5,115

Archived Theses

12

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Babürlüler döneminde Bengal

Himalaya Dağları'ndan Hint Okyanusu kıyılarına kadar uzanan geniş coğrafyası, verimli nehir havzaları ve stratejik konumuyla tarih boyunca Asya'nın en önemli medeniyet merkezlerinden biri olan Hindistan, sahip olduğu coğrafî özelliklere ek olarak köklü bir medeniyet birikimini de hafızasında barındırmaktadır. Hindistan'ın doğu sınırını teşkil eden Bengal ise söz konusu tarihsel hafızanın daimî olarak baş aktörlerinden biri olmuştur. Kuzey'de Himalaya etekleri, batısında Hindistan, doğusunda Burma ile sınırlanan Bengal, siyasî, askerî, dinî ve ticarî açıdan belirleyici öneme sahiptir. Bengal, tarihin hher safhasında Budizm, Hinduizm, İslâmiyet gibi farklı dinlerin yanısıra muhtelif inançlara sahip halkları bünyesinde barındırmıştır. Bengal'in çok kültürlü yapısı toplumsal, siyasî ve akerî açıdan kırılma noktalarına sahip gelişmelerin yaşanmasına sebep olmuştur. Tarihsel süreç içerisinde Hindistan'a hükmeden devletler açısından devamlı bir şekilde isyan potansiyeli barındıran Bengal, Ekber Şah tarafından 1576 tarihinde ele geçirilmiştir. Babürlü Devleti'nin Bengal'deki varlığını iki safhaya ayırmak mümkündür. İlk safha, Ekber Şah ve Cihangir Şah dönemlerini (1576-1628) kapsayan devlein Bengal'de hâkimiyetini kurma çabaları ve yerel güçler ile mücadelesi olarak sınırlandırılabilir. İkinci safha ise Şah Cihan ve Evrengzîb dönemlerinde Bengal'de kalıcı olma yönündeki teşkilatlanma çabalarıdır. Ekber Şah ve Cihangir Şah dönemlerinde Bengal askerî anlamda isyan ve istikrarsızlığın beşiği olurken Şah Cihan ve Evrengzîb'in Babürlü hükümdârlığı dönemlerinde Bengal'de malî ve idarî anlamda çok sayıda yenilik yapılmaya çalışılmıştır. Avrupalı Devletlerin özellikle XVIII. yüzyılda Bengaş'de varlıklarını iyice artırmaları, Babürlü Devleti'nin kurmaya çalıştığı otoriteyi derinden sarsan başlıca etmen olmuştur. Bir isyan bölgesi kimliğini her zaman bünyesinde barındıran Bengal, Babürlü Devleti idaresi boyunca bu özelliğini daima hissettirmiştir. İç ve dış karışıklıkları tetikleyen Avrupalı Devletlerin ticarî-emperyalist amaçları Bengal'deki Babürlü idaresinin sonunu getirmiştir. 1757 Plassey Savaşı, Bengal'deki Türk idaresini sona erdirirken İngilizler için önemli bir sömürge sahasına dönüşmüştür.

AsyaBabürlü DevletiBengal bölgesi+1
Enes Fırat Önel
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2026
00
Master'sOpen AccessTR

Özkan İzgi'nin hayatı, eserleri ve Türk tarihçiliğine katkıları

Bu çalışma Genel Türk Tarihi alanında önemli çalışmaları olan Prof. Dr. Özkan İzgi'nin hayatı, eserleri ve tarihçiliğine yönelik olarak ele alınmıştır. Prof. Dr. Özkan İzgi Akademik yaşamını büyük ölçüde Ankara'da Hacettepe Üniversitesi bünyesinde yürütmüştür. İzgi'nin çalışma alanı Uygurlara yönelik olmuştur. Çin kaynaklarını ve diğer kaynakları esas alan çalışmalarıyla eski Türk tarihi alanındaki önemli boşlukların doldurulmasına katkı sağlamıştır. Çalışmalarında filolojik ve arkeolojik yöntemleri tarih araştırmalarıyla birleştiren disiplinler arası yaklaşımı sayesinde özellikle Çin kaynaklarında yer alan bilgileri Türk tarih literatürüne kazandırmış ve Uygur tarihi başta olmak üzere Orta Asya Türk topluluklarının siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik yapıları üzerine önemli değerlendirmelerde bulunmuştur. Bu çalışmada Prof. Dr. Özkan İzgi'nin hayatı, akademik kişiliği ve Türk tarihçiliğine sunduğu katkılar ele alınmıştır. Çalışmanın temel amacı, İzgi'nin özellikle Uygur tarihi, Çin-Türk ilişkileri İpek Yolu ticaretinde Turfan Uygurlarının ticareti ve Orta Asya kültürü tarihi üzerine yaptığı araştırmaları değerlendirilerek, onun Türk tarih yazıcılığı içerisindeki yerini ortaya koymaktır.

Hidayet Sönmez
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2026
00
Master'sOpen AccessTR

İran'da Rıza Şah Dönemi modernleşme hareketleri: 1925-1941

Büyük ve köklü bir geçmişe sahip olan ve asırlardır Türkiye?nin doğu komşusu olan İran, yakın bir zamanda Rıza Şah Pehlevi?nin liderliğinde geniş çaplı bir reform hareketine sahne olmuştur. Kaçar Hanedanlığının, devleti ayakta tutabilmek için başlattığı reform hareketleri başarıya ulaşmamış, ülke içeride aşiret isyanlarına, dışarıda ise Rus ve İngiliz müdahaleleriyle yıkılmanın eşiğine gelmişti. İran I. Dünya Savaşında tarafsızlığını ilan ettiyse de Rus ve İngiliz işgaline uğramaktan kurtulamamıştır. Savaş sonrası yaşanan kargaşa ortamından faydalanan Rıza Şah, Kaçar Hanedanlığını tasfiye edip, Pehlevi Hanedanlığının temellerini atmıştır. Rıza Şah, iktidara gelişiyle birlikte yüzyıllardır ?Persia? olarak bilinen ülkesinin adı da dâhil olmak üzere askeri, siyasi, ekonomik, toplumsal ve kültürel alanlarda çok ciddi yenilik ve değişiklikler yapmıştır. Zorunlu askerlik yasasıyla birlikte ülkedeki asker sayısını arttırmış, orduyu teknik anlamda modernize etmiştir. Eğitim alanında ülkede ilköğretimi zorunlu hale getirip, çok sayıda okul açmıştır. Karayolu ve demiryolu ulaşımında büyük mesafeler kat edilmiş Trans-İran demiryolunu inşa ettirmiştir. Kılık Kıyafet Yasasını çıkartarak daha modern giysiler giyilmesi ve şapka kullanılmasını sağlamıştır. Bunun gibi birçok düzenlemeye imza atan Rıza Şah, on beş yıllık iktidarı süresince güçlü ve modern bir İran oluşturmanın hayalini kurmuş bunun için uğraş vermiştir.

Mehmet Koca
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

49/1 Numaralı İsveç Ahidnâme Defterine Göre Osmanlı İsveç ticaret ilişkileri (1736-1758)

Osmanlı Devleti'nin sınırlarını genişletmesi, Akdeniz ve Karadeniz'de hâkimiyet kurmasının da etkisiye pek çok devlet ile siyasi ve ticari ilişkiler kurulmuştur. Osmanlı ile ticaret yapmak isteyen devletler ticari anlaşmalar yaparak bu hakka sahip olmaktadır. Osmanlı ile ticari ilişkiler geliştirmiş devletlerden birisi de İsveç'tir. Bu devlet 1737 yılında Osmanlı Devleti ile ticaret antlaşması yaparak bu hakka sahip olmuştur. Bu antlaşma sonrasında İsveçli diplomatik ve ticari aktörler Osmanlı topraklarında varlık göstermeye başlamıştır. Çalışmamızda Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde bulunan 49/1 Numaralı İsveç Ahidnâme Defteri'nde mevcut Osmanlı Devleti'nde ticari faaliyette bulunan İsveçliler hakkında 1736 - 1758 yılları arasında yazılmış hükümler incelenmiştir. İsveç'e verilen ahidnâmeye kadar İsveç ve Osmanlı Devleti arasındaki ilk münâsebetler ile ilgili bilgi verilerek, İsveçli diplomatik ve ticari aktörler üzerinde durulmuştur. İsveçli diplomatların ve ticaret temsilcilerinin Osmanlı gözünde statüleri ve onlara verilen ahidnâme ile sahip oldukları ayrıcalıklardan bahsedilmiştir. Bu aktörlerin bulundukları yerler, karşılaştıkları sorunlar, emniyetlerini tehdit eden durumlar defterde kayıtlı hükümler ile örneklendirilerek incelenmiştir.

AhitAhitname DefteriDefterler+5
Merve Beki
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Konya Mevlana Müzesi arşiv belgelerine göre Kastamonu Mevlevihanesi

Mevlevîlik Kastamonu'ya Candaroğulları döneminde Ulu Arif Çelebi'nin ziyaretleri ve girişimleri sonucunda gelmiş, bu tarihten sonra Kastamonu'da mukim bir zaviye kurulmuştur. Daha önce bilimsel olarak herhangi bir araştırmaya konu olmayan ve karanlıkta kalan Kastamonu Mevlevîhanesi'nin bilinen ilk şeyhi Dede Sultan'dır. Kastamonu Mevlevîhanesi, Dede Sultan'dan sonraki şeyhi olan Elvan Dede dönemini takiben uzun bir süre Kadiri ve Nakşî tarikat çevrelerinin eline geçmek suretiyle hizmet vermiş, ardından nihayet İnebolulu Hacı Mehmet Kalender Dede'nin meşakkatli gayretleri sonucu tekrar Mevlevîhane'ye dönüşmüş ve Kalender Dede postnişin olmuştur. Bu dönemde, evvelce Mevlevîhane'ye ait vakıflar tekrar Dergâh'a kazandırılarak Mevlevîhane'nin hizmetine sunulmuştur. Mehmet Kalender Dede'nin vefatı üzerine sırasıyla Sivaslı İbrahim Dede, Türbedar Halil Dede, Mehmet Sait Hemdem Dede, Ahmet Remzi Dede, Mehmet Âmil Çelebi ve son olarak Tahir Âmil Çelebi makam-ı meşihatte bulunmuşlardır. 1925 yılında yayımlanan Tekke ve Zaviyeler ile Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Ünvanların Men ve İlgasına Dair 677 Sayılı Kanunla bütün tekkeler gibi Kastamonu Mevlevîhanesi de kapatılmıştır. Kapatıldıktan sonraki süreçte bir müddet Kız Orta Mektebi'nin jimnastik salonu olarak kullanılmış, haziresindeki mezarlar başka yerlere taşınmıştır. Mevlevîhane'nin arsası Vakıflar Umum Müdürlüğü'nün teklifi üzerine 1959 yılında Bakanlar Kurulu'nun aldığı bir kararla İmam Hatip Okulu yapılmak üzere hazineye devredilmiştir. Günümüzde Mevlevîhane arsası üzerinde Kastamonu Merkez Ortaokulu bulunmaktadır.

KastamonuMevlevihanelerMevlevilik
Hayri Yıldırım
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

II. TBMM Urfa milletvekilleri ve siyasi faaliyetleri (1923-1927)

Osmanlı Devletinin ağır ve yorucu geçen Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra, imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması ile Anadolu toprakları, İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmiştir. Anadolu halkı, işgallere karşı yerel direnişlerde bulunmuştur. Bu dönemde, en büyük tepki ve topyekün bağımsızlık mücadelesini, Mustafa Kemal Paşa Anadolu'ya geçip milletle bütünleşerek verecektir. Milli Mücadele'nin hazırlık aşamaları çerçevesinde; Amasya Genelgesi, Erzurum ve Sivas Kongrelerini düzenleyen Mustafa Kemal Paşa, bağımsızlık fikrini ateşlemiştir. Düşmana karşı bir taraftan bağımsızlık savaşı başlatılırken, bir taraftan da milli birlik ve milli mücadele adına önemli adımlar atılmaya başlanmıştır. Bunlardan birisi de; Mebusan Meclisi'nin yeniden açılmasıdır. Ancak İtilaf Devletleri, 16 Mart 1920 tarihinde İstanbul'u işgal edecek ve Mebusan Meclisi'nin dağıtacaklardır. Osmanlı Mebusan Meclisi'nin dağılmasından sonra Mustafa Kemal Paşa Ankara'da yeni bir meclis kurmak için hemen harekete geçmiştir. 23 Nisan 1920 tarihinde Ankara'da yeni bir meclis açılmıştır. Egemenliğin halka dayandırıldığı yeni açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi, milli kurtuluş mücadelesinin kazanılması ve yeni Türk Devleti'nin temellerinin atılması gibi iki onurlu ve önemli görevi başarıyla tamamlamıştır. Savaştan sonra, Birinci TBMM seçim kararı almış, 11 Ağustos 1923 tarihinde İkinci TBMM açılmıştır. II. Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne Urfa'dan; Yahya Kemal Bey (BEYATLI), Ali Fuat Bey (BUCAK), Hüsrev Bey (GEREDE), Saffet Kemalettin Bey (YETKİN), Mehmet Refet Bey (TOPÇUOĞLU) ve Mehmet Refet Bey (ÜLGEN) isimlerinde altı milletvekili katılmıştır. II. TBMM, Cumhuriyeti ilan eden meclis olmuştur. Halifeliğin Kaldırılması, Medeni Kanun, 1924 Anayasası ve daha birçok önemli gelişme, 1923-1927 arasında faaliyet gösteren II. TBMM döneminde alınan önemli kararlardır. Bu çalışmanın amacı; yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin inşasında; Urfa Milletvekillerinin, üstlendikleri görevleri ele almaktır. II. TBMM Döneminde Kurtuluş Savaşını sona erdiren Lozan Barış Antlaşması imzalanmış, Cumhuriyet ilan edilmiş, Halifelik kaldırılmış, 1924 Anayasası'nın yürürlüğe konması gibi pek çok önemli gelişme yaşanmıştır. Ayrıca bir diğer amaç; Urfa Milletvekillerinin, Urfa şehrinin kalkınması, sorunlarının çözülmesi adına yürüttükleri faaliyetleri ortaya çıkarmaktır. Anahtar Sözcükler: TBMM, Urfa, Milletvekili, Mustafa Kemal Paşa, Milli Mücadele.

Atatürk, Mustafa KemalMilletvekiliMilli Mücadele+5
Arda Kanatlı
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Hukuk-i Umûmiye Gazetesi'nin (1908- 1909) meşrutiyet ve monarşi rejimlerine bakışı

Siyasi, toplumsal ve ekonomik açıdan çok önemli yere sahip olan basın-yayın, Osmanlı Devleti'ne 19. yüzyılın başlarında girmiştir. Osmanlı, Avrupa'ya nazaran daha geç basın hayatına başlamasına rağmen hızlı yol kat etmiştir. Yabancılar tarafından Osmanlı'da çıkarılan gazetelerin ardından ilk resmi gazete olan Takvim-i Vekayi, İstanbul'da devlet denetiminde yayın hayatına girmiştir. Daha sonra Ceride-i Havadis, Tercüman-ı Ahval ve Tasvir-i Efkâr gibi gazeteler yayınlanmıştır. Batılılaşma sürecinin kendini hissettirdiği 1866 yılından sonra gazete basımı artmaya başlamış ve yavaş yavaş devlet tekelinden çıkmıştır. Gazetenin artması, bu gazetelerde dile getirilen ilk Tanzimat Bürokrasi'nin yönetimine dair muhalif görüşler, ardından II. Abdülhamit dönemine ilişkin eleştirel düşünceler gibi nedenler yüzünden, sansür uygulaması getirilmiştir. Sansürün en şiddetli hissedilmesi Sultan II. Abdülhamid döneminde gerçekleşmiştir. Eleştirel yazılar yazanlar para cezası, gazetenin kapatılması hatta hapis cezasına kadar varmıştır. 1908'de ilan edilen II. Meşrutiyet dönemi ile gelen özgürlük ortamında, her türlü yayın ve gazete sayısında büyük bir artış yaşanmıştır. Meşrutiyet ile gelen sınırsız özgürlük herkesin fikrini özgürce beyan etmesini sağlamıştır. Meşrutiyet ile gelen sınırsız özgürlük herkesin fikrini özgürce beyan etmesini sağlamıştır. Bu dönemde, II. Abdülhamit'e muhalefet edenler sürgünden dönmüştür. Bu gelişme de gazetelerin artmasında etkilidir. İttihatçı yönetimi, sürgün ve firarilerin eski haklarını geri vermemiştir. İşsiz kalan sürgün ve firariler, seslerini duyurmak için Fedakâran-ı Millet Cemiyeti'ni kurmuştur. Cemiyet üyesi Avnullah Kazimi Bey, cemiyetin kuruluşunun hemen ardından Hukuk-i Umûmiye gazetesini çıkarmıştır. Hukuk-i Umûmiye Gazetesi, toplamda beş mesul müdür değiştirmiş ve toplamda yüz yetmiş üç sayı yayınlamıştır. İlk sayılarda Meşrutiyetin coşkusu, şiddetli şekilde hissedilmiştir. Aynı zamanda sürgün ve firarilerin haklarının verilmemesinden dolayı Kamil Paşa sürekli eleştiriye maruz kalmıştır. Genel itibari ile hürriyet ile birlikte ülkenin çalışarak ihya edilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Abdülhamid Dönemi yöneticileri çok şiddetli şekilde eleştirilmiştir. Gazete hakkında sık sık davalar açılmıştır. Açılan davalardan dolayı birkaç defa yayınına ara vermiştir. Dönemin hükümetleri tarafından yapılan baskılara dayanamayan gazete 1909 yılında kapanmak zorunda kalmıştır. Anahtar Sözcükler Meşrutiyet, Monarşi, Hukuk-i Umûmiye Gazetesi, Fedakâran-ı Millet Cemiyeti, Osmanlı Basını.

BasınFedakaran-ı Millet CemiyetiGazeteler+5
Naziye Sarali
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı propagandası örneği: Cihan-ı İslam dergisi

"I.Dünya Savaş'ında Osmanlı Propagandası Örneği: Cihan-ı İslam Dergisi" konulu bu çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın giriş bölümünde Türk Basın Tarihinin ilk eserlerine ve Türk dergiciliğinin tarihsel süreci hakkında bilgi verilmiştir. Birinci Bölümde, Cihan-ı İslam Dergisini çıkartan Cemiyet-i Hayriye-i İslâmiye tanıtılarak, cemiyetin dergiyi çıkarma nedenlerine ve kuruluş amacına değinilmiştir. Bu bölümde Cihan-ı İslam dergisi fiziksel olarak tanıtılmış, dergi içindeki haber ve makale başlıkları yayınlandığı dillere göre sınıflandırılmıştır. Çalışmanın İkinci Bölümünde ise, propaganda kavramı ve çeşitleri açıklanmıştır. Aynı zamanda bu bölümde Cihan-ı İslam dergisi, Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı'na katılmadan önceki sayıları ve Osmanlı savaşa katıldıktan sonraki sayıları olmak üzere iki ayrı alt bölümde incelenmiştir. Yine gazetede propaganda amaçlı yayınlanmış makale ve haberlere yer verilmiştir.

Cihan-ı İslam dergisiDergilerDünya Savaşı I+4
Büşra Müjdeci
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

15 Haziran 1608 (1 Rebîü'l-evvel 1017) - 4 Şubat 1609 (28 Şevval 1017) tarihli Kıbrıs eyaleti Bütçe Defterinin değerlendirilmesi

Kıbrıs Eyaletinin 15 Haziran 1608 (1 Rebîü'l-evvel 1017) - 4 Şubat 1609 (28 Şevval 1017) tarihli 7 ay 28 günlük bu bütçesini ortaya koyan bu defter, Başbakanlık Osmanlı Arşivinde Maliyeden Müdevver Defterler arasında yer almaktadır. MAD.d Kodlu ve 04399 sıra numaralı 48 sayfadan oluşan bu defter dönemin Kıbrıs Beylerbeyi Cafer Paşa ve Defterdarı Mustafa Efendi'nin sorumluluğunda hazırlanmıştır. Yüksek Lisans Tezi olarak çalıştığım söz konusu defterden elde edilen bilgilere dayanarak adanın bu tarihteki gelir-giderleri, mültezimler, eminler, ülkenin sahip olduğu kaynaklar ve ekonomik durum hakkında ayrıntılı bilgiler verip, Kıbrıs ekonomi ve maliye tarihine katkıda bulunmak amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Maliyesi, Kıbrıs, Ruznamçe Defteri

BütçeKıbrısOsmanlı Devleti+1
Halil İbrahim Cellatoğulları
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

XIX. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nda basılmış coğrafya kitapları üzerine bir inceleme (1850-1900

XIX. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nda çok sayıda coğrafya ders kitabı yayımlanmıştır. Bu tezde XIX. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nda basılmış coğrafya kitaplarından H.1266 (M.1849-50) "Risâle-i Coğrafya: Avrupa Kıtası", H.1273 (M.1856-57) "Fenn-i Coğrafya", H.1285 (M.1868-69) "Hulâsa-i Coğrafya", H.1270 (M.1853-54) "Muhtasar Coğrafya-yı Musavver", H.1289 (M.1872-73) "Zübdetü'l- Coğrafya", H.1302 (1884-85) yılında basılan "Memâlik-i Osmanî Coğrafya-yı Ticariyesi", H.1304 (M.1886-87) "Coğrafya-yı Mufassal-ı Memâlik-i Devlet-i Osmaniye" ve H.1308 (M.1890-91) "Hulâsa-i Coğrafya-yı Osmanî" isimli kitaplar incelenmiştir. Kitaplara Atatürk Kitaplığı'ndan erişilip, İstanbul ve coğrafya ile ilgili bölümlerinden faydalanılmıştır. Yukarıda isimleri sayılan 8 coğrafya kitabı kendi içlerinde ve modern literatür ışığında incelenmiş ve yorumlanmıştır. Bahsi geçen kitaplarda coğrafyanın tanımı, coğrafyanın bir bilim olarak gelişimi, coğrafyayla ilgili kitapların yazımı ve coğrafyanın okullarda okutulmasıyla ilgili bilgiler verilmiştir. Çalışmanın temel amaçlarından biri XIX. Yüzyılın ikinci yarısında basılmış olan coğrafya kitaplarından hareketle İstanbul'un coğrafi konumunu incelemek ve İstanbul'u Osmanlı ile Bizans İmparatorluklarına başkentlik yapmış bir şehir olarak ele almaktır. Çalışmada şehrin neden pek çok millet ve kültür açısından ilgi odağı olduğu üzerinde durulacaktır. Çalışmada, şehrin İstanbul ismini almadan önceki isimlerinin neler olduğu ve kökenleri hakkında değerlendirmelerde bulunulmuştur. En eski ismi Bizantion, Antonia, Secunda Roma, Nova Roma, Konstantinopolis, Rumiyyetü'l-Kübra, Taht-ı Rum, Gulgule-i Rum, İstanbol, İslambol, Payitaht-ı Saltanat, Tahtgâh-ı saltanat şeklinde isimler almıştır. 1000 yıldan uzun bir süre Doğu Roma İmparatorluğu'na merkezlik yapan Konstantinopolis ardından Osmanlı İmparatorluğu'na da başkentlik yapmaya başlamış ve bu durum 500 yıl devam etmiştir. Çalışmamıza kaynaklık eden coğrafya kitaplarında İstanbul şehrinin tarihi yapıları (camileri, kiliseleri, okulları, kuleleri, limanları) ve şehrin coğrafi konumu hakkında bilgi verilmiştir. İstanbul şehrinden ayrı olarak coğrafyanın tanımı, coğrafya ilminin gelişimi, coğrafyayla ilgili yazılan kitaplar ve coğrafyanın okullarda okutulması ile ilgili bilgiler verilmiştir. Çalışmanın bir diğer amacı XIX. y.y'da basılmış Coğrafya Kitapları ve Coğrafya eğitimi konusundaki gelişmeleri değerlendirmektir. Anahtar Kavramlar: Türkiye'de Coğrafya, Coğrafya Ders Kitabı, Türkiye'de Coğrafya Öğretimi.

CoğrafyaCoğrafya dersiCoğrafya eğitimi+5
Neslihan Sönmez
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

H. 1260-1261/M. 1844-1845 tarihli Temettuât defterinegöre Sungurlu kasabası: Transkripsiyon ve değerlendirme

Bu çalışma Sungurlu Kasabası'nın iktisâdî ve sosyal yapısını ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Çalışmanın esas kaynağını H. 1260-1261/M. 1844-1845 tarihli Temettuât defterleri oluşturmaktadır. Çalışma giriş, dört bölüm ve sonuç kısımlarından oluşmaktadır. Giriş bölümünde, Sungurlu Kasabası'nın kısa tarihçesi, Temettuât defterlerinin önemi anlatılmıştır. Birinci bölümde Sungurlu'nun sosyal yapısı, bu kasabada yaşayan nüfusun özellikleri, hâne reislerinin kullandığı adlar, meslekler, unvan ve lakaplar belirtilmiştir. İkinci bölümde Sungurlu Kasabası'nda ki tarım ve hayvancılık faaliyetlerine değinilmiştir. Üçüncü bölümde Sungurlu'nun ekonomik yapısı üzerinde durularak hâne reislerinin gelirleri ve hâne reislerinden alınan vergiler hakkında bilgi verilmiştir. Dördüncü bölümde tezin transkripsiyonuna yer verilmiştir. Sonuç bölümünde, çalışmanın genel bir değerlendirmesi yapılmıştır.

VergilerÇorum-Sungurlu
Ülkü Ünlüsoy
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

64 numaralı Kıbrıs Tahrir (1572) defterine göre Mesarya nahiyesi (Transkripsiyon ve değerlendirme)

Doğu Akdeniz'de önemli bir yere sahip olan ve Osmanlı'nın fethinden sonra da bu önemini koruyan Kıbrıs'ta, Osmanlı hâkimiyetinin sağlanması, adanın şenlendirilmesi ve ekonomik yönden geliştirilmesi için gerekli tedbirler alınmıştır. Osmanlılar bir yörede, ilk fethin hemen ardından çeşitli vesileler ile tahrir yaparlardı. Osmanlı belgelerinde tahririn amacı, bölgedeki reayanın oturduğu yerler ve işlerinin özelliklerini, mallarının ve ürünlerinin kaynaklarını hükümdarın yani devletin bilmesi olarak belirtilir. Osmanlılar fetihten hemen sonra 1572 yılında Kıbrıs'ta bir tahrir gerçekleştirdiler. İlgili tahrir sonrasında oluşturulan defter, bugün Kuyud-ı Kadime (Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü) Arşivi'nde saklanan 64 Numaralı Kıbrıs Tahrir Defteri'dir. Çalışmamızda adı geçen bu defter transkibe edilmiştir ve söz konusu defterdeki verilere dayanarak Mesarya nahiyesinin sosyal ve ekonomik hayatı anlatılmaya çalışılmıştır.

DefterlerDoğu AkdenizKıbrıs+5
Nihal Bakışçı
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hititler'de ocak kültü

Ateş ve onu kontrol altına almak amacıyla kurulan ocak; bir taraftan, insanın yemek pişirme, ısınma gibi temel ihtiyaçlarını karşılarken, diğer yandan yakma ve yok etme niteliği ile ona karşı korkuyla karışık saygı duyulmasına, ocağın kutsal bir güç olarak görülmesine neden olmuştur. Anadolu'da ocağın kutsiyetini gösteren somut verileri, Neolitik Çağ'dan günümüze kadar olan geniş süreçte takip edebilmekteyiz. Çatalhöyük'ün Geç Neolitik Çağ (M.Ö. 6500-6000) tabakasında görülen, boğa başlarıyla çevrili aynı zamanda duvar resimleriyle süslü mekânlarda bulunan sabit ocaklar, insanoğlunun inanç sisteminde önemli bir rol oynamıştır. Erken Tunç Çağ'ında özenle hazırlanmış ve kültsel birer obje olarak nitelendirebileceğimiz, antropomorfik ve zoomorfik ikonlarla bezenmiş taşınabilir ve sabit ocaklar da; bu inancın Erken Tunç Çağı'nda ki temsilcisıi konumundadır. Bu tip ocakların etrafında gerçekleştirilen kültsel seremonilerin izlerini, Bronz Çağı'nın önemli uygarlıklarından biri olan Hititler'e ait çivi yazılı belgeler aracılığıyla takip edebilmekteyiz. Ocak kavramı; aile, ev ve devleti temsil etmektedir. Hititçe çivi yazılı belgelerde devleti temsil eden en önemli güç olan kralın varlığı ve gücünün devamlılığı, ocağın içerisinde ateşin yanması ve sönmesi gibi ifadelerle vurgulanmıştır. İncelediğimiz kurban törenleri, bayramlar, mitolojiler, büyü ve fal uygulamaları ve çeşitli ritüelleri anlatan Hititçe çivi yazılı belgeler, ocağın kültsel boyutunu ön plana çıkarmaktadır. Bu belgelere göre etrafında ve içerisinde kült pratiklerinin uygulandığı ocak, tanrılara ulaşmak için kullanılan kutsal bir araçtır. Ocağın etrafında veya içerisinde gerçekleştirilen kurban eylemleri, Tanrıça veya Tanrı ile iletişim kurmanın en kısa yoludur. İçerisine atılan nesneleri yakıp yok etmesi ile istenmeyen durumun ortadan kalkmasını sağlayan, büyü malzemesi olarak kullanılan kutsal bir yapıdır. Bunun yanında, ocağa atılan obje ile hastalığın yok olacağı inanışı ile ocağın iyileştirici özelliği ortaya çıkmaktadır. Ocak Tanrısı olan Kamruşepa'nın sağlık tanrısı olarak da adlandırılması bu görüşü desteklemektedir. Hititçe çivi yazılı belgelerde geçen isimli ocak tanrılarının varlığı, ocak kavramının Hitit inanç sistemindeki önemini göstermektedir. Hitit dünyasında hayatın her safhasında karşımıza çıkan ocak kültünün izlerini, birleştirici coğrafya ve jeokültürel bellek esasında geleneksel Anadolu kültürüne ait bazı pratiklerde de takip etmek mümkündür. Anahtar Kelimeler: Ateş, Ocak, Hititler, Kült, Atalar Kültü.

AteşEski ÇağEski Çağ tarihi+4
Aslı Çizikci
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

34-2/11 numaralı Düveli Ecnebiye Defterine göre H 1155-1169 yılları arasında Osmanlı-Fransız ticari ilişkileri

Osmanlı-Fransız ticari ilişkilerinde kapitülasyonlar önemli bir yere sahiptir. İki devlet arasında yapılan kapitülasyon anlaşmasıyla birlikte sosyal, ekonomik ve siyasi ilişkiler kurulmuş ve yenilenen kapitülasyonlarla da bu ilişkiler daha da gelişmiştir. Fransızların elde ettiği 1740 kapitülasyonlarının diğer Avrupalı devletlerle yapılanlara oranla daha kapsamlı oluşu Osmanlı Devleti ile olan ticari ilişkilerinde onları daha ayrıcalıklı bir konuma getirmiştir. Çalışmamızda 34/2 no'lu Fransa Ahkam defterinde bulunan ferman kayıtları esas alınarak ve konu ile alakalı farklı kaynaklardan da yararlanılarak. Osmanlı-Fransız ilişkileri ve Fransızlara verilen en kapsamlı kapitülasyon olan 1740 Kapitülasyonlarının özellikleri ve nasıl uygulandığı, özellikle ihlali durumunda ortaya çıkan sorunlar üzerinde durulmuştur. Yine bu bağlamda Fransız yetkililer (elçi, konsolos), tercüman, tüccar ve vatandaşların konumu ve statülerinden bahsedilmektedir.

DefterlerDüvel-i Ecnebiye DefteriFransa+5
Nergiz Şahin
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

16 temmuz 1611- 8 ağustos 1612 yılı Kıbrıs adası Ruznâmçe defterinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada dört belge ele alınıp 16 Temmuz 1611 (5 Cemaziyelevvel 1020) ile 8 Ağustos 1612 (10 Cemaziyelahir 1021) tarih aralığında Kıbrıs Adası'nın 10 ay 20 günlük bütçesi ruznâmçe defterleri üzerinden incelenilecektir. Ele alınan ruznâmçe defterleri Başbakanlık Osmanlı Arşivinde, Maliyeden Müdevver Defterler arasında MAD.d defter kodu, 00441 sıra numarası ile bulunmakta olup defterin toplam sayfa sayısı 38'dir. Söz konusu belge incelenilerek Kıbrıs Adası gelir ve gider kaynakları ayrıntılı şekilde ele alınıp daha önce çalışılmış olan Kıbrıs Adası Bütçeleriyle karşılaştırılarak adanın ekonomik durumu değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: Kıbrıs, Bütçe, Ruznamçe

BütçeDefterlerKıbrıs+3
Deniz Arıcı
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı yönetiminde Kıbrıs'ta üç köyün (Alayköy [Yerolakko], Türkeli [Ayvasıl] ve Kırklar [Timbu]) sosyo-ekonomik değişim ve dönüşüm tarihi (1570-1878).

Doğu Akdeniz'de jeopolitik ve jeostratejik öneme sahip olan Kıbrıs Adası, Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarının kesiştiği su yolları üzerinde olması bakımından, coğrafi açıdan çok önemli bir noktadır. Ada, yerleşime açıldığı Neolitik dönemden beri birçok devletin uğrak yeri olmuş ve siyasi çekişmelerin odak noktası olma özelliğini daima korumuştur. Özellikle bakır madeni ile meşhur olan ada, ilk çağlardan itibaren civar memleketlerle ticari ve kültürel ilişkiler içerisinde olmuştur. Mısır, Anadolu ve Ortado-ğu'da hakimiyet süren çeşitli uygarlıkların ticari, siyasi ve psikolojik üstünlük sağlaya-bilmeleri açısından kilit bir konumdadır. Coğrafi konumunun yanı sıra önemli yeraltı zenginlikleri ile doğal tabiatı gereği, çevresindeki devletlerin iştahını daima kabartmıştır. Tüm bu sebeplerden dolayı ada, Osmanlı Devleti'nin fetih siyaseti içerisinde önemli bir yer tutmuştur. Osmanlı Devleti fetihten hemen sonra 1572 yılında Kıbrıs'ta bir tahrir işlemi yapmıştır. Yapılan tahririn amacı, vergi ve insan kaynağının belirlenmesi, bölge-deki reayanın sahip olduğu emlak ve arazi kaynaklarının devletçe tespit edilmesidir. Bu çalışmada, H. 980 (1572) tarihli Kıbrıs tahrir defteri ile H. 1248 (1833) tarihli Lefkoşa Temettüat, 1643 Cizye Muhasebe, 1831 Kıbrıs Nüfus ile 1852-1853 Cizye Muhasebe defterinde kayıtlı, Yerolakko, Ayvasıl ve Timbu köylerinin 1570 ile 1878 yılları arasın-daki sosyo-ekonomik açıdan gelişim süreçleri ele alınmıştır. Anahtar Kavramlar: Kıbrıs Adası, Yerolakko, Ayvasıl, Timbu, Tahrir, Sosyo-Ekonomik.

KıbrısOsmanlı DevletiOsmanlı Dönemi+5
Sultan Oğul
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı İmparatorluğu'nda tekke ve zaviyeler: Diyarbakır Hasan Padişah (Balıklı) Tekkesi örneği

Türklerin özellikle Malazgirt zaferinden sonra Anadolu'ya akın akın göçleri sonucunda bu coğrafya Türk yurdu haline gelmeye başlamıştır. Çok uzun tarihi bir sürece işaret eden bu durumun gerçekleşmesinde birçok unsurdan söz edilebilir ki bunlardan birisi de şüphesiz tarikatlar ve onların kurumsal yansımaları olan tekke ve zaviyelerdir. Türkmen toplulukları nezdinde büyük saygı, hürmet ve muhabbet beslenen Türkmen babaları, şeyh ve dervişleri Anadolu Selçuk Devleti'nin son zamanları ve Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluş sürecinde önemli roller üstlenmişlerdir. Bu süreç Diyarbakır özelinde Akkoyunlular döneminde önemli bir merhaleye ulaşmış, Osmanlı hâkimiyeti döneminde ise bölgenin İslam medeniyet dairesindeki yeri daha da pekişmiştir. Bu dönemlerde Diyarbakır'da birçok tekke ve zaviye kurulmuş, bu müesseseler toplumu siyasi, dini, sosyal, ekonomik, kültürel ve sosyo-psikolojik alanlarda etkilemiştir. İşte bu tekkelerden biri de Akkoyunlu Uzun Hasan Bey zamanında kurulduğu düşünülen Hasan Padişah (Balıklı) Tekkesi'dir. Bu çalışmada söz konusu tekkenin sosyal, kültürel ve ekonomik yapısına ve toplum üzerindeki etkilerine değinilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kavramlar: Osmanlı İmparatorluğu, Hasan Padişah, Balıklı Tekke, Zaviye.

DiyarbakırOsmanlı DevletiTarikatlar+2
Mehmet Bülbül
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Serbesti gazetesi ve Ahrar Fırkası

Toplumda meydana gelen gelişmelere paralel olarak siyaseti etkileyen önemli unsurlar da değişim göstermiştir. Dolayısıyla öncelikle siyasi yönü olmak üzere, sosyal, ekonomik ve hukuki açılardan ele alınabilecek basın faaliyetleri de gelişme göstermiştir. Bu sürecin önemli bir parçası olan Serbesti gazetesi, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin siyasi duruşuna ve uygulamalarına karşı tepki olarak ortaya çıkmıştır. Bu gazetenin yayın hayatına başladığı yıllarda başka bir karşı fırka olan Ahrar Fırkası da kuruluşunu tamamlamış ve siyaset sahnesindeki muhalefet rolünü icra etmeye başlamıştır. Ancak kısa bir süre sonra meydana gelen 31 Mart Vakası hem Serbesti gazetesi hem de Ahrar Fırkası için zor günlerin başlamasına sebep olmuştur. 31 Mart Vakası'ndan sonra Ahrar Fırkası, vakanın tetikleyicileri olarak görülen Volkan Gazetesi ve Serbesti gazetesi bocalama dönemine girmiştir. Özellikle Volkan Gazetesi muharrirleri, Serbesti gazetesi muharrirleri ve ile birlikte Ahrar Fırkası mensupları tutuklanarak çeşitli cezalara çarptırılmışlardır. Çalıştığımız tezde Serbesti gazetesinin ortaya çıktığı süreçten başlamak suretiyle basın alanındaki muhalefeti ve bu gazete ile birlikte muhalif saflarda olan diğer gazeteleri özet halinde ele aldık. Serbesti gazetesini incelerken Hakkı Tarık Us koleksiyonunda ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin Atatürk Kitaplığı'nda bulunan Serbesti gazetesinin nüshalarından yararlandık. Bunun yanında muhalefetin en önemli ayağı olan fırka konusunda da muhalefet fikrinin ortaya çıkmasından başlayıp ilk muhalif oluşumlara değindik. Daha sonra muhalif yönü kadar ortaya koymuş olduğu Âdem-i Merkeziyet fikri ile de adından söz ettiren Prens Sabahaddin ve Ahrar Fırkası'nı ele aldık. Yine Ahrar Fırkası'nı değerlendirirken diğer fırkaları da değerlendirme olanağı bulduk. Tezin önemli bir kısmı İttihat ve Terakki'ye muhalif olarak ortaya çıkan ve gerek basın alanında, gerekse siyasi anlamda oluşan muhalefetin incelenmesi şeklinde ortaya konulmuş oldu. Anahtar Kavramlar: Serbesti gazetesi, Ahrar Fırkası, Mevlânzâde Rıfat, Hasan Fehmi, Prens Sabahaddin

Ahrar FırkasıBasınGazeteler+7
Musa Ali Armutcu
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

II. Dünya Savaşı'nda Almanya'nın Balkan ülkelerini işgalinin Türk basınına yansımaları

Almanya, Nazilerin iktidara gelmesiyle Versailles Anlaşmasının düzeninden kurtulmayı amaçlamıştır. Avrupa'da yeni düzen ve Balkanlarda hâkimiyeti sağlamak için çalışmalarını başlatmıştır. " Hayat Sahası" politikası doğrultusunda ilerleme kararı almıştır. Almanya ve Türkiye bu dönemde ilişkilerini iyi bir şekilde sürdürmektedir. Bu dönemde devletlerarasında ittifaklar ve bloklar kurulmuştur. İyi ilişkilere rağmen Türkiye hiçbir blokta yer almamış ve tarafsız kalmayı seçmiştir. Almanya'nın Polonya'ya saldırması ile İkinci Dünya Savaşı başlamıştır. Türkiye, Almanya'nın Avrupa ve Balkanlara olan tutumundan endişelenmiştir. Etkili bir iletişim yolu olan basın, savaşın ayrıntıları, ilerleyişi ve izlenilen politikalar hakkında bilgi veren en önemli araç olmuştur. Balkanlara ilerleyen Almanya'nın politikaları ve ilerleyişi Türk Basınında sıkça yer almıştır. Türkiye savaşta tarafsız bir tutum izlemeyi amaçlamıştır. Bu tutum basına bazı kısıtlamalar getirmiştir. Gazeteler, hükümetin tarafsızlık politikasına uymak zorunda olsa da Almanya'nın Balkanlara girmesi sert bir şekilde eleştirilmiştir. Bazı karşıtlıklar olmuşsa da gazete yazarları genel olarak ortak bir noktada birleşmişlerdir. Gazete yazarları, Romanya, Bulgaristan, Yugoslavya ve Yunanistan işgallerini yazılarında ele alırken savaş öncesi ilişkiler, savaş içerisinde gelişen olaylar ve bu devletlerin tutumlarını göz önünde bulundurmuşlardır. Yazılarında da bu konular üzerinden değerlendirmelerini yapmışlardır. Gazete yazarlarının değerlendirmelerini yaparken özellikle işgal edilen devletlerin istiklallerini korumak için ne kadar çaba sarf ettiklerini ön plana koymuşlardır. Almanya – İtalya – Japonya dışındaki devletlerin Mihvere dahil olması Almanya'nın işgal aşamalarından birisi olmuştur. Bulgaristan, Romanya ve Yugoslavya'nın Mihvere dahil olması Alman işgaline uğramalarına engel olamamıştır. Devletlerin hem Mihvere katılması hem de Alman işgaline uğraması Türk Basınında eleştiri ile karşılanmıştır. Kısacası Türk Basını, milli birliği bozan ve istiklalini korumayan devletleri eleştirmiş, istiklali uğruna çaba gösterildiğinde de övgülerle bahsetmiştir.

AlmanyaBalkan savaşlarıBalkanlar+5
Nuran Eken
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Suheyb-i Rumi zaviyesi'nin dini, sosyal ve kültürel tarihi

Anadolu ve Balkanların İslamlaşması ve Türk kültürünün bu coğrafyaya güçlü bir biçimde yerleşmesinde Türkmen babaları, şeyh ve dervişleri ile onların kurumsal yapıları olan tekke ve zaviyelerin etkisi büyüktür. Bu öncü Türk dervişleri XIII. ve XIV. yüzyıllarda siyasî, askerî ve stratejik meselelerde yani sosyal ve içtimai hayatın neredeyse her alanında aktif roller üstlenmişlerdir. Türk dervişleri, tekke ve zaviyeler aracılığıyla fütuhat, irşat, iskân, ulaşım ve haberleşme ağının sağlanması, stratejik noktaların güvenli kılınması, gelip geçen yolcular ve fakir fukaranın konaklama, yeme içme, ihtiyaçlarının giderilmesi, halkın manevi motivasyonunun yüksek tutulması gibi o dönemler için hayati öneme sahip meselelerde önemli hizmetler vermişlerdir. Anadolu'nun hemen her yerinde görülen bu kurumsal yapılara Çorum'da da rastlanmaktadır ki bunlardan birisi de Suheyb-i Rumi Zaviyesi'dir. Hz. Suheyb-i Rumi, Ashab-ı Kiram'dan olup H. 49/M. 669 yılında gerçekleşen İstanbul seferine katıldığı ifade edilmektedir. Nitekim dönerken Çorum'da hastalanarak vefat ettiği ve Hıdırlık mevkiine defnedildiği kaydedilmekle birlikte burasının sadece bir makam olduğu da düşünülmektedir. Çorum Hıdırlık mevkiinde faaliyetlerini sürdürmüş bulunan söz konusu zaviyenin ne zaman kurulduğu kesin olarak bilinmemekle birlikte tarihinin Selçuklulara kadar uzandığı kaydedilmiştir. Günümüzde zaviyeden herhangi bir iz kalmasa da adını taşıyan cami ve ziyaret edilen türbesi hayatiyetini sürdürmektedir. İşte bu çalışma Suheyb-i Rumi Zaviyesi'nin idari, sosyal, ekonomik ve kültürel yapısını ve tarihçesini ortaya koymak, o dönemlerde şehrin dini, sosyal ve kültürel yaşantısı üzerindeki etkilerini izah etmek amacıyla yapılmıştır. Anahtar Kavramlar: Osmanlı, Çorum, Suheyb-i Rumi, Rifâîlik, Zaviye.

Osmanlı DevletiRifai tarikatıSuheyb-i Rumi+2
Mustafa Fatih Balkanlıoğlu
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

1338-1340 (1922-1924) Antalya Eytam Sandığına mahsus İdane Defterinin transkripsiyonel değerlendirilmesi

Çalışmamızın amacı, Eytam Sandıklarında tutulan İdane defterlerinden hareketle sandıkların işletim sistemi hakkında bilgi vermektir. Osmanlı Devleti Eytam Nezaretini, 1851 yılında yetimlere miras yolu ile kalan malların muhafazası ve değerlendirilmesi için kurmuştur. Bu nezaret bir yıl sonra (1852) müdüriyet seviyesine dönüştürülmüştür. Taşrada teşkilatlanması 1880'lerden itibaren yoğun bir şekilde yaygınlaştırılmaya başlanmış olup, 1910 yılına kadar devam etmiştir. Değişen şartlara uygun olarak tarihi süreç içerisinde sık sık Eytam İdaresinde nizamname değişiklikleri yapılmıştır. Sosyal Devlet anlayışı ile kurulan Eytam Sandıkları, din, dil, ırk, cinsiyet ayrımı yapmadan ihtiyaç sahibi tüm bireylerin haklarını korumak için kanunun ve nizamnameler düzenlemiştir. Devlet bu kişilerin mal varlıklarını sandıklarda işletilerek onlara gelir sağlamıştır. Eytam Sandıklarından başta esnaf olmak üzere borç almak isteyenlere, belli bir karşılık alınarak para verilmiş böylece ekonomiye de katkı sağlanmıştır. İncelediğimiz 1922-24 tarihli Antalya Eytam Sandığına Mahsus Teminatlı İdane Defteri, toplam yüz sayfadan oluşmaktadır. Bir kişi sandıktan nasıl borç alabilir? Borç alırken, kefil nasıl gösterilir? İpotek olarak ne tür mal ve eşyalar gösterilmektedir? Bu tür sorulara idane defterinde cevap bulunabilmektedir. Çalışmamız beş ana başlıktan oluşmaktadır. Giriş kısmında, yetimlerin Türk ve İslam hukukundaki yeri ile ilgili tarihsel süreç ele alınmıştır. Birinci bölümde yetim ile ilgili hukuki terminoloji üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde Eytam Nezareti'nin (Müdüriyeti) kuruluşu ve teşkilatlanması hakkında bilgiler verilmiştir. Üçüncü bölümde Sandıkların idaresi ve Antalya Eytam İdaresinin kuruluşu üzerinde durulmuş, Dördüncü bölümde, Antalya Eytam Sandığının 1922-1924 yılları arasında tutmuş olduğu defterin transkripsiyonu verilmiştir. Beşinci ve son bölümde ise Defterin genel bir değerlendirmesi yapılmıştır.

20. yüzyılAntalyaEytam İdaresi ve Sandıkları+2
Sibel Aksungur
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Beylikler ve Osmanlı döneminde Çorum ve çevresi (XII-XVI. yy)

Beylikler döneminden Osmanlıya uzanan süreçte Çorum şehrinin tarihini ele almak özellikle beylikler dönemindeki kaynakların sınırlı oluşundan dolayı oldukça zordur. Bununla birlikte kentin Orta Çağ tarihine yönelik sınırlı sayıda araştırmanın yapılmış olması da bu zorluğu arttırmıştır. Yine de kronikler, seyahatnameler, menkıbeler, nümizmatik eserler ve son olarak Osmanlı Arşiv vesikaları incelenerek bu alandaki eksiklikler giderilmeye çalışılmıştır. Danişmendliler ile birlikte Türk hâkimiyetine giren şehir sırasıyla Selçuklular, İlhanlılar, Eretna Beyliği, Kadı Burhaneddin Beyliği ve Osmanlıların egemenliği altına girmiştir. Burada ilk olarak beylikler dönemi incelendikten sonra Osmanlı hâkimiyetinin şehirde kurulması ele alınmaktadır. Beylikler döneminde özellikle siyasi tarihini açıkladığımız Çorum şehrinin, Osmanlı döneminde tutulan arşiv vesikaları sayesinde sosyal, kültürel, idari ve ekonomik yönlerine de değinme imkanı olmuştur. Sonuç olarak bu çalışma Türk hâkimiyetiyle birlikte başlayan dönemden, Osmanlı Devleti'nin ilk hâkimiyet dönemlerine kadar geçen yaklaşık dört asırlık süreci incelemektedir.

Beylikler DönemiEkonomik yapıKent tarihi+7
Tugay Akar
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kürtçü Aydın doktor Şükrü Mehmet (Sekban) ve "Kürtler Türklerden ne istiyor?" adlı kitabının transkripsiyon ve değerlendirmesi

Bu çalışmanın amacı, II. Meşrutiyet Döneminde ortaya çıkan serbestlik ortamında gelişen Kürtçülük hareketlerinin her aşamasında görev alan Dr. Şükrü Mehmet SEKBAN'ın Meşrutiyetten Cumhuriyete fikir ikilemlerini yazmış olduğu Kürtler Türklerden Ne İstiyor? Adlı kitapçığı çerçevesinde ortaya konulmuştur. "Kürtler Türklerden Ne İstiyor?" Mehmet Şükrü SEKBAN tarafından yazılan bu mektup kendisi gibi Diyarbakırlı olan 4 dönem vekillik, 3 dönemde Bayındırlık Bakanlığı yapmış Feyzi PİRİNÇÇİOĞLU'na yazılmıştır. 1923 yılında kaleme alınan mektup, aslında kitapçık mahiyetindedir. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında Milliyetçilik kavramı ve bu bağlamda ortaya çıkan Kürtçülüğün tarihsel gelişimi hakkında kısaca bilgi verilmiştir. II. Meşrutiyet ve sonrasında kurulan Kürt Cemiyetlerinin hemen hepsinde Dr. Şükrü Mehmet yer almıştır. Bu cemiyetler II. Meşrutiyet Döneminde tam anlamı ile Osmanlıdan ayrılma politikasını izlememiştir. I. Dünya savaşına gelindiğinde ise Kürtçülük farklı bir boyut kazanmıştır. I. Dünya Savaşı ile birlikte parçalanan Osmanlı devleti toprakları içerisinde yeni bir bağımsız Kürdistan fikri Doğu Anadolu'da yayılmaya başlamıştır. Bu bağlamda Kürdistan Teali Cemiyeti kurulmuş ve etkin faaliyetlerde bulunmuştur. Dr. Şükrü Mehmet, Kürdistan Teali Cemiyetinin kurucuları arasında yer almıştır. Milli Mücadele sonrasında yurt dışına çıkmıştır. Yurt dışı dönemlerinde affedilmek için Diyarbakır Milletvekili Lütfü Beye ve Feyzi Beye birtakım mektuplar göndermiştir. Bu mektuplara cevap bulamayınca muhteviyatıını genişleterek kitapçık haline dönüştürmüştür. Çalışmamızın I. Bölümünde II. Meşrutiyetten itibaren Kürt Cemiyetlerinin kurucuları arasında yer alan Şükrü Mehmet Sekban hakkında bilgi verilmiştir. 1923 yılında dönemin Nafia vekili Feyzi PİRİNÇÇİOĞLU hakkında da bilgi verildikten sonra II. Bölüme geçilmiştir. II. Bölümde Şükrü Mehmet'in Feyzi Beye yazdığı "Kürtler Türklerden ne istiyor" adlı kitapçığın transkripsiyonu yer almaktadır. III. Bölümde ise kitapçığın değerlendirmesi yapılmıştır. Bu çalışma ile Kürtçülüğün öncülerinden olan Mehmet Şükrü Sekban'ın yazdığı mektuba göre SEKBAN'ın bu dönemdeki düşünceleri ortaya konulmuştur. Faaliyetleri ile düşünceleri arasındaki bağın paralel ilerlemediği gözler önüne serilmiştir. Çalışmamızda öncelikle kaynak taraması yapılmıştır. Devlet Arşivleri, Milli Kütüphane Arşivi, TBMM Arşivi ve Ankara Üniversitesi Arşivi vd. yararlanılmıştır. Bu arşivlerde elde edilen verilerin yanında konumuzla alakalı diğer telif/tetkik eserler incelenmiştir. Ortaya konulan bulgular değerlendirilerek, analiz sonucu çalışmamızda yer almıştır.

KürtlerKürtçülükSekban, Mehmet Şükrü+1
Emre Atalay
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Makedonya, Tarihçe-i Devr-i İnkılab'a (1908) göre Balkan Milliyetçiliği ve Osmanlı siyasi hayatı

Çalışmada ilk olarak, İslami Araştırmalar Enstitüsü'nden elde ettiğimiz eserin transkripsiyonunu yaparak başladık. Bu sürece ek olarak Atatürk Kitaplığı ve Beyazıt Devlet Kütüphanesi'nden Mehmed Selahaddin, İbrahim Temo, Tahsin Uzer, Salih Münir Paşa gibi yazarların, birinci el kaynak olarak nitelendirilen eserlerini elde ettik. Böylelikle, Osmanlı Devleti'nin zor zamanlarını görmüş ve eserlerinde de bu dönem hakkında tecrübe ve fikirlerini aktaran yazarların da düşüncelerini de öğrenmiş olduk. Araştırmamızın birinci kısmına geldiğimizde; Osmanlı Devleti'nin XIX. ve XX. Yüzyıllardaki siyasi, iktisadi ve toplumsal durumuna değinmekteyiz. Bu bölüm XIX. Yüzyıl yönetici kesiminin, XV. Yüzyıldaki gibi ideal devlet düzeninde olmadığının bilincinde oldukları bir dönemdir. Osmanlı ricalinin bu bilinçle birlikte, Devlet-i Ebed-i Müdded düşüncesiyle, XIX. Yüzyıl süresince birçok değişimden geçtiğini de belirtmek zorundayız. Bu değişimleri özellikle daha iyi kavrayabilmek ve yorumlayabilmek adına Tarık Zafer Tunaya, M. Şükrü Hanioğlu, Gül Tokay, Fikret Adanır, Barbara Jelavich, Eric Zan Jurcher, gibi araştırmacıların çalışmalarından da faydalandık. İkinci bölümde ise Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde, devletin yürüttüğü politikalarda oldukça etkin rolde olan İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin doğuşu ve kökensel bağlantıları hakkında bilgiler sunduk. Bu bağlamda cemiyetin oluşum sürecine; başta İngiltere'nin, Osmanlı içişlerine müdahale etmesi ile Balkanlarda yaşanan bağımsızlık süreçleri de etkili olmuştur. Bu çerçevede ikinci bölüm ağırlıklı olarak; Osmanlı yönetimine karşı bir muhalif çizgi olarak kurulan cemiyetin daha sonraları Osmanlı Devleti'nin siyasi hayatına ne tür etkileri olduğuna da değindik. Bu bölümde de İttihad ve Terakki Cemiyeti'ni araştırmalarında yoğun bir şekilde bahseden Sina Akşin, Feroz Ahmad, Mehmet Hacısalihoğlu gibi araştırmacıların da eserlerini inceledik. Üçüncü bölümümüz ise Balkanlarda yaşanılan süreci birincil ağızdan anlatan Selanikli Şemseddin'in bizatihi yazdığı eserinde, Balkanlardaki Osmanlı Devleti politikaları ve dış devletlerin Balkanlardaki planlarının değerlendirilmesini yaptık.

Abdülhamid IIBalkanlarMakedonya+5
Media Şermet
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Başhoca İshak Efendi'nin Usûlü's-Siyâğa adlı eserine göre madenler ve top döküm aşamaları

Başhoca İshak Efendi'nin Usûlü's-Siyâğa adlı eseri top dökümüne dair bilgiler vermektedir. Eserin tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte 1831-1833 tarihleri arasında basıldığı tahmin edilmektedir. Ateşli silahların yapımında kullanılan metaller, top döküm aşamaları ve madenler eserde ele alınmıştır. Özelde Kimya Tarihine genelde ise Bilim Tarihine katkıda bulunma düşüncesinden hareketle İshak Efendi'nin Usûlü's-Siyâğa adlı eserinde yer alan iki makalesi incelenmiştir. Bu doğrultuda top dökümüne dair bilgiler verilmiştir. Kitapta topun yapımında kullanılan metaller anlatılmış ve top döküm aşamaları bilimsel araştırma yöntem ve teknikleri kullanılarak incelenmiştir. İshak Efendi doğu ve batı dillerini bildiğinden Divân-ı Hümâyûn'da tercümanlık yapmıştır. Ayrıca İshak Efendi modern bilimi Osmanlı'ya tanıtan kişi olmuştur. Mühendishâne baş hocalığı yapmıştır. Bu okullarda kimya ve metalurjiye ilişkin bazı bilgiler vermiştir. Top dökümünü anlatan Usûlü's-Siyâğa adlı eserin yayınlanmış olması bunu göstermektedir. Bu eser okullarda ders kitabı olarak okutulmuştur. Fransızca'dan adaptasyon yolu ile Türkçeye çevirdiği eserinin en önemli özelliği ise Osmanlı'da topçuluk ile ilgili yazılmış ilk eser olmasıdır. İshak Efendi eserde kendisinin lüzumsuz gördüğü kısımları çıkarttığını mukaddimesinde belirtmiştir. Usûlü's-Siyâğa'da ilk olarak topun yapımında kullanılacak olan demir, çelik, tunç, bakır ve kalay gibi madenler İshak Efendi tarafından detaylı bir şekilde anlatılmıştır. Demir konusunu dövme demir ve dökme demir olarak detaylandırmıştır. Toprak kalıbı ve kum kalıbı yapımına da eserinde yer vermiştir. Devamında ise top dökümünün yapım aşamaları verilmiştir. İshak Efendi eserinde top yapımını anlatırken çoğu şeyi tecrübe yolu ile yaptığını belirtmiştir.

Başhoca İshak EfendiBilim tarihiMadenler+6
Merve Uysaler
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sasanilerin yıkılışına kadar zerdüştlüğün Türkistan'a etkileri (Kültürel boyutta)

Bu çalışmada en eski tek tanrılı din olan Zerdüştlüğün, Türkistan halkları ile olan ilişkisi değerlendirilmektedir. MÖ 7. Yüzyıldan itibaren başlayan bu süreç Sasanilerin yıkılışına kadar devam etmektedir. İlk olarak Aryaların bölgeye gelişi ve Zerdüştlüğün ortaya çıkışı tezde ele alınmıştır. Zerdüşt ile ilgili tartışmalı konular açıklandıktan sonra, tebliğ edilen dinin, kısıtlı olmasına karşın asli kaynaklarından yararlanarak, inanç sisteminin temeli ve bu temeldeki değişimler tespit edilmiştir. Meydana gelen değişimlerle birlikte, İran toplumunun geçmişten gelen en belirgin uygulamaları tespit edilmiş ve bu uygulamaların Zerdüştlüğe nasıl entegre edildiği araştırılmıştır. Elde edilen bulgular ışığında, Zerdüştlüğün en önemli motiflerinin ateş, defin merasimi, nevruz ve hüma-horoz kuşu olduğu ve bu motiflerin sadece İran'da değil farklı halklarda da yaşatıldığı tespit edilmiştir. İran coğrafyasına yakın olan Türkistan'da benzer motiflerin kullanıldığı görülmektedir. Ancak yapılan çalışmalarda bu motiflerin Zerdüştlükten, Türkistan'a geçtiği yönünde bir genel kabul olsa da araştırma sonucunda bahsedilen motiflerin önemli bir kısmının Türkistan'ın kendi öz inançları ile ilişkili olduğu ya da tamamıyla Zerdüştlükten alınmadığı tespit edilmiştir.

SasanilerTürk tarihiTürkistan+1
Rukiye Coşkun
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

I. Dünya Savaşı'nda Kûtü'l Amâre Savaşları ve İngiliz Ordu komutanı Sir Percy Lake'in raporu ile Türk komutanların hatıralarının analizi

Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı'nda sınırları içinde ve dışında olmak üzere birçok cephede savaşmak durumunda kalmıştır. Genel olarak katıldığı cephelerde mağlubiyet yaşayan Osmanlı'nın Çanakkale Cephesi'nde deniz ve kara savaşlarında kazandığı başarıdan sonra en önemli zaferi Irak Cephesi'nde 29 Nisan 1916 tarihinde Kûtü'l Amâre'de muhasara altında tuttuğu İngiliz ordusunu teslim almasıdır. Kûtü'l Amâre Savaşları'nda İngiliz Ordusuna komutanlık yapmış olan General Sir Percy Lake'in Kûtü'l Amâre'nin teslim olması sonrasında yazmış olduğu ve Times Gazetesi'nde yayınlanmasının ardından Osmanlı Devleti tarafından Osmanlıca tercümesi yapılarak neşredilen raporun içerisinde yer alan bilgilerin aynı savaşlarda görev yapmış olan Türk komuta kademesinden subayların hatıratlarıyla karşılaştırılarak değerlendirmesi yapılacaktır. General Percy Lake'in yazmış olduğu rapor ve vermiş olduğu bilgilerin Türk subayların hatıratlarında verdikleri bilgilerle karşılaştırılması sonucunda Kûtü'l Amâre Savaşları, dönem içerisinde meydana gelen gelişmeler ve muharebelerde yaşanan asker kayıpları ve diğer zayiatlar daha iyi anlaşılabilecektir.

Dünya Savaşı IHatıratKut'ül-Amare Savaşı+5
Furkan Acar
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Büyük Selçuklu Devleti'nde dini hareketler ve Selçukluların din politikası

Yenikent'ten ayrılarak Cend'e gelen Selçuklular bu bölgede İslam ile tanıştı. Burada İslam'ı kabul etmenin stratejik önemini kavradılar ve bu dini kabul ettiler. Bölge ve çevresi itikatta ekseri Maturidi veya Eşari, fıkıhta ise Hanefi, Şafi, Hanbeli veya Maliki gibi Ehl-i Sünnet fırkalarına mensuptu. Selçuklular da Sünni İslam'ı benimsediler ve özellikle Hanefiliğe bağlı kaldılar. İslam'ı kabul etmeleri bölgede siyasi etkinliklerini ve güçlerini arttırdı. Selçukluların büyük bir güç olarak ortaya çıktığı bu yüzyıllar, İslam dünyasının en buhranlı devrine denk gelmekte idi. İslam, kendi içinde Şii ve Sünniliği temsil eden iki farklı kola ayrılmış, bunlarda kendi imamlarını seçerek halifelik adı altında kurumsallaşmıştı. Selçuklular, müstakil bir devlet olarak ortaya çıktıklarında ilk işleri Abbasi Devleti'ni tahakkümü altına alan Şii güçlerine karşı tepki göstermek oldu. Bu tepki aynı zamanda dini politikalarının da bir belirleyicisi idi. Onların dini politikası, vezir Kündüri'nin uyguladığı Mute'zile mihneti hariç, hâkim oldukları bölgelerde inanç ve mezhep çeşitliliği karşısında birliğin sağlanabilmesi için denge siyaseti yürütmekti. Fakat Selçuklular her ne kadar bu politikayı yürütmeye çabalamışsalar da her mezhebin bir başka mezhebe tepki olarak ortaya çıktığı göz önüne alınırsa sık sık kendini gösteren dini hareketlerin arasında kalmış idiler. Özellikle Şafii ve Hanbeli gibi Sünni mezhepler Mu'tezile'ye tepki almışlar, Mu'tezile'de onlarla mücadeleye girmekten geri durmamıştı. Bir gerilim de Hanbeliler ve Eşariler arasında yaşanmıştı. Malikiler ise bu tarz konularda daha geri planda durmayı tercih etmişlerdi. Hanefilerin de Nizamülmülk ile güçlenen Şafiilere karşı rekabete girdikleri görülür. Bu tartışmalar Selçuklular için önemli bir sorun iken ayrıca daha büyük problemler Şiilerle yaşanıyordu. Selçukluların silahlı mücadelesini gerektirecek kadar büyüyen İsmaili hareket de baş göstermişti. Bu çalışmada bahsi geçen olaylar çerçevesinde Selçukluların mezheplere karşı yaklaşımı, alınan tedbirler ve bu durumlar karşısında ne kadar rasyonel kalabildiklerine dair inceleme yapılmıştır. Bu inceleme yapılırken mezheplerin doğuşu ve öğretileri hakkında da bilgiler aktarılmış, Selçukluların ortaya çıkışından öncesine değin, İslam'daki ilk ihtilaflaşmalar da dahil edilerek olaylar örgüsü bütünüyle ele alınmıştır.

Büyük SelçuklularDinDin politikası+6
Kübra Şahan
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hilal-i Ahmer (Kızılay) Cemiyeti'nin doğal afetlerdeki faaliyetleri (1911-1922)

Hilal-i Ahmer Cemiyeti, II. Meşrutiyet'in ilanı ile yeniden yapılanması ardından Trablusgarp, Balkan ve 1. Dünya Savaşlarında İşgal ve Milli Mücadele dönemlerinde bölgede kurduğu sahra hastaneleri, dispanserler ile cephe gerisinde yaralıların tedavi edilmesinde önemli bir rol oynamıştır. Ayrıca bu dönemlerde Hilâl-i Ahmer Cemiyeti deprem, sel ve salgın hastalıklar gibi acil durumlarda gönüllü sağlık hizmetlerini etkin bir şekilde yürütmüştür. Bu çalışma, Hilâl-i Ahmer Cemiyeti'nin savaş dışındaki sivillere yönelik 1911-1922 yılları arasında doğal afetlerdeki faaliyetlerini incelemekte olup özellikle İmdad-ı Sıhhiye ve Heyet-i İmdadiye'nin rolünü ele almaktadır. Literatürdeki boşluk, bu dönemdeki savaşlar ve Hilal-i Ahmer'in sivil topluma sağladığı yardımların yeterince vurgulanmamış olmasıdır. Çalışmada Kızılay Arşivi, Kızılay Yayınları, yıllık faaliyet raporları, dönemin gazeteleri, Kızılay Mecmuaları ve ansiklopediler gibi çeşitli kaynaklar kullanmaktadır. Bu kaynaklar, Hilal-i Ahmer Cemiyeti'nin doğal afetlerle mücadeledeki faaliyetlerini ve sivil topluma yönelik yardımlarını açığa çıkarmak amacıyla dikkatle incelenmiştir. Çalışmanın odak noktası, Hilal-i Ahmer Cemiyeti'nin doğal afetlerle karşılaşan bölgelerde nasıl bir rol oynadığıdır. İmdad-ı Sıhhiye ve Heyet-i İmdadiye gibi heyetlerin kuruluşu ve faaliyetleri, savaş dönemi olan 1911-1922 yılları boyunca ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Bu çalışmanın sonucunda, Hilal-i Ahmer Cemiyeti'nin doğal afetlerdeki faaliyetlerinin sivil topluma nasıl hizmet ettiği ve acil durumlarda nasıl bir destek sağladığı daha iyi anlaşılmış olacaktır.

Süleyman Ferhan Battal
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

XIX.yüzyıl sonunda umumi coğrafya eserlerinde Balkanlar

XX. yüzyıl başlarına doğru askeri, idari ve eğitim gibi çeşitli maksatlarla birçok umumi coğrafya eseri yayımlanmıştır. Bunların bir kısmı okullarda ders kitabı olarak okutulurken bir kısmı da Osmanlı sınırlarını çizmek, padişahın otoritesini vurgulamak maksadıyla kullanılmıştır. Burada 1872-1873 (H. 1289)'dan 1907-1908 (H. 1325)' e kadar dönemde basılmış olan Enderunî Hafız Abdullatif Efendi'nin Zübdetû'l- Coğrafya, Mehmet Kamil' in Arusetü'd-dünya Nam Coğrafya-yı Umum-i Devlet-i Aliyye maa Hıdıvviyet-i Celile-i Mısriye, Halepli Kudsizade ve Muhammed Akıl'in Muhtasar Coğrafya-yı Osmani, Kolağası Ali Cevad ve Yüzbaşı Remzî' nin Hulâsa-i Coğrafya-yı Osmani, Osmanzade Hüseyin Vassaf'ın Hulasa-i Umumi Coğrafya, Hasan Sırrı'nın Muhtasar Osmanlı Coğrafyası, Hüseyin Hüsnü'nün Taksimat-ı Düveli ve Müstemerat-i Milel-i Havi Coğrafya-yı Osmani, İbnül cevad'ın Coğrafya-yı Umrani, Abdurrahman Şeref'in Coğrafya-yı Umumi ve Mehmet Eşref'in Mükemmel ve Mufassal Atlas adlı eserler teze dahil edilmiştir. Bu eserlerden haraketle Avrupa-i Osmani(Balkanlar) olarak adlandırılan coğrafya ele alınmaktadır. Mevcut eserlerden haraketle Selanik, Kosova, İşkodra, Yanya, Manastır, Bosna Hersek, Bulgaristan ve Rumeli-i Şarki vilayetleri incelenmiş ve bu vilayetlerin tarihi, Osmanlı yönetimine geçişi, vilayetlerdeki nüfus, ekonomik yapı, coğrafi özellikleri, sanayii, madenleri ve idari taksimatı gibi konular açıklanmaya çalışılmıştır.

Büşra Altınkaynak
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

1946-1950 gazeteci milletvekillerinin Demokrat Partiye yaklaşımları

Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan itibaren, demokrasinin gereklerinden olan çok partili hayatın başladığı 1946 yılı Türk siyasi hayatında önemli bir yer teşkil etmektedir. Cumhuriyet ile birlikte devlet ve toplum nezdinde birtakım değişmeler meydana gelmiştir. Bunlardan bir tanesi de matbuat ya da basındır. Basının aktif olarak iktidarlar tarafından kullanımı 19.yüzyıl itibariyle daha açığa çıkmış ve iktidarlar kendi meşruluklarını daha da artırmak için matbubatı ve basını kullanmışlardır. Zaman zaman onları içlerine alarak daha meşru görünmeye çalışmışlardır. Basın, Osmanlı Devleti'nden Türkiye Cumhuriyeti'ne bir bakiye olarak kalmıştır. Bu devamlılık Millî Mücadele'den sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde de kendini göstermiş ve basında daha özgür ve demokratik ortam oluşturulmaya çalışılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nde milletvekillerinin mesleklerine baktığımızda gazeteci kökenli milletvekilleri her dönem mecliste var olduğu görülmektedir. Bu çalışmada, araştırmamızın konusu 1946-1950 yılları arasında TBMM'de görev almış, Gazeteci Milletvekillerinin Demokrat Partiye yaklaşımları olmuştur. Gazetelerin bile parti sözcülüğüne soyunduğu 1946-1950 döneminde gazetelerde yazan milletvekilleri ortaya koydukları tavırlar, muhalefet partisine olan ilgisi yahut eleştirisi önemli bir nokta teşkil etmektedir. Gazeteci milletvekillerinin meclisteki faaliyetleri ve neşriyattaki yazıları bağlamında incelediğimiz bu dönemde, Demokrat Partiye bakış açıları incelenmeye çalışılmıştır.

İlyas Dilaver
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı ordusunda muharip, manevi ve lojistik destek unsuru olarak sûfîler (19. asır)

Osmanlı Devleti'nde sûfîler, sosyal hayatın birçok alanında önemli bir yere sahip olmuştur. Osmanlı Devleti'nin kuruluş ve gelişim evresinde devletin karşısına çıkan fütuhat, göçerlerin iskânı gibi hayati konularda -adına Abdalan-ı Rum da denilen- Türkmen, ata, baba, şeyh ve dervişleri önemli misyonlar üstlenmişlerdir. Bilhassa bu çalışmanın konusu olan askeri mecrada şeyhler, hem dervişlerin hem de üzerlerinde büyük tesire sahip oldukları Türkmen aşiretlerinin fetih hareketlerine katılmalarında etkin rol oynamışlardır. Bizzat orduda muharip güç olarak yer aldıkları anlaşılan bu dönemin sûfîlerinin çoğu birer gazi derviş tipolojisine sahiptir. Osmanlı Devleti'nin giderek kurumsallaşmasıyla, Kapıkulu Ocağı ve Tımar sisteminin olgunlaşmasıyla birlikte sûfîlerin ordudaki bu muharip rolü giderek manevi ve lojistik bir mahiyete bürünmüştür. Nitekim anlaşıldığına göre ilk olarak bir Bayramî şeyhi olan Akşemseddin İstanbul'un fethine manevi destek sağlamak üzere ordu şeyhi olarak katılmıştır. Osmanlı modernleşme sürecine -yani 19. yüzyıla- gelindiğinde, yapılan merkeziyetçi reformlardan tarikatlar ve dervişler de fazlasıyla etkilenmiştir. Devletin ilk zamanlarından itibaren Yeniçeri ocağı ile ilişkilendirilen Bektaşîlik yasaklandığı gibi tarikatlara yönelik de bir hayli düzenleme yapılmıştır. Bu dönemde sûfîler, bir taraftan bizzat seferlere katılarak diğer taraftan da tekke ve zaviyelerinde kendilerinden istenilen sure, dua ve zikirleri okuyarak ordunun muzafferiyeti için niyazda bulunmuşlardır. Bu manevi desteğin yanı sıra yeni kurulan ve askerliği vatani göreve dönüştüren sisteme halkın teveccühünü artırmak için de çaba ve gayret göstermişlerdir. Bu dönemde şeyhler, doğrudan seferlere derviş gruplarıyla birlikte katılmak suretiyle, devletin ilk zamanlarındaki gibi muharip güce dönüştükleri gibi yer yer tekke ve zaviyelerini birer sığınağa, hastaneye vb. dönüştürerek orduya maddi ve ayni yardımlarda bulunarak lojistik destek de sağlamışlardır. Bu çalışma sûfîlerin; gaza ve cihat faaliyetlerine bakışı, katkısı, ordu üzerindeki farklı niteliklere haiz olduğu anlaşılan maddi ve manevi etkilerini araştırmak ve ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Çalışma, hem konusu bakımından hem de dönemin kaynaklarına ve arşiv vesikalarına dayanması bakımından özgün bir karakter taşımaktadır.

Aişe Hafsa Türkmenoğlu
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Tasavvuf Dergisi'nin dönemin siyasi, sosyal ve kültürel hadiselerine bakışı

Osmanlı Devleti'nde II. Meşrutiyet'ten sonra ortaya çıkan özgürlük ve serbestlik ortamında diğer alanlarda olduğu gibi sûfî çevrelerde de bir yenilik olarak cemiyet kurma ve mecmualar neşretme faaliyetleri başlamıştır. Sûfî çevreler bu yeni faaliyet sahasıyla hem kendi iç problemlerine çözüm üretmek, toplum nezdinde popülaritesini yitirmeye başlayan tasavvuf ve tarîkat anlayışını yeniden ihyâ etmek hem de kendilerine yöneltilen ithamlara cevap vermek istemişlerdir. Tasavvuf Dergisi de bu dönemde varlık gösteren bir neşriyat olarak dikkat çekmektedir. Tasavvuf Dergisi Mart 1911-Aralık 1911 tarihleri arasında Şeyh Safvet Efendi'nin imtiyaz sahipliğinde neşredilmiş ve ancak 35 sayı yayınlanabilmiştir. Dergi, II. Abdülhamid'e karşıtlığı, İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne sempatisi ve Meşrutiyet'i müdafaa eden yönüyle dikkat çekmiştir. Bunlarla beraber ilmiye sınıfı ile medreseler, sûfîler ile tekke ve zâviyelerin ilgili dönemde mevcut durumları üzerine değerlendirmeleri olan Tasavvuf Dergisi, zamanın siyasi, askeri, sosyal, kültürel durum ve olaylarına duyarsız kalmamıştır. Ancak genel anlamda tasavvufî muhtevalı makaleler ve sıklıkla edebi eserlerden kesitler barındıran bir mecmuadır. Düzenli bir yazar kadrosu olmayan Tasavvuf Dergisinde, Şeyh Safvet Efendi haricinde, Haydarîzâde İbrahim Efendi, Muhammed Esad Erbilî, Mehmed Emin Buhârî, Şeyh Remzi-i Rifâî, Muhammed Şâkir gibi pek çok zatların yazıları yer almıştır. Bununla beraber geçmiş alim ve mutasavvıfların hayatları, sözleri neşredilmiş ve eserlerinin bazı bölümlerine makaleler halinde yer verilmiştir. Bu tez, Tasavvuf Dergisi'nin dönemin siyasi, sosyal ve kültürel hadiselerine bakış açısını araştırmak ve ortaya koymak amacıyla yapılmış özgün bir çalışmadır.

DergilerOsmanlı DevletiOsmanlı Dönemi+5
Muhammed Onur Kulanoğlu
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Hitit inanç dünyasında rüyalar

Rüyalar Eski Yakın Doğu medeniyetlerinde tanrısal iletişimin, kehanetin, bireysel ve toplumsal yönlendirmenin hayati bir aracı olarak kabul edilmiştir. Bu tez çalışması, "Hitit İnanç Dünyasında Rüyalar" başlığı altında, Anadolu'nun kadim ve güçlü uygarlıklarından biri olan Hititlerin, rüyalara atfettiği rolü ve bu olgunun inanç sistemlerindeki çok boyutlu yansımalarını, çivi yazılı tabletler temelinde, filolojik ve karşılaştırmalı bir yöntemle incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma, rüyaların modern tıbbi ve psikolojik açılımlarına değinerek, öğrenme süreçlerindeki olası rolleri ve çeşitli psikopatolojik durumlarla bağlantısını irdeleyerek çağdaş bir zemin hazırlamaktadır. Bu temel üzerine, rüya olgusunun Eski Yakın Doğu'nun diğer önemli kültürlerindeki yansımaları incelenir. Mezopotamya'da ve Mısır'da rüyaların toplumsal ve politik kararları etkileyen bir iletişim aracı olarak kullanımı, rüya yorumcularının ve çeşitli rüya tanrılarının önemi vurgulanır. Rüya olgusunun teolojik temelleri ve kültürel yansımaları değerlendirilerek, tezin ana konusu olan Hitit rüya dünyasına geçiş yapılır. Hititlerin dini dünyasında rüyaların nasıl algılandığı, deneyimlendiği ve işlev gördüğü, çalışmanın odağını oluşturmaktadır. Rüyaların bireyin kendi zihninin bir ürünü olmaktan ziyade, dışsal bir kaynaktan gelen ilahi mesajlar veya vizyonlar olarak görülmesi ve uyku ile rüya arasındaki kavramsal bağ ele alınır. Hitit toplumunda rüyalar, tanrılarla insanlar arasında hayati bir iletişim kanalı olarak işlev görmüş; bu bağlamda, tanrısal iradenin açıkça beyan edildiği doğrudan mesaj ileten rüyalar, sembolik bir dil aracılığıyla iletilen ve uzman yorumu gerektiren sembolik anlamlar içeren rüyalar ve geleceğe dair iyi veya kötü haberler taşıyan kehanet veya alamet rüyaları gibi farklı rüya türleri metin örnekleriyle analiz edilir. Özellikle kraliyet ailesinin gördüğü rüyaların, devletin kaderi, siyasi meşruiyet ve dini politikalar açısından taşıdığı özel önem, çivi yazılı kaynakları üzerinden detaylıca ortaya konulmaktadır. Bu çalışma, Hitit rüya olgusunun Anadolu'daki kökenleri ve gelişimi üzerine mevcut anlayışlara yeni bir bakış açısı getirmeyi de hedeflemektedir. Hitit inancına rüya ve rüya yorumlama pratiklerinin, özellikle Eski Krallık döneminde belirgin olmamakla birlikte, Orta Krallık ve bilhassa İmparatorluk Dönemi'nde çevre kültürlerle (Mezopotamya, ve Mısır) girilen yoğun siyasi, askeri ve kültürel ilişkiler neticesinde geliştiği ve şekillendiği düşünülmektedir. Bu etkileşimler, Hititlerin devraldığı yerli Anadolu (Hatti) inanç temelleri üzerine yeni unsurların eklemlenmesiyle senkretik ve dinamik bir rüya yorumlama geleneğinin oluşmasına katkıda bulunmuştur. Bu tez, Hititlerin rüyalar aracılığıyla tanrısal iradeyi nasıl anladıklarını, geleceği nasıl şekillendirmeye çalıştıklarını, bireysel ve toplumsal kaygılarıyla nasıl başa çıktıklarını ve inanç sistemlerinin, kült pratiklerinin ve siyasi ideolojilerinin rüyalarla nasıl derin bir etkileşim içinde olduğunu kapsamlı bir şekilde analiz ederek, Hititoloji ve Eski Yakın Doğu dinleri, kültürü ve düşünce tarihi araştırmalarına katkı sunmayı hedeflemektedir.

Eski Çağ tarihi
Erkan Şentürk
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Çorum Gazetesine göre; II. Dünya Savaşı yıllarında, Çorum'da sosyo-ekonomik hayat (1939-1945)

Bu çalışmada, II. Dünya Savaşı'nın Türkiye üzerindeki etkilerinin yerel basına nasıl yansımış olduğu araştırılmıştır. Türkiye bu savaşa doğrudan katılmamış olmasına rağmen, ekonomik sıkıntılar gibi birçok etkiyi dolaylı olsa da yaşamıştır. Bu etkilerin nasıl hissedildiğini görmek için yerel basın olarak Çorum Gazetesi incelenmeye çalışılmıştır. Çalışmada, gazete sayıları içerik analizi yöntemiyle incelenmiş; haberler, köşe yazıları, ilanlar ve duyurular üzerinden dönemin toplumsal ruh hâli, devletin yönlendirme stratejileri ve halkın tepkileri ortaya konmaya çalışılmıştır. Gazetede yer alan içeriklerin savaşın iç politika, ekonomi, toplumsal dayanışma ve dini-milli değerler üzerindeki etkilerini yansıttığı görülmüştür. Aynı zamanda basının, devletin resmi politikalarını halka aktarma ve halkı yönlendirme aracı olarak da işlev yaptığı görülmektedir. Çalışmada, araştırma yöntemiyle belgesel tarama ile Çorum'daki yerel gazeteciliğin, dönemin tarihsel gelişmesine nasıl baktığı araştırılmaya çalışılmıştır.

Mehmet Can Fındıkcı
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Cumhuriyet'in eğitim politikasında mesleki ve teknik eğitim alanındaki gelişmeler (1923-1950)

Bu çalışma, Türkiye'de Cumhuriyet'in ilanından 1950 yılına kadar geçen süreçte izlenen eğitim politikaları ile mesleki ve teknik eğitimin tarihsel gelişimini incelemektedir. Bu süreçte eğitim politikaları Atatürk'ün görüşleri doğrultusunda şekillenmiştir. Cumhuriyet hükümetleri, ulusal, laik ve pozitivist bir yaklaşımla eğitim sistemini yeniden yapılandırmaya yönelik adımlar atmış ve eğitimin toplumun tüm kesimlerine ulaşmasını hedeflemiştir. Eğitim politikalarının temel amacı, bireylerin bilgi ve beceri kazanmasını sağlamakla birlikte ekonomik kalkınmayı destekleyecek üretici ve nitelikli bireylerin yetiştirilmesi olmuştur. Bu kapsamda mesleki ve teknik eğitim, Atatürk'ün doğrudan desteklediği ve öncelik verdiği alanlardan biri olarak öne çıkmıştır. Osmanlıda özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren açılan sanayi mektepleri ve sanat okulları mesleki eğitime yönelik olarak Cumhuriyet'e miras kalan önemli kurumlar olmuştur. Ancak, bu eğitim kurumları genellikle yerel yönetimler tarafından yönlendirilmiş ve merkezi bir eğitim politikası geliştirilmemiştir. 1933 yılında kurulan Mesleki ve Teknik Öğretim Genel Müdürlüğü, mesleki eğitim alanının kurumsallaşmasında dönüm noktası olmuştur. 1934 ve 1936 yılları arasında hazırlanan "Mesleki Tedrisatın İnkişaf Planı" ile sanayi ve tarıma dayalı yeni okul türleri açılmış, öğretim programları güncellenmiş ve teknik altyapı geliştirilmiştir. 1940'lı yıllarda ise özellikle kırsal nüfusu üretken bireyler hâline getirmeyi amaçlayan Köy Enstitüleri modeli uygulamaya konulmuştur. Bu çalışmada, nitel araştırma yaklaşımı çerçevesinde doküman analizi tekniği kullanılmıştır. Bu doğrultuda, döneme ait eğitim politikaları, yasal düzenlemeler, uygulamalar, toplantı tutanakları, istatistiksel veriler ve uzman görüşlerini içeren alan yazın; Meclis tutanakları, arşiv belgeleri, resmi yayınlar ve dönemin yayın organları ayrıntılı şekilde analiz edilmiştir. Araştırma bulguları, Cumhuriyet döneminde mesleki ve teknik eğitimin ekonomik kalkınmanın anahtarı olarak görüldüğünü ve bu alanda önemli adımlar atıldığını ortaya koymaktadır. Ancak bu gelişmeleri, mali yetersizlikler ve altyapı eksikliklerinin sınırladığı tespit edilmiştir. Araştırmada, Cumhuriyet'le birlikte biçimlenen eğitim politikaları ile mesleki ve teknik eğitimin gelişim süreçleri ayrıntılı biçimde ortaya konulmakta; bu politikaların günümüz eğitim sistemi üzerindeki etkilerine yönelik çeşitli açılardan değerlendirme yapılmasına ve günümüz mesleki ve teknik eğitim politikalarının tarihsel temellerini anlamaya olanak sunulmaya çalışılmıştır.

Tarih araştırmaları
Özlem Zeren
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Reşat Muhlis Erkmen (1891-1985)

Osmanlı Devleti'nin sona ermesiyle kurulan Türkiye Cumhuriyet'inde birçok alanda yenilikler ve inkılaplar yapılmıştır. Yapılan bu yenilikler ve inkılaplar arasında ziraat alanına da oldukça önem verilmiştir. Bu nedenle 1931 yılında Ziraat Vekâleti, İktisat Vekâletinden ayrılarak tek bir vekâlet konumuna getirilmiştir. 1931 yılında kurulan Ziraat Vekâletinin ilk bakanı Reşat Muhlis Erkmen olmuştur. Cumhuriyet tarihinde Atatürk döneminde bakan olma imkânına sahip olan Muhlis Erkmen, ziraata birçok alanda katkı sağlamış ve modern ziraatın öncüsü olmuştur. Muhlis Erkmen, 1931-1937 yılları ve 1939-1942 yılları arasında Ziraat Bakanı olarak görev yapmıştır. Muhlis Erkmen, Ziraat Bakanlığı görevi dışında öğretmenlik, Ziraat Fen Müşavirliği, Bursa Milletvekilliği, Kütahya Milletvekilliği ve Ziraat Bankası İdare Meclisi Başkanlığı görevinde bulunmuştur. Muhlis Erkmen'in meslek hayatında en aktif olduğu alan ise Ziraat Bakanlığı dönemi olmuştur. Hem bir bakan hem de bir öğretmen olarak ilime ve ziraata son derece önem veren Muhlis Erkmen, zirai eğitimin gelişmesi için Ankara Yüksek Ziraat Enstitüsü'nün kurulmasına da öncülük etmiştir. Cumhuriyet tarihinin ilk Ziraat Bakanı olan Muhlis Erkmen'in hayatını bütün yönleriyle ele almaya çalıştığımız bu çalışmada Muhlis Erkmen'in ziraata ve ilim hayatına kattığı değerlere yer verilmiştir. Dolayısıyla başta Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı, TBMM Kütüphane ve Arşiv Hizmetleri Başkanlığı, Milli Kütüphane Süreli Yayınlar Şubesi ve Türkiye Cumhuriyeti Tarım ve Orman Bakanlığı Dijital Tarım İhtisas Kütüphanesinden yararlanılmıştır.

Büşra Özkan
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Temettuat defterlerine göre Çorum'da Dedesli aşiretine bağlı köylerin sosyal ve ekonomik yapısı (1844-1845)

Bu çalışmada, 1844–1845 yılları arasında tutulmuş olan Temettuât Defterleri içerisinde yer alan Dedesli Aşireti'ne ait kayıtlar transkribe edilerek değerlendirilmiştir. Çorum sancağı sınırları içerisinde bulunan Dedesli Aşireti'ne bağlı köylerin tarihî, sosyal ve ekonomik özellikleri bu defterler aracılığıyla incelenmiştir. Araştırma kapsamında aşirete bağlı toplam 26 köy tespit edilmiş olup, bunlardan Temettuât Defteri mevcut olan 22 köy çalışmaya dâhil edilmiştir. Bu köyler sırasıyla şunlardır: Akdam, Aksofu, Aşılı Armud (Emrud), Boztepe, Çırfınlı, Dere, Dutpınar, Ferhadi, Karakeçili, Eskiviran, Hacı Ahmed Dere, Hacıbey, Hıdırlı, Kör Memed Kışlası, Kılınçdere, Kertme, Kızılkır, İğdeli, Güvanlı, Kızağılı, Sorsavuş ve Sülüklü. Çalışmanın giriş bölümünde, öncelikle Temettuât Defterlerinin tarihî arka planı ve idari işlevi hakkında genel bilgiler verilmiş; ardından Çorum ilinin kısa tarihçesi ele alınmıştır. Bu bölümün devamında ise, Dedesli Aşireti'ne bağlı köylerin sosyal, demografik ve ekonomik yapısı ayrıntılı olarak incelenmiştir. Aynı zamanda Dedesli aşiretinin Çorum iline nereden geldikleri ve nasıl yerleştikleri konusu hususunda bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde ise Transkripsiyonu yapılan defterlerden hareketle, Türkmen kökenli bir topluluk olan Dedesli Aşireti'ne mensup köylerin ziraî faaliyetleri, yetiştirilen ürün çeşitleri ve alınan vergi türleri defterlerdeki kayıtlar doğrultusunda tespit edilmiştir. Ayrıca, defterlerde yer alan vergi kayıtları ve çeşitli idarî ifadeler özgün biçimleriyle değerlendirilmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise, aşirete bağlı köylere ait Temettuât Defterlerinin transkripsiyon metinleri ayrıntılı biçimde tablo şeklinde sunulmuştur.

Hacer Şahin Keleş
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Hicri 1003-1005/Miladi 1595-1597 tarihli Çorum Şer'iyye Sicilinin değerlendirilmesi

Osmanlı Devleti adalet sistemi içerisinde önemli bir yer tutan şer'iyye sicillerini kadı veya naîb tarafından tutulmaktadır. İslam hukukuna dayalı şer'î mahkemeler aracılığıyla oluşturulan bu belgeler, yalnızca siyasi tarih açısından değil sosyal, iktisadi, askeri, hukuk ve şehircilik tarihi açısından önemli bilgiler ihtiva etmektedir. Şer'iyye sicilleri salt birer mahkeme kaydı olmanın ötesinde çok disiplinli tarih araştırmalarında birincil el kaynak niteliği taşımaktadır. Tez çalışmasının ana kaynağı olan Hicri 1003-1005/Miladi 1595- 1597 tarihli Çorum Şer'iyye Sicili Çorum şehrinin ve bölgenin en eski tarihli sicil defteri özelliğine sahiptir. Bu bağlamda defter Çorum ve çevresinin idari yapılanması, idari kadrosu, sosyal ve ekonomik yapısı hakkında özgün ve değerli bilgiler sunmaktadır. Araştırma sürecinde öncelikle sicilde yer alan metinlerin transkripsiyonu hazırlanmış ardından elde edilen veriler doğrultusunda Çorum'un sosyal hayatı çerçevesinde ilk olarak idari yapısı ve mahkeme teşkilatı incelenmiştir, ardından aile kurumunun teşekkül süreci detaylı şekilde değerlendirilmiş. Ekonomik faaliyetler bağlamında Mâlikâne-divanî sistem ile tımarlı sistemine dayalı üretim ve istihdam biçimleri şehirdeki meslek gruplarıyla birlikte ele alınmıştır. Celâli İsyanları bağlamında Çorum ve çevresinde etkin olan eşkıya faaliyetleri, tarihsel, ekonomik ve sosyal dinamikler çerçevesinde değerlendirilmiştir. Anahtar Kavramlar: Çorum, Şer'iyye Sicili, Kadı, Aile, Nafaka, Celâli İsyanları.

Esen Özeren
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Sicill-i Ahvâl kayıtlarına göre Elbistanlı memurlar

Sicill-i Ahvâl kayıtları temel alınarak yürütülen bu inceleme, Osmanlı modernleşmesi bağlamında Elbistan doğumlu memurların kimlik, eğitim, meslekî gelişim ve bürokratik görev özelliklerini analiz etmeyi hedeflemektedir. Söz konusu kayıtlar, 1879–1909 yılları arasında Dâhiliye Nezareti ile Sicill-i Ahvâl Komisyonu tarafından tutulmuş olup, memurların doğum yeri, eğitim düzeyi, görev yaptıkları yerler, aldıkları maaşlar, terfileri, rütbe ve nişanları ile dil bilgilerine ilişkin bilgileri içermektedir. Çalışmada Elbistan doğumlu 35 memur belirlenmiş olup, söz konusu memurların eğitim durumları, diploma/icâzetnâme belgeleri, mezuniyet dereceleri ve eğitim aldıkları kurumlar üzerinden detaylı olarak analiz edilmiştir. Memurların çoğunluğu Elbistan'da sıbyân, rüşdîye ve ibtidâî mekteplerinde temel eğitimlerini almış, bazıları medrese ve özel derslerle yetişmiş, bir kısmı ise Mekteb-i Hukuk-ı Şâhâne veya Dârü'lMuallimîn kurumlarında öğrenim görmüştür. Dil bilgisi açısından Türkçe, Arapça ve Farsça yaygın olarak bilinmekte, Fransızca, Kürtçe, Çerkezce ve Arnavutça bilen memurlar da kayıtlarda yer almaktadır. Elbistan doğumlu memurlar, bürokrasinin farklı alanlarında görev almış olup, mahkeme ve tahrirât işlerinde yoğunlaşma görülmüş, eğitim, maliye, idari ve emniyet alanlarında da hizmet vermişlerdir. Başarı gösteren memurlar Mecidî Nişanı veya çeşitli rütbelerle ödüllendirilmiş, sicil kayıtlarında hizmetleri övgüyle belirtilmiştir. Elde edilen veriler, taşra kökenli memurların Osmanlı bürokrasisine katkılarını, eğitim ve görev dağılımlarının memur sistemine etkilerini ortaya koymakta, Elbistan özelinde sosyo-kültürel yapının devlet hizmetine yansımalarını göstermektedir. Bu çalışma, Sicill-i Ahvâl kayıtlarını temel alarak Osmanlı bürokrasisinin son dönemini anlamaya katkı sunmaktadır.

Osmanlı Devleti
Şeyma Bülbül
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

XI.-XIII. yüzyıllarda Kuzey Kafkasya'da Kuman-Kıpçaklar

Hakimiyetlerinin en parlak dönemlerinde egemen oldukları coğrafyaya Deşt-i Kıpçak ismini vermiş olan Kuman-Kıpçakların, Türk boyları arasında en geniş coğrafyaya yayılan boyların başında geldiği bilinmektedir. Türkistan'dan Macaristan'a, İrtiş Nehri'nden Tuna Nehri'ne, Hindistan'dan Kafkaslar'a kadar uzanan geniş coğrafya içerisinde neredeyse sözü edilen bu coğrafyada kaleme alınmış olan her kaynakta kendilerinden bahsedilen Kuman-Kıpçaklar, tarihsel süreç içerisinde bir devlet kuramamışlardır. Aslında Kuman-Kıpçakların bir devlete sahip olmamaları onların temas ettiği devletlerin içerisinde daha fazla rol oynamalarına vesile olmuştur. Onların Harezmşahlar Devleti, Bizans İmparatorluğu, Delhi Türk Sultanlığı, Macar Krallığı, Gürcistan Krallığı, Derbent Emirliği, Alan Devleti (Alanlar), Memlük Devleti, Altın Orda Devleti gibi farklı bölgelerde hüküm sürmüş olan devletlerde kalıcı izler bıraktığı görülmektedir. Çalışmamız Don Kuman-Kıpçaklarına bağlı bir grup olan Kuzey Kafkasya Kuman-Kıpçaklarının XI. yüzyılın sonlarından XIII. yüzyılın ikinci yarısına kadar kuzeyde Don nehrinin güneyinden, doğuda Derbent'e, batıda Azak Denizi'nden, güneyde ise Büyük Kafkas Dağları'na kadar olan alandaki hakimiyetleri ve bölgede bırakmış oldukları etkiler üzerinden şekillenmiştir. Bu çalışmada, Kuzey Kafkasya Kuman-Kıpçaklarının bölgeye nasıl geldikleri, bölgeye gelmeleri ile sözü edilen bölgede bulunan halklar ile ilişkileri, bu ilişkilerin ne şekilde geliştiği, onların sözü edilen bölgedeki hakimiyet alanları, sınırları ve bölgedeki bakiyeleri gibi önemli konular izah edilmiştir.

Batı KafkasyaDeşt-i KıpçakKumanlar+2
Cihan Yalvar
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Roma döneminde Iberia'nın eyaletleştirilme süreci: Provinciae Hispaniae

Bu çalışmada, MÖ. II. yüzyılın ortalarından MS. I. yüzyılın ortalarına kadar, modern İspanya ve Portekiz topraklarının tamamı ile kısmen güney Fransa'nın bir bölümünü içine alan Iber yarımadası merkezli bir anlatım sunulmuştur. Kartaca-Roma savaşlarından (MÖ. 264-146), literatürde bilinen adıyla II. Pön Savaşı'nın (MÖ. 218-201) İber yarımadasına kaymasıyla birlikte bu bölgeyi etkileyen olaylar zinciri de başlamıştır. I. Pön Savaşı neticesinde (MÖ. 264-241) Roma'ya mağlup olan Kartaca, savaşın getirdiği ekonomik ve mali yükten kurtulabilmek maksadıyla bölgede bulunan maden yataklarını ele geçirmiş ve işletmeye başlamıştır. Antik Çağ'da savaş ekonomisine dayanan bir yapıda olan Roma Cumhuriyeti (Res Publica) bölgede kendisiyle ittifak halinde olan Saguntum kentinin Kartacalılar tarafından ele geçirilmesini gerekçe göstererek yarımadaya ayak basmıştır. Romanın Kartaca ile bölgede sürdürdüğü uzun savaşlar yarımadadaki diğer coğrafi alanlara temas etmeden İber yarımadası merkezli ele alınmaya çalışılmıştır. Kartaca'nın bölgeden çekilmesiyle Roma'nın yerel kabileler ile mücadelesi başlamıştır. Roma tarafından Provincia Hispania Ulterior (Uzak Hispania) ve Provincia Hispania Citerior'a (Yakın Hispania) dönüştürülen bölgede, Kartaca yanlısı yerel kabilelerin Roma'ya karşı direnişleri, Roma'nın bölgedeki siyasi faaliyetleri ve bu kabilelerin yaklaşık iki yüzyıl boyunca Roma ile münasebetleri öncelikli olarak incelenmiştir. Fakat yarımadadaki bütün kabileler Roma aleyhtarı değildir. Saguntum örneğinde olduğu gibi kabilelerin bir kısmı Roma ile dostluk ilişkisi kurmuştur. Bu dostluk ilişkisiyle birlikte kabileler Romalılaşma'ya başlamıştır. Roma hakimiyetindeki bölgelerde Romalılaşmaya karşı birtakım isyanlar meydana gelmiş ve Roma'nın İber yarımadasını bütünüyle kontrol altına alma sürecini oldukça uzatmıştır. Scipio kardeşlerin faaliyetleriyle siyasal manada yatıştırılan bölge, Graccus'un reformlarıyla birlikte ekonomik ve mali olarak kalkındırılmaya çalışılmıştır. Fakat Roma'nın bölgeyi ele geçirdikten sonra uzunca bir süre bir sömürü alanı olarak kullandığı da dikkat çekmektedir. Bahsi geçen olaylar, dönem hakkında bilgiler sunan antik kaynaklar çerçevesinde ele alınmıştır. Roma'da Cumhuriyet döneminin sonlarına doğru yarımada, görev-yetki kapsamından eyalet olarak nitelendirebileceğimiz bir dönüşüm sürecine girmiştir. İlk olarak senatonun yetkisi altına alınan Ulterior ve Citerior eyaletleri, Pompeius ve Caesar merkezli çekişmede nispeten tarafsız kalmaya çalışmıştır. Augustus'un İmparatorluk (Principatus) (MÖ. 27- MS. 284) dönemini başlatmasıyla yeniden inşa faaliyetleri kapsamına alınmıştır. Augustus tarafından Hispania Ulterior bölünerek Hispania Lusitania ve Hispania Baetica adında iki yeni eyalet taksim edilmiştir. Selefleri tarafından devam ettirilen imar faaliyetleri ise bölgenin kalkınmasına ve Romalılaşma'nın hızlanmasına neden olmuştur. İmparator Vespasianus (MS. 69-79) ile birlikte belediye (municipium) izninin verilmesiyle de bölgede kentleşme doruk noktasına ulaşmıştır. Romalılaşan yerel halk kendi aristokrat sınıfını doğurmuş, ekonomik ve ticari anlamda güç kazanmış, bölgeye yakın diğer eyaletlerdeki aristokrat ailelerle evlilik yoluyla da siyasi anlamda gücünü pekiştirmiştir. Nitekim MS.79 yılından sonra Roma siyasi yaşamına doğrudan etkileri olmuştur. Roma tahtına ardı ardına Hispania kökenli imparatorların (Nerva, Traianus, Hadrianus ve Marcus Aurelius [MS. 96-180]) geçmesi bunu doğrular niteliktedir. MÖ. II. yüzyılda Romalıların bölgeye girişiyle Roma ekonomik ve siyasi yaşamında Hispania eyaletlerinin etkileri hissedilmeye başlamıştır. Principatus'un ilk dönemlerindeki yükselişiyle de yaklaşık bir yüzyıl kadar devam etmiştir. MS. III. yüzyılda doğulu imparatorların tahta geçmesiyle siyasi ve ekonomik etkinliğini kaybeden eyaletler, IV. yüzyıldaki Vizigot talanlarıyla da önemini yitirmiştir.

Ömer Faruk Arıcan
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İkinci Dünya Savaşı sırasında Türk basınına göre Türk-İngiliz ilişkileri (1939-1945)

ÖZET İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI SIRASINDA TÜRK BASININA GÖRE TÜRK-İNGİLİZ İLİŞKİLERİ (1939-1945) Hatice KIZILTAŞ Yüksek Lisans Tezi FIRAT ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimleri Enstitüsü TARİH ANA BİLİM DALI Cumhuriyet Tarihi Programı Ağustos, 2025, Sayfa: VII + 136 Türk-İngiliz ilişkileri 1396 yılında Niğbolu savaşında iki devletin karşı karşıya gelmesiyle başlamıştır. Birinci Dünya Savaşı'na giden süreçte Osmanlı Devleti ile İngiltere arasındaki ilişkiler giderek kötüleşmiş ve sonunda kopma noktasına gelmiştir. 1914 yılında Osmanlı Devleti'nin Almanya'nın yanında savaşa katılmasıyla birlikte, İngiltere ile birçok cephede özellikle Çanakkale, Irak ve Filistin cephelerinde karşı karşıya gelinmiştir. Osmanlı'nın Almanya yanında savaşa girmesi Türk-İngiliz ilişkilerinde derin bir kırılma yaratmıştır. İngiltere'nin Arap ayaklanmalarına verdiği destek ve Osmanlı topraklarına yönelik emperyalist hedefleri, bu dönemin en kritik unsurlarındandır. Bu süreçte halifelik ve saltanatın kaldırılmasına karar verilmiştir. Birinci dünya savaşının sonunda verilen Millî Mücadelede başarılı olan Osmanlı Devleti ile İngiltere ve müttefikleri arasında Lozan Barış Antlaşması yapılmıştır. Yapılan görüşmeler sırasında İngiltere ile Musul sorunu çözüme kavuşturulması sürecinde gerginlikler yaşanmıştır. İki devlet arasında yapılan antlaşma ile Misakı Milliden ilk taviz verilerek Musul'dan vazgeçilmiştir. İkinci Dünya savaşına giden süreçte iki devlet arasında ilişkiler düzelmeye başlamıştır. Türkiye'nin Jeopolitik konumundan yararlanmak isteyen İngiltere ve Fransa Türkiye'yi yanlarına çekmek amacıyla Üçlü İttifak antlaşması imzalanmıştır. Türkiye yapılan antlaşma karşısında Sovyetlerden çekindiği için tarafsız bir politika izleyeceğini duyurmuştur. Bu süreçte basında savaş süreci ve Konferansları yer almıştır. Savaş sürecinde İngiltere'nin de içinde bulunduğu konferanslar yapılmıştır. Bu konferansların amacı Türkiye'yi savaşa dahil etmek ve askeri ve ekonomik açıdan destekte bulunacaklarını duyurmuşlardır Savaş bitiminde Almanya'nın mağlup olmasıyla savaş sona ermiştir. Türkiye savaşa fiili olarak katılmıştır. Savaş bitiminde İngiltere'nin sert tepkisiyle karşı karşıya kalan Türkiye Sovyet tehlikesiyle baş başa kalmıştır bu süreçte ABD Türkiye'ye yardımda bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Basın, İngiltere, Diplomasi

Hatice Kızıltaş
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessEN

Theseus in ancient Greek mythology

Theseus is one of the most ancient heroes of all of Athens and is the most famous hero in all of them. His achievements have been portrayed in countless works of art and have been narrated or sent to him by numerous authors. Homer refers to this famous founding hero of the city of Athens, Ilias and Odysseia. The ancient tradition has placed his name in Greek mythical kingdoms. Time consecutively occupied fifth place Theseus kingdom from father Aigeus, and before his father Aigeus, Pandion, Cekrops and Erekhtheus reigned. However, the widespread use of his worship is dated to the classical age, ie the second half of the 5th century. Childhood passed in the Troizen. According to Ploutarkhos, "Erekhtheus by his father-in-law" relies on the first inhabitants of Athens. There is no doubt that Atinal is. Theseus, the daughter of Pittheus, is the child of Aetra. According to Ploutarkhos, these are called Theseus because of the signs of his father leaving Aegeus. Heros for the Dolls and Theseus for the Athens. There is also a political side, since the scattered and small towns are united under the same roof (synoikismos). Theseus were justified not only because of the realization of synoikismos, but because they built democracy in the city at the same time. In subsequent periods, the ceremonies on behalf of the celebrity have become famous enough to be arranged. In the praise of the Isocrates Helene, Theseus is seen as the founder of democracy.

Ancient GreeceOld Age historyOld Age history+4
Bahar Güzel
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

1904–1905 Rus-Japon Savaşı ve Musavver 1904–1905 Rus-Japon Seferi Eseri (1.Cild) transkripsiyonu

Japonya, XIX. yüzyılın ikinci yarısından sonra kısa bir süre içerisinde teknolojik, askeri ve iktisadi gelişimini tamamlayarak Uzak Doğu'da bölgesel bir güç olarak ortaya çıkmıştır. Rusya, Balkanlar ve Boğazlar üzerinde İngiltere ve Fransa tarafından engellenince yönünü Uzak Doğu'ya çevirerek yeni sömürgeler elde etmek istemiştir. İşte bu siyasi çıkar çatışmaları Japonya ve Rusya'yı karşı karşıya getirmiştir. Rusya'nın Mançurya'da Trans–Sibirya demir yolu hattı inşa etmek istemesi ve Kore hakimiyeti yüzünden 1904–1905 Rus–Japon Savaşı çıkmıştır. Japonya, askeri, siyasi ve sosyal yönden çok iyi organize olmuş, ayrıca İngiltere'nin de desteğini almıştır. Rusya ise ordusunun ve merkezi yönetiminin iyi organize olamaması, kamuoyu desteğinden yoksun olması yüzünden iyi organize olamamıştır. Savaş, Amerika Birleşik Devletlerinin araya girmesiyle 5 Eylül 1905'te Portsmouth Antlaşmasıyla resmi olarak sona ermiştir. Japonya, savaş sonucunda önemli bir zafer kazanarak emperyal kuvvet olarak ortaya çıkmıştır. Japonyaların savaşı kazanması, dünya kamuoyunda büyük bir yankı uyandırmıştır. Japonların galibiyeti Osmanlı Devleti, Asya ve Müslüman ülkeler tarafından sevinçle karşılanmıştır. Osmanlı Devleti'nde Japonya'nın savaşı kazanmasıyla kamuoyunda oluşan olumlu havanın etkisiyle Erkan-ı Harbiye Binbaşısı Ali Fuad ve Yüzbaşı Osman Senai tarafından savaşın bütün yönlerini anlatan muazzam bir eser olan beş ciltlik Musavver 1904–1905 Rus-Japon Seferi adlı eser yayımlanmıştır. Yaptığımız çalışmada 1904-1905 Rus-Japon Savaşı öncesi, Japonya ve Rusya'nın durumu, savaş öncesi gelişmeler, savaşın nedenleri, seyri ile sonuçları incelendi. Ayrıca beş ciltlik Musavver 1904-1905 Rus-Japon Seferi adlı eserin 1. cildinin transkripti yapıldı ve müelliflerin hayatlarıyla ilgili kısa bilgiler verildi. Anahtar Kelimeler: 1904-1905 Rus-Japon Savaşı, Rusya, Japonya, Port Arthur, Portsmouth Antlaşması, Ali Fuad ERDEN, Osman Senai ERDEMGİL

19. yüzyılJapon-Rus SavaşıJaponya+3
Ahmet Türker
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Yerel basına göre Afyonkarahisar (1946-1960)

Bu araştırmanın amacı Afyonkarahisar yerel basını taranmak suretiyle Afyonkarahisar'ın siyasal, iktisadi, sosyal, kültürel yapısı hakkında bilgi elde etmektir. Araştırmada kullanılan materyal 1946-1960 yılları arasında çıkan Afyonkarahisar'ın yerel gazeteleri ve dergisidir. Yapılan basın taraması sonucunda elde edilen veriler ışığı altında şehrin siyasal, iktisadi, sosyal, kültürel yapısı değerlendirilmeye çalışılmıştır. 1946-1960 yılları arasında ülke siyasetinin Afyonkarahisar'a yansımaları üzerinde durulmaya çalışılmıştır. Cumhuriyet Halk Partisi'nden sonra Demokrat Parti'nin ülke yönetiminin Afyonkarahisar üzerindeki etkileri yansıtılmaya çalışılmıştır. Yerel Basına Göre Afyonkarahisar tezinde şehrin yapısındaki değişiklik ve değişen yapının basına yansımaları üzerinde durulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Afyonkarahisar Basını, Afyonkarahisar, Demokrat Parti, Cumhuriyet Halk Partisi ra doldurulacaktır.

AfyonkarahisarEkonomik hayatGazeteler+7
Ünzile Sivri
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı toplumunda Ramazan kültürü

Bilinen en eski zamanlardan beri toplumların hayatında din önemli bir yere sahiptir. Toplumların kültürünün oluşmasında din en önemli faktörlerden biridir. Türk kültürü için de bu durum geçerlidir. Gündelik hayatımızda farkında olarak ya da olmayarak yaptığımız pek çok uygulama, davranış ve inançlar üzerinde dini unsurların tesiri mevcuttur. Türklerin kültürel değerlerinde, İslam dininde görülen ibadetlerden oruç ve orucun yaşandığı ay olan Ramazan ayıönemli bir yere sahiptir. Türk milleti asırlarca Ramazan ayına büyük bir önem vermiş ve bu ayı en güzel şekilde yaşamıştır. Bu da toplumda zamanla Ramazana has bir kültür oluşmasına sebep olmuştur. Türk milleti Ramazan ayını diğer Müslüman ülkelerden farklı yaşamış ve kendine has bir hayat tarzı haline getirmiştir. Türkler oruç kavramını Arapçadaki 'savm' Farsçadaki 'rûze' kelimesinden 'rûze-orûze-orûz-oruç' şekline getirerek Türkçeleştirmişlerdir. Ramazan ayını daha da estetik bir görünüm kazandıran Türkler; bu aya özgü eğlenceler, temizlik anlayışı, fakiri gözetme ve günahlardan çekinmegibi olgularıbir araya getirerek bir " Ramazan Kültürü" oluşturmuşlardır. Bu özel ay, en zengin ve en güzel biçimde, Osmanlı payitahtı olan İstanbul'da yaşanmıştır. Gerek yabancı seyyahlar, gerekse yerli yazarlar eserlerinde bu zengin kültürü işlemişlerdir.

Din kültürüKutsal zamanOruç+5
Gül Bezci
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Milli Mücadelede ve Cumhuriyetin ilk yıllarında Denizli sağlık hizmetleri (1919-1938)

Tarihi süreç içerisinde pek çok uygarlığa ev sahipliği yapan Denizli, Osmanlı Devleti teşkilat yapısı içerisinde Aydın Vilayeti'ne bağlı bir sancak durumunda varlığını sürdürürken, Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte il statüsünü kazanmıştır. Yaşanan bu sürecin çeşitli yönleri ve kent tarihine olan etkisi yerel ve ulusal araştırmacılar tarafından birçok kez irdelenmiştir. Pek çok değerli tarihçi tarafından Denizli'nin sosyal, ekonomik, dini, askeri ve kültürel tarihi hakkında belirli dönemleri de içine alan birçok çalışma yapılmasına karşın, "Denizli Sağlık Tarihi/Hizmetleri" özelinde monografik bir çalışma bu güne kadar yapılmamıştır. Bu eksikliği bir ölçüde gidermek amacıyla, "Millî Mücadelede ve Cumhuriyetin İlk Yıllarında Denizli Sağlık Hizmetleri (1919-1938)" konusu tez çalışması olarak seçilmiştir. 1919-1938 dönemini kapsayan çalışmamızda; Denizli'de gerçekleştirilen sağlık hizmetleri, yaşanan bulaşıcı ve salgın vakaları, görev yapan tabip ve diğer sağlık personelleri, hastalıklarla mücadele yöntemleri, Denizli ve kazalarında hizmet veren sağlık kurum ve kuruluşları, Hilal-i Ahmer Cemiyeti'nin bölgedeki faaliyetleri ile sağlık hizmetlerine doğrudan ya da dolaylı yönden etki eden faktörler arşiv belgelerinden de yararlanılarak incelenmiştir. Giriş ile birlikte dört bölüm olan çalışmamızda konunun tarihsel gelişimi, Cumhuriyet yönetiminin Osmanlı'dan devraldığı sağlık kuruluşları ile bulaşıcı hastalıklar ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Osmanlı, Denizli, Sağlık Hizmetleri, Denizli Memleket Hastanesi, Salgın Hastalıklar, Cumhuriyet Dönemi.

Bulaşıcı hastalıklarCumhuriyet DönemiDenizli+6
Ali Tomalı
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Milli mücadelede Simav ve çevresi

Tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapan Simav, Ege Bölgesi'nin diğer bölgelerle kesişme noktasındadır. 15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir'in işgal edilmesiyle başlayan Yunan işgali ve mezalimi Batı Anadolu Bölgesi'nin birçok yerine yayılmış, bu yaşananlara tepki olarak da birçok yerde Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri kurulmaya başlamıştır. Bu yerlerden birisi de Simav olmuştur. Simav'da 1 Kasım 1919 tarihinde Simav Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurulmuş ve faaliyetlerine başlamıştır. Birçok yerde olduğu gibi Simav'da da Kuva-yı Milliye karşıtları ortaya çıkmış ve onlarda faaliyetlerine başlamış, Çerkez Ethem'in Simav'a gelmesinden sonra onun çalışmaları neticesinde bu karşı hareket susturulmuştur. Yunan işgaline uğrayan yerlerden birisi olan Simav farklı tarihlerde Yunan askerleri tarafından, 1 Eylül 1920, 22 Ağustos 1921 ve 12 Ekim 1921 tarihlerinde olmak üzere üç kez işgal edilmiştir. Halk işgale karşı çıkmıştır. Bu mücadelede bazıları canlarını verirken, yine birçok Simavlı da sürgüne gönderilmiştir. Büyük Millet Meclisi'nin Yunan ordusuna karşı vermiş olduğu mücadelenin son safhasını oluşturan Büyük Taarruz ile Simav da 5 Eylül 1922 tarihinde işgalden kurtarılmıştır. Aynı şekilde Büyük Taarruz ile Simav çevresindeki yerleşim yerleri olan, Emet, Gediz ve Uşak'ta da Yunan işgali son bulmuştur. Anahtar Kelimeler: Kuva-yı Milliye, Yunan, Mehmet Arif Efendi, Simav, Çerkez Ethem, İbrahim Ethem, Rasih Efendi, Mehmet Nuri Efendi, Yusuf Cemil Bey.

Kuva-yı MilliyeKütahya-SimavMilli Mücadele+1
Erkan Açıkgöz
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

19. yy. ortalarında Ankara Kalecik kazasının Sofular,Saray,Çarık,Düşkünler ve Taşra mahallerinin sosyo-ekonomik durumu (Temettuat ve Nüfus Defterine göre)

1839 yılında ilan edilen Tanzimat Fermanı ile Osmanlı Devleti'nde mali açıdan çok önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bu gelişmeler vergi sisteminde değişikliğe sebebiyet vermiştir. İltizam sistemi kaldırılmış ve halktan alınan çeşitli vergiler yerine, tek bir vergi sistemine gidilmiştir. Bu vergi yani Temettuat Vergisi ile herkes kendi gelirine göre vergi vermeye başlamıştır. Temettuat Vergileri, temettuat defterlerine kayıt edilmiştir. Vergi toplamak amaçlı tutulan temettuat defterlerinin içerisinde hane reislerinin mal varlıkları (arazisi, bağ, bahçe, bostanları, emlakı, hayvanları ve ürünleri) hakkında bilgiler bulunmaktadır. Buradaki temel amaç ekonomik gücü tespit edebilmektir. Maliye Nezareti'nde dahil olan temettuat defterleri günümüzde Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde bulunmaktadır. Osman arşivinde "Maliye Nezareti Varidat Muhabesi Temettuat Defteri" olarak adlandırılmaktadır. Yüksek Lisans tez çalışmamızda bu defterlerden, Ankara'nın Kalecik Kazasına bağlı Sofular, Saray, Düşkünler, Çarık ve Taşra Mahalleleri'nin transkripsiyonu ve değerlendirilmesinin yanı sıra, nüfus defterlerinin de incelemesi yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ankara, Çarık, Düşkünler, Kalecik Kazası, Nüfus Defteri, Saray, Sofular, Sosyal ve Ekonomik Yapı, Taşra, Temettuat.

19. yüzyılAnkara-KalecikNüfus Defterleri+3
Nurhan Kılıç
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00