
134
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Türkiye Batı bölgelerinde hantavirus araştırılması: Trakya bölgesi kemiricilerinde hantavirus antikorlarının prevalansının araştırılması
Hantavirus, asıl konağı kemiriciler olmasına rağmen temel olarak, enfekte kemiricilere ait sekresyonlardaki (dışkı, idrar, tükürük) partiküllerin solunması yolu ile insanlara bulaşmaktadır. Hantavirusa bağlı vakaların durumu hakkında bilgi edinilmesi ve risk durumunun ortaya konması için, kemirici populasyonundaki prevalansın belirlenmesi önem taşımaktadır. Bu çalışma kapsamında, ticari ELISA ve immunoblot antijenleri, kemirici serumuna göre optimize edilmiş ve Kırklareli İğneada bölgesinde yakalanan kemiricilerde hantavirusa karşı oluşan IgG antikorlarının varlığı, optimize yöntemlerle araştırılmıştır. Her iki yöntemin optimizasyonunda, farklı serum ve konjugat dilüsyonları denenmiştir. Üç farklı bölgede toplanan farklı türlere ait 16 negatif kemirici serumu kullanılarak, optimize ELISA testi için eşik değeri belirlenmiştir. ELISA testi ile örneklerin % 26,2?sinde, immunoblot testi ile % 20,7?sinde hantavirus pozitifliği saptanmıştır. Örneklerin % 94?ünde DOBV pozitifliği, % 6?sında ise PUUV pozitifliği tespit edilmiştir. İstatistiksel analiz sonucunda, testin duyarlılığı % 100, özgüllüğü % 95 olarak belirlenmiştir. Bu çalışmada olduğu gibi farklı türden kemiricilere yönelik olarak optimize edilen serolojik yöntemler, alanda aktif izlem ve denetleme çalışmalarının gerçekleştirilmesi açısından büyük öneme sahiptir. Ülkemizde farklı bölgelerdeki kemiricilerde hantavirus seroprevalansının belirlenmesi ile risk haritaları oluşturulabilecek ve gerekli önlemler alınabilecektir. Ayrıca ülkemizde dolaşmakta olan tüm hantavirus alt tipleri ve hantavirus taşıyıcısı olan kemirici türleri belirlenebilecektir.
Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Kliniğine başvuran hastalardan izole edilen Helicobacter pylori suşlarının Klaritromisin, Tetrasiklin, Metronidazol, Amoksisilin, Levofloksasin dirençlerinin belirlenmesi
H. pylori Gram negatif, spiral şeklinde, mikroaerofil bir bakteri olup dünya nüfusunun yarısından fazlasının midesinde kolonize olan bir patojendir. Gastrit, gastrik ülser, duodenal ülser, midede adenokarsinoma, mukoza ile ilişkili lenfoid doku lenfoması (MALT lenfoma) gibi gastritle ilişkili hastalıkların en önemli nedenidir.H. pylori ile ilişkili dispeptik yakınması olan hastaların tedavisinde etkili antibiyotik kombinasyonları ve asit sekresyonunun kontrolü ile yüksek oranlarda klinik ve bakteriyolojik başarı elde edilmiştir. Ancak, son yıllarda özellikle ilk seçenek antibiyotiklere karşı primer ve sekonder direnç oluşması nedeniyle tedavide başarının düştüğü görülmüştür. Bu nedenle tedavi protokollerinin oluşturulmasında direnç tayini önem kazanmıştır.Gastrointestinal şikayetlerle KTÜ Farabi Hastanesi Gastroenteroloji kliniğine başvuran ve endoskopi endikasyonu alan 187 hastanın biyopsi örneklerinden izole edilen 73 (%39) suşun 49'unda antibiyotik duyarlılık testi yapıldı. Metronidazol, amoksisilin, tetrasiklin, levofloksasin dirençleri agar dilüsyon, klaritromisin direnci ise E-test yöntemi ile araştırıldı.Gram boyama ile 187 biyopsi örneğinin %48.7'sinde mikroskopi pozitifliği gözlenirken örneklerin sadece %24.1'inde üreaz testi ve %39'unda kültür pozitifliği saptandı.Agar dilüsyon yöntemi ile Tetrasikline karşı direnç görülmezken, metronidazol, amoksisilin, klaritromisin ve levofloksasine direnç oranları sırasıyla; %40.8, %6.1, %20.4, %40.8 olarak tespit edildi.Metronidazol, amoksisilin, tetrasiklin, levofloksasin, klaritromisin dirençleri ile hastaların cinsiyet, yaş ve endoskopik bulguları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı.
Helicobacter Pylori'ye karşı gelişen antikorlar ile değişik klinik durumlar arasındaki ilişkinin irdelenmesi
Bu çalışmada dispeptik yakınması olan hastalarda midede H. pylori kolonizasyonu olup olmaması, gastritin şiddeti, H. pylori enfeksiyonunun süresi ile serumda anti-Zf. pylori IgG, IgA ve IgM antikorlarının varlığı ve düzeyi arasında bir bağlantı olup olmadığının araştırılması amaçlandı. Çalışmaya 97 hasta katıldı. Herbir hastadan serum örneği ve endoskopi ile gastrik antrum bölgesinden 4 adet biyopsi örneği alındı. Antral gastritin şiddeti endoskopik ve serolojik bulgulardan habersiz olan bir patoloji uzmanı tarafından belirlendi. Biyopsi örneklerinde H. pylori varlığı Gram boyama, kültür ve üreaz testleri ile gösterildi. Hastaların ilk başvurularından iki ay sonra bu işlemler tekrarlandı. Gram boyama ile 86 hastada (%88.66) H. pylori tespit edildi. Bu hastaların 95 'inde (%95.88) in-house ELISA ile anû-H. pylori IgG antikorları pozitif olarak bulundu. Mikroskopi geçerli test olarak alındığında serumda anti-#. pylori IgG tayini için hazırlanan in-house ELISA testinin duyarlılığı, özgüllüğü, pozitif ve negatif prediktif değerleri sırasıyla %97.67, %18.18, %90.32 ve %50.00 olarak belirlendi. Dispeptik yakınmaları olan 86 hastada ticari olarak hazırlanmış bir ELISA kiri ile mû-H. pylori IgA türü antikorlar araştırıldı ve bu hastalardan 71 'inde (%82.55) bu antikorlar pozitif olarak bulundu. Mikroskopi ile H. pylori tayini geçerli test olarak alındığında bu ticari ELISA kitinin duyarlılığı %83.33, özgüllüğü %25.00, pozitif prediktif değeri %91.54, negatif prediktif değeri %13.33 olarak hesaplandı.78 Toplam 88 hastada ticari bir kit ile mû-H. pylori IgM türü antikorlar araştırıldı. Hastaların sadece 5'inde (%5.68) bu antikorların pozitif olduğu ve anti- H. pylori IgM serolojisinin H. pylori enfeksiyonunda tanısal değeri olmadığı görüldü. Çalışma grubundaki hastaların 31 'inde western blot analizi ile hangi antijenlere karşı antikorların bulunduğu araştırıldı. H. pylori mikroskopisi negatif olan 4 hasta dahil olmak üzere bütün hastalarda mû-H. pylori IgG antikorları tespit edildi. Hastaların 15'inde (%48.38) 130 kDa ağırlığındaki CagA proteinin bulunduğu protein bantına karşı, 25 'inde (% 80.64) 87 kDa ağırlığındaki VacA proteininin bulunduğu protein bantına karşı reaktif bantlar tespit edildi. Majör immunoreaktif komponentler 94, 87, 84, 74, 58 ve 54 kDa ağırlığında idi. Çalışmaya alman 31 hastanın 8 'inde (%25.81) 130 kDa ağırlığındaki CagA proteinine karşı oluşan antikorun ikinci başvuruda alman serum örneğinde kaybolduğu görüldü. Ayrıca hastalardan 7'sinde (%22.58) 35 kDa, 6'smda (%19.35) 64 kDa, 6'smda (%19.35) 34 kDa, 5'inde (%16.13) kDa, 5'inde (%16.13) 61 kDa ağırlığında proteinlere karşı reaktif bantların ilk serum örneklerinde pozitif iken ikinci örneklerde negatifleştiği belirlendi.
Vajinal kaynaklı laktobasillerde bakteriyofaj ve bakteriyosinlerin araştırılması
Bu çalışmada, Farabi Hastanesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine ve Trabzon Doğum Hastanesi'ne başvuran, doğurganlık dönemindeki 75 kadından alınan vajinal sürüntü örneklerinden toplam 100 laktobasil susu izole edilerek identifiye edildi ve bakteriyofaj (profaj) içerikleri ve bakteriyosin üretimleri yönünden araştırıldı. Yüz laktobasil içinde, dokuz farklı laktobasil türü belirlendi ve L. gasserf nin en yaygın (%44) tür olduğu bulundu. Mitomisin C ile indüklenen laktobasillerin %56'sımn bakteriyofaj taşıdığı tespit edildi. İzole edilen bu bakteriyofajlar karakterize edilerek üç farklı morfotip içinde gruplandınldı: 14' ünün grup A, 37' sinin grup Bl ve 5' inin grup B2 bakteriyofajlan olduğu belirlendi. Profaj varlığı %88 oranında en yüksek bakteriyel vajinozisli kadınlardan izole edilen laktobasillerde tespit edildi. îzole edildiği kaynağa bakılmaksızın, laktobasillerden L. delbrueckii subsp. delbrueckii 'nin diğer türlere göre daha fazla bakteriyofaj içerdiği saptandı. Farklı coğrafik bölgelerde yaşayan üç kadından izole edilen Otl034c. tl074c ve tl076 adlı üç bakteri yofajın morfolojik ve genetik olarak aynı oldukları tespit edildi. Laktobasillerden altısının diğer laktobasil suşlan yanında G. vaginalis ve P. aurogenes suşlarma karşı aktif bakteriyosin aktiviteye sahip oldukları gözlendi. Sonuç olarak, bakteriyofajların in vitro olarak farklı kadınlardan izole edilen değişik Iaktobasilleri enfekte etmeleri, vajinal florada bulunan ve projaj taşıyan laktobasillerin profaj indüksiyonu sonucu vajinal florada bulunan diğer Iaktobasilleri ortadan kaldırabilecek potansiyele sahip olduklarım ve bunun da vajinal pH'nın yükselmesini, dolayısı ile diğer patojenlerin vajinada kolonize olarak vajinal enfeksiyonlara zemin hazırladığım desteklemektedir.
Çeşitli klinik örneklerden izole edilen enterik bakterilerde plazmidle kodlanan TEM ve SHV-tipi beta-laktamaz genlerinin moleküler epidemiyolojisi
7. ÖZET Bu çalışmada KTÜ, Farabi Hastanesinde poliklinik ve yatan hastaların çeşitli klinik örneklerinden iki ay boyunca izole edilen 133 ampisilin dirençli Enterobacteriaceae familyası üyelerinde TEM ve SHV tipi pMaktamaz enzimleri kodlayan plazmidlerin moleküler epidemiolojisi araştınldı. Ampisilin dirençli 133 susun 26'sında (% 19.54) ve bu suşlann transkonjugantlarmda genişlemiş-spektrumlu pMaktamazlar tespit edildi. Konjugasyon deneylerinde 9 E. coli ve Klebsiella spp. ve 2 E. aerogenes' in, 6.7 ile 93.1 kb arasındaki GSBL kodlayan plazmidlerini E. coli K-12 J53-2 laboratuar susuna 10"4 ile 10"8 frekans arasında transfer ettiği belirlendi. P-laktamlar dışında aminoglikozid, tetrasiklin ve trimetoprim/sülfometaksazol gibi antibiyotiklere dirençli transkonjugantlann hücre lizatlarına uygulanan Mo-tem ve &/aSHv-spesifik PCR sonuçlanna göre % 30 SHV, % 55 TEM ve SHV ve % 15 ne TEM ne de SHV- türevi gen tespit edildi. Sadece TEM türevi gene rastlanmadı. GSBL kodlayan plazmid DNA'larının EcoRL restriksiyon analizi ve ^/û-tem v^ bla&H\ problanyla yapılan Southern hibridizasyon sonuçlanna göre A, B, C, D ve E olmak üzere 5 grup epidemik plazmid, F, G, H, I, J, K ve L olmak üzere 7 grup nonepidemik plazmid grubu belirlendi. PCR reaksiyonları ile uyumlu olarak blaTEM ve fc/asHv problan aynı plazmid gruplarında aynı restriksiyon fragmanlarına hibridize oldular. Bu çalışmadaki epidemik plazmidler hastanemizin farklı ünitelerindeki farklı hastaların enfeksiyon etkenlerinden izole edildiklerinden dolayı, hastanemizdeki enterik bakteriler arasında hem TEM ve SHV genlerine sahip konjugatif plazmid epidemileri olduğu sonucuna varıldı. GSBL'li suşlann hastadan hastaya bulaşmasına aracılık eden personelin ellerinin temizliğinde daha hassas olması ve GSBL üreten çoklu ilaç dirençli bakterilerin takibi için yurt çapmda moleküler epidemiolojik çahşmalann arttınlması gerektiği kanısına vanldı. Daha da önemlisi, bu problemin kontrol aranda tutulması acilen ülke çapmda gereksiz antibiyotik kullanımının engellenmesine ihtiyaç göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Enterobacteriaceae, GSBL, TEM ve SHV.
Doğu Karadeniz Bölgesi'nde yetişen bazı endemik bitkilerin antimikrobiyal etkilerinin araştırılması
Bu çalışmada Doğu Karadeniz Bölgesi 'nde yetişen 22 endemik bitkiden elde edilen 76 kaba ekstraktın antibakteriyel, antifungal ve antiviral etkileri patojen 5 bakteri, 2 mantar ve 2 virus susu kullanılarak araştırıldı. Ayrıca güçlü antibakteriyel etkili olarak belirlenen 2 ekstrakttan elde edilen fraksiyonların antibakteriyel ve antifungal aktiviteleri incelendi. Yetmişaltı ekstraktın 42 'sinin (% 55.3) en az bir mikroorganizmaya karşı etkili olduğu tespit edildi. Ekstraktların en etkili olduğu bakteri susunun Branhamella catarrhalis olduğu belirlenirken, Escherichia coWyi inhibe eden ekstrakta rastlanmadı. Betula medwediewii meyvelerinden elde edilen ve kloroformda çözünen bileşikleri içeren ekstraktın 19-312 |ig/ml arası değişen MİK değerleri ile en etkili antibakteriyel ekstrakt olduğu saptandı. Ayrıca Alchemilla rizeensis, Rosa pisiformis, Primula longipes ve Heracleum platytaenium 'um toprak üstü kısımlarına ait bazı ekstraktların MİK değerleri itibariyle güçlü antibakteriyel aktiviteli oldukları tespit edildi. Antifungal aktivitesi en yüksek ekstrakt Primula longipes 'in toprak üstü kısımlarından (MİK değerleri Candida albicans için 312 jig/ml, Trichophyton rubrum için 19 ug/ml) elde edildi. Centaurea helenioides ve Anthemis cretica L. ssp. argaea' dan elde edilen bazı fraksiyonların güçlü antibakteriyel ve antifungal aktivitelerinin olduğu (MİK değerleri 4-78 Ug/ml) belirlendi. Betula medwediewii meyvelerinden elde edilen bir ekstraktın sırasıyla 76.5 [ig/nû ve 50.2 |ig/ml IC50 değerlerinde HSV-1 ve HSV-2'yi inhibe ettiği saptandı. Ayrıca Rasa pisiformis (yaprak), Angelica sylvestris var. stenoptera (tohum), Alchemilla rizeensis (toprak üstü kısımları), Rhododendron ponticum ssp. ponticum var. heterophyllum (genç ve olgun yaprak), Quercus pontica (yaprak) ve Que reus92 mac rant he ra ssp. syspirensis'z (meyve) ait bazı ekstraktlarda antiviral aktivite belirlendi. Anahtar Kelimeler: Doğu Karadeniz Bölgesi, endemik bitki, antibakteriyel aktivite, antifungal aktivite, antiviral aktivite.
Gastrik biyopsi ve dışkı örneklerinden izole edilen Helicobacter pylori genomik DNA'sında klaritromisin ve levofloksasin duyarlılığının moleküler yöntemler ile belirlenmesi
Klaritromisin ve levofloksasin direnci, Helicobacter pylori enfeksiyonu tedavi başarısızlığının en önemli nedenidir. Çalışmamızda GenoType HelicoDR testinin, fenotipik duyarlılık testi ve moleküler metodların yanısıra eş zamanlı olarak H. pylori saptanması ve klaritromisin ve levofloksasin duyarlılığının belirlenmesindeki etkinliğinin ve dışkı örneklerine uygulanabilirliğinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Dispeptik yakınmalı 58 (40K, 18E; 41.1 ± 13.5 yaş) hasta çalışıldı. Çalışmamızda uygulanan tüm metodlar hem antrum hem de korpus biyopsi örneklerine ve hastaların dışkı örneklerine uygulandı. Kültür, histopatoloji ve hızlı üreaz testinin en az ikisinin pozitifliğinde H. pylori pozitif olarak değerlendirildi. Klaritromisin ve levofloksasin duyarlılıkları konvansiyonel E-test yöntemi ile saptandı. H. pylori saptanması, klaritromisin ve levofloksasin duyarlılığının belirlenmesinde GenoType HelicoDR testi non-invaziv bir moleküler metod olarak dışkı örnekleri için modifiye edildi ve aynı zamanda GenoType HelicoDR testi gastrik biyopsi örneklerine de uygulandı. Ayrıca, FRET-real-time PCR H. pylori saptanması ve klaritromisin duyarlılığının belirlenmesinde hem biyopsi hem de dışkı örneklerine uygulandı. Farklı metodlar ile klaritromisin ve levofloksasin duyarlılık sonuçları farklı olan hastaların biyopsi ve koloni DNA örnekleri sekans analizine gönderildi. Elli bir (%87.9) hasta H. pylori pozitif saptandı. Kırk dokuz (%84.5) kültür pozitif saptandı. Klaritromisin ve levofloksasin için E-test metodu ile 35 (%71.4), 35 (%71.4) hasta duyarlı, 10 (%20.4), 9 (%18.4) hasta dirençli ve 4 (% 8.2), 5 (%10.2) hastanın antrum ve korpus gastrik biyopsi örneğinde miks enfeksiyon (duyarlı ve dirençli bakteri) saptandı. Tüm hastalar GenoType HelicoDR testi ile H. pylori pozitif saptandı; klaritromisin ve levofloksasin için 37 (%63.8), 33 (%56.9) hasta duyarlı; 5 (%8.6), 11 (%19) hasta dirençli; 16 (27.6%), 14 (24.1%) hastada miks enfeksiyon saptandı. GenoType HelicoDR testi dışkı örneklerine de adapte edilmiştir. Dışkı GenoType HelicoDR testi ile 54 (%98.2) hasta H. pylori pozitif, 1 (%1.8) hasta H. pylori negatif saptandı. Dışkı ve doku GenoType HelicoDR testi sonuçları klaritromisin için 35 (%63.6) hastada, levofloksasin için 40 (%72.7) hastada uyumlu saptandı. Dışkı GenoType HelicoDR testinin duyarlılığı %100 (κ = 0.225) saptandı. FRET-real-time PCR ve GenoType HelicoDR metodlarının uyumu dışkı örneklerinde %81.0 ve doku örneklerinde % 66.7 saptandı. Üç hastanın sekans analizinde üç yeni mutasyon (C2136T, C2310A, C2428T) saptandı ve bu hastalarda klaritromisin direnci ile ilişkili bilinen üç nokta mutasyon açısından sekans analizi ile wild type saptandı. Bu üç hasta aynı zamanda E-test yöntemi ile de klaritromisin dirençli saptandı. GenoType HelicoDR ve FRET-real-time PCR; hızlı ve kültürden bağımsız, direkt biyopsi örneklerinden çalışılabilen ve hem wild type hem de dirençli H. pylori suşlarını içeren miks enfeksiyonları saptayabilen yöntemlerdir. Bununla birlikte, GenoType HelicoDR testinin en önemli avantajlarından biri özellikle klaritromisin direncinin yüksek olduğu bölgelerde levofloksasin duyarlılığının eş zamanlı klaritromisin ile birlikte saptanabilmesidir. Non-invaziv bir yöntem olarak GenoType HelicoDR testinin dışkı örneklerinde uygulanabilmesi, klinik yaklaşımda antimikrobiyal duyarlılığın tedavi öncesi invaziv girişim olmadan saptanmasını sağlaması nedeniyle büyük önem taşımaktadır.
Çeşitli klinik örneklerden soyutlanan candida suşlarının virulans faktörlerinin araştırılması
Son yıllarda Candida infeksiyonlarının insidansı ve prevalansı gittikçe artmakta olup, gelişen ilaç direnci, yeni antifungal ilaç hedeflerinin gereksinimi arttırmaktadır. Virulans faktörlerinin tanımlanması, fungal patogenezin anlaşılmasına ve yeni ilaç hedeflerinin geliştirilmesine yardımcı olmaktadır. Çalışmamızda çeşitli klinik örneklerden soyutlanan farklı Candida türlerinde fosfolipaz, jelatinaz, hemolitik aktivite ve biyofilm üretimlerinin belirlenmesi ve bu virulans faktörlerinin türlere ve örnek gruplarına göre farklılıklarının incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmamıza, 2011 Temmuz – 2012 Kasım ayları arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Mikoloji Laboratuvarı'nda kan, idrar, oral kavite ve alt solunum yolu örneklerinden soyutlanmış ve tanımlanmış C. albicans (n=171), C. tropicalis (n=94), C. glabrata (n=73) ve C. parapsilosis (n=81) türlerinden oluşan toplam 409 suş alınmıştır. Suşların biyofilm aktivitesi petri aderans ve modifiye mikroplak yöntemi, fosfolipaz aktivitesi yumurta sarılı agar yöntemi, hemolitik aktivite de %7 kan eklenmiş Sabouraud dekstroz agar besiyeri kullanılarak araştırılmıştır. Jelatinaz aktivitesi ise yukarıdaki besiyerine %1 jelatin eklenerek incelenmiştir. Candida izolatlarının petri aderans yöntemine göre %35'inin (n=143), modifiye mikroplak yöntemine göre ise %31,3'ünün (n=128) biyofilm üretimi pozitif olarak saptanmış olup, biyofilm yapımı en çok C. tropicalis suşlarında belirlenmiştir. Biyofilm üretimi değerlendirilirken kullanılan yöntemler arasındaki uyum ise %68,5 olarak bulunmuştur. Her iki yöntem ile Candida türleri ve biyofilm üretimi arasında C. tropicalis suşları lehine istatistiksel olarak anlamlı sonuç elde edilmiştir. Çalışmamızda kullanılan yöntemler ile idrar örneklerinden soyutlanan suşlarda biyofilm üretiminin diğer örnek gruplarına göre daha yüksek olduğu belirlenmiş olup, her iki yöntem ile de örnek grupları ile türler arasında istatistiksel olarak anlamlılık belirlenmiştir. Suşların %27,1'inde (n=111) fosfolipaz aktivitesi saptanmıştır. Bu enzim varlığı en fazla C. albicans suşlarında görülmüş olup, C. tropicalis izolatlarında ise fosfolipaz aktivitesi gözlenmemiştir. Fosfolipaz aktivitesi türlere göre istatistiksel olarak değerlendirildiğinde C. albicans lehine anlamlı bir sonuç elde edilmiştir (X2=153,3; P=0,00). Bu enzim aktivitesi en çok sırasıyla oral kavite, alt solunum yolu, kan ve idrar örneklerinden soyutlanan suşlarda izlenmiş olup, örnek grupları ile Candida türleri karşılaştırıldığında istatistiksel anlamlılık gözlenmiştir (X2=33,2; p=0,00). Suşların %93,6'sında (n=383) hemolitik aktivite belirlenmiş olup, % 51,1'i (n=209) alfa hemoliz, % 42,5'i (n=174) ise alfa ve beta hemoliz göstermiştir. Alfa hemoliz en çok idrar örneklerinden, alfa ve beta hemolitik aktivite ise en fazla oral kavite örneklerinden soyutlanan suşlarda saptanmıştır. Çalışmaya alınan Candida türleri hemolitik aktivite göstermesi açısından soyutlandığı bölgelere göre istatistiksel yönden incelendiğinde anlamlı bir sonuç elde edilmemiştir (X2=7,3; p=0,06). Çalışmaya alınan izolatların hiçbirinde jelatinaz enzim varlığı gözlenmemiştir. Bu veriler doğrultusunda, çalışmaya alınan Candida suşlarının virulansında biyofilm, fosfolipaz ve hemolitik aktivite üretiminin önemli rol oynadığı, jelatinaz aktivitesinin ise virulansta etkin bir rol oynamadığı sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Candida, biyofilm, fosfolipaz, hemolitik aktivite, jelatinaz
Antalya`da izole edilen pseudomonas aeruginosa suşlarının biyokimyasal özelliklerinin araştırılması ve serotiplendirimi
Antalya ili ve çevresinde sağlıklı kan donörlerinde hepatit B yüzey antijeni araştırılması
Üriner sistem infeksiyonlarından izole edilen esherichia coli suşlarının beta-laktamaz etkinlikleri ve üçüncü kuşak sefalosporinlere duyarlılıklarının in vitro araştırılması
Mastitisli sütlerde görülen aspergıllus flavus varlığının PCR ile araştırılması
Bu çalışmada, Mayıs-Eylül 2017 tarihleri arasında Aydın ili ve çevresinde bulunan çeşitli işletmelerdeki klinik mastitisli 90 adet inekten aseptik ve tekniğine uygun olarak 20'şer ml olmak üzere steril kaplara süt numunesi alınmıştır. Alınan numuneler soğuk zincir altında Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Laboratuvarına Aspergillus flavus M1 toksininin varlığı yönünden incelenmek üzere getirilmiştir. İki örnek yapısal deformasyonlardan dolayı araştırma dışında bırakılmıştır. Süt örneklerindeki Aspergillus flavus M1 toksininin varlığının araştırılması ELISA tekniği ile gerçekleştirilmiştir. Aflatoxin M1 ELISA sonuçları 0 ppt, 5 ppt, 15 ppt, 30 ppt, 60 ppt ve 100 ppt içerikli pozitif kontroller ile karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. İncelenen 88 örnek için; 7 (% 8,0)'sinde 5 ppt, 12 (% 13,6)'sinde 15 ppt, 32 (% 36,4)'sinde 100 ppt, 37 (% 42,0)'sinde ise 0 ppt düzeylerinde Aflatoksin M1 tespit edilmiştir. Bu sonuçlara göre 32 (% 36,4)'sinde Avrupa Birliği ülkelerinde çiğ sütler için kabul edilen sınırın (50 ppt) üzerinde AFM1 pozitifliği saptanmıştır. Araştırmamızda Aflatoxin M1 ELISA kiti ile incelenen 88 adet mastitisli süt örneğinden elde edilen DNA'lar Aspergillus flavus tür spesifik PCR işlemine tabi tutulmuştur. PCR sonucunda; 7 (% 36,8)'sinde 0 ppt, 1 (% 5,2)'inde 5 ppt, 2 (% 10,5)'sinde 15 ppt ve 9 (% 47,5)'unda 100 ppt düzeyinde Aflatoxin M1 ELISA kiti toksin varlığı belirlenmiştir. Sonuç olarak araştırmamızda ELISA ile 32 örnekte 100 ppt düzeyinde AFM1 pozitifliği saptanırken, PCR ile 9 örnekte 100 ppt düzeyinde pozitiflik saptanmıştır. ELISA testi sonucunda daha fazla çıkan pozitif sonucun, çapraz reaksiyonlara bağlı olarak şekillendiği, teşhis ve identifikasyonda ise FLA gen primerleri ile yapılan PCR yönteminin daha güvenilir olduğu ortaya konulmuştur.
Broiler sürülerinde ornithobacterium rhinotracheale infeksiyonunun seroprevalansının ELISA yöntemi ile araştırılması
Gram negatif bir bakteri olan Ornithobacterium rhinotracheale (ORT), solunum yolu hastalığına sebebiyet veren en önemli patojen etkenler arasında yer almaktadır. ORT hastalığı, tüm dünyada kanatlı endüstrisinde ağır ekonomik kayıplara neden olan, daha çok tavuk ve hindilerde görülen, akut seyirli, yüksek düzeyde bulaşıcı olan bir üst solunum yolu hastalığıdır. Bu çalışmada, Aydın, İzmir ve Manisa illerindeki Ticari Broiler yetiştirilen kümeslerde, Üst solunum yollarında hastalığa ve yüksek verim kayıplarına neden olabilen, Ornithobacterium rhinotracheale bakterisinin neden olduğu ORT hastalığının serolojik prevalansının saptanması amaçlanmıştır. Örneklemede Aydın, İzmir ve Manisa illerindeki ticari Broiler yetiştiriciliği yapılan farklı kümeslerden toplanan 420 adet kan örneği kullanılmıştır. Her üç ilden de 140'ar örnek toplanmıştır. Her ildeki 5'er farklı çiftlikten kesim zamanında 28'er adet serum örneği alındı. Toplam 420 adet kan serumunun ELISA testi ile ORT yönünden değerlendirmesinde pozitiflik oranı %55.2 (232 pozitif – 188 negatif) olarak bulunmuştur. Aydın ilindeki pozitiflik oranı %40.8, İzmir ilindeki pozitiflik oranı %68.6, Manisa ilindeki pozitiflik oranı ise %56.4 olarak tespit edilmiştir. Çalışma sonuçları genel olarak değerlendirildiğinde her üç ildeki sero-pozitiflik oranları da oldukça yüksek bulunmuştur. Pozitiflik oranlarındaki bu yükseklik göz önüne alındığında hastalıkla ilgili daha ayrıntılı çalışmaların planlanmasının gerekliliği ortaya çıkmaktadır. İleriki çalışmalarda serolojik araştırmaların tüm ülke bazında planlanarak yapılması ve de etkenin tam identifikasyonunun yapılarak antibiyotik dirençlilik profilinin çıkarılması hastalıkla mücadele açısından yararlı olacaktır.
Salmonella serotiplerinde biyofilm ve virulens ilişkisinin araştırılması
Araştırmamızda Salmonella serotiplerinde biyofilm ve virulens genlerinin ilişkisi incelenmiştir. Salmonella serotiplerindeki biyofilm ile ilgili bapA, sdiA, invA, agfD ve adrA gen varlıkları PCR yöntemi ile incelendi. Araştırma için farklı kaynaklardan izole edilmiş olan 44 adet Salmonella izolatının 10'u Salmonella Typhimurium, 10'u Salmonella Enteritidis ve 24'ü Salmonella İnfantis'tir. İncelenen 44 serotipin, 38' inde (% 86.36) bapA geni, 26 sında ( % 59) sdiA geni,44 ünde yani tamamında (% 100) oranında invA geni, 39 unda (%88.64) agfD geni ve 35 inde (%79.55) oranında adrA geni tespit edilmiştir. İncelenen çeşitli virulens genlerinin özelliklerin saptanmasında fenotipik yöntem ile PCR tekniği uyumluluk göstermesine karşın, bazı özelliklerde PCR tekniği ile saptanan sonuçların fenotipik sonuçlara kıyasla yüksek bulunması moleküler çalışmaların çok sayıda gen ile ilişkili bir özelliğin ayrıntılı olarak incelenmesinde yarar sağladığını ve her iki yöntemin bir arada kullanılmasının daha güvenilir bir sonuç elde etmede önemli olduğunu ortaya koydu. Bu çalışma ile; Salmonella'nın insanlar için patojen olduğu ve dünyada letal etkili bir çok salgına yol açtığı göz önüne alınırsa gıda üretim yerlerinde, hammaddeden son ürüne kadar genel hijyenik kuralların uygulanmasının ve kros kontaminasyonu engelleyici önlemlerin alınmasının gerekliliği ortaya konulmuştur.
Mastitisli sütlerden izole edilen pseudomonasların biyofilm üretme yeteneğinin incelenmesi
Bu araştırma ile mastitisli sütlerden izole edilen Pseudsomonas türlerinin biyofilm üretme yeteneğinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamızda Pseudomonas izolasyonu için Aydın Bölgesinden sağlıklı ve mastitisli sığırlardan alınan süt örnekleri kullanıldı. Alınan örnekler soğuk zincir altında Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Mikrobiyoloji Rutin Teşhis laboratuarına getirilecek ve besiyerlerine ekimleri yapıldıktan sonra 37 ºC'de 24 saat inkubasyona bırakıldı. İzole edilen bakterilerin biyokimyasal yöntemlere göre identifikasyonu yapıldı. Toplanan materyallerden izole edilen Pseudomonas'lardaki biyofilm üretme yeteneği fenotipik olarak Kongo Red Agar da incelendi. Genotipik değerlendirme için PCR tekniği uygulandı. Anahtar Kelimeler: Mastitis, süt, Pseudomonas spp., biyofilm Çalışmamızda Pseudomonas izolasyonu için Aydın Bölgesinden sağlıklı ve mastitisli sığırlardan alınan süt örnekleri kullanıldı. Alınan örnekler soğuk zincir altında Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Mikrobiyoloji Rutin Teşhis laboratuarına getirilecek ve besiyerlerine ekimleri yapıldıktan sonra 37 ºC'de 24 saat inkubasyona bırakıldı. İzole edilen bakterilerin biyokimyasal yöntemlere göre identifikasyonu yapıldı. Toplanan materyallerden izole edilen Pseudomonas'lardaki biyofilm üretme yeteneği fenotipik olarak Kongo Red Agar da incelendi. Genotipik değerlendirme için PCR tekniği uygulandı.
Mastitisli sığırlardan izole edilen shiga toksini üreten escherichia coli suşlarının virulans faktörlerinin saptanması
Shiga toksini üreten Escherichia coli (STEC) kanlı ishal, hemorajik kolitis ve hemolitik üremik sendromu gibi ciddi insan hastalıklarına neden olan önemli bir patojendir. STEC, gelişmiş ülkelerin oldukça önemli bir sorunudur. STEC suşlarının genel habitatı, özellikle sığır ve koyun gibi ruminantların intestinal sistemleridir. Sığır ve koyun gibi ruminantların dışkıları ile kontamine gıdalar, insanlarda enfeksiyonların temel kaynağını oluşturmaktadır.Bu çalışmada, Aydın ilindeki sığırlarda mastitisli sütlerden izole edilen shiga toksini üreten Escherichia coli (STEC) suşlarında intimin (eaeA), stx1 ve stx2 genlerinin varlığının Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PCR) ile belirlenmesi, bu izolatların serogruplandırılması amaçlanmıştır. Çalışmamızda klinik mastitisli olarak belirlenen 160 sığırdan 160 süt örneği materyal olarak kullanıldı. Fenotipik identifikasyon ile E. coli olarak belirlenen 31 izolatın, genotipik olarak intimin (eaeA) ve shiga toksin (stx1 ve stx2) genlerinin incelenmesi ile 6 izolatın STEC olduğu saptandı. İzolatlarda intimin (eaeA) ve shiga toksin (stx1 ve stx2) genlerinin varlığı, PCR ile spesifik primerler kullanılarak gerçekleştirildi. E. coli izolatları; O26, O55, O86, O111, O114, O119, O125, O126, O127, O128, O142 ve O158 serogruplarına karşı polivalan (II, III ve IV) sera kullanarak lam aglütinasyon testi ile tespit edildi. Polivalan II, Polivalan III ve Polivalan IVseraları ile bu izolatlaralam aglutinasyon testi uygulandı. Yapılan lam aglütinasyon testi sonucunda Escherichia coli suşunun serogrupları belirlendi. Bu değerlendirmeye göre 31 izolatın 8' i polivalan antiserum II, 14'ü polivalan antiserum III ve 9'u ise polivalan antiserum IV pozitif olarak saptandı. Sığırlarda, intimin (eaeA) pozitif STEC suşlarının neden oldukları infeksiyonların durumunu açıklığa kavuşturulabilmesi için, bu konuda daha geniş kapsamlı epidemiyolojik çalışmaların yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır.
Aydın bölgesi mezbahalarında kesilen kanatlılardan ve işlem ortamlarından salmonellaların izolasyonu ve bu izolatların antibiyotik duyarlılık testleri
25 ÖZET Bu çalışma, Aydın ve yöresinde bulunan 15 adet köyden, entansif tavuk yetiştiriciliği yapan kişilerin kümeslerindeki sağliklı görünen tavukların Salmonella taşıganlığı yönünden incelemek ve ayrıca yine aynı bölgedeki ticari amaçlı broyler tavuk yetiştiriciliği yapan işletmelerdeki tavukların ve kullanılan malzemelerin Salmonella açısından incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmanın materyalini; 15 adet köyden toplanan 250 adet dışkı numunesi ve ticari amaçlı broyler yetiştiriciliği yapan işletmelerden toplanan 50 adet dalak, 50 adet karaciğer, 10 ar adet tavuk tüy yolum makinalarmdan, temizlik için kullanılan sudan, kesim makinalanndan, tavukların toplandığı sandıklardan ve kancalardan alman numuneler oluşturmuştur. Araştırma sonucu 250 adet dışkı numunesinin 1' inden Salmonella susu izole edildi. Ticari amaçlı broyler tavuk yetiştiriciliği yapan işletmelerdeki tavuklara ait organ numunelerinden ve bu işletmelerde kullanılan değişik kaynaklardan alman numunelerden salmonella izole edilememiştir. Susun yapılan antibiyogram testleri sonucunda, Oksitetrasiklin'e, Amoksisilin+Klavulonikasit'e, Enrofloksasin'e, Streptomisin' e, Orbenin'e direçli, Ampisillin+Sulbaktam'a, Cefaperazon'a, Gentamisin'e az duyarlı bulunmuştur.
İnsanlarda ve sığırlarda Borrelia burgdorferi infeksiyonunun ELISA yöntemiyle tanısı
ÖZ Araştırmada, Aydın ve çevresinde risk grubunu oluşturan insanlarda ve sığırlarda Boırelia burgdorferii-lgG antikorları ELISA yöntemiyle tespit edilmiştir. Aydın ili ve çevresindeki 6 hayvancılık işletmesine ait yaşları 8 ay ile 7 yıl arasında değişen 81 sığır kan serumu incelenmiştir. İnsan risk grubunu Veteriner Hekimler, hayvan bakıcıları ve kasaplardan oluşan 61 'i erkek, 4'ü kadın toplam 65 kişi oluşturmuştur. Risk grubunu oluşturan bireylerden elde edilen serumlarda B. Burgdorferii-Igfj antikoruna rastlanamamıştır. Sığırların 47 (%52.08)'si#. burgdorferi-IgG antikoru yönünden pozitif bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Borrelia burgdorferi, Antikor, ELISA İnsan, Sığır
Erişkin riskli kişilerde HAV, HBV, HCV ve HEV infeksiyon sıklığı ve risk faktörleri
oz Araştırmada Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi 'nde öğrenim görmekte olan 240 sağlık bilimleri öğrencisi ve çalışmakta olan 120 sağlık çalışanında HAV, HBV, HCV ve HEV antikor sıklığı ve risk faktörleri araştırıldı. Çalışmamızda anti-HAV IgG prevalansı sağlık bilimleri öğrencilerinde (%60) sağlık çalışanlarından (%83.3) düşük saptandı (pO.001). Her iki grupta da prevalans yaş ile artmaktaydı (p<0.05). Anti-HBc IgG prevalansı sağlık bilimleri öğrencilerinde %6.6, sağlık çalışanlarında %10 olarak saptandı. Sağlık çalışanlarında mesleki temas ve yaralanmaların prevalansı arttırdığı gösterildi (p=0.03). Sağlık bilimleri öğrencilerinde anti-HCV pozitifliğine rastlanmadı, sağlık çalışanlarında ise anti-HCV pozitifliği %0.83 olarak saptandı. Anti-HEV IgG prevalansı sağlık bilimleri öğrencilerinde %3.75, sağlık çalışanlarında %5.83 saptandı. Anahtar SÖZCÜkler : HAV,HBV,HCV,HEV,SağlıkÇahşanları,Sağlık Bilimleri Öğrencileri ABSTRACT This study was performed at Adnan Menderes University Medical Faculty with 240 health sciences students and 120 healthcare workers. Our aim was to determine the prevalence of antibodies against HAV, HBV, HCV and HEV and risk factors. For health sciences students prevalence of anti-HAV IgG was lower (60%) than healthcare workers (83.3%). Prevalance of anti-HAV IgG was significantly increasing with age (p<0.05) and anti-HAV IgG positivity was significantly higher in healthcare workers than in students (pO.001). Anti-HBc IgG was detected as 6.6% for health sciences students and 10% for healthcare workers. Anti-HBc IgG positivity was significantly higher in health care workers ever exposed to needlestick injury occupationaly (p=0.03). Anti-HCV positivity was not detected for health sciences students and 0.83% for healthcare workers. Anti-HEV IgG was 3.75% for health sciences students and 5.83%o for healthcare workers. Key Words : HAV,HBV,HCV,HEV, healthcare workers, health sciences students
İnsanlarda ve sığırlarda borrelia burgdorferi infeksiyonu'nun ELISA yöntemiyle tanısı
Lyme hastalığı B. burgdorferi sensu lato tarafından oluşturulan vektör kaynaklımultisistemik bir hastalıktır. Amerika, Avrupa ve Asya'da rapor edilmiş artropod kaynaklıhastalıkların başında gelmektedir.Bu çalışmada, Lyme hastalığı açısından risk grubu olan insanlardan ve sığırlardan eldeedilen serum örnekleri B. burgdorferi IgG antikoru yönünden ELISA testi ile tarandı. Buamaçla, Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi akademik personel ve öğrencileri,Aydın ili çevresindeki serbest veteriner hekim, hayvan bakıcıları ve kasaplardan elde edilentoplam 65 adet insan serumu ve Aydın ili çevresindeki altı hayvancılık işletmesinden eldeedilen toplam 81 adet sığır serumu ELISA testi yardımı ile B. burgdorferi IgG antikoryönünden incelendi.ELISA testi sonucunda 65 adet insan serumu B. burgdorferi IgG antikor varlığıbelirlenemezken, 81 adet sığır serumunda B. burgdorferi IgG antikor pozitifliği % 58.02olarak saptanmıştır.Sonuç olarak, bu çalışmadaki örneklerin sayısının arttırılarak moleküler yöntemlerlede doğrulanmasıyla bölgemizde B. burgdorferi seroprevalansını saptama açısından dahayararlı olacağı düşünülmektedir.
Değişik kaynaklardan izole edilen pseudomonas aeruginosa suşlarının antibiyotik duyarlılıklarının tespiti ve biofilm oluşumunun araştırılması
ÖZETDeğişik kaynaklardan izole edilen P. aeruginosa suşlarının antibiyotikhassasiyetlerinin ve bu izolatların biyofilm oluşturma yeteneklerinin araştırıldığıbu çalışmada, 200'ünü klinik mastitisli süt örneği, 25'ini otitis eksternalıköpeklerden alınan kulak svabı, 1'ini pyometralı ve 2'sini operasyon sonrası yarayeri enfekte olmuş kedilerden alınan svaplar, 3'ünü şehir şebekesinden alınan suörnekleri ve 5'ini idrar yolları enfeksiyonu geçiren insanlardan alınan idrarörnekleri oluşturmuştur.Mastitisli 200 adet süt örneğinde 5 adet P. aeruginosa (% 2,5) izoleedilmiş, 25 adet otitisli köpek kulağından alınan svaptan 2 (% 8), kediden (0),şehir suyu şebekesinden (0), kateterize edilmiş 5 insandan 1( % 20) adet P.aeruginosa izole edilebilmiştir.İzole edilen P.aeruginosa suşlarına yapılan antibiyotik duyarlılık testlerisonucunda 8 suşun tamamı enrofloksasine ve gentamisine duyarlı bulunmuştur.Araştırmada 8 P.aeruginosa suşunun biyofilm oluşturma yetenekleriincelendiğinde 4'ünün (+++) pozitif, 2'sinin (++) pozitif olduğu ve 2'sininbiyofilm oluşturmadığı gözlemlenmiştir.Bu çalışmanın sonucunda P. aeruginosa`nın zoonoz nedeni olabileceğiolasılığı göz önünde tutularak üzerinde durulması gereken, önemli patojenlerdenbiri olabileceği görüşü ortaya çıkmıştır.
Değişik kaynaklardan izole edilen stafilokok suşlarının biyotiplendirilmesi ve metisilin direncinin araştırılması
6. ÖZETBu araştırmada Rutin teşhis laboratuarına getirilen klinik ve subklinikmastitisli ineklere ait 120 adet süt örneğinden 74 adet, 60 adet yara yeri svabıörneğinden 42 adet ve 20 adet idrar örneğinden ise 7 adet stafilokok suşu izole edildi.İzole edilen suşların identifikasyonları gerçekleştirilerek Stafilokok suşlarınıntiplendirilmeleri yapıldı.Araştırmada koagulaz pozitif Stafilokok suşlarının slime değerleri (+, ++,+++, - ) sırasıyla % 15, % 12, % 32.8, % 40.2; koagulaz negatif Stafilokok suşlarınınise slime değerleri (+, ++, +++, - ) sırasıyla % 10.7, % 30.4, % 16.0, % 42.9 olarakbelirlendi.Bu araştırmada tiplendirilmeleri gerçekleştirilen Stafilokok suşlarının 41 (%33.3)'i Metisiline dirençli bulundu.Bu çalışmada, S. aureus suşları (% 46), S. intermedius suşları (% 37.5), S.haemolyticus suşları (% 43) ve S. cohnii subsp. cohnii suşlarının tamamı (%100)vankomisin ve teikoplanin'e aynı oranlarda dirençlilik göstermişlerdir.Bu çalışmada da tüm izolatların % 48'inin penisilin'e dirençli ve % 85oranında eritromisine, % 83 oranında sulbactam + ampisilin'e ve % 79 oranındasulphamethaxsazole + trimethoprim'e duyarlı olduğu saptanmıştır.
Gökkusagı alabalıklarında enterik kızılağız hastalığına karsı yersinia ruckeri serotip I ve polivalan aşıların bağışıklık güçlerinin karşılaştırmalı incelenmeleri
ÖZETYersinioz 1950 yılından beri bilinen salmonid balıkların kontagiyöz birhastalığıdır. lk izolasyonundan sonra Amerika, Avrupa, Asya ve Afrika'da birçokülkeden bildirilmiştir. Hastalık Türkiye'de ilk kez 1990'ların sonunda teşhis edildi(Çağırgan ve Yüreklitürk, 1991). Bu ilk izolasyondan sonrada Türkiye'deki alabalıkçiftliklerinin hemen hemen hepsinde görüldü.Birçok ülkede yersinioz infeksiyonlarından korunmada aşılamalar yapılmaktadır.Bu aşıları uygulamada oral, enjeksiyon, immersiyon, sprey ve anal intubasyon gibibirçok metot rapor edilmiştir (Johnson ve Amend, 1983). Bu metotlardanimmersiyon metotu kolay uygulanabilir olması nedeniyle yaygın olarakkullanılmaktadır.Bu çalışmada saha ve Danimarka Yersinia ruckeri izolatları ve saha enterokokizolatları kullanılarak beş değişik aşı geliştirilmiştir. Bu aşılar sırasıyla A1 referansYersinia ruckeri'den, A2 saha Yersinia ruckeri'den, A3 saha enterokok suşundan,A4 aşısı saha Yersinia ruckeri ve saha enterokok suşlarından, A5 aşısıda referansYersinia ruckeri ve saha enterokok suşlarından hazırlanmıştır. Deneysel aşılamalar6-10 g ağırlığındaki 1250 gökkuşağı alabalığına oral, immersiyon ve injeksiyonmetotlarıyla uygulanmıştır. Oral olarak aşılanan balıklar 70. günde, immersiyonyöntemiyle aşılanan balıklar 28 ve 75. günlerde, injeksiyon yöntemiyle aşılananbalıklar 45 ve 105. günlerde eprüvasyona maruz bırakılmıştır. Ölen balıklar günlükolarak toplanmış ve böbreklerinden reizolasyon yapılmaya çalışılmıştır. Aşılarınetkinlikleri nisbi hayatta kalma yüzdesi olarak isimlendirilen formüle göredeğerlendirildi.Sonuçlar saha izolatının Danimarka izolatı ile karşılaştırıldığında daha iyikoruma sağladığını göstermiştir. Monovalan ve karma aşılarda benzer sonuçlar eldeedilmiştir. Nisbi koruma oranlarına göre injeksiyon aşılama diğer metotlarlakarşılaştırıldığında en iyi korumayı sağlamıştır.Saha enterokok suşundan hazırlanan A3 aşısıda %72.7-100 arasında değişendeğerlerde nisbi koruma sağlamıştır.
Broyler piliçlerde Gumboro aşılamalarının ELISA ile antikor seyrinin takibi
ÖZBu araştırmada, 53.040 broyler civciv (Ross 308), Gumboro aşısı (içmesuyu) (Vineland) ile 8 ve 16. günlerde aşılandı. 1, 8, 15, 22, 29, 36, 43 ve 50.günlerde antikor titreleri ELISA ile tespit edildi. Civcivlerdeki antikor titrelerisırasıyla 2636, 484, 212, 295, 1106, 4214, 3261 ve 4397 olarak bulundu.Araştırmanın yapıldığı çiftlikte hastalığın görülme zamanının 17-40. günlerolduğu göz önünde tutulduğunda, elde edilen antikor titrelerinin 22-29. günlerdedüşük olduğu gözlemlenmiştir. Antikor titreleri düşük olmasına rağmen hastalığakarşı koruma sağlanmaktadır.Anahtar Kelimeler: İnfeksiyöz Bursal Hastalık, Broyler, Aşı, ELISA
Ege bölgesi kültür balıklarında streptokok infeksiyonlarının incelenmesi.
ÖZETStreptokok türleri, insan ve hayvanlarda deride ve mukozal yüzeylerde bulunabilenmikroorganizmalardır ve birçok hayvanda olduğu gibi, balıklarda da hastalık oluşturarakekonomik kayıplara neden olmaktadır. Bu nedenle streptokokkal infeksiyonlar, özellikle iç sukültür balıklarında büyük bir öneme sahiptir. Bu araştırmada, Ege Bölgesi kültürbalıklarındaki Streptokokkal infeksiyonların belirlenmesi amaçlanmıştır.Bu araştırmada, Ege Bölgesi'nde bulunan çeşitli balık çiftliklerinden canlı olaraksağlıklı ve hasta olmak üzere rutin teşhis laboratuvarına getirilen 150 kültür balığından toplam101 adet mikroorganizma izole edildi. Bu bakterilerin 10 adeti (% 9.90) Gram Negatif kok vebasil, 91 adeti (% 90.10) ise Gram Pozitif kok-kokoid olarak belirlendi.Gram Pozitif kok-kokoid tarzı 91 adet mikroorganizmadan 4 adeti Staphylococcusspp. olarak belirlenirken, 32 adet Lactococcus lactis, 3 adet Enterococcus avium, 16 adetEnterococcus feacalis, 1 adet Listeria spp., 10 adet Aerococcus viridans, 5 adet Aerococcusurinae, 7 adet Streptococcus pyogenes ve 13 adet Streptococcus agalactiae identifiye edildi.S. agalactia, sağlıklı balıkların % 10.42'sinden izole edilirken, %7.84 oranında hastabalıklarda izole edilmiştir. S. pyogenes ise, sağlıklı balıkların % 6.25'inden izole edilirken,hasta balıkların % 3.92'sinden izole edilmiştir.
Siirt ilinde hizmet veren değişik birimlerden (lokanta, kafeterya gibi) alınan örneklerden patojen mikroorganizmaların aranması
Bu çalışmada Siirt il merkezinde hizmet veren çeşitli birimlerdeki (lokanta, kafeterya)alet-ekipman ve çevre hijyeni yönünden durumu araştırıldı. Bu amaçla 15 lokanta ve restoranpilot nokta seçilerek bu iş yerlerinde kullanılan alet-ekipman ve çevreden alınan toplam 135örnek materyal kullanıldı. Yapılan mikrobiyolojik analizler sonucunda, iş önlüklerinde %95,tepsi %95, tava %90, tencere %85, tezgah %95, buzdolabı kapı kolu %95, lavabo (muslukbaşı) %90, havluluk %95, sabun kabı %90 oranında mikroorganizma tespit edildi.Sonuç olarak bu araştırmada kontrol edilen lokantaların genel hijyenik durumlarınıniyi olmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca alet-ekipman ve çevreden alınan örneklerde besinzehirlenmeleri yönünden önemli mikroorganizmaların saptanması, bu iş yerlerinin tüketicisağlığı açısından potansiyel bir risk kaynağı oluşturabileceği düşüncesini uyandırmıştır. Bubağlamda kontrol programının uygulanması yararlı olacaktır.Anahtar Kelimeler: Bakteri, İzolasyon, İdentifikasyon, Hijyen, Restoran
Nazofaringeal örneklerden streptococcus pneumoniae'nın identifikasyonu ve antibiyotik direncinin araştırılması
Streptococcus pneumoniae; pnömoni, menenjit, sepsis, akut otitis media başta olmak üzere çok sayıda infeksiyona neden olan gram pozitif, fakültatif anaerob ve diplokok bir mikroorganizmadır. Birçok insan hayatının bir bölümünde taşıyıcıdır ve insandan insana damlacık yoluyla taşınıp, sporodik olarak yayılır.Araştırmada, Şubat ? Mayıs 2007 tarihleri arasında Aydın ili Karacasu ilçesinde sağlık ocağına başvuran hastalardan ve kontrol grubunu oluşturacak sağlıklı bireylerden alınan toplam 500 adet nazofaringeal sürüntülerin örnekleri kullanılmıştır. Çalışma grubunda bulunan 500 hastanın 90'ı çocuk, 180'ni kadın ve 180'ni erkektir. Kontrol grubu olarak sağlıklı 10 çocuk, 20 kadın ve 20 erkekten de örnekler alınmıştır.Araştırmamızda hasta grubunu oluşturan 180 erkek, 180 kadın ve 90 çocuktan alınan nazofarenks sürüntüsü örneklerinden 5 (% 2.77)'i hasta erkekten ve 1 (% 0.55)'i hasta kadından olmak üzere toplam 6 (% 1.66) Streptococcus pneumoniae identifikasyonu yapılmıştır. Ayrıca kontrol grubunu oluşturan sağlıklı erkeklerin 1 (% 5.00)'den de Streptococcus pneumoniae identifiye edilmiştir.Bunun yanında 3 (% 1.66) hasta kadından Streptococcus pyogenes identifikasyonu gerçekleştirilmiştir. Çocuklarda yapılan sürüntülerden ise S. pneumoniae izolatı elde edilememiştir.Yapılan antibiyogram testleri sonucunda Streptococcus pneumoniae suşlarının Amoksisilin + Klavulanik Asite % 100.00, Eritromisine % 85.71 oranlarında duyarlı; Ampisiline % 85.71 oranında orta derecede duyarlı; Polimiksine % 100 ve Kanamisine % 85.71 oranlarında dirençli oldukları bulunmuştur.Streptococcus pyogenes için ise; Amoksisilin + Klavulanik Asite % 100.00, oranında duyarlı; Ampisiline % 100 oranında orta derecede duyarlı ve Kanamisine, Oksasiline, Polimiksine % 100.00 oranlarında dirençli oldukları görülmüştür.
Beyaz peynirlerde escherichia coli O157:H7 serotipinin araştırılması
Beyaz Peynirlerde Escherichia coli O157:H7 Serotipinin AraştırılmasıBu araştırma, Aydın ilinin farklı yerlerinden (köy pazarları, mandıralar ve marketler) alınan 100 beyaz peynir örneğinden enterohemarajik Escherichia coli O157: H7 suşunun izolasyonu amacıyla yürütüldü. Çalışmada, ön zenginleştirmeye tabi tutulan peynir örneklerinden 4-methylumbelliferyl-ß-D-glucuronide (MUG) içeren laurly sulphate tryptose broht (LSTB)'a ekimler yapıldı ve 82 adet peynir örneğinden üreme tespit edildi. Üreme görülen örneklerden sorbitol mcconkey agar (SMAC)'a yapılan ekimler sonucu 16 adet peynir numunesinde renksiz ve orta büyüklükte koloniler gözlendi. Kolonilerin mikroskobik muayenesi sonucu 11 adet peynir örneğinde hareketli etkenler tespit edildi. Bu 11 adet peynir örneğinin 5'i indol pozitif bulundu. E. coli O157:H7'nin varlığını teyit edilebilmesi amacıyla 5 adet indol pozitif numunenin latex aglütinasyon testi yapıldı ve hiçbir numunenin aglütinasyon meydana getirmediği gözlendi. Peynir numunelerinde 82 koliform bakteri bulunduğu tespit edildi. Ayrıca, 62 adet peynir numunesinde fekal orijinli E. coli saptandı.Alınan peynir örneklerinin hiç birinde fekal orijinli bir etken olan E. coli O157:H7 suşu izole edilemedi. Ancak, satılan peynirlerin koliform ve fekal E. coli gibi hijyen indikatörü mikroorganizmalarla kontaminasyon düzeylerinin Türk Gıda Kodeksi Mikrobiyolojik Kriterler tebliğinde bildirilen düzeylerin üzerinde olduğu ve peynirin tüketici sağlığı açısından risk oluşturabileceği kanısına varıldı.
Broiler piliçlerinden Escherichia coli O157:H7 serotipinin identifikasyonu ve antibiyotik duyarlılıklarının belirlenmesi
Broiler Piliçlerinden Escherichia coli O157:H7 Serotipinin İdentifikasyonu ve Antibiyotik Duyarlılıklarının BelirlenmesiBu çalışmada, İzmir, Aydın, Manisa, Denizli ve Uşak illerinde bulunan fason broiler kümeslerindeki piliçlerden E. coli O157:H7 identifikasyonu amacıyla 500 adet kloakal svap örneği alındı.Bu araştırmada, 500 adet kloakal svap örneğinin 32 (% 6.40)'sinden Escherichia coli O157:H7 serotipi identifiye edilmiştir. Ayrıca örneklerin 128 (% 25.60)' inden diğer E. coli türleri, 75 (% 15)' inden Klebsiella sp., 193 (% 38.60)' ünden Proteus sp., 38 (% 7.60)' inden Pseudomonas sp. identifiye edilmiş, 34 (% 6.80)' ünde ise bakteriyel üreme şekillenmemiştir.Araştırmada, örneklerden izole edilen E. coli O157:H7 suşlarının illere göre toplam örnek sayısına oranları Aydın 108/13 (% 12.04), İzmir 140/9 (% 6.43), Uşak 36/2 (% 5.55), Manisa 180/7 (% 3.88) ve Denizli 36/1 (% 2.77) olarak belirlenmiştir.E. coli O157:H7 izolatlarıyla yapılan antibiyotik duyarlılık testleri sonucunda izolatların Polimiksin B' ye % 100.00, Sefotaksime % 75.00, Norfloksasine % 59.38 oranlarında duyarlı; Kanamisine % 37.50 oranında orta derecede duyarlı; Ampisiline % 100.00, Sefalotine % 100.00, Kloramfenikole % 87.50, Sulfametoksazol-Trimetoprime % 81.25, Eritromisine % 81.25 ve Amoksisilin-Klavulonik aside % 62.50 oranlarında dirençli oldukları bulunmuştur.Anahtar Kelimeler: E. coli O157:H7, broiler, izolasyon, identifikasyon, antibiyotik
Ege bölgesindeki sığırların süt ve dışkı örneklerinden Esherichia coli O157:H7 izolasyonu ve verotoksinlerinin belirlenmesi
Ege Bölgesindeki Sığırların Süt ve Dışkı Örneklerinden Escherichia Coli O157:H7 İzolasyonu ve Verotoksinlerinin BelirlenmesiEscherichia coli O157:H7 ilk kez 1982 yılında ABD de meydana gelen 2 ayrı hemorajik kolitis salgını sonucu tanımlanmaya başlamıştır ve en sık izole edilen enterik patojenlerden biridir. E. coli O157:H7 ile infekte olan kişiler asimptomatik olabilir, kanlı yada kansız diare, hemolitik üremik sendrom ve trombotik trombositopenik purpura semptomları gösterebilir. Shiga-benzeri toxin üreten Escherichia coli (STEC), Vero toxin-üreten E.coli (VTEC) olarak ta adlandırılır, infeksiyonu gıda kaynaklıdır ve sığırlar STEC infeksiyonunun birincil rezervuarı olarak belirtilmektedir.Çalışmamızda, Ege bölgesinde bulunan sığırlardan alınacak süt ve dışkı örneklerdeki E. coli O157:H7 bakterisinin varlığı ve verotoksin üretip üretmediğinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada, incelenen 150 süt ve 150 dışkı örneğinden 2 si süt diğer 2 si ise dışkı örneklerinden olmak üzere 4 (%1,3) E. coli O157:H7 izole edildi. Süt örneklerinden izole edilen suşlardan 1'inin VT1 ürettiği belirlendi.Anahtar Kelimeler : Sığır, E.coli O157:H7, İzolasyon, Verotoksin
Birinci basamak sağlık kuruluşuna başvuran hastalarda tetanoz immünitesi
Tetanoz, insandan insana bulaşma göstermeyen, düzenli ve yeterli aşılama ile önlenebildiği halde yakalanıldığında genelde ölümcül seyreden ciddi bir hastalıktır. Yeterli bağışıklık olmadığında çok ciddi ve ölümcül seyredebilen hastalığın özellikle neonatal formu pek çok gelişmiş ülkede eradike edilmiş olmasına rağmen, ülkemizin de arasında bulunduğu çok sayıda gelişmekte olan ülke için toplum sağlığını tehdit etmektedir. Tetanoz, bebeklik, çocukluk, gebelik ve askerlikte aşılanması yapılan bir hastalıktır. Çalışmamızın amacı Aydın ilinde belirlenen birinci basamak sağlık kuruluşuna başvuran hastaların tetanoz bağışıklık durumunun incelenmesidir.Araştırmamız, Eylül 2007 - Aralık 2007 tarihleri arasındaki dört aylık dönemde Aydın Merkez 3 nolu Sağlık Ocağı'nda gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya herhangi bir nedenle sağlık ocağına başvuran 18 yaş üzeri 279'u kadın, 77'si erkek, toplam 356 gönüllü kişi bilgilendirilmiş olurları alınarak çalışmaya dahil edilmiştir. Katılımcılara ayrıntılı anketler uygulandıktan sonra kanları alınarak, serumlarına ayrılıp test edilinceye kadar -20 °C'de saklanılmıştır. Serumlar, ticari anti-tetanoz mikro-ELISA kiti kullanılarak elisa yöntemi ile analiz edilmiştir. Analiz sonuçları, istatistiksel yöntemler ile değerlendirilmiştir.Analizler sonucunda, çalışmamıza dahil edilen 356 kişiden 133 (% 37.4)'ünün tetanoza karşı bağışık olduğu tespit edildi. Kadınların % 39.1'i, erkeklerin % 31.2'si tetanoza karşı bağışık idi (p=0.232). 18?40 yaş arasında bağışıklık % 81.6, 41?60 yaş arasında % 24.7, 60 yaş üzerinde % 3.2 olarak tespit edildi, yaş ilerledikçe bağışıklığın hızla azaldığı gözlendi (p<0.001). Düşük gelir düzeyinde tetanoz bağışıklığı % 31.8, orta ve yüksek gelir düzeyindeki kişilerde ise tetanoz bağışıklığı % 66.7 idi, tetanoz bağışıklığının gelir düzeyi ile anlamlı olarak arttığını gözlemledik (p<0.001). Gebelik ve doğum yapmış olmak bağışıklıkta anlamlı bir fark yaratmaz iken (p=0.278), gebelik boyunca bir sağlık kuruluşu veya sağlık görevlisince takip edilmiş olmak bağışıklığı anlamlı olarak arttırmıştır (p<0.001). Gebelik öyküsü olan kadınlardan yalnız % 38.0'i bağışık idi. Gebeliği boyunca sağlık kuruluşu veya sağlık görevlisince takip edilen kadınların % 60.5'i bağışık idi. Aşılı olup olmadığını bilmeyen ve aşılı olmayanlardan % 18.1'i, aşılı olduğunu bildirenlerden % 81.9'u bağışık idi, tetanoz aşısı yaptırmış olduğunu bildiren kişilerde bağışıklık beklenildiği gibi anlamlı olarak yüksek idi (p<0.001). Son on yıl içinde herhangi bir yaralanma nedeni ile bir sağlık kuruluşuna başvuranlardan % 64.7'si tetanoza karşı bağışık idi (p<0.001).Sağlık Bakanlığı'nın pek çok yaş grubunda ücretsiz aşılama politikası olmasına rağmen tetanoz bağışıklığının düşük olması halkın bu konudaki bilgi eksikliğin bir sonucu olabilir. Yeterli tetanoz bağışıklığı için aşılanmanın düzenli ve yeterli olması gereklidir. İlerleyen yaş ile tetanoz bağışıklığı azalacağı için rapel doz şarttır. Halkın tetanozun önemi konusunda bilgilendirilmesi, aşılanmanın önemini anlamaları gereklidir.Anahtar kelimeler: Aydın, erişkin, immünite, tetanoz.
Avian leucosis virus enfeksiyonun halk elindeki kümeslerde antijenik olarak araştırılması
Bu çalışmada, tavuklarda neoplastik hastalıklara neden olan ALV enfeksiyonun Aydın yöresindeki dağılımını ELISA yöntemi ile tespit etmek amaçlandı. ELISA sonuçları ile yumurta kalite kriterleri arasındaki ilişki araştırıldı. Örnekleme, ilin farklı yöneylerindeki ilçelerden halk elinde üretimi yapılan tavukların yumurtaları toplanarak yapıldı.Altı farklı ilçedeki 151 kümesten toplanan 585 yumurtanın albüminleri ALV p27 grup spesifik antijeni yönünden test edildi. İncelenen 151 kümesten 110 tanesinde ALV p27 antijeni saptandı. Kümeslerdeki ALV p27 antijeni pozitiflik oranı % 17 ile % 100 arasında görüldü. Toplam örneklerde ki ALV enfeksiyon oranı % 47,69 (279/585 yumurta) olarak bulundu. ALV p27 antijeni açısından pozitiflik tespit edilen kümeslerin ilçeler bazındaki dağılımı incelendiğinde en düşük oran İncirliova'da % 40 (14/35 kümes), en yüksek oran ise Söke'de % 90,63 (29/32 kümes) olarak tespit edildi. ALV p27 antijeni bulunmayan kümeslerdeki örneklerin yumurta ağırlığı ve şekil indeksi daha yüksek ölçüldü. Hastalık etkeninin bu derece yaygın olması hastalığın teşekkül edip etmediğinin araştırılmasını ve eradikasyon için tedbirlerin alınması gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır
Köpeklerde sistemik mantar infeksiyonu oluşturan aspergillus fumigatus ve bazı patojen candida türlerinin nested PCR ile saptanması
Sistemik mantar infeksiyonları özellikle veteriner alanda göz ardı edilen ve yanlış tedavi protokolleri ile kötü sonuçların ortaya çıktığı infeksiyonlardır. Candidiazis prensipte oral mukoza ve deri gibi yüzeysel mukoz membranları etkileyen oportunistik bir infeksiyondur. Sistemik candidiazis genellikle immunsupresyon, zayıf kondüsyon veya iatrojenik (uzun süreli antibiyotik alımı) uygulamalarla ilgilidir. Aspergillus fumigatus da alerjik bronkopulmoner aspergillozdan sistemik aspergilloza kadar geniş bir spektrumda infeksiyonlara sebep olan oportunistik bir patojendir.Tez çalışmasında DNA topoisomerase II geni sekanslarına dayalı primerler kullanılmıştır. Aydın ili ve çevresinden toplanan 200 adet köpek kanından elde edilen genomik DNA ile yapılan Nested PCR metodu ile % 34 oranında sistemik mantar infeksiyonu tespit edilmiştir. Araştırmamızda 68 pozitif örneğin 40 (% 58.8)'ında tek mantar infeksiyonu ve 28 (% 41.2)'inde ise miks mantar infeksiyonları görülmüştür. 40 (% 58.8) pozitif örneğin, 16 (% 8)'sı C. albicans, 12 (% 6)'si A. fumigatus, 4 (% 2)'ü C. tropicalis II, 4 (% 2)'ü C. parapsilosis I, 4 (% 2)'ü C. glabrata olarak identifiye edilmiştir. 28 (% 41.2) miks örnekte ise, 8 (% 28.57) C. albicans ve C. tropicalis II, 8 (% 28.57) C. albicans ve C. parapsilosis I, 4 (% 14.28) C. parapsilosis I-II ve C tropicalis II, 4 (% 14.28) A. fumigatus ve C. parapsilosis II ve 4 (% 14.28) C. glabrata ve C. parapsilosis I saptanmıştır.Araştırmamızın, köpeklerde % 34 oranında sistemik mantar infeksiyonu yönünden pozitiflik göstermesi, Veteriner Hekimlik alanında bu sistemik mantar infeksiyonlarının göz ardı edildiğini ortaya çıkarmaktadır. Ülkemizde sistemik mantar infeksiyonları ile ilgili sağlıklı veriler elde edilebilmesi için, çalışmaların yaygınlaştırılması ve devam ettirilmesi önerilmektedir.Anahtar Kelimeler: Candida sp., Aspergillus fumigatus, DNA Topoisomerase II Geni, Nested PCR
Otitis eksternalı kedilerden bakteriyel etkenlerin izolasyonu ve antibiyotiklere duyarlılıklarının belirlenmesi
Araştırmamızda İzmir ili ve çevresindeki otitis eksterna hastalığına yakalanmış100 adet sahipli kediden kulak svap örnekleri alınmış ve bu örneklerden bakteriyel etkenlerin izolasyon ve identifikasyonları yapılmış, etkenlerin antibiyotik duyarlılıkları belirlenmiştir.Araştırma sonucu izole edilen mikroorganizmalar Koagulaz Negatif Stafilokok'lar (%11), Staphylococcus aureus (%4), Corynebacterium spp. (%4), Escherichia coli (% 2), Pseudomonas spp. (%2), Bacillus spp. (% 1), Shigella spp. (%1), Serratia liquefaciens (%1) olarak identifiye edildi. 74 adet kulak svabı örneğinde (%74) bakteriyolojik üreme tespit edilememiştir.Araştırmada incelenen izolatlar Eritromisin'e % 84.6 oaranında duyarlı olarak bulunurken, Sulbaktam-Ampisilin'e % 88.4, Amoksisilin-klavulonik asit'e % 84.6 ve Gentamisin'e % 73 oranlarında dirençli olarak saptanmıştır.
Sığırlardan ve sektör çalışanlarından izole edilen Metisilin dirençli Stafilokoklarda SCCmec tiplerinin belirlenmesi
Bu çalışma sığır ve insan kaynaklı metisilin dirençli stafilokokların stafilokokal kaset kromozom mec (SCCmec) tiplerini belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Çalışma materyalini subklinik mastitisli inek sütlerinden ve burunlarından izole edilen sırasıyla 90 ve 56, veteriner ve çiftlik işçilerinin burunlarından izole edilen 35 stafilokok suşu oluşturdu. Sefoksitin disk difüzyon testiyle, süt, sığır burun ve insan burun suşlarında metisilin dirençliliği sırasıyla %23,3, %32,1 ve %57,1 olarak bulundu. Bu suşların S. aureus oldukları ve metisilin dirençlilikleri, mecA, nuc ve 16S rRNA genine yönelik tripleks PCR ile doğrulandı. 16S rRNA sekans analizi ile incelenen 59 metisilin dirençli stafilokok içinde 10 tür (18 S. haemolyticus, 17 S. epidermidis, 12 S. aureus, 4 S. xylosus, 3 S. cohnii, 1 S. equorum, 1 S. sciuri, 1 S. succinus, 1 S. pseudointermedius, 1 S. saprophyticus) identifiye edildi. Bu suşların SCCmec tipleri mec ve ccr, IS elementi ve plazmidler için multipleks PCR ile incelendi. SCCmec Tip II 2, Tip III 38, Tip IV 18 ve Tip V 1 metisilin dirençli stafilakok suşunda bulundu. SCCmec Tip II ve III'ü içeren 40 suş hastane kökenli olarak değerlendirilirken, SCCmec Tip IV ve V'i kapsayan 18 suş toplum kökenli olarak değerlendirildi. SCCmec Tip III ve IV sığır suşlarının sırasıyla %66,6 ve %28,2'sinde, insan suşlarının %60 ve 35'inde saptandı. Hemen tüm S. haemolyticus ve S. aureus suşlarının hastane kökenli SCCmec tiplerini taşıdığı belirlendi. Sığır ve insan stafilokok suşlarının taşıdığı SCCmec tipleri arasındaki benzerlik ve sığırlarda hastane kökenli SCCmec tiplerinin yüksek oranda bulunması, insanların sığırlardaki metisilin dirençli stafilokokların kaynağı olabileceğini düşündürdü.
Metisilin dirençli Staphylococcus aureus suşlarının moleküler tiplendirmesi
Metisilin dirençli S. aureus (MRSA) nozokomiyal ve toplum kökenli enfeksiyonlara yol açan önemli bir patojendir. MRSA suşları dünya çapında ortaya çıkmış ve çeşitli antibiyotiklere dirençli hale gelmiştir. Bu bakterinin en önemli özellikleri kolonize olma ve klonal yayılabilmesidir.Bu çalışmada, Ocak-Mayıs 2010 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı'nda subklinik mastitisli inek sütlerinden (n=90) ve nazal svaplardan [insan (n=35) ve sığır (n=56)] izole edilen 12 MRSA suşunun pulsed field jel elektroforezis (PFGE), stafilokokal protein A (spa), çok lokuslu dizi tiplendirme (MLST) ve stafilokokal kromozom kaset mec (SCCmec) tiplendirmesi yapılarak moleküler özelliklerinin ortaya konulması amaçlandı. İzolatların SCCmec tipleri multipleks polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) ile belirlendi. Stafilokokal protein A'yı kodlayan spa geni ve S. aureus suşlarında bulunan 7 farklı yapısal metabolik gen (arcC, aroE, glp, gmk, pta, tpi ve yqiL) PCR ile amplifiye edildi ve sekanslandı. PFGE analizi sonucunda 12 MRSA izolatında pulsotip A-D olamak üzere dört pulsotip belirlendi. Pulsotip A olan suşların (n=7) sekans tipi (ST) tipi ST 239, spa tipi t030 olarak bulunurken biri hariç hepsinin SCCmec III taşıdığı tespit edildi. Pulsotip B (n=3) ST1294, t459 ve SCCmec Tip III; pulsotip C (n=1) ST1940, t660, SCCmec Tip III ve pulsotip D (n=1) ST737, t542, SCCmec tip II olarak belirlendi. spa tip t030 Türkiye'deki hastanelerde ve doğu ülkelerinde en sık görülen tiptir. Bu klon Amerika ve Avrupa'da nadir olarak görülmekle birlikte ?Türk Klonu? olarak isimlendirilmektedir. Hastane kökenli MRSA suşlarının fazlalığı MRSA suşlarının humanoz olabileceğini düşündürmektedir. Aynı klonla enfekte olan 2 inek sütü, 2 inek burun svabı ve bu hayvanlara bakan veteriner hekimlere ait burun svaplarından oluşan toplam 7 suş, MRSA'un klonal yayılma özelliğinin olduğunu gösterdi. Çalışma sonucunda Aydın yöresinde inek sütü, insan ve inek burun svaplarından izole edilmiş olan en yaygın spa tipi t030, MLST tipinin ise ST 239 olduğu belirlendi.
Sığır mastitislerinden Streptococcus agalactıae, Streptococcus dysgalactıae ve Streptococcus uberıs'in kültür ve moleküler yöntemlerle tanısı
Bu çalışmanın amacı, mastitisli sütlerden etken izolasyonu ve Streptokokların mastitis etiyolojisindeki rollerini klasik kültür yöntemi ile belirlemek, ayrıca izole edilen Streptokok suşlarının moleküler tekniklerle (polimeraz zincir reaksiyonu; PCR) tiplendirilmesi ve moleküler epidemiyolojilerinin belirlenmesini sağlamaktır.Bu tez çalışmasında incelenen 100 süt örneğinin 23 (%23)'ünden Streptococcus spp. izolasyonu gerçekleştirildi. Konvansiyonel metodlarla izole edilen suşların 13 (%57)'ü S. dysgalactiae, 10 (% 43)'u S. uberis olarak identifiye edildi. Örneklerde S. agalactiae suşu bulunamadı. Polimeraz Zincir Reaksiyonu ile aynı örnekleri incelendiğinde izolatlardan 3 (% 13)'ü S. dysgalactiae, 9 (% 39)'u S. uberis olarak belirlenirken hiç S. agalactiae suşu görülmedi.
Sığır, koyun ve keçi sürülerinde Coxıella burnetıı yayılımının saptanması
Bu çalışmada Aydın ili ve çevresinde bulunan 4'er farklı çiftlikte bulunan 200 adet sığır, 200 adet koyun ve 200 adet keçinin her birinden kan alınmak üzere 600 adet örnekleme yapılarak Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı'nda C. burnetii etkeninin varlığı yönünden serolojik ve moleküler olarak incelenmiştir.ELISA yöntemine göre sığırlardan elde edilen serum örneklerinde pozitif örnek sayısı 40 adet (% 20.0), koyunlardan elde edilen serum örneklerinde pozitif örnek sayısı 58 adet (% 29.0), keçilerden elde edilen serum örneklerinde pozitif örnek sayısı 42 adet (% 21.0) olarak belirlenmiştir.IFA yöntemine göre sığırlardan elde edilen serum örneklerinde pozitif örnek sayısı 44 adet (% 22.0), koyunlardan elde edilen serum örneklerinde pozitif örnek sayısı 58 adet (% 29.0), keçilerden elde edilen serum örneklerinde pozitif örnek sayısı 46 adet (% 23.0) olarak belirlenmiştir.Polimeraz Zincir Reaksiyonu yöntemine göre sığırlardan elde edilen kan örneklerinde PCR pozitif örnek sayısı 96 adet (% 48.0), koyunlardan elde edilen kan örneklerinde pozitif örnek sayısı 72 adet (% 36.0), keçilerden elde edilen kan örneklerinde pozitif örnek sayısı 46 adet (% 23.0) olarak belirlenmiştir.Elde edilen sonuçlara göre sağlıklı görünen hayvanlardan alınan kanlardan C. burnetii varlığının araştırılması için en duyarlı metodun Polimeraz Zincir Reaksiyonu olduğu ortaya konulmuştur.
Keçilerde Staphylococcus aureus'un bakteriyolojik ve moleküler olarak araştırılması
Bu çalışmada 2010 yılı yaz aylarında Aydın ili ve çevresinde bulunan laktasyon döneminde olan 50 adet kıl keçisi ve 50 adet saanen keçisinin her birinden süt, deri vaginal mukoza, ve burun mukozasından olmak üzere 400 adet örnekleme yapılarak Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı'da Staphylococcus aureus yönünden incelenmiştir. Çalışmamızda incelenen 400 örneğin toplam 48'inde (% 12) S. aureus izolasyonu gerçekleştirilmiştir.Elde edilen süt kökenli S. aureus izolatlarının 8 (%16,0)'i Saanen ırkı keçilerden, 19 (% 38,0)'u adedi ise kıl keçilerinden izole edilmiştir. Deri izolatlarının ise 3 (% 6,0)'ü Saanen ırkı keçilerden, 4 (%8,0)'ü ise kıl keçilerinden izole edilmiştir. Burun izolatlarının ise 1 (% 2,0)'i Saanen ırkı keçilerden, 6 (% 12,0)'sı kıl keçilerinden izole edilmiştir. Vajina izolatlarının ise 2 (% 4,0)'si Saanen ırkı keçilerden, 5 (% 10,0)'i kıl keçilerinden izole edilmiştir. Süt, burun, deri ve vajina kökenli S. aureus suşların kıl keçilerinden daha fazla izole ve identifiye edildiği saptanmıştır.Polimeraz Zincir Reaksiyonu ile aynı örnekler incelendiğinde toplam 48 adet izolatın 13'ünde (% 27.0) yaklaşık 278 bp fragment aralığında sek stafilokokal enterotoksin geni tespit edilmiştir. Saptanan enterotoksin genlerinden 10 (%66,7) adedi süt izolatlarından, 2 (%22,2) adedi burun izolatlarından, 1 (%11,1) adedi ise deri izolatlarından saptanmıştır. Saptanan genlerin, 8 (% 42.1)'i kıl keçilerinin süt kaynaklı S. aureus izolatından, 2 (% 25,0)'i Saanen keçilerinin süt kaynaklı S. aureus izolatından, 1 (% 5,2)'i kıl keçilerinin deri kaynaklı S. aureus izolatından, 2 (% 10,5)'i adet kıl keçilerinin burun kaynaklı S. aureus izolatından elde edilmiştir.
Çeşitli klinik örneklerden Stenotrophomonas maltophilia izolasyonu ve antibiyotik dirençliliğinin belirlenmesi
Bu çalışmada, kliniklerden alınan ve kliniklere gelen çeşitli canlı ve cansız kaynaklardan alınan swap örnekleri materyal olarak kullanılmıştır.Alınan örnekler Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Mikrobiyoloji Rutin Teşhis Laboratuvarına getirilerek izolasyon ve identifikasyon aşamaları gerçekleştirilmiştir.Çalışmada 264 yatan hastadan alınan materyallerden yapılan 347 kültürün 15 inde Stenotrophomonas maltophilia, üremiştir.Balgam kan,idrar,yara ve katater ucu kültürlerinden üreme olmuştur. Stenotrophomonas maltophilia'nın görülme oranı %4.32 olarak gerçekleşmiştir. Antibiogram sonuçları incelendiğinde; Stenotrophomonas maltophilia suşlarının; 12'si (% 80)amoksisillin/klavunikasite, 15'i(%100)karbenisilline, 11`i (% 73.33)sefaperazona, 10'u (% 66.66)sefuroksime, 14'ü(% 93.33)sefalotine, 9'u (% 60)siprofloksasine, 10'u (% 66.66)imipeneme, 11'i (% 73.33)piperasilline,14`ü (% 93.33)tikarsilline, 11'i(%73.33)aztreonama,15'i(% 100)ampisilline, 12'si(% 80)sefoksitine karşı dirençli olduğu görülmektedir. Stenotrophomonas maltophilia suşlarının;11'i(%73.33) trimetoprim-sülfometaksazole ,14'ü(%93.33) sulbaktam/sefoperazona,11'i(%73.33) amikasine,15'i (% 100) tigesilline , 9`u (% 60) gentamisine, 9'u (% 60) tazobaktam/piperasilline duyarlı olarak bulunmuştur.Genel olarak sefalosporinlere karşı yüksek bir direncin olduğu, trimetoprim-sülfometaksazole karşı ise direncin (% 26.66)görülmeye başladığı sonucuna varılmıştır.
Sağlıklı sığırların nazal boşluk bakteriyel florasının moleküler identifikasyonu
Bu çalışmada, klinik olarak sağlıklı sığırların nazal mikroflorasını oluşturan aerobik bakterilerin belirlenebilmesi için, alınan nazal sıvap örneklerinden izole edilen etkenlerin, 16S rRNA dizi analizi ile moleküler identifikasyonlarının yapılması amaçlanmıştır.Çalışmada 15 çiftlikteki 56 sığırdan alınan nazal sıvap örnekleri kullanılmıştır. Nazal sıvaplardan klasik konvansiyonel yöntemler kullanılarak bakteri izolasyonu gerçekleştirilmiş, etkenlerin makroskobik ve mikroskobik morfolojileri incelendikten sonra, identifikasyonları üniversal primerler kullanarak 16S rRNA geninin polimeraz zincir reaksiyonu ile çoğaltılmasıyla yapılmıştır. İzolasyonları yapılan 192 mikroorganizmanın sekans analizi ile 143 (%74,5)'ünün Gram pozitif (Aerococcus sp., Arthrobacter sp., Bacillus sp., Brevibacillus sp., Brevibacterium sp., Corynebacterium sp., Enterococcus sp., Exiguobacterium sp., Micrococcus sp., Staphylococcus sp.) ve 49 (%25,5)'unun Gram negatif (Acinetobacter sp., Citrobacter sp., Comamonas sp., Escherichia sp., Gamma sp., Klebsiella sp., Kluyvera sp., Mannheimia sp., Neisseria sp., Pantoea sp., Pasteurella sp., Proteus sp., Pseudomonas sp., Raoultella sp., Salmonella sp. ve Serretia sp.) olduğu tespit edilmiştir. Koagulaz negatif stafilokoklar (%36,5), Bacillus sp. (%15,6), S. aureus (%11,0), M. haemolytica (%6,3), Enterobacteriaceae sp. (%6,8), P. multocida (%5,2), M. luteus (%4,2), Streptococcus sp. (%2,6), Acinetobacter sp. (%2,6), Pseudomonas sp. (%2,1), Corynebacterium sp. (%1,0) en çok identifiye edilen türler olarak belirlenmiştir.Yaptığımız çalışmada mikrobiyal ve moleküler çalışma sonuçları birbirleri ile paraleldir. Bundan sonra yapılacak olan çalışmalarda, yörede solunum sistemi problemi bulunan sığırların da nazal bakteriyel florasının moleküler identifikasyonlarının yapılması, sağlıklı ve sağlıksız florada bulunan mikroorganizmaların karşılaştırılması, her iki florada da en sık izole edilen etkenlerin virulens ve antibiyotik direnç genlerinin karşılaştırılarak incelenmesinin yapılması önerilmektedir.
Köpeklerin derilerinden stafilokok türlerinin izolasyonu ve eksfoliatif toksin varlığının belirlenmesi
Stafilokoklar doğada; tozda, toprakta, hayvanların deri, mukoza dokularında vesalgılarında yaygın olarak bulunan, insanların deri, burun boşluğu ve lezyonlarında çoğalanbakterilerdir. Bu bakterilerin insanlarda en sık deri enfeksiyonlarına neden olduklarıbilinmektedir. Köpeklerde de neden oldukları deri problemlerinin başında pyodermagelmektedir. Pyodermalarda, insanlardaki SHDS vakalarından sorumlu eksfoliatif toksinETA ve ETB' nin rol alabilecği düşünülmektedir.Çalışmamızda, farklı ırk, yaş ve cinsiyetteki toplam 100 adet sağlıklı ve derilezyonu bulunan köpeğin derilerinden izole edilen stafilokok türlerinde eksfoliatif toksinvarlığının belirlenmesi amaçlanmıştır. İzolasyonu yapılan Stafilokok suşlarında eksfoliatiftoksin varlığı PCR tekniği uygulanarak belirlenmiştir. Toplanan 100 adet örnekten 23tanesi Staphylococcus olarak saptanmıştır. Bu örneklerden 23 adet Staphylococcus sp.template DNA'sından 21 tanesi ETA negatif olarak sonuç verirken, 2 adet suş templateDNA'sı ETA yönünden pozitif sonuç vermiştir. Aynı şekilde bu 23 suşta ETBincelendiğinde ise yine 21 suş ETB negatif farklı 2 adet suşta ETB yönünden pozitif olarakbulunmuştur. ETA pozitif ve ETA negatif suşlar farklı örneklerde tesbit edilmiştir.Sonuç olarak, bu çalışmada izole edilen Staphylococ'ların eksfoliatif toksinsentezleyebildikleri gösterilmiş olup yüksek izolasyon oranlarından dolayı caninepiyodermaların etiyolojisinde rol aldıkları gözlenmiştir.Anahtar sözcükler: stafilokok, eksfoliatif toksin, pyoderma
Köpeklerde capnocytophaga canimorsus ve capnocytophaga cynodegmi türlerinin kültür ve moleküler yöntemlerle araştırılması
Her yıl dünya çapında milyonlarca insanın hayvanlar tarafından ısırıldığı rapor edilmektedir. Isırıkların %90'ı köpekler tarafından meydana getirilir ve bu ısırık yaralarının büyük çoğunluğuna tıbbi müdahale yapılmamaktadır. Capnocytophaga cinsi içerisinde bulunan Capnocytophaga canimorsus ve Capnocytophaga cynodegmi türleri, köpeklerin ağız boşluğunda komensal olarak yaşayan mikroorganizmalardır ve bazen insanlarda ölümcül sistemik infeksiyonlara neden olabilmektedir.Bu tez çalışması ile köpeklerde oral florada görülen ve klinik tanısı rutin olarak konulamayan Capnocytophaga infeksiyonlarının tanıları CaL2, AS1, CaR ve CyR geni nükleotid sekansları kullanılarak yapılmıştır. Araştırmamızda Muğla ili ve çevresinde bulunan, diş taşı olan sahipli köpeklerden toplanan 200 adet oral svap örneği incelenmiş ve yapılan birinci PCR sonucunda 200 adet örneğin 11 (% 5.5)'inde CaL2 ve AS1 gen taşıyıcılığı saptanmıştır. İncelenen toplam 11 adet Capnocytophaga spp. pozitif örneğin 2 (% 18.2)'sinin sadece CaR geni açısından pozitif olduğu, 9 (% 81.8)'unun ise hem CaR, hem de CyR geni açısından pozitif olduğu tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda, sadece CyR geni açısından pozitif olan örneğe ise rastlanmamıştır. Sadece CaR geni saptanan örnekler Capnocytophaga canimorsus pozitif, hem CaR, hem de CyR geni saptanan örnekler ise Capnocytophaga canimorsus ve Capnocytophaga cynodegmi pozitif olarak değerlendirilmiştir. Capnocytophaga canimorsus ve Capnocytophaga cynodegmi pozitif örneklerin 2 (% 22.2) adedi erkek hayvanlardan, 7 (% 78.2) adedi ise dişi hayvanlardan saptanmıştır. Sadece Capnocytophaga canimorsus pozitif olan 2 adet örneğin tamamı ise (% 100) dişi hayvanlardan saptanmıştır. Elde edilen pozitiflik oranlarının yaşa göre dağılımı incelendiğinde Capnocytophaga spp. pozitif olarak saptanan 11 örneğin 10 (% 90.9) adedinin 0-5 yaş grubu hayvanlardan, 1 (% 9.1) adedinin ise 6 yaşlı bir hayvandan saptandığı belirlenmiştir. Capnocytophaga canimorsus ve Capnocytophaga cynodegmi pozitif örneklerin 8 (% 88.8) adedi 0-5 yaş grubu hayvanlardan, 1 (% 11.2) adedi ise 6 yaşlı bir hayvandan saptandığı belirlenmiştir. Sadece Capnocytophaga canimorsus pozitif olan 2 adet örneğin tamamı ise 0-5 yaş grubu hayvanlardan saptanmıştır.
Alabalıklarda görülen streptokkosis vakaları ile ilişkili bakteriyel patojenlerin multipleks polimeraz zincir reaksiyonu (MPCR) ile tanımlanması
Araştırma için alabalık yetiştiriciliği yapılan 4 farklı çiftlikten alınan 220 adet 50-60 g ağırlığındaki Gökkuşağı alabalığı (Oncorhynchus mykiss Walbaum 1792) örnekleri multipleks PCR (mPCR) yöntemi ile incelenmiştir. Multipleks PCR çalışması sonucunda identifiye edilen hedef patojenlerin toplam örneklerin % 62,71?inden Streptococcus spp. ve Lactococcus spp. identifikasyonu gerçekleştirilmiştir. 220 adet örnekten yapılan Multipleks PCR identifikasyonu sonucundaki tür bazındaki yüzde dağılımları, L. garvieae % 52,17, S. parauberis % 27,54 ve S. difficilis % 20,29?dir Multipleks PCR ile yapılan identifikasyonlarda hedef patojen türlerinin çiftlik bazındaki % dağılımları incelendiğinde, L. garvieae?nin % 45,45 oranı ile 1. çiftlikten en çok izole edildiği görülmektedir. Çiftlik bazında genel bir değerlendirme yapıldığında, 1. çiftlikten % 38,41; 2. çiftlikten % 25,36; 3. çiftlikten % 16,67 ve 4. çiftlikten % 19,56 oranlarında izolasyon gerçekleşmiştir. Araştırmamızda, Gökkuşağı alabalıklarında (Oncorhynchus mykiss Walbaum 1792) Lactococcus garvieae, Streptococcus parauberis ve Streptococcus difficilis?in multipleks PCR ile varlığı belirlenmiştir. Araştırmamızda, Gökkuşağı alabalıklarında (Oncorhynchus mykiss Walbaum 1792) ölümlerle ekonomik kayıplara neden olan Streptokokkosis hastalığının bilinen başlıca etkenlerinden Streptococcus ineae idendifiye edilmemiştir. Bunun yanında, Streptokokkosis vakalarında Lactococcus garvieae, Streptococcus parauberis ve Streptococcus difficilis?in rol oynadığı multipleks PCR ile ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: S. difficilis, S. parauberis, L. garvieae, S. iniae, gökkuşağı alabalığı, identifikasyon, mPCR
Mastitisli sığır sütlerinden izole edilen enterococcus faecalis suşlarının virülens genlerinin incelenmesi
Mastitisli Sığır Sütlerinden İzole Edilen Enterococcus faecalis Suşlarının Virülens Genlerinin İncelenmesi Bu çalışmada, mastitisli sığır süt örneklerinden izole edilen Enterococcus faecalis suşlarının potansiyel virülens geninin (jelatinaz [gelE]), adezyonla ilgili protein [EfaAfs], enterokokal yüzey proteini [esp] sitolizinler [cylA, cylM, cylB], cinsiyet hormonları [cpd, cob, ccf], agregasyon faktörü [aggA], hormon salınımını arttıran yüzey proteini [eep]) polimeraz zincir reaksiyonu (PZR) ile incelenmesi amaçlandı. Çalışmada materyal olarak, 600 mastitisli sığır sütünden izole edilen 56 E. faecalis izolatı kullanıldı. Enterokok izolasyonu, selektif besiyerinde gerçekleştirildikten sonra, cins ve tür düzeyinde identifikasyon yine PZR ile gerçekleştirildi. Virulens geni taşımayan enterokok izolatı mevcut değiliken, izolatların % 1.8'inin sekiz, % 3.6'sının yedi virülens genine sahip olduğu belirlendi. efaAfs geninin en yüksek oranda görülen (% 94.6) virülens geni olduğu ve bunu cpd (% 91.0), gelE (% 87.5), esp (% 51.7), ccf (% 42.8), cob (% 10.7), eep (% 8.9), aggA (% 7.1), cylA ve cylM (% 1.78) takip ettiği saptandı. İzolatlarının hiçbirinde cylB geni belirlenmedi. Sonuç olarak bu çalışma, mastitisli sığır sütlerinden izole edilen E. faecalis suşlarının yüksek patojenite potansiyeline sahip oldukları, bu suşların hayvansal kaynaklardan insanlara bulaşma ve bulaştıklarında ise infeksiyon oluşturabilme potansiyellerinin olduğunu gösterdi. Enterokokların invazifliği ve hastalığın şiddeti ile ilişkili virulens faktörlerin tanımlanması ve bu virulens faktörlerinin antibiyotiklerle ilişkilerinin ortaya konması, konusunda daha geniş kapsamlı araştırmaların yapılması gerektiği düşünülmektedir.
Sağlıklı ve otitis eksternalı köpeklerden izole edilen Staphylococcus İntermedius 'un eksfoliatif toksininin belirlenmesi
S. intermedius'un köpeklerde otitis eksternaya neden olan türler arasında yer aldığı ve sık izole edildiği bilinmektedir. Ayrıca sağlıklı köpeklerin mukoz membranlarında kommensal olarak bulundukları için ağız, kulak, burun, farenks ve anüslerinden de izole edilebilirler. S. intermedius'un toksin üretimi ve süperantijen olma özelliği ile zoonotik öneme sahip bir bakteri türü olduğu bilinmektedir. S. intermedius'un ürettiği toksinlerden en önemlisi, epidermolitik bir toksin olan eksfoliatif toksindir. Bu çalışmada, S. intermedius'un eksfoliatif toksinini kodlayan siet geninin Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PZR) tekniğiyle belirlenmesi ve sağlıklı köpeklerle otitis eksternalı köpekler arasındaki oranının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamız için farklı ırk, yaş ve cinsiyetteki 52 otitis eksternalı ve 48 sağlıklı köpeğin kulaklarına ait toplam 100 örnek alınmıştır. Otitis eksternalı köpeğe ait izole edilen suşlardan 46 tanesinde bakteriyolojik üreme gözlenirken, yapılan fenotipik ve biyokimyasal testler sonucunda 22 örneğin koagulaz pozitif stafilokok olduğu belirlenmiştir. 22 suşun: 16 tanesinin otitis eksternalı köpeklerin kulaklarına, altı tanesinin ise sağlıklı olanlara ait olduğu tespit edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen 22 koagulaz pozitif stafilokok suşun, Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PZR) tekniğiyle nuc genleri belirlenmiş ve suşların beş tanesinin S. intermedius olduğu genotipik olarak doğrulanmıştır. Sonrasında, bu suşlarda eksfoliatif toksinini kodlayan siet geni PZR tekniğiyle beş örnekte belirlenmiştir. siet geni: 16 otitis eksternalı köpekten izole edilen suşların dört tanesinde bulunurken, altı sağlıklı köpekten izole edilen suşlarda ise bir tanesinde saptanmıştır. Sonuç olarak; köpeklerden izole edilen suşlarda eksfoliatif toksini kodlayan siet geninin saptanması, S. intermedius'un eksfoliatif toksininin köpeklerde otitis eksternaya yol açtığını kanıtlamaktadır. Çalışmada sağlıklı köpeklere ait bir suştada siet geni saptanmış olması ise hastalığın asemptomatik seyrinden ileri geldiği düşünülmektedir. Köpeklerde otitis eksternaya sebep olan stafilokokların ve bu stafilokokların virulens özelliklerinden siet geninin hızlı ve güvenilir olarak belirlenmesi, tedavi ve korunma anlamında hastalıkla daha etkili mücadele için klinik olarak önemli bilgiler sunacaktır.
Köpeklerden izole edilen enterokok suşlarının antibiyotik duyarlılıkları
Enterokoklar, insan ve hayvanların sindirim florasınında bulunan ve hem insanlarda hem de köpeklerde infeksiyonlara neden olabilen bakterilerdir. Köpeklerde otitis media, idrar yolu infeksiyonları gibi hastalıklara yol açmaktadır. İnsanlarda birçok infeksiyonlara yol açmalarının yanında özellikle hastane infeksiyonları olmak üzere vankomisine dirençli enterokokların önemli sağlık sorununa yol açtığı bilinmektedir. Bu çalışmada insanlarla yakın temas halinde bulunan köpeklerden izole edilen enterokok suşlarının türleri ve bu türlerin antibiyotik duyarlılıkarının araştırılması ve hem köpekler için hemde insanlar için öneminin ortaya konması amaçlanmıştır. Mart 2012-Kasım 2013 tarihleri arasında İzmir İlinde pet hayvan kliniklerine başvuran sağlıklı köpeklerin oral, nasal ve rektal floralarından toplanan 300 sürüntü örneği alınmıştır. Bu örneklerden üreyen toplam 51 enterokok cinsi klasik ve otomatik yöntemlerle tanımlanmıştır. Toplam 51 enterokok kökeninin 35'i E.faecalis, 13'ü E.faecium, 3'ü Enterococcus spp. olarak tanımlanmıştır. Enterococcus faecalis kökenlerinin %43 oranında rectal, %31 oranında oral ve %26 oranında ise nazal bölgeden alınan örneklerden izole edilmiştir. Bu oran E.faecium'da ise sırasıyla; %69, %8 ve %23'tür. İzole edilen 51 suşun eritromisin, tetrasiklin, kloramfenikol siprofloksasin, penisilin ve ampisilin ve vankomisin duyarlılıkları disk difuzyon ve otomatik yontemlerle araştırıldı. 51 suşun direnç oranları; eritromisine % 51, tetrasikline % 37, kloramfenikole % 20, siprofloksasine % 14, penisiline % 14 ve ampisiline % 14 oranında olup vankomisine karşı direnç saptanmamıştır. Enterococcus faecalis izolatlarında eritromisin, tetrasikline, kloramfenikol ve siprofloksasin dirençleri oranları sırasıyla; %51, %37, %20, %9 bulunmuştur. Vankomisin, penisilin ve ampisiline ise direnç saptanmamıştır. Enterococcus faecium izolatlarının test edilen antibiyotiklere direnci ise; eritromisin, ampisilin, penisiline, tetrasikline, siprofloksasin ve kloramfenikol sırasıyla; %54, %54, %54, %31, %31 ve % 15 bulunmştur. Vankomisine ise direnç saptanmamıştır. Bu çalışmada köpeklerin özellikle oral ve rectal florasında başta E.faecalis olmak üzere enterokok türlerinin taşındığı belirlenmiştir. Ayrıca köpeklerin infeksiyonlarında da kullanılan bazı antibiyotiklere karşı enterokok türlerinde yüksek oranda direnç saptanmıştır. Bu hem köpeklerdeki enterokok infeksiyonlarının tedavisi açısından hem de temas halinde olan insanlara bulaşma riski açısından önemli olduğu düşünülmektedir.
Sağlıklı ve otitis externalı köpeklerden Staphylococcus pseudintermedius izolasyonu ve antibiyotik dirençliliğinin belirlenmesi
Stafilokoklar, doğada, insan ve hayvanların derisinde ve muköz dokularında yaygın olarak bulunmaktadır. Fırsatçı patojendirler. Hayvanların ve insanların çeşitli infeksiyonlarından sorumludurlar. Staphilococcus pseudintermedius Stafilokoklarla pek çok yönden aynı özelliklere sahiptir. Özellikle köpeklerin kulak kanalında bulunmaktadır. Köpeklerde pyoderma ve otitis externa vakalarının çoğundan Staphilococcus pseudintermedius sorumludur. Köpeklerden ve diğer hayvanlardan insanlara geçiş söz konusudur. Nadiren de olsa ciddi hastane infeksiyonlarından izole edilmiştir. Son yıllarda artan metisilin direnci nedeniyle halk sağlığı açısından önemli bir bakteridir. Çalışmamızda, farklı ırk, yaş ve cinsiyetteki toplam 100 adet sağlıklı ve otitis externa olduğu düşünülen köpeklerin kulaklarından S. pseudintermedius'un izolasyonu ve identifikasyonunun yapılması, metisilin, mupirosin ve vankomisin direncinin belirlenmesi amaçlanmıştır. İzolasyonu yapılan Stafilokok suşlarına PCR-RFLP yöntemi uygulanarak 19 koagulaz pozitif Stafilokok suşundan 6 tane S. pseudintermedius suşu identifiye edilmiştir. S. pseudintermedius pozitif bulunan suşlara antibiyotik duyarlılık testi yapılmıştır. Vankomisin direncine rastlanırken metisilin ve mupirosin direnci gözlenmemiştir. S. pseudintermedius' un özellikle sağlıklı köpeklerde bulunduğu anlaşılmıştır.
Sığırların yaz mastitislerinden Trueperella pyogenes'in identifikasyonu ve antibiyotiklere dirençliliklerinin belirlenmesi
Bu çalışmada Aydın ilinde görülen sığırların yaz mastitislerinden Trueperella pyogenes'in identifikasyonu ve antibiyotiklere dirençliliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada Aydın ili ve çevresinde bulunan çeşitli odaklardan yaz aylarında (Haziran-Temmuz-Ağustos) toplanan 150 adet mastitisli süt örneği incelenmiştir. Alınan örnekler soğuk zincir altında Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Mikrobiyoloji Rutin Teşhis laboratuarına getirilmiş ve besiyerlerine ekimleri yapılmıştır. Daha sonra 37 ºC'de 24 saat inkubasyona bırakılmıştır. Daha sonra yapılan Gram boyama sonrası Gram pozitif bakteriler ayırt edilmiş ve izole edilen bu bakterilerin biyokimyasal yöntemlere göre identifikasyonu yapılmıştır. Araştırmada kullanılan toplam 150 mastitisli süt örneğinden 12 (% 8) adet P. aeruginosa suşu izole ve identifiye edilmiştir. İzole ve identifiye edilen T. pyogenes suşlarına yapılan antibiyotik duyarlılık testleri sonucunda 12 adet suşun tamamı Penisilin/Novobiosin, Danofloksasin, Oksitetrasiklin, Kanamisin/Sefaleksin ve Sülfamethaksasol-Timethoprim'e dirençli bulunmuştur. Sefaperazon ve Kolistin sülfat'a 9 ar suş dirençli, 3'er suş duyarlı, Linkomisin'e 3 suş dirençli, 3 suş orta düzey duyarlı ve 6 suş duyarlı, Amoksisilin klovulanik asit'e 3 suş dirençli, 6 suş orta düzey duyarlı ve 3 suş duyarlı, Eritromisin'e 9 suş dirençli, 3 suş orta düzey duyarlı, Seftifor'a 6 suş dirençli, 6 suş duyarlı ve Florfenikol'e ise 6 suş dirençli, 3 suş orta düzey duyarlı ve 3 suş ise duyarlı olarak tespit edilmiştir. Sonuç olarak Aydın ilinde görülen yaz mastitislerinden T. pyogenes'in izolasyonu ve identifikasyonları yapılmıştır. Yapılan antibiyogram testleri sonucu etkenin bir çok antibiyotiğe karşı direnç geliştirdiği tespit edilmiştir. Bu tip mastitis olgularında sağaltımda başarı elde edilebilmesi için antibiyogram testlerinin yapılıp, bilinçli bir antibiyotik seçimine gidilmesinin doğru bir yaklaşım olacağı sonucuna varılmıştır.
Sığırların klinik mastitislerinden Pseudomonas aeruginosa'nın izolasyonu ve antibiyotiklere duyarlılıkları
Bu çalışmada Aydın ilinde görülen sığırların klinik mastitislerinden çevresel mastitis etkeni olan Pseudomonas aeruginosa'nın izolasyonu ve izole edilen etkenlerin antibiyotiklere duyarlılıklarının saptanması amaçlanmıştır. Çalışmada Aydın ili ve çevresinde bulunan çeşitli odaklardan toplam 200 adet klinik mastitisli (CMT +3) süt örneği incelenmiştir. Alınan örnekler soğuk zincir altında Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Mikrobiyoloji Rutin Teşhis laboratuarına getirilmiş ve besiyerlerine ekimleri yapılmıştır. Daha sonra 37 ºC'de 24 saat inkubasyona bırakılmıştır. Pseudomonas türlerinin ayrımında etkene yönelik selektif besiyerleri kullanılmış ve izole edilen bakterilerin biyokimyasal yöntemlere göre identifikasyonu yapılmıştır. Araştırmada kullanılan toplam 200 mastitisli süt örneğinden 7 (% 3,5) adet P. aeruginosa suşu izole ve identifiye edilmiştir. İzole ve identifiye edilen P. aeruginosa suşlarına yapılan antibiyotik duyarlılık testleri sonucunda 7 adet suşun tamamı Danofloksasin, Linkomisin/Neomisin, Sefaperazon ve Kolistin sülfat'a duyarlı (% 100), Penisilin/Novobiosin, Amoksisilin klovulanik asit, Kanamisin/Sefaleksin ve Eritromisin'e dirençli (% 100) bulunmuştur. Florfenikol'e 2 suş dirençli (% 29), 3 suş orta düzeyde duyarlı (% 42) ve 2 suş ise duyarlı (% 29), Sülfamethaksasol-Timethoprim'e 5 suş orta düzeyde duyarlı (% 71), 2 suş dirençli (% 29) ve Oksitetrasiklin açısından ise 2 suş orta düzey duyarlı (% 29) 5 suş dirençli (% 71) olarak tespit edilmiştir. Sonuç olarak Aydın ilinde görülen çevresel mastitis vakalarında P. aeruginosa'nın izolasyonu ve identifikasyonları yapılmış ve bu tip mastitis olgularında Danofloksasin, Linkomisin/Neomisin, Sefaperazon ve Kolistin sülfat kullanımının sağaltımda başarı getireceği ortaya konmuştur.