Dicle University
Faculty

Faculty of Medicine

Dicle University

1,608

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp Fakültesi öğrencilerinde sağlıklı yaşam biçiminin vücut kompozisyonları ile ilişkisi

Giriş ve amaç: Bu çalışmanın amacı Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin beslenme alışkanlıklarını, yaşam tarzlarını değerlendirmek, fiziksel aktivitede bulunan ve hareketsiz yaşam tarzı olanlar arasındaki farklılıkları biyoelektrik impedans analizi (BİA) yöntemi kullanarak ortaya koymak ve obezite sıklığını saptamaktır. Materyal ve metod: Araştırmamız tanımlayıcı-kesitsel tip çalışma olarak tasarlanmış olup çalışmaya 362 öğrenci katılmıştır. Katılımcılara sosyodemografik veri formu ve Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği-2 (SYBDÖ) uygulanmış olup vücut kompozisyonu ölçümleri Tanita Body Composition Analyzer (TANITA BC 418MA©) cihazı ile yapılmıştır. İstatistiksel analizler için SPSS statistics 24.0 programı kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmamıza katılan öğrencilerin %45,3'ü kadın, %2'si sınıf bir obez, %18,5'i fazla kiloluyken %9,7'si zayıftı. SYBDÖ toplam puan ortalaması 118,5±23,0'tür. Öğrencilerin %16,6'sının (n=60) sigara %11,3'ünün (n=41) alkol kullandığı saptanmıştır. Annesi üniversite mezunu olanların, babası üniversite mezunu olanların, ekonomik durumu iyi olanların, son sınıf öğrencilerin ve yurtta kalanların SYBDÖ toplam puanı daha yüksek saptanmış olup fark istatistiksel olarak da anlamlı tespit edilmiştir (sırasıyla p=0,001; p0,001; p0,001; p=0,008; p0,001). Araştırmamızda SYBDÖ genel puanı ile beden kitle indexi (BKİ) arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır (p=0,682). Kadın ve erkek katılımcıların yağ yüzdeleri ile SYBDÖ arasında anlamlı fark olmadığı tespit edilmiştir (sırasıyla p=0,912; p=0,335). Sonuç: Öğrencilerin SYBDÖ puan ortalamaları düşüktür ve SYBD ile vücut kompozisyonu arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Sağlıklı yaşam tarzı davranışlarının farklı boyutlarına vurgu yapan sağlık eğitimi ve geliştirme programlarının uygulanması, mezuniyet öncesi müfredata beslenme ve sağlıklı yaşam biçimi davranışları ile ilgili derslerin eklenmesinin faydalı olacağı kanaatindeyiz. Anahtar kelimeler: Sağlıklı yaşam biçimi davranışları, Biyoelektriksel impedans analizi, Vücut kompozisyonu, Tıp fakültesi öğrencileri

Sağlıklı yaşamVücut bileşimiYaşam tarzı+2
Berçem Aktaş
Dicle University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lokal ileri evre akciğer kanseri tanılı hastalarda kemoradyoterapi sürecinde granülosit koloni uyarıcı faktör kullanımının etkinlik ve toksisitesi

Giriş ve Amaç: Akciğer kanseri temel olarak küçük hücreli akciğer kanseri (KHAK) ve küçük hücreli dışı akciğer kanseri (KHDAK) olarak ayrılmaktadır. Tüm akciğer kanserlerinin %85'i KHDAK olup bunların da yaklaşık üçte biri lokal ileri evrede tanı almaktadır. Ayrıca küçük KHAK vakalarının da yaklaşık %30-40'ı tanı anında sınırlı evrededir. Her iki hasta grubunda da cerrahi uygun değilse standart tedavi eş zamanlı definitif kemoradyoterapidir (KRT). Çalışmamızda lokal ileri akciğer kanseri tanılı hastalarda eş zamanlı KRT sürecinde granülosit-koloni uyarıcı faktör(G-CSF) kullanımının etkinlik ve toksisitesini incelemeyi amaçladık. Materyal ve Metot: Bu çalışmaya Ocak 2007-Ocak 2022 tarihleri arasında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Tıbbi Onkoloji polikliniğine başvurmuş lokal ileri akciğer kanseri tanılı ve eş zamanlı KRT almış 209 hasta dahil edildi. Hasta dosyaları retrospektif olarak tarandı. Hasta verileri doğrultusunda hastaların demografik özellikleri, tanı anındaki hastalık evresi, kemoterapi protokolü, RT dozu, hemogram tetkikleri, radyografi raporları, tedavi yanıtı, progresyon durumu ve son kontrol zamanı incelendi. Hastalar G-CSF kullanımına göre iki gruba ayrıldı. Genel sağkalım hastaların ölüm veya son kontrol tarihine göre hesaplandı. Bulgular: Çalışmamızdaki hastaların 19'u KHAK ve 190'ı KHDAK tanılı idi. KHAK grubunda 5 hasta G-CSF kullanmamıştı, 14 hasta ise sekonder profilaksi olarak kullanmıştı. Radyasyon pnömonisi açısından G-CSF kullanan ve kullanmayan grup arasında anlamlı farklılık saptanmadı (%50'ye karşılık %20; p=0,338). KHDAK tanılı hastaların 177'si (%93,2) erkek, 13'ü (%6,8) kadındı. Hastaların tanı anındaki ortanca yaşı 62 yıl (39-83) olarak hesaplandı. Tanı anındaki evrelerine bakıldığında hastalarının çoğunluğunun evre 3B olduğu görüldü (%52,6). Hastaların 171'i (%90) 60 Gy ve üzerindeki bir dozda RT aldı. G-CSF kullanımına bakıldığında 112 (%59) hastanın hiç G-CSF kullanmamış olduğu, 78(%41) hastanın sekonder profilaksi olarak G-CSF kullanmış olduğu görüldü. G-CSF kullanan ve kullanmayan hastalar arasında genel sağkalımda anlamlı bir fark görülmedi (ortanca 26,44 ve 23,06 ay; p=0,844). Öte yandan G-CSF kullanan grupta KRT doz azaltım ihtiyacının daha az geliştiği görüldü (%6,4 ve %17; p=0,031). Ancak, G-CSF kullanan grupta evre 2 ve üstü anemi ve trombositopeni (%37,2 ve %19,2), kullanmayan gruba (%20,6 ve %3,6) göre daha fazla gelişti. Yine nötropenik ateş sıklığı da G-CSF kullanan grupta daha fazlaydı (%9'a karşılık 0). Son olarak G-CSF kullanan hastalarda takip eden dönemlerde radyasyon pnömonitisi daha fazla görüldüğü tespit edildi (%20,5'e karşılık %39,7; p=0,004) Sonuç: Eş zamanlı KRT sürecinde G-CSF kullanımı hastalıksız ve genel sağkalım üzerinde bir farklılık yaratmamaktadır. Ancak nötropenik ateş sıklığını ve kemoterapi doz azaltım ihtiyacını azaltmaktadır. Ayrıca eş zamanlı KRT sürecinde G-CSF kullanımının radyasyon pnömonitisi gelişme riskini arttırabilmektedir. Anahtar kelimeler: Akciğer kanseri, kemoradyoterapi, granülosit-koloni uyarıcı faktör, radyasyon pnömonitisi

Akciğer hastalıklarıAkciğer neoplazmlarıGranülosit koloni stimülan faktör+5
Murat Ulaş
Dicle University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Primer hipertansif hastalarda prognostik nutrisyonel indeks ile dipping patern arasındaki ilişki

Amaç: Hipertansiyon, tüm kardiyovasküler risk faktörleri arasında en yüksek prevalansa sahip olan hastalıktır. Non-dipping hipertansiyon daha yüksek kardiyovasküler risk ve daha kötü sonlanım ile ilişkilidir. Non-dipping hipertansif bireylerde dipping hipertansif bireylere göre endotel onarımının olumsuz etkilendiğine ve inflamatuar sürecin daha şiddetli olduğuna dair kanıtlar vardır. Çalışmamızda, metabolik ve inflamatuar belirteç olarak prognostik nutrisyonel indeks (PNİ) ile dipping patern arasındaki ilişkiyi değerlendirmeyi amaçladık. Materyal ve Metot: Çalışmamıza 01/01/2020-01/09/2022 tarihleri arasında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji ve Kardiyoloji polikliniklerine ev ve ofis kan basıncı izlemleri 140/90 mmHg olması üzerine 24 saatlik ambulatuvar kan basıncı izlemi (AKBİ) sonuçlarıyla başvurmuş toplam 380 hasta dahil edildi. Hastalar ambulatuvar kan basıncı ölçüm sonuçlarına göre dipping hipertansif ve non-dipping hipertansif hastalar olarak iki gruba ayrıldı. Her iki grupta da hastaların demografik özellikleri (yaş, cinsiyet, boy, kilo, beden kitle indeksi) ve 12 saatlik açlık sonrası yapılmış laboratuvar tetkikleri retrospektif olarak hasta dosyalarından incelendi. İki grup arasındaki laboratuvar ve klinik bulgular karşılaştırılıp dipping patern için prediktif faktörler belirlendi. Bulgular: Dipping HT grubunda 163 (%43) hasta, non-dipping HT grubunda 217 (%57) hasta vardı. Diyabetes mellitus tanısı olan hasta sayısı non-dipping HT grupta 39 (%18) dipping HT grupta 16 (%9,8) olup non-dipping HT grupta DM tanılı hasta sayısı daha fazla idi (p=0,025). Tüm hastalarda ortalama yaş 50,1±12,2, dipping HT grupta 49,19±10,86 ve non-dipping HT grupta 50,98±12,84 idi (p=0,079). Tüm grupta trigliserit 162,93±83,92 mg/dL, dipping HT grupta 182,69±86,06 mg/dL ve non-dipping HT grupta 149,09±80,28 mg/dL olup dipping HT grupta trigliserit daha yüksek düzeyde saptandı (p=0,001). Kolesterol tüm grupta 207,45±44,27 mg/dL, dipping HT grupta 212,79±46,15 mg/dL ve non-dipping HT grupta 201,60±41,99 mg/dL olup dipping HT grupta daha yüksek düzeyde olduğu görüldü (p=0,026). Prognostik nutrisyonel indeks tüm grupta 54,45±6,11, dipping HT grupta 56,03±5,27 ve non-dipping HT grupta 53,42±6,41 olup non-dipping HT grupta dipping HT gruba göre daha düşük olduğu görüldü (p<0,001). RDW tüm grupta %13,26±1,5, dipping HT grupta %13,0±1,4 ve non-dipping HT grupta %13,56±1,65 idi (p=0,012). Hastaların 24 saatlik ortalama SKB ve DKB değerleri non-dipping HT grupta daha yüksek saptandı (p=0,001, p=0,001, sırasıyla). Gündüz ortalama SKB ve DKB'de gruplar arasında fark saptanmadı (p=0,573, p=0,966, sırasıyla). Gece ortalama SKB ve DKB değerleri non-dipping HT grupta daha yüksek saptandı (p<0,001, p<0,001, sırasıyla). Trigliserit, RDW ve PNİ'nin dipping patern için bağımsız prediktif faktörler olduğu görüldü (p=0,017, p=0,028, p=0,009, sırasıyla). Sonuç: PNİ düşüklüğü saptanan primer hipertansiyonu olan hastaların non-dipping özellik gösterebileceği ve dolayısıyla daha fazla kardiyovasküler olay ve kötü prognoz öngörücüsü olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Tüm bu bilgiler doğrultusunda hipertansif hastalarda kan basıncı paterninin tespit edilerek erken tedavi ve önlemler ile morbidite ve mortalitelerinde azalma sağlanabilecektir. Anahtar Sözcükler: Prognostik nutrisyonel indeks, dipping hipertansiyon, non-dipping hipertansiyon, inflamasyon, hedef organ hasarı.

BeslenmeDiyarbakırHedef organ hasarı+3
Revah Çankaya
Dicle University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karbapenem dirençli escherichia coli ve klebsiella pneumoniae klinik izolatlarında polimiksin B duyarlılığının sıvı mikrodilüsyon yöntemiyle saptanması ve bu yöntemin disk difüzyon testi ile karşılaştırılması

Giriş-Amaç: Gram negatif bakterilerde artan direnç oranları tedavi seçeneklerini kısıtlamakta, polimiksinlerin klinik kullanıma girmesi ve in vitro duyarlılık testlerinin çalışılmasını gerekli kılmaktadır. Bu çalışmada karbapenem dirençli Klebsiella pneumoniae (K. pneumoniae) ve Escherichia coli (E. coli) izolatlarında sıvı mikrodilüsyon temelli ticari bir testle çalışılarak polimiksin B duyarlılığının saptanması amaçlanmıştır. Gereç-Yöntem: Çalışmaya Dicle Üniversitesi Hastaneleri Tıbbi Mikrobiyoloji Laboratuvarına 10.02.2021-10.06.2022 tarihleri arasında yoğun bakım üniteleri (YBÜ) ve kliniklerden gönderilen çeşitli hasta numunelerinden izole edilen karbapenem dirençli 128 (85 K. pneumoniae, 43 E. coli) izolat dahil edilmiştir. İzolatların polimiksin B duyarlılığı, sıvı mikrodilüsyon (SMD) temelli ticari bir kit olan HiMIC™ Plate Kit (HiMedia, Hindistan) ile, üreticinin önerileri doğrultusunda çalışılmıştır. Ayrıca 300 µg polimiksin B (Bioanalyse, Türkiye) diskleriyle Kirby Bauer disk difüzyon testi de çalışılarak SMD ile uyumu araştırılmıştır. Bulgular: Toplam 43 E. coli izolatından 5'i (% 11,63) dirençli, 38'i (%88,37) "ara değer" olarak belirlenmiştir. Klinik ve YBÜ'nde yatan hastalarda polimiksin B direnci sırasıyla %15 ve %11,1 olarak bulunmuştur. Toplam 85 K. pneumoniae izolatının 18'i (%21,18) dirençli, 67'si (%78,82) "ara değer" olarak değerlendirilmiştir. Kliniklerde yatan hastaların %14,3'ünde (2/14), YBÜ'nde yatan hastaların %30,2'sinde ( 16/53) polimiksin B direnci saptanmıştır. YBÜ'nde yatan hastaların izolatlarında görülen polimiksin B direnci klinikte yatan hasta izolatlarından yüksek bulunmuştur (p<0,05). Disk difüzyon testi ile SMD arasında uyum saptanmamıştır. Sonuç: Polimiksin B direnç yüksekliği hastanemizde son yıllarda artan kolistin kullanımı ile ilişkilendirilebilir. Bu çalışma hastanemiz ve ilimizdeki polimiksin B direnci konusunda önemli veriler sağlamaktadır. Polimiksin direnci saptanmasında disk difüzyon test sonuçlarına güvenilmemelidir. Anahtar Kelimeler: Polimiksin B, Klebsiella pneumoniae, Escherichia coli, antibiyotik direnci, sıvı mikrodilüsyon, disk diffüzyon testi

AntibiyotiklerDilüsyon teknikleriDisk difüzyon yöntemi+6
Muhammet Çelik
Dicle University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

HIV pozitif hastalarda immun yeniden yapılanma inflamatuar sendrom (IRIS) gelişmesindeki risk faktörleri

Amaç: Immun yeniden yapılanma enflamatuar sendromu (IRIS), human immunodeficiency virüs (HIV) ile enfekte olup Acquired Immune Deficiency Syndrome (AIDS) gelişen bireylerde antiretroviral tedavinin (ART) başlanması ile özellikle ilk 6 ayda meydana gelen, immun sistemin yeniden aktive olması ile bireyde daha önce olan fakat klinik belirti vermeyen fırsatçı bir enfeksiyonun lokal veya sistemik enflamatuar bulgularla ortaya çıkmasıdır. IRIS'ın klinik prezentasyonları; Mycobacterium avium kompleksi lenfadeniti, Mycobacterium tuberculosis'in neden olduğu pnömöni ve santral sinir sistemi enfeksiyonun paradoksal alevlenmeleri, Cryptococcus neoformans menenjiti ve sitomegalovirüs üveitinin paradoksal alevlenmesi gibi farklı kliniklerdir. Klinisyen, HIV ile enfekte hastalarda ART başlarken zaman zaman IRIS gelişmesinde çekinmekte ve öngörmekte zorlanmaktadır. Bu tez çalışmamızda; yaş, cinsiyet, ART başlangıcında ve ART'nin 1. ve 3. ayında CD4+ sayısı, ART başlangıcında ve ART'nin 1. ve 3. ayında viral yük miktarı, madde kullanım öyküsü, diyabetes mellitus varlığı ve Purified Protein Derivative of Tuberculin (PPD) sayısal değeri bakılarak hastalarda IRIS gelişiminde risk faktörleri değerlendirdik. Böylece ART başlarken hangi hastada riskin yüksek olacağının öngörülebilirliğinin güçlendirilmesi amaçlandı. Materyal ve Metod: Çalışmamız, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Klinik ve Poliklinik'e 1 Ocak 2010-1 Ekim 2021tarihleri arasında başvurmuş, HIV/AIDS açısından kesin tanı almış ve en az bir defa takibe gelmiş 18 yaş ve üzeri tüm hastalar dahil edilmiştir. Araştırmaya dahil edilen 204 hastanın verileri, hastane bilgi sistemi taranarak elde edilmiştir. Hastaların tanı anındaki; yaş, cinsiyet, başlangıç CD4+ sayısı, başlangıç viral yük, madde kullanım öyküsü, diyabetes mellitus varlığı, PPD sayısal değeri ve tedavinin 1. ve 3. ayındaki HIV RNA ve CD4+ sayısı tekrar bakıldı ve 3 aylık süreçte IRIS gelişiminde bu faktörlerin ne kadar etkili olduğu belirlenmeye çalışıldı. Bulgular: IRIS kliniği gelişen ve gelişemeyen hasta gruplarında bakılan; yaş (p=0,793),cinsiyet (p=0,419), madde kullanım öyküsü (p=0,838), diyabetes mellitus varlığı (p=0,326), PPD sayısal değeri (p=0,501) ve 3. ay CD4 + değeri (p=0,302) IRIS gelişmesi açısından istatistiksel olarak anlamlı saptanmamıştır. Başlangıç aşamasındaki, 1. ayda ve 3. aydaki HIV RNA sayısı (p=0,001) ve yine başlangıç aşamasındaki (p=0,009) ve 1. ayda bakılan CD4+ sayısı (p=0,018) ile IRIS gelişmesi açısından istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur Sonuç: Klinisyenin, ART öncesi, tedavinin 1. ve 3. ayında baktığı HIVRNA düzeyi ve ART öncesi ve 1. ayda baktığı CD4+ sayısı IRIS gelişimini öngörmede önemli parametrelerdir, literatürde çeşitli IRIS enfeksiyonlarında risk faktörlerinin belirlenmesinde benzer çalışmaların az olması nedeni çalışmamız önem taşımaktadır

AIDSAntiretroviral ajanlarHIV+3
Dilan Baygeldi
Dicle University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir aile sağlığı merkezinde takipli yetişkinlerde çocukluk çağı travmalarının sigara, alkol ve madde kullanımına olan etkisinin araştırılması

Giriş ve Amaç: Çocukluk çağı travmaları, karmaşık sebepleri ve trajik anlamda sonuçları olan; gelişimsel, tıbbi, psiko-sosyal ve hukuki olarak kapsamlı ciddi bir sorundur. Çocukluk travması yaşayan bireyin gösterdiği stres reaksiyonları çocukluktan yetişkinliğe kadar geçen sürede sigara, alkol ve madde kullanımı başta olmak üzere birçok ruhsal sorunları ortaya çıkarmaktadır. Bu çalışmanın amacı; alkol, madde ve sigara kullanımı risk artışının çocukluk çağı travmaları ile ilişkisinin olup olmadığını belirlemektir. Materyal ve Metod: Bu çalışma, Diyarbakır Bağlar 003 nolu Aile sağlığı Merkezi'nde takipli 18-65 yaş arası kayıtlı 350 yetişkin üzerinde yürütülmüştür. Katılımcılara sosyodemografik veri formu ve çocukluk çağı travma ölçeği fiziki olarak uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSSv23 programı ile istatistiksel analiz yapılmıştır. Bulgular: Sigara kullanan bireylerin kullanmayanlara göre, cinsel istismara maruz kalma düzeyleri yüksek bulundu. Sigara kullanma sıklığına göre çocukluk çağı travmaları ölçeği ve alt boyutları değerlendirildiğinde; istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmedi. Alkol kullanan bireylerin alkol kullanmayanlara göre, duygusal istismar ve cinsel istismara maruz kalma düzeylerinin yüksek olduğu belirlendi. Haftada 3 günden fazla alkol alanların, 3 günden az alanlara göre fiziksel istismara maruz kalma düzeylerinin yüksek olduğu belirlendi. Madde kullanan bireylerin madde kullanmayanlara göre, duygusal istismar, cinsel istismar ve çocukluk çağı travma düzeylerinin daha yüksek olduğu belirlendi. Sonuç: Çocukluk çağı travmaları ölçeği ve alt boyutları arasındaki ilişki değerlendirildiğinde; Çocukluk çağı travmalarının bütün alt boyutlarla orta ve ileri düzeyde pozitif yönde bir ilişkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Duygusal istismarın artmasının çocukluk çağı travmasını en ileri düzeyde arttıracağı belirlenmiştir. Çocukluk çağı travmalarının da sigara, alkol ve madde kullanımı için istatistiksel olarak anlamlı şekilde risk artışına neden olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Çocukluk Çağı Travmaları, Alkol Kullanımı, Madde Kullanımı, Stres Bozuklukları, Çocuk İstismarı.

Aile sağlığı merkeziAlkol içmeBağımlılık+4
Narin Tadik
Dicle University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hodgkin lenfoma tanısıyla takipli hastaların demografik özellikleri, aldıkları tedaviler ve yanıtları; tek merkez deneyimi

Amaç: Hodkgin lenfoma, B hücrelerden köken alan lenfoproliferatif bir hastalıktır. Bu çalışmamızda merkezimizde takipli hodgkin lenfoma hastalarının demografik özelliklerini, aldıkları tedavileri ve sağkalım özelliklerini incelemeyi amaçladık. Metot: Çalışmada 01 Ocak 2015 ile 30 Aralık 2020 tarihleri arasında Dicle Üniversitesi Hematoloji Bilim Dal'ında Hodgkin lenfoma tanısı almış veya takibe girmiş 111 hastanın hasta kayıt sisteminde mevcut bilgileri geriye dönük olarak incelendi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 111 hastanın 46'sı (%41,4) kadın, 65'i (%58,6) erkek idi. 8 hastanın soy geçmişinde hematolojik malignite öyküsü mevcuttu. Çalışmamızda hodgkin lenfoma hastalarının histolojik alt tip sıklığı nodüler sklerozan 34 (%30,)6 mikst sellüler 31 (%27,9) lenfositten fakir 24 (%21,6) lenfositten zengin 17 (%15,3) nodüler lenfosit predominant 5 (%4,5) olarak saptandı. Çalışmamızda tanı anında hastaların % 36,4 'ü erken evre (EvreI-II), %66,6'sı ileri evre (Evre III-IV) olarak saptandı. Ekstranodal tutulum açısından verilerine ulaşılabilen 110 hastanın verileri incelendiğinde 39 hastanın (%35,1) tanı anında ekstranodal tutulum olduğu gözlendi. Doğurganlık çağındaki 32 hastanın tedavi sonrası infertilite özellikleri sorgulandı ve hastaların 10'unda (%31) infertilite geliştiği saptandı. Çalışmamızda hastaların % 88,5'una ilk basamak tedavide ABVD kürü verilmişti. Hastaların takip süresi medyanı 55 ay (1-101) olarak tespit edildi. Birinci basamak tedavi sonrası hastaların takipleri sırasında 55 hastada relaps/refrakter olmadığı ve remisyonda kaldığı gözlendi. Takip süresi içerisinde 49 hastada ise relaps/refrakter geliştiği gözlenmiş. Ekstranodal tutulum olan hasta grubunda daha sık relaps refrakter geliştiği tespit edildi. Hastaların takip süresi medyanı 55 ay (1-101) süresi içerisinde 111 hastanın 22'i eksitus olmuştur. Hastaların ortalama genel sağkalım süresi 83,4 ay (%95 GA= 76,8-90 ay) olarak tespit edildi. İkinci basamak tedavi alan Relaps/refrakter 44 hastanın 14'üne sonrasında Otolog KHN yapılırken, 30 hastaya ise Otolog KHN yapılmamış. Otolog KHN yapılmayan hastaların genel sağkalım ortalaması 79,8 (%95 GA=70,9-88,7) ay iken Otolog KHN yapılan hastaların genel sağkalım ortalaması 94,6 (%95 GA=82,9-106,3) ay olarak saptandı. İki grup arasındaki fark istatiksel olarak anlamlı bulunmadı(p=0,409). Sonuç: Hodgkin lenfoma hastalarının önemli bir kısmı geç yaşta olup yeni tedaviler ile hastalarda uzun sağkalım süreleri elde edildiğinden hastalığın ve verilen tedavi rejimlerinin uzun dönem toksisiteleri önem kazanmaktadır. Çalışmamızda doğurganlık çağındaki hastaların %31'inde infertilite gözlenmiştir. Çalışmamızda hastaların demografik özellikleri ve verilen tedavi rejimleri literatür ile benzerlik göstermektedir.

Berrin Şenkaya
Dicle University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sistemik skleroz'lu hastalarda kinezyofobinin fonksiyonel durum, yaşam kalitesi, ağrı ve depresyon, modifiye rodnan deri skorlaması ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Sistemik skleroz, yaygın vaskülerdisfonksiyon ve derinin ve iç organların ilerleyici fibrozu ile karakterize kronik multisistemik veotoimmün bir hastalıktır. Yaşam kalitesini bozan, hastalığa bağlı mortalite ve morbiditesi yüksek otoimmünromatizmal hastalıktırveetyolojisi tam olarak bilinmemektedir. Ağrılı veya tekrar eden yaralanma nedeniyle aşırı hassasiyet ve rahatsız edici duygudan kaynaklanan,fiziksel aktiviteye karşı gelişen korku 'Kinezyofobi' olarak tanımlanır. Bu çalışmada sistemik skleroz ile tanılıhastalarda kinezyofobinin fonksiyonel durum, yaşam kalitesi, ağrı ve depresyon, modifiyerodnan deri skorlaması ile İlişkisinin değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Şubat 2022 – Eylül 2022 tarihleri arasında, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon AnabilimdalıRomatoloji Polikliniğine başvuran; 18-65 yaş arasında, klinik değerlendirme ve radyolojik tetkikler sonucunda çalışmaya katılmayı kabul eden;çalışmaya dahil edilme ve dışlama kriterlerine uygun sistemik skleroz tanısı almış 40 olgu hasta grubunda; çalışmaya dahil edilme ve dışlama kriterlerine uygun, 18-65 yaş arasında sağlıklı sistemik skleroz tanısı bulunmayan 60 olgu kontrol grubunda olmak üzere, toplam 100 olgu çalışmaya dahil edildi. Kinezyofobiyi değerlendirmek için hastalardave kontrol grubunda TAMPA ölçeği kullanıldı.Hasta grubunda anksiyeteyi değerlendirmek için BeckAnksiyete ölçeği(BDÖ); yaşam kalitesini değerlendirmek için Sağlık Değerlendirmeölçeği(HAQ); fonksiyonel durumu değerlendirmek için Skleroderma Sağlık Değerlendirme Anketi(SSc-HAQ); deri kalınlığını değerlendirmek için ModifiyeRodnan Deri Skoru kullanıldı. Hasta grubu ve kontrol grubu karşılaştırıldığında TAMPA ölçeği hastagrubunda anlamlı olarak saptandı. Korelasyon analizine göre hasta grubundaTAMPA ölçeği; yaş, hastalık süresi, VAS, solunum hastalığı, hastalık ciddiyeti ve BeckAnksiyete ölçeği(BDÖ) arasında anlamlı bir korelasyon göstermiş olup, yaşam kalitesi veModifiyeRodnan Deri Skoru ile anlamlı korelasyon göstermemiştir. Sistemik skleroz hastalarında kinezyofobi, artmış anksiyete, hastalığın süresi, ileri yaş, ağrı düzeyi ve solunum sıkıntısı olması ile ilişkili bulunmaktadır.Kinezyofobiden dolayı oluşan hareketkısıtlılığının devam etmesi ve iyileşmenin sürecinde uzama gibi nedenler ile oluşan yapısalbozukluklarla beraber psikolojik faktörlerin de göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Bu sebepleSSk'lu hastalar tedavi amaçlı değerlendirildiğindemedikal ve fizik tedavi yanında psikolojik destek tedavilerinin de hastalarauygulanması yararlı olabilir. Anahtar kelimeler: Sistemik skleroz, kinezyofobi, anksiyete, yaşamkalitesi, modifiyerodnan deri skoru, fonksiyonel durum.

AnksiyeteHareket korkusuOtoimmün hastalıklar+3
Canan Balamir Pehlivan
Dicle University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dicle Üniversitesi Hastaneleri hastane afet planı ve acil yönetimi

Afetlerde yönetim; afetlerin önlenmesi ve zararlarının azaltılması amacıyla yapılması gereken tüm çalışmaların esaslarının ortaya konması, yönlendirilmesi, koordine edilmesi ve etkili bir biçimde uygulanabilmesi için toplumun tüm kurum ve kuruluşlarıyla, kaynaklarının yönetilmesini ve yönlendirilmesini gerektiren bir süreçtir. Afetlerde özellikle sağlık hizmetlerinin yönetimi öncelikli konu olmakta ve bu konuda önceden eğitim almış personelin görev yapması hizmetlerin etkililiğini artırmaktadır. Çalışmamız hastane afet yönetimini gözden geçirerek daha önce meydana gelen 3 olgunun afet yönetimini geriye dönük tartışarak gözden geçiren gözlemsel çalışmadır. Birinci olgu, 2014 yılında Diyarbakır-Lice karayolunda meydana gelen LPG-araç patlaması olayıdır. İkinci olgu, 2015 yılında Diyarbakır'da miting sırasında meydana gelen patlama olayıdır. Üçüncü olgu ise, 2017 yılında hastanemiz (Dicle Üniversitesi hastanesi) radyoloji bölümünde meydana gelen yangın olayıdır. Birinci olayda 69 ikinci olayda ise 102 hasta etkilenmiştir. Üçüncü olayda 2 ameliyathane personeli etkilenmiş olup yoğun bakımlar boşaltılmış ve devam eden ameliyatlara son verilmiştir. Sonuç olarak, Doğal afetler konusunda ülke çapında gerekli bilgilendirmeler ve düzenlemeler yapılmalı, gerekli eğitimler verilmelidir. Herhangi bir anda meydana gelen doğal afeti yönetebilecek kadar yeterli sağlık kuruluşu, sağlık çalışanı ve gerekli tıbbi ekipman ve malzeme hazır bulunmalıdır. Her ülke başına gelecek doğal afeti yönetebilecek kapasitede olmalıdır. Anahtar kelimeler: Hastane afet planı, doğal afetler, patlama, yangın, yanıklar.

Acil durumlarAfet hazırlığıAfetler+7
Abdulbasit Alcan
Dicle University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran febril nötropenili hastalarda erken uyarı skorlarının prognoz üzerine olan etkinliklerinin karşılaştırılması

Nötropenik ateş daha çok kemoterapi alan kanser hastalarında ortaya çıkar. Ciddi enfeksiyonlarla sonuçlanabilen, uzun süreli tedavi gerekebilen ve mortalitesi yüksek klinik bir durumdur. Nötropenik ateşli hastanın ilk başvuru yeri acil servislerdir. Bu nedenle acil servislerde erken tanı koyulması ve hızlı tedavi edilmesi gereken riskli hastalar tespit edilmelidir. Bu amaçla çeşitli skorlama sistemleri geliştirilmiştir. Bunlar febril nötropeniye özgü MASCC ve CISNE skorlarıdır. Bu çalışmamızdaki amaç febril nötropeni ile acil servise başvuran hastalarda erken uyarı skorlamalarının mortalite öngörmedeki etkinliklerini kıyaslamaktı. Bu amaçla çalışmamızda MASCC, CISNE ve sepsis için kullanılan NEWS, MEWS ve qSOFA erken uyarı skorlarını karşılaştırdık. Çalışmaya alınan hastaları; Dicle Üniversitesi Tıp fakültesi Hastanesi Yetişkin Acil Servisine 01.01.2018-31.12.2021 tarihleri arasında başvuran hastalar oluşturdu. Çalışma retrospektif olarak yapıldı. Çalışmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) 21.paket programı kullanılarak değerlendirildi ve p< 0,05 değeri istatiksel olarak anlamlı kabul edildi. . Univarite istatiksel analizler kategorik değişkenler için Man Witney U Testi kullanılarak yapıldı. P< 0,05 değeri istatiksel olarak anlamlı kabul edildi. MASCC, CISNE, NEWS, MEWS ve qSOFA kestirim noktaları ile duyarlılık ve özgüllükleri ROC eğrisi analiziyle hesaplanmıştır. Çalışmamızda erken uyarı skorlamalarına mortalite açısından baktığımızda MASCC, CISNE, MEWS, NEWS ve QSOFA mortaliteyi belirlemede anlamlı bulunmuşlardır. ROC eğrisi analizi yaptığımızda NPA hastaları içinde AUC değeri en yüksek olarak NEWS görüldü. Daha sonra AUC değeri MEWS, qSOFA, MASCC ve CISNE şekinde sıralandı. Ayrıca çalışmamızda incelediğimiz PCT ve Laktat gibi biyobelirteçlerin de mortalite öngörmede başarılı olduğu görüldü. Sonuç olarak çalışmamız amacına uygun sonuçlanmıştır. Febril nötropeni, hem mortalite hem de ekonomik yük oluşturan ciddi klinik bir durum olduğu için çalışmamız başka çalışmalarla desteklenmelidir. Anahtar kelimeler: Acil servis, Nötropenik ateş, Erken uyarı skorları, Mortalite

Acil servis-hastaneAcil tıpFebril nötropeni+4
Mehmet Hanifi Ağırağaç
Dicle University
2023
00