
146
Archived Theses
5
DOIs Assigned
3%
DOI Rate
Archived Theses
Hegemonya krizi ve Türk sağı: Birinci Milliyetçi Cephe Hükümeti örneği
Siyasi rejimler ile devlet arasındaki kopmaz bir ilişkinin olduğunu savunulan bu tezde siyasi rejimlerin sınırlarını, rejimlerin değişim dinamiklerinin hangi toplumsal ve tarihsel temeller üzerinde oturduğunu Birinci Milliyetçi Cephe Hükümeti üzerinden çözümlenmeye çalışılmıştır. Soğuk Savaşın yoğun olduğu bir dönemde kurulun bu hükümet, yükselen popülist sol dalga ile mücadele etmiş, hegemonyanın konsolidasyonunu amaçlamış, ancak bunu istediği ölçüde başaramamıştır. Bununla birlikte özellikle devlet personel politikası, sağ siyasi rejimlerin karakteristik yapısını ortaya koymuştur. Birinci Milliyetçi Cephe Hükümeti soğuk savaşın en yoğun olduğu dönemlerde kurulmuştur. Bu hükümetler, islamcı ve milliyetçi sağın muhafazakar-liberal sağ öncülüğünde yükselen emekçi ve popülist sol hareketlere karşı oldular. Daha sonraki sağ hükümetlerin de ideolojik öncüsüydüler..Hem hakim sınıfların yapısının değişmesi hem de sermaye birikim biçiminin bir bunalıma doğru gitmesinin önlenemez habercisiydi. Ama esas olarak sınıf mücadelesi ile siyasi rejimin ve devlet ilişkisinin önemli bir göstergesiydi.
Yasama dokunulmazlığının Ceza Hukuku açısından değerlendirilmesi
Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Anabilim Dalı'nda yüksek lisans yapan Mehmet TUNÇ tarafından hazırlanan ve konusu ?Yasama Dokunulmazlığının Ceza Hukuku Açısından Değerlendirilmesi? adını taşıyan bu yüksek lisans tezi 2010 yılında tamamlanmıştır.Bu tezde; Anayasa'nın 83/2., 3. maddesinde düzenlenen yasama dokunulmazlığı, ceza hukuku açısından ele alınarak değerlendirilmiştir. Yasama dokunulmazlığı, milletvekillerinin yasama işlevlerini herhangi bir engelle karşılaşmadan yapabilmelerini sağlama amacını güder. Bu sebeple yasama dokunulmazlığı milletvekillerinin işlemiş olduğu konusu suç teşkil eden fiiller nedeniyle yargılamalarının, milletvekili sıfatları sona erinceye kadar ertelenmesinden ibarettir.Yasama dokunulmazlığı, bir imtiyaz olmayıp parlamenter sistemin niteliğinden kaynaklanan bir kurumdur. Yasama dokunulmazlığı; Anayasada düzenleniş biçimi, kapsamının geniş olması, kaldırılmasının zor olması nedeniyle eleştirilmektedir. Bu tezde özellikle üzerinde durulan konu; bu eleştirilerin bir çoğunun haksız olduğu ve geri kalan eleştirilerin de bertaraf edilmesi için yapılması gereken çalışmaların neler olması gerektiğine ilişkindir.Anahtar Sözcükler1.Anayasa2.Yasama Dokunulmazlığı3.Ceza Hukuku4.Milletvekili5.Zamanaşımı6.Türkiye Büyük Millet Meclisi7.Yasama Sorumsuzluğu8. Ceza Muhakemesi Hukuku Tedbirleri
Dinî gruplar ve siyaset: Yeni Asya grubu örneği
Tezimizin birinci bölümü Yeni Asya Grubu'nun doğuşunu ve yapılanmasını; ikinci bölümü Said Nursi'nin bıraktığı siyasi mirası, üçüncü bölümü Yeni Asya'dan kopmaları; dördüncü bölümü Yeni Asya Grubu'nun askerî müdahalelere bakışını; beşinci ve son bölümü ise Said Nursi'nin bıraktığı siyasi mirası katı bir şekilde sahiplenen Yeni Asya Grubu'nun Demirel'le olan ilişkisini ve genel seçim dönemlerindeki hareket tarzını analiz etmektedir.
Kant'ın Kozmopolitizm Teorisi ve çağdaş kozmopolitizm akımı üzerindeki etkisi
Tezde bir evrenselcilik olarak Kant'ın kozmopolitizminin ihtiyaçlar bağlamından bağımsız olmadığı savunulmaktadır. Kant'ın kozmopolitizmi, herkesi kapsadığını ve herkesin menfaatine olduğunu iddiasını dillendirirken, özellikle tecrübe alanında bulunan ihtiyaçlardan uzak ve kendisini soyutlayabilmiş bir konumda takdim eder. Ancak kozmopolitizm, siyasî ve toplumsal bir ihtiyacın ürünü olarak, başka ihtiyaçları özellikle topluluk ve dolayısıyla beşerî sistem düzeyinde, bastırıcı bir rol oynar. İhtiyaçların farklılaşması beşerî farklılıkların temelini teşkil ettiğinden, kozmopolitizmde farklılığın tanınmasının sorunlu ve sınırlı olduğu ortaya koyulmuştur. Tezin birinci bölümünde kozmopolitizmin köklerinden itibaren izlenen bu sorunsalın, ikinci bölümde Kant'ta ve üçüncü bölümde ondan etkilen çağdaş kozmopolitistlerde hangi boyutlar kazandığı anlaşılmaya çalışılmıştır.
Bilimsellik, karşı söylem ve düşünce tarzı bağlamında oksidentalizm
Bu tezin amacı, oksidentalizmin bir düşünce tarzı mı, bir karşı söylem mi, bir bilim mi olduğu sorusu altında oksidentalizmin mevcut durumunu aktarmak ve konuya farklı bakış açıları getirerek ilgili literatürü bir nebze de olsa genişletebilmektir.Bu amaç doğrultusunda, birinci bölümde, oksidentalizmin önceli olan oryantalizm konusu Avrupa-merkezcilik ve ötekileştirme ışığında incelenerek oksidentalizmin gerekliliği vurgulanmıştır. İkinci bölümde, öncelikle oksidentalizmin tanımı, konusu, kapsamı, amacı ve yöntemi ele alınarak oksidentalizm kavramının içi doldurulmaya çalışılmış, daha sonra ise oksidentalizm konusundaki farklı görüşler aktarılmıştır. Oksidentalizmin bir düşünce tarzı mı, bir karşı söylem mi, bir bilim mi olduğu sorgulandıktan sonra, konuya yönelik eleştirilerle çalışma neticelendirilmiştir.Amaca ulaşmak için literatür taraması yapılmış ve elde edilen bilgiler kendi düşüncelerimizle harmanlanmaya çalışılmıştır.Bu çalışma, Doğu'nun oksidentalizme olan gereksinimini açıkça ortaya koymuştur. Çünkü oksidentalizm, Doğu'nun özgürleşme hareketinin adıdır. Halihazırda özgür olduğunu düşünmek bilincin Batılılaştığının bir göstergesidir. Oksidentalizmin zirve noktası ise, Doğulu `ben'in ortaya konduğu, özümsendiği, geliştirildiği ve bir söylem olarak ortaya konulduğu bir tüzel kurumluktur.
Türkiye'de ekoloji hareketinin gelişimi: Ağaçkakan Dergisi örneği
Çalışma, Giriş ve Sonuç bölümleri dışında, iki ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmanın konusu açıklanmış ve metodoloji hakkında bilgi verilmiştir. ?Yeni Toplumsal Hareketler ve Ekoloji Hareketi? başlığını taşıyan ilk bölümde, öncelikli olarak yeni toplumsal hareketler teorisi incelenmiştir. Ayrıca bu bölümde konuyla ilgili temel kavramlar irdelenmiş ve bu kavramlardan hareketle, ?ekolojik yaklaşım? ile ?çevre korumacılığın? farklılığı sorunu tartışılmıştır. Her iki yaklaşım, düşünsel yapıları, ilkeleri, ekolojik sorunlara bakışları, amaçları ve hedefleri bakımından ele alınmıştır. Daha sonra ekoloji hareketinin partileşme süreci ve Türkiye'de yaşanan ?Yeşiller Partisi? deneyimi değerlendirilmiştir.İkinci bölümde, Ağaçkakan dergisinde yayımlanmış yazılar, konularına göre gruplandırılarak değerlendirilmiştir. Bu bölümde, Ağaçkakan dergisinin muhalif tavrının niteliğini incelemek, toplumsal muhalefetin dergide dile getirilme biçimlerini araştırmak amacıyla, 1992-2003 yılları arasında yayımlanan 40 sayı incelenmiştir.Çalışma, toplu bir değerlendirmenin ardından, kaynakça ve ekler ile sona ermiştir. Bu çalışmada, Türkiye'de ekoloji hareketi içerisindeki grupların, özellikle de S.O.S Akdeniz derneğinin siyasal, toplumsal, kültürel ve ekonomik alandaki ilke ve önerilerinin sunulduğu Ağaçkakan dergisi, bilimsel olarak ele almıştır.Anahtar Kelimeler: Yeni Toplumsal Hareketler, Ekoloji Hareketi, Ekolojik Siyaset, Ağaçkakan Dergisi
1982 Anayasasında ve Türk Ceza Yargılamasında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi uygulaması ışığında suçsuzluk karinesi
Suçsuzluk karinesi suç ile itham edilen kişinin, bir mahkeme hükmü ile itham edildiği suçu işlediği hukuka uygun delillerle adil bir şekilde yapılan yargılama neticesinde sabit kabul edilinceye kadar kişinin suçsuz kabul edilmesidir. Bu ilke birçok milletlerarası sözleşmede de ifade edilmiştir. Bu kapsamda ilkenin Evrensel İnsan Hakları Bildirisinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde de yer aldığı görülmektedir. İlke Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince adil yargılanma hakkı içerisinde, bu hakkın bir unsuru olarak değerlendirilmektedir. Suçsuzluk karinesi düzenlemesi hukukumuzda açık olarak ilk kez 1982 tarihli Anayasada yer almıştır. Bu düzenleme öncesinde İslam hukukundan kaynaklı olarak ilkenin hukuk uygulamamızda olduğu iddia edilmiş ise de, yazılı kural olarak ilkenin 1982 tarihli Anayasadan önce bulunmadığı görülmektedir. Suçsuzluk karinesi fonksiyonu itibariyle suskun kalma hakkı, ispat, şüpheden sanığın faydalanmasına ilişkin evrensel hale gelmiş ceza muhakemesi müesseseleri ile de çok yakından ilgilidir. Suçsuzluk karinesi tüm kişi ve kurumların saygı göstermesi gereken bir haktır. Basın ve yayın organları soruşturma ve ceza muhakemesine ilişkin haber ve yorum hak ve özgürlüğüne sahiptir ancak bu özgürlüğün kullanılmasında, basın yayın kuruluşları da soruşturulan ya da kovuşturulan kişilerin suçsuzluk karinesinden kaynaklanan lekelenmeme hakkına özen göstermek ve bu hakka uygun davranmak zorundadırlar. Türk Ceza Kanununda suçsuzluk karinesinden kaynaklanan kişisel hakkın korunması amacıyla, bu hakkın ihlaline havi eylemler suç olarak düzenlenmek suretiyle karineden kaynaklanan hak koruma altına alınmıştır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'ın da karineyi dikkate alarak bazı durumlarda değerlendirme yaptıkları görülmektedir. Ancak bu değerlendirmelerin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yaptığı derinlikte ve genişlikte olmadığı görülmektedir. 1982 tarihli Anayasanın 90. maddesi uyarınca milletlerarası sözleşmelerin doğrudan uygulanma olanağı getirildiğinden ve AİHS'si de bu kapsamda bir sözleşme olduğundan, ayrıca Ülkemizce AİHM'nin yargılama yetkisi kabul edilmiş olduğundan, karine ile ilgili uygulama, yorum ve değerlendirmelerde milli soruşturma ve yargılama makamlarının AİHM'nin içtihatlarını gözetmeleri gerekmektedir.
Toplumsal, kültürel ve iletişimsel boyutlarıyla bir boşanma analizi
Bu çalışma, evlilik ve aile ilişkilerinin aile mahkemesinde beyan edilen boşanma gerekçeleri üzerinden yorumlanması ve aile mahkemesinin mekân incelemesidir. Katılımlı gözlemlerle ve derinlemesine mülakatlarla boşanma davası öncesinde, sırasında ve sonunda ulaşılan verilerin söylem analizi yapılarak, boşanma deneyiminin haritası çıkarılmaya, hukuk diliyle ifade edilen boşanma nedenlerinin gündelik dildeki karşılıkları bulunmaya çalışılmış; bu karşılıklardan hareketle boşanmanın toplumsal, kültürel, iletişimsel nedenleri ve boşanmadaki gösterenler üzerinden evlilik olgusuna ve aile yaşamına atfedilen anlamlar aranmıştır.Aile mahkemesi, bir hak arama, karşı-cezalandırma, performans sergileme ve mücadele mekânıdır.Boşanma söylemleri, eşler arasındaki duygusal sözleşmeyi örseleyen, tekrarlarla pekişen edimlere işaret etmektedir. Bu edimler ise zihniyet dünyasının, ekonominin, özgürlük-bağlılık-erdem diyalektiğinin, saygı görünümlü otorite gibi kültürel hızlandırıcıların ve evlenmenin doğasından kaynaklanan öngörülemez niteliklerin sonuçlarıdır. Aile söylemi karşısında kadın söyleminin öne çıkmaya başladığı, boşanma nedenlerinin sınıf farklılıklarına işaret etmediği görülmüştür.Toplumsal dayanışmada ailenin rolünün düşünülmesi kadar kişisel dayanışmada da ailenin rolünü de düşünmek gerekmektedir. Evlilik kararı, kişisel düzeyde bir ontolojik derinliğin kararı olmalıdır.Aile mahkemesinin sorun yaşayan çifti ayırma yeri olduğu kabul edilirse, çiftin sorunlarını çözecek, ilişkinin kurtarılmasına yardım edecek; dolaylı olarak mahkemelerin iş yoğunluğunun azalmasına ve yargılamanın kalitesinin artmasına yardımcı olacak uzlaşma kurumlarına ihtiyaç vardır. Aile mahkemelerinde gönüllülerin çalışmasının hukuki altyapısı hazırlanabilir. Aile mahkemelerinde sosyolog kadroları oluşturulmalıdır.Aile mahkemelerinde yapılacak özgün araştırmalar, dönüşen toplumsal koşullara uyan bir aile modelinin geliştirilmesinin ve mutlu birlikteliklerin gerekliliklerinin ipuçlarını verecektir.
Üç tarzı siyasette kadına bakış
BU ÇALIŞMANIN AMACI,TÜRK SİYASAL HAYATINA YÖN VEREN ÜÇ ÖNEMLİ SİYASAL AKIMIN KADIN MESELESİNE BAKIŞINI İNCELEMEKTİR. ÖNCELİKLE YUSUF AKÇURA'NIN ÜÇ TARZ-I SİYASET MAKALESİNE ELE ALINMIŞTIR. DAHA SONRA KADIN SORUNUNUN TÜRKİYE VE DÜNYADAKİ DURUMU AÇIKLANMIŞTIR.SON OLARAK ÜÇ FİKİR AKIMININ KADIN İLE İLGİLİ SÖYLEMLERİ ELE ALINMIŞTIR. TEZ HAZIRLANIRKEN LİTERATÜR TARANMIŞ, TARİHSEL ANALİZ YAPILMIŞİ PARTİ LİDERLERİNİN VE ÜYELERİNİN SÖYLEMLERİ İNCELENMİŞTİR.
Türkiye'de çevre politikasının dönüşümü: 1980-2006
Hazırlanan bu tezde, Türkiye'de 1980-2006 yılları arasında uygulanan çevre politikaları ve bu politikalarda yaşanan dönüşüm incelenmeye çalışılmıştır. 1982 Anayasa'sında doğrudan çevreyle ilgili bir maddeye yer verilmiş ve herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu ifade edilmiştir. Başta 1983 yılında çıkarılan Çevre Kanunu olmak üzere çevre ile ilgili düzenleme yapan birçok kanun ve yönetmelik çıkarılmış, kalkınma planlarında çevre ile ilgili önemli düzenlemelere yer verilmiştir. Yapılan düzenlemeler incelendiğinde önceleri sadece kirliliği giderici politikalar benimsenirken, zaman içinde kirliliği önleyici ve sürdürülebilir kalkınma anlayışına uygun politikaların benimsendiği görülmektedir. Özellikle 2006 yılında çıkarılan 5491 sayılı yeni Çevre Kanunu bir dönüm noktası olmuştur. Kanunda sürdürülebilir kalkınma kavramının tanımı yapılmış ve önemi vurgulanmıştır. Ayrıca yine bu kanunla ceza müeyyideleri arttırılmış ve caydırıcı hale getirilmiştir. Ulusal alanda yapılan bu düzenlemelerin yanı sıra, uluslararası alanda da çevreyle ilgili birçok anlaşmaya taraf olunmuş ve bazı düzenlemeler yapılmıştır. Yapılan tüm bu çalışmalardan çevre politikalarıyla ilgili olumlu bir değişimin yaşandığı görülmektedir. Ancak politika belirlemede sağlanan bu başarının politikaların hayata geçirilmesinde de yaşandığını söylemek pek mümkün değildir. Uygulamada birçok aksaklık yaşanmaktadır. Alınan kararlar ve hazırlanan düzenlemeler uygulamaya aktarılmalıdır. Çevreyi korumak için devlet, ilgili kurum kuruluşlar ve sivil toplum örgütleri üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmelidirler.Anahtar Kelimeler1.Çevre2.Çevre Politikası3.Çevre Kirliliği4.Sürdürülebilir Kalkınma5.Çevre ve Orman Bakanlığı