Fenerbahce University
Discipline

Nursing

Fenerbahce University

1,331

Archived Theses

22

DOIs Assigned

2%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
DoctorateOpen AccessEN

The effect of aromatherapy application on cognitive functions, anxiety and sleep quality in the elderly with diabetes

The aim of this study is to determine the effect of aromatherapy application on cognitive functions, anxiety and sleep quality in elderly people with diabetes. The sample of the randomized controlled study consisted of 63 participants (intervention 1 group=21, intervention 2 group=21, control group=21). Lavender inhalation was applied to intervention 1 group, rosemary inhalation to intervention 2 group, and distilled water inhalation to control group. The application continued for 28 days. Descriptive Characteristics Form, Blessed Orientation Concentration Test, State Trait Anxiety Scale, Pitsburg Sleep Quality Scale were used as data collection tools. Data were evaluated with descriptive statistics mean, standard deviation and median. One Way ANOVA Test, Mann Witney U Test, Kruskall Wallis Test, Wilcoxon Test and Friedman Test were used in addicted groups. According to the results of the study, significant results were obtained in cognitive functions, anxiety and sleep quality after the application in both intervention groups (p<0.05). A significant increase was found in the state anxiety 2nd week and 4th week scores of the control group compared to the baseline score (p<0.05). At the same time, statistically significant scores were obtained in both intervention groups compared to the control group in the post-application state anxiety, sleep quality scale total score and all subcomponents of sleep quality. There was no significant difference between the intervention groups (p>0.05). No side effects were encountered with the application. Lavender and rosemary inhalation can be used in the elderly with diabetes to improve cognitive status, anxiety and sleep quality. Based on the findings obtained from the study, the use of aromatherapy as a non-pharmacological, effective and easy method is recommended for the elderly with diabetes.

AnxietyAromatherapyCognition disorders+6
Satı Can
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin öz-bakım, tükenmişlik ve hemşire-hemşire iş birliği düzeyinin, hasta bakım kalitesine etkisi

Araştırma, hemşirelerin öz bakım ve hemşire-hemşire iş birliği düzeyleriyle birlikte tükenmişlik düzeylerini belirlemek ve bu faktörlerin hastalara sunulan bakım kalitesine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma kesitsel, tanımlayıcı ve ilişki arayıcı bir anket çalışmasıdır. Araştırma Bolu İzzet Baysal Devlet Hastanesi'nde yatarak veya ayaktan tedavi gören hastalara doğrudan bakım veren 213 hemşirenin katılımıyla bu çalışma Haziran - Ekim 2021 tarihleri arasında hemşirelerle gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanmasında; Kişisel Bilgi Formu, Bakım Davranışları Ölçeği – 24, Bilinçli Farkındalık Temelli Öz-Bakım Ölçeği (BFÖBÖ), Hemşire-Hemşire İş birliği Ölçeği, Tükenmişlik Ölçeği Kısa Formu kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Pearson korelasyon ve Çoklu Doğrusal Regresyon analizi kullanılmıştır. Çalışmaya katılan hemşirelerin yaş ortalaması 29±6.87 (20-53) yıl olup, %77.9'u kadındır. Çoğu (%74.2) lisans mezunudur ve ortalama altı yıldır hemşire olarak çalışmaktadır. Hemşirelerin bakım davranışları ile öz-bakım ve hemşire-hemşire iş birliği arasında pozitif anlamlı (p<0.05) ilişki saptanmıştır. Regresyon analizinde hemşire-hemşire arasındaki iş birliğinin (β = .16) bakım davranışları düzeyini anlamlı ölçüde yordadığı (F=4.655, p=0.004, R=.25, R2 = .06, Düzeltilmiş R2 = .05, p<0.05) tespit edilmiştir. Sonuçta, hemşirelerin toplam bakım davranışlarındaki değişimin %5'inin hemşire-hemşire arasındaki iş birliği düzeyiyle açıklandığı görülmüştür.

Hasta bakımıHemşirelerHemşirelik+7
Çağla Özdemir
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkinlerde psikolojik sıkıntı ve ruh sağlığı okuryazarlığı durumlarının belirlenmesi

AMAÇ: Bu araştırmanın amacı yetişkinlerde psikolojik sıkıntı ve ruh sağlığı okuryazarlığı durumlarını belirlemektir. YÖNTEM: Kesitsel tipte olan araştırma 27.11.2020-30.12.2020 tarihleri arasında çevrimiçi olarak uygulanmıştır. Araştırmanın örneklemini kartopu örnekleme yöntemi ile ulaşılan 531 birey oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında kişisel bilgi formu, Kessler Psikolojik Sıkıntı Ölçeği ve Ruh Sağlığı Okuryazarlığı Ölçeği kullanılmıştır. İstatistiksel değerlendirmede sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, ortanca değerleri kullanılmıştır. İstatistiksel analizlerde Mann Whitney U, Kruskall Wallis, t testi, tek yönlü varyans analizi, spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. BULGULAR: Katılımcıların %75,7'si kadın, yaş ortalaması 33,71±13,63, %58,0'ı lise ve altı eğitim düzeyine sahiptir. Bireylerin %16,8'i kronik hastalığa sahip iken, 10,4'ü ruh sağlığı ile ilgili bir hastalık geçirmiştir. Araştırma sonucunda bireylerin % 65,2'sinin ruh sağlığı ile ilgili tanılanabilir bir hastalığa işaret edecek puan aralığında (30-50) ve ruh sağlığı okuryazarlığı ölçeğinden aldıkları puanların ortalamalarının 107,50±13,13 olduğu saptanmıştır. Katılımcılardan erkek olanların, daha büyük yaş grubunda olanların, çalışanların, eğitim düzeyi ön lisans ve üstünde olanların, kronik hastalığı olanların, ruhsal hastalığı olmayanların, alkol ve sigara kullanmayanların, uykuya ilişkin problemi olmayanların ve son altı ayda evdeki iş yükünde farklılık olmayanların psikolojik sıkıntı puanlarının daha yüksek olduğu saptanmıştır. SONUÇ: Araştırma sonucunda yaklaşık olarak her beş kişiden üçünün tanılanabilir bir psikolojik sıkıntı puanına sahip olduğu ve ruh sağlığı okuryazarlık puanlarının düşük olduğu saptanmıştır. Araştırma sonucunda toplumda psikolojik sıkıntı düzeyinin planlanacak daha geniş örnekleme sahip araştırmalar ile belirlenmesi ve ruh sağlığı okuryazarlığının geliştirilmesi için müdahale programlarının oluşturulması önerilmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Yetişkinler, Psikolojik sıkıntı, Toplum ruh sağlığı, Ruh sağlığı okuryazarlığı, Toplum sağlığı hemşireliği

HemşirelikPsikolojiPsikolojik sorunlar+3
Esra Özkan
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık profesyonellerinin ölmekte olan hastaya bakım ve saygın ölüm ilkelerine ilişkin tutumları, psikolojik esneklik düzeyleri ve bunlar arasındaki ilişkisinin incelenmesi

Araştırma, sağlık profesyonellerinin ölmekte olan hastaya bakım vermeye ilişkin tutumları ile ölüm algıları, saygın ölüm ilkelerine ilişkin tutumları ve psikolojik esneklik arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma kesitsel ve ilişki arayıcı nitelikte olup, Abant İzzet Baysal Üniversitesi İzzet Baysal Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yatarak tedavi gören hastalara doğrudan bakım veren ve tedavisini sürdüren toplam 236 sağlık profesyonelinin (hemşire ve hekim) katılımıyla Haziran-Ekim 2021 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Frommelt Ölmekte Olan Bireyin Bakıma İlişkin Tutum Ölçeği, Saygın Ölüm İlkelerine İlişkin Tutumları Değerlendirme Ölçeği ve Psikolojik Esneklik Ölçeği ile kullanılmıştır. Veriler Pearson korelasyon, Student t, ANAVO Varyans Analizi ve Çoklu Doğrusal Regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Sağlık profesyonellerinin yaş ortalaması 32.09±7.03(21-54) yıl olup, %69.1 kadındır. Ölüme yönelik tanımlamalarını %37.3'ü "hayatın gizemi, akıl almaz bir durum", %28.8'i "hatırlatıcı" ve %10.2'si "yalnızlık" olarak ifade etmiştir. Sağlık profesyonellerinin ölmekte olan hastaya tutumu ile psikolojik esneklik arasında pozitif anlamlı ilişki (r=.26; p<0.01) saptanmıştır. Saygın ölüm ilkelerini benimseme düzeyinin ve diğer demografik ya da mesleki faktörlerin etkisinin olmadığı bulunmuştur (p>0.05). Regresyon analizinde psikolojik esnekliğin alt boyutlarından "an'da olma" (β = .28) anlamlı ölçüde ölmekte olan hastaya yaklaşım düzeyini yordamıştır (R=.29, R2 = .09, Düzeltilmiş R2 = .06). Sonuçta, sağlık profesyonellerinin ölmekte olan hastaya yaklaşım düzeyindeki değişimin %6'sının "an'da olma" ile açıklandığı görülmüştür.

Bakım verenlerHasta bakımıPsikolojik esneklik+4
Selinay Kilitci
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Lise öğretmenlerinin ruh sağlığı okuryazarlığı ile ruhsal hastalığa yönelik inançları arasındaki ilişki ve etkileyen faktörler

Araştırmanın amacı öğretmenlerin ruh sağlığı okuryazarlığı ve ruhsal hastalığa yönelik inanç düzeyi arasındaki ilişkiyi incelemek ve ruh sağlığı okuryazarlığını etkileyen faktörleri belirlemektir. Araştırma kesitsel tipte, ilişki arayıcı anket çalışmasıdır. Bolu il merkezinde bulunan devlet liselerinde görev yapan 218 öğretmenin katılımıyla 06 Temmuz 2021- 28 Ocak 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Ruh Sağlığı Okuryazarlığı Ölçeği ve Ruhsal Hastalığa Yönelik İnançlar Ölçeği kullanılmıştır. Veriler Mann Whitney U, Kruskal Wallis Testi ve Spearman korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. Araştırmaya katılanların yaş ortalaması 40.44±7.55 (25-57) yıl olup, %56.9'u kadındır ve ortalama 16 yıldır öğretmen olarak çalıştırmaktadır. Ruh sağlığı alanında sadece %6.4'ü eğitim almıştır, %20.6'sının psikiyatrik tedavi deneyimi vardır, %78.0'i ruhsal hastalığı olan bireyle karşılaştığını belirtmiştir. Ruh sağlığı okuryazarlığı toplam puanın ortancası 91, ortalaması 92.16±9.06 (70- 121), ruhsal hastalığa yönelik inançlar toplam puanın ortancası 56.5, ortalaması 53.52±18.52 (3-105) olarak saptanmıştır. Evli, ekonomik durumu iyi olanların, ruh sağlığı eğitimi alanların ruh sağlığı okuryazarlığı sıra ortalaması puanının daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0.05). Öğretmenlerin yaşı (r=15; p<0.05) ve meslekte çalışma süresi (r=14; p<0.05) ile ruh sağlığı okuryazarlığının kendi kendine yardım / tedavi müdahaleleri hakkında bilgi alt boyutu arasında pozitif yönde çok zayıf ilişki saptanmıştır. Çocuk sayısı ile ruh sağlığı okuryazarlığının hastalıkları tanıyabilme (r=15; p<0.05) ve bilgiye nasıl ulaşacağına yönelik bilgi (r=16; p<0.05) alt boyutu arasında pozitif yönde çok zayıf ilişki tespit edilmiştir. Ruhsal hastalığa yönelik inançların utanma alt boyutu ile ruh sağlığı okuryazarlığının bilgiye nasıl ulaşılacağına yönelik bilgi sahibi olma (r=- .28; p<0.05) ve profesyonel yardıma ulaşabilmeye yönelik bilgi (r=-.15; p<0.05) alt boyutu arasında negatif yönde zayıf ilişki bulunmuştur.

Lise öğretmenleriOkul hemşireliğiOkullar-halk sağlığı+5
Esengül Öztürk
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 ve kronik enfeksiyonu olan kişilerin hastalık algıları, psikososyal uyumları ve algıladıkları sosyal desteklerinin karşılaştırılması

Bu çalışma COVID-19 ve kronik enfeksiyon (Tüberküloz, Hepatit, HIV) hastalığı olan bireylerin psikososyal uyumunu, hastalık algısını ve algıladıkları sosyal destek düzeyini belirlemek ve iki hasta grubunu incelenen değişkenler açısından karşılaştırmak amacıyla tanımlayıcı, kesitsel tipte yapılmıştır. Araştırma İstanbul ilinde bulunan Sultangazi Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Servisinde Ocak 2021 - Ocak 2022 tarihleri arasında, yatarak tedavi gören 100 katılımcıyla gerçekleştirilmiştir. Hastalara Kişisel Bilgi Formu, Hastalığa Psikososyal Uyum Öz-Bildirim Ölçeği, Hastalık Algısı Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği uygulanmıştır. Veriler, tanımlayıcı istatistikler, Ki-Kare ve Mann Whitney U testi ile değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan hastaların yaş ortalaması 43.25±17.00 (min.-maks:19-91) yıl olup, %56'sı erkektir. Çoğunluğu evli (%53), ilkokul mezunu (%41) ve çalışıyor olduğunu (%59) bildirmiştir. Hastaların %60'ını COVID-19 tanılı olanlar, %40'ını ise kronik enfeksiyonu olanlar oluşturmuştur. İki hasta grubunun yaş ortalamaları, eğitim ve çalışma durumları anlamlı olarak farklıdır (p<0.05). Klinik açıdan, hastalık ve hastaneye yatış süresi sıra ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.0001). Kronik enfeksiyon hastalığı olanların COVID-19 tanılı hastalara göre psikososyal uyumunun daha kötü olduğu, hastalık algısının duygusal temsillerinin, hastalığın olumsuz sonuçlarının daha yüksek olduğu, hastalığı daha fazla anlayabildikleri belirlenmiştir (p<0.05). COVID-19 tanılı hastaların ise kişisel ve tedavi kontrolü hakkında inançlarının diğer gruba göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0.05). COVID-19 tanılı hastalara göre kronik enfeksiyonu olanların daha fazla oranda damgalanma hissi yaşadığı (p<0.0001) ve algıladıkları sosyal desteğin daha az olduğu (p<0.05) saptanmıştır. İki hasta grubunun hastalığın olası nedenlerine yönelik atıflarının sıra ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05).

Algılanan sosyal destekCOVID 19Enfeksiyonlar+4
Zümrüt Ay Akdaş
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Duygu dışavurumunun madde kullanım bozukluğu olan bireylerin remisyon süresine ve bakım vericilerinin yaşamına etkisinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, madde kullanım bozukluğu tanılı hastaların ve birinci derecedeki bakım vericilerinin duygu dışavurumunun, hastaların remisyon süresi ve bakım vericilerin bakım yükü ile ilişkisini incelemektir. Araştırma prospektif, tanımlayıcı ve ilişki arayıcı bir çalışmadır. Araştırma Bolu İzzet Baysal Ruh Sağlığı ve Hastalıklar Hastanesi Alkol ve Madde Bağımlıları Tedavi ve Araştırma Merkezinde 1 Temmuz –31 Aralık 2021 tarihleri arasında yatarak tedavi gören 90 hasta arasından araştırma kriterlerini karşılayan 55 hasta ve bu hastaların birinci dereceden bakım vericisi ile gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanmasında; hastalar için tanıtıcı bilgi formu, Duygu Dışavurumu Düzeyi Ölçeği; bakım vericileri için algıladıkları sosyal destek düzeyini de içeren tanıtıcı bilgi formu, Duygu Dışavurumu Ölçeği, Zarit Bakım Yükü Ölçeği kullanılmıştır. Remisyon sürelerini belirlemek için, hastaneden taburcu olduktan 3 ay sonra hastalara telefonla ulaşılıp madde kullanım durumları sorulmuştur. Hastaların remisyon süresi ortalamasının 53.36±37.90(2-90) gün olduğu, relaps oranının %58.2 olduğu saptanmıştır. Remisyon süresi ile hastaların duygu dışavurumu arasında ilişki saptanmamıştır (p>0.05). Remisyon süresi ile bakım vericilerinin duygu dışavurumu toplam puanı (r=-.30; p<0.05) ve aşırı ilgi-koruyucu-kollayıcı oluş alt ölçeği puanı (r=-.38; p<0.001) arasında negatif ilişki bulunmuştur. Bu alt ölçeğin, hastaların remisyon süresindeki değişimin %11'ini açıkladığı belirlenmiştir (F=3.284, p=0.03, R=.40, R2 = .16, Düzeltilmiş R2 = .11). Bakım vericilerin bakım verme süresinin 4.31±2.28 (2-10) yıl, bakım yükü puanı ortalamasının 72.53±13.71 (41-91), algıladıkları sosyal destek düzeyinin 3.91±4.24 (0-10) olduğu saptanmıştır. Bakım yükü ile hastaların (r=.30; p<0.05) ve bakım vericilerin (r=.52; p<0.0001) duygu dışavurumu arasında pozitif ilişki bulunmuştur. Ayrıca bakım yükü ile bakım vericilerin algıladığı sosyal destek düzeyleri (r=-.31; p<0.05) ve bakım vermesi süresi (r=.28; p<0.05) arasında da ilişki olduğu belirlenmiştir. Bakım vericilerin yükündeki değişimin %34'ünün kendi duygu dışavurumları ve algıladıkları sosyal destek düzeyleriyle açıklandığı görülmüştür (F=8.012, p<0.0001, R=.63, R2 = .39, Düzeltilmiş R2 = .34).

Bakım verenlerBakım verme yüküDuygu dışavurum tarzları+2
Hüseyin Figen
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin psikolojik iyi oluş düzeyleri ve koruyucu faktörlerin incelenmesi

Bu çalışma COVID-19 tanılı hastalara bakım vermiş veya hala vermekte olan hemşirelerin psikolojik iyi oluş düzeylerini belirlemek ve psikolojik iyi oluşlarını etkileyen faktörleri incelemek amacıyla kesitsel, tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte yapılmıştır. Araştırma Ankara Şehir Hastanesi, Nöroloji-Ortopedi Hastanesinde Haziran-Aralık 2021 tarihleri arasında, COVID-19 tanılı hastaların bakımında aktif görev almış ya da bu hastalara bakım vermeye devam eden 300 hemşire ile gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanmasında; Kişisel Bilgi Formu, Psikolojik İyi Oluş Ölçeği, Psikolojik Sermaye Ölçeği ve Maneviyat Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Pearson Korelasyon analizi, Hiyerarşik Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi (Enter model) kullanılmıştır. Çalışmaya katılan hemşirelerin yaş ortalaması 27.53±6.40 yıl olup, %65.7'si kadın ve %82.7'si lisans mezunudur. Hemşirelerin psikolojik iyi oluşunun psikolojik sermaye boyutları, maneviyat düzeyleri, beslenme, egzersiz, hobilerini sürdürme, sosyal destek, işinden memnun olma ve iş yaşam kalitesi düzeyleriyle pozitif anlamlı korelasyon gösterdiği saptanmıştır (p<0.0001). Regresyon analizi sonucunda 3. Modelde hemşirelerin hobilerini sürdürme durumunun (β = .51), psikolojik sermayenin öz-yeterlilik alt boyutunun (β = .49) ve maneviyatın (β = .05) psikolojik iyi oluş düzeyini anlamlı ölçüde yordadığı bulunmuştur (R=.76, R2 = .58, Düzeltilmiş R2 = .56). Bu model, hemşirelerin psikolojik iyi oluş düzeylerinde değişimin %56'sını açıklamıştır. ANAHTAR KELİMELER: Hemşire, Hobi, Maneviyat, Psikolojik iyi oluş, Psikolojik sermaye

COVID 19HemşirelerHemşirelik+6
Halime Bozkurt
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Hemşirelikte yenilikçi liderlik ölçeğinin geliştirilmesi

Hızlı değişimlerin yaşandığı günümüzde yeniliğe açık ve liderlik potansiyeli bulunan yönetici hemşirelere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu doğrultuda araştırmanın amacı, hemşirelerin görüşleri ile yönetici hemşirelerin yenilikçi liderlik düzeylerini belirleyecek bir ölçme aracı geliştirmektir. Araştırmanın açıklayıcı faktör analizi, Trabzon'daki hastanelerde çalışan toplam 1569 hemşireden 308'i ile gerçekleştirilmiştir. Doğrulayacı faktör analizi, Erzurum'da toplam 1282 hemşireden 307'si ile tamamlanmıştır. Test-tekrar test ise Erzurum'da ayrı bir örneklem olarak 38 hemşire ile yürütülmüştür. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, taslak Yenilikçi Liderlik Ölçeği ve Çok Boyutlu Liderlik Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizinde, kapsam geçerliği için kapsam geçerlik indeksi, yapı geçerliği için açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri, benzer ölçek geçerliği için korelasyon analizi, madde ayırt edicilik için %27'lik alt ve üst çeyreklik t-testi yapılmıştır. Güvenirlik için Cronbach Alpha, Spearman Brown, Guttman, madde-toplam korelasyon testleri ve test-tekrar test analizleri kullanılmıştır. Bulgulara göre taslak ölçeğin yüzey geçerliği sağlanırken kapsam geçerlilik indeksi 0.80 olarak saptanmıştır. Ölçeğin, açıklayıcı faktör analizi için Kaiser-Meyer-Olkin değeri 0.92, Barlett testi x2=6907.08 (p<0.05), anti imaj korelasyon değerleri 0.81-0.95 dir. Sonuçta ölçek 43 madde ve 5 alt boyut ile şekillenmiştir. Doğrulayıcı faktör analizi için ise düzeltilmiş kikare (Χ2/Sd) değeri 2.57, yaklaşık hataların ortalama karekökü (RMSEA) değeri 0.07, karşılaştırmalı uyum indeksi (CFI) ise 0.89'dur ve bu sonuçlara göre ölçeğin yapısı doğrulanmıştır. Benzer ölçek geçerliği için ise r=0.80 dir Ayrıca ölçeğin Spearman-Brown=0.89, Guttman Split-Half=0.89 ve Cronbach Alpha değeri 0.96'dır. Madde-toplam korelasyon değerleri 0.32-0.79, test-tekrar test analizi değeri ise r=0.72, p=0.000 dir. Ayrıca yönetici hemşirelerin ölçek toplam puan ortalaması 3.60±0.69'dur. Sonuç olarak yönetici hemşirelere yönelik geliştirilen Yenilikçi Liderlik Ölçeği geçerli ve güvenilir bir ölçektir.

Hemşirelik
Ayşegül Sarıoğlu Kemer
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Ortaokul öğrencilerinin besin güvenliği bilgi ve davranışlarını etkileyen etmenler

Amaç: Çalışmanın birinci amacı; besin güvenliği bilgi ve davranış ölçeğinin geçerlilik ve güvenirliğini test etmektir. İkinci amacı; İzmir ili Balçova ilçesindeki ortaokul öğrencilerinin besin güvenliği bilgi ve davranış düzeyini ve etkileyen etmenleri incelemektir. Yöntem: Birinci aşama metodolojik çalışmadır, ölçeklerin kapsam geçerliliği beş uzman görüşü CVI analizi ile güvenirliği Cronbach alfa ile değerlendirilmiştir. Yapı geçerliğini incelemek amacıyla açıklayıcı faktör analizi kullanılmıştır. Test tekrar test yöntemiyle, madde toplam puan ve spearman korelasyonu uygulanmıştır. İkinci aşama tanımlayıcı kesitsel çalışmadır. Tabakalı örneklem yöntemiyle seçilen 254 öğrencinin verileri Mann Whitney U, Kruskal Wallis istatistikleriyle değerlendirilmiştir. Bulgular: Besin güvenliği bilgi ve davranış boyutlarında uzman görüşleri arasında iyi uyuşum bulunmuştur. Güvenilirlik analizlerinde; Cronbach alfa katsayısı, 0,721, 0,897' dir. Faktör analizi sonuçlarında; KMO değeri, bilgi sorularında 0,767, davranış sorularında, 0,895 saptanmıştır. Test-tekrar test analizinde korelasyon katsayıları 0,578 – 0,964, 0,882 – 0,990' dır. Öğrencilerin % 47,5' inin yiyeceklerini okul kantininden aldığı, % 73,2'sinin evde yiyeceklerin hazırlanmasına yardım ettikleri, % 35,4' ünün yiyecekten hastalık geçirdiği, % 30,7' sinin besin güvenliği eğitimi almadığı saptanmıştır. Sonuç: Birinci aşamada; Ölçekler 10-14 yaş grubundaki öğrenciler için geçerli ve güvenilir bir araçtır. İkinci aşamada; Bilgi ve davranış puanlarında cinsiyet etkili bir faktördür. 10 öğrenciden 4'ü besin kaynaklı hastalık geçirmiştir. Besinleri muhafaza etme, mikroorganizmalara etkisi, buzdolabı sıcaklığının aralığı, besinin bozulup bozulmadığını anlamak için tatmak, koklamak, görünüşünü değerlendirmek gibi öznel yöntemler kullandıkları saptanmıştır. Öğrencilere ve ailelere, okul hemşireleri tarafından bu konularda eğitim verilmeli, sonuçlar izlenmelidir. Anahtar Sözcükler: Besin güvenliği değerlendirme ölçeği, Sağlık Eğitimi, Okul hemşireliği, Okul çocukları

BeslenmeBeslenme durumuGıda güvenliği+4
Leyla Biçen
Bingol University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Meme kanserli kadınlara verilen destek grup eğitiminin cinsel uyum, beden imajı ve algılanan sosyal desteğe etkisinin incelenmesi

Amaç: meme kanseri tanısı konulan Türk kadınlarında Cinsel Uyum ve Beden İmajı Ölçeği (CUBİÖ)'nin geçerlilik ve güvenilirliğini incelemek ve Roy Uyum Modeli temel alınarak oluşturulmuş destek grup eğitiminin meme kanserli kadınlarda cinsel uyum, beden imajı ve algılanan sosyal desteğe etkisini incelemektir. Yöntem: araştırma metadolojik ve ön test son test kontrol gruplu yarı deneysel araştırma tasarımlarından oluşmaktadır. Metadolojik araştırmada meme kanseri tanısı konulan (n=161) kadından veri toplanmıştır. Yarı deneysel aşamada, kontrol (n=42), girişim (n=37) olmak üzere meme kanseri tanısı konulan hastadan veri toplanmıştır. Veriler destek grup eğitimi öncesi ve eğitimden 3 ay sonra toplanmıştır. Veriler Mann Whitney U testi ile analiz edilmiştir. Bulgular: Metadolojik aşamada Cinsel uyum ölçeği için ölçek içerik geçerlilik indeksi 0.92 iken, Beden imajı ölçeği 1.00 olarak bulunmuştur. Ölçeğin yapı geçerliliğinde, açıklayıcı faktör analizi faktör yükleri cinsel uyum ölçeğinde 0.83 ile 0.90, beden imajı ölçeğinde ise 0.52 ile 0.86 arasında değişmektedir. Ölçeğin güvenirliğinde cinsel uyum ölçeğinin alt boyut cronbach alpha değerleri 0.86, 0.83, 0.89 iken beden imajı ölceği alt boyut cronbach alpha değerleri 0.77 ve 0.81 olarak bulunmuştur. Yarı deneysel araştırmada; destek grubun, meme kanseri tanısı sonrası beden imajını geliştirmede ve cinsel fonksiyon üzerinde etkili olduğu saptanmıştır (p=0.0001). Destek grup eğitiminin algılanan sosyal desteği arttırdığı bulunmuştur (p=0.0001). Sonuç: Metadolojik aşamada, CUBİÖ'nin Türk toplumunda geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu bulunmuştur. Yarı deneysel aşamada destek grup eğitiminin meme kanserli kadınların tanı sonrası beden imajlarını, cinsel fonksiyonlarını ve sosyal desteğini arttırdığı ve hastaların uyumunu desteklediği görülmektedir. Anahtar kelimeler: meme kanseri, CUBİÖ, Roy Uyum Modeli, destek grup eğitimi, cinsel uyum, beden imajı, sosyal destek

Beden imajıCinsellikHasta eğitimi+5
Figen Erol Ursavaş
Bingol University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

İlkokul öğrencilerinde bireysel korkuların yaşam kalitesi, akademik başarı ve öz-etkililik düzeyi ile ilişkisi

Amaç: Denizli ili Tavas ilçe merkezindeki ilkokul öğrencilerinde bireysel korkuların yaşam kalitesi, akademik başarı ve öz-etkililik düzeyi ile ilişkisini incelemek amacıyla yapılmış tanımlayıcı bir çalışmadır. Yöntem: Denizli ili Tavas ilçe merkezi Mehmet Özen İlkokulunda eğitim gören, araştırmaya katılmayı kabul eden 3. ve 4. sınıf öğrencileri araştırmaya dâhil edilmiştir (n=96). Veriler frekans dağılımları, ortalama, standart sapma, t testi, Mann Whitney U ve Kruskal Wallis testleri, oluşturulan öğrenci korku anketi için uzman görüşü değerlendirmesi (Lawshe tekniği ile kapsam geçerlilik indeksi), öğrencilerin bireysel korkuları ile öz- etkililik yeterlilik puan ortalamaları, yaşam kalitesi puan ortalamaları ve akademik başarı durumları arasındaki ilişkiyi belirlemek için ise pearson korelasyon analizi SPSS programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: İlkokul 3. ve 4.sınıf öğrencilerinde sınıf, korkulara etki eden bir faktördür (p<0.05). Sınıf, öz- etkililikle ters orantılıdır. Cinsiyet, yaşam kalitesini etkilememektedir. Erkek öğrencilerin yaşam kalitesi aile alt boyut ortalaması kız öğrencilerin ortalamalarından daha yüksektir (p<0.05). Okul başarı durumu okula ilişkin bireysel korkuları etkileyen bir faktördür (p<0.05). Okul başarı durumu, Kid- KINDL ölçek ve alt boyutlarına etki eden bir faktör değildir (p>0.05). Aile yapısı bireysel korkulara etki eden bir faktördür (p<0.05). Geniş aileye sahip çocukların bireysel korkuları çekirdek aileye sahip çocukların korkularına göre daha fazladır (p<0.05). Korku anketi; duygusal iyilik alt boyutu ile pozitif yönde çok zayıf bir ilişki (r= 0.21; p< 0.05) içerisinde iken, toplam öz- etkililik yeterlilik ölçeği ile negatif yönde çok zayıf bir ilişkisi bulunmaktadır (r= 0.20; p<0.05). Sonuç: İlkokul 4. sınıf öğrencilerinin 3. sınıf öğrencilerine göre okula ilişkin bireysel korkularının daha fazla olduğu saptanmıştır. Okul başarı durumu okula ilişkin bireysel korkuları etkilemektedir. Başarı düzeyinin artmasıyla okula ilişkin bireysel korkular azalmaktadır. Aile yapısı korkuyu etkilemektedir. Elde edilen bu sonuçlar okul hemşiresinin öğrencilerin korkularını değerlendirme ve aileler ile işbirlikçi girişimlerinde rehber olmalıdır. Anahtar Sözcükler: Okul Hemşireliği, Korku, Öz-etkililik Yeterlilik, Yaşam Kalitesi, Akademik Başarı

Akademik başarıAnksiyeteKorku+4
Meral Babaoğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Ameliyat öncesi dönemde aromaterapi masajının anksiyete ve uyku kalitesine etkisinin incelenmesi

Amaç: Ameliyat öncesi dönemde aromaterapi masajının anksiyete ve uyku kalitesi üzerine etkisini incelemek amacıyla yapılmış randomize kontrollü bir çalışmadır. Yöntem: Çalışma ön test ve son test modelli olup, araştırmanın örneklemini randomizasyonla belirlenmiş kolorektal cerrahi geçirecek olan 40 çalışma ve 40 kontrol grubu olmak üzere toplam 80 hasta oluşturmuştur. Çalışma grubundaki bireylere "Sırt Masajı Uygulama Rehberi" doğrultusunda ameliyattan önceki akşam %5'lik lavanta yağı (Lavandula Hybrida) ile ameliyat öncesi akşam 19.00-21.00 saatleri ve ameliyat sabahı 06.30-08.00 saatleri arasında on dakika aromaterapi masajı uygulanmıştır. Kontrol grubundaki bireylere hiçbir girişim yapılmamıştır. Veriler Richard Campbell Uyku Ölçeği ve Durumluk Kaygı Ölçeği ile elde edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, Ki-Kare testi, iki eş arasındaki farkın önemlilik testi, bağımsız gruplarda t testi, Mann-Whitney U-Testi, Kruskalwallis H testi ve Kolomogorov-Simirnov testi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışma grubu ile kontrol grubu arasında ameliyat sabahı DKÖ ve RCUÖ puan ortalaması bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu (p<0.05) saptanmıştır. Çalışma grubunda aromaterapi masajından sonra ameliyat sabahı DKÖ puan ortalamasının (35.25 ± 6.80) ameliyat öncesi akşama (42.25 ± 9.32) göre düştüğü, aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu (p<0.05) belirlenmiştir. Benzer şekilde aromaterapi masajı sonrasında, ameliyat sabahı RCUÖ puan ortalamasının (66.82 ± 17.98) arttığı, aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu (p>0.05) saptanmıştır. Sonuç: Kolorektal cerrahi geçiren hastalarda ameliyat öncesi dönemde lavanta yağıyla uygulanan aromaterapi masajının anksiyete düzeyini azalttığı, uyku kalitesini artırdığı söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Aromaterapi Masajı, Anksiyete, Uyku Kalitesi, Kolorektal Cerrahi.

AnksiyeteAromaterapiKolorektal cerrahi+3
Cahide Ayik
Bingol University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Karaciğer transplantasyonu yapılan hastalarda Roy uyum modeline göre temellendirilen hemşirelik girişimlerinin bakım sonuçlarına etkisi

Amaç: Canlıdan karaciğer transplantasyonu olan alıcıların bilgi gereksinimlerini açıklamak ve Roy Uyum Modeline göre temellendirilen hemşirelik girişimlerinin hastaların anksiyete, depresyon ve yaşam kalitesine etkisini incelemektir. Yöntem: Araştırma, nitel ve kontrol gruplu yarı deneysel tipte olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Nitel araştırmada canlıdan karaciğer transplantasyonu olan (n=16) alıcılarla yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak derinlemesine görüşme yapılmıştır. Yarı deneysel aşamada ise kontrol (n=31) ve girişim (n=30) olmak üzere 61 karaciğer transplantasyonu olan hastadan girişim öncesi (baseline), taburculuk sonrası birinci ve üçüncü ayda olmak üzere veriler toplanmıştır. Verilerin toplanmasında Hasta Tanıtıcı ve Klinik Özellikler Formu, Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği ile SF 36 Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiklerden sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, ki kare, t testi ve tekrarlı ölçümlerde iki faktörlü varyans analizi kullanılmıştır. Bulgular: Nitel araştırmada, alıcıların bilgi gereksinimleri, transplantasyon öncesi ve transplantasyon sonrası bilgi gereksinimi olmak üzere iki ana temadan oluşmuştur. Transplantasyon öncesi bilgi gereksinimi ana teması üç alt tema, transplantasyon sonrası bilgi gereksinimi ana teması ise dört alt temadan oluşmuştur. Yarı deneysel araştırmada da; Roy Uyum Modeline göre temellendirilen hemşirelik girişimlerinin (interaktif eğitim CD'si ve rehberi ile verilen eğitim, bireysel danışmanlık), hastaların anksiyete ve depresyon düzeylerini azalttığı ve yaşam kalitelerini olumlu yönde etkilediği saptanmıştır (p<0.05). Sonuç: Nitel aşamada, karaciğer transplantasyon alıcılarının bilgi gereksinimleri açıklanarak transplantasyon sonrası yaşam ile ilgili hemşirelik girişimlerine ışık tutacak önemli veriler elde edilmiştir. Yarı deneysel aşamada ise Roy Uyum Modeline göre temellendirilen hemşirelik girişimlerinin hastaların transplantasyon sonrası anksiyete ve depresyon düzeylerini azalttığı, yaşam kalitelerinin ve uyumlarını arttırdığı belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Karaciğer Transplantasyonu Alıcısı, Bilgi Gereksinimi, Roy Uyum Modeli, Hemşirelik Girişimi, Anksiyete, Depresyon, Yaşam Kalitesi

AnksiyeteDepresyonHemşirelik+5
Özge İşeri
Bingol University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Doğum eyleminde uygulanan hemşirelik bakımının doğum korkusu, ağrısı, doğum süresi ve memnuniyete etkisi

Amaç: Vajinal doğum yapan kadınların hemşirelerden beklentilerini belirlemek ve Roy Uyum Modeli'ne dayalı aralıklı doğum desteği girişiminin etkisini incelemektir. Yöntem: Araştırma niteliksel ve yarı deneysel olmak üzere iki aşamadan oluşmaktadır. Niteliksel araştırmanın örneklemini vajinal doğum yapan 12 kadın oluşturmuş ve bireysel derinlemesine görüşme yöntemi ile yarı yapılandırılmış görüşme yoluyla veri toplanmıştır. Verilerin analizinde içerik analizi çeşitlerinden tümevarım yöntemi kullanılmıştır. Yarı deneysel araştırmanın örneklemini; kontrol grubunda rutin hemşirelik bakımı alan 30, girişim grubunda Roy Uyum Modeli'ne dayalı aralıklı doğum desteği uygulanan 30 nullipar olmak üzere toplam 60 kadın oluşturmaktadır. Veriler; kişisel ve obstetrik bilgi formu, doğum eylemi izlem formu, Visüel Analog Skala doğum ağrısı ve doğum korkusu formları, Doğum Deneyiminden Memnuniyet Alt Ölçeği ve Doğumda Verilen Destekleyici Bakıma İlişkin Kadının Algısı Ölçeği kullanılarak elde edilmiştir. Veriler; sayı, yüzde, ortalama, Mann Whitney U, Yates düzeltmeli ki-kare, Fisher kesin ki-kare ve tekrarlı ölçümlerde tek yönlü varyans analizleri ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Niteliksel araştırma sonucundan fizyolojik destek ihtiyacı, psikolojik destek ihtiyacı ve bilgi ihtiyacı olmak üzere 3 ana tema belirlenmiştir. Yarı deneysel araştırmada Roy Uyum Modeli'ne dayalı aralıklı doğum desteğinin; latent fazdaki doğum korkusunu etkilemediği (p=0.35), aktif (p=0.000) ve geçiş fazındaki (p=0.000) doğum korkusunu azalttığı belirlenmiştir. Girişim grubundaki kadınların doğumun latent, aktif ve geçiş fazındaki doğum ağrısı (p=0.000) ve oksitosin kullanımının kontrol grubundaki kadınlara göre azaldığı saptanmıştır (p=0.000). Ayrıca doğumun aktif fazı (p=0,029), geçiş fazı (p=0,006) ve toplam süresinin kısaldığı (p=0,003) ancak latent faz süresini etkilemediği saptanmıştır (p=0.238). RUM'a dayalı aralıklı doğum desteği alan kadınların doğum deneyiminden memnuniyet (p=0.000) ve algılanan doğum desteği durumlarının arttığı saptanmıştır. Sonuç: Vajinal doğum yapan kadınlar, hemşirelerin kendilerini doğumda desteklemesini beklemtedir. Ayrıca Roy Uyum Modeli'ne dayalı aralıklı doğum desteği girişimi kadınların doğum korkusu, ağrısı ve doğum süresini kısaltarak, doğum deneyiminden memnuniyet ve algılanan doğum desteği düzeylerinin arttırmaktadır. Anahtar Sözcükler: Vajinal doğum, Roy Uyum Modeli, Aralıklı doğum desteği.

AnksiyeteDoğumDoğum ağrıları+7
Özlem Çiçek
Bingol University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Total diz protezi uygulanan hastalara verilen sürekli bakımın ağrı, fonksiyonel durum, anksiyete ve depresyona etkisi

Amaç: Total diz protezi (TDP) ameliyatı olan hastaların deneyimlerinin belirlenmesi ve Roy Uyum Modeli'ne (RUM) göre yapılandırılmış sürekli bakımın "ağrı, fonksiyonel durum, anksiyete ve depresyon" üzerine etkisinin incelenmesidir. Yöntem: Araştırma, niteliksel ve niceliksel araştırma olarak iki aşamada yürütülmüştür. Niteliksel araştırmada, fenomenolojik araştırma tasarımı kullanılmış ve örneklemini TDP ameliyatı olan hastalar (n: 17) oluşturmuştur ve veriler "yarı yapılandırılmış görüşme formu" kullanılarak "derinlemesine görüşme" yöntemiyle toplanmıştır Veriler "içerik analizi" ile değerlendirilmiştir. Niceliksel araştırmada; yarı deneysel araştırma tasarımı kullanılmıştır. Araştırma örneklemini 36 girişim ve 40 kontrol olmak üzere 76 hasta oluşturmuştur. Veriler ameliyat öncesi, taburculuk öncesi ve üçüncü ayda, üç kez yüz yüze görüşme/telefon görüşmesi ile toplanmıştır. Bu süreçte girişim grubuna uygulanan RUM'ne göre yapılandırılmış sürekli bakımın hasta sonuçlarına etkisi incelenmiştir. Verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, χ2, t testi, tekrarlı ölçümlerde çok yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Bulgular: Niteliksel araştırmada; yapılan içerik analizi sonucunda Ameliyat öncesi dönem (Karar Verme), Ameliyat sonrası dönem (Dayanma) ve Uyum-Uyumsuzluk olmak üzere üç ana temaya ulaşılmıştır. Niceliksel araştırmada; girişim ve kontrol grubu arasında tutukluk ve fonksiyonel durum açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmaz iken (p>0.05); ağrı, anksiyete ve depresyona değişkenlerinin ileri analizinde girişim grubunun ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0.05). Sonuç: TDP uygulanan hastaların ameliyat sonrası fonksiyonel durumları zamanla iyileşme gösterse de erken dönemde yaşadıkları şiddetli ağrı, yürüyememe endişesi, düşme korkusu ve yakınlarına bağımlı olma onları aksiyete ve depresyona yatkın duruma getirmektedir. Hastalar, yaşadıkları güçlüklerle başetmede yetersiz kalabilmekte ve çok boyutlu bakıma gereksinim duymaktadırlar. Roy Uyum Modeli'ne göre yapılandırılmış sürekli bakımın hastaların gereksinim duydukları destek ve bakımı almalarını sağladığı belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler: Total Diz Protezi, Roy Uyum Modeli, Sürekli Bakım, Niteliksel Araştırma, Yarı Deneysel Araştırma, Ağrı, Fonksiyonel Durum, Anksiyete, Depresyon

AnksiyeteDepresyonDiz eklemi+7
Ayşegül Savci
Bingol University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Psikiyatri kliniğinde hastaların şiddet riskini değerlendirme aracı "Broset Violence Checklist (BCV)" Türkçeye uyarlanması: geçerlik ve güvenilirlik çalışması

Amaç: Bu araştırmanın amacı "Brøset Vıolence Checklıst (BVC)" şiddet riskini değerlendirme aracını Türkçe'ye uyarlamak, geçerlik ve güvenilirliğini yapmaktır. Yöntem: Metodolojik bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini Şubat-Temmuz 2015 tarihleri arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Erişkin Ruh Sağlığı Hastalıkları kliniğinde yatan 126 hasta oluşturmuştur. Veriler Brøset Vıolence Checklıst, Açık Agresyon Ölçeği ve sosyo-demografik bilgi formu ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı/yüzde, Kendall uyuşum katsayısı, ROC analizi, Mann- Whitney U analizi, korelasyon analizi, Ki-kare analizi, Cohen Kappa, Kuder Richardson-20 analizleri kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma süresince 25 hastada 47 şiddet epizodu gözlenmiştir. BVC' nin ROC analiz sonucunda duyarlılığı 0.680 ila 0.880 arasında, özgüllüğü 0.990 ila 1.000 arasında bulunmuştur. EAA'sı 0.700 - 0.800 arasında bulunmuş olup, ölçeğin kabul edilebilir düzeyde ayrıma sahip olduğu belirlenmiştir. BVC toplam puanı için 2 kesme noktasının 24 saat içindeki şiddeti öngörmede uygun bir değer olduğu belirlenmiştir. BVC den aldıkları toplam puanlara göre şiddet davranışı olan ve şiddet davranışı olmayan hastalar arasında yapılan Mann Whitney U ve Ki-kare analizleri sonucu istatiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. BVC'nin güvenirliğinin incelenmesi için yapılan Cohen Kappa katsayısı 0.93 bulunmuştur. Sonuç ve Öneriler: Brøset Violence Cheklist (BVC) psikiyatri kliniğinde yatan hastalarda şiddet riskinin belirlenmesinde kullanılabilecek geçerlik ve güvenilirliği kanıtlanmış önemli bir değerlendirme aracıdır. Hastalardaki şiddetin önlenmesi ve etkili yönetilmesi için yataklı psikiyatri kliniklerinde kullanılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Psikiyatri Kliniği, Yatan Hasta, Şiddet Riski, Geçerlik, Güvenilirlik

Güvenilirlik ve geçerlilikHastaneye yatırmaPsikiyatri+3
Gülşen Moursel
Bingol University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin kalıcı üriner kateterizasyonda mesane egzerzisine ilişkin uygulama ve görüşleri

Amaç: Bu çalışma hemşirelerin kalıcı üriner kateterizasyonu sonlandırmadan önce mesane egzersizine ilişkin uygulama ve görüşlerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Kesitsel-tanımlayıcı tipteki çalışmanın evrenini, Ege bölgesindeki bir ilde yer alan iki farklı kurumda dahili, cerrahi ve yoğun bakım ünitelerinde çalışan 397 hemşire, örneklemini ise 01 Ağustos-20 Kasım 2016 ile tarihleri arasında bu kliniklerde çalışan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 280 hemşire oluşturmuştur. Verilerin değerlendirilmesinde ortalama, sayı, yüzde ve Ki-Kare testi kullanılmıştır. Bulgular: Hemşirelerin yaş ortalaması 29.98±7.44, meslekte toplam hizmet süresi 8.31±6.58 yıldır. Hemşirelerin %65.7'sinin mesane egzersizi yaptığı, egzersizi yapanların sadece %40.2'sinin her zaman yaptığı belirlenmiştir. Hemşirelerin %2.5'i üriner kateteri çıkarmadan 10 saat önce mesane egzersizine başladıklarını, %26.8'i 2 saat kateteri klempli tuttuğunu, hemşirelerin yarısının (%50.7) kateteri 15 dakika süreyle serbest drenaja bıraktıkları, %30.0'u 3 kez klempleme/serbest drenaj tekrarı yaptığını belirtmiştir. Hemşirelerin yaş ve toplam hizmet süresine göre mesane egzersizi yapma arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır (p<0.05). Hemşirelerin çalıştığı hastaneye ve kliniğe göre mesane egzersizine başlama ve kateteri klempli tutma süresi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Hemşirelerin yarısından fazlasının mesane egzersizi yaptığı, mesane egzersizi konusundaki uygulamalarının çalıştığı hastaneye, kliniğe, hizmet süresine, mesane egzersizi eğitimi alma durumuna göre önemli farklılıklar gösterdiği belirlenmiştir.

Hasta eğitimiHemşirelerHemşirelik araştırmaları+6
Fatma Yılmaz
Bingol University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Hypnobirthing felsefesine dayalı verilen hemşirelik bakımının doğum korkusuna, ağrısına, süresine, memnuniyetine ve maliyetine etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, doğum eyleminde HypnoBirthing felsefesine dayalı olarak verilen destekleyici hemşirelik bakımının kadının doğum korkusuna, ağrısına, süresine, memnuniyetine ve maliyetine etkisini incelemektir. Yöntem: Araştırma, pre-post ve kontrol gruplu, tek kör, randomize kontrollü deneysel bir çalışmadır. Çalışma, girişim (n=30) ve kontrol grubu (n=30) olmak üzere toplam 60 doğum sürecinde olan nullipar kadınla ile yürütülmüştür. Girişim grubuna Hypnobirthing Felsefesine dayalı destekleyici hemşirelik bakımı uygulanmıştır. Veriler girişim öncesinde, doğum süreci boyunca ve doğum sonunda toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde bağımsız gruplarda t testi, tekrarlı ölçümlerde çok yönlü varyans analizi, tekrarlı ölçümlerde tek yönlü varyans analizi, Bonferroni düzeltmeli eşleştirilmiş t-testi ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Girişim ve kontrol grubunda yer alan kadınların doğum korkusu ve ağrısı puan ortalamaları arasında grup, zaman ve grup*zaman etkileşimi açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0.05). Girişim ve kontrol grubunda yer alan kadınların latent, aktif, geçiş fazları ve toplam doğum süresi puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p< 0.05). Ayrıca Girişim ve kontrol grubunda yer alan kadınların doğum deneyiminden memnuniyet, destekleyici bakım algısı ve doğum maliyeti puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p< 0.05). Sonuç: Hypnobirthing felsefesine dayalı destekleyici hemşirelik bakımı kadınların doğum korkusu, ağrısı, süresini kısaltmada ve doğum deneyiminden memnuniyet ile doğum desteği algısını arttırmada etkili bir bakım modelidir. Ayrıca doğum sürecinin maliyetini düşürmede etkilidir. Bu nedenle bu programın doğum eyleminde kullanılması önerilir. Anahtar Sözcükler: Destekleyici bakım, Hypnobirthing felsefesi, Doğumdan memnuniyet, Doğum maliyeti.

AnksiyeteAğrıDoğum+6
Elif Uludağ
Bingol University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Kanıtı uygulamaya dönüştürme modeli ile yoğun bakım hastalarına verilen bakımın santral venöz kateter ilişkili enfeksiyonların önlenmesinde etkisi

Amaç: Kanıtı Uygulamaya Dönüştürme Modeli ile santral venöz kateter bakım paketi uygulanarak verilen hemşirelik bakımının, hastaların santral venöz kateter ilişkili kan dolaşımı enfeksiyonu hızı, hemşirelerin katetere erişim sayısı ve kanıta dayalı kılavuz bilgisi, katetere yönelik hemşirelik girişimlerinde ve kateter yerleştirme sürecinde kılavuz önerilerine uyum ve hemşirelerin kanıta dayalı hemşireliğe yönelik tutumu üzerine etkisini incelemektir. Yöntem: Yarı deneysel benzer olmayan gruplarda son test kontrol gruplu tasarım kullanılan araştırma, üniversite ile birlikte kullanımı olan bir eğitim ve araştırma hastanesinde Ocak 2015-Eylül 2016 arasında yapılmıştır. Araştırma süresince yoğun bakım ünitesinde yatan, santral venöz kateter uygulanan ve örnekleme alınma ölçütlerini karşılayan tüm hastalar örnekleme alınmıştır. Bakım paketi, eğitim, el hijyeni ve aseptik teknik, maksimum steril bariyer önlemleri, kateter yerleştirme arabası ve hemşirelik bakım yönetimi protokolünden oluşmuştur. Veriler, Hasta Veri Toplama Formu, Hemşirelerin Kılavuz Bilgilerini Değerlendirme Testi, Katetere Yönelik Hemşirelik Girişimlerinde ve Kateter Yerleştirme Sürecinde Kılavuz Önerilerine Uyumu Değerlendirme Gözlem Formu ve Kanıta Dayalı Hemşireliğe Yönelik Tutum Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, bağımsız gruplarda t-testi, Mann Whitney U testi, bağımlı gruplarda t-testi, ki-kare testi, %95 güven aralığı ile hız oranı ve rölatif risk kullanılmıştır. Bulgular: Kontrol grubunda 6566 ve girişim grubunda 4555 kateter günü değerlendirilmiştir. Hastaların santral venöz kateter ilişkili kan dolaşımı enfeksiyonu hızının kontrol grubunda 3.35/1000 kateter gününden girişim grubunda 2.85/1000 kateter gününe anlamlı düzeyde düştüğü bulunmuştur (p=.042). Hemşirelerin katetere erişim sayısının girişim grubunda kontrol grubuyla karşılaştırıldığında anlamlı olarak düştüğü belirlenmiştir (p<.001). Hemşirelerin kılavuz bilgisinin eğitim sonrasında (70.80±12.26) öncesine göre (48.20±14.66) anlamlı olarak yüksek olduğu saptanmıştır (p<.001). Girişim grubunda kontrol grubuna göre; katetere yönelik hemşirelik girişimlerinde ve kateter yerleştirme sürecinde kılavuz önerilerine uyumun, katetere erişimde erişim yerlerini dezenfektanla silme ve aseptik tekniği sürdürme gibi birçok girişimde anlamlı düzeyde yüksek olduğu (p<.05), öncesinde ve sonrasında el hijyeni uygulama gibi bazı girişimlerde ise anlamlı farklılık olmadığı (p>.05) belirlenmiştir. Hemşirelerin kanıta dayalı hemşireliğe yönelik tutumunun zamana göre anlamlı olarak yükseldiği bulunmuştur (0. ayda 59.87±7.23, 6. ayda 63.79±7.24, p<.001). Sonuç: Kanıtı Uygulamaya Dönüştürme Modeli ile santral venöz kateter bakım paketi uygulanarak verilen hemşirelik bakımının sonuç ölçümleri üzerinde etkili olduğu görülmüştür. Kılavuz önerilerine uyumun daha da yükseltilmesi için engellerin incelenmesi önerilir. Anahtar Sözcükler: Santral venöz kateter, kateter ilişkili enfeksiyon, enfeksiyon kontrol, kanıta dayalı uygulama, hasta bakım paketleri, hemşirelik, yoğun bakım

EnfeksiyonEnfeksiyon kontrolüHasta bakımı+7
Deniz Şanlı
Bingol University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelik öğrencilerine verilen kanıt temelli ateş yönetimi eğitiminin etkinliği

Amaç: Bu araştırma, hemşirelik öğrencilerinde ateş yönetimi hakkında verilen kanıt temeli eğitimin etkinliğini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırma pre-post test eşleşmemiş grup modelinde yarı deneysel bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini bir hemşirelik fakültesinde bahar döneminde 3. Sınıf Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları hemşireliği dersi alan gönüllü 110 öğrenci oluşturmuştur. Veriler araştırmacı tarafından geliştirilen Sosyo-Demografik Veri Toplama Formu ve Öğrencilerin Kanıt Temelli Ateş Yönetimine İlişkin Bilgi Düzeylerini Değerlendirme Formu ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik ve ortalama, Shapiro-Wilk normallık testi, t testi, Mann-Whitney U testi, korelasyon analizi, regresyon analizi, güç ve etki büyüklüğü kullanılmıştır. Bulgular: Girişim ve kontrol grubunun ön test-son test puan farkları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (U=635.000, p=0.000). Eğitim programı ile ateş bilgisi puan ortalaması arasında orta düzeyde, pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0.01). Eğitim programı ateş bilgi düzeyindeki artışın % 24.8'ini (R2=0.248) açıklarken, eğitim almak ateş bilgi düzeyini 0.498 kat (β=0.498) artırmaktadır. Çalışmanın gücü 0.99 ve etki büyüklüğü 0.12 olarak belirlenmiştir. Sonuç: Hemşirelik öğrencilerine verilen ateş yönetimiyle ilgili kanıt temelli eğitim, öğrencilerin bilgi düzeylerinin artmasını sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: Ateş Yönetimi, Hemşirelik Öğrencileri, Ateş, Hemşire, Eğitim

AteşHemşirelerHemşirelik+6
Ahmet Kömeağaç
Bingol University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Watson'ın bakım teorisine temellendirilmiş hemşirelik girişimlerinin, pediatri hemşirelerinin ağrı yönetiminde kanıta dayalı önerilere uyumlarına ve hasta sonuçlarına etkisi

Amaç: Bu projenin amaçları, Watson'ın İnsan Bakım Kuramı'na (İBK) temellendirilmiş hemşirelik girişimlerinin, pediatri hemşirelerinin ağrı yönetiminde kanıta dayalı önerilere uyumlarına ve hasta sonuçlarına etkisini incelemek ve Watson İBK'nın, kanıta dayalı uygulamayı kolaylaştırma girişimi olarak kullanılmasının hemşireler tarafından nasıl değerlendirildiğini tanımlamaktır. Yöntem: İki aşamada yürütülen araştırmanın; ilk aşaması, tek gruplu ön test-son test yarı deneysel tasarım; ikinci aşaması, nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik yaklaşım kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma, Sağlık Bakanlığı'na bağlı bir Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde bulunan çocuk dahiliye, çocuk cerrahi ve süt çocuğu kliniklerinde yürütülmüştür. Araştırmanın bağımlı değişkenleri olan "hemşirelerin kanıta dayalı önerilere uyumu ve çocukların ağrı düzeyleri" girişim sonrası 3, 6 ve 9. aylarda değerlendirilmiştir. Araştırma verilerinin analizinde, tanımlayıcı istatistikler, ki-kare ve tematik analiz yöntemleri kullanılmıştır. Bulgular: Kanıta dayalı kılavuz önerilerine uyumu arttırmak için kullanılan stratejilerin uygulanması sonrasında, hemşirelerin çocuk hastada ağrı değerlendirme ve yönetiminde kanıta dayalı önerilere uyum ile ağrı yönetiminde ağrı kesici ilaç uygulama ve ilaç dışı girişimlerin hemşirelik uygulamalarının kullanımı anlamlı olarak artmıştır. Çocukların ağrı düzeylerinde girişim sonrasında anlamlı bir fark saptanmamıştır. Sonuç: Çocuk hastada ağrı değerlendirme ve yönetiminde İBK'na temellendirilmiş hemşirelik girişimleri ile birlikte çok yönlü girişimlerin kullanılması hemşirelerin kanıta dayalı uygulama önerilerinin uyumunu sağlamada kullanılabilecek etkili yaklaşımlardır. İnsan Bakım Kuramı'na temellendirilmiş bakım uygulamaları ile ilgili yapılacak çalışmalar hem sağlık profesyonellerine hem kuruma yönelik olarak planlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, ağrı değerlendirme, ağrı yönetimi, çocuk hasta, kanıta dayalı uygulama, İnsan Bakım Kuramı

AğrıAğrı yönetimiAğrı ölçümü+6
Yeliz Akatın
Bingol University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

İntravenöz kan alınan yetişkin hastalarda vibrasyon uygulamasının ağrı ve anksiyete üzerine etkisi

Amaç: Bu araştırma periferal intravenöz kan alınan yetişkin hastalarda vibrasyon uygulamasının ağrı şiddeti ve anksiyete düzeyine etkisini incelemek amacıyla yarı-deneysel, tanımlayıcı olarak planlanmıştır. Yöntem: Araştırmanın verileri Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Merkez Laboratuvarı Kan Alma Birimi' nde 01.06.2016-30.06.2016 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırmanın örnekleminde 18-82 yaş arasında olan toplam 401 hasta yer almıştır. Gelişigüzel yöntemle seçilen 204 hasta uygulama, 197 kişi kontrol grubunu oluşturmuştur. Araştırma verileri "Görsel Kıyaslama Ölçeği" ve "Durumluk Kaygı Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Kan alma işlemi sefalik, bazilik ve elin dorsal yüzündeki venler tercih edilerek birimdeki hemşireler tarafından gerçekleştirilmiştir. Uygulama grubunda vibrasyon aracı olarak Buzzy® cihazı kullanılmıştır. Kontrol grubu hastalarda ise standart kan alma prosedürü uygulanmıştır. Ağrı puanları ve anksiyete düzeyleri araştırmacı tarafından hesaplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; ki-kare, Mann-Whitney-U ve Kruskall Wallis analizleri uygulanmıştır. Bulgular: Araştırma bulgularına göre; yetişkin hastalarda periferal intravenöz kan alma işlemi sırasında vibrasyon uygulamasının girişim sırasında hissedilen ağrıya (p=0.44) ve anksiyete düzeyine (p=0.718) etkisinin istatiksel olarak anlamlı olmadığı saptanmıştır. Sonuç: Yetişkin bireylerde kan alma işlemi sırasında vibrasyon uygulamasının hissedilen ağrı şiddetine ve anksiyete düzeyine etkisinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı, fakat alternatif bir yöntem olarak hastaya sunulabileceği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: periferal intravenöz kan alma, vibrasyon, ağrı, anksiyete

AnksiyeteAğrıHemşirelik+4
Seda Düztepeliler
Bingol University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Kemoterapi alan hastalarda oral mukozit gelişme sıklığı ve risk faktörlerinin incelenmesi

Amaç: Kemoterapi alan hastalarda oral mukozit gelişme sıklığı ve risk faktörlerini belirlemek üzere yapılmış tanımlayıcı bir çalışmadır. Yöntem: Araştırmaya, örnekleme dâhil olma kriterlerine uygun 150 hasta seçilmiş ve araştırma verileri her bir hastayla yüz yüze görüşülerek toplanmıştır. Hasta kemoterapi kürünü almaya geldiğinde (0.gün) "Hasta Tanılama Formu" kullanılarak bilgileri alınmış, ağız içi "Ağız Mukozasını Değerlendirme Formu" ile değerlendirilmiştir. Hasta diğer kürünü almaya geldiği 14. günde "Hasta Tanılama Formu-2" ile gerekli bilgileri tekrar alınmış, ağız içi "Ağız Mukozasını Değerlendirme Formu" ve ağız içi ağrı durumu da "Sayısal Ağrı Ölçeği" ile değerlendirilip veriler tekrar toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, Ki-Kare testi ve Lojistik Regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Oral mukozit başlangıç günü 4.16 ± 2.13 gün, bitiş günü 8.72 ± 2.32 gün olarak tespit edilmiştir. Hastaların ağız bakımı yapma sıklığı ile oral mukozit gelişimi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu (p<0.05) bulunmuştur. Yapılan regresyon analizine göre önceki kanser tedavilerinde mukozit gelişme durumunun oral mukozit gelişimini 5.76 kat arttırdığı belirlenmiştir. Ağız bakım eğitimi alma durumu incelendiğinde ise ağız bakım eğitimi almanın oral mukozit gelişme riskini 2.49 kat arttırdığı tespit edilmiştir. Sonuç: Kemoterapi alan hastalarda ağız bakımı yapma sıklığının mukozit gelişimini azalttığı, mukozit öyküsü varlığının ve ağız bakım eğitimi almasının oral mukozit için risk faktörü olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Oral mukozit, risk faktörleri, kemoterapi, ağız bakımı.

AğızAğız hastalıklarıOral hijyen+3
Gizem Göktuna
Bingol University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Hata raporlama kültürünün oluşturulmasına yönelik stratejilerin geliştirilmesi ve etkinliğinin değerlendirilmesi

Amaç: Bir eğitim ve araştırma hastanesinde hata raporlama kültürünün oluşturulmasına yönelik stratejilerin geliştirilmesi ve etkinliğinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırma, İzmir'de bir eğitim ve araştırma hastanesinde tüm birimlerde, 2012-2017 yılları arasında yürütülmüştür. İki aşamadan oluşan araştırmanın nicel aşaması; tek grup, girişim öncesi-sonrası değerlendirme modelinin kullanıldığı yarı deneysel; nitel aşama ise tanımlayıcı nitel araştırma yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Bu araştırmanın girişimlerini; eğitim verme, afiş ve poster asma, sosyal paylaşım ağı kullanımı, bildirim sistemi revizyonu ve hasta güvenliği sempozyumu stratejileri oluşturmuştur. Çalışmada veri toplama aracı olarak; sosyodemografik ve çalışma özellikleri formu, Tıbbi Hatalarda Tutum Ölçeği, olay/hata bildirimi analiz formu, düşme bildirim formu ve yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Araştırmanın girişim sonrası örneklemini, girişim öncesi ölçümlerle eşleşen toplam 401 kişi oluşturmuştur. Nitel aşamada ise 13 sağlık çalışanı ile derinlemesine bireysel görüşme yapılmıştır. Veriler, tanımlayıcı istatistikler, bağımlı gruplarda iki eş arasındaki farkın önemlilik testi ve içerik analizi yöntemleriyle değerlendirilmiştir. Bulgular: Sağlık çalışanlarının tıbbi hata tutumlarının girişim öncesi ile girişim sonrası yapılan ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Çalışmanın yürütüldüğü kurumda yapılan tıbbi hata bildirimlerinin, girişim sonrası ilk altı ayda yükseldiği ve ikinci altı ayda ise bu yükselmenin devam ettiği belirlenmiştir. En fazla bildirim yapılan tıbbı hata türlerinden ilaç olayı bildirimlerinin, girişim öncesi altı aylık bildirimlere göre, girişim sonrası ilk altı ayda 15 kat; girişim sonrası ikinci altıncı ayda, girişim öncesine göre 30 kat artığı saptanmıştır. Çalışmanın yürütüldüğü kurumda yapılan tıbbi hata bildirimlerinin bir yıl sonunda öncesine göre yaklaşık 10 kat arttığı bulunmuştur. Nitel aşamada ise; tıbbi hataların bildiriminde engel konusu olan korku kültürünün ortadan kaldırılmasına yönelik eğitim/bilgilendirme, yöneticilerden beklentiler ve kolaylaştırıcı girişimler olmak üzere üç ana tema belirlenmiştir. Sonuç: Hata raporlama kültürünün oluşturulmasına yönelik stratejilerin geliştirilmesi ve etkinliğinin değerlendirilmesi kapsamında uygulanan çoklu stratejiler sağlık çalışanlarının tıbbi hata tutumlarını olumlu yönde etkilemiş ve hata raporlama oranında artış sağlamıştır. Ayrıca katılımcıların korku kültürünün ortadan kaldırılmasına yönelik görüşleri, bu çalışmanın stratejileri ve gelecek çalışmalar açısından yol gösterici olmuştur. Anahtar Sözcükler: Hemşirelik, tıbbi hata, tutum, hasta güvenliği, olay raporlama

Hasta güvenliğiHastanelerHemşireler+6
Ecem Aydeniz
Bingol University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Stomalı bireylere sağlık inanç modeline göre evde uygulanan hemşirelik girişimlerinin hasta bakım sonuçlarına etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı stomalı bireylere Sağlık İnanç Modeli'ne temellendirilmiş evde uygulanan hemşirelik girişimlerinin hasta bakım sonuçlarına etkisini incelemektir. Yöntem: Araştırma iki aşamada gerçekleştirilmiştir. İlk aşama stomalı bireylerin evde bakım gereksinimlerini belirlemek için yapılan kalitatif çalışmadır. Toplam 12 stomalı bireyle görüşülmüştür. Veriler yarı yapılandırılmış görüşme formu ile toplanmıştır ve içerik analizi ile değerlendirilmiştir. İkinci aşamada ön test son test kontrol gruplu yarı deneysel tasarım kullanılmıştır. Araştırma deney grubunda 30, kontrol grubunda 31 stomalı bireyle tamamlanmıştır. Veri toplama formu olarak sosyodemografik özellikler bilgi formu, Stoma Yaşam Kalitesi Ölçeği, Ostomi Uyum Ölçeği ve Pittman Komplikasyon Şiddet İndeksi kullanılmıştır. Verilerin analizinde Friedman testi, iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi, ki kare ve regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Stomalı bireylerin evde bakım gereksinimleri ve stoma yönetimine yönelik davranışları sürdürmede algıladıkları engeller sırasıyla "günlük yaşamdaki kısıtlılıklar'', '' stomaya uyum sürecini etkileyen faktörler'', '' sağlık personeline duyulan gereksinim'' ve '' duygusal etkiler'' olarak 4 temadan ve bunlarla ilişkili alt temalardan oluşmuştur. Evde uygulanan hemşirelik girişimleri sonrası deney grubundaki bireylerin stomaya uyumları ve komplikasyon görülme oranları ve maliyet ortalamaları arasında anlamlı fark saptanmışken(p<.05); yaşam kalitesi puan ortalamalarında kontrol grubuna göre anlamlı fark saptanmamıştır (p>.05). Sonuç: Bu çalışmanın sonuçları doğrultusunda stomalı bireylerin evde bakımının desteklenmesi için Sağlık İnanç Modeli bileşenlerinin temel alındığı girişimlerin planlanması ve bireylerin taburcu olduktan sonra da evde takip edilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Stoma, Sağlık İnanç Modeli, evde bakım, hemşirelik.

Hasta bakımıHasta bakımı-hastane sonrasıHemşireler+6
Burcu Cengiz
Bingol University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Diyabet hastalarına sağlık inanç modeline göre evde uygulanan hemşirelik girişimlerinin hasta bakım sonuçlarına etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı diyabet hastalarına Sağlık İnanç Modeli'ne göre evde uygulanan hemşirelik girişimlerinin hasta bakım sonuçlarına etkisini belirlemektir. Yöntem: Araştırma iki aşamada gerçekleştirilmiştir. İlk aşama diyabetlilerin evde bakım gereksinimleri ve algıladıkları engelleri belirlemek için yapılan niteliksel çalışma olup; 15 tip 2 diyabetli bireyle görüşülmüştür. Veriler yarı yapılandırılmış görüşme formu ile toplanmış ve içerik analizi ile değerlendirilmiştir. İkinci aşama deneysel (randomize kontrollü, tek kör) çalışma tipinde yürütülmüş olup; deney grubunda 42, kontrol grubunda 39 diyabetli bireyle tamamlanmıştır. Veri toplama formu olarak Diyabet Hastaları İçin Veri Toplama Formu, Metabolik Kontrol Veri Formu, Diyabet Hastalarında Sağlık İnanç Modeli Ölçeği ve Tip 2 Diyabet Hastalarında Diyabet Yönetimine İlişkin Özetkililik Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde ki kare testi, Friedman testi, varyans analizi ve regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Diyabetli bireylerin evde bakım gereksinimleri ve diyabetin yönetimine yönelik davranışları sürdürmede algıladıkları engeller sırasıyla "diyabetle ilgili bilgi eksikliği", "diyabeti kabullenememe", "diyete ve egzersize uyumsuzluk", "sağlık hizmetine yönelik sorunlar", "korku" ve "aile ve sosyal çevrenin etkisi" olarak altı temadan ve bunlarla ilişkili alt temalardan oluşmuştur. Evde uygulanan hemşirelik girişimleri sonrası deney grubundaki bireylerin kontrol grubuna göre hastalığın öz yönetimine ilişkin duyarlılık, ciddiyet, yarar, sağlıkla ilgili önerilen aktiviteler ve özetkillik algıları artmış, engel algıları azalmıştır (p<.05). Tokluk kan şekeri düzeyi istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azalmış (p<.05); HbA1c, açlık kan şekeri, beden kütle indeksi ve kan basıncı düzeylerinde ise gruplar arası anlamlı fark saptanmamıştır (p>.05). Hastaneye başvurma sıklığı ve maliyet ortalamaları ise anlamlı düzeyde azalmıştır (p<.05). Sonuç: Diyabetin öz yönetim becerilerinin geliştirilmesinde hastalığa ilişkin algıların belirlenerek, bireysel gereksinimlerine göre diyabetlilere evde hemşirelik girişimleri sunulması ve periyodik kontrol önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Diyabet, Sağlık İnanç Modeli, evde bakım, hemşirelik.

Diabetes mellitusHasta bakımıHasta bakımı-hastane sonrası+5
Dilay Açıl
Bingol University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakım hemşirelerinin bakım davranışları ve bakım verici rollerine ilişkin tutumlarının değerlendirilmesi

Bu araştırmada yoğun bakım hemşirelerinin bakım davranışları ve bakım verici rollerine ilişkin tutumları değerlendirilmiştir. Çalışmanın başlayabilmesi için kullanılan ölçeklerin sahiplerinden e-posta aracılığıyla izin alınmıştır. Fenerbahçe Üniversitesi etik kurulundan onay alınmıştır. Çalışmanın yapıldığı kurumdan izin ve katılımcılardan onay alınmıştır. Araştırma İstanbul'da bulunan özel bir hastane gurubu bünyesinde Mart 2023-Mayıs 2023 tarihleri arasında 191 yoğun bakım hemşiresi üzerinde gerçekleştirilmiştir. Veriler araştırmacı tarafından hazırlanan 'Hemşire Tanımlayıcı Formu', ''BDÖ-24(Bakım Davranışları Ölçeği)'' ve ''HBRTÖ (Hemşirelerin Bakım Verici Rolüne İlişkin Tutum Ölçeği)'' kullanılarak toplanmıştır. Verilerin toplanmasında onam formu, hemşire tanıtım ve bilgi formu ve ölçekler Google form şeklinde hemşirelerle paylaşılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler bilgisayar ortamında SPSS 22.0 istatistik programı aracılığıyla değerlendirilmiştir. Araştırmaya katılan hemşirelerin tanımlayıcı özelliklerinin belirlenmesinde frekans ve yüzde analizlerinden, ölçeğin incelenmesinde ortalama ve standart sapma istatistiklerinden faydalanılmıştır. Araştırma değişkenlerinin normal dağılım gösterip göstermediğini belirlemek üzere Kurtosis (Basıklık) ve Skewness (Çarpıklık) değerleri incelenmiştir. Araştırmamızda hemşirelerin bakım davranışları ölçeği'nden aldıkları toplam puan ortalaması 5,464±0,488 ve hemşirelerin bakım verici rolüne ilişkin tutum ölçeği toplam puan ortalaması 4,393±0,606 olarak bulunmuştur. Bakım davranışları ölçeği toplam puanı ve alt boyut puan ortalamaları ile hemşirelerin bakım verici rolüne ilişkin tutum ölçeği toplam puanı ve alt boyut puan ortalamaları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Araştırmada hemşirelerin bakım davranışları iyi düzeyde olduğu ve bakım verici rollerine ilişkin tutumlarının artmasıyla bakım davranışlarının da arttığı görülmüştür. Sonuç olarak hemşirelere tutumlarını olumlu yönde etkileyecek hizmet içi eğitimlerin planlanması ve sonrasında bakım davranışlarının tekrar değerlendirilmesi önerilmektedir.

Hasta bakımıHemşirelik bakımıTutumlar+1
Murat Can Cırık
Fenerbahce University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Manevi dayanıklılık ölçeğinin onkoloji hastaların Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması

Araştırma Manevi Dayanıklılık Ölçeği'nin onkoloji hastalarında Türkçe toplumundaki geçerlik ve güvenirliğini belirlemek için metodolojik olarak gerçekleştirilmiştir. Gerekli tüm izinler alındıktan sonra veriler Onkoloji Hastanesi kemoterapi ünitesinde Nisan-Haziran 2023 tarihinde 148 hastadan elde edilmiştir. Verilerin toplanmasında, "Hasta Tanılama Formu" ve "Manevi Dayanıklılık Ölçeği" kullanılmıştır. İstatistiksel analizlerinde; dil geçerliği, kapsam geçerliği, yapı geçerliği, çarpıklık ve basıklık analizi, güvenirlik analizleri, test-tekrar test analizi, yakınsak ve ayrışma geçerliği testleri kullanılmıştır. Dil geçerliği için dil çevirisi, kapsam geçerliği için de uzman görüşü alınmıştır. Yapı geçerliği için Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) kullanılmıştır. Ölçeğin DFA bulguları Chi-Square/df=4,30, RMSEA=0,06, GFI=0,90, CFI=0,90 ve RMR=0,02 olarak bulunmuştur. DFA sonuçları, uyum iyiliği indeks değerlerinin literatürde önerilen aralıklar içinde olduğunu ortaya koymuştur. Güvenirlik analizleri sonucuna göre ölçeğin Cronbach Alfa katsayısı 0,857, alt boyutlarının değerleri de 0,805-0,823 arasında bulunmuştur. Toplam madde korelasyon değerlerinin 0,446-0,700 arasında değişim gösterdiği belirlenmiştir. Ölçekte yer alan değişkenlerin yapı geçerliğini test edebilmek için Yapı Güvenirliği (CR) ve Ortalama Açıklanan Varyans (AVE) değerleri bakılmıştır. Ölçeğin CR değerleri 0,803-0,865 arasında, AVE değerleri ise 0,535-0,632 arasında bulunmuştur. Çalışmamızda ölçeğin değişmezliğini değerlendirmek için test-tekrar test uygulanmıştır. Bu ölçümler arasında uyuma ilişkin ICC (Intraclass Correlation Coefficient) değerlerine bakılmıştır. ICC değerleri 0,888 ile 0,902 arasında yüksek bulunmuş ve test-tekrar test değerleri arasında fark olmadığı saptanmıştır. Sonuç olarak Manevi Dayanıklılık Ölçeği'nin onkoloji hastaları için geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Geçerlik-güvenirlik, maneviyat, manevi dayanıklılık, onkoloji, ölçek

Funda Cantaş
Fenerbahce University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Ayaktan kemoterapi alan kanser hastalarında kullanılan sanal gerçeklik gözlüğünün anksiyete ve tedaviye uyuma etkisinin değerlendirilmesi

Araştırma, ayaktan kemoterapi alan kanser hastalarında kullanılan sanal gerçeklik gözlüğünün anksiyete ve tedaviye uyuma etkisinin değerlendirilmesi amacıyla randomize kontrollü olarak gerçekleştirildi. Bir araştırma hastanesinde ayaktan kemoterapi ünitesinde 1 Nisan- 31 Eylül 2023 tarihleri arasında 21 günde bir intravenöz kemoterapi tedavisi alan 15 deney, 15 kontrol grubu olmak üzere toplam 30 hasta çalışmanın örneklemini oluşturdu. Araştırma verileri Hasta Bilgi Formu, Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ), Kronik Hastalıklara Uyum Ölçeği (KHUÖ) ve Sanal Gerçeklik Gözlüğü kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde bağımsız gruplarda kategorik değişkenlerin oranları arasındaki farklar Ki-Kare testleri ile analiz edildi. İki bağımsız grup arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında t-testi kullanıldı. Grup içi ölçümlerin karşılaştırılmasında bağımlı gruplar t-testi kullanıldı. Araştırma hakkında bilgi verdikten sonra her iki gruptaki hastalara ön-test uygulandı. Deney grubundaki hastalara 3 kür kemoterapi tedavisi boyunca sanal gerçeklik gözlüğü ile 3 farklı video izletildi, 3. kür sonunda iki gruba da son test uygulandı. Hastaların gruba göre anksiyete son-test ölçümleri anlamlı farklılık gösterdi (t(28)=3.132; p=0.004<0,05). Kontrol grubunda anksiyete son-test ölçümleri (x̄=12,067), deney grubunda anksiyete son-test ölçümlerinden (x̄=6,667) yüksek bulundu. Hastaların gruba göre kronik hastalıklara uyum toplam son-test ölçümleri anlamlı farklılık gösterdi (t(28)=-3.687; p=0.001<0,05). Deney grubunda kronik hastalıklara uyum toplam son-test ölçümleri (x̄=98,400), kontrol grubunda kronik hastalıklara uyum toplam son-test ölçümlerinden (x̄=87,067) yüksek bulundu. Ayaktan kemoterapi alan kanser hastalarında kullanılan sanal gerçeklik gözlüğünün anksiyeteyi azaltıp tedaviye uyumu arttığı saptandı. Anahtar Kelimeler: Anksiyete, kemoterapi, sanal gerçeklik, tedaviye uyum

Onkolojik hemşirelik
Gözde Öz
Fenerbahce University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Onkoloji kliniklerinde çalışan hemşirelerin psikolojik dayanıklılık durumlarının değerlendirilmesi

Bu araştırma onkoloji kliniklerinde görev yapan hemşirelerin psikolojik dayanıklılık düzeyleri ve bu durumu etkileyebilecek olan sosyo-demografik değişkenler kapsamlı ve sistematik bir şekilde değerlendirilmiştir. Araştırmaya katılım göstermeleri için özel bir hastanede çalışan 117 onkoloji hemşiresinden araştırmaya katılımları için bilgilendirilmiş onam formu ile gerekli izin alınmıştır. Araştırma verilerini toplamak amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan "Demografik Bilgi Formu" ve Türkçe güvenilirlik ve geçerlilik çalışması Basım ve Çetin tarafından 2011 yılında yapılan Resilince Scale for Adults (RSFA-TR), Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeğinin Türkçe versiyonu uygulanmıştır. Elde edilen verilerin istatiksel analizi Statistical Package for the Social Sciences, Sosyal Bilimler için İstatistik Paket Programı (SPSS) 25.0 aracılığıyla yapılmıştır. Katılımcıların sosyo-demografik değişkenlerinin istatistiki verilerine betimsel istatistik modeliyle ulaşılmıştır. Gruplar arası farklılık olup olmadığını belirlemek amacıyla Mann Whitney U Testi ve Kruskall Wallis testi kullanılmıştır. Araştırmada, onkoloji hemşirelerinin psikolojik dayanıklılık düzeylerinin ortalama üzeri olduğu bulunmuştur. Kadın, yaşça büyük, öğrenim düzeyi yüksek, onkoloji kliniklerinde uzun süreli çalışan hemşirelerin psikolojik dayanıklılıklarının daha yüksek olduğu saptanmıştır. Çalışma pozisyonuna göre fark istatistiksel olarak anlamlı olmasa da sorumlu hemşirelerin genel olarak daha dayanıklı olduğu görülmüştür. Medeni durumun psikolojik dayanıklılık üzerinde anlamlı etkisi bulunamamıştır. Bu araştırma onkoloji hemşirelerinin psikolojik dayanıklılıklarını arttırmak için psikolojik destek, stres yönetimi eğitimi ve uygun çalışma koşulları sağlanması; yönetim desteği ve motivasyon artırıcı uygulamalarla bireysel ihtiyaçlara yönelik stratejiler geliştirilerek mesleki gelişim ve rehberlik süreçleri desteklenmesi gerektiğini göstermektedir.

Onkolojik hemşirelikPsikolojik sağlık
Taner Yıldız
Fenerbahce University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kolcaba'nın konfor kuramına göre temellendirilmiş hemşirelik eğitiminin anjiyografi sonrası yoğun bakımda hastaların konfor düzeyine etkisinin değerlendirilmesi

Bu teze konu olan alan araştırması, randomize kontrollü bağımsız iki grup arasında prospektif olarak yapılmıştır. Kolcaba'nın konfor kuramına göre temellendirilmiş hemşirelik eğitiminin anjiyografi sonrası yoğun bakımda hastaların konfor düzeylerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Etik kurul ve kurum onayının ardından 01.04.2023-31.07.2023 tarihleri arasında İstanbul Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin yoğun bakım ünitesinde koroner anjiyografi yapılan tüm hastalar çalışmanın evrenini, örneklemini ise dahil etme kriterlerini karşılayan 30 kontrol 30 girişim grubunda olmak üzere 60 hasta oluşturmuştur. Örneklem büyüklüğü "G. Power-3.1.9.2" ile belirlenmiştir. Veriler Hasta Tanılama Formu ve Genel Konfor Ölçeği Kısa Formu ile toplanmıştır. Girişim grubundaki hastalara koroner anjiyografi öncesinde Genel Konfor Ölçeği Kısa Formu uygulanarak işlem süreci hakkında eğitim verilmiştir. İşlem sonrası ölçek tekrar uygulanmıştır. Kontrol grubunda ise Genel Konfor Ölçeği Kısa Formu, işlem öncesinde ve sonrasında uygulanmıştır. Girişim grubunda verilen eğitim, literatür taranarak ve uzman görüşü alınarak oluşturulmuştur. Her iki grubun ön-test son-test puanlarının karşılaştırılmasında Wilcoxon İşaretli Sıralı Testi ve Mann Whitney U Testi kullanılmıştır. Genel Konfor Ölçeği Kısa Formu uygulanması sonrasında, girişim ve kontrol grubundaki hastaların almış oldukları puanlar arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunmuştur (z:-1,40 - p:,047). Genel puan ortalaması, girişim grubunda daha yüksek çıkmıştır. Araştırmanın sonucuna göre katılımcılara uygulanan anjiyografi öncesi eğitimin, anjiyografi sonrası yoğun bakımdaki konfor düzeyini arttırdığı tespit edilmiştir. Hemşirelerin eğitici rolleri göz önüne alınarak koroner anjiyografi öncesi hastalara eğitim verilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Eğitim, genel konfor, hemşirelik bakımı, koroner anjiyografi

Koroner anjiyografi
Zelal Çakın
Fenerbahce University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin bası yarası önleme konusundaki bilgi düzeyi ve tutumlarının değerlendirilmesi

Bası yarası, sık karşılaşılan bir doku hasarıdır ve toplum sağlığını etkileyen bir sağlık sorunudur. Hemşireler, bası yarasının önlenmesinde kritik roller üstlenmektedir. Bu çalışmanın amacı hemşirelerin bası yarasını önleme konusundaki bilgi düzeyi ve tutumları arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Çalışmaya İstanbul' da özel bir sağlık grubu bünyesinde görev yapan 337 hemşirenin katılım göstermiştir. Ulaşılan sonuçlara göre hemşirelerde bası yarası hakkında bilgi düzeyinin artmasına paralel olarak tutumların da olumlu yönde seyretmektedir. Hemşirelerin deneyiminin artması, bası yarasının önlenmesinde bilgi düzeyini artırmakta ve tutumların olumlu yönde gelişmesine katkıda bulunmaktadır. Hemşirelerin eğitim düzeyi arttıkça bası yarasının önlenmesine dair yeterlilik düzeyi artış göstermektedir. Çalışmada ulaşılan sonuçlar, yoğun bakım ünitelerinde görev yapan hemşirelerin bası yarasının yaygınlığının daha fazla olması nedeniyle diğer birimlerde görev yapan hemşirelere göre bası yarasının önlenmesi konusunda yeterlilik düzeyinin daha yüksek olduğunu ortaya koymuştur. Çalışmanın sonuçları 337 hemşirenin verdiği yanıtlarla sınırlıdır. Anahtar Kelimeler: Bası yarası, bilgi düzeyi, hemşire, hemşirelik bakımı, tutum.

Beyzagül İpek
Fenerbahce University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarının AIDS hakkında bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi

Bu araştırma hekim ve hemşirelerin AIDS hakkında bilgi ve tutumlarını değerlendirmek amacı ile yapılmıştır. Araştırma Şubat-Haziran 2024 tarihleri arasında bir kamu hastanesinde çalışan araştırmaya gönüllü olan, dahil etme kriterlerini karşılayan 175 hekim ve hemşire ile etik kurul ve kurum izni alındıktan sonra gerçekleştirilmiştir. Örneklem büyüklüğü G*Power 3.1.9.7 programı ile belirlenmiştir. Veriler Genel Bilgi Formu, AIDS Bilgi ve Tutum Ölçekleri aracılığıyla toplanmıştır. İstatiksel analizlerde; yüzdelikler, ortalamalar, t testi, One-Way ANOVA testi ve Pearson korelasyon testi kullanılmıştır. Çalışmada, hekim ve hemşirelerin AIDS bilgi ve tutum düzeyleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla basit doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Hekim ve hemşirelerin AIDS bilgi ölçeği puan ortalaması 13,11 (±3,63) ve tutum ölçeği puan ortalaması 49,95 (±10,51) olarak bulunmuştur. Bu sonuçlar, sağlık çalışanlarının genel olarak AIDS bilgisi ve tutum düzeylerinin orta seviyede olduğunu göstermektedir. Yapılan basit doğrusal regresyon sonuçları ise, AIDS bilgi ölçeği puanının, AIDS tutum ölçeği puanını anlamlı olarak yordadığını göstermiştir. Sosyodemografik değişkenlerle AIDS bilgi ve tutum düzeyleri arasındaki ilişkiye bakıldığında sadece cinsiyet değişkeni ile AIDS bilgi düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Araştırmanın sonucuna göre AIDS'e yönelik yüksek bilgi düzeyinin tutumların daha karmaşık hale gelmesine neden olduğu ayrıca tutumların oluşumu ve değişiminin bilişsel faktörlerin yanı sıra duygusal ve davranışsal faktörlerden de etkilendiği söylenebilir. Bu nedenle, bireylerin tutumlarını geliştirmek için sadece bilgiye değil, aynı zamanda duygusal ve davranışsal boyutlara da odaklanmak gerekir.

Rumeysa İper
Fenerbahce University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Tip 2 diyabet sıkıntı kaynaklarını değerlendirme ölçeğinin Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması (T2-DSKDÖ)

Bu araştırma, Tip 2 Diyabet Sıkıntı Kaynaklarını Değerlendirme Ölçeğinin Türk toplumuna uyarlanması, geçerlik ve güvenirliğinin belirlenmesi amacıyla metodolojik olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini, 1 Aralık 2023-31 Mart 2024 tarihleri arasında özel bir hastanenin yatan hasta servisleri ve diyabet polikliniğine başvuran 240 hasta oluşturmuştur. Veriler, "Hasta Tanılama Formu" ve Tip 2 Diyabet Sıkıntı Kaynaklarını Değerlendirme Ölçeği ile toplanmıştır. Ölçek; hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğüne ilişkin korkular), uzun süreli sağlık (diyabetin gelecekteki etkileriyle ilgili endişeler), kişilerarası sorunlar (aile ve sosyal ilişkilerde yaşanan zorluklar), sağlık hizmeti sağlayıcısı (sağlık çalışanları ile iletişimde yaşanan problemler), utanç/damgalanma (diyabet nedeniyle olumsuz toplumsal algılar), sağlık hizmetlerine erişim (tedaviye ulaşımda yaşanan güçlükler) ve yönetim talepleri (diyabetin günlük yönetiminin getirdiği zorluklar) olmak üzere toplam 7 alt boyuttan ve 21 maddeden oluşmaktadır. Zamana karşı değişmezliğini değerlendirmek amacıyla ölçek, 50 hastaya iki hafta arayla tekrar uygulanmıştır. Yapı geçerliği, DFA ile değerlendirilmiş; modelin iyi uyum sağladığı ve ölçek maddelerinin belirlenen faktör yapısına uygun olduğu görülmüştür. Güvenirlik analizlerinde, alt boyutlara ait Cronbach's Alpha değerleri 0,87-0,91 aralığında bulunarak ölçeğin yüksek düzeyde güvenilir olduğu belirlenmiştir. Madde-toplam korelasyon katsayıları 0,73-0,87 arasında değişmiş ve tüm maddelerin ilgili alt ölçeklere anlamlı katkı sağladığı saptanmıştır. Sonuç olarak, ölçek Türk toplumu için geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olarak değerlendirilmiştir.

Edanur Şevval Kara
Fenerbahce University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

65 yaş ve üzeri hipertansiyonu olan bireylerde sağlıklı yaşam biçimi davranışları ile sağlık okuryazarlığı ilişkisinin değerlendirilmesi

Bu tez çalışması 65 yaş ve üzeri hipertansiyonu olan bireylerde sağlıklı yaşam biçimi davranışları ile sağlık okuryazarlığı ilişkisine etkisini değerlendirmek amacı ile yapılmıştır. Bu araştırma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı desendedir. İstanbul ili Kadıköy ilçesinde bulunan özel bir hastanede Eylül 2024- Kasım 2024 tarihleri arasında 126 hipertansiyon hastası ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri, Kişisel Bilgi Formu, Sağlıklı Yaşam Biçimi Ölçeği 2 ve Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği aracılığı ile yüz yüze görüşülerek toplanmıştır. Çalışma verileri değerlendirilirken bağımsız gruplar için ki kare testi, varyans analizi, ortalama standart sapma incelenmiş p<0,05 istatistiksel açıdan anlamlı kabul edilmiştir. Araştırmada elde edilen sonuçlara göre 65 yaş ve üzeri hipertansiyon hastalarının sağlıklı yaşam biçimi davranışları ile sağlık okuryazarlığı arasında anlamlı negatif yönde ilişki olduğu saptanmıştır. Sağlık okuryazarlığı, bireylerin sağlık bilgilerini anlama, yorumlama ve bu bilgileri sağlıklı yaşam biçimi davranışlarına dönüştürmediğini ifade eder. Yetersiz sağlık okuryazarlığı, bireylerin sağlık hizmetlerine erişimini zorlaştırabilir ve kronik hastalıkların yönetimini olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle, sağlıklı yaşam biçimi davranışları ile sağlık okuryazarlığının artırılmasını sağlamak amacıyla hemşirelerin danışmanlık rolünün kullanılması önerilir. Anahtar Kelimeler: Hipertansiyon, sağlık okuryazarlığı, sağlıklı yaşam tarzı, yaşlanma

Kübra Günay
Fenerbahce University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

KOAH'lı bireylerde yorgunluk ve öz bakım yönetiminin değerlendirilmesi

DAHA SONRA DOLDURULACAKTIR

Anahtar kelimeAnahtar kelime çıkarımı
Helin Mirzaoğlu
Fenerbahce University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Ofis çalışanlarının Tip 2 diyabet, kardiyovasküler risk ve sağlıklı yaşam farkındalıklarının belirlenmesi

Araştırma, ofis çalışanlarının Tip 2 diyabet, kardiyovasküler risk ve sağlıklı yaşam farkındalıklarının belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı, kesitsel tipte planlanmıştır. Özel bir şirketin 161 çalışanı ile 04.10.2023-17.01.2024 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Veriler, Hasta Bilgi Formu, Fin Diyabet Risk Skoru, Kardiyovasküler Hastalık Risk Farkındalığı Değerlendirme Ölçeği ve Sağlıklı Yaşam Farkındalığı ölçeği ile elde edilmiş, SPSS 22,0 istatistik programı aracılığıyla değerlendirilmiştir. Çalışmamızda ofis çalışanlarının, %40,4'ünü 31- 40 yaş arasında, %56,5'inin erkek, %64,0'ünün evli, %53,4'ünün üniversite mezunu, %78,9'unun kronik hastalığının olmadığını, %35,4'ü birinci derece akrabalarında kalp hastalığının olduğu, düzenli ilaç kullananların %22,6'sı tansiyon ilacı kullandığı, %51,6'sının normal kilolu ve altı olarak değerlendirildirilmiştir. Çalışanların diyabet risk ortalaması 9,87±4,55, kardiyovasküler hastalık risk ortalaması 5,44±1,58, sağlıklı yaşam farkındalığı ortalaması 58,87±6,35 olarak belirlenmiştir. Diyabet risk, kardiyovasküler hastalık risk farkındalığı ve sağlıklı yaşam farkındalığı arasında sosyalleşme (r=0,73), sorumluluk (r=0,75), beslenme ile sağlıklı yaşam farkındalığı toplam puanı arasında (r=0,70) pozitif yüksek ilişki saptanmıştır. Sağlıklı yaşam farkındalığı puanlarının tanımlayıcı özelliklere göre farklılaşma durumu değerlendirildiğinde, erkeklerin değişim, sorumluluk, beslenme puanlarının kadınların toplam puanlarına göre düşük olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak çalışanların diyabet ve kardiyovasküler hastalık risk farkındalıklarının orta seviyede olduğunu, sağlıklı yaşam farkındalıklarının ise cinsiyete, yaşa göre değişiklik gösterdiği ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının hastalık risklerini azaltmada etkili olduğu görülmüştür.

İclal Gökberber
Fenerbahce University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Hemşirelerin örgütsel bağlılık düzeylerinin değerlendirilmesi: Bir meta analiz çalışması

Çalışmanın amacı, hastanelerde çalışan hemşirelerin örgütsel bağlılık düzeylerini duygusal, devam ve normatif bağlılık alt boyutlarına göre tanımlamak ve bazı değişkenlerin bu boyutlar üzerindeki etkisini saptamak amacıyla ilgili konudaki araştırmaların sonuçlarını meta analiz yöntemi ile değerlendirmektir. Çalışmanın literatür taraması, 01 Nisan-01 Eylül 2019 tarihleri arasında Türk Tıp Dizini, YÖK Tez Merkezi, Google Scholar ve Karadeniz Teknik Üniversitesi Kütüphanesi bünyesinde bulunan Business Source Complete, ERIC, Medline, Ulakbim, Taylor & Francis, SpringerLink, Proquest Dissertation, Pubmed, Dergi Park Akademik, Wiley Online Library, Science Direct, Scopus, Elsevier, Sage Journal veri tabanlarında gerçekleştirilmiştir. Veri analizinde Comprehensive Meta Analysis Version 2 ve Review Manager 5.3 programı kullanılmıştır. Çalışma, veri tabanlarından elde edilen toplam 466 araştırmadan, hemşirelerin örgütsel bağlılıklarını üç boyutta inceleyen 70 araştırma ile yürütülmüştür. İncelenen araştırmalarda, hemşirelerin duygusal, devam ve normatif bağlılık düzeyleri hem beşli hem de yedili likert tipi ölçek sonuçlarına göre orta seviyede bulunmuştur. Ayrıca meta analiz çalışması sonucunda, kamu hastanelerine göre özel hastanelerde çalışan hemşirelerin devam ve normatif bağlılık düzeyleri, yüksek lisans mezunu hemşirelerin de lisans, ön-lisans ve sağlık meslek lisesi mezunu hemşirelere göre devam bağlılık düzeyleri daha yüksek bulunmuştur. Oysa lisans mezunu hemşirelerin tüm boyutlarda ön lisans mezunu hemşirelerden ve duygusal bağlılık düzeyinde yüksek lisans mezunu hemşirelerden bağlılık düzeyleri daha düşük bulunmuştur. Hemşirelerin cinsiyet ve medeni durumları ise duygusal, devam ve normatif bağlılık düzeylerini etkilememiştir. Sonuç olarak hemşirelerin örgütsel bağlılık düzeylerini etkileyen hastane türü, eğitim durumu gibi değişkenlerle ilgili daha fazla analitik ve meta-analizler araştırmalar yapılabilir. Ayrıca lisans mezunu hemşirelerin duygusal bağlılık düzeyinin oluşmasını sınırlayan koşullar iyileştirilebilir ve örgütsel bağlılıklarını artıracak mesleki politikalar ve planlar geliştirilebilir.

HastanelerHemşirelerHemşirelik+3
Tuğba Balık
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Okul aşıları uygulamalarında sanal gerçeklik gözlüğü kullanımının çocukların korku ve kaygı düzeylerine etkisinin değerlendirilmesi

Bu araştırma, okul aşıları uygulamalarında sanal gerçeklik gözlüğü kullanımının çocukların korku ve kaygı düzeylerine etkisini değerlendirmek amacıyla randomize kontrollü deneysel olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini Ordu il merkezinde bulunan ilkokullarda birinci sınıfa devam eden öğrenciler oluşturdu. Araştırma deney grubunda 84 öğrenci, kontrol grubunda 85 öğrenci ile tamamlandı. Çalışma sonucunda elde edilen örneklem sayısı ile alfa hatası 0.05, etki büyüklüğü 0.5 olarak sabit tutulduğunda testin gücü %89.8 olarak elde edildi. Verilerin toplanmasında Çocuk ve Ebeveyn Tanıtıcı Bilgi Formu, Çocuk Korku Ölçeği (ÇKÖ) ve Çocuk Anksiyete Skalası-Durumluk (ÇAS-D) ölçeği kullanıldı. Yapılan istatistiksel değerlendirme sonucunda aşı öncesi korku puan ortalamalarının gruplara göre farklılık göstermediği bulundu (p=0.348). Aşı sonrası korku puan ortalamaları gruplara göre anlamlı farklılık gösterdi (p<0.001). Deney grubunda aşı sonrası ÇKÖ puan ortalama değeri 0.64 iken, kontrol grubunda 2.16 olarak elde edildi. Aşı öncesi kaygı puan ortalamalarının gruplara göre farklılık göstermediği bulundu (p=0.543). Aşı sonrası kaygı puan ortalamaları gruplara göre anlamlı farklılık gösterdi (p<0.001). Deney grubunda aşı sonrası ÇAS-D puan ortalama değeri 2.14 iken, kontrol grubunda 6.06 olarak elde edildi. Sonuç olarak, çocuklarda aşı uygulamalarında dikkati başka yöne çekme yöntemlerinden sanal gerçeklik gözlüğü kullanımının korku ve kaygı yönetiminde etkili olduğu belirlendi. Anahtar Sözcükler: Aşı, Çocuk, Hemşirelik, Kaygı, Korku, Sanal gerçeklik

AnksiyeteAşılamaAşılar+4
Zila Özlem Kırbaş
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Ters yüz sınıf modelinin hemşirelik öğrencilerinin bilgi ve beceri düzeyi, yeterlik algısı ve öğrenme kalıcılığı üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışma, Ters Yüz Sınıf Modeli (TYSM)'nin hemşirelik öğrencilerinin bilgi ve beceri düzeyi, yeterlik algısı ve öğrenme kalıcılığı üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Kontrol gruplu deneysel tasarımlı yürütülen bu çalışmanın örneklemini, güç analizi ile belirlenen 35'i deney, 36'sı kontrol olmak üzere toplam 71 birinci sınıf hemşirelik öğrencisi oluşturmuştur. Veriler, öğrenci bilgi formu, yaşam bulguları, beslenme, ilaç yönetimi ve parenteral ilaç uygulamalarına hazırlık konularına ilişkin ön test, son test ve kalıcılık testi olarak adlandırılan bilgi testi, kan basıncı ölçümü (KBÖ), ilaç hazırlama (İH), nazogastrik sonda takılması (NGST) ve glukometre ile kan şekeri ölçümü (KŞÖ) beceri değerlendirme formları, öz-etkililik-yeterlik ölçeği ve TYSM'ye ilişkin öğrenci görüş formu kullanılarak Şubat-Nisan 2018 tarihlerinde arasında toplanmış olup, çalışma Ocak 2021 tarihinde tamamlanmıştır. Çalışmada, Hemşirelik Esasları dersini deney grubundaki öğrenciler TYSM ile, kontrol grubundaki öğrenciler ise geleneksel öğretim yöntemleriyle almışlardır. Verilerin analizinde sıklık, yüzdelik, t test, ki kare testi, McNemar, Mann Whitney U testi, Wilcoxon işaret testi, tekrarlı ölçümlerde varyans analizi ve ANOVA testleri kullanılmıştır. Çalışma sonucuna göre deney ve kontrol grubundaki öğrenci hemşirelerin yaşam bulguları, beslenme, ilaç yönetimi ve parenteral ilaç uygulamalarına hazırlık konularına ilişkin bilgi testi ve öz-etkililik-yeterlik ön test puanları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Deney grubundaki öğrencilerin bilgi testine ait son test ve kalıcılık test puanları kontrol grubuna göre daha yüksek olup, aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Bununla birlikte deney grubu öğrencilerinin ilk izlemde KBÖ, İH, NGST ve KŞÖ uygulamalarına, kalıcılık izleminde ise KBÖ ve İH uygulamalarına ait beceri puanlarının kontrol grubundaki öğrencilerin beceri puanlarından yüksek olması istatiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Ayrıca, öz-etkililik-yeterlik düzeyleri açısından gruplar arasında anlamlı bir fark olmadığı tespit edilmiştir (p>0.05). Sonuç olarak TYSM'nin hemşirelik öğrencilerinin bilgi ve beceri düzeyleri üzerinde olumlu yönde etkisi olduğu, öz-etkililik-yeterlik algılarını etkilemediği, öğrenilen bilgi ve becerilerde kalıcılığı sağladığı saptanmıştır.

Aktif öğrenmeBeceri eğitimiBilgi+7
Çiğdem Gamze Özkan
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Gestasyonel diyabeti olan/olmayan kadınların emzirme durumlarının incelenmesi

Amaç: Gestasyonel diyabeti (GDM) olan/olmayan annelerin emzirme durumlarını incelemektir.Yöntem: Tanımlayıcı ve karşılaştırmalı tipte yapılan çalışma; Sağlık Bakanlığına bağlı anne dostu beş hastanede, GDM olan 170, olmayan 170 toplam 340 postpartum kadın ile gerçekleştirilmiştir. Veri toplamak amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan tanıtıcı bilgi formu, ilk 24 saatte emzirme uygulamalarını değerlendirme formu ve postpartum birinci hafta emzirme uygulamalarını değerlendirme formu kullanılmıştır. Veriler iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi, ki-kare testi ile değerlendirilmiştir.Bulgular: GDM olan kadınların olmayanlara göre; ilk emzirme zamanının daha geç (%67.6;%42.6, p=0.01), ilk emzirme süresinin daha düşük (6.0±3.7;7.6±4.4, p=0.00), bebeğin derin uykuda olma durumu daha fazla (%13.5;%7.1, p=0.01) ve ilk 24 saatte emzirme probleminin yaşama durumunun daha yoğum olduğu belirlenmiştir (%75.9;%49.4 p=0.00). İlk 24 saate her iki grupta yer alan kadınların en yoğun yaşadıkları problem sütün az gelmesi olduğu saptanmıştır (%53.8;%47.1). Emzirme şekli incelendiğinde; ilk 24 saate GDM olanlarda tam emzirme oranının daha düşük olduğu belirlenmiştir (%70;%72.9, p=0.00). Birinci haftanın sonunda GDM olan kadınlarda olmayanlara göre; emzirme problemi yaşama durumunun daha fazla olduğu (%35.9;%23.5, p=0.01), sütün az gelmesi probleminin yoğunluğunun devam ettiği, bu problemin GDM olmayan kadınlarda ise belirgin düzeyde azalmış (%65.9; %23.5 p=0.00) olduğu tespit edilmiştir. Tam emzirme oranının GDM olan kadınlarda birinci haftanın sonunda da daha düşük olduğu belirlenmiştir (%68.8;%85.3 p=0.00).Sonuç: GDM olan kadınlarda ilk emzirme zamanının geciktiği, emzirme problemlerinin daha fazla yaşandığı, tam emzirme durumunun daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle bu annelere özel emzirme protokolleri oluşturulmalı, erken dönemde ve sık emzirme desteklenmelidir.

BebeklerDiabet-gebelik sırasındaEmzirme+2
Güler Üstün
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Kronik obstrüktif akciğer hastalarında noktürnal bacak krampları ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi

Araştırma, KOAH hastalarında noktürnal bacak krampları ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla kontrollü tanımlayıcı tipte yapıldı. Araştırmanın örneklemini kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan 215 hasta (KOAH grubu) ile solunum sistemine ait kronik hastalığı olmayan 215 hasta (kontrol grubu) olmak üzere toplam 430 hasta oluşturdu. Araştırmanın verileri 30.10.2018-11.09.2019 tarihleri arasında "KOAH Grubu Hasta Bilgi Formu, Kontrol Grubu Hasta Bilgi Formu, Boy Ölçerli Baskül, Mezur, Kaliper, Modified British Medical Research Council Dispne Skalası, Pulse Oksimetre, Noktürnal Bacak Krampı Değerlendirme Formu, Vizüel Analog Skala ve Charlson Komorbidite İndeksi" kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde yüzde, ortalama, standart sapma, ortanca Kolmogorov-Smirnov ve Shapiro-Wilk, Ki-kare, Fisher's Exact, Mann-Whitney U, bağımsız gruplarda t testi ve Binary lojistik regresyon analizi kullanıldı. Kronik obstrüktif akciğer hastalarında noktürnal bacak krampı yaşama sıklığı %40.9, kontrol grubunda %21.9 olarak bulundu (p<0.05). Kronik obstrüktif akciğer hastalarında noktürnal bacak kramplarının yüksek olduğu ve kontrol grubuna göre yaklaşık iki buçuk kat daha fazla noktürnal bacak krampı gelişimi açısından risk altında oldukları belirlendi (p<0.05). Kronik obstrüktif akciğer hastalarında noktürnal bacak krampı gelişimini etkileyen/tetikleyen faktörlerin, "düşük triseps deri kıvrım kalınlığı, düşük üst orta kol çevresi, düşük üst orta kol kas alanı, özel beslenme tedavisi, diyabetik diyet, yağdan fakir diyet, süt ve et grubu besinleri hiç tüketmeme, komorbidite, komorbidite nedeniyle ilaç kullanma, koroner arter hastalığı ve diyabet olma, betabloker ilaç, antidiyabetik ilaç ve insülin kullanıma, yüksek kan kreatin düzeyine sahip olma, uyurken pike kullanma, uyurken üç ve daha fazla yastık kullanma, metilksantin kullanma, ilaçları sadece sıkıştığında ve akşam saatlerinde kullanma" olduğu saptandı (p<0.05). Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda araştırmacı tarafından KOAH hastalarında noktürnal bacak kramplarının gelişiminde ekili olan faktörlerin değerlendirilmesi ve bu faktörlerin kontrol edilmesine yönelik önerilerde bulunuldu.

Akciğer hastalıklarıAkciğer hastalıkları-obstrüktifBacak+3
Burcu Çuvalci
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Yüksek doz kemoterapi alan hastalarda oral mukozitin önlenmesinde propolisin etkinliğinin saptanması

Araştırma, yüksek doz kemoterapi alan ve/veya hematopoetik kök hücre nakli yapılan lösemi, lenfoma ve miyelodisplastik sendrom tanılı hastalarda oral mukozitin önlenmesinde propolisin etkinliğini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Prospektif randomize kontrollü deneysel olarak gerçekleştirilen çalışmaya 32 propolis ve 32 kontrol grubunda olmak üzere toplam 64 hasta dahil edilmiştir. Kontrol gurubuna, kliniğin standart ağız bakımı tedavi protokolü uygulanırken propolis gurubuna standart ağız bakımı tedavi protokolüne ek olarak sulu propolis ekstraktı uygulanmıştır. Verilerin toplanmasında, "Tanıtıcı Özellikler Formu", "Karnofsky Performans Skalası", "Kümülatif Hastalık Derecelendirme Ölçeği-Geriatrik", "Hasta Takip Formu", "Dünya Sağlık Örgütü Oral Toksisite Skalası" ve "Ulusal Kanser Enstitüsü Yan Etkiler için Genel Terminoloji Kriterleri" kullanılmıştır. Veriler, Ki-kare, t testi, Mann Whitney U, tek ve çok değişkenli lojistik regresyon analizi, Kaplan-Meier yöntemi ve Spearman korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. Propolis grubunda kontrol grubuna göre oral mukozitin insidansı ve görülme süresi istatistiksel açıdan anlamlı olarak daha düşük, oral mukozitin ve derece 2-3 oral mukozitin gelişme zamanı ise daha uzun bulunmuştur (p<0.05). Çok değişkenli regresyon analizinde; kontrol grubu (OR=4.9, p=0.010) ve akut miyeloid lösemi remisyon indüksiyon tedavisi/refrakter veya relaps akut miyeloid lösemi ve akut lenfoblastik lösemi tedavisi alan hastalarda (OR=12.5, p=0.043) oral mukozit riskinin; kontrol grubu (OR=8.7, p=0.014) ve hematopoetik kök hücre nakli olan (OR=5.1, p=0.031) hastalarda da derece 2-3 oral mukozit riskinin arttığı tespit edilmiştir. Propolis grubu hastalarında oral mukozada ağrının insidansı ve görülme süresi istatistiksel açıdan anlamlı olarak daha düşük, oral mukozada ağrı, disfaji ve kilo kaybının gelişme zamanı daha uzun bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak propolisli gargara oral mukozitin gelişme zamanını uzatırken, insidansını ve devam ettiği gün sayısını azaltmıştır. Elde edilen bu sonuçlar doğrultusunda, yüksek doz kemoterapi alan hastalarda propolisli gargaranın ağız bakım ürünü olarak kullanımı önerilmektedir.

HematolojiHemşirelikHemşirelik araştırmaları+5
Seher Çakmak
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Yanık hastalarının taburculuk sonrası psikolojik sıkıntı düzeylerinin ve sosyal görünüş kaygı düzeylerinin incelenmesi

Bu çalışma yanık hastalarının taburculuk sonrası psikolojik sıkıntı ve sosyal görünüş kaygı düzeylerinin incelenmesi amacıyla yapılan tanımlayıcı ve ilişki arayıcı bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini Başkent Üniversitesi Hastanesi Yanık ve Tedavi Merkezi'nde 2021- 2022 yılında yatarak tedavi görmüş yanık hastaları oluşturmaktadır. Başkent Üniversitesi Hastanesi Yanık ve Yara Tedavi Merkezi'nde 1 yıl içinde tedavi gören toplam hasta sayısının 39 kişi olarak bilindiği durumda örneklem büyüklüğü en az 36 kişi olarak belirlenmiştir. Bu çalışma 37 hasta ile tamamlanmıştır. Verilerin toplanmasında Sosyodemografik ve Yanıkla İlgili Bilgi Formu, Psikolojik Sıkıntı Ölçeği, Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği kullanılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler birim sayısı (n), yüzde (%), ortanca, medyan (M) ve minimum (min), maksimum (max) değerleri olarak verilmiştir. Sayısal değişkenlere ait verilerin normal dağılımı Shapiro Wilk normallik testi ile değerlendirilmiştir. Verilerin normal dağılmadığı sonucu bulunmuştur. İki kategorili değişkenler için ölçek puanlarının karşılaştırmaları Mann-Whitney U testi, ikiden fazla kategorili değişkenler için ölçek puanlarının karşılaştırmaları Kruskal-Wallis H testi ile yapılmıştır. Sayısal değişkenler arasındaki ilişkiler Spearman korelasyon katsayısı ile değerlendirilmiştir. Bağımsız değişkenin (Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği) bağımlı değişken (Psikolojik Sıkıntı Ölçeği) üzerine etkisi doğrusal regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre hastaların psikolojik sıkıntı toplam skor ortalaması 23,46±7,77 puan bulunmuştur. Hastaların cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, gelir düzeyi ve yaş değişkenlerine göre psikolojik sıkıntı ölçeğinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı; yanık yüzdesi ve yanık türüne göre ise psikolojik sıkıntı ölçeğinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir. Hastaların sosyal görünüş kaygısı toplam skor ortalaması 50,70±13,66 puan bulunmuştur. Hastaların cinsiyet ve gelir düzeyi değişkenlerine göre sosyal görünüş kaygısı ölçeğinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı; medeni durum, eğitim düzeyi, yaş, yanık yüzdesi ve yanık türüne göre sosyal görünüş kaygısı ölçeğinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir. Psikolojik sıkıntı ölçeği ile Sosyal Görünüş Kaygısı ölçeği arasında pozitif yönlü orta düzeyde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sosyal Görünüş Kaygısı ölçek puanlarının Psikolojik Sıkıntı puanlarına etkisi doğrusal regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Modele göre sosyal görünüş kaygısı puanları arttıkça psikolojik sıkıntı puanlarının 0,563 puan arttığı belirlenmiştir. Psikolojik sıkıntı ve sosyal görünüş kaygısı düzeylerini etkileyen medeni durum, eğitim düzeyi, yanık yüzdesi, yaş, yanık türü değişkenleri göz önüne alınarak yanık hastalarına uygulanacak psikolojik destek çalışmalarında yardımcı olacağı düşünülmektedir.

HemşirelikPsikiyatrik hemşirelikPsikolojik sıkıntı+4
Elif Ünlü
Baskent University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Açık kalp cerrahisi planlanan hastaların hastalık algılarının ameliyata özgü kaygı düzeylerine etkisi

Kalp cerrahisi, kardiyovasküler bakım ve tedavide başarılı bir girişimsel teknik olmasına rağmen, birçok hastada kaygının eşlik ettiği stresli ve yaşamı tehdit eden bir deneyimdir. Hastalık algısı, ameliyat öncesi dönemde hastaların kaygı düzeylerini belirleyen önemli etkenlerden biridir. Bu araştırma, açık kalp cerrahisi planlanan hastaların hastalık algılarının, ameliyata özgü kaygı düzeylerine etkisinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırma Ankara Gazi Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi Gazi Hastanesi'nin kalp-damar cerrahisi yoğun bakım ünitesi ve kalp-damar cerrahisi servisinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Hastalık Algısı Ölçeği ve Ameliyata Özgü Kaygı Ölçeği aracılığıyla toplanmıştır. Araştırmanın örneklemi, araştırma kriterlerine uyan 92 hastadan oluşmaktadır. Verilerin değerlendirilmesinde T testi, ANOVA testi, Pearson Korelasyon testi ve Regresyon testi kullanılmıştır. Hastalar, hastalık algısı ölçeğinin hastalık kimliği alt boyutunda çoğunlukla yorgunluk (%78,3) ve soluk almada güçlük (%66,3) yaşadıklarını ifade etmişlerdir. Hastalık algısı ölçeğinin hastalık hakkındaki görüşler alt boyutunda en yüksek duygusal temsiller maddesi (19,66 ± 4,49), olası hastalık nedenleri alt boyutunda en yüksek kişisel atıflar maddesi (21,87 ± 5,64) bulunmuştur. Hastaların ameliyata özgü kaygı ölçeği madde toplam puan ortalaması (28,37 ± 7,46) olarak belirlenmiştir. Hastalar yaşadıkları kaygının nedeni olarak çoğunlukla ameliyat sonrası çok ağrı çekeceğini düşünme (3,65 ± 1,15) olarak belirtmişlerdir. Regresyon analizi sonucuna göre hastalık algısı ölçeğinin süre (akut/kronik), sonuçlar ve kontrol edilmeyen bedensel faktörler alt boyutları, ameliyata özgü kaygıyı pozitif yönde anlamlı bir şekilde etkilemektedir (beta=0,429; beta=0,178; beta=0,246; p=.05). Sonuç olarak hastaların hastalık algıları ile ameliyat özgü kaygı düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Bu veriler doğrultusunda ameliyat öncesi dönemde hastaların hastalık algılarının, ameliyata özgü kaygılarının ve arasındaki ilişkinin belirlenmesi, perioperatif hasta eğitimlerinin bu doğrultuda planlanması önerilmektedir.

AnksiyeteCerrahiCerrahi-kardiyovasküler+3
Hazal Onbaşıoğlu
Baskent University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kemoterapi alan hastaların yakınlarının kansere ilişkin stigma algılarının bakım verme yüküne etkisi

Bu çalışma kemoterapi alan hastaların yakınlarının kansere ilişkin stigma algılarının bakım verme yüküne etkisini belirlemek amacıyla yapılan tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Bu çalışmanın evrenini Başkent Üniversitesi Hastanesi'nin Ayaktan Gündüz Tedavi Ünitesi'nde kemoterapi alan hastaların yakınları oluşturmaktadır ve 270 hasta yakını ile tamamlanmıştır. Araştırmanın verileri, "Hasta Yakını Tanıtım Formu", "Kanser Stigma Ölçeği (CASS-T)" ve "Zarit Bakım Verme Yükü Ölçeği (ZBVYÖ)" kullanılarak toplanmıştır. Araştırma verilerinin analizinde, SPSS Windows 25 paket programı kullanılmıştır. Gruplar arasındaki fark Post-Hoc Testlerden Tukey Testi ile değişkenler arasındaki ilişkinin incelenmesi için Pearson Korelasyon katsayısından yararlanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre, hasta yakınlarının CASS-T toplam puan ortalaması 71.4±17.6 (min:25-mak:103) olarak bulunmuştur. Çalışmaya katılan hasta yakınlarının CASS-T alt gruplarının puan ortalamalarından; uygunsuzluk puan ortalaması 17.1±4.55, ciddiyet puan ortalaması 16.2±6.00, kaçınma puan ortalaması 12.7±5.11, politik karşıtlık puan ortalaması 7.22±4.57, kişisel sorumluluk puan ortalaması 10.6±4.11, finansal ayrımcılık puan ortalaması 7.69±3.56 olarak bulunmuştur. Hasta yakınlarının CASS-T puan ortalamalarının cinsiyete, medeni duruma, aile yapısı ve çocuk sayıları arasında anlamlı bir fark bulunmadığı; hasta yakınlarının CASS-T puanı ve uygunsuzluk, ciddiyet, kaçınma, politik karşıtlık, kişisel sorumluluk alt gruplarına göre eğitim düzeyleri, hastaların yakınlık derecesi, meslek, ekonomik durum, daha önce karşılaşma durumları arasında anlamlı bir fark bulunduğu belirlenmiştir. Çalışmaya katılan hasta yakınlarının ZBVYÖ puan ortalaması 39.2±15.9 (min:0-mak:75) olarak bulunmuştur. Hasta yakınlarının ZBVYÖ puan ortalamaları ile yaş grupları, yaşadığı yerler, çalışma, eğitim ve ekonomik durumları, meslekleri, bakım verme süreleri, bakım verme sırasında yardımcı olan kişilerin yeterli olma durumu arasında anlamlı bir farklılık bulunurken; cinsiyet, medeni durum, çocuk sahibi olma, bakım verme sırasında yardımcı olma durumları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. CASS-T puanları ile ZBVYÖ puanları arasında pozitif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki vardır. Regresyon analizinde hasta yakınlarının eğitim durumu, bakım verme sıklığı ve hastaları ile sosyal ortama katılma istememe durumlarının kanser stigma algısını artırıcı yönde etkisi olduğu bulunmuştur. Hasta yakınlarının eğitim ve ekonomik durum, meslek, aile yapısı, hasta yakınlık derecesi, bakım verme sıklığının bakım verme yükünü etkilediği bulunmuştur. Sonuç olarak, hasta yakınlarının stigma algısının orta düzeyde, bakım yüklerinin ise hafif düzeyde olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda, hasta yakınlarının stigma algısını azaltıcı eğitimler ve sosyal destek gruplarının oluşturulması önerilmektedir.

Bakım verenlerBakım verme yüküDamgalama+4
Esma Nurhal Yazıcı
Baskent University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner arter bypass greft ameliyatı geçiren hastaların sosyal görünüş kaygı düzeylerinin ve hastalığa psikososyal uyumlarının incelenmesi

Bu çalışma koroner arter bypass greft ameliyatı olan hastaların sosyal görünüş kaygı düzeylerinin ve hastalığa psikososyal uyum durumlarını etkileyen değişkenlerin incelenmesi amacıyla hazırlanmış tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Bu araştırma tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini Ankara Başkent Üniversitesi Hastanesi'nde bypass ameliyatı geçirmiş ve Kardiyovasküler Cerrahi Polikliniğine başvuran hastalar, örneklemini ise 58 hasta oluşturmuştur. Verilerin toplanması, "Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği, Hastalığa Psikososyal Uyum Öz Bildirim Ölçeği, Hasta Tanıtıcı Formu" ile gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizi SPSS 21.0 programı ile yapılmıştır. Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği ile Hastalığa Psikososyal Uyum Öz Bildirim Ölçeği ve alt boyut puanları arasındaki ilişki Spearman korelasyon testi ile analiz edilmiştir. Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği puan ortalamaları için parametrik testler kullanılmıştır. Hastalığa Psikososyal Uyum Öz Bildirim Ölçeği ve alt boyut puan ortalamaları nonparametrik testler ile analiz edilmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre hastaların Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeğinden aldıkları puanların ortalaması (41.00±13.15) olarak belirlenmiştir. Hastaların ölçekten aldıkları puanlar minimum 16, maksimum 74 puan ve medyanı 44,5 olarak belirlenmiştir. Çalışma sonucuna göre kadınlar, okuryazar ya da ilkokul mezunu olanların daha fazla sosyal görünüş kaygısı yaşadığı belirlenmiştir. Hastaların Hastalığa Psikososyal Uyum Öz Bildirim Ölçeğinden aldıkları puanların ortalaması (28,84±14,88) olarak belirlenmiştir. Hastaların ölçekten aldıkları puanlar minimum 5, maksimum 79 puan ve medyanı 26 olarak belirlenmiştir. Çalışmaya katılan hastaların 43'ünün (%74,1) iyi psikososyal uyum düzeyine sahip olduğu görülmüştür. Çalışma sonuçlarına göre kadınların erkeklere göre hastalığa psikososyal uyum düzeyi daha düşük, 60 yaş ve altı grubunda olan hastaların mesleki çevreye uyumları daha düşük bulunmuştur. Hastalardan çalışanların, mesleki çevre alt boyutuna uyumu çalışmayanlara göre daha düşük düzeyde bulunmuştur. Hastaların ameliyatı üzerinden 2-6 ay geçen hasta grubunun hastalığa uyumu ve alt boyutlarından ise mesleki çevre ve sosyal çevreye uyumu, 13 ay ve üstü zaman geçen hasta grubuna göre daha düşük düzeyde olduğu belirlenmiştir. Bu nedenle ameliyat sonrası erken dönemde olan hastalar Kadınlar ve çalışma yaşamını sürdürenlerin sosyal görünüş kaygılarıyla ve hastalığa uyumlarıyla ilgili psikolojik destek sağlanması önerilmektedir.

Cerrahi-kardiyovaskülerKalp hastalıklarıKardiyovasküler hastalıklar+3
Seda Nur Sarıkaya
Baskent University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Hematopoietik kök hücre nakil hastalarında mobil uygulama ile verilen eğitimin destekleyici bakım, distres ve yaşam kalitesine etkisi

Bu araştırma hematopoietik kök hücre nakil hastaları için geliştirilen mobil uygulama ile verilen eğitimin destekleyici bakım gereksinimleri, distres ve yaşam kalitesine etkisinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Randomize kontrollü tasarımla yapılan araştırma Sağlık Bilimleri Üniversitesi Dr. Abdurrahman Yurtaslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kök Hücre Nakil Ünitesinde 20 Şubat 2022-30 Eylül 2022 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini 18 yaş ve üzeri, ilk kez hematopoietik kök hücre nakli (otolog veya allojenik) uygulanan ve mobil uygulama kullanabilen 36 hasta (18 hasta müdahale ve 18 hasta kontrol) oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında Hasta Bilgi Formu, Kanser Hastalarında James Destekleyici Bakım Gereksinimlerini Belirleme Ölçeği, Distres Termometresi ve Kemik İliği Nakli Hastalarında Kanser Tedavisinde Fonksiyonel Değerlendirme Ölçeği (FACT-BMT) kullanılmıştır. Formlar müdahale ve kontrol gruplarına hastane yatışının ilk günü, nakil sonrası 1.ay ve 3.ay olmak üzere 3 kez uygulanmıştır. Mobil uygulama içeriği kök hücre nakil öncesi dönem ile ilgili bilgiler, kök hücre nakli ve sonrasındaki dönem olmak üzere 3 modül ve hasta ve yakınlarının olası sorularının yanıtlanması için WhatsApp bölümünden oluşmuştur. Müdahale grubundaki hastalara mobil uygulama ile eğitim verilmiş ve uygulamayı kullanarak nakil sonrası 3.aya kadar izlenmiş olup, kontrol grubundaki hastalara rutin eğitim ve izlem yapılmıştır. Verilerin analizinde Ki kare, bağımsız ve bağımlı gruplar arası t testi, tek yönlü Tekrarlı Ölçümlerde Varyans Analizi ile Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Destekleyici bakım gereksinimleri açısından gruplar karşılaştırıldığında manevi-dini sorunlar alt boyutunda 3. Ayda anlamlı fark olduğu izlenmiştir (p<0,05). Distres düzeyi açısından gruplar arasında anlamlı fark olmadığı görülmüştür (p>0,05). Yaşam kalitesi ölçeği FACT-BMT versiyon 4 ölçeğinde FACT-BMT TOI puanında yatışta gruplar arasında anlamlı fark (p<0,05) bulunurken diğer alt boyutlarda gruplar arası fark bulunmamıştır. Çalışmanın sonucunda, mobil uygulama ile verilen eğitimin kök hücre nakli sonrası ilk üç aylık süreçte hastaların destekleyici bakım gereksinimleri, distres düzeyleri ve yaşam kalitesi üzerine anlamlı bir etkisi olmadığı saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Mobil uygulama, hematopoietik kök hücre nakli, destekleyici bakım, distres, yaşam kalitesi Bu çalışma Başkent Üniversitesi Tıp ve Sağlık Bilimleri Araştırma Kurulu ve Başkent Üniversitesi Etik Kurulu (Proje No: KA21/130) tarafından onaylanmıştır.

Hasta bakımıHasta eğitimiHematopoetik kök hücre transplantasyonu+3
Dila Başcı
Baskent University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Koroner arter hastalarında web tabanlı kardiyak rehabilitasyon desteğinin sağlıklı yaşam biçimi davranışları, ilaç uyumu ve yaşam kalitesine etkisi

Bu araştırma, koroner arter hastalarında web tabanlı kardiyak rehabilitasyon desteğinin sağlıklı yaşam biçimi davranışları, ilaç uyumu ve yaşam kalitesi üzerindeki etkisini değerlendirmek amacıyla randomize kontrollü deneysel bir araştırma olarak gerçekleştirildi. Araştırma 35 deney ve 35 kontrol olmak üzere toplam 70 hasta ile tamamlandı. Deney grubu hastalarına taburcu olduktan sonra 12 hafta boyunca web üzerinden eğitim ve telefonla danışmanlık hizmeti verildi. Kontrol grubu hastalarına farklı bir uygulama yapılmadı. Veriler; soru formları, ilaç uyum soruları, sağlıklı yaşam biçimi davranışları ölçeği II, uluslararası fiziksel aktivite anketi ve EQ-5D genel yaşam kalitesi ölçeği ile toplandı. Deney grubu hastalarının son test sağlıklı yaşam biçimi davranışları ölçeği toplam puanı (p=0.000) ve sağlık sorumluluğu (p=0.001), fiziksel aktivite (p=0.000), manevi gelişim (p=0.013), kişilerarası ilişkiler (p=0.000), stres yönetimi (p=0.000) alt boyutları toplam puanlarının anlamlı derecede daha yüksek olduğu bulundu. Deney grubu hastalarının son test uluslararası fiziksel aktivite toplam puanının anlamlı derecede daha yüksek olduğu belirlendi (p=0.048). Son test EQ-5D genel yaşam kalitesi ölçeği indeks puanı yönünden gruplar arasında anlamlı bir farklılık bulunmazken (p<0.05), deney grubu hastalarının Vas skalası puanları anlamlı derecede daha yüksek bulundu (p=0.002). Son test ilaç uyumları yönünden gruplar arasında anlamlı bir farklılık olmadığı saptandı (p<0.05). Ayrıca son testte sigara içmeyen hasta sayısının deney grubu hastalarında daha fazla olduğu ve farkın anlamlı olduğu belirlendi (p=0.031). Deney grubu hastalarından web sitesine yönelik elde edilen verilere göre, sitenin kullanılabilir düzeyde olduğu görüldü. Sonuçlar web tabanlı kardiyak rehabilitasyon desteğinin, koroner arter hastalarında sağlıklı yaşam biçimi davranışları, fiziksel aktivite ve yaşam kalitesini arttırma ve sigarayı bırakmada etkili bir yöntem olduğunu göstermiştir.

HemşirelikKalpKalp hastalıkları+6
Semiha Alkan Kayhan
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2021
00