Fırat University
Institute

Institute of Graduate Studies in Social Sciences

Fırat University

2,912

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Roma döneminde Iberia'nın eyaletleştirilme süreci: Provinciae Hispaniae

Bu çalışmada, MÖ. II. yüzyılın ortalarından MS. I. yüzyılın ortalarına kadar, modern İspanya ve Portekiz topraklarının tamamı ile kısmen güney Fransa'nın bir bölümünü içine alan Iber yarımadası merkezli bir anlatım sunulmuştur. Kartaca-Roma savaşlarından (MÖ. 264-146), literatürde bilinen adıyla II. Pön Savaşı'nın (MÖ. 218-201) İber yarımadasına kaymasıyla birlikte bu bölgeyi etkileyen olaylar zinciri de başlamıştır. I. Pön Savaşı neticesinde (MÖ. 264-241) Roma'ya mağlup olan Kartaca, savaşın getirdiği ekonomik ve mali yükten kurtulabilmek maksadıyla bölgede bulunan maden yataklarını ele geçirmiş ve işletmeye başlamıştır. Antik Çağ'da savaş ekonomisine dayanan bir yapıda olan Roma Cumhuriyeti (Res Publica) bölgede kendisiyle ittifak halinde olan Saguntum kentinin Kartacalılar tarafından ele geçirilmesini gerekçe göstererek yarımadaya ayak basmıştır. Romanın Kartaca ile bölgede sürdürdüğü uzun savaşlar yarımadadaki diğer coğrafi alanlara temas etmeden İber yarımadası merkezli ele alınmaya çalışılmıştır. Kartaca'nın bölgeden çekilmesiyle Roma'nın yerel kabileler ile mücadelesi başlamıştır. Roma tarafından Provincia Hispania Ulterior (Uzak Hispania) ve Provincia Hispania Citerior'a (Yakın Hispania) dönüştürülen bölgede, Kartaca yanlısı yerel kabilelerin Roma'ya karşı direnişleri, Roma'nın bölgedeki siyasi faaliyetleri ve bu kabilelerin yaklaşık iki yüzyıl boyunca Roma ile münasebetleri öncelikli olarak incelenmiştir. Fakat yarımadadaki bütün kabileler Roma aleyhtarı değildir. Saguntum örneğinde olduğu gibi kabilelerin bir kısmı Roma ile dostluk ilişkisi kurmuştur. Bu dostluk ilişkisiyle birlikte kabileler Romalılaşma'ya başlamıştır. Roma hakimiyetindeki bölgelerde Romalılaşmaya karşı birtakım isyanlar meydana gelmiş ve Roma'nın İber yarımadasını bütünüyle kontrol altına alma sürecini oldukça uzatmıştır. Scipio kardeşlerin faaliyetleriyle siyasal manada yatıştırılan bölge, Graccus'un reformlarıyla birlikte ekonomik ve mali olarak kalkındırılmaya çalışılmıştır. Fakat Roma'nın bölgeyi ele geçirdikten sonra uzunca bir süre bir sömürü alanı olarak kullandığı da dikkat çekmektedir. Bahsi geçen olaylar, dönem hakkında bilgiler sunan antik kaynaklar çerçevesinde ele alınmıştır. Roma'da Cumhuriyet döneminin sonlarına doğru yarımada, görev-yetki kapsamından eyalet olarak nitelendirebileceğimiz bir dönüşüm sürecine girmiştir. İlk olarak senatonun yetkisi altına alınan Ulterior ve Citerior eyaletleri, Pompeius ve Caesar merkezli çekişmede nispeten tarafsız kalmaya çalışmıştır. Augustus'un İmparatorluk (Principatus) (MÖ. 27- MS. 284) dönemini başlatmasıyla yeniden inşa faaliyetleri kapsamına alınmıştır. Augustus tarafından Hispania Ulterior bölünerek Hispania Lusitania ve Hispania Baetica adında iki yeni eyalet taksim edilmiştir. Selefleri tarafından devam ettirilen imar faaliyetleri ise bölgenin kalkınmasına ve Romalılaşma'nın hızlanmasına neden olmuştur. İmparator Vespasianus (MS. 69-79) ile birlikte belediye (municipium) izninin verilmesiyle de bölgede kentleşme doruk noktasına ulaşmıştır. Romalılaşan yerel halk kendi aristokrat sınıfını doğurmuş, ekonomik ve ticari anlamda güç kazanmış, bölgeye yakın diğer eyaletlerdeki aristokrat ailelerle evlilik yoluyla da siyasi anlamda gücünü pekiştirmiştir. Nitekim MS.79 yılından sonra Roma siyasi yaşamına doğrudan etkileri olmuştur. Roma tahtına ardı ardına Hispania kökenli imparatorların (Nerva, Traianus, Hadrianus ve Marcus Aurelius [MS. 96-180]) geçmesi bunu doğrular niteliktedir. MÖ. II. yüzyılda Romalıların bölgeye girişiyle Roma ekonomik ve siyasi yaşamında Hispania eyaletlerinin etkileri hissedilmeye başlamıştır. Principatus'un ilk dönemlerindeki yükselişiyle de yaklaşık bir yüzyıl kadar devam etmiştir. MS. III. yüzyılda doğulu imparatorların tahta geçmesiyle siyasi ve ekonomik etkinliğini kaybeden eyaletler, IV. yüzyıldaki Vizigot talanlarıyla da önemini yitirmiştir.

Ömer Faruk Arıcan
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Ebvabü'l-Cinan (İnceleme-metin-dizin)

Bu çalışma, yazma eserlerin dil, kültür ve edebiyat tarihi açısından önemini vurgulamak ve Türkoloji alanına katkı sağlamak amacıyla hazırlanmıştır. Yazma eserler, geçmişten günümüze aktarılan dil verileri, edebî zevk ve kültürel etkileşimler hakkında önemli bilgiler sunmaktadır. Bu bağlamda, özellikle transkripsiyon, dil incelemesi ve dizin çalışmalarıyla günümüz araştırmalarına kazandırılan eserler, Türk dili ve edebiyatı çalışmalarına büyük bir zenginlik katmaktadır. Bu doğrultuda, çalışmada 1709 yılında tarihî Yarkent şehrinde Çağatay Türkçesi ile kaleme alınan ve Tataristan Kazan Üniversitesi Oryantal El Yazmaları Koleksiyonu Türk-Tatar El Yazmaları bölümüne kayıtlı olan Ebvâbü'l-Cinân adlı yazma eser, Arap harflerinden Latin harflerine aktarılmış ve transkribe edilmiştir. Ayrıca, eserin dil özellikleri yazım, ses bilgisi ve şekil bilgisi açısından detaylı bir şekilde incelenmiş, dizin çalışması ile metindeki kelime hazinesi ortaya konmuştur. Eserin yazım, ses ve biçim bilgisi açısından değerlendirilmesi, dönemin dil yapısının anlaşılmasına katkı sağlamaktadır. Metnin Latin harflerine aktarımı ve transkripsiyon yöntemiyle bilimsel olarak erişilebilir hâle getirilmesi, hem tarihî Türk dili araştırmaları hem de Çağatay Türkçesi çalışmalarına önemli bir kaynak sunmayı hedeflemektedir.

İrfan Alan
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Yunus Emre'nin eserlerinde söz varlığı

"Yunus Emre'nin Eserlerinde Söz Varlığı İncelemesi" isimli bu çalışmada Yunus Emre'nin Divân'ı ve Risâletü'n-Nushiyye adlı eserleri incelenmiştir. Çalışmanın temelini bu eserlerde yer alan isim türündeki sözcükler oluşturmaktadır. Çalışmanın amaçları, Yunus Emre'deki isimleri ayrıntılı bir şekilde incelemek, şairin düşünce yapısı hakkında fikir sahibi olmak, eserlerden hareketle dönemin kültürel, siyasî ve sosyal yaşamını anlamak, şairin kullandığı sözcük çeşitliliğini ortaya koymak ve bu isimlerin metin bağlamındaki anlamlarına değinmektir. Bu doğrultuda, eserlerdeki isim türündeki sözcükler betimleme (tasvirî) yöntemi ve istatistikî yöntemle ele alınmıştır. Elde edilen veriler ışığında Yunus Emre'nin söz varlığı unsurları yorumlanmış ve şairin kullandığı sözcüklerin zenginliği ortaya konulmuştur. Çalışma giriş bölümü, materyal ve metod bölümü, inceleme bölümü ve sonuç bölümünden oluşmaktadır. Giriş bölümünde, Yunus Emre'nin hayatı, eserleri ve edebî kişiliği hakkında bilgiler verilmiştir. Materyal ve metod kısmında ise çalışmanın amacı, yöntemi ve sınırlılıkları ortaya konulmuştur. Üçüncü bölüm, çalışmanın ana unsurunu teşkil eden inceleme kısmıdır; bu bölümde kelimeler tematik başlıklar altında değerlendirilmiştir. Dördüncü bölümde, söz varlığının diğer unsurları başlığı altında atasözleri, deyimler, kalıp sözler, ikilemeler ve fiiller ele alınmıştır. Beşinci bölümde, elde edilen sayısal veriler tablolar aracılığıyla sunulmuştur. Sonuç bölümünde ise genel değerlendirmelere yer verilmiştir.

Doğal dilEvrensel dil bilgisiÇatışma dili+1
Samet Aslan
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Yenibütün şiir hareketi

1980 sonrasının siyasi ve ekonomik koşulları yeni bir insan tipinin ortaya çıkmasına neden olur. Bireyselliği önceleyen ve tüketim odaklı bu insan tipinin sanat algısında da değişimler görülmektedir. Bu dönemde değişimlerin yol açtığı farklı estetik yönelimler görülür. Çağın yansıması olan görüşlerin yanı sıra; bireyin metaya dönüştürülmesine karşı bir duruş sergileyen estetik yönelimler de dikkat çeker. Bu yönelimler arasında "Yenibütün: Kendini Biriktiren Bireyin Şiiri" başlığını taşıyan manifesto ile Hüseyin Haydar, Metin Cengiz, Seyyit Nezir, Tuğrul Keskin ve Veysel Çolak 1980 sonrası Türk şiirine yeni bir yol açarlar. Manifestonun karşılaştığı kabul ve retler ile hem Broy dergisinde hem de dönemin diğer edebiyat dergilerinde tartışılan bir konu olur. Darbe sonrası dönemde toplumcu şiirin durağanlaştığı düşünülse de Yenibütüncü şiir Marksist estetik çerçevesinde şiiri ve insanın toplumsal ilişkilerini konu edinir. Bu noktada şiir manifestosu ile birey-toplum ilişkileri, siyasî değişimlerin bireye ve şiire etkisi açıklanabilir bir niteliğe sahiptir. 1988'de yayımlanan manifestonun toplumsal değerlendirmelerinin kendi dönemi ile sınırlı olmadığını söylemek mümkündür. Bu çalışmada Yenibütün poetikasının incelenmesiyle bu hareketin 1980 sonrası şiirinin gelişimine katkıları üzerinde durulmuştur. Şiir hareketinin oluşumunda dergiciliğin etkisi, manifesto çıkışlarının edebiyat açısından önemi açıklanmıştır. Yenibütün şiirinin tematik ve yapısal değerlendirmelerine yer verilmiştir. Yenibütün Şiir Hareketi'nin edebiyat tarihimizdeki yerini belirlemek amaçlanmıştır.

Nevriye Bozdemir
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk halk edebiyatında anne motifi

Edebiyatımızın yaşayan bir dalı olan Türk halk edebiyatı değişim ve yeniliklere ayak uyduran dinamik bir yapıya sahiptir. Ait olduğu toplumu yansıtan Türk halk edebiyatı; zengin ürün çeşitliliği ile toplumun gelenek ve göreneklerini, kültürünü, inanç ve değerlerini kuşaktan kuşağa aktaran bir köprü işlevi görmektedir. Bir taraftan yalın ve açık bir dille toplumun her kesimine hitap eden Türk halk edebiyatı ürünleri aynı zamanda sembollerle örülü derin anlamları ihtiva etmektedir. Bu ürünlerde yer alan birçok unsur, başka bir anlamı ifade etmede bir araç, sembol olarak kullanılmaktadır. Bu sebeple Türk halk edebiyatı ürünlerini tam olarak anlayabilmek ve verdiği mesajları gelecek kuşaklara aktarabilmek; görünenin arkasındaki manayı çözebilmeyi ve bu ürünleri farklı bakış açılarıyla okumayı gerekli kılmaktadır. Bir canlıyı dünyaya getirebilme yetisiyle insanlık tarihinin başlangıcından bugüne dek değerini ve önemini koruyan hatta dünya hayatı sona erinceye kadar bu değer ve öneminden bir şey kaybetmeyecek olan anne ise toplum ve kültür için oldukça kıymetli olan halk edebiyatı ürünlerinde oldukça mühim bir yere sahiptir. Olumlu ve olumsuz özellikleriyle hemen her metinde yer alan anne, yalnız çocuğu biyolojik olarak dünyaya getiren bir birey değil; çocuğu besleyen, büyüten, koruyan, eğiterek yaşama tutunmasını sağlayan, aile içi ilişkileri düzenleyerek aile birliğini dolayısıyla toplum düzenini koruyan bir güce sahiptir. Aklı, sabrı, cesareti, fedakârlığı ile hem çocuk hem de toplumun geleceğini inşa eden anne; reddeden, iten, ilgi ve sevgiden mahrum bırakan olumsuz özellikleriyle çocuğun dolayısıyla da toplumun kimliği üzerinde belirleyici bir etkiye sahiptir. En eski dönemlerden beri Türk topluluklarında kutsal kabul edilip saygın bir konuma oturtulan anne; dinî, psikolojik, sembolik ve daha birçok açıdan değerlendirilebilecek çok yönlü ve zengin bir motiftir. Çok yönlü ve detaylı bir araştırmayı gerektiren bu çalışma sonucunda Türk halk edebiyatının hemen her türünde yer alan annenin birey ve toplum üzerinde oldukça etkili olduğu, yalnız biyolojik (fiziksel) bir varlık olmanın ötesinde kolektif hafızada bir arketip ve sembol olarak da derin anlamlar taşıdığı tespit edilmiştir.

Sevim Çiftçi
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Âşık Paşa'nın Garib-nâme mesnevisinde söz varlığı

Dil, farklı özelliklere sahip temel unsurdur. Bu temel unsurun önemli tanımlarından söz varlığı ise, bir dilin söz dağarcığıdır. Bugünün söz varlığını belirlemek, dilin canlı şahitliğinde mümkünken tarihî dönemlerin söz varlığını belirlemede yazılı eserlere başvurulmaktadır. Şairin eserinde kullandığı söz varlığı unsurları; sanatçı kimliği ve birikimini yansıtmasının yanında eserin yazıldığı dönemin dili, zihniyeti, sosyolojisi, psikolojisi, folkloru gibi pek çok yönüne de ayna olmaktadır. Âşık Paşa'nın 14. yüzyıla ait mesnevisi Garib-nâme'nin söz varlığının ortaya çıkarılması amacıyla yapılan bu çalışma Giriş, İnceleme ve Sonuç bölümünden oluşmaktadır. Giriş'te Âşık Paşa'nın hayatı ve eserlerinden bahsedilmiş, Garib-nâme ile ilgili genel bilgi ve çalışmalar verilmiştir. İnceleme bölümlerinde mesnevinin söz varlığında yer alan kelimeler, sıklık, köken, tür ve anlam yönünden çeşitli başlıklar altında incelenmiş; deyim ve ikilemeler de örnek kullanımlarıyla açıklanmıştır. Eserin söz varlığı ile ilgili çıkarımlar ise Sonuç bölümünde sıralanmıştır. Âşık Paşa'nın döneminin, zihniyetinin ve sanatçı kişiliğinin ifadesi olan söz varlığı tespit edilmiştir. Şairin eserinde farklı ve Türkçe kökenli kelime kullanımının fazla olduğu, deyim ve ikilemelerden de yararlandığı belirlenmiştir.

Kübra Akbulut
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Klasik Türk şiirinde varlık ve birlik düşüncesinin yansımaları

İnsanlık tarihi kadar eski olan varlık meselesi, düşünürler tarafından sürekli sorgulanmaya tabi tutulmuştur. Semavî dinler, farklı inanışlar ve filozoflar tarafından ortaya konan görüşler, ontolojik olarak varlığın mahiyetini nitelendirmekle beraber mevcudatın yaratıcı karşısındaki konumunu da ele almış, irdelemiştir. Felsefi, dinî ve tasavvufî düşünce çerçevesinde hazırlanan bu çalışmada varlık ve birlik anlayışının klasik Türk şiirindeki yansımaları üzerinde durulmuştur. Muhtelif felsefî akımlar, mistik oluşumlar ve tasavvufun varlığa bakışı ifade edildikten sonra varlığın birliği (vahdet-i vücûd) nazariyesi İbnü'l-Arabî'nin bakış açısıyla ele alınarak varlığın boyutlarının klasik Türk şiirindeki yansımaları üzerinde durulmuştur. Varlık ve birlik kavramlarının üstün "sevgili" imajıyla yansıtıldığı klasik Türk şiirindeki sembol, metafor ve teşbihler geleneksel şerh yöntemiyle izah edilmiştir. Varlık ve birlik kavramlarından hareketle varlığın birliği nazariyesinin klasik Türk şiirine etkilerinin ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Bu çalışma 14-19. yüzyılları kapsayacak şekilde 15 divan ile sınırlandırılmıştır. Bahsi geçen divanlar varlık ve birlik kavramları çerçevesinde taranmıştır. Taranan beyitler arasında konuyla doğrudan alakalı olanlar seçilerek yorumlanmıştır. Bu çalışmayla felsefî ve dinî alanda sürekli tartışılan varlık, birlik kavramları ve tasavvuf kültüründeki varlığın birliği (vahdet-i vücûd) nazariyesinin klasik Türk şiirinde nasıl işlendiği ortaya konulmuştur. İbnü'l-Arabî ve takipçilerinin sistemleştirdiği varlığın birliği öğretisinin klasik Türk şiirinde ne şekilde değerlendirildiğini tespit etme imkânına ulaşılmıştır.

Ferdi Özavcı
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Orhun yazıtları temelinde Türkiye türkçesi ve Kırgız türkçesinin karşılaştırmalı istem dil bilgisi

İstem dil bilgisi, yeni bir söz dizimsel inceleme metodudur. İstem dil bilgisi, yabancılara Türkçe öğretimi başta olmak üzere, sözlük bilimi, lehçeler arası aktarım ve söz dizimi çalışmaları gibi pek çok alana yeni bakış açıları kazandırabilecek dil bilgisel bir kuramdır. İstem incelemelerinde önemli fakat yaygın olmayan alanlardan birisi karşılaştırmalı istem çalışmalarıdır. Bu doğrultuda, özellikle Türk lehçeleri üzerine yapılmış karşılaştırmalı bir istem dil bilgisi çalışmalarının sınırlı oluşu, bu tez çalışmasının çıkış noktası olmuştur. Bu tez çalışmasında Türkçenin tarihi ve çağdaş dönemlerinin karşılaştırmalı istem dil bilgisi ele alınmıştır. Orhun yazıtları, Türkiye Türkçesi ve Kırgız Türkçesi olmak üzere eş zamanlı bir söz dizimsel karşılaştırma yapılmıştır. Tezin odak noktası, Orhun yazıtları, Türkiye Türkçesi ve Kırgız Türkçesi arasındaki söz dizimsel ilişkiler ve aralarındaki söz dizimsel farklardır. Modern bir söz dizimsel inceleme modeli olan istem yaklaşımı, karşılaştırmalı olan bu çalışma için güncel ve geçerli dil bilgisel metottur. Orhun yazıtlarında yer alan fiillerin, Türkçenin tarihî ve çağdaş dönemlerinde meydana gelen istem farklılıklarının tespit edilmesi ve bu farklılıkların sebeplerinin açıklanması bu çalışmanın temelini oluşturmaktadır. Bu doğrultuda, Orhun yazıtları temelinde 237 fiilin dil verileri incelenmiştir. Tezin kapsam ve sınırlılıklarına bağlı olarak 237 fiilin 32'si çalışmaya dâhil edilmiş ve incelemeye tabi tutulmuştur. Yapılan incelemeler sonucunda Orhun yazıtları ve Türkiye Türkçesi arasında %66 benzerlik oranı, Orhun yazıtları ve Kırgız Türkçesi arasında %69'luk bir benzerlik oranı tespit edilmiştir. Türkiye Türkçesi ve Kırgız Türkçesinde ise bu oran %87 olarak tespit edilmiştir. Bu doğrultuda, tez çalışmasına dâhil edilen 32 fiil ve 38 anlam değişkesinin söz dizimsel yapıları tespit edilmiş ve var olan söz dizimsel istem farklılıkların olası sebepleri üzerinde durulmuştur.

Mehmetcan Gökbayır
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Ara Güler'in İstanbul fotoğraflarında anlamlandırma sağlayan toplum ve kent simgeleri üzerine bir inceleme

Fotoğraflar belge olması sayesinde toplumsal dönüşümlerin kanıtlarını sağlaması ve kaynaklandığı toplumun sosyolojik açıdan geçirdiği dönüşümleri ortaya koyması bakımından önemli görsel kaynaklardır. Her ne kadar kendisini foto muhabiri olarak nitelendirse de aynı zamanda belgesel bir fotoğrafçı da olan Ara Güler, fotoğrafçı olmasının verdiği dikkatli bakış açısı sayesinde içinde yaşadığı İstanbul'un özellikle 1950'li yıllardan itibaren geçirdiği toplumsal değişim ve dönüşümleri fotoğraflayarak belgelemiş ve bu noktada İstanbul fotoğrafçısı olarak da anılan bir isimdir. Ara Güler tarafından İstanbul'da çekilmiş, siyah-beyaz fotoğrafları merkezine alan bu çalışma kapsamında belirlenen fotoğraflar çekildiği mekana ve konusuna göre ayrılarak ele alınırken İstanbul'un dönemsel özellikleri de belge tarama yöntemiyle araştırılmış böylece bu fotoğrafların anlamlandırmaya katkıları incelenmiştir. Ele alınan fotoğrafların dönemin tarihi dokusu ışığında anlamlandırma açısından incelenmesi tez çalışmasının önemini oluşturan unsur olarak ön plana çıkmaktadır. Konu başlıklarının belirlenmesinde dönemin İstanbul'unu yansıtan toplumsal özellikler belirleyici olmuştur. "Toplum ve Kent simgesi özelliği taşıyan unsurların fotoğrafın anlamlandırmasında katkısı önemlidir." hipotezinden yola çıkılarak oluşturulan tez çalışmasında Ara Güler tarafından İstanbul'da çekilen fotoğrafların içeriğinde yer alan unsurların belli bir kompozisyon oluşturacak şekilde bilinçli olarak bir araya getirilmesiyle anlamlandırmanın sağlandığı varsayımı çalışmanın kuramsal çerçevesini oluşturur. Çalışmanın giriş bölümünde araştırmanın amacı, önemi, yöntemi ele alınıp literatür taramasına yer verilmiştir. Belge tarama yönteminin kullanıldığı birinci bölümde örnek Ara Güler fotoğraflarıyla "fotoğrafta kompozisyon" ve "Ara Güler fotoğraflarında katmanlı anlatı dili" başlıkları ele alınmış ve kavramsal çerçeve oluşturulmuştur. İkinci bölümde araştırılan temel konu olan anlamlandırma açısından İstanbul'a özgü dönemin toplum ve kent simgesi özelliği taşıyan unsurları belli kategoriler altında belge tarama yöntemiyle incelenmiştir. Dönem özelliklerinin de belirlendiği bu aşamada tesadüfi örneklemle belirlenen Ara Güler fotoğrafları belirlenen toplum ve kent simgesi başlıkları altında içerik ve kompozisyonları bakımından betimsel analizle incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise amaçlı örneklemle belirlenen beş Ara Güler fotoğrafı göstergebilimsel analiz yöntemi kullanılarak anlamlandırma açısından ele alınmıştır. Sonuç olarak Ara Güler'in dönem fotoğraflarını çekerken katmanlı bir anlatı dili kurduğu bunu yaparken gerek kompozisyon gerekse de teknik yollara başvurduğu görülmüştür. Kompozisyon aracılığıyla katmanlı anlatı kurarken özellikle grafik öğelerden yararlandığı ve "çerçeve içinde çerçeve" oluşturarak çok katmanlı bir anlatı sağladığı görülmüştür. Teknik olarak ise tonal dengeyle kontrast oluşturarak ön ve arka katmanlarda farklı hikayeler oluşturduğu gözlenmiştir. Ara Güler'in kullandığı uzun enstantane süresi ile hareket netsizliği oluşturması da teknik açıdan anlamlandırmada sık kullandığı yöntemlerden biri olarak görülmüştür. Ara Güler'in siyah-beyaz olarak İstanbul'da 1950 ve sonraki yıllarda çektiği fotoğraflarda dönemin tarihsel yapısından kaynaklı olarak başta göçün yansımalarının gündelik hayat uğraşlarına, yaşam biçimlerine ve aile yapılarına etkilerinin ön planda olduğu görülmektedir. Aynı zamanda Ara Güler'in İstanbul fotoğraflarının mutlaka kentin simgesi durumundaki öğeleri içerdiği de görülmüştür.

Derya Yılmaz
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

13. yüzyıl Anadolu siyasi-kültürel ortamının anadolu selçuklu sanatına yansımaları

1071 Malazgirt Zaferi sonrası, Anadolu'nun kısa süre içerisinde bir Türk yurdu haline geldiğini görmekteyiz. Büyük Selçuklu Devleti'ne tabi olarak Anadolu'ya gönderilen Türk beyleri, burada çeşitli iskân ve imar faaliyetlerinde bulunmuştur. Gerek Orta Asya ve İran'da sahip oldukları birikim gerekse Anadolu'da karşılaşılan gelenek ve kültürler, Türklerin Anadolu'da yeni bir sentez ortaya koymasına zemin hazırlamıştır. Bu tarihi gerçeklikten hareketle; Anadolu'da birçok farklı unsur bulunmasına rağmen Türklerin kısa süre içerisinde orijinal ve etkilerini bugün dahi görebildiğimiz bir medeniyet atılımı gerçekleştirmesi, üzerinde dikkatle durulması ve titizlikle incelenmesi gereken bir konudur. Hititlerden Sümerlere, Hıristiyanlıktan pagan dinlere, Helenist gelenekten Greko-Romen kültürüne uzanan bir coğrafyada millî kimliklerini kaybetmeyerek bütün bu zenginliğin üzerine inşa edilen Anadolu Selçuklularının, nasıl ortaya çıktığı ve geliştiği her yönden değerlendirilmelidir. Sanat faaliyetlerinin bir milletin yaşadıklarından, içerisinde bulunduğu ortamdan, sahip olduğu karakterden bağımsız olamayacağı gerçeği ve o döneme dair birincil kaynakların yetersizliği, Anadolu Selçuklu sanatının önemini artırmaktadır. Bu çalışmamızda, Anadolu Selçuklu dönemindeki siyasi-kültürel ortamın sanat üzerinden yorumlanması hedeflenmektedir. Anahtar Kelimeler: Anadolu, Kültür, Medeniyet, Sanat, Selçuklu.

Onur Çelik
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00