
5,037
Archived Theses
2
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Culex pipiens'te fat body hücrelerinin farklı histokimyasal teknikler kullanılarak gösterilmesi
Fat body, böceklerde bir veya iki hücre kalınlığındaki ince tabakadan oluşan mezodermal orijinli, biyosentetik ve metabolik aktiviteye sahip olan yapıdır. Fat body böcekler için bir endokrin organ olup, omurgalılardaki karaciğere eşdeğer olduğu bilinmektedir. Bu çalışma ile insanlarda birçok bulaşıcı hastalığın sebebi olan sivrisinek Culex pipiens'in larva, pupa ve erginlerine ait fat body'lerin histolojik yapısı ilk kez belirlenmiştir. Farklı tespit solüsyonları ve çeşitli spesifik histokimyasal boyama yöntemleri kullanılarak fat body'nin yapısı, hücre tipleri ve bu hücrelerin içerikleri gösterilmiştir. Fat body'a ait hücreler, bazı bölgelerinde bir veya iki sıra halinde, bazı bölgelerinde ise gruplar halinde belirlenmiştir. Farklı boyalarla boyanmış kesitlerde fat body dokusundaki hücreler ayrıntılı bir şekilde gösterilmiştir. Bu hücrelerden en çok bulunanları trofositler ve fat body ile ilişkili olan önositlerdir. Fat body hücrelerinin dağılımı ve içeriklerin hangi evrelerde ve hayvanın hangi bölgelerinde yoğunlaştığını bilmek, onun fizyolojisiyle ilgili olayları anlamada oldukça önem kazanacaktır.
Nöral hücre hattında reelin glikoproteininin glikan profilinin belirlenmesi
Reelin, nöral gelişmede çok önem taşıyan iyi korunmuş bir ekstraselüler glikoproteindir. Reelin proteinindeki bozukluklar ve RELN geninde meydana gelen mutasyonlar sonucu oluşan nöral hastalıklara ilişkin birçok çalışma yapılmıştır. Ancak, bu hastalıklarda Reelin'in yapısında bulunan glikanların olası rolü hakkında herhangi bir bilgi bulunmadığı gibi, Reelin'in yapısında yer alan glikanlar hakkındaki bilgiler de çok sınırlıdır. Glikoproteinlerin yapısında yer alan farklı glikan birimleri proteinlerin mikroçevresini değiştirerek görevlerini kontrol edebilirler. Böylece, hücrenin neredeyse tüm işlevlerinde doğrudan veya dolaylı olarak görev alırlar. Aynı aminoasit sıralarına sahip iki proteindeki glikozilasyon değişiklikleri proteinin işlevini doğrudan değiştirebildiği için, Reelin glikoproteininin glikan zincirlerinin de molekülün işlevi üzerinde etkili olması yüksek bir olasılıktır. Bu nedenle bu tez çalışmasında; SH-SY5Y nöroblastoma hücre hattından Reelin glikoproteinini ve önemli fragmanlarını izole etmek ve bu izolatların uç glikan profillerini lektin blotlama ile, bu glikanların yapı (monosakkarit) analizlerini ise CapLC-ESI-MS/MS ile belirlemek amaçlanmıştır. Bu amaçla, SH-SY5Y nöroblastoma hücre hattı kullanılmıştır. Hücreler uygun koşullar altında kültüre edikten sonra total ve sitoplazmik protein ekstraksiyonları yapılmıştır. Western Blotlama ile hangi bandın/bantların Reelin proteinine ait olduğu belirlenmiştir. Bu bantların taşıdığı uç glikan birimlerini saptamak için SNA, MAA, GNA, PNA ve DSA lektinleri kullanılarak lektin blotlama yapılmıştır. Hücre hattından immün çöktürme tekniği ile, Reelin glikoproteini izole edilmiştir. İzole edilen Reelin fragmanının monosakkarit analizi, CapLC-ESI-MS/MS sistemi ile gerçekleştirilmiştir. SH-SY5Y nöroblastoma hücre hattının total protein profili SDS-PAGE ile üç farklı lizis tampon (Ripa, NucBuster, IP-lysis) kullanılarak gösterilmiş, her üçünde de çok yakın sonuçlar elde edilmiştir. Reelin, 400, 310, 250 ve 85 kDa ağırlıklarında olmak üzere dört fragman şeklinde elde edilmiştir. Reelin glikoprotein fragmanlarında uç glikan olarak, α2,6 ve α2,3 bağlı sialik asitler, β-Galaktoz, α-Mannoz, β-GlcNAc saptanmıştır. Bant alan yoğunluğu bakımından en yüksek değer 400 kDa Reelin fragmanındaki α2,3 bağlı sialik asit bandında, 601 birim olarak bulunmuştur. Dört Reelin fragmanındaki toplam bant alan değerleri fazladan aza doğru sırasıyla α2,3 bağlı sialik asit (1224 birim), β-Galaktoz (1165 birim), α2,6 bağlı sialik asit (764 birim), β-GlcNAc (672 birim) ve α-Mannoz (205 birim) şeklindedir. Reelin glikoproteininin saflaştırılması transfeksiyon yapılmamış hücrelerden immün çöktürme tekniği ile gerçekleştirilmiş ve 250 kDa'luk Reelin fragmanı saf olarak izole edilmiştir. Bu izolatın monosakkarit analizi sonucu, miktarları fazladan aza doğru sırasıyla; N-asetilgalaktozamin, N-asetilglukozamin, galaktoz, glukoz ve mannoz olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak, pek çok hastalık, glikokonjugatlardaki glikozilasyon değişmeleriyle ve/veya glikanların tanınmasıyla ilgili olarak ortaya çıkar. Reelin'in bir glikoprotein olduğunun bilinmesine karşın, glikan profiline ilişkin literatür bilgisi çok sınırlıdır. LC-MS/MS gibi yüksek analitik tekniklerle Reelin glikan analizleri, ilk kez gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, Reelin üretimi için transfeksiyon sistemi kullanılmadan doğal formda saflaştırma yapılması, olası glikan değişimlerini engellemesi açısından önemlidir ve literatürde rastlanmamıştır. Belirlediğimiz Reelin fragmanlarından 85 kDa'luk fragman da ilk kez ifade edilmiştir. Yüksek miktarda aminli glikan birimlerinin (GlcNAc ve GalNAc) belirlenmesi, Reelin üzerinde N-glikanların yanı sıra O-glikanların da önemli bir yerinin olabileceğini göstermektedir. Bu sonuçların ve devamında yapılacak çalışmaların, nöropsikiyatrik hastalıkların mekanizmasının daha detaylı anlaşılmasına ve glikobiyoloji bakış açısıyla bu hastalıkların teşhis ve tedavisi için yapılan araştırmalara katkı sağlaması beklenmektedir.
Küçük semender (Lissotriton vulgaris) deri salgısının biyoaktivitelerinin belirlenmesi ve bazı kanser hücreleri üzerindeki etkileri
Bu tez çalışmasında, İzmir ilinde dağılış gösteren Küçük Semender (Lissotriton vulgaris) deri salgısı ile çalışılmıştır. Bu kapsamda hedef türün bulunabilmesi ve deri salgısı elde edilebilmesi için detaylı arazi çalışması düzenlenmiştir. Bireylerden, küçük şiddetli elektrik akımları verilerek toplanan deri salgısı örnekleri, bir araya getirilmiştir ve yapılacak olan biyoaktivite testlerinde kullanılmak üzere liyofilize edilmiştir. Bireylerden alınan deri salgıları için protein miktarı belirlenmiş ve protein profili (SDS-PAGE) ortaya konulmuştur. Ayrıca antimikrobiyal aktivite, sağlıklı hücre hattı ve kanser hücre hatları üzerindeki antikanserojenik etkileri belirlenmiştir. Tez çalışmasında deri salgının kan hücreleri üzerindeki hemolitik etkileri de araştırılmıştır. L. vulgaris deri salgısının total protein miktarı 1775 μg/ml olarak belirlenmiştir. Yapılan poliakrilamid jel elektroforezi işlemi sonucu deri salgısının 9-265 kDa aralığında 18 protein fraksiyonu içerdiği tespit edilmiştir. Gerçekleştirilen MIC testi sonucunda ham deri salgısı E. coli ve C. albicans üzerinde 7.8 μg/ml değerinde bir antimikrobiyal etki göstermiştir. MBC ve MFC testleri sonucunda deri salgısı E. coli ve C. albicans üzerinde 31.25 μg/ml değerinde bir etki göstermiştir. Yapılan sitotoksisite testi sonucunda ham deri salgısı 1.58 ve 4.99 μg/ml IC50 değerleri ile sırasıyla MDA-MB-231 (meme bezi) ve PC-3 (prostat) kanser hücre hattı üzerinde yüksek sitotoksik etki göstermiştir. Hemolitik aktivite testi sonucunda sadece en yüksek konsantrasyon olan 50 μg/ml değerinde %13'lük bir hemolitik etki saptanmıştır. Tez çalışmasının sonucunda, L. vulgaris deri salgısının yüksek biyoaktiviteye sahip olduğu belirlenmiştir. Aynı zamanda, içeriği bakımından ileriye dönük yapılacak olan ilaç geliştirme çalışmaları arasında yerini alabilecek potansiyel sonuçlar vermiştir.
Anthemis tricolor Boiss. bitkisinin Macrovipera lebetina Obtusa venomu ile indüklenen enflamasyon üzerine anti-enflamatuvar etkisinin araştırılması
Yılan ısırığı uzuv kaybından ölüme kadar birçok sonuç doğurabilen önemli bir sağlık konusudur. Isırılma vakalarında özellikle ısırık bölgesinde güçlü bir enflamasyon ve yara gelişimi söz konusu olmaktadır. Türkiye'deki en büyük engerek türü olan Koca Engerek (Macrovipera lebetina) ısırığı ile ölüme ve ciddi yaralanmalara sebep olabilir ve venomu temelde hemolitik toksinler içerir. Tedavide ise, standart olarak anti-venomlar kullanılmaktadır. Bununla birlikte anti-venom tedavisi, yılan zehrinin lokal etkilerini yok etmede yeteri kadar etkili olmamakta ve bazı riskler taşımaktadır. Ekibimiz tarafından yapılan çalışmalarda, Kıbrısa endemik Anthemis tricolor bitkisinin kloroform ekstraktının NfKb, iNOS, NAG-1 ve güçlü antioksidan özelliğe sahip olduğu dolayısıyla yılan ısırığı gibi güçlü bir enflamasyonun indüklendiği olgularda kullanım potansiyelinin yüksek olacağı öngörülmüştür. Bu çalışmada Macrovipera lebetina obtusa venomunu ile enflamasyon oluşturulduktan sonra A. tricolor bitkisinin kloroform ekstresinin venom indüklü enflamasyona olan anti-enflamatuvar etkisinin in vivo olarak belirlenmiştir. Farmakolojik potansiyelin daha iyi anlaşılabilmesi için aynı çalışma karragenin ile yapılmış ve karşılaştırılmıştır. Antienflamatuvar aktivite, sıçanlarda yılan zehri indüklü pençe ödem testi ile değerlendirilmiştir. M. l. obtusa venomunun %70 oranında bir hacim artışına sebep olduğu, kullanılan kloroform ekstresinin tüm dozlarında hacim artışının %20'lere düştüğü, karragenin ile oluşturulan enflamasyona karşı denenen üç dozda da hacim artışının %1'de kaldığı görülmüştür. A. tricolor'un anti-enflamatuvar etkileri ve M. l. obtusa zehrinin enflamatuvar etkileri in vivo çalışmalarla literatürde ilk kez belgelenmiştir. A. tricolor, yılan ısırması vakalarında anti-enflamatuvar tedavisinde kullanılacak ilaçlar için önemli bir kaynak olabilir.
Termofilik bir aktinomiset olan Thermobifida fusca EFTL 17 suşundan ksilanaz geninin klonlanması ve rekombinant proteininin üretilmesi
Bu tezde, Thermobifida fusca EFTL 17 suşundan ksilanaz geninin izole edilmesi, ökaryotik (Kluyveromyces lactis) ve prokaryotik (Escherichia coli) konukçular kullanılarak ksilanaz geninin klonlanması ve rekombinant proteinin üretilmesi incelenmiştir. Tezde ilk olarak, Thermobifida fusca EFTL 17 suşu ksilan içeren modifiye ksilan (+) termoaktinomiset ortamında geliştirilmiştir ve ksilanazın farklı koşullar altındaki enzim aktivitesi kontrol edilmiştir. Enzimin optimum aktiviteyi ksilan (+) TA ortamında, 55oC'de ve pH 7,2 da gösterdiği ve 166,5 U/mL olduğu belirlenmiştir. Tezin bu aşamasında ise, Thermobifida fusca EFTL 17 'nin ksilanazı transkripte eden gen bölgesi E. coli'ye klonlanmış ve transformasyon miktarı ve koloni sayısının beklenenden daha düşük olduğu belirlenmiştir.
Yapay su örneklerindeki ağır metal içeriği ve biyolüminesans arasındaki etkileşim
Bu tez çalışmasında şehir şebekelerinde kullanılan suda bulunan ağır metal oranlarını belirlemek için kimyasal bazlı pahalı ve gelişmiş cihazlara alternatif biyolojik bir yöntem olarak biyoluminesen bakterilerin kullanılabilirliği araştırılmıştır. Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Temel ve Endüstriyel Mikrobiyoloji Anabilim Dalından temin edilen dört ayrı genusa ait on bir farklı luminoz bakteri kullanılmış ve bu bakterilerin farklı konsantrasyonlarda ağır metaller ile etkileşimleri test edilip ışıma oranındaki değişimler luminometre kullanılarak ölçülmüştür. Sonuç olarak, en yüksek duyarlılığa sahip suş olarak Photobacterium kishitanii seçilmiştir. P.kishitanii' nin seçilmesinin ardından, normal şartlar altında bu luminoz bakterinin üreme ve ışıma oranını gözlemlemek amacı ile spektrofotometre kullanılarak bir büyüme eğrisi çıkarılmıştır. Organizmanın en çok çoğaldığı ve ışıma yaptığı zaman aralığı belirlenip bu zaman aralığında ağır metaller ile etkileşimi sağlanmıştır. Ağır metal örnekleri ve oranları olarak 640 mM Arsenik, 80 mM Bakır ve 80 mM Demir seçilerek bu metallere ait farklı konsantrasyonlar hazırlanmış ve özellikle halk sağlığı açısından içme ve kullanma suyunda maksimum olarak bulunabilirliği göz önüne alınmıştır. Sonuç olarak farklı konsantrasyonlardaki ağır metal ortamları ile etkileşime sokulan luminoz bakterinin ışımasındaki değişimler luminometre kullanılarak üç günlük periyotlarla ölçülmüştür. Normal şartlar altında ışıma oranı 300 RLU'ya ulaşırken yüksek konsantrasyonda ışıma görülmemiştir. Halk sağlığı açısından içme suyunda bulunabilecek değer ve altı değerler ortalama olarak sırasıyla arsenik için 200 RLU, bakır için 138 RLU ve demir için 100 RLU olarak gözlenmiştir.
Denizel türevli Trichoderma pleuroticola 08ÇK001 izolatindan ksilanaz üretiminin optimizasyonu
Recent biotechnological research has focused on the synergistic integration of different approaches to maximize the benefits of a process. The enzyme industry is a clear example of this strategy, and the infinite possibilities that are being evaluated to establish more efficient, environmentally friendly and cheaper means of production have marked the path of a new innovative era. This research investigates three important aspects that are coupled to lay the groundwork for a process at the forefront of the mentioned characteristics. The purpose of the research was the evaluation and application of the statistical methods (Taguchi methodology and the Surface Response Methodology) to optimize the production and activity of the xylanase enzyme isolated from the marine-derived strain Trichoderma pleuroticola 08ÇK001 using as substrates agricultural residues which are discarded as non-valuable materials. The results were found satisfactory in terms of the increase in xylanase activity and the optimal predicted process conditions. The optimum compounds and values were as follows: carbon source; pistachio hull (18.48 g/l), nitrogen source; tryptone (11.15 g/l), fermentation time; 24 h, salt concentration; 50 g/l, pH; 8.0, inoculum quantity; 2.5 ml and spore concentration: 5x106 spores/ml. At the end of the research, the total increment in the activity, compared to the values measured at the beginning of the experiment, was 117.2% and 314.1%. The final optimized experimental specific activity was 147.8 U/mg. The enzymatic activity and the general results of the research are promising for industrial applications, especially in the paper bleaching industry due to its alkaline nature or in the seafood sector, due to its halotolerance.
Batı Anadolu'da dağılış gösteren Dolichophis caspius (Gmelin, 1789) (Serpentes: Colubridae)'un morfolojisi üzerine araştırmalar
Bu çalışmada, daha önceki yıllarda toplanmış ve ZDEU (Zoology Department, Ege University) koleksiyonunda kayıtlı bulunan Hazer Yılanı, Dolichophis caspius'a ait toplam 64 örnek morfolojik (pholidosis, vücut ölçüm ve oranları) olarak değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgulara göre; Batı Anadolu'da D. caspius'un ortalama vücut boyu 796,27 (321- 1689,2) mm olarak tespit edilmiştir. Ventral plaklar 190-211 arasında değişmekte ve ortalaması 200,06'dir. Subcaudal plak çiftleri 90-113 arasında değişmekte olup ortalaması 104, 57'dir. İncelenen örneklerin tamamında gövde ortası pul sırası 19 olarak sayılmıştır. İncelenen örneklere ait morfolojik karakterlerin ortalama biyometrik değerleri ile önceki çalışmalarda bildirilen değerler arasında anlamlı bir fark yoktur. Bu çalışmada incelenen örneklerin, morfolojik özellikler ve pholidosis bakımından literatür ile uyum içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
Tekrarlayan implantasyon başarısızlığı tanısı konulan kadınlarda sekretuvar faz endometriyumda MECA-79, α4β1 integrin ve MUC-2 ekspresyonlarının immünohistokimyasal olarak incelenmesi
İmplantasyonun başarılı olabilmesi endometriyum ve blastokistin karşılıklı uyumlu etkileşimine bağlıdır. Tekrarlayan implantasyon başarısızlığı (TİB) 40 yaş altı kadınlarda en az üç in vitro fertilizasyon (IVF) döngüsünde taze veya dondurulmuş yüksek kaliteli embriyo transferi sonrası klinik olarak gebelik elde edilememesi olarak tanımlanmaktadır. Son yıllarda yapılan çalışmalar TİB nedenleri arasında blastokist ve maternal dokunun karşılıklı bozulmuş iletişiminden bahsetmektedir. TİB öyküsü olan kadınlarda IVF tedavisinde iyi kalite embriyo transferine rağmen gebelik elde edilememesi endometriyal faktörleri ön plana çıkarmaktadır. İmplantasyon penceresi olarak adlandırılan ve blastokistin kabul edildiği zaman dilimi olarak bilinen bu dönemde endometriyumda bulunan implantasyonda etkili olabileceği düşünülen bazı moleküller bulunmaktadır. Bu moleküllerin varlığı ve yoğunluğunun karşılaştırılması ile ilgili birçok çalışma bulunmasına rağmen α4β1 integrin, MUC-2 ve MECA-79 gibi önemli moleküllerin araştırıldığı karşılaştırmalı bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu çalışmada amaç, implantasyonda rol oynadığını düşündüğümüz adezyon moleküllerinin kontrol grubu ve TİB olan hastalarda karşılıklı immünohistokimyasal ve histolojik olarak değerlendirilmesidir. Bu nedenle Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Kadın Doğum Polikliniği'ne gelen TİB tanısı konulmuş 21 hastadan ve daha önce gebelik öyküsü olan 21 hastadan menstrüel siklusun 19-21. günleri arasında endometriyal biyopsi örnekleri alınmıştır. Alınan biyopsi materyalleri α4β1 integrin, MUC-2 ve MECA-79 belirteçleri için immünohistokimyasal olarak analiz edilirken, tüm örnekler ultrastrüktürel olarak incelendi. Yapısal olarak TİB grubunda bazı örneklerde yüzey ve bez epitelinde histolojik olarak farklılaşmalar görülmekle birlikte TİB tanılı hastaların immünohistokimyasal örneklerinde MUC-2'nin kontrol grubuna oranla anlamlı derecede yüksek çıkması dikkat çekti.
Metal nanopartikül katkılı indirgenmiş grafen oksit nanokompozitlerin yeşil sentez ile elde edilmesi, karakterizasyonu, sitotoksik, antioksidan ve elektrokimyasal potansiyellerinin belirlenmesi
Tez çalışmasında tam parazit Orobanchae aegyptiaca Perss. bitki eksraktı aracılığıyla ilk defa indirgenmiş grafen oksit ve indirgenmiş grafen oksit metal nanokompozitleri (iGO-Ag, iGO-Au, iGO-Pd) sentezlenmiştir. Elde edilen yapıların oluşumları ve özellikleri UV-Vis spektroskopisi, X ışınları kırınımlı diffraktiyometrisi (XRD), Taramalı elektron mikroskopu (SEM), Geçirimli elektron mikroskopu (TEM), X-Işınları fotoelektron spektroskopisi (XPS) ile belirlenmiştir. UV-Vis spektroskopisi sonuçları grafen oksitin ve metal tuzlarının bitki eksraktında yer alan fitokimyasallar aracılığıyla indirgendiğini ve nanokompozit yapılarının oluşumunu doğrulamaktadır. SEM ve TEM analizleri metal nanoparçacıkların iGO yüzeyinde homojen şekilde dağılım gösterdikleri gözlenmiştir.Tez kapsamında elde edilen yapıların sitotoksik, antioksidan ve elektrokimyasal potansiyelleri belirlenmiştir. Sentezlenen iGO, iGO-Ag, iGO-Au ve iGO-Pd nanokompozitleerin insan lenfosit hücre kültürlerinde farklı etkilere neden oldukları belirlenmiştir. iGO ve iGO-Pd nanokompozit yapısının diğer sentezlenen maddelere (GO, iGO-Ag ve iGO-Au) göre hücre canlılığını daha fazla oranda azalttığı tespit edilmiştir. Çalışmada ayrıca sentezlenen yapıların antioksidan potansiyelleri çeşitli in vitro testler ile belirlenmiştir. Antioksidan testler sonucunda elde edilen grafen tabanlı malzemelerin orta derecede antioksidan potansiyele sahip oldukları belirlenmiştir. iGO-Ag, iGO-Au ve iGO-Pd nanokompozitlerin elektrokimyasal potansiyelleri metronidazolün elektrokimyasal indirgenme reaksiyonunda test edilmiştir. Bu amaçla nanokompozit ile modifiye edilmiş karbon pasta elektrotlar (KPE) hazırlanmıştır. Daha sonra hazırlanan modifiye KPE′ler metronidazolün elektrokimyasal davranışının incelenmesinde kullanılmış ve hazırlanan KPE′lerin metronidazolün elektrokimyasal indirgenmesinde iyi cevap verdikleri görülmüştür.
Zirkonyum oksit nanopartiküllerinin deri fibroblast hücrelerinde sitotoksik etkisi ve oksidatif dna hasarı ile apoptoz arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Nanopartiküller; bilim, teknoloji, iletişim, elektronik, endüstri, eczacılık, tıp, çevre, tüketici ürünleri ve askeri alanlarda yaygın olarak kullanılmaktadır. Son zamanlara kadar nanopartiküllerin insan sağlığı ve çevre üzerinde toksik ya da tehlikeli etkilere sahip olup olmadıkları hakkında çok az şey bilinmekteydi. Ancak çeşitli çalışmalar bazı nanopartiküllere maruz kalmanın canlı organizmalarda bazı olumsuz etkilere yol açabileceğini göstermiştir. Bu çalışmada zirkonyum oksit nanopartiküllerinin 10 nm ve 20 nm boyutlarının yetişkin insan deri fibroblast hücrelerinde genotoksik, sitotoksik ve apoptotik etkileri ve bu etkiler arasındaki ilişkiler test edilmiştir. Genotoksik etki tek hücre jel elektroforezi yöntemi ile, sitotoksik etki xcCELLigence sisteminde gerçek zamanlı hücre analizi yöntemi ile ve apoptotik etki kaspaz 3 ve kaspaz 8 genlerinin ekspresyon çalışması ile belirlenmiştir. Bu çalışma sonucunda tek hücre jel elektroforezi yönteminden elde edilen verilere göre 10 nm ve 20 nm boyutlarında zirkonyum oksit nanopartiküllleri uygulanan dozda yetişkin insan deri fibroblast hücrelerinde GHI ve HHY değerlerinde artış olduğu ancak bu artışın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı gözlenmiştir. xCELLingence sisteminde gerçek zamanlı hücre analizinde 96 saat boyunca izlenen verilere göre 10 nm ve 20 nm zirkonyum oksit nanopartikülüne maruz kalmış yetişkin insan deri fibroblast hücre indeksinde negatif kontrole göre görülen artışın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlenmiştir. Apoptotik etkinin belirlenmesi için yapılan gen ekspresyon çalışmasında kaspaz 3 ve kaspaz 8 genlerinin ifade düzeyinde negatif kontrole göre bir azalma kaydedilmiştir. 10 nm zirkonyum oksit nanopartikülüne maruz kalmış hücrelerde kaspaz 3 geni aktivitesindeki azalma negatif kontrole göre istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,05). 10 nm zirkonyum oksit nanopartikülüne maruz kalmış hücrelerde kaspaz 8 geni aktivitesindeki azalma negatif kontrole göre istatistiksel olarak anlamlı bir değere ulaşmamıştır. 20 nm zirkonyum oksit nanopartikülüne maruz kalmış hücrelerde kaspaz 3 ve kaspaz 8 geni aktivitesindeki azalma negatif kontrole göre istatistiksel olarak anlamlı bir değere ulaşmamıştır.
Koramaz Vadisi (Melikgazi-Kayseri) briyofit florası
Bu çalışmada, Koramaz Vadisi (Kayseri) Briyofit Florası araştırılmıştır. Çeşitli habitatlardan toplanan 336 örnek zarfı içerisindeki 611 briyofit örneğinin teşhis çalışmaları sonucunda 14 familya, 35 cins ve bu cinslere ait toplam 94 takson saptanmıştır. Bu taksonlardan Tortula lingulata (Dicks.) Lindb., Türkiye'den ikinci kez kaydedilirken 7 takson B8 karesi için yeni kayıttır. Araştırma alanında en zengin familyalar Pottiaceae (36 takson), Grimmiaceae (12 takson), Orthotrichaceae (9 takson), Brachytheciaceae (8 takson) ve Bryaceae (8 takson) olurken, en zengin cinsler Syntrichia (12 takson) ve Didymodon (10 takson), Grimmia (9 takson) ve Orthotrichum (8 takson)'dur. Tortula brevissima Schiffn., Syntrichia virescens (De Not.) Ochyra ve Amblystegium serpens (Hedw.) Schimp. alandaki en yaygın türlerdir.
Türkiye karasal Isopodlarının (Crustacea: Isopoda: Oniscidea) kontrol listesi
Karasal Isopodlarla ilgili 2024 Nisan ayına kadar yayınlanmış literatür verileri incelenmiştir. Bu incelemelere göre Türkiye'de 12 familyada 27 cinse dahil 130 türün yayılış gösterdiği bunlardan 8'inin de allttür düzeyinde temsil edildiği tespit edilmiştir. Bu çalışmada; belirlenen familyalara ait türlerin harita üzerinde dağılımları verilmiştir. Karasal Isopodların (Oniscidea) genel morfolojik özelliklerini gösteren şekiller verilmiştir.
Ihlara vadisi (Aksaray) örümcekleri (Araneae) üzerine faunistik çalışmalar
Bu çalışma Mayıs, Ağustos, Ekim aylarında, 2022 ve 2023 yıllarında, Aksaray ilinin Güzelyurt ilçesinde bulunan Ihlara Vadisi üzerinde yapılan arazi çalışmalarıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda; belirlenen noktalarda yapılan arazi çalışmalarında 170 (81♀, 44♂, 45 juvenil) örümcek örneği toplanmıştır. Örümcek örnekleri sistematik ve ekolojik açıdan incelenmiş, türlerin morfolojileri tanımlanmış, incelenen materyal bilgileri, sinonim ve coğrafik yayılışları verilmiştir. Erkek bireylerin çiftleşme organı (palp) ile dişi bireylerin dış genital organı (epijin) incelenmiş, tür tanımları yapılarak fotoğraflarına yer verilmiştir. Gerçekleştirilen laboratuvar çalışması sonucunda 19 örümcek familyasına ait 39 cins ve 45 tür teşhis edilmiştir. Tespit edilen örümcek türleri içerisinden 2 tür Türkiye örümcek faunası için yeni kayıttır: Bunlar, (Clubionidae), Zelotes eugenei (Kovblyuk, 2009) (Gnaphosidae) ve Leviellus kochi (Thorell, 1870) (Phonognathidae)'dir. Clubiona frutetorum (L. Koch, 1867) türü için Türkiye örümcek faunası için yeni lokalite kaydıdır. Leviellus kochi (Thorell, 1870) yeni kayıt ve Clubiona frutetorum (L. Koch, 1867) yeni lokalite kaydı makaleleri yayınlanmıştır.
Drassodes lapidosus (Araneae: Gnaphosidae) türünden elde edilen kitin ve kitosanın biyolojik aktivitelerinin araştırılması
Doğa da bulunan en önemli biyopolimerlerden biri de kitin ve türevleridir. Kitin ve onun bir türevi olan kitosan, biyolojik olarak uyumlu, toksik olmayan, çeşitli özellikleri sayesinde fen ve mühendisliğin birçok alanında oldukça yaygın olarak kullanılan bir üründür. Bu çalışmanın amacı Drassodes lapidosus türü örümcek kullanılarak elde edilecek olan kitin ve kitosanın antimikrobiyal ve antioksidan özelliklerini belirlemektir. Antimikrobiyal özellikleri belirlemek için E. coli, S. enterica subsp. enteritica, S. aureus patojen suşları kullanılmıştır. Antioksidan özellikleri belirlemek için DPPH radikal süpürücü aktivite, Bakır (II) indirgeyici kapasite ve İndirgeme gücü ölçümü yöntemleri kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre D. lapidosus örümcek türü kullanılarak elde edilen kitin ve kitosan patojen suşlar üzerinde 13-16 mm çapında zonlar oluşturarak antimikrobiyal etki göstermiştir. Ayrıca çalışılan yöntemlerle önemli düzeyde antioksidan özellikler gösterdikleri belirlenmiştir. Sonuç olarak D. lapidosus örümcek türü kullanılarak elde edilecek olan kitin ve kitosanın antimikrobiyal ve antioksidan gibi önemli biyolojik aktivite gösterdiği belirlenmiştir.
Galeodes araneoides (Pallas, 1772) (Arachnida: Solifugae) türünden kitin eldesi ve karakterizasyonu
Yenilenebilir bir kaynak ve biyopolimer olma özelliğinden dolayı kitin, son zamanlarda dünya genelinde tıptan gıdaya, ziraatten kozmetiğe, eczacılıktan atık su arıtımına ve tekstil sektörüne kadar birçok alanda kullanılabilmektedir. Bundan dolayı oldukça dikkat çeken bir biyopolimerdir ve yeni kitin kaynakları sürekli araştırılmaktadır. Bu çalışmada, Galeodes araneoides (Pallas, 1772) türünden ilk kez kitin izole edilerek SEM, FTIR, XRD ve TGA cihazlarının kullanılması ile kitin karakterize edilmiştir. Elde edilen kitinin alfa formunda, termal kararlılığının 334,7℃, Crl değerinin %51.14 olduğu gözlemlenmiş ve yüzey morfolojisinin çok sayıda por içeren fiberli bir yapı gösterdiği görülmüştür. Belirlenen fizikokimyasal özellikleri bakımından bu böğü türünün alternatif bir kitin kaynağı olabileceği düşünülmektedir.
Kütahya ili örümcek (arachnida: araneae) faunası
Kütahya ilinden, 2015 yılının Nisan ayından başlayarak 2016 yılının Ekim ayına kadar iki yıl süre ile toplanan örümcek örnekleri sistematik bakımından değerlendirilmiştir. Bu değerlendirme sonucunda Araneae takımına ait 23 familya içerisinde yer alan 146 tür tespit edilmiştir. Tespit edilen türler içerisinde Palpimanidae familyasına ait Palpimanus orientalis Kulczyński, 1909 türü Türkiye örümcek faunası için yeni kayıt olarak belirlenmiştir. Örnekler araziden aspiratör, atrap ve çukur tuzak kullanılarak toplanmıştır. Toplanan örümceklerin sinonimleri, lokaliteleri ve dünya yayılışları verilmiştir. Türkiye faunası için yeni kayıt olarak tespit edilen türün fotoğraflama işlemleri yapılmıştır. Örnekler etiketlenerek müze materyali olarak Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Araknoloji Müzesi'nde muhafaza altına alınmıştır.
Altunhisar (Niğde) ve çevresindeki yerleşim birimlerinde halkın kullandığı doğal bitkilerin etnobotanik yönden araştırılması
Bu çalışmada, Niğde iline bağlı Altunhisar ilçesinin merkez ve merkeze bağlı köylerinin etnobotanik özelliklerin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma süresince 40 kaynak kişi ile görüşülmüştür. Çalışmalar sonucunda 27 familya, 47 cins ve bu cinslere ait 53 tür ve türaltı taksonun yöre halkı tarafından kullanıldığı tespit edilmiştir. Bunların 39'u tıbbi, 34'ü gıda, 11'i çay, 3'ü eşya yapımı, 3'ü hayvan yemi, 2'si baharat, 1'i boya ve 1'i süs amaçlarla kullanılmaktadır. En fazla takson içeren familyalar sırasıyla; Rosaceae 9 (% 19.98), Lamiaceae 6 (% 11.3), Asteraceae 5 (% 9.4) ve Brassicaceae, Polygonaceae 3 (% 5.6) olarak belirlenmiştir.
Glycyrrhiza glabra ile hazırlanan kombuchanın biyolojik aktivitelerinin araştırılması
Kombucha, hafif ekşimsi-tatlı lezzete sahip, şekerli çayın fermentasyonu ile elde edilen bir içecektir. Kombucha fermentasyonu çeşitli bakteri ve mayaların simbiyotik birlikteliği ile elde edilmektedir. Bu tez çalışmasında geleneksel olarak kullanılan yeşil çay (Camellia sinensis) ile meyan (Glcyrrhiza glabra) bitkisinin kökleri kullanılarak kombucha hazırlanmıştır. Fermentasyonun 2., 7. Ve 14. Gününde alınan örneklerinin pH'sı ölçülmüş ve total fenolik madde içerikleri ile DPPH, CUPRAC metotları kullanılarak antioksidan özellikleri test edilmiştir. Kombucha fermentasyonu sonucunda fermentasyon süresine bağlı total fenolik madde içeriğinde ve antioksidan özellikte artış belirlenmiştir. Ayrıca hazırlanan kombuchanın antioksidan ve total fenolik madde içeriği açısından geleneksel olarak hazırlanan kombuchaya alternatif bir ürün olacağı belirlenmiştir. Kombuchanın halk arasında yaygın olarak tüketilen bir fermentasyon ürünü olduğundan alternatif olarak G. glabra bitkisinin kökleri kullanılarak da bir kombucha üretilebileceği sonucuna varılmıştır.
Nevşehir ili, Ürgüp ve çevresi Lobesia botrana (Schiff. and Den. 1775) (Lepidoptera: Tortricidae) türünün biyotaksonomisi, ekolojisi ve kontrolü üzerine araştırmalar
Salkım güvesi, Lobesia botrana (Denis & Schiffermüller) (Lepidoptera: Tortricidae), türünün biyotaksonomisi, ekolojisi, ve konrolü üzerine yapılan bu çalışma 2021 ve 2022 yıllarında Nevşehir İli Ürgüp ilçesine bağlı Ulaşlı ve Çökek köyü bağ alanlarında yürütülmüştür. Çalışma da, L. botrana'nın popülasyon dinamiklerinden ilk ergin uçuşu, popülasyon dalgalanması, popülasyonun yoğun olduğu dönemler, son ergin uçuşu, doğal şartlarda tahmini nesil sayısı ve bağlardaki bulaşma oranının belirlenebilmesi için başlangıçta ergin popülasyon değişimi delta tipi takip tuzakları kullanılarak gözlemlenmiştir. Tuzaklar, çiçeklenme döneminden önce ve sıcaklığın 12 dereceye ulaşmasından sonra belirlenen omcalara asılmıştır. Tuzaklar da ilk böcek görülene kadar 2, ilk böcek görüldükten sonra hafta da 1 kez olmak üzere sayım yapılmıştır. L. botrana erginlerinin nisan sonundan itibaren ilk kez görülmeye başladıkları ve ekim ayının ilk yarısına kadar doğada aktif oldukları belirlenmiştir. Popülasyon yoğunluğu gözlem altına alındıktan sonra kontrole başlanması gereken dönem tespit edilmiştir. Bu tarihler 2021 yılı için 15 Mayıs, 2022 yılı için ise 17 Mayıs olarak belirlenmiş olup, bu tarihler iklimin yıldan yıla farkı, böceğin hayat döngüsü ve bitkinin fenolojisine göre de değişim göstermektedir.
Nevşehir ve Samsun ili çevresi coccinellidae (Insecta : Coleoptera) türleri üzerine biyoekolojik ve faunustik araştırma
Nevşehir ve Samsun ili çevresi Coccinellidae (Insecta: Coleoptera) türleri üzerine biyoekolojik ve faunustik araştırma adlı tez çalışmamızın arazi incelemeleri 2021-2022 yılları arasında Samsun ve Nevşehir illerinde gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada Coccinellidae familyası üyelerİ: biyolojik, ekolojik ve faunistik bakımdan araştırılmıştır. Arazi çalışmaları ağırlıklı olarak 2021 yılını kapsamaktadır. Toplanan örneklerin laboratuvar ortamında teşhisi yapılmış ve Coccinellidae familyasına ait 9 tür tespit edilmiştir. Bu türlerden 4'ü Samsun, 5'i ise Nevşehir habitatlarında bulunmuştur. Literatür taraması ve türlerin daha önce yapılan çalışmalarla karşılaştırılmaları yapılmış ve Samsun ili içi yeni olan iki, Nevşehir ili için beş yeni kayıt tespit edilmiştir. Arazi çalışmaları yapılırken ekolojik veriler; sıcaklık, nem, yağış, rüzgâr hızı, basınç, 5 cm ve 10 cm toprak sıcaklığı gibi ekolojik veriler de değerlendirilmiştir. Tez çalışmamız ile Nevşehir ve Samsun illerinin Coccinellidae familyası faunası; taksonomik ve biyoekolojik bakımdan katkı sağlanılması amaçlanarak özellikle, bu familya taksonlarının biyolojik kontrol rollerinin tespiti istenmiştir.
Anchusa L. (Boraginaceae) cinsine ait bazı taksonların Anchusa undulata L. subsp. hybrida (Ten.) Coutinho, Anchusa azurea Miller var. azurea, Anchusa leptophylla Roemer & Schultes subsp. incana (Ledeb.) Chamb.) yaprak sapı anatomisi
Bu çalışmada, Türkiye'de yayılış gösteren Anchusa L. (Boraginaceae) cinsine ait üç taksonun (A. leptophylla Roemer & Schultes ssp. incana (Ledeb.) Chamb. , A. azurea Miller var. azurea, A. undulata L. ssp. hybrida (Ten.) Coutinho, yaprak sapı anatomik yapıları incelenmiştir. Taksonlara ait örneklerin yaprak saplarından alınan kesitler, preparat haline getirilmiş ve ışık mikroskobunda (LM) incelenmiştir. Türlere ait anatomik kesitlerin fotoğrafları kameralı ışık mikroskobuyla çekilmiştir. Çekilen bu fotoğraflar üzerinden LASEZ adlı programda hücre çap ölçümleri yapılmıştır. Varyasyonların daha iyi belirlenebilmesi amacıyla, yapılan yaprak sapı anatomik ölçümlerinin en yüksek (maximum) ve en küçük (minimum) değerleri de tespit edilerek, türlerin yaprak sapı anatomik özellikleri belirlenmiştir. Yapılan çalışma sonucu türlere göre yaprak sapı şekilleri değişmektedir. A. leptophylla ssp. incana ve A. azurea var. azurea'da, genişçe oluklu ve köşeleri uzamış keskin kenarlı, A. undulata ssp. hybrida'da düz ve hafif konkavdır. Tek sıralı epidermis üzerinde bir kutikula tabakası bulunmaktadır. Epidermis tek sıralı A. leptophylla ssp. incana'da çeperleri kalın, hücreler köşeli veya ovaldir. Türlerde epidermis tabakası altında bir veya birkaç sıralı hücrelerden oluşan klorenkima tabakasına rastlanmıştır. Kollenkima tabakası yaprak sapı köşelerinde çok sıralıdır. Parankima tabakası tüm türlerde geniş bir bölgeyi kaplamaktadır. Yaprak sapı ortasında tek, şekli türlere göre değişen (A. leptophylla ssp. incana'da ve A. undulata ssp. hybrida yay şeklinde, A. azurea var. azurea'da genişçe yaysı şeklinde) büyük bir iletim demeti bulunmaktadır. Köşelere doğru irili ufaklı ve genellikle yuvarlak şekilli değişik sayıda küçük iletim demeti bulunmaktadır. İletim demeti kapalı kollateral tiptedir. Ayrıca türlerin epidermisleri üzerinde örtü ve salgı tüyleri bulunmaktadır.
Gara Hamilton, 1822 türleri vücut şekli varyasyonunu geometrik morfometri ile değerlendirilmesi
Bu çalışma Türkiye'de dağılım gösteren bazı Garra Hamilton, 1822 türlerinin gösterdiği vücut şekli varyasyonunu, türler ve havzalar bazında değerlendirmek ve geometrik morfometri yöntemi ile standardize ederek daha net sonuçlara ulaşmak amacı ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmada kullanılan örnekler 2014-2022 yıllarında gerçekleştirilen arazi çalışmaları süresince toplanmıştır. Örnekler sol yan görünümden fotoğraflanarak geometrik morfometri analizleri ile birlikte Temel Bileşenler Analizi (PCA) ve Ayırıcı Fonksiyon Analizi (DFA) ile tür içi ve türler arası benzerlik ve farklılıkların değeri belirlenmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen verilere göre; tür içi varyasyonun en fazla görüldüğü türler G. turcica ve G. variabilis iken en az görüldüğü tür ise G. rufa olarak belirlenmiştir. Garra orontesi ile G. turcica'nın birbirine en yakın türler olduğu belirlenmiştir. Değerlendirilen türler için en fazla varyasyonun burun ucu, gözün konumu, kuyruk sapının yüksekliği, vücut yüksekliği ve operculum başlangıcı olmuştur. Türlerin fenotipik plastisite aralığının geniş olduğu, popülasyonların kesişme bölgelerinde bu varyasyonun daha da arttığı, aynı zamanda coğrafik olarak uzak olan popülasyonlarda plastisite seviyesinin de arttığı gözlemlenmiştir.
Tarımsal alanlarda kullanılan bazı pestisitlerin genotoksik etkilerinin allium ve SMART yöntemleriyle belirlenmesi
Tarım arazilerinde kullanılan pestisitlerin rastgele ve aşırı dozda uygulanması, çevre ve insan sağlığı üzerinde olumsuz etkilere sebep olmaktadır. Bu sebeple pestisitlerin etki mekanizmalarının ve genotoksisite potansiyellerinin anlaşılması büyük bir öneme sahiptir. Bu amaçla, bu tez çalışması ile thiram ve methoxyfenozidin genotoksisite potansiyeli Allium ve Somatik Mutasyon ve Rekombinasyon Testi (SMART) yöntemleriyle değerlendirilmiştir. Allium yönteminde soğan kök uçları pestisitlerin konsantrasyonlarına 24 saat maruz bırakılmıştır. Süre sonunda kök uçlarından preparatlar hazırlanmış mikroskop altında mitotik indeks (Mİ) ve kromozom anomalileri (KA) tespit edilmiştir. Allium testi sonuçları, Thiram ve Methoxyfenozid konsantrasyonlarındaki artışa bağlı olarak Mİ değerinin negatif kontrole kıyasla azaldığını göstermiştir. Negatif kontrolde Mİ %6,94 ± 0,43 iken bu değer thiramın en yüksek konsantrasyonu olan 1 g/L de %3,72 ± 0,35'e düştüğü kaydedilmiştir. Benzer şekilde, methoxyfenozid için negatif kontrolde belirlenen %7,28 ± 0,32 Mİ değeri, en yüksek konsantrasyon olan 0,002 mL/L uygulamasında %3,97 ± 0,47'ye düşmüştür. İki pestisitin de düzensizlik, köprü oluşumu, vagrant, yapışıklık ve kutup kayması, multipolarite tipi kromozomal anomalilerinin oluşumunu teşvik ettiği belirlenmiştir. SMART yönteminde mwh erkek ve flr3 virgin dişilerin standart çaprazlamasından elde edilen 72 ± 4 saatlik transheterezigot larvalar pestisitlerin belirlenen konsantrasyonları ile hazırlanan hazır besiyer ortamında pestisitlere maruz bırakılmıştır. Bu ortamda ergine gelen Drosophila kanatlarından preparatlar hazırlanarak klon indüksiyon frekansları ve farklı kanat trikomları değerlendirilmiştir. SMART deneyinde thiram ve methoxyfenozid konsantrasyonlarındaki artışın klon indüksiyon frekanslarında bir artışa neden olduğu kaydedilmiştir. Pestisitlerin, transheterozigot ergin bireylerin kanatlarında sıklıkla küçük tek tip klonlar az da olsa büyük tek tip klonlar ve ikiz klonların oluşumunu uyardığı kaydedilmiştir. Bulgular, Thiram ve Methoxyfenozid'in bitki ve hayvan sistemlerinde genotoksisite potansiyeline sahip olduğunu göstermiştir. Sonuç olarak, pestisitlerin genotoksisite potansiyellerinin ayrıntılı şekilde anlaşılması ve bu potansiyelin çevresel etkileri üzerindeki olası sonuçlarının kapsamlı bir şekilde değerlendirilmesi, tarım uygulamalarının sürdürülebilirliği ve insan sağlığının korunması açısından son derece kritik bir öneme sahiptir.
Kapadokya Bölgesi'nin ekosistem tip modelinin belirlenmesi
Habitatı karakterize eden ve diğer ekolojik faktörlere göre habitat üzerinde daha etkili olan belirleyici faktörün nicel olarak belirlenmesi için günümüzde ordinasyon metotları (PCA, DCA vb.) kullanılmaktadır. EUNIS (Avrupa Doğa Bilgi Sistemi) habitat sınıflandırma sistemine göre Türkiye'de tanımlanması gereken çok fazla habitat bulunmaktadır. Bu çalışmada kendine has jeolojik yapısıyla öne çıkan ve peribacalarıyla dünyaca tanınan ve UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Kapadokya bölgesinin habitat tipleri belirlenmeye çalışılmıştır. Kapadokya bölgesinin habitat tiplerinin belirlenerek özellikle EUNIS (Avrupa Doğa Bilgi Sistemi) habitat sınıflandırma sitemine dâhil edilmesi alanın öncelikli olarak korunarak gelecek nesillere aktarılması için gereklidir. Alanın habitat tiplerini belirlemek için alanda daha önce yapılan çalışmaların sonuçları arazi gözlem verileri ile birleştirilerek jeolojik, edafik, iklimsel ve antropojenik yönden değerlendirilmiş ve alandaki habitat tiplerinin belirleyici faktörünün jeolojik yapıya bağlı tüf malzemenin erozyonu olduğu tespit edilmiştir. Bu faktöre göre habitat tiplerine ayrılarak harita üzerinde gösterilmiştir. Belirlenen bu habitat tiplerinin antropojenik baskı altındaki Kapadokya bölgesinin doğallığının korunmasına katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Ayrıca tez daha küçük bir alanda, habitatların birbiri içerisine girdiği sadece doğal alanları içeren ayırıcı olarak karayosunlarının kullanıldığı ilk çalışmadır. Bu tez ilerde koruma önceliği olan benzer alanlarda uygulanabilecek yeni yöntemlere de öncü niteliğinde olacaktır.
Kayseri (Türkiye) merkezindeki aktar ve halk pazarlarında bulunan bitkilerin etnobotanik özellikleri
Bu çalışma, Kayseri merkezdeki aktarlarda ve halk pazarlarında bulunan bitkiler üzerinde etnobotanik araştırmaları kapsamaktadır. Çalışmada 20 farklı aktar ve halk pazarı belirli aralıklarla ziyaret edilmiş ve en az 20 kaynak kişi ile görüşmeler yapılmıştır. Toplanan bitkiler başta Türkiye Bitkileri adlı temel kaynak ve diğer yardımcı kaynaklardan yararlanılarak, teşhis edilmiştir. Adlandırılan bitkilerin değerlendirilmesiyle 68 aile ve 170 takson belirlenmiştir. Çalışmalardan elde edilen sonuçlara göre en fazla takson içeren ilk beş aile sırasıyla; Papatyagiller (Asteraceae) 16 bitki, Ballıbabagiller (Lamiaceae) 13 bitki, Maydanozgiller (Apiaceae) 12 bitki, Gülgiller (Rosaceae) 11 bitki ve Baklagiller (Fabaceae) 8 bitkidir. Bitkilerin kullanılan kısımları en çoktan aza doğru tohum (%20), yaprak (%20), çiçek (%17), meyve (%17), kök (%10), toprak üstü kısımları (%10), bitkinin tamamı (%3) ve kabuk (%3)'dur. Çalışma sonucuna göre etnobotanik değerleri tespit edilen bitkilerden 160'ı tıbbi, 38'i gıda, 7'si nazarlık ve diğerleri değişik amaçlarla (temizlik, tütsü, süs vb.) kullanılmaktadır. Bitkilerin kullanım biçimleri, demleme % 57, toz halinde % 16, kaynatma % 15, çiğ % 10, baharat %8, kaynatma demleme %7 ve % 4'de diğer kullanım şekillerinden nazarlık, süs, tütsü ve balık tutmadır. Bu çalışmanın il envanteri için önemli bir veri oluşturacağı ve ayrıca aktar kültürünün korunmasına ve tanınmasına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Kapadokya bölgesi Derinkuyu ilçesi tarımsal alanlar ve çevrelerinde Insecta (Arthropoda) taksonlarının biyotaksonomik, ekolojik ve faunistik bakımdan araştırılması
Bu tez çalışması; 2023-2024 yılları, Mart-Ekim ayları arasında, Kapadokya Bölgesi'nde yer alan Derinkuyu ilçesi, tarımsal alanlar ve çevrelerinde, Insecta (Arthropoda) taksonlarının biyotaksonomik, ekolojik ve faunistik bakımdan araştırılması amacıyla yürütülen arazi ve sonrasında gerçekleştirilen laboratuvar çalışmalarına dayanmaktadır. Çalışma kapsamıda, ilçeye özgü tarımsal faaliyetlerin yapıldığı; patates (Solanum tuberosum L.), çilek (Fragaria sp. L.), kabak (Cucurbito pepo L.), fasulye, (Phaseolus vulgaris L.) ekim alanları ve çevrelerindeki mevcut habitatlarda, arazi ve gözlem çalışmaları yapılarak, çoğunlukla atrap yardımıyla böcek örnekleri toplanmıştır. Toplanan örnekler teşhis işlemleri sonucunda değerlendirildiğinde, cins ve tür seviyesinde 62 takson tespit edilmiştir. Bu taksonlardan, 58'i araştırma sahasından yeni kayıt olup, bunlardan 16'sı predatör tür olarak belirlenmiştir. Tespit edilen taksonlar arasında tür sayısı ve örnek yoğunluğu bakımından; Coleoptera, Diptera, Hymenoptera, Hemiptera, Lepidoptera, Orthoptera takımları daha yüksek biyoçeşitlilik gösterirken; Dermaptera, Odonata ve Neuroptera takımları daha düşük biyoçeşitlilik göstermektedir. Derinkuyu ilçesi, tarımsal ürünler ve böcek taksonları etkileşimleri bağlamında; kabak ve çilek ekim alanları daha yüksek, patates ve fasulye ekim alanları daha düşük nicel etkileşim göstermekle birlikte genel anlamda çok büyük farklılıklar oluşmadığı görülmektedir. Ayrıca tez çalışma sürecinde; sıcaklık, nem, yağış, toprak sıcaklığı, rüzgar hızı gibi bazı ekolojik faktörlerin etkileri de değerlendirilmiştir. Burada; böcek taksonlarının, popülasyon yoğunluklarını etkileyen en öncelikli ekolojik faktörlerin; sıcaklık ve nem olduğu tespit edilmiştir. Buna göre, sıcaklık ve nem dengesinin gerçekleşebildiği özellikle Haziran ve Temmuz aylarında fauna çeşitliliği ve yoğunluğu artış göstermektedir. Mevcut ekolojik tespitlerimize ek olarak böcekler, tarımsal alanlarda polinasyon, zararlı kontrolü ve organik madde dönüşümü gibi önemli süreçlerde de yer alarak tarımın sürdürülebilirliğine katkıda bulunmaktadır. Ancak tarımsal faaliyetler sırasında kullanılan pestisitler ve yoğun tarım uygulamaları böcek popülasyonları üzerinde olumsuz etkilere neden olabilmektedir.
The bryophyte flora of Sorgun Valley ((Mersin/İçel)
As a biodiversity element, bryophytes, like other plants, maintain the balance of the ecosystem and ensure the continuation of life on earth. Therefore, it is necessary to understand bryophyte diversity well in order to protect biodiversity in the world. In this study, bryophyte samples were collected from Sorgun Valley located on the southern slope of the Bolkar Mountains between 2023 and 2024. 548 bryophyte samples collected from 38 different localities in Sorgun Valley located in Erdemli district of Mersin province were identified. As a result, 15 taxa belonging to 11 families and 12 genera belonging to Marchantiophyta (Liverworts) divisio and 114 taxa belonging to 20 families and 55 genera belonging to Bryophyta (leaved mosses) divisio were found. It was determined that 34 of these were new records for Mersin province. In addition, ecological analyses were performed for 4 vegetation layers (SAVK, AAVK, ÜAVK and ADVK) determined depending on the altitude, climate and vegetation in the research area and indicator bryophyte taxa were determined for each layer. For this purpose, the "Indicator Species" analysis in the Mutivariete analyses was used in the PAST 4.17c program. In this study, Didymodon acutus (Brid.) K. Saito, Didymodon vinealis (Brid.) R.H.Zander, Grimmia pulvinata (Hedw.) Sm., Homalothecium sericeum (Hedw.) Schimp., Ptychostomum capillare (Hedw.) Holyoak & N.Pedersen, Tortula muralis Hedw. and Trichostomum crispulum Bruch taxa were suggested as indicator taxa.
Rosaceae familyasına ait bazı türlerden elde edilen ekstraktların, pestisit genotoksisitesine karşı antigenotoksik etkisinin araştırılması
Bu çalışmada, semikarbazon grubu insektisitlerden olan Metaflumizon (Mtf)'un potansiyel genotoksik etkisinin, Rosaceae familyasına ait Laurocerasus officinalis (LO) ve Agrimonia eupatoria (AE) bitkilerinden elde edilen yaprak ekstreleriyle giderilmesinin, Allium cepa kök ucu ve Drosophila melanogaster kanat somatik mutasyon ve rekombinasyon test (SMART) sistemleri ile araştırılması hedeflenmiştir. Allium test sisteminde, soğan kök uçları 24 ve 48 saat süreyle Mtf, LO ve AE'ye maruz bırakılmıştır. Süre sonunda pestisit, bitkisel özütler ve bunların birlikte kullanıldığı uygulamaların mitotik indeks (Mİ) ve faz frekans değerlerinde ve kromozom anomalilerinde değişimlere sebep olduğu tespit edilmiştir. Allium testi sonuçları, Mtf'nin konsantrasyonlardaki doz artışına bağlı olarak negatif kontrole kıyasla Mİ değerinin azaldığını göstermiştir. Mtf'nin genotoksik etkisine karşı belirlenen konsantrasyonlarda LO ve AE yaprak metanol ekstrelerin genotoksik etkisini azalttığı bulunmuştur. SMART yönteminde; Mtf, bitkisel özütler ve bunların birlikte verildiği uygulamaların belirlenen konsantrasyonlarda maruz bırakılan mwh♂flr3 standart çaprazlamalarından elde edilen 72±4 saatlik transheterozigot larvalarda genotoksik/antigenotoksik etkisi SMART ile saptanmıştır. Gelişen ergin Drosophila kanatlarından hazırlanan preparatlarda klon indüksiyon frekans yüzdeleri değerlendirilmiştir. Mtf'nin farklı konsantrasyonlarındaki istatistiksel değerlendirilmesinde negatif kontrol grubuna kıyasla klon indüksiyon frekanslarının arttığı belirlenmiştir. Bulgular normal kanatlarda negatif kontrole göre tüm deney gruplarında toksik etki gösterdiği görülmüştür. Mtf'nin genotoksik etkisini gidermek için farklı konsantrasyonlarda LO ve AE yaprak metanol ekstrelerin birlikte verildiği karışımlar besi ortamına eklenerek gelişen ergin sineklerin kanatlarındaki mutant trikomların sayıları kontrol grubuyla karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, uzun yıllardan beri kullanılmakta olan kimyasal pestisitlerin mücadelesinde olumsuz etkileri göz önünde bulundurarak, mevcut organizmalara karşı entegre mücadele yöntemlerin tercih edilmesiyle birlikte çevre ve insan sağlığının da bir nevi güvence altına alınmasının sağlanacağı düşünülmektedir. Pestisitlerin ve kullanılan bitkilerle ilgili mekanizmaların ve yapısındaki bileşenlerin daha ayrıntılı olarak tanımlanması gerektiği ve böylece uluslararası bir alternatif mücadeleye katkı sağlayabileceği öngörülmektedir.
Asteraceae familyasına ait bazı türlerden elde edilen ekstraktların, pestisit genotoksisitesine karşı antigenotoksik etkilerinin araştırılması
Bu çalışmada tarımsal alanlarda sıklıkla kullanılan Fluazinam fungusitinin genotoksik etkisi ve Cyanus depressus (M.Bieb.) Soják ile Tussilago farfara L. bitkilerinin antigenetoksik etkileri Allium ve SMART (Somatik Mutasyon ve Rekombinasyon) yöntemleri kullanılarak belirlenmeye çalışılmıştır. Allium yönteminde soğan kök uçları 24 ve 48 saat süre ile Fluazinam, C. depressus ve T. farfara özütlerine maruz bırakılmıştır. Fluazinam'ın bitki özütleri ile uygulamaları 24 saat uygulama yapılmıştır. Uygulama sonucunda kromozom anomalileri tespit edilmiş, mitotik indeks, mikronükleus frekansı ve genotoksisite frekansları hesaplanmıştır. Fluazinam, C. depressus ve T. farfara uygulamalarında konsantrasyon artışına bağlı olarak genotoksisite indeksi negatif kontrol grubuna göre artış göstermiş ve anlamlı bulunmuştur (p≤0,05). Fluazinam'ın, C. depressus ve T. farfara karışım uygulamalarında, Fluazinam konsantrasyonunun genotoksik etkisine karşı bitki ekstraktlarının genotoksisiteyi azalttığı ve bu azalışın anlamlı olduğu bulunmuştur (p≤0,05). SMART yönteminde mwh erkek ve flr3 virgin dişilerin standart çaprazlamasından elde edilen 72 ± 4 saatlik transheterezigot larvalar Fluazinam, C. depressus ve T farfara' nın belirlenen konsantrasyonları ile muamele edilmiştir. Ergin hale gelen Drosophila'ların kanat preparatları yapılarak klon indüksiyon frekansları ve oluşan klon tipleri analiz edilmiştir. SMART deneyinde Fluazinam konsantrasyonlarında klon indüksiyon frekansının negatif kontrole kıyasla azaldığı ve toplam benek sayısı bakımından (-) genotoksik etki göstermediği ya da genotoksik etkinin önemsiz olduğu belirlenmiştir. C. depressus konsantrasyonlarında toplam klon sayısında negatif ve solvent kontrol ile en yüksek konsantrasyon arasında istatiksel olarak önemli bir fark bulunamamıştır (p≥0,05) fakat diğer deney grupları arasındaki fark anlamlı bulunmuştur (p≤0,05). Toplam benek sayısı bakımından negatif kontrole göre tüm deney gruplarında belirlenen konsantrasyonlarda genotoksik etki göstermediği görülmüştür. T. farfara' nın konsantrasyonlarında yapılan değerlendirmede negatif kontrole göre toplam benek sayısı bakımından tüm konsantrasyonlarda (+) genotoksik etki gösterdiği görülmüştür. Negatif kontrol grubu ile deney grupları arasında ve deney grupları kendi aralarında karşılaştırıldıklarında aralarındaki farkların istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür (p≤0,05). Fluazinam ve bitki ekstraktlarının birlikte uygulaması sonucu negatif kontrole göre toplam benek sayısı bakımından belirlenen konsantrasyonlarda (-) genotoksik etki göstermediği ya da genotoksik etkinin önemsiz olduğu belirlenmiştir.
Nevşehir ili'nde biyolojik çeşitliliğe dayalı geleneksel bilginin belirlenmesi
Bu çalışmada, Nevşehir ilinde biyolojik çeşitliliğe dayalı geleneksel bilgi (BGB) sistematik bir yöntemle tespit edilmiş ve kapsamlı biçimde değerlendirilmiştir. Araştırma, 13 Nisan 2020 ile 5 Ekim 2021 tarihleri arasında yürütülen ve toplam 30 günü kapsayan saha çalışmaları sonucunda gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında, Nevşehir iline bağlı 8 ilçedeki toplam 30 köyde incelemeler yapılmıştır. Bu süreçte, 101 erkek ve 61 kadın olmak üzere toplam 162 kişiyle yüz yüze görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler sonucunda, tekrarlar hariç 142 farklı geleneksel kullanım biçimi kaydedilmiştir. Kategorik dağılım incelendiğinde bu bilgilerin; 106'sının sağlık, 14'ünün beslenme, 16'sının endüstriyel, 3'ünün tarım ve hayvancılık, 3'ünün ise diğer kullanım alanlarına ait olduğu belirlenmiştir. Saha verilerine ek olarak yapılan literatür taraması sonucunda 874 adet ek veri toplanmış ve saha verileriyle birlikte toplam 1573 ham BGB kaydı elde edilmiştir. Tekrarlar ayıklandığında ise 172 tekil geleneksel bilgi tespit edilmiştir. Bu verilerin dağılımı; 120 sağlık, 17 beslenme, 22 endüstriyel, 8 tarım ve hayvancılık, 5 diğer alanlar şeklindedir. Floristik açıdan değerlendirildiğinde, çalışma sonucunda 74 familya, 161 cins ve 188 türden oluşan bir taksonomik çeşitlilik belirlenmiştir. Bu türlerden 168'i bitki, 16'sı hayvan, 4'ü mantar olup, bunlar arasında 3 adet endemik tür yer almaktadır. En fazla tür, Asteraceae (19 takson) familyasında kaydedilmiş; bunu Rosaceae (15), Apiaceae (11), Lamiaceae (11), Fabaceae (9) ve Brassicaceae (9) familyaları takip etmiştir. Sonuç olarak, saha ve literatür verileri bir arada değerlendirildiğinde, 349 bitki, 17 hayvan ve 5 mantar türüne ait toplam 371 takson kayıt altına alınmıştır. Bu taksonlar, 86 familya ve 239 cins içerisinde sınıflandırılmıştır.
Kırşehir ili ve çevresi Coccinellidae (Coleoptera) eko-faunası üzerine araştırmalar
Bu tez çalışması; 2024 yılı, Nisan-Kasım ayları arasında Kırşehir ili ve ilçelerinde Coccinellidae familyasına ait türlerin, ekolojik ve faunistik bakımdan araştırılması amacıyla yapılan saha ve sonrasında gerçekleştirilen laboratuvar çalışmalarına dayanmaktadır. Çalışma kapsamındaki örnekler Kırşehir merkez, Akçakent, Akpınar, Boztepe, Çiçekdağı, Kaman ve Mucur ilçelerindeki çeşitli habitatlardan ağırlıklı olarak atrap yardımıyla toplanmıştır. Tez çalışması sonucunda Coccinellidae familyasına ait, Coccinellinae ve Chilocorinae altfamilyaları içerisinde yer alan, 6 cinse bağlı 10 tür tespit edilmiştir. Bu türlerden altısı, Kırşehir il faunası için yeni kayıttır. Tez çalışması kapsamında ayrıca; sıcaklık, nem, yağış, toprak sıcaklığı gibi ekolojik faktörleri içeren değerlendirmeler de yapılmıştır. Anahtar kelimeler: Coccinellidae, Coleoptera, Ekoloji, Fauna, Kırşehir
"bombyx mori (L.,1758) kozasından elde edilen serisin ile çapraz bağlı aljinat bazlı hidrojellerin yara örtü malzeme potansiyelinin araştırılması"
Doku mühendisliği ve yenileyici tıp alanlarında, biyouyumluluğu yüksek malzemelere duyulan ihtiyaç giderek artmakta ve bu kapsamda doğal polimer-bazlı hidrojeller; biyomimetik ve doku bütünlüğünü destekleyici özellikleriyle ön plana çıkmaktadır. Doğal bir polimer olan ve Bombyx mori (L., 1758) ipek böceği kozasından elde edilen ipek serisin proteini; yüksek biyouyumluluk, antibakteriyel, nem tutucu ve elastisite özellikleriyle vücuda kolay uyumlanabilen yapısıyla yara örtü malzemesi olarak kullanım optansiyeli taşımaktadır. Bu tez çalışması kapsamında, iyi biyouyumluluğu, kolay biyoçözünürlüğü ve jel oluşturabilme yeteneği nedeniyle doğal bir polisakkarit olan aljinat (Alg) temelli hidrojeller, Bombyx mori kozasından sentezlenen ipek serisin proteiniyle entegre edilerek geliştirilmiş ve deri dokusunda yara örtü malzemesi olarak kullanılması amaçlanmıştır. Ayrıca, hidrojellerin antimikrobiyal özelliklerini arttırmak için çinko oksit (ZnO) nano-partiküller ile yüklenerek geliştirilen Alg-Ser-ZnO hidrojeller yara örtü malzemesi olarak ilk kez araştırılmıştır. Hidrojeller morfolojik, kimyasal ve biyolojik (in-vitro şişme davranışı, antibakteriyel etkinlik, biyouyumluluk ve yara iyileşmesi) analizleri ile karakterize edilmiştir. Gliserol katkısı ile modifiye edilerek elastikiyet kazandırılan hidrojeller, antibakteriyel performansa sahip, etkin yara iyileşmesi sürecini yöneten fonksiyonel bir yara örtü malzemesi potansiyelinde geliştirilmiştir. Geliştirilen kompozit hidrojeller çapraz bağlı poroz bir morfolojide ve toplam %90-95 poroziteye sahiptir. Hidrojeller %150 ve üzerinde şişme gösterirken ZnO ilavesi ile şişme miktarı bir miktar azalarak numunelerin stabilitesi artmıştır. ZnO yüklü hidrojeller (Alg-Ser-ZnO), Staphylococcus aureus ve Escherichia coli bakterilerine karşı disk difüzyon yönteminde 8-10 mm civarında önleyici zon oluşturmuştur. Alg-Ser hidrojellerin fibroblast canlılığını ve migrasyonunu anlamlı biçimde desteklediği, ZnO yüklemesinin ise konsantrasyon arttıkça doz-zaman bağımlı sitotoksisite ve migrasyon baskılaması oluşturduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Bombyx mori kozası, Biyomalzemeler, İpek, Serisin, Yara örtüsü.
Yeni sentezlenen Benzotiyofen türevlerinin anti-karsinojenik ve anti-inflamatuar etkilerinin belirlenmesi
Heterosiklik bileşikler, ilaç keşfi ve geliştirilmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Benzotiyofenler, kükürt içeren heterosiklik bileşiklerdir. Bu bileşikler birçok temel doğal ve sentetik bileşiğin temel yapısal iskeletlerinde yer almaktadır. Benzotiyofen ve benzotiyofen bazlı bileşikler anti-mikrobiyal, anti-kanser, anti-anjiyojenik anti-inflamatuar, anti-oksidan gibi çeşitli biyolojik aktiviteler sergilemektedir. Bu çalışma, yeni sentezlenen benzotiyofen bileşiklerin sitotoksisite, apoptoz ve anti-inflamatuar etkilerini araştırmak amaçlanmıştır. Bu bileşiklerin A549, LnCaP ve MCF-7 hücre hatlarında sitotoksisite ve apoptoz etkilerini incelemek üzere kullanılmış ve kontrol olarak sağlıklı embriyonik hücre hattı (HEK293) kullanılmıştır. Bu hücre hatlarında EC50 veren bileşiklerin apoptoz analizleri, Annexin FITC/PI boyaması ile yapılmış, apoptoz ilişkili genlerin (Bax, Bcl2, Casp3, Casp8 ve Casp9) seviyelerini ölçmek üzere mRNA izole edilmiş ve qRT-PCR ile gerçekleştirmiştir. Ayrıca anti-inflamatuar etkilerini ortaya çıkarmak için RAW264.7 hücre hattı LPS ile indüklenerek nitrik oksiti, Griess yöntemiyle; inflamasyonda rol oynayan genlerin ekspresyon seviyeleri ise qRT-PCR kullanarak değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, AD3 ve AD5 bileşikleri kanser hücre hatlarında (A549, LnCaP ve MCF-7) önemli sitotoksisite etkileri olmadığı, AD1, AD7 ve AD3S1 bileşikleri ise iyi sitotoksisite sergilediği ve Bax, Casp3, Casp8 ve Casp9 genleri aktifleşerek apoptozu indüklediği saptanmıştır. Ayrıca kullanılan AD1, AD3, AD5, AD7 ve AD3S1 bileşiklerinin proinflamatuar genleri (TNF-a, COX-2, iNOS, IL-6) inhibe ettiği ve anti-inflamatuar geni (IL-10) teşvik ettiği ayrica anti-inflamatuar etkiye sahip olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak; benzotiyofen türevlerinin, akciğer kanseri, prostat kanseri ve meme kanseri tedavileri için gelecek vaadeden ilaçların tasarlanması ve sentezlenmesinde önemli rol oynayacağı ve anti-inflamatuar ilacı olarak da potansiyele sahip olabileceği düşünülmektedir.
İsrafil deresi'nin (Denizli) bentik makroomurgasız faunası ve su kalitesi durumunun belirlenmesi
Bu çalışmada, kar suları ile beslenen ve dik bir eğimle akan İsrafil Deresi'nin (Denizli) su kalitesi bentik makroomurgasızlar kullanılarak belirlenmeye çalışılmıştır. Su kalitesinin değerlendirilmesi sürecinde bentik makroomurgasızların saprobiyotik koşulları ve mikrohabitat tercihleri de bütüncül bir yaklaşım içerisinde değerlendirilmiştir. İsrafil Çayı'nda toplam 55 farklı bentik makroomurgasız türü tespit edilmiştir. Ortak olarak tüm örnekleme noktalarında en fazla tür Chironomidae ailesinden tespit edilmiştir. Bunlardan Diamesa türleri (D. İnsignipes, D. tonsa) özellikle karların erimesiyle akış kazanan kaynak bölgelerindedir. Chironomus riparius türü mansaba yakın yerlerde daha yoğun olarak tespit edilmiştir. Chironomus ile nipseten eşit seviyede en baskın diğer grup Gammaridae ailesi üyeleridir (Gammarus anatoliensis, G. obnixus). Yüksek rakımlı bölgelerde Plecoptera takımına ait olan türler (Chloroperla sp., Nemoura sp.) yoğun olarak görülmüştür ve tüm çay yatağı boyunca sayıları azalır. Ephemeroptera takımından Baetidae ailesi ait türler (Baetis rhodani, B. vernus, Cloeon dipterum, C. simile) çay boyunca yaygındır. Heptagenidae (Epeorus alpicola, Rhithrogena germanica, Rhithrogena semicolorata) ve Potamonthidae (Potamonthus luteus) ailesine ait türler bariz olarak yüksek rakımlı bölgelerde daha yoğun tespit edilmiştir. Biyolojik ve çevreler parametreler arasındaki ilişki Kanonik Uyum Analizi yaklaşımıyla ele alınarak %53'lük bir varyans odinasyon üzerinde gösterilebilmiştir. Biyotik indekslerin iklim değişikliği ve mevsimsel değişimleri yansıtmada nispeten yetersiz kaldığı görülmüştür.
Aldehit fonksiyonel grubu içeren yeni nesil benzotiyofen türevlerinin anti-karsinojenik ve anti-inflamatuar aktivitelerinin belirlenmesi
Kanser, fizyolojik özelliklerini kaybetmiş, DNA hasarlı yani mutasyonlu hücrelerin, kontrolsüz bir şekilde çoğalmasıdır. Kanserin birçok çeşidi vardır ve bugüne kadarki birçok ilerlemeye rağmen, tedaviye direnç mevcut bir tehdit olmaktadır ve çoğu durumda nüksetmeye yol açmaktadır. Tiyofen içeren heterosiklik bileşiklerin ise kansere özgü proteinleri hedef aldığı, önemli sinyal yolaklarının inhibisyonuna veya aktivasyonuna yol açtığı bilinmektedir. Kükürt heterosiklik ailesi, fizikokimyasal özellikler gösteren oldukça kararlı aromatik bileşikleri içermektedir. Son yıllarda, yürütülen çalışmalar ile tiyofen içeren heterosiklik bileşikler antikanser, antioksidan, antifungal, antibakteriyel, antiparazit gibi özellikleri nedeniyle sağlık alanında büyük önem taşımaktadır. Benzotiyofen en iyi bilinen heteroaromatik yapılar arasındadır ve türevleri ise ortaya çıkan farmakolojik özellikleri sebebiyle kanser araştırmalarında popüler hale gelmiştir. Raloksifen ve Tamoksifen tedavi amacıyla ilaç olarak kullanılan Benzotiyofen türevlerine örnek oluşturmaktadır. Bu tez çalışmasında Aldehit fonksiyonel grubu içeren yeni nesil Benzotiyofen türevlerinin İnsan Akciğer Kanseri (A549), İnsan Serviks Kanseri (HeLa), İnsan Kolorektal Kanseri (CaCo-2), İnsan Meme Kanseri (MDA-MB-231) hücre hatlarında sitotoksik, anti-karsinojenik ve anti-inflamatuar aktiviteleri belirlenmiştir. Sentezlenen Q18, Q19, Q20 bileşikleri Caco-2, MDA, HeLa hücre hatlarında önemli apoptotik etkiye sahipken Q21 bileşiğinin çalışmada kullanılan hücrelere karşı sitotoksik etkisi olmadığı saptanmıştır. mRNA düzeyleri Gerçek Zamanlı PZR yöntemi ile kantite edilerek elde edilen sonuçlarda Q18, Q19, Q20 bileşikleri HeLa ve MDA hücre hattında apoptoz ile ilişkili genleri (BAX, BCL-2, CASP3, CASP8, CASP9) indüklediği saptanmıştır. Ayrıca kullanılan bileşiklerin tümü proinflamatuar genlerin (COX-2, iNOS, IL-6, TNF-ɑ) ekspresyon seviyelerini yüksek oranda inhibe ettiği saptanmıştır. Çalışma sonucu belirtilen benzotiyofen türevlerinin apoptoz indüksiyonuna sebep olduğu ve sitotoksik etki gösterdiği ortaya çıkarılmıştır. Sonuçta, bu tez çalışması için sentezlenen benzotiyofen türevlerinin kanser tedavisinde ve anti-inflamauar olarak kullanılma potansiyeli olabileceğini göstermiştir.
Denizli'de yayılış gösteren bazı nadir ve endemik taksonlar üzerinde palinolojik araştırmalar
Bu tez çalışmasında Denizli ili sınırları içinde dar bir yayılışa sahip olan nadir ve endemik türlerin [Colchicum figlalii (Varol) Parolly & Eren, Linum punctatum C. Presl. subsp. pycnophyllum (Boiss. & Heldr.) Gustavsson, Thlaspi leblebicii Gemici & Görk, Noccaea cariensis (Carlström) Parolly, Nordt & Aytac ve Echinops emiliae P.H.Davis] polen morfolojilerinin tanımlanması amaçlanmıştır. Türlerin polen morfolojisi ışık mikroskobu (LM) ve polen örneklerinin ayrıntılı yüzey ornamentasyonları incelenmesinde taramalı elektron mikroskobu (SEM) kullanılmıştır. C. figlalii türünün polen şeklinin genellikle oblat nadiren peroblat, polar eksen uzunluğunun (P) 27,31 ± 3,27 (22,04‒34,29) µm ve ekvatoral eksen uzunluğunun (E) 47,69 ± 3,88 (41,20‒55,50) µm olduğu tespit edilmiştir. L. punctatum subsp. pycnophyllum'un polen şekli genellikle suboblat nadiren oblat-sferoidal olarak ve polar eksen uzunluğu (P) 51,85 ± 3,41 (47,40‒58,03) µm ve ekvatoral eksen uzunluğu (E) 59,38 ± 4,32 (51,36‒67,03) µm olarak ölçülmüştür. T. leblebicii türünün polenlerinin anizopolar ve bilateral simetrili olduğu belirlenmiştir. Polar eksen uzunluğu (P) 16,10 ± 1,91 (13,64‒20,56) µm, ekvatoral eksen uzunluğu (E) 17,12 ± 0,83 (15,20‒18,63) µm'dir. N. cariensis türün polen şekli oblat-sferoidal nadiren prolat-sferoidal olarak belirlenmiş, polar eksen uzunluğu (P) 15,32 ± 0,84 (13,90‒17,21) µm, ekvatoral eksen uzunluğu (E) 16,30 ± 0,70 (15,16‒18,03) µm'dir. Echinops emiliae türünün polen şekli oblat sferoidal nadiren prolat sferoidal olarak belirlenmiştir. Polar eksen uzunluğu (P) 59,54 ± 4,61 (50,04‒68,65) µm, ekvatoral eksen uzunluğunun (E) 58,60 ± 4,11 (48,04‒66,72) µm olduğu ortaya gösterilmiştir.
Beyağaç (Denizli) kızılçam meşcerelerinde Sydowia polyspora Bref. & Tavel'nın tespiti, hastalık şiddeti ve patojenisitesinin belirlenmesi
Sydowia polyspora kozalaklı ağaçlarda yaşayan yaygın bir fungus türüdür ve genellikle asemptomatik bitkilerde ve tohumlarda epifit veya endofitik olarak ortaya çıkmaktadır. Bu fungus abiyotik veya biyotik stres koşulları altında kolonize olduğu konukçuda patojenik hale gelebilmektedir. Avrupa ve Kuzey Amerika'da özellikle Abies spp. ve Pinus spp. gibi kozalaklı türlerde mevsimsel ibre nekrozu ve sürgün ölümleri ile ilişkilendirilmektedir. Bu tez çalışmasının amacı, Denizli Orman Bölge Müdürlüğü'ne bağlı Eskere Orman İşletme Müdürlüğü sınırları içinde yer alan beş farklı Pinus brutia meşceresinde ibre nekrozları ve sürgün ölümleri ile ilişkili fungal etmenin araştırılması, hastalık şiddetinin belirlenmesi ve P. brutia fidanlarında bu etmenin patojenitesinin ortaya çıkarılmasıdır. Bu amaçla 5 farklı örnek alanda yayılış gösteren semptomatik P. brutia ibre ve sürgünlerinden fungal izolasyonlar gerçekleştirilerek 68 adet fungal izolat elde edilmiştir. Elde edilen izolatların makroskobik-mikroskobik morfolojik karakterizasyon çalışmaları yapıldıktan sonra moleküler karakterizasyonlar için rDNA'nın ITS gen bölgesinin dizi bilgisi kullanılmıştır. ITS bölgesinin çoğaltılmasında ITS1-ITS4 primer çiflerinden yararlanılmıştır. Örnek alanlarda ortalama hastalık şiddeti %38 ile %62 (ortalama = %47) arasında belirlenmiştir. Ayrıca, örnek alanlardan elde edilen izolatların 2 yaşlı P. brutia fidanları üzerinde patojenisite çalışmaları gerçekleştirilmiştir. İnokulasyon yapılan sürgünlerde enfeksiyon sıklığı %90 olarak tespit edilmiştir. Patojenite testlerinin sonuçları ve fungusun semptomatik sürgünlerden yeniden izolasyonu, S. polyspora'nın P. brutia meşcerelerindeki mevsimsel ibre nekrozu ve sürgün ölümlerinin gelişiminde rol oynadığını açıkça göstermiştir. Bildiğimiz kadarıyla bu tez çalışması, Türkiye'de S. polyspora'nın P. brutia'da neden olduğu mevsimsel ibre nekrozu ve sürgün ölümünün tespit edildiği ilk çalışmadır.
Saklıkent Milli Parkı'nda zerkonid akarlar (Acari, Zerconidae) üzerine sistematik araştırmalar
Akdeniz Bölgesi'nde zengin bir bitki örtüsüne sahip olan Saklıkent Milli Parkı ve yakın çevresinin zerkonid akar faunasını belirlemek ve dolayısıyla dünya akar faunasına katkıda bulunmak amacıyla yapılan bu çalışma Mayıs 2021- Aralık 2023 dönemleri arasında inceleme örneklerinin toplandığı lokaliteler bölümünde belirtilen tarihlerde gerçekleştirilmiştir. Araştırma boyunca 75 farklı lokaliteden humuslu toprak, döküntü, çürümüş ağaç kökleri, toprak ve kaya üzeri yosun örnekleri toplanarak toplam 257 örnekleme yapılmıştır. Toplanan örnekler akaroloji araştırma laboratuvarında değerlendirilmiş, Zercon ve Prozercon cinslerine ait toplam 10 zerkonid akar türü tespit edilmiştir. Z. cokelezicus, Z. colligans, Z. fethiyensis sp. nov., Z. huseyini, Z. kallimcii, Z. kasensis sp. nov., Z. marinae, Z. muglaensis, ve Z. quadricavum türleri Zercon cinsine, Prozercon yavuzi türü ise Prozercon cinsine aittir. Teşhis edilen örneklerin şekilleri verilmiş, ölçümleri yapılmış, tanımları gözden geçirilmiş ve türlerle birlikte dünya yayılışları da sunulmuştur. Tespit edilen türlerin hepsi Saklıkent Milli Parkı için yeni kayıttır. Ayrıca, bu çalışmada Z. fethiyensis sp. nov. ve Z. kasensis sp. nov. türleri ilk defa bilim dünyası için yeni tür olarak kaydedilmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Mesostigmata, biyoçeşitlilik, Prozercon, Zercon, Antalya, Muğla, Türkiye
Bakterilerin yağ-su ara yüzü ile etkileşimlerinin incelenmesi
Bu çalışmada, çevresel örneklerden n-dekana en iyi ve hızlı adsorbe olma yeteneği olan bakteriler izole edilerek, çeşitli fizikokimyasal ve moleküler biyolojik parametreler ile bakteri n-dekan/su ara yüzü etkileşimleri incelenmiştir. Bu amaçla, n-dekan/su ara yüzünde tutunan 12 bakteriyel izolat (Pseudomonas putida OW1, Rhodococcus qingshengii OW2, Prescotella equi OW3, Brevibacillus parabrevis OW4, Paenibacillus lautus OW5, Paenibacillus lautus OW6, Moraxella osloensis OW7, Stutzerimonas stutzeri OW8, Stutzerimonas stutzeri OW9, Stutzerimonas stutzeri OW10, Rhodococcus ruber OW11, Rhodococcus erythropolis OW12) tanılanmıştır. Bu izolatların hidrokarbon parçalama (YPO), hidrokarbona bakteriyel adsorpsiyon testi (HBA), biyosürfaktan tarama analizleri (emülsifikasyon indeksi testi, yağ yayma testi, CTAB agar petri testi), kemotaksi testi, degradasyon ve biyosürfaktan gen analizleri ve n-dekan/su ara yüzünde oluşan biyofilmin reolojik özelliklerinin belirlenmesi amacıyla bazı analizler (FESEM, Pendant drop vb.) gerçekleştirilmiştir. YPO analizine göre tüm izolatların n-dekanı parçalayabildiği tespit edilmiştir. En yüksek %97, en düşük %79 oranında parçalama olduğu tespit edilmiştir. HBA testine göre OW7 ve OW11 suşları dışında diğer suşların hidrofobik olduğu belirlenmiştir. İzolatların hepsinin, farklı kapasitelerde biyosürfaktan ürettikleri gözlemlenmiştir. Yarı-katı ortamda haraketli olan ve hidrokarbona kemotaksi yapan izolatlar tespit edilmiştir. Pseudomonas türlerinin n-dekan/su ara yüzüne hızla adsorbe olduğu ve stabil ve elastik biyofilmler oluşturduğu tespit edilmiştir. OW1 suşu hariç tüm izolatlarda alkan degradasyonundan sorumlu alkB ailesine ait genlerin varlığı tespit edilmiştir. Rhodococcus türlerinde ve OW7 suşunda trehaloz lipid üretiminden sorumlu genlerinin varlığı saptanmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Biyodegradasyon, biyosürfaktan, yağ/su ara yüzü, biyofilm, kemotaksi, n-dekan
Çeşitli kaynaklardan elde edilen mikroorganizmaların bitki büyümesini teşvik edici özelliklerinin araştırılması
Bu tez çalışmasında, çeşitli çevresel kaynaklardan bakteri izolasyonları yapılarak, bitki büyümesini teşvik edici özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Elde edilen izolatlar azot fiksasyonu, fosfat çözündürme yeteneği, indol 3 asetik asit (IAA), 5-Aminolevulinik asit (ALA), siderofor, hidrojen siyanür (HCN), ekzopolisakkarit (EPS) üretimi ile, 1-Aminosiklopropan-1-Karboksilik Asit (ACC) deaminaz, kitinaz, proteaz, selülaz enzim üretimleri açısından test edilmiştir. Her bir test sonuçlarına göre en yüksek değer gösteren izolatlar seçilerek 16S rRNA dizi analizleri yapılmıştır. Buna göre izolatlar sırasıyla; PB4 Stenotrophomonas rhizophila, PB25 Stenotrophomonas maltophilia, PB41 Serratia liquefaciens, PB47 Bacillus pumilus, PB71 Enterobacter sp., PB72 Enterobacter ludwigii, PB77 Raoultella sp., PB136 Bacillus cereus, PB89, PB90, PB122 ve PB182 Pseudomonas sp., PB146, PB148 ve PB149 ise Citrobacter freundii olarak tanılanmıştır. Azot fiksasyonunda PB149 izolatı 13,82 mg/L olarak en iyi sonucu vermiştir. IAA üretiminde 44,37 μg/mL ile en iyi PB25 izolatı olmuştur. Zon çapına bağlı aktivite ölçümlerinde ise; fosfat çözündürme, kitinaz, proteaz, selülaz, ALA, ACC-deaminaz, siderofor, HCN ve EPS üretimlerinde en iyi izolatlar sırasıyla ; PB148, PB136, PB4, PB122, PB90, PB47, PB4, PB136, PB89, PB90, ve PB77 olarak belirlenmiştir. Ayrıca, PB25, PB41, PB72, PB89, PB90, PB122, PB136 ve PB182 izolatları araştırmamızda kullanılan bitki patojeni olan Phytophthora infestans, Botrytis cinerea ve Monilinia laxa türlerine karşı antagonistik etki göstermiştir. Anahtar Kelimeler : Bitki büyümesini teşvik eden bakteriler, Azot sabitlenmesi, Fosfat çözündürme, Fitohormon, Antagonizm
Ziziphora clinopodioides Lam. subsp. rigida (Boiss.) Rech.f. (Lamiaceae) uçucu yağının sitotoksik ve apoptotik etkilerinin belirlenmesi
Bitkiler insanlık tarihi boyunca kanser dahil çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılmıştır. Günümüzde, bitkilerin sahip olduğu sekonder metabolitler ve etki mekanizmalarını ortaya çıkarmak için çok sayıda çalışma yapılmaktadır. Sağlıklı dokulara zarar vermeyen ve anti-karsinojen etkilere sahip ajanlar üzerindeki araştırmalar son yıllarda oldukça popüler hale gelmiştir. Bitkilerden elde edilen ekstraktlar ve uçucu yağlar da kimyasal içerikleri düşünüldüğünde potansiyel ilaçlar için geniş bir kaynak sağlamaktadır. Bu çalışma ile İran'da yayılış gösteren ve insanlar tarafından sıklıkla tüketilen Ziziphora clinopodioides subsp. rigida türünden uçucu yağ elde edilmesi, elde edilen uçucu yağın kimyasal içerik analizi, uçucu yağın kolerektal kanser hücre hatlarında (CACO-2 ve HCT116) sitotoksisite aktiviteleri ve apoptoz analizleri etkilerini incelenmesi amaçlanmıştır. Kontrol olarak sağlıklı embriyonik hücre hattı HEK293 kullanılmıştır. Bu hücre hatlarından elde edilen EC50 değeri kullanarak apoptoz analizleri, Annexin FITC/PI boyaması ile yapılmış, apoptoz ilişkili genlerin (Bax, Bcl2, Kaspaz 3, Kaspaz 8 ve Kaspaz 9) seviyelerini ölçmek üzere mRNA izole edilmiş ve qRT-PCR ile ölçümleri gerçekleştirmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, Z. clinopodioides subsp. rigida uçucu yağın kolerektal kanser hücre hatları üzerindeki sitotoksisite etkisi sağlıklı hücre hattındaki etkisine kıyasla daha yüksek olduğu gösterilmiştir. Apoptoz analizi sonucunda Z. clinopodioides subsp. rigida uçucu yağının yüksek apoptoz etki gösterdiğini ve ayrıca antiapoptotik geni (BCL2) inhibe ettiğini, apoptotik genlerini (BAX, Kaspaz 3, Kaspaz 8 ve Kaspaz 9) teşvik ederek apoptozu indüklediği gösterilmiştir. Sonuç olarak tarafımızca yürütülen çalışmanın sonuçları Z. clinopodioides subsp. rigida türünün kolerektal kansere karşı terapötik bir ajan olabilme potansiyele sahip olduğu ilk kez gösterilmiştir
Pinus brutia Ten.'da, Tomicus destruens Woll.'in (Coleoptera: Scolytınae) varlığı ve fungal toplulukları ile ilişkisi
Çalışma kapsamında, Denizli Orman İşletme Müdürlüğü, Çivril Orman İşletme Şefliği, 216 no'lu Kızılçam Tohum Bahçesi'nde böcek-fungus-ağaç ilişkisi çalışılmıştır. İzleme çalışmaları, Tomicus destruens'in yaşam döngüsü dikkate alınarak 2022 Eylül - 2023 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Yapılan izolasyonlar sonucunda 84 fungal izolat elde edilmiştir. Ezme ve yürütme olmak üzere iki farklı izolat elde etme yöntemi arasında p = 0,037 seviyesinde anlamlı fark tespit edilmiştir. Her taksondan temsili izolatlar, DNA izolasyonuna ve ardından ITS (Internal Transcribed Spacer) gen bölgesinin Polimeraz Zincir Reaksiyonuna tabi tutulmuştur. Bu izolatlardan hepsi Ascomycota şubesinden olmak üzere, 11 familyaya ait (Apiosporaceae, Aspergillaceae, Cladosporiaceae, Cordycipitaceae, Didymellaceae, Dothioraceae, Nectriaceae, Pleosporaceae, Saccotheciaceae, Sarocladiaceae, Stachybotryaceae) 14 farklı fungus taksonu tespit edilmiştir. Bu fungusların 9'u (Cladosporium sp., Aureobasidium sp., Penicillium sp., Lecanicillium sp., Fusarium sp., Sarocladium sp., Albifimbria sp., Alternia sp, Arthrinium sp.) cins seviyesinde, 5 tanesi (Sydowia polyspora, Aureobasidium pullulans, Aspergillus niger, Epicoccum layuense, Alternaria alternata) tür seviyesinde teşhis edilmiştir. Bunlar içerisinden Lecanicillium sp., T. destruens için ilk kez rapor edilen entomopatojendir. En yaygın taksonlar sırasıyla; Penicillium sp. (%18,60), Sarocladium sp. (%13,95) ve Sydowia polyspora (%11,63) olarak belirlenmiştir. Ayrıca çalışmada Fungus türlerinin seyreltme derecelerine göre varlık/yokluk durumları incelenmiş ve tür zenginliği Shannon-Weiner çeşitlilik indeksi kullanılarak belirlenmiştir. Çalışma, orman ekosistemlerinin korunması ve biyolojik çeşitliliğin sürdürülebilir yönetimi için temel veriler sağlamaktadır.
Endemik Salix purpurea L. subsp. leucodermis Yalt. (salıcaceae) üzerinde bazı biyolojik aktivite araştırmaları
Salix L. cinsi dünyada yaklaşık 500 türle yayılış gösteren zengin bir cinstir. Türkiye'deki Salix türleri üzerinde yapılan antioksidan ve antiinflamatuar çalışmaları önemli ölçüde potansiyel göstermiştir. Bu çalışmamızda endemik Salix purpurea L. subsp. leucodermis Yalt. taksonunun farklı polaritedeki çözücülerdeki toplam fenolik madde miktarı, toplam flavonoid miktarı ve antioksidan aktivitesinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Ekstraktların barındırdığı toplam fenolik madde miktarı Folin-Ciocalteu yöntemiyle, toplam flavonoid miktarı AlCl3 kolorimetrik metoduyla ve antioksidan seviyesi DPPH yöntemi ile belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre en yüksek miktarda fenolik madde miktarı etanol (223,54 mg GAE/g) ve metanol (183,12 mgGAE/g) ekstraktlarında bulunmuştur. En yüksek miktarda flavonoid nhekzan (152,34 mg RU/g; 116,03 mg QE/g), metanol (109,84 mg RU/g; 81,57 mg QE/g) ve etanol (109,13 mg RU/g; 80,99 mg QE/g) ekstraktlarında belirlenmiştir. Antioksidan testlerine göre ise metanol ekstraktının IC50 değeri 11,86 µg/ml, su ekstraktının IC50 değeri 19,81 µg/ml, etanol ekstraktının IC50 değer 34,96 µg/ml, kloroform ekstraktının IC50 değeri 175,66 µg/ml ve nhekzan ekstraktının IC50 değeri ise 420,44 µg/ml olarak bulunmuştur. Bu çalışma, ülkemizde endemik olarak yayılış gösteren S. purpurea subsp.leucodermis bitkisi üzerine yapılmış ilk biyoaktivite çalışmasıdır.
Rutenyum CS91'in bakteriyel biyofilme inhibisyon aktivitesi ve akciğer kanser hücresine antikarsinojenik etkisinin araştırılması
Rutenyum kompleksleri, son yıllarda antibakteriyel ve antikanser özellikleri nedeniyle çeşitli hastalıkların tedavisinde potansiyel bir tedavi aracı olarak dikkat çeken bileşiklerdir. Antibiyofilm stratejileri, bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde önemli bir alan oluşturmakta olup, biyofilm oluşturan patojenlerin tedaviye karşı direnç gösterme kapasitesini aşmayı hedeflemektedir. Rutenyum bileşenlerinin, biyofilm oluşturan bakterilerle savaşabilmesinin yanın da kanser hücrelerini hedef alarak sitotoksik aktivite göstermesi, migrasyonu önlemesi ve apoptozu indükleyebilmesi onları hem antibiyotik hem de antikanser tedavi stratejilerinde umut verici adaylar yapmaktadır. Bu çalışmada, rutenyum kompleksi CS91'in Pseudomonas aeruginosa PAO1 üzerindeki antibiyofilm etkileri ve A549 akciğer kanseri hücre hattı üzerindeki sitotoksik, koloni formasyon ve migrasyon inhibe edici etkileri incelenmiştir. Rutenyum CS91'in, P. aeruginosa PAO1'in biyofilm oluşumu ve oluşan biyofilmi parçalama etkileri XTT testi değerlendirilmiştir. Bu antibiyofilm etki ayrıca toplam EPS analizi, CTC-DAPI floresan boyama yöntemi ve zamana bağlı öldürme analiz yöntemleri ile de doğrulanmıştır. RuCS91'in P. aeruginosa biyofilm yapısını önemli derecede inhibe ve degrade ettiği bulunmuş olup bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde kullanım potansiyeli yüksek bir ajan olduğu tespit edilmiştir. İnsan Akciğer Kanseri (A549) hücre hattında rutenyum CS91'in sitotoksik potansiyeli ve apoptotik etkileri, MTT testi, Annexin V/FITC ve PI boyama ve Gerçek Zamanlı PZR yöntemleriyle değerlendirilmiştir. EC50 değeri 3,20 µM bulunmuş ve 25 µM konsantrasyonda RuCS91'in hücre canlılığını %90'ın üzerinde inhibe ettiği tespit edilmiştir. RuCS91'in A549 hücrelerinde %20,59 oranında apoptoza sebep olduğu ve apoptozda rol oynayan genlerin ekspresyonunu artırarak hücre ölümünü teşvik ettiği gösterilmiştir. Sonuçlar, rutenyum CS91'in P. aeruginosa PAO1 üzerindeki antibiyofilm etkilerinin yanı sıra, A549 kanser hücrelerinde antikanser etkinlik gösterdiğini ve apoptoz yolaklarını tetikleyerek potansiyel bir tedavi aracı olabileceğini ortaya koymaktadır.
Rutenyum komplesinin antibiyofilm aktivitesinin araştırılması
Sunulan yüksek lisans tez çalışmasında, antibiyofilm aktivite uygulamasını hedefleyen bipiridin ligandı içeren rutenyum kompleksi (Ru(4,4'-dikarboksi-2,2'- bipiridin)(4,4'-bis(3-etilheptil)-2,2'bipiridin(NCS)2) kullanılmıştır. RuCS27'nin biyofilm inhibisyonu ve biyofilm parçalama performansı, Pseudomonas aeruginosa PA01, Escherichia coli ATCC 8739, Listeria monocytogenes NCTC 11994, Staphylococcus aureus ATCC 25923, Enterococcus faecalis ATCC 19433, Listeria innocua (6a) ATCC 32090, Streptococcus parasanguinis ATCC 15909, Bacillus cereus ATCC 10976 ve Enterococcus hirae ATCC 10541'e karşı XTT indirgeme yöntemi ile in vitro olarak test edilmiştir. 40 µM RuCS27, P. aeruginosa, E. coli, S. aureus ve E. faecalis biyofilm gelişimini sırasıyla %63,27 %92,59, %82,68 ve %95,44 oranında inhibe ederken, L. innocua ve B. cereus biyofilminin %43,71 ve %43,15'i 65 µM RuCS27 varlığında inhibe olmuştur. Buna karşılık E. hirae ve S. parasanguinis biyofilmine karşı herhangi bir inhibisyon etki gözlenmemiştir. RuCS27'nin tespit edilen güçlü biyofilmi parçalama aktivitesinde biyofilm yaşından daha çok rutenyuma maruz kalma süresi daha önemli olmuştur. Bakterilerin biyofilm yapıları propidyum iyodür ve DAPI ile boyanarak floresan mikroskop altında incelenmiştir. Her iki boyamada da bakterilerin kontrole kıyasla RuCS27 ile muamele sonrasında biyofilm yoğunluğunda azalma olduğu görülmüştür. RuCS27'nin çalışmada kullanılan patojenlerin biyofilm oluşumunu engellediği ve önceden var olan biyofilmin yoğunluğunu azalttığı tespit edilmiştir. Bu sonuçlara göre, RuCS27 bakteri biyofilmlerini önlemek ve ortadan kaldırmak için antibiyofilm ajanı olarak iyi bir seçenek olabilir.
Anadolu sığla ağacı (Liquidambar orientalis Mill.) yapraklarının endofitik mikobiyotasının belirlenmesi
Endofitik funguslar, bitki dokularında genellikle zarara yol açmadan yaşamakta, ancak bazıları stres koşullarında patojenik hale gelebilmektedir. Bitkilerin stres ve zararlılara karşı direncini artırarak ekosistem sağlığını desteklemekte ve biyokontrol ajanı olarak kimyasal pestisitlere doğal bir alternatif sunmaktadır. Ayrıca, biyoaktif bileşiklerin üretiminde potansiyel kaynaklar olarak biyoteknoloji çalışmalarında büyük umut vaat etmektedirler. Bu çalışmadaki fungal endofitler Türkiye'ye özgü ve ekonomik değeri yüksek bir odunsu bitki olan Liquidambar orientalis Mill.'in yaprak ve yaprak sapından izole edilmiştir. Bitki materyalleri Muğla il sınırları içerisinde yer alan 10 farklı örnek alandan Eylül 2023'te toplanmıştır. İzolasyonlar sonucunda 499 fungal izolat elde edilmiş ve bu izolatlar 38 farklı morfolojik gruba atanmıştır. Her morfolojik gruptan temsili izolatlar, DNA izolasyonuna ve ardından ITS (Internal Transcribed Spacer) ve Beta-tubulin gen bölgelerinin PCR reaksiyonuna tabi tutulmuştur. Tüm funguslar Ascomycota şubesine ait olup 11 fungus cins düzeyinde 26 fungus tür düzeyinde olmak üzere 15 farklı familyadan toplam 37 grup fungus tanımlanmıştır. Elde edilen fungal gruplar arasında daha önce kaydı olmayan bir tür bulunmuştur. En yaygın familyalar sırasıyla; Diaporthaceae (%34,86), Pleosporaceae (%23,44), ve Botryosphaeriaceae (%22,24) familyalarıdır. En yaygın ve baskın türler sırasıyla Diaporthe eres (%15,03), Phomopsis sp. (%12,42), Alternaria sp. (%11,22)'dır. Fungal çeşitlilik üzerinde yapılan analizlerde, Shannon ve Simpson alfa çeşitlilik indeksleri, Chao1 indeksi ve tür zenginliği verileri kullanılmıştır. Bu analizler, mekansal, bireysel, yönelimsel, doku tipi, doku bölgeleri ve besiyerine bağlı varyasyon verileri ile gerçekleştirilmiş ve istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur. L. orientalis için daha önce fungal endofitlerin bildirildiği herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmada yapılan tüm endofit kayıtları bu tür için ilk kez rapor edilmiştir. Ayrıca Alternaria destruens, Alternaria alstroemeriae, Stemphylium majusculum, Diaporthe cynaroidis, Pseudopithomyces rosae, Nothophoma variabilis, Cladosporium endophyticum, Cladosporium colombia, Muyocopron sp., Sphaerulina rhododendricola, Constantinomyces macerans, Aequabiliella effusa türleri Türkiye'de ilk kayıt niteliği taşımaktadır.
Kadirli'de (Osmaniye) yetiştirilen kırmızı pancar, karpuz turpu ve kırmızı turp yaprak ve kökleri ilave edilmiş topraklarda karbon mineralizasyonu
Bu çalışmada, Osmaniye'nin Kadirli ilçesinde yetiştirilen Raphanus sativus L. var. radicula (kırmızı turp), Raphanus sativus L. (karpuz turpu) ve Beta vulgaris L. var. rapacea (kırmızı pancar) yaprak ve köklerinin ayrı ayrı ve birlikte toprağa ilavelerinin karbon mineralizasyonuna (28°C, 60 gün) etkileri incelenmiştir. Bunun için toprağa %2 oranında karbon içerecek şekilde yaprak ve kök örneği ilave edilmiştir. Toprakların karbon mineralizasyon oranları (%) muamelesiz toprakta kırmızı turp kök ilaveli, karpuz turpu yaprak + kök ilaveli ile kırmızı turp yaprak + kök ilaveli denemelerden istastiksel olarak anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (P < 0.05). Tüm bu sonuçlar ışığında, 60 günlük inkübasyon deneyleri kırmızı pancar veya turp çeşitlerinin yaprak ve kök ilavelerinin karbon mineralizasyon oranını artırdığı, topraktaki mikroorganizmalar üzerinde allelopatik etkiye sahip olmadığı ve ilave edilen organik maddenin mikroorganizmalar tarafından besin kaynağı olarak kullanıldığı sonucuna varılabilir.
Α-amilaz enzimlerini üreten termofilik Bacillus suşlarının izolasyonu ve enzimlerin kısmi karakterizasyonu
Bu çalışmada, Erzin sınırları içerisinde bulunan Burnaz Çayı kıyı kesimlerinden toplanan toprak numunelerinden üç adet termofilik Bacillus sp. izolasyonu gerçekleştirilmiştir. Bakteriler sırasıyla Bacillus sp. CT1, CT2 ve CT3 olarak isimlendirilmişlerdir. Bakterilerce α-amilaz üretimi CT1 suşu için 60°C, CT2 ve CT3 suşları için ise 80°C'de maksimum düzeye çıkmıştır. CT1 α-amilazı optimum aktivitesini 90°C, CT2 ve CT3 α-amilazları ise 60°C'de göstermişlerdir. Yine CT2 α-amilazı optimum aktivitesini pH 7.0'da, CT1 ve CT3 α-amilazları ise pH 8.0'de göstermişlerdir. CT1, CT2 ve CT3 bakterilerinin α-amilazlarına ait spesifik aktiviteler 55°C'de sırasıyla 317.6, 113.3 ve 362.7 U/mg olarak gerçekleşmiştir. Enzimlerin moleküler ağırlıkları zymogram analizi ile CT1 ve CT3 α-amilazları için 65 kDa, CT2 α-amilazı için ise 38 kDa olarak hesaplanmıştır.
Osmaniye Organize Sanayi Bölgesi'nde bazı ağır metallerin toprak karbon mineralizasyonuna etkileri
Bu çalışmada, ağır metal kirliliğine maruz kaldığı gözlenen Osmaniye Organize Sanayi Bölgesi' nin 3 ayrı bölgesinden örneklenmiş topraklar ile ağır metal kirliliği olmayan Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi kampüs topraklarında bazı ağır metal [Cu, Mn, Fe, Zn (ppm)] içerikleri belirlenmiş, bu metallerin karbon mineralizasyonuna etkisi (28°C, 30 gün) karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. CO2 respirasyon yöntemi ile belirlenmiş 30 günlük karbon mineralizasyonu sonunda, Osmaniye Organize Sanayi Bölgesi Toşçelik Sanayi Üretim Tesisleri yakınından örneklenmiş toprakların [1. alan, 14.96 mg/C(CO2)/100 g KT] karbon mineralizasyonu kampüs topraklarından [4. alan, 29.96 mg/C(CO2)/100 g KT)] anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (P = 0,000). Benzer durum 4 farklı toprağın karbon mineralizasyon oranları arasında da gözlenmekte olup Organize Sanayi Bölgesi'nin 3 farklı toprağı yine kampüs toprağından anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (P = 0,000). Tüm bu bulgulara göre, Organize Sanayi Bölgesi topraklarında yaşayan mikroorganizmaların mevcut ağır metallerden olumsuz etkilendiği sonucuna varmak mümkündür.