520
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Sigara içme arzusu ölçeği'nin Türkçe geçerlilik, güvenilirliği ve anksiyete ile ilişkisi
Bu tez çalışmasının amacı orijinal adı ?Questionnaire of Smoking Urges-Brief?(QSU-Brief) olan Sigara İçme Arzusu Ölçeği?nin(SİAÖ) Türkçe geçerlilik ve güvenilirliğini yaparak, ülkemizde klinikte ve bilimsel çalışmalarda kullanılmasını sağlamaktır. İkinci amacı ise sigara bırakma başarısında etkili faktörlerden olan sigara içme arzusu ile anksiyete ilişkisini ortaya koymaktır. Bu deneysel tasarımda sigara bırakma polikliniğine başvuran sigarayı bırakmak isteyen gönüllü hastalara sosyodemografik veri formu, FNBT ve HAD ölçeği yönlendirilmiştir. Birinci gün üç saatlik yoksunluktan sonra SİAÖ uygulanmıştır. Test-retest değerlendirilmesi için 7. gün yine üç saatlik yoksunluktan sonra SİAÖ tekrarlanmıştır. 8-10. günler arasında sigara bırakma tedavisine başlanmıştır. Bir aylık yoksunluk sonrası sigara içme arzusunu HAD ölçeği puanları ile karşılaştırmak amacıyla sigara bırakma gününden 4 hafta sonra hasta kontrole çağrılıp SİAÖ ve HAD ölçeği tekrarlanmıştır. Sigara bırakma polikliniğine gelen hastalara ilk muayene sırasında yöneltilen SİAÖ?nün Türkçe versiyonunun Cronbach?s Alpha değeri 0.924 olarak saptanmıştır. Faktör yapısı incelendiğinde İngilizce versiyonundan hafifçe saptığı bununda dil farklılığı ile açıklanabileceği düşünülmüştür. SİAÖ?nün Türkçe çevirisi sigara içme arzusunu çok boyutlu olarak değerlendirmede geçerli ve güvenilir olup, hasta tanı ve tedavisinde kullanılabilir bir araçtır. Bu araştırmada sigara bırakma başarısında etkili faktörlerden olan sigara içme arzusu ile anksiyete arasında ilişki incelendiğinde sigara içme arzusu yüksek olanların anksiyete seviyesinin de yüksek olduğu saptanmıştır. Sigara bırakma polikliniklerine ruh sag?lıg?ı profesyonellerinin desteğinin artması ile tedavi yöntemlerinin bas?arı düzeylerinin olumlu yönde etkileyeceg?i düs?ünülebilir.
Bir maden işletmesi çalışanlarında tanı almış uyku bozukluğu ve gündüz uykululuğu sıklığının değerlendirilmesi
Uyku insan yaşamının yaklaşık 1/3'ünü kapsayan sağlık için önemli bir gereksinimdir. Uyku döneminde beyin farklı fizyolojik, elektro-fizyolojik ve bilişsel faaliyetler gerçekleştirir. Uyku bozuklukları kişinin uyku süresi, düzeni ve kalitesinde görülen rahatsızlıklardır. Bilinen yaklaşık 85 çeşit uyku bozukluğu vardır. Bu kesitsel araştırma; maden çalışanlarında tanı almış uyku bozukluğu sıklığını ve uyku bozuklukları ile ilişkilendirildiği bilinen gündüz uykululuğunu araştırmayı amaçlamaktadır. İncelenen diğer değişkenler; sosyo-demografik özellikler, çalışma yaşamı ve koşullarına ait özellikler, alışkanlıklar ve diğer hastalık öyküsüdür. Araştırmada değişkenler doğrultusunda araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu ve gündüz uykululuk durumlarını değerlendirmek için Epworth Uykululuk Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın evreni 1520 kişidir, hesaplanan en küçük örnek büyüklüğü 307'dir, %30 yedek kullanılmış olup, rastgele sayılar tablosu ile çalışma özellikleri doğrultusunda hedeflenen 409 kişiden 378'ine (%92.4) ulaşılmıştır. Ulaşılan örnek kendi evrenini temsil etmektedir. Araştırma grubunda ortalama yaş 34.5±5.1'di. Çalışanların ortalama çalışma yılı 8.3±5.1' di. Çalışanlar tarafından tanı almış uyku bozukluğu bildirilmezken, Epworth Uykululuk Ölçeği ile saptanan gündüz uykululuk sıklığı ise %29.4 olarak bulundu.
Göğüs hastalıkları servisinde yatan koah hastalarında müzik terapisinin anksiyete ve bazı klinik bulgulara etkisi
Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH), son yılların en büyük sağlık problemlerinden birisidir. Dünyada ve Türkiye?de her 10 kişiden ikisi KOAH?lıdır. Türkiye?de, 3 milyona yakın KOAH hastası olduğu tahmin ediliyor. Türkiye'de KOAH görülme sıklığını yüzde 4,2 dir. Sağlıklı verilerin toplandığı tüm ülkelerde hem erkeklerde hem de kadınlarda önemli bir sağlık problemi teşkil ettiği görülmektedir. KOAH?ın, 2030?a kadar dünya genelinde en fazla ölümle sonuçlanan ilk dört hastalıktan biri olacağı öngörülüyor. Anksiyete evrensel, önemli bir problem olarak kabul edilmektedir. Hastalar çoğu kez plansız ve aniden kliniğe yatışları yapır ve bu durum hastaların stres yaşamasına neden olur. Anksiyete, KOAH hastalarında oldukça sık görülür. Anksiyete , sempatik sinir sisteminin uyarılması, solunum sayısının, derinliğinin ve nabız hızının artması ile sonuçlanır. Aynı zamanda anksiyete iyileşmeyi olumsuz yönde etkiler. Müzik terapisi, ruhsal ve bedensel sorunları olan bireylerin psikolojik durumlarını belirlemede yol gösterici bir iletişim yöntemidir. Bireye güven duygusunun kazandırılmasını açısından önem taşımaktadır. Müzik terapisi, bireyin anksiyetesini azaltmada etkilidir. Bu çalışmada, göğüs hastalıkları servisine yatan KOAH? lı hastaların anksiyete ve bazı klinik bulgulara müzik terapisinin etkisi incelenecektir. İki vaka ve 1 kontrol grubu oluşturup bir gruba Bach bestesi bir gruba da Farabi?nin Türk Sanat Müziği makamlarından psikolojik açıdan olumlu etkileri olduğu belirtilen makamlardan Rast, Saba ve Hüseyni makamlarından seçilecek besteler toplamda 1?er saat sürede dinletilecek. Değerlendirme Müzik terapiye başlamadan hemen önce, müzik terapinin 30. Dakikasında, müzik terapi bitiminden hemen sonra.(60. Dakika), müzik terapi bitiminden 30 dakika sonrası (90. Dakika) şeklinde yapılarak Hasta İzlem Formuna kaydedilecektir. Müzik terapisi 7 gün süreyle devam edecektir. Ayrıca çalışmanın birinci gününde araştırmacılar tarafından geliştirilen sosyodemografik veriler ve hastanın klinik özelliklerini içeren anket formu uygulanacaktır.BECK Ansiyete Ölçeği müzik terarpisinin 1. ve 8. ve 15. gününde tekrarlanacaktır. Noninvaziv müdahale tipindeki bu çalışma göğüs hastalıkları ünitesine KOAH tanısıyla yatan hastalara uygulanacaktır.
Öğretmenlerin çalışma koşulları ve sağlık durumunun değerlendirilmesi
Tanımlayıcı tipteki bu araştırmanın amacı, Zonguldak İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı merkez okullarında çalışan öğretmenlerin; çalışma yaşamı özelliklerinin ve mevcut sağlık durumunun değerlendirilmesidir. Zonguldak İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı merkezde çalışan 2212 öğretmeni temsil eden örnek büyüklüğü 720 olarak hesaplandı. Basit rasgele örnekleme yöntemi kullanıldı. Ulaşılabilirlik %91.4 (658) olan çalışmada veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan anket aracılığıyla katılımcıların kendi bildirimine dayalı elde edildi. Araştırmaya katılan öğretmenlerin %54'ü kadındı. 658 öğretmenden %93.9'u kadrolu, %6.1'i sözleşmeli olarak istihdam edilmekteydi. Öğretmenlerin %23.4'ü düzenli olarak fazla mesai, %4.7'si ek iş yapmaktaydı. Öğretmenlerin %35.9'u işinden elde ettiği gelirin harcamalarına yetmediğini belirtti. Haftalık çalışma süresi ortalaması 34.0±10.9 saatti. Öğretmenlerin mesleklerinin toplum içinde değer görmesi ile ilgili düşünceleri (10 puan en iyi, hakettiği yerde) ortalama 4.5±2.1, mesleklerini yapmaktan memnuniyet dereceleri 10 üzerinden (çok memnunum) ortalama 7.3±2.3'tü. Öğretmenlerin %39.4'ünün doktor tarafından tanısı konulmuş en az bir hastalığı bulunmaktaydı. İlk sırada kulak burun boğaz (%15.8), ikinci sırada gastrointestinal hastalıklar (%13.7) yer almaktaydı. Sağlıkla ilgili bildirdikleri yakınmalardan ilk üç sırada; bel ağrısı (%15.0), baş ağrısı (%14.9), boğaz ağrısı (%13.7), yer almaktaydı. Öğretmenlerin %17'si düzenli ilaç kullanmaktaydı. Öğretmenler hem rol model hem de bütün topluma ulaşabilen bir kesim olarak sağlığı geliştirme ve sağlığın korunması için önemli bir çekirdek noktadır. Kendi sağlıkları, çalışma yaşamı ve sağlık ilişkisi konusunda bilgi ve algılarını topluma yansıtma potansiyeli dikkate alındığında okul sağlığı hizmetleri bütünü içinde iş sağlığı hizmetleri oluşturulması önemli ve gereklidir. Yeni yasal düzenlemeler ışığında Toplum Sağlığı Merkezi odaklı iş sağlığı hizmetleri iş sağlığı hemşireleri desteği ile oluşturulabilir.
KOAH hastalarının hastalığa psikososyal uyumlarının ve bakım verenlerin yaşadığı güçlüklerin belirlenmesi
Bu çalışma, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalarının hastalığa psikososyal uyumlarının ve bakım verenlerin yaşadığı güçlüklerin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma, 03 Mart 2014-03 Ağustos 2014 tarihleri arasında Bülent Ecevit Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Göğüs Hastalıkları Servisinde yatarak tedavi gören, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı tanısı almış 204 hasta ve yakını ile yürütülmüştür. Çalışmanın verileri, Anket Formu, Hastalığa Psikososyal Uyum-Öz Bildirim Ölçeği (PAIS-SR) ve Bakım Verme Yükü Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Elde edilen verilerin değerlendirilmesinde, sayı ve yüzde değerleri, Shapiro-Wilk testi, Kruskal-Wallis Testi, Mann-Whitney U Testi, Student T Testi kullanılmıştır. Ölçümler arasındaki ilişki korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. Hastaların yaş ortalaması 67.0±11.7'dir. Hastaların %80.4'ünün evli, %47.5'inin ilkokul mezunu, %62.3'ünün maden emeklisi, %70.1'inin geliri giderinden az olduğu, %70.6'sının 21-40 yıl arasında sigara kullandığı, %44.6'sının 11 yıl ve üzerinde Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı tanısının olduğu ve %39.2'sinin Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığına ek olarak iki diğer kronik hastalığa sahip olduğu, %88.2'sinin düzenli olarak sağlık kontrolünü yaptırdığı, %52.9'unun sağlığını çok kötü-kötü algıladığı, %85.8'inin Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı nedeniyle hastaneye yatış öyküsünün bulunduğu, %36.3'ünün yardımcı araç kullandığı ve %36.3'ünün günlük yaşam aktivitelerini yardımla yapabildiği belirlenmiştir. Hastaların %90.7'sinin hastalığa uyumlarının kötü olduğu, genel anlamda psikososyal uyumlarının olumsuz olduğu tespit edilmiştir. Bakım verenlerin yaş ortalaması 43.5±7.9'dır. Bakım verenlerin %52'sinin erkek, %91.2'sinin evli, %60.8'i ilkokul ve altında eğitim durumuna sahip olduğu, %46.6'sının sağlık durumunu iyi olarak algıladıkları, %63.2'sinin kronik hastalığının bulunduğu, %38.2'sinin 11 ve üzeri yıldır hastaya bakım verdiği, %99.0'ının ailevi sorumluluk nedeniyle bakım verdiği, %53.9'unun bakım sırasında destek almadığı, %68.6'sının bakım nedeniyle yaşamının etkilendiği ve %29.4'ünün bakım verirken güçlük yaşadığı belirlenmiştir. Hastaların hastalığa psikososyal uyumları ile bakım verenlerin bakım yükü arasındaki ilişki değerlendirildiğinde ise, hastaların psikososyal uyumu arttıkça bakım verenlerin yaşadığı yükün azaldığı tespit edilmiştir (p<0.05). Araştırmadan elde edilen bilgiler doğrultusunda, hem kronik hastalığa sahip hastaların hem de hastalara bakım verenlerin yaşam kalitelerinin gerçekçi bir şekilde saptanması, günlük hayatta bağımsızlıklarının desteklenmesi ve arttırılması ve belirli aralıklarla veri toplamaya devam edilmesi, hasta ve ailesine düzenli olarak ev ziyaretleri yapılması önerilmektedir.
Zihinsel engelli ve sınır zeka kapasitesine sahip çocuk ve ergenlerin ebeveynlerinde aile yükü ve yaşam kalitesi
Bu araştırmada; mental değerlendirme uygulanan 6-16 yaş arasındaki zihinsel engeli olan ve sınır zeka kapasitesine sahip çocukların ebeveynlerinde aile yükünü ve yaşam kalitesini araştırmak amaçlanmıştır. İncelenen diğer değişkenler; sosyo-demografik özellikler, ebeveynlerin psikolojik destek alma ve psikiyatrik ilaç kullanma durumları, özürlü maaşı ve evde bakım maaşı alma durumlarıdır. Araştırmada değişkenler doğrultusunda 6-16 yaş arasındaki çocuklara zihinsel gerilik tanısını doğrulamak adına WISC-R testi uygulanmıştır. Çocuklarına refakat eden ebeveynlere ise Aile Yükü Değerlendirme Ölçeği, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği ve araştırmacı tarafından düzenlenen sosyo-demografik form uygulanmıştır. Araştırmanın evrenini Bülent Ecevit Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı ve Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı polikliniklerine başvuran ve hekiminin kendilerinden zeka testi uygulaması için yönlendirilmiş, I.Q'su 35-79 aralığında bulunan 6–16 yaş arası 131 adet çocuk ve ergenin anneleri oluşturmaktadır. Araştırma sonucunda, zihinsel engelli çocuğa sahip anneler 24-56 yaş aralığında olup, %93,1'i evli ve %69,5'i çekirdek aile olarak yaşamaktadırlar. Annelerin %89,2'si ev hanımı ve aylık gelirleri ortalama 1237,44±971,39 TL dir. Ayrıca annelerin %25,2'si psikolojik destek alırken, %26,7'si psikiyatrik ilaç kullanmaktadır. Araştırma sonucunda; zihinsel engelli çocuğa sahip annelerin yaşam kalitesinin orta seviyede olduğu belirlenmiştir. En düşük yaşam kalitesi sosyal baskıyı içeren "çevresel alan" iken en yüksek yaşam kalitesinin ise "fiziksel alan" yaşam kalitesi olduğu sonucuna varılmıştır. Zihinsel engelli çocuğa sahip annelerin Aile Yükü Değerlendirme Ölçeğinden aldıkları puan ortalamalarına göre değerlendirildiğinde; annelerin en çok, çocuklarının gelecekte kendi başına hayatlarını sürdüremeyeceklerini düşündükleri için endişelendikleri ve çocuklarının yaşıtlarından geri olmasına üzüldükleri saptanmıştır. Anahtar Sözcükler: Aile Yükü, Mental Retardasyon, Yaşam Kalitesi, Zihinsel Engellilik, Sınır Zeka
Bartın ili sağlık meslek lisesi ve genel lise öğrencilerinin beslenme alışkanlıkları ve obezite sıklığı
Bu araştırma; sağlık meslek lisesi ve genel lise öğrencilerinin beslenme alışkanlıkları ve obezite sıklık durumlarını karşılaştırmalı olarak incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Amaç doğrultusunda hazırlanan anket formu; 2012-2013 eğitim öğretim yılında Bartın ilinde sağlık meslek lisesinde ve genel liselerde öğrenim gören toplam 586 öğrenciye uygulanmıştır. Anketlerden elde edilen veriler bilgisayar ortamında SPSS 21.0 istatistik paket programı aracılığıyla değerlendirilmiştir. Araştırmada başlıca ulaşılan sonuçlar şunlardır: Sağlık meslek lisesi ve genel lise öğrencilerinde obezite sıklığı açısından anlamlı bir farklılık olmadığı, Sağlık meslek lisesi ve genel liselere giden öğrencilerin yiyecekleri yemek şekli, gün içinde yemek yeme alışkanlıkları, öğünlerde tükettikleri ekmek dilimi, bir günde yedikleri öğün sayısı açısından birbirlerine benzerlik gösterdikleri belirlenmiştir. Sağlık meslek lisesine giden öğrencilerinin öğün atlama durumları genel lise öğrencilerine göre daha fazla olduğu saptanmıştır. Ayrıca; genel lise ve sağlık meslek lisesi öğrencilerinin genel olarak beslenme alışkanlıkları birbirlerine benzerlik gösterirken, nadiren dana eti, koyun eti ve bunlardan yapılmış salam, sucuk, sosis vb. tüketme alışkanlığı ve hamburger, patates kızartması, döner gibi dışarıda satılan menülerden yeme alışkanlığı, genel lise öğrencilerinde sağlık meslek lisesi öğrencilerine göre daha fazladır.
Trafik polislerinde kan ağır metal düzeylerinin değerlendirilmesi
Trafik polisleri, genellikle trafiğin yoğun olarak yaşandığı şehir merkezlerinde, önemli kavşaklarda çalışan, hava kirliliğine yol açan faktörlerden egzoz gazına en çok maruz kalan, çalışma koşulları nedeni ile çok sayıda sağlık ve güvenlik sorunu ile karşı karşıya olan çalışanlardır. Özellikle kent merkezinde görevli trafik polisleri, içeriğinde kimyasal, fiziksel ve biyolojik zararlıları barındırabilen pek çok kirleticiye direkt olarak maruz kalmaktadırlar. Öncelikle egzoz gazları ve diğer kaynaklardan çevreye verilen ağır metaller çeşitli yollarla vücuda girerek kişi sağlığını olumsuz etkileyebilmektedir. Trafik polisleri ağır metal maruziyeti açısından risk grubudur. Bu çalışmada trafik polislerinin kan ve serum ağır metal düzeylerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Kesitsel tipteki araştırmanın katılımcıları Zonguldak Emniyet Müdürlüğü ve Bölge Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü' ne bağlı sahada aktif çalışan 47 trafik 50 büro çalışanı polis şeklindedir. Araştırmada kan ve serumda As75, Cd111, Hg202, Pb208',Al27, Cr52, Mn55, Co59, Ni60, Cu63, Zn66, Se82'un düzeyine bakılmıştır.
Zonguldak merkez ilçeye bağlı köylerde suların fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik analizi
Çağlar boyunca su yaşamın kaynağı olarak insan için vazgeçilmez bir öğe olmuştur. Hayatın kaynağı olan su, çeşitli etkenlerle kirlendiğinde hastalık kaynağı da olabilmektedir. Sağlıklı suya erişim tüm insanların temel hakkıdır ve sağlıklı su sağlamak kamusal bir görevdir. Yer altı, yer üstü pek çok su kaynağı günümüzde kirlilik tehdidi altındadır. Bol yağışlı bir iklime sahip olan Zonguldak, su kaynakları bakımından oldukça zengindir. Coğrafi yapısı itibariyle dağınık yerleşimli birçok köye sahip olan Zonguldak ilindeki köylerde sayısı belirsiz kaynak kontrolsüz olarak içme ve kullanma suyu olarak kullanılmaktadır. Araştırma 01 Haziran 2015 ile 01 Temmuz 2016 tarihleri arasında yapılmıştır. Kesitsel-tanımlayıcı tipteki bu çalışma kapsamında Zonguldak merkez ilçeye bağlı 23 köyün muhtarlarına ulaşılarak köyün çeşitli özellikleri ve su kaynakları hakkında bilgi alınmış ve bölgenin mevsimsel özellikleri dikkate alınarak 01 Mart 2016 ile 30 Nisan 2016 tarihleri arasında köylerdeki kaynaklardan su sağlayan çeşmelerden numuneler alınmıştır. Bülent Ecevit Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi tarafından uzmanlık tezleri için ayrılan ödenek kapsamında her köyden 7 çeşme olacak şekilde planlanan 161 su numunesi toplanmış, köylerden numune alınacak noktalar basit rastgele örnekleme ile seçilmiştir. Numunelerin "İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkındaki Yönetmelik"te belirtilen şartlara uygunluğunun değerlendirilmesinin amaçlandığı bu çalışmada su numunesi analizleri Zonguldak Halk Sağlığı Laboratuvarı ve Bülent Ecevit Üniversitesi Bilim Teknoloji ve Araştırma Merkezinde yapılmıştır. 23 köydeki nüfus ortalaması 461283' tür. 23 köyün tamamında şebeke sistemi haricinde köy çevresindeki kaynaklardan elde edilen ve çekilen hatlarla çeşmelere ulaştırılan sular kullanmaktadır. Çeşmelerden alınan 161 su numunesinin; pH değerleri 6,50-8,79 elektriksel iletkenlik değeri 21-1020 µS/cm arasında değişmektedir. 161 su numunesinin tamamı tat ve koku nitelikleri, pH ve elektriksel iletkenlik değerleri bakımından "İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik" te belirtilen kriterlere uygun bulunmuştur. 161 numunenin hiçbirinde serbest bakiye klor miktarı standartlara uygun değildir. Numunelerin 34'ü (%21,1) bulanıklık, 20' si (%12,4) alüminyum, 3'ü (%1,9) renk parametresi açısından "İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik"te belirtilen hükümlere uygun değildir. 161 su numunesinden 129'u (%80,1) Koliform bakteri, 74'ü (%46) E.coli, 14'ü (%8,7) Cl. perfringens (+Sporlular) bakımından "İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik" te belirtilen hükümlere uygun değildir. 161 su numunesinin 131'i (%81,4) "İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik"te belirtilen hükümler çerçevesinde içme ve kullanmaya uygun bulunmazken, 30'u (%18,6) uygun bulunmuştur. Ortak kullanılan köy çeşmelerinde Koliform bakteri ve E. coli. kirlilik düzeyi kişilerin evlerinin önüne yaptırdıkları çeşmelerden yüksektir. Su numunelerinde kaynağın çıkış noktasında koruma alanı olma durumunun, Koliform bakteri, E. coli, C. Perfringens kirliliği üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak köy çeşmelerinin mikrobiyolojik kirlilik açısından oldukça kötü durumda olduğu saptanmıştır. Köylerde ve köy çeşmelerinde suların doğal olarak sağlıklı olduğu efsanesinin gerçek olmadığının bu suları kullananlar tarafından anlaşılması gerekmektedir. Altyapı, dezenfeksiyon, denetleme, toplumun eğitimi vb. konularda tüm sektörlere ve sağlık alanında özellikle halk sağlıkçılara önemli görevler düşmektedir. Anahtar Kelimeler: Kaynak suyu, mikrobiyolojik kirlilik, çevre sağlığı
Devlet hastanesinde çalışan hemşirelerde iş kazalarının değerlendirilmesi
Tülay Başoğlu Namal, Devlet Hastanesinde Çalışan Hemşirelerde İş Kazalarının Değerlendirilmesi. Bülent Ecevit Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Zonguldak 2016. Hastaneler hem çalışan sayısı hem de çalışma ortamı koşulları nedeniyle barındırdıkları risk faktörleri yönünden iş kazalarının görece sık yaşandığı kurumlardır. Türkiye'de sağlık çalışanlarının karşılaştıkları iş kazaları ile ilgili yeterli veri bulunmamaktadır. Hemşireler önemli bir sağlık çalışanı grubunu oluşturmaktadır ve çalışma koşulları nedeniyle iş kazalarına maruz kalma riskleri fazladır. Zonguldak Atatürk Devlet Hastanesi'nde tüm birimlerinde çalışan hemşirelerde iş kazalarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmada örnekleme gidilmeden, hastanede çalışan tüm hemşirelere (322) ulaşılmaya çalışılmış, ancak evrenin %81.6'sı çalışmaya katılmıştır (n=263). Katılımcılara 20 sorudan oluşan bir anket formu, yüz yüze görüşme tekniği ile uygulanmıştır. Çalışmada hemşirelerin %41.8'i iş kazası geçirmiştir, iğne batması %34.8, ampul kesiği %33.3, kan ve vücut sıvılarıyla bulaş %16.4 olarak bulunmuştur. Kaza geçirilen servisler acil servis %23.8 ve dâhili servisler %20.8 olarak bulunmuştur. Kazalarda kişisel koruyucu kullanım %64.6'dır. En sık yaralanmanın görüldüğü bölge el ve el parmakları olup, Pazartesi ve Cuma günleri kazaların sık olduğu günlerdir. 08:00-09:59, 10:00-11:59, 18:00-19:59 saatlerinde kazaya daha sık rastlanmıştır. Hemşirelerde çalışma yılı arttıkça kaza sayısı azalmıştır. Hemşireler iş kazası açısından riskli bir gruptur. Hemşireler sık iş kazaları yaşamakta ve bunları bildirmemektedirler. Anahtar Kelimeler: Hemşire, hastane, iş sağlığı ve güvenliği, iş kazası
Diyabetli hastaların ayak bakımı ve diyabetik ayak hakkındaki bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi
Diyabet, insülin eksikliği ya da insülin etkisindeki defektler nedeniyle organizmanın karbonhidrat (KH), yağ ve proteinlerden yeterince yararlanamadığı, sürekli tıbbi bakım gerektiren, kronik bir metabolizma hastalığıdır. Diyabetiklerin hastaneye yatış nedenlerinin yaklaşık %50'si kronik komplikasyonlardır ve bu durum yüksek tedavi maliyetleri ve artmış iş gücü kaybıyla sonuçlanmaktadır. Diyabetik hastaların yaşam süre ve kalitesini belirleyen faktörlerden biri olan diyabetik ayak ülserleri, diyabetik hastaların en sık hastaneye yatış ve cerrahi müdahale sebeplerindendir. Diyabetik ayak, diyabette morbiditeyi etkileyen, tedavisi pahalı olan, sadece hasta eğitimi ile önlenebilen önemli bir komplikasyondur. Diyabetli hastaların ayak bakımı konusunda eğitilmesi alt ekstremite problemlerinin önlenmesinde önemli rol oynar. Bu çalışma, diyabetli hastaların ayak bakımı ve diyabetik ayak konusundaki bilgi, tutum ve davranışlarını saptamak ve hastalara yapılacak eğitim ihtiyacını ortaya koymak amacı ile yapılmıştır. Kesitsel tipteki araştırmanın katılımcıları 20.07.2015-08.09.2015 tarihleri arasında Bülent Ecevit Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Endokrinoloji Polikliniği'ne başvuran ve yine aynı tarihlerde merkezin yataklı biriminde tedavi gören 150 gönüllü hastadan oluşmaktadır. Katılımcıların 143'ü (%95,3) diyabetik koma yaşamıştır. Katılımcıların 75'inin (%50,0) ayak bakımının önemli olduğunu düşündüğü saptanmıştır. Hastaların 106'sı (%70,7) ayaklarını her gün ya da sıkça yıkadığını, 85'i (%56,7) ayaklarını her yıkamadan sonra ya da sıklıkla kuruladığını belirtmiştir. Hastaların sadece 9'u (%6,0) her gün ya da sıklıkla ayakları için bakım kremi kullandığını ifade etmiştir. Hastaların kullandıkları çorap ve ayakkabı türü genellikle (%56,7'si pamuklu çorap, %76,0'sı topuksuz-düz ayakkabı kullanıyor) standartlara uyum gösterirken, tırnak kesme biçimleri uyumsuzluk göstermektedir (%38,7'si yuvarlak-oval kesim). Hastaların yarıya yakını (%46,0'sı) ayak enfeksiyonu yaşadığını bildirmiştir. Enfeksiyon yaşama durumlarının yanında yine hastaların %48,7' sinin her zaman yanma sorunu ve %36,7' sinin genellikle çatlak-kuruluk durumu yaşadığı tespit edilmiştir. Eğitim seviyesi yüksek grubun ve ayak bakımı konusunda daha önce herhangi bir kaynaktan bilgi alanların almayanlara göre ayak bakımının önemi konusunda daha bilinçli olduğu tespit edilmiştir (hastaların 68' i (%45,3) ayak bakımı konusunda bilgi almıştır). Ayrıca ayak bakımı konusunda eğitim alan grubun ayak yıkama, kurulama ve kremle bakım davranışları anlamlı yüksekti (%69,1'i sıklıkla ayaklarını yıkıyor, %57,4'ü sıklıkla kuruluyor, %10,3'ü sıklıkla kremliyor). Yine eğitim seviyesi yüksek grupta ayakta ülserasyon yaşama durumu daha azdı (lise ve üniversite/yükseklisans mezunlarının %100,0'ü ülserasyon sorunu yaşamamaktadır). Sigara kullananlarda kullanmayanlara göre ayakta ülserasyon ve his kaybı yaşama durumunun daha fazla olduğu görülmüştür. Diyabetin komplikasyonlarının önlenmesinde hasta uyumu, tedavi düzeni ve eğitim önemli parametrelerdir. Diyabetin sık görülen komplikasyonlarından olan diyabetik ayak oluşma riskini azaltabilmek için hastaları bu anlamda takip eden, değerlendiren ve olumlu davranış değişikliklerinin oluşturulabilmesi için eğiten, koruyucu sağlık felsefesinin önemsendiği merkezlere ihtiyaç vardır.
Belediye temizlik işçilerinde ağır metal maruziyeti
Çöp toplama, sanayileşme ve kentleşmenin artmasıyla birlikte çöp niteliktelerinin değişmesi ve çöp miktarlarının artması nedeniyle önemi günden güne artan bir iş koludur. Çöp toplayıcı temizlik işçileri yaptıkları işleri sırasında fiziksel, biyolojik, kimyasal birçok riskle karşıya karşıya kalmaktadır. Trafiğin yoğun olması, nüfusun ve sanayileşmenin artması ile kentsel alanlardaki çevresel kirlilik artış göstermektedir. Çöp toplayıcı temizlik işçileri, çalışma ortamını oluşturan alanlarda çok çeşitli organik ya da kimyasal atığa, sanayii atıklarına, trafik kaynaklı kirleticilere maruziyet bakımından risk altındadır. Çöp toplayıcı temizlik işçilerinin maruz kaldığı kimyasal faktörlerden biri de ağır metallerdir. Ağır metaller, fiziksel özellik açısından yoğunluğu 5 g/cm3' ten daha yüksek olan metaller olarak tanımlanmaktadır. Ağır metal maruziyeti çevresel ya da işyeri kaynaklı olabilmektedir. Maruz kalınan ağır metaller vücuda çeşitli yollarla girerek başta çeşitli kanserler olmak üzere birçok hastalığa neden olmaktadırlar. Bu çalışmada çöp toplayıcı temizlik işçilerinin kan ve serum ağır metal düzeylerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Kesitsel tipteki araştırmaya Zonguldak ili Merkez Belediye Temizlik İşleri Müdürlüğü'ne bağlı çalışmakta olan 136 çöp toplayıcı temizlik işçisi dahil edilmiştir. Bu işçilerin 34'ü araç işçisi (araç arkasında çalışan), 48'i süpürge işçi ve 54'ü egzoz gazına direkt olarak maruz kalmayan diğer grubundan (şoför, idare işler personeli ve mekkare işçisi) oluşmaktadır. Çalışmada kan ve serumdaki Al, Co, Cu, Zn, Se, Cr, Mn, Ni, As, Cd, Hg ve Pb düzeyleri değerlendirilmiştir. Kan ve serum ağır metal düzeyleri değerlendirildiğinde; diğer işçi grubunun arsenik ve kobalt düzeyleri süpürgeciler ve araç işçilerinden anlamlı olarak yüksektir. Süpürgecilerde cıva ve nikel düzeyleri araç işçilerinden ve diğer grubundan düşüktür. Ortalama bakır değerleri bakımından üç grupta birbirinden anlamlı olarak fark vardır. Araç işçilerinin krom düzeyi diğer işçi grubundan düşüktür. Tüm gruplarda sigara içenlerin kadmiyum düzeyleri içmeyenlere göre yüksek; süpürgecilerde krom ve alüminyum düzeyleri sigara içenlerde içmeyenlere göre yüksek; diğer işçi grubunda manganez düzeyi içenlerde içmeyenlere göre düşüktür. Çöp toplayıcı temizlik işçileri hem trafik kaynaklı hem çevresel kaynaklı ağır metal maruziyeti açısından riskli bir gruptur. Bu alanda çalışan işçilerin mesleksel ya da çevresel maruziyet düzeylerinin değerlendirilmesi için bu grupta yapılacak çalışmaların devamına ihtiyaç vardır.
Elazığ il merkezinde gebelerin yaşam tarzları ve sağlık risklerinin değerlendirilmesi
Sağlıklı ve kaliteli bir gebelik dönemi için gebelik öncesinden gelen yaşam tarzı alışkanlıklarının gözden geçirilmesi ve sağlık risklerinin değerlendirilmesi önemlidir. Bu çalışma Elazığ il merkezinde gebelerin yaşam tarzları ve sağlık risklerinin değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Kesitsel tipte olan bu araştırma, Elazığ il merkezinde bulunan 102 adet Aile Hekimliği birimine kayıtlı 2935 gebe arasından, küme örnekleme yöntemi ile seçilen 20 Aile Hekimliği birimine kayıtlı 585 gebenin 565?ine ulaşılarak yapılmıştır. Veriler literatür kaynaklı olarak hazırlanan bir anketin yüz yüze görüşülerek uygulanması ile toplanmış, verilerin değerlendirilmesinde yüzde, ortalama, Fisher?s Exact Test ve X2 (ki kare) analizleri kullanılmıştır. Kadınların yaş ortalaması 28.44±5.94 olup, ailelerinin aylık gelir miktarı 1866,19±1491,34 TL?dir. Gebelerin %40.2?si lise/üniversite mezunu, %19.6?sı gelir getirici bir işte çalışmakta olup, %84.4?ü çekirdek aile tipine sahiptir. %63.0?ı yaşamından genel olarak memnun olduğunu, %22.1?i ailede kararlara katılmadığını, %33.8?i düzenli sağlık kontrolü yaptırmadığını belirtmiştir. %8.9?u halen sigara içmektedir. %4.4?ü gebeliği sürecinde herhangi bir şiddet türüne maruz kalmıştır. %18.6?sı gebelik kontrollerine düzenli gitmemektedir. Kadınların ve eşlerinin eğitim durumları ve aylık gelirlerinin yükselmesi, gelir getirici bir işte çalışmaları, sosyal güvencelerinin olması ve çekirdek aileye sahip olmaları ile yaşam memnuniyetleri ve evde kararlara katılma durumlarının arttığı, lise/üniversite mezunu olanlar ile eşi gelir getirici bir işte çalışanların kendi sağlık durumlarını daha yüksek oranda iyi olarak değerlendirdikleri, yine eğitim düzeyi yükseldikçe daha fazla düzenli gebelik kontrollerine gittikleri ve lise/üniversite mezunlarının daha az adolesan veya ileri yaş gebelikleri yaşadıkları belirlenmiştir (P<0.05). Sonuç olarak; araştırma kapsamına alınan gebelerin sosyodemografik özelliklerinin yaşam tarzı ve gebelik dönemindeki sağlık davranışlarını etkilediği görülmüştür. Gebelerin yaşam tarzlarının iyileştirilmesi ve sağlık risklerinin azaltılmasına yönelik multidisipliner bir yaklaşımla düzenlemeler yapılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Gebe, sosyodemografik özellik, yaşam tarzı, sağlık riskleri?
Bebek ölümlerini etkileyen faktörler ile bebeği ölen ve yaşayan annelerde yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Aslıhan Külekçi Uğur, Bebek Ölümlerini Etkileyen Faktörler ile Bebeği Ölen ve Yaşayan Annelerde Yaşam Kalitesinin Değerlendirilmesi. Bülent Ecevit Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Doktora Tezi, Zonguldak, 2017. Olgu-kontrol tipteki bu çalışmada; Zonguldak ilinde 2010-2011 yılları arasında annelerin yaşam kalitesi, gebe, bebek izlemleri ile bebek ölümleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. WHOQOL yaşam kalitesi ölçeği ve araştırmacılar tarafından geliştirilen sosyodemografik özelliklerle, anne ve bebeğin takibi ile ilgili bilgileri içeren veri toplama formları kullanılmıştır. Veriler SPSS paket programıyla değerlendirilmiş, karşılaştırmalarda nonparametrik testler kullanılmıştır. Yaşayan bebekler ölen bebeklere göre, doğumda 38 ve üstü gestasyon haftasında olması, 2500 gramın üzerinde doğum ağırlığı ile doğması, sezaryen ile doğması, devlet hastanesinde doğması açılarından anlamlı düzeyde farklı bulunmuştur. Gebelikte risk faktörü olan annelerinin bebeklerinde ölüm oranı yüksek bulunmuştur. Babanın 24 yaşın altında olması, çalışmıyor olmasının da bebek ölümlerini artıran faktörler olduğu bulunmuştur. Annenin çalışıyor olması, en az ilkokul mezunu olması, gebelik takibini birinci basamakta yaptırması, USG yaptırması bebeğin yaşama olasılığını artırırken, yaşam kalitesi skoru bebeğin yaşama olasılığını etkilememektedir. Sonuç olarak; yaşam kalitesi ve bebek ölümleri arasında bir ilişki bulunamamıştır. Yaşayan ve ölen bebekler arasında; ailelerin aylık gelirinin yüksek olmasının ve annenin öğrenim durumunun ilkokul üstü olmasının yaşam kalitesi skorlarını artırdığı, bebek izlem sayısı, gebe izlem sayısı, annenin gebeliği sırasında yaptırdığı USG ve gebelik sırasında annenin idrar yolu enfeksiyonu geçirmiş olmasının bebek ölümlerini etkileyen faktörler olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Bebek, Bebek ölümleri, Ölüm, Etkileyen faktörler, Yaşam kalitesi.
Özel sektör maden işçilerinde işyeri ortam faktörlerinin anksiyete düzeyi üzerine etkisi
Madencilik sektörü doğası gereği birçok risk faktörünü bünyesinde barındırmaktadır. Bu nedenle bilgi, tecrübe, uzmanlık ve sürekli denetim gerektiren ağır şartlara sahip bir iş koludur. Madencilik sektörünün özel sektör aracılığı ile yürütülmesinden kaynaklı riskler de olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. İşçiler çalışma ortamından kaynaklı birçok problem ile karşı karşıya kalmaktadır. Bu kesitsel çalışma Özel Akkurt Maden işletmesinde bulunan işyeri ortam faktörlerinin işçilerde oluşturduğu anksiyete düzeyine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. İşçilerin %13.8'sinda minimal üzeri anksiyete saptanmıştır. Anksiyete düzeyi üzerine aydınlatma, ortamın nem düzeyi, çalışılan ortamın güvenli ve sağlıklı bir ortam olmaması, yeterli sağlık ve güvenlik tedbirinin alınmaması, bedensel ve ruhsal anlamda aşırı iş yükü, geçim sıkıntısı yaşama, aldıkları eğitime ve yeteneklerime uygun bir işte çalışmamak, hata yapma korkusu yaşamak ortam faktörlerinin anlamlı etkisinin olduğu, titreşim, gürültü, sıcaklık, her an kazaya uğrama düşüncesi, sağlığın geri dönüşümsüz olarak etkilenmesi, toz düzeyi, havalandırma yeterliliği, ergonomik faktörler, işten çıkarılma düşüncesi, işçilerin görüşü alınmadan işleri ile ilgili değişiklik yapılması, yapılan iş karşılığında hak ettiği ücreti almak, özel yaşamdaki sorunlar, yönetici ve iş arkadaşları ile ilişkiler, yasal düzenlemeler, sosyal güvence konusunda endişelerin varlığının ise anksiyete düzeyi üzerine anlamlı etkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kömür madenciliği, İşyeri ortam faktörleri, İşçi Sağlığı
Elazığ merkeze bağlı acil sağlık hizmetleri istasyonları çalışanlarının durumluk/sürekli kaygı durumunun incelenmesi
Acil sağlık çalışanlarında anksiyete ve depresif bozuklukların sıklıkla görülmesi olasıdır. Bu çalışmada Elazığ merkeze bağlı acil sağlık hizmetleri istasyonları (ASHİ) çalışanlarında var olabilecek kaygı düzeylerini ve ilişkili faktörleri belirleyebilmek amaçlanmıştır. Kesitsel tipte olan bu çalışma Elazığ Merkeze Bağlı ASHİ'de çalışan 282 kişi arasında yapılmıştır. Araştırma kapsamına alınan kişilere; sosyo-demografik özellikler, kaygı ile ilişkili olduğu düşünülen sağlık, sosyal ve demografik faktörler ve Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri'nden oluşan bir soru takımını içeren anket direkt gözlem altında uygulanmıştır. Araştırma kapsamına alınanların %37.2'si kadın, %62.8'i erkek olup, yaş ortalamaları 33.60±1.10'dur. Çalışanların Durumluk Kaygı puan ortalaması 36.70±10.34, Sürekli Kaygı puan ortalaması ise 40.34±8.13 olarak bulunmuştur. Durumluk/sürekli kaygı düzeyleri cinsiyet, yaş grubu, medeni durum, kendilerinin ve eşlerinin eğitim durumu, aile gelir düzeyine göre değişmemektedir (p>0.05). İl merkezinde çalışanların ilçe merkezine, sağlık durumunu orta/kötü olarak algılayanların iyi olarak algılayanlara, kişilik yapısını içe dönük belirtenlerin dışa dönüklere, uyku sorunu varlığını ifade edenlerin böyle bir sorunu olmayanlara, dinlenme için özel zaman ayıramayanların zaman ayırabilenlere göre durumluk/sürekli kaygı puan ortalamalarının daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). ASHİ çalışanlarından mesleğine olumlu baktığını ifade edenlerin, aynı mesleği tekrar seçebileceğini belirtenlerin, mesleğinden memnun/orta düzeyde memnun ve çalışma ortamından memnun olanların durumluk/sürekli kaygı puan ortalamaları mesleğe bakış açısından olumsuz olanlara göre daha düşüktür (p<0.05). Sonuç olarak, bu araştırmada ASHİ çalışanlarının sürekli kaygı puan ortalaması, durumluk kaygı puan ortalamasından daha yüksek bulunmuştur. Çalışanların sürekli kaygı puanı orta düzey olarak değerlendirilebilir. ASHİ çalışanlarının sosyoekonomik düzeylerini, sağlık durumlarını, mesleğe olumlu bakış ve yaklaşımlarını geliştirebilecek iyileştirme çalışmalarının planlanması ve uygulamaya geçirilmesinin kaygı düzeylerini azaltabileceği düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu Çalışanları, Kaygı, Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri
Elazığ kent merkezinde yaşayan 15-49 yaş grubu kadınların yaşam kaliteleri ve etkileyen faktörler
Sağlıklı bir toplum oluşmasında kadının yaşam kalitesinin yüksek tutulması önemli bir unsurdur. Bu çalışmada Elazığ kent merkezinde yaşayan 15-49 yaş grubu kadınların yaşam kaliteleri ve etkileyen faktörlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Kesitsel tipte olan bu çalışma, Elazığ kent merkezinde 15-49 yaş grubu 547 kadın arasında yapılmıştır. Örneklem grubu araştırmaya dahil edilen aile hekimliklerinin kayıtlarından çıkarılan listelerden sistematik örnekleme ile seçilmiştir. Örnekleme alınan kadınlara içerisinde SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği?nin de yer aldığı bir anket yüz yüze görüşme ile uygulanmıştır. Araştırma kapsamına alınan kadınların yaş ortalaması 32.21±9.88 olup, %67.5?i evlidir. Kadınların %13.9?u okuryazar değil/sadece okuryazar, %79.2?si herhangi bir işte çalışmamakta, %16.3?ünün sosyal güvencesi yok/yeşil kartlıdır. Kadınların SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği alt boyutlarından fiziksel fonksiyon, fiziksel rol güçlüğü, ağrı, genel sağlık, vitalite, sosyal fonksiyon, emosyonel rol güçlüğü ve mental sağlık ölçütlerinden aldıkları puan ortalamaları sırasıyla; 81.25±19.49, 59.23±44.69, 57.89±30.31, 56.77±20.34, 53.54±20.06, 76.96±24.51, 68.06±43.59, 64.06±20.72 olarak bulunmuştur. Kadınların eğitim düzeyi yükseldikçe sosyal fonksiyon ve emosyonel durumları değişmemekte (p>0.05), fiziksel fonksiyon, fiziksel rol güçlüğü, ağrı, genel sağlık, vitalite ve mental sağlık puanları yükselmektedir (p<0.05). Aylık gelir düzeyi yükseldikçe yaşam kalitesi fiziksel bileşenleri ve vitalite puanlarının arttığı saptanmıştır (p<0.05). Kronik ve ruhsal hastalık varlığı durumunda yaşam kalitesi puanlarının düştüğü belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak; kadınların SF-36 yaşam kalitesi alt ölçeklerinden, fiziksel rol güçlüğü, ağrı, genel sağlık, vitalite, emosyonel rol güçlüğü ve mental sağlık alanlarında daha düşük; fiziksel fonksiyon ve sosyal fonksiyon alanlarında daha yüksek puanlar aldıkları görülmüştür. Yaşam kaliteleri sosyodemografik yapı ve sağlık özelliklerinden etkilenmektedir. Kadınların yaşam kalitesini yükseltmeye yönelik sivil toplum ve kamu kuruluşlarının da katılımıyla bilinçlendirici ve tedbir alıcı eylem planları ortaya konulmalıdır. Anahtar kelimeler: Kadın, 15-49 yaş, yaşam kalitesi, SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği
Elazığ ilinde birinci basamak sağlık çalışanlarında iş doyumu ve etkileyen faktörler
İyi bir sağlık hizmeti sunabilmek için çalışanların işlerinden memnuniyeti önemlidir. Çalışanların istekleri ile işin özellikleri birbirine uyum sağladığında iş doyumu gerçekleşir. Bu araştırmadaki amaç, birinci basamak sağlık çalışanlarındaki iş doyumunu ve etkileyen faktörleri belirlemektir. Kesitsel nitelikte ve tanımlayıcı olan bu araştırma Elazığ il merkezindeki Aile Hekimliği Merkezleri, Toplum Sağlığı Merkezi ve Verem Savaş Dispanseri personeli arasında yapılmıştır. Gerekli izinler alındıktan sonra Aile Hekimliği Merkezleri, Toplum Sağlığı Merkezi ve Verem Savaş Dispanserinde çalışan kişilere direkt gözlem altında anket uygulanmıştır. Araştırmanın evrenini oluşturan 310 kişiden 282'sine (%94) ulaşılmıştır. Araştırmaya katılan kişilerin 104'ü doktor, 132'si yardımcı sağlık personeli ve 46'sı diğer (hizmetli, şöför)'lerinden oluşmaktadır. Araştırma kapsamına alınan kişilerin yaş ortalaması 37.21±7.70 olup, %60.6'sı kadın, %80.1'i evli, %96.5'i en az lise mezunuydu. Araştırma kapsamındaki kişilerin toplam iş doyumu puan ortalaması 63.24±13.63'dür. Hekim ve hemşirelerin genel iş doyumu puan ortalaması yüksek bulunurken, hizmetli personelin iş doyumu puan ortalaması düşük bulunmuştur. Kadrolu ve sözleşmeli personelde, kadınlarda, eşi çalışanlarda, mesleğini isteyerek seçenlerde, eğitimi yüksek olanlarda, sağlık personelinde, çalışma süresi fazla olanlarda, geliri yüksek olanlarda, çocuk sayısı 3 ve daha az olanlarda ve işini yeteneklerine uygun bulanlarda iş doyumu puan ortalaması yüksek bulunurken, medeni durum, çocuk sahibi olmak ve yaşın etkilemediği görülmüştür. Sonuç olarak geliri yüksek olanlarda, işini yeteneklerine uygun bulan ve mesleğini isteyerek seçenlerde iş doyumu ölçeği puan ortalamasını arttırdığı görülmüştür. Bu durum aynı statüye sahip personelde ücret dengesinin kurulması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Gelir düzeyi düşük olanlarda iş doyumunun düşük olması maaş artırımının bir çözüm olacağını ve Toplum Sağlığı Merkezindeki iş doyumu puan ortalamasının düşük olması TSM şartlarının düzeltilmesi gerekliliğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Birinci basamak sağlık çalışanları, iş doyumu,
Gümüşhane il merkezinde evde yaşayan yaşlılarda yeti yitimi ve aleksitimi
1. ÖZET Yaşlılık döneminde yeti yitimi ve aleksitimi kişilerin sağlık ve sosyal durumlarına etkili olabilen önemli kavramlardır. Bu çalışmada Gümüşhane İl Merkezinde evde yaşayan yaşlıların yeti yitimi ve aleksitimi özelliklerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Kesitsel tipte olan bu araştırma, Gümüşhane İl Merkezinde bulunan 14 aile hekimliği birimine kayıtlı nüfustan sistematik örnekleme ile seçilen 450 yaşlının (65 yaş ve üzeri) 437'sine ulaşılarak yapılmıştır. Örnekleme alınan yaşlılara içerisinde Kısa Yeti yitimi Anketi (KYA) ve Toronto Aleksitimi Ölçeği-20 (TAÖ-20)'ninde yer aldığı bir anket yüz yüze görüşme ile uygulanmıştır. Sonuçlar istatistik paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırma kapsamına alınan yaşlıların yaş ortalaması 74.32±7.15 olup, %63.4'ü kadın, %36.6'sı erkektir. Yaşlıların KYA puan ortalaması 10.25±5.03, TAÖ-20 puan ortalaması ise 49.28±9.58'dir. Yaşlıların %86'sında çeşitli derecelerde yeti yitimi saptanmıştır. Kadın olmanın, dul/boşanmış olmanın, düşük eğitim düzeyine sahip olmanın, herhangi bir ruhsal sorun yaşamanın, mobilizasyonda kısıtlılık artışının, egzersiz yapmamanın, genel-fiziksel-zihinsel-duygusal ve sosyal sağlık düzeylerinde kötü sağlık algısına sahip olmanın hem KYA, hem de TAÖ-20 puan ortalamasını arttırdığı saptanmıştır (p<0.05). Hayatı boyunca herhangi bir şiddet türüne maruz kalmış olanların şiddet görmeyenlere, aile içinde kendini ifade edemeyenlerin ya da kısmen ifade edenlerin böyle bir sorun yaşamayanlara göre aleksitimi toplam puanları daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). KYA ile TAÖ-20, TAÖ-1 ve TAÖ-2 puanları arasında pozitif yönlü zayıf korelasyon belirlenmiştir (p=0.000). Sonuç olarak; araştırmadaki yaşlıların yeti yitimi puanı ölçek ortalamasına yakın, aleksitimi puanı ise ölçek ortalamasının altında olarak değerlendirilmiştir. Yaşlılarda yeti yitimi ve aleksitimiyi etkileyen faktörlere yönelik iyileştirici yönde çalışmalar planlanmalı ve uygulanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Yaşlılık, Yeti yitimi, Aleksitimia
Elazığ il merkezinde birinci basamak sağlık kuruluşlarına başvuran hastalarda memnuniyetin değerlendirilmesi
Sağlık hizmetlerinin hastalar tarafından değerlendirilmesi, sağlık sektöründe kalitenin geliştirilmesine katkıda bulunmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı; Birinci Basamak Sağlık Kuruluşlarına başvuran hastalarda memnuniyet düzeyleri ve aralarındaki ilişkinin belirlenmesidir. Çalışma, Aralık 2013 ile Mart 2014 tarihleri arasında Elazığ il merkezindeki aile sağlığı merkezlerinde gerçekleştirildi. Çalışmanın evrenini Elazığ il merkezinde kayıtlı olan 30 aile hekimliği birimine bağlı 86 aile hekimine başvuran ve çalışmaya katılmayı kabul eden, o gün başvuruda bulunan, 18 yaş ve üzeri ilk 15 hasta oluşturdu. 1290 hasta ile yapılmış, kesitsel tipte olan çalışmadaki verilerin toplanmasında, hastalar için kişisel bilgiler formu ile European Patients Evaluate General/Family Practice (EUROPEP) Ölçeği Türkçe Versiyonu kullanıldı. Çalışmaya katılan hastaların %54,3'ü kadındı. Hastaların medeni durumları incelendiğinde; %64,7 (834) hasta evliydi. Meslek gruplarına bakıldığında ise; %34,5'ünün (445) ev hanımı, %20'sinin (258) memur olduğu saptandı. Birinci Basamak Sağlık Hizmetlerinde memnuniyetin değerlendirilmesinde ankete katılan kişilerin genel anlamda uygulamadan memnun olduğu görülmektedir. puan Ortalaması 97.90±17.82 (min.33.0 , mak.115.0) bulunmuştur. Hastaların EUROPEP-TR Hasta Memnuniyeti Anketi sorularından aldıkları genel ortalama puanlarına göre; erkek hastaların ortalama puanları kadın hastalarınkinden yüksek bulundu (p<0,05). Evli, bekâr, boşanmış ve dul olan hastaların puanları istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0,05). Öğrenim durumu ortaokul olan hastaların puan ortalamaları diğer gruplardan, çocuğu olan hastaların puanları olmayanlardan ve mesleği çiftçi olan hastaların puanları diğer meslek gruplarından yüksek bulundu (p<0,05). Gelir durumu 1001-2500 TL arası olan hastaların puanlarının diğer hastalardan yüksek olduğu görüldü (p<0,05). Ulaşımda hiçbir zaman sıkıntı yaşamadığını belirten hastaların puanları diğerlerinden yüksekti, ancak istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0,05). Kronik hastalığı olan hastaların ve fiziksel engeli olduğunu belirten hastaların puan ortalamaları olmayanlardan yüksekti, ancak bu farklılıklar da istatistiksel olarak anlamlı bulunamadı (p>0,05). Hastaların demografik özelliklerine göre bakıldığında; cinsiyet, öğrenim durumu, çocuk sayısı, meslek grubu ve gelir durumu ile memnuniyet düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık varken; yaş, medeni durumu, kronik hastalığa sahip olma durumu ile istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktu. Birinci basamak sağlık hizmeti veren aile hekimliği merkezlerinin hastalar tarafından belirli aralıklarla değerlendirilmesinin sağlık hizmetlerindeki eksikliklerin giderilmesinde ve kalitenin arttırılmasında etkili olacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Hasta Memnuniyeti, Birinci Basamak, EUROPEP
Bir ilköğretim okulu öğrencisi 7-14 yaş grubu çocuklarda şişmanlık görülme sıklığı
Şişmanlık sağlığı bozacak ölçüde yağ dokularında anormal veya aşırı miktarda yağ birikmesi durumudur. Çocukluk çağı şişmanlığının günümüzde gerek gelişmiş gerekse gelişmekte olan ülkelerde gösterdiği artış dikkat çekici boyuttadır.Bu çalışma Çorum ili Sungurlu ilçe merkezinde 7-14 yaş arası ilköğretim öğrencilerinde şişmanlık sıklığını tespit etmek, şişmanlık üzerinde etkisi olabilecek faktörleri belirlemek amacıyla Mart 2009'da Yavuz Selim İlköğretim Okulu'nda gerçekleştirilen kesitsel tipte bir çalışmadır. Öğrenciler ve aileleriyle ilgili tanımlayıcı bilgileri ve şişmanlık risk faktörlerini içeren anket formu öğrencilere dağıtıldı. Toplam 305 öğrencinin boy ve kiloları ölçülerek Beden Kitle İndeksleri hesaplandı. Dünya Sağlık Örgütü'nün 5-19 yaş grubu çocuklarda yaşa göre BKİ standartlarına göre öğrencilerin %12.5'inin fazla kilolu, %4.9'unun şişman olduğu saptandı.Öğrencilerin yaşları, gün içersindeki yaptıkları aktivitelerin süreleri, televizyon-bilgisayar başında geçirdikleri zaman, sabah kahvaltısı yapma durumları, öğün aralarında atıştırma alışkanlıkları, annelerin şişman olma durumları ile öğrencilerin fazla kilolu ve şişman olma durumları arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulundu.Sonuç olarak şişmanlık; ülkemizde özellikle büyük şehirlerde olduğu gibi, Anadolu'da da çocuklar arasında artış gösteren önemli bir sağlık sorunudur. Bu nedenle özellikle çocuklar okullarda yeterli ve dengeli beslenme konusunda bilinçlendirilmeli, fiziksel aktivite konusunda heveslendirilmeli, genel olarak da tüm toplumun konunun önemi konusunda aydınlatılması gerekmektedir.
Bolu il merkezindeki aile sağlığı merkezlerinde çalışan sağlık personelinin aile hekimliği sistemi ile ilgili düşünceleri ve memnuniyet durumunun değerlendirilmesi
Bu çalışma aile hekimliği hizmetlerinde görev yapan sağlık personelinin AH hizmeti ile düşüncelerini ve memnuniyetlerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır.Araştırma Bolu AH hizmetinde görev yapan hekim ve hemşireler ile yapılmıştır.Verilen değerlendirmelerde istatistiksel araştırma yönetmenlikler olarak T testi kullanılması olup anlamlılık deneği 0,05 alınmıştır.Araştırmaya katılan sağlık personelinin 67,9 aile hekimliği hasta ile sağlık hizmetlerine erişimin artığı %45,7 Personel gelirinin arttığını ifade etmiştir.AH uygulamasında ücret artışının sade hekime değil aile sağlığı hekimi olarak görev yapan personele de verilmesi ve eleman sayısının artırılması, sisteme fayda sağlayacağı düşünülmektedir.Araştırma verileri analizi sonucu alınan husus genel olarak aile hekimliği uygulamasına olumlu bakılmakla birlikte, ücret durumu, personel yetersizliği, geçmişten gelen uygulama usulsüzlüklerinin ortadan kaldırılması, mevzuatla ilgili olumsuz algılar görülmüştür.Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi Türkiye'de de aile hekimlik sistemi ağırlığını giderek hissettirmektedir.WHO ( Dünya Sağlık Teşkilatı) 1978 Alma Ata konferansında aldığı kararlar doğrultusunda birinci basamak hizmetlerinin aile hekimleri tarafından verilmesi karar verilmiştir. Bunun birlikte aile hekimliğinin her ülkenin kendine özgü bir yapılandırılması gerekmektedir. Ülkemizde bu anlamda bir ortak model gerçekleştirilmesi gerekir. Bu çerçevede sosyalizasyon yasası ile birlik de düşünülen sağlık ocakları sistemiyle araştırmaya bir model olmalıdır.Ayrıca AH de görev alan aile sağlığı elemanı olan personelin eş durumu tayini, mazeret, hastalık ve böyle anayasadan kaynaklanan taleplerin karşılanması gerekir.Aile Hekimliğinde yeterli hekim bulunmamasına ayrı bir sorundur. Bu alan da yeteri kadar hekim olmağı bir gerçektir. Yeterli hekim ve alt yapısı bulunmayan illerde AH sistemine geçilmemesi gerekir.Anahtar Kelimeler: Aile Hekimi, Sağlık Bakanlığı, Sağlık Personeli, Hastalık
Ankara'da bir üniversite hastanesinde iyonlaştırıcı radyasyon kaynakları ile çalışan sağlık çalışanlarında iyonlaştırıcı radyasyonun olası sağlık etkilerinin belirlenmesi
Yapılan bu çalışmada bir üniversite hastanesinde iyonize radyasyon kaynakları ile çalışan sağlık personelinde iyonlaştırıcı radyasyonun olası sağlık etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır.Bu araştırma Kasım 2009- Kasım 2010 tarihleri arasında Ankara Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde uygulanmış kesitsel tipte bir araştırmadır.Araştırmanın katılımcılarını Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Radyoloji, Kardiyoloji, Radyasyon Onkolojisi, Nükleer Tıp, Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalları ile Çocuk Kardiyoloji Bilim Dallarında görev yapan ve radyasyon etkileniminde olan 242 sağlık çalışanı oluşturmaktadır. Ancak 231 kişiye ulaşılmıştır. Ulaşma yüzdesi % 95.5'tir.Araştırmaya katılanların çoğunluğunu doktorlar (%40.7) oluşturmaktadır. İncelenenlerin çoğunun (%54.5) daha önce tanısı konmuş herhangi bir hastalığı bulunmamaktadır. İncelenenlerin %67.1'inin araştırma sırasında herhangi bir yakınması bulunmaktadır.İncelenen kişiler ortalama 7.7±6.5 yıldır iyonize radyasyonla ilişkili görevlerde çalıştıklarını bildirmişlerdir.İncelenenlerin %64.1'i kişisel koruyucu donanım kullanmadıklarını, %13.9'u son bir yıl içinde dozimetre ölçüm sonuçlarında en az 1 kez limit aşımı bildirildiğini, %1.7'si son bir yıl içinde radyasyon kazası geçirdiğini, %27.7'si de son bir yıl içinde tanı ya da tedavi amaçlı radyasyona maruz kaldığını bildirmiştir.İncelenen kadınların %1.6'sı en az bir kez ölü doğum yaptığını, %7.1'i de en az bir kez istemsiz düşük yaptığını belirtmiştir. İncelenenlerin %0.4'ü engelli çocuğu bulunduğunu belirtmiştir. İncelenenlerin %5.2'sinde el cildi, %7.7'sinin ise kan ve lenfatik sistem muayenesinde özellik saptanmıştır. Göz dibi muayenesi yaptıran sağlık çalışanlarının tamamında iyonize radyasyon etkisini düşündürebilecek bir patolojiye rastlanmamıştır.El cildi muayenesinde özellik olanların %33.3'ünde, kan ve lenfatik sistem malignite muayenesinde özellik olanların %20.0'ında, tam kan sayımı patolojik olanların ise %33.3'ünde son bir yıla ait dozimetre ölçüm sonuçlarında limit aşımı bildirilmiştir. İstemsiz düşük yapanların %11.1'inde, adet düzensizliği olanlarında %5.0'ında son bir yıla ait dozimetre ölçüm sonuçlarında limit aşımı bildirilmiştir.Bu çalışmanın çıktılarına dayanarak, daha sonraki yıllar için daha bilinçli olmak ve iyonize radyasyonun etkilerini olası en az düzeye indirmek için gereken önlemleri almak uygun olacaktır. Sağlık çalışanlarına konunun önemini vurgulamak için eğitim programları düzenlemek alınacak önlemler için iyi bir başlangıç noktası olabilir.
Elazığ Sara Hatun Kadın Doğum Hastanesi polikliniklerine genital akıntı nedeniyle başvuran kadınlarda sık görülen bazı genital yol enfeksiyonları ve etkileyen faktörler
Genital yol enfeksiyonları, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde sık görülen önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu durum; kadınlarda yaşam kalitesinde bozulma, iş gücü ve zaman kaybı, kanser korkusu gibi olumsuz durumlara yol açabilmektedir. Genital yol enfeksiyonlarının en sık görülen etkenleri; Gardnerella vaginalis, Candida türleri ve Trichomonas vaginalis'tir.Tanımlayıcı tite olan bu çalışma; Elazığ Sara Hatun Kadın Doğum Hastanesi polikliniklerine genital akıntı nedeni ile başvuran ve çalışmaya katılmayı kabul eden 507 kadın ile yapılmıştır. Hastaların akıntı örnekleri, laboratuarda Affirm VPIII kiti kullanılarak incelenmiştir. Hazırlanan anket formlarının yüz yüze görüşme tekniği ile doldurulması sonucu elde edilen veriler bilgisayarda SPSS 12.0 programına kaydedilmiş, istatistiksel analizler X² (ki kare) testi ve Fisher's Exact test kullanılarak yapılmıştırKadınların yaş ortalaması 33.0 ± 9.3 (16-80) olup çalışmaya alınan kadınların %92.5'i 15-49 yaş aralığındadır. Doğurganlık ortalaması 3.44 ±2.08 olan kadınlarda, ortalama düşük sayısı 1.52±0.831'dir. Doğum kontrol yöntemi kullanma oranı %69.8 olarak saptanmıştır.Araştırmaya alınan kadınlardan 213'ünde (%42) enfeksiyon etkeni (Gardrenella vaginalis %31.4, Candida türleri %13.6, Trichomonas vaginalis %2.0) bulunmuştur. Resmi nikahı olmayan kadınlarda, enfeksiyon görülme sıklığı olanlara göre daha yüksek bulunmuştur (p=0.005). Eşlerinde genital bölge enfeksiyonu bulunan kadınlarda enfeksiyon etkeni görülmesi daha sıktır (p=0.021). Düşük sayısı ve kulanılan korunma yöntemi ile enfeksiyon arasında bir ilişki saptanamamıştır (p>0.05Tuvalete girişte ellerini yıkayanlarda, enfeksiyon daha azdır (p=0.038). Kadınların %67.1'inde taharetlenme doğru olarak tarif edilirken, yıkama sonrası kurulanma oranı %86.2'dir. Haftalık banyo sıklığı ile enfeksiyon görülmesi arasında bir ilişki bulunamamıştır (p=0.635). Adetli iken banyo yapmayan kadınlarda, enfeksiyon etkeni görülme oranı daha yüksek olmasına rağmen enfeksiyon açısından anlamlı bulunmamıştır (p=0.07). İç çamaşırını değiştirme sıklığı ile enfeksiyon görülme arasında da anlamlı ilişki görülmemiştir (p=0.344).Bu çalışmada genital akıntısı olan kadınlarda enfeksiyon etkenlerinin saptanma oranı yüksek bulunmuştur. Bazı kişisel hijyen davranışlarının araştırma kapsamına alınan enfeksiyon etkenlerinin varlığını etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Genital yol enfeksiyonları, basit yöntemlerle önlenebilen ya da zamanında uygun tedavi yaklaşımlarıyla ortadan kaldırılabilen bir hastalık grubudur. Birinci basamak sağlık kuruluşlarında uygulanabilen basit tanı yöntemleri ile daha kolay tanı konularak tedaviye başlamak mümkündür. Genital yol enfeksiyonlarından korunma konusunda birinci ve ikinci basamak sağlık kuruluşlarında eğitim programlarına önem ve öncelik verilmelidir.Anahtar Kelimeler: genital akıntı, genital enfeksiyon, kişisel hijyen davranışları.
Elazığ ilinde gençlerde şiddete başvurma ya da maruz kalma sıklığı, etkileyen faktörler ve öfke ile ilişkisi
Tüm toplumlarda gençler arasında şiddete başvurma ve maruz kalma son dönemlerde sık görülen önemli bir sorundur. Elazığ ilinde gençlerde şiddete başvurma ya da maruz kalma sıklığı, etkileyen faktörler ve öfke ile ilişkisini saptamak amacıyla yapılmıştır.Araştırmanın yapıldığı dönemde Elazığ il merkezinde bulunan toplam 35 lisenin tümü araştırmanın kapsamına alınmıştır. Bu liselerde okuyan toplam 22 480 öğrenci içerisinden n= Nt2pq / d2(N-1) + t2pq formülü kullanılarak 1463 kişi seçilmiş, tekrarlayan ziyaretlerle 1451'ine ulaşılmış, cevaplılık oranı %99.2 olmuştur. Çalışmada; şiddete maruz kalma ve baş vurma sıklığını ölçen soruların yanı sıra Spielberger tarafından geliştirilen Durumluk Sürekli Öfke İfadesi Envanteri kullanılmıştır.Çalışmaya alınan öğrencilerin yaş ortalaması 15.33 olup, %49.3'ü erkektir. %6.5'i gelir getirici bir işte çalışmaktadır. %10.3'ü sigara, %6.5'i alkollü içki, %4.9'u bağımlılık yapıcı madde kullandığını, %8.5'i şans oyunu/kumar oynadığını, %9.0'ı delici-kesici alet taşıdığını, % 5.1'i arkadaş grubu/çeteye üye olduğunu ifade etmiştir. %24.5'i arabesk müzik dinlemektedir. %33.2'si Elazığ'a göçle gelmiştir. Öğrencilerin %10.2'sinin babası, %38.1'inin annesi herhangi bir okul mezunu değildir. %18.8'inin babası annesini dövmektedir. Annesi babası tarafından dövülen çocukların %38.5'i bu olayı normal karşıladığını, her ailede olabileceğini ve kendisini fazla ilgilendirmediğini belirtmiştir. Öğrencilerin %20.5'i ebeveynlerinin kendisini halen dövdüğünü ifade etmiştir. Çalışmaya alınan öğrencilerin %12.2'si fiziksel, %20.7'si duygusal, %3.2'si cinsel şiddete halen maruz kaldıklarını belirtmişlerdir. Fiziksel şiddete erkek öğrenciler (%14.6), cinsel şiddete ise kız öğrenciler (%4.7) daha fazla maruz kalmaktadır (p<0.05). Öğrencilerin %31.7'si fiziksel şiddet, %41.5'i duygusal şiddet % 20.6'sı cinsel şiddet uyguladıklarını ifade etmiştir. Fiziksel ve cinsel şiddetti erkek öğrenciler kız öğrencilere göre daha fazla uygulamaktadırlar (p<0.05). Alkol ve bağımlılık yapıcı madde kullananların sürekli öfke, öfke iç ve öfke dış puanları kullanamayanlara göre yüksek saptanmıştır (p<0.05). Çeteye üye olanlar ile kavgada alet kullananların öfke iç, öfke dış (p<0.05), kumar oynayanların ise tüm öfke kompanentleri (sürekli öfke,öfke iç, öfke dış ve öfke kontrol) yüksek (p<0.05) saptanmıştır. Halen fiziksel şiddete maruz kalanların sürekli öfke, öfke iç, öfke dış puanları maruz kalmayanlara göre yüksek iken (p<0.05), sözel ve cinsel şiddete maruz kalanlar açısından anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0.05). Son bir yılda fiziksel şiddet ve duygusal/sözel şiddet uygulayanların ise sürekli öfke, öfke iç, öfke dış puanları yüksek saptanmıştır. Okula devamsızlık yapanların sürekli öfke, öfke iç ve öfke dış puanları yüksek bulunmuştur.Sonuç olarak; Elazığ ilindeki liselere devam eden öğrencilerin şiddete maruz kalma ve başvurma oranları oldukça yüksektir. Şiddete baş vurma ile öfke puanları arasında pozitif ilişki söz konusudur. Bu nedenle gençler arasında artan şiddete maruz kalma ve başvurma oranlarının düşmesini sağlayacak olan yasal düzenlemelerle birlikte eğitim ve hizmet sunumuna öncelik verilmelidir.
Bir eğitim ve araştırma hastanesine alt solunum yolu infeksiyonu nedeniyle başvuran beş yaş altı çocuklarda pasif içiciliğin etkisinin araştırılması
Pasif içiciliğin zararlı etkilerine fetus, yenidoğan ve süt çocukları daha ileri yaşlardaki çocuklara ve erişkinlere göre daha duyarlıdır. Pasif sigara içiminin, bebeklik ve çocukluk döneminde alt solunum yolu enfeksiyonuna daha fazla yol açtığı bilinmektedir. Bu çalışma; alt solunum yolu enfeksiyonu (ASYE) nedeniyle bir eğitim hastanesine başvuran beş yaş altı çocuklarda pasif içiciliğin etkisinin araştırılması amacıyla yapılmıştır.Vaka-kontrol tipi olarak planlanan araştırmada; bir eğitim araştırma hastanesine alt solunum yolu enfeksiyonu (ASYE) nedeniyle müracaat eden beş yaş altı çocuklardan oluşan 55 kişilik vaka grubu ile herhangi bir solunum yolu hastalığı olmayan ve başka nedenlerle aynı hastaneye müracaat eden beş yaş altı çocuklardan oluşan 56 kişilik bir kontrol grubu seçilmiş, vaka ve kontrol grubu pasif sigara içimine maruziyet açısından incelenmiştir. Ayrıca; çocukların ve ebeveynlerin demografik özellikleri, ebeveynlerin sigara kullanımları, alt solunum yolu enfeksiyonu tanı ve klinik bulgularına ilişkin sorular içeren bir anket formu ebeveynlere yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak uygulanmıştır. Çalışmada hem vaka hemde kontrol grubunda; serumda total IgE, kotinin düzeyi ve mm3 kanda eozinofil sayısı çalışılmıştırÇalışmaya alınan çocukların ortalama yaşları 24.8±15.6 (2-60) ay, 54'ü (%48.7) kadın, 57'si (%51.3) erkektir. Çocukların annelerinin sigara içme oranı %30.6, sigara bırakma oranı %17.6, sigaraya başlama ortalama yaşı 17.5±3.5 yıldır. Babalarının sigara içme oranı %82.9, sigara bırakma oranı %8.7, sigaraya başlama ortalama yaşı 16.5±3.1 yıldır. Aktif sigara içen annelerin %67.9, babaların %69'u çocuklarının yanında sigara içmektedir. Sigara dumanına maruziyetleri benzer (p=0.628) olan vaka ve kontrol gruplarında serum kotinin, total IgE düzeyi de benzer olarak saptanmıştır (p=0.265, p=0.265). Yanında sigara içilen çocuklarda kotinin, total IgE ve eozinofil düzeyleri yanında sigara içilmeyenlere göre belirgin olarak daha yüksek bulunmuştur (sırasıyla p=0.0001, p=0.033, p=0.032). Hastaların yanında içilen toplam sigara miktarı ile kotinin düzeyi arasında güçlü ilişki saptanırken (p=0.013-spearman's rho: 0.318), total IgE ve eozinofil sayıları arasında ilişki saptanmamıştır (p=0.450-spearman's rho:0.099, p=0.130-spearman's rho:0.198). Çalışmada kotinin düzeyi ile total IgE arasında (p=0.046, spearman's ?rho?=0.190), total IgE ile eozinofil sayıları arasında doğrusal korelasyon saptanmıştır (p=0.020, spearman's ?rho?=0.221). Çalışmada ortalama kotinin düzeyi 0.9 ng/ml üzerindeyken, duyarlılık %87, özgüllülük ise %80.8 olarak bulunmuşturSonuç olarak; bir eğitim hastanesine müracaat eden beş yaş altı çocuklarda pasif sigara dumanına maruziyet düzeyinin oldukça yüksek olduğu, çocukların ASYE geçirmelerine pasif içiciliğin anlamlı etkisi olmadığı, çocuklardaki kotinin düzeyini; ebeveynlerin sigara içiyor olması, içilen sigaranın evde yada çocuk yanında içiliyor olması ve içilen sigara miktarının etkili olduğu saptanmıştır. Bu nedenle; pasif sigara içiminin fetüs, bebek ve çocuğa olumsuz etkileri konusunda başta ebeveynler olmak üzere tüm bireylere yönelik eğitim ve bilgilendirme çalışmalarına öncelik verilmelidir.Anahtar kelimeler: Çocuk, pasif içicilik, ASYE, kotinin, total IgE, eozinofil
Elazığ Sağlık Yüksekokulu öğrencilerinin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve etkileyen faktörler
Sağlıklı yaşam biçimi davranışları (SYBD); bireyin sağlıklı kalmak ve hastalıklardan korunmak için inandığı ve uyguladığı davranışların bütünü olarak tanımlanmaktadır. Bu araştırma Fırat Üniversitesi Elazığ Sağlık Yüksekokulu öğrencilerinin SYBD ve bunları etkileyen faktörlerin neler olduğunu belirlemek amacıyla yapılmıştır.Tanımlayıcı nitelikte olan bu çalışmanın evrenini F.Ü. Elazığ Sağlık Yüksekokulu'nda öğrenim gören öğrenciler (712 kişi) oluşturmuştur. Evrenin tümü araştırmaya dahil edilmiş, araştırma kapsamına alınan öğrencilerin 688'ine ulaşılmıştır. Araştırmanın verileri; birinci bölümde sosyo-demografik özellikler ile sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını etkilediği düşünülen bazı faktörlerin değerlendirilmesi ile ilgili soruların, ikinci bölümde ise SYBD Ölçeği sorularının yer aldığı bir anketin direkt gözlem altında uygulanması ile toplanmıştır. Verilerin analizi t testi ve tek yönlü varyans analizi kullanılarak yapılmıştır.Araştırma kapsamına alınan öğrencilerin %74.3'ü kadın, %25.7'si erkek öğrenci olup, yaş ortalamaları 21.33 ? 1.85 (min:17, max:31)'dir. Öğrencilerin SYBD ölçeği genel ortalaması 121.75±18.86 puan (min:65, max:181) olarak saptanmıştır. Sağlığın geliştirilmesine katkıda bulunan davranışlar içerisinde en yüksek puan ortalamaları sırasıyla kendini gerçekleştirme, sağlık sorumluluğu ve kişilerarası destek boyutlarına, en düşük ortalama ise egzersiz alışkanlığına aittir. SYBD ölçeği ortalama puanının; üst sınıflarda okuyanlarda, sosyoekonomik düzeylerini orta ve yüksek olarak algılayanlarda, sigara içmeyenlerde, egzersiz yaptığını ifade edenlerde, kendi sağlık durumlarını orta ve iyi olarak değerlendirenlerde daha yüksek olduğu belirlenmiştir (P<0.05). Yaş arttıkça sağlık sorumluluğu ve kişilerarası destek puanlarının, kendi sosyoekonomik düzeyini olumlu yönde algılama derecesi yükseldikçe beslenme alışkanlığı, kendini gerçekleştirme, egzersiz alışkanlığı ve stres yönetimi puanlarının arttığı saptanmıştır (P<0.05).Sonuç olarak; Sağlık Yüksekokulu Öğrencilerinin sağlıklı yaşam biçimi davranışları orta düzeyde bulunmuştur. Sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının öneminin kavranması ve günlük hayatta uygulanımı çabaları desteklenmelidir.Anahtar Kelimeler: Sağlık yüksekokulu öğrencileri, sağlığın geliştirilmesi, sağlıklı yaşam biçimi davranışları.
Elazığ kent merkezinde bulunan ortaöğretimde okuyan öğrencilerde obezite sıklığı ve etkileyen faktörlerin incelenmesi
Obezite, çocuk ve adolesanların %25-30'unu etkileyen önemli bir beslenme problemidir. Bu yaş gruplarına ait obezite prevelansı özellikle gelişmiş ülkelerde olmak üzere, tüm dünyada bir artış göstermektedir. Bu çalışma Elazığ kent merkezinde bulunan ortaöğretim okullarında okuyan öğrencilerde obezite sıklığını ve etkileyen faktörleri incelenmek amacıyla yapılmış tanımlayıcı bir çalışmadır.Gerekli izinler alındıktan sonra Elazığ kent merkezinde bulunan 35 ortaöğretim okulundan 9, 10, 11 ve 12. sınıfları olan 28 okulun tümü araştırma kapsamına alınmıştır. Her okulun 9, 10, 11, 12. sınıflarından birer şube basit rastgele örneklem yöntemi ile belirlenmiştir. Bu sınıflarda öğrenim gören 2722 öğrencinin 2201'ine ulaşılmıştır. Araştırmacı tarafından hazırlanmış olan genel demografik özellikler ve obezite faktörleri ile ilgili olabilecek soruları içeren anket formu direkt gözlem altında uygulanmıştır. Yine araştırmacı tarafından boy ve ağırlık ölçümleri yapılmıştır.Araştırmaya katılan öğrencilerin yaş ortalaması 16.30±1.28 olup, %55.3'ü erkek, %44.7'si kızdır. Babalarının %6.0'ının, annelerinin ise %22.0'ının okur-yazar olmadığı belirlenmiştir. Öğrencilerin %85.6'sı il merkezinde yaşamaktaydı. Obezite sıklığı %13.5 bulunmuştur. Bu oranın %13.2'si erkek, %0.3'ü kız öğrencidir (p<0.05). Öğrencilerin VKİ değerleri ile cinsiyet arasında erkek öğrenciler lehine anlamlı ilişki bulunmuştur. VKİ değerleri ile aile gelir düzeyi, ailenin eğitim düzeyi, aile tipi, televizyon ve bilgisayar karşısında geçirdikleri zaman arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır. Bisiklete binme, kahvaltı yapma, kantinden tüketilen yiyecek-içecek türü ve haftalık süt ve süt ürünleri tüketimi ile VKİ değerleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur.Sonuç olarak Elazığ İl Merkezi ortaöğretim okullarında okuyan erkek öğrencilerde obezite prevalansı anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Adölesan dönemde ağırlık artışı izlenmeli ve kontrol altında tutulmalı, yeterli ve dengeli beslenme, fiziksel aktivite, televizyon ve bilgisayar karşısında vakit geçirme konusunda okul ve aile eğitimi yoluyla sağlıklı yaşam desteklenmelidir.Anahtar kelimeler: obezite, adolesan, öğrenciler, beslenme
İnönü Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu öğrencilerinin sigara, alkol, madde kullanımı, madde kullanımına etki eden etmenler ve aileden aldıkları sosyal desteğin etkisi
Sigara, alkol ve madde kullanımı özellikle gençleri etkileyen dünyada artış gösteren bir sorundur. Toplum sağlığı için giderek artan bu problem, önlenebilir halk sağlığı sorunları içerisindedir. Bu araştırma İnönü Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu'nda okuyan öğrencilerin sigara, alkol, madde kullanımı, madde kullanımına etki eden etmenler ve aileden aldıkları sosyal desteğin etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır.Tanımlayıcı nitelikte olan bu çalışmanın evrenini İnönü Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu'nda öğrenim gören öğrenciler (546 kişi) oluşturmuştur. Araştırma kapsamına alınan öğrencilerin 504'üne ulaşılmıştır. Araştırmanın verileri sosyo-demografik özellikler, sigara, alkol, uyuşturucu madde kullanım durumlarının değerlendirilmesi ve Aileden Alınan Sosyal Destek Ölçeği sorularının yer aldığı bir anketin direkt gözlem altında uygulanması ile toplanmıştır. Veriler, SPSS paket programında X² testi ve t testi ile değerlendirilmiştir.Araştırma kapsamına alınan öğrencilerin %72.8'i kadın, %27.2'si erkek, %27.4'ü birinci sınıfta, %69.8'i hemşirelik bölümünde öğrenim görmekte olup, yaş ortalamaları 20.74±1.85 (min:17, max:32)'dir. Öğrencilerin %29.0'ının halen nargile içtiği, %12.3'ünün halen sigara içtiği, halen sigara içenlerin %46.3'ünün aile sorunları nedeniyle sigaraya başladığı belirlenmiştir. Sigara içen öğrencilerin %3.2'sinin çok yüksek düzeyde bağımlı olduğu bulunmuştur. Öğrencilerin %16.9'unun halen alkollü içki kullandığı ve bunların %47'sinin merak nedeniyle alkollü içkiyi denediği saptanmıştır. Uyuşturucu madde kullanan (%2.2) öğrencilerin %54.5'inin esrar kullandığı, %63.6'sının merak nedeniyle uyuşturucu maddeyi denediği belirlenmiştir. Sigara, nargile, alkol ve uyuşturucu madde içme sıklığı, erkek öğrencilerde kız öğrencilere göre yüksek bulunmuştur (p<0.05). Bağımlılık yapıcı madde kullanan aile bireyi bulunan öğrencilerde, bağımlılık yapıcı madde kullanımının daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). Öğrencilerin Aile Sosyal Destek Puan Ortalamaları 31.56± 7.57 (min:2, max:40)'dir. Aile sosyal destek puanları düşük olan öğrencilerin sigara ve uyuşturucu madde kullanma sıklığının yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0.05).Sonuç olarak; Sağlık Yüksekokulu Öğrencilerinin sigara, alkol ve uyuşturucu madde kullanım durumlarının düşük olduğu ve aileden aldıkları sosyal desteğin iyi düzeyde olduğu bulunmuştur. Bağımlılık yapıcı madde kullanımı açısından riskli gençlere daha dikkatli yaklaşılması ve bu alanda niteliksel çalışmaların yapılması gerekmektedir.Anahtar Kelimeler: Sağlık yüksekokulu öğrencileri, sigara, alkol, madde kullanımı, aile sosyal destek
Mardin ili Kızıltepe ilçe merkezinde yaşayan evli kadınların doğum sonrası dönemde anne ve bebek bakımına yönelik bildikleri ve/veya uyguladıkları geleneksel yöntemler
Doğum sonu dönemde anne ve bebek bakımına yönelik yapılan geleneksel uygulamalar gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde önemli bir halk sağlığı problemidir. Bu araştırma, Mardin İli Kızıltepe ilçe merkezinde yaşayan evli kadınların doğum sonrası dönemde anne ve bebek bakımına yönelik bildikleri ve/veya uyguladıkları geleneksel yöntemler ve ilişkili faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır.Kesitsel tipte olan bu çalışmanın evrenini Mardin İli Kızıltepe ilçe merkezinde yaşayan evli kadınlar, örneklemi ise bu evrenden seçilen 549 kadın oluşturmuştur. Araştırma kapsamına alınan kadınların 527'sine ulaşılmış, cevaplılık oranı %96.0 olmuştur. Araştırmanın verileri; sosyo-demografik özellikler, obstetrik öykü ve doğum sonu dönemde anne ve bebek bakımına yönelik geleneksel uygulamaların değerlendirildiği soruların yer aldığı bir anketin yüz yüze görüşülerek uygulanması ile toplanmıştır. Veriler, istatistiksel paket programında yüzdelik, ortalama ve X2 (ki-kare) analizleri ile değerlendirilmiştir.Araştırma kapsamına alınan kadınların yaş ortalaması 36.77±12.39'dur. Kadınların yaşları arttıkça, kendilerinin ve eşlerinin eğitim düzeyi düştükçe, yine ailelerinin aylık gelir düzeyleri azaldıkça kendilerine ve bebeklerine yönelik geleneksel yöntem uygulama/uygulayacak olma oranları artmaktadır (p<0.05). Sosyoekonomik düzeyini kötü olarak algılayanlarda ve kendi sağlık durumunu kötüye doğru algılama dereceleri yükseldikçe geleneksel yöntem uygulama oranları artmaktadır (p<0.05). Ayrıca yaşayan çocuk sayısı fazla olan, hastane dışında doğum yapan, herhangi bir sağlık problemi olduğunda doktora gitme dışında değişik yöntemlerle çözmeye çalışan kadınlarda kendilerine ve bebeklerine yönelik geleneksel yöntem uygulama/uygulayacak olma oranları yüksek bulunmuştur (p<0.05).Sonuç olarak; bölge kadınlarının doğum sonu dönemde kendilerine ve bebeklerine yönelik geleneksel yöntem uygulama/uygulayacak olma davranışlarının yüksek oranda olduğu saptanmıştır. Bu tür araştırmalar doğrultusunda toplumun sosyodemografik ve çevresel faktörleri göz önünde bulundurularak çözüm önerileri ve müdahale çalışmaları planlanması düşünülebilir.Anahtar Kelimeler: Geleneksel yöntemler, doğum sonrası dönem, evli kadınlar, anne ve bebek.
Mardin ilinde 15-49 yaş arası kadınlarda aile içi şiddete maruz kalma sıklığı ve etkileyen faktörler
Kadına yönelik aile içi şiddet tüm toplumlarda sık görülen ve cinsiyet eşitsizliğinin ilişkilere yansıması şeklinde ortaya çıkan önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu çalışma; Mardin ilinde 15-49 yaş arası kadınlarda aile içi şiddete maruz kalma sıklığı ve etkileyen faktörleri saptamak amacıyla yapılmıştır.Mardin'de yaşayan 15-49 yaş kadınlar araştırmanın evrenini oluşturmuş, n=Nt²(pq)/d²(N-1)t²(pq) formülünden yararlanılarak (t=2.59,d=0.03, p=0.30), örnekleme 1111 kişi seçilmiş, tekrarlayan ziyaretlerle 1064 kişiye ulaşılmış (cevaplılık oranı %95.8)'tır. İl merkezi ve ilçeler nüfusu oranında örneklemde temsil edilmiştir. İstatistiksel analiz yöntemi olarak x² (ki-kare) testi kullanılmıştır.Kadınların yaş ortalaması 32.5±8.2'dir. %29.4'ü okuryazar değildir. %47.5'i görücü usulü, %6.5'i berdel, %1.4'ü beşik kertmesi yöntemi ile evlenmiştir. %6.1'i resmi nikâhsızdır. %30.5'inin ailesine başlık parası ödenmiştir. %6.4'ünün kuması vardır, kuması olanların %61.8'i kuması ile aynı evi paylaşmaktadır. %14.9'ü aşiret mensubudur, %7.3'ünün ailesinde töre cinayeti yaşanmıştır. %25.9'ü babasının, %37.6'si ise annesinin fiziksel şiddetine geçmişte maruz kalmıştır. %44.5'i fiziksel, %56.4'ü sözel/duygusal, %37.7'si ekonomik ve %14.8'i cinsel şiddete yaşamı boyunca en az bir kez maruz kalmıştır. %13.2'si aile içi fiziksel şiddete, %15.8'i sözel/duygusal şiddete ve %7.3'ü cinsel şiddete halen maruz kalmaktadır. Kadınların ve eşlerinin eğitimi, sosyoekonomik düzeyi ve kişi başına düşen aylık geliri düştükçe şiddete maruziyetleri artmaktadır (p<0.05). Berdel, başlık parası, töre cinayeti, kuma, çocuklukta şiddet görme, eşin alkol, kumar gibi kötü alışkanlıklarının olması kadınların şiddete maruz kalma oranlarını artırmaktadır (p<0.05).Sonuç olarak; Mardin ilinde kadına yönelik aile içi şiddet önemli düzeyde yüksektir. Bölgenin sosyoekonomik ve kültürel şartları da göz önüne alınarak; sivil toplum kuruluşları, kamu kuruluşları ve basın yayın kuruluşları ile işbirliği içerisinde yasal ve toplumsal düzenlemeler oluşturulmalıdır.Anahtar Kelimeler: Mardin, Kadın, Aile İçi Şiddet
Tunceli kent merkezinde yaşayan 15-49 yaş grubu kadınların sağlık, sosyal ve demografik özelliklerine göre sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının değerlendirilmesi
Sağlıklı yaşam biçimi, bireyin sağlığını etkileyen tüm davranışlarını kontrolü ve sağlık statüsüne uygun olumlu davranışları seçebilmesi ile gerçekleşir. Bu araştırma, Tunceli kent merkezinde yaşayan 15-49 yaş grubu kadınların sağlık, sosyal, demografik özelliklerine göre sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının (SYBD) değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir.Kesitsel tipteki bu araştırma, Tunceli kent merkezinde yaşayan 15-49 yaş kadın nüfusu (6511 kişi) arasından seçilen örneklemin (540 kişi) 511'ine ulaşılarak yapılmıştır. Araştırmanın verileri; birinci bölümü kadınların sağlık, sosyal ve demografik özellikleri ile SYBD'nı etkilediği düşünülen bazı faktörler, ikinci bölümü ise Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği (SYBDÖ) sorularından oluşan bir anketin yüz yüze görüşülerek uygulanması ile toplanmıştır. Verilerin analizinde t testi ve tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır.Kadınların yaş ortalaması 32.52±8.72 (min:16, max:49 yaş) olup, SYBDÖ genel ortalaması 116.95±23.04 (min:48, max:192) olarak saptanmıştır. SYBDÖ ortalama puanının; kendileri ve eşleri lise ve üzeri eğitim alanlarda, çalışanlarda, aylık gelir düzeyi yüksek olanlarda, yaşadığı yere göç ile gelmemiş olanlarda, konut sağlığı göstergeleri genel olarak olumlu olanlarda, şiddete maruz kalmayanlarda, kendi sağlık durumlarını orta ve iyi olarak değerlendirenlerde, kronik bir hastalığı olmayanlarda, egzersiz yaptığını ifade edenlerde, düzenli beslenenlerde daha yüksek olduğu belirlenmiştir (P<0.05). Evde kişi sayısının az oluşu ve aylık gelir düzeyi artışı ile kendini gerçekleştirme puanlarının arttığı, göç ile gelmeyen kadınların beslenme alışkanlığı, kendini gerçekleştirme, stres yönetimi puanların daha yüksek olduğu saptanmıştır (P<0.05).Sonuç olarak; bu araştırmada Tunceli kent merkezinde yaşayan 15-49 yaş grubu kadınların SYBD genel puanı orta düzeyde bulunmuştur. Kadınların sağlık davranışlarını etkileyen bireysel, ailesel ve çevresel olumsuzlukların en aza indirilmesi ve önlenmesi için gerekli girişimler yapılmalıdır.Anahtar Kelimeler: Tunceli, 15-49 yaş kadın, sağlıklı yaşam biçimi davranışları.
Bir üniversite hastanesine başvuran hasta ve yakınları ile araştırma görevlilerinin hasta hakları konusundaki bilgi, tutum ve yararlanma durumlarının değerlendirilmesi
Bir Üniversite Hastanesine Başvuran Hasta ve Yakınları ile Araştırma Görevlilerinin Hasta Hakları Konusundaki Bilgi, Tutum ve Yararlanma Durumlarının DeğerlendirilmesiBu çalışmada bir üniversite hastanesine Ekim 2008'de ayaktan tedavi almak amacıyla başvuran hasta ve yakınlarının hasta hakları konusunda bilgileri ve yararlanma durumları ile aynı dönemde üniversite hastanesinde çalışan araştırma görevlilerinin hasta hakları konusunda bilgi ve tutumlarını incelemek amaçlanmıştır.Bu tanımlayıcı araştırmanın katılımcılarını 18 yaş ve üzeri 1101 hasta ve hasta yakını ile dahili ve cerrahi birimlerde çalışan 314 araştırma görevlisi oluşturmaktadır. Araştırmanın veri toplama aşamasında hasta ve hasta yakınlarına ayrı, araştırma görevlilerine ayrı anketler uygulanmıştır. Anket soruları kişilerin tanımlayıcı özellikleri, hasta hakları genel bilgi düzeyi, hasta hakları yönetmeliği ve hasta haklarından yararlanma durumu veya hasta hakları tutumu ile ilgili sorulardan oluşmaktadır. Hasta ve hasta yakınları için hazırlanan anket formu yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak, araştırma görevlileri için hazırlanan anket formu ise gözlem altında uygulanmıştır.Araştırma sonuçlarına göre; hasta ve hasta yakınlarının %53.0'ı hasta hakları ile ilgili bilgisinin olmadığını ifade etmiştir. Büyük kesimi bazen veya nadiren hekimini seçebildiğini belirtmiştir. Muayene eden doktorun kendini bazen tanıttığını, diğer sağlık personelinin ise hiçbir zaman kendini tanıtmadığını belirtenler çoğunluktadır. Haklarının daha çok hemşireler ve hekimler tarafından ihlal edildiğini düşünmektedirler. Hasta ve hasta yakınlarının hasta hakları yönetmeliğini duyma ve okuma yüzdeleri sırasıyla 12.6 ve 2.3, araştırma görevlilerinin ise 30.9 ve 7.0'dır. Araştırma görevlilerinin %70.1'i hasta haklarıyla ilgili eğitim almamıştır ve %61.5'i eğitim ihtiyacı olduğunu düşünmektedir. Araştırma görevlilerinin tutum puanı ortalaması 44 puan üzerinden 32.9±4.6 bulunmuştur. Türkiye'de ve çalıştıkları sağlık kuruluşunda hasta hakları ile ilgili neler yapıldığı sorgulandığında büyük kısmı hiçbir şey yapılmadığını belirtmiştir. Hangi yolla hasta haklarının daha iyi olacağına inandıkları sorgulandığında hem hasta ve hasta yakınlarının hem de araştırma görevlilerinin en çok verdikleri yanıt eğitim olmuştur.Sonuç olarak hekimlerin bazı hasta haklarını bildikleri ve savundukları ancak hasta hakları konusunda yeterli bilgiye sahip olmadıkları, hastaların da hasta olarak haklarını iyi bilmedikleri ve bu haklardan yeterince yararlanmadıkları bulunmuştur. Hasta hakları konusunda topluma bilgi verilerek bilinçlendirilmeli, hekimlerin mezuniyet öncesi ve sonrası eğitimlerinde hasta hakları konusuna yer verilmeli, sağlık kurum ve kuruluşlarında yönergede yer alan hasta hakları birimleri olmalı ve nitelikli personel çalıştırılması sağlanmalıdır.Anahtar kelimeler: Hasta hakları, bilgi ve tutum, hasta ve araştırma görevlisi.
Ankara'da bir üniversite hastanesi'nde takip edilen çocuk hematoloji onkoloji hastalarında ve annelerinde depresyon sıklığı ve yaşam kalitesi değerlendirmesi
Bu çalışma kemoterapi alan hastaların ve annelerinin depresyon ve yaşam doyumu düzeylerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır.Araştırma, Ankara Üniversitesi Cebeci Araştırma Hastanesi Kemoterapi ve Kan Hastalıkları Servisine yatarak kemoterapi almak için gelen hastalar ve anneleri ile yapılmıştır.Verilerin toplanmasında, hastaların sosyo-demografik özelliklerini ve hastalıkla ilgili bilgilerini içeren 44 soruluk bir soru formu, hastaların yaşam doyumunu belirlemek için Yaşam Kalitesi Ölçeği (YKÖ) ve hastaların depresyon düzeyini belirlemek için Çocuk Depresyon Ölçeği (ÇDÖ) ve annelere Beck depresyon ölçeği (BDÖ), WHOQOL-BREF ( Dünya Sağlık Örğütü Yaşam Kalitesi Ölçeği ) uygulanmıştır.Verilerin değerlendirilmesinde, ki-kare test ve mann-whitney u testi kullanılmıştır.Araştırmaya katılan annelerin % 88.2'sinde depresyon saptanmış ve araştırmaya katılan çocukların % 100'ünde depresyon olduğu tespit edilmiştir. Araştırmaya katılan annelerin yaşam kalitesi öğrenim düzeyleri yüksek olanlarda ve evli olanlarda daha yüksek bulunmuştur.Hastalık süresince, hasta çocuğun biyolojik etkilenimlerinin yanı sıra psiko-sosyal etkilenimlerinin de belirlenmesi ve buna yönelik girişimlerin planlanması ve uygulanmasının çocuk ve ailenin yaşam kalitesini arttırarak tedaviye olumlu katkı sağlayacağı düşünülmektedir.Bu çalışmanın sonuçlarına göre kanser, depresyon ve yaşam kalitesi yakın ilişkilidir.Anahtar Kelimeler: Kanser, Depresyon, Beck depresyon ölçeği, Yaşam Kalitesi, WHOQOL-BREF.
Ankara ilinde dört huzurevinde kalan yaşlıların sosyodemografik özellikleri ile bilişsel durum ve depresyon durumlarının değerlendirilmesi
Bu ara?tırma ile Ankara ilinde Huzurevlerinde ya?ayanya?lıların sosyodemografik verilerini belirleme, huzurevlerinin mevcutdurumunu saptama, bili?sel ve depresyon durumlarının değerlendirmesiamaçlanmı?tır.Bu çalı?ma SHÇEK Ankara Öğretmen Necla Kızılbağ,SHÇEK Ankara Ümitköy Huzurevi Ya?lı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi,Özel Tatlıdil Huzurevi ve Ya?lı Bakımevi-2 ve Özel Gönül Kö?kümHuzurevi ve Ya?lı Bakımevinde ya?ayan toplam 215 ki?iye uygulanmı?tır.Elde edilen veriler SPSS 15.0 istatistik paket programına aktarılarakdeğerlendirilmi?tir İstatistik değerlendirmelerde depresyon ve bili?selbozukluk sıklıklarının kar?ıla?tırılmasında ki-kare önemlilik testiuygulanmı?tır.İncelenenlerin ya? ortalaması 75.7 ±10.06'dır. Huzurevindeya?ayanların %37.7'si erkek, %62.3'ü kadındır. %38.1'i 74 ve altı ya?grubundan, %61.9'u 75 ve üzeri ya? grubundandır, %69.3'ü en az ilkokulmezunudur, %83.7' si Sosyal Güvenlik Kurumu kapsamındadır, %56.7' sininbir emekli maa?ı vardır.İncelenenlerin %34.9'u 3 yıl ve üzeri süredir huzurevindeya?amakta, %89.3'ünde devamlı olarak ilaç kullanmakta, %46.9' ı tansiyonilacı kullanmakta, %20.9' u uyku ilacı kullanmakta, %84.2' si sigara içmiyor,%58.6' sının sağlık durumu günlük hareketlerini kısıtlamakta, 56.3' ü protezdi? kullanmakta, %80.9' u son bir yıl içerisinde sinema veya tiyatroyagitmediği bulunmu?tur.İncelenenlerin %63.7'sinde bili?sel bozukluk vardır.İncelenenler arasında 74 ve altındaki ya? grubundakilerin %57.3'ünde, 75 veüzeri ya? grubunda olanların ise %67.7'sinde, erkeklerin %48.1'inde,kadınların %73.1'inde, ilkokul mezunu olmayanların %78.8'inde bili?selbozukluk vardır.İncelenenlerin %39.5'inde depresyon vardır. İncelenenlerarasında 74 ve altındaki ya? grubundakilerin %37.8' inde, 75 ve üzeri ya?grubunda olanların ise %40.6' sında, evli olanların %51.3'ünde,dul/bekar/bo?anmı? olanların %36.9'unda, erkeklerin %44.4' ünde,kadınların %36.6'sında, ilkokul mezunu olmayanların %27.3'ünde, en azilkokul mezunu olanların %45.0'inde depresyon vardır.
Elazığ ilinde gebelikte depresyon prevelansı ve etkileyen faktörler
Feyza SEV ND KELAZIĞ L NDE GEBELERDE DEPRESYON PREVELANSI VE ETK LEYENFAKTÖRLERÖZETElazığ ilinde yaşayan gebelerde depresif semptomlar prevelansı ve etkileyenfaktörleri belirlenmesi amacı ile yapılan bu çalışmada Elazığ ilinde yaşayan 4855gebeden 240 kişi araştırma kapsamına alınmıştır. Araştırma kapsamına alınan kişilere;genel demografik özellikler, doğumsal özellikler ve Beck Depresyon Ölçeği'nden oluşanbir anket formu uygulanmıştır.Çalışmaya alınan kadınların yaş ortalamaları 26.78±5.52'dir. gebelerin %7.1'iadölosan dönemdedir. Kadınların %11.7'si okuma-yazma bilmemekte, %11.7'si gelirgetirici bir işte çalışmaktadır. Düşük sosyo-ekonomik düzeye sahip kadın oranı%81.7'dir. Kadınların ortalama evlenme yaşları 20.97±4.34'tür. Sigara kullanan kadınoranı %9.2'dir. Kadınların %20'si birinci trimesterde, %23.3'ü ikinci trimesterdedir.Gebelik aralığı iki yıl ve altı olan kadın oranı %57.1'dir. Kadınların %25.4'ü gebelikleriniplanlamamışlardır. Gebe kadınların %5.8'i gebeliklerinde şiddete uğramıştır. Antenatalbakım alan gebe oranı %92.5'tir.Çalışmaya alınan gebe kadınların %33.8'inde hafif, %12.5'inde şiddetli depresifbelirtiler görülmektedir. BDÖ puan ortalamaları 14.97±8.58 bulunmuştur. Adölosanyaştaki gebelerin BDÖ puanı 17.71±8.26, 35 yaş sonrası gebelerin 17.92±11.56, 20-34yaş arası gebelerin 14.38±8.11'dir (p=0.06). Çalışmaya alınan okur-yazar olmayan gebekadınların Beck Depresyon Ölçeği puan ortalaması 20,93±9,03 iken okur-yazar olangebe kadınların puan ortalaması 16,33±6,54 bulunmuştur (p=0.0001). BDÖ puanıgünlük hayatta karşılaştıkları problemlerini eşleri ile konuşanlarda 14.31±8.76, annesi ilekonuşanlarda 17.08±8.65 ve akrabaları ile konuşanlarda 21.37±10.53 bulunmuştur(p=0.000). lk gebeliği olan kadınların Beck Depresyon Ölçeği Depresyon puanortalaması 13,51±8,51 iken ikinci ve üzeri gebeliği olanların puanları 15.82 ±8,54bulunmuştur (p=0.045). Eşinin eğitim düzeyi az olan, son gebelik aralığının 3-6 yılarasında olan, gebeliği süresince herhangi bir sağlık problemi yaşayan, antenatal bakımalmayan kadınlarda depresif belirtiler daha fazla görülmüştür. Çalışmaya alınan gebekadınlarda, çalışma durumu, sosyoekonomik düzeyi, sigara kullanma durumu, herhangibir kronik hastalığa sahip olma durumu, geçmiş hayatında ölü doğum, düşük, infertilitehikayesi olması, gebelik haftası, gebeliğinde şiddete uğramanın ise depresif belirtilerietkilemediği görülmüştür.Sonuç olarak Elazığ ilinde yaşayan gebe kadınların önemli oranda depresifbelirtiler yaşadığı ve belirtileri arttıran demografik ve doğumsal etkenlerin olduğusaptanmıştır. Gebe kadınlara depresyondan korunma ve baş etme becerilerinigeliştirmeye yönelik eğitim ve danışmanlıklara öncelik verilmelidir.Anahtar Kelimeler: Gebelik, Depresyon, Yeni doğan
Kurum bakımında olan ve ailesi ile birlikte kalan 13-18 yaş arası çocuklarda sürekli öfke ile depresyon düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
1.ÖZETKurum bakımında olan ve ailesi ile birlikte kalan 13-18 yaş arası çocuklarda sürekliöfke ile depresyon düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılan buçalışmaya Malatya Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumunda kalan 13-18 yaşarası çocukların kaldığı yetiştirme yurdundaki 170 kişi ile Malatya Sümer Lisesiöğrencilerinden 160 kişi araştırmanın kapsamına alınmıştır. Kurumda kalan özürlüçocuklar ile araştırmanın uygulandığı süre içinde yurtta bulunmayan çocuklar araştırmakapsamına alınmamıştır. Çocuk Esirgeme Kurumunda kalan 170 kişiden 152'sine, SümerLisesinden örnekleme alınan 160 kişiden 148'ine ulaşılmıştır. Cevapsızlar; anketleri tamolarak doldurmayan kişilerden oluşmuştur. Araştırma kapsamına alınan kişilere,demografik özellikler, yurda gelen ziyaretçiler, Çocuklar için Depresyon Ölçeği, SürekliÖfke ve Öfke Tarz Ölçeğinin bulunduğu anket formu uygulanmıştır.Çalışmaya alınan kişilerin %50.7'si kız, %49.3'ü erkektir. Ailesi ile kalançocukların yaş ortalaması 15.95+0.89, yetiştirme yurdunda kalan çocukların yaş ortalaması15.85+1,55'dir. Yurtta kalanların %88.7'sinin anne-babasının ayrıdır. Yurtta kalanlarınortalama depresyon ölçeği puanı 14.38+6.59, ailesiyle evde kalanların ise 12.92+5.94bulunmuştur. Ailesiyle kalanların %16.9'unda, yetiştirme yurdunda kalanların %25'indedepresyon belirtileri vardır. Çalışmaya alınan kişilerden depresyon belirtisi olmayanlardaSürekli Öfke Ölçeği puanı 23.77+6.29, depresyon belirtisi olanlarda Sürekli Öfke Ölçeğipuanı 26.95+6.44, depresyon belirtisi olmayanlarda Öfke İçte Ölçeği puanı 16.87+4.65,depresyon belirtisi olanlarda Öfke İçte Ölçeği puanı 18.79+4.90, depresyon belirtisiolmayanlarda Öfke Dışa Ölçeği puanı 17.64+5.29, depresyon belirtisi olanlarda Öfke DışaÖlçeği puanı 19.60+5.51 olarak bulunmuştur.Sonuç olarak; Kurum bakımında olan çocukların; aile yapısı bozulmuş, ailelerinineğitim düzeyi düşüktür. Depresyon belirtisi, sürekli öfke ve öfke tarz ölçekleri puanlarıailesiyle kalanlara göre yüksek bulunmuştur.Anahtar kelimeler; Yetiştirme yurdu, aile, depresyon, öfke.
Elazığ ili Fırat Tıp Merkezi, Devlet Hastanesi, SSK Hastanesi ve merkez sağlık ocaklarında görev yapan hemşirelerin iş doyumlarının değerlendirilmesi
ELAZIĞ İLİ FIRAT TIP MERKEZİ, DEVLET HASTANESİ, SSKHASTANESİ VE MERKEZ SAĞLIK OCAKLARINDA GÖREV YAPANHEMŞİRELERİN İŞ DOYUMLARININ DEĞERLENDİRİLMESİDİLEK GÜNEŞ DAĞ1. ÖZETElazığ ili Fırat Tıp Merkezi, Devlet Hastanesi, SSK Hastanesi, merkez sağlıkocaklarında görev yapan hemşirelerin iş doyum düzeylerinin değerlendirilmesive iş doyumunu etkileyen faktörlerin araştırılması amacıyla yapılan çalışmada;belirtilen kurumlarda çalışan toplam 600 hemşirenin 531'ine ulaşılmıştır. Araştırmakapsamına alınan hemşirelere; genel demografik özelliklerini, çalışma şartlarınıyansıtan bilgi formu ve Minnesota İş Doyum Ölçeği anket formu uygulanmıştır.Çalışmaya alınan hemşirelerin yaş ortalamaları 28.78 ± 5.07'dir. %38.6'sıFırat Tıp Merkezinde çalışmaktadır. Hemşirelerin %80.4'ü servis hemşiresi,%6.2'si servis sorumlusudur. %57.2'si meslek yüksekokulu (önlisans) mezunudur.Hemşirelerin %55.6'sı evlidir ve %84.2'si çocuk sahibidir. %94.9'u ortasosyoekonomik düzeye sahiptir. Çalışma yılı ortalaması 84.00 aydır ve %35.6'sı1-5 yıl arası çalışmaktadır. Hemşirelerin %77.4'ü nöbet tutmaktadır ve haftadaortalama 44.78 ± 6.60 saat çalışmaktadır. Günde sorumlu oldukları hasta sayısıortalaması 20.00 dır. %75.7'si kadrolu olarak çalışmaktadır. İşten ayrılmayıdüşünen hemşirelerin oranı %17.7'dır. Hemşirelerin %64.3'ü hizmet içi eğitimalmamaktadır. %65.5'i mesleğini isteyerek seçmiştir. Yine hemşirelerin %40.1'isigara kullanmaktadır.Çalışmaya alınan hemşirelerin iş doyum puanı ortalaması 49.43 ±11.27'dir. %55.4'ünün iş doyum puanı düşük (0-49 arası), %4.5'inin iş doyum1puanı yüksek (70-89 arası ) bulunmuştur. Fırat Tıp Merkezinde çalışan hemşirelerin,diğer kurumlara göre işten ayrılmayı düşünme oranları daha yüksekbulunmuştur (p=0.0001). Sağlık ocaklarında çalışan hemşirelerin iş doyum puanortalaması 55.47 ± 11.37 olup diğer kurumlarda çalışan hemşirelerin iş doyumpuanı ortalamasından daha yüksek bulunmuştur (p=0.0001). Yönetici hemşireleriniş doyum puan ortalaması 60.67 ± 03.06 iken, servis hemşirelerinin iş doyumpuanı ortalaması 47.67 ± 10.59 olarak saptanmıştır (p=0.0001). İşten ayrılmayıdüşünmeyenlerin iş doyum puanı ortalaması 52.57 ± 11.41 iken, işten ayrılmayıdüşünenlerin iş doyum puanı ortalaması 48.43 ± 10.40 bulunmuştur (p=0.0001).Sonuç olarak çalışmaya alınan hemşirelerin iş doyumları düşükbulunmuştur. İş doyumunun yükseltilmesi için çalışanlara yönelik eğitimprogramları düzenlenmeli, çalışma koşulları iyileştirilmelidir.Anahtar Kelimeler: İş doyumu, Etkili Faktörler, Hemşirelik.2
Elazığ ilinde diabette depresyon prevalansı ve etkileyen faktörler
Tezin Adı: Elazığ İlinde Diabette Depresyon Prevalansı ve Etkileyen FaktörlerYazar Adı: Aliye DEMİROK1.ÖZETHerhangi bir hastalığın ortaya çıkışı kişide önemli psikososyal problemlere yolaçmaktadır. Böyle bir durumda görülebilecek olası duygudurum reaksiyonları depresyon veanksiyetedir. Hastalığın ortaya çıkışı ile kişinin yaşantısında büyük değişikliklerolabilecektir. Çalışmada diabet gibi önemli bir kronik hastalığı olan hasta grubu alınmıştır.Elazığ ilinde yaşayan diabet hastalarında depresif semptomlar prevalansı ve etkileyenfaktörlerin belirlenmesi amacı ile yapılan bu çalışmada; Fırat Üniversitesi Tıp MerkeziEndokrinoloji Bilim Dalı polikliniğine, 3 aylık dönemde toplam 217 hasta başvurmuş, 210kişi (%96.7) anket doldurmayı kabul etmiştir. Araştırma kapsamına alınan kişilere; geneldemografik özellikler ve Beck Depresyon Ölçeği'nden (BDÖ) oluşan bir anket formuuygulanmıştır.Çalışmaya alınan Diabetes Mellitus Hastalarının yaş ortalaması 54.87±12.90'dır.%57.1'i kadın, %42.9'u erkektir. %77.6'sı evlidir. Hastaların %35.9'u okur-yazar değildir.%53.2'si ev hanımı, %13.8'i emekli, %1.5'i ise öğrencidir. Düşük sosyo-ekonomik düzeyesahip hasta oranı %60.8'dir. %3.3'ünün ise hiçbir sosyal güvencesi yoktur. Sigara kullananhasta oranı %17.1'dir. Hastaların %65.2'sinde diabet dışında başka bir kronik hastalıkvardır. Hastaların yaş, cinsiyet, medeni durum ile BDÖ puanı arasında anlamlı ilişki yokken(p>0.05), eğitim düzeyi, meslek ve sosyo-ekonomik durum ile BDÖ puanı arasında anlamlıilişki vardır (p<0.05). DM hastalarının ortalama diabet tanısı süresi, diabet dışında herhangibir hastalığa sahip olma ve kontrole düzenli gitme ile BDÖ puanı arasında anlamlı ilişkiyoktur (p>0.05).Sonuç olarak Elazığ ilinde yaşayan diabet hastalarının önemli oranda depresifbelirtiler yaşadığı ve belirtileri arttıran bazı etkenlerin olduğu saptanmıştır. Diabet hastalarınadepresyondan korunma ve baş etme becerilerini geliştirmeye yönelik eğitim vedanışmanlıklara öncelik verilmelidir.Anahtar Kelimeler: Diabet, Depresyon, Etkileyen Faktörler
Türkiye'de 2007 yılı son altı ayında gerçekleştirilen neonatal resüsitasyon programı uygulayıcı eğitimlerinde katılımcı başarısı değerlendirilmesi
Araştırmamız, ülkemizde gerçekleştirilen NRP eğitimlerinin katılımcılarda oluşturduğu bilgi değişikliği ve katılımcı başarısına etki eden faktörleri ölçmek amacıyla yapılmış tanımlayıcı tipte bir çalışmadır. Araştırma kapsamına 2007 yılı ikinci yarısında Türkiye genelinde yapılan NRP uygulayıcı kurslarına katılan 1411 sağlık personeli alınmıştır.Araştırmada kurslar sırasında elektronik ve basılı olarak hazırlanan Kurs Raporu dosyaları kullanılmıştır. Kurs raporlarından meslekleri, uzmanlıkları, çalıştıkları yerler ve cinsiyetleri ön test, son test, bölüm sonu sınavları, sertifika sınavı ve uygulama sınavı puanları ve ön test ve son test yanıtları alınmıştır.Araştırma sonuçlarına göre katılımcıların %98,5'inin başarıyla tamamladığı kurslarda; ön test ve son test başarı puanları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır. Hem ön test başarısı hem de ön test son test başarıları arasındaki değişim, meslekleri, görev yerleri ve cinsiyetleri açısından farklılıklar göstermektedir.Katılımcıların ön testte en başarılı olduğu konu ?Preterm Bebek? konusu (8. ders) olurken bunu; ?Canlandırmaya Genel Bakış ve İlkeler? (1. ders), ?Başlangıç Basamakları? (2. ders), ?Kompresyon? (4. ders), ?Özel Durumlar? (7.ders), ?İlaçlar? (6. ders), ?Ventilasyon? (3. ders) ve son olarak da ?Entübasyon? (5. ders) izlemektedir. Son testte ise konular; 6. ders, 8. ders, 1. ders, 4. ders, 2. ders, 3. ders ve 7. ders olarak sıralanmıştır.Bölüm sonu sınavlarına göre katılımcıların en yüksek başarıyı gösterdiği ders 4. ders olmuştur. Kalan dersler sırasıyla 7. ders, 8. ders, 6. ders, 2. ders, 1. ders ve 5. ders olarak dizilirken, en az başarı gösterilen ders 3. derstir.Kursun genel değerlendirmesi ve sertifikasyon için yapılan sertifika ve uygulama sınavlarında başarı ortalamaları sırası ile 94,8±4,7 ve 95,5±4,5 olarak bulunmuştur. Bu skorlar HDSP grubu ve hekim grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermektedir ve her iki sınavda da hekim grubu daha başarılıdır.Araştırma kapsamında eğitime alınan sağlık personelinde istenilen yönde bilgi değişimi sağlandığı ve gerekli becerilerin kazandırıldığı saptanmaktadır. Bununla birlikte, NRP uygulamalarının daha iyi ölçülebilmesi için, edinilen bilgi ve becerilerin eğitimden bir süre sonra tekrar değerlendirilmesinin yararlı olacağı açıktır.
Elazığ il merkezinde yaşlılarda depresyon belirtilerinin yaygınlığı ve etkileyen faktörler
Yaşlılarda depresyon belirtilerinin görülme sıklığı yüksektir. Bu durum gerek risk faktörleri, gerekse sonuçları açısından önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu çalışma Elazığ il merkezinde yaşlılarda depresyon belirtilerinin yaygınlığı ve etkileyen faktörler ile ilişkilerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır.Kesitsel tipte olan bu çalışma; Elazığ il merkezinde yaşayan 65 yaş ve üzeri 630 kişi üzerinde yapılmıştır. Örneklem grubu, Elazığ il merkezinde bulunan 18 sağlık ocağında mevcut ev halkı tespit fişlerinden randomize sayılar cetvelinden yararlanılarak seçilmiştir. Örnekleme alınan yaşlılara içerisinde Geriatrik Depresyon Ölçeği'nin de (GDÖ) yer aldığı bir anket karşılıklı görüşme ile uygulanmıştır.Araştırma kapsamına alınan yaşlıların %50.5'i kadın, %49.5'i erkek olup, ortalama; yaşları 71.28±5.45, ailede kişi başına düşen aylık gelirleri 215.30±127.24 YTL'dir. Yaşlıların %70.2'si evli, %29.8'i dul/boşanmış, %59.0'ı okur-yazar değil, %7.3'ünün sosyal güvencesi yoktur. Yaşlıların GDÖ ortalama puanı 11.71±5.35 (min:2, max:27 puan)'dir. GDÖ kesme noktasına göre, depresyon belirtileri görülenlerin oranı % 34.6'dır. Depresyon belirtileri görülme sıklığı; ileri yaşlarda, dul/boşanmışlarda, eğitim düzeyi düşük olanlarda, kişi başına düşen gelir düzeyleri düşük olanlarda, sosyoekonomik düzeyini düşük olarak algılayanlarda, sosyal güvencesi olmayanlarda, tek başına yaşayanlarda, çocuklarının desteğinden yoksun, yakınları ile olan ilişkileri kötü, hareket yeteneği kısıtlı ve uyku sorunları olanlarda, ayrıca şiddete maruz kaldığını belirtenlerde yüksektir (P<0.05). Cinsiyet, vücut kitle indeksi (VKİ), sahip olunan çocuk sayısı, kronik bir hastalığı olup olmama durumu, hobi varlığı ise depresyon belirtileri görülme sıklığını etkilememektedir (P>0.05)Sonuç olarak; Elazığ il merkezinde yaşlılarda depresyon belirtilerinin görülme sıklığı yüksektir. Multidisipliner yaklaşımla, yaşlılarda depresyon ile ilişkili risk faktörleri de değerlendirilerek, bu gruba yönelik koruyucu, tedavi ve rehabilite edici hizmetler düzenlenmelidir.Anahtar Kelimeler: Yaşlılar, depresyon, risk faktörleri.
Türkiye'de 2002, 2004 ve 2007 yıllarında gerçekleştirilen ?Yenidoğan canlandırma programı uygulayıcı eğitimleri?nin belirlenen kalite kriterleri ve katılımcı geri bildirimlerine göre değerlendirilmesi
Araştırmamız, Türkiye' de 2002, 2004 ve 2007 yıllarında 60 ilde gerçekleştirilen 7839 kişinin eğitildiği 427 NRP uygulayıcı kursunu, program başında tespit edilen kalite kriterleri ve katılımcı günlük değerlendirmeleri açısından değerlendirmeyi amaçlayan tanımlayıcı tipte bir araştırmadırBu çalışmada kurslar sırasında hazırlanan kurs raporları kullanılmıştır. Kurs raporlarından kalite kriterleri olarak belirlenen eğitimci sayısı ve meslekleri, katılımcı sayısı, sertifika sınavı başarı ortalaması, teorik ve pratik ders süreleri ile eğitimcilerin fiziksel ortam değerlendirmeleri alınmıştır. Ayrıca katılımcıların kursu fiziksel ortam, konular, teorik anlatım, pratik uygulama, eğitim materyali ve eğitimci bazında değerlendirdikleri ve kursun her gününde toplanan veriler de kullanılmıştırHer eğitimde en az dört eğitimci olması koşulu ve 15-20 katılımcı yıllara ve kurs türlerine göre farlılık göstermekle birlikte kursların genelinde sağlanmıştır. OTDS'leri, programdaki ders süreleri (A=330, B=345) ile karşılaştırıldığında her üç yılda da B grubunda, OPDS'leri programdaki ders süreleri (A=240, B=260) ile karşılaştırıldığında her üç yıl için de A grubunda istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. A kurslarında; 2002 yılında 92,7, 2004 yılında 93,9, 2007 yılında 93,2, B grubu kurslarında ise; 2002 yılında 91,7, 2004 yılında 95,9, 2007 yılında 95,4 başarı ortalamaları sağlanmıştırKalite kriterleri sertifika sınav başarısını çok fazla etkilememekle birlikte, katılımcı değerlendirmelerinin yüksekliği ve kurslara olan talebin ve katılımcı sayısının yıllar içinde artması, bu kriterlerin korunmasının önemini göstermektedirKatılımcıların kurs değerlendirmelerine bakıldığında; katılımcıların en yüksek oranda memnun oldukları konunun her iki grup ve tüm yıllar için ?eğitimciler? (A=93,56; B=93,85), en az memnun oldukları konunun ise yine her iki grup ve tüm yıllar için ?fiziksel ortam? olduğu (A=82,38; B=81,31) bulunmuştur.
Ankara genelevinde çalışan seks işçilerinin cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar ve HIV/AIDS korunma yolları konusunda bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi
Bu araştırma, HIV ve CYBE açısından yüksek risk altında olan Ankara genelevinde çalışan kayıtlı seks işçilerinin HIV ve CYBE ve korunma yollarına ilişkin bilgi, tutum ve korunmaya yönelik bilgi, tutum ve davranışlarını saptamak amacıyla yapılmıştır. Araştırma Ankara Genelevinde çalışan 145 kayıtlı seks işçilerinden 122'sinde (%84,0) Ankara Deri ve Tenasül Hastalıkları Dispanserinde gerçekleştirilmiştirAraştırmada seks işçilerinin CYBE ve HIV/AIDS konusunda bilgi, tutum ve davranışlarını değerlendirmek üzere bir anket formu kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler yanında eğimde ki-kare, ki kare testleri ile Student's t testleri, çözümlenmesinde SPSS 16.0 paket programı kullanılmıştır.Araştırma sonucunda kadınların %44.3'nün 30-39 yaş aralığında bulunduğu, %68.0'inin okuryazar ya da ilkokul mezunu olduğu saptanmıştır. %56.5'nin eş/sevgili/dostunuyla bir kez bile olsa kondom kullandığı, en son müşteriyle yapılan cinsel ilişkide %79.5'unın erkek kondomunu kullandığı ve %96.0'sı ?partnerinin istememesi? nedeniyle kullanmadığı saptanmıştır. Kadın kondomunun hiç kullanılmadığı belirlenmiştir. Kadınların %45.1'nin 6?11 CYBE bilgi sorusunu, %67.2'sinin 5-7 HIV/AIDS bilgi sorusunu bildiği saptanmıştır. CYBE/HIV/AIDS'den korunma konusunda eğitim aldıkları yerler arasında Hastane %53.1 ilk sırada yer almaktadır. Kondom kullanımı 20-29 ve 30-39 yaş grubunda anlamlı şekilde yüksek bulunmuş olup yaşı daha genç olanların kondomu daha fazla kullandıkları görülmektedir. Öğrenim düzeylerine göre CYBE bilgi düzeyleri ile HIV/AIDS bilgi puanları arasında anlamlı bir fark bulunmuş ve eğitim düzeyi arttıkça CYBE ve HIV/AIDS bilgisi bilenlerin sıklığının arttığı belirlenmiştir. CYBE/HIV/AIDS konusunda eğitim/bilgi alınan yerlere göre alınan puan düzeyi arasında anlamlı bir fark saptanmıştır.Seks işçilerine CYBE/HIV/AIDS'den korunmaya yönelik eğitim programlarının yaygın ve sürekli olarak düzenlenmesinin bu konudaki bilgi, tutum ve davranışları olumlu olarak etkileyeceği düşünülmektedir.
Fırat Üniversitesi akademik personelinin sigara kullanımı konusundaki düşünce,tutum ve davranışları
Fırat Üniversitesi öğrencilerinde sigara içme prevalevesi araştırması
Elazığ Baskil ilçesinde 15-49 yaş arası evli kadınların kullandıkları aile planlaması yöntemleri aile planlamasına ilişkin bilgi ve tutumlarının saptanması
Food insecurity among sub saharan african migrants living in istanbul: A mixed method study
In the past decade, an increasing number of Sub-Saharan Africans have arrived in Türkiye as migrants or asylum seekers. Though most of these migrants live in Istanbul, there are no official figures on the number of Sub-Saharan African migrants in the city. The problem of food insecurity is an important and persistent problem for migrants, refugees, and asylum seekers worldwide. This study aims to investigate food insecurity (FI), associated factors and lived experiences regarding nutritional challenges for Sub-Saharan African migrants living in Istanbul. Using an exploratory sequential mixed methods design, we first collected data through face-to-face interviews with 108 Sub-Saharan immigrants in Istanbul and then conducted in-depth interviews with four immigrants (two women, wo men) who agreed to participate. In the quantitative part of the research, data collection was carried out face to face in two locations. The survey consisted of three sections: sociodemographic characteristics, migration experiences, and food insecurity status. Food insecurity was measured with the Food and Agriculture Organization's Food Insecurity Experience Scale (FIES). In-depth interviews were conducted online. A combination of deductive and inductive coding was used and thematic analysis was applied. We used four main dimensions of FI as the analytical construct: availability, access, use, and stability. Fifty-four percent of the participants were women, the mean age was 31.7 (18-95) and 53.7% were single. Participants were from 21 different countries and the mean duration of stay in Istanbul was 34.1 months. Seventy percent of the participants stated that they had a source of income and 21.4% stated that their income was insufficient. Based on FIES, %65.7 of participants experienced food insecurity. The proportion of people experiencing food insecurity was higher among those with low income, those who reported income inadequacy, and those who had been hospitalized in the last 12 months. Age and gender was not associated with FI. The relationship between food insecurity and income has also emerged prominently in the qualitative part of our study. In the qualitative analysis, working conditions emerged as an important factor, especially in terms of healthy nutrition. Unlike the quantitative analysis, duration of stay emerged as an important theme in terms of food security, both through access to social networks and having sufficient income. Regarding access to traditional foods, almost all of the interviewees stated that the economic situation was the determining factor, otherwise they could find the traditional foods they were looking for. The results of our study show that economic access to food, rather than physical access, emerges as a barrier. It also shows that factors such as health status, length of stay and working conditions are interrelated. Studies with larger sample sizes will provide more in-depth information about the experience of food insecurity and related factors.
Baskil ilçe merkezinde 35 ve üstü yaş grubunda koroner kalp hastalığı risk faktörleri taraması
128 VII.OZET Elazığ'ın Baskil ilçesinde yaşayan kişilerde koroner kalp hastalığı risk faktörlerinin sıklığının ve dağılımının saptanması amacıyla bu çalışma yapıldı. Baskil'de yaşayan 35 ve üstü yaştaki kişilerden 388'i random ile seçildi. Çalışmaya alınacak kişilerin seçiminde Baskil Sağlık Ocağı kayıtlarından yararlanıldı. Çalışmaya katılacak kişilere davetiye gönderilerek sağlık ocağına davet edildiler. Çalışmada kan kolesterol düzeyi, kan basıncı düzeyi, boy ve kilo ölçümü yapıldı. Aynı zamanda kişilere koroner kalp hastalığı risk faktörlerini tesbit etmek amacıyla bir anket formu uygulandı. Çalışmaya dahil edilen kişlerden 29'u erkek, 3'ü kadın olmak üzere toplam 32 kişi çalışmaya katılamadı. Bu nedenle cevaplılık oranı % 91.8 oldu. Çalışmaya alınan 150 erkeğin, % 58.7'sinin halen sigara içmekte, % 24.7'sinin bırakmış ve % 16.7' si hiç içmemiş olduğu bulundu.. Çalışmaya alman 206 kadının ise % 13.1'inin halen sigara içtiği, % 3.9'unun bırakmış ve % 83'ünün hiç içmemiş olduğu saptandı. Hipertansiyon prevalensi (Diyastolik ^ 90 mm Hg veya sistolik ^ 140 mmHg) % 51.97 olarak bulundu ve cinsiyete göre fark saptanmadı. Hipertansiyon olarak ^160 / ^95 mmHg ve değerleri kabul edildiğinde kişilerin % 40.73'ü hipertansif olarak saptandı. Çalışmaya alman kişilerin % 14.04'ünün total kolesterol düzeyi > 240 mg/dl olarak bulundu. Kadınların % 31.55'inin BKI 30+ (Şişman) saptandı. Erkeklerde BKİ 30+ olma durumu kadınlardan daha düşük (%12) olarak saptandı. Çalışmaya alınan kişilerin kendi ifadelerine göre % 5.62'sinde şeker hastalığı saptandı. Cinsiyete göre bakıldığında kadınların % 7.77'sinin, erkeklerin ise % 2.67'sinin şeker hastalığının olduğu saptandı. Bu çalışma Baskil ilçe merkezinde yaşayan kişilerde koroner kalp hastalığı majör risk faktörleri prevalensinin yüksek düzeyde olduğunu gösterdi. Baskil'de yaşayan kişilere primer bakım hizmeti sunulurken KKH'ndan korunmaya yönelik eğitim ve hizmet sunulmalıdır..
Ankara ili Keçiören Sağlık Grup Başkanlığı'na bağlı birinci basamak sağlık kuruluşlarında çalışan hekimlerin akılcı ilaç kullanımı konusunda bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi
Bu çalışmada amaç; birinci basamak sağlık kuruluşlarında çalışan hekimlerin akılcı ilaç kullanımı (AİK) konusunda bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesidir. Araştırma sonucu elde edilecek verilerin sonuçları doğrultusunda, AİK'na yönelik yapılacak çalışmalar ve müdahaleler için öneriler geliştirilmesine katkıda bulunulması hedeflenmiştir.Tanımlayıcı nitelikteki bu araştırma için, Mayıs 2007 tarihinde Ankara ili Keçiören Sağlık Grup Başkanlığı'na bağlı birinci basamak sağlık kuruluşlarında aktif olarak çalışan pratisyen ve uzman toplam 132 hekime, alt seçenekler içeren toplam 45 soru ile hekimlerin yaşı, cinsiyeti, mesleki özgeçmişleri ve AİK ile ilgili bilgi ve tutumlarını sorgulayan anket formları dağıtılmıştır, anket formlarını yanıtlayan 107 hekim (%80,06) çalışmaya dahil edilmiştir.Elde edilen veriler SPSS 13.0 bilgisayar programı kullanılarak analiz edildi. Analizde tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerinin yanı sıra Akılcı İlaç Kullanımı Eğitimi (AİKE) almış olan ve olmayan hekim yanıtlarını kıyaslamada çıkarımsal istatistiksel yöntem olarak ki-kare testi kullanıldı.Anketi yaş ortalaması 37,86± 6,34 olan ve %41,1'i erkek (n=44), %58,9'u kadın (n=63) yanıtladı. Katılımcı hekimlerden AİKE almış olanların sayısı 21 (%11,6) idi. AİKE alan ve almayanlara ait AİK ilgili yeterli bilgi düzeyine sahip olma, ilaç seçiminde gerekli 4 kriterin hepsini dikkate alma ve ilaç seçiminde en az 5 kaynaktan faydalanma sıklıkları sırasıyla (%52,4, %53,2), (%57,1, %54,9), (%5,0, %2,7) idi. Her iki grup arasında sorgulanan 3 parametre açısından da anlamlı fark tespit edilmedi (p>0,05).Hekimlerin %88,4'ü daha önce hiç AİKE almadıkları halde, %53,2'sinin AİK bilgi düzeyinin yeterli olması ülkemizdeki tıp eğitimi adına yüz güldürücüdür. AİKE alan ve almayan hekimlerimizin bilgi düzeyleri ve uygulama alanlarında fark olmaması ise olasılıkla eğitim almış olan hekim sayısının yeterli sayıda olmamasından kaynaklanmaktadır.Anahtar Kelimeler: İlaç, akılcı ilaç kullanımı, reçete