ve ideolojik gelişimi incelenmiş, Paris Komünü ve Porto Alegre deneyimleri tartışmaya açılmıştır. Bir özyönetim deneyimi olan Paris Komünü'nü ve Sovyetleri temel alan Porto Alegre yönetimi, karar alma sürecine halkın büyük oranda katılımını sağlamıştır. Ancak özyönetimin mevcut kapitalist dünya düzeni içerisinde tek başına sürdürülemeyeceğinden hareketle, Porto Alegre'de uygulanan Katılımcı Bütçe deneyinin bir özyönetim deneyimi olmadığı ancak özyönetimin filizlenebileceği bir deneyim olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Özyönetim, Porto Alegre, Katılımcı Bütçe, Paris Komünü.

Alegre, PortoYönetimYönetim sistemleri+1
Aliye Bilge Certel
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Yönetim düşüncesinin gelişimi çerçevesinde Türkiye'de büyükşehir belediye sistemi

"Yönetim" kavramı, insanların bir arada yaşamaya başlamalarından itibaren varlığını toplum içerisinde gösteren bir olgudur. Çoğu kaynakta Antik Yunan'dan itibaren ele alınıyor olsa da, uygulamada Antik Yunan'a öncüllük eden örnekler de söz konusudur. Bu bağlamda, ihtiyaçlara ve toplumun yapısına bağlı olarak yıllar içerisinde hem farklı görüşlerle hem de farklı uygulamalarla beslenerek günümüzdeki halini almıştır. Zaman içerisinde sınırların genişlemesi ile merkezi devletlerin hizmet sunumunda yetersiz kalışı, yerel yönetimlerin tarih sahnesine çıkmasına yol açmıştır. Hizmetin daha yakın birimler tarafından yerine getirilmesinin etkinlik ve verimlilik açısından daha olumlu olacağı düşüncesi ile merkezi devletler çoğu ülkede küçültülmüş, yerel yönetimlerin hizmet alanları genişletilmiştir. Ülkemizde de Osmanlı Devleti'nde özellikle Tanzimat ile başlatılan yerelleşme hareketleri, Cumhuriyet sonrasında da devam ettirilmiştir. Yerel yönetimler adına ülkemizde yapılan son çalışma 2014 tarihinde "On Üç İlde Büyükşehir Belediyesi Ve Yirmi Altı İlçe Kurulması İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" adıyla yürürlüğe giren 6360 sayılı kanundur. Kanun, ülkemizdeki yerel yönetimler bazında köklü değişiklikleri bünyesinde barındırmaktadır. Çalışmada yönetim biliminin ve kamu yönetiminin siyasal düşünceler ve tarihsel uygulamalar açısından geçirdiği süreçler ele alınmıştır. Daha sonra yerel yönetimler, hem dünyada hem de ülkemizde tarihsel çerçeve içerisinde incelenmiş, büyükşehir belediyelerine de çalışma içerisinde ayrı olarak yer verilmiştir. Çalışmanın son kısmında ise bu kez 6360 sayılı Kanun, yönetim biliminin geçirdiği tarihsel aşamalar göz önüne alınarak yorumlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Büyükşehir belediyesi, yerel yönetimler, yönetim bilimi, kamu yönetimi, 6360 sayılı yasa.

BelediyelerBüyükşehir belediyeleriKamu yönetimi+2
Edibe Arık
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de kamu personelinin dünü ve bugünü (Hakları,görevleri ve sorumlulukları)

Bu araştırma ile Türkiye'de istihdam edilen kamu personelinin genel bir çerçevesini oluşturmak, Türk kamu personel rejiminin geçmişten günümüze değerlendirmesini yapıp, rejimin tarihsel süreçte geçirdiği değişimlerin niteliksel ve niceliksel analizini yapmak ve buna ilişkin çözüm önerileri geliştirmek istenmiştir. Bu çalışmada, bugün gerçekleşen olayların sadece günün şartlarından değil, geçmişte alınan bir takım kararların sonucundan meydana geldiğini öne süren yol bağımlılık kavramının izlerine rastlamak mümkündür. Etkileşimle bir olayın yapılmasını vurgulayan koordinasyon etkileri, iç ve dış siyasi sebepler, değişime karşı gerekli bilincin oluşmaması, değişimlerin uygulanması ve sürekliliği için uygun koşulların hazırlanmaması, konjonktürün iyi değerlendirilmeden adımların atılması kamu personel yönetiminde değişiklik yapma algısını yol bağımlı hale getirmiştir. Tüm dünyaya konu olan, pek tabi ülkemiz açısından da gerek ekonomik gerekse siyaset ve yönetim açısından pek çok değişime gebe olan 1980'ler, kamu personel yazınında da önemli bir yer tutar. 1980'den sonra personel literatürünün analizinde çalışmalara konu olan durum ve ortaya çıkan sonuç yükseliş arz eden esnek istihdam olgusudur. Esnek istihdam ile gerçekleştirilen bu dönüşüm, personelin iş güvencesi tanımını değişime uğratmaktadır. Personel sayıları yıllar itibariyle incelendiğinde de aynı sonuca ulaşılmış, 1980 sonrası sözleşmeli personele evrilen esnek istihdam, 2000'li yıllardan sonra taşeron personel önceliğine kaymıştır. Ayrıca özel sektörde istihdam, kamudaki istihdama göre yaklaşık 16 kat daha fazla büyümüştür. Bu, toplam istihdam içerisinde her 100 kişiden sadece 12'si kamuda iken 88 kişinin ise özel sektörde istihdam olanağı bulduğu anlamına gelmektedir. Anahtar Kelimeler: Kamu personeli, yol bağımlılık, esnek istihdam, taşeronlaşma.

Alt işverenGörevlerHukuki sorumluluk+7
Rana İçmen
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Sürdürülebilir turizm kapsamında ortaya çıkan stratejiler

Sürdürülebilir turizm, turizm literatüründe her geçen gün daha yoğun bir şekilde tartışılan bir konudur. Sürdürülebilir turizmle ilgili yapılan ilk tanımların sürdürülebilir turizmi kitle turizmine bir çözüm olarak açıkladığı iddia edilmektedir. Bu nedenle, son yıllarda çeşitli araştırmacılar tarafından sürdürülebilir turizm için birçok strateji öne sürülmüştür ve katılımın önemi ve ayrıca toplumun desteği önemle vurgulanmıştır. Bu tez alternatif turizm, ekoturizm, sorumlu turizm ve toplum turizmi gibi sürdürülebilir turizmin yeni stratejilerinden bazılarını ele alarak bunların başarısını ya da başarısızlığını etkileyen faktörlere odaklanmayı amaçlamaktadır. Bu araştırma aynı zamanda öne sürülen stratejiler arasından hangi stratejinin en çok uygulandığını ve dünyanın hangi kısımlarında uygulandığını göstermeyi hedeflemektedir. İkinci olarak bu çalışma sürdürülebilir turizme ulaşmak için başarılı bir katılımı ve toplum desteğini etkileyen faktörleri de ele almayı amaçlamaktadır. Bu tezde son 30 yılda uluslararası yayınlarda yer alan hem nicel hem de nitel veriler dahil olmak üzere araştırma makalesi türündeki ikincil veriler kullanılmıştır. Bu tez, verilerin sürdürülebilir turizm, ekoturizm, alternatif turizm, toplum turizmi ve sorumlu turizm gibi kilit araştırma kelimeleri kullanılarak ve internetteki akademik arama motorlarından faydalanan katmanlı bir yapı içerisinde toplandığı sistematik bir taramadır. Veriler Microsoft Excel yazılımındaki basit çapraz tablolar kullanılarak analiz edilmiş ve seçilen makalelerden elde edilen araştırma bulguları kategorize edilmiş, özetlenmiş ve sunulmuştur. Bulgulara göre stratejilerin büyük bir kısmı genel olarak devlet kurumları ile işbirliği, düzgün organizasyon, yönetim ve belirli ilkelere uygunluk gibi başarı faktörlerini ön plana çıkarmaktadır. En yaygın başarısızlık faktörleri arasında ise siyasi istikrarsızlık, devlet desteğinin olmaması ve merkezi politik sistemler bulunmaktadır. Bulgulara göre katılım faktörünün sürdürülebilir turizm konseptlerinin başarısını kolaylaştıran etkin bir kavram olduğu görülmektedir. Sonuçlar göstermektedir ki sürdürülebilir turizme katılan toplumlar doğal kaynaklarından fayda sağlamaktadır ve bazı makalelerde toplumun ilgisi bir başarı faktörü olarak belirtilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilir Turizm, Ekoturizm, Alternatif Turizm, Toplum Turizmi, Sorumlu Turizmi, katılım

Alternatif turizmEkoturizmStrateji+3
Locadıa Leona Masara
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

1982 Anayasası'nda milletvekilliği statüsünün kazanılması ve sona ermesi

Türk Anayasaları'na ilk defa, 1921 Anayasası'yla giren milli egemenlik ilkesi, 1982 Anayasası'nda 6. maddeyle varlığını sürdürmüştür. Çünkü, Anayasası'nın 6. maddesindeegemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu belirtilmiştir. Bu ilkenin sonucu olarak, Anayasası'nın 80. maddesinde, milletin temsili hususu düzenlenmiştir. Söz konusu maddeyle, milletvekillerinin, seçildikleri bölgeyi veya kendilerini seçenleri değil, bütün Milleti temsil edecekleri belirtilmiştir. Millet, egemenliği, ancak temsilcileri aracılığıyla kullanabilir. Yukarıdaki hususlara göre, Anayasası'nın 76. ve Seçim Kanunu'nun 11. maddelerinde sayılan milletvekili seçilme yeterliliği, yine Seçim Kanunu'nun 12, 20, ve 21. maddelerinde geçen adaylığa ilişkin hususlar ile Anayasası'nın 84. maddesi, TBMM İçtüğüzü'nün 135. maddesinde sayılan milletvekilliğini sona erdiren haller, çalışmanın ana konularını oluşturmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde, günümüz siyasî temsil anlayışının ortaya konması için, temsil ve temsilî demokrasi kavramlarını incelenmiştir. İkinci bölümünde, Anayasa'nın 76. ve Seçim Kanunu'nun 11. maddesi kapsamında, seçilme yeterliliği, Seçim Kanunu'nun 12, 20, ve 21. maddeleri kapsamında ise, adaylığa ilişkin hususlar açıklanmıştır. Ayrıca, milletvekili statüsünün kazanılma anı, niteliği, yeni seçilen Meclis'in yetkilerini kullanmaya başlaması, parlamenter muafiyetler, yasama bağdaşmazlığı ve milletvekillerinin özlük hakları ele alınmıştır. Son bölümde ise, milletvekilliği statüsünün sona erme halleri, kendiliğinden sona erme, YSK kararlarına göre sona erme, Anayasa'nın 84. maddesi kapsamında milletvekilliğinin düşmesi ve milletvekilliğinin düşürülmesi kararlarının yargısal denetimi başlıkları altında incelenmiştir. Çalışmada yöntemsel olarak, hem yerli, hem yabancı literatür taraması yapılmış, Anayasa, İçtüzük ve Seçim Kanunu gibi temel mevzuat incelenmiş, ayrıca, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve YSK'nın konuya ilişkin kararları değerlendirilmiştir. Bununla birlikte, seçilme yeterliliği, adaylık ve parlamenter muafiyetler konularıyla sınırlı olarak, yabancı ülkeler ile Türkiye'deki durum arasında karşılaştırma yapılmıştır.

Anayasa 1982AnayasaKanunlar+7
Gökhan Dönmez
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Medya ve demokrasi: Türkiye'de siyasal iktidar- toplum ilişkisinde medyanın rolü

Medyanın dördüncü güç olma sürecinin baslangıcından itibarengünümüze kadar analizinin ele alındıgı bu çalısmadaki amaç; medyanınsiyasal iktidar ve toplumun, iletisiminde belirleyici rolü ve siyasetin dogasıüzerindeki etkinligini arastırmaktır. Türkiye özelinde amaçlanan, siyasaliktidar?toplum iliskisi ve medyanın ekonomi-politigi çerçevesinde, siyasalhayat üzerindeki ölçülebilir etkisini belirlemektir. Bu tezin hipotezi; siyasaliktidar-toplum iliskisinde medya, siyasetin bizzat dogasını ve demokrasiyidegistirecek güce sahiptir, seklindedir.Birinci bölüm, siyasal iktidar, demokrasi ve medya arasındaki iliskininbir analizini sunmaktadır. Bu bölüm aynı zamanda medyanın, sisteminsürdürülebilir bir demokrasinin saglıklı isleyisinde önemli rolünügöstermektedir. kinci bölüm medyanın, siyasal hayatın unsurlarına etkilerinianlamak üzere genel bir teorik çerçeve sunar. Üçüncü bölüm Türkiye'dekimedyanın yapısını hem ekonomik hem de hukuki açıdan resmeder. Dördüncübölümün iki kısmı bulunmaktadır: Medya analizi ve alan çalısması. Tezinuygulamalı geçerliligi 5 Türkçe gazetenin ilk haberleri 2007 yılı parlamentodakisiyasal partiler ve liderleri, Genel Seçimler, Cumhurbaskanlıgı Seçimleri vetoplumsal hareket baglamında içerik analiziyle test edilmistir. Sonuçla sunlarıortaya çıkarmıstır: (a) medya içerigi, sahipligine göre farklılasmaktadır, (b)medya sahipligi neyin haber olacagını belirlemektedir, (c) medya siyaseti,siyasal liderler üzerinde yüzeysellestirmekte ve ne hakkında ve nasılkonusulacagını belirlemektedir. Alan çalısması uygulamaları olarak sunlarıortaya çıkarmıstır:(a) medya temel bir siyasal kaynak olmasına ragmen en azgüvenilir olanıdır, (b) sol ya da sag söylemli medya, var olan siyasal tutumlarıgüçlendirirken ana-akım medya oylar üzerinde etkili olmakta ve bunlarımanipüle etmektedir, bu, ana akım medyanın siyasal pazarlık gücünükuvvetlendirmektedir, (c) okuyucuların siyasal egilimleri ve tutumları, takipettikleri medyanın haberlerinin söylemi ile uyum içindedirBu tez, kitle toplumlarında siyasal iktidar-toplum arasındaki medyaaracılıgıyla gerçeklesen siyasal iletisimin, kapitalizm etkisiyle beraber, medyakartelleri ile karsılıklı bir bagımlılık iliskisine ve güç dengesine yol açtıgını;medyanın dördüncü bir güç olarak siyasal sistemi demokrasidenmedyakrasiye dogru dönüstürmekte oldugunu ortaya koymustur.Anahtar Kelimeler: Medya ve Demokrasi, Medyakrasi, Siyasal İletisim, Siyasalİktidar, Kamuoyu, Siyasal Manipülasyon.

BasınBasın hukukuDemokrasi+7
Nigâr Değirmenci
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye-İran ilişkilerinin uluslararası siyasal sistem bağlamında değerlendirilmesi

Türkiye ile İran'ın ilişkilerine genel olarak bakıldığında iki devletin ne devamlı çatışan konumda ne de çok uyumlu ilişkilere sahip olduğu söylenebilir. İki devletin ilişkileri için en uygun niteleme dengeli olacaktır. Türkiye ve İran, bir yandan Sadabat Paktı ile başlayıp Bağdat Paktı ile süren çizgide siyasi, askeri ve ekonomik alanda işbirliğine giderken bir yandan da çeşitli sorunlar nedeniyle bir zıtlaşma içine girmişlerdir. İki devlet arasındaki ilişkilerde ana sorunlar; sınırın karşılıklı olarak birbirleri aleyhine kullanılması, iki devletin büyük devletlerle ilişkileri, bölgesel egemenlik mücadeleleri, ideolojik konular ve son dönemde Ortadoğu, Orta Asya, Kafkasya ve Kuzey Irak'taki çıkar çatışmalarından kaynaklanmaktadır. Bu rekabete karşın Türkiye ve İran, son yıllarda ekonomik alanda ve enerji alanında yakın ilişki içine girmişler ve işbirliği yapmaya başlamışlardır.İran'ın İslam Devrimi sonrası batı dünyası tarafından dışlanmış olması İran'ın bu ülkeleri düşman olarak görmesine neden olmuştur. Bu durum İran'ı nükleer silahlanma da dahil olmak üzere silahlanmaya teşvik etmiş, hatta terörizmi de kullanarak dünyaya meydan okumasına yol açmıştır.Türkiye, İran'ın nükleer bir güç olma, kitle imha silahı geliştirme, terörizmi destekleme, Siyasal İslam olgusunu yayma çalışmalarından ve ülkesindeki totaliter şeriat rejiminden rahatsızlık duymaktadır. Ancak Türkiye, ABD'nin İran'da köklü bir rejim değişikliği yaratacak sert ve radikal politikalarını da desteklememektedir. Türkiye'nin İran politikası, rejimin kendi iç dinamikleri ile iç ve dış politikada reforma gidilmesi düşüncesine dayanmaktadır. Bu yüzden ABD'nin olası bir müdahalesi halinde Türkiye'nin müttefiki ABD ile komşusu İran arasında bir tercihte bulunması gündeme gelecektir. Bu çalışmada Türkiye'nin İran ile olan ilişkilerinin tarihsel süreci göz önüne alınarak ilişkilerin önümüzdeki süreçte nasıl olması gerektiği konusu ele alınmıştır.

Türk-İran ilişkileriUluslararası ilişkilerUluslararası politika
İlhan Ozan Hamurcu
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Demokrasinin üç temel modeli

2500 yıllık tarihi bir arka plana sahip olan demokrasi düşüncesi, günümüzde hala en yaygın yönetim biçimi olma özelliğini korumaktadır. Özellikle Batı'da hâkim olan bu model günümüzde birçok sorunu da beraberinde getirmektedir. Farklı rejimler ya da ideolojilerin kendilerini, sistemlerini demokrasi olarak tanıtmaları ve eylemlerinin amacının demokratik idealleri gerçekleştirmeye dönük olduğunu iddia etmeleri birçok tartışmayı da beraberinde getirmektedir. Bu çalışmada demokrasinin tarihsel ve kuramsal arka planı ve demokrasinin üç temel modeli analiz edilmiştir. Bu üç model, Atina demokrasisi, Liberal Demokrasi ve Marksist demokrasidir. Araştırmada, antik ve modern demokrasiler arasındaki farklılıklar üzerinde durulmuş ve günümüzde bu üç modelden hangisinin demokrasiyi gerçekleştirmeye daha uygun olduğu tartışılmıştır. Paris Komünü deneyimi üzerinden ilkeleri ve eksiklikleri incelenen Marksist demokrasinin demokratik idealleri gerçekleştirmeye uygun olup olmadığı ve günümüz demokrasisinin önündeki problemler için alternatif çözümler sunup sunamayacağı tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Demokrasi, Atina Demokrasisi, Liberal Demokrasi, Marksist Demokrasi, Paris Komünü.

Atina demokrasisiDemokrasiLiberal demokrasi+1
Gülçin Şahin
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Kent hakkının oluşumuna devrimci kadınların katkıları

Bu çalışmanın amacı devrim koşullarını dikkate alarak devrimci kadınların kent hakkının oluşumuna katkılarını ve kent dinamiklerine etkilerini irdelemektir. Kent hakkını çeşitli biçimlerde kullanarak, bütün gruplar için talep eden devrimci kadınlar kentlerde toplumsal hareketlere neden olmaktadır. Bu çalışma devrimci kadınların kent hakkını kullanarak toplumdaki bütün gruplara yaymada ve toplumsal hareketler yaratarak üstlendikleri rolleri açıklamayı hedeflemektedir. Çalışma toplumsal hareketlerde yer alan kadınların kent hakkının oluşması ve kullanımının herkes için geçerli olması açısından yaptıkları katkıları ortaya koymaya çalışmaktadır. Tezin içeriği beş devrim ve beş devrimci kadınla sınırlandırılmıştır. Bu kadınların seçilmesinde onların talepleri, hitabetleri, liderlikleri, örgütleri, devrim ile gelen güçlerini kentsel kamusal alanlarda topluma yön vermek üzere kullanmaları ve evrensellikleri temel kriterler olarak baz alınmaktadır. Ayrıca tezde yer alan kadınlar belirli bir kültürel birikime sahiptir ve bu birikimlerini devrim süreçlerinde hak taleplerine dönüştürmüş kadınlardır. Rosa Parks ve Olympe De Gouges kendi çabaları ile entelektüel çevre edinmekteyken, Halide Edip Adıvar, Aleksander Kollontay, Benazir Bhutto gibi örneklerde devrimci kadınlar ayrıcaklı bir sınıfa mensup bulunmaktadırlar. Bütün bu devrimci kadınlar kendilerini devrimde kitlelere yön verecek kadar geliştirebilmektedir. Devrimci kadınların kent hakkını kullanmada kentsel siyasal araçlar olarak mitingler, örgütler, dergiler, gazeteler, kitaplar, broşürler, okullar, röportajlar dikkate alınmaktadır. Devrimlerin ortaya çıkmasını tarihsel ve toplumsal koşullardan ayırmak tek boyutlu bir yaklaşım getireceği için, meydana geldiği dönemdeki toplumun içerisinde bulunduğu şartları açıklamak amacıyla her devrimin sürecine değinilmektedir. Açıklayıcı anlatım yöntemi benimsenen çalışmada, devrimler ve devrimci kadınların kent hakkına katkıları sosyolojik ve tarihsel bakış açısı ile incelenmekte, devrimci kadınların yaşamları ve eylemlerinin irdelenmesinde, özellikle resmi belgeler, otobiyografileri, eserleri, röportajları ve dönemi açıklayan tarihi kaynaklardan yararlanılmaktadır. Devrimler ve devrimci kadınlar ile birlikte kentlerin toplumsal hareketler ile karşılıklı etkileşimini göstermek amacı ile farklı kuramcıların bakış açıları ile kent kuramları irdelenmektedir. Bu kuramlar her kentin kendine has özelliklerinin, karakterlerinin olmasını göstermesi bakımından da açıklayıcı olmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kent, Kent Hakkı, Devrim, Devrimci Kadın.

DevrimcilerKadınlarKentler+2
Merve Atalay
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00