
1,794
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Kırsal yerleşimlerdeki geleneksel konutların farklı etnik gruplar bağlamında incelenmesi: Düzce örneği
Düzce ilinde kırsal yerleşimlerdeki geleneksel konut mimarisi çalışmalarının sınırlı olduğu görülmektedir. Günümüzde değişen yaşam koşulları, ekonomik ve teknolojik sebeplerden geleneksel yöntemlerle yapılan yapılar azalmakta ve var olan yapılarda terk edilerek kırsal mimari hızla yok olmaktadır. Düzce ili bir çok farklı etnik grubun bir arada yaşadığı bir ildir. Bu farklılar nedeniyle kırsal yerleşim yerlerinde, farklı konut örnekleri karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışma bağlamında belirlenen etnik grupların geleneksel konut mimarisindeki farklılıklar analiz edilmiştir. Böylelikle, bu çalışma ile kırsal mimari ile ilgili ileride yapılacak olan araştırmalara örnek olması ve gelecek nesillere kaybolmakta olan geleneksel konut mimarisi hakkında kaynak bırakmak amaçlanmıştır.Çalışmanın birinci bölümünde, tezin amacı, kapsamı ve sınırlılıkları, yöntemi ve konu ile ilgili kaynak araştırmalarından bahsedilmiştir. İkinci bölümde; Düzce ili hakkında tarihi, demografik yapısı, coğrafi yapısı ve geleneksel konut mimarisi bakımdan incelenmiştir. Üçüncü bölümde, seçilen dört farklı etnik grup olan Manav, Laz, Abhaza, Hemşin kültürlerinin baskın olduğu köyler hakkında genel bilgiler verilmiştir. Tez kapsamında belirlenen arazi çalışmaları ve fotoğraflandırmalar yapılmıştır. Dört farklı köy için beş adet geleneksel konut seçilerek envanter yöntemiyle kategori ve analiz edilmiştir. Dördüncü bölümde, farklı etnik gruplar hakkında elde edilen bilgiler tablolar halinde analiz edilmiş ve geleneksel konutların karşılaştırılmalı olarak incelenmiştir. Beşinci bölümde, Düzce ilinin sahip olduğu kültürel çeşitlilik ve mimari değerleri korunarak gelecek nesillere aktarılmasını sağlamak için geleneksel konut mimarisinin korunmasına yönelik değerlendirme ve önerilerde bulunulmuştur.
Samsun ili Havza ilçesi geleneksel konutlarının yapım tekniklerinin incelenmesi
Samsun ili Havza ilçesine bağlı yerleşimlerinde kültürel, sosyoekonomik ve mimari dokusu, günümüze kadar varlığını sürdürebilmiş ender yerleşimlerdendir. Bu yerleşim yerindeki mevcut özellikler, kültürel miras niteliği taşımakta ve mirasın gelecek nesillere ışık tutması gerektiği düşünülmektedir. Bu amaçla bu yerleşim sınırlarında yer alan, yapım tekniği ve malzeme kullanımı açısından özgün örnekler barındıran; Bahçelievler, Ilıca, Çakıralan, Cevizlik, Mürsel, Mesudiye, İmircik ve Paşapınarı mahallelerinden her mahalleden 5 adet geleneksel konut seçilerek toplam 40 adet konut incelenmiştir. Yakın tarihte inşa edilen betonarme yapılar tez çalışmasında kapsam dışı bırakılmıştır. Yerleşim yerleri ile ilgili fiziksel değerlendirmeler, yerinde inceleme ve fotoğraflamalar sonucu elde edilen veriler üzerinden değerlendirilmiştir. Geleneksel konutların, yapım tekniği ve malzeme, srüktürel durum, kapı, pencere, çatı ve kat adedi analizleri ile çözümlemesi yapılmıştır. Geleneksel yapım teknikleri ile yapılan Bahçelievler Mahallesi'ndeki Ali Osman Ağa Konağı'nın korunarak bu tekniklerin gelecek nesillerin de görebilmesi için söz konusu yapının ayakta kalması sağlanabilmelidir. Çalışma sonucunda; yerleşimlerde mevcut mimari doku korunarak ve geleneksel yapım teknikleri ile mevcut şartların iyileştirilmesi ortaya konmuştur. Ayrıca yaşam kalitesi arttırılarak sosyal ve fiziksel mekanın özgün kalitesi arttırılarak sosyal ve fiziksel mekanın özgün kalitesinin korunmasının sağlanması ve mevcut potansiyellere ve sorunlara koruma ilke kararları doğrultusunda uygulanabilir çözümler getirilmesinin gerekliliği ifade edilmiştir.
Akyazı ilçe merkezinin kentsel dönüşüm bağlamında yapılar açısından afet riskinin incelenmesi
Akyazı ilçe merkezinin kentsel dönüşüm bağlamında yapılar açısından, afet riskinin belirlenmesi konulu bu çalışmada; Akyazı ilçe merkezinde eski yerleşim yeri olarak ifade edilen ve deprem öncesi yapıların yoğun bulunduğu Ömercikler Mahallesinde yapılması muhtemel kentsel dönüşüm çalışmalarına referans olması açısından söz konusu alanda bulunan yapıların bir kısmı afet riski bakımından incelenmiştir. Bu kapsamda yapılacak inceleme için öncelikle sokak taraması yöntemi ile mevcut yapıların afet açısından risk durumları belirlenmiş, yapıların risk durumları öncelik durumlarına göre P25 Metodu ile puanlandırılarak sınıflandırılmıştır. Bu aşamadan sonra riskli olarak tespit edilen yapılardan ruhsatlı olanları, ruhsat eki mimari ve statik projeleri üzerinden ikinci safha incelemeler yapılarak söz konusu yapıların afet risk durumları detaylı olarak incelenmiştir. Her iki aşamada elde edilen sonuçlar sayısallaştırılmış ve riskli yapılar için sınıflandırmalar elde edildiğinden Akyazı ilçe merkezindeki mevcut yapıların afet risk durumlarının tespit edilmesine ve kentsel dönüşüm süreci açısından değerlendirilmesine imkân sağlanmıştır. Bu çalışmalardan sonra ilgili yerel yönetimlerle gerekli girişimler yapılarak ihtiyaç duyulacak diğer mahalleler ya da alanlar için de söz konusu çalışmalar yapılabilecektir. Elde edilen tüm sonuçlar Sakarya Büyükşehir Belediyesi, Akyazı Belediyesi, Akyazı Kaymakamlığı vb. kurum ve kuruluşlar ile paylaşılarak elde edilen bilgilerin toplum faydasına kullanılmasına imkân sağlanmış olacaktır.
Mimari çizim ölçütlerinin yapay zekayla kontrolü
Günümüzde, mimarlık ve yapay zekâ arasındaki ilişki büyük bir dönüşüm geçirmektedir. Yapay zekâ teknolojisi, mimarlık alanında tasarım, inşaat ve sürdürülebilirlik gibi birçok yönü etkilemektedir. Bu ilişki, yapay zekânın mimarlık alanında nasıl kullanıldığını ve bu kullanımın sektöre getirdiği avantajları ele almaktadır. Özellikle mimari konut planlarının tasarım aşamalarında, yapay zekâ ile olan ilişki giderek daha fazla önem kazanmıştır. Mimari tasarım, sadece estetik değil, aynı zamanda işlevsellik, enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik gibi faktörleri içermektedir. Yapay zekâ, bu alanlarda önemli avantajlar sunmaktadır. Tasarım optimizasyonu, kişiselleştirme, hız ve verimlilik, enerji verimliliği, topluluk ve mekân planlaması, yapısal dayanıklılık, maliyet analizi ve veri analizi gibi konularda yapay zekâ kullanılabilir. Yapay zekâ, tasarım süreçlerini optimize etmek ve en verimli planları önermek konusunda büyük bir potansiyele sahiptir. Ayrıca, müşteri tercihlerine özel planlar sunabilirken, mimari çizim süreçlerini hızlandırarak ve enerji verimliliğini artırabilir. Yapay zekâ aynı zamanda yapısal dayanıklılık, malzeme seçimi ve inşaat maliyetleri gibi unsurlarda analizler yapabilir. Bu tez çalışması, mimari konut planı görüntülerinin ön proje çizim standartlarına uygunluğunu değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu değerlendirme, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği'nin temel prensiplerinden kaynaklanan mimarlık çalışmalarında minimum gereksinimleri belirleyerek yapılmıştır. Çalışmada, Düzce Üniversitesi, Sanat, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi – Mimarlık Bölümü öğrencilerininin proje çizimlerinden elde edilen 171 eğitim ve 26 test verisi kullanılmıştır kullanılmıştır. Bu çalışma, DNN ve Resnet-50 modelleri kullanılarak geliştirilen yapay zekâ teknolojisi ile konut proje planlarının ön proje aşamasındaki çizim standartlarına uygunluğunu değerlendirmiştir. Mimari Proje Çizim ve Sunuş Standartları'ndan belirlenen ölçütlerin, bakış yönü, ölçülendirme, mahal ismi ve m², modül ve inşai akslar, tefrişler gibi alanlarda çizim standartlarına uygunluğu analiz edilmiştir.Çalışmanın sonuçları, yapay zekânın genel olarak birçok ölçütte başarılı olduğunu göstermektedir. Ancak bakış yönü ölçütünde ise belirgin eksiklikler tespit edilmiştir. Bu eksiklikler, projenin geliştirme aşamasında yapay zekânın performansının dikkatlice incelenmesini gerektirmektedir. Çalışmanın amaçalrı arasında mimarlık eğitiminde yapay zeka araçlarının kullanımının önemi vurgulanmakta ve bu araçların öğrencilerin sektörel yeniliklere adapte olmalarına ve tasarım verimliliğini artırmalarına nasıl yardımcı olabileceği üzerinde durulmuştur. Belediyelerin yapay zeka destekli kontrol sistemlerini kullanarak denetim süreçlerini daha etkin ve objektif hale getirme potansiyeli de ele alınmaktadır. Yapay zeka destekli kontrol sistemlerinin kullanımının avantajları üzerine bir akademik bakış sunmayı hedeflemektedir. Anahtar Sözcükler:Mimari Tasarım, Çizim Standartları Kontrolü, Yapay Zekâ, Yapay Sinir Ağları.
Tarihi yapıların yeniden kullanımı ve işlevlendirilmesinin mekansal algıya etkisi, Gaziantep örneği
Mekan kullanıcıyla algı yoluyla iletişime geçmekte ve sürekli etkileşim içindedir. Biri veya her ikisi de zaman içinde değişim gösterebilmektedir. Tarihi yapılar da zamanla beraber işlev geçersizliği veya yetersizliği gibi çeşitli nedenlerle kullanılmamaya başlar. Bu durumda yapılara özgün karakterini koruyarak yeni işlev verilmelidir. Tez çalışmasında, yeni işlev verilen tarihi yapılarda kullanıcının mekanlarla kavramsal, fiziksel, psikolojik ve algısal boyutta ne şekilde iletişim kurduğu araştırılmış, mekanların yeni işleviyle mekânsal algıyı nasıl etkilediği tartışılmıştır. Mekânsal algıyı oluşturan etkenler, çalışma alanı olarak belirlenen işlev dönüşümü yapılmış Gaziantep'teki iki han yapısı olan "Bayazhan" ve "Hışvahan" üzerinden incelenmiştir. Yapıldığı dönem ticaret ve konaklama amaçlı kullanılan bu yapılar yeni işlevinde çeşitli fonksiyonları içeren kullanımlara dönüştürülmüştür. Verilen aynı işlevler farklı veya benzer mekân özellikleri üzerinden fotoğraflarla desteklenerek kişisel gözlemlerle karşılaştırmalı olarak iki yapı için incelenmiştir. Bununla beraber mekânsal algıyı çeşitli kullanıcılar için belirlemeye yönelik anket çalışması yapılarak farklı iki yöntemle bulgular analiz edilmiştir. Gözlemler ve anket sonucunda yeni işlevle kullanılan bu iki tarihi yapı için mekansal algıyı etkileyen olumlu ve olumsuz yönler tartışılmış, yapılabilecek geliştirmeler konusunda önerilerde bulunulmuştur.
Sermimar sinan ve dayanıklı yapı tasarımı
Sermimar Sinan, 99 yıl yaşamıştır. Ömrünün ilk yarısını yeniçeri ocağında farklı kademelerde geçirmiştir. Bu dönemde asker olarak katıldığı seferlerde, gittiği yerlerdeki yapıları gözlemlemiş, öğrendiği bilgilerle kendine has yöntemler geliştirmiş, idarecilerin ve padişahların ilgisini çekmiştir. Başarılarından dolayı Ser Mimaran-ı Hassa yani saray mimarlarının başı ünvanına yükseltilmiş, ömrünün kalan yarısını bu ünvanla devlete hizmet ederek geçirmiştir. Osmanlı Devleti'nin egemen olduğu topraklarda çok sayıda eser bırakmıştır. Yapılarında depremlere karşı dayanıklı tasarımlar, özel harçlar, kendine has hesaplama yöntemleri, akustik kubbe tasarımları gibi sayılamayacak pek çok yeniliğe öncülük etmiştir. Osmanlı Mimarîsi'ni gelebileceği en üst seviyeye taşımıştır. Ancak Mimar Sinan'ın başarılarla dolu yaşamının ürünü olan uzun ömürlü eserler, yapım teknikleri ve yöntemleri ne Türkiye'de ne de Dünya'da yeterince bilinmemektedir. Çalışmada, literatür taraması sonucunda elde edilmiş olan bilgiler, 2018 Deprem Yönetmeliği'nin ilgili maddeleri ile karşılaştırılacak, zamana meydan okuyan Sinan yapılarının arkasında yatan nedenler ortaya çıkarılması ve ilgili araştırmacıların kulanımına sunulması hedeflenmektedir. Anahtar Sözcükler: Sermimar Sinan, Mimar Sinan, Dayanıklı yapı tasarımı.
Mimaride gestalt kuramı ve görsel algı etkisi: Düzce / İstanbul caddesi yapı cephelerinin analizi
Mimarlık eğitiminin ilk yılında verilen temel tasarım dersi, görsel algının ve görsel ifadenin geliştirilmesine yönelik uygulamalar ile bir imgenin görselleştirilebilmesi için gerekli göz, zihin, koordinasyon sağlama, anlama ve sezme becerilerine katkı sağlamaktadır. Bu bağlamda, tasarıma dair temel bilgilerin öğretildiği özgün içeriği ile mimarlık eğitiminde önemli bir yere sahiptir. Temel tasarım dersinin içeriğini oluşturan, etkili ve verimli kompozisyon oluşturmak için kullanılan tasarım öğeleri ve ilkeleri de Gestalt Kuramı'na dayanmaktadır. Bu kuramın çevremizi nasıl algıladığımız ile ilgili önermelerine dayanan tasarım ilkeleri ve estetik anlayışı bu çalışma kapsamında, tasarım eğitimi almış ve tasarım eğitimi almamış bireyler arasındaki algı farklılığını tespit etmek amacıyla mimarlık eğitimi alan öğrenciler, mimarlar ve diğer meslek grupları üzerinden araştırılmıştır. Bu amaçla yapı cephelerinin görselleri kullanılarak hazırlanan bir anket çalışması ile araştırma gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın kavramsal çerçevesini algı, görsel algı ve Gestalt algı kuramı oluşturmuştur. Çalışmanın yöntemi, literatür taraması ve anket çalışmasıdır. Araştırma alanı olarak seçilen Düzce kentinin en yoğun kullanımına ve potansiyeline sahip caddelerinden biri olan, bünyesinde birçok kamu yapılarını, işyerlerini, sosyal donatım alanlarını, kent meydanlarını ve rekreasyon alanlarını içinde barındıran İstanbul Caddesi'ndeki yapı cepheleri seçilmiştir. Anket çalışmasının evrenini (örneklem grubunu) mimarlık öğrencileri, mimarlar ve farklı meslek grupları oluşturmuştur. Anket uygulaması kapsamında sekiz farklı sıfat ikilisi olacak şekilde yedi dereceli "anlamsal farklılaşma ölçeği" kullanılmıştır. Anket uygulamasında, bireylerin belirlenen yapı cepheleri ile ilgili görsel anlamda, yapıların ve cephelerinin kendilerinde hissettirdiği etkiyi seçilen sıfat çiftleri dâhilinde değerlendirmeleri istenmiştir. Bu sayede yapı cephelerinde hangi sıfat ikililerinin ne ölçüde etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Elde edilen anket verilerine istatiksel analizler uygulanmış ve bulgular ortaya konulmuştur. Çalışmada istatiksel analizler için SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) yazılımı kullanılmıştır. Son olarak, çalışmanın amacı doğrultusunda tasarım eğitimi almış ve tasarım eğitimi almamış bireyler arasında anlamlı farklılık gösteren yapı cepheleri, Gestalt Kuramı ilkeleri çerçevesinde incelenmiştir. Bu sayede cephe algısı üzerinden mimarlık eğitiminin görsel algı özelinde farklılaşması ölçülmüştür. Elde edilen tüm bulgular literatür kapsamında tartışılmış olup sonuç ve öneri bölümü oluşturulmuştur.
İşitsel ve görsel konforun değerlendirilmesi üzerine bir araştırma: batı karadeniz'de özel eğitim anaokulu örneği
Sanayileşme ile insanlar zamanlarının büyük bir kısmını kapalı mekânlarda geçirmekte, sağlık sorunları olan bireylerde bu süre daha da artmaktadır. Bu durum dikkate alındığında, iç ortam değişkenlerinin toplum sağlığı üzerindeki etkisi öne çıkmaktadır. Çocuklar okul öncesi eğitimden itibaren zamanlarının çoğunu eğitim aldıkları kurumda geçirirler. Okul öncesi eğitimde sosyal çevre kadar fiziksel çevrenin de önemli olduğu göz önünde bulundurulunca eğitim yapısının mimari niteliği önem kazanmaktadır. Erken çocukluk özel eğitim disiplini dinamik ve Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için bilimsel araştırmalar açısından yeni bir alandır. Özel gereksinimi çocuklara yaşamlarının erken döneminde müdahale etmenin yaşamsal bir öneme sahip olduğu göz önünde bulundurulduğunda alanın nitelikli hale getirilmesinin önemi de ortaya çıkmaktadır. Eğitim yapı tasarımında özel eğitim gerektiren çocukların nörotipik bireylerden fiziksel açıdan farklılıkları dikkate alınmaktadır fakat duyusal açıdan hassasiyetleri ihmal edilmektedir. Çalışma kapsamı iç mekân konfor parametreleri olarak belirlenmiş, görsel konfor (aydınlatma) ve işitsel konfor (gürültü kontrolü) parametreleri seçilerek konu sınırlandırılmıştır. Çalışmada ilk olarak özel eğitim gerektiren çocuk ve özel eğitim yapıları araştırılarak çalışma alanı ve grubunun önemi belirtilmiştir. Ardından belirlenen bir özel eğitim yapısında iki adet derslikte sınıf içi aydınlık seviye düzeyleri ve özel eğitim yapısı çevresinde gürültü ölçümleri yapılmıştır. Çalışma sonucunda seçilen iki sınıftan birinde aydınlık düzeyinin standart değerinin üstünde, diğerinde ise standart değerinin altında olduğu belirlenmiştir. Yapılan çevresel gürültü ölçümü ile işitsel ve işitsel olmayan sağlık sorunlarına yol açabilecek ses seviyesi düzeyleri tespit edilmiştir.
Kent çeperindeki kırsal alanın dönüşümü ve kentsel morfolojik özellikleri: Düzce Şıralık örneği
Tarih boyunca insanlar farklı gerekçelere doğa olayları, savaşlar, ekonomik, siyasal vb. bağlı olarak mekânsal hareketlilik içerisinde olmuşlardır. Bu hareketlilik insanlar üzerinde olduğu kadar yerleşim yerlerinin mekânsal ve toplumsal yapısı üzerinde de etkili olmuştur. Son yıllarda ülkemizde yaşanan deprem afetlerinin ve pandemi sürecinin beraberinde getirdiği fiziksel mesafeden kaynaklı dönüşüm, yapılı çevrenin fiziksel dokusunu da etkilemiştir. Deprem etkisi ile yatay mimari taleplerinin yanı sıra pandemi etkisi ile de açık ve yeşil alanlara erişimin, yaşam için ne derece kritik bir öneme sahip olduğu anlaşılmıştır. Kentin gelişme yönü doğrultusunda konumlanan kırsal nitelikli yerleşimler "potansiyel kentsel arsalar" olarak değerlendirilebilen alanlardır. Bu sebeplerle kent merkezine yakın daha güvenlikli ve yeşil ile iç içe olan açık alanlara olan istek ile bu bölgelere olan konut taleplerinin artmasına neden olmaktadır. Artan talepler sonucunda kırsal alanlarda tarım dışı nüfus ve yapılaşma artmaktadır. Yapılaşma baskısıyla birlikte kentleşmeye başlayan kırsal alanlarda yerleşim morfolojisi de dönüşmeye başlamaktadır. Bu çalışmanın amacı, mahalle statüsü kazanmadan önce kırsal niteliğe sahip olan ve kent çeperinde bulunan Şıralık yerleşiminin deprem ve pandemi etkisi ile değişim sürecini açıklamaktır. Kırsal alan olan bu yerleşimin kent merkezine dahil olmaya başlaması ile birlikte etrafı hızlı bir yapılaşma sürecine girmiştir. Kent çeperindeki bu yerleşimde meydana gelen değişimi, kırsalın morfolojik yapısında oluşan etkileri ortaya koymak, kır karakterinin değişimine dikkat çekmek hedeflenmektedir. Kırsal nitelikli bir yerleşme olan Şıralık yerleşkesinde dört farklı morfolojik özelliğe sahip yerleşme dokusu belirlenerek, yapılaşma, sokak, kamusal mekan, parsel ve bina ölçeğinde incelenecektir. Bu şekildeŞıralık yerleşkesi örneğinde deprem ve pandemi etkisi ile oluşan yapılaşmanın kırsal dokuya ve kimliğine etkisinin değerlendirilmesi söz konusudur. Kentsel ölçekten başlayarak, bir yapı ve bir oda ölçeğine kadar okuma yapabilmeye olanak sağlayan kentsel morfoloji kavramı çalışmanın teorik altyapısını oluşturmuştur.Araştırma kapsamında kırsal yerleşmedeki yeni gelişme alanları ile mevcut yerleşim alanlarındaki morfolojik yapı detaylı olarak incelenmiştir. Bu tez kapsamında kırsal kimlikdeki değişim, sosyo-ekonomik yapısı ve kır karakteri üzerinde oluşturduğu etkileri Şıralık örneği üzerinden tartışılmıştır. Anahtar Sözcükler:Düzce Depremi, Kırsala Dönüş, Mekansal Değişim,Morfoloji
Prefabrikasyon teknolojisi ile yapı bilgi modellemesi (BIM) entegrasyonu: Türkiye örneği
Günümüzde inşaat sektörü; zaman, maliyet, kalite ve sürdürülebilirlik gibi farklı hedefler doğrultusunda değişmekte, bu süreçte prefabrikasyon teknolojileri alternatif bir üretim yöntemi olarak öne çıkmaktadır. Prefabrikasyon, yapı elemanlarının kontrollü fabrika ortamında üretilerek şantiye sahasına taşınıp monte edilmesini sağlayan endüstriyel bir inşaat sistemidir. Ancak bu üretim modelinin planlama, üretim, taşıma ve montaj süreçlerinde çok sayıda paydaşın eş zamanlı koordinasyonunu gerektirmesi; tasarım değişiklikleri, üretim gecikmeleri, iletişim aksaklıkları gibi yapısal sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu sorunların çözümünde dijital teknolojilerden faydalanılması kritik bir gereklilik haline gelmiştir. Bu çalışmanın temel amacı, Türkiye'de prefabrikasyon süreçlerinde karşılaşılan sorunları belirlemek ve bu sorunlara karşı Yapı Bilgi Modellemesi (BIM) entegrasyonunun sağlayabileceği katkıları çok yönlü olarak değerlendirmektir. Çalışma kapsamında; BIM teknolojisinin prefabrikasyon üzerindeki etkileri, sektörel farkındalık düzeyi, potansiyel faydaları ve uygulama engelleri analiz edilmiştir. Araştırma yöntemi olarak nicel analiz yaklaşımı benimsenmiş ve Türkiye Prefabrik Birliği'ne üye firmalara yönelik çevrim içi anket uygulanmıştır. Anket aracılığıyla katılımcıların demografik bilgileri, görev aldıkları prefabrikasyon süreçleri, firmalarının ölçeği ve yazılım kullanımı gibi değişkenler ile BIM'e dair görüşleri sistematik biçimde değerlendirilmiştir. Ayrıca, uluslararası BIM–prefabrikasyon entegrasyonuna dair başarılı uygulamalardan 10 örnek proje incelenerek değerlendirme yapılmıştır. Anket bulgularına göre, prefabrikasyon sürecinde en fazla sorun üretim aşamasında yaşanmakta olup; bunu depolama ve tasarım süreçleri izlemektedir. Revizyonlar, üretim gecikmeleri, tasarım hataları, ekip içi iletişim eksiklikleri gibi problemler süreç verimliliğini olumsuz etkilemektedir. Katılımcılar, BIM entegrasyonunun proje takibini geliştirme, görselleştirme ve çakışma kontrolü sağlama, revizyonları azaltma ve bilgi paylaşımını iyileştirme gibi konularda önemli katkılar sunabileceğini belirtmiştir. Bununla birlikte, eğitim ve uzman yetersizliği, yüksek yazılım maliyetleri, sınırlı sektörel talep ve düşük farkındalık düzeyi gibi engeller de BIM kullanımının yaygınlaşmasını zorlaştıran başlıca faktörler arasında yer almaktadır. Bu çalışma, Türkiye'de prefabrikasyon–BIM entegrasyonuna yönelik saha verilerine dayanan bütüncül bir analiz sunmakta; dijital dönüşüm, süreç iyileştirme ve sürdürülebilir üretim hedeflerine katkı sağlayabilecek özgün öneriler geliştirmektedir.
Yığma binalarda duvar boşluk oranlarının binanın deprem davranışına etkisi
Türkiye'de, şehir merkezlerinde klasik yığma yapıların kullanımı azalmakta, ancak kırsal bölgelerde hâlâ yaygın olarak tercih edilmektedir. 2023 yılı TÜİK verilerine göre Türkiye'deki toplam konut stokunun yaklaşık %15-20'si yığma yapılardan oluşmaktadır. Bu oran kırsal bölgelerde %30'un üzerine çıkabilmektedir. Yığma yapılar, taş, tuğla, kerpiç, briket ve ahşap gibi doğal malzemelerle inşa edilen, kendi ağırlıkları veya harç kullanılarak birleştirilen yapılardır. Tüm yapılarda olduğu gibi Türkiye, aktif fay hatlarına sahip bir ülke olduğu için yığma yapılarda deprem riski altındadır. Bu nedenle, kırsal alanlarda yaygın olan geleneksel yığma yapıların deprem performanslarının değerlendirilmesi depreme dayanıklı yapı tasarımı açısından önem taşımaktadır. Bu çalışmada, depreme maruz kalacak yığma binalarda duvar boşluk oranlarının yığma binaların deprem davranışları üzerindeki etkileri çok yönlü incelenmiştir. Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği-2018 (TBDY-2018)'in tasarım şartlarına uygun olarak 100 m² alana sahip referans bir yığma yapı planı hazırlanmıştır. Yığma yapının deprem etkisi altında ki davranışı analiz edilerek, binanın performans durumu, hasar durumu, ötelenme durumu, taban kesme kuvvetleri ve devrilme momentleri gibi parametreler incelenmiştir. Aynı bina planında duvar boşlukları, referans plana göre oransal olarak %0, %10, %20 ve %30 oranlarında artırılarak 5 farklı tek katlı yığma yapı modeli oluşturulmuştur. Bu modellerin TBDY-2018'e göre performans analizleri yapılmış, deprem kuvvetleri, taban kesme kuvvetleri, devrilme momentleri ve ötelenme miktarları gibi parametreler belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar, referans bina modeliyle karşılaştırılmış ve depreme dayanıklılık açısından en uygun model belirlenmeye çalışılmıştır. Sonuç olarak, yığma yapılara etki eden deprem kuvveti açısından %0 duvar boşluğu olan yapının karşıladığı taban kesme kuvveti referans alındığında, %10 duvar boşluklu yapının taban kesme kuvvetine karşı direncinin yaklaşık %9,26 oranında azaldığı, %20 duvar boşluklu yapıda yaklaşık %28,56 oranında azaldığı, %21,4 duvar boşluğu olan referans yapıda yaklaşık %31,52 oranında azaldığı ve %30 duvar boşluğu olan yapıda ise yaklaşık %34,69 oranında azaldığı görülmüştür. Yapılan tüm analiz ve diğer hesap sonuçları tezin ilgili bölümlerinde detaylı olarak verilmiştir. Yığma yapı modellerinin Deprem analizleri STA4-CAD programı kullanılarak yapılmıştır. Tasarım özellikleri ve deprem analiz sonuçları, kırsal bölgelerde yapılması planlanan yığma yapılar için olası modeller olarak sunulmuştur. Bu model sonuçlarına göre tasarlanan yığma yapıların deprem etkisi altında ki davranışlarının nasıl olabileceği konusu ile ilgili fayda sağlayacağı düşünülmektedir.
Mimari cephe tasarımında malzeme ve renk kullanımının kullanıcı algısı üzerine etkilerinin değerlendirilmesi: Ankara-Çankaya örneği
Binaların dış yüzü olan mimari cepheler, tasarımları ile kullanıcı ve kent arasında iletişimin kurulduğu ilk yer olup bir arayüz olarak değerlendirilmektedir. Mimari cephe tasarımında boyut, biçim, ölçek gibi parametrelerle birlikte en az bunlar kadar önemli yeri olan renk seçimi de binanın dış kabuğunu oluşturulan en önemli bileşenlerdendir. Son yıllarda, hızla artan nüfus ve kentlerin göç alması sebebiyle kentsel yapı ve bina tasarımları da yeni ihtiyaçlara göre değişmektedir. Bu değişiklikten renk faktörü de etkilenmektedir. Bu durumda malzeme, ürün, kullanıcı ve tasarımcı etkili olmaktadır. Bu çalışmada kullanıcı algısına göre tercihlerinin nasıl değiştiğinin, belirlenen çalışma alanları üzerinden incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla farklı konut ve konut grubu tasarımlarından Ankara ilinden üç örnek belirlenerek analiz edilmiş ve karşılaştırılmıştır. Çalışma alanı Türkiye'nin ilk toplu konut örneği 1940'larda planlanmış olan Saraçoğlu Mahallesi, Yeşiltepe blokları projesi ve günümüze yakın bir zamanda, 2015 sonrası planlanmış olan Merkez Ankara projesi konutlarından oluşmaktadır. Bu bağlamda seçilen örneklerin cepheleri incelenerek biçim, malzeme, doku ve renk üzerinden sorular hazırlanmış, ilgili projelerin cepheleri dijital olarak görselleştirilmiş ve anket çalışması ile desteklenerek insanların cephe tercihleri cephe tasarımı, uyumluluk, doluluk-boşluk, algı ve malzeme konusunda ilk görüşteki algıları üzerinden incelenmiştir. Çalışma sonunda elde edilen sonuçların kullanıcı algısını anlamada ve ileride konut ve konut grubu tasarımında cephe tasarımına ilişkin bir değerlendirme aracı olacağı öngörülmektedir. Benzer alan çalışmaları farklı bağlamlarda yapılması tasarımcıların ve kullanıcıların karar verme aşamasında ölçülebilir sonuçlar elde etmelerini sağlayabilecektir.
Enerji etkin kampüs tasarımının yapı bilgi modellemesi tabanlı morfolojik analizi: Düzce Üniversitesi araştırma hastanesi bölgesi
Küresel ölçekte artan kentleşme ile birlikte enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik kavramları kentsel tasarım süreçlerinin önemli bileşenleri olarak kabul edilmektedir. Özellikle karmaşık ve çok fonksiyonlu yapı kümelerinden oluşan üniversite kampüsleri, enerji tüketiminin optimize edilmesi ve çevresel sürdürülebilirliğin sağlanması açısından kritik çalışma alanlarından biridir. Bu bağlamda, kampüslerin mekansal organizasyonunu belirleyen kentsel morfolojinin, enerji performansı üzerinde önemli etkiler oluşturduğu öne sürülmektedir. Bu çalışmanın temel amacı, enerji etkin kampüs tasarımında morfolojik özelliklerin rolünü Yapı Bilgi Modellemesi (BIM) tabanlı analizlerle bütüncül ve sistematik olarak değerlendirmektir. Çalışmada, öncelikle kent morfolojisi ve enerji etkin tasarım kavramları kapsamlı bir literatür taramasıyla ele alınmış, ardından BIM platformları üzerinden parametrik ve simülasyona dayalı analiz yöntemleri kullanılarak morfolojik parametrelerin kampüs enerji performansı üzerindeki etkileri incelenmiştir. Bu çerçevede, BIM tabanlı yazılım araçları kullanılarak gerçekleştirilen analizler kapsamında, kampüs alanlarının güneşlenme, gölgeleme, rüzgar dinamikleri, mikroklima ve gün ışığı dağılımları değerlendirilmiş, enerji verimliliği açısından optimize edilmiş morfolojik düzenlemeler önerilmiştir. Araştırma bulguları, kampüs ölçeğinde morfolojik kararların, enerji etkinliğini belirleyen çevresel koşulları anlamlı biçimde etkilediğini ve BIM tabanlı analiz araçlarının bu etkileri görünür kılarak tasarımcılara yol göstermede etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Spesifik olarak, araştırma bulguları, kampüs ölçeğinde, yapıların yönlenmesi, yoğunluk ve kompaktlık oranları, açık yeşil alan kullanımı, yüzey-hacim ilişkileri gibi morfolojik parametrelerin enerji tüketimini belirgin biçimde etkilediğini ortaya koymaktadır. Araştırma sonuçlarından hareketle, tasarımcılara, planlamacılara ve karar vericilere yönelik bir dizi politika önerisi sunulmaktadır.
Çağdaş cami tasarımlarına yönelik kullanıcı algısı
Bu çalışmada, özgün mimari arayışları olan 21. yüzyıl cami örnekleri üzerinden anket yoluyla, genç cami kullanıcılarının çağdaş camilere yönelik düşünceleri saptanmaya çalışılmıştır. Tezin ana eksenini oluşturan deneysel çalışmanın amacı, genç cami kullanıcılarının cami algısını ve camilerle ilgili beklentilerini ölçmektir.Çalışmanın kuramsal araştırma bölümü kapsamında, günümüz cami mimarisi yaklaşımları ve bunlar çevresinde geliştirilmiş olan söylemler üzerinde durulmuştur. Bu bölümde kısaca, tarihsel süreç içinde cami mimarisinin oluşumu ve farklılaşmaları özetlenmiş, mimarlıkta algı, toplumsal bellek kavramı ve rasyonalizm olguları ise temel prensipleri bazında ele alınmıştır.Tezin deneysel çalışma kısmında, çalışmanın özgün kabulünü oluşturan 4 cami tipolojisi; 1) Gelenekselin taklidi kubbeli cami, 2) Gelenekselin yorumlandığı kubbeli cami, 3) Prizma biçimli cami ve 4) Özgür biçimli cami şeklinde ayrıştırılarak, bu tipolojilerden 10 örnek seçilip, seçilen örnekler üzerinden, genç cami kullanıcılarının çağdaş cami tasarımlarına yaklaşımları anket tekniği ile ölçülmüştür. Böylece, bu grubun günümüz cami tasarımı yaklaşımlarına yönelik beğenileri anlamında mimari platformda bilgi temeli oluşturulması hedeflenmiştir.Çalışmada, gelenekselin yorumlandığı kubbeli camilerin genç cami kullanıcıları tarafından anlamlı bir biçimde diğer tipolojilerden daha olumlu değerlendirildiği, kubbenin cami tipolojilerini ayrıştırmada etken bir eleman olduğu, tüm tipolojiler bağlamında ise ferah ve aydınlık iç ortamların cami tasarımlarına yönelik beğenide en önemli değişken olduğu saptanmıştır. Bunlara ek olarak, katılımcıların gündelik hayatlarında cami kullanma sıklıkları ve cinsiyetlerinin cami tasarımlarına yönelik beğenilerinde etkin rol oynamadığı, buna karşılık kullandıkları medya ortamlarının sınırlı ölçüde de olsa beğenide bir etken olduğu bulgulanmıştır.
Çok katlı ofis yapılarında camlı yüzeyin ısıl performansının arttırılmasına yönelik iyileştirme alternatiflerinin irdelenmesi
Yüksek kullanıcı yoğunluğu ve ekipmana sahip, giydirme cepheli, çok katlı ofis binalarının enerji tüketim profili diğer bina tiplerine oranla daha fazladır. Ofis binalarının camlı yüzeylerinin ısıl performanslarının iyileştirilmesi, enerji performansının arttırılmasında büyük rol oynamaktadır.Tezin amacı, mevcut bir ofis binasında optimum cephe kabuğunun oluşturulması yoluyla binanın ısıl performansının arttırılarak, enerji tüketim bedelinin azaltılabileceğini kanıtlamaktır. Bu sebeple Ankara'da yer alan, ısıl performans açısından zayıf, kullanımda olan çok katlı bir ofis binası ele alınmış, cephede kullanılan farklı iyileştirme tekniklerinin bina enerji performansına etkisi Design Builder simulasyon programı yardımı ile etüd edilmiştir. Program çıktılarından yola çıkılarak mevcut binaya göre yıllık enerji tüketiminden elde edilen kâr hesaplanmıştır. İlk yatırım bedeli geri ödeme süresi hesabı ile yapılacak yatırımın kaç yılda karşılanacağı belirlenmiştir. Elde edilen sonuca göre kurgulanan iyileştirme tekniğinin uygulamasının anlamlı olup olmadığı tartışılmıştır.Tezin sonucunda, ilk yatırım bedelini 10 yılda karşılayan, yıllık enerji tüketim maliyetini % 34,37 oranında azaltarak maksimum ısıl performansı yakalayan, yapının güneybatı cephesinde kurgulanan çift kabuğun önerilmesine karar verilmiştir. Seçilen çift kabuğun yapıya nasıl entegre edileceği aşama aşama üç boyutlu çizimler halinde anlatılmış; sistem ve nokta detayları ile desteklenmiştir. Böylece getirilen önerinin uygulanabilirliği kanıtlanmaya çalışılmıştır.
Toplu konutlarda yaş gruplarına göre kullanıcı memnuniyetinin incelenmesi: Konya-Bosna Hersek mahallesi örneği
Konya?da imar planları değişikliği ve ekonomik gelişmeler ile birlikte son 20 yılda büyük miktarda konut yapılaşması bulunmaktadır. Bu gelişim en fazla İstanbul Yolu aksında gözlemlenmektedir. Bu bölgede kooperatifler, bireysel yükleniciler ve TOKİ aracılığıyla geniş konut alanları oluşmuştur. Yeni konut alanlarının açılmasıyla çarpık kentleşme kontrol altına alınarak, artan konut ihtiyacına cevap vermektedir. Ancak nicelik yönünden konut sorunu çözülmüş görünse de, nitelik yönünden kullanıcıların ihtiyaçlarını tam anlamıyla karşılamamaktadır. Bu yapılaşmanın sonucunda bu bölgedeki konutların sadece barınma fonksiyonlu olduğu, konut dışı işlevsel ve estetik kentsel donatıların eksik olduğu, barınma dışı gereksinmeler için kullanıcılar, kent merkezine gitmekte veya yeni oluşmaya başlayan yürüme mesafesi dışındaki bu donatılara zorlukla ulaşıldığı gözlemlenmiştir. Gözlenen ikinci problem; konut binalarının tip proje olarak uygulanmasından dolayı yön ve adres bulmada güçlüklerle karşılaşılması, cadde ve sokakların benzer şekilde tekrar etmesidir. Bu problemlerin analiz edilmesi amacıyla İstanbul Yolu aksındaki yoğun yapılaşmaların içerisindeki tipik örneklerden Bosna Hersek Mahallesi seçilmiş, bu bağlamda iki aşamada analiz yapılmıştır. vBirincisi konut dışı kentsel donanımlar yerleşim planı üzerinde mevcut durumu tespit edilmiştir. İkincisi tip proje uygulamalarının getirdiği ?kentsel görsel algı? analizleri yapılmış, yöntem olarak Kevin Lynch?in önerdiği kentsel elemanların varlığı ve başarısı ölçülmüştür. Bu analizleri takiben, seçilen konut kullanıcılarına, yaş gruplarına göre anket çalışması yapılmıştır. Anketteki sorular yukarıda belirtilen iki problem alanına bağlı olarak gruplanmıştır. Tez çalışmasının sonucunda, farklı yaşgruplarındaki kullanıcılar için konut dışı fiziksel gereksinmelerin önceliklerinin değiştiği gözlemlenmiştir. Yol bulma, adres tanımlama bağlamında, bina tip tekrarındaki olumsuzlukların giderilmesi amacıyla estetik ve kentsel donanımların tüm kullanıcılar tarafından talep edildiği gözlemlenmiştir. Bilim Kodu : 801.1.024 Anahtar Kelimeler : Toplu Konut, Kullanıcı Memnuniyeti, Yerleşim Sonrası Değerlendirme Sayfa Adedi : 89 Tez Yöneticisi : Yrd. Doç. Dr. M. Tayfun Yıldırım
Kent ve mimarlığın stratejik taktik ve operasyonel düzeylerde tartışılması
Teknolojinin hızla gelişmesi, dijital tabanlı tasarım yöntemlerinin sınırlarının genişletilmesi, farklı üretim modelleri ve yeni mekan alternatiflerinin hızla üretilmesi, kentlerin ve gündelik yaşam pratiklerinin, hızlı dönüşümünü başlatır ve güçlendirir. Kentlerde, biçimsel olarak yaşanan bu dönüşüm, aynı zamanda, sosyo-psikolojik ve sosyo-kültürel anlamda, bir değişimi hızlandırır. Modernizmle birlikte gelen yabancılaşma, yersizleşme kavramlarının metropol kentlerle birlikte gelişmesi, kentlerin sosyal/psikolojik değişiminin sonucudur. Biçimsel anlamda da yeni mekan arayışları, kuramsal alanda ve pratik alanda karşımıza çıkmaktadır.Bir mimari probleme/duruma karşı, bugün, "pozisyon alınmalı"dır. Günün değişen ve dönüşen yapısı ile mücadele etmek için, "alternatif/yaratıcı fikirler ve stratejiler" üretilmeli; kentlerin dönüşüm ve yenileme sürecine katkı sağlayabilecek alanlarda tasarımlar geliştirilmeli; biçimsel tasarımın önerilmesinden ziyade, kentsel planlamanın stratejisini/metadolojisini/kuramsal alt yapısını oluşturmak amaçlanmalıdır. Bu anlamda, kentsel/mimari tasarımın geleceğini öngörebilmek için, bugün, bitmiş projeler ya da çalışmalar sunmanın yerine stratejiler geliştirmenin, stratejik planlamanın önemi vurgulanmalıdır.Çağımızda gerçekleşen her türlü değişim ve dönüşüm, mimarlık pratiğini doğrudan etkilemekte olup, bu değişim ile baş etmenin yollarından birisinin de, mimari tasarıma, tasarlama ve representasyonuna stratejik yaklaşılması ve taktikler geliştirerek tasarım stratejilerinin oluşturulması; bu taktik ve stratejik kararların da operasyona dönüştürülmesinin sağlanması olduğu düşünülmektedir.Bu tez kapsamında, kavram olarak strateji, mimarın ve paydaşlarının elindeki bir tasarım aracı iken, taktikler ise, mimarın stratejilere ulaşmak için kullandığı araçlar olup, aynı zamanda, kent kullanıcısının zaman içerisinde geliştirdiği kamusal alanı kullanma biçimleridir. Kavramsal olarak operasyon/operatif olan ise, tasarım sürecinin ve mekanı tarifleyecek eylemin tasarlanması ve tasarımın eyleme geçirilmesidir.Günümüzde "Stratejik Mimarlık" başlığı altında tartışılan "mimarlıkta stratejik planlama ve tasarlama" açılımlarının geliştirilmesi yönünde çalışmalar yapılmalıdır. Bu çalışmada, günümüz kentlerinin kontrolsüz, önü alınamaz şekilde, biçimsiz ve içerikten yoksun, kendi halinde gelişmesi ile mücadele etmenin, salt stratejik tasarlama ile yapılamayacağı öngörülmektedir. Eksik kalan stratejik planlama ve tasarlama çalışmalarının tamamlanması ve geliştirilmesi için, yeni kentsel tasarlama taktikleri geliştirerek, geleceğe dönük stratejileri daha özgün ve başarılı kılacak operatif yaklaşımların geliştirilmesinin gerekliliği vurgulanmalı; stratejik, taktik ve operatif düzeylerde kent ile mücadele edilmeli; kente müdahalenin bu bağlamda tartışılması gerektiği benimsenmelidir.Anahtar Kelimeler : Stratejik, taktik, operatif, kentsel gelişim düzeyleri
Mimari tasarım stüdyosunun deneysel mimarlık anlayışı doğrultusunda kurgulanması
Deneysel Mimarlığın, mimarlıktaki eğitsel etkisini gündeme getiren bu çalışma, deneysel anlayışla yürütülen mimarlık etkinliklerinin mimarlık ortamının gelişiminde önemli rol oynadığını ileri sürer. Mimarlık ortamının gelişiminin sürdürülmesinde, Deneysel Mimarlığın sürekli bir eğitim ortamı sağladığını savlar. Bu sav doğrultusunda, Deneysel Mimarlığı mimarlık eğitimi bağlamında mimari tasarım stüdyoları özelinde ele alır. Mimarlık eğitiminin merkezinde bulunan mimari tasarım stüdyosunun Deneysel Mimarlık anlayışı doğrultusunda kurgulanmasının, eğitimin etkinliğini nasıl arttırdığını ve mimarlık ortamının gelişimine nasıl katkı koyduğunu ortaya çıkarmayı amaçlar. Bu amaca yönelik olarak, Deneysel Mimarlığa ilişkin kapsamlı bir bilgi altyapısı oluşturur. Söz konusu bilgi altyapısı, deneysel mimarlığın kavramsal yapısına ilişkin araştırmaları, pratik ve akademik ortamdaki deneysel mimarlık etkinliklerine ilişkin incelmeleri ve deneysel mimarlık anlayışıyla işleyen mimari tasarım stüdyolarının kurgularına ilişkin irdelemeleri kapsar. Bu bilgi altyapısının oluşumu boyunca yapılan araştırmalara, incelemelere ve irdelemelere referansla, tez temel olarak mimari tasarım stüdyosunun deneysel mimarlık anlayışı doğrultusunda geliştirilmesinin gerekliliğini tartışır. Bu tartışmanın sürekliliğinde ise, Deneysel Mimarlık anlayışıyla işleyen bir mimari tasarım stüdyosu kurgusu oluşturulmasına yönelik öneriler ortaya koyar. Bahsi geçen önerilerin geliştirilmesi ise, Gazi Üniversitesi Mimarlık Bölümü'nde çalışmalarını sürdüren Atölye 1 ile etkileşim içinde gerçekleştirilir. Tezde oluşturulan bilgi altyapısına ve Atölye 1'in stüdyo kurgusuna referansla, Deneysel Mimarlık anlayışla işleyen bir stüdyonun içeriğine, know-how üretimine, sürecine ve ürünlerine ilişkin kurgular ele alınır.
Düzlemsel panel elemanlarla üretilen geçici yapılarda geometrik modellemelerle mekân çözümlemeleri
Bu tezde, düzlemsel panel elemanlarla üretilen geçici yapılarda geometrik modellemelere göre mekân çözümlemelerinin araştırılması yapılmıştır. Kullanıma ait uygun mekânları oluşturabilmek, ön üretime dayalı panel elemanlarla üretilecek geçici yapıların önemli bir özelliğidir. Standart yapıdaki panellerle, değişik kullanımlara ait uygun mekânsal çözümlenmelerin elde edilebilmesi, yapının kullanım aşamasında değişik geometrik modellemelere ait gerekli performansı göstermesi bakımından önemlidir. Tez kapsamında farklı işlevsel özelliklerdeki yapı tiplerinde, farklı kullanımlara göre mekânların modellemeleri yapılacaktır. Aynı tip panel elemanlarla ve optimum ölçüler göz önünde tutularak bu değişik mekânların nasıl üretilebileceği, tezden hedeflenen amacı oluşturmaktadır.Anahtar Kelimeler : Panel elamanlar, geçici yapılar, geometrik modellemeler
Mimarlık eğitiminde tasarım sürecinin geliştirilmesi yönünde bir yöntem arayışı
Diğer disiplinlerden farklı olarak mimarlık eğitimi ile bu eğtimin temelini oluşturan mimari tasarım sürecinde bireye kaynağını insan yaratıcılığından alan `tasarım' kavramı üzerine yoğunlaşan `Mimari Tasarım Yapabilme' yeteneğinin kazandırılması amaçlanmaktadır. Dolayısıyla tez, mimari tasarım eğitiminde rol alan üç temel olgu üzerinde kurgulanmıştır. KİŞİ-SÜREÇ-ÜRÜN ile ifade edilen bu olgu ile KİŞİ, Kolb'un Deneyimsel Öğrenme Teorisine göre analiz edilmiş ve bireyin öğrenme biçimi belirlenmiş, SÜREÇ, O'Neill ve Shallcross'un Beş Aşamalı Duyarlıklı Düşünce Modeli ile incelenmiş, ÜRÜN ise bu tasarım süreci sonunda elde edilen tasarım ürünün yaratıcı niteliği sorgulanmıştır. Mimarlık Bölümü lisans ilk yıl lisans öğrencileri ile başlayan bu çalışma, aynı bireylerin ikinci sınıftaki süreçlerinin de izlenmesi ile son bulmaktadır. Mimari tasarım eğitiminde verilen ilk yıl lisans eğitiminde amaçlanan, sorgulayan eleştirel düşünme becerisine sahip, üç boyutlu düşünebilme, algılama ve ürettiği düşünceyi somutlaştırabilme becerisine sahip bireyler yetiştirmektir. Tasarım eğitimi ile birlikte bu bireylere, `tasarlama eyleminin nasıl öğrenileceğini öğretmek' ise tasarım stüdyolarında gerçekleşmektedir. Bu çalışmada tasarım sürecini yaratıcı problem çözme eylemi olarak ele alan bir yaklaşımla farklı öğrenme biçimlerine sahip bireylerin tasarım stüdyolarındaki farklı müfredatlardaki tasarım süreci tavırları incelenmiş ve bu tavırların süreç sonunda elde edilen ürün ile ilişkisi olup olmadığına bakılmıştır. Aynı bireylerin mimari tasarım eğitiminin hem birinci sınıf hem de ikinci sınıftaki tasarım süreci davranışları incelenmiştir. Bireyin İkinci sınıftaki tasarım süreci davranışı ise Beş Aşamalı Duyarlıklı Düşünce Modeline göre analiz edilmiştir. Araştırma sonunda elde edilen bulgulara göre, bireyin tercih ettiği öğrenme biçimi ile tasarım süreci tavırları arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Tasarım süreci ürün arasındaki ilişkiye bakıldığında ise, farklı tasarım süreci tavırları gösteren bireylerin aynı nitelikte tasarım ürünü elde edebildiği ve aynı zamanda aynı tasarım süreci tavırları sergileyenlerinde farklı tasarım ürünü elde edebildikleri görülmektedir.Anahtar Kelimeler:Kolb'un Deneysel Öğrenme Teorisi, Mimari Tasarım Süreci, O'Neill ve Shallcross'un Beş Aşamalı DuyarlıklıDüşünce Modeli, Yaratıcılık
Yapı üretiminde iş sağlığı ve güvenliği risk yönetimi
Mimarlık sanatında tasarım sürecinin hazırlayıcısı ve yöneticisi olan insan, düşünsel faaliyetlerini sunmak, ifade etmek, yapım sürecine hazırlamak ve nihayetinde yapımını sağlamak için teknolojinin imkanlarını sonuna kadar kullanmaktadır. Teknolojinin ışığında strüktürel gelişmelerin verdiği imkanlar, malzeme niteliklerinde yaşanan gelişmeler ve üretim sisteminde yaşanan gelişmeler ile birlikte, her geçen gün daha kapsamlı ve yapım süreleri giderek kısalan projeler üretilmeye başlanmıştır. Sektörün büyümesi, teknolojinin gelişim hızı, makineleşme, sanayileşme ve kimyasal maddelerin kullanımında yaşanan gelişmeler, yapı üretiminde çalışanların bir takım sağlık sorunları riskini de beraberinde getirmektedir.Bu nedenle, yapı üretim sürecinde iş sağlığını korumak ve muhtemel iş kazalarının önüne geçebilmek için düzenlemeler yapmak, yapılan düzenlemeleri ve uygulamaları gelişmelere paralel olarak sürekli iyileştirmek gereği doğmuştur. Üretim sürecinde bu kapsamda yürütülen çalışmalar bütünü ?iş sağlığı ve güvenliği? başlığı altında toplanmaktadır.Ülkemizde İSG uygulamalarının gereklilikleri, anayasamızın çalışma hayatı ile ilgili olan 48, 49 ve 50 maddeleri gereğince ilgili kanunlar ile düzenlenmiştir.Düzenlenen kanunlar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından hazırlanan yönetmelikler ile uygulamaya konmuştur. Bu kanun ve yönetmelikler yapı üretim sürecinin bir parçasını teşkil eden İSG uygulamalarının yasal temelleri olarak ele alınmaktadır.Yürütülen bu çalışmada; yapı üretim sürecinde İSG uygulamaları, karşılaşılan sorunlar ve alınacak önlemler hakkındaki konular, ilgili kanun maddeleri ve bakanlıklar tarafından hazırlanan ilgili yönetmelikler ışığında değerlendirilmeye çalışılmıştır. 20 / 6 / 2012 tarihinde kabul edilen ve 30 / 6 / 2012 tarihinde Resmi Gazete? de yayınlanarak yürürlüğe giren 6331 sayılı İs Sağlığı ve Güvenliği Kanunu İSG uygulamalarının esasını teşkil eder. Yapı üretim sürecinde iş sağlığı ve güvenliği konusu, kapsamı çok geniş olan ve yaşanan gelişmeler ile sürekli yenilenmesi gereken bir konudur. Konu üzerinde yüksek lisans ve doktora aşamasında çokça akademik çalışma yapılmıştır. Çalışmaları yapısal olarak incelediğimizde, İSG faaliyetlerinin sosyal ve ekonomik yönleri, kaza sonuçlarının analizleri, uygulanan faaliyet yöntemleri konularını ağırlıklı olarak görüyoruz. (Ek -4. 2010 - 2012 Yılları Arası İSG Konuları Hakkında Tez Çalışmaları).İSG uygulamaları hakkındaki bu çalışmamızda ise, İSG uygulamalarının ilgili kanun ve yönetmelikler temel alınarak incelenmesine önem verilmiştir. Bunun nedeni mimarlık sanatının yapı üretim sürecinde her geçen gün daha önemle yer alması ve bu konuda görev yapanların son derece önemli yasal yükümlülükler taşımasıdır. Anahtar Kelimeler : İş sağlığı ve güvenliği, yapı üretim süreci
Müze tasarımında ortaya çıkan kriterler
Bu çalışmada, müze mimarisinin ve müzeciliğin değişim süreci ve bu süreci etkileyen faktörler, Müzeler Çağı olarak adlandırılan ve müze sayısında artışın yaşanmaya başlandığı dönem olan 19. yüzyıldan başlanarak 19. yy, 20. yy ve 21. yüzyılda ziyaretçi sayıları ile öne çıkan müzeler üzerinden incelenmektedir. Müzelerin ve müze mimarisinin geçirdiği değişimi daha iyi analiz etmek için, 19. yüzyıla kadar olan müzelerin tarihsel sürecine kısaca yer verilmiştir. The Art Newspaper / Sanat Gazetesi? nin düzenlediği 2011 yılında en çok ziyaret edilen 100 müzenin yer aldığı listeye göre, sayıca fazla olması ve ilk sıralarda yer alması nedeniyle Avrupa müzeleri üzerinden analiz çalışmaları yapılmıştır. 19. yy, 20. yy ve 21. yy müzelerinden 3?er örnek seçilip halka açıldığı tarihler baz alınarak bu müzeler kronolojik sıralamaya göre; ? tarihsel süreci, ? konum ve kent ölçeğindeki yeri, ? mimari biçimlenme ve mimari üslup, ? mekansal organizasyon, ? yapım teknolojisi ve malzeme başlıkları altında incelenmiştir. Her bir müze ayrıntılı bir şekilde incelendikten sonra karşılaştırmalı analiz tabloları oluşturularak incelenen müzelerin benzerlikleri ve farklılıkları ortaya konulmuştur. Sonuç ve değerlendirmeler bölümünde ise, analiz tablolarından yola çıkarak incelenen müzelerin değerlendirilmesi yapılmış ve giriş bölümünde belirlenen hipotezler sınanarak öneriler geliştirilmiştir.
Ankara Yahudi Mahallesi Birlik Sokak ta bulunan Ankara Sinagogu ile Albukrek ve Araf konutlarının 19.yy Osmanlı batılılaşması bağlamında incelenmesi
Avrupa?da 18. yüzyılın sonunda Sanayi Devrimi ile başlayan reformist hareketler, farklı etnik kökenlere sahip toplulukların yönetici halkla eşit haklara sahip olması ile sonuçlanmıştır. Aynı dönemde Avrupa?ya denk bir gelişimin gözlenemediği Osmanlı Devleti?nde ise; Batı?nın baskısından çok devletin kendi iç dinamiklerinin zorunlu kıldığı, geleneğin yanında batılı modellerin tercih edildiğiBatılılaşma olgusu ortaya çıkmıştır. Pazar arayışında olan Avrupa?nın gerileyen Osmanlı?nın iç işlerine karışabilmek için öne sürdüğü eşitlik ilkesi, yayınlanan fermanlar ile uygulanmaya başlamış ve zaten Millet Sistemi ile özerk olarak yaşayan azınlık gruplar Müslümanlar ile eş haklara sahip olmuştur. Bu bağlamda 19. yüzyıl, Avrupa ve Osmanlı?da azınlık olarak yaşayan Yahudilerin, kazandıkları hakları mimari alanda da ifade edebilecekleri önemli bir dönem olmuştur. Çalışmanın amacı, Batılılaşma olgusu ile değişen sosyo-ekonomik, kültürel ve demografik verilerin mekana olan yansımalarının, 19. yüzyılda yapılan Ankara Sinagogu ile karşısındaki Araf ve Albukrek konutları üzerinden okumaları yapılarak, Ankara?da yaşayan Yahudi Cemaatinin Osmanlı Batılılaşması veya Batılı etkenlere karşı nerede konumlandığının tespit edilmesi olmuştur. Bu bağlamda çalışma kapsamında, tarihsel bir süreklilik içerisinde tanımlanan Yahudi Kimliği ile sınıflandırılan Yahudi Mimarlığının oluşturduğu genel çerçevede Ankara Sinagogu ve karşısındaki konutlar, Osmanlı ve Batı?daki örnekler ile karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Tez çalışmasında sonuç olarak, 19. yüzyıl sonunda Ankara?da yaşayan Yahudi cemaatine ait mimari eserlerde, kentle kurulan ilişki, cephe düzeni ve bezeme özellikleriyle batı etkisinin; koruduğu mekânsal nitelikler ve mekân örgütlenmesi ile gelenekçi bir tutumun varlığı tespit edilmiştir. Ankara Yahudilerinin bu tutumu, hızla Batılılaşan diğer gayrimüslim toplulukların tavrından farklılaşmakta ve Osmanlı?nın daha çok Müslüman tebaası için geçerli olan ihtiyatlı batılılaşma olgusuna yakın bir duruş sergilediğine işaret etmektedir.
Konut enerji verimliliği performans analizi için dinamik bir simülasyon modeli
Bina tasarımında, etkili bir karar verme sürecinin oluşabilmesi için, mimarlık, inşaat mühendisliği, elektrik ve makine mühendisliği, peyzaj mimarlığı gibi farklı disiplinlerin aynı mekanizma içinde yer alması gerekir. Nitekim bu disiplinlerin bir planlama mekanizması olmadan entegrasyonu kolay değildir. Bu noktada, proje yönetimi, yeni bina yapımı ve yenileme projelerinde, hangi politikanın tercih edilebilir olduğu ve doğru politikaya karar verme mekanizmalarını yöneterek farklı disiplinlerin bir bütünlük içinde olmasını sağlar. Bina inşaat sektöründe ani değişimler diğer alanlara kıyasla daha fazla riski beraberinde getirir. İnşaat sektöründeki bu belirsizliklere karşı farklı yaklaşımlarda ve çözüm önerilerinde bulunmak da kaçınılmaz bir hal almaktadır. Karmaşık projelerdeki anlık değişimleri ve riskleri öngörerek bu değişimlere zamanında müdahale edebilmenin en etkili yöntemlerinden birisi simülasyon modelleme tekniği olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye'de yeni binaların tasarımı veya eski binaların izolasyonu dışında, mevcut binalarda enerji verimliliği uygulaması yaygın değildir ve bu konuda yeni planlama çalışmaları yapılmalı ve uygulanabilir politikalar geliştirilmelidir. Bu nedenle araştırmada, bütüncül bakış açısıyla, var olan bir bina yapım projesini anlamaya ve simülasyon modelleme yöntemiyle proje dinamiklerini analiz etmeye olanak tanıyan "sistem dinamikleri" yaklaşımı ele alınmıştır. Sistem dinamikleri yaklaşımı, projelerde ayrıntılı bileşenlerden oluşan modelleri gerektiren geleneksel yöntemleri reddetmekte ve dinamiklerin davranış modları, geribildirim ilişkileri ve stok-akış diyagramları üzerine odaklanmaktadır. Tezde, sistem dinamikleri metodolojisini bir durum çalışmasıyla uygulayarak, bina yapısı ve yenileme eyleminin ve aynı zamanda kullanıcı davranışının temel alındığı bir konut binasının enerji verimliliğini artırmak amaçlanmaktadır. Sistemin davranış ve risklerini doğru bir şekilde kontrol edebilmek için de, bina enerji verimliliği sistemine etki eden parametreler arasındaki ilişkiler üzerinde durulmaktadır. Aynı zamanda simülasyon ile, önerilen enerji verimliliği politikalarının incelenmesi ve politikaların uygulanabilirliğinin değerlendirilmesi sağlanmaktadır. Araştırmada sonuç olarak, sistem dinamikleri simülasyon modelleme yönteminin işlevselliği, yapıda değişikliklere sebep olan parametrelerin stok-akış diyagramındaki durumunun analiz edilmesi ve buna bağlı olarak konut enerji verimliliği uygulamaları için önerilen senaryoların değerlendirilmesi öngörülmektedir. Anahtar Sözcükler: Isıl konsept, Konut enerji verimliliği, Senaryo analizi, Simülasyon modelleme, Sistem dinamikleri.
Oditoryumlarda akustik performansın iyileştirilmesine yönelik tasarım parametrelerinin geliştirilmesi ve bir örneklem
Dünya?nın doğal kaynak varlıklarının hızla tükenmesi ve yaşanmakta olan küresel ekonomik krizler nedeniyle, son yirmi yılda, Dünya literatürüne hacim akustiği alanında katkı sağlayan araştırmacıların hedefinin, farklı işlevlere yönelik akustik koşulların, aynı hacim içerisinde sağlanması amacı ile tasarım parametrelerinin geliştirmesine yönelik olduğu ve oditoryumların, çok maksatlı olarak tasarlandığı tespit edilmiştir. Son yirmi yılda inşa edilmiş olan, çok maksatlı oditoryumlar incelendiğinde; birleşen hacimler sistemi, perde sistemi, hareketli orkestra çukuru sistemi ve sahnenin hareketli ses yansıtıcı yüzey sistemi gibi pasif sistemlerin, farklı işlevler için ihtiyaç duyulan akustik koşulların sağlanmasında, etkili olacağı öngörülmüş ve bu bağlamda tasarım parametreleri geliştirilmiştir. Bu araştırma kapsamında öncelikle; konferans, konser, opera ve tiyatro gibi farklı işlevler için ihtiyaç duyulan akustik koşulların sağlanmasına yönelik, uluslararası standartlarda ve literatürde önerilen, akustik performans kriterleri tanımlanmıştır. Araştırmanın ikinci evresinde ise; farklı işlevlere yönelik akustik koşulların, aynı hacim içerisinde sağlanması amacı ile geliştirilmiş olan pasif sistemler kullanılarak, bu araştırmaya özgü, çok maksatlı oditoryum tasarımı yapılmış ve ODEON simülasyon programı kullanılarak, bilgisayar modelleme yöntemi ile hacim akustiğine yönelik analizler yapılmıştır. Pasif sistemlere yönelik tasarım parametrelerinin geliştirilmesi hedeflenen bu araştırma sonucunda ulaşılan bulgular incelendiğinde; konser işlevinde, birleşen hacimler sistemi ile sahne arasında, opera işlevinde ise, birleşen hacimler sistemi ile orkestra çukuru arasında, direkt olarak sağlanan ses enerjisi transferinin, ihtiyaç duyulan akustik koşulların sağlanmasında etkili olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak, çok maksatlı oditoryum tasarımına ışık tutan performans kriterleri ve geliştirilen tasarım parametreleri aracılığı ile özgün bir oditoryum tasarlanarak, test edilmiş ve ortaya konan hipotezin geçerliliği kanıtlanmıştır.
Ankara'da belediye hizmet binaları ve çevrelerinin ulaşılabilirlikle ilgili Türk Standartları bağlamında incelenmesi
Çalışmada ele alınan başlıca problem, engellilerin yaşamları boyunca karşılaştıkları sorunlar arasında, mimari uygulamalardan kaynaklı engeller sebebiyle kamusal açık alanları etkin olarak kullanamaması, kamusal hizmetlerden yararlanamaması, kamuda görev alamaması ve temel vatandaşlık görevlerini bir başkasının yardımı olmadan gerçekleştirememesi durumudur. Engelli insanların kamusal görevlerini yerine getirebilmeleri ve kamusal hizmetlerden yararlanabilmeleri için, kamu yapıları ve yakın çevrelerinin engellilerle ilgili Türk standartları TS 12576 ve TS 9111 koşullarına uygun düzenlemelere sahip olması gerekmektedir. Bu çalışmada, Ankara'da kamu yapıları arasından belirlenen, halka birebir hizmet vermekte olan beş belediye hizmet binası ve yakın çevreleri bu standartlar gözetilerek oluşturulan değerlendirme formları vasıtasıyla, gözlem ve inceleme tekniğine dayalı veri toplanması ve karşılaştırılması yöntemi kullanılarak, incelenmiştir. Belirlenen yapılar ve yakın çevrelerinden elde edilen verilerin ulaşılabilirlik yönünden incelenerek değerlendirilmesi sonucunda, her bir eylem alanı için bir ulaşılabilirlik değeri (U.D.) ve her bir yapı için bir genel ulaşılabilirlik değeri (G.U.D.) tespit edilmiştir. Belirlenen bu mekânsal ulaşılabilirlik değerleri (U.D.), yapı içindeki alanlarda, yapı yakın çevrelerinde, yapı bütünü içinde ve her bir form bağlamında tespit edilen eksikliklerin, karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesine olanak sağlamıştır. Aynı zamanda her bir yapı ve eylem alanı da birbirleri ile karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Bu yöntemle incelendiğinde sonuçta, yapı yakın çevrelerine ait ulaşılabilirlik değerlerinin (U.D.) genel ulaşılabilirlik değerlerine (G.U.D) yaptığı katkının oldukça fazla olduğu ve ulaşılabilirliğin kentsel tasarım boyutunun da en az yapı içi tasarımlar kadar önemli olduğu görülmüştür.
1930 yılından günümüze yarışma projeleri içinde konut mimarisine yönelik projelerin yeri ve değerlendirilmesi
Mimari ürünler arasında konut yapıları; toplumsal yapıyı oluşturan en küçük temel yapı taşlarından biri olan ailenin yapısını etkilemesi ve ailenin oluşumunu, gelişimini sağlaması açısından belki de en önemli ürünüdür. Konut birimleri küçük ölçekli yapılar olmakla ilgili kapsamlı bir içeriğe sahiptir. Ailenin kendi içerisinde özgürleştiği, dışarıdan sıyrıldığı, korunduğu, mahremiyetini koruduğu en küçük yapı birimidir. Anlamından ve içerisinde yaşanan pratiklerden kaynaklı değerli bir mekân olan konut birimlerinin aileyi de doğru etkileyebilmesi için doğru tasarlanması gerekmektedir. Ancak özellikle tanınmış birçok mimar tarafından süreli ya da süresiz yayınlarda yayınlanan yazı ve makalelerde her dönemde konut mimarisinin problemlerinin aşılamadığı yazılmaktadır. Bu tezin amacı, konut projelerinin elde edilmesinde kullanılabilecek yöntemler arasında yaygın olmayan bir yöntem olan yarışmaların konut mimarisinin nasıl etkilediğinin ve bu etkilenme sonucunda konut mimarisinde yaşanan problemlere döneminin ötesinde çözümler getirilip getirilemediğinin tespit edilmesi olmuştur. Bu çalışma yapılırken giriş bölümünde bazı hipotezler ortaya konulmuştur. Bu hipotezlerin doğruluğunun kanıtlanması için, öncelikli olarak dönemsel olarak yaşanan mimari ve konut mimarisi problemleri, ardından yarışma projelerinin yapımı ve elde edilmesi sürecinde yaşanan problemler incelenmiştir. Alan çalışmasının yapıldığı bölümde ise ilk bölümlerde yapılan çalışmaların üzerinde konut mimari proje yarışmaları incelenmiştir. Bu inceleme yapılırken 1930?dan günümüze kadar olan dönemler onar senelik periyotlara ayrılmış ve her sene içerisinde en az bir, en fazla 4 yarışma belirlenmiştir. Her bir yarışma belirlenen 7 başlık altında incelenmiştir. Belirlenen başlıklar üzerinden yarışma projeleri arasında karşılaştırma yapmak amaçlı analiz tabloları oluşturulmuştur ve sonuç bölümünde yapılan bütün çalışmalar ile birlikte giriş bölümünde bahsedilen hipotezler değerlendirilmiştir.
Üniversite kampüsleri tasarım kriterlerinin Türkiye'de 2006 sonrası yeni kurulan devlet üniversitelerinde irdelenmesi
Görevi bilgiyi aramak, üretmek ve yaymak olan üniversiteler çağımızın en önemli toplumsal kurumlarından biridir. Ülkemizde son 10 yıldır kurulan devlet üniversitelerinin çoğunluğu fiziksel yapılanma olarak kampüs üniversitesi niteliğindedir. Kampüs içerisine toplanmış olan akademik, idari, sosyal ve kültürel birimler kullanıcılara hem ulaşım rahatlığı hem de zamanın iyi değerlendirilebilmesi açısından kolaylık sağlamaktadır. Bu tezin amacı, kampüslerin mimari tasarım sürecinin irdelenmesi, etkin olarak kullanımları için önerilerin geliştirilmesi ve ileride yapılacak yeni kampüsler için veya yeni düzenlemeler yapılması düşünülen kampüsler için kaynak oluşturmasıdır. Giriş bölümünde tezin ana hatları belirtilmiş ve ana önermesi ortaya konmuştur. 2. bölümde üniversitelerin tarihsel gelişimi incelenmiştir. 3. bölümde yer seçimi kararları açısından üniversite yapıları hakkında bilgi verilip, 4. bölümde kampüslere ilişkin planlama kriterleri, tasarım kriterleri, ulaşım sistemleri ve yerleşim modelleri açıklanarak tezin 5. bölümünde incelenecek olan kampüsler için kavramsal çerçeve oluşturulmuştur. 5. bölümde son 10 yılda kurulmuş, kampüsleşme sürecini tamamlamamış, ülkemizin yedi coğrafi bölgesinden olmak üzere toplam 11 üniversitenin kentle ilişkisi, yerleşim modeli, alan kullanımları, ulaşım ağları incelenmiştir. Değerlendirme bölümünde ise incelenen üniversitelerin karşılaştırılması yapılarak, tezin ana önermesi sınanmakta ve kampüs tasarımına ilişkin öneriler verilmektedir.
Türk Ocakları ideolojisi ve mimarisi (1912-1931)
Osmanlı Devleti'nin gerilemeye başlamasıyla birlikte kurtuluş yolu olarak Türk aydınları Türk milliyetçiliği ideolojisini benimsemiş ve bu ideolojinin halk tarafından da benimsenmesi için çalışmalara başlamıştır. Bu çalışmalar sonucunda bir kurumsallaşma "Türk Ocakları" ile sağlanmıştır. Türk Ocakları, her alanda olduğu gibi mimarlık alanında da etkisini göstermiştir. İnşa ettikleri, kiraladıkları veya satın aldıkları yapılarla, verdikleri konferanslarla, kurumunun içindeki mimarlarla, Türk Yurdu dergisinde çıkan mimari yazılarla Türk Ocakları, mimarlık alanında da etkisini sürdürmüĢtür. Türk Ocakları üyesi olan ve Türk milliyetçiliğinin en önemli ideologlarından olan Ziya Gökalp'in "Milli hars ve garp medeniyeti sentezi" düĢüncesi mimarlık alanında etkili olmuĢtur. Bu fikir sadece Türk Ocakları yapılarının değil o dönem yapılan bütün kamusal yapıların temelini oluşturmuştur. "Türk Ocakları İdeolojisi ve Mimarisi (1912-1931)" adlı tez çalışmamızda öncelikle dönemin sosyal, kültürel, ideolojik yapısı incelenmiştir. Bu değiĢimin mimarlık alanındaki etkisi tartıĢılmıĢtır. 1912-1931 yılları arasındaki Türk Ocakları'nın inĢa ettiği ve daha önce mevcut olup da v kullanılan yapıların plan Ģemaları, mekân ihtiyaçları, cephe kompozisyonları yorumlanmıştır. Bu yapılar hakkında yapılan yorumlar tartışılmıştır. Türk Yurdu dergisindeki mimarlık yazıları incelenmiştir. Bütün bu incelemeler sonucunda Türk Ocakları'nın ve ideolojisinin mimarlık alanındaki yönlendirmeleri ve katkıları yorumlanarak alandaki eksiklik giderilmeye çalışılmıştır
Mimari tasarım sürecinde mühendislik sorunlarının incelenmesi
Mimarlık, mekânları tasarlamaktır. Mimar, yapıları estetik ilkeler doğrultusunda tasarlar, kullanıcı isteklerini, yasa, yönetmelik ve mevzuatıyla fenni şartları dikkate alarak, yapım sürecini denetler. Tasarımların oluşturulabilmesi için gerekli olan disiplinleri organize eder; estetik, fonksiyonel mekânlar üretilmesini sağlar. Mimarın, organizasyonu sağlaması, diğer disiplinlerle iletişim kurması için diğer disiplinlerle ilgili bilgiye sahip olması gerekmektedir. Mekânlar, tasarım, yapım süreçlerinden sonra oluşmaktadır. Tasarım süreci analiz, sentez, değerlendirme, iletişim alt başlıklarında açıklanabilir. Proje açısından bakıldığında, tasarım evreleri; ön tasarım, avan proje, uygulama projesi olarak bilinmektedir. Tasarımlar multidisipliner çalışılarak tamamlanmaktadır. Tasarım evrelerinden sonra uygulama projesine dönüşmektedir. Tasarım sürecinde multidisipliner çalışmalar önemsenmediğinde tasarım sürecinde problemler, zorunlu değişiklikler ortaya çıkmakta, tasarım süreci uzamakta zaman, ekonomik kayıplar vb. sorunlara neden olmaktadır. Çalışmada, mimarlığın multidisipliner çalışma gerektiren bir bilim, sanat dalı olması nedeniyle tasarım sürecinde karşılaşılan mühendislik sorunları inşaat mühendisliği kapsamında incelenmiştir. Çalışma, betonarme yapıların uygulama projesi öncesindeki tasarım süreçlerini kapsamaktadır. Betonarme yapının tasarım sürecinde mimarın uyması gereken mühendislik kıstasları, inşaat mühendisliği kapsamında belirlenmiştir. Tasarlanan projelerin mühendislik kıstasları açısından uygunlukları yapının taşıyıcı elemanları bazında değerlendirilmiştir. Mühendislik kıstasları, her bir taşıyıcı yapı elemanı için; İmar Kanunu, TS 500, 2007 Deprem Yönetmeliği, İmar Yönetmelikleri gibi mevzuat şartlarına göre saptanmıştır. Çalışmada, örnek projelerde mevzubahis sorunlar saptanmış; mimar, mühendislerle yüz yüze görüşülmüş; iki meslek grubuna anketler yapılarak sorunlar saptanmıştır. Sorunların tasarım sürecinde kısa sürede çözülebilmesi, zaman-emek-ekonomi vb. kayıpların minimuma indirilebilmesi için önerilerde bulunulmuştur. Anahtar sözcükler: Avan proje, Betonarme yapı tasarımı, Mimari tasarım, Mühendislik sorunları, Tasarım süreci.
Farklı iklim bölgelerindeki ofis binalarında yeşil çatıların bina ısıtma ve soğutma yüklerine olan etkilerinin analizi
Fosil tabanlı enerji kaynaklarının giderek tükendiği günümüz koşullarında dünyada nüfus artışından kaynaklanan yapı gereksinimi ile oluşan çok katlı yapılaşmalar, çevre sorunlarını beraberinde getirmektedir. Enerji kaynaklarının yaklaşık %50?lik kısmının binalar tarafından kullanıldığı gerçeği ise, mimar ve mühendislerin tasarımlarında yapı bileşenlerinin iklimlendirme çözümlerinde pasif sistemler olarak kullanıldığı enerji etkin-ekolojik bina tasarımı? kavramını ön plana çıkarmıştır. Böylece doğal yolla sağlanan konfor ile mekanik yüklerin en aza indirilip enerji tasarrufunun hedeflendiği bir platform oluşturulmuştur. Bina performansını etkileyen yapı bileşenlerinden biri olan çatılarda yeşil çatı uygulamaları da bu platformun bileşenlerinden biridir. Bu yüzden bu çalışmada, ofis binalarında teras çatı bileşenlerinde bitkilendirmenin bina ısıtma ve soğutma yüklerine olan etkisini incelemek amaçlanmıştır. Bu analiz için Energy Plus simülasyon motoru ile çalışan Design Builder bina enerji simülasyon programı seçilmiştir.Çalışmanın sıcak ve soğuk olarak iki farklı iklim bölgesini tarifleyen illerde, farklı çatı yüzey alanlarına sahip örnekler üzerinde gerçekleştirilmesi; yeşil çatıların bina enerji performansına etkisini iklim ve çatı yüzey alanı bazında karşılaştırabilmeye olanak sağlayabilecektir. TS825?e uygun olarak seçilen yapı bileşenleri ile oluşturulan ofis binası örneklerine, seyrek yeşil çatı sistemi tanımlanmış ve bu bölgelerin iklim verilerine göre simülasyonlar yapılmıştır. Ayrıca tanımlanan yeşil çatı sisteminin verimliliğini de değerlendirmek için sistem bileşenlerinden olan bitki taşıyıcı katman kalınlığı ve kullanılan bitki yaprak yüzey alanı gibi kriterleri farklılaştırarak da similasyonlar yapılmıştır. Çalışma sonuçlarının yeşil çatıların bina enerji performansına etkisinin sıcak iklimlerde ortalama %4,64, soğuk iklimlerde ise %3.01 oranında olması; çatıların sıcak iklimlerde daha iyi performans sergilediğini göstermiştir. Ayrıca bu performansın çatı yüzey alanı ve yaprak yüzey alanı katsayı ile doğru orantılı olup bitki taşıyıcı katman kalınlığı ile ters orantılı olduğu da görülmüştür.
Son dönemde gelişen "yeni" mimarlık arayışları
Tez kapsamında mimarlık alanında son dönemde gelişen `yenilikçi? mimarlıklar tartışılmaktadır. `Yeni? olarak nitelendirilen mimarlıkların yenilik iddialarından bahsedilmekte ve yenilik olarak ne/yi ortaya koydukları tartışılmaya çalışılmaktadır. `Yeni? teknolojilerin ortaya çıkışı, moleküler biyolojinin, bilişim teknolojisinin hızlı gelişimi, sosyal ve ekonomik değişimler mimarlık disiplinine de yoğun bir şekilde yansımış, mimarlık anlayışının boyut değiştirmesine neden olmuştur. Tez kapsamında ilk olarak `yenilik? kavramı sorgulanmış ve `yenilikçi? mimarlık kavramları belirlenmeye çalışılmıştır. Bir sonraki bölümde, 20. yy. sonu, 21. yy. başında kendini `yeni? olarak tanımlayan mimarlıklar, mekân özellikleri, kuramsal ve felsefi bakış açıları, `yeni? anlayışları, tasarım yöntemleri ve tasarlanan biçimler açısından irdelenmektedir. Son dönemde `yeni? olarak kabul edilebilir çok sayıda mimarlık söz konusudur. Tez kapsamında, tasarım, tasarım süreci ve yöntemi açısından öncü mimari arayışlar sınıflandırılmaya çalışılmıştır. Bunlar; Sanal Mimarlık, Sıvı Mimarlık, Transmimarlık, Sibermekân Mimarlığı, Hiperyüzey Mimarlığı, Bilim ? Kurgu Mimarlığı, Emergent (Oluşsal) Mimarlık (Genetik Mimarlık), Etkileşimli Mimarlık, Katlama - Kıvrım Mimarlığı, Kinetik Mimarlık ve Biyomimesis Mimarlıktır.
Huzurevleri mekânsal örgütlenmesinin irdelenmesi, Bolu ve Düzce örnekleri
Yaşam sürelerinin uzaması ile dünya ve ülkemizde, yaşlı nüfusu artmıştır ve günümüzde yaşlılık ve yaşlı kurumları üzerinde kapsamlı çalışılması gereken noktalara gelmiştir. Yaşlılık kaçınılmaz, her kişinin karşılaşması mümkün olan bir dönemdir. Günümüzün yaşam koşulları yaşlı bakımını, kurumsal yapılarda çözülmesini zorunlu hale getirmektedir. Yaşlılık kurumları olarak adlandırdığımız yaşlı bakım evleri, huzurevleri gibi kurumlar, gelişen olanaklar ve gereksinimler nedeniyle üzerinde araştırılması ve geliştirilmesi gereken önemli bir konu haline gelmektedir. Bu kurumların mimari tasarımı ve yaşlı birey davranışlarının mekânın mimarisi ile ilişkisinin araştırılması bu çalışmanın amacıdır. Araştırmada, alan çalışmalarından elde edilen mekânsal verilerin yaşlı kullanıcı davranışlarına etkileri incelenerek, mekânsal analizler yapılmaktadır. Yaşlı kullanıcıların mekânsal davranışları ile içinde bulundukları ortama karşı geliştirdikleri mekânsal tepkilerin ortaya konması hedeflenmektedir. Bu araştırma Bolu İli, Merkez İlçesi'nde bulunan Bolu İzzet Baysal Huzurevi ve Düzce İli, Kalıcı Konutlar Mevkii'nde bulunan Neriman Çilingir Huzurevi'nde yapılmış olup, tezin kavramsal çerçevesini mekân, mekânsal davranış ve yaşlı bilimi (gerontoloji) ana başlıkları oluşturmaktadır. Çalışmanın hipotezi, yaşadıkları kurumun kullanıcıların algısını ve mekânsal davranışlarını etkilediği yönündedir ve araştırma bu doğrultuda ilerlemektedir. Araştırma; fotoğraflama, gözlem, mülakatlar ve anket yöntemlerinin kullanıldığı dört aşamada gerçekleşmektedir. Bu araştırma ile elde edilen verilerin değerlendirilmesi sonucunda, yaşlı kullanıcı davranış tepkileri, mekânı kullanımları, mekânın dönüşümü ve alan çalışması olarak seçilen mekânlar üzerinde nasıl etki ettiğine ulaşılmaktadır. Sonuç olarak, gelecekteki huzurevlerinin projelendirilmesinde bu yaş gurubundaki insanların duyuşsal ve davranışsal gereksinimleri dikkate alınarak mimari tasarım sürecinde göz önünde tutulması gereken somut ölçütlerin elde edilmesi hedeflenmektedir.
Bartın ili Taş Han restorasyonu ve yeniden işlevlendirme önerisi
Bu çalışma Bartın?da yer alan geleneksel ticari yapılardan, Taş Han?ı konu etmektedir. Çalışmanın amacı, hanın rölöve projesinin hazırlanarak, mevcut durumun değerlendirilmesi, restitüsyon çalışmasının yapılarak özgün durumun belirlenmesi ve geçirdiği değişikliklerin tespit edilmesi, ortaya çıkan restitüsyon projesinin ışığında, yeniden ticari yapı işleviyle restorasyon projesinin yapılmasıdır. Böylece han, restorasyon projesine göre onarımı yapılarak yeniden işlevlendirildikten sonra, tekrar kullanılmaya başlanacak ve bu kültür varlığımız gelecek nesillere sağlıklı olarak aktarılabilecektir.
LEED sertifikalandırma sisteminin enerji performansı ile ilgili uygulama sorunlarının bir ofis binası üzerinden sorgulanması
Günümüzde azalan kaynaklar ve çevresel sorunlar enerji ihtiyacını giderek arttırmakta, bu bağlamda binaların sürdürülebilirliğini belgelendiren gönüllü sertifikalandırma sistemleri gün geçtikçe önem kazanmaktadır. Bu sistemlerden biri dünyada yaygın kullanıma sahip LEED (Leadership in Energy and Environmental Design)'dir. Tez çalışmasında LEED'in öngördüğü enerji performansı ile ilgili hedeflerle uygulama sonuçlarının ne kadar örtüştüğü sorgulanmak istenmiştir. Bu amaçla; sürdürülebilirlik ölçütleri ele alınmış, LEED yapılanması anlatılarak içeriğindeki enerji performansı ile ilgili ölçütlerin analizi yapılmıştır. Alan çalışmasında LEED Platin sertifikalı mevcut bir ofis binası üzerinden; puanlamasının sürdürülebilirliğin ölçütleriyle uygunluğu sorgulanmış, uygulamada yaşanan sorunlar yerinde gözlem ve yetkililerle görüşme yöntemleriyle saptanarak karşılaştırmaları yapılmıştır. Çalışma sonunda; sorunların nedenleri değerlendirilerek sistemin uygulamadaki enerji performansının iyileştirilmesine yönelik yapılması gerekenler belirlenmiştir.
Türkiye derece gün bölgelerinde mevcut çok katlı konut binalarının dış kabuğunda yapılacak enerji etkin yenileme stratejileri
Enerji etkinliği bağlamında, yeni yapılan binaların enerji etkin olarak tasarlanmasının yanında, enerji korunumu bakımından yetersiz mevcut binaların da enerji tüketiminin azaltılması gerekmektedir. Bu bağlamda tez çalışmasının amacı, Türkiye derece gün bölgelerinde TS 825 Standardına ve iklim özelliklerine uygun yenileme stratejilerinin geliştirilerek Türkiye'deki mevcut konut yığılımının enerji etkin yenilenmesinin öneminin vurgulanmasıdır. Tez çalışması, Türkiye'de farklı derece gün bölgelerinde uygulanan TOKİ plan şemasına sahip, ısı korunumu bakımından yetersiz, mevcutta var olduğu öngörülen bir toplu konut projesinin, TS 825 Standardına ve iklim özelliklerine uygun olarak enerji etkin yenilenmesini, getirilen önerilerin bina enerji performansına etkisinin analizini kapsamaktadır. Opak ve şeffaf bileşenlerin ısıl performansının arttırılmasına yönelik yenilemelerin bina enerji performansına etkisi Design Builder benzetim programında hesaplanmış ve bölgelere göre yapılan önermeler sonucunda dört bölgedeki ısıtma- soğutma yükleri, elektrik, doğal gaz ve toplam enerji tüketimi ve CO2 salımındaki değişimler analiz edilmiştir. En fazla tasarruf sağlayan yenileme önerileriyle, toplam enerji tüketimi Erzurum'da %35,7, Ankara'da %32,2, İstanbul'da %27,3 ve Antalya'da %19,3 oranında azaltılmıştır. Mevcut bir bina için yenileme stratejilerinin performansa etkisi sıcak iklimlerde soğuk iklimlere göre daha az olup, özellikle sıcak iklimlerde bitmiş bir bina için iyileştirme yapmak yerine yönlenme, bina formu, saydamlık oranı gibi enerji etkin tasarımın temel ilkelerinin kurgulanması gerekmektedir. Türkiye iklim bölgelerinde konut binalarında yapılacak iyileştirmelerde opak bileşenlerin ısı kaybına bağlı olarak yalıtım kalınlığının uygun oranda arttırılması, şeffaf bileşenlerin ısıl performansı yükseltilmesi, gerekli durumlarda güneş kontrolü yapılması binanın enerji etkinliği açısından önemlidir.
Konya ili Hediye Atarcı-Ayşe Tüzün konutunun restorasyon önerisi
Bu tez çalışmasında Konya ili Karatay ilçesinde yer alan sivil mimari örneklerden Hediye Atarcı-Ayşe Tüzün Konutu konu edilmektedir. Çalışmanın amacı, yapının mevcut durumunun, restorasyon olanaklarının incelenerek yapının korunması ve gelecek nesillere iletilebilmesi için uygun restorasyon müdahaleleri ve işlevin araştırılmasıdır. Çalışma kapsamında, Konya ili, konağın yakın çevresi ve bugünkü durumu incelenmekte, karşılaştırmalı çalışma ve tarihi araştırmalar ile konağın özgün durumu araştırılmaktadır. Elde edilen sonuçlar değerlendirilip, kriterler belirlenerek bu kriterlerin uygulamaya geçiş safhasında yeni işlev ile birlikte düşünüldüğü bir restorasyon projesi önerilmektedir.
Eskişehir ili Sivrihisar ilçesi Kapaklıkaya Evi restorasyon önerisi
Bu çalışmada, Eskişehir İli, Sivrihisar İlçesi'nde yer alan sivil mimari örneklerinden Kapaklıkaya Evi konu edilmektedir. Çalışmanın amacı, söz konusu yapının korunarak gelecek nesillere aktarılabilmesi için mevcut durumunun saptanması, özgün özelliklerinin tespit edildiği restitüsyon çalışması, fiziksel ve işlevsel müdahalelerin belirlendiği restorasyon önerilerinin hazırlanmasıdır. Çalışma kapsamında, yapının belgeleme ve analiz çalışmaları, kütüphane ve arşiv araştırmaları, yapı ve benzer örnekler üzerinde gerçekleştirilen karşılaştırmalı çalışma ile yapının restitüsyonu yapılmış ve restorasyon önerilerinin hazırlanması gerçekleştirilmiştir. Söz konusu bu çalışmalar sonucunda, özgün durumunu büyük oranda koruduğu saptanan konutun restorasyon projesi, uygulamaya yönelik olarak, fiziksel ve işlevsel müdahaleleri kapsayacak içerikte hazırlanmıştır.
Mimarlık ve bilim kurgu sineması ilişkisinin ev kavramı üzerinden irdelenmesi
Bu çalışmada mimarlığın disiplinlerarası yapısının gücü ve önemi vurgulanmış, mimarlık ve sinema arasındaki etkileşim her iki disiplinin ortak çalışma alanı olan mekan üzerinden irdelenmiştir. Bu ilişki doğrultusunda mimarlık disiplininin bir sinema türü olan bilim kurgu sineması ile olan etkileşimine odaklanılmıştır. Tez çalışmasının amacı, mimarlık disiplininin bilim kurgu sinemasıyla kurduğu bu ilişkinin potansiyelinin, ev kavramı üzerinden irdelenmesi olmuştur. Bu kapsamda, bireyin öznel yaşam mekanı olan "ev" ile zihinsel "evsizlik" olgusu tartışmanın asıl nesnelerini oluşturur. Bu doğrultuda örneklem, Bıçak Sırtı (Blade Runner) ve Azınlık Raporu (Minority Report) filmleri üzerinden yapılmıştır. Evin oluşması için kavramsal çerçevede ortaya konan boyutların gerekliliği ile bu boyutların alt açılımlarının eksikliği halinde evin oluşamaması durumu, filmler üzerinden okunarak doğrulanmıştır.
Kıyı yerleşimlerinde ikinci konutun kentsel yaşam kalitesine etkileri Ayvalık örneklemesi
Kentlerin karşı karşıya kaldığı; çevre, güvenlik, azalan kaynaklar, eşitsizlik, vb gibi sorunlar kentli insanın yaşam kalitesini doğrudan etkilemektedir. Yaşam kalitesi kavramı bu çalışmanın başlangıç noktasıdır. Çalışmanın birinci bölümde; ele alınan problemin tanımı, tezin amacı ve te çalışmasında kullanılan yöntem açıklanmıştır. İkinci bölümde yaşam kalitesi kavramı incelenmiş, çalışmayı kent ve mimarlık ile ilişkilendirmek amacıyla kentsel yaşam kalitesi kavramları araştırılmış, bu iki öğenin bileşenleri ortaya konulmuştur. Üçüncü bölümde kentsel yaşam kalitesi unsurları belirlendikten sonra sürdürülebilirlik ve yaşanabilirlik gibi kavramların kentsel yaşam kalitesi ile ilişkisine yer verilmiştir. Dördüncü bölüme kadar yapılan değerlendirmeler sonucunda kıyı yerleşimlerindeki yaşam kalitesini etkileyen en önemli unsurun turizm ve ikinci konut kavramları olduğu kabul edilmiştir. Dördüncü bölümde turizm kavramı, ikinci konut kavramı ve bu kavramların kıyı kentlerindeki kentsel yaşam kalitesine etkileri ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Son bölüm de ise, bu çalışma kapsamında oluşturulan teoremlerin en iyi gözlenebileceği yer olduğuna inanılan Balıkesir İli Ayvalık İlçesi incelenmiş ve örneklem alanı olarak seçilme sebepleri verilmiştir. Kentsel yaşam kalitesin değerlendirmelerindeki en önemli faktörün kent kullanıcısının algısı olduğu düşünüldüğünden, çalışma alanında anket uygulaması yapılmış ve sonuçları ortaya konmuştur. Elde edilen sonuçlardan yola çıkılarak Ayvalık ilçesindeki kentsel yaşam kalitesi hakkında durum değerlendirmesi yapılmış, kent için çeşitli önerilerde bulunulmuştur. Sonuç olarak; yapılan çalışmada ikinci konutun kıyı yerleşimlerindeki kentsel yaşam kalitesini nasıl etkilediği, kent kullanıcısı tarafından bu etkileri nasıl algılandığı; ayrıca Balıkesir İli Ayvalık ilçesi için mevcut durum ortaya konulduğu için önemli bir çalışma olduğu düşünülmektedir
Kamusal mekân ve kolektif bellek bağlamında istasyon binalarının incelenmesi ve hızlı tren istasyonlarına dönüşümü
Anadolu topraklarında 1856 yılında ilk demiryolunun inşasıyla başlayan demiryolları yatırımları 1950'lerde ulusal stratejiler sebebiyle durma noktasına gelmiştir. Bu duraklama dönemi Türkiye'nin 1999 yılında Avrupa Birliği'ne aday olması ile son bulmuştur. 2003 yılında Avrupa Birliği'nin, Türkiye'nin demiryolu ağını güçlendirmesini üyelik sürecinde bir koşul olarak belirlemesiyle yatırımlar tekrar ivme kazanmıştır. Son on yılda yatırımlar devam etse de 50 yıllık duraklama dönemi, Türkiye'de demiryolu mimarisinde büyük bir boşluk oluşmasına neden olmuştur. Demiryolu ülkeler için bir gelişmişlik göstergesiyken istasyonlar da anıtsal yapılarıyla kente giriş kapısıdır ve kent için en önemli kentsel kamusal mekânlardan biridir. Türkiye'nin ise bu anlamda ilk akla gelen yapıları Haydarpaşa, Ankara ve Edirne-Karaağaç garlarıdır. Ayrıca Haydarpaşa ve Ankara Garları kamusal mekân olmasının yanı sıra kolektif bellekte de son derece önemli yerlere sahiptir. Ancak yeni demiryolu projelerinin hayata geçmesiyle işlevlerini yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalmışlardır. Bu sebeple tez çalışması kapsamında Haydarpaşa ve Ankara Garlarının içinde bulunduğu süreci geçirmiş ve modernize edilerek hızlı tren istasyonu haline gelmiş olan İngiltere'den King's Cross ve St. Pancras hızlı tren istasyonları ele alınmış; kamusal mekân ve kolektif bellek açısından incelenmiştir. Karşılaştırma amacıyla bu iki örneğin yanı sıra günümüzde rektörlük binası olarak kullanılan Edirne-Karaağaç Garı da incelenmiştir. Böylece Haydarpaşa ve Ankara Garı'nın geleceği ile ilgili öneri niteliğinde sonuçlara ulaşılmıştır.
"Engelsiz havalimanı" projesi ve havalimanı terminal binalarının engelliler açısından örneklerle incelenmesi
Teknolojik gelişmelerin günden güne arttığı ve mekânlarımıza şekil verdiği günümüzde, özellikle engelli, yaşlı, hamile, vb. hareket engeli yaşayan kişilerin mekâna aidiyet hissetmesi ve bulundukları ortamları kişiselleştirerek o ortamlara uyum sağlaması, tasarım sürecinde bazı basit önlemler alınmadan mümkün olmamaktadır. İnsanın en temel haklarından olan ulaşım hakkının engelli bireyler için sorunsuz gerçekleştirilebilmesi amacıyla havayolu kullanıcıları için havaalanlarında alınması gereken tedbirlerin incelendiği bu tezle, terminal binalarında gerçekten erişilebilir ve engelsiz tasarımlara ulaşabilmek için tasarım kılavuzu oluşturmak hedeflenmiştir. Oluşturulan bu kılavuzda yolcu akışları ve sirkülasyonu en önemli inceleme kriteri olarak belirlenmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen tasarım kılavuzunun ileride yapılacak olan havalimanı terminal binalarının engelsiz ve herkes için erişilebilir bir tasarım anlayışıyla yapılabilmesi için kaynak oluşturması beklenmektedir.
Düzce ili, Akçakoca ilçesi, Mehmet Emek Evi'nin restorasyonu
Tarihi ve kültürel mirasımızın çeşitli nedenlerle yok olmaya yüz tuttuğu günümüzde, korumaya ilişkin her türlü yasal düzenlemeye karşın, özellikle kullanım güçlüklerinden kaynaklanan nedenlerle, sivil mimarlık örneği geleneksel konutlarımızın sayısında, bakımsızlık, maddi yetersizlik gibi birçok etkenler nedeni ile önemli azalmalar görülmektedir. Bu tezin amacı, bu süreç içerisinde yer alan ve Akçakoca İlçesi'nde bulunan Mehmet Emek Evi'nin fiziksel, sosyal ve ekonomik ömrünü uzatabilmek için bugünün kullanım gereksinimlerine uygun müdahale biçimlerinin belirlenmesidir. Bu çalışmadan elde edilen verilerin hayata geçirilmesi ile yapının çevresinde yer alan diğer yapılara örnek teşkil edilecek ve yörede koruma bilincinin güçlenmesine katkıda bulunacak olan bu önemli sivil mimarlık örneğin sürdürülebilir bir koruma anlayışıyla gelecek kuşaklara aktarılabilecektir.
Kentsel boşlukların mekânsal niteliklerininanalizi: Düzce kent merkezi ve spor sokak örneği
Günümüz kentlerinde, özellikle kent merkezleri başta olmak üzere nüfus artışı, hızlı ve çarpık yapılaşma gibi nedenlere bağlı olarak kentsel boşluklar azalmakta ve dolu-boş dengesinde bozulmalar ortaya çıkmaktadır. Bu süreçlerde kentlerin deprem vb. afetler için ayrılan kentsel boşlukları dahi yapılaşma sürecine girmektedir. Bu durum kentsel boşlukların varlığı ve niteliğinin sorgulanmasına neden olmaktadır. Bu gerçekten hareketle; tez çalışmasında kentlerde varlıkları sürekli azalan, nefes alınabilen kentsel boşlukların mevcut durumlarının tespiti, bugün ve gelecek için yeterliliklerinin değerlendirilmesi ve korunma alanları olarak yapılabilecek öneriler hedeflenmiştir. Çalışmada, kentlerdeki "boşlukların" sürekliliklerinin sağlanarak kentlere yapılaşma alanı olarak değil "boşluk" olarak kazandırılması amaçlanmaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde; çalışmanın amacı ve kapsamı, ilgili kaynakların yer aldığı literatür özetiyle desteklenerek ortaya konmuştur. İkinci bölümde "boşluk" kavramın mimarlık disiplininde temas ettiği kavramlarla olan ilişkisi; kentsel boşlukların tanımı, oluşum biçimleri, sınıflandırılması, önemi ve varlık sorunsalı olguları üzerinden incelenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümü olan alan çalışması iki aşamadan oluşmaktadır. İlk aşama; Düzce kent merkezi sınırlarını kapsayan bir alan çalışması analizi şeklindedir. İkinci aşamada ise Düzce kent merkezinde seçilen, kentin en işlek yaya bölgelerinden biri olan ve en önemli kentsel boşlukları arasında yer alan "Spor Sokak", kullanıcı algıları ve mekânsal nitelikleri açısından detaylı bir şekilde incelenmiştir. Alan çalışmasının iki aşamalı gerçekleşmesinin nedeni boşlukları bulundukları bağlamdan koparmadan kent ölçeğinde kavrayabilmek ve daha sonrasında detaylı analizler yapılabilmesine olanak sağlayabilmektir. İlk aşamada yöntem olarak; boşluk analizleri (doluluk-boşluk analizi, boşluk kategori analizi, yeşil alan analizi, yapı adaları içi boşluk analizi ve yol ağları analizi) ve kişisel gözlemler kullanılarak kent merkezindeki mevcut kentsel boşluklar tespit edilip sınıflandırılarak bugün ve gelecek için yeterlilikleri ortaya konmuştur. İkinci aşamada ise Spor Sokak üzerinde sosyo- mekânsal analizler; mekânsal kullanım analizleri, alanda yapılan kişisel gözlemler ve kentsel çevrenin niceliksel ve niteliksel özellikleri üzerinden hazırlanan anket çalışması uygulanarak somut verilere ulaşılmıştır. Son olarak sokak ve kent ölçeğinde yapılan incelemeler ve analizler doğrultusunda elde edilen veriler değerlendirilerek mevcut kentsel boşlukların niteliksel durumları tespit edilmiş ve niteliklerini geliştirici önerilerde bulunulmuştur.
Eğitim binalarının yapısal olmayan elemanlarında deprem risklerinin değerlendirilmesi: Bolu ili örneği
ÖZET EĞİTİM BİNALARININ YAPISAL OLMAYAN ELEMANLARINDA DEPREM RİSKLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: BOLU İLİ ÖRNEĞİ Seda AKBALIK Düzce Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Mimarlık Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi Danışman: Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin BAYRAKTAR Temmuz 2020, 96 sayfa Türkiye sismik açıdan aktif bir bölgede yer aldığından sıklıkla depremlere maruz kalmaktadır. Yaşanan son büyük depremlerden 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi ve 12 Kasım 1999 Düzce Depremi sonrasında depreme karşı her an hazırlıklı olmanın önemi anlaşılmıştır. Yapıların işlevlerini sürdürebilmesi yönünden yapıların önemli aksamlarından olan yapısal olmayan elemanların incelenmesi ve deprem tasarımı yönünden önem arz etmektedir. Bunun yanı sıra yapılarda yapısal olmayan elemanların yapı maliyeti içerisindeki payının çok büyük olması nedeniyle depremlerde kayıplara neden olması FEMA ve ASCE tarafından tasarım yapan mühendisler için standartlar oluşturulmuştur. Bu çalışmada, Bolu ilinde farklı bölgelerden örneklem olarak seçilen 4 okulun (2 Lise, 1 Ortaokul ve 1 İlkokul) olası bir depremde yapısal olmayan elemanlar bakımından riskleri ortaya konulmuştur. Her bir okul yerinde incelenerek yapısal olmayan elemanların oluşturabileceği riskler hazırlanan kontrol listesi yoluyla elde edilmiştir. Kontrol listesinde elde edilen bilgiler L Matris yöntemiyle sayısal veriler haline dönüştürülerek okulların yapısal olmayan elemanlar bakımından riskleri oransal olarak belirlenmiştir. Çalışma yapılan okullarda yapısal olmayan elemanların ne tür tehlikelere yol açabileceği ve alınabilecek önlemlerin neler olabileceği hakkında aydınlatıcı bilgiler kontrol listesi sonuç çıktılarının yanı sıra fotoğraf ve çizimler ile birlikte verilmektedir. Anahtar sözcükler: Deprem, Yapısal olmayan elemanlar, Eğitim yapıları.
Yeniden yapılanma sürecinde kentsel bellek mekanlarının korunması
Toplumun talepleri ve kültürel değerleri şüphesiz yapılı çevreyi var eden mimariyi biçimlendirir. Mekanların, belleği oluşturma aracı olması ya da hatırlatılması konusunda uyarı bir nesne olması bu biçimlenmeyi değerli hale getirir. Toplumun geçmiş yaşam pratiklerini, deneyimlerini, anılarını muhafaza eden bellek mekanları bireylerin zihinlerinde imge ve anlamların oluşmasını sağlar. Mekânla ilişkili olan bu etkileşimler yere bağlılığı ve aidiyetleri beraberinde getirir. Kolektif anımsamaların sürekliliğini sağlayan ortaklık ve aidiyet duygusudur. Birey veya grup ile mekân arasında kurulan bu anlamlı bağlar, kimlikli şehirlerin oluşumu için potansiyel bir güç taşır. Ortak bir geçmişe referans veren mekânların somutlaştırılması toplumsal ve kültürel değerlerin gelecek nesillere aktarımını sağlayarak anıları ve geçmişi sabitleştirdiği gibi ortak kimliğin de korunmasını sağlar. Buradan da anlaşılacağı üzere mekânlar belleğin bağlamını oluşturur. Ancak kentlerin zorunda oldukları fiziksel değişimlerin süreklilikleri kesintiye uğratması mekanlara yüklenen anlamları ve belleği zedeler. Bunların engellenmesi için dönüşümler esnasında geçmişe dair izlerin korunması ve katmanların birikmesi gerekir. Bu sayede sahiplik duygusunun geliştiği, kente duyarlı toplumların yaşadığı kimlikli kentlerin oluşması mümkün hale gelir. Bu kapsamda, deprem afeti ile yıkımların yaşandığı, karma göçlere ev sahipliği yapan Düzce ili, bellek mekanlarının tespiti ve değişim sürecinin araştırılması için örneklem alan olarak seçilmiştir. Yıkımın ve yıkım sonrası kentteki değişim ve gelişim çalışmalarının bellek mekanlarını nasıl etkilediğini, kentin bellek mekanlarının hangileri olduğunu ve anlam sürekliliklerinin veya kopukluklarının hangi mekanlarda olduğunu tespit etmek bu çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Bilinen bellek mekanlarının kentsel dönüşüm uygulamalarına yön vereceği düşünüldüğünden araştırma konusu önem taşımaktadır. Çalışmada yoruma dayalı nitel verilerin yanı sıra somut sonuçların eldesi için deneysel yöntemler kullanılarak nicel verilerin ortaya konması hedeflenmiştir. Bu amaca yönelik hazırlanan anket çalışması ile katılımcılarla derinlemesine görüşmeler yapılmış olup, bellek mekanlarının süreç içerisindeki değişimleri ortaya konmuştur.
Kampüs binalarında enerji verimliliğinin arttırılmasına yönelik bir çalışma: İnönü Üniversitesi
Tıpkı bir kent gibi çeşitli katmanlara, yapılara ve yasalara sahip olan üniversiteler, barındırdıkları toplumsal çeşitlilik sayesinde, sürdürülebilirlik ve ekoloji çalışmalarının önemli uygulanma alanlarıdır. Küresel iklim kriziyle birlikte artan sürdürülebilirlik çalışmaları, zaman içerisinde, üniversiteleri daha yenilikçi ve daha rekabetçi ortamlar olmaya itmiştir. Böylece ekolojik bir üniversitenin ne olduğu hakkında daha fazla çalışma yapılmış ve oluşan rekabet ortamı, sıralama ölçütlerinin geliştirilmesine zemin hazırlamıştır. Bu anlamda düzenlenen sıralama sistemlerinden biri olan UI GreenMetric, küresel çapta çok sayıda katılımcıya ulaşmayı başarmıştır. GreenMetric sıralamasında yer alan ve eko-kampüs niteliği ile öne çıkan İnönü Üniversitesi'nin saygın üniversitelerin seviyesine yükselebilmesi, eko-kampüs olma yolunda ilerlemesi ve ulusal sermayenin korunması adına seçilen kampüs binalarında enerji verimliliği potansiyeli araştırılmıştır. Çalışma için kampüsün en eski ve form olarak en çok tekrar eden yapıları (A-B, D-E ve F-G blok) referans olarak seçilerek mevcut binaların yenilenerek kullanım ömürlerinin artırılması, enerji tasarrufu ve iç ortam kalitesinin artırılması hedeflenmektedir. Bu çalışma kapsamında enerji verimlilik potansiyelini artırmak için kullanılan yöntem pasif önerili senaryolar ile referans binalarda yapılacak olan iyileştirmelerdir. Binalarda enerji etkin iyileştirmeye odaklı kurulan senaryolar DesignBuilder programı kullanılarak simüle edilmiştir. Simülasyondan elde edilen enerji tüketim verileri, ölçülen doğalgaz tüketim verileri kullanılarak ASHRAE standartlarına uygun olarak kalibre edilmiştir. Bu simülasyonlar yönlenme ve kullanıcı yoğunluğu gibi varsayımsal parametrelerin yanı sıra duvar ana malzeme türü, duvar ısı yalıtım türü, duvar ısı yalıtım konumu, çatı ısı yalıtım türü, cam türü, pencere doğrama türü, çatı ışıklık türü, gölgeleme türü, gölgeleme elemanı çıkma uzunluğu ve pencere-duvar oranı değişimi gibi uygulanabilir parametreler üzerine kurulmuştur. Elde edilen simülasyon sonuçlarından ısıtma ve soğutma tüketimi, gölgeleme elemanları için aydınlatma enerjisi tüketimi ve CO2 salınımları hesaplanmıştır. En nihayetinde, en verimli parametrelerle kurulan senaryo, binanın maksimum enerji verimlilik potansiyelini ortaya koymuştur. Çalışma; çatı, duvar, pencere malzeme değişimlerinin yanı sıra gölgeleme elemanlarının kullanımı ile bir yılda %68,31 oranında ısıtma enerjisi tasarrufu sağlanabildiğini göstermektedir. Bu oran yaklaşık 153.117,39 kg CO2 salınımına eş değerdir. Çalışma sonuçları, İnönü Üniversitesi kampüs binalarında yapılacak olan enerji etkin iyileştirmelerin önemli ölçüde tasarruf potansiyeli sağladığını ve bu bulgunun başta üniversite ekolojisi olmak üzere çevre adına atılmış önemli bir adım olduğunu göstermektedir.
Energy efficient improvement of traditional Harput Houses: Hacı Kerim Sunguroglu Mansion
Sanayi devrimi sonrasında gelişen yeni dünya düzeni ile toplumların doğal çevreyle olan ilişkileri ve doğal enerjiyi kullanım düzeyleri oldukça önemli hale gelmiştir. Enerji tüketimi konusunda çok büyük paya sahip olan yapı sektöründe sınırlı kaynakların azalması ile oluşturulan ve çevreci olmayan yaklaşımlar yerini günden güne sürdürülebilir sistemler oluşturma gayesine bırakmıştır. Son yıllarda sıklıkla karşılaşılan sürdürülebilirlik çalışmalarında geçmişten günümüze ulaşan özgün nitelikleriyle değerini katlayan geleneksel yapıların, çevreci tasarım kriterleri ve enerjiyi etkin kullanma düzeyleri açıkça görünür olmaya başlamıştır. Bu nedenle, geleneksel yapılarda ortaya konan enerji etkinlik değerinin yükseltilmesi ve tarihi dokunun uzun yıllar yaşamasına fırsat verilmesi hedeflenmektedir. Bu çalışma kapsamında, Elazığ ili Harput bölgesinde varlığını koruyan özgün ve nitelikli yapılardan biri olan, Hacı Kerim Sunguroğlu Konağı'nın enerji etkinliğini artırmaya yönelik çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda çalışma kapsamında 4 adet senaryo ve bunlara göre şekillenen 1 optimum senaryo oluşturulmuştur. Bu senaryolar girdi verilerinin tanımlanması ile bina simülasyon aracı olan DesignBuilder yazılımında modellenerek analiz edilmiş ve tüketilen ısıtma, soğutma, toplam enerji değeri ile CO2 salım değerleri hesaplanmıştır. Sonuçlar, geleneksel yapının kimlik değerine zarar vermeyecek uygulamalar ile %36'ya varan enerji tasarrufu ve %38'e varan CO2 salım değerinde azalma sağlanabileceğini ortaya koymuştur. Hacı Kerim Sunguroğlu Konağı örneği ile iklimle dengeli tasarım içerisinde olan geleneksel yapıların yaşatılması ve enerji etkinlik değerlerinin artırılmasının mümkün olduğu görülmektedir. Bu çalışma yeni yapılacak ya da yeniden işlevlendirilecek yapılar için tasarımcıların kullanabilecekleri dikkate değer bir kaynak niteliğinde olması adına rehberlik edecektir.
Siverek (Şanlıurfa) Fettahlı evinin koruma sorunsalı bağlamında restorasyon önerisi
Geleneksel yapılar hem tarihi değeri olan hem de bir belge niteliği taşıyan yapılardır. Diğer yandan kentlerin dokusunu oluşturması ve yaşayanlar için aidiyet hissi yaratması önemini arttırmaktadır. Bu yapıların bir kısmı günümüze kadar gelmiştir. Ancak bu yapıların korunması ve restorasyonu ile ilgili gerekli önemin verilmediği söylenebilmektedir. Bu çalışmada, Siverek sivil mimarlık örnekleri kapsamında geleneksel konut mimarisi ele alınmıştır. Tarihi bir kent olan Siverek'te özgün mimari özellikliği taşıyan konutlar yer almaktadır. Söz konusu konutlar zamanın getirdiği bozulmalar ve değişimlerle tehlike altındadır. Bu bağlamda yeterli koruma önlemlerinin alınmaması sebebiyle bu çalışmanın yapılmasına karar verilmiştir. Konusu, Siverek (Şanlıurfa) Fettahlı evinin koruma sorunsalı bağlamında restorasyon önerisi olan bu çalışma altı bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, çalışmanın amacının ve genel bilgilerin yer aldığı giriş bölümü, ikinci bölümde, geleneksel mimari ve geleneksel mimarinin korunması hakkında bilgi verilmektedir. Üçüncü bölümde, Siverek ilçesinin fiziksel, tarihi ve mimari özellikleri anlatılmıştır. Dördüncü bölümde çalışmanın materyal ve metot kısmı yer almaktadır. Beşinci bölümde Fettahlı Evi (199-8) ve 199-3, 199-5, 190-14, 199-16, 192-17 ada parsel numaralı evlerin mimari özellikleriyle ilgili çalışmalar yapılmıştır. Son bölümde ise tez çalışması ile ilgili genel değerlendirmeler yapılmıştır.
Modernleşen Anadolu kentlerinde geleneksel kerpiç mimarisinin koruma sorunsalı ve sürdürülebilirliğinin sağlanması: Malatya Konak mahallesi örneği
Gelecek nesillere aktarılması gereken kültürel mirasımızın en önemli parçalarında biri olan geleneksel mimari doku modernleşme ile hızla yok olmaktadır. Malatya ili bu bağlamda hızlı kentleşme ve uygulanan kentsel dönüşümleriyle hızla yerel dokusunu yitirmektedir. Pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış Malatya ilinde merkeze 6 km uzaklıkta olup ve geleneksel dokusunu nispeten korumuş olan, Yeşilyurt ilçesi Konak mahallesi çalışma alanı belirlenmiştir. Günümüzde modern kent sınırının giderek yaklaştığı Konak Mahallesinde de geleneksel kerpiç dokunun değişen hayat standartlarıyla beraber terk edilme, yeni yapılaşma, artan nüfus gibi pek çok sebeple yok olmaya başladığı tespit edilmiştir. Varlığını sürdüren kerpiç konut dokusunun incelenmesi, mevcut doku yok olmadan belgelenmesi, sorunların tespiti, çözüm önerilerinin getirilmesi ve belgelenerek gelecekte yapılacak çalışmalara kaynak oluşturmak amaçlanmıştır. Tez kapsamında konak mahallesi tarihi ve fiziki özellikleri incelenmiş ve çeşitli doku analizleri yapılmıştır. Saha çalışmaları yapılmış, 20 adet geleneksel konutun plan, cephe ve yapısal özellikleri çözümlenmiş, rölöve çizimleri ve fotoğraflarla belgelenmiştir. Geleneksel dokuda yapılan bu çalışmalarla yerleşim alanına özgü özellikler belirlenmiştir. Yapılan çalışmalar sonucunda geleneksel dokudaki koruma sorunları tespit edilerek koruma önerileri sunulmuştur. Yapılan belgeleme ve yerinde tespit çalışmaları ile geleneksel dokunun yerleşim, plan, cephe ve yapım sistemi özellikleri çözümlenmiş, yerleşime özgü özellikler tespit edilmiştir. Yapılan çalışmaların ışığında yerleşimdeki geleneksel dokunun koruma sorunları tespit edilerek koruma önerisi geliştirilmiştir.