Discipline

Veterinerlik İç Hastalıkları Anabilim Dalı

Fırat University

106

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Leishmaniosis'li köpeklerde C-reaktif protein/albümin oranının değerlendirilmesi

Leishmaniosis, vektör kaynaklı hastalıklar içerisinde yer almaktadır ve Akdeniz bölgesi başta olmak üzere tüm Türkiye'de görülmektedir. Bu hastalığın tamamen vücuttan arındıracak bir tedavisi olmamakla birlikte sağaltım protokolleri hastanın durumuna göre değişiklik göstermektedir. Bu bağlamda hastalığın prognozunu belirlemek önem teşkil etmektedir. Günümüz beşeri ve veteriner tıbbında C-reaktif protein / Albümin oranı çeşitli hastalıklarda prognostik bir belirteç olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu çalışma ile köpeklerde Leishmaniosis hastalığının prognozunun belirlenmesi için CRP/ALB oranının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Tez çalışmasında Leishmaniosis'li 20 köpek ile sağlıklı 10 köpeğin CRP/ALB oranı belirlenmiştir. Elde edilen bulgular ışığında iki grup arasında istatistiki açıdan anlamlı bir fark olduğu (P<0,05) görülmüştür. CRP/ALB oranının köpeklerde Leishmaniosis hastalığı için prognostik bir belirteç olarak kullanılabileceği görülmüştür

AlbüminlerC reaktif proteinKöpekler+3
Caner Sever
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Sistemik inflamatuvar yanıt sendromlu kedilerde prokalsitonin, serum amiloid A, trombomodulin ve D-dimer'ın tanısal öneminin araştırılması

Sistemik inflamatuar yanıt sendromu (SIRS); mikroorganizma ile kontamine veya kontamine olmayan nedenlerden dolayı canlının hematolojik ve immünolojik yönden verdiği yanıtlar bütünü olarak ifade edilir. Bu çalışma sistemik inflamatuvar yanıt sendromlu kedilerde Prokalsitonin (PCT), Serum Amiloid A (SAA), Trombomodulin (TM) ve D-Dimer (DM) serum düzeylerinin SIRS ve sepsisin tanısındaki önemini ve mortalite ile ilişkisini ortaya koymak amacıyla yapıldı. Çalışmada toplam 70 adet kedi kullanıldı. SIRS ve qSOFA kriterlerine göre çalışmaya dahil edilen kediler SIRS (n: 50) grubunu ve sağlıklı olduğu tespit edilen kediler kontrol (n: 20) grubunu oluşturdu. SIRS'li kediler kendi içinde ayrıca ölen ve yaşayan kediler olarak gruplandırıldı. PCT, SAA, TM ve DM analizleri kedi spesifik ticari ELİSA kitleri kullanılarak ölçüldü. SIRS'li kedilerde serum PCT (p<0,01), SAA (p<0,01), TM (p<0,01) ve DM (p<0,01) düzeylerinin kontrol grubuna göre önemli düzeyde yüksek olduğu tespit edildi. Ek olarak PCT (p<0,01), SAA (p<0,01), TM (p<0,01) ve DM (p<0,01) değerleri ölen kedi grubunda kontrol gurubuna kıyasla istatistiksel olarak önemli ve yüksek düzeyde belirlendi. ROC eğrisi analizinde SAA, TM ve DM ile kıyaslandığında SIRS grubunu belirlemede PCT'nin en yüksek ayırt edici potansiyele (AUC 0,94) sahip olduğu saptandı. PCT, SAA ve TM ile karşılaştırıldığında ölümü tahmin etmede DM'nin en yüksek potansiyele (AUC 0.86) sahip olduğu tespit edildi. Sonuç olarak PCT, SAA, TM ve DM düzeylerinin SIRS'li kedilerde diagnostik amaç ile kullanılabileceği kanısına varıldı. Konu hakkında daha çok sayıda hayvanda ileri düzey yeni çalışmalar yapılması gerektiği değerlendirildi. Anahtar Kelimeler: D-Dimer, Kedi, Prokalsitonin, Sepsis, Serum Amiloid A, SIRS, Trombomodulin.

Amiloid AD-dimerProkalsitonin+2
Mehmet Temiz
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Obez ve obez olmayan kedilerde leptin ve ghrelin hormonlarının araştırılması

Obezite, vücutta fazla miktarda yağ birikmesine bağlı olarak metabolik ve fizyolojik fonksiyonlarının bozulmasıdır. Evcil kedilerde giderek yaygınlaşan bir problem olan obezitenin temel tıbbi kaygısı anormal yağ birikimine eşlik eden birçok hastalıkla ilişkili olmasıdır. Obezitenin nedenleri, gelişiminde rol oynayan birçok farklı değişken olduğu için net değildir. Leptin ve ghrelin enerji dengesini ile ilgili iki hormondur. Ghrelin oreksijenik bir hormonken leptin anoreksijenik bir hormondur. Bu iki hormon hakkında hala yeterince bilgi yoktur ve obezite ile bağlantısını araştıran araştırmalar çok azdır. Bu çalışmanın hayvan materyalini klinik olarak sağlıklı rutin kontrollere getirilen fizik muayene ile hemogram ve kan biyokimya sonuçlarına göre sağlıklı olan değişik ırk, yaş ve cinsiyette kedilerden oluşmaktadır. Çalışmada kedilerde vücut yağ ölçüm sistemiyle 20 kedi değ erlendirildi. Vücut yağ oranı, %30'un üzerinde olanlar obez (n=10) olarak değ erlendirildi, %30'un altında olanlar ise kontrol grubu (n=10) olarak değ erlendirilip kan örnekleri toplandı. Her iki gruptaki kedilerden Vena jugularisten antikoagulansız tüplere kan örnekleri alındı. Alınan kan örnekleri santrifüje tabi tutulduktan sonra serumları ayrıştırılarak serum analizleri yapılana kadar -20°C de saklandı. Daha sonra ELİSA yöntemi ile leptin ve ghrelin değerleri ölçüldü ve birbiriyle ilişkileri değerlendirildi. Her iki grupta olan kedilerde serum leptin (p=0,05) ve ghrelin p=0,001) değerleri belirlendi ve istatiksel olarak anlamlı farklılıklar gözlendi. Sonuç olarak obez kedilerde leptin ve ghrelin hormonları önemli rol oynadıkları ve birbirleri ile bağlantılı olduğu saptandı.

GhrelinHormonlarKediler+3
Şefika Akgün
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Obez köpeklerde insülin direncinin araştırılması

Hazırlanan bu yüksek lisans çalışmasında obez veya fazla kilolu köpeklerde insülin direncinin gelişip gelişmediği araştırılmıştır. Obez köpeklerde daha fazla görülen ,en önemli endokrin sistem hastalıklarından biri de insülin direnci ve buna bağlı gelişen tip-2 diabetus mellitus (T2DM) olgusudur. Yapılan bu çalışmada vücut kondisyon skoru (VKS) çizelgesine göre köpekler ideal kilolu (kontrol, n=10), kilolu veya obez (çalışma grubu, n=20) olmak üzere iki gruba ayrılarak çalışmaya dahil edilmiştir. Ayrıca kilolu veya obez olan köpekler kendi aralarında eşit olarak kilolu (n=10) ve obez (n=10) olarak iki gruba ayrılmıştır. Tüm köpeklerden serum örnekleri toplanarak lipid profili ve insülin direnci parametreleri analiz edilmiştir. Lipid profili için serum total kolesterol (total-C), high density lipoprotein kolesterol (HDL-C), Very Low density lipoprotein kolesterol (VLDL-C), trigliserid (Tg) ve glukoz (GLU) düzeyleri biyokimya cihazı kullanılarak ölçüldü. Low density lipoprotein (LDL-C) düzeyi ise total kolesterolden–(HDL-C+Tg/5) formülü kullanılarak hesaplandı. Glukoz metabolizması ile ilgili parametrelerden insülin ve asprosin köpek spesifik ELISA kitleri kullanılarak ölçüldü. Ayrıca köpeklerin serum furuktozamin (FRU) düzeyleri Idexx test kitleri kullanılarak ölçüldü. Köpeklerin açlık glukoz ve insülin değerleri kullanılarak aşağıdaki formül ile HOMA-IR (homeostasis model assessment of insulin resistance), HOMA-β (homeostasis model assessment of β cell function) ve insülin-glukoz oranı (IGR) hesaplandı. HOMA-IR: Açlık glukoz (mg/dl) x Açlık insülin (mU/L) /405. HOMA-β : 20 X Açlık insülin (μIU/ml) / Açlık glukoz (mmol/L) -3,5. IGR : açlık insülin (mU/L)/açlık glukoz (mg/dl). Çalışmada, kilolu obez köpeklerin oluşturduğu grupta yer alan hayvanların total-C (p<0,05), Tg (p<0,01), ASP (p<0,01), İNS (p<0,01), FRU (p<0,001), HOMA-IR (p<0,01), HOMA-β (p<0,01) ve IGR (p<0,01) değerleri kontrol grubunda yer alan köpeklerin değerlerine göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu belirlendi. Kontrol, kilolu ve obez grubundan elde edilen parametrelerin karşılaştırılmasında ise obez ve kilolu köpeklerin total-C (p<0,01), VLDL-C (p<0,05), LDL-C (p<0,01), HDL-C/LDL-C (p<0,05) değerlerinin obez köpeklerde hem kontrol hem de kilolu köpeklerden daha yüksek olduğu saptandı. Ayrıca hem kilolu hem de obez köpeklerin ASP (p<0,05), İNS (p<0,05), HOMA-β (p<0,05) ve IGR (p<0,05) değerlerinin kontrol grubu değerlerinden daha yüksek olduğu belirlendi. Bunlara ek olarak obez köpeklerin HOMA-IR (p<0,01) ve FRU (p<0,01) değerleri kontrol grubunda yer alan köpeklerin değerlerinden istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu. Ayrıca lipid profili ve glikoz metabolizması ile ilgili parametrelerdeki artış, sayı ve oranlarının obez köpeklerde kilolu köpeklere göre daha fazla olduğu saptandı. Ayrıca çalışmada analiz edilen parametreler arasında korelasyon analizleri yapılmış ve Total-C ile HDL-C (p<0,01), VLDL-C (p<0,01) ve LDL-C (p<0,01) arasında, HDL-C ile VLDL-C (p<0,01) arasında, total C/LDL-C ile HDL-C (p<0,01) ve Tg (p<0,01) arasında, İNS ile HOMA-IR (p<0,01), HOMA-β (p<0,01), IGR (p<0,01) arasında, HOMA-IR ile HOMA-β (p<0,01) ve IGR (p<0,01) arasında, HOMA-β ile IGR (p<0,01) arasında yüksek düzeyde pozitif korelasyonlar belirlendi. Ayrıca HDL-C/LDL-C ile total-C (p<0,01) ve HDL-C (p<0,01) arasında yüksek düzeyde negatif korelasyon saptandı. Sonuç olarak obez veya kilolu köpeklerin lipid profili ve glikoz metabolizmasını gösteren parametrelerde önemli değişiklikler olduğu ortaya konulmuştur. Ancak x yapılan cut-off hesaplaması ve parametrelerde artış gösteren köpek sayıları dikkate alındığında tüm obez veya kilolu köpeklerde artışın olmadığı ortaya çıkmaktadır. Bununla birlikte obez veya kilolu köpeklerin serum ASP, GLU, İNS, FRU, HOMA-IR, HOMA-β ve IGR değerlerinin arttığı ve %75'inde insülin direncinin geliştiği belirlendi. Elde edilen sonuçlar hem lipid profili parametreleri hem de HOMA-IR, HOMA-β ve IGR gibi insülin direnci indeksleri ve ayrıca İNS, FRU ve ASP gibi parametreler arasında yüksek düzeyde belirlenen korelasyonların varlığı bu parametrelerin obez köpeklerde insülin direncinin belirlenmesinde kullanılabileceğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Asprosin, İnsülin direnci, Köpek, Lipid profili, Obezite

Köpek hastalıklarıKöpeklerObezite+2
Ecenur Esra Sarıkaya
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Antalya ilinde köpeklerde dirofilariazisin prevalansı

Dirofilariasis, Dirofilaria immitis veya Dirofilaria repens tarafından oluşturulan karnivorlarda özellikle köpekgillerde ciddi kardiyovasküler ve kardiyopulmoner bozukluklara neden olan bir nematod hastalığıdır. Bu paraziter hastalığın bilinen minimum prepatent süresi 6 aydır ve patent süre ise 5 yıldan fazladır. Köpeklerin bu en önemli kardiopulmoner hastalığı zoonozdur ve insanlara naklinde bit, pire, sivrisinek, tabanid ve yakarca gibi artropodlar vektörlük eder. Bu araştırmanın amacı Antalya ilindeki D. immitis kaynaklı Dirofilariazis prevalansının hızlı test kitleri ile teşhisi ve insidansının araştırılmasıdır. Antalya'da bulunan özel bir veteriner kliniğinde 14.10.2022 – 02.04.2023 tarihleri arasında getirilen 100 köpek örnek seçilip kan almadan önce rutin klinik muayeneleri yapılarak kaydedilmiştir. Her yaştaki hayvanları değerlendirebilmek amacıyla muayeneleri yapılan köpeklerin yaşları belirlenip 0- 1 yaş arası, 1- 5 yaş arası, 5-10 yaş arası ve 11+ yaş üstü dört ana gruba ayrılmıştır. Araştırmada Dirofilaria antijenini tespit etmek için, Bionote CHW Ag (Canine Heartworm Antigen) test kiti ile rastgele seçilen 100 adet köpek kullanılmıştır. Floresan Europium komplekslerinden yararlanılarak yapılan test yöntemi ile çalışmada 1(%1) seropozitif 99 (%99) seronegatif sonuç elde edilmiştir. Sonuç olarak; Antalya ilinde D. immitis prevalansının düşük olduğu ve bu çalışmanın sonucunda elde edilen verilerin gelecekte Antalya ilinde ve ilçelerinde yapılacak olan çalışmalarda referans olarak kullanılabileceği düşünülmektedir.

Ömer Seven
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlıklı koyunlarda karaciğer, böbrek ve dalağın ultrasonografik görüntülerinde ekojenite karşılaştırılması ve histogram analiziyle değerlendirilmesi

Rutin ultrasonografik incelemede, abdominal organların değerlendirmesinde kalitatif olarak subjektif kriterler kullanılmaktadır. Ancak, hastalıkların teşhisi ve tedavisi için daha güvenilir ve kesin sonuçlara ulaşmak için sonografik görüntüdeki histolojik durumun ölçümü için histogram ile kantitatif analiz gerekmektedir. Veteriner hekimlikte koyunlar için dalak, karaciğer ve renal dokuların kantitatif ekojenite değerlendirmeleri ve kriterleri henüz tam olarak belirlenmemiştir. Bu çalışmada, sağlıklı koyunlardan elde edilecek dalak, karaciğer ve böbrek histogram analizi ile bu organlara ait kantitatif ekojenite farklılıklarının ortaya konulması amaçlamıştır. Araştırma materyalini Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Tarım, Hayvancılık ve Gıda Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi'nde bulunan 8- 12 ay yaş aralığında 14 adet dişi Merinos ırkı koyun oluşturmaktadır. Sağlıklı koyunlardan alınan ultrason görüntülerinden elde edilen dalak, karaciğer ve böbrek dokularının ekojeniteleri, histogram analiz yöntemiyle kantitatif olarak değerlendirildi. Görüntüleme işlemi 3 gözlemci tarafından yapılmıştır. Dalak, karaciğer ve böbrek görüntülemesi yapılmıştır. Her organdan üçer görüntü olmak üzere 14 hayvandan 126 Koyundan B-mod ultrasonografi görüntülerinin alınması amacıyla karaciğer ve böbrek için sağ lateral yatış pozisyonuna dalak için ise sol lateral yatış pozisyonuna alınmıştır. Histogram analizine göre, en yüksek ekojenite değerine sahip organ dalak olduğu görüldü, bunu takip eden organların ise sırasıyla karaciğer ve böbrek oldu. Dalak, Karaciğer ve böbreğin histogram analizi ortalamaları dalak dokusunda 126±36.6, karaciğer dokusunda 96.5±37 ve renal kortex dokusunda 65±23,4 olarak tespit edildi. Sonuç olarak, sağlıklı koyunlarda dalak, karaciğer ve böbrek ekojeniteleri arasında kantitatif olarak bir fark olduğu tespit edildi. Organlar arası kantitatif ekojenite farklılıklarının organ patolojilerinin tespitinde kullanılacağı zaman bu farklılıkların dikkate alınması gerektiği görüldü.

BöbrekDalakHistogram+4
Abdullah Erdem Sadıkoğlu
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Veteriner kliniklerinde biyogüvenlik uygulamalarının değerlendirilmesi

Veteriner hekimlik uygulamalarında biyogüvenlik üzerine gerekli özenin gösterilmemesi büyük bir risk oluşturmaktadır. Bu çalışmada Türkiye'deki küçük hayvan veteriner hekimleri arasında biyogüvenlik kontrol uygulamaları (BKU) hakkındaki bilgi ve kullanım düzeyini değerlendirmek amaçlanmıştır. 2023 yılında rastgele seçilen Türkiye'de çalışan küçük hayvan veteriner hekimlerinin, önlem bilincini ve zoonotik hastalık risklerine ilişkin algılarını değerlendirmek üzere bir anket Microsoft Forms aracılığı ile elektronik ortamda anonim olarak katılımcılara gönderilmiştir. Katılımcılara yanıtları temelinde Likert ölçeğine göre bir önlem farkındalığı (ÖF) puanı (0 ile 4 arasında) verilmiştir. Daha yüksek verilen puanlar BKU'nın daha sıkı olduğunu ifade etmektedir (asla diyenler 0, her zaman diyenler 4 gibi). Benzer konu ile alakalı olan soru yanıtları kendi aralarında gruplandırılarak bireysel bazda puanlar toplanmıştır. Cinsiyet, yaş, deneyim süresi, hizmet tipi, biyogüvenlik ile alakalı eğitim düzenlenenler/düzenlenmeyenler, yazılı enfeksiyon protokolü olanlar/olmayanlar, ayrı temizlik görevlisi olanlar/olmayanlar, ayrı izolasyon odası olanlar/olmayanlar, ayrı yeme içme alanı ve buzdolabı olanlar/olmayanlar v.b gibi ilişkili özellikler grup grup farklı analizler yapılarak değerlendirilmiştir. İstatistiksel analizler yapılırken IBM SPSS Statistics programından faydalanılarak Bağımsız Örneklem T testi yapılmıştır. Testler uygulanırken Güven Aralığı (GA) %95 olacak şekilde hesaplamalar yapılmıştır. Analizler arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığı sig. P değeri (<0,05 veya >0,05) baz alınarak değerlendirilmiştir. Genel olarak, katılımcılar zoonotik hastalık bulaşmasına karşı korunmak için uygun olduğu düşünülen koruyucu davranışlarda bulunmamış veya kişisel koruyucu ekipman (KKE) kullanmamıştır. Yazılı enfeksiyon kontrol politikası olmayan muayenehanelerde çalışan küçük hayvan veteriner hekimlerinin düşük farkındalığa sahip olma olasılığı önemli ölçüde daha yüksektir. Erkek veya kadın bireyler arasında KKE kullanımı dışında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Çalışan personel sayısı 5 kişi< olanlar ve biyogüvenlik ile alakalı eğitim düzenlenmeyen; ayrı bir izolasyon odası bulunmayan; temizlik için görevlendirilmiş ayrı bir personel olmayan işletmelerde çalışanlar küçük hayvan veteriner hekimleri düşük farkındalık ile ilişkilendirilmiştir. Yaş ve deneyim yılı ile ilgili anlamlı bir fark bulunamamıştır. Sonuçlar, Türkiye'deki veteriner hekimlerin çoğunun uygun KKE kullanımının farkında olmadığını ve zoonotik hastalık bulaşmasını azaltmaya yardımcı olabilecek uygulamalarda bulunmadığını göstermiştir. BKU hakkında bilgi ve eğitim sağlanması ve yazılı enfeksiyon kontrol politikalarının oluşturulması, veteriner hekimlik uygulamalarında BKU'nın iyileştirilmesi için etkili araçlar olabilir.

Evcil hayvanlarİnsan-hayvan etkileşimi
Murat Arıkan
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik böbrek yetmezliği olan kedilerde bazı anemi parametreleri ile hepsidin düzeyinin ilişkisi

Kronik böbrek yetmezliği (KBY), kedilerde sık görülen bir sağlık sorunudur ve önemli komplikasyonlara yol açabilir. Anemi, kanın yeterli oksijen taşıma kapasitesinin azalmasıyla karakterize olan bir durumdur ve KBY hastası olan kedilerde sıklıkla görülmektedir. Yaşam kalitesini olumsuz etkileyen aneminin mekanizması farklı şekillerde olabilmektedir. Son yıllarda, aneminin KBY ile ilişkisi ve altında yatan mekanizmaları araştıran çalışmalar artmaya başlamıştır. Bu bağlamda hepsidin adlı bir peptitin rolüne yönelik ilgi de artmıştır. Hepsidin, demirin bağırsak emilimi ve vücuttaki depolanmasını kontrol ederek demir metabolizmasında kilit rol oynamaktadır. Bu tezin temel amacı, kronik böbrek yetmezliğinde hepsidinin yerini araştırmak ve anemi parametreleri ile hepsidinin arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Bu çalışmada KBY olan 10 kedi ile sağlıklı 10 kedinin anemi parametreleri ile hepsidin değerleri belirlenmiştir. İki grup arasında hepsidin değeri açısından istatistiksel olarak oldukça anlamlı bir fark olduğu ortaya konmuştur (p < 0,001). Ayrıca, HBG ve RBC değerleri ile hepsidin değeri arasında da oldukça anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p < 0,001), HCT değeri ile hepsidin değeri arasındaki fark ise istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p = 0,004). Elde edilen sonuçlar, kedilerde KBY olgularında hepsidin parametresinin önemini ortaya koymuştur.

İlkim Güldağ
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Obez kedilerde oksidatif stres ile kalp yetmezliği arasındaki ilişki

Obezite, kedilerde ilerleyen yaşlarda, özellikle kısırlaştırılmış kedilerde yaygın görülen bir beslenme bozukluğudur. Kedi popülasyonunun üçte birini etkilediği tahmin edilmektedir. Obezitenin en büyük sorunlarından biri diğer hastalıklarla ilişkili olmasıdır. Obezite, kediler de insülin direnci, diabetes mellitus, kalp hastalıkları, topallık ve cilt hastalıkları gibi çeşitli metabolik ve klinik bozukluklara sebep olabilir. Bu nedenle obezite veteriner hekimlikte büyük önem taşır. Oksidatif stres, oksidan ve antioksidanlar arasındaki dengenin oksidan sistem tarafına doğru bozulması, lipid peroksidasyonu ve serbest radikal/reaktif oksijen ürünlerinin ortaya çıkması sonucu organizmada meydana gelen hücresel hasar oluşumudur. Oksidatif strese karşı organizmanın savunma mekanizmaları (antioksidan mekanizmalar) yetersiz kalırsa, hücrelerde oksidatif hasar meydana gelerek fonksiyonlarda aksamalar ortaya çıkar. Pek çok hastalığın patogenezinde kritik bir öneme sahiptir. Bu mekanizma, obezite, yaşlanma süreci ve kardiyovasküler hastalıklar, kanser, sepsis, dejeneratif nörolojik hastalıklar, böbrek yetmezliği, infertilite, kas ve karaciğer hastalıkları gibi birçok hastalığın etiyolojisinden sorumludur. Kedilerde çeşitli kalp rahatsızlıkları ve kalp yetmezlikleri görülebilir. Bunlar hem kalıtsal hem de edinsel sebeplerle ortaya çıkabilir. Edinsel sebeplerden bir tanesi de düzensiz beslenme ve obezitedir. Bu tez çalışmasında obez kedilerde oksidatif stres ve bunula birlikte kalp yetmezliği arasındaki ilişki değerlendirilerek veteriner hekimlik alanında teşhis, tedavi ve korunmada veteriner hekimlere rehber olması amaçlanmaktadır.

Kalp yetmezliğiObeziteOksidatif stres
Ahmet Batuhan Öncel
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Antalya ilinde köpeklerde gözlenen paraziter deri hastalıklarının çeşitliliği ve insidansı

Bu çalışmada, 2016 – 2017 (Grup 1) ve 2022 – 2023 (Grup 2) yılları arasında, Antalya'da özel hayvan hastaneleri, özel klinikler ve barınaklardan temin edilen çeşitli ırk, yaş ve cinsiyetteki köpeklerde ektoparazitlerin insidansı ve sebep olduğu deri hastalıklarının çeşitliliğinin araştırılması amaçlandı. Grup 1'de, dermatolojik problemli toplam 200 köpeğin %71 (142 köpek)'inde kene, %57 (114 köpek)'sinde pire gözlendi. Grup 2'de incelenen toplam 1250 köpeğin %32 (400 köpek)'sinde kene, %68 (850 köpek)'inde ise pire enfestasyonu tespit edildi. Grup 1'de, %36,5 (73 köpek)'inde Demodex canis, %26 (52 köpek)'sında Sarcoptes scabei Grup 2'de incelenen köpeklerin; %40 (500 köpek)'ında Demodex canis, %2 (5 köpek)'sinde ise Sarcoptes scabei identifiye edildi. Grup 1'de, köpeklerin %23,5 (47 köpek)'inde Grup 2'de ise; %49,6 (620 köpek)'sında Kutanöz Leishmaniasis identifiye edildi. Grup 1'de köpeklerden alınan svab örneklerinin %10 (20 köpek)'unda, Grup 2'de ise, %10 (125 köpek)'unda Otodectes cynotis direkt olarak identifiye edildi. Grup 1'de, %2,5 (5 köpek)'inde, Grup 2'de ise %0,08 (1 köpek)'inde Cheyletiella yasguri identifiye edildi. Grup 1'de, %1,5 (3 köpek)'inde, Grup 2'de ise %1,2 (15 köpek)'sinde Trombicula spp. identifiye edildi. İstatistiki sonuçlar incelendiğinde; etkenlerden kene, pire, Sarcoptes scabei, Leishmania infantum ve Trombicula spp. için görülme oranına göre farklar bulundu (p<0,05). Çalışmamızda Grup 1'deki kene, Trombicula spp. ve Sarcoptes scabei enfestasyon oranı Grup 2'den daha yüksek (p<0,001) iken, pire (p=0,001) ve Leishmania infantum önemli düzeyde (p<0,001) düşük bulunmuştur.

Hasan Balık
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Portatif bir klinik analizörün sığırlarda kan üre nitrojen, plazma kreatinin, sodyum, klor, potasyum konsantrasyonlarını belirlemedeki geçerliliğinin araştırılması

Son yıllarda Veteriner Hekimlikte portatif, hastanın hemen yanında çok kısa sürede sonuç veren sistemler kullanılmaktadır. Portatif bir analizör olan i-STAT'ın sığırların kan üre nitrojen, plazma kreatinin, sodyum, klor, potasyum konsantrasyonlarını belirlemedeki geçerliliğinin araştırılmasının amaçlandığı bu çalışmada değişik hastalıklara sahip 98 sığır kullanılmıştır. Kan örnekleri tüm sığırların vena jugularis'lerinden bir kanül aracılığıyla lithium heparin içeren tüplere alınmıştır. Alınan kan numunesinin bir kısmı kan üre nitrojen, plazma kreatinin, sodyum, klor ve potasyum konsantrasyonlarının belirlenmesi için üretici firmanın önerisi doğrultusunda i-STAT'a uygulanmıştır. Elde edilen veriler kaydedilmiştir. Kalan numune derhal santrifüj edilmiştir. Elde edilen plazma örneği bir otoanalizörle kan üre nitrojen, plazma kreatinin, sodyum, klor ve potasyum konsantrasyonlarının belirlenmesi için kullanılmıştır. Elde edilen veriler karşılaştırma için eşli t testine, güvenilirlik için Passing Bablok resgresyon, Bland-Altman analizine ve sensitivite-spesifitenin belirlenmesi için de receiver operating characteristics curve'e tabi tutulmuşlardır. Kreatinin için 2 mg/dL, potasyum için 3,9 mmol/L (hipokalemi) ve 5,8 mmol/L (hiperkalemi) plazma konsantrasyonları eşik değerler olarak kabul edilerek i-STAT'ın spesifitesi (öznellik) ve sensitivitesi (nesnellik) belirlenmiştir. Oto analizör ile ölçülen ortalama kan üre nitrojen, plazma kreatinin konsantrasyonları i-STAT ile ölçülenlerden istatistiki olarak daha düşüktü. i-STAT ve oto analizörün ölçtüğü ortalama sodyum konsantrasyonları arasında istatistiki olarak fark bulunmazken, oto analizör ortalama klor ve potasyum konsantrasyonlarını i-STAT'tan istatistiki olarak yüksek ölçmüştür. i-STAT ile oto analizör arasındaki Konkordans korelasyon katsayısı (r); BUN, kreatinin, potasyum, sodyum ve klor için sırasıyla 0.979, 0.987, 0.970, 0.922 ve 0.866 olarak belirlendi. Ortalama hata (oto analizör - i-STAT konsantrasyonu) BUN, kreatinin, potasyum, sodyum ve klor için sırasıyla 1.03, 0.15, -0.20, -0.16 ve -0.87 olarak tespit edildi. i-STAT eşik kreatinin konsantrasyonunda % 100 sensitivite ve % 91,9 spesifiteye sahipti. i-STAT hipokalemiyi belirlemede % 100 sensitivite ve % 91,94 spesifite; hiperkalemiyi belirlemede de % 100 sensitivite ve % 100 spesifite göstermiştir. i-STAT'ın sığırların plazma kreatinin, sodyum, klor ve potasyum konsantrasyonlarını ölçmede güvenilir bir şekilde kullanılabileceği belirlenmiştir. i-STAT'ın BUN ölçümünde ise anlamlı olarak aşırı tahminde bulunduğu ve özellikle yüksek BUN konsantrasyonlarında hatasının arttığı tespit edilmiştir.

KlorKreatinLaboratuvarlar+6
Esengül Yıldırım
Fırat University · Institute of Health Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Elazığ, Samsun, Sivas, Tokat ve Yozgat illerindeki sığır ve koyunlarda kırım kongo kanamalı ateş virüs enfeksiyonunun seroprevalansının araştırılması

Bu çalışmada, Elazığ, Samsun, Sivas, Tokat ve Yozgat illerindeki sığır ve koyunlarda Kırım Kongo Kanamalı Ateş Virüs (KKKAV) enfeksiyonunun seroprevalansının araştırılması amaçlanmıştır.Çalışmada her ilden 20 sığır ve 20 koyun olacak şekilde toplam100 sığır ve 100 koyun kullanılmıştır.Tüm hayvanların sistematik klinik muayeneleri yapıldıktan sonra, serolojik ve biyokimyasal muayeneler için hayvanların vena jugularislerinden antikoagulantsız vakumlu tüplere kan örnekleri alınmıştırBiyokimyasal analizler otoanalizatörde ticari kitler kullanılarak, serolojik incelemeler ise Capture IgG ELISA yöntemiyle yapılmıştır.İstatistiksel analizler SPSS 11,5 windows programında yapılmıştır. Gruplar arasındaki farkın önemliliği bağımsız iki örnekli t testi ile belirlenmiştir.ELISA analizleri sonucunda, 100 sığırın 17'sinin seropozitif (%17), 83'ünün seronegatif (%83), koyunlarda ise, 100 koyunun 37'si seropozitif (%37), 63'ünün seronegatif (%63) olduğu tespit edilmiştir.Klinik parametrelerde, hem sığır hem de koyunlarda seropozitif gruplardaki hayvanların vücut sıcaklıkları, solunum ve kalp frekansları ve rumen hareketi sayılarının ortalama değerleri ile seronegatif gruptakilerin ortalama değerleri arasında istatistikî olarak farkın önemsiz olduğu (p>0,05) belirlenmiştir.Biyokimyasal parametrelerde ise, hem sığır hem de koyunlarda seropozitif gruplardaki hayvanların serum ALT, AST, GGT ve TBİL düzeylerinin ortalama değerleri ile seronegatif gruptakilerin ortalama değerleri arasında istatistiksel olarak farkın önemli (p>0,05) olmadığı gözlenmiştir.Sonuç olarak; bu çalışmada KKKAV enfeksiyonunun sığırlardaki seroprevalansı %17, koyunlarda da %37 olarak saptanmıştır. Bununla beraber ülkemizde evcil çiftlik hayvanlarının KKKAV enfeksiyonunun epidemiyolojisinde ve bulaşmasındaki rollerinin araştırılması ile ilgili geniş kapsamlı çalışmaların yapılmasının gerekliliği kanısına varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Sığır, Koyun, KKKAV, ELISA, Seroprevalans

ElazığEnfeksiyonEnzime bağlı immünosorbent testi+7
Akın Kırbaş
Fırat University · Institute of Health Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Tropikal theileriozisli sığırlarda hemoliz üzerine araştırmalar

Bu çalışmada tropikal theileriozisli sığırlarda aneminin oluşumunda etkili olan hemolizin tipi ve şiddetinin belirlenmesi amaçlandı.Araştırmada, 10 baş sağlıklı (Grup I: Kontrol grubu) ve 30 baş Theileria annulata ile enfekte olmak üzere toplam 40 baş kültür ırkı ve bunların melezleri olan sığırlar kullanıldı. Hasta hayvanlar aneminin derecesine göre hafif (Grup II), orta (Grup III) ve şiddetli (Grup IV) derecede anemili olmak üzere 3 eşit gruba ayrıldı.Klinik bulgular ve Giemsa boyası ile boyanan kan frotilerinin muayene bulgularına dayanarak theileriozisin tanısı yapıldı. Ayrıca RLB testi ile tür tayini yapılarak etkenin Theileria annulata olduğu teyit edildi.Araştırmada kullanılan tüm hayvanların sistematik olarak klinik muayeneleri yapıldıktan sonra laboratuar muayeneleri için kan (V. jugularis'ten) ve idrar örnekleri alındı.Hematolojik muayenelerden eritrosit sayısı, hemoglobin miktarı, hematokrit değer, trombosit ve total lökosit sayısı kan sayım cihazı (Sysmex Kx 21-N) kullanılarak, retikülosit sayımı Beckman Coulter Gen-S cihazı yardımıyla ve formül lökosit ise kan frotilerinin mikroskopta incelenmesiyle yapıldı. Biyokimyasal muayenelerden total bilirubin, indirekt bilirubin, AST ve LDH ölçümleri otoanalizatör (Cobas 6000 marka) ile yapıldı. SAA ve haptoglobin analizleri ELISA kitleri (Tridelta LTD, Ireland) ile prosedürlerine uygun olarak yapıldı. İdrarın makroskopik olarak rengi ve kokusu muayene edildikten sonra idrar test şeridiyle (Compur 10) dansisitesi, pH'sı, protein, bilirubin, urobilinojen, keton, glikoz, kan, hemoglobin ve lökosit miktarları kantitatif olarak belirlendi. İdrar sedimenti mikroskopta incelendi. Ayrıca idrar sedimentinin karanlık saha mikroskopta leptospira yönünden muayenesi yapıldı.İstatistiki hesaplamalar SPSS MS Windows Release 13.0 bilgisayar programı kullanılarak, gruplar arası faklılığın istatistiksel önemliliği varyans analizi ve Duncan testine göre yapıldı.Çalışma hayvanlarının klinik muayene bulguları incelendiğinde; kontrol grubu ile hafif, orta ve şiddetli derecede anemi grubundaki hastaların vücut sıcaklığı, kalp ve solunum frekansı ile rumen hareketlerinin ortalama değerleri arasındaki farklılıkların p<0.001 düzeyinde önemli olduğu saptandı. Ayrıca kalp ve solunum frekansları ile rumen hareketleri ortalama değerleri açısından hafif ve orta derecede anemili gruplar ile şiddetli derecede anemi grubu arasındaki farklılıkların önemli (p<0.001) olduğu belirlendi.Çalışmaya alınan hayvanların hematolojik parametreleri incelendiğinde; eritrosit sayısı, hemoglobin miktarı, hematokrit değeri ve trombosit sayısının kontrol grubuna göre hafif derecedeki anemi grubundan şiddetli derecedeki anemi grubuna doğru istatistiki olarak önemli (p<0.001) düzeyde azaldığı belirlendi. Retikülosit sayıları ortalama değerleri açısından gruplar arasında istatistiki açıdan önemli farklılıklar olmasa da, orta ve şiddetli derecede anemi gruplarında artış olduğu tespit edildi. Total lökosit sayısı açısından kontrol grubu ile hafif ve orta derecede anemi grubundaki hastaların ortalama değerleri arasındaki farklılıkların p<0.05 düzeyinde önemli olmasına rağmen, kontrol ile şiddetli derecede anemi grubu ve anemili üç hasta grup arasında istatistiki olarak önemsiz (p>0.05) değişikliklerin olduğu görüldü. Çalışmada, ortalama lenfosit yüzde oranları açısından kontrol grubu ile hafif, orta ve şiddetli derecede anemi grubu arasında p<0.01 düzeyinde önemli farklılıklar olduğu belirlendi. Ortalama eozinofil yüzde oranları açısından kontrol grubu ile hasta grupları arasında istatistiki olarak önemli (p<0.001) azalmaların olduğu saptandı. Nötrofil, monosit ve bazofil ortalama yüzde oranları açısından gruplar arası farklılıkların önemli olmadığı (p>0.05) belirlendi.Çalışma hayvanlarının biyokimyasal muayene bulguları incelendiğinde; total ve indirekt bilirubin seviyeleri ortalama değerleri açısından, kontrol grubu ile hafif derecede anemi grubu arasındaki farklılığın istatistiki olarak önemsiz (p>0.05) olmasına rağmen, hafif derecede anemi grubundan şiddetli derecedeki anemi grubuna doğru istatistiki olarak önemli (p<0.001) düzeyde arttığı belirlendi. Ortalama AST seviyeleri açısından kontrol ve hafif derecede anemi grupları arasındaki değişikliklerin önemli olmadığı (p>0.05), ancak orta ve şiddetli derecede anemi gruplarındaki ortalama değerlerin kontrol ve hafif derecede anemi grubuna göre önemli (p<0.001) derecede arttığı saptandı. LDH seviyelerinin ortalama değerleri arasındaki farkın kontrol grubundan şiddetli derecede anemi grubuna doğru p<0.001 güven eşiğinde önemli derecede arttığı tespit edildi. Ortalama SAA seviyelerinin kontrol grubu ile hafif, orta ve şiddetli derecede anemi grubundaki hastaların ortalama değerleri arasındaki farklılıkların p<0.001 düzeyinde önemli olmasına rağmen, orta ile şiddetli derecede anemi gruplarındaki hastaların ortalama SAA değerleri arasındaki farklılıkların önemsiz (p>0.05) olduğu belirlendi. Hafif derecede anemi grubundaki hayvanların ortalama haptoglobin düzeylerinin kontrol, orta ve şiddetli derecede anemi gruplarına kıyasla önemli derecede (p<0.001) artmasına rağmen, kontrol ile orta ve şiddetli derecede anemi grupları arasındaki farklılıkların önemsiz (p>0.05) olduğu saptandı.Hastaların hiçbirinde hemoglobinüri görülmemiştir.Sonuç olarak, Theileria annulata'nın neden olduğu tropikal theilerioziste oluşan aneminin patogenezinde rolü olan hemolizin ekstravasküler tipte olduğu ve hastalığın ilerlemesiyle şiddetinin arttığı kanısına varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Sığır, Theileria annulata, tropikal theileriozis, hemoliz, anemi

AnemiHayvan hastalıklarıHemoliz+5
Onur Başbuğ
Fırat University · Institute of Health Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Sığırlarda akut inflamasyonun belirlenmesinde serum demir düzeyinin diyagnostik öneminin araştırılması

Sığırların bakteriyel, viral ve paraziter hastalıklarının birçoğu akut inflamasyonla seyretmektedir. Bu hastalıklarda şekillenen inflamasyonun varlığının ve derecesinin saptanması, hastalıkların tanısında, prognozun belirlenmesinde ve tedaviye cevabın değerlendirilmesinde büyük bir öneme sahiptir. İnsanlarda ve bazı hayvan türlerinde, akut inflamasyonun belirlenmesinde kullanılan total ve ayırıcı lökosit sayımları ile akut faz proteinleri analizleri, çeşitli nedenlerden dolayı sığırlarda sınırlı bir kullanım alanına sahiptir. Bu çalışmada, sığırların akut inflamatuvar karakterleri iyi bilinen akut retikülo peritonitis travmatika ve akut mastitis gibi hastalıklarında şekillenen akut inflamasyonun belirlenmesinde, serum demir düzeylerinin duyarlılığının araştırılması amaçlanmıştır.Bu çalışmada, Fırat Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesi'ne tanı ve tedavileri için getirilen 10 adet akut retikülo peritonitis travmatikalı (RPT Grubu), 10 adet akut mastitisli (Mastitis Grubu) ve çevredeki işletmelerde belirlenen 10 adet sağlıklı (Kontrol Grubu) sığır kullanıldı. Çalışmada kullanılan her hayvandan alınan kan örnekleri ile hematolojik muayeneler, bazı akut faz proteinleri (haptoglobin, serum amiloid A, alfa-1 asit glikoprotein ve fibrinojen) analizleri ve serum demir ölçümü ile diğer bazı biyokimyasal muayeneler yapıldı.Serum demir değeri ortalamaları Kontrol Grubu'nda 149,60 µ/dl, RPT Grubu'nda 33,50 µ/dl, Mastitis Grubu'nda ise 43,70 µ/dl olarak belirlendi. Hem RPT hem de Mastitis Grupları'nda görülen serum demir düzeyindeki azalmalar istatistiksel olarak önemli bulundu.Sonuç olarak, serum demir ölçümlerinin hem akut RPT hem de akut mastitisli sığırlardaki inflamasyonun ortaya konulmasında önemli bir tanı kriteri olabileceği belirlenmiştir. Serum demir analizi, kolay uygulanabilmesi, pahalı olmaması ve bireysel vakaların tanısında kullanılabilmesi nedeniyle inflamatuvar sığır hastalıklarının tanısında geniş bir kullanım alanı bulabilir.

Akut faz reaksiyonuAnemiAnemi-demir eksikliği+5
Ersoy Baydar
Fırat University · Institute of Health Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Süt ineklerinde retikulo peritonitistravmatika, rumen asidozisi ve abomazom deplasmanının tanı ve prognozunda, bazı kan ve rumen sıvısı parametrelerinin önemi

Servet Sekin
Fırat University · Institute of Health Sciences
1990
00
DoctorateOpen AccessTR

Köpeklerde deneysel kurşun zehirlenmesi ve tedavisi

Halil Sahillioğlu
Fırat University · Institute of Health Sciences
1991
00
DoctorateOpen AccessTR

Gıdai indigasyonlu sığırlarda tiamin yetersizliğinin araştırılması

62 ÖZET Bu çalışma, sığırların bazı gıdai indigesyonlarında, tiamin yetersizliğinin hangi düzeyde olduğunu belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmada, 20 baş sağlıklı (Kontrol) ve 30 baş gıdai indigesyonlu (10 baş rumen mikroflora ve faunasında hipoaktiviteli = HA; 20 baş rumen asidozisli = RA) inek kullanılmıştır. Gıdai indigesyon tanısı anamnez, klinik muayene bulguları ve rumen içeriği muayene bulgularına dayanılarak konulmuştur. Araştırmada kullanılan tüm hayvanların sistematik klinik muayeneleri yapılmıştır. Rumen içeriği muayeneleri (Koku, renk, kıvam, sedimentasyon, flotasyon, pH değeri, infusorya yoğunluğu, infusorya canlılık oranı ve metilen mavisi testi) ve biyokimyasal muayeneler ( Boehringer teşhis kitleriyle,total protein, L-Laktat, piruvat konsantrasyonları; O-Toluidin yöntemi ile glikoz konsantrasyonları; Clausen'in yöntemi ile de transketolaz enzim akti vitesi ve TPP etkisi değeri belirlenmiştir.) olmak üzere iki kısımda yapılan laboratuvar muayeneleri için, araştırma hayvanlarından alınan rumen içeriği ve kan örnekleri kullanılmıştır. Sağlıklı hayvanlarda ortalama vücut sıcaklığı, nabız ve solunum frekansı ile rumen hareketleri sayısı sırasıyla 38.4 °C, 77.1/dk, 24.4/dk ve 9.3/5 dk; rumen flora ve faunasında hipoaktiviteli hastalarda 38.7 °C, 77/dk, 25.2/dk ve 4 /5 dk; rumen asidozisli hastalarda ise 38.3 °C, 93.5/dk, 24.8//dk ve 0.4/5 dk olarak bulunmuştur. Vücut sıcaklığı ve solunum frekanslarında gruplar arasında önemli bir farklılık görülmemesine rağmen, nabız frekansında rumen asidozisli hayvanlarda, diğer gruplara göre önemli (p<0.001) derecede artış görülmüştür. Rumen hareketleri sayısı ise her iki grup hasta67 Total protein, glucose, pyruvate, L-Lactate and TPP effect values in healty animals were found to be 7.25 g/dl, 55.05 mg/dl, 0.17 mg/dl, 10.82 mg/dl and 18.95% respectively, whereas in cows with hypoactivity in rumen microflora and fauna, these values were 6.74 g/dl, 52.5 mg/dl, 0.26 mg/dl, 11.9 mg/dl and 38.2%; and in cows with rumen acidosis were 8.04 g/dl, 70.8 mg/dl, 0.4 mg/dl, 19.5 mg/dl and 46.65% respectively. Total protein value in cows with hypoactivity in rumen microflora and fauna was decreased (p<0.001) whereas in cows with rumen acidosis increased (p<0.001) compared to healty animals. Glucose and L-Lactate values in cows with rumen acidosis were increased significantly (p<0.001) compared to both healty cows and cows with hypoactivity in rumen microflora and fauna. Pyruvate value in both cows with hypoactivity in rumen microflora and fauna and with rumen acidosis were increased significantly (p<0.001) compared to healty animals. In addition pyruvate value in cows with rumen acidosis were increased significantly (p<0.001) compared to cows with hypoactivity in rumen microflora and fauna. Values of TPP effect in both cows with rumen acidosis and with hypoactivity in microflora and fauna were found to be increased significantly (p<0.001) compared to control group. In conclusion, as it can be seen from pyruvate, L-Lactate and especially TPP effect values, slight thiamin deficiency in cows with hypoactivity in rumen microflora and fauna and prominent thiamin deficiency in cows with rumen acidosis are present.Therefore, we believe that the administration of thiamin preparates especially in cows with rumen acidosis would be useful.66 pulse rate in cows with rumen acidosis were significantly greater (p<0.001) than the other groups. Number of rumen contractions in two groups of sick animals was decreased compared to healty animals (p<0.001). Furthermore number of rumen motility in cows with rumen acidosis were found to be decreased significantly (p<0.001) as compared to that in cows with hypoactivity in rumen microflora and fauna. Avarage sedimentation rate in cows with hypoactivity in rumen microflora and fauna was decreased compared to that healty animals, whereas the sedimentation rate in cows with rumen acidosis was increased. Avarage flotation rate was found to be increased in cows with hypoactivity in rumen microflora and fauna compared to healty animals whereas in cows with rumen acidosis, no flotation was detected. Mean pH value was increased in cows with hypoactivity in rumen microflora and fauna whereas decreased in cows with rumen acidosis as compared to healty animals. Intensity of infusoria was found to be (+++) in healty animals whereas in cows with hypoactivity in rumen microflora and fauna was decreased (+) and in cows with rumen acidosis no infusoria was detectable (-) with the exception of three animals. Rate of living infusoria was decreased in cows with hypoactivity in microflora and fauna, whereas in cows with rumen acidosis, it was found that all the infusoria were dead. Period of methylen blue test in cows with hypoactivity in microflora and fauna was increased, in three of cows with rumen acidosis it was greatly increased whereas in others did not developed at all. Rumen contents of both of the sick animal groups were considered were being hypoactivity.

Geviş getiricilerSığırlarTiyamin+1
Murat Dabak
Fırat University · Institute of Health Sciences
1995
00
Master'sOpen AccessTR

Otodectes cynotis ile enfekte kedilerde ko-enfeksiyonların prevalansı

Bu çalışma Antalya ili sınırlarında kedilerde Otodectes cynotis ile birlikte seyrededen ko-enfeksiyonlarının prevelansının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmada farklı ırk, yaş ve cinsiyette 50 kedi araştırma kapsamına alınmıştır. Otodectes cynotis teşhisi konulan kedilerde bakteriyel identifikasyon ve mantar ekimleri yapılarak koenfeksiyonları saptanmış ve prevalansı hesaplanmıştır. Buna ek olarak identifiye edilen bakterilerin, antibiyotik duyarlılıkları belirlenmiştir. Araştırmaya dahil edilen kedilerin, %44 ünde Candida spp., %32 sinden kontaminant mantarlar, Aspergillus spp. %24 ünden, Malassezia pachydermatitis %12 sinden, %2 sinde Mucor spp, %2'sinden Maya izole edilmiştir. En sık izole edilen bakteri %32 prevalans ile Koagulaz negatif stafilokoklar olarak belirlenmiştir. Klebsiella pneumonia %16, Pasteurella spp., %14, Streptococcus spp., Staphylococcus aureus, Corynebacterium spp. %12, Escherichia coli %8, Pseudeomonas aeroginosa, entorobacter ve serratia türlerinin herbirinin prevalansı ise %6 olarak tespit edilmiştir. Enterococcus türleri ise en düşük oranda tespit edilen bakteri olmuş ve kedilerin %4 ünden izole edilmiştir. Kedilerin sadece %4 lük bir kısmında ise tek kulaklarında patojen mikroorganizma ürememiştir.

Leman Burcu Arkan Soydal
Biruni University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Canine distemper virus ile enfekte köpeklerde Vitamin D düzeyleri

Bu araştırmada Antalya ili ve çevresinde özel kliniklere getirilen akut veya subakut belirti gösteren, her iki cinsiyetten, farklı yaş gruplarından ve ırklardan Canine Distemper Virus ile enfekte ve sağlıklı köpeklerde D vitamini düzeyleri incelendi. 20 adet çalışma grubu ve 20 adet kontrol grubu olmak üzere toplam 40 adet köpek değerlendirildi. Örnekler Savant marka Beijing Biotechnology Co. Ltd. 25-OH- D3 gibi serum plazma veya kan örneğinde 25-OH- D3 düzeylerinin kantitatif olarak belirlenmesi amacıyla geliştirilen test kitleri ile test edildi. D vitamini değerleri kontrol grubu ile karşılaştırıldığında iki grup arasındaki fark istatistiki açıdan önemsiz bulundu (P>0,05). Sonuç olarak, D vitamini düzeylerinde hastalıktan bağımsız olarak beslenme ve barınmanın etkili olabileceği düşünülmektedir. Bu konuda daha fazla araştırmaların yapılması fayda sağlayabilir.

Gizem Demirsoy
Biruni University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Microsporum Canis ile enfekte kedilerde FELV ile FIV insidansının Araştırılması

Gerçekleştirilen bu yüksek lisans tez çalışmasında, farklı ırk, cinsiyet ve yaşta, M.Canis etkeni saptanan 50 adet kedi kullanılmıştır. Kaşınma, alopesi veya deride kepeklenme gibi dermatolojik sebepler ile kliniğe başvuran ve dermatofitozis şüpheli olan kedilerde teşhis konulması ve etkenin saptanabilmesi amacıyla woods lambası ya da mantar kültür alımı ile M.Canis tanısı konulan kedilerden, FIV ve FeLV enfeksiyonlarının da eş zamanlı olup olmadığının araştırılması amacıyla, kan örnekleri toplanılarak hızlı test kiti ile değerlendirildi. Gerçekleştirilen araştırmanın sonucunda çalışmaya dahil edilen kedilerde M.Canis ile enfekte olup FIV, FeLV enfeksiyonunu arasında istatistiki açıdan bir ilişki bulunmadığı belirlendi.

Öyküm Köse
Biruni University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Sığırların bazı ön mide hastalıklarının tanı ve prognozunda, kan elektrolit (Na, K, CI, Ca, İnor. P ve Mg) düzeyleri ve elektrokardiyogram bulgularının öneminin araştırılması

131 6, ÖZET Bu çalışma, önmide hastalığı ( RPT, vagal ve basit indigesyon, rumen asidozu, abomasum deplasmanı ) tanısı konmuş sığırların kan serumları ndaki elektrolit ( Na+, K+, Cl", Ca++, inor. P ve Mg++ ) düzeyleri ile EKG parametrelerini karşılaştırarak anılan hastalıkların tanı ve prognozlarına katkı sağlamak amacıyla yapılmıştır. Çalışmada, FÜ Vet. Fak. İç Has. Polikliniği'ne Ekim 1995 - Temmuz 1997 tarihleri arasında getirilmiş toplam 73 baş cnrnida hastalik!;, çeşitli yaş ve ırktan sığırlar kullanılmıştır. Bu sığırların sistematik klinik ve bazı laboratuvar muayeneleri yapılmış, BA ( base apex ) derivasyonlarına göre EKG'leri elde edilmiştir. Laboratuvar muayeneleri; rumen sıvısı ve bazı hematolojik ve biyokimyasal muayeneleri kapsamıştır. Rumen sıvısı muayenelerinde; rumen sıvısının fiziksel özelliklen incelenmiş, Boyne yöntemine göre toplam infusorya sayıları sayılmış, Schales schales yöntemine göre klor düzeyleri ölçülmüştür. Hematolojik muayenelerde; mikrohematokrit yönteme göre hematokrit değerler, Thoma lam ve lamelini kullanarak toplam akyuvar sayıları ve Giemsa boyası ile boyanmış kan frotilerinde akyuvar formülleri saptanmıştır. Biyokimyasal muayenelerde; serum Cl" düzeyleri Schales schales, Na+ ve K+ düzeyleri Flame fotometrik, inorganik fosfor düzeyleri ticari kitteki ( Wayner, Kat. No: 262/75 ) yöntemlerine göre, Ca++ ve Mg++ düzeyleri atomik absorbsiyon spektrofotometresi, venöz kan gazlan blood gas analyser aygıtı kullanılarak ölçülmüştür. Akut RPT'li sığırlarda ortalama potasyum, sodyum, klor, kalsiyum, inorganik fosfor ve magnezyum düzeyleri sırasıyla 3,99, 143,42 ve 102,67 mEq/l_ 8,81, 4,31 ve 2,18 mg/dl; kronik RPT'li sığırlarda 4,12, 141,85 ve 100,06 mEq/L, 8,88, 4,18 ve 2,29 mg/dl; vagal indigesyonlu sığırlarda 3,49, 139,41 ve 82,07 mEq/L, 8,15, 5,26 ve 2,23 mg/dl; basit indigesyonlu sığırlarda 4,45, 140,16 ve 99,08 mEq/L, 9,57, 3,71 ve 2,11 mg/dl; rumen asidozisli sığırlarda 4,50, 138,86 ve 102,34 mEq/L, 9,37, 7,32 ve 2,08 mg/dl saptanmıştır. K+ düzeyi yönünden; vagal indigesyon grubu ile kontrol, basit indigesyon ve rumen asidozisi grupları arasında p<0,05, Cl" düzeyleri yönünden; vagal indigesyon grubu ile diğer gruplar arasında, Ca++ düzeyleri yönünden; kontrol grubu ile diğer gruplar, vagal indigesyon ile basit indigesyon ve rumen asidozisi grupları arasında, inor. P düzeyleri yönünden; rumen asidozisi grubu ile diğer132 gruplar, basit indigesyon grubu ile kontrol ve vagal indigesyon grupları arasında p<0,001 güven eşiğinde önemli farklar bulunmuştur. Akut RPT'li sığırlarda P, r, S ve T dalgalarının amplitüdlerinin ortalamaları sırasıyla 0,16, 0,29, 1,31 ve 0,59 mV; kronik RPT'li sığırlarda 0,16, 0,12, 1,28 ve 0,58 mV; vagal indigesyonlu sığırlarda 0,18, 0,13, 1,62 ve 0,69 mV; basit indigesyonlu sığırlarda 0,16, 0,14, 1,44 ve 0,64 mV; rumen asidozisli sığırlarda 0,21, 0,14, 1,62 ve 0,85 mV ölçülmüştür. Akut RPTTı sığırlarda P dalgası, PR segmenti, PR intervali, rS dalgası, ST segmenti, T dalgası ve QTc intervali ortalamaları sırasıyla 0,090, 0,074, 0,162, 0,081, 0,177, 0,109 ve 0,454 sn; kronik RPTli sığırlarda 0,085, 0,091, 0,177, 0,082, 0,192, 0,108 ve 0,448 sn; vagal indigesyonlu sığırlarda 0,087, 0,084, 0,171, 0,097, 0,206, 0,118 ve 0,462 sn; basit indigesyonlu sığırlarda 0,084, 0,076, 0,160, 0,086, 0,191, 0,111 ve 0,440 sn; rumen asidozisli sığırlarda 0,078, 0,076, 0,154, 0,084, 0,152, 0,112 ve 0,451 sn bulunmuştur. Akut RPT'li sığırların 9'unda sinus taşikardi, 2'sinde sinus aritmi, kronik RPT'li sığırların 2'sinde sinus taşikardi, vagal indigesyonlu sığırların 2'sinde sinus taşikardi, 5'inde sinus bradikardi, 2'sinde sinus aritmi, 1'inde ventriküller ekstrasistol, basit indigesyonlu sığırların 2'sinde sinus bradikardi, rumen asidozisli sığırların 7'sinde sinus taşikardi, 1'inde sinus aritmi, 1'inde ventriküller ekstrasistol, abomasum deplasmanlı sığırların 1'inde sinus taşikardi ve 3'ünde paroksimal ventriküller taşikardi saptanmıştır. P dalgası amplitüdü yönünden; rumen asidozisi grubu ile kontrol, basit indigesyon, akut ve kronik RPT, S dalgası amplitüdü yönünden; rumen asidozisi ve vagal indigesyon grupları ile kontrol, akut ve kronik RPT grupları, PR segmentinin süresi yönünden; kontrol grubu ile diğer gruplar, PR intervali süresi yönünden; kontrol ve kronik RPT grupları ile basit indigesyon ve rumen asidozisi grupları, rS dalgasının süresi yönünden; vagal indigesyon ile diğer gruplar, ST segmentinin süresi yönünden; rumen asidozisi grubu ile kontrol, kronik RPT, vagal ve basit indigesyon grupları, QTc intervalinin süresi yönünden; kontrol grubu ile akut RPT ve vagal indigesyon grupları arasında p<0,05, T dalgası amplitüdü yönünden; rumen asidozisi grubu ile diğer gruplar arasında p<0,01 güven eşiğinde önemli farklar bulunmuştur. K+ ile CI-, Mg++, QTc (sn) ve T (mV), Na+ ile QTc (sn), Ca++ ile Mg++, inor. P ile PRa (sn), P (mV) ile T (mV), P (sn) ile rS (sn), ST (sn) ile QTc (sn) arasında önemli ( p<0,05 ), K+ ile Ca++, inor. P ile PRs (sn), S (mV) ile P (mV), T (mV) ve rS (sn), T (mV) ile T (sn), P (sn) ile PRa (sn), P (sn) ile T (sn), PRa (sn) ile PRs (sn) arasında çok önemli ( p< 0,01 ) pozitif, Na+ ile K+, CI" ile QTc, Ca++ ile133 QTc, r (mV) ile S (mV) arasında önemli ( p<0,05 ) negatif korrelasyonlar saptanmıştır. Araştırmaya alınan 73 baş sığırdan 30 başının tedavi sonrası klinik ve laboratuvar muayeneleri yinelenmiş, elektrokardiyogramları çekilmiştir. Muayeneleri yinelenen 30 baş sığırın 2'sinin tedavisinden bir sonuç alınamamış, diğer 28'inin hastalıktan önceki sağlıklarına kavuştukları yapılan muayenelerden anlaşılmıştır. Sonuç olarak; RPT'H sığırların kalsiyum ortalaması ndaki azalma ile EKG'deki PRs segmenti ortalamasındaki azalma ve QTc intervali ortalaması ndaki artma, vagal indigesyonlu sığırların kalsiyum, potasyum ve klor ortalamaları ndaki azalma ile EKG'deki S dalgası amplitüdü ve QTc intervali ortalamaları ndaki artma ve PRs segmenti ortalamasındaki azalma, rumen asidozisli sığırların kalsiyum ortalamasındaki azalma, potasyum ve inorganik fosfor ortalamalarındaki artma ile EKG'deki tüm interval ve segmentlerinin ortalamaları ndaki azalma, P, S ve T dalgaların amplitüdlerinin ortalamalarındaki artma yönünden gruplar arasındaki farklar önemli bulunmuştur. Basit indigesyonlu sığırların kan elektrolit ortalamaları minimum fizyolojik sınırlarda ve kontrol grubunun ortalamalarından önemsiz derecede az bulunmuş ve bu değişiklikler EKG'de dikkat çekici bir değişikliğe neden olmamıştır. Abomasum deplasmanlı sığırların ferdi olarak incelenen elektrolit parametreleri sodyumun dışında diğer elektrolit düzeyleri yönünden minimum fizyolojik sınırların ve kontrol grubu ortalamalarının altında ölçülmüştür. PVT'li sığırların EKG'lerinde P dalgalarının şekillenmediği ve abomasum deplasmanlı sığırların tümünün EKG'lerinde segment ve intervallerin kısaldığı, dalgaların amplitüdlerinin arttığı saptanmıştır.

Sığır hastalıkları
Engin Balıkcı
Fırat University · Institute of Health Sciences
1998
00
Master'sOpen AccessTR

Urolitiasiz'li kedilerde böbrek hasarının araştırılması

Hazırlanan bu yüksek lisans tez projesinde ürolitiazisli veya kristalüri olan kedilerde olası böbrek hasarı ve böbrek fonksiyon kaybı araştırılmıştır. Kedilerde böbrek hastalıkları oldukça sık görülmekte olup özelikle yüksek protein içeren mamalarla evde beslenen kedilerde bu oran daha da artmaktadır. Bu kedilerde özellikle üriner sistem enfeksiyonları ile birlikte üriner sistem taşları da sık görülmektedir. Erken teşhis ve tedavi edilmeyen üriner sistem taşları böbreklerde başlangıçta akut böbrek hasarı (ABH), ilerlediğinde de geri dönüşümsüz kronik böbrek hasarına (KBH) neden olmaktadır. Hayvanlarda böbrek yetmezliğinin belirlenmesinde yoğun olarak kan üre nitrojen (BUN), kreatinin, glomerular filtrasyon hızı (GFH) ve proteinüri gibi kriterler kullanılmaktadır. Ancak bu parametrelerin referans değerler üstüne çıktığı durumlarda nefronların %70'den fazlası devre dışı kalmış olmakta yani olgu kronikleşmiş ve geç kalınmış olmaktadır. Akut böbrek hasarı geri dönüşümlü olup bu nedenle erken teşhis ve tedavi çok önemlidir. Kedilerde Bu çalışmada urolitiasizli kedilerde tubuler hasarı ve GFH''ındaki düşüşü daha erken teşhis eden biyomarkırlar kullanılarak böbrek hasarı araştırılmıştır. Çalışmada, urolitiasizli 20 ve klinik olarak sağlıklı 10 kedi kullanıldı. Çalışmada yer alan kediler farklı yaş, cinsiyet ve ırktan oluşturuldu. Bu kedilerden serum ve idrar örnekleri alınarak bu örneklerde biyokimyasal analizler yapıldı. Analiz sonuçlarına göre urolitiasizli kedilerden serum kreatinin (sCr) değerinin 2mg/dL'den küçük (sCr<2) ve büyük (sCr>2) olmak üzere iki eşit grup oluşturuldu. Bu hayvanlardan alınan serum (s) ve idrar (i) örneklerinde symmetric dimethylarginine (SDMA), kidney injury molecule 1 (KIM-1) ve idrarlarında neutrophil gelatinase associated-lipocalin (NGAL) ölçümleri kedi spesifik ELISA kitleri kullanılarak yapıldı. Sonuç olarak ürolitiasiz kaynaklı üriner obstrüksiyon olan kedilerde sSDMA, sKIM-1 ve iSDMA, iKIM-1 ve iNGAL değerlerindeki anlamlı artışlar belirlenmiş. KIM-1 ve idrar NGAL değerlerindeki artışlar ürolitiasizli kedilerde %55-70 oranında akut tubuler hasarın geliştiğini göstermektedir. SDMA değerindeki artışlar ise ürolitiasizli kedilerin %50-55'inin GFH'nın negatif yönde etkilendiğini ve kedilerin bir kısmının KBH'nın erken devresinde (IRIS evre I-II) olduğu göstermektedir. Çalışmada kreatinin artmadan (Grup sCr<2mg/dL) KIM-1, NGAL ve SDMA düzeyindeki artışlar bu markırların ürolitiasizli kedilerde akut tubuler hasarın ve erken KBH'nın belirlemede kreatininden daha duyarlı olduğunu ortaya koymaktadır.

Böbrek hastalıkları
Habibe Özdemir
Biruni University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kaşektik kedilerde myostatin ve irisin düzeylerinin incelenmesi

Kaşeksi enfeksiyon, kanser, kardiyak hastalıklar, kronik inflamasyon, böbrek hastalıkları gibi durumlarda ortaya çıkan kompleks metabolik bir sendromdur. Kaşekside inflamasyon ve sitokin adı verilen hormonlar hazırlayıcı ve ilerletici rol oynamaktadır. Literatür taramalarında; kaşektik kedilerde myostatin ve irisin düzeylerinin incelenmesi ve karşılaştırılması ile ilgili çalışmalara rastlanılmamıştır. Bu çalışmada, kaşeksi ve inflamasyon arasında önemli ilişki doğrultusunda kaşektik kedilerde myostatin ve irisin adı verilen myokin grubundaki sitokinlerin düzeylerinin belirlenmesi, pro-inflamatuar ve anti-inflamatuar etkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada, 9-point system yöntemi kullanılarak sağlıklı ve kaşektik olarak sınıflandırılan kedilerde biyokimyasal parametreler ile beraber myostatin ve irisin düzeyleri incelenmiştir. Çalışmada; farklı yaş, ırk ve cinsiyette, 10 tanesi klinik olarak sağlıklı, 12'si kaşektik, 8'i ileri kaşektik olmak üzere toplamda 30 kediden alınan kan serumları kullanıldı. Alınan kan serumlarından biyokimyasal analiz yapılarak bazı enzimler, akut faz proteinleri ve myokin düzeyleri ölçüldü. Biyokimyasal analizler, veteriner biyokimya cihazı ve floresan immunokromotografi cihazında yapıldı. Myostatin ve irisin düzeylerinin incelenmesinde kedi spesifik ELISA kitleri kullanıldı. Yapılan çalışmada, kaşektik ve ileri kaşektik kedilerin CPK, ALB, GLOB, BUN, Myostatin ve FSAA değerleri kontrol grubu kedilere göre istatiksel olarak önemli bulundu. Bu çalışma sonucunda, kedilerde myostatinin metabolizmasının ve myostatinin etkinliğine karşı geliştirilebilecek tedavi seçeneklerinin araştırılmasının akabinde, kedilerde myostatinin ve antagonizmasının, kaşeksi sendromu için terapötik bir alternatif olabileceği fikrine varılmıştır.

KaşeksiMiyokinMiyostatin+1
Kübra Ayşe Eriş
Biruni University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Feline infeksiyöz peritonitisli kedilerde böbrek hasarının araştırılması

Hazırlanan bu yüksek lisans tezinin amacı Feline İnfeksiyöz Peritonitisli (FİP) kedilerde böbrek hasarı ve fonksiyon kayıblarının araştırılmasıdır. Felin infeksiyöz peritonitis (FİP) kedilerin son derece bulaşıcı ve öldürücü bir Coronavirus enfeksiyonudur. Enfeksiyon kedilerde karın ve göğüs boşluğunda sıvı toplanması ile karakterize yaş form ve çeşitli organlarda granulamatöz veya pyogranulamatöz lezyonlarla karakterize kuru form şeklinde gelişmektedir. Kedilerde beyin, karaciğer, böbrekler ve gözler gibi çeşitli organlarda lezyonlar gelişmekte ve organ hasarları oluşmaktadır. Ancak FİP'li kedilerde organ hasarları ile ilgili çalışmalar daha çok makroskopik ve histopatolojik düzeyde yapılan çalışmalardır. FİP'li kedilerde böbrek biyomarkırları ile böbrek hasarı ve fonksiyon kayıplarının belirlenmesine yönelik çalışmalar son derece yetersizdir. Çalışmada FİP'li kedileri belirlemek için nested-PCR testi kullanıldı. Bu test sonucunda Feline Corona Virus (FCoV) yönünden pozitif 20 FİP'li ve 10 klinik olarak sağlıklı negatif olan kedi çalışma ve kontrol grubunu oluşturdu. Çalışmada yer alan kediler farklı yaş, cinsiyet ve ırktan oluşturuldu. Bu kedilerden serum (s) ve idrar (i) örnekleri alınarak bu örneklerde biyokimyasal ve böbrek biyomarkır (symmetric dimethylarginine; SDMA, neutrophil gelatinase-associated lipocalin; NGAL, kidney injury molecule 1; KIM-1) analizleri yapıldı. Symmetric dimethylarginine, KIM-1 ve NGAL analizleri için kedi spesifik ELISA kitleri kullanıldı. Çalışmada FİP'li kedilerin sSDMA, sKIM-1 ve iSDMA, iKIM-1 ve iNGAL değerlerinin sağlıklı kedilere göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar FİP'li kedilerin bir kısmında akut tübüler hasarın ve erken dönem kronik böbrek hasarının geliştiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca FİP'li kedilerde SDMA, KIM-1 ve NGAL'ın böbrek hasarınının erken belirlenmesinde kreatininden daha hassas olduğu anlaşılmıştır.

BiyokimyaKidney injury molecule-1NGAL
Günnur Çelebi
Biruni University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Elazığ ve çevresindeki ineklerde osteomalasinin epizootiyolojisinin araştırılması

Bu çalışmada, Elazığ ve çevresindeki kültür ırkı süt ineklerinde osteomalasinin epizootiyoloj isinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada, Fırat Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Çiftliğinde entansif koşullarda yetiştirilen inekler (çiftlik grubu) ile Elazığ Merkez ilçe, mahalle ve köylerden, Sivrice ilçesinden, Çemişgezek ve Pertek ilçelerinden, gerek Fırat Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesine muayene ve tedaviye getirilenler gerekse bizzat mahalline gidilerek temin edilen (köy - klinik grubu), ayrıca Elazığ entegre et tesislerine (ELET) kesim için getirilen (mezbaha grubu) inekler kullanılmıştır. Araştırma, Nisan 1997 - Temmuz 1999 yıllan arasında yapılmış ve çalışmada 5 ve üzeri yaşlarda toplam 987 kültür ırkı inek (çiftlik grubunda 10, köy - klinik grubunda 471 ve mezbaha grubunda 506 adet inek) kullanılmıştır. Sürekli kapalı barınaklarda bulunanlar içeride beslenen, mera mevsiminde meraya çıkarılanlarda meraya çıkarılan grubu oluşturmuştur. Beslenme şekline göre, köy - klinik grubunun % 51.2'si sürekli içeride beslenen, % 48.8'i meraya çıkarılan hayvanlardan oluşmuştur. Barınma şekline göre, köy - klinik grubu hayvanların % 24.8'inin işletme ve % 75. 2 'sinin geleneksel şekilde barındırıldığı gözlenmiştir. Bütün deney grubu hayvanlarda klinik, hematolojik ve biyokimyasal muayeneler yapılmıştır. Hematolojik muayeneler; hematokrit değer mikrohematokrit yöntemle, hemoglobin düzeyi Sahli metodu ile, eritrosit ve lökosit sayımı Thoma lam ve lameli ile, lökosit formülü Giemsa ile boyanan kan frotilerinden yapılmıştır. Biyokimyasal muayeneler; inorganik fosfor düzeyi asit filtrat yöntemine göre, kalsiyum ve magnezyum miktarı atomik absorbsiyonda, alkalin fosfataz aktivitesi DMA marka ticari test kiti ile, total protein miktarı Biuret yöntemiyle belirlenmiştir. Kemik örneklerinin; radyografileri Fuji - RX marka film ile, histopatolojileri Hematoksilen - Eosin ile boyanarak ve kül analizleride A.O.A.C tekniği ile yapılmıştır.74 Klinik muayenelerde, köy - klinik ve mezbaha grubunu oluşturan hayvanların % 5 7. 4 'ünün besi durumunun zayıf, büyük bir kısmında kılların mat ve mevsimsel değişimlerinde gecikme, geleneksel bakım ve besleme yapılan hayvanların % 64.3 'ünde pika belirtileri gözlenmiştir. Az sayıdaki hayvanda vücudun çekik oluşu, sırt kamburluğu, uzun süre ayakta duramama, yavaş haraket, yatıp kalkmada güçlük, topallık, eklemlerin palpasyonununda ağrı ve fertilite sorunları ile karşılaşılmıştır. Vücut ısısı ortalamaları, çiftlik 38.47 ± 0.16, köy - klinik 38.53 ± 0.33 ve mezbaha gruplarında 38.60 ± 0.33 °C'dir. Çiftlik ile mezbaha grubu arasındaki fark önemli (p<0,01) bulunmuştur. Respirasyon sayısı ortalamaları, çiftlik 24.90 ± 3.76, köy - klinik 24.94 ± 4.02 ve mezbaha grubunda 27.30 ± 3.21 adet/dakika olup, mezbaha ile diğer gruplar arasında önemli (p<0,001) farklılık tespit edilmiştir. Kalp frekansı ortalamaları, çiftlik grubunda 77.10 ± 4.19, köy - klinik grubunda 77.89 + 7.78 ve mezbaha grubunda 80.00 ± 6.14 adet/dakika olup, mezbaha grubunda önemli (p<0,001) artış gözlenmiştir. Rumen hareketi ortalamaları, çiftlik grubunda 8.37 + 1.23, köy - klinik grubunda 8.16 ± 1.42 ve mezbaha grubunda da 8.10+1.12 adet / 5 dakika olarak bulunmuştur. Hematolojik muayenelerden, eritrosit ve total lökosit sayısı, mikrohematokrit değer, hemoglobin miktarı ve formül lökosit yapılmıştır. Çalışmada bütün grupların ortalama eritrosit değerleri 6.72 ± 1.24-7.16 + 0.93 106/mm3 arasında olup, çiftlik ve köy - klinik grupları arasında önemli (p< 0,001) fark bulunmuştur. Çiftlik ve köy - klinik grubunun mevsimsel eritrosit değerlerinde önemli farklılık bulunmamasına karşm, mezbaha grubunun Kış mevsiminde önemli (p<0,01) artış saptanmıştır. Beslenme şekline göre, eritrosit değeri 6.70 ± 1.21 - 6.90 ± 1.34 10 /mm arasmda olup, merada beslenenlerle içeride beslenenler arasmda önemli (p<0,05) fark tespit edilmiştir. Barınma şekline göre, gruplar arasmda önemli farklılık bulunamamıştır. Araştırma hayvanlarının ortalama mikrohematokrit değerleri % 31.45 ± 2.14 - 33.03 + 4.37 olup, çiftlik ile mezbaha grubu arasmda önemli (p<0,05) farklılık saptanmıştır. Mevsimsel, beslenme ve barınma şekline göre farklılık bulunamamıştır. Tüm gruplarda ortalama hemoglobin değerleri 10.14 ± 1.55 - 10.45 ± 1.08 g/dl'dir. Mevsimsel hemoglobin değerleri çiftlik 9.78 ± 1.28 - 11.02 ± 1.00, köy - klinik 9.88 ± 1.50 - 10.51 + 1.68 ve mezbaha grubunun ise 10.18 ± 1.59 - 10.47 + 1.47 g/dl'dir. Köy - klinik grubunun İlkbahar ile Kış ve Yaz mevsimleri arasındaki fark (p<0,05) önemli bulunmuştur. Hayvanlardaki ortalama total lökosit değerleri 6.97 ± 1.28 - 7.23 ±2.19 103/mm3 olarak saptanmış, mevsimsel, beslenme ve barınma şekline göre önemli farklılık gözlenmemiştir. Çalışmada kullanılan hayvanların formül lökosit ortalamaları, eozinofil 4.59 ± 3.84 - 4.90 ± 3.44, nötrofü 35.58 ± 8.36 - 37.20 ± 7.53, monosit 4.73 ± 2.88 - 4.92 ± 2.85, bazofil 0.07 ± 0.26 - 0.20 ± 0.44 ve lenfosit 52.90 ± 6.81 - 54.85 ± 8.40'dır. Çiftlik ile köy - klinik grubu bazofil oranlan farkı (p<0,05) önemli bulunmuştur. Mevsimsel olarak, köy - klinik grubunda, nötrofilde Sonbaharla (33.29 ± 9.20) Kış (36.96 ± 7.64) mevsiminde (p<0,05), lenfositte de Sonbahar (57.20 + 9.32) ile Kış (53.31 ± 7.64) mevsiminde önemli (p<0,01) farklılık gözlenmiştir. Mezbaha grubunda, bazofilde İlkbaharla (0.06 ± 0.24) Yaz (0.21 + 0.45) arasmda, nötrofilde (35.24 ± 8.25 - 38.11 ± 7.51) İlkbahar ile Kış ve Yaz arasında (p<0,05), lenfositte (52.03 ± 8.43 - 55.70 ± 8.48) İlkbahar ile Yaz ve Sonbaharda (p<0,01) ve eozinofilde ise (3.58 ± 3.59 - 5.35 ± 3.76) Kış ve İlkbahar ile Yaz ve Sonbahar mevsimleri arasmda önemli (p<0,001) farklılık bulunmuştur. Biyokimyasal muayenelerden, alkalin fosfataz, inorganik fosfor, kalsiyum, magnezyum ve total protein analizleri yapılmıştır. Çalışmada kullanılan sığırların ortalama alkalin fosfataz değerleri 17.87 ± 5.14 - 21.95 + 11.16 İÜ/L'dir. Mevsimsel alkalin fosfataz ortalama değerleri, çiftlik grubunda (15.30 ± 4.21 - 22.60 ± 3.89 İÜ/L) Kış, köy - klinik grubunda (18.15 ± 9.55 - 23.50 ± 10.39 İÜ/L) Sonbaharla diğer mevsimler arasmda (p<0,01), mezbaha grubunda ise (17.34 ± 8.50 - 24.38 ± 12.61 İÜ/L) Kış ve İlkbahar dışındaki bütün mevsimler arasmda önemli (p<0,001) farklılık göstermiştir. Beslenme şekline göre, alkalin fosfataz ortalama değerleri (21.02 ± 9.94 - 22.75 + 12.05 İÜ/L) olup, gruplar arasmda önemli farklılık gözlenmemiştir. Barınma durumuna göre, ortalama alkalin fosfataz değerleri 17.87 ± 5.14 - 22.24 ± 11.4676 İÜ/L olup, çiftlik ile geleneksel grup arasındaki farklılık (p<0,05) önemli bulunmuştur. İnorganik fosfor ortalama değerleri (4.70 ± 1.37 - 5.73 ± 0.63 mg/dl), çiftlik ile köy - klinik ve mezbaha grupları arasmda yüksek düzeyde (p<0,001) fark göstermiştir. Araştırmada, köy - klinik ve mezbaha grubunda 2 mg/dPnin altında 5, 3 mg/dl'nin altoda 67 ve 4 mg/dl'nin altoda 204 inek bulunmaktadır. Mevsimsel inorganik fosfor değerleri, çiftlik grubunda 5.31 + 0.72 - 6.09 ± 0.49, köy - klinik grubunda 4.52 + 1.23 - 4.93 ± 1.52 ve mezbahada 4.48 ±1.18-5.17 ± 1.35 mg/dl'dir. Çiftlik grubunda İlkbahar ve Sonbahar değerlerinin Kıştan, köy - klinik grubunda Kış mevsiminin Sonbahardan (p<0,05), mezbaha grubunda ise Kış ile Yazm diğer mevsimlerden farklı (p<0,001) olduğu görülmüştür. Beslenme durumuna göre, ortalama inorganik fosfor değerleri 4.56 ± 1.33 - 5.01 ± 1.34 mg/dl olarak saptanmış, gruplar arasmda önemli (p<0,001) farklılık bulunmuştur. Barınma durumuna göre elde edilen inorganik fosfor ortalama değerleri 4.64 ± 1.36 - 5.73 ± 0.63 mg/dl'dir. Çiftlik ile işletme ve geleneksel gruplar arasındaki farklılık (p<0,001) önem taşımıştır. Araştırma sığırlarının ortalama kalsiyum değerleri 8.65 ± 1.07 - 9.01 ± 0.78 mg/dl'dir. Çiftlik ile mezbaha grubu arasmda önemli (p<0,01) farklılık belirlenmiştir. Araştırmada, köy - klinik ve mezbaha gruplarında 8 mg/dl'nin altmda 150 ve 7 mg/dl'nin altoda 36 inek bulunmaktadır. Mevsimsel ortalama kalsiyum değerleri, çiftlik grubunda 8.60 ± 0.70 - 9.56 + 0.76, köy - klinik grubunda 8.57 ± 0.97 - 9.24 + 1.10 ve mezbaha grubunda 8.53 + 0.79 - 8.98 ± 1.28 mg/dl bulunmuş, çiftlik grubunda Yaz mevsinıinin Sonbahar ve Kıştan (p< 0,05), köy - klinik grubunda İlkbahar ile Kışm bütün mevsimlerden (p<0,001), mezbaha grubunda ise, Yazm diğer mevsimlerden farklı (p<0,01) olduğu gözlenmiştir. Beslenme ve barınma şekline göre önemli farklılık bulunmadığı tespit edilmiştir. Çalışmada, ortalama magnezyum değerleri 2.17 ± 0.48 - 2.63 ± 0.43 mg/dl'dir. Çiftlik ile diğer deney grupları arasındaki fark p<0,001 güven eşiğinde önemlidir. Araştırmada, köy - klinik ve mezbaha grubundaki 24 inekte 1.5 mg/dl'nin altmda değerler saptanmıştır. Mevsimsel ortalama magnezyum değerleri, köy - klinik grubunda 2.08 ± 0.47 - 2.30 ± 0.51 ve mezbaha grubunda ise 2.13 + 0.40 - 2.31 ± 0.46 mg/dl'dir. Köy - klinik grubunda Sonbahar değerlerinin İlkbahar ve Yazdan, mezbaha grubunda ise, Sonbahar değerlerinin Kış ve Yazdan farklı (p<0,05) olduğu tespit edilmiştir. Beslenme durumuna göre, magnezyum değerleri 2.12 ± 0.46 - 2.29 ± 0.50 mg/dl olarak bulunmuş, gruplar arasında yüksek düzeyde (p<0,001) fark belirlenmiştir. Barınma durumuna göre magnezyum değerleri 2.16 ± 0.46 - 2.63 ± 0.43 mg/dl olup, çiftlik ile diğer deney grupları arasında önemli (p<0,001) farklılık tespit edilmiştir. Tüm deney gruplarında saptanan ortalama total protein değerleri 6.20 ± 0.78 - 6.25 ± 0.71 g/dl'dir. Araştırmada, köy - klinik ve mezbaha grubundaki 77 inekte 5.7 g/dl'nin altmda değerler saptanmıştır. Mevsimsel ortalama total protein değerleri, çiftlik grubunda 6.23 ± 0.61 - 6.28 ± 0.80, köy - klinik grubunda 6.08 ± 0.81 - 6.47 ± 0.88 ve mezbaha grubunda ise 5.90 ± 0.74 - 6.44 ± 0.85 g/dl'dir. Köy - klinik grubunda Yaz mevsiminin diğer mevsimlerden (p<0,01), mezbaha grubunda ise İlkbahar mevsiminin bütün mevsimlerden ve Yaz mevsiminin Sonbahardan farklı (p<0,001) olduğu tespit edilmiştir. Beslenme durumuna göre, total protein değerleri 6.14 + 0.79 - 6.30 + 0.86 g/dl olarak bulunmuş, merada beslenen hayvanlarda önemli (p<0,05) artış belirlenmiştir. Kemik örneklerinde radyografik, histopatolojik ve % ham kül analizleri yapılmıştır. Kemik ömeMerinin radyografik ve histopatolojik incelemelerinde önemsiz bulgular saptanmıştır. Kemik ömeMerinin % ham kül ortalama değerleri 55.10 ± 1.34 - 58.09 ± 2.52'dir. Birinci ve ikinci grupta saptanan değerlerin, üçüncü gruptan farklı (p<0,05) olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, köy - klinik ve mezbaha grubu süt ineklerinde alkalin fosfataz düzeylerinin önemli değişim göstermemesine karşın, 276 olguda inorganik fosfor, 186 vak'ada kalsiyum, 24 olguda magnezyum ve 77 vak'ada da total protein düzeylerinin düşük olduğu saptanmıştır.

Kenan Sezer
Fırat University · Institute of Health Sciences
2001
00
DoctorateOpen AccessTR

Atopik dermatitisli köpeklerde oklasitinib maleatın klinik iyileşme ve serum sitokin seviyeleri üzerine etkilerinin araştırılması

Bu çalışmada; köpeklerde AD'nin etiyolojisinde rol alan alerjenlerin ortaya konulması, CADESI-4 ve kaşıntı skoru ile hastalığın klinik şiddetinin belirlenmesi ve sınıflandırılması, AD'li köpeklerde serum sitokin seviyelerindeki değişikliklerin ve bu değişikliklerin klinik bulguların şiddeti ile ilişkisi, oklasitinib maleatın klinik iyileşme ve serum sitokin seviyeleri üzerine etkilerinin araştırılması amaçlandı. Çalışmanın materyalini AD tanısı konulan 20 köpek ile 10 sağlıklı köpek oluşturdu. Çalışmaya dâhil edilen hastaların CADESI ve pVAS skorlamaları yapılarak kan örnekleri alındı. Hematolojik analizler, spesfik alerjen testi (polychek) ve ELISA analizleri yapıldı. Hasta köpeklere 7 gün süre ile günde 2 kez 0.5 mg/kg dozda oklasitinib maleate (Apoquel, Zoetis) oral olarak verildi. AD'li köpeklerde görülen klinik bulguların kaşıntı, alopesi, eritem ve likenifikasyon, hastalığın etiyolojisinde rol alan en yaygın alarjenlerin ev akarı tip-1, ev akarı tip-2 ve küf mantarı, CADESI ve pVAS skorlarının ortalamaları sırasıyla 48 ve 5.15 olduğu tespit edildi. Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında yüzde eozinofil miktarındaki artış (p<0.05), serum IL-2 ve IL-4 seviyelerinde düşüş (p<0.05) tespit edildi. Diğer gruplar ile karşılaştırıldığında şiddetli klinik bulguların olduğu grubun ortamala serum IL-4 seviyeleri (p<0.05) düşük ve IL-13 seviyesinde (p<0.05) yüksek olduğu tespit edildi. Oklasitinib maleatın kullanmının klinik iyileşme üzerine olumlu etkilerinin olduğu, ortalama serum IL-2 seviyesinde (p<0.05) artış ve IL-31 ile IL-33 seviyelerinde (p<0.05) düşüşe yol açtığı tespit edildi. Oklasitinib maleatın (Apoquel, Zoetis) hastalığın tedavisinde kullanılabilecek etkili ve güvenilir bir ilaç olduğu ancak kullanım süresinin uzun tutulması gerektiği kanaatine varıldı.

Dermatit-atopikKöpeklerOklasitinib+3
Ömer Faruk Katanalp
Dicle University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Pnömonili köpeklerde klinik, ultrasonografik ve bronkoskopik bulguların araştırılması

Amaç: Bu çalışma, pnömoni tanısı konmuş köpeklerde; klinik muayene bulguları, hematolojik bulgular, radyografik değerlendirmeler, akciğer ultrasonografisi ve bronkoskopik gözlemlerin bütüncül olarak analiz edilmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın materyalini, Dicle Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesi'ne solunum sistemi semptomları ile getirilen ve pnömoni ön tanısı konmuş 50 hasta köpek ile kontrol grubu olarak sağlıklı 10 köpek oluşturmuştur. Tüm köpeklere klinik muayene yapılmış, ardından hematolojik analizler, toraks radyografileri, torakal ultrasonografi (USG) ve bronkoskopik incelemeler yapılmıştır. Elde edilen bulgular hasta ve sağlıklı kontrol grubu arasında karşılaştırılmıştır. Bulgular: Klinik muayene bulgularında; halsizlik, öksürük, burun akıntısı, gözyaşı akıntısı, ateş ve dispne gibi semptomların pnömonili köpeklerde sık karşılaşılan klinik bulgular olduğu tespit edilmiştir. Radyografik incelemelerde, alveoler veya bronkoalveoler infiltrasyonlar ve interstisyel desen bozulmaları saptanmış; ancak plevral yüzeye yakın lezyonların değerlendirilmesinde ve kostaların akciğere gölge yapması nedeniyle de radyografinin sınırlı kaldığı gözlenmiştir. Torakal USG, özellikle subplevral konsolidasyonlar, çizgi artefaktları (B-line) ve hepatizasyon paternleri açısından yüksek tanısal değer göstermiştir. Bronkoskopik gözlemlerde ise mukozal ödem, hiperemi, mukopurulent sekresyonlar ve bronş lümeninde daralma gibi pnömoniye özgü patolojik değişiklikler tespit edilmiştir. Sonuç: Elde edilen bulgular, pnömoni gibi sistemik ve kompleks etkenli hastalıkların tanısında tek bir yöntemin yeterli olmadığını, klinik muayene ile birlikte görüntüleme yöntemlerinin değerlendirilmesinin tanıya önemli katkı sağlayacağını ortaya koymaktadır. Klinik bulguların laboratuvar verileriyle desteklenmesi, radyografinin derin doku değerlendirmesinde, torakal USG'nin yüzeyel lezyonların tanımlanmasında ve bronkoskopinin doğrudan gözleme dayalı detaylı tanısal katkısı ile kombine edilen bu yaklaşım, tanının doğruluğunu artırmakta ve hastalığı izleme süreçlerini kolaylaştırmaktadır. Bu bağlamda, torakal ultrasonografi gibi hızlı, güvenli ve tekrarlanabilir yöntemlerin klinik protokollerine entegre edilmesi ve pnömoni gibi solunum sistemi hastalıklarının yönetiminde standart algoritmaların geliştirilmesi önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: Köpek, pnömoni, bronkoskopi, ultrasonografi, radyografi

BronkoskopiKöpeklerPnömoni+2
Dilan Biroğul
Dicle University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Muhabbet kuşlarında avian gastrik yeast hastalığının tedavisinde amfoterisin B ve terbinafinin etkinliğinin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmada, avian gastrik yeast tanısı konulan muhabbet kuşlarında (Melopsittacus undulatus), iki farklı antifungal ajan olan terbinafin (60 mg/kg) ve amfoterisin B'nin (100 mg/kg) terapötik etkinliğinin, klinik ve laboratuvar bulgulara dayanarak karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmanın materyalini, Avian gastrik yeast tanısı konulan 80 muhabbet kuşu oluşturdu. Hastalar tedavi protokolüne göre terbinafin uygulananlar (1. grup n:40) ve amfoterisin B uygulanan (2. grup n:40) iki gruba ayrıldı. Her iki gruba dahil edilen kuşların klinik muayenesi, dışkı analizi (natif, giemsa boyama), tedavi öncesi ve sonrası değerlendirmesi, canlı ağırlık ölçümleri, histopatolojik inceleme ve istatistiksel analizler yöntem olarak kullanıldı. Bulgular: Avian gastrik yeast tanısı konulan 80 muhabbet kuşunda terbinafin ve amfoterisin B tedavilerinin klinik, mikroskobik, histopatolojik ve istatistiksel etkileri değerlendirildi. Klinik semptomlar başlangıçta her iki grupta da benzerdi; 14. gün sonunda amfoterisin B grubunda semptomların daha belirgin şekilde gerilediği ve mortalitenin görülmediği belirlendi. Giemsa boyama ile Macrorhabdus ornithogaster'e ait tipik morfolojide fungal yapılar tespit edildi. Histopatolojik olarak ventrikülüs ve proventrikülüste inflamasyon, doku hasarı ve fungal infiltrasyon saptandı. İstatistiksel analizlerde tedavi sonrası canlı ağırlık değişimleri anlamlı bulunmadı ancak amfoterisin B grubunda klinik iyileşme daha belirgindi. Sonuç: Amfoterisin B'nin avian gastrik yeast tedavisinde terbinafine kıyasla daha yüksek klinik iyileşme ve hayatta kalma oranı sağladığı belirlenmiştir. Her iki antifungal ajan da kuşların canlı ağırlığı üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etki göstermemiştir. Bulgular, amfoterisin B'nin etkinliğini ve antifungal tedavilerin güvenliğini desteklemektedir. Anahtar Sözcükler: Amfoterisin B, Avian Gastrik Yeast, Muhabbet kuşları, Terbinafin

Zarife Değer Uluğbey
Dicle University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Koyunlarda kazeöz lenfadenitisin moleküler ve ELİSA yöntemiyle karşılaştırmalı teşhisi

Amaç: Bu çalışma; Diyarbakır yöresindeki koyunlarda Kazeöz Lenfadenitis (KLA)'in etiyolojik ajanı olan Corynebacterium pseudotuberculosis (C. pseudotuberculosis)'in Polymerase Chain Reaction (PCR), Enzyme-Linked Immuno Sorbent Assay (ELISA) ve bakteriyolojik kültür yöntemlerinin kullanılarak tanısının ortaya konulması, izolasyon bulguları ile testlerin spesifite ve sensitivitelerinin belirlenmesi ve böylece hastalığın rutin teşhisinde kullanılabilirliklerinin ortaya konulması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışma materyali; Diyarbakır merkez ve çevre ilçelerinde bulunan 2650 koyun farklı sürelerde değerlendirildi. Klinik olarak yüzeysel lenf yumrularından bir veya birkaçı apseleşmiş 90 koyun çalışma kapsamına alındı. Kan örnekleri ve apse içeriğinden swap örnekleri alındı. Etkenin tanısı için, swap örneklerinden bakteriyolojik kültür ve PCR analizleri, kan örneklerinden ise ELISA analizleri yapıldı. Bulgular: Diyarbakır yöresindeki koyunlarda PCR analizlerine göre 26 (%28,8) pozitif, 64 (%71,1) negatif, ELISA analizinde 17 (%18,8) pozitif, 73 (%81,1) negatif ve baktriyolojik kültürde 12 (%13,3) C. pseudotuberculosis izole edilirken, 16'sından Staphylococcus aureus (S. aureus), 8'inde Streptococ spp.ve 6'sında Escherichia coli (E. coli) kolonileri görüldü ve 48 (%53,3) kültürde hiç üreme olmadı. Sonuç: Klinik örneklerde PCR'ın C. pseudotuberculosis'in tanısında Diyarbakır yöresindeki koyunlarda Kazeöz lenfadenitis enfeksiyonunun mevcut olduğu semptomatik koyunların %28,8'inde PCR ile C. pseudotuberculosis DNA'sı saptandı. Anahtar Sözcükler: Corynebacterium pseudotuberculosis, Kazeöz Lenfadenitis, Koyun, PCR

Corynebacterium pseudotuberculosisEnzime bağlı immünosorbent testiKoyunlar+2
Ayşe Ekinci Yıldız
Dicle University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Diyarbakır yöresindeki üst solunum sistemi problemli kedilerde feline calicivirüs enfeksiyonunun araştırılması

Amaç: Diyarbakır yöresindeki kedilerin üst solunum sistemi problemlerinde Feline calicivirüs'ün rolünün ortaya konularak bölgede enfeksiyonun insidansının belirlenmesi, hasta kedilerin tedavilerinin yapılması ve hastalığın profilaksisine katkıda bulunulması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem:Çalışmanın materyalini Dicle Üniversitesi Veteriner Fakültesi Prof. Dr. Servet SEKİN Polikliniği'ne üst solunum sistemi problemi şikâyeti ile getirilen farklı ırk, yaş ve cinsiyetteki Feline calicivirüsenfeksiyonuna karşı aşılanmamış 20 hasta kedi ile herhangi bir sağlık problemi olmayan ve rutin muayene için getirilen 10 sağlıklı kedi oluşturdu. Hayvanların rutin klinik muayeneleri yapıldıktan sonra oral ve konjunktival swap örnekleri ile kan örnekleri alındı. Kan örneklerinin hematolojik ve biyokimyasal analizleri, swap örneklerinin ise etkenin tanısıiçin PCR analizleri yapıldı. Bulgular:Hasta kedilerin klinik muayenelerinde ağız lezyonları, hipersalivayon, burun akıntısı ile öksürük ve solunum güçlüğü tespit edildi. Kontrol grubu ile kıyaslandığında istatistiksel olarak hasta kedilerin solunum frekansının önemli düzeyde düşük olduğu kaydedildi (p<0,05). Hasta kedilerden alınan oral ve konjunktival swap örneklerinin PCR analizlerinde sadece bir konjunktival örnekte Feline calicivirüs tespitedildi. Hematolojik olarak hasta grubun Mon (%) oranı değerinin kontrol grubu değerine göre yüksek (p˂0,05), MCH, MCHC ve PLT değerlerinin ise düşük (p˂0,05) olduğu tespit edildi. Biyokimyasal olarak serum Cre seviyesinin hasta grupta istatistiksel olarak önemli düzeyde düşük olduğu tespit edildi (p˂0,05). Sonuç:Diyarbakır yöresindeki üst solunum sistemi problemli kedilerde Feline calicivirüs enfeksiyonunun mevcut olduğu, klinik semptomlu kedilerde PCR analizlerine göre %5'lik pozitiflik saptandığı ortaya konuldu.

DiyarbakırHayvan hastalıklarıKalisivirüsler+4
Nazan Baksi
Dicle University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Diyarbakır bölgesinde diyareli kedilerde tritrichomonas foetus'un insidansının araştırılması

Amaç: Bu çalışmada; Diyarbakır Bölgesinde kronik ve tekrarlayan diyareli kedilerde T. foetus'un insidasının ortaya konularak; hastalığın bölgedeki durumunun belirlenmesi, hasta kedilerin tedavilerinin yapılması ve hastalığın profilaksisine katkıda bulunulması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Diyarbakır bölgesinde diyareli kedilerde Tritrichomonas foetus'un (T. foetus) insidansının araştırılması amaçlanmış olup çalışmanın materyalini ise Dicle Üniversitesi Veteriner Fakültesi Prof. Dr. Servet SEKİN Polikliniği'ne getirilen ve klinik olarak tekrarlayan kronik diyare, anal bölgede ağrı, iltahaplanma ve topaklanma tespit edilen ve hibir tedavi uygulanmayan 30 kedi oluşturdu. Gelen hastaların rutin klinik muayeneleri yapıldıktan sonra kan ve dışkı numuneleri alındı. Kan numuneleri ise bekletilmeden hematolojik ve biyokimyasal analizleri yapıldı. Alınan dışkı numunelerinin tanı amacıyla Inpouch TF Feline kültürü ve PZR analizleri yapıldı. Bulgular: Çalışmanın materyalini oluşturan kedilerde, klinik olarak tekrarlayan kronik diyare, anal bölgede ağrı, iltahaplanma ve topaklanma olduğu tespit edildi. Hematolojik olarak kontrol gurubu ile karşılaştırıldığında WBC, granülosit, PLT, HCT, RDW, PCT, eozonofil yüzde miktarındaki artış ile lenfosit, PDW ve MCH değerlerindeki düşüş kontrol gurubu ile karşılaştırıldığında istatistiksel önemli bulunmadı. Biyokimyasal olarak amilaz ve lipaz değerlerine bakıldı. Serum amilaz değerindeki artış ile lipaz değerinde ise düşüş istatiksel tespit edildi ancak kontrol gurubu ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak önemli bulunmadı (p>0.005). Diyarbakır bölgesinde söz konusu 30 kediden alınan dışkı örnekleri Inpouch TF Feline kültür test ve polimeraz zincir reaksiyonun (PZR) yöntemleriyle incelendi ve örneklerin hiçbirinde T. foetus yönünden pozitiflik saptanmadı. Sonuç: Sonuç olarak kronik ve tekrarlayan diyare olgularında T. foetus'un rolünün varlığı ile ilgili bir bulgu elde edilmemiş olup daha verimli sonuç alınabilmesi için örnek sayısının artırılarak yeni çalışmaların yapılmasının faydalı olabileceği kanaatine varıldı.

DiyarbakırDiyareKediler+3
Ömer Faruk Katanalp
Dicle University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Mardin yöresindeki süt sığırlarında klinik ve subklinik ketozisin prevalansı

Bu çalışmada, Mardin ilinde yetiştirilen süt sığırlarında klinik ve subklinik ketozis prevalansının ortaya konulması amaçlanmıştır. Çalışmanın hayvan materyalini Mardin yöresindeki 10 farklı işletmede bulunan 100 süt sığırı oluşturdu. Çalışma öncesi hayvanların klinik muayeneleri gerçekleştirildi. Tekniğe uygun olarak hayvanların Vena Jugularisinden antikoagulansız tüplere kan örnekleri alınıp, keton (BHBA) ve glikoz düzeyleri ölçülerek hastalığın tanısı konuldu. Alınan örneklerin 5 (%5)'inde klinik ketozis, 15 (%15)'inde subklinik ketozis tespit edildi. Ketozis sinirsel semptomlar, hızla zayıflama ve verim düşüklüğüyle seyreden, ekonomik kayıplara neden olan bir hastalıktır. Yapılan bu çalışma ile ketozisin Mardin ilindeki prevalansı ortaya konulmuştur. Hayvanlardaki verim kayıplarına bağlı ekonomik kayıpların ile sağaltım giderlerinin engellenmesi için bu hastalıkla ilgili gerekli koruma önlemlerinin alınması, gerektiği kanaatine varılmıştır.

GlükozHidroksibutiratlarKetoz+5
Davut Çiçek
Dicle University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Koyunların deneysel ruminal asidozisinin farklı safhalarında klinik bulgular, rumen içeriği, hematolojik ve biyokimyasal parametrelerin araştırılması

Bu araştırmada 12 g/kg ve 18 g/kg glikoz ile oluşturulan ruminal asidozisin farklı safhalarındaki klinik ve laboratuar bulguların araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmanın materyalini 2-3 yaşlarda, 51-62 kg canlı ağırlığında 12 adet sağlıklı koç oluşturdu. Koçlar rasgele altışarlı iki gruba ayrıldı. 1. gruptaki koçlara 12 g/kg CA, ikinci gruptakilere ise 18 g/kg CA dozunda glikoz verilerek ruminal asidozis oluşturuldu. Araştırma sürecinde her iki grubun klinik muayeneleri ile hematolojik ve biyokimyasal (serum ve rumen içeriği) analizleri yapıldı. İstatistiksel değerlendirme, grup içi farklı saatler ile gruplar arası aynı saatlerin karşılaştırılması şeklinde yapıldı. Ruminal asidozisli hayvanlarda iştahsızlık, diş gıcırdatma, inleme, yumuşak kıvamlı dışkı veya ishalin şekillendiği, rumen hareketlerinin durduğu ve dehidrasyonun şekillendiği gözlendi. Vücut ısısı ve nabız sayısının arttığı, solunum sayısının etkilenmediği, rumen hareketleri sayısının ise azaldığı saptandı.Hematolojik olarak; 1. grupta sadece 15. saatte hematokrit değerde önemli artış (p<0.05) kaydedildi. Eritrosit sayısı ve hemoglobin konsantrasyonunda önemli değişiklik şekillenmezken total lökosit sayısında artış (p<0.05) saptandı. 2. grupta eritrosit sayısı, hematokrit değer, hemoglobin konsantrasyonu ve total lökosit sayısında artış (p<0.05) kaydedildi.Serum ALP, AST ve ALT enzim aktivitelerindeki değişimlerin klinik olarak anlam ifade eder düzeyde olmadığı belirlendi. 1. grupta 15. ve 24. saatte, 2. grupta ise 12. saatte BUN konsantrasyonunda önemli artış (p<0.05) bulundu. Mg konsantrasyonunda 1. grupta 48. saatte, 2. grupta ise 15. ve 24. saatlerde önemli düşüş (p<0.05) saptandı. Her iki gruptaki hayvanlarda da serum Na ve Cl konsantrasyonunun arttığı, K konsantrasyonunun ise azaldığı (p<0.05) saptandı.Rumen içeriğinin renk ve kokusunun değiştiği, infusoriaların azaldığı hatta tamamen yok oldukları ve glikoz dozunun arttırılması ile bu değişikliklerin daha erken başladığı ve daha geç düzeldiği tespit edildi. Ruminal asidozisli hayvanlarda rumen içeriği pH'sının düştüğü ve glikoz dozunun arttırıldıkça pH'nın daha hızlı ve daha fazla düştüğü gözlendi. Asetat oranının arttığı, propiyonat ve bütirat oranlarının ise azaldığı, glikoz dozunun arttırılmasının asetat ve propiyonat oranını etkilediği, bütirat oranını ise etkilemediği saptandı.Sonuç olarak; ruminal asidozisli hayvanların değerlendirilmesinde klinik ve laboratuar bulguların göz önünde bulundurulmasının, prognozun belirlenmesi ve sağaltımın planlanmasına katkı sunacağı kanaatine varıldı.Anahtar Kelimeler: Koyun, deneysel, ruminal asidozis, glikoz, klinik, hematolojik, biyokimyasal.

BiyokimyaGlükozHematoloji+3
Aynur Şimşek
Dicle University · Institute of Health Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

İnfeksiyöz trakeabronşitisli köpeklerde transtrakeal yıkama yöntemi ile etiyolojik ajanların belirlenmesi, prognostik kriterler ve sağaltım seçenekleri

Bu araştırmada köpeklerde infeksiyöz traekeboronşitisin (İTB) etiyolojisinde rol oynayan ajanların belirlenmesi ve sağaltım prensiplerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Çalışmanın materyalini Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Hayvan Bakımevi ve Rehabilitasyon Merkezinde bulunan veya bakımevine getirilen çeşitli yaş, cinsiyet ve ırkta 100 hasta köpek oluşturdu. Klinik olarak öksürük, çift taraflı nasal akıntılar (seröz, serö-müköz, mükoz, muko-purulent), çift taraflı gözyaşı (seröz, serö-müköz, mükoz, muko-purulent), iştahsızlık, halsizlik gibi semptomları gösteren 40 hasta seçildi. Hematolojik incelemede lenfosit, monosit parametrelerindeki artış ve MCV değerlerinde düşüşün istatistiksel olarak önemli olduğu (p<0.05) saptandı. Biyokimyasal incelemede BUN, Crea (kreatinin), Demir (Fe) konsantrasyonlarındaki düşüşün ve Fosfor (P) konsantrasyonundaki artışın istatistiksel olarak önemli olduğu (p<0.05) görüldü. Yapılan mikrobiyolojik ve virolojik analizlerde İTB'nin etiyolojisinde Bordetella bronchiseptica (B. bronchiseptica), Klebsiella pneumonia (K. pneumonia), Pseudomonas aeroginosa (P. aeroginosa), Pseudomonas luteola, Pasteurella pneumotropica, Raoultella ornithinolytica, Raoultella planticola, Pantoa aglemerans, Seriata plymutica, Sphingomonas paucimobilis, Streptococcus canis (S. canis), Streptococcus zooepidemicus, Staphylococcus intermedius ve Staphylococcus aureus rol oynayabilecek bakteriyel ajanlar olduğu görüldü. Canine parainfluenza virus (CPIV) ve Canine distamper virusun (CDV) ise etiyolojisinde rol oynayabilecek viral ajanlar oldukları görüldü. Yapılan antibiyogram sonuçları ve klinik bulgular baz alınarak sağaltımda Trimetoprim/Sulfadoksin (Atavetrin, Atabay) kullanılan 11 hastanın 11(%100)'nün, Amoksisilin/Klavulanik asit (Synulox, Pfizer) kullanılan 17 hastadan 13 (%77)'sinin, Enrofloksasin (Baytril-K%5, Bayer) uygulanan 9 hastadan 6 (%67)'sinin, Gentamisinin (Gentavet, Vetaş) uygulandığı hastalarda ise 3 hastadan 2 (%67)'sinin sağaltıma cevap verdiği saptandı. Sonuç olarak; Diyarbakırda İTB'nin yaygın olduğu, etiyolosinde B. brochioseptica, S.canis, K. pneumonia ve P. aeroginosa gibi bakteriyel etkenler başta olmak üzere birçok bakteriyel ajanla birlikte CPIV ve CDV gibi viral ajanların rol alabilecekleri saptandı. Bu çalışmada yapılan sağaltımında Trimetorim/Sulfodoksin (Atavetrin, Atabay) ve Amoksisili/Klavulanik asit (Synulox, Pfizer) en etkili antibakteriyel ajanlar oldukları saptandı. Bu çalışmanın özelde Diyarbakırda çalışan, genelde de tüm veteriner hekimlere hastalığın yaygınlığı ve sağaltımı konusunda yol göstereceği kanaatine varıldı.

BronşitBronşiyal hastalıklarKöpekler+3
Akın Koçhan
Dicle University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Köpeklerde sarkoptik uyuzun sağaltımında topikal eprinomektin ile permetrinin etkinliklerinin karşılaştırılması

Bu çalışmada, doğal yolla oluşan sarkoptik uyuz tanısı konulan köpeklerin sağaltılması için eprinomektin ve permetrinin topikal yolla etkinliklerinin araştırılması amaçlandı.Bu amaçla, farklı ırk, yaş ve cinsiyetten 24 köpek araştırma kapsamına alındı. Doğal yolla oluşmuş sarkoptik uyuzlu köpeklerin tanısı deri kazıntılarında akarın görülmesi ile konuldu. Ayırıcı tanı amacıyla söz konusu olguların Leishmaniozis, Dirofilariozis, Anaplasmozis, Ehrlichiozis ve Lyme hastalıkları yönünden negatif oldukları saptandı. Bazı olgulardan punch biyopsi örnekleri alınarak histopatolojik muayeneleri gerçekleştirildi. Bütün olguların sağaltım öncesi ve sonrası tam kan tahlilleri ve serum biyokimyasal (ALT, AST, üre, kreatin, total protein) değerleri ölçüldü.Çalışma periyodu boyunca bütün olgular sarkoptik uyuzun belirgin klinik bulguları olan eritem, puriritus, alopesi, hiperpigmentasyon ve kabuklanma yönünden skorlamaya tabi tutuldu. Söz konusu klinik bulgular yönünden I. ve II. sağaltım grubundaki bütün olgular 0., 7., 14., 21., 42. ve 70. günlerde olmak üzere lezyonların şiddetine göre 0-3 arasında puanlar verilerek skorlandı. III. grup olan kontrol grubundaki olgular da 0. ve 70. günler olmak üzere çalışmanın başlangıcı ve sonunda skorlandı.Sağaltımda köpekler üç gruba ayrılarak, I. gruptakilere (n=9) 0,5 mg/kg dozda eprinomektin (5mg/ml) topikal olarak haftada bir kez toplam 4 hafta, II. gruptakilere (n=8) 20mg/kg dozda permetrin (100mg/ml) yine topikal olarak haftada bir kez toplam 4 hafta uygulandı. III. gruptaki köpeklere (n=7) ise herhangi bir sağaltım yapılmadı ve kontrol grubu olarak ayrıldı.Bütün bu skorlama sonuçları 0.ve 70. günlerde istatistiksel olarak hesaplandığında sağaltım sonrası 70. günde iyileşmenin değerlendirilmesi açısından eprinomektinin en etkili grup olduğu tespit edildi (p<0,01). Tüm gruplar kendi içerisinde değerlendirildiğinde eritem skoru hariç diğer tüm ortanca skorlarda eprinomektin ve permetrin grubunun istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde 70. günde skorları düşürdüğü gözlemlendi. (p<0,05). Ortanca eritem skoru için ise sadece eprinomektin grubunun kendi içerisinde sağaltım sonunda öncesine göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde azaldığı (p<0,01), permetrin ve kontrol grubundaki değişimlerin belirgin olmadığı görüldü (p?0,05). Kontrol grubu kendi içerisinde değerlendirildiğinde ortanca alopesi, eritem, hiperpigmentasyon ve kabuk skorlarındaki değişimlerin herhangi bir istatistiksel öneminin olmadığı (p?0,05) görüldü.Hemogram ve serum biyokimsal bulgular değerlendirildiğinde ise gerek eprinomektin gerekse permetrinin herhangi bir artışa neden olmadığı ve güvenle kullanılabileceği görüldü.Histopatolojik muayene bulgularının akantozis ve perivasküler yangısal hücre infiltrasyonlarını içeren non spesifik kronik dermatitis ile uyumlu olduğu görüldü. İki olguda sağaltım öncesi ve sonrası alınan biyopsiler karşılaştırıldığında sağaltım sonrasında yangı ile ilgili hücrelerin önemli ölçüde azaldığı ve deride iyileşmenin şekillendiği saptandı.Parazitolojik muayenede deri kazıntılarında 24 olgunun tamamında sağaltım öncesi canlı sarkoptes akarı görüldü. 28.gün alınan deri kazıntısında I.grupta 1 olguda (1/9, %11), II.grupta 6 olguda (6/8, %75), III. grupta 5 olguda (5/7, %71) akara rastlandı. 70.gün alınan deri kazıntılarında ise I. gruptaki olguların hiçbirinde akar gözlemlenmezken, II. grupta 4 olguda (4/8, %50), III.grupta 6 olguda (6/7, %85) akar tespit edildi.Klinik bulgular ve skorlama tabloları değerlendirildiğinde eprinomektinin çalışma kapsamına alınan olgulardan 9'unun dahil edildiği I. gruptaki tüm köpeklerde klinik kür sağladığı, buna karşın permetrinin etkili bulunmadığı ve yalnızca 8 olgunun 2'sinde iyileşme sağladığı söylenebilir.Sonuç olarak eprinomektinin, köpeklerin sarkoptik uyuzunun sağaltımında; topikal uygulama kolaylığı bulunan, güvenilir, tam etkin ve hızlı iyileşme sağlayan bir sağaltım protokolü olarak yerini alabileceği kanaatine varıldı.Anahtar Kelimeler: Eprinomektin, Köpek, Permetrin, Sağaltım, Sarkoptik uyuz

DaidzeinEprinomektinKöpekler+3
Tahsin Barış Değer
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Köpeklerde vücut kondüsyonu ve metabolik değişkenler arasındaki ilişkiler

Bu çalışmada köpeklerde vücut kondüsyonu ve metabolik değişkenler (parametreler) arasındaki ilişkilerin araştırılması amaçlandı. Aşı ve genel kontrol amacıyla getirilen farklı ırk ve cinsiyette 28 adet obez, 10 adet sağlıklı köpek çalışma materyalini oluşturdu. Çalışmada kullanılan köpekleri ırk, yaş, cinsiyet, vücut ağırlığı, kastrasyon/ovariohisterektomi operasyonu geçirip geçirmediği ve fertil veya infertil olup olmadığı kayıt edildi. Köpeklerin vücut kondüsyon skorları Laflamme'nin (2001) bildirdiği 9 puanlı skalaya göre belirlendi. Köpeklerden kan örnekleri EDTA'lı ve antikoagulantsız tüplere alındı. EDTA'lı tüplere alınan kan örneklerinde tam kan sayımları yapıldı. Üçbin devirde 10 dk. santrifüj edilerek serum örnekleri elde edilip glukoz, kolesterol, HDL, LDL, trigliserid, C-reaktif protein, demir, bakır, çinko düzeyleri ticari test kitleri ile belirlendi. Köpeklerde incelenen değişkenlerin istatistiksel değerlendirilmesi (karşılaştırma ve korelasyon) SPSS paket programında yapıldı.Obez köpeklerde, trigliserid, kolesterol, HDL değerleri normal kondüsyonlu köpeklere göre sırasıyla p<0,01, p<0,05, p<0,001 düzeyinde yüksekti. Obez köpeklere köpeklerde çinko değerinin, normal kondüsyonlu köpeklere göre p<0,05 düzeyinde düşük olduğu saptandı. Normal kondüsyonlu ve obez köpeklerin hematolojik parametreleri ile glikoz, LDL, Cu, Fe ve CRP arasında istatistiksel bir farklılık belirlenemedi. Sonuç olarak bu çalışmada obez köpeklerde hiperlipideminin oluştuğu ve bu verilerin obez köpeklerin takibi ve diyet tedavisinin izlenmesinde kullanılabileceği kanısına varıldı.Anahtar kelimeler: Köpek, vücut kondüsyonu, metabolik parametreler

KöpeklerMetabolizmaObezite+2
Saniye Servet Eteke
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Köpeklerde lyme hastalığının araştırılması

Bu çalışmada, insan sağlığı açısından potansiyel bir risk oluşturan ve ulusal ekonomide kayıpları nedeniyle sağlıklı ve klinik olarak hastalıktan şüpheli köpeklerde Lyme hastalığının belirlenmesi amaçlanmıştır.Bu amaçla, Aydın/Merkez, Aydın/Kuşadası, İzmir/Selçuk köpek barınaklarından, Aydın/Germencik, ve Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi İç Hastalıkları Kliniğine getirilen toplam 140 köpek kullanılmıştır. Köpeklerin ırk, yaş ve cinsiyetleri belirlenerek fiziksel muayeneleri yapılmış ve hastalığın tanısı için serum örnekleri toplanmıştır. Köpeklerde her bir serum örneğine Borrelia burgdorferi IgG antikorlarının belirlenmesi amacıyla ELISA testi uygulanmıştırToplam 140 köpeğin 49'unda (%35,0) B. burgdorferi IgG antikorları saptanmıştır. Seropozitif bulunan 49 köpeğin 6'sı (%12,2) Aydın/Merkez, 9'u (%18,3) Aydın/Kuşadası, 4'ü (%8,1) İzmir/Selçuk, 11'i (%22,4) Aydın/Germencik, 19'u (%38,7) ADÜ Vet. Fak. İç Hastalıkları Kliniği'ne getirilen köpeklerden olduğu belirlenmiştir.Bu çalışmada, seropozitif 49 köpeğin 27'sinde (%55,1) Lyme hastalığı ile ilgili klinik bulgular belirlenmiş, 22'sinde (%44,9) ise herhangi bir klinik bulguya rastlanılmamıştır.Sonuç olarak, bu çalışmada elde edilen verilerin gelecekte insan ve köpeklerde yapılacak çalışmalarda bir referans olarak kullanılabileceği ve daha fazla örneklerde ileri tanısal yöntemler kullanılarak B. burgdorferi'nin yaygınlığının saptanmasının yararlı olabileceği kanısındayız.Anahtar Kelimeler: Lyme hastalığı, Borrelia burgdorferi, köpek

Okan Uslu
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Dermatozlu köpeklerde malassezia etkenlerinin prevalansı

Bu çalışmada sağlıklı ve dermatozlu köpeklerde Malassezia etkenlerinin prevalansı, bölgesel dağılımı ve örnek alınan bölgeler arasındaki ilişkinin ortaya çıkarılması amaçlandı.Farklı ırk ve cinsiyetteki toplam 150 adet (100 dermatozlu, 50 sağlıklı) köpekten sistematik olarak 7 farklı anatomik bölgeden sitoloji için nemlendirilmiş steril pamuk svaplar aracılığıyla örnek alındı. Alınan örneklerin her biri May-Grunwald Giemsa boyası ile boyandı. Toplanan örnekler mikroskopta 40'lık büyütmede incelendi ve inceleme sonucunda örneklerde Malassezia etkenlerinin sitolojik tanısı ve popülasyon büyüklüğü belirlendi. İnceleme sonucunda rastgele seçilen 5 alanda 10 veya daha fazla Malassezia etkeninin görülmesi pozitif olarak kabul edilirken, 10'dan daha az Malassezia etkeninin görülmesi ise negatif olarak değerlendirildi. Köpeklerden elde edilen sonuçlar SPSS paket programında x2 testi kullanılarak istatistiksel açıdan değerlendirildi.Sağlıklı ve dermatozlu hayvanlar arasında periorbital, perioral, dış kulak, inguinal ve perianal bölgeler arasında istatistiksel yönden önem bulunurken, boynun dorsali ve interdigital bölgeler arasında istatistiksel yönden önem bulunamadı.Sonuç olarak, pozitif Malassezia görülme oranının sağlıklı köpeklerde en sıklıkla perianal bölgede, dermatozlu köpeklerde ise perioral bölgede olduğu ve hayvanın kendisini sürekli yalaması ve kaşımasıyla bağlantılı olarak anal bölgenin sağlıklı köpeklerde Malassezia etkenleri yönünden taşıyıcı, perioral bölgenin dermatozlu köpekler açısından bulaştırıcı rolünün olduğu ortaya kondu.

Deri hastalıklarıDermatolojiKöpekler+2
Fırat Seven
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Orta dereceli dehidre neonatal ishalli buzağılarda izotonik kristalloid solüsyonların (%0,9 NaCl, %1,3 NaHCO3) yavaş ve hızlı intravenöz uygulama etkinliklerinin karşılaştırılması

Bu çalışmada klinik olarak orta dereceli dehidre neonatal ishalli buzağılara %0,9 NaCl ve %1,3 NaHCO3 solüsyonunun 60 mL/kg dozda hızlı (1 saat) ve yavaş (3 saat) intravenöz infüzyonlarının etkinliği araştırıldı. Bu amaçla yaşları 2-18 gün arasında değişen, sağlıklı-kontrol (n=20) ve önceden herhangi bir sağaltım uygulaması yapılmayan neonatal ishalli (n=40) olmak üzere toplam 60 buzağı kullanıldı. İshalli buzağılar uygulanan solüsyona (n=20), her solüsyon grubu da infüzyon hızına göre iki eşit gruba (n=10) ayrıldı. İshalli buzağılarda klinik ve laboratuvar muayeneler infüzyon öncesi ve sonu gerçekleştirilirken, sağlıklı kontrol grubunda değerlendirmeler bir kez yapıldı. İnfüzyon öncesi benzer klinik bulgular gösteren neonatal ishalli buzağılarda dehidrasyon, metabolik asidozis, elektrolit anormallikleri ve enerji dengesi bozuklukları ile ilgili laboratuvar parametrelerin bir örneklilik göstermediği görüldü. İzotonik NaCl ve %1,3 NaHCO3 solüsyonunun hızlı ve yavaş uygulandığı ishalli buzağı gruplarında infüzyon sonunda dehidrasyona ilgili klinik bulgularda benzer belirgin düzelmeler saptandı. Buna karşın %0,9 NaCl gruplarında metabolik asidozis kaynaklı bulguların şiddetinde artışlar gözlemlenirken, %1,3 NaHCO3 gruplarında klinik bulguların hafiflediği veya ortadan kalktığı görüldü. İnfüzyon sonunda %0,9 NaCl solüsyonunun uygulandığı ishalli buzağı gruplarında dehidrasyona ilgili parametreler (HCT, HGB, total protein, albumin, üre ve kreatinin) yanında tam kan K, iCa ve serum iP konsantrasyonlarında önemli düzeylerde azalmalar, metabolik asidozisin (pH, HCO3, BD) varlık veya şiddeti yanında serum Na ve Cl konsantrasyonlarında artışlar belirlendi. İzotonik NaHCO3 solüsyonun hızlı ve yavaş uygulandığı gruplarda dehidrasyona ilgili parametrelerde benzer azalmalar, metabolik asidoziste ise hafifleme veya düzelme belirlendi. Neonatal ishalli buzağılarda %1,3 NaHCO3 solüsyonun hızlı ve yavaş uygulamasında serum Na konsantrasyonundaki artışların, tam kan K ve iCa ile serum iP konsantrasyonlarınında ise azalmaların anlamlı olduğu saptandı. Sonuç olarak, saha şartlarında ishale bağlı orta derecede klinik dehidrasyon belirlenen ve metabolik asidozis tahminlenen neonatal ishalli buzağılarda yaşamsal önemdeki bu bozuklukların 60 mL/kg dozda %1,3 NaHCO3 Sol. hızlı (1 saat) infüzyonu ile etkin ve güvenli bir şekilde giderilebileceği belirlendi.

AsidozBuzağılarDehidratasyon+7
Hasan Erdoğan
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Sağlıklı ve farklı hastalıklı kedilerde serum akut faz protein konsantrasyonlarının araştırılması

Akut faz protein (AFP) düzeyleri insan ve hayvanlarda yangısal durumun belirlenmesinde kullanılan non-spesifik değişkenlerdir. Bu çalışmada, sağlıklı ve farklı hastalıklı kedilerde akut faz protein konsantrasyonlarının belirlenmesi amaçladı. Bu çalışmanın hayvan materyalini, farklı ırk, yaş ve cinsiyetten farklı hastalıklara sahip 152 kedi ve genel kontrol ve aşı amacıyla getirilen 40 sağlıklı ve 8 adet sağlıklı gebe olmak üzere toplam 200 kedi oluşturdu. Çalışmada kullanılan kedileri anemnez bilgileri, klinik muayene bulguları ve laboratuvar sonuçları değerlendirilerek sağlık durumlarına göre 19 grup altında toplandı. Ayrıca hastalıklı kedilerde akut faz proteinler hastalık sürelerine, yangısal duruma göre değerlendirildi değerlendirildi. Kedi serumlarındaki Serum Amyloid-A (SAA), serum α1-asid glikoprotein (AGP), serum haptoglobin (Hp) analizleri kedi spesifik ticari test kitleriyle ELISA reader cihazında, seruloplazmin (Cp) analizleri ise spektrofotometre ile belirlendi. Sağlıklı kediler ve hasta kedilerin serum AFP'leri karşılaştırıldığında hasta kedilerde değerlendirilen tüm AFP'lerin sağlıklılara göre yüksek olduğu, sağlıklı kedilerde cinsiyetin akut faz protein konsantrasyona etkisi bulunmazken, yaşın Cp konsantrayonunu etkilediği, gebe kedilerde Cp ve Hp konsantrasyonlarının yükseldiği ortaya konuldu. Elde edilen bu verilerin kedilerde sağlık durumunun belirlenmesi, hastalıklarda ortaya çıkan yangısal süreçlerin tanı ve tedavi etkinliğinin izlenmesinde kullanılabileceği ve gelecekte yapılacak çalışmalara referans olarak kullanılabileceği sonucuna varıldı.

Akut faz proteinleriAmiloidAmiloid protein SAA+3
Gülten Emek Tuna
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Anemili köpeklerde oksidatif stres ve donörlere vitamin E + selenyum uygulamasının saklanan tam kanın kalitesi üzerine etkileri

Bu çalışmada anemili köpeklerde aneminin şiddeti ve tipi dikkate alınarak oksidatif stresin değerlendirilmesi ve donör köpeklere vitamin E + selenyum uygulamasının CPDA-1 içeren torbalara alınarak saklanan tam kanın kalitesi üzerine etkilerinin belirlenmesi amaçlandı. Çalışmada farklı ırk, yaş ve her iki cinsiyetten 50 anemik, 14'ü donör özelliğinde olmak üzere 20 sağlıklı toplam 70 köpek kullanıldı. Anemili 50 köpek HCT değer kullanılarak hafif (n=18), orta (n=18) ve şiddetli (n=14) anemik, absolut retikosit sayısına göre de rejeneratif (n=26) ve nonrejeneratif (n=24) olarak gruplandırıldı. Sağlıklı 20 köpek de kontrol olarak tutuldu. Donör özelliği taşıyan 14 köpek antioksidan ve kontrol olmak üzere iki eşit gruba (n=7) ayrıldı. Antioksidan grubundaki köpeklere 14 gün arayla (-15 ve -1. gün) 2 kez, deri altı yolla, 150 mg vitamin E + 0,5 mg selenyum/20 kg VA, kontrol grubundaki donörlere ise aynı günlerde eşit hacimde %0,9 NaCl uygulamaları yapıldı. İkinci uygulamalardan bir gün sonra CPDA-1'li torbalara alınarak +4 °C'de saklanan tam kanda 0., 1., 3., 7., 14., 21., 28. ve 35. günlerde alınan örneklerde ölçümler gerçekleştirildi. Hematolojik değerlendirmeler WBC, RBC, HGB, HCT, MCV, MCH, MCHC ve PLT ölçümlerini kapsadı. Oksidan-antioksidan durumun değerlendirilmesi kapsamında plazma TOS ve TAK değerleri, MDA konsantrasyonu ile eritrosit SOD, GSH-Px ve CAT aktiviteleri ölçüldü. Ölçümler anemili ve sağlıklı köpeklerde bir kez yapılırken, antioksidan ve kontrol grubundaki köpeklerde vitamin E + selenyum veya %0,9 NaCl solüsyonu uygulama öncesi ve sonu olmak üzere iki kez gerçekleştirildi. Saklanan tam kanda yukarıda belirtilen 8 örnekleme zamanında hematolojik parametreler ve oksidan-antioksidan durum biyobelirteçleri ölçüldü. Elli anemili köpekte aneminin şiddet (HCT) ve tipine (retikulosit sayısı) göre gruplandırmalarda kullanılan parametreler ile oksidan (TOS, MDA) ve antioksidan (TAK, SOD, GSH-Px, CAT) biyobelirteçler arasında istatistiksel anlamlı ilişkiler belirlenmedi. Sağlıklı gruba göre 50 anemili köpeğin plazma ortalama veya ortanca TOS ve TAK değerleri ile MDA konsantrasyonu önemli düzeylerde yüksek, eritrosit GSH-Px aktivitesi ise düşük bulundu. Şiddetine göre tüm anemi gruplarında plazma TOS değeri yüksek bulunurken, hafif ve orta şiddetli anemilerde plazma TAK değerinin arttığı, eritrosit GSH-Px aktivitesinin ise azaldığı belirlendi. Sağlıklı (kontrol) gruba göre, her iki tipteki (rejeneratif ve nonrejeneratif) anemili köpeklerde plazma TAK ile TOS değerlerinin yüksek olduğu belirlenirken, nonrejeneratif anemili grupta plazma MDA konsantrasyonundaki artış GSH-Px aktivitesinde ise azalma istatistiksel anlamlı bulundu. On dört gün arayla 2 kez vitamin E + selenyum uygulanan donör köpeklerde WBC, RBC, HCT, HGB ve MDA değerleri önemli (p<0,05) düzeyde azalma, plazma HGB konsantrasyonu (p<0,05) ve eritrosit SOD aktivitesi (p<0,01) ise artış gösterdi. Antioksidan ve kontrol grubu donörlerden CPDA-1 içerikli torbalara kan alımını takiben ilk 2-4 saatlik saklama süresinde (0. gün) her iki grupta RBC, HGB, HCT, PLT ve K+ değerlerinde azalmaların, plazma TAK değerinde ise artışların anlamlı olduğu saptandı. Antioksidan grupta WBC sayısındaki azalma eritrosit GSH-Px aktivitesindeki artış, kontrol grubunda ise MCV değerdeki artış MCHC değerde azalma önemli bulundu. Tekrarlı ölçümler varyans analizi; +4 °C'de 35 günlük saklama süresince tam kanda WBC, HCT, MCV, MCH ve MCHC değerlerinin zamanla önemli değişimler gösterdiği, bu değişimlerin farklı uygulamaların (vitamin E + selenyum veya %0,9 NaCl) yapıldığı iki grup arasında farklı olmadığını ve anlamlı zaman-grup etkileşiminin bulunmadığını gösterdi. Saklama süresince plazma K+ ve HGB konsantrasyonları ile LDH aktivitesinin önemli düzeylerde arttığı, bu değişimin gruplar arasında ve LDH dışında zaman-grup etkileşimlerinin anlamlı olmadığı saptandı. Saklanan tam kanda plazma TAK konsantrasyonu ile eritrosit SOD ve GSH-Px aktiviteleri önemli düzeylerde azalırken, plazma TOS ve MDA değerlerinin zamanla gösterdiği değişim (artış) anlamlı bulundu. TOS değerindeki artışın, SOD aktivitesinde ise azalmanın gruplar arası ve zaman-grup etkileşiminin önemliliği saptandı. Sonuç olarak, anemili köpeklerde oksidatif stresin geliştiği, gelişen oksidatif stresin aneminin tip ve şiddetinden büyük ölçüde bağımsız olduğu, donör köpeklere kan alımı öncesi 14 gün arayla 2 kez deri altı yolla vitamin E + selenyum uygulamasının, serbest radikallerin bazı zararlı etkilerini azaltarak saklanan kanın kalitesini arttırdığı belirlendi. Bu sonuçlara dayanarak, anemili köpeklerde sağaltım kapsamında, donör köpeklere de kan alımı öncesi farklı doz ve kombinasyonlarda antioksidan uygulamasının etkilerinin değerlendirilebilmesine yönelik araştırmaların yürütülmesinin yararlı olabileceği kanısına varıldı.

AnemiAnemi-demir eksikliğiAntioksidanlar+4
Mehmet Gültekin
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Canine visceral leishmaniasis'te P dalga dispersiyonu ve kardiyak troponin L konsantrasyonu

Canine Visceral Leishmanisis (CVL); eski dünya ülkelerinde Leishmania infantum'un (L. infantum) neden olduğu, kronik seyirli çoğunlukla ölümcül sistemik bir hastalıktır. Enfeksiyonda köpekler hem rezervuar hem de konak olarak rol oynamaktadır. Bu yönüyle enfekte köpekler gerek insan gerekse de diğer köpeklerin sağlığını tehdit etmektedir. L. infantum ile enfekte köpeklerde diğer organ ve sistemlerin etkilenmesi yanında güncel literatürlerde kardiyak tutulumun da şekillendiği rapor edilmektedir. Bu çalışma CVL'li köpeklerde evrelere göre 12 lead bilgisayarlı elektrokardiyografi ile saptanan Pd kullanılarak atriyal ileti süresinin ölçülmesi ve yine kardiyak troponin I (CTnI) seviyesinin ölçülmesiyle olası kardiyolojik hasarın klinik açıdan değerlendirilmesi amaçlandı. Araştırmanın hayvan materyalini hipotrikozis, perioküler alopesi, kilo kayıbı, onikogripozis, deri lezyonları (yaygın kepeklenme, alopesi ile uyumlu eksfoliatif dermatitis) ve/veya anoreksi, lenfadenopati, hepatosplenomegali gibi klinik bulgulardan bir ya da birkaçını gösterdiği için getirilen her iki cinsiyetten ve çeşitli yaş gruplarından 24 köpek oluşturdu. Sağlıklı kontrol grubunda karşılaştırma, CVL'li köpeklerde ise kardiyak hasar varlık, nitelik ve düzeylerinin belirlenmesine yönelik 12 lead bilgisayarlı EKG cihazıyla değerlendirmeler [(istirahat halinde 1 mV/cm amplitüdünde ve 50 mm/sn hızında) (Pd ölçümü)] ile birlikte tür spesifik ticari test kiti kullanılarak serum CTnI konsantrasyonu ölçüldü. CVL ile infekte (IFAT pozitif) ve farklı klinik bulgular gösteren/göstermeyen 18 köpek, 3 farklı gruba (n=6) ayrılarak; I. grupta yukarıda sözü edilen klinik bulgulardan yalnızca birini gösterenler (oligosemptomatik), II. grupta multiple ya da çok sayıda klinik bulgu gösterenler (polisemptomatik), III. grupta asemptomatik köpekler çalışma kapsamına alındı. IV. grupta CVL yönünden negatif ve herhangi bir hastalık tablosu bulunmayan sağlıklı köpekler yer aldı. Yüksek düzeyde cTnI konsantrasyonu polisemptomatik köpeklerin tamamında olmak üzere, toplam olarak CVL ile infekte 10/18 köpekte saptandı. Kontrol grubu olguların tamamında cTnI seviyelerinin referans aralıklarda [<0,03 ng/dL] seyrettiği belirlendi. Gruplar arası karşılaştırıldığında kontrol ile hasta olgular arasında (p>0,05) istatistiksel olarak belirgin bir fark saptanmadı. Ortalama±standart sapma Pd değerinin kontrol grubunda 22,76±3,12, asemptomatik grupta 22,03±0,80, oligosemptomatik grupta 22,73±0,80 ve polisemptomatik olguların ise 25,67±1,41 aralığında olduğu belirlendi. Gruplar arası karşılaştırmada polisemptomatik grup ile; kontrol (p=0,026), asemptomatik (p=0,012), oligosemptomatik (p=0,027) gruplar arasında belirgin bir farklar mevcuttu. Gerek miyokarditis, gerekse aritmiler Leishmaniasisli hem insan hem de köpeklerde meydana gelebildiğinden EKG değişiklikleri, özellikle Pd ile cTnI konsantrasyonlarının bir arada değerlendirilmesi elzemdir. Bu çalışmada her iki parametrenin birlikte değerlendirilmesi, özellikle de CVL ile enfekte köpeklerde evrelere göre yapılan değerlendirme oldukça önemlidir. İnsan hekimliğinde miyokardiyal işemi ve nekrozisin saptanmasında serum cTnI konsantrasyonlarının önemli bir belirteç olarak kullanılmakta, primer veya sekonder kardiyak bozukluğu bulunan hayvanlarda da yüksek sensitivite ve spesifitiveye sahip olduğuda bildirilmektedir. Çalışmamızda cTnI konsantrasyonları gruplar arası karşılaştırıldığında kontrol ile hasta olgular arasında istatistiksel olarak belirgin bir fark saptanmasa da, bireysel anlamdaki artışların hastalığa bağlı muhtemel miyokarditise yorumlanabileceği düşünüldü. Yine bu çalışmada 6 farklı derivasyonda (I,II, III, aVR, aVL, aVF) özellikle polisemptomatik köpeklerde belirlenen ort. Pd değerinin kontrol grubuna oranla arttığı, ancak sağlıklı köpeklerde bildirilen ortalama Pd göre normal sınırlarda kabul edilebileceği görünmektedir. Ancak çalışmamızda her grupta 6'şar enfekte köpek bulunduğu göz önünde bulundurulduğunda daha fazla sayıda olgu üzerinde araştırma yapılması gerekliliği açıktır.

DispersiyonEnfeksiyonHayvan hastalıkları+5
Deniz Nakipoğlu
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Kritik hastalıklı köpeklerde mikroalbuminüri'nin prevalansı

Bu çalışmada, kritik hastalıklı köpeklerde mikroalbuminürinin prevalansının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla kritik hastalıklı toplam 100 köpek çalışma kapsamına alındı. Bütün köpekler klinik muayene, laboratuvar ve görüntüleme bulgularına göre travma, kan parazitleri, viral hastalıklar, dolaşım bozuklukları, zehirlenmeler ve tümörler olmak üzere 6 gruba ayrıldı. Çalışmaya alınan her köpek için ırk, yaş, cinsiyet gibi demografik bilgileri içeren bir anket formu dolduruldu. Kritik hastalıklı tüm köpeklerden kateterizasyon yöntemiyle 10ml idrar toplandı. Mikroalbuminürinin ve albümin/kreatinin varlığını ve derecesini saptamak amacı ile her bir köpekten alınan idrar örneği, "Healty Mate Vet 2AC" ticari idrar stik test kiti ile ölçüldü. Kritik hastalıklı 100 köpekte idrar stik testi ile idrarda mikroalbuminürinin ve albümin/kreatin oranınn prevalansının 100 köpeğin 91'inde (%91) pozitivite gösterdiği 9'unda ise mikroalbuminürinin negatif olduğu saptandı. Bununla birlikte idrardaki mikroalbuminüri üzerine yaşın etkili olduğu bildirilmesine rağmen bu çalışmada mikroalbuminüri üzerine yaşın etki etmediği belirlendi. Aynı zamanda kritik hastalıklı köpeklerde hastalığın şiddeti arttıkça mikroalbuminüri düzeyinin de arttığı belirlendi. Sonuç olarak, kritik hastalıklı köpeklerde özellikle erken renal bozukluğun ve hastalığın prognozunun belirlenmesinde mikroalbuminürinin rutin klinik uygulamalarda uygun bir parametre olduğu anlaşıldı. Bununla birlikte kritik hastalıklı köpeklerde böbrek bozukluklarının erken tanısında mikroalbuminürinin tespit edilmesi ile bu hayvanların yaşam sürelerinin ve yaşam kalitelerinin uzayabileceği kanısına varıldı.

Kritik hastalıkKöpek hastalıklarıKöpekler+4
Özden Güven
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Giardia duodenalis ile doğal enfekte buzağılarda tek doz seknidazol'ün sağaltım etkinliğinin araştırılması

Bu çalışmada, Giardia duodenalis ile doğal enfekte buzağıların sağaltılması için 30 mg/kg tek doz seknidazolün etkinliğinin araştırılması amaçlandı. Bu amaçla, farklı ırk, yaş ve cinsiyetten 18 buzağı araştırma kapsamına alındı. G. duodenalis ile doğal enfekte buzağıların tanısı dışkı flotasyonunda trofozoit ve/veya kistin görülmesine ilaveten katı fazlı immunokromatografik yöntemlerle çalışan hızlı test kitleri ve β-giardin nested Polimeraz Zincir Reaksiyonu uygulamasıyla konuldu. Bütün olgularda 0, 3, 7 ve 10. günlerde gram dışkıdaki kist sayımı yapıldı. 0. ve 10. günlerde hematolojik (WBC, RBC, HCT, MCHC, PLT) ve serum biyokimyasal (ALT, AST, kreatinin, üre) değerleri ölçüldü Seknidazol sağaltım grubu (n:9) ve kontrol grubu (n:9) olmak üzere iki farklı grup oluşturuldu. Sağaltım grubundaki buzağılara 0. gün 30 mg/kg tek doz seknidazol oral yolla uygulanırken, kontrol grubuna herhangi bir etken madde verilmedi. Gram dışkıdaki kist sayısı, hematolojik ve serum biyokimyasal değerler grup içi ve gruplar arası karşılaştırmalar ile değerlendirildi. Onsekiz buzağının tamamında Giardia duodenalis A3 assemblajı belirlendi. Kist saçılımı sağaltım grubunda 3., 7. ve 10. günlerde anlamlı derecede (P˂0.001) azalırken; kist atılımının geometrik ortalaması değerlendirildiğinde 7. ve 10. günlerde % 100 azalma saptandı. Gruplar arası hematolojik ve serum biyokimyasal değerlerin istatistiksel incelemesinde her 2 grupta da 0. ile 10. günler arasında ortalama değerlerde istatistiksel farklılık tespit edilmedi. Sonuç olarak, buzağılarda giardiazis sağaltımında 30 mg/kg tek doz seknidazol uygulama kolaylığı mevcut, ucuz, güvenilir, tam etkin ve hızlı iyileşme sağlayan bir sağaltım protokolü olarak yerini alabileceği kanaatine varıldı.

Antiprotozoal ajanlarBuzağılarGiardia+5
Kemal Göktuğ Toros
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Atlarda farklı hastalıklarda serum akut faz proteinlerinin konsantrasyonlarının değerlendirilmesi

Doku hasarlarından kısa bir süre sonra kandaki konsantrasyonları hızla değişim gösteren glikoproteinler akut faz proteinler (AFP), oluşan yanıt da akut faz yanıt (AFY) olarak tanımlanmaktadır. Doğası gereği non-spesifik bir reaksiyon olan AFY; enfeksiyöz, immunolojik, neoplastik, travmatik, paraziter ve diğer nedenlere bağlı olarak başlatılabilmektedir. Atlarda diagnostik ve prognostik anlamda yüksek düzeyde öneme sahip AFP serum amyloid A (SAA)'dır. Orta düzeyde öneme sahip AFPler de haptoglobin (Hp), fibrinojen (Fb), α1-asit glikoprotein (AGP) ve C-reaktif protein (CRP)'dir. Atlarda AFP'ler üzerine yapılan çalışmalarda; viral ve bakteriyel enfeksiyonlarda, cerrahi müdahalelerde, koliklerde ve deneysel artritislerde plazma AFP konsantrasyonlarında anlamlı düzeylerde artışlar olduğu bildirilmektedir. Bu çalışmada; atlarda farklı hastalık gruplarında AFP düzeylerinin belirlenmesi, hastalıkların lokalizasyonu, yaygınlığı ve seyrinin ayrımında ve hastalıklara prognostik yaklaşımın değerlendirilmesinde AFP'lerin kullanılabilirliğinin ortaya konulması amaçlandı. Çalışmanın hayvan materyalini, teşhis ve tedavi amacıyla yetiştiricileri tarafından Muğla Medika-Vet Hayvan Hastanesi polikliniklerine başvuran yaşları 6 aylık ile 23 yıl arasında değişen 10 sağlıklı ve 81 farklı hastalıkları bulunan 70 safkan ve 21 melez at (44 dişi, 47 erkek) toplam 91 at oluşturdu. Toplanan kan örneklerinde total lökosit sayıları ile SAA, serum Hp ve plazma Fb konsantrasyonları ölçüldü. Hasta ve sağlıklı atlar arasında SAA ve Fb konsantrasyonlarında arasında istatistiksel anlamlı bir farklılıklar belirlendi (sırasıyla; p<0,001 ve p<0,05). Hasta atların ortalama Hp konsantrasyonu sağlıklı atlara kıyasla yüksek olmakla birlikte aralarındaki farklılığın istatistiksel anlamlı olmadığı saptandı. Hasta atlar arasında hastalığın dönemlerine göre yapılan karşılaştırmalarda; akut dönemle subakut dönem WBC sayısı ve Fb konsantrasyonu arasında istatistiksel farklılıklar ortaya kondu. WBC sayısı akut dönemde subakut döneme göre önemli (p=0,003) düzeyde yüksek bulunurken, plazma Fb konsantrasyonunun subakut dönemde akut döneme göre önemli (p<0,001) düzeyde yüksek olduğu belirlendi. Subakut dönemle akut dönem arasında SAA ve Hp konsantrasyonlarında istatistiksel bir farklılığa rastlanmadı. Hasta atlar hastalığın lokalizasyonuna bağlı olarak sınıflandırıldığında incelenen AFP konsantrasyonlarının lokal veya sistemik yangısal durumlar arasında önemli bir farklılık tespit edilemedi. Sonuç olarak; atlarda farklı hastalık durumlarının, lokalizasyon ve dönemlerine göre AFP konsantrasyonlarının karşılaştırıldığı bu çalışmada: • Hasta atlarda SAA ve Fb konsantrasyonlarının sağlıklı atlara göre yüksek olduğu, • Atlarda hastalığın döneminin belirlenmesinde AFP'lerin kullanılabileceği, Hp ve Fb konsantrasyonlarının atlarda hastalıkların kronik döneminin tanımlamasında daha yararlı biyo-belirteçler olabileceği, • Atlarda, SAA ve Fb konsantrasyonundaki artışın yangısal durumun belirlenmesinde bir biyo-belirteç olarak kullanılabileceği ancak yangısal durumun lokalizasyonunun (lokal / sistemik) belirlenmesinde yeterli olamayacağı ortaya konuldu. Anahtar Kelimeler: At, serum amiloid A, haptoglobin, fibrinojen

Akut faz proteinleriAmiloidAt hastalıkları+4
Göksel Bayramlı
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Neonatal ishalli buzağılarda koagülasyon profili

Bu çalışmada neonatal ishalli buzağılarda koagülasyonprofilindeki muhtemel değişikliklerin incelenmesi, böylelikle yangı (enteritis) nedeniyelekoagülasyon parametreleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlandı. Farklı ırk, yaş ve her iki cinsiyetten, daha önce veteriner hekim tarafından hiçbir şekilde sağaltım uygulanmamış 1-28 yaş aralığında toplam 78 (64 hastave 14 sağlıklı) buzağı araştırma kapsamına alındı. Bovid-5 katı fazlı immunokromatografi yöntemi ile çalışan hızlı test kitleri aracılığıyla tanı konulan olgular öncelikli olarak sağlıklı, enfekte ve non-enfekte olarak 3 ana grup olarak değerlendirilse de,mono-enfeksiyona ilişkin 4 grup, ko-enfeksiyona bağlı olarak 1 grup ve non-enfeksiyona bağlıda 1 grup altında oluşturuldu. İlgili olgular, ana gruplara (her grupta n=en az 7) ayrılarak I. grup (E. coli ile enfekte, n=7), II. grup (Rota virüs ile enfekte, n=7), III. grup (Cryptosporidiumsp.ileenfekte, n=13), IV. grup (Giardiasp.ileenfekte, n=17), V. grup (non-enfeksiyoz, n=13), VI. grup (ko-enfekte, n=7) olarakhasta buzağılar yer aldı, kontrol olarak ayırılacak VII. grupta ise (n=14) ise sağlıklı buzağılar yer aldı. Fiziksel muayenede ishalin akut/kronik tabiatına göre değişen derecelerde dehidrasyon, dışkı kıvam, renk ve kokusu değişken kalp frekansı, solunum sayısı, emme refleksi ve vücut ısısında değişiklikler mevcuttu. Enfekte buzağıların dışkı kıvamının pastöz- sıvı şeklinde olduğu gözlemlendi. Dışkı renkleri genelde açık sarı ve sarı tonlarında etiyolojiye bağlı olarak giardiazisli buzağılarda gri-beyaz/gri-kahverengi renginde, cryptosporoidoziste sarı-pastöz kıvamda, E.coli'ye bağlı ishallerde kanlı dışkılama gözlemlendi. Üç farklı majör gruplar arası değerlendirmede ortlama PT değerleri açısından sağlıklı ve nonenfektif ishalli buzağı grupları arasında istatistiksel bir fark olduğu (p=0.026) buna karşın sağlıklı grup ve enfektif ishalli buzağı grubu arasında istatistiksel bir fark olmadığı görüldü. Ortlama APTT değeri arasında gruplar arasında istatistiksel anlamda bir fark görülmedi. Ortalam FIB düzeyleri arasında istatistiksel manada sağlıklı buzağı grubu ile enfektif ishalli buzağı grubu arasında fark olduğu (p=0.051) saptandı. Çalışmada yer alan her bir grup ayrı ayrı değerlendirildiğinde ortalam PT değeri açısından koenfekte ishalli buzağı grubu ile nonenfekte ishalli buzağı grubu arasında istatistiksel anlamada bir fark (p=0.042) bulundu. FIB düzeyleri arasında ise sağlıklı buzağı grubu ile Crytosporoidosis'e bağlı ishal olan buzağı grubu arasında istatistiksel anlamda fark (p=0.012) olduğu dikkat çekti. Sonuç olarak neonatal ishalli buzağılarda özelliklede ko-enfeskiyon durumlarında PT değeri açısından, Crytosporoidosis'e bağlı ishal olan buzağılarda da FIB konsantrasyonları açısından değerlendirme yapılması gerektiği söylenebilinir. Özellikle saha koşullarında Veteriner Hekimlerimiz hemostatik ya da koagülasyonprofilini değerlendirmedikleri durumlarda hiperfibrinojeneminin gelişebileceği, buna bağlı olarakta sağaltım protokollerinde nonsteroidalantiinflamatuvar ilaç seçenekleri göz önünde bulundurulmalıdır. Anahtar sözcük: Neonatal buzağı, ishal, koagülasyon

BuzağılarDiyareEnterit+3
Ahmet Künyeli
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Ratlarda maruz kalınan kısa dönem yüksek yoğunluklu gürültünün bazı kan parametreleri üzerine etkisi

Bu çalışma ratlarda kısa dönem yüksek yoğunluklu gürültünün bazı kan parametreleri üzerindeki etkisini inceledi. Sonuçlar yüksek gürültü seviyelerinin biyokimyasal ve hormonel denge üzerinde potansiyel etkilerini anlamamıza yardımcı olabilir. Çalışmanın hayvan materyalini; 6-8 haftalık (yaşlı), canlı ağırlıkları 180-250 g arasında değişen 40 albino Wistar erkek rat (10'u kontrol ve 10'ar rattan oluşan 3 farklı çalışma grubu) oluşturdu. Kontrol grubunda yer alan ratlardan, herhangi uygulama yapılmaksızın; 0. Günde ve genel anestezi altında kan örnekleri toplandı ve bu grup ratlar sonra sakrifiye edildi. Çalışma grubu 1'de yer alan 10 rat; 3 saat boyunca 100 dB seviyesinde beyaz gürültüye maruz bırakıldı ve akabinde genel anestezi altında kan örnekleri toplandıktan sonra sakrifiye edildi. Çalışma grubu 2'de yer alan 10 rat; 6 saat boyunca 100 dB seviyesinde beyaz gürültüye maruz bırakıldı ve akabinde genel anestezi altında kan örnekleri toplandıktan sonra sakrifiye edildi. Çalışma grubu 3'de yer alan 10 rat ise 12 saat boyunca 100 dB seviyesinde beyaz gürültüye maruz bırakıldı ve akabinde genel anestezi altında kan örnekleri toplandıktan sonra sakrifiye edildi. Elde edilen kan serumları ölçümlerin yapılacağı tarihe kadar -20°C'de saklandı. Tüm gruplarda; glukoz, total kolesterol, insülin, prolaktin, beta-endorfin, büyüme hormonu, kortizol, total antioksidan ve toplam oksidan seviyeleri değerlendirildi. Araştırma; beta-endorfin, kortizol ve total antioksidan değerlerinde gruplar arası karşılaştırmada istatistiksel olarak anlamlı bir fark (P<0.05) olduğunu ortaya koydu. Elde edilen sonuçar; kısa dönem yüksek yoğunluklu gürültüye maruz bırakılan ratlarda akut stres geliştiğini, akabinde negatif geri besleme nedeniyle beta endorfin ile kortizol seviyelerinde düşüş gözlendiğini, öte yandan total antioksidan seviyelerindeki yükselmenin ise vücudun oksidatif stresle başa çıkma kapasitesindeki artışla veya oksidatif hasarın sınırlamaya çalışılmasıyla ilişkili olabileceğini ortaya koydu.

Beyaz gürültüBüyüme hormonuGürültü+4
Doğan Can Haney
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Sığırlarda gıdai indigesyonlar ile kan iyonize kalsiyum düzeyleri arasındaki ilişkinin klinik, hematolojik ve kan biyokimyasal parametreleri açısından araştırılması

Bu çalışma, yaşları 6 ay-8 yıl arasında değişen halk elindeki gıdai indigesyon şekillendiğini tespit ettğimiz 30 baş sığır ile yine halk elinde aynı koşullarda yetiştirilen ve yapılan tetkikler sonucunda sağlıklı oldukları belirlenen 20 baş olmak üzere toplam 50 baş sığırda yürütülmüştür. Yapılan bu tez çalışmasında hayvanların klinik muayenesi yapılmış, taze rumen içeriği alınarak incelenmiş, alınan kan örneklerinde hematolojik, bazı biyokimyasal paramatreleri ile kan gazlarının ölçümleri yapılmıştır. Bu kapsamda; olgunun durumuna göre uygulanacak tedavi seçeneği uygulanmadan önce ve tedavi sonrasındaki 1, 2 ve 3. günlerinde hayvanların tümünde rutin klinik muayeneler (vücut sıcaklığı, solunum ve kalp frekansları, rumen hareketleri), rumen içeriği muayeneleri (rumen pH'sı, infusoria sayımı), hematolojik testler (WBC, RBC, Hb, HCT gibi), kan gazları ölçümleri (pCO2, TCO2, HCO3 gibi) ve kan biyokimyasal tetkikleri (kortizol, kalsitonin, PTH, CORT, AST, ALP, TP ve ALB gibi) yapılmıştır. Çalışma sonucunda; vücut sıcaklığı, solunum ve kalp frekansları gibi parametrelerin çalışma grubu hayvanlarda istatistiksel açıdan daha yüksek (p<0.05) olduğu, buna karşılık kontrol grubu ile karşılaştırıldığında rumen içeriğindeki infuzorya sayılarının ise çalışma grubu hayvanlarda azaldığı, bu değişimin de istatistiki açıdan önemli bir fark oluşturduğu (p<0.05) saptanmıştır. Yine, kontrol grubu ile karşılaştırıldığında çalışma gurubu hayvanlarda RBC, HCT, Hb ve WBC düzeylerinin çalışma grubundaki hayvanlarda istatistiksel açıdan önemli derecede (p<0.05) yüksek olduğu görülmüştür. Keza, kontrol grubu hayvanlarla karşılaştırıldığında; PCO2 düzeylerinin çalışma grubundaki hayvanlarda istatistiki açıdan önemli derecede (p<0.05) yüksek, pH ve HCO3 düzeylerinin ise düşük (p<0.05) olduğu belirlenmiştir. Çalışma grubunu oluşturan hayvanlarda tedavi yapılmadan önce AST ve ALP enzim düzeyleri ile glukoz, CORT, PTH, lipit konsantrasyonlarının istatistiksel açıdan önemli derecede (p<0.05) yüksek, buna karşılık total protein ve albumin konsantrasyonlarının ise istatistiki açıdan önemli (p<0.05) derecede yüksek olduğu, tedavi sonrasında ise hızla normale döndüğü saptanmıştır. Bu çalışmada gıdai indigesyonlarda ölçümünü yaptığımız parametreler ışığında sunduğumuz tedavi seçeneklerinden oldukça başarılı sonuçlar aldığımızı ve gıdai indigesyonların tedavilerinde incelemesini yaptığımız parametrelerin göz önünde bulundurulmasının tedavideki başarı şansını önemli derecede arttıracağı sonucuna varmış bulunmaktayız. Yaptığımız bu tez çalışması bölge ve ülke genelinde anılan parametreleri içeren ilk çalışma olması münasebetiyle orijinal bir çalışma olup, bu konuda daha sonra yapılacak çalışmalara referans oluşturacağına inanmaktayız.

AlbüminlerKalsiyumSığır serum albümin+1
İsa Gürbüz
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Renal hastalık bulgusunu olan kedilerde serum kreatinin, sistatin c, rezistif indeks ve simetrik dimetilarginin parametrelerinin karşılaştırılması

Sunulan bu çalışmada renal hastalık bulgusu olan kedilerde serum kreatinin, sistatin C, simetrik dimetilarginin ve rezistif indeks parametrelerindeki değişim karşılaştırmalı olarak araştırıldı. Kliniğe başvuran ve renal hastalık bulgusu olan, 1.5-5 yaş aralığında ve farklı ırk ve cinsiyette 30 kedi çalışma materyalini oluşturdu. Sağlıklı 15 kedi ise kontrol grubu olarak belirlendi. Materyali oluşturan kedilerden toplanan kan örneklerinde serum sistatin C ve simetrik dimetilarginin değerleri ELISA ile ölçülmüş ve bu kedilerde rezistif indeks değerleri ultrasonografik olarak belirlenmiştir. Yapılan istatistiksel analiz sonucunda kontrol ve çalışma grupları arasında serum kreatinin ile simetrik dimetilarginin, serum simetrik dimetilarginin ile sistatin c ve serum kreatinin ile sistatin c parametreleri arasında anlamlı bir ilişki tespit edildi. Elde edilen veriler doğrultusunda böbrek fonksiyonunun değerlendirilmesinde serum kreatinin ve simetrik dimetilarginin parametrelerinin gerek tanısal, gerekse sağaltım ve prognostik yönden önem arz ettiği öne sürülebilir. Sonuç olarak; serum kreatinin, simetrik dimetilarginin ve sistatin c'nin böbrek hasarının ortaya konmasında faydalı parametreler olduğu, bununla birlikte rezistif indeks parametresi yönüyle detay araştırmalara ihtiyaç duyulduğu muhtemel kanısına varıldı.

BiyobelirteçlerBöbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliği+7
Tuba Balaman Sertkaya
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Geriatrik köpeklerde serum kreatinin, sistatin C, simetrik dimetilarginin ve rezistif indeks parametrelerinin karşılaştırılması

Geriatri organ ve sistemler arası dengede gelişen kademeli bozulma ile ilişkilidir. Sunulan bu araştırmada geriatrik köpeklerde serum kreatinin, sistatin C, simetrik dimetilarginin ve rezistif indeks parametrelerindeki değişim ve birbirleri ile ilişkileri ortaya kondu. Çalışma materyalini, randomize olarak seçilen, klinik olarak sağlıklı, dehidre olmayan ve kronik hastalığı bulunmayan; 23 erkek, 18 dişi toplam 41 geriatrik köpek (9.41±0.27 yaş) oluşturdu. Çalışmada ırk ve cinsiyet sınırlaması yapılmadı. Genel muayene sonrası hemogram ve biyokimyasal tetkikler için kan örnekleri toplandı. Serum örneklerinde kreatinin, sistatin C ve simetrik dimetilarginin düzeyleri enzim bağlantılı immünosorbent test ile değerlendirildi. Ultrasonografik olarak sol böbrek korteks medulla oranı kaydedildi. Doppler ultrasonografi ile tüm köpeklerde sol böbrek arkuat arter düzeyinde rezistif indeks değeri ölçüldü. Gerçekleştirilen istatistiksel analiz sonucunda; serum simetrik dimetilarginin ve sistatin C konsantrasyonları arasında pozitif yönlü yüksek düzeyde korelasyon tespit edilirken (p<0.05), serum kreatinin ile simetrik dimetilarginin, sistatin C ve rezistif indeks parametreleri arasında ise bir korelasyon belirlenmedi. Benzer şekilde renal korteks/medulla oranı ile diğer parametreler arasında da istatistiki öneme sahip bir fark tespit edilmedi. Bununla birlikte; materyali oluşturan köpeklerde ölçülen ortalama serum kreatinin, sistatin C ve simetrik dimetilargin değerleri referans aralıktaydı. Hesaplanan ortalama rezistif indeks değeri ise bildirilen referans aralığının üzerinde belirlendi. Sunulan araştırmanın önemli bir sonucu olarak; analizi gerçekleştirilen biyokimyasal biyobelirteçlerin ortalama konsantrasyonlarında artış gözlenmemiş olması, olasılıkla materyali oluşturan geriatrik köpeklerde yaşa bağlı ciddi bir renal fonksiyon kaybının veya bir renal yetmezliğin gelişmemiş olduğunu göstermektedir. Böbrek hasarında kreatinin artışı yüksek özgüllüğe sahiptir. Ancak erken tanıda etkinliği sınırlıdır. Öte yandan; sistatin C'nin kronik böbrek hasarının erken tanısında kreatinin'den daha iyi bir biyobelirteç olduğu günümüzde genel kabuldür. Simetrik dimetilarginin ise olası renal hasarda erken dönemde arttığı gösterilmiştir. Bu çalışmada, özellikle renal hasarda erken dönemde artış gösterme potansiyeli olan sistatin C ve simetrik dimetilarginin ölçülen ortalama konsantrasyonlarında bir değişim gözlenmemiş olması, materyali oluşturan geriatrik köpeklerde ciddi bir renal fonksiyon kaybının gelişmediğinin olası göstergesi olarak değerlendirildi. Kreatinin ancak önemli renal hasar varlığında artarken, simetrik dimetilarginin ve sistatin C yaşa bağlı gelişen nispi renal fonksiyon kaybı ile ilişkili erken dönemde artış gösterebilir. Yaşlanan böbrekte renal kan akımı azalmakta, renal yetmezlik gelişmeksizin fonksiyonel glomerul/nefron sayısı düşmektedir. Öte yandan yaşa bağlı otoregülasyondaki bozulma, artan renal vazokonstrüksiyon da bu süreci destekler. Sunulan bu araştırmada tespit edilen yüksek rezistif indeks değerinin, böbrek yetmezliği gelişmemiş olmakla birlikte, renal yaşlanma ve bahsedilen mekanizmalarla ilişkili olabileceği düşünüldü. Öte yandan; geriatrik döneme giren hayvanlarda gelişen kas kütle kayıpları da kreatinin'in referans aralıkta ancak daha alt bir değerde belirlenmesinin ve diğer iki parametre ile aralarında bir korelasyon tespit edilememiş olmasının bir diğer nedeni olabilir. Yaşa bağlı gelişen olası glomerul/nefron kayıplarının olasılıkla sistatin C ve simetrik dimetilarginin yükselmesine neden olacak düzeyde olmadığı bu çalışmada değerlendirilmiştir. Bu iki durum, kreatininle diğer parametreler arasında bir anlamlı bir korelasyon tespit edilmemiş olmasına rağmen sistatin C ve simetrik dimetilarginin arası pozitif yönlü yüksek düzey korelasyonu açıklayabilir. Sunulan bu çalışma; karşılaştırmalı olarak değerlendirilen parametreler açısından önemli veriler ortaya koydu. Araştırma verilerimiz beşeri hekimlikte önemli renal biyobelirteçler olarak kullanılan Sistatin C, simetrik dimetilarginin ve rezistif indeks parametrelerinin, olasılıkla Veteriner Hekimlik alanında, özellikle geriatrik köpeklerde renal fonksiyonu değerlendirmede kullanılabilir olduğuna vurgu yapmaktadır. Bununla birlikte; ilerleyen dönemde materyal sayısı arttırılmış, belirli bir yaş aralığını, ırkı ve cinsiyeti baz alarak yapılacak diğer çalışmalar ilgili mekanizmaların daha net olarak ortaya konması sağlanabilir.

BiyobelirteçlerDopplerGeriatri+1
Mehmet Ali Erfidan
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2024
00