
671
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Manisa ilinde serbest eczacıların sağlık hizmetlerinde üstlendiği roller ve bunu etkileyen değişkenler
Amaç: Bu çalışmanın amacı; Manisa ilinde serbest eczacıların sağlık hizmetlerinde üstlendiği roller ve bunu etkileyen değişkenleri belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma kesitsel türde analitik bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini Manisa ilinde aktif olarak serbest eczacılık mesleğini yürüten 524 eczacı oluşturmaktadır. Örneklem hesaplanmadan araştırmacı tarafından tüm evrene Aralık 2021 ve Mayıs 2022 tarihleri arasında ulaşılmaya çalışılmıştır. Araştırmaya 190 serbest eczacı gönüllü olarak katılmıştır. Sosyodemografik bilgiler, verilen danışmanlık konuları, karşılaşılan problemleri belirlemeye yönelik 41 soru ve 52 soruluk SYBDÖ II ölçeğinden oluşan anket eczacılara online olarak uygulanmıştır. İstenen sürede online platformda yeterli veri toplanamadığı için araştırma sırasında yöntem değişikliğine gidilip merkez iki ilçedeki (n:151) tüm eczanelere gidilerek yüz yüze yöntemle anket formu uygulanmıştır. Veri toplamaya başlanması sürecinden itibaren merkez dışı ilçelerden gelen online veriler de veri setine dahil edilmiştir. Araştırmanın kapsayıcılığı merkez ilçeler için %76.2 (n:115), 17 ilçesi bulunan tüm Manisa için %36.3 (n:190)'dır. Araştırmanın bağımlı değişkenleri eczacıların halk sağlığı danışmanlığı hizmeti verme durumu ve danışmanlık hizmeti verenlerin verdikleri hizmeti değerlendirme durumudur. Tek değişkenli analizlerde Ki-kare testi, bağımsız gruplarda t testi, pearson korelasyon testi ve çok değişkenli analizlerde binary lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmamıza katılan eczacıların yaş ortalaması 48.72±15.07 olup, % 65.3'ü kadındır. Eczacılara verdikleri halk sağlığı danışmanlık hizmeti konusu sorulduğunda başta hipertansiyon %83.8, sağlıklı beslenme %79.4, acil hormonal doğum kontrolü %77.9, kilo kontrolü %77.2, Kovid-19 %77.2, diyabet %75.0 ve diğerleri olmak üzere sıralanmaktadır. En az verilen danışmanlık hizmeti konusu intihar riski (%9.6)'dir. Eczacılara eczaneye başvuran kişilerin kendilerinden danışmanlık hizmeti talep etmesinin önündeki engeller sorulduğunda sırasıyla %63.7'si başvuranın utanması, % 53.2'si başvuranın eğitim düzeyi, %49.5'i eczanenin kalabalık olması ve diğerleri şeklinde cevaplamıştır. Eczacılara kendilerinin bu hizmeti vermesinin önündeki engeller sorulduğunda sırasıyla %73.7'si eczacıların iş yükü fazlalığı, %67.4'ü eczacı tarafından çok fazla teknik iş yapılması, %53.7'si zaman yetersizliği, %50.5'i hastaların çoğunlukla bir acelesi olması ve bu tür uygulamalar için zamanı olmaması ve diğerleri şeklinde cevaplamıştır. Katılımcıların SYBDÖ II ortalaması 125.94±20.27''dir. Araştırmamızda Rehber Eczanem Programı'na katılan eczacıların oranı %16.3'tür. Çalışmamızda mesleki tecrübe yılı az olan eczacıların 1.03 (%95GA=1.01-1.05) kat, Rehber Eczanem Programı'na katılan eczacıların 5.15 (%95GA=2.06-12.83) kat, kilolu/obez olan eczacıların 3.49 (%95GA=1.73-7.05) kat daha fazla danışmanlık hizmeti verdikleri saptanmıştır. Sonuç: Mesleki eğitim programlarına katılan serbest eczacılar katılmayanlara göre daha fazla halk sağlığı danışmanlık hizmeti vermektedir. Serbest eczacıların TEB'in Rehber Eczanem gibi eğitici programlarına katılımı düşüktür. Bu tür eğitim programları güçlendirilerek eczacıların katılımı arttırılmalıdır. Araştırma, birçok serbest eczacının halk sağlığı rolleri üstlendiğine ve bu rollerin uygun desteklerle geliştirilebileceğine işaret etmektedir. TEB ve Sağlık Bakanlığı, serbest eczacıların sağlık sistemine daha etkin entegrasyonu için danışmanlık rollerini ve meslek hakkını birlikte düzenleyerek yeni çerçeveler ve işbirliği planları oluşturabilir. Anahtar kelimeler: Eczacılar, Halk sağlığı, Türkiye.
Bir kentsel bölge örneğinde bulaşıcı olmayan hastalığı olan erişkinlerin COVID-19 pandemisi döneminde kronik hastalık izlem niteliğinde ve tedavi uyumundaki değişiklikler
Amaç: Bu çalışmanın amacı, COVID-19 pandemisi etkisinde geçen iki yılda bulaşıcı olmayan hastalığa (BOH) sahip bireylerde, kronik hastalık izlem/bakım niteliğinin ve sağlık hizmetlerinin ulaşılabilirliğinin, kronik hastalık risk faktörlerindeki değişimin, ilaç tedavisine uyumun, algılanan sağlık ve ruh sağlığı değişiminin ve kronik hastalık yakınmalarındaki değişimin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma Manisa ili merkez ilçelerden seçilen on ASM'ye başvuran kronik hastalığı olan bireylerde yürütülmüş; toplamda 500 kişiye ulaşılmıştır. Çalışmada Kronik Hastalık Bakımını Değerlendirme Ölçeği-hasta sürümü (KBDh/PACIC), Morisky Tedavi Uyum Ölçeği-8 (MTUÖ-8) ve yapılandırılmış soru formu kullanılmıştır. İstatistiksel analizler için SPSS 23.0 paket programı kullanılmıştır. Kategorik değişkenlerin analizinde Ki-kare ve Fisher'ın kesinlik testi, sürekli verilerin analizinde dağılıma uygunluk durumuna göre Student's t testi veya Mann Whitney U testi; tek yönlü varyans analizi veya Kruskal Wallis varyans analizi kullanılmıştır. Çok değişkenli analizlerde lojistik regresyon kullanılmıştır. Çözümleyici analizlerde tip 1 hata 0.05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Bu çalışmada, katılımcıların %51.8'inin COVID-19 pandemisi döneminde kronik hastalığı ile ilgili semptom ve yakınmalarında artış ve/veya yeni yakınmaları olmuştur. Pandemi döneminde sağlık hizmetlerine ulaşılabilirliğin kötü olması (OR: 2.05, %95GA: 1.40-2.99), kronik hastalık izlem/bakım niteliğinin kötü olması (OR:1.49, %95GA: 1.01-2.23), ilaç tedavisine uyumlu olmak (OR:1.48, %95GA: 1.02-2.16) ve kronik hastalık risk faktörlerinin olumsuz yönde değişmesi (OR:1.72, %95GA: 1.11-2.70) kronik hastalıkla ile ilgili semptom ve yakınmalarında artış ve/veya yeni yakınma olma riskini artırmaktadır. Katılımcıların %37.2'sinin algılanan sağlık durumu pandemi öncesine göre daha kötüdür. Pandemi döneminde sağlık hizmetlerine ulaşılabilirliğin kötü olması (OR: 2.01, %95GA: 1.37- 2.95) ve uyku düzeninin kötü etkilenmesi (OR: 2.14, %95GA: 1.34-3.42) algılanan genel sağlık değişiminin kötü olması riskini artırmaktadır. Pandemi döneminde algılanan ruh sağlığı durumunun öncesine göre daha kötü olma sıklığı %23.2'dir. Kadınlarda (OR: 2.46, %95GA: 1.18-5.10), pandemi döneminde uyku kalitesi kötü etkilenenlerde (OR: 8.25 %95GA: 4.66-14.60) ve bu dönemde aile içi (OR: 4.21, %95GA: 2.46-7.21) ve sosyal ilişkilerinden (OR: 2.69, %95GA: 1.58-4.57) daha az hoşnut olanlarda algılanan ruh sağlığı değişiminin kötü olması riski artmıştır. Katılımcıların %47.6'sı pandemi döneminde kronik hastalık izlem/kontrolleriyle ilgili aksaklık yaşadığını belirtmiştir. 65 ve üzeri yaş grubunda olmak (OR: 4.15, %95 GA:2.39-7.21) ve algılanan gelirin giderden az olması (OR: 3.19, %95 GA:1.58-6.45) pandemi döneminde sağlık hizmetlerine ulaşamama riskini artırmaktadır. Pandemi döneminde katılımcıların kronik hastalıklar açısından riskli davranışları olumsuz etkilenmiştir. Katılımcıların %15.6'sı pandemi döneminde kilo almış; %22.0'si pandemi döneminde, daha az yürüyüş/egzersiz yaptığını belirtmiştir. Bu çalışmada, KBDh ölçeğinden alınan toplam puan 2.43±0.24'tür. 65 ve üzeri yaş grubunda (OR: 17.38, %95GA:7.68-39.33), kadınlarda (OR: 2.63, %95GA:1.46-4.75), algılanan gelirin giderden az olanlarda (OR: 2.71, %95GA:1.19-6.15) ve kronik hastalığı takip eden bir doktorun olmayanlarda (OR: 22.61, %95GA: 6.35-80.49) COVID-19 pandemisi döneminde kronik hastalık bakım niteliği kötüleşmektedir. Katılımcıların %43.4'ü ilaç tedavisine düşük uyum göstermektedir. Algılanan geliri gidere eşit olması (OR: 1.88, %95GA: 1.25-2.81), algılanan gelirin giderden fazla olması (OR: 1.93, %95GA: 1.04-3.60) ve yalnızca bir kronik hastalığın olması (OR: 2.16, %95GA: 1.41-3.30) ilaç tedavisine uyumsuz olma riskini artırmaktadır. Sonuç: COVID-19 pandemisiyle geçen iki yılda, kronik hastalığı olan bireylerin yaklaşık yarısının rutin kontrolleri aksamış; kronik hastalık izlem/bakım niteliği kötüleşmiştir. COVID-19 pandemisi, kronik hastalığı olan bireylerin hem fiziksel hem de ruhsal sağlığını olumsuz etkilemiştir.
Manisa'da bir çelik fabrikasında iş kazası ve psikososyal riskler arasındaki ilişkiler
Amaç: Bu çalışmanın amacı Manisa'da bir çelik fabrikasında; iş kazası sıklığını, sosyodemografik özelliklerin ve psikososyal risklerin iş kazalarına etkilerini araştırmaktır. Gereç Yöntem: Manisa'da yürütülen kesitsel tipteki çalışmanın evrenini bir çelik fabrikası mavi yakalı çalışanları 560 kişi oluşturmaktadır. Araştırma 9.07.2021- 28.12.2021 tarihleri arasında yürütülmüştür. Tüm çalışanlara ulaşma hedeflenmiş, 509 kişiye ulaşılmıştır. Anketlerin 43 tanesi anketin boş veya güvensiz olmasından dolayı hariç tutulmuştur. Psikososyal riskler için kadın cinsiyet risk sayıldığından ve sayı azlığı (n=3) nedeniyle karşılaştırma yapılamayacak olduğundan kadınlar da hariç tutulmuştur. 463 veri ile katılım oranı %82,7'dir. Bağımlı değişkenler, çalışanın son bir yılda iş kazası geçirme durumu ve bu iş yerinde iş kazası geçirme durumudur. Bağımsız değişkenler; sosyodemografik özellikler, yaşam biçimi davranışları, çalışma özellikleri, iş ortamı psikososyal riskleridir. Psikososyal riskler, psikososyal riskleri 25 boyutta ölçen Kopenhag Psikososyal Risk Değerlendirme Anketi (KOPSOR) kullanılarak değerlendirilmiştir. Her boyut için ortalama puan hesaplanıp, ortancadan bölünerek riskli/risksiz gruplar belirlenmiştir. Veri analizinde tanımlayıcı istatistikler, ki kare analizi, lojistik regresyon analizi yapılmış, tip 1 hata 0.05 olarak belirlenmiştir. Bulgular: Çalışanların yaş ortalaması 34,4±7,3'tür. Araştırma grubunun %84,0'ü kentsel bölgede yaşamakta, %79,5'i evlidir, %71,3'ünün çocuğu vardır. Çalışanların %4,8'i ilkokul, %22,0'si ortaokul, %57,7'si lise mezunudur; %34,8'inin eşi lise, %18,2'sinin yüksekokul/üniversite mezunudur. Çalışanların %70,4'ü ailede çalışan tek kişidir, %45,1'inin geliri giderinden azdır. Çalışanların %54,9'u aktif olarak sigara içmektedir. Çalışanların bölümlerindeki ortalama çalışma süresi 6,6±6,2 yıldır. Çalışanların özellikle işte özgürlük eksikliği (72,1±23,2), bilişsel talepler yükü (70,3±20,9) ve tükenmişlik (66,1±24,3) boyutlarında psikososyal riskler için aldıkları ortalama puanları en yüksek bulunmuştur. Tüm hayatı boyunca iş kazası geçirme sıklığı %63,3, bu iş yerinde iş kazası geçirme sıklığı %49,0 bulunmuştur. Son bir yılda iş kazası sıklığı %22,0'dir. Son bir yılda gerçekleşen iş kazalarının %41,2'si gece vardiyasında yaşanmış, kaza sonrasında sıklıkla (%36,3'ünde) sıkışma, ezilme meydana gelmiştir. Son bir yılda iş kazası geçirme gençlerde, eğitim durumu düşük olanlarda, sigara kullananlarda, haftalık çalışma süresi fazla olanlarda, bölümünde on yıldan az çalışmış olanlarda, vardiyalı çalışanlarda ve üstlerinden sosyal destek eksikliği olanlarda daha fazladır. Eğitim durumu üniversite/ yüksekokul olanlara göre lise olanların 2,8 (%GA:1,2-6,5) kat, ilkokul/ ortaokul olanların 3,8 (%GA: 1,5-9,3) kat son bir yılda iş kazası riski artmıştır. Sigara kullananların 1,7 (%GA: 1,1-2,8) kat; son bir yılda iş kazası geçirme riski daha fazladır. Ayrıca yaş arttıkça son bir yılda iş kazası riski azalmaktadır. Bu iş yerinde iş kazası geçirme, yaşı daha büyük olanlarda, eğitim durumu düşük olanlarda, evli olanlarda, çocuğu olmayanlarda çalışma arkadaşı iş kazası geçirmiş olanlarda daha fazladır. Bilişsel talepler, duygusal talepler, tanınırlık eksikliği, iş ev çatışması, güven eksikliği, adalet ve saygı eksikliği, tükenmişlik riskleri olanların bu işyerinde iş kazası geçirme riski daha fazla bulunmuştur. İleri analizlere göre bu iş yerinde iş kazası geçirme üzerinde en çok etkili olan bağımsız değişkenler çalışanların eğitim durumu, aynı bölümde çalışma süreleri ve iş arkadaşının kaza geçirme durumudur. Bu analize göre eğitim durumu üniversite/ yüksekokul olanlara göre ilkokul/ ortaokul olanların 2,3 (%GA: 1,2-4,5) kat bu iş yerinde iş kazası riski artmıştır. Bu işyerinde iş kazası riski iş arkadaşı iş kazası geçirenlerde geçirmeyenlere göre 4,2 (%GA: 2,5-7,2) kat artmıştır. Sonuç-Öneriler: Fabrikada çalışanların yaklaşık beşte biri son bir yılda iş kazası geçirmiştir. Özellikle gece vardiyalarının iş sağlığı ve güvenliği açısından değerlendirilmesi önerilir. Gençlerde düşük eğitime sahip olanlarda ve sigara içenlerde son bir yılda iş kazasının daha sık gerçekleştiği bulunmuştur. Eğitim durumu düşük olanlara ve gençlere özellikle uyum eğitimleri verilebilir. Çalışanlar sigarayı bırakmaya teşvik edilmelidir. Bu iş yerinde iş kazasının eğitim düzeyi düşük olanlarda ve iş arkadaşı iş kazası geçirmiş olanlarda daha fazla olduğu bulunmuştur. İş kazası gerçekleştikten sonra iş yerinde gerekli düzenlemelerin yapıldığından emin olunmalıdır. Psikososyal risklerden; üstlerinden sosyal destek eksikliği son bir yılda iş kazası geçirme ile ilişkili tek değişkendir. Çalışanların en sık belirttiği psikososyal risklerden bilişsel talepler azaltılmalı, işte özgürlük eksikliği ve tükenmişliğe yönelik önlemler alınmalı, son bir yılda iş kazası ile ilişkili olarak da üstlerinden sosyal destek talebi karşılanmalıdır.
Adana il merkezi kamu sağlık çalışanlarında işe devamsızlıkların araştırılması
GİRİŞ ve AMAÇ: Sağlık sektörü, hem toplum hem de ekonomi için temel sektörlerden biridir. Sağlık çalışanları, mesleki ve mesleki olmayan sağlığı tehdit eden risk faktörlerine maruz kaldıkları için hastalıklara karşı oldukça hassastırlar. Bu nedenle işe devamsızlığın en yüksek olduğu sektörlerin başında sağlık sektörü gelmektedir. Araştırmamız işe devamsızlık ve presentizmin, Adana il merkesinde kamu sağlık hizmeti sunucularında görülme sıklığını, en sık nedenlerini, sosyodemografik, çalışma hayatı ve sağlık düzeyiyle ilişkili farklılıklarını açıklamak amacıyla planlanmıştır. GEREÇ ve YÖNTEM: Bu çalışma Adana ilindeki kamu sağlık kurumlarında hizmet sunanları kapsayan kesitsel tipte bir çalışmadır. Araştırmaya katılım gönüllülük esasına dayalı olup 2021 Eylül-Kasım ayları arasında 602 sağlık çalışanıyla çevrimiçi ve yüzyüze görüşülerek anketler uygulanmıştır. Anket ile katılımcıların işe devamsızlık ve presentizm durumları sorgulanmıştır. Analizlerde frekans tabloları, çapraz tablolar, Ki-kare testi, dağılıma bakmak için Kolmogorov-Spirnov, Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis testi, Spearman korelasyon testi kullanılmıştır. Sonuçlar ortalama±standart sapma, min-maks, sayı ve yüzde olarak ifade edilmiştir ve p değerinin <0,05 olduğu durumlar istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. BULGULAR: Çalışma grubunun yaş ortalaması 38,3±9,9 olup, % 67,6'sı kadın, % 68,9'u evli, % 51,7'si Lisans mezunudur. Katılımcıların % 36,9'u hemşire-ebe, % 31,0'ı hekim-diş hekimi, % 32,1'i yardımcı sağlık personelidir. Çalışmamızda devamsızlık oranı % 2,45, absentizm insidans hızı % 40,0 olarak tespit edilmiştir. İşe devamsızlığın en sık sebebi % 41,9 ile Covid-19 enfeksiyonudur. Katılımcıların sağlık nedeniyle kaçırılan iş zamanı yüzdesi 1,57±6,90, sağlık nedeniyle çalışırken verimliliğin azalması yüzdesi 25,11±28,55, sağlık nedeniyle genel iş verimliliğinde azalma yüzdesi 26,03±28,95, sağlık nedeniyle günlük hayattaki aktivitelerde bozulma yüzdesi 32,24±31,11'dir. Adana ili kamu sağlık çalışanlarında işe devamsızlık ile cinsiyet, medeni durum, aylık gelir, fiziksel aktivite, çalışılan kurum, meslek, çalışma şekli, fazla mesai, iş kazası, kas iskelet sistemi hastalıkları ve kronik hastalık öyküsü arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur. İşte var olmama ile cinsiyet, aylık gelir, yaş, meslek, çalışma şekli, nöbet sayısı, iş kazası, kas iskelet sistemi hastalığı öyküsü ve işe devamsızlık arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur. SONUÇ: Sağlık çalışanlarında Covid-19 enfeksiyonuna karşı koruyucu önlemler artrılmalıdır. İşe devamsızlık ve işte var olmamanın (presentizm) azaltılması için daha iyi bir fiziksel çalışma ortamı yaratılması gereklidir. Sağlık çalışanlarının kendilerini iş ortamlarında rahat ve güvende hissetmesi sağlanmalıdır.
Adana ili mevsimlik tarım çalışanlarında iş sağlığı ve güvenliğinin Covıd-19 sürecinde araştırılması
Giriş ve Amaç: Aralık 2019'da Çin'de ortaya çıkıp, pandemiye dönüşen Covid-19 salgının kontrol altına alınmasında alınacak bir takım önlemleri baz sektörlerin uygulaması pek mümkün olmamıştır, tarım sektörü bunlardan biridir ve sektörün ana işgücü mevsimlik tarım işçileri ve aileleridir. Bu tez araştırmasının amacı; Adana ilindeki mevsimlik tarım işçilerinin Covid-19 pandemi sürecinde karşılaştıkları iş sağlığı sorunlarının, ilişkili faktörlerin araştırılması ve bunların etkilerinin belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: Araştırmamız kesitsel niteliktetir ve Adana'nın Karataş ilçesindeki; Karagöçer, Çavuşlu, Bahçe ve Yüreğir ilçesindeki; Kadıköy ve Doğankent çadır yerleşimlerinde yaşayan 18-65 yaş bireylerde yapılacaktır. Araştırma evreni 4117 kişidir. %50 frekans, %95 güven aralığı, %5 hata payı ile 352 kişi olarak hesaplanmıştır. Seçtiğimiz çadır yerleşimlerdeki toplam kişi sayısı ve hesaplanan örneklem sayısı oranlanarak bir katsayı belirlenmiş ve her çadır yerleşimde ulaşılması gereken kişi sayısı buna göre hesaplanmıştır. Bireyler kolayda örnekleme yöntemi ile seçilmiştir. Katılımcılara tarafımızca geliştirilen, 3 bölüm ve toplamda 72 sorudan oluşan bir anket uygulanmıştır. İstatistiksel değerlendirmeler için SPSS 20.0 for Windows paket programı kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; ortalama, standart sapma, medyan, minimum, maksimum, sayı, yüzde, ki-kare testi ve lojistik regresyon analizi yapılmış, p değerinin < 0,05 olması anlamlı olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmamıza katılan mevsimlik tarım çalışanlarının ortalama yaşının 28,49±10,11 olduğu, %59,2'sinin Suriyeli göçmenlerden oluştuğu saptanmıştır. Katılımcıların %37,3'ü covid-19 sürecinde iş göçü yaptığını, %39,3'ü en az bir seyahatinde izin belgesi aldığını, %82,3'ü konaklama alanlarında covid-19 rehberindeki önlemlerin uygulandığını belirtmiştir. Katılımcıların %7,2'si PCR testi yaptırdığını, %4,5'i kendisi/ailesinden birinin covid-19 hastalığı geçirdiğini, 1 kişi babasının covid-19 nedeniyle vefat ettiğini belirtmiştir. 4 kişi kendisi/ailesinden birinin covid-19 aşısı olduğunu belirtmiştir. Geçici konaklayan katılımcıların covid-19 hastalığına yakalanma olasılığının 44,01 katına çıktığı saptanmıştır. Günlük çalışma süresinin ortalama 9,09±1,36 saat, mola sürelerinin 100,77±17,99 dakika olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların %66,7'sinin çalışma alanlarına traktörle gittiklerini, kimsenin maske kullanmadığını, yalnızca 2 kişi covid-19'un iş ortamlarında maruz kaldıkları risk faktörlerinden olduğunu belirtmiştir. Katılımcıların tamamı çalışırken sosyal/fiziksel mesafe kurallarına uyamadıklarını belirtmiştir. Katılımcıların %23,6'sı işle ilgili hastalık ve/veya iş kazası geçirdiklerini belirtmiştir. İş kazasın geçirdiğini belirtenlerin %66,2'si kazanın üst ve/veya alt ekstremi lezyonları ile ilgili olduğunu belirtmiştir. Sonuç: Araştırmamızda mevsimlik tarım çalışanlarının yaşam ve çalışma alanında iş sağlığı ve güvenliği açısından birçok riske maruz kaldıkları, bunların pandemi sürecinde de devam ettiği belirlenmiştir. Bu kişilerin yaşam ve iş koşullarının olarak düzelmesini sağlayacak sektörler arası ve geniş çaplı müdahalelere ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Mevsimlik tarım çalışanları, iş sağlığı ve güvenliği, Covid-19 pandemisi
Manisa kent merkezinde yaşayan diyabetli hastalarda izlem ve bakım niteliğinin değerlendirilmesi
Amaç: Manisa merkez ilçede yaşayan tip 2 diyabetlilerde izlem ve bakım hizmetlerinin niceliksel ve niteliksel açıdan değerlendirmesidir. Gereç ve yöntem: Bu kesitsel tipteki araştırmanın evrenini Manisa merkez ilçede yaşayan, toplam 98 aile hekimliği birimine (AHB) kayıtlı 20 yaş üstü 30.518 tip 2 diyabetli hasta oluşturmaktadır. Bu evren büyüklüğü, bölgede ikamet eden 222.766 kişiden yaklaşık olarak diyabetli olması beklenen (Tip 2 Diabetes Mellitus'un Türk toplumundaki 20 yaş üstü beklenen) %13.7 standardize prevalans hızına göre belirlenmiştir. Minimum örnek büyüklüğü, %95 güven, %35 kötü metabolik kontrol (HbA1c>6.5) prevalansı ve %5 sapma 384 olarak hesaplanmıştır. Örnek seçimi 98 Aile Sağlığı Birimi (58'i kentsel; 28'i yarı-kentsel; ve 12'si kırsal) için çok aşamalı, tabakalı, basit rasgele örnekleme yöntemi ile yapılmıştır. 98 Aile Hekimliği Birimi (AHB) içinden 24 AHB rasgele seçilmiş, her bir AHB 'den yine basit rasgele yöntemle 20'şer hasta seçilmiştir. Örneğe seçilecek bu 24 AHB, Manisa merkez ilçenin kensel, yarı-kentsel ve kırsal nüfus tabakalarının ilçe nüfusu içindeki payına orantılı olarak seçilmişlerdir. Buna göre çalışmaya 24 AHB'den (14 kentsel, 7 yarı kentsel, 3 kır) oluşan ve her bir AHB'ne kayıtlı 20 diyabetliden oluşan 480 diyabetli çalışmaya alınmıştır. Sahada anket uygulamayı reddetme, adreste bulunmama, ölüm vb. gibi nedenlerle katılmama olasılığı göz önüne alınarak örneğe çıkan ASB'lerine orantılı olarak %50 oranında (n=240) yedek hasta daha seçilmiştir. Niceliksel değerlendirme, diyabetin glisemik kontrol göstergesi olan (HbA1c ); niteliksel değerlendirme ise daha önceden Türk topluma uyarlanmış ve geçerliliği gösterilmiş olan Kronik Hastalık Bakımı Değerlendirme Ölçeğinin (Patient Assessment of Chronic Illness Care- PACIC) hastalar için Türkçe sürümü (KBDh ) kullanılarak yapılmıştır. KBDh, sosyodemografik veriler ile risk faktörlerine ait bulgular ve risk grubuna ait biyokimyasal parametrelerden oluşan anket formu yüz yüze uygulanarak veri toplanmıştır. Bağımlı değişken olan KBDh 'nin toplam skor ve alt boyut puanları dağılımın ortanca değerinden kesilerek iki gruba kategorize edilmiş, ardından (eksiltmeli - backward) lojistik regresyon analizi uygulanmıştır. Lojistik regresyon modelinde HbA1c 7.0 mg/dl kesme değeri ile dikotomize edilmiştir. Elde edilen verilerin analizi için SPSS 15.0 programı kullanılmıştır. Parametrik dağılımlarda Student's t-testi ve tek yönlü varyans analizi (One Way ANOVA ), non parametrik dağılımlarda ise Kruskal Wallis ve Mann Whitney U testi, oranlar arası farklılıkları ölçmede Ki kare testi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılanların % 56.4'ü kentsel bölgede, % 30.9'u yarı kentsel bölgede, % 12.7'si kırsal bölgede yaşamaktadır. Araştırmaya katılanların %34.3' ü erkek % 65.7' si kadın, yaş ortalaması 57.9±12.3'dür. Diyabet süresi ortalaması 7.9±6.7'yıldır. Diyabetlilerin ilk tanı aldıkları yaş ortalaması 49.9±12.0 yıldır. Katılımcıların % 84.6'sı fazla kiloludur veya obezdir. Hastaların HbA1c değeri ortalaması 6.94±1.76 mg/dl'dır. %56.8'inin herhangi bir HbA1c değerine ulaşılmıştır bu olguların %61,7'sinde diyabetin kontrol altındadır (HbA1c ≤ 6.9). Hastaların %86.5'i diyabetlerini izleyen bir hekimleri olduğunu; % 65.8'i diyabet hekimine 3 ayda bir düzenli olarak başvurduklarını; % 15.8'i bir yıldan daha uzun süredir hekime başvurmadıklarını belirtmişlerdir. Diyabetlilerin % 73.9'u hekime ihtiyaç duyduğu her zaman ulaşabilmesine rağmen % 7,9'u ise hiçbir zaman ulaşamamıştır. Hastaların %43.6'ı haftada 7 gün sebze ve meyve tüketmekte, %80.4'ünün günlük öğün sayısı 3 ve daha fazladır. Araştırma grubundaki diyabetlilerin %35.6'sı sadece tanı konulduğunda, %11.9'u ise doktora gittiğinde birden fazla kez özel eğitim almıştır. Araştırma grubunun % 69.5 evde kendi kendine kan şeker ölçümlerini yapmaktadır. Katılımcıların her yıl düzenli %13.9'u grip aşısı ile korunurken; %76.8'i hiç grip aşısı, %93.1'i yaşamında hiç grip aşısı olmamıştır. EKG çektirme oranı % 63.8, göz dibi bakısı %58.4, nörolojik muayene oranı %21.3, idrarda şeker bakısı oranı %67.9, idrarda keton bakısı oranı % 32.5'dır. Hastaların %14.1'inde mikroalbüminüri bakısı yapılmıştır. Hastaların %51.5'inde hipertansiyon, %12.1'inde kalp hastalığı, %27.5'inde retinopati, katarakt oranı %18.8, ayakta duyu kaybı oranı %29.5, ayakta yara oranı %9.7, %1.2'sinde ayak veya parmak kesilmesi, %2.4'ünde böbrek yetmezliği, %41.0'inde yüksek kolesterol vardır. Diyabetlilerin %49.7'sinde en az bir komplikasyon bulunmuştur. KBDh boyut skorları: Hasta katılımı (1–3.maddeler) alt boyutunun ortalaması 2.60±0.89, karar verme (4–6.maddeler) alt boyutunun ortalaması 2.58±0.91, amaç belirleme (7–11.maddeler) alt boyutunun ortalaması 2.59±0.77, problem çözme (12–15.maddeler) alt boyutunun ortalaması 2.58±0.75, izlem\koordinasyon (16–20.maddeler) alt boyutunun ortalaması 2.59±0.77 ve toplam ölçek puan ortalaması 2.59±0.62 olup minimum puan:1.24 ve maximum puan:4.36'dır. KBDh boyutlarının tavan ve taban yüzdeleri değerlendirildiğinde, taban yüzdesi (%0.2 – %8.1) ve tavan yüzdesi (%0.0 -% 1.2) olup tüm alt boyutlar ve toplam ölçek için çok iyi olarak gözlenmiştir. Toplam KBDh üzerinde etkili olan değişkenler; yaş, öğün sayısı, diyabet eğitimi alma, eğitim düzeyi, diyabet hekimine ihtiyaç duyduğu zamanlarda ulaşabilme, her yıl grip aşısı olmadır. Hba1c üzerinde etkili olan değişkenler; gelir, EKŞİ, İnsulin kullanımı (riski ++) , KBDh ölçeğinin karar verme ve problem çözme alt boyut skorlarıdır. Sonuç: Manisa merkez ilçede yaşayan erişkinlerin diyabet farkındalığı Batı bölgeleri düzeyindedir ve henüz daha istenilen düzeyde değildir. Tanı almış olan Tip 2 diyabetlilerin önemli bir çoğunluğu sürekli bir hekim izlemi altındadır. Birinci basamağın diyabet izleminde yerinin çok sınırlı kaldığı söylenebilir. Türkiye için en gelişmiş bölgelerden biri olan Manisa kent merkezi için metabolik kontrol düzeyi (HbA1c açısından) yetersizdir. Tip 2 diyabet izlem ve kontrol rehberlerinde önerilen düzenli izlem oranları hastaların çoğunluğu için son derecede yetersiz düzeydedir. Kendi kendine evde düzenli kan şekeri izlemi (EKŞİ) HbA1c düzeyini etileyen temel değişkenlerden biri olduğu ortaya çıkmıştır. Metabolik kontrol değişkenlerinden HbA1c ve KBDh ile elde edilen bulgular; sağlık hizmetine daha fazla ulaşan ve hastalık yönetimlerine daha fazla katılanların genel olarak toplumun daha avantajlı kesimleri olduğunu ortaya koymuştur. Hasta izleminde hastaların "karar verme" ve "problem çözme" becerilerinin geliştirilmesi hastaların izlem ve sağaltıma uyum sağlamalarına katkıda bulunabilir. KBDh (PACİC) ölçeği ile ülkemizde kronik hastalıklara yönelik verilen bakımı ve sağlık hizmetini değerlendirmede yardımcı bir araç olarak kullanılabilir. Anahtar kelimeler: Diyabet, Kronik hastalık bakım modeli, Metabolik kontrol
Tip 2 diyabet tanılı bireylerde diyabet eğitiminin hastalığın öz yönetimi ve tam kontrolü üzerine etkisi: Adana örneği
Giriş ve Amaç: Diyabetes Mellitus'un görülme sıklığı hızla artmaktadır. Çalışmamızda amaç, Adana'da rastgele seçilmiş bir grup Tip 2 Diyabetes Mellitus tanılı kişiye verilecek diyabet eğitiminin hastalığın öz yönetimi ve tam kontrolü üzerine etkisini tespit etmektir. Gereç ve Yöntem: Müdahale tipinde planlanan bu çalışma, Adana ili Beyazevler ve Akıncılar mahallelerinde hizmet veren iki aile hekimliği birimine kayıtlı 20 ila 65 yaş arası tip 2 diyabetes mellitus tanılı 59 kişi ile yapılmıştır. ASM'ye davet edilen tip 2 diyabetes mellituslu bireylerle yüz yüze anket ve öz yönetim ölçeği doldurulmuş; antropometrik ölçümler ve metabolik parametreler kaydedilmiştir. Katılımcılar rastgele deney ve kontrol grubuna atanmış ve deney grubuna diyabet eğitimi verilmiştir. Üç ayın sonunda tekrar ASM'ye davet edilen katılımcılarla işlem tekrarlanmıştır. Verilerin analizi SPSS 23.0 programı ile yapılmış ve analizde İndependent T, Paired T, Mann-Whitney U, Wilcoxon, Ki-Kare, Mcnemar, Korelasyon ve Lojistik Regresyon Testleri kullanılmıştır. Bulgular: Eğitim grubunun % 67.7'si, kontrol grubunun % 82.1'i kadınlardan oluşmaktadır. Eğitim grubunun yaş ortalaması 54.45±7.49, kontrol grubunun ise 54.39±7.26'dır. Katılımcılar başlangıçta komplikasyon gelişimi açısından karşılaştırılmış ve komplikasyon gelişen grubun HbA1C, total kolesterol, trigliserid, total kolesterol/HDL ve TyG indeks ortalamaları anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Üç ayın sonunda Eğitim grubunda kiloda % 2.1 (orta etki büyüklüğü), bel çevresinde % 1.21 (orta etki büyüklüğü), BKİ'de % 2.35 (orta etki büyüklüğü), HbA1C'de % 8.82 (orta etki büyüklüğü), trigliseridde % 12.57 (ortaya yakın etki büyüklüğü), TyG indeksinde % 2.5 (ortaya yakın etki büyüklüğü) anlamlı azalma sağlanmıştır. HbA1C'de 0.73 birim düşüş sağlanmıştır. Kontrol grubunda antropometrik ölçüm ve metabolik parametrelerde üç ayın sonunda anlamlı değişim olmamıştır. Eğitim grubunda üç ayın sonunda DÖYÖ 1. alt boyutta % 17.62 (büyük etki büyüklüğü), 2. alt boyutta % 13.05 (orta etki büyüklüğü), 3. alt boyutta % 35.84 (büyük etki büyüklüğü) ve DÖYÖ toplam puanlarda % 19.35 (büyük etki büyüklüğü) anlamlı artış sağlanmıştır. Sonuç: Eğitim müdahalesi ile üç ayın sonunda metabolil kontrol parametreleri (kilo, bel çevresi, BKİ, HbA1C, trigliserid ve TyG indeksi) anlamlı olarak düşmüş; diyabet öz yönetimi bilgi ve kapasitesi anlamlı olarak yükselmiştir. Birinci basamak sağlık kuruluşları ASM, SHM ve TSM'de, diyabete yönelik koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında hastalara planlı, devamlı ve multidisipliner diyabet eğitimi verilmesini tavsiye ediyoruz. Anahtar Kelimeler: Diyabet, birinci basamak sağlık hizmeti, eğitim, kontrol, öz yönetim
COVİD-19 pandemisi sürecinde Adana'da filyasyon ekiplerinde görev alan sağlık çalışanlarında tükenmişlik sendromu ve ilişkili faktörlerin araştırılması
Giriş ve Amaç: COVID-19 salgını tüm dünyayı etkileyen bir pandemidir. Salgınlarda yayılmanın önüne geçmek amacıyla hastaları ve temaslıları değerlendirme salgının kontrolü açısından çok önemlidir. Çalışmamızda pandemi sırasında filyasyonda çalışan sağlık çalışanlarının tükenmişlik düzeyleri, anksiyete seviyeleri ve yaşam kalitelerinin çalıştıkları ekip, çalışma süresi, sosyodemografik özellikleri ve bireysel alışkanlıklarına göre nasıl etkilendiğini görmek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipte planlanan bu araştırma tek merkezli olarak yapılmıştır. Adana'nın merkez ilçeleri olan Seyhan, Yüreğir, Çukurova ve Sarıçam ilçeleri araştırma bölgesi olarak seçilmiştir. Eylül 2021 ve Nisan 2022 tarihleri arasında dört merkez ilçede görevli olan filyasyon ekiplerinden toplam 210 kişi araştırmaya dahil edilmiştir. Çalışmaya dâhil edilen sağlık çalışanlarına demografik verileri, Maslach Tükenmişlik Ölçeği ve Sağlık Personeli Çalışma Yaşam Kalitesi Ölçeği içeren bir anket uygulanmıştır. Analizler SPSS 22 paket programı ile değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde ki-kare analizi, student t testi, Mann Whitney U-testi, One Way ANOVA analizi, Kruskal Wallis testi yapılmıştır. Sürekli değişkenlerin birbiriyle ilişkisinin incelenmesinde; normal dağılım gösterenlerde Pearson, normal dağılım göstermeyenlerde ise Spearman korelasyon testinden yararlanılmıştır. Bağımlı değişkenin yordayıcılığının tespit edilmesi için lineer regresyon analizi yapılmıştır. Bulgular: Çalışmaya yaş ortalaması 39,8±9,1 olan 210 katılımcı dahil edilmiştir. Sağlık çalışanlarının %73,8'i kadın ve %26,2'si ise erkektir. Meslek grupları arasında yaşam kalitesi açısından tabiplerin yaşam kalitelerinin, diş tabibi ve yardımcı sağlık personelinden anlamlı düzeyde düşük olduğu görülmüştür. Erkeklerin duyarsızlaşma alt boyut puanının kadınlardan anlamlı şekilde yüksek olduğu belirlenmiştir. Çocuğu olanların duyarsızlaşma alt boyut puanı olmayanların puanından düşük, kişisel başarı puanı ise yüksek olarak görülmüştür. Duygusal tükenme açısından lise ve altı grup ile yükseklisans/doktora grubu arasında anlamlı farklar belirlenmiştir. Meslek gruplarına bakıldığında, tabip ve diş tabiplerinin duyarsızlaşma alt boyut puanının anlamlı düzeyde yüksek olduğu görülmüştür. Kişisel başarı alt boyut puanına bakıldığında yardımcı sağlık personelin puanı tabiplere kıyasla anlamlı düzeyde yüksek olarak görülmüştür. Aylık geliri kötü olanların duygusal tükenme ve duyarsızlaşma puanları , aylık geliri orta ve yüksek olanlara göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Filyasyonda kendi evi dışında kalanların anksiyete ölçek puanı kalmamış olanların puanından anlamlı şekilde yüksek görülmüştür. Çalışma saatlerinden memnun olma durumuna bakıldığında memnun olmayanların anksiyete puanları memnun olanlara göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Filyasyonda kendi evi dışında kalanların duygusal tükenme ve duyarsızlaşma puanı kalmamış olanların puanından anlamlı şekilde yüksek; kişisel başarı puanı ise anlamlı şekilde düşük görülmüştür. Sürüntü alanların duygusal tükenme ve duyarsızlaşma puanı almayanların puanından anlamlı şekilde yüksek görülmüştür. Sonuç: Sağlık çalışanlarının pandemi öncesine göre pandemi döneminde tükenmişlik düzeylerinin arttığı görülmüştür. Hekimlerin tükenmişlik düzeyinin diğer meslek gruplarına göre yüksek çıktığı görülmüştür. Yine benzer şekilde hekimlerin yaşam kalitesinin diğer meslek gruplarına göre düşük çıktığı görülmüştür. Filyasyon sürecinde kendi evi dışında kalanların tükenmişlik düzeylerinin bu süreçte kendi evi dışında kalmayanlardan daha yüksek olduğu görülmüştür. sürüntü almakla görevli sağlık çalışanlarının, filyasyonda çalışırken sürüntü almayanlara göre tükenmişlik düzeylerenin daha yüksek olduğu görülmüştür.
Birinci basamak sağlık hizmetlerinde kurum düzeyinde kişiye yönelik hizmet kapsayıcılığının değerlendirme ölçeği
Amaç: Ülkemiz genelinde kişiye yönelik birinci basamak sağlık hizmetlerinin sunulduğu Aile Hekimliği Birimleri (AHB)'nin sağlık hizmeti sunucu düzeyinde kapsayıcılık özelliklerini değerlendirebilecek yeni bir ölçeğin geliştirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu yöntemsel araştırmanın evrenini Manisa İl Halk Sağlığı Müdürlüğü'ne bağlı 162 Aile Sağlığı Merkezinde (ASM) görevli 400 Aile Hekimliği Birimi (AHB) (n=400) oluşturmaktadır. Bir AHB; bir aile hekimi ve yanında görevli bir aile sağlığı elemanından oluşmaktadır. Örnek seçiminde herhangi bir örnekleme yöntemi kullanılmamış olup tüm evrene (bütün AHB' lere) ulaşmak hedeflenmiştir. Önceden yapılandırılmış anket formunun aile hekimlerine ulaştırılabilmesi için iki aşamalı bir yol izlenmiştir. Birinci aşamada oluşturulan anket web tabanlı bir site yardımıyla (surveey.com) online anket haline dönüştürülmüş ve daha sonra Manisa İl Halk Sağlığı Müdürlüğü'nden gerekli izinlerin alınması ile birlikte Manisa İli genelinde AHB'lerce kullanılan Aile Hekimliği Bilgi Sistemi (AHBS) üzerinden (01.10.2014-01.12.2014 tarihlerinde 2 ay süreyle ve 2 kez duyuru yapılarak) yayımlanmıştır. Ayrıca ikinci aşamada aile hekimleri tek tek aranarak katılımlarının sağlanması istenmiştir. Çalışmamıza birinci aşamada 2 kez duyuru yapılması sonucunda 180 aile hekimi sonrasında ikinci aşamada da 81 aile hekimi olmak üzere toplamda 261 aile hekimi katılmıştır ve katılım oranı % 65.25'dir. Ölçeğin geçerliliğinin değerlendirilmesinde ilk olarak kapsam (içerik) geçerliliğinin sağlanması amaçlanmıştır. Bu aşamada ilk olarak birinci basamak sağlık hizmetleri içerisinde kapsayıcılığın hem yapı bileşeni olan ''geniş hizmet yelpazesi'' hemde faaliyet bileşeni olan ''toplumun hizmet gereksinimlerinin farkındalığı'' kısımlarının ayrı ayrı yapılandırılmasına karar verilmiştir. Literatür değerlendirmesi sonrasında geniş hizmet yelpazesi altında 6 ayrı alt boyut kuramsal olarak oluşturulmuştur. Bu boyutlar (Rutin risk grubu izlemleri, sağlığı geliştirme hizmetleri, sağlık taramaları hizmetleri, rehabilite edici hizmetler, tanı ve tedavide kullanılan teknik donanım ve akut ve kronik hastalıkların yönetimi) aslında sağlık sistemlerinin bilinen 3 özelliği temel alınarak (koruyucu hizmetler, tedavi edici hizmetler ve esenlendirici hizmetler) oluşturulmuştur. Bu boyutlara ait soru havuzu kapsamlı bir literatür taraması sonrasında 169 sorudan oluşturulmuştur. Ölçeğin içerik geçerliliğinin değerlendirilmesi için uzman görüşlerine başvurulmuştur. Ülke genelinde akademik olarak birinci basamak sağlık hizmetleriyle ilgilenen uzmanlar ve sahada birinci basamakta görevli uzmanlardan oluşan 25 uzman bu amaçla belirlenmiştir. Uzmanlardan 18'i çalışmamıza geri dönüş yapmıştır (katılım oranı:%72). İçerik geçerliliği Davis yöntemiyle incelenmiştir. Bu amaçla sorulara ait kapsam geçerlilik indeksleri hesaplanmış ve 0,80'in altındaki sorular uygunsuz olarak belirlenmiştir. Ölçek içerisindeki soruların anlaşılabilirliğinin değerlendirilmesi ve daha da yükseltilmesi amacıyla Manisa ilinde görevli 7 aile hekiminden oluşan bir grup üzerinde pilot değerlendirme yapılmıştır. Ölçeğin yapıgeçerliliğinin değerlendirilmesinde ilk olarak açıklayıcı faktör analizi uygulanmış ve 261 aile hekiminin verisi bu analizlere alınmıştır. Açıklayıcı faktör analizi sayesinde maddelerin (soruların) faktör yüklerini belirleyerek ölçeğin ana boyutlarını alt boyutlarına ayırmak boyutları ayrıntılandırmak amaçlanmıştır. Bu analiz neticesinde faktör yüklerine göre soru eksiltilmesi yapılmamıştır. Açıklayıcı faktör analizi sonrasında belirlenen nihai alt boyutların güvenilirliklerinin belirlenmesinde soruların %27'lik alt üst grup karşılaştırması, boyut iç tutarlılıklarının belirlenmesinde cronbach α katsayısı, soru çıkarıldığında Cronbach α değişimi, soru ile toplam boyut korelasyonu, sorular arası korelasyonlar ve doğrusal regresyon β değerleri hesaplanmıştır. Çalışmamızda ölçeğin yapı geçerliliğinin değerlendirilmesi amacıyla ayrıca 252 aile hekimine ait veriler kullanılarak ayrıca doğrulayıcı faktör analizi 'de (DFA) yapılmıştır. Bu aşamada teorik bir temele dayanan örtük değişkenler ile bir model oluşturulmuştur. Bizim çalışmamızda oluşturulacak model için 6 örtük değişken (Rurin risk grubu izlemleri, sağlığı geliştirme hizmetleri, sağlık taramaları hizmetleri, rehabilite edici hizmetler, tanı ve tedavide kullanılan teknik donanım ve akut ve kronik hastalıkların yönetimi) ve bu değişkenleri etkileyen 120 gözlenen değişken kullanılmıştır. Bu analizler için SPSS 15 ve AMOS 22. İstatistik paket programları kullanılmıştır. Bulgular: Uzman değerlendirmesi sonucunda 31 sorunun kapsam geçerlilik indekslerinin düşüklüğü nedeniyle ölçekten çıkarılmasına karar verilmiştir. 5 boyuttan (Rutin risk grubu izlemleri, sağlığı geliştirme hizmetleri, sağlık taramaları hizmetleri, rehabilite edici hizmetler ve akut ve kronik hastalıkların yönetimi ) oluşturduğumuz son modelin doğrulayıcı faktör analizi sonrasında uyum indeks değerleri incelendiğinde x2/df değeri;1,716, RMSEA %90 Güven Aralığı (yaklaşık hataların ortalama karekökü) değerinin 0,052-0,057 arasında olduğu, CFI (karşılaştırmalı uygunluk indeksi)=0,885 ve SRMR değeri=0,068 olduğu görülmüş ve kurgulanan modelin iyi uyumlu olduğu görülmüştür. Ayrıca gözlenen değişkenlerin örtük değişkenleri temsiliyet düzeyleri standardize regresyon katsayıları da, 692 ile 930 arasında değişmektedir. Sonuç: Ülkemiz birinci basamak sağlık hizmetlerinin kapsayıcılık düzeyini değerlendirmesi amacıyla geliştirdiğimiz kapsayıcılık ölçeğinin yapılan geçerlilik ve güvenilirlik analizleri sonrasında yeterli bir ölçek olduğu görülmüştür. Çalışmamızda ölçek puanlama metodolojisi olarak genel olarak kabul gören boyut ve alt boyut ortalamaları kullanılmıştır. Fakat ölçek boyutlarının ve alt boyutlarının farklı puan ağırlıklandırılması olabileceği bundan sonra ki geliştirilecek çalışmalarda dikkate alınmalıdır. Ölçek içerisinden yapılan analizler sonrasında tanı ve tedavi hizmetlerinde kullanılan teknik donanım boyutu çıkarılmıştır. Yine de laborutuvar ve görüntüleme hizmetlerine erişimi ve yeterliliğini değerlendirecek sorulara geliştirilecek çalışmalarda yer verilmelidir.
İnme risk faktörü olarak COVID-19 hastalığının etiyolojideki yeri ve mortaliteye etkisi
Giriş ve Amaç: İnme, kardiyovasküler hastalıklar ve kanserlerden sonra en sık üçüncü ölüm nedeni olmakla beraber disabilitenin en sık nedenidir. Covid-19 pandemisinde birçok Covid-19 ile enfekte inme hastası tanımlanmıştır. Çalışmamızdaki amaç akut inmeli hastalarda Covid-19 etkilerini görebilmek ve prognoz göstergesi olabilecek veriler elde etmektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma tek merkezli, retrospektif olup 1 Mart 2020-31 Aralık 2020 tarihleri arasında Adana Şehir Eğitim Araştırma Hastanesi Acil Servisi'ne başvuran akut inme tanısı alan hastalar dahil edildi. Bütün hastaların demografik bilgileri, hematolojik parametreleri, muayene bulguları, NIHSS, TOAST sınıflamasına göre inme alt grupları, yatış süreleri ve mortalite durumu değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya katılan 220 hastadan 68 (%30.9) kişi Covid-19 tanısı almıştı. Yapılan analizlerde Covid-19 tanısı alan inme hastalarında kreatinin, albümin, CRP, ALT, AST, LDH, PT, INR, aPTT, fibrinojen, prokalsitonin, troponin, D-Dimer, ferritin düzeyleri ve N/L oranı belirgin derecede daha yüksek bulunmuştur. Covid-19 hastalarının tanı aldıktan ortalama 8.36±6.66 gün sonra inme geçirdikleri gözlenmiştir. Bu hasta grubunda yoğun bakım yatış oranı ve hastanede kalış süreleri artmıştır. Ayrıca mortalite oranı yüksek saptanmıştır. Akut inme geçiren hastalarda NIHSS mortaliteyi ön görmede en güvenilir parametre olarak saptanmıştır. Sonuç: Sonuç olarak, inme hastalarında Covid-19 hastalık seyrini daha da ağırlaştırmakta ve mortalite riskini arttırmaktadır. Prognozu ve mortaliteyi belirlemek için ucuz ve ulaşılabilir birçok tetkikin yanı sıra NIHSS hesaplanması çok önemlidir.
Adana İli merkezinde görev yapan eğitimcilerin COVID-19 sürecinde etkilenimlerinin araştırılması
Giriş ve Amaç: Covid-19 pandemisi Aralık 2019'da başlamış ve günümüzde devam etmektedir. Eğitim sektörü etkilenen sektörlerdendir. Çalışmamızın amacı; Adana'da ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretimde çalışan eğitimcilerde pandemi sürecindeki psikolojik ve fiziksel etkilenme düzeylerinin belirlenmesidir. Materyal ve Metod: Kesitsel nitelikte bir araştırmadır. Adana'nın dört merkez ilçesindeki (Sarıçam, Seyhan, Yüreğir, Çukurova) ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretimlerde yüz yüze anket çalışması şeklinde 566 kişiye yapılmıştır. Anket formu sosyodemografik form ile kısa semptom envanteri ve uluslararası fiziksel aktivite anketinden oluşmaktadır. Eğitimciler KSE ve GPAQ ölçeklerini pandemi öncesi ve pandemi döneminde olarak değerlendirmişlerdir. Pandemi öncesi ve pandemi dönemindeki değişim incelenmiştir. Bulgular: Araştırmamıza katılan eğitimcilerin yaş ortalaması 43,8±8,3 olduğu, %55,1'inin kadın olduğu, %28,4'ünün Covid-19 tanısı aldığı belirlenmiştir. Katılımcıların %29,3'ü sınıf öğretmeni, %62,9'u branş öğretmeni, %7,8'i ise öğretim üyesi ve görevlisidir. KSE'nin tüm alt boyutlarındaki semptomlarda pandemi döneminde artış olduğu saptanmıştır. Kadınlarda psikolojik etkilenmenin erkeklere göre daha fazla olduğu saptanmıştır. Pandemide sağlığının olumsuz etkilediğini düşünenlerde somatizasyon, 40 yaş üzerindeki eğitimcilerde kişilerarası duyarlılık, Covid-19 tanısı alanlarda depresyon, 40 yaşın altındaki eğitimcilerde ve haftada 20 saatin üzerinde online eğitim yapanlarda psikotizm, branş öğretmenlerinde belirti toplamı, öğrenci/ebeveynlerle iletişim sıkıntısı yaşayanlarda rahatsızlık ciddiyeti ve paranoid düşünce semptomlarında artış olduğu belirlenmiştir. Genel semptomlardaki artış riski sağlığının olumsuz etkilendiğini düşünenlerde 2,1 kat, branş öğretmenlerinde 3 kat daha fazla bulunmuştur. Fiziksel aktivite düzeyi pandemi sırasında anlamlı düzeyde azalırken, oturma süresi anlamlı olarak artmıştır. Sonuç: Araştırmamızda pandeminin eğitimcilerin psikolojik ve fiziksel sağlıklarında etkilenme olduğu belirlenmiştir. Kadın olma, branş öğretmeni olma, ders yükünün fazla olması risk faktörü olarak belirlenmiştir. Risk grupları ve risk faktörlerine yönelik düzenleme yapılmasını tavsiye ediyoruz.
Adana ili Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesinde çalışan sekreterlerde dijital göz yorgunluğunun prevelansı ve elektromanyetik alan ile ilişkisi
Giriş ve Amaç: Tüm dünyada her yaş grubundan insan elektronik dijital cihazları hem mesleki hem de eğlence amaçlı kullanmaktadır. Hayatımızı kolaylaştıran bu cihazlar yanlış kullanıldığında insan sağlığına zarar verebilmektedir. Bu nedenle, küresel dijitalleşme radyasyonun sağlık üzerine etkilerini yeniden gündeme getirmiş ve bu konuda birçok araştırma yapılmıştır. Evde ve işte kullandığımız birçok cihaz non-iyonize radyasyon olan 'Düşük frekanslı ve yüksek frekanslı elektromanyetik alanlardan oluşmaktadır. Düşük frekanslı elektromanyetik alana maruziyet sonrası baş ağrısı, bulantı, kaslarda kasılma, gözlerde ışıksız ortamda ışık görme (retinal fosfen) başta olmak üzere görme ile ilgili birçok hassasiyetler ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle elektromanyetik alana maruziyet sonrası oluşabilecek sağlık etkilerinden korunmak için ülkeler kendi ulusal standartlarını belirlemişlerdir. Dijital göz yorgunluğu sendromu (CVS) da gözlerde sulanma, yanma, batma, kuruluk hissi, ışık çakması ve baş ağrısı gibi benzer semptomları tanımlamaktadır. Bu çalışmanın amacı, Adana ili Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesinin farklı anabilim dallarında çalışan sekreterlerde dijital göz yorgunluğu sendromunun prevalansını belirlemek ve elektromanyetik alan (EMA) ile ilişkisini saptamaktır. Materyal ve Metod: Bu çalışma kesitsel niteliktedir, hastanenin farklı departmanlarında çalışan 143 sekretere ulaşılmıştır. Bireylere Computer vision syndrome questionnaire (CVS-Q) ölçeği, Oculer Surface Disease İndex (OSDI) ölçeği, Cornell Kas İskelet Sistemi Anketi de uygulandı. Sekreterlerin çalışma ortamlarında maruz kaldıkları Düşük frekanslı manyetik alan ölçümleri 6010 Gauss/Teslametre cihazla, yüksek frekanslı manyetik alan ölçümleri Narda NBM-520 cihazla ölçüldü. Ortamın ışık şiddeti de LX-1102 Cihazla ölçüldü ve sonra göz muayeneleri yapıldı. Her sekreter dijital göz yorgunluğu sendromu açısından göz doktorları tarafından değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamıza dahil edilen 143 kişinin yaş ortalaması 39.61 yıldır. Katılımcıların %25,2'si erkek, %74,8'i kadındır. Katılımcıların CVS-Q ölçeği sonucuna göre %83.9'unda dijital göz yorgunluğu sendromu olduğu gözlendi. CVS gelişimi açısından cinsiyet ve yaş yönünden anlamlı fark bulunamamıştır. CVS-Q ile EMA arasında pozitif yönde zayıf bir ilişki olduğu bulundu. EMA ölçümleri ile her iki göz schirmer ölçümleri arasında negatif yönde orta güçte bir ilişki bulundu. CVS olan kişilerin çalışma ortamı EMA değerleri istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0.05). CVS riskini artıran faktörler; çalışma ortam EMA'sının yüksek olması (>1725 µT, OR=3.27) işte çalışma süresinin artması (OR=1.09), ekran üzerine güneşten ya da iç ortam kaynaklı lamba yansımalarına/parlamalarının olması (OR=4.15), bilinen göz hastalığı olması ve gözlük-lens kullanımı olarak bulunmuştur. Lineer regresyon analizinde ise ortamın düşük frekanslı EMA'sında bir birimlik artış CVS-Q skorunda 0.004 birimlik artışa neden olmaktadır. Sonuç: Çalışmanın sonucunda düşük frekanslı elektromanyetik alan ile dijital göz yorgunluğu sendromu ile EMA'ların arasında orta düzeyde bir ilişki olduğu bulundu. Bu nedenle kişilerin çalışma ortamlarında maruz kaldıkları EMA'ların düzenli olarak ölçülmesi, riskli bölgelerde çalışanlara yönelik koruyucu davranışların geliştirilmesi (mola aralıkları, 20-20-20 kuralları vb.) ve non-iyonize radyasyondan korunmak için gerekli eğitimlerin verilmesini tavsiye ediyoruz. Anahtar Kelimeler: Dijital Göz Yorgunluğu Sendromu; Göz Kuruluğu; Elektromanyetik Alan
Manisa şehzadeler eğitim araştırma toplum sağlığı merkezi bölgesinde okul sağlığı düzeyinin tanımlanması
Okul çağı 6-7 yaşlarından 24 yaşına kadar ki dönemi kapsar. Okul Sağlığı kavramı, öğrencilerin ve okul çalışanlarının sağlığının değerlendirilmesi, geliştirilmesi, sağlıklı okul yaşamının sağlanması ve sürdürülmesi, öğrenciye ve dolayısıyla topluma sağlık eğitiminin verilmesi için yapılan çalışmaları kapsamaktadır. Adolesan dönemdeki hastalık, sakatlık ve ölümlerin büyük bir kısmı riskli davranışlar ve çevreyle ilişkilidir. Okul çağı çocuklardaki riskli sağlık davranışları tütün kullanımı, alkol ve diğer madde kullanımı, sağlıksız beslenme, fiziksel inaktivite, istenmeyen kazalar ve şiddet ile istenmeyen gebelikler ve cinsel yolla geçen hastalıklar dahil seksüel davranışlardır. Bu araştırma ile Manisa'nın Şehzadeler ilçesinde yer alan ilk ve ortaöğretim okullarına devam eden okul çağı çocuklarda sağlık durumunun değerlendirilmesi, korunması ve geliştirilmesi için yapılan okul sağlığı programlarının tanımlanması, okul çağı çocukların sağlık risk davranışlarının ve belirleyicilerinin saptanması, araştırma kapsamındaki okulların okul çevre sağlığı düzeyinin belirlenmesi ve okullarda öğrencilere yönelik yürütülen sağlık eğitimi programlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışma iki kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısım 11-13-15 yaş okul çocuklarında sağlık davranışları ve bu davranışların belirleyicilerini saptamaya yönelik kesitsel bir araştırmadan oluşmakta iken ikinci kısım okul çevre sağlığı, okul sağlığı programları ve okulda sağlık eğitimi faaliyetlerini saptamaya yönelik tanımlayıcı bir araştırmadan oluşmaktadır. Birinci kısım için öğrencilerin riskli sağlık davranışları ile ilgili veriler gözetim altında anket tekniğiyle toplanmıştır. Bunun için Dünya Sağlık Örgütü/Health Behaviour in School-aged Children (Okul Çocukları Sağlık Davranışı) 11-13-15 yaş için kullandığı yapılandırılmış anket formu kullanılmıştır. Manisa Şehzadeler İlçesindeki bu yaş gruplarına denk gelen ortaöğretim 5 ve 7 ile lise 9. sınıflarda okuyan toplam 6541 öğrenci araştırmamızın evrenini oluşturmuştur. Epi info bilgisayar paket programı yardımıyla, evren büyüklüğü 6541, prevelans %8.1, %95 güven aralığı, %5 hata payı baz alındığında alınması gereken minimum örnek büyüklüğü 1120 olarak hesaplanmıştır. Araştırmaya alınacak okullar tabakalı – rastgele örneklem yöntemi kullanılarak belirlenmiştir İkinci kısım olan okul çevre sağlığı, okul sağlığı hizmetleri ve sağlık eğitimi faaliyetleri durumunu tanımlamak için evren Manisa Şehzadeler İlçesindeki ortaöğretim okulları ile liselerin tamamıdır. Örneklem grubu ise "Risk davranışları'' bölümü için Manisa Şehzadeler İlçesinde örnekleme giren öğrencilerin bulunduğu ortaöğretim okulları ile liselerdir. Araştırmamızda günlük kahvaltı yapanların oranı %59 olarak tespit edilmiştir. Araştırmaya katılan öğrencilerin %5.4'ü zayıf (wasting), %4.2'si bodur (stunting), %22'si kilo fazlalı (owerweight), %7.2'si obezdir (obesity). Araştırmaya katılan öğrencilerde günde bir defadan çok diş fırçalayanlar %33.7, hiç fırçalamayanlar %4.1'dir. Araştırmaya katılanların %23.9'u araştırma sırasında diyet yapmakta iken, %42.4'ü son 1 yılda diyet yapmıştır. Haftada en az 2 saat fizik aktivite yapanlar düzenli fizik aktivite yapıyor olarak tanımlanmıştır. Buna göre çalışmamızda düzenli fizik aktivite yapanlar %20.7'dir. Araştırmamızda sedanterlerin oranı %59.2'dir. Araştırmaya katılanların %29.3'ü son bir yılda en az bir kez yaralanmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin %51.5'i son bir yılda en az bir kez kavga etmiştir. %16.3'ü ise en az 3 kez kavga etmiştir. Araştırmaya katılan öğrencilerin %46.5'i sağlığını iyi, %25.1'i sağlığını mükemmel, %23.6'sı orta, %3'ü kötü ve %1.6'sı çok kötü olarak değerlendirmiştir. Araştırma grubunun %80.4'ü yaşam kalitesini yüksek olarak tanımlamıştır (yaşam kalitesi puanı 6 ve üzeridir). Araştırmaya alınan okulların hiç birisinin 100 metre yakınında fabrika bulunmamaktadır. %95.7'sinin 100 metre yakınında eğlence yeri, %82.6'sının 100 metre yakınında gayri sıhhi müessese, %26.1'inin ise 100 metre yakınında anayol bulunmamaktadır. Okulların %65'inde öğrenci başına düşen oyun alanı yeterli değildir. Okulların %73.9'unda okul çıkışında trafik riski varken, %47.8'inde okul çıkışında yaya geçidi bulunmamaktadır. Araştırmaya alınan okulların tamamında içme suyu şebeke suyundan sağlanmaktadır. Okulların %52.2'sinin içme suyunun analizi yapılmaktadır. %59.1'inin musluk sayısı yetersizdir. Araştırma kapsamındaki okulların tamamında tuvaletler bina içinde ve %95.7'si kanalizasyona bağlıdır. %60.9'unda kız tuvalet sayısı yetersiz iken, %30.4'ünde erkek tuvalet sayısı yetersizdir. Erkek tuvaletlerinin %95.7'sinde pisuvar sayısı yetersizdir. Okullardaki tuvaletlerin %39.1'inin genel temizliği yeterli değildir. Araştırmaya katılan okulların %43.5'inde dersliklerdeki öğrenci sayısı uygun değilken %43.5'inde öğrenci başına düşen hava hacmi yetersiz, %65.2'sinde öğrenci başına düşen alan yetersizdir. Tahtanın ön sıraya uzaklığı okulların %87'sinde uygun değildir. Yazı tahtalarının %73.9'u beyaz, %13'ü kara, %13'ü ise akıllı tahtadır. %72.7'sinde üst kat pencerelerinde önlem yoktur. Okulların tamamında ısınma tipi kaloriferdir. Okulların %73.9'unda laboratuvar vardır. Laboratuvarların %47.1'inin zemin malzemesi karodur. %76.5'inin sıra malzemesi tahta masadır. Laboratuvarların %23.5'inde gaz dedektörü vardır ve %82.4'ünde toksik maddeler kilit altında olup tamamında toksik maddeler üzerinde etiket vardır. Araştırmaya katılan okulların çoğunluğunda (%95.7) kantin vardır ve %36.4'ünde kantinlerin genel temizliği iyi değildir. Araştırma dahilindeki okulların %60.9'unda genel çöp bidonu okul bahçesi içindedir ve %17.4'ü oyun alanı içindedir. Okulların tamamında yangın söndürme cihazı varken %65.2'sinde yangın söndürme ekipmanı vardır. %73.9'unda yangın alarmı varken, okulların tamamında yangın/deprem tatbikatı yapılmıştır ve %91.3'ünde yangın/deprem eğitimi verilmiştir. %56.5'inde yangın merdiveni vardır. Okulların tamamında ecza dolabı varken, okulların %60.9'unda ecza dolabı içindeki malzemeler yeterlidir. Araştırma kapsamındaki okulların %21.7'sinde revir varken, hiçbir okulda görevli hekim bulunmamaktadır. Okulların %13'ünde görevli hemşire bulunmaktadır. Araştırmaya katılan okulların %43.5'inde sağlık eğitimi verilmektedir. Sağlık eğitimi konularını genellikle branş öğretmeni veriyor (%95), daha sonra ise aile/TSM hekimi veriyor. Okul yöneticilerinin tamamının görüşüne göre sağlık eğitimi konularını sağlık personeli vermeli. Araştırma sonucumuza göre, alt sosyoekonomik seviyede olma, zayıflık, bodurluk, düzensiz diş bakımı düzenliliği, kavga etme ve yaşam kalitesinin düşük olması bakımından birer risk faktörü iken, üst sosyoekonomik seviyede olma şişmanlık, sedanter yaşam ve düzensiz beslenme açısından risk faktörleridir. Anahtar Kelimeler: HBSC, Okul Sağlığı, Riskli Sağlık Davranışları, Okul Çevre Sağlığı
Manisa Şehzadeler Eğitim Araştırma Toplum Sağlığı Merkezi bölgesinde erişkinlerde sağlık okuryazarlığı düzeyinin belirlenmesi
Amaç: Araştırma ile Manisa'nın Şehzadeler ilçesinde yaşayan 18 yaş ve üstü erişkinlerde sağlık okuryazarlığı düzeyinin ve etkili faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma sahada yürütülen kesitsel bir çalışmadır. Araştırma evreni Manisa ili Şehzadeler İlçesinde ikamet etmekte olan tüm 18 yaş ve üzeri nüfus olan 126.752 yetişkinden oluşmaktadır. Örnek büyüklüğü Epi-info-Statcalc programında yetersiz sağlık okur yazarlığı prevalansı (% 24.5), % 95 güven aralığı % 5 hata payı ve 1.45 desen etkisi ile hesaplanan 412 olarak bulunmuştur. Araştırmada küme örnekleme yöntemi kullanılmış, araştırmada katılım oranı % 81.5 (n=336) olarak gerçekleşmiştir. Araştırmaya katılan kişilerin sağlık okuryazarlığı düzeyi Avrupa Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği (The European Health Literacy Survey (HLS-EU)-47 soru) kullanılarak değerlendirilmiştir. Veri analizinde Ki kare testi, T Testi, Anova Testi, Kruskal Wallis Testi, Mann-Whitney Testi, Logistik Regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan kişilerin yaş ortalaması 46.7±15.6, %72.0'si kadın, % 68.8'i alt sosyal sınıf, %75.3'ü evli, %11.6'sı eğitimsiz, %8.7'sinin eşi eğitimsiz, %5.2'si sağlık güvencesinden yoksun, %24.2'si bir işte çalışmakta ve % 61.0'ının geliri giderine eşittir. Araştırma grubunun Genel Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği puanına göre % 27.1'i yetersiz, % 48.8'i sorunlu, % 21.6'sı yeterli ve % 2.4'ü mükemmel düzey sağlık okuryazarlığı düzeyine sahiptir. Sosyodemografik değişkenler ve yaşam biçimi özelliklerinin hemen hepsi ile sağlık okuryazarlığı arasında tek değişkenli analizlerde anlamlı ilişkiler belirlenmiştir. Sağlık hizmet kullanımı açısından da düşük sağlık okuryazarlığı ile daha fazla poliklinik başvurusu, daha fazla hastanede yatış ve daha fazla acil başvurusu ilişkilidir. Çok değişkenli analiz sonucunda düşük sağlık okuryazarlığı ile ileri yaş, düşük eğitim düzeyi, düşük gelir, alt sosyal sınıf, göç etme ve hastaneye yatış sıklığının fazla olması modelde anlamlı değişkenler olarak kalmıştır Sonuç: Sonuç olarak araştırma grubunun neredeyse yarısının sağlık okuryazarlık düzeyi sorunlu, %27.1'i de yetersiz düzeydedir. Sadece %24.1'inin yeterli sağlık okuryazarlığı düzeyine sahip olduğu bulunmuştur. İleri yaş, düşük gelir, düşük eğitim düzeyi ve düşük sosyal statünün sağlık okuryazarlığı düzeyini olumsuz yönde etkilemektedir. Ayrıca düşük sağlık okuryazarlığı düzeyi sağlık hizmet kullanımında hastaneye yatış sıklığını artırmaktadır.
Bir fabrikada çalışan işçilerde kişisel koruyuyucu kullanım konusunda bilgi, tutum, davranış
Gelişen teknoloji ve sanayileşme ile birlikte artan mesleki hastalık ve iş kazaları, mühendislik kontrolleri, idari önlemler ve kişisel koruyucu donanımlar gibi farklı yöntemlerle önlenebilir. Risklerin önlenmesinin veya yeterli derecede azaltılmasının, teknik ve idari önlemlerle sağlanamadığı durumlarda, çalışanlara kişisel koruyucu donanımlar verilir. Bu araştırmanın amacı; araştırmanın yapılacağı fabrikalarda işçilerin KKD kullanımı konusunda bilgi, tutum ve davranışlarını ve iş kazası sıklığının belirlemesidir. Televizyon (n=1200) ve çamaşır makinesi (n=1100) fabrikasında çalışan işçiler araştırmanın evrenini oluşturmaktadır. Araştırmanın örnek büyüklüğü Epi-İnfo programı ile %50 prevelans, % 95 güven aralığı ve 0.05 hata payı ile televizyon fabrikasından 240 işçi ve çamaşır fabrikasından 220 işçi olarak hesaplanmıştır. Veriler gözetim altında anket tekniğiyle toplanmıştır. Çalışanların % 41.5'i ilkokul ve altı ve % 44.0'i genel /meslek lisesi mezunudur. Çalışanların ortalama çalışma süresi 4.78 ± 4.69 yıldır. İşçilerin % 98.0'ı İSG eğitimi almıştır ve % 71.8'i İSG eğitiminin faydalı olduğunu düşünmektedir. Çalışanların % 84.3'ü işyerinde İSG kurulunun var olduğunu bilmektedir ve %74.5'i İSG kurulunun iş kazalarını önlemede faydalı olduğunu düşünmektedir. Araştırmaya katılan işçilerin %33.2'si çalıştıkları iş yerini iş kazası bakımından yüksek riskli olarak değerlendirmektedir. Çalışanların %89.8' si iş kazalarını önlemek için alınan önlemleri yeterli görmektedir. Araştırmaya katılan çalışanların iş yerlerinde karşılaştıkları sorunlar en fazla yorgunluk, sosyal yaşam yetersizliği ve sinirli olmadır. İşyerinde işçinin en fazla maruz kaldığı fiziksel etmenler gürültü, yüksek sıcaklık, stres, uzun çalışma saati ve ağır kaldırmadır. Araştırma grubunun kişisel koruyucu donanım kullanım konusunda bilgi puan ortalaması 8.85 ± 2.19'dır (0-12 puan). Çalışanların %85.4'ünün KKD kullanımı konusunda tutumu olumlu ve çalışanların %70.4'ü KKD' leri her zaman kullanmaktadır (Tablo 6). Çalışanlar KKD' yi en sık işini aksattığı için kullanmadıklarını belirtmişlerdir. En sık kullanılan KKD ayakkabı ve eldivendir. Çalışanların % 16.7' si son 1 yıl çinde iş kazası geçirmiştir ve en sık kaza nedeni dikkatsiz çalışmadır. İşçilerin eğitim durumu yüksek olanların, çamaşır makinesi fabrikasında çalışanların, günlük çalışma süresi 8 saat olanların, vardiyalı çalışmayanların, İSG eğitiminin faydalı olduğunu düşünenlerin, işyerinde İSG kurulu olduğunu bilenlerin ve İSG kurulunun iş kazalarının önlemede etkili olduğunu düşünenlerin KKD bilgi puan ortalaması daha yüksek bulunmuştur. Yapılan çok değişkenli analiz sonuçlarına göre çamaşır makinesi fabrikasında çalışanlar ve İSG eğitiminin faydalı olduğunu düşünenlerin KKD kullanımı konusunda daha olumlu tutuma sahip olduğu , Çamaşır makinesi fabrikasında çalışanların, İSG eğitiminin faydalı olduğunu düşünenlerin ve işyerinde alınan önlemlerin yeterli olduğunu düşünenlerin, daha fazla KKD kullandıkları tespit edildi. İş kazası ile ilgili çok değişkenli analize göre de İSG eğitimini faydalı olduğunu düşünenlerin ve KKD kullananların daha az iş kazası geçirdiği bulundu. Anahtar kelimeler : Kişisel Koruyucu Donanım, Bilgi, Tutum, Davranış, İş Kazası
Manisa İli Şehzadeler Eğitim Araştırma Toplum Sağlığı Merkezi bölgesinde düşük doğum ağırlığı ve ilişkili risk faktörleri
Amaç: Manisa'da bir bölgede düşük doğum ağırlığı ve düşük doğum ağırlığıyla ilişkili risk faktörlerinin değerlendirilmesidir. Bu risk faktörleri değerlendirilirken Ayrıca bölgemizde doğum öncesi verilen bakımı değerlendirmek ve bilgi sahibi olmak istenmiştir. Gereç-yöntem : Bu bire-bir eşleştirilmiş olgu- kontrol çalışmasında, Şehzadeler EATSM bölgesinde 2015 yılında tekil doğmuş olan 113 DDAB olgu grubunu oluşturmaktadır. Kontrol grubunda ise olgu grubundaki bebeklerle aynı yıl-ayda doğan, aynı ASB'ye kayıtlı ve aynı cinste olan birebir eşleştirilmiş 113 bebek bulunmaktadır. Araştırmaya katılım oranı %90.2' dir. Araştırmaya katılmayı kabul eden annelere, bebeğin doğumdan sonra ve şimdiki durumu hakkında, sosyodemografik-sosyokültürel özellikler ve alışkanlıkları, annenin özgeçmişi- doğum öncesi öyküsü ve doğum öncesi bakım-gebelik öyküsü hakkında literatüre dayanılarak hazırlanmış DDA ile ilgili risk faktörlerini sorgulayan anket yüz yüze görüşme tekniği ile uygulanmıştır. Tanımlayıcı analizde, sıklık ve yüzde dağılımları verilmiştir. Birebir eşleştirilmiş olgu ve kontrol çiftinin karşılaştırılmasında, kategorik verilerde Mc Nemar Ki Kare testi kullanılmıştır. Ayrıca %95 güven sınırları içinde Odds Ratio (OR) hesabı yapılmıştır. İstatistiksel analizlerin tümünde p<0.05 değeri anlamlı kabul edilmiştir. Tek değişkenli analizlerde anlamlı bulunan risk faktörlerinin DDA'yı nasıl etkilediğini saptamak için Conditional lojistik regresyon analizi yapılmıştır. Bulgular : DDA bebek sıklığı %4.6'dır. Tansiyon ölçümü ve ağırlık takibi, olgu ve kontrol grubunda gebelerin neredeyse tamamına her ziyaretlerinde yapılmıştır. Olgu-kontrol çifti risk faktörlerine göre değerlendirildiğinde tek değişkenli analizde, annenin boyu, annenin herhangi bir işte çalışıyor olması, evde ağır işler yapma, gebelikte kilo alımı, demir kullanımı, gebelikte tansiyonunun yüksek olması, takiplerinde gebeliğinin riskli olduğunun ifade edilmesi, fetüsün kilosunun düşük olduğunun söylenmesi ve gebelikte acil hastaneye gitmeyi gerektiren obstetrik bulgulardan herhangi birinin başına gelmesi, DDA ile ilişkili saptanmıştır. Kurulan son modelde ise DDA riskini arttıran faktörler, annenin gebelikte kilo alımının yetersiz olması (2.07 [%95 GA.1.11-3.86]), tansiyon yüksekliği (OR:4.65 [%95 GA. .42-15.23]) ve obstetrik acillerden herhangi birinin başına gelmiş olması (OR:3.10 [%95 GA 1.55-6.20) olarak saptanmıştır. Sonuç: Bölgede saptanan DDA bebek sıklığı Türkiye'ninBatı bölgesi verisinden daha düşük düzeydedir.Annenin gebelikte kilo alımının yetersiz olması, tansiyon yüksekliği ve gebelikte hastaneye gitmeyi gerektiren acil obstetrik bulgulardan herhangi birinin başına gelmesi, DDAB doğurma sıklığını artırmaktadır. Hem olgu hem de kontrol grubundaki gebelere, DÖB içinde yer alan hizmetler sıklıkla verilmiştir.
Birinci basamakta sunulması planlanan yaşlı sağlığı izlem modeli ile ilgili olarak hizmeti alanların ve sunanların görüş, beklenti ve önerileri
Amacı: Bu çalışmanın amacı birinci basamakta Sağlık Bakanlığı tarafından sunulması planlanan yaşlı sağlığı izlem modeli ile ilgili olarak hizmeti alacak olan yaşlılar ile yaşlılara bakım verenlerin ve hizmeti sunacak olan sağlık profesyonellerinin bu izlem modeli hakkında görüş, beklenti ve önerilerini ortaya koymak ve bu izlem modeli için artalan bilgisi oluşturarak Sağlık Bakanlığı'nın izlem planlamasına yardımcı olmaktır. Gereç yöntem: Bu çalışmada niteliksel araştırma yöntemlerinden 65 yaş üstü kişilerle odak grup görüşmesi, bakım veren ve sağlık profesyonelleri ile yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme yöntemi kullanılmıştır. Sağlık profesyonellerinden 22 kişi, bakım verenlerden 6 kişi ve yaşlılardan 34 kişi ile görüşülmüştür. Toplanan veriler içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiştir. Bulgular: Analizler sonucunda yaşlılık, yaşlılık sorunları, sağlık hizmeti ve yaşlıların risk grubu kapsamı içine alınması başlıkları altından 4 ana tema elde edilmiştir. Yaşlılık temasında, katılımcıların yaşlılık algısı, yaşlılığı etkileyen başlıca etmenler ve sağlıklı yaşlanma konularından bahsedilmiştir. Yaşlılık sorunları temasında sosyal destek ve sosyal sermaye, yaşlıların medikososyal sorunları ve hizmette yaşanabilecek sorunlardan bahsedilmiştir. Sağlık hizmeti temasında ise mevcut sağlık hizmetlerinin özellikleri, yaşlılar için nasıl bir sağlık hizmet modeli olması gerektiği ve bakım verenlerin özelliklerinden bahsedilmiştir. Son olarak yaşlıların risk grubu izlemi içine alınmasında tüm katılımcılar bu konudaki fikirlerini ortaya koymuştur. Sonuç: Yaşlılar, sağlık profesyonelleri ve bakım verenler tarafından bir risk grubu olarak tanımlanmışlar ve yaşlıların risk grubu olarak izlenmeleri konusunda bir konsensüs vardır. Sağlık profesyonelleri hizmetin birinci basamakta ASM ağırlıklı olarak yapılması, aile hekimleri hizmetin mutlaka hekim tarafından verilmesi, hekim dışı sağlık profesyonelleri ise bu hizmetin bir ekip tarafından verilmesi gerektiğini söylediler. Son olarak yaşlıların risk grubu olarak tanımlanmasından önce hekimler, yaşlı sağlığı konusunda müfredatta eğitimin yer alması gerektiği vurgulanmıştır. Anahtar kelimeler: Yaşlılar, Sağlık profesyonelleri, bakım verenler, niteliksel çalışma, izlem modeli
Manisa Sarıgöl ilçesindeki lise öğrencilerinin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının belirlenmesi
Amaç: Amacı, Sarıgöl İlçesindeki liselerde okuyan üçüncü ve dördüncü sınıf öğrencilerinin sağlığı geliştirme davranışlarının değerlendirilmesi ve sağlığı geliştirme davranışlarını etkileyen demografik faktörleri açıklamaktır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı bir çalışma yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini 2016-2017 eğitim öğretim yılında Sarıgöl ilçesindeki liselerde okuyan 460 öğrenci hedeflendi. Bunlardan 449 öğrenciye ulaşıldı. Çalışmanın verileri sosyodemografik özellikler ve Akça'nın (1998) tarafından uyarlanan sağlıklı yaşam biçimi davranışları (SYBD)-II ölçeğinden oluşan isimsiz bir anket formu aracılığıyla öğrencilerin sınıflarında gözetim altında anket yöntemiyle toplanmıştır. Veriler; ortalama, standart sapma, ve frekanstan oluşan tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplarda t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), post hoc Tukey HSD, ki-kare testi ve regresyon analizi kullanılarak değerlendirilmiştir Bulgular: Öğrencilerin %41,2'si erkek, %58,8'i kadındır. Yaş ortalaması 17,63 (16-18) yaştır. Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları-II ölçeği alt alanları puanları; sağlık sorumluluğu alt boyut puan ortalaması 17,81 ±4,78, fizik aktivite alt boyut puan ortalaması 16,09±5,37, beslenme alt boyut puan ortalaması 19,87±4,72, manevi gelişim alt boyut puan ortalaması 25,57±5,14, kişiler arası ilişkiler alt boyut puan ortalaması 24,48±5,22, stres yönetimi alt boyut puan ortalaması 18,89±4,34, toplam puan ortalaması 122,75±22,12 olarak bulunmuştur. Sonuç: En yüksek puan ortalaması manevi gelişim alt alanında, en düşük puan ortalaması fizik aktivite alt alanında saptanmıştır. Sağlıklı bireylerden oluşan bir toplum için ergenlerin gelişimleri izlenmeli ve sağlıklı yaşam biçimi davranışları desteklenmelidir.
Balıkesir Devlet Hastanesi'nde Maliyetlerin belirlenmesi ve performans analizi
Birer sağlık kurumu olarak hastaneler, belirli düzeydeki sağlık hizmetlerini en düşük maliyetle ve maksimum nicelikte ve nitelikte üretmesi beklenen kuruluşlardır. Bu amaca hastane süreçlerine çağdaş yönetim tekniklerinin uygulanması ile ulaşılabilir. Birer çağdaş yönetim tekniği olan maliyet etkinlik ve performans analizleri yöneticiye hastane faaliyetlerinin planlanması, karar verme ve denetleme süreçlerinde yardımcı bir araçtır. Bu çalışmada Balıkesir Devlet Hastanesi'nin 1996 yılına ait verileri kullanılmıştır. Maliyet merkezleri esas ve yardımcı maliyet merkezleri olmak üzere başlıca iki grupta toplanabilir. Esas maliyet merkezleri yatan hasta servisleri, poliklinikler, laboratuvarlar, röntgen, acil servis, fizyoterapi ünitesi ve hemodiyaliz bölümleridir. Eczane, yönetim ve diğer destek hizmet merkezleri ise yardımcı maliyet merkezleridir. Direkt ilk madde malzeme giderleri, direkt personel giderleri ve genel üretim giderleri tanımlanıp, uygun ölçütler kullanılarak esas ve yardımcı maliyet merkezlerine dağıtılmıştır (Birinci dağıtım). İkinci dağıtımda ise yardımcı maliyet merkezlerindeki maliyetler esas maliyet merkezlerine dağıtılmıştır. Daha sonra hastane ve servis boyuntunda maliyetler, gelir-gider etkinliği, toplam maliyetler içerisindeki harcama kalemleri ve yatak etkinlik göstergeleri hesaplanabilmiştir. 1996 yılında hastanenin 400 kadro ve 415 fiili yatak kapasitesi vardır. Kapasite Kullanım Oranı yüzde 64.5, Ortalama Yatış Süresi 5.6 gün, Yatak Devir Hızı 42 hastadır. Hasta günü maliyeti 3.199.000 TL yatak maliyeti 753.544.000 TL hasta maliyeti 17.980.000 TL olarak bulunmuştur. Hekim başına 2.9 dolu yatak, 191 yatan hasta, 3.2' hemşire düşmektedir. Toplam hastane geliri 253.985.150.000 TL'dir. Hastane servisleri arasında kapasite kullanım oranı, ortalama yatış süresi ve yatak devir hızı açısından farklılıklar vardır. Hastane yönetimi tarafından bu durumun kaynak dağıtımı sürecinde dikkate alınması gerekmektedir.
Türkiye'de kadın ve çocuk sağlığı ile ilgili bazı ölçütler ile sosyo-ekonomik ve sosyo-demografik değişkenler arasındaki ilişki
155.... BOLUM 6 ÖZET Sağlıkta bölgesel eşitsizlikler, bütün dünyada olduğu gibi Türkiye'de de belirgindir. Bunda rol oynayan değişkenler sosyoekonomik ve kültürel etkenlerdir. Bu araştırmanın amacı çeşitli kuruluşlarca üretilen Türkiye ile ilgili sağlık göstergeleri verileri değerlendirerek, sağlıkla ilgili coğrafi, sosyo-ekonomik ve sosyo- demografik ve sağlık hizmetleri ile ilgili eşitsizlikleri ortaya koymaktır. Çalışma ekolojik tipte bir çalışmadır. Araştırmanın evreni Türkiye'deki tüm (80 il ) illerdir. Araştırmanın Analizi; Veriler istatistik SPSS paket programında girildikten sonra tek değişkenli ( t ve Mann Whitney U testi ) ve çok değişkenli ( multiple lineer regresyon ) analizler yapılmıştır. Bu araştırmada illere göre ölümlülük ( bebek ölüm hızı, beş yaş altı ölüm hızı, 45 yaşından önce öleceklerin nüfus içindeki oram ) doğurganlık, beslenme ( az, orta şiddette az beslenmişlerin oram ) doğuşta beklenen yaşam umudu, sağlık hizmet kullanım verileri, çevre ( sağlıklı içme suyuna sahip olan nüfus oranı ) ile bu değişkenler üzerine etkili bazı sosyo-ekonomik ve sosyo-demografık faktörler incelenmiştir. Hem tek değişkenli hem de çok değişkenli analizler eğitim, gelir, çevre (sağlıklı suyu olmayan nüfus) gibi değişkenlerin, ölümlülük, doğurganlık, beslenme, sağlık hizmetleri ve çevre olanakları gibi bağımlı değişkenleri etkilediklerini göstermiştir. Bu çalışmanın en önemli sonucu ölümlülük, doğurganlık, beslenme, sağlık hizmetleri ve çevre olanakları gibi bağımlı değişkenler üzerinde en belirleyici bağımsız değişkenin kadın okur yazarlığı olmasıdır. Kadının okur yazar olma oranı düştükçe incelenen tüm bağımlı değişkenler kötüye gitmektedir. Bu araştırmanın sonuçlarına göre kadının okur yazar olmaması genel doğurganlık ve toplam doğurganlık hızını arttırmaktadır. Bölgelerarası doğurganlık ve ölüm hızları bakımından farklılık bulunmaktadır. Doğu bölgelerinde Batı bölgelerine göre genel doğurganlık ve toplam doğurganlık hızı ile bebek ölüm hızı ve beş yaş altı ölüm hızı daha yüksek bulunmuştur. Kadınlarda okur yazar olmayan oranının yüksek olması bebek ölüm156 hızı, beş yaş altı ölüm hızı, 40 yaşından önce öleceklerin nüfus içindeki oranını arttırmaktadır. Bu sonuçlar bize sosyoekonomik gelişmişlik düzeyinin, eğitim ve gelir ilişkisinin sağlık düzeyi ile paralel olduğunu göstermektedir. Eğitim düzeyi düşük olan kişilerin gelir düzeyleri de düşük olmakta bunun sonucunda beslenme, barınma olanakları kısıtlı olmakta ve sağlıksız bir çevrede yaşamaktadırlar. Sağlık hizmetlerinden yararlanamamaktadırlar. Bunun sonucunda doğurganlık, hastalık ve ölüm hızları artmaktadır. Bu araştırmanın sonuçlarına göre sağlıklı suya erişimi olmayan nüfus oranı arttıkça, sağlık hizmetlerine erişimden memnun olmayan nüfus oranı artmaktadır. Bu sonuçlar eğitim ve gelir düzeyi düşük olanların sağlıksız bir çevrede yaşadıkları sosyal güvencelerinin olmayışı, sağlık hizmetleri olanaklan/yararlanım ve sağlık hizmetlerine ulaşılabilirliliklerinin kısıtlı olduğunu göstermektedir. Araştırmanın sonuçlarına göre kadın eğitimi, gelir düzeyi ve altyapı olanakları ile çocuk beslenme düzeyini birbirlerinden bağımsız olarak belirlemektedirler. Bu araştırmanın sonuçlarına göre, gelir düzeyi arttıkça, orta ve az şiddette beslenmiş çocukların oranı azalmaktadır. Yine araştırmanın bulguları gelir, eğitim ve doğuşta yaşam beklentisi ( HDI ) arttıkça, toplam doğurganlık hızının düştüğünü göstermiştir. Bu çalışmanın bulgularına göre göç hızı arttıkça, kentsel ve kırsal insani gelişme indeksi (gelir, eğitim düzeyi ve doğuşta beklenen yaşam umudu da ) artmaktadır. Ebe başına düşen bebek ( sıfir yaş nüfus ) azaldığında, gelir, eğitim düzeyi ve doğuşta beklenen yaşam süresi ( HDI ) artmaktadır. Diğer bir bulgu da sağlık ocağı başına düşen nüfus oranı azaldıkça, kentsel gelir, eğitim ve doğuşta beklenen yaşam umudunun artmasıdır. Onbin kişi başına düşen yatak sayısı ile kırsal insani gelişme indeksi ( HDI ) arasındaki ilişkide, onbin kişi başına düşen yatak sayısı azaldıkça, kırsal insani gelişme indeksi ( HDI ) artmaktadır. Bunun nedenleri; bu veriler kadro yatağı verileri olup fiili yatak verileri değildir. Bir diğer neden politik nedenlerle hastane yapılmasıdır. Kadın okur yazarlığı; doğurganlık, ölümlülük, sağlık hizmetleri olanakları üzerinde etkilidir. Türkiye'de kadın okur yazarlığı ve eğitim düzeyinin arttırılması toplumun sağlık düzeyini olumlu etkileyecektir.
Soma Elektrik Üretim ve Ticaret Anonim Şirketi tesislerinde çalışan işçilerde bazı sosyodemografik faktörlerle yaşam kalitesinin ilişkisi
Ill ÖZET Giriş İş sağlığının konusu çalışma yaşantısı ve sağlık sorunları arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Günümüzde artık iş sağlığı sadece meslek hastalıkları veya iş kazalarıyla birlikte anılan bir tanımlamadan çok, işten memnuniyet ve daha üstün bir yaşam kalitesini de içine alan bir kavram olmuştur. Çalışan insan bir çok sağlık sorunuyla karşı karşıyadır. Bu sorunlar tek bir neden sonuç ilişkisiyle açıklanamayacak derecede karmaşık bir yapıya dönüşmüştür. Psikososyal faktörlerin sağlık sorunlarında oynadıkları rolün fark edilmesi, son yıllarda iş sürecinin ruhsal ve fiziksel sağlığı etkileyen yönlerini ortaya koyan araştırmalara bir ivme kazandırmıştır. Çoğunlukla psikososyal faktörler ve sağlık arasındaki ilişki ile ilgili teorik olarak strese dayalı çalışmalar yapılmıştır. İşyerindeki stres, işyeri çevresi ve çalışma koşullarındaki faktörlere maruziyetin bileşik bir sonucudur. Bugün dünyada sağlığın ve sağlık girişimlerinin sonuçlarının değerlendirilmesinde değişik yöntemler kullanılmaktadır. Geleneksel yöntemler genellikle sağlığın nesnel sonuçlarım ölçmektedir. Yeti yitimi, davranışlarla ilgili göstergeler öznel değerlendirmeyi içerir. Bu geleneksel göstergelerin bireyin sağlık durumunu değerlendirmedeki yetersizliği, daha çok hastanın veya bireyin kendi durumunu kendi değerlendirdiği daha öznel gereçlerin geliştirilmesine neden olmuştur. Bunlar pozitif sağlık, sosyal sağlık ve yaşam kalitesidir. Genel olarak "kalite" iyiliğin bir derecesidir. DSÖ, yaşam kalitesini bireylerin içinde yaşadıkları kültür ve değerler sistemindeki kendi yaşam algılan şeklinde tanımlanmıştır. Son yıllarda sağlıkla ilgili yaşam kalitesi ölçeklerinde artış vardır. Bugün çok sayıda genel ve hastalığa özel sağlıkla ilgili yaşam kalitesi ölçekleri geliştirilmiştir. İş yaşamında açık bir şekilde tanımlanmış yaşam kalitesi kavramı yoktur. Bu konu ile ilgilenen araştırmacılar daha çok iş memnuniyeti, iş doyumu, iyilik durumu, iş gerginliği ve stresi, mental sağlık boyutları ile yaşam kalitesini açıklamaya çalışmışlardır. Bu konu ile ilgili olarak değişik sınıflamalar bulunmaktadır. Bunların en önemlisi iş özellikleri sınıflamasıdır. İş özellikleri iş içeriği, iş istemleri, mikro düzeyde işçi ilişkileri, istihdam koşulları, iş yoksunlukları, ödüller ve iş çevresi gibi konu başlıklarını içermektedir. Örgütsel yapının ve yönetim biçiminin de iş memnuniyeti üzerinde önemli sayılabilecek etkileri bulunmuştur. Gereç Yöntem Bu araştırma Soma Elektrik Üretim ve Ticaret Anonim Şirketi (SEAŞ) üretim ve üretime destek birimlerinde çalışan işçilerin sosyodemografik özellikleri, çalışma yaşantıları, algıları ve değerlendirmeleri ile yaşam kalitesi arasında bir ilişki olup olmadığını bulmak üzere 627 işçi üzerinde yapılmış kesitsel bir çalışmadır. Bu amaçla işçilerin sosyodemografik özellikleri, çalışma yaşantıları, çalışma yaşantıları ile ilgili algıları ve değerlendirmelerini ölçmek üzere araştırmacı tarafından bir anket formu geliştirilmiştir. Bu anket formuna ek olarak işçilerin yaşam kalitesini belirlemek için DSÖ'nün geliştirdiği, Türkiye'de geçerlilik ve güvenirliliği kanıtlanmış Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Anketi Kısa Formu (WHOQOL-BREF) uygulanmıştır. Ayrıca iş yeri kayıtlarından işçilerin işe devamsızlıkları ile iş kazası geçirme durumları elde edilmiştir. WHOQOL-BREF, algılanan genel yaşam kalitesi (GYK) ve algılanan genel sağlık durumunu (GSD) sorgulayan iki genel soru ile fiziksel, ruhsal, sosyal ilişkiler ve çevresel olmak üzere dört alana sahip bir ölçektir. GYK ve GSD 'ye ek olarak bu dört alan skoru (0- 20 arasında) araştırmanın bağımlı değişkenleridir.IV GYK ve GSD ile bağımsız değişkenleri karşılaştırmak için ki kare testi uygulanmıştır. Yaşam kalitesi alan puanları ile bağımsız değişkenler arasında ise önce tek değişkenli karşılaştırmalar yapıldı ( Student t testi, One way ANOVA, Mann Witney U, Kruskal Wallis). Daha sonra tek değişkenli analizlerde anlamlı ilişki bulunan bağımsız değişkenler çoklu analize alınmıştır (Multipl Lineer Regresyon). Bulgular Algılanan genel yaşam kalitesi (GYK), algılanan genel sağlık durumu (GSD) ve yaşam kalitesi alan puanları ile ilişkili bulunan değişkenler şunlardır. Herhangi bir sağlık sorunu olanların GSD ve bedensel alan puanı diğerlerine göre daha düşük bulunmuştur. Kendini yaşlı hissedenlerin GYK, GSD ve bedensel ve ruhsal alan puanları diğerlerine göre daha düşüktür. Geniş aile yapısına sahip olma bedensel alan puanını, evde hasta birey bulunması ruhsal alan puanını, kardeş sayısının fazla olması sosyal alan puanını düşürmektedir. Evlilik yaşantısı süresi ile yaşam kalitesi arasında pozitif bir ilişki vardır. Evlilik süresi artıkça ruhsal alan puanı yükselmektedir. Herhangi bir sosyal örgütte görevi olanların bedensel alan puanı, toplumdan saygınlık gördüğünü düşünenlerin GYK, GSD ve sosyal alan puanı yüksek bulunmuştur. Ayrıca işyeri sosyal aktivitelerini yetersiz bulanların GYK ve GSD 'si düşüktür. İşçinin sosyoekonomik özellikleri yaşam kalitesini belirleyen önemli etmenler arasındadır. Sosyoekonomik durumu iyi olanların GYK, GSD ve alan puanlan daha yüksek düzeydedir. Geleceğe iyimser bakanların GYK, GSD, ruhsal, sosyal ve çevresel alan puanı yüksektir. Vardiyasız bölümde sadece gündüz çalışanların GSD ve üretim hattında çalışanların bedensel alan puanı düşük bulunmuştur. İşyeri çevresi sosyal desteğinden hoşnut olanların GYK, GSD, ruhsal ve sosyal alan puanları yüksek düzeydedir. Aynı şekilde iş doyumu da GYK, GSD ve alan puanlarını olumlu yönde etkilemektedir. Hizmet içi eğitim alanların bedensel alan puanı yüksek, eğitime katılmak isteyenlerin GSD' si yüksek, GYK' si düşük bulunmuştur. İşyerinden ödül alanların GYK, ruhsal ve sosyal alan puanı almayanlara göre daha yüksektir. İşyerinde stresli bir ortamın olması, çalışanlar arasında huzursuzlukların yaşanması sosyal ve çevresel alan puanım olumsuz yönde etkilemektedir. Bu durum işten hoşnutluk ve işyerinde kalma isteği ile doğru orantılıdır. Bir diğer önemli faktör ise iş yeri sorumluluklarının düzeyidir. İşyeri sorumlulukları fazla olanların sosyal ve çevresel alan puanları olumsuz etkilenmektedir. Ayrıca bu durum GSD'yi düşürmektedir. İş üzerinde kontrolü yüksek olanların, bedenen az yorulanların GSD' si daha yüksek düzeydedir. İşteki otonomi isteği sosyal alan puanının arttırmaktadır. Bununla birlikte iş kapasitesini verimli kullandığını belirtenlerin GYK ve sosyal alan puanı yüksek düzeydedir. Yaşam kalitesini etkileyen bir diğer değişken ise işyerindeki tehlikeli koşullarıdır. İşyerindeki tehlikeli koşullar arttıkça GYK ve GSD olumsuz yönde etkilenmekte, sosyal ve çevresel alan puanları düşmektedir. Sonuç Ve Öneriler Sonuç olarak çalışma koşulları, işin içeriği, çalışma biçimi, işyerindeki sosyal destek, işten memnuniyet ve iş doyumu, iş üzerinde kontrol becerisi, iş istemleri ve otonomi ile yaşam kalitesi arasında anlamlı ilişkiler olduğu görülmüştür. Çalışma koşullarının düzenlenmesi, iş üzerinde kontrolün, işten memnuniyet ve doyumun arttırılması, otonomi sağlanması ve sosyal desteğin geliştirilmesi ile yaşam kalitesinin yükseltilebileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: İş sağlığı, Yaşam kalitesi, İş memnuniyeti, İş ile ilgili psikososyal faktörler, İşe devamsızlık.
Manisa kent merkezinde çalısan ebelerin iş doyumu ve hizmete yansıması
0DQLVD.HQW0HUNH]LQGHdDOÃúDQ(EHOHULQøú'R\XPXYH+L]PHWH
Türkiye'de yerleşim yeri bazlı sağlık belirleyicilerinin bazı sağlık göstergeleri ile ilişkisi
Giris: Sağlık düzeyi göstergelerinde, sağlık hizmetlerine ulasmada, hizmetlerin kullanımında ve sunulanhizmetin kalitesinde bölgeler arasında ve toplumsal sınıflarda, sosyoekonomik gruplar arasında esitsizliklerbulunmaktadır.Amaç: Bu arastırma, Türkiye'de kamu kurum ve kurulusları tarafından üretilen ilçe bazlı sağlık düzeyigöstergeleri ile sağlık belirleyicilerinin iliskisini ve sağlıkta bölgesel esitsizliklerin arastırılmasını amaçlamaktadır.Arastırmanın hipotezleri kanıtlanabildiği ölçüde ilçe bazlı kamu kurumları verilerinin yararlanılabilirliği vegüvenilirliği de gösterilmis olacaktır.Gereç ve Yöntem: Bu çalısma ekolojik tipte olup, arastırmanın evrenini ilçe merkezli sağlık belirleyicideğiskenlerinin elde edildiği DPT 2004 ilçelerin sosyo-ekonomik gelismislik seviyesi arastırmasındaki ilçe sayısıolusturmaktadır (872 ilçe). Arastırmada 533 ilçeye ulasılmıstır (%61,1). Arastırmanın bağımlı değiskenleriölümlülük, doğurganlık ve sağlık hizmetlerine ulasılabilirliktir. Bu arastırmada 4 temel bağımsız değisken grubukullanılmıstır. Bunlar, eğitim, doğurganlık, coğrafi ve demografik gelismislik, sağlık hizmetlerinin niceliği veniteliğidir.Tek değiskenli (bağımsız gruplarda t testi ve Pearson korelasyon) ve çok değiskenli (çoklu doğrusalregresyon) analizleri SPSS 10.0 istatistik paket programı kullanılarak yapılmıstır.Arastırmanın bağımlı değiskenleri ölümlülük, doğurganlık ve sağlık hizmetlerine ulasılabilirliktir. Buarastırmada 4 temel bağımsız değisken grubu kullanılmıstır. Bunlar, eğitim, doğurganlık, coğrafi ve demografikgelismislik, sağlık hizmetlerinin niceliği ve niteliğidir.Veri kaynakları: TÜ?K, DPT, Sağlık Bakanlığı'dır.Bulgular: ?lçe temelli ulusal veri kaynaklarının verinin kaynağına göre değisiklikler gösterdiği, SağlıkBakanlığı kaynaklı bazı verilerin tutarsız olduğu bulunmustur. Bu arastırmada farklı kaynaklardan elde edilenveriler bir araya getirilmistir ve bu verilerin doğruluk düzeyi hakkındaki belirsizlik bu arastırmanın en önemlisorunudur.Hem tek değiskenli hem de çok değiskenli analizlerde eğitim, gelir, yerlesim yeri gibi bağımsız değiskenlerinölümlülük, doğurganlık ve sağlık hizmetleri gibi bağımlı değiskenleri etkiledikleri bulunmustur.Bulgular ekolojik arastırmalarda neden sonuç iliskisini kanıtlayamasa da alt grup farklılıkları anlamında birfikir vermektedir. Bu arastırmada 4 temel bağımsız değisken grubu ile bazı sağlık düzeyi göstergeleri arasındakiiliskiler değerlendirildiğinde elde edilen bulgular söyle özetlenebilir· Türkiye' de sağlık göstergeleri açısından bölgelerarası farklılıklar mevcuttur. Doğu bölgesinde ölümhızları daha yüksekken hastanede doğum yapma oranı, bebek izlem sayısının yüksek olması, yöntemkullanma oranları gibi veriler Batı' da daha yüksektir. Ası devamsızlık hızları ve sağlık personeliyardımı olmadan yapılan doğumların oranı ise Doğu bölgesinde yüksektir. Doğu bölgelerinde Batıbölgelerine nazaran kaba doğum hızı, genel doğurganlık hızı, çocuk-kadın oranı daha yüksekbulunmustur.· Eğitimli nüfus oranı arttıkça bebek ölüm hızı, ası devamsızlık hızı azalmıs, sağlık hizmetlerininkullanımını da artmıstır.· Gelir arttıkça doğurganlık hızı düsmüstür.· Sağlık hizmeti ile ilgili göstergeler Sağlık Bakanlığı kaynaklı göstergeleridir ve ilçe temelli olan buveri grubunda da geçerliliği konusunda sorunlu olan bazı değiskenler saptanmıstır ve bu değiskenler,tek değiskenli analizler ve faktör analizlerinde anlamsız çıktığı için çoklu analizlere alınmamıstır.· Kentsel ve gelismis toplum göstergeleri arttıkça postneonatal ölüm hızı düsük bulunmustur.Sonuç:Türkiye'de Sağlık ve sağlığı belirleyen göstergeler açısından bölgesel ve sosyoekonomik alt gruplar arasındabeklenen esitsizlikler bir kez daha ortaya konmustur: ölümlülük,doğurganlık,sağlık hizmetleri gibi bağımlıdeğiskenler üzerinde en belirleyici bağımsız değiskenler gelir ve eğitimdir.?lçe temeline dayalı kamu kaynaklı sağlık ve sağlılığı belirleyen değisken verilerinde nitelik açısından bazısorunlar bulunmakla birlikte bu veriler önemli ölçüde kullanılır ve geçerli verilerdir. Ancak sağlıkta esitsizlikarastırmalarında ilçe temelli verilere kıyasla il temelli verilerin daha güvenilir olduğu, Devlet Planlama Teskilatıverilerine göre Sağlık Bakanlığı kaynaklı ilçe temelli verilerin daha az güvenilir olduğu söylenebilir.Anahtar kelimeler : Sağlıkta esitsizlikler, sağlık hizmet kullanımı, ölümlülük, doğurganlık, ekolojik çalısma
Gençlerde sigaradan korunma konusunda bir müdahale programının değerlendirilmesi
Sigara kullanımı, Dünya'da ve Türkiye'de erken ölümlerin önlenebilir en önemlinedenidir. Adölesan çag çocuklarda sigara içme oranı dünya çapında artmıs ve sigarayıdeneme yası çok küçük yaslara düsmüstür. Randomize kontrollü bu çalısmada akranegitimi programının sigara konusundaki bilgi düzeyi ve sigara içme davranısı üzerindekietkisini degerlendirmek amaçlanmıstır.Arastırma Balıkesir Kent Merkezinde, 2 girisim ve 2 kontrol grubundan olusan 4lkögretim Okulunda yürütülmüs olup, bu okullarda egitim ögretim gören 5.,6.,7., ve 8.sınıf ögrencilerinden olusan toplam 898 ögrenci arastırmaya dahil edilmistir. Arastırmagrubundaki ögrencilere girisim öncesi anketi uygulanmıstır. Ögrencilerden akranegitimcisi olarak çalısmak isteyen gönüllü ögrencilere sigara konusunda egitimverilmistir. Akran egitimcilerinin egitiminden 2,5 ay sonra tüm ögrencilere girisim sonrasıanket uygulanmıstır. Veriler SPSS for Windows 10.0 istatistik paket programındadegerlendirilmis, analizlerde ki kare testi, bagımlı gruplarda ki kare testi (Mc Nemar),kovaryans analizi, eslestirilmis gruplarda t testi ve Kappa istatistigi kullanılmıstır.Girisim grubunda yer alan ögrencilerin % 22.6'sı akranlarının kendilerine sigarakonusunda egitim verdigini belirtmislerdir.Akran egitimi uygulanan grupta girisim öncesi sigara konusunda bilgi puanı 8.64± 2.28 olup bu veri girisim sonrasında 9.15 ± 1.94 (p=0.001) olmustur. Kontrol grubundagirisim öncesi sigara konusunda bilgi puanı 8.95 ± 2.05 olup, bu veri girisim sonrasında9.22 ± 2.00 (p=0.001) olmustur. Girisim öncesinde kontrol grubunun bilgi puanı girisimgrubuna göre daha yüksekken, girisim programı sonrasında girisim ve kontrol grubuarasında bulunamamıstır. Bilgi puanı artısının girisim grubunda kontrol grubuna göredaha yüksek oldugu saptanmıstır (p=0.08, kovaryans analizi). Girisim grubunun, girisimöncesi ve girisim sonrası toplam bilgi puanı fark ortalaması 0.51±2.2'dir (p=0.001).Kontrol grubunda halen sigara içenlerin oranı girisim öncesinde %0.5 iken girisimsonrasında %0.9 olmustur. Girisim grubunda halen sigara içenlerin oranı girisimöncesinde %2.5 iken girisim sonrasında %1.7'ye düsmüstür.Arastırmanın sonuçları akran egitimi programının sınırlı da olsa ögrencilerinsigara konusunda bilgi düzeyi üzerinde etkili oldugunu ve sigara içme davranısıüzerinde etkili oldugunu düsündürmektedir. Bu konuda uzun izlem dönemi olan akranegitimi programlarının yürütülmesi önerilebilir.Anahtar kelimeler: Sigara içme, bilgi, sigara içme davranısı, akran
Manisa'da seçilen iki ilköğretim okulunda adölesan yas grubundaki çocuklarda obezite hipertansiyon hiperlipidemi sıklığı ve etkileyen faktörler
Giris: Adolesan yas grubunda önemli bir halk saglıgı sorunu olan obezite, ileriyaslarda morbidite ve mortaliteyi önemli ölçüde etkilemektedir.Amaç: Adolesanlarda obezite, hipertansiyon ve dislipidemi görülme sıklıgı ilesosyodemografik, sosyoekonomik, beslenme alıskanlıkları, fizik aktivite vesosyal özellikleri arasındaki iliskileri incelemek bu çalısmanın amacınıolusturmustur.Gereç-Yöntem: Kesitsel tipteki arastırmada; Manisa ili Muradiye ve YagcılarBeldelerinde bulunan iki ilkögretim okulunda 6.7 ve 8. sınıflarda egitim gören11-16 yas grubunda toplam 239 saglıklı adolesan arastırma grubunuolusturmustur. Arastırmanın katılım oranı %97.5'tir. Sosyodemografik özellikler,beslenme, fizik aktivite ve sosyal yasama iliskin soruları içeren anket formusınıflarda gözlem altında uygulanmıstır. Arastırma grubunun antropometrikölçümleri alınmıs, kan basıncı, kan sekeri, kolesterol ve trigliserit düzeyleriölçülmüstür. Veri analizinde ki kare testi, korelasyon analizi kullanılmıstır.Bulgular: Arastırma grubunun; % 48,5' i erkek, yas ortalaması 13.0±0.9'dur.Arastırma grubunda; obezite sıklıgı % 11.6, sistolik hipertansiyon % 6.9,diyastolik hipertansiyon % 10.8, kan sekeri yüksekligi % 0.4, kan kolesterolyüksekligi % 1.3 ve kan trigliserit yüksekligi ise, % 12.4 olarak saptanmıstır.Arastırma grubunun % 20.6'sının sigara, % 15.8'inin alkol kullandıgı veyadenedigi saptanmıstır.Arastırmada; obezite, hipertansiyon ve kan yagları yüksekligi ilebeslenme alıskanlıkları arasında istatistiksel olarak anlamlı iliskisaptanmamıstır. Adolesanın beden algısı ve beden ölçülerinden memnuniyeti(p:0.000), karsı cinsle arkadaslıkta sorun yasaması (p:0.025) ve kan trigliseritdüzeyi ile vücut kitle indeksi (p:0.000) arasında istatistiksel olarak anlamlıiliskiler saptanmıstır.Hipertansiyon görülme sıklıgı ile yas arasında istatistiksel olarak anlamlıiliski vardır. Yas arttıkça hipertansiyonun görülme sıklıgı da artmaktadır(p:0.043). Hipertansiyon sıklıgı ile anne ve/veya babada göç öyküsü (p:0.008),annenin batı dısında diger bölgelerde dogmus olması (p:0.000), vücut kitle indeksi (p:0.011) ve kan kolesterol düzeyi (p:0.002) arasında istatistiksel olarakanlamlı iliskiler saptanmıstır.Kan trigliserit düzeyinin kızlarda (p.0.005), kentsel okulda egitim görenlerde (p:0.037),fazla miktarda kek-börek ve çerez tüketenler de (p:0.050-0.044),fazla miktarda beyaz et ve kepekli ekmek tüketenlerde (p:0.031-0.039),beden ölçülerinden memnun olmayanlar da (p:0.025), hiç arkadası olmayanlarda (p:0.000), kan kolesterolü yüksek ve kilolu-obez olanlar da (p:0.000) anlamlıderecede yüksek oldugu saptanmıstır.Sigara içme sıklıgının erkeklerde (p:0.000), ileri yasta (p:0.006), batıbölgesinde uzun süre yasayanlar da(p:0.047), sosyoekonomik durumu iyiolanlar da (p.0.028), bas agrısı (p:0.024), sinirlilik (p:0.000), huzursuzluk(p:0.014), bas dönmesi (p:0.003) gibi bazı saglık durum bozukluklarında ve okulbasarısı düsük olanlar da (p:0.028) anlamlı derecede yüksek oldugusaptanmıstır. Alkol içme oranı; erkeklerde daha yüksek saptanmıstır. Anne vebaba dogum yeri batı bölgesi olanlarda (p:0.010-0.011), 1. ve 2. çocuklarda(p:0.035) ve kendisini üzgün çökkün hissedenlerde (p:0.036) anlamlı derecedeyüksek olarak saptanmıstır.Sonuçlar: Kilolu ve obez olmanın adolesanın sosyal yasantısını ve bedenalgısını olumsuz yönde etkiledigi, tansiyonun anne ve baba dogum yeri bölgesi,vücut kitle indeksi ve kan kolesterol yüksekliginden etkilendigi, kan trigliseritdüzeyinin yüksek olmasının vücut kitle indeksi, beden algısı, sosyal yasantıyıolumsuz etkiledigi saptanmıstır. Sigara ve alkol içme oranlarının; yasanılanbölge, sosyoekonomik durum ve saglık algısı ile etkilendigi saptanmıstır.Obezite, hipertansiyon, hiperlipidemi, sigara ve alkol kullanımı gibikardiyovasküler hastalık risk faktörlerinin erken yasta belirlenmesi eriskindönemdeki morbidite ve mortaliteyi azaltmada etkili olabilecek koruyucuyaklasım olacaktır.Anahtar kelimeler: Adolesan, obezite, hipertansiyon,hiperlipidemi, sigara vealkol kullanımı, kardiyovasküler hastalık risk faktörleri.
Türkiye'de sağlık alanında kullanılmak üzere bir sosyoekonomik indeks denemesi
AmaçBu çalışmanın amacı sağlıkta eşitsizlik ve nedensellik araştırmalarındakullanılabilecek hane temelli kolay sorgulanabilir geçerli sosyoekonomikdurum (SED) değişkenlerini veya değişken gruplarını (indeksler)oluşturmaktır.Gereç ve YöntemBu yöntemsel (metodolojik) araştırmada 1999 ve 2005 Manisa Nüfusve Sağlık Araştırması (MNSA) 0-59 ay çocuk, 15-49 yaş kadın, hane vekonut veri setleri kullanılmıştır.Bu çalışmada beş basamak izlenmiştir:1-Kaynakça araştırması ile potansiyel bağımsız ve bağımlıdeğişkenlerin belirlenmesi;2-Bağımsız (SED) değişkenler ile bağımlı değişkenler arasındaki tekdeğişkenli ilişkilerin gösterilmesi;3-Bağımsız (SED) değişkenler ile bağımlı değişkenler arasındaki çokdeğişkenli ilişkilerin gösterilmesi;4-SED değişken gruplarının (indeks) oluşturulması;5-Oluşturulmuş olan indekslerin bilinen gruplar yöntemi ile (bağımlıdeğişkelerdeki ilişkiler) MNSA veri setlerinde sınanmasıdır.Kaynakça araştırmasında SED değişkenleri temel ve dolaylıdeğişkenler olarak sınıflandırılmıştır. İndekslerde yer alması olası temelpotansiyel bağımsız değişkenler ,hane reisinin iş/mesleğine dayalı sosyalsınıfı, kadının sosyal sınıfı, hanenin en iyi sosyal sınıfı, kadın ve erkek eğitimiolarak belirlenmiştir. Dolaylı değişkenlerden ise sosyal sigorta, yaşamıkolaylaştırıcı değişkenler (dayanıklı tüketim malları) analizlere dahil edilmiştir.112Bu değişkenlerle önceden belirlenmiş olan bağımlı değişkenler (hanedeçocuk ölümü, doğumun yapıldığı yer ve 15-49 yaş grubundaki kadınınalgıladığı sağlık) arasındaki istatistiksel ilişkiyi ortaya koyabilmek ve bağımsızdeğişken sayısını azaltabilmek amacıyla, tek değişkenli analizler yapılmıştır.Tek değişkenli analizlerden sonra çok değişkenli (Lojistik Regresyon)modeller oluşturulmuştur.Tek değişkenli analizler ve çoklu analizler sonucunda çocuk ölümü,doğumun yapıldığı yer ve 15-49 yaş grubundaki kadının algıladığı sağlıküzerinde etkili en önemli değişkenin kadın eğitimi olduğu sonucunavarılmıştır. Bu nedenle oluşturulan tüm indekslerde kadın eğitimikullanılmıştır. Bunun yanında gerek kaynakça araştırmasında gerekse teklive çoklu çözümlemelerde hane reisinin mesleği/işi temelinde oluşturulansosyal sınıfın da indekslerde yer alması gerektiği ortaya çıkmıştır. İndekslerinoluşturulmasında Boratav'ın kentsel sosyal sınıf profili ve diğer bazı uluslararasıSED göstergelerinden yararlanılmıştır.Kadın eğitimi ve hane reisinin sosyal sınıfı değişkenlerindenyararlanarak eşit, eğitim ve sosyal sınıf ağırlıklı üç farklı indeks modeligeliştirdik. Eşit Ağırlıklı Sosyoekonomik İndeks A ve Sosyal Sınıf AğırlıklıSosyoekonomik İndeks A'da kaynakçayı, Eğitim Ağırlıklı Sosyoekonomikİndeks A'da ise bulgularımızı ön planda tuttuk: Eşit ağırlıkta ülkemizde dekullanılan VERİ Sosyo-Ekonomik Statü İndeksi, sosyal sınıf ağırlıktaHollingshead Sosyal Durum ve Sadeleştirilmiş Barratt Sosyal Statüİndeksleri, eğitim ağırlıkta ise bizim çalışmamızın analizlerinin sonucunda,kadın eğitiminin en önemli değişken olması göz önüne alınmıştır. Ayrıca,hane reisinin sosyal sınıfı yerine hanenin en iyi sosyal sınıfını kullanarak aynıformatta üç farklı indeks daha oluşturduk.Çalışmanın son aşamasında, geliştirilen indeksler ile belirlenmişbağımlı değişkenler arasında beklenen açıklayıcı ilişkilerin sınanması içinbilinen gruplar geçerliliği (kriter geçerliliği) (Foundations of Clinical Research)olarak ifade edilen yaklaşım kullanılmıştır (Eğimde Ki kare ve Mann Whitey Utestleri).Bulgular ve SonuçSED içinden kadın eğitimi ve hane reisinin iş/mesleğine dayalı sosyalsınıf değişkenlerinin, kadın ve çocuk sağlığı ile ilgili bağımlı değişkenlereduyarlı değişkenler olduğu ortaya çıkmıştır. Bu iki temel değişkendenoluşturulan indekslerin sınayıcı (bağımlı) değişkenlerin alt kategorilerineduyarlı olduğu gösterilmiştir.Epidemiyolojik ifade ile bu araştırmada oluşturulan SED indekslerikadın ve çocuk sağlığı göstergeleri ile ?doz-yanıt? ilişkisini vermiştir. Buindeksler bu özellikleri ile söz konusu araştırmalarda tek başına bir SEDdeğişkeni olarak kullanılabilir. Araştırmada oluşturulan indeksleri sınayan(bağımlı) değişkenler (kadın ve çocuk sağlığı göstergeleri) nedeniyle buradaönerilen sosyoekonomik durum indekslerinin de kadın ve çocuk sağlığıalanında yapılan araştırmalar için geçerli olduğunu, diğer sağlık göstergeleriile bu indekslerin kullanımında bu durumun göz önüne alınması gerektiğiniözellikle belirtmek gerekir.Anahtar Sözcükler: Sağlık araştırmaları, sosyoekonomik indeks,sosyoekonomik değişkenler, sosyoekonomik durum, sosyal sınıf.
Yaşlılarda sarkopeni prevalansı, etkileyen faktörler ve serum beta-2 mikroglobulin düzeyi
Giriş: Sarkopeni, kas kütle ve kas gücünün ilerleyici kaybı ile karakterize bir iskelet kası hastalığıdır. Yaşlı nüfusun her geçen gün artması, sarkopenin önemli bir halk sağlığı sorunu olma potansiyelini artırmaktadır. Sarkopeni için en önemli problemlerden biri tanı sürecindeki belirsizlik ve zorluktur. Bu çalışma ile 65 yaş ve üzeri bireylerde sarkopeni prevelansını ve risk faktörlerini saptamak, kan beta-2 mikroglobulin düzeyinin sarkopeni tanısında/taramasında bir biyobelirteç olarak rolünün araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Bu yuvalandırılmış vaka-kontrol çalışması, Adana ili Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı, Adana Şehir Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı, Adana Şehir Hastanesi Geriatri Bilim Dalı, Çukurova Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Uygulama ve Araştırma Bölgesi Aile Sağlığı Merkezlerinde (Doğankent ASM, Karataş ASM, Havutlu ASM) Mayıs 2023- Mayıs 2024 arasında 251 yaşlı bireyin katılımıyla yapılmıştır. Katılımcılara fiziksel aktivite anketi, FRAİL kırılganlık ölçeği, sarkopeni tarama testi (SARC-F) uygulanmış, kas gücü el dinamometresi ile, kas kütlesi biyoelektrik impedans yöntemi ile ölçülmüştür. Kas gücü düşük ve kas kütlesi düşük hastalar, kesin sarkopeni olarak değerlendirilmiştir. Kesin sarkopeni ve kontrol grubundan serum beta-2 mikroglobulin düzeyi ölçülmüştür. Analizlerde t testi, Mann-Whitney U testi, Pearson korelasyon testi, Spearman korelasyon analizi, ki-kare testi, lojistik regresyon analizi, çok değişkenli lineer regresyon analizi, mediasyon analizi ve ROC analizleri kullanılmıştır. p<0.05 değeri istatistiksel olarak önemli kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza dahil edilen 251 yaşlı bireyin yaş ortalaması 72,19±6,11'dir. Katılımcıların %62,2'si kadın, % 37,8'i erkektir. 65 yaş üstü bireylerde sarkopeni prevelansı %5,2 bulunmuştur. Sarkopeni riski için en önemli prediktörlerin yaş ve günlük diyet ortalama enerji (kcal) miktarı olduğu, diyet içeriğinin (karbonhidrat, yağ, protein miktarı) önemli olmadığı belirlenmiştir. Yaştaki her bir birimlik artışın apendeküler kas kütlesinde 0,118 birimlik azalışa, günlük diyetle alınan ortalama enerji miktarındaki her bir birimlik artışın apendeküler kas kütlesinde 0,02 birimlik artışa yol açtığı tespit edilmiştir. Kırılgan yaşlılarda normal yaşlılara göre kas kütlesinin önemli düzeyde daha düşük olduğu görülmüştür. Yaş ile kas kütlesi arasındaki ilişkide kırılganlığın mediatör (aracı) rolünün önemli olmadığı, yaşın kas kütlesi üzerindeki direkt etkisinin (kas kütlesini azaltıcı) önemli olduğu belirlenmiştir. Sarkopenik katılımcılarda, kontrol grubuna göre serum beta-2 mikroglobulin düzeyi istatistiksel olarak önemli düzeyde düşük bulunmuştur. Serum beta-2 mikroglobulin düzeyi için optimum kesme/ eşik değerinin 2.26 (ug/ml) olarak belirlenmiş ve bu değerin altındaki değerlerin sarkopeni için tanısal olduğu gösterilmiştir. Bu kesme değeri için sensitivite %92.31, spesifite %80.77, pozitif prediktif değer %70.59, negatif prediktif değer %95.45, Youden indeksi=0.731, eğri altındaki alan=0.901'dir. Beta-2 mikroglobulin düzeyi 2,26 altında olan kişilerde, apendeküler kas kütlesi düşüklüğü riski 5,66 kat daha yüksek bulunmuştur. Sonuç: Yaşlılarda sarkopeni prevalansı %5,2'dir. Yaş sarkopeni için en önemli risk faktörü olduğu belirlenmiştir. Yaşlı bireylerde, günlük diyet enerji miktarların artırılmasının düşük kas kütlesi ve kas gücünden korunmasında etkili olabileceği gösterilmiştir. Serum beta-2 mikroglobulin düzeyindeki düşüklüğün sarkopeni tanısı için önemli bir biyobelirteç adayı olma potansiyeli taşıdığı kanısına varılmıştır. Anahtar kelimeler: sarkopeni, beta-2 mikroglobulin, yaşlı
Manisa kent merkezinde ilköğretim 6.,7. ve 8. sınıf öğrencilerinde bel ağrısı prevalansı ve etkileyen faktörler
Bu araştırmada, Manisa kent merkezinde yer alan ilköğretim okullarına devam eden 11-14 yaş grubu öğrencilerde bel ağrısı sıklığının belirlenmesi, bel ağrısına yol açabilecek faktörlerin değerlendirilmesi ve gerekli önlemlerin alınması için yapılacak çalışmalara öncülük etmesi amaçlanmıştır. Çalışma; Manisa kent merkezinde bulunan ilköğretim okullarının altıncı, yedinci ve sekizinci sınıf öğrencilerinden oluşan toplam 13 224 öğrencinin oluşturduğu evrenden tabakalı rastgele örnek seçim yöntemi kullanılarak seçilen 1121 kişilik örneklem üzerinde ve bu sayıya ulaşmayı sağlayabilecek toplam 38 şubede yürütülmüş olup kesitsel tiptedir.Çalışmada veriler, araştırmacı tarafından yapılandırılmış, bel ağrısı ile ilişkili olabilecek risk faktörlerini sorgulayan bir anket formu ve bazı değişkenlerin ölçümüyle toplanmıştır. Araştırmanın toplam katılım oranı %91.08'dir.Araştırmaya grubunda yaşam boyu bel ağrısı prevalansı %49.5, son bir aylık bel ağrısı prevalansı %38.2 ve bel ağrısı nokta prevalansı %26.8'dir.Çok değişkenli analizler sonucunda; kızlarda, babanın eğitimsiz olması durumunda, sınıfta oturduğu yerde rahat etmeyenlerde, ağır kaldırma öyküsü olanlarda, önceden yaralanma öyküsü olanlarda ve algılanan sağlık durumu orta ve kötü olanlarda yaşam boyu bel ağrısı riski yüksek bulunmuşturSon bir aylık bel ağrısı prevalansı için ise; voleybol ile ilgilenenlerde, sınıfta oturduğu yerde rahat olmayanlarda, ağır kaldırma öyküsü olanlarda, algılanan sağlık düzeyi orta olanlarda ve haftalık egzersiz sıklığı 4-6 saat ve üstü olanlarda risk artmaktadır.Sınıfta oturduğu rahat etme, okul çantasının ağır olarak algılanması, algılanan sağlık düzeyinin orta olması ve hentbol ile ilgilenme değişkenlerinin ise bel ağrısı nokta prevalansını arttıran faktörler oldukları bulunmuştur.Bel ağrısı, ergenler arasında giderek artan, işgücü ve performans kaybına neden olabilen bir semptomdur. Bu sonuçlar göz önüne alınarak ergenlerde bel ağrısı konusunda koruyucu önlemlere ağırlık verilmesi gerekmektedir.
6-14 yaş çocuklarda tiroit hormon düzeyleri ile bisfenol-A arasındaki ilişkisinin değerlendirilmesi
Giriş: Bisfenol A (BPA), çok çeşitli tüketici ürünlerinde polikarbonat plastiklerde ve epoksi reçinelerde kullanılan sentetik bir yüksek üretim monomeridir. Bisfenol A, normal tiroid fonksiyonunu hücresel sinyalizasyon ve gen ekspresyonu (transkripsiyon) etkileşimi de dahil olmak üzere birçok şekilde bozabilir. Bu çalışmanın amacı, 6-14 yaş arası çocuklarda tiroid hormon düzeyleri ile bisfenol A (BPA) arasındaki ilişkinin araştırılmasıdır. Yöntem: Araştırma, Adana ili Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim dalı, Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı ve Çocuk Sağlığı Bilim Dalı ile birlikte yapılan Eylül 2023- Nisan 2024 yılları arasında 102 kişi ile yapılan vaka kontrol çalışmasıdır. Çalışmaya 6-14 yaş çocuklar dahil edilmiştir. Veri toplama aracı olarak sosyodemografik form, doğum öncesi ve sonrası beslenme şekli ile ilgili anket, kan parametreleri (TSH, T4) ve idrar parametreleri (BPA ve ikameleri) kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde IBM SPSS Statistics Versiyon 20.0 paket programı kullanılmıştır. Analizlerde t testi, Mann-Whitney U testi, Pearson korelasyon testi, Spearman korelasyon analizi, ki-kare testi, IU yöntemi ve ROC analizleri yapılmıştır. p<0.05 değeri istatistiksel olarak önemli kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışma sonuçlarına göre, vaka grubunda BPS düzeylerinin kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0,006). BPS düzeyleri ile T4 arasında negatif bir korelasyon saptanmıştır (r=-0,302, p=0,035). BP-toplam değeri, vaka grubunda kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur(p<0,001). BP-toplam değeri ile TSH arasında zayıf pozitif (r=0,258, p=0,041) ve T4 arasında orta negatif (r=-0,463, p<0,001) korelasyon saptanmıştır. İdrar BP-Toplam düzeyi için optimum kesme değeri 1,3 (ng/ml) olarak bulunmuş ve bu değerin üstündeki değerler hipotiroidi için tanısal olarak kabul edilmiştir. Bu kesme değeri için sensitivite %83,7, spesifite %75, pozitif prediktif değer 87,8 negatif prediktif değeri 68,2 eğri altındaki alan=0.848'dir.(Metod IU). Sonuç: Bu çalışmanın sonunda, bisfenol maruziyetinin çocuklarda tiroid hormonları üzerinde olumsuz etkilere sahip olabileceği ve idrar BP-toplam düzeyinin potansiyel bir hipotiroidi belirteci olarak kullanılabileceği kanısına varılmıştır.. Ayrıca, bisfenol maruziyetinin azaltılması için daha fazla araştırmaya ve toplumu bilgilendirmeye ihtiyaç olduğu belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: BPA, Hipotiroidi, Çocuk
Yaşlıların yaşlılık algısı ve sağlıkla ilgili yaşam kalitesini etkileyen faktörler
Yaşlılık, süregen hastalıkların artışı ve bunun yol açtığı sağlık sorunları, aktivite azalması ve artan bağımlılık; yaşlılın çevresindekiler ile olan iletişimin çeşitli nedenlerle kısıtlanması; bizzat yaşlanmanın yol açtığı psikolojik sorunlar ve yaşamın sonuna yaklaşma duygusu nedeniyle Algılanan Sağlığın ilgi alanına girmektedir.AMAÇ:Bu çalışmanın amacı Manisa'nın seçilmiş kentsel, kırsal ve yarı kentsel bölgelerinde (Muradiye Sağlık Ocağı Bölgesi ,Manisa merkez 10 nolu Sağlık Ocağı Bölgesi, Barbaros Sağlık Ocağı Bölgesi) yaşayan yaşlıların özelliklerini ve sağlık algılarını, yaşlılıkla ilgili algı ve tutumlarını tanımlamak ve yaşlılık algısını ve yaşlıların yaşam kalitelerini etkileyen değişkenleri ortaya koymaktır.GEREÇ-YÖNTEM:Bu araştırma kesitsel tipte bir çalışmadır. Araştırmanın merkez ilçedeki değişik sosyoekonomik özelliklere sahip olan Muradiye Sağlık Ocağı (kırsal), bölge olarak Barbaros Sağlık ocağı (yarı kentsel) 10 nolu sağlık ocağı (kentsel) bölgelerinde yürütülmüştür. Araştırma evrenini 2596 yaşlı oluşturmuştur. Örnek büyüklüğü hesabı ve örnek seçiminde basit rasgele küme örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Örnek büyüklüğü 510, araştırmaya katılım oranı % 69.6 olmuştur. Araştırmanın verileri 12.2007-2.2008 tarihleri arasında, oluşturulan anket formu aracılığıyla, yaşlıların evlerinde yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır.Araştırmanın bağımlı değişkenleri:Dünya Sağlık Örgütü Genel Yaşam Kalitesi Anketi Kısa Form (WHOQOL-Bref) ve WHOQOL Genel Sağlık ve Yaşam Kalitesi boyutu; Dünya Sağlık Örgütü Yaşlılarda Yaşam Kalitesi Modülü (WHOQOL-OLD), ve DSÖ-Avrupa Yaşlanma Tutumu Anketi (AYTA) dır.Sosyodemografik özellikler, konut özellikleri, alışkanlıklar, olanaklar ve sosyal ilişkiler, Sağlık durumu ve hastalanma (halen ve geçen yılsa göre sağlık durumu değişimi, eşlik eden hastalık vb.) ve Sağlık kurumuna Başvuruyla ilgili Değişkenler, günlük yaşam aktivitesi (Katz indekis ile) aşatırmanın bağımsız değişkenleridir.Tek değişkenli çözümlemelerde Student's t testi ve Etki büyüklüğü (Effect Size) , parametrik test varsayımlarını karşılayamayanlarda Wilcoxon İşaret Sıra testi (Mann Whitney U, parametrik varsayımlarının karşılandığı değişkenlerde- ANOVA ve Post Hoc Tukey B, parametrik varsayımlarının karşılandığı değişkenlerde- non parametrik ANOVA (Kruskall Wallis ANOVA); kategorik değişkenlerde ki kare önemlilik testleri,Çok değişkenli çözümlemelerde Doğrusal ve Lojistik Regresyon yaklaşımları kullanılmıştır. Veriler SPSS 10.0 paket programı ile işlenmiş ve çözümlenmiştir.BULGULAR:Yaşlıların yaş ortalaması 73.00±6.38(min:65, max:98) ; %67.2 si kadın, 38.2 si erkektir. %52'si herhangi bir okuldan mezun olmamış, % 34.4 ü okuma yazma bilmemektedir. %21'inin sosyal güvencesi, %10'unun sağlık güvencesi yoktur. %41'i kendini yoksul olarak algılamaktadır. Yaşlıların %20'si yalnız, %75'i kentte, yaklaşık %10 u gecekonduda yaşamaktadır. %74'ü haftada en az bir kez çocuk veya torunuyla %53'ü de akrabalarıyla görüşebilmektedir. %94'ü ailesinin kendine karşı davranışından hoşnuttur. %6'sı evde yakınlarından kötü muamele görmektedir. Yaşlıların ancak %12 si en az hafta bir düzenli yürüyüş yapmaktadırlar. Yalnızca %18'inin bir kronik hastalığı yoktur., %19'u son bir yıl içinde hastanede yatarak tedavi görmüştür. % 34 ü bir önceki yıla göre sağlığının daha kötü olduğu, %11'i daha iyi olduğunu bildirmiştir. Yalnızca %34'ü sürekli sağlık hizmeti alabildiğini belirmiştir. Yaşlıların %77'si evdeki bakımlarını yeterli bulmaktadır.Çözümleyici Bulgular değerlendirildiğinde:AYTA Psikolojik Kayıp alanı ile yaş, yaşanılan bölge, aile bireyleri ile ilişkilerin sıklığı, yaşamda bağımsız ve aktif olabilmek, sağlık algısı ve sağlık hizmetine ulaşabilirlik arasında doğrusal bir ilişki vardır. Yaş ve aktif ve bağımsız olabilmek, psikolojik kayıptan etkilenirken psikolojik gelişmeden etkilenmemektedir. Sağlık hizmetine ulaşabilirlik ve sağlık hizmet sürekliliği Psikolojik Gelişme alanından daha da çok etkilenmektedir. Bedensel değişim alanında ise erkeklerin skorları kadınlardan daha yüksek bulunmuştur. Arkadaşlarla görüşme yalnızca Psikolojik Gelişmeden, yani olumlu algıdan etkilenirken, Akrabalarla görüşme, gerek Psikolojik gerekse Bedensel değişim algısını etkileyen en önemli değişken olmuştur. Katz ölçeği bedensel değişim ve psikolojik kayıp boyutundan etkilenmektedir. AYTA Bedensel değişim boyut skoru analizlerde hemen hemen tüm sosyoekonomik, sosyal yaşam ve sağlık hizmetlerine ulaşılabilirlik ile ilgili değişkenlerle istatistiksel açıdan anlamlı sonuçlar vermiştir.GSYK bağımlı değişken olarak alındığında yaş ve cinsiyet dışındaki hemen tüm değişkenlerle anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Kronik hastalığı olmayanların yaşam kalitesi daha yüksektirWHOQOL-Bref ?Bedensel alan?a en fazla etkili olan değişkenler, ileri yaşta olmamak, erkek olmak, eğitimli, üst sosyoekonomik düzeyde yer almak, yerleşik yaşam düzeni olamak, yürüyüş yapmak, çocuk torunla görüşmek, evde bakımını yeterli bulmak, sağlık hizmetine ulaşabilmek ve sürekli sağlık hizmeti alabilmek, kronik hastalığı az veya hiç olmamak, son bir ay yatarak tedavi görmemektir. Psikolojik alan üzerine hemen tüm değişkenler etkilidir ancak çoklu analizlerde sosyoekonomik düzey, iyi bir ev ortamı, hasta olmamak ve sağlık hizmetinden yararlanmak bu alanı etkilemektedir. Sosyal ilişkiler alanını diğer WHOQOL alanlarından ayıran temel özellik sosyal ilişkilerin yaşlılarda cinsiyet, gelir durumu ve sağlık hizmetlerinden, diğer alan skorları kadar etkilenmemiş olmasıdır. Çevre alanı, başta sosyoekonomik değişkenler olmak üzere, günlük yaşam aktiviteleri ve sağlık hizmetlerine ulaşılabilirlik ve hizmet sürekliliği değişkenleri ile anlamlı sonuçlar vermiştir.Sosyoekonomik değişkenlerine WHOQOL-Old'ün geçmiş,bu gün ve gelecek faaliyetleri alanı dışındaki tüm alanları duyarlıdır. WHOQOL-Old Duyusal yetiler alanı üzerine etkili olan temel değişkenler evde bakım ile ilgili değişkenlerdir. Otonomi alanı üzerine olumlu etkisi olan temel değişkenler hasta veya engelli olmak, kadın cinsiyette olmak, kırsal veya yarı kentsel alanda yaşamaktır. WHOQOL-Old alanları içinde duyusal yetiler, otonomi ve geçmiş,bugün ve gelecek faaliyetleri alanları potansiyel bağımsız değişkenlere, bundan sonra tartışacağımız sosyal katılım, ölüm ve ölmek ve yakınlık alanlarında olduğu kadar yaygın düzeyde duyarlılık göstermemişlerdir. Kırsal alanda yaşamak, eğitimli olmak, müstakil evde olmak, her gün kitle iletişim araç kullanımı, çocuk torunla görüşmek, sağlık hizmetine kolay ulaşabilirlik, günlük yaşam aktivitelerinde bağımsız olmak sosyal katılım skoru ile ilişkili bulunmuştur. WHOQOL-Old?Yakınlık? alan skoru, hastalanma ve engellilik ve sağlık hizmetleri sürekliliği dışındaki tüm değişkenlerle ilişkili çıkmıştır.Bir önceki yıla göre sağlıktaki değişim algısının hemen tüm yaşlılık algı, tutum ve yaşam kalitesi değişkenlerine duyarlı olduğu bulunmuştur.Bu araştırmada varılan temel sonuç, yaşlılarda, algılanan sağlık ve yaşam kalitesinin sosyoekonomik, hastalanma ve sağlık hizmetleri ile ilgili değişkenlere duyarlı olduğudur. Daha alt sosyal sınıfta olmak, sağlık hizmetlerine daha güç ulaşabilmek ve sürekli evde ve sağlık kurumunda bakım ve hizmet alamamak yaşlılık tutumu ve algısı ve algılanan sağlık ve yaşam kalitesi üzerinde olumsuz etkidedir.ÖNERİLERGerek toplum gerekse kurumsal düzeyde, yaşlılarda sağlık düzeyinin izlenmesi ve yaşlılara sunulan bakım ve sağlık hizmetlerinin değerlendirilmesinde algılanan sağlık ve yaşam kalitesini değerlendiren araçlar diğer nesnel izlem ve değerlendirme kriterlerine ek olarak kullanılmalıdır. Alt sosyoekonomik düzeydeki yaşlılar ve kentlerde yalnız yaşayan yaşlılar özel risk gruplarını oluşturmaktadırlar. Toplum programlarında bu gruplar dikkate alınmalı düzenli izlenmelidirler.
Hemşirelerde mesleki yaralanma sıklığı ve iş doyumu: Üniversite ve devlet hastanesi örneği
Amacı: Bu araştırma kapsamında devlet hastanesi ve üniversite hastanesinde çalışan hemşirelerin mesleki yaralanma sıklıkları ve iş doyumları ile ilişkili faktörlerin belirlenmesi, devlet hastanesi ve üniversite hastanesinde çalışan hemşireler arasında mesleki yaralanma sıklığı ve iş doyumu açısından karşılaştırmak amaçlanmıştır.Yöntem: Araştırmada herhangi bir örneklem seçim yöntemi ve örneklem büyüklüğü belirlenmemiş, evrenin tümü araştırma grubu olarak belirlenmiştir (n=607). Araştırmada araştırmacı tarafından geliştirilen sosyodemografik özellikler, mesleki yaralanma sıklığı ile ilgili özellikler ve Ege Üniversitesi Psikoloji Bölümü tarafından geçerliliği ve güvenilirliği yapılmış iş doyumu ölçeği ile üç bölümden oluşan anket formu oluşturulmuştur. Anket formu araştırmacı tarafından hemşirelere yüz yüze görüşme tekniği ile uygulanmıştır. Veriler SPSS 10.0 paket programı ile analiz edilmiştir.Bulgular: 2008 yılında yürütülen çalışmaya katılan hemşirelerin %42,3'ü Devlet Hastanesinde, %57,7'si Üniversite Hastanesinde çalışmaktadır. Hemşirelerin yaş ortalaması 30,2 ± 6,0'dır. Dahili birimde çalışma ve çalışma süresinin 5 yıldan fazla olması yaşamı boyunca kesici, delici aletlerle yaralanmayı en fazla etkileyen faktörler olarak bulunmuştur. Dahili bölümde çalışma son bir yıl içinde kesici, delici aletlerle yaralanma durumu için en belirleyici faktördür. Devlet hastanesinde ve dahili bölümde çalışma iş ortamında tüberküloz şüphesi olan hasta ya da tüberküloz hastası ile karşılaşma durumu için risk oluşturmaktadır. İş doyumu alt ölçeklerinde en yüksek puan ortalaması ?çalışma koşulları? alt ölçeğinde (3,42±0,74) ve en düşük alt ölçek puanı da ?çalışma ortamı? alt ölçeğinde (2,28±0,84) almıştır. Araştırma grubunun toplam iş doyumu puanı orta düzeyinde altında (2,62±0,52) bulunmuştur. Araştırmaya katılan hemşirelerde çalışma yaşam boyu ve son bir yıl içinde kesici ve delici aletlerle yaralanma, yaşam boyu ve son bir yıl içinde kan ya da doku sıvısı sıçraması durumu, iş ortamında tüberküloz şüphesi olan hasta ya da tüberküloz hastası ile karşılaşma durumu ortalamaları yüksek bulunmuştur.Anahtar Kelimeler: Hemşire, Kesici-Delici Yaralanma, İş doyumu, İlişkili Faktörler
Gençlerde sigaradan korunma konusunda akran eğitimi programının etkinliği
Amaç: Sigara önemli bir halk sağlığı sorunudur. Sigara içenlerin önemli bir bölümü sigara kullanmaya gençlik döneminde başlamaktadır. Bu nedenle sigara konusunda gençlere yönelik eğitim programları önemlidir. Bu çalışma gençlerde sigara konusunda yürütülecek olan akran eğitimi programının sigara kullanma davranışı (sigara içme, düzenli sigara içme, sigarayı deneme, sigarayı bırakma) üzerindeki etkisini değerlendirmek amacı ile planlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Araştırma girişimsel tiptedir. Daha önce hiç sigara içmemiş olanlarda düzenli sigara içme hızının (hafta?1 sigara) girişim grubunda %2, kontrol grubunda %4 olacağı öngörülmüş; tip 1 hata düzeyi %5 ve güç %80 olarak alınmıştır. Girişim ve kontrol gruplarında 2480 gencin bulunması gerektiği hesaplanmıştır. Araştırma Manisa Kent Merkezinde 3 farklı liseye devam eden öğrencilerde yürütülmüştür. Bu okullara 2007-2008 eğitim-öğretim yılında devam eden öğrencilerin (n= 1737, katılım oranı %89,6) sigara kullanma ile ilgili verileri kontrol grubu verisi olarak, aynı liselere 2008-2009 yılında devam eden öğrencilerin sigara kullanma ile ilgili verileri ise girişim grubu verisi (n=1787, katılım oranı %81,0) olarak kullanılmıştır. Akran eğitimi programı şeklinde yürütülecek girişim 2008-2009 eğitim öğretim yılında uygulanmıştır. Toplam 150 akran gönüllüsüne eğitimler verilmiş (20 kişilik grup, 15 seans), akran gönüllüleri arkadaşlarına sigaradan korunma konusunda eğitim ve destek vermişlerdir. Araştırmanın verileri Mayıs 2008 ve Mayıs 2009'da uygulanan öğrencilerin doldurduğu anketlerle toplanmıştır. Programın etkinliği sigara kullanma davranışı (sigara içme, düzenli sigara içme, sigarayı deneme, sigarayı bırakma) ile değerlendirilmiştir. Ankette ayrıca sosyodemografik verilerle gençlerin 1 yıl öncesine ait sigara kullanma davranışı ile ilgili bilgiler sorgulanmıştır. Ek olarak akran gönüllülerine uygulanan anket ve tuttukları günlüklerle program konusundaki deneyimleri sorgulanmıştır. Veriler SPSS for Windows 10.0 istatistik paket programında değerlendirilmiş, analizlerde ki kare testi ve lojistik regresyon analizi kullanılmıştır.Bulgular: Önceki yıl arkadaşları ile sigara konusunda görüştüğünü belirten gençlerin oranı kontrol grubunda %49,1, girişim grubunda %45,5'tir (p>0,05). Önceki yıl hiç sigara içmemiş olan gençlerde içicilik insidansı kontrol grubunda %3,2 olup, girişim grubunda bu hız %2,9'dur (p>0,05). Önceki yıl sigarayı denemiş olanlarda bir yıl sonunda içicilik insidansı kontrol grubunda %6,3, girişim grubunda %9,4'dur (p>0,05). Önceki yıl haftada 1 sigaradan daha az sigara içenlerde içicilik oranı kontrol grubunda %72,2, girişim grubunda %71,3 (p>0,05), önceki yıl haftada 1 sigaradan daha fazla sigara içenlerde içicilik oranı kontrol grubunda %81,8, girişim grubunda %77,9'dur (p>0,05). Sigara içen gençlerin tümü en az haftada bir sigara içtiğinden girişim programının etkinliği düzenli sigara içme davranışı açısından da benzer bulunmuştur. Önceki yıl hiç sigara içmemiş olan gençlerde sigarayı deneme insidansı kontrol grubunda %3,2, girişim grubunda %3,9 (p>0,05)'dur. Önceki yıl sigara içen gençlerden hiç biri program sonunda sigarayı bırakmamıştır.Sonuç ve öneriler: Araştırmanın sonuçları akran eğitimi programının sınırlı da olsa öğrencilerin sigara kullanma davranışını azalttığını düşündürmektedir. Bu konuda daha büyük gruplarda, uzun izlem dönemi olan akran eğitimi programlarının yürütülmesi önerilebilir.Anahtar kelimeler: Sigara, akran eğitimi, sigara içme, düzenli içici, sigarayı deneme
Balıkesir'de birinci ve ikinci basamak sağlık kuruluşlarında çalışan hemşirelerde bel ağrısı sıklığı ve ilişkili faktörler
Balıkesir'de birinci ve ikinci basamak sağlık kuruluşlarında çalışan hemşirelerde bel ağrısı sıklığının belirlenmesi, bel ağrısına yol açabilecek faktörlerin değerlendirilmesidir.Araştırmada örneklem seçimi yapılmamış, kent merkezindeki tüm sağlık ocakları (16) ve iki hastanede çalışan hemşirelerin tümü araştırma kapsamına alınmıştır ( n= 526). Araştırmada araştırmacı tarafından geliştirilen anket, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği (WHOQOL-BREF) ve Kı¬sa Yeti Yitimi Anketi kullanılmıştır. Araştırmacı tarafından hemşirelere yüz yüze görüşme tekniği ile uygulanmıştır. Veriler SPSS 10.0 ile değerlendirilmiştir.Hemşirelerin %38.8'i sağlık ocağında, %62.2'si hastanede çalışmaktadır. Yaş ortalaması 35.4±5.6'dır. Yaşam boyu, son 12 aylık, son bir aylık, nokta bel ağrısı prevalansları sırasıyla; %67.3, %58.4, %40.1, %33.8 bulunmuştur. Çok değişkenli risk analizinde; evli ve boşanmış/dul olanlarda, algılanan sağlık durumu orta ve kötü olanlarda, iş yaşantısında her zaman uzun yol yürüyenlerde yaşam boyu ve son 12 aylık bel ağrısı riski yüksek bulunmuştur. Düzensiz spor aktivitesi yapmak son 12 aylık bel ağrısı riskini arttırmaktadır. Son bir aylık bel ağrısı prevalansı genel sağlık algısı orta ve kötü olanlarda, iş yaşantısında her zaman obje kaldıranlarda ve elinde yükle basamak/yokuş inen ya da çıkanlarda yüksektir. Sağlık algısı orta olanlarda, ev yaşantısında uzun süre ayakta kalanlarda araştırma sırasında bel ağrısı riski yüksektir. Bel ağrısı hemşirelerin yaşam kalitesi ve yeti yitimini etkilemektedir.Hemşirelerde bel ağrısı prevalansı yüksektir. Bel ağrısını iş ve ev yaşamında etkileyen faktörler fazladır. Bel sağlığını korumaya yönelik eğitimlerin verilmesi yararlı olacaktır.Anahtar Kelimeler: Hemşire, Bel Ağrısı, İlişkili Faktörler
Balıkesir il merkezinde okul öncesi çocuklarda beslenme durumu ve bunu etkileyen faktörler
Balıkesir kent merkezinde okul öncesi çocuklarda, beslenme bozukluğu kapsamında obezite, malnütrisyon görülme sıklıklarının, ilişkili faktörlerin belirlenmesi, obezite ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Araştırma, okul öncesi eğitim alan 3-6 yaş 1073 çocuk evreninden seçilen 410 kişide yürütülmüştür. Resmi ve özel eğitim kurumlarından alınacak öğrenci sayısı tabakalı örneklem yöntemiyle belirlenmiştir. Araştırmanın katılım oranı %89.0'dur.Araştırmada araştırmacının geliştirdiği anket, Kiddy Kindl Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılmış, çocukların boy ve vücut ağırlığı ölçümleri yapılmıştır. Veri çocuklarda yüz yüze görüşme yöntemiyle, ebeveynlerde ise ders bitiminde çocuklara verilen anket formlarının evde doldurularak geri getirilmesi ile toplanmıştır. Veri analizinde %95 Güven Aralığında tek değişkenli ve çok değişkenli risk analizi, Student t testi, Mann- Whitney U testi, Varyans Analizi, Kruskal Wallis Varyans Analizi uygulanmış, çok değişkenli analizde lojistik regresyon analizi kullanılmıştır.Araştırma grubunda malnütrüsyon prevalansları sırasıyla düşük kiloluluk, zayıflık ve bodurluk için % 1.1, %4.5 ve %2.2'dir. Kiloluluk, obezite prevalansları %15.1 ve %5.5'tir. İştahlı, geliri giderine eşit/fazla olanlarda, park vb. yerlere gitmeyenlerde kiloluluk/obezite riski yüksektir. Obezitenin yaşam kalitesini ve alt alanlarını etkilemediği belirlenmiştir. Araştırma grubunda yaşam kalitesini etkileyen değişkenler incelendiğinde; duygusal alanda babası sigara içmeyen, özsaygı alanında yiyeceğin ödül olarak kullanılmadığı, üç öğün düzenli yemek yemeyen, TV seyretme süresi kısıtlanmayanlarda, aile alanında kardeşi olmayan çocuklarda, sosyal ilişkiler alanında kız çocuklarında kardeşi olmayanlarda ve çalışan annelerin çocuklarında yaşam kalitesinin kötü olma riski yüksektir.Anahtar Kelimeler: Okul Öncesi Dönem, Obezite, Malnütrüsyon, Yaşam Kalitesi
Manisa kent merkezinde yaşayan kişilerde ayakta tanı ve tedavi hizmeti kullanımı ve etkili faktörlerin belirlenmesi
Amaç: Bu kesitsel çalışma kapsamında 2009 yılında Manisa kent merkezinde ayakta tanı ve tedavi hizmeti kullanımı ve hizmet kullanımı ile ilişkili faktörlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Manisa kent merkezi nüfusunu temsil eden 2979 hane halkı bireyine ?büyüklüğe orantılı küme örnek seçim yöntemi ile ulaşılmıştır. Veriler anketörler tarafından yüz yüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkenleri ?son 15 günde bir sağlık sorunu yaşama?, ?son 15 günde bir sağlık kurumuna ayakta tanı ve tedavi amacı ile başvurma? dır. Veriler SPSS for Windows 11,0 istatistik paket programında değerlendirilmiş, analizlerde ki kare testi, Kappa testi, tek yönlü varyans analizi (Bonferroni testi post hoc test olarak kullanılmıştır.) ve lojistik regresyon analizi kullanılmıştır.Bulgular: Hane halkı bireylerinde son on beş günde sağlık sorunu yaşama sıklığı %9,9, ayakta tanı ve tedavi hizmeti alma sıklığı %9,4'tür. Son 15 gün içinde sağlık sorunu yaşayanların %94,1'i bir sağlık kurumuna başvurmuştur. Son 15 günde sağlık kurumuna başvurma kadınlarda erkeklere göre 1,44 kat (1,11?1,86) (p<0,05), sağlık güvencesi olanlarda olmayanlara göre 2,22 kat (1,19?4,16) (p<0,05), kronik hastalığı olanlarda olmayanlara göre 2,59 kat (1,84?3,65) (p<0,05) daha fazladır. Son 15 gün içinde sağlık kurumuna başvuranların %49,1'i devlet hastanesine, %29,2'si aile sağlığı merkezine, %10,1'i üniversite hastanesine, %0,9'u muayenehaneye, %10,1'i özel bir hastaneye başvurmuştur.Sonuç: Araştırmanın sonuçları sağlık güvencesi olmayanlar aleyhine ayakta tanı ve tedavi hizmetlerinin ulaşılabilirliği açısından eşitsizlik bulunduğunu göstermektedir. Bu konuda toplumun tümünü kapsayacak bir sağlık güvencesi sisteminin geliştirilmesi önerilebilir.Anahtar sözcükler: Ayakta tanı ve tedavi, sağlık sigortası, eşitsizlik, cinsiyet, kronik hastalık, bekleme süresi
Manisa kent merkezinde yaşayan kişilerde yatarak tanı ve tedavi hizmeti kullanımı ve etkili faktörlerin belirlenmesi
Amaç: Yatarak tanı ve tedavi hizmetleri kullanımı konusundaki bilgiler sağlık hizmetlerinin planlanmasında önemlidir. Bu kesitsel çalışma kapsamında 2009 yılında Manisa kent merkezinde yatarak tanı ve tedavi hizmeti kullanımı ve hizmet kullanımı ile ilişkili faktörlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Manisa kent merkezinde 2009 yılında 2979 kişiden oluşan bir örnek grubuna ulaşılmıştır. Örnek seçiminde küme örnek seçimi yöntemi kullanılmıştır. Kişilerin ?son bir yıl içinde yatarak tanı ve tedavi hizmeti kullanımı? konusundaki bilgiler bir anket yardımı ile toplanmıştır. Veriler SPSS for Windows 11.0 istatistik paket programında değerlendirilmiş, analizlerde ki kare testi, Fisher'in kesin ki kare testi, oneway ANOVA post hoc bonferroni testi ve lojistik regresyon analizi kullanılmıştır.Bulgular: Hane halkı bireylerinin %6.2'si son bir yıl içinde yatarak tanı ve tedavi hizmeti gerektiren en az bir sağlık sorunu yaşamış ve %5.9'u son bir yıl içerisinde yatarak tanı ve tedavi hizmeti almıştır. Son bir yılda yatarak tanı ve tedavi hizmeti kullanımı 0-14 yaş grubuna göre 15-49 yaş grubundakilerde 1.67 kat (%95 GA, 1.05- 2.65), 50-64 yaş grubundakilerde 2.13 kat (%95 GA, 1.23- 3.70) ve 65-74 yaş grubundakilerde 4.50 kat (%95 GA, 2.35-8.61), 75 ve üzeri yaş grubundakilerde 5.58 kat (%95 GA, 2.79-11.13) daha fazla saptanmıştır. Son bir yılda yatarak tanı ve tedavi görülen hastaneler %65.0 ile devlet hastaneleri, %20.5 ile üniversite hastanesi ve %14.5 ile özel hastanelerdir. Özel hastanelerden alınan yatarak tanı ve tedavi hizmetleri yıllar içerisinde artmıştır.Manisa kent merkezinde özel hastanelerdeki cerrahi işlem oranı (%79.3) Manisa Devlet Hastanesi'ne (%47.9), Merkez Efendi Devlet Hastanesi'ne (%48.5) ve Üniversite Hastanesi'ne (%31.7) göre çok yüksektir.Sonuç: Manisa kent merkezinde toplumun farklı grupları için yatarak tanı ve tedavi hizmetlerinin ulaşılabilir olduğu sonucuna varılmıştır.Anahtar sözcükler: Özel hastane, bekleme süresi, yatış süresi
Denizli ili trafik gürültü kirliliği haritası
Hızlı kentleşme ve endüstrileşme süreci birçok çevre sorununu da beraberinde getirmektedir. Bunlardan biri de gürültüdür. Kentlerdeki gürültünün en önemli kaynağını motorlu taşıtlar ve onun oluşturduğu trafik oluşturmaktadır.Bu çalışmada Denizli ilinde trafiğin yoğun olduğu kavşak ve yollardaki gürültü düzeylerinin saptanması, ilişkili faktörlerin belirlenmesi ve elde edilen veriler ışığında gürültü haritalarının çıkarılması amaçlanmıştır.Bunun için kavşaklar ve ana arterler üzerinde gürültü ölçümü yapılacak 56 ayrı ölçüm noktası belirlenmiştir. Ölçümler 15 Nisan?31 Mayıs.2009 tarihleri arasında hafta içi trafiğin yoğun olduğu saatler olan sabahları 07:45- 09:15 saatleri, öğlenleri 12:00?13:30 saatleri, akşamları 16:45- 18:15 saatleri arasında gerçekleştirilmiştir. Ölçümler gürültü düzeyi ölçülecek yolun veya kavşağın kenarında bulunan kaldırımların yola bakan kenarlarında, yerden 1,5 m yükseklikte yapılmıştır. Elde edilen veriler Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliğinde (ÇGDYY) belirtilen sınır değerlerle karşılaştırılmıştır. Ayrıca ölçüm noktalarındaki geçen araç sayıları, trafik ışığı durumu, çevre yoğunluk indeksi gibi etkenlerin gürültü düzeyine etkileri de araştırılmıştır.Saptanan ortalama eşdeğer gürültü düzeyleri sabah 70,9 dBA, öğlen 69,0 dBA ve akşam 70,8 dBA'dır. Ölçüm yapılan tüm noktaların sabah % 89,3'ünde, öğlen % 75'inde ve akşam % 87,5'inde ÇGDYY sınır düzeylerinin aşılmış olduğunun gözlenmesi Denizli ilinde trafik gürültü kirliliği sorununun ciddi boyutlarda olduğunu göstermektedir.Ortalama geçen araç sayısının yüksek olduğu noktalarda ve trafik ışıklarının olduğu noktalarda ölçülen gürültü düzeylerinin daha yüksek düzeyde olduğu saptanmıştır. Çevre yoğunluk indeksi ile gürültü düzeyi arasındaki anlamlı bir ilişki gözlenmemiştir.Ölçüm noktalarının koordinatları Magellan Explorist el tipi GPS kullanılarak tespit edilmiştir. Elde edilen veriler için ArcGIS 9.0 yazılımında IDW interpolasyon yöntemi kullanılarak gürültü haritaları oluşturulmuştur.Hazırlanan bu haritalar Denizli Kenti uydu görüntüsü ile örtüştürülerek trafik gürültüsünden etkilenmenin kentin işyeri alanlarında ve ana erişim yollarının bulunduğu hatlarda yoğunlaştığı görülmektedir.Anahtar Kelimeler: gürültü düzeyi, trafik, gürültü haritası
Erkeklerde bigoreksiya ve beslenme durumu arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Bu araştırma, 2023-2024 yıllarında Adana il merkezinde vücut geliştirme sporu ile ilgilenen 18-45 yaş arası erkek bireylerde bigoreksiya yatkınlıklarını ve beslenme durumlarını incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya gönüllülük esasına göre 60 erkek birey katılmıştır. Bigoreksiya yatkınlığı, Muscle Dysmorphia Disorder Inventory (MDDI) ölçeği ile değerlendirilmiş ve katılımcılar 39 puan ve üzeri alanlar bigorektik, 39 puanın altında kalanlar ise non-bigorektik olarak sınıflandırılmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde analizler SPSS IBM v20.0 programı ve Jamovi programı kullanıldı. Katılımcıların besin tüketim verileri üç günlük kayıt yöntemiyle toplanmış ve Beslenme Bilgi Sistemi (BeBis®) yazılımıyla analiz edilmiştir. Analizler sonucunda, bigorektik bireylerin enerji (2769±465 kcal) ve protein (178±56.0 g) alımlarının non-bigorektik bireylere (2136±367 kcal enerji, 105±31.2 g protein) göre anlamlı derecede yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0.001). Kolesterol alımı da bigorektik bireylerde (1264±682 mg), non-bigorektik bireylere (578±466 mg) kıyasla anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0.001). Çalışmaya katılan bireyler, bigoreksiya yatkınlığına göre iki gruba ayrılmıştır. Bigorektik bireyler 32 kişi (%53,3), non-bigorektik bireyler ise 28 kişi (%46,7) olarak belirlenmiştir. Katılımcıların yaş ortancası bigorektik bireylerde 26,5 yıl, non-bigorektik bireylerde ise 26,0 yıl olarak hesaplanmış olup, gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Bigorektik bireylerin ortanca boy uzunluğu 180 cm, non-bigorektik bireylerde ise 177 cm olarak belirlenmiş ve gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,007). Benzer şekilde, bigorektik bireylerin ortanca vücut ağırlığı 87,41 kg iken, non-bigorektik bireylerde bu değer 80,0 kg olup, gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0,007). Bigorektik bireylerin %65.6'sı spor nedeniyle sosyal ve mesleki yaşamlarında aksaklık yaşadıklarını ifade ederken, bu oran non-bigorektik bireylerde %10.7'dir (p<0.05). Ayrıca, bigorektik bireylerde protein tozu (%71.9), BCAA (%59.4) ve kreatin (%62.5) gibi destek ürünlerinin kullanım oranları yüksek bulunmuştur. Sonuçlar, bigoreksiyanın, özellikle vücut geliştirme sporuyla ilgilenen bireyler arasında dikkate alınması gereken bir sağlık sorunu olduğunu göstermektedir. Bu kapsamda, erken tanı, bilinçlendirme çalışmaları ve multidisipliner bir yaklaşımın benimsenmesi önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler: Bigoreksiya, beslenme, kas dismorfisi, yeme bozuklukları, vücut geliştir
Kadın üniversite öğrencilerinin Human Papilloma Virüsü (HPV) hakkındaki bilgi düzeylerinin araştırılması
Kadın Üniversite Öğrencilerinin Human Papilloma Virüsü (HPV) Hakkındaki Bilgi Düzeylerinin Araştırılması Çalışmamız Adana ilinde üniversitede öğrenim gören kadın öğrencilerin HPV, HPV tarama testi ve HPV aşısına ilişkin bilgi düzeylerinin saptamak ve farkındalığın artmasını sağlamak amacıyla yapılmıştır. Araştırmamıza 2023-2024 öğrenim döneminde Adana ilindeki Çukurova Üniversitesi ve Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesinde öğrenim gören 1.092 kadın öğrenci katılmıştır. Çalışmaya katılan öğrencilere; 01 Aralık 2023-30 Haziran 2024 tarihlerinde, sosyodemografik bilgilerini içeren sorular ile Human Papilloma Virüsü (HPV) Bilgi Ölçeğinden oluşan anket, yüz yüze uygulanmıştır. Çalışmamız katılan 1092 kadın öğrencinin yaş ortalaması 21.4±3,3 olarak saptanmıştır. Katılımcıların %78,3'ü HPV'yi, %60'ı HPV testini, %72,2'si HPV aşısını daha önceden duyduklarını belirtmiştir. HPV'nin rahim ağzı kanserine sebep olduğunu bilen öğrenci oranı %61,5'tir. Öğrencilerin "HPV Bilgi Ölçeği Toplam" puan ortalaması 10,0 (min:0, max:33) olup, "Genel HPV bilgisi" alt boyut puan ortalaması 6,5, "Mevcut HPV Aşılama Programına Yönelik Bilgi" alt boyut puan ortalaması 1,0, "Genel HPV Aşı Bilgisi" alt boyut puan ortalaması 1,5 ve "HPV Tarama Testi Bilgisi" alt boyut puan ortalaması 1,0 olarak saptanmıştır. HPV, HPV testi ve HPV aşı duyma durumları yüksek olan öğrencilerin toplam HPV Bilgi Ölçeği ve tüm alt ölçek puanları anlamlı (p<0,001) olarak yüksek bulunmuştur. Sağlıkla ilgili fakültede okuyan öğrencilerin sağlık dışı fakültede öğrenim gören öğrencilere kıyasla HPV bilgi ölçeği toplam puan ve alt faktör puanları istatistiksel olarak anlamlı (p<0,001) bulunmuştur. Katılımcıların sadece %2,3'ü HPV aşısı yaptırdığını belirtmiştir. HPV aşısı yaptırmayan öğrencilerin aşı yaptırmama gerekçeleri en sık; %44'ü (469) HPV aşısının duyulmaması/yeterli bilgiye sahip olunmaması, %30,6'sı (326) pahalı/ücretli olduğunu, %24,2'si (258) enfeksiyon riski altında olmama/ihtiyaç duymama olarak belirtmiştir. Öğrencilerin %86,5'i HPV aşısının ulusal aşı programına eklenmesini istemişlerdir. Kadın öğrencilerin HPV'ne yönelik bilgi düzeylerinin yetersiz (HPV-BÖ ort- puan:10,0) olduğu belirlenmiştir. Üniversite öğrencilerinin aşılanma oranlarını arttırmak için rahim ağzı kanseri ve HPV hakkında farkındalık çalışmaları yapılmalıdır. Doğru bilgiye erişim için okullarda alanında uzman kişilerden eğitim ve danışmanlık hizmeti alınması uygun olacaktır. Anahtar Kelimeler: Human Papilloma Virüs, Rahim Ağzı Kanseri, Aşı, Kadın Sağlığı
Toplu beslenme sistemleri ve gıda kaynaklı bulaşıcı hastalıklar
Bu tez çalışması, toplu beslenme sistemlerinde çalışan personelin hizmet içi eğitim alma durumunu, üretim basamaklarında bulaşıcı hastalıklara neden olabilecek etmenleri, personel ile çalışma alanı hijyenini bilme ve uygulama durumunu incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, toplu yemek hizmeti veren bir şirketin üç farklı ilindeki mutfaklarda, gıda kaynaklı bulaşıcı hastalık bilgi durumlarını ölçmek ve uygulamalarını tespit etmek amacıyla Şubat ile Temmuz 2024 ayları arasında, 160 kişi ile yapılmış kesitsel bir çalışmadır. Veri toplama aracı olarak anket formu ve saha kontrol formu kullanılmıştır. Toplanan veriler IBM SPSS Statistics Versiyon 25.0 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma kapsamında; frekans ve yüzde dağılımları, ortalama ve standart sapma değerleri verilmiştir. Veriler arasındaki karşılaştırmalarda ki-kare testi uygulanmıştır. Veriler p<0,05 düzeyinde anlamlı kabul edilmiştir. Araştırmaya göre Hepatit A (%57,5), Hepatit E (%50,0) ve Kolera (%48,1) en çok Clostridium Botulinum (%10,0) ve Staphylococcus Aureus (%8,1) en az bilinen hastalıklardır. Çalışanların hijyen eğitimi sıklığı ortalama 4.12, bulaşıcı hastalık eğitimi alma sıklığı ortalama 1,92'dir. Eğitim düzeyi ile bulaşıcı hastalık eğitimi alma arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,001), hijyen eğitimi alma ile arasında anlamlı fark bulunmamıştır (p=0,055). Bölgeler arasında hijyen eğitimi alma oranı en yüksek Şanlıurfa (%92,5), bulaşıcı hastalık eğitimi alma oranı en yüksek Diyarbakır (%76,1) bulunmuştur. Araştırmanın sonucunda toplu yemek hizmeti veren kuruluşlarda eğitim içeriğine gıda kaynaklı bulaşıcı hastalıkların konu olarak eklenmesi gerektiği, aylık düzenlenen hizmet içi eğitimlerin sıklıklarının arttırılması ve personellerin bulaşıcı hastalıklara yönelik davranış ve tutumlarının desteklenmesi gerektiği kanısına varılmıştır.
Bir kentsel bölgede bazı yapılandırılmış ölçüm gereçleri ile birinci basamak sağlık hizmetlerinin değerlendirilmesi
Bir Kentsel Bölgede Bazı Yapılandırılmış Ölçüm Gereçleri İle BirinciBasamak Sağlık Hizmetlerinin DeğerlendirilmesiAmaç:Aile Hekimliği Manisa pilot uygulamasının işleyiş özelliklerini PrimaryCare Assessment Survey (PCAS) kullanarak ölçmek ve değerlendirmek ve?Primary Care Assessment Tool (PCAT)? yetişkin sürümünün Manisa ilindeseçilen bir örnek üzerinde geçerlilik ve güvenilirliğinin ortaya konmasıdır.Gereç ve yöntem:Bu yöntemsel araştırmanın evrenini Manisa Merkez İlçedebulunan Aile Sağlığı Merkezlerine (ASM) bağlı 79 (yetmiş dokuz) adet AileSağlığı Birimi'ne(ASB) kayıtlı bireyler oluşturmaktadır .(n=279.000) Örnekseçimi çok aşamalı küme örnekleme yöntemi ile yapılmış, toplam 80kümeden oluşan 800(sekizyüz) kişilik bir örnek grubuna ulaşılmıştır. (n=800)Ölçüm araçları olan PCAS(Primary Care Assessment Survey )PCAT(Primary Care Assessment Tool ) yetişkin sürümü , yüz yüzeuygulanarak veri toplanmıştır. Elde edilen verilerin analizi için SPSS 15.0programı kullanılmıştır. Parametrik dağılımlarda Student's t-testi ve tekyönlü varyans analizi (One Way ANOVA ), non parametrik dağılımlarda iseKruskal Wallis ve Mann Whitney U testi, oranlar arası farklılıkları ölçmede Kikare testi kullanılmıştır. Çok değişkenli analizler için PCAT ve PCAS boyutpuanları medyandan kesilerek kategorize edilmiş ve basamaklı (eksiltmeli -backward) lojistik regresyon analizi uygulanmıştır.PCAT yetişkin Türkçeuyarlama geçerlilik ve güvenilirlik analizlerinde ?Doğrulayıcı yaklaşım ?kullanılmıştır Ölçeğin güvenilirliği için ?İç tutarlılık analizleri? ve ayrıca ?ÖlçekBaşarısı? kullanılmıştır. Geçerlilik analizlerinde ise Doğrulayıcı Faktör Analizi(DFA) (Lisrel 8.05 programı ile) ve Birleşim-Ayrışım geçerliliği çözümlemelerikullanılmıştır.Bulgular : Araştırmaya katılanların %23.3 ü erkek % 76.7 sikadındır.Araştırma grubunun yaş ortalaması 40.33±13.85'dir. PSAC boyutpuanları ortalamalarına bakıldığında: Ulaşılabilirlik boyutu puanlarıerkeklerde, üst sosyal sınıfta ,kendi ve eşi lise üstü eğitim almış olanlarda vesağlık güvencesi olanlarda daha yüksek bulunmuştur.Süreklilik boyutukadınlarda, eğitimsizlerde, sağlık güvencesi olmayanlarda yeşil kart sahibiolanlarda, bölgeye göçle gelmediğini bildirenlerde, yarıkentsel bölgedeyaşayanlarda daha yüksektir.Kapsayıcılık boyutu, kadınlarda, kendi ve eşieğitimsiz olanlarda, sağlık güvencesi yeşil kart olanlarda, beş yaş altı çocukve 0-12 bebek bulunan hanelerde anketi yanıtlayan bireylerde, yarıkentselbölgede yaşayanlarda daha yüksek puanlara sahiptir.Eşgüdüm boyutupuanları; üst sosyal sınıfta, kendisi ve eşi lise ve üstü eğitim almışolanlarda, sağlık güvencesi olmayanlarda ,göçle gelmeyenlerde,beş yaş altıçocuk ve 0-12 aylık bebek bulunan hanelerde ve kentsel bölgede ikametedenlerde daha yüksek bulunmuştur. PCAT ölçeği puanları alt boyutlarşeklinde merkezi dağılım ölçütleri açısından incelendiğinde tüm alt boyutlardaçarpıklık ve basıklık değerlerinin ( -1ile +1) arasında yer aldığı ve bugözlenmektedir. Ölçek başarı oranları sırasıyla (%86.7- %100)arasında yeralmaktadır. Cronbach alfa değerleri?kayıt/bilgi koordinasyonu?,?hizmeteerişim? ve ?hizmetten faydalanma? alt boyutları dışında (0.80-0.90) arasındayer almaktadır. Doğrulayıcı Faktör Analizinde, tüm sorular analize alınmıştır.Ana boyutlar için RMSEA :0.10, CFI:0.84; türetilmiş boyutlar(AileMerkezlilik,Toplumsal kapsayıcılık ve katılım,kültürel uyum) için RMSEA:0.12, CFI: 0.88 `dir.Sonuç: BDÖ (PCAS) ile elde edilen bulgular genel olarak toplumun dahaavantajlı kesimlerinin birinci basamak sağlık hizmetine daha fazla ulaştığınıancak sürekliliğin risk gruplarında daha iyi olduğunu söyleyebiliriz. Süreklilikboyutundaki bu farklılığın olası nedeni aile hekimliği sisteminin öncedenolduğu gibi toplumdaki öncelikli risk gruplarına (doğurgan çağ kadın, gebe,bebek ve çocuk) sürekli izlem hizmeti verilmesidir. BDG (PCAT) ölçeği iseülkemizde birinci basamak sağlık hizmeti başarılabilirliğini değerlendirmedeuygun bir araç olarak kullanılabilir. Ayrıca sağlıkta eşitsizliklerideğerlendirmede iyi bir ölçüm gereci olduğu söylenebilir.Anahtar kelimeler: Birinci basamak, performans değerlendirme, PCAT,PCAS
Manisa Muradiye merkez mahallelerinde 45-64 yaş fazla kilolu ve obez kadınlarda bir girişim programının etkinliğinin değerlendirilmesi
Manisa Muradiye Merkez Mahallelerinde 45-64 Yaş Fazla Kilolu ve Obez Kadınlarda Bir Girişim Programının Etkinliğinin DeğerlendirilmesiAmaç: Fiziksel aktivite girişim programının beden ağırlığı, beden kütle indeksi (BKİ), bel çevresi (BÇ), kalça çevresi (KÇ), bel kalça oranı (BKO), beden yağ ağırlığı, beden kas ağırlığı ve beden yağ yüzdesi değerlerine etkisi olup olmadığını göstermektir.Gereç ve Yöntem: Araştırma alanda yürütülen kontrollü girişim çalışmasıdır. Fazla kilolu ve obez kadınlar kesitsel bir çalışma ile yapılan randomizasyonla, girişim ve kontrol grubu olarak ikiye ayrılmıştır. Girişim grubuna haftada üç gün beden eğitimi çalıştırıcıları eşliğinde üç ay FA yaptırılmıştır. Her iki gruba sağlığı geliştirme eğitimleri verilmiştir. Altıncı ve 12. haftalarda antropometrik ve BİA ölçümleri tekrarlanmıştır. Araştırmanın başında ve sonunda kadınlara anket uygulanmıştır. Veri analizinde tekrarlayan ölçümlerde varyans analizi, bağımlı gruplarda t testi, ki kare, Fisher'in kesin testi, Student's t testi, Mc Nemar testi, Kruskall Wallis Varyans analizi kullanılmıştır.Bulgular: Altıncı ve 12. hafta ölçümlerinde girişim grubunun bel çevresi ve BKO, kontrol grubuna göre anlamlı olarak azalmıştır. Çalışma sonunda girişim grubunda beden ağırlığı, BKİ, beden yağ yüzdesi, bel, kalça çevresi, BKO, yağ ağırlığı ve bunun kollar, bacaklar ve gövdedeki dağılımı başlangıç ölçümlerine göre anlamlı olarak azalmıştır. Kontrol grubunda beden ağırlığı, BKİ, bel çevresi, kalça çevresi, yağ ağırlığı, kolların ve bacakların yağ ağırlığı anlamlı derecede azalmıştır. Çalışma sonunda oluşan farklar karşılaştırıldığında, girişim grubundaki kadınların kontrol grubuna göre beden ağırlığı, BKİ, bel çevresi, kalça çevresi, BKO, yağ ağırlığı ve bu yağların gövde, kollar ve bacaklardaki ağırlık dağılımının anlamlı olarak azaldığı gösterilmiştir. Tüm bunlara ek olarak girişim grubundaki kadınların yaşam kaliteleri, sağlık ve beden algılarında anlamlı iyileşmeler olurken, kontrol grubunda anlamlı bir değişim olmamıştır. Girişim grubunda ruhsal alan puanları anlamlı olarak artmıştır. Kontrol grubunda çevresel alan puanı anlamlı olarak artarken, bedensel alan puanları anlamlı olarak azalmıştır. Son değerlendirmeye göre girişim grubunun bedensel alan puanları kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Bunun dışında kalan boyutlarda anlamlı bir fark bulunamamıştır.Sonuç: Girişim grubunun beden bileşiminde oluşan bu farklılık çalışma açısından çok değerli bir bulgudur ve FA girişiminin etkilerini net olarak göstermektedir. Bu çalışmanın çok sektörlü sağlığı geliştirme programları için iyi bir yol gösterici ya da model olduğu söylenebilir.
Yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde çalışan personelin hijyenik el yıkama konusundaki bilgi düzeyinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada; Gaziantep ili merkezindeki özel ve devlet hastanelerinde bulunan Yenidoğan Yoğun Bakım Ünite'lerinde çalışan sağlık çalışanlarının el yıkama uygulamaları ve bilgi düzeylerinin ölçülmesi amaçlanmıştır. Sağlık personelinin demografik özellikleri daha önce herhangi bir yoğun bakım ünitesi tecrübesi, şu anda çalıştıkları ünitede ne kadar süre çalıştıkları, hijyenik el yıkama yöntemi ve hangi durumlarda uygulandığına yönelik bilgi düzeylerinin sorgulandığı anket formu 28 Mart-31 Aralık 2013 tarihleri arasında Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği'ne bağlı hastaneler, Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi ve özel hastanelerde bulunan Yenidoğan Yoğun Bakım ünitelerinde çalışan 267 kişiye uygulanmıştır. Öncesinde bir yenidoğan yoğun bakım ünitesinde çalışanların oranı %38.6, daha önce yenidoğan yoğun bakım ünitesi dışında herhangi bir yoğun bakım ünitesinde çalışanların oranı %36.7'dir. Hijyenik el yıkama işlemi hakkında daha önce bir eğitim alanların oranı %85.0'dır. Hasta bakımında/muayenesinde eldiven kullananların oranı %68.9, eldiven giymeden önce elini yıkayanların oranı %75.0'dır. Hijyenik el yıkama ile hastane enfeksiyonlarının bulaşması arasında bir ilişki olduğunu düşünenlerde daha önce herhangi bir yenidoğan yoğun bakım ünitesinde çalışanların oranı, ilişki olmadığını düşünenlere göre anlamlı düzeyde daha yüksektir (p:0.032). Çalışılan birimde el hijyeni ve hijyenik el yıkama ile ilgili uyarıcı ve hatırlatıcı yazılar bulanların oranı %94.0 en sık bulunduğu yer %86.0 ile el yıkama ünitesi belirtilmiştir. Sonuç olarak araştırmaya katılanlar hijyenik el yıkama endikasyonlarını yüksek oranda bilmektedirler.
Sağlık çalışanlarının kahvaltı alışkanlıklarının beden kitle indeksi ile vücut bileşenlerine etkisi
Sağlık çalışanlarının kahvaltı alışkanlıklarının ve kahvaltı öğününe karşın tutumlarının saptanması ile vücut analizlerinin yapılarak bunlar arasında anlamlı farklılıklar olup olmadığının belirlenmesi amacıyla yapılan bu araştırma kesitsel olarak planlanmıştır. Araştırma Düzce Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi'nde Eylül 2021-Temmuz 2022 tarihlerinde yürütülmüştür. Anket formu yüz yüze uygulanmış, katılımcıların boy ve kilo ölçümleri ile vücut analizleri yapılmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin değerlendirilmesinde Statistical Package for Social Sciences (SPSS) 23.0 paket programı kullanılmıştır. Testlerde istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak değerlendirilmiştir. Araştırmanın örneklemini 132'si kadın, 68'i erkek olmak üzere toplam 200 kişi oluşturmuştur. Araştırmaya katılanların çoğunluğu %39.5 (n=79) ile hemşire ve hemşire yardımcısıdır. Araştırmaya katılanların %62'si (n=124) düzenli mesai ile çalışırken %38'i (n=76) nöbet usulü ile çalışmaktadır. BKİ değerlerine bakıldığında kadınlarda ortalama sonuç 25.07±4.29, erkeklerde ise 26.79±3.46'dır. Kadınların %50.8'i normal, erkeklerin %44.1'i hafif kilolu BKİ aralığındadır. Kadınların yağ oranları ortalama %28.27±6.84, erkeklerin ise %21.31±4.89'dur. Çalışma şekli ile kahvaltı yapma sıklığı arasında anlamlı bir ilişki (p=0.018<0.05) bulunduğu görülmektedir. Ayrıca kahvaltı yapma sıklığı ile kronik hastalık varlığı arasında anlamlı bir ilişki (p=0.007<0.05) bulunmuştur. Düzenli kahvaltı yapmayan katılımcılarda kronik hastalık varlığı daha fazladır. BKİ grupları ile medeni durum (p=0.00<0.05), kahvaltının kiminle yapıldığı (p=0.009<0.05) ve kahvaltıda tüketilen besinler (p=0.000<0.05) arasında anlamlı farklılıklar bulunmaktadır. Araştırma sonuçlarına göre sağlıklı yaşam tarzı ve doğru beslenme alışkanlığının geliştirilmesi, yanlış beslenme uygulamalarının ortadan kaldırılması için sağlık çalışanlarına beslenme eğitimi verilmesi önerilmektedir. Sadece sağlık çalışanlarına değil, diğer kurum ve kuruluşlarda çalışan farklı meslek gruplarına da sağlıklı beslenme ile ilgili eğitimler verilerek toplumun bilinçlendirilmesi önerilmektedir.
Diyet polikliniğine başvuran hastaların duygusal yeme davranışı, koronavirüs anksiyetesi ve koronavirüs fobisinin beslenme durumuna etkisi
Bu çalışma, koronavirüs (COVID-19) pandemi döneminde diyet polikliniğine yönlendirilen 18-65 yaş arası bireylerin duygusal yeme davranışı, koronavirüs anksiyetesi düzeyi ve koronavirüs fobisinin beslenme durumuna etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Katılımcılara anket formu ve Koronavirüs Fobisi ölçeği (C19P-S), Hollanda yeme davranışı anketi (DEBQ), Koronavirüs Anksiyete Ölçeği (KAÖ) uygulanmıştır. Araştırmaya 143 kadın (%79,9), 36 erkek (%20,1) olmak üzere 179 kişi araştırmaya dahil edilmiştir. Beden kitle İndeksi (BKİ) sınıflandırmasına göre katılımcıların %2,8'i normal (n=5), %22,3'ü (n=40) fazla kilolu, %45,8'i (n=82) 1. derece obezite, %16,8'i (n=30) 2. derece obezite ve %12,3'ü (n=22) 3. derece obezite sınıfında yer almıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 39,3±11,6 (min:18, max:65) olarak hesaplanmıştır. Katılımcıların %50,3'nün (n=90) COVID-19 geçirdiği, %49,7'sinin (n=89) geçirmediği tespit edilmiştir. COVID-19 olan bireylerin %35,6'sında (n=32) tat duyusunda değişiklik olmazken, %37,8'inde (n=34) hiç tat alamama, % 26,6'sında (n=24) tatları ayırt etmede zorlanma yaşandığı görülmüştür. COVID-19 geçiren bireylerin %50,0'sinde (n=45) iştahın değişmediği, değişen grupta ise %38,9'unda (n=35) arttığı ve %11,1'inde (n=10) azaldığı belirlenmiştir. Katılımcıların %50,8'i (n=91) COVID-19 döneminde beslenme alışkanlıklarının değişmediğini ifade ederken, %40,2'si (n=72) sağlıksız şekilde değiştiğini, %8,9'u (n=16) sağlıklı şekilde değiştiği ifade etmiştir. COVID-19 döneminde öğün sayısının değiştiğini belirten katılımcı sayısı %44,1'dir (n=79). Katılımcıların % 59,8'i (n=107) paketli ürün tüketim sıklıklarının arttığını, % 10,1'i (n=18) azaldığını ve %30,2'si (n=54) tüketimde değişiklik olmadığını belirtmiştir. Katılımcıların %68,2'sinin (n=122) ağırlıklarının arttığı tespit edilirken, %12,3'ünün (n=22) azaldığı ve %19,5'inin (n=35) ağırlıklarında değişiklik olmadığı tespit edilmiştir. Katılımcıların cinsiyetlerine göre ağırlık değişimlerinin farklılıklar gösterdiği tespit edilmiştir (X 2=14,2, p=0,01). Katılımcıların eğitim düzeylerine göre ağırlık değişimlerinin farklılıklar gösterdiği tespit edilmiştir.(X 2=17,5, p=0,01). Medeni duruma göre kilo değişim düzeylerinin farklılık göstermediği tespit edilmiştir. (X 2=2,0 p=0,37). Katılımcılara uygulanan DEBQ sonuçlarına göre kısıtlı yeme alt boyutunun kilo değişimlerine göre farklılık gösterdiği tespit edilmiştir (F=10,25, p=0,01).
COVID-19 salgınında sağlık çalışanlarında kaygı düzeyi: Bursa Şehir Hastanesi örneği
Bu çalışma, COVID-19 hastalığının sağlık çalışanları üzerindeki kaygısal etkilerini incelemek amacıyla yapılmaktadır. COVID-19, dünya genelinde bir pandemiye neden olan ve sağlık çalışanları için önemli bir stres kaynağı olan bir virüstür. Bu çalışmanın amacı, COVID-19'un yapısı, belirtileri, bulaşma yolları, tanı yöntemleri ve testleri gibi temel bilgileri sunmaktır. COVID-19, genellikle ateş, öksürük, nefes darlığı, kas ağrıları, baş ağrısı ve yorgunluk gibi semptomlarla kendini gösteren bir solunum yolu enfeksiyonudur. Bulaşma yolları arasında damlacık yoluyla temas, yakın temas ve yüzeylere dokunma sonrası enfeksiyon yer almaktadır. Tanı yöntemleri arasında PCR testi, antijen testi ve antikor testleri kullanılmaktadır. Kaygı, kişinin belirsizlik, tehdit veya endişe duygularıyla başa çıkmaya çalıştığı bir psikolojik durumdur. Çalışmada kaygının çeşitleri ve COVID-19 kaygısının özellikleri incelenecektir. COVID-19 kaygısı, virüsün yayılması, enfekte olma riski, sağlık çalışanlarının ailelerine bulaştırma endişesi gibi faktörlerle ilişkilendirilmiştir. Sağlık çalışanlarında kaygı düzeyleri, pandeminin sağlık sistemi üzerindeki etkileri nedeniyle artmıştır. Sağlık çalışanları, hastalarla temas halinde oldukları için enfeksiyon riskine maruz kalmaktadırlar ve bu da kaygı seviyelerini artırabilmektedir. Ayrıca, yüksek iş yükü, kaynak eksikliği, bilgi yetersizliği ve kişisel koruyucu ekipman sıkıntısı gibi faktörler de sağlık çalışanlarında kaygıyı tetikleyebilir. Bu çalışmada veri toplama araçları olarak sosyodemografik bilgi formu, Spielberger Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği ve Koronavirüs Fobisi Ölçeği kullanılacaktır. Sosyodemografik bilgi formu, katılımcıların demografik özelliklerini, mesleki deneyimlerini ve pandemi sürecindeki maruziyetlerini değerlendirecektir. Spielberger Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği, katılımcıların anlık ve sürekli kaygı düzeylerini ölçmek için kullanılacaktır. Koronavirüs Fobisi Ölçeği ise katılımcıların COVID-19'a yönelik özel bir korku veya fobi düzeyini değerlendirmek için kullanılacaktır. Bu çalışmanın sonuçları, sağlık çalışanlarının COVID-19 ile ilgili kaygı düzeylerini anlamamıza ve bu kaygıyı azaltmak için uygun müdahalelerin geliştirilmesine katkı sağlayacaktır. Anahtar sözcükler: COVİD 19, Durumluk kaygı, Kaygı etkileri, Sağlık çalışanları, Sürekli kaygı
A university hospital healthcare workers'opinions about vaccine awareness and vacci̇nehesi̇tancy
Vaccine rejection and hesitation is a major public health problem both in developed and developing countries. This study is a cross sectional-descriptive study conducted among healthcare workers, working and training in Gaziantep University Şahinbey Research and Applicition Hospital, for determining the socio-demographic characteristics, working department, vaccination status, information and opinions about vaccines and status of vaccine hesitancy. The sample was selected with appropriate method from Gaziantep University Şahinbey Research and Applicition Hospital healthcare workers (n=550). The data were collected by a quastionaire applied face-to-face interviews. The data was evaluated with the package program SPSS 22. Descriptive statistics, chi-square, Mann-Whithey U, Anova, Kruskal Wallis, t tests were used. Significance was accepted p<0.05. According to the results of the study, the avarage age of the participants was 31.1 ± 8.2. Of the healthcare workers, 80.7% were at undergraduate and higher education level. The average of professional experience year was 7.4 ± 7.4 years. Most of the participants, 77.5%, thought that they were at risk of infectious diseases. The majority of the participants,%92,7, thought that the Hepatitis B vaccine should be given to healthcare workers and most of them,%54, vaccinated againist Hepatitis B. In this study, vaccine rejection has been reported by 10.1% of the healthcare workers. The majority of the participants, 89.6%, reported influenza vaccine rejection history. More younger healthcare workers had more hesitation in getting their children vaccinated. In the attitudes of individuals about vaccination, 86% stated that vaccines are sufficient and effective in preventing diseases. As a result, effects of vaccination rejection and hesitation are not only individual but also endanger community health and more radical solutions should be sought for vaccine rejection.
Zihinsel engelli çocuğa sahip olma durumunun babaların anksiyete ve depresyon düzeylerine etkisi
Zihinsel engelli çocuğa sahip olmak, ailelerin çocukları için endişe duyması ya da sosyoekonomik ve kültürel nedenlerle ailelerin ruh sağlığını olumsuz etkileyebilmektedir. Çalışmalarda, zihinsel engelli çocuğa sahip olmanın çoğunlukla anneler üzerindeki etkileri değerlendirilmiş olup babalar üzerindeki araştırmalar sınırlıdır. Bu çalışmanın amacı, zihinsel engelli çocuğa sahip olma durumunun babaların anksiyete ve depresyon düzeylerine etkisini belirlemektir. Araştırma Düzce Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi'nde Aralık 2022- Mayıs 2023 tarihlerinde yürütüldü. Çalışmaya zihinsel engelli çocuğu olan 126 baba ve zihinsel engelli çocuğu olmayan 126 baba olmak üzere 252 baba dahil edildi. Sosyo-demografik özellikleri içeren anket formu, Beck Anksiyete ve Beck Depresyon ölçekleri, yüz yüze uygulandı. Toplanan veriler, Statistical Package for Social Sciences (SPSS) 27.0 paket programı kullanılarak değerlendirildi. Testlerde istatistiksel anlamlılık düzeyi p ≤ 0.05 olarak değerlendirildi. Verilerin analizinde, veriler normal dağılmadığı için, iki grup karşılaştırılırken MannWhitney U testi, ikiden çok olan gruplar için Kruskal- Wallis testi kullanıldı. Kategorik yapıdaki değişkenler bakımından gruplar arasındaki farklılıklar Ki-kare testi ile incelendi. Değişkenler arası ilişkileri saptamak için korelasyon analizi yapıldı. Zihinsel engelli çocuğu olan babaların %28,6'sının farklı düzeylerde anksiyetesi, % 35,7'sinin depresyonu olduğu bulundu. Zihinsel engelli çocuğu olmayan babaların ise %19,0'ının farklı düzeylerde anksiyetesi, % 27,0'ının depresyonu olduğu bulundu. Zihinsel engelli çocuk sahibi olan ve olmayan babalar arasında anksiyete düzeyleri arasında fark bulunmadı (p=0,181). Zihinsel engelli çocuğu olan ve olmayan babaların depresyon düzeyleri arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulundu (p= 0,012). Zihinsel engelli çocuğu olan babalarda, zihinsel engelli çocuğu olmayan babalara göre "ciddi depresyon" anlamlı olarak daha fazlaydı. Zihinsel engelli çocuğu olan ailelerde babaların ruhsal sorunlarla karşılaşabilme ihtimali değerlendirilmeli, babalara bu konuda eğitim, sosyal ve ruhsal destek verilmelidir.
Geleneksel ve tamamlayıcı tıp polikliniğine kupa tedavisi için başvuran hastalarda, tedavinin kronik ağrı ve yaşam kalitesi üzerine olan etkisinin, fiziksel tıp ve rehabilitasyon polikliniğine benzer şikayetlerle başvuran hastalarla karşılaştırılması
Bu çalışmada; yaş kupa tedavisinin kronik ağrı ve yaşam kalitesi üzerine olan etkilerini fizik tedavi ajanlarından transkutanöz elektriksel sinir uyarımı + sıcak paket alan hastalarla karşılaştırmak, birbirlerine etki üstünlüğü olup olmadığını belirlemek ve ülkemizin bu konudaki verilerine katkı sağlamak amaçlandı. Tek merkezli, prospektif, Eylül 2019-Nisan 2020 tarihleri arasında yapılan , müdahale tipindeki çalışmaya, Necip Fazıl Şehir Hastanesi geleneksel tamamlayıcı tıp ve fizik tedavi polikliniklerine bel ağrısı, boyun ağrısı, kas spazmı şikayetleriyle başvuran ve araştırmaya katılmayı kabul eden kişilerden her grupta 45 er kişi olmak üzere toplam 90 kişi alındı. Katılımcılara uygulama öncesi, sonrası 1. hafta, 1.ay ve 3. ayda McGill Ağrı Ölçeği Kısa Formu ve Kısa Form-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği (SF-36) araştırıcı tarafından uygulandı. Her iki grupta yaş, cinsiyet, çocuk sayısı, medeni durum, öğrenim durumu, meslek, vücut kitle indeksi, sigara kullanımı ve ağrının sebebi yönünden fark yoktu (p<0,05). McGill Ağrı Ölçeği alt ölçekleri karşılaştırıldığında, tedavi sonrası 1. haftada yaş kupa tedavisi grubunda 4 alt ölçekteki azalma fizik tedavi grubuna göre anlamlı düzeyde fazlaydı (p<0,05). Tedavi sonrası birinci ay ve üçüncü ayda ise her iki grup arasında fark belirlenmedi (p>0,05). SF-36 Yaşam Kalitesi 8 alt ölçek puanlarında üç aylık tedavi sonucunda fizik tedavi grubunda 4 alt ölçekte, yaş kupa grubunda ise 7 alt ölçekte anlamlı artış saptandı (p<0,05). Tedavi öncesi skorlarla karşılaştırıldığında tedavi sonrası 3. ayda McGill Ağrı Ölçeği 2 alt ölçekte fizik tedavi alanların ağrı skorlarındaki değişimi anlamlı olarak daha fazlaydı (p<0,05) ve fizik tedavinin ağrı üzerine etkinliği daha belirgindi (RE=1,16 (GA:1,01-1,44), RE=1,35(GA:1,1-1,41)). Kısa Form 36 ölçeğinde ise fizik tedavi alanlarda ağrı alt skorundaki değişim anlamlı olarak daha fazlaydı (p<0,05) ve fizik tedavinin ağrı üzerine etkinliği daha belirgindi (RE=1,45(GA:1,12-2,37), ruhsal sağlık alt ölçeğinde ise kupa tedavisi alanlarda skor değişimi 3,72 kat daha fazlaydı (p<0,05) (RE=3,72 (GA:1,69-4,31)). Yaş kupa tedavisi grubunda ağrı 1. haftada belirgin azalırken 1. ay ve 3. ayda stabil seyretti, fizik tedavide ise tedrici bir azalma oldu. Ağrının 1.haftada yaş kupa alanlarda daha fazla azalmasının oluşan vazodilatasyonun kas aktivitesini azaltarak akut dönemde bir rahatlama oluşturduğu, psikolojik rahatlamanın da düşüşte etkisi olduğu düşünülmektedir. Yine, SF-36 ölçeğinde yaş kupa alan grupta daha fazla alt ölçekte iyileşme olmasının, tedavi öncesinde de 3 alt ölçekteki skorlarının fizik tedavi grubuna göre zaten yüksek olması ve fizik tedavi grubunda daha fazla ağrıya işaret eden 'sürekli ağrım var' diyenlerin fazla olmasından kaynaklandığı düşünülmektedir. Ruhsal sağlığa iyi geldiği belirlenen yaş kupa tedavisinin ilgili branş ile koordineli çalışmasının daha uygun olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Transkutanöz Elektriksel Sinir Uyarımı, Yaş Kupa Tedavisi, McGill, SF-36
Kütahya ilinde tip 2 diyabetes mellitus hastalarında tedaviye uyum düzeyi ve uyumu etkileyen faktörlerin incelenmesi
Diyabet(DM) hem ülkemizde hem de dünyada sıkça görülen kronik bir hastalıktır. Hem diyabet hem de komplikasyonların yönetimi sağlık harcamalarının önemli bir kısmını oluşturur. Tedaviye uyum ile komplikasyonların önüne önemli ölçüde geçilebilir. Bu araştırma Kütahya ilinde tip 2 DM tanılı hastaların tedaviye uyumunu etkileyen faktörlerin araştırılması amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın tipi kesitseldir. Araştırmanın evreni Kütahya Evliya Çelebi Eğitim Araştırma Hastanesi dahiliye polikliniğine başvuran 227 tip 2 DM hastasından oluşmaktadır. Hastalara demografik bilgilerinin ve Tip 2 Diyabet Tedaviye Uyum Ölçeği'nin (T2-DTUÖ) bulunduğu anket çalışması uygulanmıştır. Ayrıca hastaların poliklinik kontrolündeki HbA1C ve açlık plazma glikoz(APG) değerleri verileri toplanmıştır. Buradan elde edilen verilerin istatistiksel analizleri SPSS (IBM SPSS Statistics 27) adlı paket program kullanılıp yapılmıştır. Bulguların yorumlanmasında frekans tabloları ve tanımlayıcı istatistikler kullanılmıştır. Araştırmaya konu olan kişilerin yaş ortalamasının 60,20±9,61 (yıl) olduğu tespit edilmiş ve 84 kişinin (%37,0) ≥65 yaş grubunda olduğu belirlenmiştir. 135 kişinin (%59,5) kadın, 82'sinin (%36,1) fazla kilolu, 180'inin (%79,3) sigara kullanmadığı ve 220'sinin (%96,9) alkol kullanmadığı belirlenmiştir. 105 kişinin (%46,3) ilkokul mezunu, 110'unun (%48,5) çalışmadığı, 190'ının (%83,7) gelirinin giderine eşit olduğu, 214'ünün (%94,3) evli ve 205'inin (%90,3) çekirdek aile tipinde olduğu belirlenmiştir. 137 kişinin (%60,4) oral antidiyabetik(OAD) tedavi aldığı, 119'unun (%52,4) 1 kez DM eğitimi aldığı, 131'inin (%57,7) diyetisyen desteği aldığı, 96'sının (42,3) haftalık ≥3 kez yürüyüş/egzersiz yaptığı ve 95'inin (%41,8) diyabetli tanıdık/arkadaşı olmadığı belirlenmiştir. İnsülin dozu ortalamasının 2,74±1,32 olduğu, ek hastalık sayısı ortalamasının 1,93±1,07 ve toplam kullanılan ilaç sayısı ortalamasının 4,30±1,93 olduğu belirlenmiştir. Hastaların Hba1c değeri ortalamasının 8,29±1,93 ve APG ortalamasının 175,56±78,82 olduğu belirlenmiştir. Tip 2 DM tedaviye uyum ölçeği(T2 – DTUÖ) genel ortalamasının 84,25±17,09 olduğu, ortanca değerin 85, en düşük değerin 37 ve en yüksek değerin 131 olduğu belirlenmiştir. Sonuçta, genel olarak tedaviye uyum orta düzeydedir. İnsülin + OAD alanların T2 – DTUÖ genel puanları, sadece OAD alanlara göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Tedavi sadeleştikçe ve kolaylaştıkça uyum da artacaktır. Eğitim düzeyi ileri olanların, vücut kitle indeksi (VKİ) normal- kilolu olanların, DM eğitimi alanların DM tedavisine uyumu daha iyi bulunmuştur.HbA1C ve kan şekeri düzeyleri arttıkça tedaviye uyum azalmaktadır.