Gazi University
Department

Department of Political Science and Public Administration

Gazi University

139

Archived Theses

5

DOIs Assigned

4%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
Master'sOpen AccessTR

Üç tarzı siyasette kadına bakış

BU ÇALIŞMANIN AMACI,TÜRK SİYASAL HAYATINA YÖN VEREN ÜÇ ÖNEMLİ SİYASAL AKIMIN KADIN MESELESİNE BAKIŞINI İNCELEMEKTİR. ÖNCELİKLE YUSUF AKÇURA'NIN ÜÇ TARZ-I SİYASET MAKALESİNE ELE ALINMIŞTIR. DAHA SONRA KADIN SORUNUNUN TÜRKİYE VE DÜNYADAKİ DURUMU AÇIKLANMIŞTIR.SON OLARAK ÜÇ FİKİR AKIMININ KADIN İLE İLGİLİ SÖYLEMLERİ ELE ALINMIŞTIR. TEZ HAZIRLANIRKEN LİTERATÜR TARANMIŞ, TARİHSEL ANALİZ YAPILMIŞİ PARTİ LİDERLERİNİN VE ÜYELERİNİN SÖYLEMLERİ İNCELENMİŞTİR.

Akçura, YusufBatıcılıkKadın politikaları+6
Burcu Kışlak Yeniaras
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Bakanlar kurulunun görev ve yetkileri ile çalışma usulü

Parlamenter rejim, 1876 Anayasasında yapılan 1909 değişikliğinden sonra Anayasa Hukukumuza girmiş olup, bu tarihten sonra yürütme organı, sürekli olarak yasama organından bazı yetkiler alınarak güçlendirilmiştir.1982 Anayasası, yürütme ?yetkisi? ve ?görevinin? Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasa ve kanunlara uygun olarak yerine getirileceğini belirtmektedir.1982 Anayasası ile yürütme içinde yer alan Bakanlar Kurulu ve özellikle Başbakan ile Cumhurbaşkanının konumu, bunlara önemli yetkiler verilerek güçlendirilmiştir.Bakanlar Kurulunun Anayasa ve kanunlarla verilen pek çok önemli görev ve yetkileri bulunmaktadır. Bakanlar Kurulu bu görev ve yetkilerini, düzenleyici ve birel işlemleri yoluyla kullanır.Parlamenter sistemlerde hükümetlerin sahip oldukları görev ve yetkilerinin niteliği kadar, bu görevlerin yerine getiriliş biçimi ve yetkilerin kullanılış tarzı da büyük önem taşımaktadır. Ülkemizde Bakanlar Kurulunun çalışma usulü, her hükümet döneminde farklı şekillerde uygulanmıştır.

Bakanlar KuruluBaşbakanGörev+2
Ayşegül Doğan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Kemalizm ve Demokrat Parti

Bu çalışma Kemalizm ile Demokrat Parti ilişkisini Türk Siyasal Modernleşmesi bağlamında yeniden kavramsallaştırması ve bu doğrultuda anlamayı amaçlamaktadır. Çalışmada 1839 yılı milat kabul edilerek 1950 yılına kadar olan gelişmeler süreklilik ve kopuş ilişkileri ihmal edilmeden yapısal bir dönüşümü okumayı mümkün kılacak şekilde incelenmiştir. Türk modernleşmesi, Kemalizm ve Demokrat Parti üzerine yazılan literatür taranarak hazırlanmıştır. Bir dönem incelemesinden ziyade kronolojk gelişmelere bağlı kalınarak farklı düzeyde anlama imkânları araştırılmıştır. Demokrat Parti, ?46 Ruhu? ya da ?46 sapması? argümanlarından bağımsız bir şekilde ele alınmayı zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda Kemalizm ile Demokrat Parti, 3 nokta üzerinden sorunsallaştırarak anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu üç nokta Demokrat Parti'nin Kemalizm'i konsolide ettiği üç nokta olarak tasarlanmıştır. Bunlar siyasal konsolidasyon, toplumsal konsolidasyon ve ideolojik konsolidasyondur. Demokrat Parti'nin 1946 yılında kurulup, 1950 yılında iktidara gelmesi ile öncelikli olarak siyasal katılımın kanalları açıldığı için, siyasal konsolidasyon; sonrasında bu siyasal katılımın doğal sonucu olarak siyasal merkez ile toplum arasında kurulan ilişki neticesinde toplumsal konsolidasyon ve devrimlerde radikal yöntemin terk edilerek modernleşmenin ekonomik bir kalkınma sürecine çekilmesi ile de ideolojik konsolidasyon gerçekleşmiştir. DP bir anlamıyla da Türk modernleşmesinin bürokratik-merkeziyetçi eğilimlerine karşı siyasal alanın yeniden ihyası ile sınırlayıcı bir müdahale olarak değerlendirilmiştir.

Demokrat PartiKemalizmSiyasi partiler
İbrahim Barbaros Akçakaya
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiyede kentsel dönüşüm projeleri (Altındağ Belediyesi örneği)

Türkiye'de Kentsel Dönüşüm Projeleri (Altındağ Belediyesi Örneği)? Çalışmamızda da belirtildiği gibi Türkiye, yaşamakta olduğu kentleşme sorunları sebebi ile hem sektörel açıdan hem de sosyal açıdan birçok etkiye maruz kalmaktadır. 1950'li yıllardan itibaren çoğalan göç unsuru, kentsel sorunların oluşumundaki ana neden olarak göze çarpmaktadır. Göçle beraber ortaya çıkan ekonomik ve sosyal problemler, kişilerin yaşam mekânlarına da yansımış ve gecekondulaşma, hızlı bir şekilde ilerlemeye başlamıştır. Dolayısıyla gecekondulaşma, beraberinde kalitesiz yaşam mekânları'nı getirmiştir. Yukarıda değinilen unsurlara paralellik oluşturması açısından, bu çalışmada; Ankara iline bağlı Altındağ Belediyesi araştırma alanı olarak seçilmiştir. Çalışma alanları; doğal ve tarihî değerlerin varlığı bakımından zengin bir niteliğe sahiptir. Ancak, gelişigüzel ve plânsız yapılanmanın etkisi altında olduğu için de yaşanabilirliği olan bir kent mekânı görünümünde bulunmamaktadır. Bu sorun, özellikle seçtiğimiz bölgede açıkça görülmektedir.Bunun yanında, Altındağ Belediyesinin mahalleleri gelişmişlik bakımından kente biraz daha yakın nitelikli yerleşimler olarak göze çarpmaktadır. İncelenen bölgelerde, öncelikle yapılması gerekenlerin başında, kişilerin yeni yaşam alanlarına taşınmaları için gerekli yatırım ve kaynak tespitlerinin yapılması gelmekte ve alan sakinlerine sağlıklı ve her tür donatının mevcut durumda olduğu, yeni yaşam mekânları sağlamak, dönüşüm çalışmalarının esas hedefini oluşturmaktadır.Bu çalışmanın amacı; dönüşüm projelerinin, yenileme projeleri kapsamındaki işlevlerinin anlatıp, dünyadan ve ülkemizden örneklerle karsılaştırılması ve sürdürülebilirliklerinin yanında, uygulanabilirliklerinin de ne oranda olduğunun incelenmesidir. Buna bağlı olarak; Altındağ Belediyesi tarafından seçilen pilot bölgeler, kentsel yenileme ve dönüşüm konuları bakımından incelenmiş ve ?Altındağ Belediyesi Kentsel Dönüşüm Projesi? çalışmasının, dünyadaki ve ülkemizdeki diğer dönüşüm çalışmalarına benzer bir politikayla yürütüldüğü sonucuna ulaşılmıştır.Anahtar Sözcükler:1.Kentsel Yenileme2. Kentsel Dönüşüm3. Altındağ4. Ankara.

Ankara-AltındağKentsel dönüşümKentsel gelişme
Tumar Nurakova
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Kurumsal bir değer olarak ahiliğin sosyo-kültürel gerçeklik alanında kurumsallaşması ve üç boyutlu kültürünün inşası

Bu çalışmanın konusunu, sosyal bir varlık olan ve sosyo-kültürel gerçeklik alanının öznesi olma potansiyelini taşıyan insanın bireysel ve kolektif ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurumsallaşma sürecini izleyerek sosyal kurumları inşa etmesi oluşturmaktadır. Bu konu bağlamında sosyo-kültürel gerçekliğin 13.yüzyılda ve Anadolu'da somutlaşmasının bir örneği olarak ahilik hakkında sistematik bilgiye ulaşmak amaçlanmıştır.Fiziksel dünyanın bir üyesi olarak bedensel ihtiyaçları gereği nesne olan insan, ihtiyaçlarını aşma olasılığı, akıl ve irade sahibi olarak değer ve anlama yönelerek özne olur ve tarihsel ve sosyolojik anlamda özne olmanın potansiyelini taşır. Bu haliyle insan,anlam ve değer alanının bir üyesi ve sosyo-kültürel gerçekliğin öznesidir. Onu öyle yapan toplumsalın yeniden üretimini sağlayacak, değişen, dinamik yapısıdır.İnsan bireysel ve kolektif ihtiyaçlarını karşılamak üzere, sayısız seçenekliliğin etkisi altındadır ve bu kurumsallaşma sürecinin kaotik, rizomik ve derinlikli bir yatay ve/veya dikey hareketi izlemesi anlamına gelir. Toplumsalın yeniden üretimini sağlama potansiyeline sahip, seçenekler arasında tercih edilirliliği üst düzeyde olan, fonksiyonellik ve ahlakilik ölçütlerine göre çalışan operasyonal kritik davranış, diğer insanlar ve sosyal birliklerce desteklenerek sosyal kurum halini alır. Bu sosyal kurum, sosyo-kültürel yapının bir parçası olarak diğer sosyal kurumlarla ve bütünle semantik, organik, sibernetik, fonksiyonel ilişkiye girerek parça bütün ilişkisini örnekler.Sosyo-kültürel gerçekliğin zaman ve mekanla kenetlenmesi sonucu 13.yüzyılda Anadolu'da ahilik kurumu oluşmuştur. Ahilik kurumu kurumsallaşma sürecinden geçerek Anadolu'yu yurt edinen Türkler tarafından ihtiyaçlarının gereği demografik malzemeyi kullanarak sosyo-ekonomik, siyasi koşulların üzerine oturarak Eski Türkler'in kültürel unsurlarını, Doğu Roma'nın loncalarını, İran ve Horasan'dan gelen heteredoks etkiyi İslam'la yoğurarak insan, toplum ve evren bütünlüğünü içinde barındıran bir zihniyeti üretmişlerdir. Fetadan fütüvvete ve oradan ahiliğe bizi taşıyan zihniyet, modern bilimin düalist kavram ve algılarını birleyen, insanın faaliyet alanlarını evrensel ve insani değerler zemininde işleten ve ahlaki şahsiyet idealine yönelen yapısıyla özellikle bizim ve günümüz için önem arz etmektedir. Bu zihniyet ,fiziki ve sosyal gerçekliği bütüncü bakış açısıyla kabul edip parçaları ilişkilendiren bir medeniyet kavrayışının habercisidir. Söz konusu kavrayış,aslında aynı şeyin modern ve postmodern ifadesi olan anlayışların ekonomik ve sosyo-politik tuzaklarından kurtulmak isteyen bir arayıştır. Arayışımız tarihte yer bulan ve fakat kendisinin değil kendisini de doğuran zihniyetin günümüze taşınma zorunluluğunun olduğunu gördüğümüz bir model olarak ahiliği buldu.Her alanda bozulma ve çözülmenin üst seviyede olduğu zihinlerin, sosyalizm kapitalizm, akıl gönül, madde mana, dünya ahiret, aktör yapı gibi sayısız düalist yapılara sıkıştığı zamanda kendimizden hareketle evrensele yönelmesi gereken yeni medeniyetin inşasında sosyolojiye düşen görev, gerçekliğin parça bütün arasındaki ahengini kurarak olması gereken değerler alanına insanlığı taşıyacak entelektüel malzemeyi hazırlamaktır. Çalışmayı yönlendiren temel problem budur.Çalışmamızda bütüncü yaklaşımla dile getirilen zihniyetin rehberliğinde sosyo-kültürel gerçeklik inşası olarak ahiliği aldık. Bu ele alış etik, sosyal psikolojik, sosyolojik, teolojik olmak üzere disiplinler arası çalışmayı gerektirdi. Ahlaki modeli, yöneldiği değer idealleri, insanın bireysel ve kollektif ihtiyaçlarını giderme biçimi, insan, toplum ve evreni bütüncü kavrayışla; sosyo-ekonomik kurum olarak ahilikte, zihinlerimizi açıp ezberlerimizi bozacak, eksikliğini çektiğimiz paradigmal aşıyı bulabileceğimiz birçok zenginleştirici unsurun olduğu sonucuna varılmıştır.Anahtar Sözcükler1.Sosyo-kültürel gerçeklik2.Kurumsallaşma ve kurumsallaşma süreci3.Değer ve değerler hiyerarşisi4.Ahilik5.Bütüncü paradigma

AhilikKurumsallaşmaSosyal kurumlar
Savaş Aygener
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Küresel kentlerin yönetimi ve İstanbul için bir model önerisi

Küreselleşme her şeyi kendi değerler sistemini uygulayabilmek için değiştirmekte ve dönüştürmektedir. Bu süreçte değişen, niteliği farklılaşan alanlardan biri de kenttir. Kentler küresel ekonomiyle eklemlenebilmek için potansiyellerini bu doğrultuda kullanmakta, diğer kentlerden her alanda önde olmak için sürekli rekabet eden bir yapıya bürünmektedirler. İşte küresel ekonominin kontrol edildiği, yoğunlaştığı, yönlendirildiği bu kentler literatürde küresel kent olarak kavramsallaştırılmaktadır. Küreselleşmenin tüm etkilerinin gözlemlenebildiği bu kentler, artan hizmet yükünü karşılayabilmek, kentlilere daha nitelikli bir yaşam sağlayabilmek için kendilerine özgü bir yönetim yapısı belirlemişlerdir. Tokyo ve Londra'da kendine özgü bir yönetim yapısına sahip olan küresel kentlere örnek teşkil etmektedir.Bu çalışma küresel kent özelliklerini taşıyan ve küreselleşmenin etkilerinin açıkça gözlemlendiği İstanbul'un da kendine ait bir yönetim yapısına sahip olması gerekliliği üzerine kurgulanmıştır. Bu doğrultuda hem İstanbul'un mevcut yönetimiyle ilgili hem de önerilen modelle ilgili derinlemesine mülakat tekniği ile İstanbul'un mevcut yapısındaki sorunlar ve önerilen modele ilişkin düşünceler tespit edilmeye çalışılmıştır. Mülakatlar, İstanbul Büyükşehir Belediyesinde, İlçe belediyelerinde ve şehir plancıları odasında görevde bulunan kişilerle yapılmıştır.Mülakat çalışması sonucunda mevcut yapıdaki aksaklıkların bir kısmı dile getirilse de birçoğu ifade edilmemiş, yapının belirli kısımları korunmak istenmiştir. Bu çalışmada alan çalışması sonuçları ve İstanbul'la ilgili yapılan çalışmalar göz önüne alınarak İstanbul'a özgü bir yönetim modeli oluşturulmaya çalışılmaktadır.Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Kent, Küresel Kent, İstanbul.

KentlerKüresel kentlerKüreselleşme+1
Nazlı Yücel Batmaz
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de sivil bürokratik elitlerin dönüşümü (1960-1980)

Bu tez, Türkiye'de sivil bürokratik elitlerin yirmi yıllık bir dönemde geçirdiği dönüşümü açıklamaya çalışmaktadır. Çalışma bu dönüşümü siyasal, hukuki, ekonomik, bürokratik ve ideolojik yönleriyle incelemiştir. Tezin kronolojik sınırlarını oluşturan 1960-1980 arası dönemi başlatan 27 Mayıs, Türkiye'de bürokrasi, ordu ve aydınların oluşturduğu tarihsel ittifakın geçmiş on yılın politik çizgisine gösterdiği tepkinin bir sonucu olarak görülebilir. Bu tepki, aynı zamanda bürokratik yönetim geleneğinin bir müdahalesidir.Türkiye'de 1960 yılı ile birlikte yeni bir dönemin başladığını söylemek mümkündür. Bu dönemde; siyasal olarak çoğulculuk-zayıf bir yürütme düşüncesinin de etkisiyle-ekonomik olarak planlı kalkınma ile yakın ilişkili ithal ikameci sanayileşme, bürokratik olarak da kontrolcü, merkeziyetçi, planlamacı ve seçkinci bir anlayış etkisini göstermiştir. Yeni anayasanın felsefesini bunlar etkilemiş, dolayısıyla geleneksel bürokratik görüşler 1961 Anayasası'na da yansımıştır. Diğer bir deyişle seçkinci ve vesayetçi eğilimlerin kendini belli ettiği bu dönemin bir ürünü olan yeni anayasa ile hukuk sistemine bürokratik kontrol mekanizmaları yerleştirilmiştir. Özellikle planlı kalkınma süreci sadece ekonomik yönüyle değil söz konusu mekanizmalar açısından da anlamlıdır. Anayasanın çift karakterli yönü olsa da bürokratik yönünün hakim konumda olduğunu söylemek mümkündür. 1960-1971 arası dönem söz konusu ittifakın seçkinci/bürokratik görüşleri çerçevesinde şekillenmiştir. Bu dönemde sivil bürokrasi, özerklik ve hukuki teminat gibi unsurlara kavuşmuş, hatta idari reform araştırmalarına da (MEHTAP) girişilmiştir. 1960 sonrası aydınlar yani üniversite de geniş bir özerkliğe sahip olmuştur. Bu tarihle birlikte aydın kesim, ?eylem? yönünü belirginleştirmiş ve iktidar formülleri üzerine yoğunlaşmıştır. Aydınların öncülüğünde gelişen ?Yön Hareketi?nin ?yeni devletçilik? ve ?hızlı kalkınma? vb söylemlerini bu tür formüller bağlamında iktidar arayışı olarak görmek gerekir. Bu adımlar, bürokrat-aydın kesimin kendi içinde değişimci ve statükocu olarak ayrışmasına da sebep olmuştur. 12 Mart'a kadar geçen on yılın öngörülemeyen toplumsal gelişmeleri karşısında; bir yanda bürokratik elitlerin ideolojik çözülmeleri başlamış diğer yanda ise hayata geçirilen formül işlemez hale gelmiştir.12 Mart, bürokratik elitlerin 1960'lardaki ittifakının artık sürdürülemeyeceğini tescil eden bir tarih olmuştur. Muhtıra, geçmişte olduğu gibi ?merkez?i temsil eden bürokratik elitlerin ?devleti kurtarma? misyonunun bir uzantısı olarak görülmüştür. 27 Mayıs sonrası atılan adımların benzerleri 12 Mart sonrası da atılmıştır. Ancak artık aydınlar bu süreçte yoktur. Bürokratik elitizmin bir ürünü olarak da nitelenebilecek olan partilerüstü teknokrat kabineleri, devletin yıkıldığına dair güçlü bir inancın da etkisiyle devlet, toplum, ekonomi, hukuk, eğitim ve toprak alanlarında reformlar hedeflemiş, ancak bunların büyük bir kısmı hedef olmaktan öteye geçememiştir. Bununla birlikte 12 Mart sonrası, sivil bürokrasinin özerkliğine son verilmiş, idari reform çalışmaları tekrar başlatılmış ve merkeziyetçi yapıyı güçlendirecek tedbirler alınmıştır.1960-1980 yılları arasında sivil bürokratik elitler, yaşanan sosyal ve ekonomik değişim süreciyle de ilişkili olarak iktidar üzerinde gitgide zayıflayan nüfuzunu iyice kaybetmiştir. Sivil bürokrasi ve aydınlar yirmi yıllık dönemin sonunda eski gücü ve prestijinden uzaklaşmıştır. Planlı kalkınma anlayışı da bürokrasinin gerileyişine çare olamamıştır. DPT, söz konusu dönemin sonlarına gelindiğinde değişimin sürükleyici gücü olamayacağını göstermiştir. Buna karşılık sanayi burjuvazisi, 1970'lerden sonra siyasal iktidar denklemine dahil olmuştur. Bu dönemde; bürokratik elitlerin geçmişte sıkı sıkıya bağlı olduğu ilkelerin bir kısmı önemini yitirmiş, ancak bürokratik yönetim geleneği aşınmalara rağmen kendini görece muhafaza etmeyi başarmıştır. Seçkinci anlayışın bürokratik gelenekle yakın ilişkisi düşünüldüğünde bu anlayışın izlerinin de benzer bir konumda olduğu söylenebilir. Bununla birlikte incelenen yirmi yıllık döneme bakıldığında, sivil bürokratik elitlerin geçirdiği dönüşümün izleri görülebilmektedir. Özellikle 1980'li yıllar söz konusu dönüşümün daha somut olarak izlenebildiği yeni bir dönem olacaktır.Anahtar Sözcükler1. Bürokrasi2. Elit3. Elitizm4. Bürokratik Elit5. Türk Bürokrasisi

BürokrasiElitizmSeçkinler
Özgür Önder
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Siyaset teorisinde mükemmeliyetçilik

Bu çalışmada, mükemmeliyetçilik düşüncesi kapsamında yürütülen tartışmalar ele alınmış ve mükemmeliyetçi ve anti-mükemmeliyetçi düşüncelerin temel varsayımları ve neden olabilecekleri muhtemel sonuçların ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Mükemmeliyetçilik, çok farklı disiplinlerle ilişkili bir kavramdır. Bu tezde, insanların mükemmelleşmesi için devletin ne ölçüde rol üstlenmesi gerektiği konularını kapsayan ?siyasal mükemmeliyetçilik? düşüncesi, teorik düzeyde ele alınmıştır.Siyaset bilimi literatüründe ilk kez 1971'de John Rawls tarafından kullanılan mükemmeliyetçilik terimi; devletin, insan yararını azamileştirecek şekilde örgütlenmesi, bireysel görev ve yükümlülüklerin buna göre belirlenmesi ve toplumun da buna göre yönetilmesi olarak tanımlanmıştı. Rawls'ın mükemmeliyetçiliği eleştirmesinin ardından, kavram etrafında geniş tartışmalar yürütülmüş ve farklı mükemmeliyetçilik tanımları yapılmıştır. Tanımlamalar, ?aşırı? ve ?ılımlı mükemmeliyetçilik? olmak üzere iki grupta ele alınabilir. Aşırı mükemmeliyetçilikte, devletin, insanların yararını arttırmak için onların hayatına kapsamlı olarak müdahale etmesini gerekli görülür. ?Ilımlı mükemmeliyetçilik? ise, devletin rolünün, insanların yaşantılarına geniş ölçüde müdahale etmek ve belli iyi anlayışlarını zorla uygulamak yerine, sadece başkalarına zarar verecek eylemlere engel olmak ve seçenekleri eşit ölçüde erişilir kılmakla sınırlı olması gerektiğini ifade eder. Bu ikinci tanımı benimseyenler, daha çok, anti-mükemmeliyetçi olarak kabul edilmektedirler.Mükemmeliyetçiler, insanların, devlet aracılığıyla iyi kişiler haline getirilebileceğine ve insan yararının devlet eliyle arttırılabileceğine inanırlar. Bu yüzden de, devlet tarafından belirlenen belli iyi anlayışlarının, gerekirse zor kullanılarak uygulanmasını gerekli görürler.Buna karşı çıkan anti-mükemmeliyetçiler ise, devlet aygıtının insanları mükemmelleştirme aracı yapılmasının onlara hiçbir yarar sağlamayacağını, aksine onların aleyhine sonuçlar doğuracağını iddia ederler. Onlara göre, özerkliğe sahip her birey, kendi yarar ve zararını başkalarından daha iyi değerlendirebilecek durumdadır. Kişilerin, doğru olduğuna inanmadıkları eylemleri dış baskılarla gerçekleştirmelerinin onlara hiçbir faydası yoktur. Bu tarz bir yönetim modeli, refah kaybı, kültürel bozulma, adaletin yozlaşması, toplumsal çatışma, devletin totaliterleşmesi gibi birçok zararlı sonuca sebep olacaktır. Mükemmeliyetçi modelde, devlet aygıtını elinde bulunduranların, kendi doğrularını herkesin doğrusu haline getirmek için zora başvurmasının totalitarizme neden olacağını iddia eden anti-mükemmeliyetçiler, devletin iyi anlayışları arasında tarafsız kalmasını isterler.Başlangıçta insanların yararını hedefleyen birçok siyasi projenin sonradan insanların felaketine dönüşmesi deneyimleri, anti-mükemmeliyetçilerin iddialarını desteklemektedir. Bununla birlikte, insanların hayatına devlet tarafından hiçbir müdahalede bulunulmaması şeklinde sınırsız bir özgürlüğün daha başka sakıncaları ortaya çıkaracağı âşikardır. Dolayısıyla, devletin rolünün, insanların hayatını kapsamlı olarak biçimlendirmek veya insanlara hiç müdahale etmemek olması yerine, insanların başkalarına zarar verecek eylemlerinin engellenmesi ve seçeneklerin herkes için eşit düzeyde erişilebilir kılınmasını sağlamakla sınırlı tutan ılımlı mükemmeliyetçilik yaklaşımı daha mâkul bir model olarak görülmektedir.

MükemmeliyetçilikTotaliterizmÖzerklik
Zekeriya Tüysüz
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Liberteryen gelenekte Murray N. Rothbard ve siyaset felsefesi

Bu tez, liberteryen düşünür Murray N.Rothbard'ın siyasal felsefesini ve liberal gelenekteki yerini ele almaktadır. Liberteryenizm minimal devletçi ve anarko kapitalizm olmak üzere ikiye ayırılır. Minimal devletçi yaklaşım, devletin varlığını ve gerekliliğini reddetmeyerek ona mümkün olabilecek en dar sınırları çizmeyi amaçlarken, anarko kapitalizm devletin ortadan kalkması ve güvenlik ve adâlet hizmetlerinin de piyasa konusu olması talebiyle dikkat çeker. Anarko kapitalist bir liberteryen olan Rothbard da gerçek bir adâlete ve güvenliğe ulaşmak için devletin yeniden yapılandırılmasını veya reforme edilmesini değil, onun ortadan kalkması gerektiğini öne sürer. Zira, onun için devlet, gelirini vergi adı altında fiziksel cebir kullanarak toplayan ve belirli bir mülki alan üzerinde nihai karar almakta ve güce başvurmakta zora dayalı bir tekeli elinde bulunduran bir kurumdur. Rothbard, devletin olduğu bu sisteme alternatif olarak özel güvenlik firmalarının rekabetçi koşullarda faaliyette bulunduğu anarko kapitalist sistemi önerir.Siyaset teorisini doğal hukuk felsefesine özellikle John Locke'un mülkiyet ve ilk kazanım yaklaşımına dayandıran Rothbard, özgürlük teorisiyle her bireyin eylemlerinin sınırını belirleyen özel mülkiyet hakkını tesis etmeyi amaçlar. Esasında, Rothbard özel mülkiyeti esas alan özgürlük teorisini iki liberteryen ilke üzerine inşa etmiştir. Bunlar, her insanın kendi bedeni üzerinde meşru hakkı olduğu önermesini içeren ?İnsanın kendisinin sahibi olması? ilkesi (self-ownership) ile saldırı kavramının başkalarının mülkiyet ve kişilik haklarına yönelik fiziksel zor kullanımına veya tehditine başvurma olarak? tanımlandığı saldırmazlık aksiyomudur (non-aggression axiom).Rothbard bireysel özgürlüğü insan doğasından ve aklından hareketle temellendirir. İnsanın rasyonel doğasından başka Rothbard'ın sosyal teorisinin diğer kurucu unsuru Misesçi praxeologic yaklaşımdır. Praxeology, bireysel olarak insanın eylemde/ faaliyette bulunduğunu esas alan temel bir aksiyoma dayanır. Bu aksiyoma göre, insan eylemleri, bilinçli/amaçlı olup seçilen amaçlara yöneliktir. Rasyonel doğal hukuk anlayışı ve praxeology Rothbard'ın sosyal teorisinin temelini oluşturduğu gibi, düşünürün siyaset felsefesini, Nozick ve David Friedman gibi liberteryenlerinkinden farklılaştıran yönünü de oluşturur.Rothbard, iktisat teorisi çerçvesinde, iki temel sosyo ekonomik sistemin tanımını yapar. Bunlar, piyasa ilkelerinin geçerli olduğu sistem ile hegemonik ilkelerin kullanıldığı sistemdir. Düşünür, piyasa ilkelerinin içinde bulunduğu iktisadi sistemin uyumuna katkı sağlamasına ve toplumun etkinliğini, başarısını ve özgürlüğünü güvence altına almasına rağmen, hegomonik prensiplerin uygulanmasının çatışmaya, cebire, verimsizliğe, yoksulluğa ve kaosa neden olduğunu öne surer.Anahtar Sözcükler1. Anarko-kapitalizm2. Liberteryenizm3. İnsanın kendisinin sahibi olması4. Saldırmazlık aksiyomu5. Mülkiyet hakkı

Mülkiyet hakkı
Ahmet Taner
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Modernleşme sürecinde iktidar-taşra ilişkileri: Türk edebiyatında 'taşra'

Bu tezde, taşranın modernite bağlamında geçirdiği değişim sürecinin edebi metinler üzerinden tartışılması amaçlanmıştır. Edebiyatın analiz konusu yapılması, öncelikle ideoloji ve estetik kategorisinin birlikte tartışılmasını gerektirmiştir. Modernite ile dağılan dünyaya dair bütünlük duygusunun edebiyat ile telafisine yönelik eğilim ile taşranın içerilmesine işaret eden modern ulus devletin bütünleştirmeci stratejileri arasındaki ilişkiler analiz edilmeye çalışılmıştır. Modernite, ulus devlet oluşum sürecinde taşranın rolünü ve konumunu değiştirmiştir. Modernitenin bozarak yeniden inşa etmeye giriştiği `bütünlüklü dünya' tahayyülü, taşranın geçirdiği dönüşümün itici gücünü oluşturmaktadır. Taşranın dönüştürülme ihtiyacı, bütün tarafından içerilme zorunluluğundan doğmuştur. Taşranın geçirdiği söz konusu değişimi edebi metinler üzerinden takip etmek mümkündür. Bu çerçevede tezin ilk bölümünde modern bir tür olan roman ekseninde, edebiyat ile ideolojinin işleyiş mekanizmaları tartışılmıştır. İkinci bölüm taşra ile siyasi iktidar arasındaki ilişkilerin Osmanlı İmparatorluğu'ndan Türkiye Cumhuriyeti'ne doğru ilerleyen tarihsel süreçteki seyrine ayrılmıştır. Üçüncü ve son bölümde ise ilk iki bölümde ortaya konan teorik çerçeve uyarınca taşranın edebiyattaki temsilleri, bütünün parçası haline getirilmeye çalışılan taşranın değişiminin söylemsel formları tartışılmıştır. Tezin teorik çerçevesi uyarınca öne çıkan isimler ise Lacan, Lukacs ve Bahtin olmuştur.Anahtar Sözcükler1-Modernite2-Taşra edebiyatı3-Estetik4-Hegemonya5-Merkez-çevre teorizasyonu

ModerniteModernleşmeSiyasi iktidar+4
Hatice Sevgi Zengin
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00