Gazi University
Discipline

Social Sciences

Gazi University

68

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

İlköğretim 6. sınıf sosyal bilgiler programı hakkında öğretmen ve müfettiş görüşleri (Bolu ili örneği)

Bu araştırmanın temel amacı, ilköğretim kurumlarında görev yapmakta olan 6. sınıf derslerine giren Sosyal Bilgiler öğretmenleri ile ilköğretim müfettişlerinin program hakkındaki görüşlerinin ve önerilerinin neler olduğunu araştırmaktır.Araştırma evrenini; 2006-2007 öğretim yılında Bolu Merkez, Bolu ili Mudurnu ve Seben ilçesinde bulunan, MEB'e bağlı ilköğretim okullarının 6. sınıflarına giren Sosyal Bilgiler öğretmenleri ile Bolu ilinde görevli müfettişlerden ilgili olanlar oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini; Bolu Merkez, Bolu ili Mudurnu ve Seben ilçesinde 2006-2007 öğretim yılında sistematik örnekleme yöntemiyle seçilmiş 23 ilköğretim okulunda, 6.sınıfların dersine giren Sosyal Bilgiler öğretmenleri (25 kişi) ve Bolu ilinde 2006-2007 eğitim-öğretim yılında faaliyet gösteren MEB'e bağlı ilgili 17 müfettiş oluşturmuştur.Veriler, araştırmacı tarafından geliştirilen veri toplama aracı (anket) yoluyla elde edilmiştir. Öğretmen ve müfettişlere yöneltilen anketlerde; öğretmenlerin kişisel bilgileri, programa ilişkin görüşleri, programın uygulanmasına ilişkin güçlükleri, programa ilişkin düzeltme-geliştirme önerileri ele alınmıştır. Burada değişkenlere göre, öğretmen ve müfettişlerin görüşlerinin değişip değişmediği, bu görüşlerin arasında anlamlı bir farlılık olup olmadığı incelenmek istenmiştir.Anket sonucu elde edilen verilerin değerlendirilmesinde, SPSS 11.5 paket programı kullanılmıştır. Bulguların analizinde, Sosyal Bilgiler öğretmenleri ile müfettişlerinin programla ilgili görüşleri arasındaki farklar 0.05 anlamlılık düzeyinde ?t testi? kullanılarak karşılaştırılmıştır. Frekans (f) ve yüzde (%) dağılımlarına ait tablolar oluşturulmuş ve bunlar yorumlanmaya çalışılmıştır.Araştırma sonunda, ilköğretim okullarında uygulanmakta olan bu program hakkında, genel olarak Sosyal Bilgiler öğretmenlerinin müfettişlerden daha olumlu görüş sahibi oldukları sonucuna varılabilir. Programın değerlendirme öğesine ilişkin olarak, öğretmenlerin müfettişlerden daha olumsuz görüş sahibi oldukları göze çarpmaktadır. Sonuçlara dayanılarak öneriler de bulunulmuştur.

DenetçilerProgramSosyal bilgiler+1
Seray Altunöz
Gazi University · Institute of Educational Sciences
2008
00
DoctorateOpen AccessEN

On-demand audiences: understanding the streaming-era viewing practices for audiences in Turkey

This research examines the changing film and television viewing culture with the introduction and proliferation of streaming services such as Netflix from the perspective of the audiences in Turkey. By incorporating the experience of real audiences into the discussion of "on-demand culture" (Tryon, 2018), this research contributes to the theorization of the concept of "internet television" from an experiential point of view. It explores the changing viewing experience, behavior, and habits of audiences with the proliferation of subscription-based video-on-demand services. I focus on audiences in Turkey and gather empirical data from in-depth interviews with 30 participants. Television culture is robust in Turkey, one of the major TV series exporters, and the television industry greatly influences the general media ecosystem. Thereby, examining the emergence and development of the VOD market concerning this strong television culture is necessary to understand the audience's tastes/behavior and make sense of the changing content. Shifting the discussion on choice and taste from the realm of the algorithms to the more direct experience of the audiences - or to the way the audiences talk about these experiences- this dissertation examines how audiences respond to this more direct relationship to the streaming services and diversified content they offer. It follows a multi-method approach that combines audience research with content/narrative analysis and rhetorical analysis. While the first three empirical chapters rely on qualitative audience research based on semi-structured interviews with 30 SVOD viewers in Turkey, the last chapter engages in a narrative analysis of a series commissioned by SVOD services operating in Turkey. Furthermore, all chapters use rhetorical analysis to illustrate the marketing discourse and brand identity of SVOD services such as Netflix and MUBI. This dissertation compares and contrasts the audience's perspective on these services with the ideological underpinnings of the industrial discourse around them. This dissertation is designed as a 'stapler thesis' with separate articles. After the introductory chapter that establishes the theoretical framework and background, the first empirical chapter focuses on the experience of SVOD audiences from Turkey (Netflix in particular). It aims to understand the effect of SVOD technology on viewing habits/behaviors, cultural choices, and tastes. Distinct from more rationalized accounts of choice and taste for SVOD audiences, it mainly argues that contemporary audiences emotionally, intimately, and sensually relate to Netflix. The second chapter focuses on audience experiences with another global SVOD service, MUBI. It explores the ways the audience relates to the imagined audience that MUBI assumes, promotes, and celebrates as a cultural gatekeeper and artistic patron/expert; and how, in turn, being a MUBI user becomes a sign of cultural taste. The dissertation moves on to the taste and habits of the local SVOD audience in the third chapter. It is interested in how SVOD is adopted, negotiated, reformulated, and received in a non-Western context where global and local services compete, substitute, and emulate each other. The fourth chapter asks how the stories told change with the emergence of SVOD norms by analyzing two comedy series commissioned by the Turkish SVOD service, BluTV, and explores their distinction from linear television comedies in Turkey. Following Bucaria and Barra's (2016) conceptualization of "taboo" or "controversial" humor for television, it finds evidence that SVOD services create space for storytellers to challenge culturally or politically taboo issues in Turkey through humor. Finally, the concluding section discusses the thesis's contributions to the field, limitations and suggestions, and possibilities for future research.

Aslı Ildır
Koç University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Gender relations, seniority structure, and subjectivities in surgical training in Istanbul, Turkey

This thesis examines gender relations in surgical training in Istanbul, based on 20 interviews with medical interns, i.e., senior medical students who are about to get their undergraduate medical school degree and doing internships in different medical specialties in hospitals. Through focusing on the seniority structure in medical school, the study argues that the traditional organization of medical education, based on unequal power relations (re)produced by the strict seniority hierarchy, creates gendered hierarchies and abusive power relationships between medical professionals. After examining various social conventions the seniority structure includes, it attempts to understand everyday gendered relations in surgical training, which put women in a disadvantageous position compared to men, who are considered natural occupants of surgical specialties. Examining everyday gendered practices and discourses in surgical specialties shows that these practices and discourses shape the experiences and subjectivities of medical interns and affect their specialty choices, leading women to give up the idea of being a surgeon, even though a high proportion of women enter medical school with the goal of getting into surgical specialties. In the gendered context of surgical training, women are both tacitly and openly directed to non-surgical specialties as they are accepted to be "fragile" and incapable of dealing with the harsh requirements of surgical training where survival and challenge are rewarded concepts. Moreover, while this context discourages women medical interns from choosing surgical specialties, it encourages men through male bonding. However, this thesis does not put women into a passive position. It also focuses on women's criticisms of surgical training and analyzes the subversive practices of women and LGBTI+ medical students, who are getting organized to deconstruct gendered conventions and dismantle gendered organization of medical school and surgical training.

SurgeryHierarchyWomen+3
Heval Yaren Şimşek
Koç University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

2005–2006 öğretim yılında uygulanmaya başlanan altıncı sınıf sosyal bilgiler öğretim programı hakkında öğretmen görüşleri (Ankara ili pilot okullar)

Bu arastırmada, 2005?2006 ögretim yılında uygulanmaya baslanan lkögretim Altıncı Sınıf Sosyal Bilgiler Ögretim Programı'nın mevcut durumu ve karsılasılan güçlükler Ankara'daki pilot okullarda görev yapan Sosyal Bilgiler ögretmenlerinin görüslerine dayanılarak degerlendirilmistir. Arastırmanın örneklemi Ankara'daki pilot okullarda görev yapan 39 Sosyal Bilgiler ögretmeni olusturmaktadır. Bu arastırma kapsamında, veri toplama aracı olarak ögretim üyeleri ve EARGED uzmanlarının yardımlarıyla hazırlanan anket formları kullanılmıstır. Elde edilen veriler SPSS'de bagımsız degiskenlere göre denek sayısı (N), yüzde (%), ki-kare (x2), varyans (F) ve t-testi teknikleriyle analiz edilmistir. Arastırmada anlamlılık düzeyi 0.5 olarak kabul edilmistir. Arastırma sonucunda, lkögretim Altıncı Sınıf Sosyal Bilgiler Ögretim Programı'nın kazanımları, içerigi, islenisi ve degerlendirme sürecine iliskin ögretmen görüsleri ile ilgili bulgulardan elde edilen sonuçlara göre Sosyal Bilgiler ögretmenlerinin yeni ögretim programı ile ilgili görüsleri arasında genel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır. Ancak uygulamada bazı sorunların oldugu görülmektedir. Arastırma sonunda ortaya çıkan sorunlara dayalı olarak arastırmacı tarafından ortaya konulan önerilere yer verilmektedir.

Adem Uzun
Gazi University · Institute of Educational Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Sanatı "ben" ile kurgulamak; sanatçının içe bakışı

Tezin konusu "Sanatı 'Ben' İle Kurgulamak; Sanatçının İçe Bakışı"dır. Bilinç, çocukluğumuzda aynaya bakmakla başlayan ve ölene kadar sürekli şekillenen bir süreçtir. Bilinçli bir şekilde kendimize yönlendiğimizde de benliğimiz ortaya çıkmaktadır. Sanat, özü gereğince, felsefidir. Çünkü özünde yaşamın anlamı, kaynağı ve nedeninden bize söz etmektedir. İnsanların, varoluşunu kavramasında yardımcı olup dünya görüşünü geliştirmektedir. Bir sanat eseri sanatçısının dünyayı algılayışı ile var olmaktadır. Sanatçının, felsefi ve estetik görüşleri ne denli ilerici olursa, insanların da ondan o derece feyz alma ve etkilenmesi mümkün olacaktır. Bu da bizim bireyden itibaren toplumsal gelişimimizi ve ilerlememizi sağlayacaktır. Bundan dolayıdır ki felsefe ile sanat birbirlerini tamamlar niteliktedir. Çalışmanın kapsamı, felsefe ile sanatın birleştiği nokta da 'ben' nedir? Sorusuna yanıt aramaktır. Bunun yanıtını tezde ayrıntılı bir şekilde irdelenmektedir. Rönesans'la birlikte sanatçılar, mesleklerinde entelektüel yetenek ve bilginin de gerekliliğine inanmaya başladıklarından; felsefeye, edebiyata ve diğer sanat dallarına da ilgileri artmıştır. Şairler, mimarlar, ressamlar bir araya gelip tartışıp konuşmuşlardır. Böylelikle, bir ressam bir şiirden, bir edebiyatçı bir resimden etkilenerek eser üretebilmiştir. Tez amacını, sanatçıların sanat akımları içinde, Rönesans'tan başlayarak günümüz sanatına kadar gelen dönemde, 'ben'in sanat üzerindeki etkisi nedir? Sanatçılar benliklerini sanatları ile nasıl ortaya koymuştur? Sorularının arayışı üzerine oluştururmuştur. 'Ben'in felsefi bakış açısından, akımlar, dönemler, sanat ve sanatçı açısından neye ve nasıl etkileri olmuştur? Sorularına yanıt aranmıştır. Anahtar Kelimeler: Ben, bilinç, sanat, sanatçı, felsefe

BenlikBenlik sunumuBilinç+7
Rabia Dilaveroğlu
Doğuş University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessEN

The relationship between nepotism, glass ceiling perception and job satisfaction, a study on women employees of a health care company

In today's market conditions, one of the most important weapons in providing competitive advantage of companies is their investments in human resources. Companies work hard to ensure the sustainability of employees within the organization and eliminate the factors that create job dissatisfaction. Herein, the effects of nepotism and glass ceiling syndrome which are one of the factors that create job dissatisfaction are evaluated in the scope of this research. The research was carried out with 148 women employees of a health care company in Istanbul. According to the findings obtained from the study, nepotism decreases external satisfaction and overall satisfaction. On the other hand, the glass ceiling perception decreases internal satisfaction, external satisfaction and overall satisfaction. In the analysis made within the framework of sociodemographic characteristics, it was determined that the glass ceiling perception differs according to age. While satisfaction with factors of satisfaction differed according to marital status and children; external satisfaction differs according to age, children, income level and weekly working time. It was determined that the general satisfaction levels of the participants differed according to the demographic characteristics, children and weekly working time. Within the framework of the results obtained, it is recommended to develop management policies that are free of elements that can create a nepotism and glass ceiling perception of the enterprises to increase the job satisfaction of the employees.

Glass ceiling syndromeWomenNepotism+4
Esra Uzunhasanoğlu Saygın
Doğuş University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessFR

Le participe etude grammaticale

Kerime Yılmaz
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1995
00
Master'sOpen AccessTR

Hastanelerin ameliyathanelerinde çalışan yönetici hemşirelerin liderlik davranışlarının çalışan hemşirelerin motivasyonlarına etkisi

Araştırmanın amacı ameliyathanede görevli yönetici hemşirelerin liderlik davranışlarının çalışan hemşirelerin motivasyonlarını belirlemektir. Araştırmamızda ameliyathanede çalışan hemşireler üzerinde anket uygulaması yapılmıştır. Anket uygulamasında evren olarak İstanbul ilinin Avrupa yakasında bulunan iki üniversite hastanesi, bir eğitim araştırma hastanesi ve iki özel hastane belirlenmiştir. Belirlenen beş hastanede 120 kişi anket uygulamasına katılmıştır. Araştırmada üç aşamalı anket uygulaması yapılmıştır. Anketler; kişisel bilgi formu, liderlik davranış ölçeği, minnesota doyum ölçeğidir. Araştırmaya katılanların %71'i üniversite hastanesinde çalışmaktadır. Katılımcıların %86,7 sini kadınlar oluşturmaktadır. Araştırmada meslek lisesinden mezun olan hemşirelerin yöneticilerinin liderlik davranışlarını algılamaları anlamlı bulunmuştur(p=0,006<0,05). Ameliyathane de çalışanların çalışma yıllarının yöneticilerinin liderlik davranışlarını algılamaları anlamsız olarak bulunmuştur (p=0,280>0,05). Ameliyathanede çalışan 26-30 yaş arasındaki çalışanların çalışma motivasyonları ve yöneticilerini olumlu algılamaları anlamlı bulunmuştur. (p=0,27>0,05)

AmeliyathanelerHastanelerHemşireler+3
Esra Akbulut
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Hastane ortamında yönetici hemşirelerin problem çözme becerilerini etkileyen bazı faktörler

Bu araştırmanın amacı, hastane ortamında çalışan yönetici hemşirelerin problem çözme becerilerini etkileyen faktörleri saptamaktır. Araştırma sırasında Ankara Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hemotoloji Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Dr. Sami Ulus Kadın Doğum, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesinde hizmet veren yönetici hemşirelerle çalışılmıştır. Sağlık sektörü yönetim ve problem çözmenin oldukça önem taşıdığı bir alandır. Sonuç olarak cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi ve yaşın problem çözme davranışlarında anlamlı bir farklılık yaratmadığı anlaşılmıştır. Bu çalışmanın, yönetici hemşirelerin içinde bulundukları şartlar ile ilgilenilmesi sebebiyle literatür ile ilgili alan için katkı sağladığı düşünülmektedir. Diğer meslek çalışanlarına da bu sayede ışık tutmuş sayılabilir ve hemşirelikte ileriye dönük plan ve programlarda bu araştırmadan da faydalanılması gerekliliği öngörülmektedir. Anahtar Kelimeler : Yönetici Hemşireler, Problem, Problem Çözme

İlknur Küçük
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Örgütsel sosyalizasyon ile işgücü devir oranı arasındaki ilişki: Otel yöneticileri açısından bir nitel araştırma

Bu çalışma, otel işletmelerinde örgütsel sosyalizasyon süreçlerinin dinamiklerini keşfetmeyi ve örgütsel sosyalizasyonun çalışanların iş gücü devir oranı üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Özellikle turizm sektörü gibi insan kaynağına dayalı hizmet alanlarında, çalışanların hızlı ve etkin biçimde sosyalizasyon sürecini tamamlamaları, müşteri memnuniyeti ve hizmet kalitesi açısından kritik öneme sahip olmaktadır. Bu bağlamda araştırma, nitel yöntemle gerçekleştirilmiş olup Kapadokya bölgesindeki otel işletmelerinde görev yapan yöneticilerle yapılan yarı yapılandırılmış görüşmeler yoluyla veri toplanmıştır. Araştırma kapsamında, Kapadokya bölgesinde faaliyet gösteren farklı ölçek ve türde toplam 20 otel işletmesinden yönetici düzeyinde katılımcılarla görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bulgular, örgütsel sosyalizasyonun sistemli ve bireyselleştirilmiş olarak yürütüldüğü işletmelerde çalışanların daha kısa sürede uyum sağladığını ve bu durumun iş gücü devrini azalttığını göstermektedir. Ayrıca sosyalizasyonun yalnızca oryantasyon programlarıyla sınırlı kalmaması; yönetici desteği, geri bildirim mekanizmaları ve gayriresmi etkileşimlerle desteklenmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Sonuç olarak, çalışan bağlılığını artırmak ve işten ayrılma oranlarını azaltmak isteyen turizm işletmelerinin sosyalizasyon süreçlerine stratejik önem atfetmeleri gerektiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Örgütsel Sosyalizasyon, İş Gücü Devri, Turizm Sektörü, Oryantasyon, Yönetsel Destek.

Büşra Çakar Güney
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Muhafazakâr demokrasi ve kadın sorunu

Bu tez, muhafazakârlık ve demokrasi kavramları çerçevesinde kadın sorununu irdelemiştir. Özellikle bu iki kavramın üzerinde durulmasının sebebi demokrasinin her zaman modernizmi hatırlatmamasına rağmen Türkiye'de Osmanlı Devleti'nin yıkılmasıyla kabul edilen Cumhuriyet'in beraberinde demokrasiyi ve yenilikleri getirmiş olmasıdır. Muhafazakârlığın ise gelenekseli yansıttığı düşüncesidir. Sonrasında kadın hakları hareketlerinin Batı'da ve Türkiye'deki tarihsel süreçleri incelenmiştir. Böylece kadın haklarına toplumların nasıl baktığı ve hangi iyileştirilmelerin yapıldığı konusu aydınlatılmak istenmiştir. Ayrıca Türkiye'de kadın hakları mücadelesinin tarihsel süreçleri bölümünde hükümetlerin kadın hakları politikalarına yer verilmiştir. Bu sayede, son bölümde muhafazakâr demokrasinin kadına bakışı tartışılırken aradaki tarihsel ve toplumsal bağlantıların daha iyi fark edilmesi amaçlanmıştır. Nitekim muhafazakâr demokrasi bölümünde kadın sorunu bağlamında muhafazakârların, liberal feminist grupların ve sol tandanslı söylemlerin dışında kalan hükümet politikaları ve söylemlerine değinilerek bir karşılaştırma ve tartışma zemini aranmıştır. Ayrıca son bölümde kadın sorunu kapsamında İstanbul Sözleşmesinin neden feshedildiğine değinilmiştir. Tarihsel bir perspektiften bakıldığında bu araştırmadan çıkarılan sonuçların ilki, muhafazakârlığın bu coğrafyada farklı biçimlere bürünerek de olsa devam ettiğidir. İkincisi ise kadın sorununun siyasettin pragmatist doğasına uygun bir şekilde yeniden ele alındığıdır.

DemokrasiKadın haklarıKadın hareketleri+4
Tuba Kalkan
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Gıda endüstrisinde dijital tedarik zincirinin gelişim çerçevesini araştırmak ve dijitalleşmenin tedarik zincirinin sürdürülebilirliliğine etkisi: Bursa ilinde bir uygulama

Tedarik zinciri yönetimi, hammaddede temininden nihai ürünün tüketiciye teslim edilinceye kadar olan süreçlerin yönetimi olarak tanımlanmaktadır. Hızla yükselen küreselleşmenin ve yoğun rekabetin yaşandığı günümüz dünyasında, işletmeler tedarik zinciri yönetimi yaklaşımını uygulayarak, değişen rekabet şartlarında müşteri taleplerine uygun, esnek bir üretimi gerçekleştirebilmek ve tedarikçilerden son müşteriye kadar uzanan zinciri yönetmeyi başarmak durumundadırlar. İşletmeler bu faaliyetleri gerçekleştirirken hem kendi varlıklarını hem de parçası oldukları ekosistemlerin devamlılığını sağlamak zorundadırlar. Günümüzde, sürekli değişen ve gelişen teknoloji, bireyler ve işletmeler için birçok uygulamayı beraberinde getirmektedir. Ancak bu uygulamaları tedarik zinciri ve üretim süreci içerisine entegre etmek, ek maliyet oluşturabileceği gibi ek işgücü ihtiyacı da oluşturabilmektedir. Bu gibi nedenler teknolojiyi benimseme konusunda firmaların kararlarını etkileyebilmektedir. Bu bağlamda Endüstri 4.0 sürecinin bir parçası olan teknolojik gelişmeler ve dijitale geçiş entegrasyonu, lojistikte olduğu gibi tedarik zincirine de değer kazandırmıştır. Bu çalışmanın amacı, gıda endüstrisinde dijital tedarik zincirinin gelişim çerçevesi araştırmak ve dijitalleşmenin tedarik zincirinin sürdürülebilirliğine etkisinin incelenmesidir. Bu çalışmada nitel araştırma yöntemleri kullanılmıştır. Yapılan görüşmelerde derinlemesine görüşmelerden yararlanılmıştır. Derinlemesine görüşme yöntemi, görüşme sırasında hazırlanan soruların yanı sıra konunun içeriğine göre farklı sorular sormamıza olanak sağladı. Katılımcılara hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşme formu ile ilgili sorular sorulmuştur. Çalışmanın sonucunda, yenilenebilir enerji kullanan işletme sayısının düşük olduğu tespit edilmiştir. İşletmelerin fabrika binaları ve çevresinde bulunan alanlarında güneş veya rüzgâr enerjisi sistemleri ile elektrik üretimi gibi yenilenebilir enerji sistemlerinden, atık su geri dönüşümü sistemleri gibi çevreci sistemlerden daha fazla istifade etmesi, ekonomik ve çevresel sürdürülebilirliğe doğrudan katkı sağlayacaktır. İşletmelerin yönetici ve çalışanlarının sürdürülebilir ekonomi, çevre ve toplum konularında, hizmet içi eğitim programları oluşturmaları veya bu konuda profesyonel anlamda destek almaları, işletmeler açısından faydalı görüleceği sonucuna varılmıştır.

Hediyeh Khameneh
Beykoz University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yatağan ve çevresinde morfo-klimatik özelliklerin ortam-insan sağlığı ilişkisi ve çevre eğitimi

Çalışma sahası, Türkiye'nin batısında Ege bölgesinin Ege bölümünde yer almakta olup Muğla İli Yatağan İlçesi çevresini kapsar.Çalışma sahasında Paleozoik, Mesozoik, Tersiyer ve Kuaterner arazileri yer almaktadır. Çalışma sahası tektonik bir havzaya kurulmuştur.Çalışma sahasının iklim, toprak ve vejetasyon özellikleri incelenmiştir.Yatağan çevresinde neojen kaynaklı tortul birimler içerisinde linyit kömürünün varlığı sahanın ekonomik yönden önemini arttırmış ve bu rezervlerin kullanılması amacıyla sahaya bir termik santral kurulmuştur. Bir termik santralin kurulumu için dikkat edilmesi gereken noktalar şunlardır: Sahanın uzun yıllık sıcaklık, yağış ve rüzgâr yönü değerlerinin seyri çıkartılmalı, bu değerlere göre santral bacasının uzunluğu, santralin hâkim rüzgâr yönüne göre konumu, kömür havzasına yakınlığı, ulaşım kolaylığı ve su kaynağına yakınlığı belirlenmelidir. Fakat ?Yatağan Termik Santrali?nin kuruluşunda sadece kömür havzasına yakınlığı, ulaşım kolaylığı ve su kaynağına yakınlığı göz önünde tutulmuştur.Sahanın hâkim rüzgâr yönü kuzey-kuzeybatıdır. Çalışma sahası bir depresyon özelliği göstermektedir. Termik santral kaynaklı baca gazı kirleticileri, çalışma sahasında zaman zaman meydana gelen sıcaklık terselmesi olayı ile saha üzerinde kirletici gazların yoğunluğunu arttırmaktadır. Bu durumda gerçekleşen hava kirliliği ve beraberinde insan sağlığını etkileyen (Akut ÜSYE) olumsuz yansımaları eş zamanlı olarak yaşanmaktadır.Hâkim rüzgârın taşıdığı kirletici unsurlar depresyonun güney yamaçlarına kadar gelerek yükseltiyi aşamadığından Bencik, Sepetçi ve Bağyaka yerleşmeleri üzerinde birikmektedir. Bu durum adı geçen sahada kızılçam kurumalarına sebep olmuştur.Saha çalışmasında örnek alınan noktalardan elde edilen bulgulara göre kızılçamlar SO2 (kükürt dioksit) gazının artış gösterdiği zaman aralıklarında ilgili yaş halkalarında artım düşüklüklerine uğramıştır. Verimin düşük olduğu yıllar ile yağış değerleri paralellik göstermediği için kızılçamların SO2 gazından olumsuz etkilendiği sonucuna varılmıştır.Termik santral baca gazı kirleticilerinden insan metabolizması da olumsuz yönde etkilenmektedir. Yöredeki hasta sayıları ile PM (partikül madde) arasında anlamlı bir ilişki yakalanmıştır. Partikül madde artışları hasta sayılarında artışlara sebep olmuştur. SO2 ile partikül madde arasında negatif bir ilişki saptanmıştır. Partikül madde, insan metabolizmasına solunum yolu ile alınmakta ve solunum sistemi hastalıklarına sebebiyet vermektedir.Bu çalışma göstermiştir ki termik santralin ?kuruluş yeri seçiminde? kömür yataklarına ve su kaynaklarına yakınlık kadar, termik santralin hakim rüzgar yönüne göre yakındaki yerleşim alanını olumsuz etkilemeyecek bir konumda olmasına dikkat edilmesi önemli bir kriter olarak karşımıza çıkmaktadır. Depresyon tabanları ?sıcaklık terselmesi? durumunda her zaman hava kirliliği ile ilgili bir risk oluşturmaktadır. Yeni kurulacak santrallerin kuruluş yeri seçiminde bu detaylar önem arz etmektedir.Termik santraller doğal çevreyi ve halk sağlığını etkilemeyecek şekilde modern sistemler kullanılarak kurulmalıdır. Halk çevre konusunda bilinçlendirilmeli bu konuda yapılacak çevre eğitimlerine önem verilmelidir.

Baca gazıDendrokronolojiTermik santraller+1
Selin Kamışoğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Educational Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

X,Y,Z kuşaklarının değer yargılarındaki dönüşüm: Seydişehir örneği

Değer kavramı üzerinde çok fazla durulan, birçok araştırmaya konu olan bir kavramdır. Değerler, bireylerin, toplumların varlıklarını devam ettirmek için kabul edilen, benimsenen, doğru olduğu düşünülen ortak hedef, tutum ve davranış, duygu, düşünce ve inançların bütünüdür. Değerler diğer her alanda olduğu gibi teknolojinin, sanayileşmenin, modernleşmenin gelişmesiyle birlikte değişim ve dönüşümlere uğramıştır. Çalışma Seydişehir'deki üç kuşağın değer yargılarındaki dönüşümü konu edinmektedir. Bu doğrultuda bu çalışmanın amacı, X, Y, Z kuşaklarının değerlerinin farklılaşıp farklılaşmadığının ortaya konulması ve kuşak çatışmalarının yaşanıp yaşanmadığının belirlenmesidir. Araştırmada ilk olarak ilgili kavramlar hakkında literatür taraması yapılarak kuramsal çerçeve ortaya konulmuştur. Sonrasında, konuyla ilgili olarak anket tekniği kullanılarak kuşakların değerleri ile ilgili görüşleri ölçülmeye çalışılmıştır. Araştırmanın evrenini, Konya İlinin Seydişehir ilçe merkezinde yaşayan 1965 ve sonrasında doğan (X Kuşağı), 1981 ve sonrasında doğan (Y Kuşağı), 2001 ve sonrasında doğan (Z Kuşağı) yaşları 11-58 yaş arasında olan bireyler oluşturmakta olup, evreni temsil edecek toplam 381 kişinin anketi değerlendirmeye alınmıştır. Katılımcıların ankete ilişkin verdikleri cevaplar; yüzde, frekans değerleri ve çapraz tablolar ile çözümlenmiştir. Elde edilen bulgulara göre kuşakların değer yargılarında ciddi farklılaşmaların olmadığı, bazı değerlerin varlığını devam ettirirken bazı değerlerde değişmelerin olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca gerçekleştirilen analizler sonucunda kuşaklararası çatışmaların çok nadir yaşandığı ve bunun süreklilik göstermediği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Toplum, Toplumsal Değişme, Değer, Kuşak, Kuşak Çatışması

Rabia Karakoca
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

27 Mayıs Askeri Müdahalesi'nin Konya basınındaki yansımaları

Çalışmada 27 Mayıs Askeri Müdahalesi'nin Konya basınına yansımaları incelenmiştir. Bu yansımaların değerlendirilebilmesi için Türkiye'nin çok partili hayata geçiş süreci, Demokrat Parti'nin iktidarı ve askeri müdahaleye ortam hazırlayan gelişmeler, tarihsel gelişim açısından ele alınmıştır. Konya basını temel olarak ele alınmış, 27 Mayıs Askeri Müdahalesi karşısında Konya basınının nasıl bir tutum takındığı ve kamuoyu oluşturmadaki gücü ortaya konmuştur. 1960 ve 1961 yıllarına ilişkin Konya basınının incelenmesi sonucunda; basının Konya'da kamuoyu oluşturmada etkili olduğu görülmüştür.

Askeri müdahaleBasın özgürlüğüDemokrat Parti+2
Melek Nalbantoğlu
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Ulubey ilçesinde eğitim çevre ilişkisi

Bu araştırmanın temel amacı; Ege Bölgesi'nin, İç Batı Anadolu Bölümü'nde yer alan Uşak iline bağlı Ulubey ilçesindeki eğitim-çevre ilişkilerini ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda belge taraması ve gözlem yöntemi kullanılmış, istatistikî bilgilerden faydalanılarak çalışma hazırlanmıştır.Yapılan araştırmalar sonucunda, çevresel koşulların sosyal, ekonomik ve kültürel yapıyı etkilediği, bu etkileşimin eğitim faaliyetlerine yansıdığı tespit edilmiştir. Kırsal yerleşmelerin kent merkezine olan uzaklığı, coğrafi konumu, yeryüzü şekilleri eğitim hayatı üzerine doğrudan etki yapmaktadır. Araştırma sonuçları değerlendirildiğinde kırsal yerleşmelere yönelik eğitim programlarının hazırlanmasına ışık tutabilecektir.Anahtar Kelimeler: Eğitim, Çevre, Coğrafi özellikler, Ekonomik özellikler, Yerleşme özellikleri

Alaattin Coşkun
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Isparta- Senirkent ilçesinde köy yerleşmelerinin sosyo-kültürel ve ekonomik farklılıkları (Uluğbey-Akkeçili örneği)

Bu çalışmada Isparta ili, Senirkent ilçesi, Uluğbey kasabası ve Akkeçili köyünün fiziki, ekonomik, sosyal ve kültürel farklılıkları incelenmiştir. Araştırma sahasına gezi-gözlemde bulunmadan önce saha ile ilgili ortaya konulmuş olan çalışmalar incelenmiş, daha sonra sahada gezi-gözlem yapılmıştır. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde araştırma sahasının ve yakın çevresinin coğrafi, ekonomik ve sosyal özellikleri ele alınmıştır. Bu bölümde coğrafi özellikleri göz önüne koyabilmek amacıyla coğrafi konum, yüzey şekilleri, iklim, bitki örtüsü ve su kaynakları incelenmiştir. Daha sonra araştırma sahasının ve yakın çevresinin fiziki özelliklerine bağlı olarak ortaya çıkan ekonomik özellikler incelenmiştir. Ekonomik özellikler bağlamında tarım, hayvancılık faaliyetleri, sanayi ve turizm başlıklarına yer verilmiştir. Beşeri özellikleri için nüfus ve yerleşme yapısı incelenmiştir. Araştırmanın ikinci bölümünde ise araştırma sahasındaki sosyo-kültürel benzerliklere ve farklılıklara değinilmiştir. Bu benzerlik ve farklılıkları ortaya koyabilmek amacıyla araştırma sahasındaki eğitim, sağlık, mesken, beslenme ve düğün, sünnet töreni, bayram kutlamaları, geleneksel kutlamalar, yöresel ağız özellikleri, doğum-ölüm geleneklerinin yer aldığı sosyal hayat özelliklerine değinilmiştir. Son olarak da çalışmanın sonuç bölümünde aynı coğrafya üzerinde yer alan yerleşim birimlerindeki farklılıklar ve benzerlikler tespit edilmiş ve araştırma sahası ile ilgili olarak bazı önerilerde bulunulmuştur.Anahtar Kelimeler: Kültürel Özellikler, Sosyo-Ekonomik Özellikler, Yerleşim Birimleri Farklılıkları, Uluğbey, Akkeçili.

Isparta-SenirkentKültürel özelliklerSosyoekonomik özellikler+1
Burcu Çapçı
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
10
Master'sOpen AccessTR

Başkomutan Tarihi Milli Parkı'nın savaş turizmi içerisindeki yeri

İnsanları turizme teşvik eden gezme, eğlenme, görme ve bilgilenmenin yanı sıra merak duygusudur. Türkiye Cumhuriyeti olarak dönüm noktamız olan savaşlar ve bu savaşların geçtiği alanlarda ilgi ve merak uyandırmaktadır. Bu da turizmin bir alt dalı olarak savaş turizmi içerisinde ayrı bir öneme sahiptir. Ulusal park statüsü ile koruma altına alınmış olan Başkomutan Tarihi Milli Parkı, Büyük Taarruz ve Başkomutan Meydan Muharebesinin geçtiği alanlardan oluşur. Bu anlamıyla tarihsel değeri oldukça fazladır. Bunun yanı sıra savaşın önemiyle bağlantılı olarak turizm potansiyeli de yüksektir. Bu alanlar savaşa ve savaş alanlarına meraklı turistler için caziptir.Bu çalışmada Başkomutan Tarihi Milli Parkı' nın savaş turizmi içerisindeki yeri ve önemi incelenmiştir. Bu çalışmanın asıl amacı milli parkın tanımının daha iyi şekilde yapılarak turizm potansiyelinin yükseltilmesidir. Bundan hareketle savaş turizminden, milli parkların turizm içerisindeki yerlerinden, Başkomutan Tarihi Milli Parkı'nın gelişim sürecinden ve bölümlerinden bahsedilmiştir. Sonuç olarak da parkın turizm potansiyelini yükseltmeye yönelik projelere değinilmiştir.

Milli parklarSavaşTurizm
Elif Kanlı
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Ortaöğretim kurumlarında coğrafya öğretimi

CoğrafyaOrtaöğretim kurumlarıOrtaöğretim kurumları
Nevzat Gümüş
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1993
00
Master'sOpen AccessTR

Motion capture teknolojisinin Türk halk dansları alanında uygulanması Sakarya/Geyve halk dansları örneği

Halk dansları, bir toplumun kültürünü yansıtan geleneksel sanat dallarından biridir. Türkiye, çok kültürlü yapısıyla birçok halk dansını bünyesinde barındırmaktadır. Zengin dans kültürünün varlığına rağmen, yeteri kadar alan araştırması yapılmadığı için, bu alanda bilimsel nitelikte veri oldukça sınırlıdır. Ülkemizde Kültür Bakanlığı bünyesinde yer alan Halk Kültürü Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü, 1970'lerde kapsamlı derleme çalışmaları yapılmıştır. Bu çalışmalara ek olarak birkaç kişisel çaba dışında, Halk Dansları sahasındaki verilerin toplanması ve korunması, kurumsal ve bilimsel anlamda yeterli ilgiyi görmemiştir. Seneler önce saha çalışmalarında videokaset ile elde edilen verilerin düşük pikselli olması, ses ve hareket detaylarını algılamayı kısıtlamaktadır. Hem de birçok videokaset zamanla işlevini kaybetmiş ve derlenen bilgiler de kaybolmuştur. Toplanan bu veriler çok değerlidir fakat derleme çalışmalarının gerçekleştiği tarihdeki mevcut teknolojik imkanlar düşünüldüğünde günümüz teknolojisi tarafından dijital veri olarak kullanılması oldukça güçtür. Tespiti edilip korunmadığı ve aktarımı sağlanmadığı takdirde, kişinin ömrüyle sınırlılık gösteren bu verinin kaybolması kaçınılmazdır. Dijital çağa uyum sağlayamayan her unsur, günümüz teknolojisi karşısında ya geriye kalmakta ya da zamanla kaybolmaktadır. Halk danslarının toplanması, arşivlenmesi ve işlenmesi için dünya geneline bakıldığında motion capture teknolojisinin en ileri teknoloji olduğu görülmektedir. Bu çalışmada Motion Capture Teknolojisi kullanılarak Sakarya ili Geyve Yöresinden altı farklı halk dansı derlenmiştir. Daha sonra bu veriler farklı aşamalarda çeşitli bilgisayar programlarında işlenmiştir. Verlerin dijital dönüşümü tamamlandıktan sonra Sanal gerçeklik gözlüğü kullanılarak halk dansları eğitiminde dijital bir materyal olarak kullanılabilecek hale getirilmiştir.

Neslişah Durgut
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessEN

İhracat, ithalat ve ekonomik büyüme arasındaki ilişki: Mali örneği

This study mains to investigate the relationship between export, import and economic growth. As determinant of GDP, the variable final consumption expenditure has been added in this study to analysis and interpret the result. This paper employed unit root test to check the stationarity between the variables. The diagnostic and stability test were used to verify the authenticity of the variable by using different test like serial correction, heteroskedascity, linearity and normality. The autoregressive distributed lag (ARDL) model has been used to confirm the long and short run relationship between the variables. The econometric software Eview12 was used to analyze data from 1972 to 2023. The finding result in unit root test indicated that, all the variables were stationary at I (0) by using ADF, PP, KPSS and NG-Perron test. The serial correction test showed a no evidence of serial correlation. The heteroskedascity test indicated that, the test has no heteroskesdacity problem. However, the normality test revealed a residual normality distributed by using Jarques-Bera model. Furthermore, the linearity test indicated a linear relationship between variables. In ARDL model from bound test procedure, the finding result indicated a long run relationship between export and final consumption expenditure on economic growth and import has negative impact on GDP. In short error correction model, it appeared that, import and final consumption expenditure influence positively economic growth. Empirically, both variables, exports and final consumption expenditure contribute significantly to raising the GDP level in this analysis. Given that economic policy is a key factor that might encourage investment, this suggest that raising GDP is essential for diversifying exports.

Idrıssa Kalıl Camara
Bandırma Onyedi Eylül University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessEN

Lojistik hizmet kalitesinin değerlendirilmesi: Lojistik hizmet sağlayıcıları açısından yaklaşım

As a result of rapid globalization of industries and advanced supply chain networks, importance of logistics services has increased universally. Concurrently, service types offered by logistics service providers have quickly increased hence, the competition among global service providers have soared. This has pulled logistics service providers to be strategic in their business-to-business marketing approaches; thus, quality of delivered services has become important. In international supply chain networks logistics services can be very complex and quality expectations from services can be different. Therefore, in literature there is no single agreed sturdy logistics service quality measurement model. The main goal of this research to explore logistics service quality dimensions on logistics service providers and propose a measurement model for logistics service quality. To achieve the research goal systematic literature and semi structured interviews executed. Afterwards, questionnaire developed and applied on German logistics service providers. On results, structural equation model composed, and quality dimensions analyzed with confirmatory factor analysis. Consequently, validated, and reliable five logistics dimensions and sixteen logistics factors were explored for measuring logistics service quality.

Service qualityQualityLogistics+2
Hasan Tolga Kaya
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
11
Master'sOpen AccessTR

Yazılımda yerelleştirme ve çeviri

Yazılımda yerelleştirme çalışmalarını araştırma ve inceleme sebebim, çeviri ve yerelleştirme arasındaki farkları irdeleme ve incelemedir. Bu tez çalışmasında yerelleştirme alanında yapılan çalışmaların, çeviriden ne gibi farklar gösterdiğini, kullanılan yardımcı gereçlerin farklarını ve uzmanların metinlere yaklaşımını inceledim.

YazılımYerelleşmeÇeviri+3
Gizem Refika Bakır
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Velayete ilişkin şahsi münasebet kurulması davalarında dijital iletişim yöntemlerinin kullanılması

Ülkemizde boşanma oranlarının son yıllarda artmasına bağlı olarak, boşanma ve velayet davalarında en büyük sorunlardan biri de şahsi münasebetin kurulmasıdır. Bu tez çalışmasının amacı da boşanma ve velayet davalarında çocukların örselenmeden şahsi münasebet kurmalarında çağın gereklerine uygun olarak güncel teknolojik imkânların kullanılmasıdır. ABD'de Utah eyaletinde 2004 yılında ebeveynlerin çocukları ile iletişim ve ilişkilerini düzenleyen uygulama yargıçlar tarafından başlamıştır. Aynı şekilde Kanada'da ebeveynlerin çocukları ile iletişim kurabilmesi için hâkimlerce dijital iletişim yöntemleri kullanılmaktadır. Çalışmada şahsi münasebetin sadece yüz yüze olarak değil, dijital iletişim yöntemleri kullanarak sağlanmasının olası olumlu ve olumsuz yönleri de ortaya konmaya çalışılmıştır. Çalışmada İstanbul Büyükçekmece Adliyesi 1. Aile Mahkemesi, 3. Aile Mahkemesi, 4. Aile Mahkemesi ve 5. Aile Mahkemesi'nin 2016-2019 yılları arasında boşanma hususunda karar bağlanmış 300 adet dosya incelemesi yapılmıştır. Ayrıca boşanmak üzere mahkemeye başvuran 15 ebeveyn ve 21 çocuk ile de gönüllü olarak anket çalışması yapılmıştır. Katılımcılara onam formu imzalattırıldıktan sonra bireysel bilgi formunu da içeren dijital iletişim yöntemlerinin velayet ve şahsi münasebet davalarında kullanılmasına ilişkin soruları içeren anket uygulaması basit istatistiksel yöntemlerle değerlendirilmiştir. Ankette katılımcıların internet kullanım ve internete erişim durumları, dijital platformda kullandıkları uygulamalar ve dijital iletişim yöntemleri ile sağlanacak görüntülü iletişimi avantajlı olarak görüp görmedikleri gibi hususlar ele alınmıştır. Geçmişte verilen kararlara yönelik yapılan dosya incelemesi sonuçları ise SPSS (Sosyal Bilimler İçin İstatistik Paket Programı) ile analiz edilmiştir. Araştırmada elde edilen verilerin frekans ve yüzdelik dağılımlarının değerlendirilmesi için parametrik olmayan testlerden Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis ve Ki-Kare Bağımsızlık testleri kullanılmıştır. Çalışmada, şahsi ilişki türünün %82.7'sinin Cumartesi gününden Pazar gününe kadar yatılı olacak şekilde ve %90.7 oranla bu ilişkinin 15 günde bir kurulduğu görülmüştür. Yapılan anket çalışmasında da kurulan şahsi ilişki ve süresinin benzer olduğu anlaşılmıştır. Velayetin annede olduğu durumlarda babaların %80'inin, babada olduğu durumlarda ise annelerin %100'ünün kurulan şahsi ilişkiden memnun olmadıkları görülmüştür. Ankette ebeveynlerin %100'ünün, çocukların ise %95.2'sinin internet kullanımı olduğu anlaşılmıştır. Dijital iletişim yöntemleri ile sağlanacak görüntülü iletişimi annelerin %93'ü, babaların da %60'ı avantajlı görmektedir. Çocukların %90.5'inin velayeti elinde bulundurmayan ebeveyni ile görüştüğü, bu görüşmelerin %38.1 oranla haftada bir gün ve görüşme tipinin de %52.4 oranla yüz yüze yatılı şekilde olduğu, çocukların %52.4'ünün bu görüşme tipi ve sıklığından memnun iken %47.6'sının memnun olmadığı görülmüştür. Yapılan anket sonucunda çocukların %95'inin dijital iletişim yöntemleri ile sağlanacak olan görüntülü iletişimi avantajlı olarak gördükleri anlaşılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda; teknolojinin hayatımızın her alanında her yaştan kişiyi etkisi altına aldığı ve bu kapsamda dijital iletişim yöntemleri ile sağlanacak olan görüntülü iletişimin de şahsi ilişki kurulmasında uygulanmasının şahsi ilişkinin yeni bir boyutta hayat kazanmasına yol açacağı anlaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Velayet, Boşanma, Şahsi Münasebet, İnternet, Dijital İletişim Yöntemleri.

Aile içi ilişkilerBoşanmaSayısal iletişim+4
Fatma Durmuş
İstanbul University · Institute of Forensic Medicine
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Cinsel istismar ve uyuşturucu madde suçundan dolayı cezaevinde tutuklu ve hükümlü olarak bulunan erkeklerin çocukluk çağı travmalarının,dissosiyatif yaşantılarının ve suçluluk-utanç duygularının değerlendirilmesi

Bu araştırmanın temel amacı cinsel istismar ve uyuşturucu madde suçundan dolayı cezaevinde tutuklu ve hükümlü olarak bulunan erkeklerin çocukluk çağı travmaları, dissosiyatif yaşantıları ve suçluluk-utanç duyguları bakımından değerlendirilmesidir. Bu araştırmanın evrenini Mersin ili Tarsus ilçesinde Adalet Bakanlığı Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğüne bağlı T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumlarında (1, 2 ve 3 no.lu kapalı erkek cezaevi) tutuklu ve hükümlü olarak bulunan 18-80 yaş arası 492 erkek birey oluşturmaktadır. Araştırmanın çalışma örneklemi ise bu evreni temsil eden araştırmacı tarafından amaçlı örneklem metoduyla belirlenmiş olan ceza infaz kurumlarında bulunan 492 erkek tutuklu ve hükümlüden oluşmaktadır. Katılımcıların %35'i cinsel istismardan, %30,5'i ise uyuşturucu suçundan hükümlüdür. Katılımcıların %20, 30'u uyuşturucu suçundan tutuklu, %14,20'si ise cinsel istismar suçundan tutukludur. Araştırmada veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan Demografik Anket, Çocukluk Çağı Kötüye Kullanım ve İhmal Soru Listesi (ÇKİS), Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (CTQ), Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği (DES), Suçluluk-Utanç Ölçeği (SUTÖ) kullanılarak toplanmıştır. Söz konusu araştırmaya ilişkin ölçeklerin ilgili ceza infaz kurumlarındaki hedef popülasyon üzerinde gönüllülük esasına dayanarak uygulanması sonucu veriler elde edilmiştir. Veriler erkek tutuklu ve hükümlülerle yüz yüze görüşme yapılarak toplanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS for Windows 25.00 paket programına aktarılarak değerlendirilmiştir. Kullanılan ölçek puanları için ortalama değerler "aritmetik ortalama±standart sapma" olarak gösterilmiştir. Gruplar arası karşılaştırmalarda Cinsel İstismar alt boyutu için parametrik olmayan yöntemlerden Kruskal Wallis ve Mann Whitney U testleri, diğer ölçek ve alt boyutlar için ise parametrik yöntemlerden ANOVA ve t-testi kullanılmıştır. Cinsel İstismar alt boyutu için parametrik olmayan yöntemlerden Spearman korelasyon testi, diğer ölçek ve alt boyutlar için ise Pearson korelasyon testi ve çoklu regresyon analizi uygulanmıştır. Elde edilen istatistiklerin anlamlılığı 05 düzeyinde sınanmış, bulgular araştırmanın amaçlarının veriliş sırasına uygun olarak tablolar hâlinde sunulmuştur. Cinsel istismar ve uyuşturucu suçu nedeniyle cezaevinde yer alan toplam 492 tutuklu ve hükümlünün %38,6 (190 kişi)'sının DES toplam puan ortalaması 30 ve üzeri olarak bulunmuştur. Ayrıca bu çalışmada DES toplam puan ortalamaları "0-14", "15-29" ve "30 ve üzeri" olmak üzere üç kategoride de değerlendirilmiştir. "0-14" puan aralığında DES ortalaması gündelik hayatın dissosiyasyonunu, "15-29" aralığındaki DES ortalaması "subklinik" düzeydeki dissosisyasyonu ve "30 ve üzeri" DES ortalaması ise en az bir dissosiyatif bozukluk tanısı alabilecek düzeydeki dissosiyasyonu betimlemektedir. Dissosiyatif yaşantılar bu eksende değerlendirildiğinde erkek tutuklu ve hükümlülerin %26,8 (134 kişi)'si 0-14 arasında, %34,6 (168 kişi)'sı 15-29 arasında ve daha önce de ifade edildiği üzere %38,6 (190 kişi)'sı ise 30 ve üzeri DES toplam puan ortalamasına sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca cinsel istismar suçu nedeniyle cezaevinde olan 242 tutuklu ve hükümlünün %30,9 (75 kişi)'unun DES toplam puan ortalaması 30 ve üzeri olarak bulunmuşken uyuşturucu suçu nedeniyle cezaevinde olan 250 tutuklu ve hükümlünün ise %46,0 (115 kişi)'sının DES toplam puan ortalaması 30 ve üzeri olarak tespit edilmiştir. Cinsel istismar ve uyuşturucu suçu nedeniyle cezaevinde tutuklu ve hükümlü olan bireyler araştırılmış olup cinsel istismar suçundan tutukluların %97,10 (68 kişi)'unda, uyuşturucu suçundan tutukluların %99,00 (99 kişi)'unda, cinsel istismar suçundan hükümlülerin %97,70 (168 kişi)'inde ve uyuşturucu suçundan hükümlülerin %98,00 (147 kişi)'inde en az bir çocukluk çağı travması olduğu tespit edilmiştir. Çocukluk çağı travmaları CTQ'da yer alan alt boyutlar açısından değerlendirildiğinde ise duygusal istismarın; cinsel istismar suçundan tutuklularda %58,60 (41 kişi), uyuşturucu suçundan tutuklularda %61,00 (61 kişi), cinsel istismar suçundan hükümlülerde %67,40 (116 kişi) ve uyuşturucu suçundan hükümlülerde ise %68,70 (103 kişi) oranında olduğu belirlenmiştir. Diğer alt boyutlardan fiziksel istismarın; cinsel istismar suçundan tutuklularda %48,60 (34 kişi), uyuşturucu suçundan tutuklularda %51,00 (51 kişi), cinsel istismar suçundan hükümlülerde %55,20 (95 kişi) ve uyuşturucu suçundan hükümlülerde ise %62,70 (94 kişi) oranında olduğu ortaya çıkmıştır. Aynı çalışmada fiziksel ihmalin; cinsel istismar suçundan tutuklularda %88,60 (62 kişi), uyuşturucu suçundan tutuklularda %80,00 (80 kişi), cinsel istismar suçundan hükümlülerde %88,40 (152 kişi) ve uyuşturucu suçundan hükümlülerde ise %93,30 (140 kişi) duygusal ihmalin ise cinsel istismar suçundan tutuklularda %94,30 (66 kişi), uyuşturucu suçundan tutuklularda %95,00 (95 kişi), cinsel istismar suçundan hükümlülerde %94,20 (162 kişi) ve uyuşturucu suçundan hükümlülerde ise %94,00 (141 kişi) oranında olduğu saptanmıştır. Son alt boyut olan cinsel istismara bakıldığında cinsel istismar suçundan tutuklularda %44,30 (31 kişi), uyuşturucu suçundan tutuklularda %29,00 (29 kişi), cinsel istismar suçundan hükümlülerde %47,10 (81 kişi) ve uyuşturucu suçundan hükümlülerde ise %32,00 (48 kişi) oranında deneyimlendiği ortaya çıkmıştır. Cezaevinde uyuşturucu madde suçundan tutuklu / hükümlü olarak bulunan erkeklerin Çocukluk Çağı Travmaları (CTQ) ile Dissosiyatif Yaşantılar (DES) (r=0,229) puanları arasında düşük düzeyde, pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmaktadır (p<0,05). Cinsel istismar suçundan tutuklu grupları ile cinsel istismar suçundan hükümlü grupları arasında Dissosiyatif Yaşantılar (DES) puanı bakımından istatistiksel anlamlı fark elde edilmiştir (p=0,000<0,05). Cezaevinde bulunma durumuna göre cinsel istismar suçundan hükümlü (x̄=25,42) olan katılımcıların Dissosiyatif Yaşantılar (DES) puanları, cinsel istismar suçundan tutuklu olan katılımcılardan (x̄=21,11) daha yüksek olduğu bulunmuştur. Cezaevinde cinsel istismar suçundan hükümlü / tutuklu olarak bulunan erkeklerin CTQ puanları (x̄=49,21) uyuşturucu madde suçundan tutuklu / hükümlü olarak bulunan erkeklerden (x̄=47,32) CTQ puanı yüksek olmasına rağmen istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p 0,223>0,05). Katılımcıların suç türü grupları arasında CTQ'nun alt ölçeklerinden Cinsel İstismar puanı bakımından istatistiksel anlamlı fark bulunmuştur (p=0,001<0,05). Cinsel istismar suçundan tutuklu / hükümlü (x̄=7,25) olanların Cinsel İstismar puanları, uyuşturucu suçundan tutuklu / hükümlü (x̄=6,30) olanlara oranla daha yüksek olduğu bulunmuştur. Cezaevinde cinsel istismar suçundan hükümlü / tutuklu olarak bulunan erkeklerin Dissosiyatif Yaşantılar (DES) ile Çocukluk Çağı Travma Ölçeği (CTQ) puanları (r=0,346) puanları sonucunda orta düzeyde, pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Katılımcıların suç türü grupları arasında Suçluluk-Utanç puanı bakımından istatistiksel anlamlı fark elde edilmiştir (p=0,000<0,05). Cinsel istismar suçundan tutuklu / hükümlü (x̄=81,94) olanların Suçluluk-Utanç puanları, uyuşturucu suçundan tutuklu / hükümlü (x̄=74,27) olanlara oranla daha yüksek olduğu sonucuna varılmıştır.

Cinsel istismarHükümlülerNarkotik bağımlılığı+7
Hacer Çetinkaya
İstanbul University · Institute of Forensic Medicine
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde oyun bağımlılığı ile kendini sabote etme, anksiyete duyarlılığı ve aleksitimi arasındaki ilişki

Bu araştırmanın temel amacı üniversite öğrencilerinin oyun bağımlılığı düzeylerinin; kendini sabotaj, anksiyete duyarlılığı ve aleksitimi değişkenleriyle ilişkisini değerlendirmek ve bu değişkenlerin oyun bağımlılığı üzerindeki yordama gücünü saptamaktır. 144 kadın, 78 erkek öğrenciden oluşan toplam 222 kişilik örneklemden elde edilen veriler kullanılarak bu değişkenlerin ilişkisi incelenmiştir. Çalışmada demografik bilgi formu, Oyun Bağımlılığı Ölçeği, Kendini Sabotaj Ölçeği, Anksiyete Duyarlılığı İndeksi-3 ve Toronto Aleksitimi Ölçeği-20 uygulanmıştır. Oyun bağımlılığı yaygınlığı monotetik tanı sistemine göre %13,5 olarak bulunmuştur. İstatistiksel analiz sonucu elde edilen bulgular; kendini sabotaj (düşük düzeyde ve pozitif bir korelasyon r = .21, p < .01), anksiyete duyarlılığı (orta düzeyde ve pozitif bir korelasyon r = .32, p < .01) ve aleksitiminin (arasında orta düzeyde ve pozitif bir korelasyon r = .34, p < .01) oyun bağımlılığı ile anlamlı ilişkili olduğunu göstermiştir. Kendini sabotaj, anksiyete duyarlılığının bilişsel, fiziksel ve toplumsal alt boyutları, aleksitiminin duyguları tanıma, duyguları ifade etme, dışadönük düşünme alt boyutlarından oluşan tüm model; oyun bağımlılığı değişkenindeki varyansın %19'unu açıklamaktadır (F(7, 186)=6.30, p<.01). Yordayıcı değişkenlerden aleksitiminin "duyguları ifade etme" alt boyutu (ß= .28, t=3.03, p<.01) modele istatistiksel olarak anlamlı katkıda bulunmaktadır. Bu araştırmanın sonuçlarına göre duygularını ifade etmekte zorluk yaşayan bireylerin oyun bağımlılığında risk grubu içerisinde olduğu söylenebilir. Anahtar Sözcükler: Oyun bağımlılığı; kendini sabotaj; anksiyete duyarlılığı; aleksitimi

AleksitimiAnksiyeteAnksiyete duyarlılığı+4
Osman Sezer Erim
İstanbul University · Institute of Forensic Medicine
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Kadın cinsel istismarcılara yönelik tutumlar: Meslek, anneliğe, kadın cinselliğine ve cinsiyet rollerine ilişkin algının etkisi

Bu çalışmanın amacı ülkemizde istismar olgularıyla karşılaşabilecek uzmanların kadın cinsel istismarcılara yönelik inanışlarının tespit edilmesidir. Kadın cinsel istismarcılara yönelik görüşlerde meslek, anneliğe, babalığa ve kadın cinselliğine yönelik görüşleri ve geleneksel cinsiyet rollerine ilişkin düşüncelerin etkisi incelenmiştir. Araştırmaya mesleği itibariyle cinsel istismar vakalarıyla karşılaşabilecek psikolojik danışman, psikolog, psikiyatrist, sosyal çalışmacı, doktor, hemşire, adli tıp uzmanı, polis ve hukukçu olmak üzere 9 meslek grubundaki çalışanlar dahil edilmiştir. Araştırmanın örneklemini 296 kadın, 206 erkek olmak üzere toplamda 502 katılımcı oluşturmaktadır. Katılımcıların yaş ortalaması 32.12 (S.S = 7.90) olup yaş aralığı 20-65'tir. Çalışma kapsamında Geleneksel Annelik ve Babalık Ölçeği, Cinsel Çifte Standartlar ile araştırmacılar tarafından hazırlanan Demografik Bilgiler Formu, Cinsel İstismar Vaka Örnekleri Formu, Kadın Cinselliğine Yönelik Mitler Formu ve Türkçe'ye adaptasyonu yapılan Kadın Cinsel İstismarcılara Yönelik Tutumlar Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 25 ve SPSS AMOS 20 programları kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesi için Doğrulayıcı Faktör Analizi, ki-kare, Bağımsız Örneklem t-testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Pearson Korelasyon, Basit ve Çoklu Doğrusal Regresyon, Hiyerarşik Regresyon Analizi yapılmıştır. Yapılan istatistiksel analizlerde p<0.05, p<0.01, p<0.001 anlamlılık düzeyleri aranmıştır. Tek Yönlü ANOVA sonuçlarına göre ruh sağlığı uzmanları ve sosyal çalışmacıların adalet çalışanları ve sağlık çalışanlarına kıyasla kadın cinsel istismarcıları daha zararlı ve ciddi gördükleri istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Katılımcıların Kadın Cinsel İstismarcılara Yönelik Tutumlar Ölçeği'ndan aldıkları toplam puanlar ile Geleneksel Annelik Ölçeği (r = -.293) ile düşük düzeyde istatiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunurken, Geleneksel Babalık Ölçeği (r = -.342), Kadın Cinselliğine Yönelik Mitler (r = .385), Cinsel Çifte Standartlar ile (r = -.344) ile orta düzeyde istatiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<.01). Basit Doğrusal Regresyon analizlerinde kadın cinsel istismarcılara yönelik tutumların varyansının %8.7'sinin geleneksel annelik, %11.7'sinin geleneksel babalık, %14.8'inin kadın cinselliğine yönelik mitler ve %11.8'inin geleneksel cinsiyet rollerine inanma tarafından açıklandığı bulunmuştur. Beş blokta gerçekleştirilen Hiyerarşik Regresyon Analizi sonucunda ise kadın cinsel istismarcılara yönelik tutumların %21.7'sinin istismarcının kadın olduğu cinsel istismar vakasıyla karşılaşma, geleneksel babalığa ilişkin kalıp yargılara, kadın cinselliğine ilişkin mitlere ve toplumsal cinsiyet rollerine inanma tarafından açıklandığı bulunmuştur. Modelde geleneksel babalığa ilişkin kalıp yargılar ve kadın cinselliğine yönelik mitlere inanmanın en güçlü değişkenler olduğu ve sırasıyla kadın cinsel istismarcılara yönelik tutumlardaki varyansın %3.2 ve 2.4'ünü tek başına açıkladığı bulunmuştur. Elde edilen bulgular doğrultusunda geleneksel babalığa ilişkin kalıp yargılar, toplumsal cinsiyet rolleri, kadın cinselliğine yönelik mitlere inanma değişkenlerinin kadın cinsel istismarcılara yönelik tutumlarda en belirleyici değişkenler oldukları, meslek, cinsiyet, cinsel istismar konusunda eğitim alıp almama ve istismarcının kadın olduğu cinsel istismar vakalarıyla karşılaşma değişkenlerinin daha zayıf ve/ya dolaylı bir etkiye sahip oldukları tespit edilmiştir. Çalışmada elde edilen bulgular alanda çalışan uzmanların kadın cinsel istismarcılar konusunda duyarlı olduklarını ancak yeterince detaylı bilgiye sahip olmadıklarını ve konu hakkında daha fazla eğitim ve deneyime ihtiyaç duyduklarını göstermektedir.

AnnelikBabalıkCinsel istismar+7
Seda Akdemir
İstanbul University · Institute of Forensic Medicine
2020
20
Master'sOpen AccessTR

Makroekonomik göstergelerin takipteki kredilere etkisi: Türkiye'de sektörel bazlı bir uygulama

Bankacılıkta en temel risk türü olan kredi riski, kredilerin zamanında ve tam ödenmeme olasılığı olarak ifade edilmektedir. Kredilerin takibe dönüşüm oranı, kredi riskinin en önemli göstergesidir. Ekonomik koşullar kredilerin geri ödenebilme gücünü etkilemektedir. Kredi riskinin artması fon maliyetini artırmakta, şirketlerin finansman tercihlerini, yatırım kararlarını ve firma değerini etkilemektedir. Makroekonomik göstergelerin takipteki krediler üzerindeki etkisini ticari krediler açısından araştırmak amacıyla yapılan bu çalışma, Türkiye'de konu üzerine sektörel bazlı olarak uygulanan en geniş kapsamlı ilk çalışma niteliğindedir. Modellerde sektörlere ilişkin Takibe Dönüşüm Oranı (NPLr) bağımlı değişken olarak kullanılmıştır. Modellerde kullanılan bağımsız değişken ise enflasyon oranı, faiz oranı, işsizlik oranı, döviz kuru ve imalat sanayi kapasite kullanım oranıdır. 2011:01-2019:12 dönemine ilişkin aylık verilerin kullanıldığı araştırmada imalat sanayi, inşaat, toptan-perakende ticaret, otel-restoranlar, taşımacılık-depolama-haberleşme ve tarım-avcılık-ormancılık-balıkçılık sektörlerindeki şirketlere mevduat bankaları tarafından verilen ticari kredilere ilişkin veriler kullanılmıştır. Analizlerde ekonometrik yöntem olarak, VAR analizi, etki tepki fonksiyonları yöntemi analizi ve varyans ayrıştırması yöntemi uygulanmıştır. Analiz sonucunda; enflasyon oranının ve döviz kurunun kredi riskini sektörel bazda pozitif veya negatif etkilediği, faiz oranının kredi riskini tüm sektörlerde pozitif etkilediği, işsizlik oranının kredi riskini otel ve restoran sektörü dışındaki diğer sektörlerde pozitif etkilediği, kapasite kullanım oranının ise kredi riskini imalat sanayi sektörü için negatif etkilediği, diğer sektörlerde pozitif veya negatif etkilediği tespit edilmiştir.

Banka kredileriBankalarKredi riski+6
Abdurrahman Özciğer
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Sürgün sürecinde büyük grup kimliğinin travmanın onarımındaki rolünün incelenmesi: Ahıska Türkleri örneği

çalışmanın amacı, 1944 yılındaki büyük sürgünde zorla göç ettirilmiş, birinci nesil Ahıska Türklerinde travmanın sağaltım sürecinde, sahip oldukları büyük grup kimliğinin etkisi incelemektir. Yaşamış oldukları travmatik olayın etkisinin aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen devam ettiği; iç dünyalarını ve kimliklerini yaşadıkları üzerinden şekillendirildikleri düşünülmektedir. Katılımcılar, anavatanları olan Ahıska'dan, sahip oldukları Türk-Müslüman kimliği nedeniyle sürgün edilmiş, sonrasında farklı yerlere göç etmek zorunda kalmışlardır. Yaşları 79 ile 89 arasında değişen, İstanbul ve Bursa'da yaşamakta olan birinci nesil aile üyeleri ile görüşmeler yapılmıştır. Görüşme çıktıları, Yorumlayıcı Fenomonolojik Analiz (YFA) aracılığı ile analiz edilmiştir. Altı üst tema ve yirmi iki alt temaya ulaşılmıştır. Ulaşılan üst temalar şu şekildedir; 1) kimlik yapılanması 2) sürgün ve göç yaşantısı, 3) adalet arayışı, 4) ev bulma ve vatana dönme çabaları, 5) baş etme mekanizmaları, adaptasyon ve hayatta kalma stratejileri 6) kaybedilen topraklara dair. Bu temalara ek olarak, araştırmacının görüşmeler süresince yaptığı gözlemlere yer verilmiştir. Çalışmanın, göçmenlerin yaşadıkları travmatik olaylara ve travmatik olayların sağaltımına yönelik tanımlayıcı bir niteliği olması nedeniyle devlet kuruluşlarının ve sivil toplum kuruluşlarının göçmenler için geliştirdikleri politikalar ve destek programlarına yardımcı olacağı düşünülmektedir.

Psikolojik travmaZorunlu göç
Betül Çelebi
İstanbul University · Institute of Forensic Medicine
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Üç kuşak kadın yetişkinin çocukluk çağı travmaları, dissosiyasyon ve şiddete yönelik tutumları bakımından incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, üç kuşak kadın yetişkinin, çocukluk çağı travmaları, dissosiyasyonları ve şiddete yönelik tutumları bakımından incelenmesi ve karşılaştırılmasıdır. Araştırmanın örneklemi üç kuşak, her biri 36 kişilik gruplar olmak üzere 108 kadından oluşmaktadır. Katılımcıların yaş ortalaması birinci kuşak kadınlar (K1) için 72.86 (SS:6.85), ikinci kuşak kadınlar (K2) için 51.25 (SS:7.16), üçüncü kuşak kadınlar (K3) için 26.50 (SS:6.51)'dir. Araştırmada veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan demografik anket, Çocuk Çağı Kötüye Kullanım ve İhmal Soru Listesi (ÇKİS), Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (CTQ), Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği (DES), Şiddete Yönelik Tutum Ölçeği (ŞYTÖ) kullanılarak toplanmıştır. Araştırmada, kullanılan anket ve ölçeklerden hem nicel ve hem de nitel veriler elde edilmiştir. Nicel verilerin analizi SPSS 22 (Statistical Package for Social Sciences) istatistik programı, nitel verilerin içerik analizi MaxQDA 2018 programı ile yapılmıştır. Örneklem grubu, normallik değerlerini karşılamadığından nonparametrik testler kullanılmıştır. Değişkenler arası ilişkileri incelemek için nonparametrik olan Spearman sıra korelasyon katsayısı (rs), çoklu regresyon analizi ve nonparametriklik göz önüne alınarak 1000 bootstrapping tekniği uygulanmıştır. K1, K2 ve K3'lerin çocukluk çağı travmaları, dissosiyasyonları ve şiddete yönelik tutumlarının farklılaşıp farklılaşmadığını belirleyebilmek için Kruskal Wallis H analizi, kuşakları karşılaştırmak için ve değişkenlerin bazı demografik değişkenlerle ilişkisini analiz etmek için Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Korelasyon analizinde, ŞYTÖ puanlarının, CTQ alt ölçeklerinden duygusal istismar (rs = .30, p < .01) ve fiziksel ihmal (rs = .35, p < .01) ile pozitif yönde, cinsel istismar (rs =-.29, p < .01) ile negatif yönde anlamlı ilişki gösterdiği bulunmuştur (n=108). DES, CTQ'nun hiçbir alt ölçeği ile anlamlı ilişki göstermemiştir. Regresyon analizi sonucunda, fiziksel ihmalin, şiddete yönelik tutumun anlamlı bir yordayıcısı olduğu ve şiddete yönelik tutumların %17.6'lık bir kısmını açıkladığı bulunmuştur (B = 2.452, %95GA = 0.627 – 4.011; β = .35, p < .001). K1, K2 ve K3'ler çocukluk çağı travmaları, dissosiyasyonları ve şiddete yönelik tutumları bakımından karşılaştırılmıştır. Çocukluk çağı travma düzeylerinin K1'lerde (sıra ortalaması 67.89) K2'ler (sıra ortalaması 51.43) ve K3'lerden (sıra ortalaması 44.18) anlamlı şekilde yüksek olduğu bulunmuştur. Dissosiyasyon düzeylerinin K3'lerde (sıra ortalaması 66.71), K1'ler (sıra ortalaması 41.68) ve K2'lerden (sıra ortalaması 55.11) anlamlı şekilde yüksek olduğu bulunmuştur. Şiddete yönelik tutum düzeylerinin K1'lerde (sıra ortalaması 71.58), K2'ler (sıra ortalaması 52.24) ve K3'lerden (sıra ortalaması 39.68) anlamlı şekilde yüksek olduğu bulunmuştur. Açlık / yoksulluk sınırının altında kalan K2'lerin şiddete yönelik tutumlarının (sıra ortalaması = 23.30), açlık/yoksulluk sınırının üstünde olan K2'lere göre (sıra ortalaması = 16.08) anlamlı şekilde yüksek olduğu bulunmuştur (Z=1.95, p ≤ .05). K1'ler ve K3'lerde şiddete yönelik tutumlarının açlık / yoksulluk sınırına göre anlamlı şekilde farklılaşmadığı görülmüştür. Nitel verinin içerik analizi araştırmacı tarafından oluşturulan 19 kod ile yapılmıştır. 108 katılımcıya ait görüşmelerden elde edilen veriler bilgisayar ortamına aktarılmış ve tüm metinler bu kodlarla taranmıştır. Araştırmanın nitel bulgularında, kuşaklar arasında tekrar eden örüntü özellikleri (6 grup kadında 3 kuşakta, 4 grup kadında 2 kuşakta, n = 26, % 24.1), kullanılan savunmalardan agresörle identifikasyonun (9 K1, 9 K2, 8 K3, n = 26, %24.1) en fazla kullanılan savunma olduğu, olumsuz duygu olarak öfkenin (10 K1, 7 K2, 6 K3, n = 23, % 21.3) varlığı görülmüştür. 18 yaş altı evlilik oranı K1'lerde %44.4 (n = 16) iken, K2'lerde %8.3'e (n=3) düştüğü, K3'lerde hiç olmadığı görülmüştür. Katılımcılar, aile içi fiziksel şiddetin mağduru, tanığı ve uygulayıcısı olma bakımından sorgulanmıştır. Elde edilen verilere göre, orijin aile içinde fiziksel şiddet mağduru olanların (K1: %54.1, K2: %52.1), orijin aile içinde şiddet tanığı olanlara 0(K1: %53.8, K2: %50.0) göre, küçük bir fark ile, kendi kurdukları ailede daha fazla fiziksel şiddet uyguladığı bulunmuştur. K3'lerin 12'si evli olduğundan ve hepsinin çocuğu olmadığından değerlendirilmemiştir. Orijin ailede fiziksel şiddete tanıklık etmiş olup da, kendi kurduğu ailesinde fiziksel şiddet görenlerin oranı K1'lerde %38.5 iken K2'lerde %50 olarak bulunmuştur. Kendi kurduğu ailesinde fiziksel şiddet mağduru olup da kendi kurduğu ailesinde fiziksel şiddet uygulayanların oranı K1'lerde %50.0 iken K2'lerde %60 olarak bulunmuştur. Orijin ailede fiziksel şiddet mağduru olup da kendi kurduğu ailesinde fiziksel şiddet görenlerin oranı K1'lerde %33.3 iken K2'lerde %34.7 olarak bulunmuştur.

Adli psikolojiDissosiyatif bozukluklarKadınlar+5
Zeynep Pınar Cohen
İstanbul University · Institute of Forensic Medicine
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ensest vakası yaşanan ailelerdeki annenin değerlendirilmesi: Suç ortağı mı? ikincil mağdur mu?

Bu çalışmanın amacı ensest vakası yaşanan ailelerdeki annelerin genel popülasyon ve ensest vakası ile yakından ilişkili meslek grupları tarafından değerlendirilmesi ve katılımcıların annelere yönelik algılarının ortaya konulmasıdır. Çalışmanın örneklemi genel popülasyondan 251 katılımcı ve meslek gruplarına mensup 257 katılımcıdan oluşmaktadır. Genel popülasyon katılımcılarının 182'si (%72.5) kadın ve 69'u (%27.5) erkektir ve yaş ortalaması 31,2 yaş (SS: 9.51) olarak hesaplanmıştır. Meslek grubu katılımcılarının 179'u (%69.6) kadın ve 78'i (%30.4) erkektir ve katılımcıların yaş ortalaması 32,4 yaş (SS: 8.78) olarak hesaplanmıştır. Çalışma kapsamında veri toplamak için araştırmacı tarafından hazırlanan şu anketler kullanılmıştır: her iki grup için farklı sorulara sahip Demografik Bilgi Formu, her iki grup için de aynı içeriğe sahip Ensest Farkındalık Formu ve Ensest Vakası Yaşanan Ailelerdeki Anneyi Değerlendirmeye Yönelik Senaryo Formu. Çalışma sonucunda kadın katılımcıların erkek katılımcılara göre anneye yönelik daha suçlayıcı tutum içerisinde olduğu tespit edilmiştir (t(501)=3,742, p<0,001). Bunun yanı sıra meslek grupları ve genel popülasyon arasında ensestin demografik özelliklerine dair farkındalık puanları arasında da farklılık olduğu ve meslek grubu katılımcılarının beklenildiği gibi daha yüksek farkındalık sahibi olduğu ortaya konulmuştur. Buna ek olarak meslek grupları ve genel popülasyon arasında anneye yönelik tutum açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (t(501)=-1,108, p>0,05). Anahtar Kelimeler: ensest, anneye yönelik tutum, aile içi cinsel istismar

Aile içi şiddetÇocuk istismarıÇocuk istismarı-cinsel
Özge İdrisoğlu
İstanbul University · Institute of Forensic Medicine
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Engelli çocuğu olan annelerin algıladıkları sosyal destek düzeyleri ve kaygı düzeyleri ile çocuk istismarına yönelik tutumları arasındaki ilişki

Özet Bu araştırmada engelli çocuğa sahip annelerin demografik özelliklerinin kaygı düzeylerinin , algıladıkları sosyal destek düzeylerinin ve engelli çocuklarına yönelik ihmal ile fiziksel ve duygusal istismar davranışlarının incelenmesi ve bu davranışlar ile kaygı ve algıladıkları sosyal destek düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini İstanbuldaki çeşitli özel eğitim merkezlerinden ulaşılan 100 anne ve Türkiye'nin çeşitli illerinde yaşayan internet üzerinden ulaşılan 60 anne olmak üzere toplam 160 engelli çocuk annesi oluşturmaktadır. Çalışma kapsamında katılımcılara araştırmacılar tarafından hazırlanan Ebeveyn Bilgi Formu ve Ebeveyn Tutum Formu, Durumluluk-Sürekli Kaygı Ölçeği, Algılanan Sosyal Destek Ölçeği uygulanmıştır. Verilerin analizinde SPSS_20 (Statistical Package for Social Sciences) istatistik programı kullanılmıştır. Verilerin analizi sonucunda engelli çocuk annelerinin algılanan sosyal destek düzeyi arttıkça; durumluluk, sürekli ve toplam kaygı düzeylerinin düştüğü görülmüştür. Annelerin kaygı düzeyi arttıkça istismar ve ihmale yönelik tutumlarının arttığı; algılanan sosyal destek düzeyleri arttıkça çocuğun fiziksel ve duygusal ihmalinin azaldığı görülmüştür. Araştırmanın sonuçları çalışmaya katılan annelerin en çok duygusal istismara başvurduğunu göstermiştir. Gelir düzeyinin düşmesinin en çok fiziksel ihmali arttırdığı, bakım verilen çocuk sayısının artmasının duygusal ve fiziksel istismarı arttırdığı tespit edilmiştir. Sonuçlar annelerin eğitim düzeyi arttıkça engelli çocuklarını duygusal olarak daha az ihmal ettiğini göstermektedir. Anahtar kelimeler: engelli çocuk, anne, istismar, ihmal, kaygı, sosyal destek

Emine Didar Paşalıoğlu
İstanbul University · Institute of Forensic Medicine
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hukuk eğitiminin cezalandırıcı tutumda rolü: İstanbul örneği

Suç ve ceza ile ilgili kriminolojik araştırmalarda kamuoyu görüşleri her zaman önemli bir yer tutmuştur. Ancak yapılan çalışmalar, cezalandırıcı tutum ve bu tutuma etki eden faktörler üzerinde durmamıştır. Oysa kamuoyu görüşünü oluşturan en büyük etken bu cezalandırıcı tutumdur. Son yıllarda yurtdışında bu alanda çalışmalar yapılsa da ülkemizde bu alanda çalışma yapılmamıştır. Bu çalışma, hukuk eğitiminin cezalandırıcı tutum üzerindeki etkisini hukuk eğitiminin çeşitli evreleri üzerinden ortaya koymayı hedeflemektedir Çalışma, 1. sınıf öğrencilerinden 97, 4. sınıf öğrencilerinden 139 ve meslekte en az beş yıl kıdemi bulunan avukatlardan 176 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara çalışmacı tarafından hazırlanan sosyodemografik bilgi formu, avukatlara yönelik bilgi formu ve cezalandırıcı tutum ölçeği uygulanmıştır. Çalışma sonucunda elde edilen bulgulara göre; 4. sınıf öğrencilerinin 1. sınıf öğrencilerine göre daha az cezalandırıcı bir tutum sergiledikleri ortaya çıkmıştır. Buna karşın avukatların, 4. sınıf öğrencilerine oranla daha cezalandırıcı bir tutum sergileme eğilimi içinde olduğu görülmüştür. Eğitim dışında ikincil değişkenlerle yapılan analizler, ileride yapılacak çalışmalar için yol gösterici olacaktır.

Damla Zaimoğlu
İstanbul University · Institute of Forensic Medicine
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bilişim suçlarının bilirkişilik uygulamaları yönünden değerlendirilmesi

ÖZET Günümüz teknoloji dünyasında en hızlı ilerleme ve değişimi bilişim sistemlerinin kullanımında yaşamaktayız. Öyle ki içinde bulunduğumuz bu zaman diliminde, sanal dünyanın tüm insanlığın kaderini tek başına belirlemeye muktedir bir güç haline geldiğini gözlemlemekteyiz. Bu etkinin pek çok yüzü ve açısı olduğu bir gerçekse de, bizce varlığını en etkileyici bir şekilde insanlığın suç eylemlerini icrası yönünden hissettirmektedir ve gelecekte de maalesef şiddetini arttırarak hissettirmeye devam edecektir. Bu ilerlemeye karşı hızlı ve etkili bir biçimde önlemler alınması ve yaptırımlar getirilmesi zaruridir. Çalışmamızda; bilişim suçları kapsamına; bilişim alanındaki suçlar, internete özgü eylemler ve internet aracılığıyla gerçekleştirilen eylemler dahil edilmiştir. Çalışmamızın genel bilgiler kısmında, öncelikle tanımlamalar yönünden açıklamalar yapmak yoluna gidilmiş; bilişim ve bilişim sistemleri kavramları açıklanarak bilişim alanında işlenen suçlara dair izahatlara yer verildikten sonra, internet kavram ve tarihçesine, ardından internete özgü eylemler ile internet aracılığıyla işlenen suçlar konularına değinilmiştir. Devamla, adli bilişim kavramı, çalışma alanları ve safhaları üzerine incelemelere yer verilmiş; mevzuatımızdaki adli bilişime dair düzenlemeler ile bilirkişilik uygulamaları irdelenmiştir. Bu kapsamda; 2009 -2011 yılları arasında Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi tarafından bilirkişilik hizmeti verilen dosyalar istatistik yöntemi kullanılmak suretiyle tek tek incelenmiştir. Özellikle suçun bu süreç içerisindeki artışı ve suçlu profili, suç tipinin teknik bilgi gerektirip gerektirmediği, işlenen suç tipi, ihlal edilen hak ve zarar nevi, suçun işlendiği yer, suçta kullanılan materyal gibi bulgular yönünden bunların dağılımlarına dair tespitler ile verilen hizmete göre ekspertiz sayısı, dosyanın gönderildiği merci, dosyanın geldiği yer, hizmet verilip verilemediği ve gelen dosyalar için hizmet verilememe nedenine ilişkin daha çok bilirkişilik uygulamalarını ilgilendiren noktalara dair tespit ve değerlendirmeler yapılması amaçlanmıştır. Aynı zamanda adli bilişim alanındaki bilirkişilik hizmetleri yönünden uygulamada eksiklikler barındıran, iyileştirilmesi gereken hususlara işaret edilmeye çalışılmıştır. Bu istatistiklere, Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi'ne adli bilirkişilik hizmeti talebiyle 2012 – 2016 yılları arasında gönderilen dosyalara ait sayısal veriler ile 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrası savcılık ve mahkemelerde adli bilişimle ilgili resmi bilirkişilik talebinin çok fazla artması nedeniyle kurulmuş olan Adli Tıp Kurumu Adli Bilişim İhtisas Dairesi'ne 2017-2018 yılları içerisinde gelen dosyalara ait sayısal veriler de çalışmamız kapsamına alınmıştır. Bu suretle; 2009 – 2018 yıllarını kapsayacak 10 yıllık bir sürece yayılan adli bilirkişilik talebindeki artışın tespit edilmesi amaçlanmıştır. Temennimiz, çalışmamızın ortaya çıkardığı veriler ile anlamlı ve kayda değer sonuçlar sunabilmek, bilakis suç artışını göz önüne serebilmek ve özellikle bilirkişilik uygulamalarının iyileştirilmesi ve bu hizmetlerin sağlıklı olarak icra edilebilmesi için olmazsa olmaz gerekliliklerin tespiti ve temini yönünde fikir üretebilmeyi başarmaktır. Anahtar Kelimeler: Bilişim Suçları, İnternet Suçları, Adli Bilişim, Bilirkişilik Uygulamaları, Adli Tıp Kurumu

Nazlı Nur Akyol Çınar
İstanbul University · Institute of Forensic Medicine
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Denetimli serbestlik uygulamalarının onarıcı adalet sistemine etkisinin araştırılması

Bu araştırmanın amacı denetimli serbestlik uygulamalarının onarıcı adalete ilişkin etkinliğini gözlemlemek ve uygulayıcıların tecrübeleri üzerinden yaklaşım ve ihtiyaç analizi yapmaktır. Sekiz yükümlü ve üç uzmanla derinlemesine görüşmeler yapılarak fenomenolojik analiz tekniği kullanılmıştır. Bu sayede katılımcıların tecrübeleri üzerinden süreci nasıl anlamlandırdıkları keşfedilmek istenmiş, denetimli serbestliğin onarıcı adalet perspektifinden nasıl algılandığı, her iki grubun fikirleri birlikte değerlendirilerek yorumlanmıştır. Yapılan görüşmelerde netice olarak uygulamada onarıcı adalete katkı sağlayacak bir denetimli serbestlik politikasının olmadığı, onarım kısmının yeterliliği ve tedbirlerin gerekliliğine dair sürecin yükümlülerce anlamlandırılması adına bir çaba olmadığı, denetimli serbestliğin işlevsellik kazanması için yeterli çalışmaların henüz yapılmadığı gözlemlenmiştir.

Cansu Şekerci
İstanbul University · Institute of Forensic Medicine
2019
10
Master'sOpen AccessTR

Diş hekimliğinde aydınlatma yükümlülüğü

Sağlık hukuku alanının en önemli sorunsallarından olan aydınlatma yükümlülüğü hekimler ve hastaların yaklaşımları açısından geçmişten bugüne kadar değişim gösterse de tam anlamı ile aydınlatma kavramı her iki grup bakımından benimsenmiş ve kabullenmiş değildir. Gerek hekimler bakımından, gerekse hastalar bakımından "hasta hakları" kavramı ve özelinde "aydınlatılma hakkı" kavramı hala belirsizliğini korumaktadır. Aydınlatma konusu tartışılırken literatürde çoğunlukla tıp fakültesinden mezun hekimler baz alınarak çalışma yapıldığı ve ancak diş hekimlerine yönelik yapılmış çalışmaların sınırlı sayıda olduğu gözlemlenmiştir. Bu sebeple diş hekimlerinin aydınlatılmış onam hakkındaki bilgi, tutum ve davranışlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma yapılırken 33 soruluk anket oluşturulmuş, anket sorularının diş hekimleri tarafından yanıtlanması sağlanmıştır. Çalışma sonucunda diş hekimlerine yönelik lisans eğitimi sırasında tıp etiği derslerinin yanı sıra sağlık hukuku derslerinin de verilmesi ve bu konuda meslek içi eğitimin artırılması, hasta-hekim ilişkisine özel bir yasal düzenlemenin yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Diş hekimliği, aydınlatma yükümlülüğü, aydınlatılmış onam, hasta hakları.

Burcu Öztoprak Alsulu
İstanbul University · Institute of Forensic Medicine
2019
00
Master'sOpen AccessTR

SUÇA SÜRÜKLENEN ERKEK ERGENLERDE EBEVEYNE GÜVENLİ BAĞLANMA VE AYRILMA BİREYLEŞME ÖZELLİKLERİ

Bu çalışmada suça sürüklenen erkek ergenlerin sosyo-demogrofik profilleri betimlendikten sonra bu bireylerin anne babaya güvenli bağlanmaları ve ayrılma bireyleşme özellikleri çerçevesinde "anne-babaya güvenli bağlanmalarının", ayrılma bireyleşme süreci açısından olumsuzluk ya da zorlukların göstergelerinden olan "ayrılma anksiyetesi" ve "reddedilme beklentisi" ile aralarındaki ilişkisi incelenmiştir. Çalışmanın bir diğer amacı olarak suça sürüklenen erkek ergenlerin işledikleri suç türü "hırsızlık (konut dokunulmazlığı, mala zarar verme)" ve "yaralama" değişkeni açısından "anne-babaya güvenli bağlanma", "ayrılma anksiyetesi" ve "reddedilme beklentisi" düzeylerinde anlamlı bir farklılık olup olmadığı incelenmiştir. Örneklem grubu, İstanbul ili içinde yaşayan 12–18 yaş aralığında herhangi bir suç isnadı ile Anadolu Adliyesi'ne dosyası intikal eden ve sosyal servis birimine yönlendirilenler arasından rastgele örnekleme yöntemi ile seçilen 325 ergenden oluşmuştur. Tüm katılımcılara sırasıyla kişisel bilgi formu, Anne-Babaya ve Akranlara Bağlanma Envanteri (EABE) ve Adolesan Ayrılma Bireyleşme Testi (AABT) "Ayrılma anksiyetesi, Reddedilme beklentisi" bağımsız 2 alt ölçeği uygulanmıştır. Bulgulara göre, EABE'nin "anne-babaya güvenli bağlanma" ile AABT'nin "reddedilme beklentisi" puanları arasında istatiksel olarak negatif doğrusal ve orta düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Buna göre EABE'nin "anne-babaya güvenli bağlanma" puanları azaldıkça, AABT'nin "reddedilme beklentisi" puanları artmaktadır. EABE'nin "anne-babaya güvenli bağlanma" ile AABT'nin "ayrılma anksiyetesi" puanları arasında ise istatiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Bir diğer bulguda, örneklem grubunun "işledikleri suç türü" değişkeni açısından EABE'nin "anne-babaya güvenli bağlanma" puanlarının suç türü gruplarının sıra ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Buna göre çalışmada değerlendirmeye alınan suç türü "hırsızlık (konut dokunulmazlığı, mala zarar verme)" olan örneklem grubunun EABE'nin "anne-babaya güvenli bağlanma" puanları, suç türü "yaralama" olan örneklem grubuna göre daha düşüktür. İkinci olarak, örneklem grubunun AABT'nin "reddedilme beklentisi" puanlarının işledikleri suç türü sıra ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuş olup, buna göre suç türü "hırsızlık (konut dokunulmazlığı, mala zarar verme)" olan örneklem grubunun AABT'nin "reddedilme beklentisi" puanları, suç türü "yaralama" olan örneklem grubuna göre daha yüksektir. AABT'nin "ayrılma anksiyetesi" puanlarının işledikleri suç türü sıra ortalamaları arasındaki fark ise istatistiksel olarak anlamlı bulunamamıştır.

Fatma Özkan
İstanbul University · Institute of Forensic Medicine
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Tıbbi uygulama hatası iddiası ile açılan hukuk davalarında bilirkişi raporlarının hukuki denetime elverişliliğinin yargıtay kararları ışığında incelenmesi

Tıbbi uygulamalarda uzmanlık alanlarının gelişmesi, hukuki ihtilafların çözümü için teknik bilgiye duyulan ihtiyacı ve dolayısıyla da bilirkişilik kurumunun yargı faaliyetleri içindeki önemini arttırmıştır. Bu çalışmada, Tıbbi Uygulama Hatası iddiaları ile açılan tazminat davalarında bilirkişi raporları sebebiyle verilen bozma kararları araştırılarak, Yargıtay'ın bilirkişi raporlarını hükme esas almaya elverişsiz bulma sebeplerinin sınıflandırılması ve taraf, mahkeme, Yargıtay denetimine elverişli bilirkişi raporlarının standartlarının ortaya konulması amaçlanmıştır. Çalışmada Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 2013 ile 2018 tarihleri arasında tıbbi uygulama hatası nedeniyle açılan tazminat davalarında bilirkişi raporlarının yetersizliği sebebiyle verdiği bozma kararları incelenmiştir. Çalışmanın sonuçlarına göre, Tıbbi uygulama hatası iddiası ile açılan tazminat davalarında bilirkişi raporları, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi tarafından ağırlıklı olarak davacının iddialarının tamamen karşılanmaması, raporların gerekçesiz olması ve soyut ifadelerle sonuca varılması sebepleriyle yetersiz bulunmaktadır. Raporlar arasındaki çelişkinin giderilmemesi, aydınlatılmış onam hususunun bilirkişi tarafından irdelenmemiş olması, konu ile ilgili uzman heyete katılmadan rapor düzenlenmiş olması, dosyada mevcut başka bir bilirkişi raporunun veya taraflarca başvurulan uzman görüşünün bilirkişi raporunda dikkate alınmamış olması, kararın dosya kapsamı ile çelişmesi, tutarlı olmaması, eksik veya sağlıklı olmayan kayıtlara dayanılarak rapor düzenlenmiş olması bilirkişi raporlarının diğer yetersiz bulunma sebepleri olarak belirlenmiştir. Bilirkişi raporlarının yetersiz bulunduğu olgularda, Yargıtay'ın sıklıkla Üniversitelerin Tıp Fakültelerinde görevli öğretim üyelerinden oluşturulacak bilirkişi heyetinden taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli yeni bir bilirkişi raporu alınması gerekliliğini belirttiği görülmektedir.

Ezgi Besen
İstanbul University · Institute of Forensic Medicine
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yeşil kriminoloji bağlamında çevre suçlarında kamusal farkındalık

Çevre sorunları, insanlığın çevreyi tahakkümü altına almasından itibaren artarak günümüzde geri döndürülemez bir tahribata yol açmıştır. Çevrenin bir hak olarak görülmeye başlamasından itibaren çevre hukuku da bu sorunlara çözüm arayışının bir parçası olmuştur. Çevrenin ceza hukuku konularına dahil edilmesi ile çevresel sorunlar, kriminolojinin de alanına girmiştir. Yeşil kriminoloji ile çevre suç ve cezalarına yeşil bir perspektif getirilerek, çevre sorunlarını çözümü için devlet politikalarının değiştirilmesi, çevresel adalet ve sosyal adaletin sağlanması amaçlanmaktadır. Çalışmamızda doğa ve çevre kavramları, geçmişte doğaya karşı yaklaşım, çevrenin hak olarak tanınması, uluslararası ve anayasal düzeyde çevreye ilişkin gelişmeler, Türk Ceza Kanunu'nda çevre suçları, yeşil kriminolojinin içeriği ve tarihi, yeşil kriminolojinin mağdur yelpazesi, Türkiye'de çevre hareketi ve sivil toplum, sosyal medyada çevrecilik konularına değinilmiştir. Türkiye'deki çevresel hareketlerden birkaçı üzerinde durulmuş toplumsal olarak çevreyi korumaya ilişkin mücadele, toplumsal tepkiler, sivil toplum hareketi ve çevresel mücadelenin sosyal medyadaki yansıması irdelenmiştir. Yeşil kriminolojinin teorik çerçevesine dayanarak İstanbul'da yaşayan 18 yaş üstü bireylere yönelik çevreye ilişkin sivil toplum kuruluşlarına üyelik ve sosyal medyada çevreye ilişkin hesapları takip etme durumuna göre çevresel bilinç ve farkındalık, çevresel tehdide ilişkin tutum, yasal düzenlemelere ilişkin farkındalık gözlemlenmiştir. Araştırmamız sonucunda çevreyle ilişkili sosyal medya hesaplarını takip edenlerin ve çevreyle ilgili STK üyesi olanların çevre bilincinin daha yüksek olduğu, çevreye dair olumlu davranışları daha çok gerçekleştirdikleri, çevresel tehditlerin farkında oldukları, yasal düzenlemelere ilişkin daha çevresel talepleri olduğu gözlemlenmiştir.

FarkındalıkKamu denetimiKamu yönetimi+6
Tuğba Bayındır
İstanbul University · Institute of Forensic Medicine
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Okul öncesi ve sınıf öğretmenlerinin çocuk cinsel istismarına ilişkin tutum ve davranışları

Amaç: Çocuk istismarı, insanlık tarihi kadar eski olmasına rağmen bildirilme ve açığa çıkma oranı oldukça düşük olan, çocuğu fiziksel ve ruhsal yönden önemli derecede etkileyen tıbbi, hukuki, gelişimsel ve psiko-sosyal bir durumdur. ÇCİ'nın uzun dönem etkilerini araştıran çalışmalarda psikiyatrik hastalık gelişmesi, tekrar istismara maruz kalma veya istismarcı olma, daha düşük akademik başarıya ulaşma, sağlık durumunun kötülüğü veya intihar girişimi, yaşam boyu ötekileştirme veya ilişkilerde seksüalite ile varolmak gibi olumsuz sonuçların yanında tamamen iyileşmenin mümkün olduğu da bildirilmiştir. Ancak bu sonuçların yanlış yorumlanması ciddi yanlış anlaşılmalara ve ÇCİ mağdurlarının damgalanmasına yol açabilmektedir. Toplum tarafından damgalanma korkusu sebebiyle cinsel istismara maruz kalan kişinin ve ailesinin yaşadığı olayı gizli tutma çabası olmaktadır. Öğretmenler çocuklarla aileleri dışında en çok zaman geçiren profesyonellerdir ve ÇCİ' nin çocuklarda yol açacağı fiziksel ve davranışsal değişiklikleri fark etme ihtimalleri yüksektir. Buna rağmen çocuklar öğretmenlerine bildirmekte oldukça çekingen davranmaktadırlar. Benzer şekilde öğretmenlerin de cinsel istismar olgularını ilgili kurumlara bildirme sıklıkları oldukça seyrektir. Bu durum bildirim yetersizliğinin öğretmenlerin ÇCİ ile ilişkili tutumlarından kaynaklanabileceğini akla getirmektedir. Çalışmamız, okulöncesi ve ilköğretim sınıf öğretmenlerinin ÇCİ ile ilgili tutumlarını araştırmayı amaçlamıştır. Yöntem: Çalışmaya İstanbul il milli eğitim müdürlüğüne bağlı anaokulları ve ilkokullarda çalışan araştırmaya katılmaya gönüllü olan 192 öğretmen dahil edilmiştir. Katılımcılara bilgilendirilmiş onam formu, sosyodemografik özellikleri içeren veri formu ve stigma ölçekleri uygulanmıştır. Bulgular: Öğretmenlerin %35 (71)'i cinsel istismara uğramış bireyle karşılaşmış olduğunu, %62,1(126)'i daha önce cinsel istismara uğrayan bireyle karşılaşmamış olduğunu bildirmiştir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin %63,5(129)'i çocukluk çağında cinsel istismarın olmadığına inanmaktadır. Yalnızca %19',2(39)'si çocukluk çağı cinsel istismarının varlığına inanırken, %9,4(19)'ü emin değildir. Damgalama ölçeğinin hemen tüm maddelerinde sınıf öğretmenleri ve okul öncesi öğretmenlerinin tutumları arasında oldukça anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0,001). Bununla birlikte her iki grupta da damgalama oranlarının literatürden düşük olduğu saptanmıştır. Sonuç: Okul öncesi ve sınıf öğretmenlerinin damgalama oranlarının oldukça literatüre kıyasla düşük olduğu saptanmıştır. Öğretmenlerin çocukluk çağı cinsel istismarını damgalamadıkları halde bildirme oranlarının düşük olmasının nedenleri araştırılmalıdır. Araştırma sonucunda öğretmenlerin çocukluk çağı cinsel istismarının varlığı konusunda bilgi ya da eğitim eksiklikleri olduğu kanaatine varılmıştır. Çocukluk çağı cinsel istismarı konusunda öğretmenlerin bilgi seviyelerini ve farkındalıklarını arttırıcı meslek içi eğitimler düzenlenmelidir. Damgalama ve özellikle cinsel istismarda damgalamaya yönelik farklı meslek gruplarında ve geniş katılımcı grupları ile daha fazla araştırma yapılması literatüre katkıda bulunacaktır.

DamgalamaDuygusal istismarPsikolojik istismar+2
Vuslat Dalkıran Türkoğlu
İstanbul University · Institute of Forensic Medicine
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Jane Addams: Hull House?a komşu göçmenlerin kimliğini sentezleyen bir simyacı (1889-1930)

The settlement house movement was an outcome of the necessity for social welfare reform at the local level during the Progressive era. Mostly college educated reformers, these innovative minds aimed at moving to the slums of the great cities, neighboring the lower strata of the society, and therefore providing them the opportunity for personal development through social and cultural programs they initiated. The scope of this thesis is confined to Hull House, founded in 1889, by Jane Addams and Ellen Gates Starr in Chicago. The major concern of the thesis is narrowed down to a discussion on the nature of the relationship between Hull House and the immigrants in the neighborhood. Through such a thematic concentration, the thesis aims to explore the role of a settlement house in the incorporation of immigrants to the society.

United States of Amerika-ChicagoAmerican societyAmerican identity+4
Gülşah Şenkol
Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Timurî Dönem TSMK R. 1023 numaralı ve TSMK R. 1022 numaralı Kelile ile Dimne el yazmalarının tasvir sanatı açısından incelenmesi

Timurîler'in siyasi yapılanmalarının ilk dönemlerinden itibaren Celâirliler yanında Karakoyunlu ve Akkoyunlu Türkmenleri'yle yakın ilişki kurduğu muhakkaktır. Genel olarak İran ve çevresinde sanat hareketlerinin de başlıca yaratıcıları olarak kültür ortamlarına birlikte yön vermişlerdir. Klasik Timurî üslubun en büyük hazırlayıcısı olarak kabul edilen Celâirlli sanatkâr ve hükümdarlar ile sanat koruyucusu Türkmen hükümdarlar bu oluşumda önemli bir yere sahiptirler. Timurî tasvir sanatının oluşum evresinin tarihine göz atıldığında: İslâm tasvir sanatının yeni üslubunun ilkeleri XIV. yüzyılın sonlarında oluşmaya başlamasıyla birlikte Timurî üslubunun klasik örneklerini vermesi bu süreci kendi bünyesinde eritmesiyle başlayacaktır. Emir Timur; (1370)'de Semerkand'ı, (1381)'de Kertler'den Herat'ı, (1386)'da Celâirliler'den Tebriz'i, (1393)'te Bağdad'ı, yine (1393)'te Muzafferîler'den Isfahan ve Şiraz'ı alarak bölgeye geldiğinde XIV. yüzyılın nakkaşhaneleri muhtemelen aralarında belli bir koordinasyon ağı bulunmayan, dağınık ve bağımsız atölyeler şeklinde faaliyet gösteriyorlardı. Timurîler, böyle bir ortamda henüz sistemleştirilmemiş geniş yelpazeli bir mirası devraldıkları söylenebilir. Emir Timur, fethettiği ülkelerden topladığı yetenekli sanatçıları beraberinde Semerkand'a götürerek burada büyük bir kültür ve sanat merkezi oluşturduğu bilinmesine karşılık kendi döneminden tasvirli bir el yazması günümüze kadar gelememiştir. Elimizdeki kaynaklardan anlaşıldığına göre XV. yüzyılda Timurî üslubun, XIV. yüzyıldaki nakkaşhanelerle bağlantılı olarak Şiraz ve Herat'da geliştiği ortaya çıkmaktadır. Çalışma konusu olan TSMK R. 1023 No. lu Şiraz ekolü Kelile ile Dimne el yazması ile TSMK R. 1022 No. lu Herat ekolü Kelile ile Dimne el yazmalarında canlandırılan sahneler arasında çok fark olduğu saptanmaktadır. TSMK R. 1022 No. lu Herat ekolü Kelile ile Dimne el yazmasının üslup özelliklerine bakıldığında eserin klasik olduğunu ve nakkaşın da dönemin baş nakkaşı olabileceğini ya da önemli bir nakkaş olabileceği düşünülmektedir. TSMK R. 1023 No. lu Şiraz ekolü Kelile ile Dimne el yazmasının üslup özelliklerine bakıldığında ise genel tasarım olarak arkaik kaldığı için Herat'a gönderilmeye gerek duyulmayan yerel bir nakkaş olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Emir Timur, Timur Dönemi Tasvir Sanatı, Şiraz Ekolü, Herat Ekolü.

Kelile ve DimneTasvir sanatıTimur Dönemi+2
Çağlayan Bayraktar
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessEN

İnsan kaynakları yönetiminin çalışan yetkilendirmesine etkisi: Bankacılık sektörüne uygulama

This thesis consists of four chapters that explore various dimensions of human resource management (HRM) and employee empowerment in the banking sector of Iraqi region. Chapter One, offers a historical review of HRM and strategic HRM, emphasizing their development and importance in organizations. Chapter Two, investigates the notion of employee empowerment within HRM, analyzing its theoretical underpinnings and approaches used to foster empowerment. Chapter Three, recognizes essential factors influencing personnel empowerment, such as organizational culture, leadership styles, employee involvement, and skill enhancement. Chapter Four, examines the effect of HRM practices on employee empowerment specifically in banking sector of Iraqi region. It reports empirical results and their implications for promoting employee empowerment through efficient HRM practices. In chapter Four, the researcher explores the influence of human resource management (HRM) practices on employee empowerment in banking sector of Iraqi region. The study aims to gain a comprehensive understanding of the notions of HRM practices and their influence on employee empowerment, and its implications for management and policy making. A quantitative research method was employed by administering a questionnaire to 226 employees from banking sector in Iraqi region. The results revealed that HRM practices had a positive significant influence on employee empowerment, especially selection and hiring, job design, and reward and payment systems. However, some HRM practices had less influence on employee empowerment. The study offers recommendations for organizations to follow to fully exploit the potential of employee empowerment by implementing efficient HRM practices. The contribution of this study is that it is one of the few studies that have so far examined this relationship in the Iraqi Region context. Overall, this dissertation adds to the knowledge of HRM and employee empowerment in banking sector of Iraqi region, providing insights for HRM practitioners and organizational leaders aiming to improve employee empowerment and organizational efficiency.

Banking sectorBanksIraq+4
Rawan Shareef Chawshın
Tokat Gaziosmanpaşa University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bir halk eğitimi kurumu olarak İzmit Halkevi (1932-1951)

Cumhuriyet döneminde, 1923 yılından 1938 yılına kadar Atatürk'ün önderliğinde, Türk toplumunun hayatını kökten değiştirmeyi hedefleyen sosyal, siyasal, kültürel, hukuki ve ekonomik alanlarda yapılan inkılâplar seri bir şekilde hayata geçirilmiştir. Bu inkılâpların hızla amaçlarına ulaşması için halkı hızlı bir şekilde eğitmek zorunluluk haline gelmiş ve sosyal, kültürel ve demokratik niteliğe dayanan bu görev Halkevlerine verilmiştir. Halkevleri, 19 yıl boyunca Türkiye'nin hep gündeminde kalmış; faaliyetlerini Türkiye'nin dört bir yanında, gerek çıkardıkları yayınlarla gerek halkla birebir temasa geçerek Türk milletinin kültürel ve sosyal yapısında önemli bir görev üstlenmişlerdir.Bu çalışma Cumhuriyet tarihimiz açısından oldukça önemli bir yaygın eğitim kurumu olan ve daha önce çalışma yapılmamış olan ?İzmit Halkevi?nin, Halkevleri içerisindeki yerini ve faaliyetlerini belirlemek ve kent kültürüne ne gibi katkılar yaptığını tespit etmek amacıyla başlatılmıştır. Çalışmada en doğru bilgiyi verebilmek için o dönemin İzmit'in yerel gazeteleri ayrıntılı bir şekilde incelendiği gibi ayrıca Cumhuriyet arşivinden İzmit Halkevi ile ilgili belgeler taranmıştır. Belgelerin fişlenmesinin ardından 9 şubesinin 1932?1951 yılları arasındaki faaliyetlerine yer verilmiştir. İzmit Halkevi 19 yıl boyunca açtığı okuma yazma, yabancı dil kursları, cezaevlerinde açtığı kurslar, öğrenciler için açtığı bütünleme kursları, keman, koro gibi kurslar, devamlı bir şekilde kitap ve okuyucu sayısı artan kütüphanesi halkın eğitimi ve kendini geliştirmesine yardımcı olan faaliyetleriyle İzmit halkının eğitimi adına ciddi çalışmalar yapmıştır.Sonuç olarak İzmit Halkevi halkın aydınlatılmasına yardımcı olduğu gibi Cumhuriyete ve Cumhuriyetle gelen düşünce yapısının halk tabanına yayılmasına önemli katkılar sağlamıştır. Eğitim ve sanat kurumlarının tam olarak örgütlenemediği bir dönemde İzmit Halkevi yaptığı çalışmalar, açtığı kurslar, sergiler, verdiği temsiller ve daha birçok çalışması ile bir döneme damgasını vurmuştur.

Halk eğitimiHalkevleri
Berna Kaya
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Programlama öğreniminde soru-yanıt web sitelerinin kullanım durumu: Stack Overflow örneği

Yeni nesil Web 2.0 platformları, işbirlikli, sosyal ya da profesyonel ağ niteliğindeki araçlardır. Bu araçların ortak niteliği, kullanıcılarının içerik oluşturma rolünü üstlenmiş olmalarıdır. Soru-yanıt Web siteleri, son dönemde rağbet gören Web 2.0 araçlarından biridir. Uygulamada, en yaygın kullanıma sahip soru-yanıt Web sitelerinden biri, programlama konularının yer aldığı Stack Overflow soru-yanıt sistemidir. Kullanıcılar bu platformda, programlama konusu özelinde içerikler, üretmekte, tüketmekte, yoğun bilgi alışverişi yapmakta, etkileşmekte ve iletişim kurmaktadır. Diğer taraftan, yazılım sektörü hızla büyümekte, programcılık mesleğinin ve programcılık bilgisinin önemi git gide artmaktadır. Bu durumda, programcılık özelinde öğrenme ve iletişim ortamı sunan bu yeni platformların, öğrenme ve iletişim perspektifinden araştırılması ve anlaşılması önem kazanmaktadır. Uzaktan öğretim disiplini bağlamında yapılan bu çalışmada, Stack Overflow kullanıcılarının görüşlerini, bağlantıcılık öğrenme kuramı ve kullanımlar ve doyumlar kuramı temelinde almak amaçlanmıştır. Araştırmanın karakteri, nitel tekli bütüncül durum çalışmasıdır. Bu bağlamda kullanıcılara, açık uçlu anket soruları, eşzamanlı olmayan nitel görüşme yöntemiyle iletilmiş ve araştırma bulguları analiz edilerek ana temalar belirlenmiştir. Ana temalar, uzaktan öğretim sistemlerinin alanyazında yer alan güncel prensipleri ve karakteristik özellikleri ile karşılaştırılmış ve Stack Overflow platformunun hali hazırdaki durumunun bu özellikler ile benzeştiği ve uyum gösterebildiği görülmüştür.

Bilgisayar destekli programlamaProgramlamaProgramlama dilleri+5
Cavidan Bilge Pamukçu
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Balkanlarda bölgesel işbirliği ve Güneydoğu Avrupa İşbirliği Sürecinin (SEECP)rolü

Balkan ülkeleri; bağımsızlıklarını ilan ederek Avrupa'da tanınması ve ileriye yönelik politikalar geliştirmek istemesi sebebiyle siyasi ve ekonomik birlik olma yolunda adımlar atmışlardır. Avrupa, bu bölgeyi Güney Avrupa olarak adlandırarak, gelecek hedeflerini bu alanda uygulamaya koymayı planlamıştır. Bölgesel ve çok taraflı işbirlikleri ile başlayan süreç yerini Güney Avrupa İşbirliği Süreci(SEECP)'ne bırakmıştır. Bu birliğe başta Türkiye olmak üzere birçok ülke ve kuruluş destek vermiştir. Bu çalışmada öncelikle Yugoslavya'dan ayrılan ülkelerin bağımsızlıkları ile uluslararası sistemde tanınmaları için işbirliklerine yönelmelerine değinilmiştir. Her bölümde bu politikaların AB yardımları ile desteklendiği ve Balkanlarda ekonomik işbirliğinin, Güney Avrupa ülkeleri için birer basamak olduğu aşama aşama incelenmiştir. İkinci olarak; Güney Avrupa İşbirliği Süreci(SEECP), siyasal, ekonomik ve güvenlik boyutlarıyla ele alınmıştır. Türkiye'nin Balkan ülkelerine politik ve ekonomik olarak vermiş olduğu destek, sonuçlarıyla beraber ortaya konulmaya çalışılmıştır. Güney Avrupa'da gerçekleşen ekonomik ve sosyal işbirliğinin uygulanabilirliği yönünde verilen örneklerin ve yapılması gerekenlerin üzerinde durulmuştur. Devletlerin yanında uluslararası aktörlerinde bu bölgesel yapılanmalara destek olduğu ortaya konmuştur. Avrupa Birliği'ne katılan Balkan ülkelerinin bu işbirliğine önemli bir yön verdiği çalışmada yer alan yaklaşımların içerisinde ele alınmıştır.

BalkanlarBölgesel iş birliğiGüneydoğu Avrupa+4
Özge Filiz
Yalova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal hizmet penceresinden güvenliğin tesisi emniyet teşkilatı

Güvenlik gereksinimlerinin karşılanması için Emniyet Teşkilatı, polis halk ilişkilerini geliştirerek toplum destekli polislik kavramıyla güven oluşturmak için çalışmaktadır. Birebir yüz yüze ilişkiler ile yapılan toplum destekli polislik hizmetleri iletişim ve güven duygusunu vurgu yaparak suçun oluşmadan önce önlenmesi için çalışmaktadır. Sosyal hizmet mesleği, insanı merkeze almakta, korunmaya ihtiyacı olan toplumda dezavantajlı olarak görülen kesimler başta olmak üzere insanın dolayısıyla birey, grup ve toplumun iyilik hali için çalışmakta, hizmet etmektedir. Çalışma polisin idari görevleri kapsamında ve toplum destekli polislik aracı ile suç oluşmadan önce yaptığı önleyici ve düzenleyici hizmetleri ile sosyal çalışmacıların görev ve çalışma alanlarında yürüttüğü ya da sorumluluğundaki hizmetlerin benzerliklerini, özellikle suçun önlenmesi açısından aralarındaki işbirliğinin önemini incelemektedir. Çalışma ortaya koymuştur ki: polislik ile sosyal hizmet mesleği, rehberlik etme, yardım etme, koruyucu ve kollayıcı olma özellikleri ile toplumsal yaşam içinde dezavantajlı durumda olan insanlar ve onların sorun alanları üzerinde çalışarak bireylerin kendi güçlerini keşfetmesini sağlar ve destekleyerek onları güçlendirir. Müdahale ettiği konular ve bazı durumlarda aynı hedef gruba hitap ederek çalıştığı alanlar ortak ya da benzerdirler. Kamu düzeni ve hukuksal açıdan güvenliği sağlamakla görevli olan polis, insan merkezli ve insanın iyilik halini geliştirmek için çalışan sosyal çalışmacıdan farklılaşmaktadır. Ancak bu farklılık bu iki mesleğin ayrışmasını değil yardımlaşarak birlikte çalışmalarını icbar etmektedir.

Emniyet tedbirleriGüvenlikGüvenlik önlemleri+2
Nurcan Şaylı
Yalova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Trans bireylerde beyan edilen fiziksel şiddet öyküsünün risk faktörleri açısından araştırılması

Her zaman güncel ve tartışılan bir olgu olan şiddet aslında hak ve özgürlük ihlali olarak ele alınması gereken bir toplum sağlığı sorunudur. Her toplumda var olan şiddet günlük hayatımızda farklı şekillerde ve farklı gruplarda karşımıza çıkmaktadır. Günlük hayatında şiddeti en çok tecrübe eden gruplardan biri de trans bireylerdir. Trans bireyler ev, okul, sokak ya da iş gibi birçok alanda ayrımcılığa ve buna bağlı olarak fiziksel şiddete maruz kalmaktadır. Bu çalışmada trans bireylerin maruz kaldıkları fiziksel şiddetin özelliklerini ve bu fiziksel şiddete maruz kalmalarına neden olan risk faktörlerini ortaya koymak amaçlanmıştır. Çalışma boyunca mağdurların sosyo-ekonomik koşulları, şiddet uygulayıcıların özelliği ve motivasyonu, şiddetin hangi alanlarda gözlemlendiği ve mağdurların bu alanlardaki tutumları değerlendirmesi incelenmiştir. Çalışmaya kendini trans birey olarak beyan eden 60 kişi katılmıştır (N=60). Çalışma sonunda yaş, eğitim düzeyi, gelir düzeyi ve aile yapısı gibi sosyoekonomik koşulların fiziksel şiddete maruz kalma ile anlamlı bir ilişkisi olduğu görülmüştür. Şiddet uygulayıcıların çoğunlukla kamu görevlisi ve müşteri olduğu bulunmuştur. Katılımcıların saldırganların motivasyonunu değerlendirmesine bakıldığında nefretin, transfobinin ve ahlakçılığın öne çıktığı görülmüştür. Fiziksel şiddete maruz kalan trans bireylerde öne çıkan risk faktörleri aile, göç ve çalışma sektörleri olmuştur. Aile yapısı, ilişkileri ve mesleğinin bağlı olduğu sektör ile fiziksel şiddete maruz kalma arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Fiziksel şiddet, trans bireyler, risk faktörleri

Adli tıpLGBTTLGBTİ+2
Hazal Ahenk Aytan
İstanbul University · Institute of Forensic Medicine
2018
10
Master'sOpen AccessTR

Noterlik işlemlerinde fiil ehliyeti raporlarının yeri ve önemi

Özet Çalışmada Balıkesir İvrindi Noterliği'nin 01.01.2009- 01.01.2015 tarihleri arasında, alınan rapor ile fiil ehliyetine haiz olduğu tespiti yapılan 60-100 yaş aralığındaki kişiler için düzenlediği toplam 133 adet işlem ve dayanak raporu incelenmiş, fiil ehliyeti raporlarının hangi tür işlemlerde, kimler için istendiği, raporun temininde noterliğin sevk yazısının olup olmadığı, verilen raporun kimler tarafından verildiği ve ne şekilde düzenlendiği, rapor ile işlemin uyumlu olup olmadığı konularının değerlendirilmesi yapılmıştır. Bu doğrultuda var olduğu düşünülen eksikliklerin tespiti ile tartışması yapılarak ileride çıkması muhtemel anlaşmazlıkların önlenmesi konusunda öneriler getirilmiştir. Çalışma kapsamında yer alan 133 işlemin tamamında, rapor tarihi ile işlem tarihi aynı olup, işlem içeriklerinin tamamında, raporun tarih ve numarası ile birlikte ilgilinin bu rapora dayanarak işlem yapma ehliyetine sahip olduğu belirtilmiş ve işlem aslına eklenmiştir. Fiil ehliyeti olmadığına dair rapor verilenler, Medeni Kanunun 405 maddesi gereği vesayet makamına ihbar olunduğundan bu kişiler çalışma konusu kapsamına dahil edilmemiştir. Çalışma konusu yapılan toplam 133 işlemin niteliği, işlemi yapan kişilerin sosyo demografik özellikleri ve raporlar incelenmiş, bilgiler kaydedilerek verilerin değerlendirmesi istatiksel yazılım paketi SPSS 23 kullanılarak yapılmıştır. Yapılan analiz sonucunda; Yaş ilerledikçe rapor dayanağı ile yapılan işlem sayısında artış olduğu, çoğunlukla okur yazar olmayan ve köyde yaşayanlar için rapor alınarak işlem yapıldığı, rapor dayanağı ile yapılan işlemlerin niteliğinin malvarlığının elden çıkarılmasına yönelik olduğu, vekalet işleminin ilgilisinin ağırlıklı olarak kadın olduğu, cinsiyet farklılığının yapılan işlemin niteliğini etkilediği ancak aynı nitelikte işlem yapanlar arasındaki cinsiyet farklılığının rapor istemini etkilediğine dair bulgu olmadığı, bulunulan yaş aralığı, olası yaşam süresi ve eğitimin yapılan işlem niteliğini etkilediği, raporların çoğunlukla hastaneden ve iç hastalıkları uzmanı hekimleri tarafından düzenlendiği, raporların hiç birinde yapılacak noterlik işleminin niteliğinden bahsedilmediği, raporların hekimin bulgu ve değerlendirmesinden yoksun olduğu, önceden basılı kağıtların boş olan ad ve soyadı kısmının doldurulması suretiyle ve hatta bu kısımların dahi doldurulmadan sağlık kuruluşunun barkot'u ile yetinilerek düzenlendiği, raporların sadece 2'sinde fotoğraf bulunduğu, inceleme konusu 133 işlem için düzenlenen raporların 12'si için noterliğin rapor istem yazısı olduğu, 121 rapor için noterliğin talep yazısının bulunmadığı, talep yazılarının hiç birinde fotoğraf bulunmadığı, noterliğin talep yazılarının 3'ünde yaşlılık halinden bahsedildiği diğer yazılarda rapor gerekliliğini doğuran bulgulardan bahsedilmediği tespit olunmuştur. Tespit edilen veriler göstermiştir ki; İleri yaş, mental durumu kötüleştiren rahatsızlıkları ve buna bağlı olarak da fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneklerini etkilemiştir. Yine kişilerin okuma yazma bilmemesi, köy yaşamı sürdürmeleri de kişilerin yapacakları işlemin hukuki anlam ve sonucunu algılama yeteneklerine etken olmuştur. Bu nedenlerle noter tüm işlem ilgililerine olduğu gibi yaşlı ve okuryazar olmayan, düşük eğitimli ve köy yaşamı sürdürenlere ayrıca hassasiyet göstererek yapılan işlemin niteliğine göre gerekli soruları soracak, işlemin sonucu hakkında açıklama yapacak, şüphe ve ihbar olduğunda ise fiil ehliyetine sahip olup olmadıkları konusunda hekim raporu alacaktır. Raporlar, kişinin tıbbi-psikiyatrik öyküsünü, ayrıntılı muayene bulgularını ve hekimin değerlendirmesini içerecek şekilde ve fotoğraflı olmalıdır. Ayrıca yapılacak işlemin niteliğine özel olarak verilmesi de önemlidir. Hukuki ehliyet raporlarının işlem tarihi ile aynı gün olma zorunluluğu hekimler tarafından yapılacak detaylı muayeneyi olumsuz etkilemektedir. Bu durum ayrıca değerlendirme konusu yapılmalıdır. Yasal zorunluluk olmamakla birlikte rapor istemine yönelik noter talep yazıları, gözlemlenen şüpheli olguları ve varsa ihbar içeriğini ayrıntılı olarak içermeli ve fotoğraflı olmalıdır. Uygulama birliği ve işlem güvenilirliği için tespit olunan tüm eksikliklerin genel yazı ve genelgeler ile değil de yasal düzenlemeler ile giderilmesi gereklidir.

Adli tıpFiil ehliyetiNoterlik+1
Semra Topaç
İstanbul University · Institute of Forensic Medicine
2018
00
Master'sOpen AccessEN

Nakit akış oranları ile finansal performans ölçümü: Borsa İstanbul (BIST) ana metal sanayi ve konaklama sektörü üzerine bir araştırma ve sektör karşılaştırması

As soon as people start to earn the money that their labor deserves, they begin to control their cash inflows and outflows. This control is more important for businesses established for profit making. Businesses that want to control their cash flows in a more detailed and neat report form refer to the cash flow statement. Knowing cash flow is vital for businesses. It provides both the control of the cash flow within themselves and the opportunity to compare itself with other businesses that use different accounting methods. The success and sustainability of a business is evaluated by the measurability of its financial performance. Cash flow ratios are used in the analysis of the financial situation of the enterprises. The aim of this study is to give information about cash and cash equivalents and cash flow statement, to examine the items of the cash flow statement and to discuss the purposes of cash flow ratios. In this context, within the scope of the study, the financial statements of 17 enterprises operating in the Main Metal Industry sector whose stocks are traded in Borsa Istanbul (BIST) and 9 enterprises operating in the accommodation sector, covering the 5-year period between 2017-2018-2019-2020-2021, were used. The financial performances of companies were measured and the differences between the sectors were compared.

İstanbul Stock ExchangeFinancial performanceAccommadation sector+5
Banu İpek Gürdal
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00