41
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Burdur yöresindeki kafes kuşlarında ektoparazitlerin araştırılması
Bu tez çalışması Burdur yöresindeki kafes kuşlarında (muhabbet kuşu, kanarya) bulunan ektoparazitleri tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Bu kapsamda Burdur ili Merkez ilçesinde toplam 12 yetiştirici/üreticinin, toplam 241 adet kafesinde 676 adet kafes kuşu incelenip örnek toplama işlemi yapılmıştır. Toplanan örnekler %10 KOH ile şeffaflandırılıp sırasıyla birer gün %70, %80, %90 ve %99 etanolle yıkanmış, kanada balsamı ile sabit preparat yapılarak mikroskop altında incelenmiştir. İncelenen 241 adet kafesin 192 adedi muhabbet kuşu kafesi, 49 adedi kanarya kafesidir. İncelenen 676 adet kafes kuşunun ise 555 adedi muhabbet kuşu, 121 adedi kanaryadır. Gözle muayene yaptığımız hayvanların hiçbirinin üzerinde herhangi bir ektoparazite rastlanamamıştır. Fakat kafes ve kafes ekipmanlarında (yuvalıklar, yemlikler, tünekler, suluklar, mamalıklar, sübye kemiği tutucuları, vb.) yaptığımız incelemelerde çok sayıda Dermanyssus gallinae türü ektoparazite rastlanmış, parazitin tüm gelişim aşamaları tespit edilmiştir. Toplamda 700 dişi, 247 erkek, 634 deutonymf, 508 protonymf, 172 larva ve 1.296 yumurta tespit edilmiştir. Bu araştırma kapsamında incelenen 12 yetiştiricinin 5'inde (%41,67), 241 kafesin 69'unda (%28,63), 676 hayvanın 169'unda (%25) enfestasyona rastlanmıştır. Sonuç olarak; bu çalışma, süs amaçlı yetiştirilen kafes kuşlarında enfestasyona yol açan arthropodların araştırılması amacıyla Burdur yöresinde ve Türkiye'de ilk kez yürütülmüş, elde edilen veriler incelendiğinde, bölgede yetiştirilen kanarya ve muhabbet kuşları için D. gallinea'nın yaygın ve önem verilmesi gereken bir enfestasyon kaynağı olduğu anlaşılmıştır.
Köpek meme tümörlerinde nötrofil hücre dışı tuzaklarının araştırılması
Bu çalışmada köpek meme kanserlerinde tümör derecesi ile tümör infiltre nötrofiller ve nötrofil hücre dışı tuzaklarının (NET'ler) arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlandı. Bu amaçla 20 adet köpek meme kanser bloğu kullanıldı. Olguların histopatolojik klasifikasyonun ardından mitotik figür, tubul formasyonu ve diferensiyasyon derecesine göre tümör derecelendirmesi yapıldı. Tümör dokusunda NET'lerin ortaya konulması için sitrülline histon-3 (cith3) ve myeloperoksidaz (MPO) antikorları ile boyamalar yapıldı. Boyamalar aynı kesitler üzerinde soldurma ve tekrar boyama yöntemi kullanılarak gerçekleştirildi. Ardından boyanan kesitler program ile renklendirilerek, üst üste getirildi ve yalancı immun floresan görüntüler elde edildi. Tümör dokusunda NET'ler cith3 pozitif alanların varlığına göre skorlandı ve tümör derecesi ile karşılaştırıldı. Çalışmada kullanılan olgulara ait tanılar malign miks tümör, kistik papiller karsinom, kompleks karsinom, solid karsinom, tubulopapiller karsinom, komedo karsinom, mikropapiller karsinom, lipit-zengin karsinom, yassı hücreli karsinom, adenoskuamöz karsinom, karsinom ile malignant myoepitelyom ve fibrosarkom şeklindeydi. Tümör derecesine göre olgular üç gruba ayrılıp gruplar arası karşılaştırma yapıldığında, nötrofil skorunun tümör derecesi arttıkça sayısal olarak yükseldiği görüldü. NET skorunun tümör derecesi 1 olan grupta diğer gruplara kıyasla hafif bir sayısal yüksekliğe sahip olduğu gözlendi. Nekroz skorunun da derece II ve III tümörlerde derece I tümörlere göre sayısal olarak yüksek olduğu dikkati çekti. Analiz sonuçlarına göre tümör derecesi ile NET skoru arasında düşük dereceli negatif korelasyon gözlendi (r = -0,361). Tümör derecesi ile nötrofil ve nekroz skoru arasında da bir anlamlılık gözlenmedi. Çalışma sonuçlarına göre NET'lerin meme tümörlerinde değişen derecelerde bulunduğu ve NET düzeylerinin tümör derecesiyle düşük dereceli negatif bir korelasyonunun olduğu görüldü. Fakat NET'lerin nötrofil düzeyi ve tümör dokusunda gözlenen nekroz ile bir ilişkisi saptanamadı. Anahtar Kelimeler: Çift immunhistokimya, hücre dışı tuzak, köpek, meme tümörü, nötrofil
Diyarbakır ve çevresinde eksternal myiasis etkenlerinin yayılış, gelişme ve mevsimsel aktiviteleri, sığır, koyun ve keçilerde myiasis vakalarının tespiti, tedavisi ve bazı parametrelerin araştırılması
Bu araştırma 2008 Ocak-2009 Aralık ayları arasında Diyarbakır Merkez, Silvan, Ergani, Çınar ve Lice ilçelerinde yürütülmüştür. Bu araştırma, Diyarbakır ve çevresinde mevcut eksternal myiasis sineklerinin türlerini ve yaygınlığını, mevsimsel aktivitelerini ve gelişmelerini incelemek, myiasis vakalarını tespit etmek, uygun tedavi yöntemleri ile birlikte korunma tedbirlerini belirlemek ve kan parametrelerindeki değişimin ve serbest radikallerin belirlenmesi maksadıyla yapılmıştır.Sinekleri yakalamak, toplanmalarını sağlamak ve öldürmek maksadıyla kokulu yapışkan tuzaklar kullanılmıştır. Bu şekilde odaklardan toplam 6581 adet sinek yakalanmıştır. Laboratuvarda morfolojik özelliklerine göre teşhis edilen sineklerin 5424 (% 82,43) ünün Lucilia sericata, 833 (% 12,65) ünün Calliphora vicina, 222 (% 3,38)' sinin Chrysomyia albiceps, 93 (% 1,42) ünün Calliphora vomitoria, 3 (% 0,04)' ünün Sarcophaga haemorrhoidalis, 3 (% 0,04) ünün Sarcophaga argyrostoma ve 3 (% 0,04) ünün de Sarcophaga carnaria olduğu görülmüştür. Wohlfahrtia manifica ise eksternal myiasis vakalarındaki larvalarının erişkinlerinin üretilmesi ile elde edilmiştir. Sineklerin 5186 (% 78,80) sının dişi, 1395 (% 22,20) inin erkek olduğu belirlenmiştir. Sarcophaga argyrostoma ve Sarcophaga carnaria' nın dişilerinin dışında, diğer türlerin erkek ve dişilerine rastlanmıştır. Her iki yılın Ocak, Aralık ve Ağustos aylarında görülmeyen sineklerin meteoroloji verilerine göre ortalama; sıcaklığın 16.8 °C, nisbi nemin % 39,1 ve yağış miktarının 19 mm3 olduğu 2008 yılı Nisan ayında (% 48,43) ve ortalama sıcaklığın 11.8 °C, nisbi nemin % 71.3 ve yağış miktarının 43.7 mm3 olduğu 2009 yılı Nisan ayında (% 45,64) en yüksek oranda bulundukları görülmüştür. Laboratuvar şartlarında gelişmeleri incelenen türlerden; Lucilia sericata' nın 19-21 günde, Calliphora vicina 18-24 ve Wohlfahrtia magnifica' nın 17-25 günde gelişmelerini tamamladıkları görülmüştür. Araştırma süresince 26 myiasis vakası tespit edilmiştir. Bunlardan; sekizi (% 30,77) her iki yılın Mayıs ayında, sekizi (% 30,77) Haziran ayında, sekizi (% 30,77) Temmuz ayında belirlenmiştir. Ağustos ayında iki (% 7,69) vakaya yanlızca 2008 yılında rastlanmıştır. Vakaların 20 (% 76,92) si koyunlarda, dördü (% 15,38) sığırlarda, ikisi (% 7,69) keçilerde tespit edilmiştir. Yaralardan toplanan larvalardan yapılan preparatların ve pupadan çıkan sineklerin incelenmesi sonucunda, yaraların 24 (% 92,30) ünün Wohlfahrtia magnifica, birinin (% 3,84) Wohlfahrtia magnifica ve Lucilia sericata, birinin (% 3,84) ise Lucilia sericata larvaları tarafından oluşturulduğu tespit edilmiştir. Nekrotik dokuları uzaklaştırılan yaralara kreolin tatbik edilmiş ve yaraların tamamının iyileştikleri görülmüştür. Eksternal myiasisli 20 koyunun serum malondialdehid (MDA), eritrosit glutatyon peroksidaz (GSH-Px), redükte glutatyon (GSH) düzeyleri ölçülmüştür. Kontrol grubu ile kıyaslandığında MDA (p<0,05) düzeyinde anlamlı bir artış, GSH-Px (p<0,05) düzeyininde anlamlı bir düşüş tespit edilmiştir. Koyunlarda kontrol grubu ile karşılaştırıldığında enfeste grupta hemoglobin, eritrosit, hemotokrit düzeylerinin anlamlı olarak düştüğü, nötrofil, lenfosit, eozonofil ve bazofil (p<0,05) düzeylerinin önemli derecede yükseldiği belirlenmiştir.Sonuç olarak yürütülen bu çalışmada, Diyarbakır ve çevresinde miyasis sineklerinin tespit edilmiş olması ve miyasis vakalarında bazı parametreler üzerinde belirlenmiş olan değişiklikler, sığır koyun ve keçi popülasyonunu etkileyecek bulguların varlığını ortaya koymaktadır. Bu çalışma ile başlangıç teşkil eden bilgiler ortaya konmuş olmakla beraber gelecekte buna benzer çalışmalara da ihtiyaç vardır.
Trıchomonas vagınalıs saptanmasında mikroskobi, kültür ve moleküler biyolojik yöntemlerin değerlendirilmesi
Kamçılı bir protozoon olan Trichomonas vaginalis, dünyadaki viral olmayan cinsel yolla bulaşan hastalıkların en yaygını olan trikomoniyozun sebebidir.Dünyada her yıl 5 milyon kişinin parazit ile enfekte olduğu ve 170 milyon kişinin risk altında olduğu bildirilmektedir.İnsanların T. vaginalis ile infekte olması her zaman hastalık belirtilerine neden olmamakta, özellikle erkeklerde asemptomatik seyir göstermektedir.Bu çalışmanın amacı 2009 yılı Haziran, Temmuz, Ağustos aylarında Fırat Üniversitesi Hastanesi ve Elazığ Sarahatun Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesi'nin Kadın Hastalıkları ve Doğum Poliklinikleri'ne vajinal yakınmalarla başvuran kadınlarda T. vaginalis'i saptamak için mikroskobi, kültür, seroloji ve moleküler biyolojik yöntemlerin değerlendirilmesidir.Pelvik muayene esnasında posterior vaginal forniksten alınan örneklerde direkt mikroskobik inceleme, Giemsa boyama, kültür yöntemi ve PZR (Polimeraz zincir reaksiyonu) uygulanarak T. vaginalis araştırıldı. Olguların 6'sında T. vaginalis saptanırken yaş grubu, öğrenim durumu, mesleği, yakınması, kullanılan tuvalet türü ve doğum kontrol yöntemi ile T.vaginalis görülme sıklığı arasında anlamlı bir ilişki görülmedi.T. vaginalis'in tanısında direkt inceleme, boyama ve kültür yöntemlerinin yanında PZR'ın uygulanması sonucun güvenilirliğini artırmaktadır.
Karadeniz bölgesinde koyun ve keçilerde Theileria ve Babesia türlerinin moleküler yöntemlerle belirlenmesi
Bu çalışma Türkiye'nin Karadeniz bölgesinde koyun ve keçilerde Theileria ve Babesia türlerinin varlığı ve yayılışının mikroskobik bakı ve revers line blotting (RLB) yöntemleri ile araştırılması ve bölgede koyun ve keçilerde bulunan kene türlerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Bu amaçla 2010 ve 2011 yıllarında bölgedeki çeşitli illere bağlı değişik odaklardaki koyun ve keçilerden 1128 kan örneği toplanmış (869 koyun ve 259 keçi) kan örneği toplanan koyun ve keçiler de dahil 2608 hayvan (2161 koyun ve 447 keçi) kene enfestasyonu yönünden muayene edilmiştir.Alınan kan örneklerinden sürme frotiler hazırlanmış, tekniğine uygun olarak boyanmış ve mikroskopta Theileria ve Babesia piroplasmları yönünden incelenmiştir. EDTA'lı kan örneklerinden uygun yöntemlerle genomik DNA'lar ekstrakte edilmiş, bu DNA'lar kullanılarak Theileria ve Babesia türlerinin 18S ssu rRNA geninin değişken V4 bölgesindeki, uzunluğu 360-430 bç olan bir bölge çoğaltılmış, elde edilen PZR ürünleri, tür spesifik probların bağlandığı bir membranda hibridize edilmiştir. Toplanan keneler stereo mikroskop altında incelenmiş ve tür identifikasyonları yapılmıştır.Kan frotilerinin mikroskobik muayenesinde 34 koyun (%3,91) ve 4 (%1,54) keçi olmak üzere toplam 38 (%3,37) hayvan Theileria spp. piroplasm formları yönünden pozitif bulunmuş, hiçbir hayvanda Babesia spp. piroplasmları tespit edilememiştir.RLB ile bölgede T. ovis'in koyunlarda %34,64, keçilerde %10,04 ve toplamda %28,99; B. ovis'in koyunlarda %0,58 ve toplamda %0,44; Theileria sp. OT3'ün koyunlarda %2,65, ve toplamda %2,04; Theileria sp. MK'nın koyunlarda %0,58, keçilerde %0,77 ve toplamda %0,62 oranlarında yayılış gösterdiği, B. ovis ve Theileria sp. OT3'ün sadece koyunlarda bulunduğu saptanmıştır.Koyunların 665'i (%30,77) ve keçilerin 147'si (%32,89) olmak üzere 812 hayvanda (%31,13) kene enfestasyonu belirlenmiş, 2263'ü koyunlardan, 534'ü de keçilerden olmak üzere 2797 kene toplanmıştır. Bu keneler Rhipicephalus turanicus (%28,64), Haemaphysalis parva (%22,60), R. bursa (%18,27), Dermacentor marginatus (%16,55), R. sanguineus (%3,32), Ixodes ricinus (%2,47), H. punctata (%2,36), Hyalomma marginatum (%2,22), H. sulcata (%1,39), H. excavatum (%1,18), H. concinna (%0,54) ve H. detritum (%0,46) olarak teşhis edilmiştir. Kenelerin mevsimsel dağılımına bakıldığında ise Rhipicephalus ve Hyalomma'ların ilkbahar ve yaz; Haemaphysalis'lerin kış, ilkbahar ve sonbahar; Dermacentor ve Ixodes'lerin ise bütün mevsimlerde görüldüğü ortaya konmuştur.
Doğu ve güney doğu anadolu bölgelerinde koyun ve keçi theileriosisinin mikroskopik ve moleküler yöntemlerle araştırılması
Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgelerinde Koyun ve KeçiTheileriosisinin Mikroskopik ve Moleküler Yöntemlerle AraştırılmasıKürşat AltayBu araştırma, Haziran 2004 - Eylül 2005 tarihleri arasında Doğu veGüneydoğu Anadolu bölgelerinde koyun ve keçilerde Theileria ovis ve T.lestoquardi'nin varlığı ve yayılışının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Buamaçla, ilk aşamada T. ovis'in teşhisine yönelik spesifik PCR metodu geliştirilmişve daha sonra koyun ve keçilerde T. ovis'in yayılışı ile aynı bölgede T.lestoquardi'nin varlığı araştırılmıştır.Theileria ovis Erzincan koyun izolatına ait 18S SSU rRNA gen dizisi(Genbank No: AY508453) esas alınarak iki çift primer dizayn edilmiştir.Primerler önce bilgisayar ortamında BLAST programı uygulanarak genbankasında mevcut sekanslara karşı, daha sonra laboratuvarda PCR ile T. ovis, T.lestoquardi, T. annulata, T. parva, T. buffeli ve Babesia ovis'e karşı testedilmiştir. Ayrıca parazitemi oranı bilinen enfekte kanın % 10-2, % 10-3, % 10-4, %10-5, % 10-6, % 10-7 ve % 10-8 basamaklarındaki dilüsyonları kullanılarak bumetodun, T. ovis'i belirleme limiti (sensitivite) tespit edilmiştir.Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde bazı illere ait farklıodaklardaki koyun ve keçilerden 819 EDTA'lı kan örneği toplanmış (677 koyun,142 keçi) ve bu kanlardan 795 kan frotisi (656 koyun, 139 keçi) hazırlanmıştır.Bunlara ilaveten Mardin ilinde theileriosisiden şüpheli 27 koyundan, ayrıca lenffrotisi hazırlanmıştır. EDTA'lı kanlardan ekstrakte edilen DNA'lar, T. ovis ve T.lestoquardi yönünden PCR ile, kan ve lenf frotileri Theileria'nın piroplasm veşizont formları yönünden mikroskopik bakı ile incelenmiştir.1Ayrıca Muş ve Malatya illerinde koyunlardan 531, keçilerden 89 olmaküzere toplam 620 adet erişkin kene toplanmıştır. Toplanan keneler steromikroskop altında incelenerek tür teşhisleri yapılmıştır.Theileria ovis ile doğal enfekte koyun ve keçilerden elde edilen kanlardaparazitin 398 baz çifti uzunluğundaki bir bölümü nested PCR ile spesifik olarakamplifiye edilmiştir. Buna karşılık, bu primerlerin diğer Theileria türleri ile B.ovis'i amplifiye etmediği görülmüştür. Nested PCR'ın paraziti belirleme limiti%10-5 olarak belirlenmiştir. Bu değer, metodun T. ovis'i on milyonda bir enfekteeritrositte belirleyebilecek duyarlılıkta olduğunu göstermiştir.Kan frotilerinin mikroskopik muayenesinde, 656 koyunun 120 (%18,29)'sinde, 139 keçinin 4 (% 2,87)'ünde Theileria spp. piroplasm formları tespitedilmiştir. Lenf frotilerinin hiç birinde parazitin şizont formlarına rastlanmamıştır.İlk aşama PCR sonucunda, incelenen 677 koyunun 308 (% 45,49)'inde, 142keçinin 9 (% 6,34)'unda T. ovis amplifiye edilmiştir. Nested PCR sonucunda ise,koyunların 398 (% 58,78)'inde, keçilerin 16 (% 11,26)'sında T. ovis amplifiyeedilmiştir. Aynı hayvanların hiç birinde PCR ile T. lestoquardi'nin varlığınıgösterecek amplifikasyon ürünü elde edilememiştir.Koyun ve keçilerin üzerinden toplanan keneler Rhipicephalus bursa ve R.sanguineus olarak identifiye edilmiştir.Gerek mikroskopik muayene ile PCR sonuçları arasındaki fark ve gerekseilk aşama PCR ile nested PCR sonuçları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıbulunmuştur (P<0,01). T. ovis enfeksiyonları keçilere göre koyunlarda dahayüksek bulunmuş ve aradaki farkın istatistiksel olarak önemli olduğu ortayakonmuştur (P<0,01).Anahtar Kelimeler: Theileriosis, mikroskopik bakı, PCR, koyun, keçi.23
Elazığ ve yöresinde bulunan Tabanidae (Diptera) türleri üzerinde araştırmalar
-51- 6. ÖZET Bu çalışma ile Elazığ yöresinde bulunan Tabanidae türleri ve bunların mevsimsel dağılışları incelenmiştir. Bu amaç la 1991 yılında mayıs-ekim ayları arasında Elası! yöresinde odak olarak seçilen Sivrice, Pertek, Baskil, Keban, ve îçme ilçelerine gidilmiş ve bu yerlerden 350 adet Tabanidae örneği alınmıştır. örnekler konakçı üzerinden tek tek el ile alınarak veya konakçıdaki tabanid üzerine siyanürlü öldürme şişeleri kapa tılmak suretiyle toplanmıştır. Bu çalışmada toplam 350 Tabanidae örneğinden Chrysops, Atylotus, Haematopota ve Tabanus cinslerine ait 23 tür tesbit edilmiştir. Bu türlerden üç tanesi (C. flavipes, H. pal lens ve T. autumnal is) daha önce Elazığ Bölgesinde bulunmuştur. Diğer 20 tür ise Türki ye'nin çeşitli bölgelerinden bildirildiği halde Elazığ Bölge sinde ilk kez saptanmıştır. (Chrysops buntoni, C. hamatus, Atylotus agricola, Haematopota bigoti, H. crassicornis, H. hennauxi, H. kemali, H. pluvial i s, H. sewelli, Tabanus cordiger, T. eggeri, T. indrae, T. leleani, T. miki, T. oppugnator, T. regularis, T. spectabilis, T. spodopterus, T. tergestinus, T. unif asciatus) Bu sinekler haziran-temmuz-ağustos ve eylül ayları içe risinde toplanmış, mayıs ve ekim aylarında araziye çıkıl masına rağmen hiçbir Tabanidae örneğine rastlanmamıştır.
Elazığ yöresinde bulunan Culicoides (Diptera:Ceratopogonidae) türleri üzerine araştırmalar
Bu araştırma 1991 yılı nisan ayının birinci yarısından başlayıp, 1992 yılı ekim ayının sonuna kadar devam etmiştir. Culicoides türlerinin toplanması amacı ile her iki yılda da nisan-ekim ayları arasında Elazığ Merkez ile Keban, Baskil, Sivrice, Maden ve Kovancılar ilçelerinde belirlenen odaklara ayda bir kez periyodik olarak gidilmiştir. Culicoides' lerin yakalanmasında 125 Watt'lik cıva buharlı lamba ve balasttan oluşan ışık tuzakları kullanılmıştır. Bu tuzaklar hayvan barınaklarının içine, yakınma, ağaçlık alanlara veya sulak araziye yakın meskenlerin içine veya yakınına, güneşin batışına takriben yarım saat kala kurulmuş ve yaklaşık 2 saat sonra kaldırılmıştır. Deterjanlı su içinde toplanan sinekler cam kavanozlara alınarak laboratuvara getirilmiş, Culicoides' ler diğer sineklerden ayıklanıp çeşme suyunda birkaç kez yıkandıktan sonra, içerisinde %70'lik etil alkol bulunan kapaklı penisilin şişelerine aktarılmıştır. Her iki yılda toplam 21.641 adet Culicoides yakalanmış olup, bunlardan 42 değişik tür teşhis edilmiştir. Bu türler; C. nubeculosus (%1.14), C. puncticollis (%0.90), C. circumscriptus (%8.07), C. pulicaris (%0.80), C. punctatus (%5.83), C. newsteadi (%1.14), C. obsoletus (%0.12), C. simulator (%1.71), C. longipennis (%11.34), C.truncorum (%1.33), C. picturatus (%4.28), C. gejgelensis (%3.21), C. cataneii (%0.39), C. pictipennis (%0.55), C. submaritimus (%0.07), C. odibilis (%1.67), C. shaklawensis (%2.46), C. badooshensis (%0.17), C. semimaculatus (%0.01), C. subfascipennis (%0.11), C. vidourlensis (%2.15), C. cubitalis (%1.43), C. subneglectus (%2.45), C. indistinctus (%3.90), C. odiatus (%7.70), C. achrayi (%1.36), C. pallidicomis (%3.14), C. furcillatus (%1.04), C. parroti (%0.21), C. riouxi (%0.15), C. heliophilus (%1.18), C. kolymbiensis (%1.78), C. azerbajdzhanicus (%1.22), C.dzhafarovi (%11.50), C. pumilus (%11.35), C. vexans (%0.01), C. saevus (%3.00), C. sejfadinei (%0.32), C. tauricus (%0.52), C. slovacus (%0.01), C. ibericus (%0.05) ve C. schultzei gr. (%0.01)'dur. Bu türlerden sayıca en fazla olanlar C. dzhafarovi (2489), C. pumilus (2456) ve C. longipennis (2455)'tir. En az rastlanan türler ise C. semimaculatus ve C. schultzei gr. olup, bunlardan sadece birer adet yakalanmıştır. Ayrıca 43 adet (%0.20) Culicoides deforme olduğu için teşhis edilememiştir. Teşhis edilen türlerden C. semimaculatus, C. slovacus ve C. ibericus' un sadece dişi, C. schultzei gr.'un sadece erkek, geri kalan 38 türün ise hem dişi ve hem de erkek bireylerine rastlanmıştır. Culicoides' lere nisan ayında %0.33, mayıs ayında %2.93, haziran ayında %9.27, temmuz ayında %39.93, ağustos ayında %34.28, eylül ayında %8.95 ve ekim ayında ise %4.27 oranında rastlanmıştır. Araştırma merkezlerinden Baskil'de 37, Maden'de 36, Keban'da 35, Elazığ Merkez'de 34, Kovancılarda 32 ve Sivrice'de ise 29 değişik Culicoides türü belirlenmiştir. Elazığ yöresinde tespit edilen türlerden C. semimaculatus, C. subneglectus, C. riouxi, C. kolymbiensis, C. azerbajdzhanicus, C. sejfadinei ve C. slovacus' un Türkiye'deki varlığı ilk kez bu araştırma ile ortaya konmuştur. Bu türlerle birlikte Türkiye Culicoides faunasındaki tür sayısı 54'e ulaşmıştır.
Elazığ yöresinde tropikal theileriosise karşı aşılanan sığırlarda saha çalışmaları
Elazığ yöresinde giardiosis prevalansının indirekt immun fluoresans yöntemi ile araştırılması
50 VI. ÖZET Bu çalışmada, G. intestinalis kist ve trofozoit antijenlerine karşı oluşan IgG ve IgM seropozitifliklerinin, İFA yöntemiyle incelenerek giardiosis seroprevalansının saptaması amaçlanmıştır. F.Ü. Tıp Fakültesi Fırat Tıp Merkezi, Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları laboratuvarlarına herhangi bir şikayetle başvuran ve yaşlan 0-79 arasında (27±15) değişen 304 hasta çalışmaya alındı. İFA testinde antijen olarak, giardiosisli hastaların dışkılarından saflaştınlan G. intestinalis kistleri ve deneysel olarak enfekte edilen farelerin ince barsağından in vivo olarak elde edilen trofozoitler kullanıldı. Hasta serumlarınm 1/32, 1/64, 1/128 ve 1/256 sulandıranları, negatif kontrol olarak sağlıklı kontrol serumu ve PBS, pozitif kontrol olarak giardiosisli hastadan alman ve titresi belirlenen serum ile çalışıldı. Kist antijenlerine karşı, IgG: 79 (%26), IgM: 45 (%14.8) ve IgG+IgM: 33 (%10.8) olguda; trofozoit antijenlerine karşı ise IgG: 54 (%17.7), IgM: 54 (%17.7) ve IgG+IgM: 30 (%9.8) olguda pozitif bulundu. Olguların 18'inde (%5.9) ise her iki antijene karşı IgG+IgM pozitif idi. Kist ve/veya trofozoit antijenlerine karşı IgG seropozitifliği 86 (%28.2), IgM seropozitifliği ise 65 (%21.3) olguda saptandı. IgG seropozitifliği, IgM seropozitifliğine göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p<0.05). Her iki antikor için de en yüksek seropozitiflik değerleri 7-15 yaş grubunda bulundu. Yaş grupları arasında, IgG seropozitifliği açısından istatistiksel olarak anlamlı bir51 fark bulunmazken, 7-15 yaş grubundaki IgM seropozitifliği 0-6 ve 26 yaş üzeri gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p<0.05). Kist ve/veya trofozoit antijenlerine karşı saptanan IgG ve/veya IgM antikorlarından herhangi birinin pozitif olduğu olgular seropozitif olarak değerlendirildiğinde; 304 olgunun 105 'inde (%34.5) seropozitiflik olduğu, en yüksek seropozitifliğin 7-15 yaş grubunda ve bu yaş grubunda elde edilen seropozitifliğin 26 yaş ve üzeri grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptandı (p<0.05). Seropozitiflik yönünden, cinsiyet, yaşanılan yer ve eğitim düzeyine göre anlamlı fark olmadığı (p>0.05), ancak birlikte yaşanan kişi sayısı ile paralel olarak arttığım ve foseptik çukura bağlı tuvalet kullananlarda kanalizasyona bağlı olanlara göre anlamlı derecede yüksek olduğu saptandı (p<0.05). Elazığ bölgesinde giardiosis seroprevalansı ve buna etkisi olabilecek bazı faktörler ortaya konmuştur. Yöntem ve içerik olarak bölgemizdeki ilk seroprevalans çalışmasıdır. Farklı serolojik yöntemlerle değişik toplum kesimlerinde yapılacak seroprevalans araştırmaları sonucunda hastalığın kontrol altına alınması için yeni stratejiler geliştirilebileceği kanısındayız.
İmmun yetmezliği olan ve olmayan ishalli hastalarda Dientamoeba fragilis'in görülme sıklığının araştırılması ve genotip profilinin belirlenmesi
Dientamoeba fragilis, çeşitli gastrointestial rahatsızlıklara neden olabilen, tanısının ise oldukça güç konabildiği bir kalın barsak protozoonudur. Bu tezde ülkemizde tanı yöntemi henüz standardize edilmemiş olan bu parazitin kalıcı boyama ve PCR yöntemleri ile tanısının yapılması, bu iki yöntemin karşılaştırılması, parazitin görülme sıklığı üzerine immun sistem etkisinin araştırılması, ayrıca parazitin genotip profilinin belirlenmesi hedeflenilmiştirDoksan immun yetmezlikli ve 202 immun yetmezliği olmayan, diyareli hastanın gaita örnekleri demir hematoksilen boyama yöntemi ve PCR ile incelenmiştir. Genotip profili için RFLP yöntemi uygulanmış, ayrıca 18 pozitif örneğe sekans analizi yaptırılmış, sonuçları değerlendirilmiştir.İmmun yetmezliği olan grupta demir hematoksilen boyama yöntemi ile iki (%2.2) olguda, PCR ile dört olguda (%4.4) D. fragilis pozitif saptanmıştır. İmmun sistemi sağlam olanlarda boyama yöntemi ile %22.8 (46/202), PCR yöntemiyle %24.3 (49/202) sıklıkta D. fragilis saptanmıştır. Tüm olgular arasında D. fragilis pozitifliği demir hematoksilen boyama ile %16.4 (48/292) olup, PCR ile %18.2 (53/292) bulunmuştur. Testler arasında tutarlılık iyi derecede bulunmuştur (Kappa=0.77, p=0.000). Diyare ile aralıklı kabızlık, gaz, dispeptik şikayetler, perianal kaşıntı, ürtikeryal kaşıntı şikayeti ve periferal eozinofili bulgusu olanlarda D. fragilis anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Onsekiz PCR ürününün sekans analizi yaptırılmış, İzmir 1, İzmir 2 ve İzmir 3 olarak adlandırılan örneklerden İzmir 1 ve 3 Genotip 1 grubunda, İzmir 2 ise Genotip 2 grubunda değerlendirilmiştir.D. fragilis uygun tanı yöntemleri kullanıldığında, en sık görülen parazitler arasındadır. Nonspesifik gastrointestinal semptomlara sebep olması, tanısına önem verilmesi gerektiğini göstermiştir. Fiksatifli örneklerin boyanarak incelenmesi hatta kronik diyareli ve immun yetmezlikli hastalarda PCR yönteminin kullanılması gerçek parazit sıklığına ve parazit hakkında açığa çıkmamış bilgilere ulaşılmasını sağlayacaktır.
Theileria annulata'nın TA15705 proteininin karakterizasyonu ve AP-1 aktivasyonundaki rolünün belirlenmesi
Zorunlu hücre-içi protozoon olan Theileria annulata apikomplexa filumunda yer alır ve sığırlarda tropikal theileriosis'in (Tropical Theileriosis) etkenidir. T. annulata'nın vektörü Hyalomma soyuna ait kenelerdir. Theileria sporozoitleri sığırların lökosit hücrelerine girerek çok çekirdekli şizont formunu oluştururlar ve enfekte ettiği konak hücrenin metabolik aktivitesini değiştirirler. Enfekte lökositler apoptosize uğramazlar, kanser hücreleri gibi kontrolsüz olarak çoğalırlar.AP-1 transkripsiyon faktörü farklılaşma, çoğalma ve apoptozis gibi birçok hücresel işlemleri kontrol eder. AP-1, Theileria ile enfekte lökositlerin transformasyonunda rol oynamaktadır.T. annulata makroşizontu tarafından eksprese olan Ta9 olarakta bilinen TA15705 proteini sitotoksik T hücreleri ve B hücreleri tarafından tanınmaktadır. Bu çalışma, Eylül 2008-Ekim 2009 tarihleri arasında TA15705 proteininin karakterize edilmesi ve aynı proteinin parazit tarafından indüklenen AP-1 aktivasyonundaki rolünün belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Bu çalışma ile TA15705 proteininin Theileria ile enfekte hücrelerin transformasyonunda rol oynayan AP-1 transkripsiyon faktörünün aktivasyonunu indüklediği belirlenmiştir. Ayrıca TA15705 proteininin enfekte B lenfosit ve makrofaj hücrelerinin sitozolünde ve daha yoğun olarak parazitin hücre içinde yerleştiği bölgelerde lokalizasyon gösterdiği saptanmıştır.Anahtar Sözcükler: TA15705, AP-1, Theileria annulata, Apoptozis
Theileria annulata'nın tanısında serolojik (indirekt ELISA) ve moleküler (PZR, çoklu PZR ve lamp) yöntemlerin geliştirilmesi
Bu çalışmada sığırlarda Theileria annulata tarafından oluşturulan tropikal theileriosis hastalığının teşhisinde kullanılmak üzere yeni tanı metodları geliştirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla geliştirilmek istenen tanı metodları, seroloji ve moleküler olmak üzere iki ana başlık altında toplanmıştır. Bunlar, i) ELISA yöntemiyle tropikal theileriosisin serolojik teşhisinde kullanılmak üzere rekombinant proteinlerin belirlenmesi, ii) tropikal theileriosis'in teşhisinde moleküler tanı yöntemlerinin (PZR, multiplex PZR ve LAMP) geliştirilmesi.ELISA yöntemiyle tropikal theileriosisin serolojik teşhisinde kullanılmak üzere rekombinant proteinlerin belirlenmesi amacıyla öncelikle olarak biyoinformatik yöntemler kullanılarak T. annulata'nın makroşizont dönemine özgü proteinler saptanmıştır. Elde edilen proteinlere karşı deneysel enfekte hayvanlarda gelişen immun yanıt Western blot metodu kullanılarak incelenmiştir. İzleyen çalışmalarda, Theileria annulata yüzey antijeni olan TaSP'ın immunodominat bir makroşizont antijeni olup olmadığı incelenmiştir. Daha sonra, TaSP, immunopresipitasyon ile elde edilen Ta9 ve biyoinformatik yöntemler ile elde edilen TA06510 ve Ta9.4 rekombinant antijenler kullanılarak indirekt ELISA testlerinin geliştirilmesine çalışılmıştır.Serolojik çalışmaların başında, Western blotlarda gözlenen immunodominat bandlarda polimorfism olup olmadığı test edilmiştir. Bu amaçla, T. annulata'nın 16 farklı izolatı, T. parva Muguga ve T. lestoquardi Lahr'a ait makroşizont hücre kültürleri ve enfekte olmayan sığır lenfosarkoma (BL20) hücreleri parazit materyali ve protein ekstraktları olarak kullanılmıştır. Bu çalışmalardan elde edilen sonuçlar, 40-42 kDa arasindaki bandlarda polimorfizm olduğunu göstermiştir.Theileria annulata'nın makroşizont dönemine özgü proteinlerin biyoinformatik yöntemler kullanılarak belirlenmesinde T. annulata genomuna ait proteinlerin tamamı Signal P, GPI anchor, TMD ve PEST benzeri protein motiflerini içerip içermedikleri, EST verileri ve dN/dS oranları da dikkate alınarak incelenmiştir. Bu özelliklerine göre seçilen proteinleri kodlayan genler, klonlanarak rekombinant olarak üretilip Western blot ile değerlendirilmiştir. Bu yöntemle elde edilen TA06510 rekombinant proteinine karşı deneysel enfekte hayvanlarda antikor yanıt geliştiği tespit edilmiştir. Ancak bu proteine karşı elde edilen antikor yanıtının, daha önceki çalışmalarda immunojenik olduğu belirlenmiş Tams-1/2, TaSP gibi antijenlere karşı gelişen yanıta göre daha zayıf olduğu tespit edilmiştir. Bu sonuçlar, biyoinformatik yöntemlerin T. annulata genomunca kodlanan ve immunojenik özelliğe sahip olan proteinlerin saptanmasında kullanılabileceğini göstermektedir. Ancak, biyoinformatik yöntemlerle belirlenen proteinlerin immunojenik olup olmadıkları fonksiyonel analizlerle doğrulanmalıdır.İmmun serumun TaSP rekombinant proteini ile bloklanması sonrasında yapılan Western blot analizleri sonucunda, daha önceki çalışmalarda immonodominant makroşizont antijeni olduğu öne sürülen TaSP molekülünün D7 protein ekstraktlarında görülen 42 kDa ağırlığa sahip immunodominant bant olmadığı tespit edilmiştir. Western Blot analizlerinde saptanan immunodominant bantların tanımlanabilmesi amacıyla immunopresipitasyon deneyleri ve proteomiks analizleri yapılmıştır. Bu çalışmalardan elde edilen sonuçlar, D7 protein ekstraktlarında saptanan immunodominat bantlardan birisinin Ta9 proteini olduğunu göstermiştir. İzleyen çalışmalarda, D7 protein ekstraktlarında saptanan ikinci immunodominant bantın ise, Ta9 proteini ile aynı paralog ailede yer alan Ta9.4 proteini olduğu belirlenmiştir.TaSP, Ta9, Ta9.4 ve TA06510 rekombinant antijenleri indirek ELISA testlerinin geliştirilmesinde kullanılmıştır. Bilinen pozitif ve bilinen negatif serum örnekleri kullanılarak yapılan testlerde en iyi sensitivite (%89.5) ve spesifite (%98.3) TaSP rekombinant proteini ile elde edilmiştir. Sahadan toplanan serum örnekleri ile yapılan testler IFA testi ile, TaSP, Ta9 ve Ta9.4 rekombinant antijenleri kullanılarak yapılan ELISA testlerine göre daha fazla sayıda pozitiflik belirlenmiştir (p<.05). Ancak, bu çalışmada geliştirilen indirek ELISA testlerinin sahada rutin olarak kullanılabilmesi için daha fazla sayıda bilinen pozitif ve negatif serum örnekleri kullanılarak yeniden standardize edilmesinde fayda görülmektedir.Bu çalışmada tropikal theileriosis'in moleküler tanısında kullanılmak üzere PZR, multipleks PZR ve LAMP (Loop-mediated Isothermal Amplification) yöntemleri geliştirilmiştir. Bu amaçla yapılan moleküler analizlerde, T. annulata'nın 12 farklı izolatı, T. parva Kenya, T. sergenti, T. lestoquardi, B. bovis, B. bigemina ve T. equi'den elde edilen toplam 18 DNA örneği kullanılmıştır. PZR, multipleks PZR ve LAMP yöntemlerinde kullanılan primer çiftleri ilgili gen bölgelerine ait sekans bilgisine gore clustal X programı kullanılarak tasarlanmıştır. Moleküler testlerin duyarlılığının belirlenmesi amacıyla deneysel enfeksiyon oluşturulmuştur.Theileria annulata'nın mitokondriyal sitokrom b genini çoğaltan cyto b1 primer çifleri kullanılarak yapılan PZR ile düşük seviyede parazitemiye sahip hayvanların duyarlı (bir ?l kanda 0.1 piroplasm) ve özgün olarak tespiti yapılabilmiştir.Bu çalışmada geliştirilen multipleks PZR yönteminin, sığırlarda önemli hastalık tablosu oluşturan T. annulata, B. bovis ve A. marginale türlerinin eş zamanlı ve özgün olarak saptanmasında kullanılabilecek basit ve etkili bir yöntem olduğu gösterilmiştir.Bu çalışmada Theileria annulata'nın hasta ve/veya taşıyıcı hayvanlarda saptanması amacıyla, PZR ve multipleks PZR yöntemlerine ek olarak LAMP yöntemi de kullanılmıştır. LAMP yöntemi, termal siklusa ihtiyaç duymadan izotermal koşullar altında, kısa zamanda çok sayıda DNA'yı çoğaltılabilen, yüksek özgünlükte ve elde edilen ürünün kolay ve hızlı tespitine olanak veren bir yöntemtir. Ancak CYTOB1 primerleri kullanılarak sahadan toplanan örnekler üzerinde yapılan LAMP çalışmalardan elde edilen sonuçlar T. annulata'nın hasta ve/veya taşıyıcı hayvanlarda saptanmasında bu testin PZR yöntemine göre daha az efektif olduğunu göstermektedir.
Aydın yöresinde sokak köpeklerinde dışkı bakısına göre saptanan mide barsak helmintleri
Aydın Yöresinde Sokak Köpeklerinde Dışkı Bakısına Göre Saptanan Mide Barsak Helmintleri Bu çalışmada Aydın Belediyesi Hayvan Barınağı ile Kuşadası Belediyesi Hayvan Barınağı'nda bulunan sokak köpeklerinde mide barsak helmint enfeksiyonlarının yayılışım saptamak için dışkı bakısı ile 200 köpekten dışkı örneği alınarak nativ, Fülleborn yüzdürme (floatasyon) ve Benedek çöktürme (sedimentasyon) yöntemi ile kontrol edildi. Bakısı yapılan toplam 200 dışkı örneğinden 82'sinde (%41) helmint enfeksiyonu saptandı. Enfekte dışkılarda 4'ü nematod biri de cestod olmak üzere 5 tür helmint yumurtası tespit edilmiştir. Bu helmint yumurtaları Taenia spp. (%7.5), Toxacara spp. (%20), Toxascaris leonina (%1), Uncinaria stenocephala (%21), ve Trichuris vulpis (%1.5) olarak teşhis edilmiş olup çalışmada trematod yumurtası ve nematod larvası saptanmamıştır. Bakısı yapılan 66 köpekte tek tür (%80.48), 13 köpekte iki tür (%15.85), 2 köpekte üç tür (%2.43) ve bir köpekte ise dört tür (%1.21) helmint yumurtasına rastlanmıştır. En fazla enfeksiyon oram bir yaşın altındaki köpeklerde tespit edilmiştir. Cinsiyet bakımından enfeksiyonda herhangi bir fark saptanmamıştır. Çalışmada Aydın ilinde zoonoz mide-barsak helmintlerin tespit edilmesi ile halk sağlığı yönünden ilgili kuruluşların dikkatini çekmek amaçlanmıştır. Bu çalışmada dışkı bakısı ile Taenia spp., Toxacara spp. ve Uncinaria stenocephala gibi zoonoz helmintler tespit edilmiştir. Araştırmada bu tür zoonoz helmintlerin tespit edilmesi, halk sağlığı açısından oldukça sakıncalı olduğu ve bu konuda gerekli tedbirlerin bir an önce alınması gerektiğini ortaya koymuştur.Anahtar Kelimeler: Aydın, mide barsak helmintleri, sokak köpeği.
Ege Bölgesi'nde köpek babesiosisinin yaygınlığı
Bu çalışmanın amacı Ege Bölgesindeki köpeklerde babesiosise neden olan türler ile butürlerin alt türlerini saptamak ve köpek babesiosisinin yaygınlığını ortaya çıkarmaktır.Çalışma için Ege Bölgesindeki 6 farklı yerleşim merkezindeki (Aydın, Kuşadası, Selçuk,Bodrum, Marmaris, Manisa) bulunan barınaklardaki 320 sokak köpeğinden ve AdnanMenderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dahiliye Kliniklerine getirilen 63 adet sahipliköpekten kan alınmıştır. Alınan kanlardan DNA ekstraksiyonu yapıldıktan sonra Babesiacanis'e spesifik primerler kullanılarak PCR uygulanmıştır. PCR sonuçlarına göre toplam 383köpekten 40 tanesi (%10.4) pozitif olarak bulunmuştur. 40 pozitif örnek reverse line blot(RLB) hibridizasyon tekniği ile incelenerek B. canis'in alt tür tespiti yapılmış ve alt türün B.canis vogeli olduğu belirlenmiştir. Ayrıca 6 farklı yerleşim merkezinden seçilen birer pozitiförnek ile ADÜ Veteriner Fakültesi Dahiliye Kliniğine getirilen örneklerden seçilen bir adetpozitif örnek sekans analizine gönderilmiştir. Sekans analizi sonuçlarında ise örneklerin % 99oranında B. canis vogeli (B. canis spp. Okinawa suşu)'ye benzerlik gösterdiği tespitedilmiştir.Anahtar Kelimeler: B. canis, B. canis canis, B. canis vogeli, B. canis rossi, PCR, RLB,Köpek
Köpeklerdeki dirofilaria türlerinde wolbachia'nın varlığının belirlenmesi
Bu çalışma, Haziran 2007-Ağustos 2009 tarihleri arasında Aydın ve İzmir yöresinde 150 köpekte filarial enfeksiyonların yayılışını belirlemek ve Dirofilaria türlerinde Wolbachia'nın varlığını ortaya koymak amacı ile yapılmıştır. Bu amaçla alınan kan örnekleri natif, modifiye knott, membran filtrasyon ve PCR yöntemleri ile Dirofilaria türleri açısından incelenmiş; ayrıca asit fosfataz boyama yapılmıştır. Pozitif olduğu belirlenen örneklerde ticari kit kullanılarak kalplerinde erişkin parazitin varlığı araştırılmış ve kalbinde erişkin Dirofilaria immitis belirlenen 3 köpekte nekropsi yapılarak erişkin parazitleri alınmıştır. Kan örneği alınan köpeklerin bulunduğu bölge, kan alma tarihi ve zamanı, yaşı, cinsiyeti, sahipli/sahipsiz, içeride/dışarıda barınma, varsa klinik belirtileri protokol numarası verilerek kayıt edilmiştir.Aydın bölgesinde köpekleri Dirofilaria'nın prevalansı %12.3 olarak belirlenmiş, İzmir'den alınan örneklerde Dirofilaria tespit edilememiştir. En yüksek enfeksiyon oranının %80 ile Aydın'ın Germencik ilçesinde olduğu, Merkez, Köşk ve Umurlu'da enfeksiyon oranının %6,66 olduğu belirlenmiştir. Perifer kanda mikrofiler varlığının belirlenmesinde en etkili yöntemin moleküler tekniklerden PCR olduğu, mikroskobik incelemeler arasında ise modifiye knott ve mebran filtrasyon tekniklerinin natif yönteme oranla daha etkili olduğu tespit edilmiştir.Dirofilaria immitis mikrofilerlerinin natif yöntemde yavaş ve yılanvari hareket edip mikroskop sahası dışına çıkmadığı, modifiye knott ve membran filtrasyon yöntemlerinde kılıfsız, ön kısmının konik biçimde sivrilerek sonlanıp kuyruklarının düz olduğu saptanmıştır. Asit fosfataz boyamada mikrofilerlerin EP ve AP bölgelerinde nokta tarzında boya aldığı ve ortalama uzunluklarının 254,1 µm, ön nihayeti-EP uzunluğu 79,2 µm, EP-AP uzunluğu 119,8 µm ve AP-arka nihayeti 55,1 µm, kalınlıkları 4,1 µm ölçülmüştür. Bu bölgelerin vücut uzunluğuna oranının sırasıyla % 30,7 ve % 79,2 olduğu belirlenmiş ve nekropsi sonrası kalpten alınan 12 erişkin dişinin yapılan uzunluk (en ve boy olarak) ölçümlerinde ortalama uzunlukları 284 mm, kalınlıkları 1,21 mm ve 30 erişkin erkeğin ortalama uzunlukları 178 mm ve kalınlıkları 0,78 mm olarak belirlenmiştir.Nekropsi sonucunda elde edilen erişkin Dirofilaria immitis'ler Wolbachia acısından PCR ile incelenmiş ve bütün örneklerde Wolbachia varlığı tespit edilmiştir.
Aydın yöresinde sığır ve kenelerde ehrlichia /anaplasma türlerinin karakterizasyonu
Bu çalışmada Aydın Yöresinde Sığır ve Kenelerde Ehrlichia/Anaplasma türlerininin karekterizasyonu amaçlanmıştır. Bu doğrultuda Haziran 2006-Mart 2007 tarihleri arasında Aydın iline bağlı Osmanbükü, Akçaova, Dalama ve Söke ilçelerinde çalışma yürütülmüştür. On iki ay boyunca üç ayda bir düzenli olarak odaklara gidilmiş, toplam 679 kan ve sığırların üzerinden 186 kene örneği toplanmıştır.Toplanan kan ve kenelerden DNA ektraksiyonları yapıldıktan sonra Ehrlichia/Anaplasma türlerini tespit etmek için Soy PZR ve Nested PZR yapılmıştır. PZR sonuçlarına göre Osmanbükü'nden toplanan 179 sığır kanından 13'ü pozitif, Söke'den toplanan 182 sığır kanından 92'si pozitif, Dalama'dan toplanan 151 sığır kanından 96'sı pozitif, Akçaova'dan toplanan 167 sığır kanından ise 126'sı pozitif çıkmıştır. Türlere spesifik primerlerle yapılan PZR ve nested PZR sonuçlarına göre, A.marginale, A. centrale, A. bovis, A. phagocytophilum pozitif sığır sayısı Osmanbükü'de sırasıyla, 2, 0, 7, 7, Söke'de sırasıyla, 2, 2, 80, 75, Dalama'da sırasıyla 42, 12, 46, 64, Akçaova'da sırasıyla 3, 14, 87, 91'dir. Kenelerden yapılan PZR sonuçlarında ise 4 örnekte A.marginale, 1 örnekte A. bovis, 5 örnekte A. phagocytophilum pozitif bulunmuştur. Pozitif çıkan örnekler klonlanarak sekans analizleri yaptırılmıştır.PZR sonuçlarına göre A. bovis en yoğun olarak Söke'de tespit edilmiştir. Etkenler en yoğun olarak Mart ayında görülmüştür. A. phagocytophilum en yoğun olarak Akçaova'da tespit edilirken, etkenler en yoğun olarak Mart ayında görülmüştür. A. marginale ise en yoğun olarak Dalama'da tespit edilirken, en yüksek olarak Mart ayında görülmüştür. A. centrale ise Akçaova'da en yoğun Aralık ayında görülmüştür. Bu çalışma ile, A. bovis Türkiye'de ilk kez moleküler olarak saptanmıştır
Aydın yöresinde ev kümeslerinde yetiştirilen tavuklarda helmint faunası
Bu çalışmada Aydın Merkez, İncirliova, Köşk ve Karacasu ilçelerinde halk elinde toprak tabanlı kümeslerde yetiştirilen tavukların helmint faunasını tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla, toplamda 50 tavuk nekropsisi yapılmış ve 460 dışkı örneği nativ, flotasyon ve sedimentasyon yöntemleri ile incelenmiştir.Nekropsi yapılan 50 tavuğun 48'inde (%96) ve muayene edilen 460 dışkı örneğinin 141'inde (%30,65) helmint enfeksiyonuna rastlanmıştır. Tavuklarda rastlanan en yoğun helmint türü H. gallinarum (%80) olmuştur. Bulunan diğer helmint türlerinin ise C. retusa (%18), R. tetragona (%4), A. cunatea (%2) ve A. galli (%2) olduğu belirlenmiştir. Nekropsi sonucunda toplam 5 helmint tespit edilmiştir. Tek bir tavukta üç, yedi tavukta iki ve 32 tavukta da tek bir helmint türüne rastlanmıştır.Dışkı muayenesi sonucunda 460 dışkı örneğinin 141'inde (%30,65) helmint enfeksiyonu tespit edilmiştir. Bu çalışmada, sadece 3 tip nematod yumurtasına rastlanmıştır. Bulunan türler H. gallinarum (%23,91), Capillaria sp. (%11,30) ve A. galli (%0,21)'dir.Nekropsisi yapılan tavukların sadece ince ve kalın bağırsaklarında helmintler toplanmıştır. Diğer doku ve organlarda herhangi bir helmint türüne rastlanmamıştır.Bu çalışmada trematod ile acanthocephala türlerine rastlanmamıştır.
Theileria annulata sitokrom b geninde mutasyonların belirlenerek buparvaquone direnciyle ilişkisinin araştırılması ve Aydın çevresindeki enfekte sığırlarda direncin yaygınlığının saptanması
Tropikal theileriosis, Theileria annulata?nın neden olduğu, yüksek morbidite ve mortaliteye bağlı olarak büyük ekonomik kayıplara neden olan protozoer bir hastalıktır. Günümüzde sahada tropikal theileriosis sağaltımında kullanılan tek etkili ilaç buparvaquone?dur. Ancak, son yıllarda tropikal theileriosisin başarısız tedavi olgularının sayısında bir artış gözlenmiştir. Bu durum, buparvaquon?a karşı direnç gelişmiş olabileceğini düşündürmektedir. Theileria annulata?nın buparvaquone?a karşı direnç gelişmiş olabileceği hipotezi doğrultusunda bu tezde, Theileria annulata sitokrom b geninde mutasyonların belirlenerek buparvaquone direnciyle ilişkisinin araştırılması ve Aydın ve çevresindeki enfekte sığırlarda direncin yaygınlığının saptanması amaçlanmıştır. Bu amaçla; kolorimetrik bir yöntem olan MTT testi ile akut theileriosisili vakalardan tedavi öncesi ve sonrası elde edilen izolatların replikasyon dereceleri ve metabolik aktiviteleri karşılaştırılmış ve ilaç baskısı altında izolatlar, gösterdikleri direnç açısından kıyaslanarak fenotipik olarak dirençli ve duyarlı olanlar belirlenmiştir. Duyarlı ve dirençli olarak belirlenen izolatlar satellit belirteçler kullanılarak ve T. annulata sitokrom b geni sekans analizleri yapılarak genotipik açıdan değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgulara göre altı sinonim ve altı non sinonim mutasyon saptanmış olup, non sinonim mutasyonlardan ikisinin buparvaquone?un sitokrom b geni üzerindeki muhtemel bağlanma bölgelerinde olduğu tespit edilmiştir. Bu mutasyonların sitokrom b geni amino asit diziliminde 135. kodondaki Valin?in Alanin olarak (V135A) ve 253. kodondaki Prolin?in Serin olarak (P253S) değişimine neden olduğu tespit edilmiştir. Mutasyonların saptandığı hücre kültürleri klonlanarak MTT yöntemi ile test edilmiş ve elde edilen sonuçlar her iki mutasyonun da buparvaquone direnciyle ilişkili olabileceğini göstermiştir. Bu mutasyonların sahadaki yaygınlığının test edilebilmesi amacıyla allel-spesifik PCR metodu kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre V135A mutasyonu toplam 168 T. annulata pozitif kan örneğinden 10 adedinde ve 127 hücre kültüründen ikisinde saptanırken, P253S mutasyonu 168 T. annulata pozitif kan örneğinden bir adedinde ve 127 hücre kültüründen sekiz örnekte saptanmıştır. Bu bulgular bu iki mutasyonun T. annulata?nın buparvaquone karşı geliştirdiği dirençte etkili olabileceğini göstermiştir.
Aydın, İzmir, Manisa illerindeki sığırlarda theileria ve babesia türlerinin reverse line blot tekniği ile belirlenmesi
Bu çalışmada sığırlarda önemli ekonomik kayıplara neden olan Theileria ve Babesia türlerinin Reverse Line Blot hibridizasyon tekniği ile Aydın, İzmir ve Manisa İlleri'nde teşhisi amaçlanmıştır. Bu amaçla Aydın, İzmir ve Manisa illerine bağlı çeşitli odaklardan (Aydın- Merkez, Yenipazar, Çine, Söke; İzmir- Tire, Aliağa, Kınık; Manisa- Alaşehir, Gölmarmara) Haziran 2006 - Eylül 2008 tarihleri arasında alınan kan örnekleri incelenmiştir. İnceleme sonucunda Aydın İli'nde toplam 3918 kan örneğinden 2152 (% 54.92)'sinde T. annulata saptanmıştır. Aydın İli Çine ilçesinde % 89.40; Söke ilçesinde % 60.87; merkez ilçesi Osmanbükü'nde % 57.91 ve Yenipazar ilçesinde % 20.06 oranında T. annulata enfeksiyonu tespit edilmiştir. İzmir İli'nde toplam 2644 sığırdan kan örneği alınmış ve bu örneklerin 619 (% 23.41)'unda T. annulata enfeksiyonu saptanmıştır. İzmir İli Kınık, Tire, Aliağa ilçelerinde T. annulata pozitif örnek oranları sırasıyla % 37.93, % 22.33, % 15.86'dır. İzmir İli Tire ilçesinde yalnızca birer örnekte T. annulata-B. bovis ve T. annulata-T. buffeli miks enfeksiyonu saptanmıştır. Manisa İli'nde toplam 2260 adet sığır kan örneğinden 1088 (% 48.14)'inde T. annulata tespit edilirken; Alaşehir ve Gölmarmara ilçelerinde T. annulata pozitif örnek oranı sırasıyla % 67 ve % 27.34 bulunmuştur. RLB hibridizasyon tekniği ile elde edilen sonuçlara göre; B. bovis pozitif örnek oranı, Aydın İli Yenipazar ilçesinde % 3.78; İzmir İli Tire ilçesinde % 6.63, Aliağa ilçesinde % 0.51; Manisa İli Alaşehir ilçesinde % 0.34 olarak tespit edilmiştir. Aydın İli ve ilçelerinde B. bigemina enfeksiyonu saptanmamış; fakat İzmir İli Kınık ilçesinde (% 1.45) ve Manisa İli Alaşehir ilçesinde (% 0.34) B. bigemina tespit edilmiştir. Çalışmada Aydın, İzmir ve Manisa İlleri'ndeki sığır populasyonunda Theileria ve Babesia türlerinin epidemiyolojisi belirlenmiş olup; RLB tekniğinin aynı anda pek çok enfeksiyonu tespit edebilme avantajından yararlanılmıştır. Ayrıca bu çalışma ile sığır yetiştiriciliğinde önemli hastalıklara yol açan bu türlerin varlığı ortaya konarak gerekli kontrol programlarının geliştirilmesine katkıda bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Babesia, Reverse Line Blot Hibridizasyon Testi, Theileria.
Bafa Gölü balıklarında helmint türlerinin ve yaygınlıklarının belirlenmesi
Bir çok helmint türü tatlı su balıklarının değişik organ ve dokularında gelişerek, paraziter etkilerini lokal ve genel olarak vermektedirler. Tatlı su balıklarında bulunan helmintler ciddi olarak ülke ekonomisine zararlar oluşturmaktadırlar. Bafa gölü balıklarında helmint türlerinin ve yaygınlıklarının belirlenmesi bu çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Bu amaçla çalışmanın materyali olan bafa gölündeki balıklar Ekim 2013 - Şubat 2014 ayları arasında canlı olarak temin edilmiştir. Balıkların temininde değişik göz büyüklüğüne sahip ağlar kullanılmıştır. Elde edilen balıklar Laboratuara getirildikten sonra, vücut yüzeylerinde makroskobik inceleme, daha sonra ise vertebral dislocation ile etkisiz hale getirilip, sırasıyla deri, solungaç kapağı ve lamelleri, yüzgeç, göz lensi, sindirim kanalı, mezenter, kalp, karaciğer, dalak, böbrekler ve kas dokusu helmintolojik yönden incelenmiştir. İnceleme sonucunda; farklı ağırlık ve boylarda 6 adet çipura (S. aurata) ve 1 adet sazan balığı (C. carpio) olmak üzere toplam 86 balıkta farklı türde helmintler araştırılmıştır. Solungaçlarda Diplectanum aequans, bağırsaklarda Acantostomum sp. ve Helicometra sp. ve vücut boşluğunda Contracaecum sp. saptanmıştır. Sonuç olarak; Bafa Gölü balıklarındaki helmint türlerinin yaygınlıklarına bakıldığında; Acanthostomum sp.nin dominant tür olduğu, Contracaecum sp nin ise en az görülen tür olduğu tespit edilmiştir.
Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi'ne gelen hastalardan alınan dışkı örneklerinde Cryptosporidium spp. varlığının mikroskobik bakı ve ELISA ile araştırılması
Bu çalışmada Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Parazitoloji Ana Bilim Dalı'na gelen dışkılarda Cryptosporidium ookistleri araştırılması amaçlanmıştır. Çalışma Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Parazitoloji Laboratuarı'nda Eylül 2012 - Eylül 2013 tarihleri arasında yapılmıştır. Çalışmada, ADÜ Parazitoloji Laboratuarı'na hastanenin farklı birimlerinden gelen ishalli dışkı örneklerinden 184 adet dışkı ağzı kapalı tek kullanımlık dışkı kaplarına alındı. Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Parazitoloji Anabilim Dalı'na getirilen dışkıların laboratuvarda parazitolojik incelemesi yapıldı. Daha sonra Cryptosporidium ookistlerinin teşhisi için, Kinyonun asit-fast boyası ile boyandı ve mikroskopta incelendi. Örnekler mikroskopta incelendikten sonra ELISA yöntemi ile Cryptosporidium parvum antijeni tespit edildi. ELISA yöntemiyle incelenen dışkı örneklerinin 10'unda (%5.43) C. parvum ookistleri tespit edilmiştir. Sonuç olarak, C. parvum semptomatik ishal olgularında önemli bir etkendir. Bu yüzden risk grupları bu parazit yönünden dikkatle incelenmelidir. Asit-fast boyama tanı için yeterli olmayabilir. Çalışmalar eğitimli personelle dikkatle yapılmalıdır. Bunun yanında ELISA yöntemi kolay ve hızlı uygulanabilmesi ile mikroskobik yöntemlere göre daha duyarlı ve spesifik olduğu görülmüş olup, mikroskobik yöntemlere iyi bir alternatif olduğu düşünülmektedir.
Trichomonas vaginalis'in aktin gen bölgesi kullanılarak PCR-RFLP (Restriction fragment length polymorhism) ile moleküler tiplendirmesi
Trichomonas vaginalis, trichomoniasis hastalığının etkeni olup, özellikle kadınlarda daha fazla görülen, cinsel yolla bulaşan ve asemptomatik olabilen, vajinit ve servisite yol açan bir protozoondur. T. vaginalis infeksiyonu hamilelikte membranların erken rüptürü, düşük doğum ağırlıklı bebek ve erken doğum gibi komplikasyonlara sebep olabilmektedir. Enfeksiyonun diğer önemli yanı HIV (human immunodeficiency virüs) dahil diğer cinsel yolla bulaşan etkenlerin bulaşında kolaylaştırıcı rolü olmasıdır. Parazitin sık görülmesine karşın genetik değişkenlikleri, virülans ve ilaç direnci vb gibi diğer özellikleri tam olarak bilinmemektedir. Trichomonas vaginalis'in proteinleri, polisakkaritleri ve izoenzim profili genotipik farklılıklarının olduğunu göstermekle birlikte, günümüze kadar yapılan virulans gibi biyolojik farklılıklarını anlama çalışmaları tam olarak başarılı olamamıştır. Bu çalışmada Aydın İlinden izole edilen T. vaginalis izolatlarının aktin gen bölgesinden seçilen primerler ile PCR-RFLP yöntemi ile moleküler olarak tiplendirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Parazitoloji Laboratuvarında daha önce izole edilerek kriyoprezerve edilerek saklanan 20 T. vaginalis izolatı bu yöntem ile moleküler olarak tiplendirilmesi yapılmış, iki belirgin genotip saptanmıştır. Bu konuda ülkemizde yapılmış çalışma bulunmadığından bu çalışma ilktir ve coğrafik farklılıkları tanımlayabilmek için ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
Aydın/Türkiye'de echinococcus granulosus'un mitokondriyal sitokrom c oksidaz subunit 1 gen bölgesinin sekanslanarak moleküler karakterizasyonunun araştırılması
Echinococcus granulosus (E. granulosus), insanlarda ve çiftlik hayvanlarında görülen kistik ekinokokkoz (KE)'un etkeni olan yaygın bir zoonotik sestodtur. KE ülkemizde ve birçok ülkede ekonomik kayıplara yol açmaktadır. E. granulosus suşları arasında genetik çeşitliliğin yüksek olduğu bildirilmiştir. Günümüze kadar moleküler yöntemler kullanılarak farklı konaklardan on tane genotipi (G1-G10) belirlenmiştir. Türkiye'de ve dünyada en yaygın genotipin koyun suşu olan G1 olduğu ortaya konulmuştur. Ülkemizde ayrıca G3, G6 ve G7 genotiplerinin görüldüğü de bildirilmiştir. Buna rağmen Aydın da dahil olmak üzere birçok bölgede E. granulosus genotipleri konusunda yeterli bilgiye sahip olduğumuz söylenemez. Bu çalışmanın amacı Aydın'da ki E. granulosus izolatlarının genotiplerinin belirlenmesidir. Çalışma kapsamında Adnan Menderes Üniversitesi, Eğitim ve Araştırma Hastanesi Parazitoloji Laboratuvarı'na rutin parazitolojik inceleme için gönderilen cerrahi sonrası elde edilen kist sıvıları değerlendirilmiştir. Kist sıvılarındaki protoskolekslerden DNA izolasyonları ticari kit ile yapıldıktan sonra mitokondriyal sitokrom oksidaz subunit I (cox1) geni PCR ile çoğaltılmıştır. Amplikonlar sekanslanmış ve BLAST ile Genbank'daki referans sekanslarla karşılaştırılmıştır. İzolatların genotipleri tam veya en yakın benzerliklerine göre belirlenmiştir. Ayrıca, Neighbour Joining Tree kullanılarak filogenetik ağaç oluşturulmuştur. Protoskolekslerden izole edilen 22 DNA örneğinde PCR'da beklenen boyutta bant görülmüş ve sekanslanmıştır. E. granulosus cox1 geni ile benzerlik göstermeyen nonpesifik iki sekansın dışındaki 20 sekans analizlerde kullanılmıştır. Koyun suşu olan G1 izolatların büyük kısmını (15 izolat, %75) oluşturmakta olup bunu deve/domuz suşu G6/7 (5 izolat, %25) izlemektedir. G6/7 olarak tanımlanan 5 izolattan birinde tek nükleotit farkı (T141C) bulunmakta olup benzer şekilde G1 olarak tanımlanan 15 izolattan birinde de tek nükleotit farkı (C234T) görülmüştür. Bulgularımız ülkemizde daha önce yapılan çalışmalarla uyumluluk göstermektedir. Bu çalışmaların birçoğunda G1 en baskın genotip olarak bildirilmiştir. Çalışmamızda G1'in yanı sıra G6/7'ye rastlanması bölgemizde deve ve yaban domuzlarının da KE hastalığında rolünün olabileceğini düşündürmektedir. Ayrıca cox1 E. granulosus genotiplerinin belirlenmesi için uygun bir hedef gen olarak görülmektedir. Ülke genelinde yapılacak benzer ve kapsamlı çalışmalar sonucu elde edilecek epidemiyolojik verilerin KE hastalığının kontrolüne katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Echinococcus granulosus, kistik ekinokokkoz, genotiplendirme, cox1, Aydın
Broyler yetiştiriciliğinde coccidiosis'den korunmada betain ve aşı etkinliğinin araştırılması
Bu çalışmada betain ve aşının iyonofor anticoccidial olan monensin sodyuma karşı alternatif olarak kullanımının araştırılması amaçlanmıştır. Bir günlük yaşta, toplam 600 adet Ross 308 etlik civciv her biri 4 tekerrürlü olacak şekilde 5 gruba rastgele dağıtılmışlardır. Bir numaralı (kontrol) gruba temel yem karması (TYK) verilirken, iki numaralı gruba TYK'ye 100 mg/kg monensin sodyum ilave edilmiştir. Üç (aşı) ve beş (betain+aşı) numaralı gruplardaki 2 günlük yaştaki civcivlere içme suyu yöntemiyle aşı verilmiştir. Dört numaralı gruptaki civcivlere TYK'ye 2.0 g/kg betain verilmiştir. Beş numaralı gruptaki civcivlere ise aşıya ilaveten TYK'ye 2.0 g/kg betain ilave edilmiştir. Grupların tümü 20 günlük yaşta sporlanmış Eimeria ookistleri ile deneysel olarak enfekte edilmiştir. Tüm dönem süresince (1-48. günler) performans değerleri yönünden canlı ağırlık artışı (CAA) ve yemden yararlanma oranı (YYO) parametrelerine bakıldığında, aşı uygulanan grubun diğerlerine olan üstünlüğünü sürdürdüğü bunu sırasıyla betain, betain+aşı ve monensinin izlediği görülmüştür (P<0.05). Enfeksiyondan sonraki ilk kontrolde (6. gün) anticoccidial yem katkı maddesi ilave edilen grupların ookist sayıları kontrole göre daha az iken, sonraki günlerde dışkı ile atılan ookist sayısı açısından gruplar arasında istatistiki (P<0.05) ve sayısal açıdan önemli farklılıklar bulunmuştur. İnce bağırsak oransal ağırlığı yönünden muameleler arası istatistiki önem bulunmuş olup (P<0.05), yeme monensin katılması ve aşı uygulaması ince bağırsak ağırlığını kontrole göre önemli düzeyde azaltırken (P<0.01), betain ve betain+aşı uygulamaları sayısal düzeyde azalma sağlamıştır. Göğüs eti pH değerleri açısından gruplar arası istatistiki önem bulunmuş olup (P<0.05), monensin uygulaması diğer uygulamalara kıyasla pH'yi daha aşağıya çekmiştir. Daha önce farklı çalışmalarda kullanılan betainin, iyonofor anticoccidial olan monensin ve aşı ile kıyaslandığı bir çalışma bulunmamaktadır. Yapılan bu çalışma veteriner hekimliği alanında çözüm bekleyen probleme alternatif, güvenilir ve etkili bir kontrol geliştirilmesinde gelecekte yapılacak olan çalışmalara yol gösterici olacaktır. Anahtar Kelimeler: Aşılama, Betain, Coccidiosis, Eimeria, Monensin
Kistik ekinokokkozisde proinflamatuar sitokin, sitokin reseptör ve kemokin yanıtı
Giriş: Tüm dünyada ve Türkiye'de yaygın olarak bulunan Echinococcus granulosus`un (E. granulosus) larval formlarının neden olduğu kistik ekinokokkozis (KE), hem halk sağlığı yönünden hem de ekonomik yönden çok önemli olan paraziter bir hastalıktır. Hastalığın klinik olarak çeşitli formlarda ve farklı şiddetlerde ortaya çıkması, hastalığa karşı farklı immün yanıtların geliştiğini göstermektedir. Özellikle son 10 yılda olmak üzere, KE'in gelişiminin, klinik seyrinin, sonuçlarının ve farklı immün yanıtların belirlenebilmesinde, birçok immünolojik parametre araştırılmaktadır. Bu alandaki yeni bakış açıları, KE'de Th1 ve Th2 immün yanıtlarının birlikte bulunduğunu ortaya koyan çalışmalardan köken almaktadır. Bu nedenle KE'de bu immün yanıtların meydana gelmesinde görev alan spesifik sitokinlerin, sitokin reseptörlerinin ve kemokinlerin araştırılması büyük önem taşımaktadır.Amaç: Bu çalışmada, cerrahi tedavi sonrası iyileşmiş KE hastaları ile progresif KE hastalarında, IFN gama, interlökin IL4, IL12(p40), IL13 sitokinlerini, solubl IL2 sitokin reseptörünü (sIL2Ralfa), IL1beta proinflamatuar sitokinini, IL8 kemokinini ve bunların birbirleriyle ilişkileri ile hastalığın gelişimindeki rollerini araştırmayı, Türkiye'deki farklı KE hasta gruplarında görülen immün yanıtları tanımlayabilmeyi ve serum IgG antikor yanıtlarını değerlendirmeyi hedefledik.Gereç ve Yöntemler: Cerrahi tedavi sonrası iyileşmiş 10 KE hastasının, 19 progresif KE hastasının ve 13 sağlıklı bireyin periferik kan mononükleer hücre (PKMH) kültürlerindeki IFN gama, IL4, IL12(p40), IL1beta, sIL2Ralfa, IL13 sentezleri ve serumlarındaki IL1beta, sIL2Ralfa, IL8 düzeyleri, ticari ELISA setleri ve kiti kullanılarak araştırıldı. Bunun yanı sıra, hastaların ve kontrol bireylerinin serum IgG antikor yanıtları, in house ELISA yöntemiyle, belirlendi. İstatistik analizi SPSS 16.0 bilgisayar programı kullanılarak yapıldı.Bulgular: İyileşmiş KE hastaları ve kontrol grubu bireylerinin hiçbirisinde spesifik IgG antikor yanıtının bulunmadığı, progresif KE hastalarının ise %74'ünde spesifik IgG antikor yanıtının bulunduğu saptandı. İyileşmiş KE hastalarının PKMH'lerinin IFN gama (Th1 sitokini) sentezi, progresif KE hastalarına ve kontrol grubu bireylerine göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p<0,0167). Progresif KE hastalarının PKMH'lerinin ise kontrol grubu bireylerininkine göre, istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek miktarda IL4 (Th2 sitokini) sentezlediği tespit edildi (p=0,03). Progresif KE hastaları, akciğer veya karaciğerde kist bulunmasına göre ele alındığında, karaciğerde kisti olanların anlamlı olarak daha yüksek IL4 sentezlediği tespit edildi (p=0,029). Progresif hasta grubunda, IFN gama yanıtları ile IL4 yanıtları arasında, olumlu yönde anlamlı ilişki saptandı (Yirmibeş ? g/ml ve 10 ? g/ml antijen konsantrasyonları için sırasıyla r=0,520 ve r=0,487, p ? 0,05). Bununla birlikte, çalışma kapsamındaki tüm bireyler göz önüne alındığında, 25 ? g/ml, 10 ? g/ml ve 5 ? g/ml antijen konsantrasyonuyla uyarılmış PKMH'lerinin IL4 yanıtları ile serumlardaki IgG yanıtları arasında, olumlu yönde, orta derecede anlamlı ilişki bulundu (sırasıyla r=0,383, r=0,317 ve r=0,419, p ? 0,05). İyileşmiş KE hastalarının PKMH'lerinde, kontrol grubu bireylerine göre istatistiksel olarak anlamlı olarak yüksek düzeyde IL12(p40) yanıtı tespit edildi (p=0,015). IL2sRalfa yanıtları değerlendirildiğinde ise, progresif grup KE hastalarının PKMH'lerinin IL2sRalfa sentezi, kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı olarak yüksek düzeyde bulundu (p ? 0,05). Hem iyileşmiş hem de progresif KE hastalarının PKMH'lerinde, kontrol grubu bireylerininkinden daha yüksek IL13 düzeyleri olduğu tespit edildi (p>0,05). Serumlardaki IL1beta, IL2sRalfa ve IL8 yanıtlarının ise, gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark göstermediği saptandı (p> 0,05).Sonuç: Özellikle ilaç ya da cerrahi tedavi sonrası KE hastalarının takibinde, IgG ELISA testi ile birlikte IgG4 ya da IgE gibi farklı antikor yanıtlarını arayan testlerin kullanılması daha yararlıdır. Hem iyileşmiş, hem de progresif hasta grubunda IFN ? ile IL4 sentezinin bir arada bulunması, bu sitokin düzeylerinin kontrol grubundakilerden yüksek olması ve progresif hasta grubunda IL4 yanıtları ile IFN gama yanıtları arasında olumlu yönde bir ilişki tespit edilmiş olması, kist sıvısının farklı antijenler içerdiğini ve dolayısıyla KE'de Th1 ve Th2 hücrelerinin birlikte aktive olduğunu göstermektedir. Cerrahi tedavi sonrasında iyileşmiş hastalarda IFN ? sentezinin artmış olması ise, hastalığa direncin (koruyucu immünite) Th1 hücre aktivasyonu ile ilişkili olduğuna işaret etmektedir. Bu nedenle KE hastalarında, cerrahi tedavi öncesi ve sonrası IFN ? düzeyleri, hastalığın cerrahi sonrası klinik takibinde kullanılabilir. Hem hastaların PKMH'lerinde yüksek IL4 düzeyleri saptandığından, hem de IL4 yanıtları ile serum IgG arasında anlamlı bir ilişki bulunduğundan; hastalığın progresyonunun belirlenmesinde IL4 takibi önemli olabilir. İyileşmiş hastalarda yüksek düzeyde saptanan IL12(p40)'ın, hastalığın cerrahi tedavisi ile bu sitokin arasında bir bağlantının bulunduğuna ve cerrahi sonrası iyileşmede IL12'nin kritik bir role sahip olabileceğine işaret etmektedir. Bu nedenle, IL12, cerrahi sonrası hasta takibinde hem IFN ? yanıtı, hem de spesifik antikor yanıtı ile birlikte yararlı olabilir. Elde etmiş olduğumuz tüm verilerin, bugüne kadar KE'de immünitenin araştırıldığı çalışmaları destekler nitelikte olması ya da yapılacak yeni çalışmalara katkıda bulunması bakımından, konuya yönelik ileri araştırmalar için yararlı olacağını düşünmekteyiz.
Türkiye'de küçük ruminantlarda mide bağırsak nematodu türlerinin popülasyon genetiği ve antelmentik direnç durumunun tespiti
Bu çalışma, Türkiye'de küçük ruminantlarda mide bağırsak nematodu türlerinin popülasyon genetiği ve antelmentik direnç durumunun tespiti amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla, 2019 yılı Eylül-Aralık aylarında Afyonkarahisar, Konya, Antalya, Aydın, Balıkesir, Batman, Bitlis, Çanakkale, Denizli, Erzurum, Kars, Kütahya, Maraş, Ordu, Rize, Sakarya, Tekirdağ, Urfa, Uşak olmak üzere Türkiye'nin 7 farklı bölgesinde 19 farklı ilden 1108 koyun, Antalya, Afyon, Konya, Kars olmak üzere 4 farklı bölgesinden 4 farklı ilden 200 keçiden tekniğine uygun olarak dışkı örneği toplanmıştır. Toplanan dışkılar Fulleborn doymuş tuzlu su flotasyon yöntemi ile mikroskobik olarak parazitolojik yönden muayene edilmiştir. Dışkı muayenesi yapılan koyunların 813'ü (%81,3), keçilerin 159'u (%79,50) çeşitli parazit yumurta ve/veya ookistleri yönünden pozitif bulunmuştur. Buna göre koyunlarda Trichostrongylidae spp.. (%73,20), Eimeria spp.. (%27,7), Nematodirus spp.. (%26,80), ile Moniezia spp. (%20,70), Marshallagia spp. (%11,10), Trichuris ovis (%5,60) tespit edilirken, keçilerde Trichostrongylidae spp. (%77), Eimeria spp. (%40), Nematodirus spp. (%24,50), Marshallagia spp. (%15,50), Moniezia spp. (%8,5), Trichuris ovis (%4) en yaygın görülen parazitler olmuştur. Şuhut, İhsaniye ve Çayırbağ'da her birinde 12 koyun bulunan 3 farklı koyun çiftliğinde albendazol, ivermektin ve kontrol grubu için dışkıda yumurta sayısı azalım testi (FECRT) yapılmıştır. Buna göre albendazole olan duyarlılık Şuhut'da %85,9, İhsaniye'de %72,6, Çayırbağ'da %77,6, ivermektine olan duyarlılık Şuhut'da %80,1, İhsaniye'de %69,8, Çayırbağ'da %82,4 olarak hesaplanmıştır. Bu çalışma ile Türkiye'de ilk defa koyunlarda üçüncü dönem trichostrongylid tip larvadan (L3) Proteinaz K enzimi ile elde edilen DNA kullanılarak PZR ile tür tiplendirmeleri yapılmış, tür teşhisi yapılamayan larvalar için sekanslama uygulanmıştır. Çalışmamızda H. contortus PZR yöntemiyle koyunlarda en yüksek Antalya ve Sakarya'da (%100), en düşük Rize'de (%2,12), keçilerde ise en yüksek Afyonkarahisar'da %92,55, en düşük Kars'ta %1,06 oranında tespit edilmiştir. Teladorsagia circumcincta koyunlarda en yüksek Erzurum'da (%89,36), en düşük Kars'ta (%1.06), keçilerde ise en yüksek Konya'da (%54,25), en düşük Kars'ta (%4,25) tespit edilmiştir. Ostertagia leptospicularis Çanakkale'de koyunlarda %1,06 oranında tespit edilmiş ve Türkiye'de ilk bildirim olmuştur. Trichostrongylus axei koyunlarda en yüksek Bitlis'te (%55,31), en düşük Afyonkarahisar, Kütahya ve Çanakkale'de (%1,06), keçilerde en yüksek Kars'ta (%63,82), en düşük Konya'da (%13,82), T. vitrinus koyunlarda en yüksek Uşak'ta (%7,63), en düşük Rize'de (%1,06), keçilerde sadece Afyonkarahisar'da (%1,06), T. colubriformis koyunlarda en yüksek Kars'ta (%27,65), en düşük Balıkesir ve Erzurum'da (%1.06), keçilerde en yüksek Kars'ta (%30,85), en düşük Antalya'da (%1,06) tespit edilmiştir. Chabertia ovina koyunlarda en yüksek Rize'de (%23,40), en düşük Denizli ve Çanakkale'de (%1,06) tespit edilmiştir. Oesophagostomum venulosum koyunlarda en yüksek Çanakkale'de (%25,53), en düşük Denizli'de (%1,06), keçilerde ise en yüksek Konya'da (%29,75) ve en düşük Antalya'da (%5,31) tespit edilmiştir. Bunostomum trigonocephalum'a sadece Kars'ta (%1,06), Marshallagia marshalli'ye Denizli'de (%1,06), Cooperia curticei Konya'da (%1,06) rastlanmıştır. Allel-spesifik PZR yöntemiyle, koyunlarda Teladorsagia circumcincta popülasyonunda Afyonkarahisar, Rize, Uşak ve Erzurum'da benzimidazol karşı direnç geliştiği tespit edilmiştir. Koyunlarda H. contortus popülasyonunda Batman, Sakarya, Afyonkarahisar, Antalya, Tekirdağ, Şanlıurfa, Ordu, Balıkesir'de, keçilerde ise Afyonkarahisar ve Antalya'da, benzimidazole karşı direnç geliştiği tespit edilmiştir. Bu çalışma ile Türkiye'de ilk defa H. contortus ve T. circumcincta popülasyonları üzerinde allel-spesifik PZR yöntemiyle benzimidazol direnci tespit edilmiştir. Populasyon genetiği çalışması amacıyla; T. circumcincta 3. dönem larvaları için Mtg15, Mtg68, Tc13604, Tc7989, Tc2066, H. contortus 3. dönem larvaları için Hc22193, Hc2884, Hc3086, Hc53265, Hc22c03 mikrosatellite primerleri kullanılmıştır. Analizler sonucunda; Türkiye'de H. contortus ve T. circumcincta popülasyonlarında yüksek popülasyon içi varyasyon, düşük popülasyon genetik farklılaşması ve yüksek gen akışı tespit edilmiştir. Bu çalışma ile Türkiye'de ilk kez H. contortus ve T. circumcincta popülasyonları üzerinde mikrosatellit markerleri kullanılarak popülasyon genetiği analizi yapılmıştır. Sonuç olarak bu çalışma ile Türkiye'de ilk kez koyun ve keçilerde T. circumcincta'nın ve çalışma illerinde H. contortus'un moleküler prevalansı belirlenmiş, genetik karakterizasyonu yapılmıştır. Araştırma yapılan illerde T. circumcincta ve H. contortus popülasyonlarında benzimidazol dirençliliği moleküler olarak ortaya konmuş, homozigot duyarlı, heterozigot duyarlı ve homozigot dirençli aleller belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda, dirençli H. contortus ve T. circumcincta popülasyonu açısından veteriner hekim ve yetiştiricilerde antelmentik direnç hakkında farkındalığın arttırılması, tedavi ve ilaçlama yöntemlerinin gözden geçirilmesi, alternatif stratejilerin oluşturulmasının gerekli olduğu kanaatine varılmıştır.
Beyşehir yöresi sürü köpeklerinde taeniid yumurtaları ve koyunlarda metacestod enfeksiyonlarının yaygınlığı
Bu çalışma, Beyşehir yöresinde çoban köpeklerinde taeniid sestod yumurtalarının yaygınlığı ve arakonak koyunlarda metasestod enfeksiyonlarının yaygınlığını tespit etmek amacıyla yapıldı. Bu bağlamda, enfeksiyonların yaygınlığı cinsiyete ve yaşa göre karşılaştırıldı. Köpeklerde taeniid yumurtalarının yaygınlığı flotasyon yöntemi ile %2,7 tespit edilirken, selofan bant yöntemi ile %10,1 olarak belirlendi. Flotasyon yöntemi ile selofan bant yöntemi arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (P<0,01). Taeniid yumurtalarının yaygınlığı yaş grupları ve cinsiyete göre karşılaştırıldığında fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Beyşehir yöresi mezbahalarında metasestod varlığı yönünden 607 tane koyunun kesim sonrası muayenesi yapıldı. İncelenen koyunların 33 tanesinde (%5,4) Cysticercus tenuicollis, 18 tanesinde (%3,0) Coenurus cerebralis ve 27 tanesinde de (%4,4) Kist hidatik tespit edildi. Koyunlarda metasestod enfeksiyonlarının yaygınlığı cinsiyete ve yaşa göre karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Hem sürü köpeklerinde taeniid sestod enfeksiyonları ve hem de koyunlarda metasestod enfeksiyonu yaygınlıkları düşük düzeylerde tespit edildi. Sürü köpekleri ve koyunlardaki taeniid sestod ve metasestod enfeksiyonları arasındaki korelasyon dikkat çekiciydi. Selofan bant yönteminin köpeklerde Taenia sp. yumurtalarının tespitinde fekal flotasyon yöntemine göre daha duyarlı olabileceği sonucuna varıldı.
Konya yöresi bal arılarının paraziter hastalıkları ve zararlıları
Bu çalışmada Konya yöresi bal arılarında görülen paraziter hastalıkların ve zararlıların tespit edilmesi ve yaygınlığının ortaya konulması amaçlanmıştır. Örnekler, Konya yöresinde arıcılığın yoğun olarak yapıldığı Bozkır, Beyşehir, Çumra, Çeltik, Meram ve Derbent ilçelerinde koloni populasyonunda beklenmeyen azalma veya ani koloni kaybının görüldüğü kolonilerden rastgele örnekleme yöntemi ile alınacaktır. Her arılıktan seçilen 5 adet koloniden alınan enfeste petek numuneleri ile tekniğine uygun olarak toplanan ortalama 20'şer adet hastalıktan şüpheli ya da ölü ergin arılar parazitolojik yönden muayene edilecektir. Kovanlardan toplanan arı ve petek numunelerinde tespit edilen parazit ile zararlıların tür tespitleri ilgi kaynaklardan yararlanılarak yapılacaktır. Konya yöresi bal arılarında görülen parazit ve zararlıları ile yaygınlıkları tespit edilecektir.
Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi'ne kene ısırması ile başvuran hastaların ve pilot bölgelerdeki kenelerin araştırılması
Birçok önemli hastalığa vektörlük yapan kenelerin ve kene ile ısırılan olguların özelliklerinin ortaya konulması, bu hastalıkların önlenmesi açısından son derece önemlidir. Buradan yola çıkarak, bu tezde DEÜH'ne kene ısırması ile başvuran kişilerin ve çıkarılan kenelerin önemli özelliklerinin belirlenmesi amaçlandı.Temmuz 2008-Haziran 2009 tarihleri arasında DEÜH Parazitoloji Anabilim Dalı'na kene ısırması nedeni ile başvuran 294 olgudan, 273'ü çalışma kapsamına alındı. Bu hastaların, demografik özellikleri, kene ısırmasına bağlı bulguları, kene ile bulaşan hastalıkları düşündürebilecek verileri yanında çıkarılan kenelerin türleri ve diğer özellikleri, ayrıca ilgili yerleşim alanlarındaki kene popülasyonu araştırıldı.Çıkarılan kenelerde beş soya ait kene türlerine rastlandı. İnsanı en sık Hyalomma soyuna ait kenelerin tuttuğu (%52.4) ve bunların en sık nimf evresinde oldukları görüldü. Erişkin keneler içinde ise insanların en sık (%11.4) R. sanguineus türü ile tutulduğu saptandı. Kenenin bütünlüğünün bozulmadan çıkarılması açısından değerlendirildiğinde kişinin kendisinin veya ailesinin çıkarmasıyla sağlık personelinin çıkarması arasında anlamlı fark saptanmadı (p=0.133).
Uşak yöresinde küçük ruminantlarda akciğer kılkurdu enfeksiyonları
Bu çalışma, Uşak Yöresi'nde akciğer kılkurdu enfeksiyonlarının yaygınlığını belirlemek amacıyla 250 koyun ve 250 keçi üzerinde yapıldı. Enfeksiyonlardan sorumlu akciğer kılkurdu türleri belirlendi ve enfeksiyonların cinsiyet, ırk ve yaşa göre dağılımları araştırıldı. Akciğer kılkurdu enfeksiyonlarının yaygınlığı koyunlarda %9,6 iken keçilerde ise %34,4 olarak belirlendi. Koyun ve keçilerin tamamında (küçük ruminantlarda) enfeksiyon yaygınlığı %22 olarak tespit edildi. Akciğer kılkurdu enfeksiyonlarının yaygınlığı bakımından koyun ve keçiler arasındaki farklılık anlamlı bulundu (P<0.05). Koyunlarda akciğer kılkurdu enfeksiyonlarının yaygınlığı dişilerde %9,8 olarak belirlenirken, erkeklerde enfeksiyona rastlanmadı. Keçilerde enfeksiyonun yaygınlığı, dişilerde %33,3 ve erkeklerde %53,8 olarak tespit edildi. Tüm küçük ruminantlarda enfeksiyon yaygınlığı dişi hayvanlarda %21,4, erkeklerde ise %38,9 olarak saptandı. Cinsiyete göre farklılık anlamlı bulunmadı (P>0,05). Koyunlarda akciğer kılkurdu enfeksiyonlarının yaygınlığının yaşa göre karşılaştırıldığında, farklılık anlamlı bulunmadı (P>0,05). Keçilerde akciğer kılkurdu enfeksiyonlarının yaygınlığı yaşa göre karşılaştırıldığında farklılık anlamlı bulundu (P<0,05). Koyunlarda akciğer kılkurdu türlerinden M. capillaris'in %5,6, D. filaria'nın %2, P. rufescens'in %1,2 ve C. ocreatus'un %0,8 oranlarında yaygınlık gösterdiği tespit edildi. Keçilerde ise M. capillaris'in prevalansı %34,4 ve C. ocreatus'un %0,4 olduğu saptandı. Koyun ve keçiler akciğer kılkurdu türlerinin yaygınlığı bakımından karşılaştırıldığında fark anlamlı bulundu (P<0,05). Anahtar Kelimeler: Akciğer Kılkurdu, koyun, keçi, Uşak Yöresi
Afyonkarahisar ilindeki koyun ve keçilerde babesia ve theileria türlerinin yaygınlığının araştırılması
Bu çalışma ile 2019 yılı Mart–Kasım ayları arasında Afyonkarahisar ilinin Sinanpaşa, Hocalar, Şuhut, Bolvadin ve İhsaniye ilçelerindeki küçük ruminantlarda Theileria ve Babesia türlerinin yaygınlığı araştırılmıştır. Araştırma merkezlerindeki 200'ü koyun, 200'ü keçi olmak üzere 400 hayvandan EDTA'lı tüplere kan numunesi alınmıştır. Kan örneklerinden hazırlanan sürme frotiler mikroskobik olarak Theileria ve Babesia piroplasmları yönünden incelenmiştir. EDTA'lı kanlardan ekstrakte edilen DNA örnekleri RLB-F2 ve RLB-R2 primerleri kullanılarak Polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) ile amplifiye edilmiştir. Amplifikasyon ürünleri, Theileria ve Babesia soy ve türlerine özgü probların bağlandığı bir membran üzerinde hibridizasyona bırakılarak Reverse line blotting (RLB) tekniği ile incelenmiştir. Kan frotilerinin mikroskobik muayenesinde 17 koyunda (%4,25) Theileria spp. piroplasm formları görülürken keçilerde Theileria ve Babesia türlerine rastlanılmamıştır. RLB yöntemi ile 400 kan örneğinin 97 (%24,25)'sinde Theileria ovis türü ile tekli enfeksiyon tespit edilmiştir. PCR tekniği ile bu tür 400 örneğin 74 (%18,5)'ünde bulunmuştur. Koyun ve keçilerde diğer Theileria türleri (Theileria lestoquardi, Theileria luwenshuni, Theileria uilenbergi) ile genotiplerine (Theileria sp. MK, Theileria sp. OT1, Theileria sp. OT3) ve Babesia türlerine rastlanılmamıştır. Çalışma süresince koyun ve keçiler üzerinden 145 olgun kene toplanmıştır. Toplanan kenelerin 97'si (%66,8) Rhipicephalus bursa, 40'ı (%27,58) Dermacentor marginatus, 4'ü (%2,75) Rhipicephalus turanicus ve 4'ü (%2,75) R.sanguineus olarak teşhis edilmiştir. Rhipicephalus bursa olarak teşhis edilen 10 adet dişi keneden elde edilen yumurta kümelerinde Babesia spp.'ye rastlanılmamıştır. Anahtar Kelimeler: Babesia, Keçi, Koyun, PCR, RLB, Theileria
Afyonkarahisar yöresindeki koyun, keçi ve sığırlarda kene (Ixodıdae) infestasyonu üzerine araştırmalar
Bu çalışma Mayıs 2008-Nisan 2010 tarihleri arasında Afyonkarahisar yöresindeki koyun, keçi ve sığırlarda bulunan kene türlerini, mevsimsel aktivitelerini ve yaygınlıklarını belirlemek amacıyla, bitki örtüsü, arazi yapısı, sıcaklık, yağış ve nem bakımından farklılık gösteren, hayvan populasyonunun yoğun olduğu bilinen Şuhut, İscehisar, İhsaniye ve Hocalar ilçelerinde yürütülmüştür.Çalışma süresince 1920 koyun, 1920 keçi ve 1920 sığır, keneler ve gelişim dönemleri yönünden muayene edilmiştir. Koyunların 669 (% 34.84)'u, keçilerin 608 (% 31.66)'i, sığırların 348 (% 18.12)'i farklı kene türleri ile infeste bulunmuştur. Afyonkarahisar'daki koyun, keçi ve sığırlarda kene infestasyonu % 28.21 olarak belirlenmiştir.Koyun, keçi ve sığırlar üzerinden 13660 kene toplanmış, bunların % 29.96'sı Rhipicephalus bursa, % 17.23'ü R. sanguineus, % 16.88'i Haemaphysalis parva, % 15.09'u Dermacentor niveus, % 6.43'ü R. turanicus, % 4.93'ü Hyalomma marginatum, % 2.92'si Hae. sulcata, % 2.35'i Ornithodoros lahorensis, % 1.71'i Hae. punctata, % 0.46'sı D. marginatus, % 0.31'i Rhipicephalus spp. nimf, % 0.20'si H. detritum, % 0.20'si Haemaphysalis spp. nimfi, % 0.09'u H. anatolicum, % 0.06'sı H. excavatum, % 0.04'ü Rhipicephalus spp. larva, % 1.09'u Ornithodoros spp. nimf, % 0.05'i Ornithodoros spp. larva, olarak teşhis edilmiştir.Kene türleri ile infestasyon oranı en yüksek yaz mevsiminde bulunmuş bunu ilkbahar, sonbahar ve kış mevsimleri izlemiştir. Rhipicephalus bursa'nın olgunları Nisan-Eylül, Kasım aylarında, R. sanguineus ve R. turanicus'un olgunları Nisan-Ağustos aylarında saptanmıştır. Rhipicephalus spp. nimfine Haziran ve Kasım aylarında, Rhipicephalus spp. larvasına yalnızca Kasım ayında rastlanmıştır. H. marginatum'un olgunları Şubat, Nisan-Ekim aylarında, H. detritum'un olgunları Nisan-Haziran, Ağustos aylarında, H. excavatum'un olgunları Mayıs ayında, H. anatolicum'un olgunları Mayıs-Haziran ve Ağustos aylarında tespit edilmiştir. Dermacentor niveus'un olgunları Eylül-Mayıs ayları arasında, D. marginatus'un olgunları Temmuz, Eylül-Mayıs aylarında gözlenmiştir. Haemaphysalis parva ve Hae. sulcata'nın olgunları Eylül-Mayıs ayları arasında tespit edilmiş, Hae. punctata'nın olgunları Eylül-Nisan ayları arasında saptanmıştır. Ornithodoros lahorensis'in olgunları ve Ornithodoros spp. nimfleri Ocak ve Kasım ayında, Ornithodoros spp. larvaları ise Kasım ayında tespit edilmiştir.Afyonkarahisar yöresinde H. anatolicum'un olgun sayısı ile ortalama nem değerleri arasında negatif, Hae. parva ve Hae. punctata'nın olgun sayısı ile ortalama nem değerleri arasında pozitif ilişki saptanmıştır (p?0.05).Çalışma süresince 138 ahır ve 103 ağıl keneler ve gelişim dönemleri yönünden muayene edilmiş, İscehisar ilçesinde bir ağılın duvarındaki yarık ve çatlaklarda O. lahorensis'in olgunlarına rastlanmıştır. Şuhut ilçesinden 30 adet Migrotus arvallis, 2 adet Spermophilus citellus gelengius, 7 adet Cricetulus migratoria ve 2 adet Mus musculus olmak üzere 41 adet kemirici yakalanmış, kenelerin herhangi bir gelişim dönemine rastlanılmamıştır. Hocalar ilçesinde koyun, keçi ve sığırların otlatıldığı meralardan birinde D. niveus'un 5 adet olgunu bulunmuştur.Anahtar Sözcükler: Afyonkarahisar, Koyun, Keçi, Sığır, Kene
Afyonkarahisar civarı mandalarında bulunan helmintlerin yayılışı
Bu çalışma Mart-2009 ile Şubat-2012 tarihleri arasında Afyonkarahisar civarı mandalarında bulunan helmintlerin yayılışını belirlemek amacıyla manda populasyonunun yoğun olduğu Akçin, Küçükçobanlı, Kadıköy, Köprülü ve Afyon Merkez'de yürütülmüştür. Toplam 517 mandadan dışkı örnekleri alınarak helmintolojik açıdan incelenmiş, 20 mandanın organ muayenesi yapılmış ve helmintolojik açıdan değerlendirilmiştir.Çalışma süresince dışkı bakısı yapılan mandalarda enfeksiyon oranı % 7.93 olarak tespit edilmiştir. Hastalıktan sorumlu 2 trematod ve 1 nematod olduğu gözlenmiş ancak mix enfeksiyon durumuna rastlanmamıştır. Afyonkarahisar civarı mandalarında trematod enfeksiyonu % 6.67, nematod enfeksiyonu % 1.16 olurken cestod enfeksiyonuna rastlanmamıştır. Dışkı bakısına göre Fasciola sp. % 6.57, Paramphistomatidae spp. % 0.19, Strongylida sp. % 1.16 tespit edilmiştir. Dışkı muayenesi ile strongilid tip yumurta görülen dışkıların kültüründe, Trichostrongylus sp. (% 36.36), Oesophagostomum sp. (% 27.27), Haemonchus sp. (% 18.18), Cooperia sp. (% 9.09) ve Bunostomum sp. (% 9.09) tespit edilmiştir.Çalışma süresince organ muayenesi yapılan mandalarda ise enfeksiyon oranı % 20 olarak tespit edilmiştir. Hastalıktan sorumlu parazitlerin 2 trematod ile 1 cestod larva formu olduğu görülmüştür. Buna göre Fasciola hepatica % 5, Paramphistomatidae % 5, kist hidatik % 10 olarak tespit edilmiştir.Anahtar Sözcükler: Afyonkarahisar, Manda, Helmint
Afyonkarahisar ve Burdur illerinde kesilen sığırlarda cysticercus bovis ve halk sağlığı yönünden önemi
Bu çalışma, Türkiye?nin batısında yer alan iki ilde (Afyonkarahisar ve Burdur) Ekim 2009-Ekim 2011 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışma süresince, toplam 1684 baş sığır C.bovis, 7644 kişinin dışkı örneği taeniosis yönünden muayene edilmiştir. Postmortem muayenesi yapılan sığırların %0.24?ünde dejenere olmuş C. bovis tespit edilmiştir. Enfeksiyon, Afyonkarahisar?da %0.46, Burdur?da %0.09 oranında rastlanılmış, iki yaşından küçük sığırların %0.13?ü, iki yaşından büyüklerin ise %1.29?u enfekte bulunmuştur. Erkek sığırlarda enfeksiyon gözlenmemiş olup, dişi sığırların ise %1.75?inin sadece kalbinde rastlanılmıştır. İnsan dışkı örneklerinde Taenia sp. yumurtası %0.1?inde gözlenmiş, enfeksiyon oranı Afyonkarahisar?da %0.1, Burdur?da %0.09 oranında belirlenmiştir. Enfekte kişiler 20-59 yaş aralığında olup, erkeklerin %0.06?sı, kadınların ise %0.15?inde enfeksiyon gözlenmiştir. Ayrıca enfeksiyona, sığır yetiştiricisi olan kişilerin %0.21?inde, sığır yetiştiricisi olmayan kişilerin ise %0.08?inde rastlanılmıştır.
İnsanlarda hidatidozis'te risk faktörlerinin ve hasta profilinin belirlenmesi
İnsanlarda Hidatidozis'te Risk Faktörlerinin ve Hasta Profilinin Belirlenmesi Bu çalışma, insan hidatidozis'inde (Kistik ekinokokkozis) hasta profilini belirlemek ve risk faktörlerini ortaya koymak için Afyonkarahisar, Türkiye'de gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla 2012-2014 yıllarını kapsayan 3 yıllık periyotta hidatidozis ön tanısı konulan ve cerrahi tedavi alan 166 hastanın hastane kayıtları çıkartılmış ve kendilerine 30 sorudan oluşan bir anket uygulanmıştır. Hastane kayıtları ve anketlerden elde edilen veriler incelenmiş ve istatistiksel analizi yapılmıştır. Hidatidozis'in kadınlarda (%53) erkeklerden (%47) daha yüksek olduğu görülmüştür. Kistler en yüksek oranda karaciğer (%53) ve akciğerlerde (%40,4), en düşük oranda ise beyinde(%1,2) görülmüştür. Kistlerin tek organ yerleşimlerinin (%94,6) ve çoklu organ yerleşimlerinin (%5,4) olduğu tespit edilmiş ve aradaki fark önemli bulunmuştur (p<0.001). Enfeksiyon en yüksek 50-59 (19,9) ve en düşük 0-9 (%2, 4) yaş gruplarında görülmüştür. En yüksek oran (%49,1) ilk-orta öğrenim grubunda ve en düşük oran da (%0,6) lisans üstü eğitim grubunda bulunmuştur. En yüksek oranda yıllık geliri 10.000 TL'den düşük gelirli grupta (%48,8) ve en düşük olarak da 50.000 TL ve üzeri gelir grubunda (%0,6) görüldüğü saptanmıştır. Hastalığın insidansı kırsalda ikamet edenlerde (%62) şehirde ikamet edenlerden (%38) daha yüksek oranda görülmüş. Aradaki fark istatiksel olarak önemli (p<0.05) bulunmuştur. Hidatidosis'in köpek sahibi olanlarda daha yüksek (%54,8), olmayanlarda daha düşük (%45,2) oranlarda görüldüğü saptanmış, aradaki fark önemli (p<0.05) bulunmuştur. Hidatidozis hastalarının tedaviden sonra %7,2'sinde nüks görülmüş ve %92',8'inde ise nüks görülmemiştir. En yüksek oranda ev hanımlarında ve en düşük oranda da 9 yaş altındaki çocuklarda görüldüğü belirlenmiştir. Hidatidozis, özellikle endemik olduğu ülkelerde büyük sosyo-ekonomik etkileri olan çok önemli bir halk sağlığı problemi olarak kabul edilmektedir. Bu araştırma ile Türkiye'de çiftlik hayvanlarının yanı sıra halk sağlığını tehdit eden önemli bir paraziter zoonoz olan hidatidozis'te hasta profili, demografisi ve risk faktörleri kapsamlı olarak ortaya konulmuştur. Elde edilen bilgiler enfeksiyondan korunma ve kontrol çalışmalarına ışık tutacaktır.
Hamilelerde ağız-diş sağlığının bilgi düzeyi ve farkındalığının üç farklı yöntemle değerlendirilmesi
Çocukların yaşam kalitesinin düşmesine neden olan ağız ve diş sağlığı problemlerinin önlenebilmesi ve geliştirilmesi için ebeveynlerin gerek hamilelik döneminde gerekse hamilelikten sonra bebeklik döneminde sağlıklı alışkanlıkların oluşturulmasında önemli rolleri vardır. Bu araştırmada, 6-22 haftalık (eğitim süresince gebeliğini tamamlamamış olan) gebe olan anne adaylarının üç farklı yöntemle ağız ve diş sağlığı eğitimi verilerek bu konu hakkındaki bilgi düzeylerinin ve farkındalıklarının arttırılması ve bu üç farklı eğitim yönteminin etkinliğinin karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi amaçlandı. Araştırmaya 6-22 haftalık gebe olan 110 kadın katıldı. Katılımcıların 39 tanesi kısa animasyon film (KAF), 37 tanesi broşür bazlı bilgilendirme (BBB) ve 34 tane hasta sözel bilgilendirme (SB) gruplarına dahil edildi ve hastalara klinik/hastahane dışı izole ortamlarda ağız diş sağlığı eğitimi verildi. Hastalara bütün eğitim türleri yüzyüze görüşmeler halinde eğitim verildi. Katılımcılardan içerisinde demografik özellikler, oral hijyen uygulama bilgileri ve çocuklarının ağız ve diş sağlığı hakkında bilgilerin yer aldığı anket formları ve bilgi düzeylerini ölçmek için eğitim öncesi (ÖT), eğitimden 1 ay sonra (ST1) ve eğitimden 3 ay sonra (ST2) anket formları doldurmaları istendi. Tez çalışmasının verilerinin analizi için IBM for Statistics v.26 istatistik paket programı kullanıldı.. Değişkenler arasındaki ilişkileri ölçek amacıyla Pearson Ki-kare (2) ilişki analizi kullanılmıştır. İlişkinin gücü için olağanlık katsayısı (Contigency Coefficient) kullanılmıştır.. Power analizi sonucu olarak %88 güven aralığında 110 kişi çalışmamız katıldı. Bu araştırma sonucunda; KAF, BBB ve SB grubunda yer alan katılımcıların ağız ve diş sağlığı ile ilgili bilgi düzeylerinin her grup içerisinde eğitimden hemen sonra ve eğitimden 3 ay sonra değerlendirilmesi sonucunda başlangıç düzeyine göre genel olarak arttığı ve verilen eğitimin başarılı olabileceği düşünülmektedir. Üç farklı eğitim yöntemi soru bazlı ve karşılaştırmalı olarak değerlendirildiğinde KAF yönteminin BBB yöntemine göre; BBB yönteminin de SB yöntemine göre daha fazla sayıda soruda katılımcıların bilgi düzeyinde anlamlı artış meydana getirdiği ortaya çıkarılmıştır. 6-22 haftalık anne adaylarının hem kendilerinin hem de doğacak çocuklarının ağız ve diş sağlığı hakkında verilecek eğitimler içerisinden; özellikle kısa animasyon film yöntemi, farkındalık ve bilgi düzeyinde tekrarlanabilir ve sürdürülebilir uygulamalarla artış sağlayabilir
Kist hidatikli vakalardan elde edilen izolatlarda echinococcus granulosus'un moleküler karakterizasyonu
Amaç: KE, Türkiye'de endemik olarak görülen bir paraziter enfeksiyondur. Echinococcus granulosus'un farklı suşlarının belirlenmesi, hastalığın eradikasyonu bakımından önemlidir. Bu çalışmada, hastalığı kontrol altına almak ve uygulanacak kontrol programlarına katkı sağlamak amacıyla bölgede hastalığa sebep olan farklı suşları tespit etmek amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Kasım 2013–Aralık 2015 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi'nde KE ön tanısı ile opere edilen 53 hasta çalışma kapsamına alınmıştır. Hastalardan elde edilen hidatik kist materyalleri direkt mikroskobik bakı ile protoskoleks ve çengel varlığı bakımından incelenmiştir. Mikroskobik tanısı yapılan tüm örnekler çalışılıncaya kadar korunmuştur. Örneklerden genomik DNA ekstraksiyonu yapılmış, mt-CO1 gen bölgesi PZR ile çoğaltılmıştır. 446 bp band görüntüsü elde edilen 33 örneğin tek yönlü DNA dizi analizi yaptırılmıştır. Bulgular: Direkt mikroskobi sonucu incelenen tüm örneklerde protoskoleks ve çengel yapıları görülmüştür. mt-CO1 gen bölgesinin amplifikasyonu neticesinde 33 örnekte 446 bp band görüntüsü elde edilmiştir. Bu 33 PZR ürünününün tek yönlü DNA dizi analizi sonucu tüm izolatların E. granulosus sensu stricto (G1-G3) olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Echinococcus granulosus'un farklı suşlarını belirlemeye yönelik yapılmış çalışmalarda en yaygın türün E. granulosus sensu stricto olduğu bildirilmiştir. Çalışmamızda incelenen izolatların tümünün E. granulosus sensu stricto olduğu belirlenmiştir. Daha kapsamlı çalışmalarla farklı suşların varlığının araştırılması uygun olacaktır. Malatya'da KE'e karşı kontrol çalışmalarının başarılı şekilde yürütülebilmesi için bu türün biyolojik özelliklerinin iyi bilinmesi gerekmektedir. Anahtar Sözcükler: DNA dizi analizi, Echinococcus granulosus, Malatya, PCR
Erkek hastalarda trıchomonıosıs tanısında polimeraz zincir reaksiyonu (PZR) kullanımının etkinliğinin araştırılması
Kadın ve erkekte idrar ve üreme yollarında Trichomonas vaginalis' in yerleşmesi ile oluşan paraziter infeksiyon Trichomoniosis olarak adlandırılırken erkeklerde bu infeksiyon büyük çoğunlukla asemptomatik seyretmekte ve parazitin bulaşmasında taşıyıcı rolü üstlendikleri düşünülmektedir. Bu çalışmada trichomoniosis tanısı koyulmayan erkeklerde ki gizli taşıyıcılığı Nested Polimeraz Zincir Reaksiyonu yöntemi ile açığa çıkarmak amaçlanmıştır. Çalışmada Malatya İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Turgut Özal Tıp Merkezi'ne Aralık 2013 - Mayıs 2014 tarihleri arasında idrar yolu infeksiyonu ön tanısı ile Üroloji Polikliniğine başvuran 18-50 yaş arası 138 erkek hastadan idrar örnekleri direkt mikroskobik bakı, kültür ve Nested PZR yöntemleri ile incelenmiştir. Çalışma sonucunda direkt mikroskobi ve kültür yönteminde T. vaginalis'e rastlanılmazken, Nested PZR yöntemi ile 9 (%6.5) hastada T.vaginalis DNA sı pozitif bulunmuş ayrıca pozitif bulunan hastalar ile idrar yolu infeksiyonu arasındaki ilişki istatiksel açıdan anlamlı bir farklılık olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak; T. vaginalis ile enfekte erkeklerin çoğunda semptom bulunmadığı için T. vaginalis araştırılması açısından göz ardı edildiği, gizli taşıyıcı olarak hastalığı yaymaya devam ettikleri, T. vaginalis'in saptanmasında Nested PZR yönteminin çok hassas ve gizli taşıyıcıları açığa çıkarmak amacıyla tanıda mutlaka kullanılması gereken bir yöntem olduğu kanısına varılmıştır.
Fasciola hepatica cathepsin L1 geninin ökaryotik hücrelerde açıklatılması
1. ÖZET Fasciola hepatica sıklıkla sığır ve koyunlarda nadiren de insanlarda fasciolosise neden olan bir karaciğer trematodudur. Fasciolosis dünyada ve ülkemizde yaygın olarak bulunmakta ve özellikle hayvancılık sektöründe önemli ekonomik kayıplara yol açmaktadır. F. hepatica'nm ES antijenlerinden olan Cathepsin Ll parazitin dokulara penetrasyonda, immun yanıttan kaçmasında ve beslenmesinde önemli rolü olan bir enzimdir. Özgül antijenik yapısı nedeniyle tanı yöntemlerinde ve korunma amacıyla immünizasyon çalışmalarında kullanılabilecek potansiyel bir moleküldür. Bu çalışmada F. hepatica cathepsin Ll geninin klonlanması ve ökaryotik hücrelerde açıklatılması amaçlanmıştır. Bu amaçla erişkin F. hepatica'dan toplam RNA izolasyonu yapılarak tersine transkripsiyon-polimeraz zincir reaksiyonu (TT-PZR) ile cathepsin Ll DNA amplikonları oluşturuldu. Cathepsin Ll genine özgü primerler kullanılarak 981 bazlık cathepsin Ll geni kodlama bölgesi çoğaltıldı. Daha sonra, cathepsin Ll geni pCI-neo açıklama vektörüne klonlanarak PZR-T ve enzim kesim deneyleri ile genin varlığı doğrulandı. Oluşturulan rekombinant plazmit, pFhCLl olarak adlandırıldı. Rekombinant pFhCLl plazmiti Vero hücrelerine geçici olarak transfekte edilerek cathepsin Ll proteinin varlığı Vestern immunoblotlama ile gösterildi. Anahtar kelimler: F. hepatica, cathepsin Ll, klonlama, protein açıklatılması
Köpek yumuşak doku sarkomlarında nötrofil hücre dışı tuzaklarının araştırılması
Bu çalışmada köpek yumuşak doku sarkomlarında tümör derecesi ile nötrofil hücre dışı tuzaklarının (NET'ler) arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlandı. Bu amaçla 30 adet yumuşak doku tümörü bloğu kullanıldı. Olguların histopatolojik klasifikasyonun ardından tümörler fibröz doku tümörleri, yağ doku tümörleri, kas doku tümörleri, damar tümörleri, periferal sinir kılıf tümörleri ve damar duvarı tümörleri şeklinde sınıflandırıldı. Ayrıca tümörler benign ve malign olarak sınıflandırıldı. Tümör dokusunda NET'lerin ortaya konulması için sitrülline histon-3 (cith3) ve myeloperoksidaz antikorları ile boyamalar yapıldı. Boyamalar aynı kesitler üzerinde soldurma ve tekrar boyama yöntemi kullanılarak gerçekleştirildi. Ardından boyanan kesitler program ile renklendirilerek, üst üste getirildi ve yalancı immun floresan görüntüler elde edildi. Tümör dokusunda NET'ler cith3 pozitif alanların varlığına göre skorlandı ve tümör derecesi ile karşılaştırıldı. Çalışmada kullanılan olgulara ait tanılar fibrom, leyomiyom, fibromikzosarkom, fibrosarkom, hemangiosarkom, liposarkom, malignant fibröz histiyositom, mikzosarkom, perivasküler duvar tümörü, periferal sinir kılıf tümörü ve andiferensiye sarkom şeklindeydi. Tümör derecesine göre olgular gruplandırıldı ve ardından gruplar arasında istatistiksel karşılaştırma yapıldı ve NET açısından derece III tümörlerde derece I ve II tümörlere göre sayısal bir yükseklik olmakla birlikte anlamlı bir farklılık bulunmadığı görüldü. NET ile mitoz, diferensiyasyon, nekroz ve tümör derecesi arasındaki ilişkiye yönelik olarak yapılan Pearson korelasyon analizinde, NET ile tümör derecesi arasındaki korelasyonun önemsiz (r = 0,277) olduğu belirlendi. Benzer şekilde mitoz, diferensiyasyon ve nekroz ile NET arasında da korelasyon önemsiz olarak bulundu. Çalışma sonuçlarına göre NET'lerin benign tümörlere kıyasla yumuşak doku sarkomlarında anlamlı derecede yüksek olduğu görülmüştür. Yine sarkomların histolojik derecelendirmeleri temel alındığında NET varlığının derece III tümörlerde sayısal olarak yüksek olduğu fakat bu farklılığın derece I ve II tümörlere kıyasla anlamlı olmadığı görülmüştür. Ek olarak, NET skorlarının sarkomlarda nekroz, diferensiyasyon, mitoz ve tümör derecesi ile anlamsız bir korelasyonu olduğu da gözlenmiştir.