
2,970
Archived Theses
2
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Türkiye'de yayılış gösteren Astragalus L. cinsine ait bazıtürlerin polen morfolojilerinin incelenmesi
Bu çalışmada Türkiye'de yayılış gösteren Astragalus L. (Fabeacea) cinsinin 14 türüne ait örneklerin polenlerinin morfolojik özellikleri ışık (LM) ve taramalı elektron (SEM) mikroskobu altında incelenip, tanımlanmış ve karşılaştırılmıştır. Çalışılan taksonlara ait polenler radiyal simetrili ve izopolardır. Polen şekli prolat, subprolat, prolat- sferoidal, oblat-sferoidal veya suboblat olarak tespit edilmiştir. Kolpuslar ince uzun uçları sivridir. Porların şekli ise oblat, suboblat veya sferoidaldir. Ornamentasyon polar bölge, ekvatoral bölge ve kolpus çevresinde farklılıklar gösterebilmektedir. Çalışılan türlerde polar bölge ve ekvatoral bölgedeki farklılıklara göre 4 tip ornamentasyon saptanmıştır; 1. tip: Polar ve ekvatoral bölgede perforat, 2. tip: Polar bölgede perforat, ekvatoral bölgede mikroretikülat, 3. Tip: Polar ve ekvatoral bölgede mikroretikülat, 4. Tip: Polar bölgede psilat-perforat ekvatoral bölgede mikroretikülattır. Çalışılan taksonların ayırımında; polen büyüklüğü, şekli ve ekzin ornamentasyonlarının önemli karakterler olduğu saptanmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Kastamonu, Polen, Astragalus, ışık mikroskopu, elektron mikroskopu
Çivit otu (Isatis tinctoria L.) bitkisinden elde edilen doğal boyanın sitotoksik aktivitesinin araştırılması
Türkiye'de boya maddesi içeren ve boyama özelliğine sahip çok sayıda boya bitkisi bulunmaktadır. Mavi renk, çivit otu (Isatis tinctoria L.) ve indigo bitkisi (Indigofera indica Lam.) olmak üzere başlıca iki temel kaynaktan elde edilmektedir. Mardin yöresinde yaygın olarak üretilen yöre halkı için ciddi bir gelir kaynağı olan mavi bademler yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekmektedir.Üreticilerin hayalet ,şekersiz diye adlandırdıkları bu badem şekerlerini renklendirmek için lahor ağacının köklerinden elde edilerek yapıldığı ifade edilmektedir.Yapılan araştırmamızda üreticini iddiasının aksina bunun çivit boyası olduğunu,sentetik olarak üretildiğini ve yurtdışından ithal edildiği saptanmıştır.Ve bu boyanın genel olarak tekstil boyası olarak kullanımının yaygın olduğu gıda boyası olarak sadece mavi badem şekeri üretiminde kullanıldığı görülmüştür. Bu nedenle gıda boyası olarak kullanılan sentetik çivit otu yerine doğal olan I. tinctoria L.' nın badem şekerini renklendirmede kullanılabileceğini göstermek için sitotoksik bir etkiye sahip olup olmadığı araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla I. tinctoria L. hücre kültür yöntemiyle sitotoksisitesi araştırılmıştır. MTT canlılık testi uygulanmıştır. I. tinctoria L. yaprak özütünün H1299 hücreleri canlılık oranı üzerinde sitotoksik etki göstermeyip hücre sayısını arttırmıştır. I.tinctoria L. yaprak özütünün H1299 hattı üzerine ve HUVEC hücreleri üzerinde sitotoksik olmadığı bulunmuştur
Sağlıklı bireylerde MUTYH genindeki Alu elementinin sıklığının belirlenmesi
Oksitadif strese bağlı olarak Guanin bazı modifikasyona uğrayıp 8-hidroksi-2'-deoksiguanozin (8OHdG)' e dönüşmektedir. MUTYH geni, bu hasarın düzeltilmesinde ve genomun 8OHdG' nin mutajenik etkilerinden korunmasında etkili olan bir DNA glikozilaz enzimini kodlamaktadır. AluYb8 elementinin MUTYH geninin 15. intronuna insersiyonunun genin yapısını ve işlevini bozarak BER DNA tamir mekanizmasını sekteye uğrattığı ve neticesinde genomik DNA' da 8OHdG birikimine yol açtığı düşünülmektedir. Çalışmaya dahil edilen bireyler yaşlarına göre gruplarına ayrılmıştır. Toplam 309 bireyden 140'ı (% 45.3) insersiyon homozigot negatif (-/-), 80'i (% 25.9) heterozigot (+/-) ve 89'u (% 28.8) insersiyon homozigot pozitif (+/+) olarak genotiplendirilmiştir. Genotip dağılımı ve cinsiyet arasındaki ilişki incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamazken yaş grupları ve genotip dağılımları ilişkisi incelendiğinde önemli ölçüde farklılık olduğu tespit edilmiştir. Kadınlar ve erkeklerdeki genotip dağılımları yaş gruplarına göre ayrı ayrı incelendiğinde her iki grupta da istatistiksel olarak önemli farklılıklar tespit edilmiştir. En yüksek insersiyon (+/+) genotip frekansı hem kadınlarda (% 46.7) hem de erkeklerde (% 36.4) 50-59 yaş grubunda tespit edilmiştir.
1,3,4-tiyadiazol halkası içeren bazı azo boyarmaddelerin sentezi ve absorpsiyon ve emisyon özelliklerinin incelenmesi
Bu tez kapsamında yapılan çalışmada öncelikle sinamik asit türevlerinden on bir farklı 1,3,4-tiyadiazol bileşikleri sentezlendi. Elde edilen 1,3,4-tiyadiazol bileşikleri ile 3-metil-5-pirazolon bileşiğinin reaksiyonundan on bir yeni azo boyarmadde sentezi gerçekleştirildi. Nihai ürünlerin FT-IR, 1H-NMR, UV-Vis. ve floresans spektroskopik yöntemleri ile molekül yapıları aydınlatıldı.
Antepfıstığı (Pistacia vera l.) yumuşak dış kabuğunun kimyasal bileşimi ve antioksidan potansiyelinin belirlenmesi
Antepfıstığı (Pistacia vera L.) işlenmesi sırasında açığa çıkan yumuşak dış kabuk herhangi bir uygulama olmaksızın ve değerlendirilmeden, atık olarak giderlere verilmekte ve ciddi çevresel problemlere sebep olmaktadır. Açığa çıkan atıkların değerlendirilebilir potansiyele sahip olup olmadığını belirlemek amacıyla; Antepfıstığı yumuşak dış kabuklarında (Kırmızı, boz, Siirt çeşitleri) protein, yağ, kül, selüloz, kalori, bitki besin elementleri, TAS (Total antioksidan) ve TOS (Toplam oksidan) değerleri ölçülerek antioksidan aktivitesi tayini yapılmıştır. Su özütlerinde, TAS değerleri sırasıyla Siirt, boz ve Kırmızı fıstıkta 4,3408239, 4,38576779 ve 4,2883895 mmol/L saptanırken, TOS değerleri, Siirt fıstığında 7,01388, boz fıstıkta 7,549826, kırmızı fıstıkta ise 7,376301 µmol/L olarak bulunmuştur. Metanol özütlerinde ise, TAS değerleri sırasıyla Siirt, boz ve Kırmızı fıstıkta 4,35955056, 4,310861423 ve 4,29962546 mmol/L saptanırken, TOS değerleri ise Siirt fıstığında 7,950917, boz fıstıkta 8,53891919, kırmızı fıstıkta ise 8,889439 µmol/L olarak bulunmuştur. Çalışma sonucunda, antepfıstığı yumuşak dış kabuğunun gübre, yem ve yakıt sanayisinde değerlendirilebilir potansiyele sahip olduğu görülmüştür. TAS ve TOS sonucu, antepfıstığı yumuşak dış kabuklarının antioksidan özelliğe sahip olduğu bulunmuştur.
Urmu Dut'un (Morus rubra L.) biyolojik aktivite potansiyelinin belirlenmesi ve Stenotrophomonas maltophilia üzerine etkilerinin araştırılması
Ülkemizde tıbbi amaçlı tüketilen birçok bitki türü bulunmaktadır. Bu bitkilerin çoğunun antimikrobiyal etkilerinin olduğu birçok kez bildirilmiştir. Bununla beraber bazı meyve ve sebzelerin de içerdiği antioksidan maddelerin kanser, kalp ve damar hastalıklarına karşı koruyucu etkisinin olduğu vurgulanmış ve tüketicilerde antioksidan madde açısından zengin ürünlere yönelme olduğu görülmüştür. Çalışmamızda Urmu Dut (Morus rubra) meyvesinin antioksidan kapasitesi araştırılmış ve DNA koruyucu aktivitesine bakılmıştır. Ayrıca Urmu Dut (M. rubra)' un Stenotrophomonas maltophilia bakterisine karşı antibakteriyel etkisi araştırılarak raporlanmıştır. Sonuç olarak Urmu Dut (M. rubra) meyvesinin özütlerinin antioksidan miktarının iyi olduğu gözlemlenmiş ve DNA koruyucu aktivitesinin ise DNA koruma üzerine etki potansiyelinin olduğu saptanmıştır. S. maltophilia bakterisi üzerine yapılan antibakteriyel çalışmada ise S. maltophilia bakterisi üzerine Urmu Dut özütünün antibakteriyel bir etkisi olmadığı saptanmıştır. Urmu Dut' un S. maltophilia bakterisi ve DNA hasarı üzerine etkileri ilk kez bu tez çalışmasında araştırılmıştır.
Didymella rabiei'nin infekteli nohut bitkilerinde kantitatif olarak belirlenmesi
Temel besin kaynaklarımız arasında önemli bir yere sahip, yemeklik bir bitki olan nohut (Cicer arietinum L.), protein bakımından oldukça zengin bir besindir. Bu nedenle üretim açısından bakıldığında ekim alanları olarak büyük bir paya sahiptir. Ancak gerek ekonomik gerekse fitopatolojik sorunlar nohut ekimini kısıtlamış ve verim açısından büyük düşüşlerin yaşanmasına neden olmuştur. Didymella rabiei (Kovachevski) von Arx [anamorph: Ascochyta rabiei (Passerini) Labrousse]'nin neden olduğu Ascochyta Yanıklığı nohut üretiminin sürekliliğini ve verimini olumsuz yönde etkileyen en önemli bitki hastalıklarının başında gelmektedir. D. rabiei'nin patojenik potansiyelinin oldukça değişken olduğu bilinmektedir. Bu bakımdan; etmenin kontrol altına alınmasına yönelik uygun stratejilerin tasarlanması ve dayanıklı çeşitlerin yetiştirilmesi için; hastalık mekanizmasının kavranması, uygun ıslah stratejilerinin tasarlanması ve patojenin biyolojik ve genetik karakterizasyonunun bilinmesi gerekmektedir. Kantitatif gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonları (qRT-PCR) sayesinde farklı fungal türler arasından D. rabiei patojeni direkt tespit edilebilmektedir. Bu çalışmada, 2013 ve 2014 yıllarında yapılan surveylerden toplanılan infekteli bitkilerden elde edilen patojenik funguslar kullanılmıştır. Bunlardan elde edilen izolatlar, Gaziantep Üniversitesi Biyoloji Bölümü stoklarında mevcuttur. Yapılan patojenisite testlemeleri sonucunda infekteli bitki materyalleri ve D. rabiei'nin hastalık şiddeti verileri elde edilmiştir. Nohut bitkisinin toprak üstü tüm aksamlarında infeksiyona neden olan D. rabiei fungusuna spesifik primer-prob kombinasyonları tasarlanarak; qRT-PCR uygulamalarında kullanılmıştır. qRT-PCR uygulamalarında kullanılması amacı ile stoklarda mevcut olan izolatlardan cDNA sentezi gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak hastalık etmeninin; farklı virülenslik seviyelerine sahip infekteli nohut bitkilerinden in-vitro koşullar altında niceliksel olarak belirlenmesi sağlanmıştır.
Citrus limon (limon) meyvesinin kabuk, iç zar ve yaprak özütlerinin biyolojik aktivite potansiyelinin belirlenmesi ve Stenotrophomonas maltophilia üzerine etkilerinin araştırılması
Dünya'da alternatif tedavilerde, bitkisel ekstreler birçok hastalıkta tedavi amaçlı olarak kullanıldığı bilinmektedir. Ülkemizin farklı iklim ve ekolojik koşullara sahip olması, floranın çok sayıda bitki türü ve çeşitliliği içermesi ve bundan dolayı da ülkemizde tıbbi amaçlı tüketilen bir çok bitki türü bulunmaktadır. Bu bitkilerin birçoğunun antimikrobiyal etkileri olduğu gerek yurt dışında, gerek ülkemizde yapılan çalışmalarda saptanmıştır ve bunlar üzerinde çalışmalar devam etmektedir. Limon üzerine yapılan çalışmalarda limonun antioksidan kapasitesinin çok olduğu çalışmalar ile gösterilmiştir. Kabuk uçucu yağı üzerinde yapılan çalışmalarda yoğunluktadır. Tüm bu bilgiler ışığında Limon meyvesinin kabuk, iç zar ve yaprak kısımlarının biyolojik aktivitesi yanında DNA koruyucu aktivitesinin belirlenmesi de büyük önem taşımaktadır. Bu amaçlar çalışmamızda Limon kabuk, iç zar ve yaprak kısımları çeşitli solventler (Su, Metanol, Hekzan, Diklorometan) yardımıyla özütleme işlemine tabii tutulmuş ve sonrasında elde edilen ekstraktlar biyolojik aktivite analizleri için hazır hale getirilmiştir. Daha sonra aynı ekstraktlar hazırlanarak diğer bir çalışma olan DNA koruyucu aktivite belirleme analizleri için uygun hale getirilmiştir. Çalışma sonucunda Limon yaprağından su çözücüsü ile ilde ekstraktın S. maltophilia bakterisi üzerine antibakteriyel etkisinin olduğu saptanmıştır. Antioksidan kapasitesi belirleme çalışması sonucunda ise en iyi antioksidan etkiyi Limon iç zar metanol özütünde olduğu saptanmıştır. DNA koruyucu aktivite analizi sonucunda tüm özütlerin DNA koruyucu etkisinin olduğu saptanmıştır.
LMP2 ve LMP7 genlerinin obezite ile ı̇lişkisinin ı̇ncelenmesi
Obezite vücutta aşırı yağ birikimi sonucu oluşan ve kardiyovasküler hastalıklar, tip 2 diyabet ve kanser gibi hastalıkların riskini arttıran bir durumdur. Dünya Sağlık Örgütü tarafından yapılan sınıflandırmaya göre; vücut kitle indeksi 30'un üzerinde olan bir birey obez olarak tanımlanmaktadır. Çevresel faktörlerin yanısıra genetiğin de obezite gelişiminde etkili olduğu bilinmektedir. Çok sayıda ilişkili gen tanımlanmış olmasına rağmen, obezitenin genetik temeli henüz net olarak tanımlanmamıştır. Bu çalışmada, LMP2 ve LMP7 gen polimorfizmlerinin obezite gelişimindeki rollerinin araştırılması amaçlanmıştır. Morbid obez olarak tanımlanmış 100 birey ve normal vücut kitle indeksine sahip 100 kontrol bireyde LMP2-60 ve LMP7-145 polimorfizmleri PCR- RFLP tekniği ile analiz edilmiştir. Morbid obez ve kontrol grubunda allel ve genotip frekansları hesaplanmış ve karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak, LMP2-60 ve LMP7-145 polimorfizmleri ile obezite arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanamamıştır (p>0,05). Bu sonuçlara göre, LMP genlerinin obezite gelişiminde etkili olmadığı ifade edilebilir.
Phoenix dactylifera (hurma) meyvesininözütlerinin biyolojik aktivite potansiyelinin belirlenmesi
Dünya nüfusunun giderek artması sağlıkla ilgili problemleri de beraberinde getirmiştir.Günümüz dünyasında bilim ve teknolojideki hızlı gelişim ve ilerlemeler doğal kaynakların çok amaçlı kullanılmalarını zorunlu kılmıştır.Diğer taraftan enfeksiyon hastalıklarına karşı mücadelede bugüne kadar geliştirilen doğal ve sentetik antibiyotiklerin, baterilerin direnç oluşturmaları sonucu antibiyotiklerin etkisiz kalmaları ve çeşitli yan etkilerinin bulunması, uzmanları organik bitkisel antibiyotklerin araştırılmasına yönelmiştir.Hurma enerji, vitamin ve mineraller bakımından zengin, yüksek besleyici değeri olan bir gıda ürünüdür.A, B1, B2 vitaminleri ve niasin içerdiği, iyi bir potasyum, kalsiyum ve magnezyum kaynağı olduğu ve bir miktar bakır, kükürt ve fosfor içerdiği belirtilmektedir.Ayrıca hurma ile ilgili yapılan çalışmalarda hurma meyvesinin yüksek antioksidan kapasiteye sahip olduğu aptanmıştır.Tüm bu bilgiler ışığında böyle potansiyel bir meyvenin antioksidan aktivite, antimikrobiyalaktivite, DNA koruyucu aktivite ve MTT potansiyelinin belirlenmesi büyük önem arz etmektedir.Bu amaçla hurma meyvesinin Metanol ve su özütlerinin antioksidan, antimikrobiyal, MTT ve DNA koruyucu aktiviteleri çalışılmıştır.Çalışma sonucunda hurma meyvesinin methanol ve su özütleri yüksek seviyede antioksidan ve DNA koryucu aktiviteye sahip olduğu tesbit edilmiştir.Ayrıca MTT sayımları sonucunda HUVEC hücrelerine karışı stotoksik etki göstermediğisaptanmıştır. Antimkrobiyal aktivite çalışması sonucunda hurma meyvesinin özütlerinin Pseudomonas aeruginosa ATCC 27853, Klebsiella pneumoniae ATCC 700603, Staphylococcus aureus ATCC 29213,Stenotrophomonas maltophiliabakterileri üzerinde bakteriyosidal etki göstermediği tespit edilmiştir.
Punica granatum Spp. (Hicaz narı)'den elde edilen nar ekşisinin Stenotrophomonas maltophilia üzerine etkisi ve nar atıklarının biyolojik aktivitesi
Bu çalışmada, Hicaz narından iki farklı formülasyon ile üretilmiş olan nar ekşisi örneklerinin, Stenotrophomonas maltophilia üzerine antimikrobiyal etkisi ve nar atıklarından (kabuk, zar ve çekirdek) elde edilen ekstraktlarının biyolojik aktiviteleri araştırılmıştır. Bu amaçla geleneksel yöntemlerle limon suyu ilaveli ve ilavesiz olacak şekilde 2 grup nar ekşisi üretilmiştir. Ayrıca limon suyunun tek başına antimikrobiyal etkinliği de değerlendirilmiştir. Nar ekşisi ve limon suyu örneklerinden farklı inokulüm miktarlarında ve konsantrasyonlarda numuneler hazırlanmış ve S. maltophilia üzerine etkileri disk difüzyon metoduna göre değerlendirilmiştir. Nar atıklarından farklı koşullarda elde edilen ekstraktların antioksidan aktiviteleri ve DNA koruyucu etkileri de belirlenmiştir. Bu tez çalışmasında üretilen örnekler 3 tekrarlı olacak şekilde analize alınmıştır. Antimikrobiyal aktivitenin tespiti için yapılan analizler sonucunda elde edilen zon çapı ölçümleri 7,33±0,58 mm ile 22,83±0,76 mm arasında değişmektedir. Bu sonuçlar dikkate alındığında uygulanan doz ile doğru orantılı olacak şekilde tüm nar ekşisi ve limon suyu örneklerinin S. maltophilia üzerine antimikrobiyal etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. İlaveten, limon suyu ve nar ekşisinin birlikte kullanımının antimikrobiyal etkiyi dikkate değer şekilde artırdığı görülmüştür. Antioksidan aktivite tayini için yapılan test sonuçlarına göre, en yüksek antioksidan aktiviteye sahip örneklerin zardan elde edilen ekstraktlar olduğu, ancak tüm ekstraktların "çok iyi" seviyede (>2 mmol troloks equiv/L) antioksidan içerdiği görülmüştür. DNA koruyucu aktivitenin belirlenmesi için yapılan test sonucunda kullanılan ekstraktların sınırlı düzeyde de olsa DNA koruyucu etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Bu sonuçlara göre nar ekşisinin doğal bir antimikrobiyal ajan olarak, gıda, farmakoloji ve klinik mikrobiyoloji açısından kullanım potansiyelinin yüksek olduğu; ilaveten nar atıklarının da antioksidan ve DNA koruyuculuğu açısından değerli olduğu sonucuna varılmıştır.
Mercimekte fusarium solgunluğu etmeni Fusarium oxysporum f.sp. lentis'in biyolojik kontrolü üzerinde araştırmalar
Mercimek (Lens culinaris Medikus subsp. culinaris) Güney ve Batı Asya, Kuzey ve Doğu Afrika'da yetiştirilmekte olup, özellikle gelişmekte olan ülkelerde ekonomik öneme sahiptir. Bu kapsamda mercimek üretim ve verimini etkileyen biyotik ve abiyotik faktörlerin belirlenmesi önem taşımaktadır. Mercimek yetiştiriciliğinde küresel bir fungal patojen olan Fusarium oxysporum f.sp. lentis'in neden olduğu Fusarium solgunluğu mücadelesi için bitki gelişimini teşvik edici alternatif yolların bulunması gerekmektedir. Bu tez çalışması kapsamında, Güneydoğu Anadolu Bölgesi yabani mercimek nodüllerden elde edilmiş 30 rizobiyal bakterinin PGPR olarak kullanılabilirlikleri araştırılmıştır. Bakteri izolatlarının in vitro antagonistik etkisi ve fenotipik özellikleri belirlenmiştir. Bakterilerin in vitro antagonistik etkileri açısından istatistiki farklılıklar gösterdiği saptanmıştır (p≤ 0.05). ayrıca bakteri izolatlarının IAA, HCN, siderofor üretimi ve fosfat çözme aktivitelerinde farklılıklar belirlenmiştir. Çalışma sonuçları F. oxysporum f.sp. lentis'in biyolojik kontrolunda kullanılabilecek veriler içermektedir.
Moringa oleifera bitki özütlerinin biyolojik aktivitelerinin belirlenmesi
Moringa oleifera, bazen Hayat Ağacı veya Mucize Ağacı olarak da adlandırılan ve tıbbi kullanımdaki potansiyeli nedeniyle ön plana çıkan bir bitkidir. Moringa hem sert kuraklığa hem de hafif don koşullarına dayanabilir ve bu sebepten dolayı dünya çapında yaygın olarak yetiştirilen bir bitkidir. Besin değeri yüksek olması, ağacın her kısmının değerli olması nedeniyle ticari amaç için uygundur. Moringa oleifera, dünyanın tropikal ve subtropikal bölgelerinde yetişir. Genellikle "baget ağacı" veya "yaban turpu ağacı" olarak bilinir. Moringa oleifera tohumu, doğal bir pıhtılaştırıcı ve su arıtımında yaygın olarak kullanılmaktadır. Yaprakları mineraller, vitaminler ve diğer temel fitokimyasallar bakımından zengindir. Bunların ötesinde insanların bir anti-diyabetik etkisi nedeniyle kullanımları yaygındır. Bu şekilde kulanım toksik etkisi nedeniyle risklidir. Etkin konsantrasyonların saptanması amacıyla planlanan bu çalışmada antioksidan, DNA koruyucu aktivite ve antimikrobiyal etkili konsantrasyonların saptanması amaçlanmıştır. Tüm bu bilgiler ışığında böyle potansiyel bir bitki antioksidan aktivite, antimikrobiyal aktivite ve DNA koruyucu aktivite potansiyelinin belirlenmesi büyük önem arz etmektedir. Bu amaçla Moringa oleifera bitki Metanol, hekzan, diklormetan ve su özütlerinin antioksidan, antimikrobiyal ve DNA koruyucu aktiviteleri çalışılmıştır. Çalışma sonucunda moringa bitkisinin methanol ve su özütleri yüksek seviyede antioksidan ve DNA koryucu aktiviteye sahip olduğu tespit edilmiştir. Antimkrobiyal aktivite çalışması sonucunda moringa bitkisin özütlerinin Escherichia coli ATCC 25322 Klebsiella pneumoniae ATCC 700603, Staphylococcus aureus ATCC 29213,MRSA bakterileri üzerinde bakteriyosidal etki göstermediği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Antimikrobiyal, DNA koruyucu, Antioksidan aktivite, Moringa oleifera
Metabolomik yaklaşımlar ve biyoinformatik analizle kullanılarak ampisilin ve seftazidim antibiyotiklerinin Proteus mirabilis üzerindeki etkilerinin incelenmesi
Antibiyotik direnci, mikroorganizmaların antibiyotiklere karşı direnç geliştirmesi olarak bilinen genellikle doğal bir süreçtir. Bu direnç, antibiyotiklerin mikroorganizmalara karşı etkisiz hale gelmesine veya etkisinin azaltılmasına neden olarak, enfeksiyonların tedavisini zorlaştırabilir ve daha ciddi komplikasyonlara neden olabilir. Antibiyotik direnciyle mücadele etmek için, mikroorganizmaların metabolik aktivitelerindeki değişikliklerin kapsamlı bir şekilde analiz edilmesi antibiyotik direncinin anlaşılmasında önemlidir. Proteus mirabilis özellikle kadınlarda idrar yolları enfeksiyonları (İYE) gibi üriner sistem enfeksiyonlarının yaygın bir nedeni olan kritik bir patojendir. P. mirabilis enfeksiyonlarının tedavisi için genellikle antibiyotiklere dayalı bir yaklaşım kullanılmaktadır. Ancak dirençli suşlarla karşılaşıldığında, tedavi seçenekleri sınırlı hale gelebilir. P. mirabilis'in antibiyotik direnci, enfeksiyonla mücadeleyi zorlaştırarak klinik tedavi sürecini sınırlayabilmektedir. Bu nedenle bu tez çalışmasında P. mirabilis'in alt-inhibitör konsantrasyonundaki ampisiline bağlı oluşan antibiyotik direnci gelişimi sürecini simüle etmek ve ampisiline karşı direnç kazandırılmış pasajların başka antibiyotiklere çapraz direnç geliştirip geliştirmediğinin metabolik yöntemlerle incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla P. mirabilis suşuna disk difüzyon yöntemi ile alt-inhibitör konsantrasyonda ampisiline karşı adım adım direnç kazandırılarak dirençli pasajlar elde edilmiştir. Her bir adımdan elde edilen ampisilin dirençli pasajlara ve duyarlı kontrol suşlarına ampisilin ve seftazidim antibiyotikleri uygulanarak metabolomik profillerinde meydana gelen farklılıkların karşılaştırılması amaçlanmıştır. Tez çalışmasından elde edilen metabolomik veriler, istatistiksel ve biyoinformatik analizlerle desteklenerek metabolik yolakların haritalanması, metabolik değişikliklerin anlaşılması ve metabolitler arasındaki etkileşimlerin belirlenmesinde katkı sağlamaktadır. Antibiyotik direnci çalışmalarında metabolomik çalışmalar, dirençli mikroorganizmalarda metabolik değişikliklerin belirlenmesinde, mikroorganizmaların antibiyotik maruziyetine karşı verdiği yanıtın anlaşılmasında, antibiyotiklerin metabolik yolları nasıl etkilediğinin anlaşılmasında ve antibiyotik direnci mekanizmalarının kapsamlı anlaşılması için değerli bilgiler sağlamaktadır.
Phellinus hartigii ve Fomes fomentarius mantarlarından elde edilen ekstraktların çoklu ilaç dirençli bazı suşlarda efflux pompası inhibitör potansiyelinin incelenmesi
Antibiyotik direnci günden güne hız kazanmaya devam ederken, buna yönelik yapılan çalışmalar da aynı oranda devam etmektedir. Yeni antimikrobiyal ajanların günümüze kazandırılması da avantaj olabilmekle beraber, ne yazık ki her antibiyotiğin bir gün etkisini kaybedip, yeni direnç mekanizmalarının olacağı bir gerçektir. Etkisi azalan ya da yitirilen antibiyotiklerin geri kazanılması efflux (dışa atım) pompaları mekanizmasının inhibisyonu ile mümkün olabilmektedir. Ancak, toksisiteden dolayı sınırlı klinik kullanımı olması sebebiyle bilimsel çalışmalar dünya genelinde devam etmektedir. Bu tez çalışmasında, efflux pompası aktif olarak çalışan çoklu ilaç dirençli Escherichia coli, Acinetobacter baumannii, Proteus mirabilis ve Klebsiella pneumoniae suşlarına karşı Fomes fomentarius ve Phellinus hartigii makromantarlarının aseton, etil asetat, metanol ekstraktlarının in vitro çalışması ile potansiyel inhibitör olarak etkisi araştırılmıştır. Buradan elde edilen sonuçlara göre, ekstraktların GS/MS analizinde belirlenen majör bileşenlerin (>%10) analizi yapılarak AcrB efflux pompasına karşı protein-ligand uyum ilişkisine bakılmıştır. Protein-ligand bağlanma ilişkisine göre en iyi bağlanmanın Phellinus hartigii aseton ekstraktındaki octacosane bileşeni (%13,03) -4,71 kcal/mol ve nonadecane (%28,22) bileşeni -4,70 kcal/mol bağlanma enerjisiyle 4DX5 proteini ile uyumlu olduğu görülmüştür. MST test sonucuna göre ise; F. fomentarius aseton ve P. hartigii metanol ekstraktlarının AcrB proteinine bağlandığı, ancak bağlanma etkisinin F. fomentarius aseton ekstraktında daha iyi olduğu görülmüştür. Ekstrakt olarak en güçlü etkinin F. fomentarius metanol, aseton ve P. hartigii metanol olduğu sonucuna varılmıştır. Sonuçlar, kullanılan makromantarların potansiyel birer efflux pompası inhibitörü olabileceğini göstermektedir. Ancak, bu bulguların klinik kullanıma uygun potansiyel efflux pompası inhibitörleri elde etmek için gen ekspresyon çalışmaları ve in vivo deneysel çalışmalar ile daha ileriye götürülmesi gerekmektedir.
Amino asitler ile gümüş nanoparçacıkların sentezi, antibakteriyel ajan ve örümcek ağlarının kaplama materyali olarak kullanımları
Gümüş nanoparçacıklar (AgNP'lar) biyomedikal uygulamalardan enerji uygulamalarına kadar pek çok alvea yaygın kullanım alanına sahiptirler. AgNP'ların morfolojik ve kristalografik özellikleri onların kullanım performanslarını etkilemektedir. Önerilen çalışmamızda ilk olarak L-Triptofan, L-Arjinin, L-Glutamik asit, L-prolin, L-Sistein, L-Asparagin, L-Treonin ve L-İzolösin amino asitleri kullanılarak AgNP sentezi çalışılmıştır. Kullanılan amino asitlerin hiç birisi kararlı AgNP sentezine olanak vermemiştir. AgNP'ların kararlılığını artırmak için Laktoz metoksianilin (LMA), Galaktoz 5-aminosalisilik asit (G5AS), Laktoz 4,4'-sülfonildianilin (LPSA) ve Laktoz sülfanilik asit (LSA) şeker ligantları kullanılmıştır. Şeker ligantlarının kullanıldığı durumda ise L-Arjinin, L-Glutamik asit, L-prolin, L-Sistein ve L-Asparagin amino asitleri çalışmaya dahil edilerek AgNP'larının spektroskopik, morfolojik ve mikrobiyolojik karakterizasyonları gerçekleştirilmiştir. LPSA ve LSA ile sentezlenen AgNP'larının morfolojik karakterizasyonları gerçekleştirilememiştir. Buna karşın LMA ve G5AS ile sentezlenen AgNP'larının morfolojik karakterizasyonları gerçekleştirilmiştir. Bakteri çalışmaları LPSA ve LSA ile sentezlenen AgNP larının test edilen tüm bakterilere karşı etkin olduklarını buna karşın G5AS ile sentezlenen AgNP'lar ise çok dar bir seçimlilik göstermişlerdir. Konvansiyonel olmayan optik özellikler ve biyomedikal özelliklere sahip olmaları nedeniyle örümcek ağı-AgNP kompozit yapıları sentezlenmiş ve elektron mikroskobu ile karakterize edilmişlerdir. Mevcut sonuçlar ışığında şeker ligant ve amino asit kimyasının AgNP'ların morfolojisi, antibakteriyel performansları ve genel kararlılıkları üzerine dramatik değişiklikler getirdiği belirlenmiştir. Çalışmaların devam ettirilmesi ile gözlemlenen farklılıklara dahil açıklamalar getirilebilecektir
Hernıarıa glabra L. bitkisinden probiyotik özellikli bakteri izolasyonu, karakterizasyonu ve bu bakterilerin ın vıtro yara iyileştirme özelliklerinin belirlenmesi
Probiyotikler, immünomodülatör, antikanserojen, enfeksiyon önleyici, patojen baskılayıcı gibi üstün özellikleri sebebiyle, yeni probiyotik adayların keşfi terapötik açıdan önem taşımaktadır. Bu bağlamda, bu çalışmada yeni probiyotik adaylarının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Probiyotik adayı bakteri eldesinde H. glabra bitkisi tercih edilmiştir. Öncelikle bitkiden bakteri izolasyonu ve izole edilen bakterilerin 16s rRNA dizilemesi ile moleküler düzeyde tanımlanması, ardından tercih edilen bakterilerin probiyotik karakterizasyonu ve hücre kültürü çalışmaları ile yara iyileştirme etkisi analiz edilmiştir. Bu çalışmaların sonucunda, iki önemli laktik asit bakterisinin [Enterococcus mundtii (E. mundtii) AF1 ve Pediococcus pentosaceus (P. pentosaceus) AF2] karakterizasyonu gerçekleştirilmiştir. İki bakterinin de gastrointestinal sistem (GIS) koşullarına oldukça dayanıklı oldukları tespit edilmiştir. Güvenilirlik testlerininde iki bakterinin γ-hemolitik aktiviteye sahip oldukları ve genel olarak test edilen antibiyotiklere karşı duyarlı oldukları tespit edilmiştir. Bakteri süpernatantlarının antimikrobiyal metobolit içerme yetenekleri agar kuyu difüzyon yöntemi ile değerlendirilmiş ve E. mundtii bakterisinin B. subtilis, K. pneumoniae ve Y. pseudotuberculosis bakterisine karşı, P. pentosaceus bakterisinin ise E. coli, B. subtilis, P. vulgaris, S. typhimurium, P. aeruginosa, K. pneumoniae, E. cloacae ve Y. pseudotuberculosis bakterisine karşı inhibisyon aktivite gösterdiği tespit edilmiştir. Otoagregasyon değerleri P. pentosaceus için % 73,44 ve E. mundtii için % 72,46 olarak hesaplanmıştır. P. pentosaceus örneğinin E. coli ve L. monocytogenes bakterilerine karşı koagregasyon değerleri % 56,8 ve %57,38 ve E. mundtii örneğinin ise % 70,77 ve % 63,78 olarak hesaplanmıştır. Son olarak hücre kültürü ortamında (L929 hücre hattı) in vitro olarak oluşturulan yara üzerinde izolatların iyileştirme etkisi test edilmiş ve probiyotik adayı bakterilerin yara kapanmasını teşvik edici iyileşme aktivitesi gösterdiği belirlenmiştir. Bu çalışma E. mundtii AF1 ve P. pentosaceus AF2 bakterilerinin güçlü probiyotik adaylar olarak kullanımının değerlendirilebileceğini ortaya çıkarmıştır.
Propolisin ayçiçek yağının termal oksidasyonu üzerindeki koruyucu etkisinin moleküler düzeyde araştırılması
Yüksek doymamış yağ asidi içeriği nedeniyle sağlıklı bir yağ olarak kabul edilen ayçiçek yağı (AY) ucuz fiyatından dolayı yemeklerde ve kızartmalarda en çok tercih edilen bitkisel yağlardan birisidir. Ancak ısıl işlem sırasında bu yağda meydana gelen oksidasyon, sağlığımız için zararlı birçok bileşiğin oluşumuna sebep olduğundan AY'nin oksidatif stabilitesini artıracak doğal antioksidan maddelere ihtiyaç vardır. Bal arıları tarafından kovanı korumak için toplanan çeşitli bitkisel ürünlerin reçineli bir karışımı olan propolis (PRPLS), polifenoller ve flavonoidler gibi birçok antioksidan madde içermektedir. Bu çalışmanın amacı, AY'de ısıl işlem sırasında meydana gelen termal oksidasyona karşı PRPLS'nin koruyucu bir etkiye sahip olup olmadığının moleküler düzeyde ortaya çıkarılmasıdır. Bu amaçla, kontrol (PRPLS ve BHT içermeyen) ve çeşitli konsantrasyonlarda PRPLS (1000, 1500 ve 2000 ppm) ve BHT (100 ppm) ilave edilmiş yağlar fritözde günlük 8 saatlik periyotlar halinde toplam 24 saat boyunca 180 °C'de ısıtılmış ve her iki saatte bir alınan örnekler Azaltılmış toplam yansıma-Fourier Dönüşüm Kızılötesi (ATR-FTIR) spektroskopisi ile incelenmiştir. Ayrıca kontrol ve 2000 ppm PRPLS ilave edilmiş yağlar total antioksidant seviyesi (TAS)/total oksidant seviyesi (TOS) analizi ve termogravimetrik analiz-diferansiyel termal analiz (TGA-DTA) teknikleri ile de incelenmiştir. ATR-FTIR spektroskopi sonuçları, ısıtma işleminden sonra meydana gelen oksidasyon sonucu kontrol AY'de birincil ve ikincil oksidasyon ürünleri (3482 ve 1745 cm-1 bantları) ve trans-doymamış yağ asitleri (987 ve 965 cm-1 bantları) ile ilgili bantların alanlarının arttığını, cis yağ asitleri ile ilgili bantların (3009 ve 722 cm-1 bantları) alanlarının azaldığını göstermiştir. 2000 ppm PRPLS ilavesi BHT'ye benzer şekilde yağlardaki tüm bu oksidasyon sürecini engellemiştir. Temel bileşen analizi (PCA), TAS/TOS analizi ve DTA-TGA sonuçları 2000 ppm PRPLS'nin AY'nin termal oksidasyonu üzerinde koruyucu bir etkiye sahip olduğu sonucunu doğrulamıştır. Çalışmamızın sonuçları, PRPLS'nin yağlardaki termal oksidasyonu engellemek için etkili bir doğal antioksidan olarak önerilebileceğini ve yemeklik yağ endüstrisinde sentetik antioksidanlar yerine kullanılabileceğini göstermiştir.
İmazamoks herbisitinin Allium cepa L. üzerindeki sitogenetik etkilerinin araştırılması
İmidazolinon herbisitlerinden biri olan imazamoks, asetolaktat sentaz (ALS)/asetohidroksi asit sentaz (AHAS) inhibitörüdür ve yabani ot kontrolünde yaygın olarak kullanılır. Bu çalışmada, imazamoks herbisitinin ticari formülasyonunun morfolojik ve sitogenotoksik potansiyeli genotoksisite testlerinde biyoindikatör yöntemlerden biri olarak kullanılan Allium cepa test yöntemi kullanılarak araştırıldı. Kök uçları, 96 saat boyunca farklı konsantrasyonlarda (0.5, 1, 2.5, 5, 10, 25, 50 ve 100 ppm) imazamoks herbisiti ile muamele edildi. İmazamoksun Allium cepa kök ucu hücrelerinde kök uzunlukları, kök ucu sayısı ve ağırlığı gibi morfolojik parametreleri ile kromozomal anormallikler ve mitotik indeks gibi sitogenotoksik etkileri belirlendi. İmazamoks herbitisinin 5, 10, 25, 50 ve 100 ppm konsantrasyonlarının kök uzunlukları üzerinde istatistiksel olarak anlamlı inhibisyonlara neden olduğu, konsantrasyon arttıkça kök sayısında azalma olduğu saptandı. İmazamoks herbisitinin tüm konsantrasyonlarının toplam anormal hücre sayısını önemli ölçüde artırdığı, bu mitotik anormallikler arasından en fazla görülen anormalliğin düzensiz metafaz olduğu, bundan başka yapışıklık, c-mitoz, köprü ve ayrık kromozom gibi anormalliklerin de olduğu saptandı. Ayrıca, imazamoks herbisitinin A. cepa kök ucu hücreleri ile 96 saatlik muamele sonucunda tüm konsantrasyonlarda mitotik indeks yüzdesinde bir azalma meydana geldiği, 2.5, 5, 10, 25, 50 ve 100 ppm konsantrasyonlarında meydana gelen bu azalmaların istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulundu. Sonuç olarak, imazamoks herbisitinin yüksek konsantrasyonlarının (50 ve 100 ppm) A. cepa kök ucu hücreleri üzerine potansiyel genotoksik ve sitotoksik etkili olduğu belirlendi. Hedef dışı organizmalardaki toksisitelerinin mekanizmalarını ortaya koymak için daha ileri teknik ve yöntemlerin kullanıldığı çalışmalar yapılmasına ihtiyaç vardır.
Ordu ilinde meyve sinekleri (DDıptera: tephrıtıdae) faunası ve sistematiği üzerine araştırmalar
Bu çalışma Ordu ilinin Meyve Sinekleri (Diptera: Tephritidae) faunasının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma da, 2016 – 2017 yılları arasında Ordu ilinde yapılan arazi çalışmalarında meyve sineği ergin örnekleri toplanmıştır. Elde edilen örnekler Gaziantep Üniversitesi Biyoloji Bölümü Entomoloji Laboratuvarında teşhis edilerek ilin meyve sinekleri faunası ortaya çıkarılmıştır. Çalışmanın sonucunda meyve sineklerinin 3 altfamilyasından (Myopitinae, Tephritinae ve Terellinae) 12 cinse (Urophora, Acanthiophilus, Campiglossa, Dioxyna, Ensina, Spathulina, Sphenella, Tephritis, Xyphosia, Trupanea, Chaetorellia, Terellia) ait toplam 33 tür (Urophora affinis (Fraunfeld), U. jaceana (Hering), U. mauritanica Macquart, U. solstitialis (Linneaus), U. stylata (Fabricus), Acanthiophilus helianthi (Rossi), Campiglossa producta (Loew), Dioxyna bidentis (Rob.-Des.), Ensina sonchi (Linnaeus), Spathulina sicula Rondani, Sphenella marginata (Fallen), Tephritis cometa (Loew), Tep. dioscurea (Loew), Tep. Divisa Rondani, Tep. fallax (Loew), Tep. formosa (Loew), Tep. hurtvitzi Freidberg, Tep. matricariae (Loew), Tep. nigricauda (Loew), Tep. postica (Loew), Tep. sauterina Merz, Tep. seperata Rondani, Tep. vespertina (Loew), Trupanea amoena (Frauenfeld), Tr. stellata (Fuessly), Xyphosia miliaria (Schrank), Chaetorellia carthami Stackelberg, Ch. loricata (Rondani), Terellia gynaecochroma (Hering), Ter. luteola (Wiedemann), Ter. ruficauda (Fabricius), Ter. serratulae (Linneaus), Ter. tussilaginis (Fabricius)) tespit edilmiştir. Araştırma bölgesinde tespit edilen alt familya, cins ve türler için bölgesel teşhis anahtarları hazırlanmıştır. Türlere ait morfolojik tanı karakterleri açıklanmış, Ergin, baş-göğüs, kanat ve aculeus fotoğrafları verilmiştir. Ayrıca dünyadaki ve Türkiye'deki yayılış alanları bildirilmiştir.
Gaziantep ve Şanlıurfa illerinden toplanan Terfezia Boudieri'nin bazı biyolojik aktiviteleri ile fizyolojik özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışmada, halk arasında ilkbahar aylarında doğal ortamlarından toplanarak yoğun olarak tüketilen Terfezia boudieri Chatin (Keme, Domalan) mantarının Gaziantep ve Şanlıurfa illerinden toplanan örneklerinin etanol özütlerinin antioksidan aktiviteleri, fenolik içerikleri ve element seviyelerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda TAS, TOS ve OSI değerleri Rel Assay Diagnostics kitleri (TAS, TOS) kullanılarak belirlenmiştir. Ayrıca antioksidan aktiviteleri DPPH metodu kullanılarak tespit edilmiştir. Fenolik içerikleri LC-MS/MS cihazı kullanılarak belirlenmiştir. Mantar örneklerinin element içerikleri atomik absorbsiyon spektrofotometresi (AAS) kullanılarak ölçülmüştür. Yapılan çalışmalar sonucunda mantar örneklerinin yüksek antioksidan aktiviteye sahip olduğu belirlenmiştir. Ayrıca Şanlıurfa ilinden toplanan örneklerin daha yüksek antioksidan aktivitesinin olduğu tespit edilmiştir. Mantarın bünyesinde ise Kateşin, Asetohidroksamik asit, Vanilik Asit, Resveratrol, Fumarik asit, Gallik asit, Kafeik asit ve Butein olmak üzere toplam 8 fenolik bileşik belirlenmiştir. Element içeriklerinin ise genel olarak literatür aralıklarında olduğu görülmüştür. Sonuç olarak T. boudieri mantarının belirlenen bileşikler açısından doğal kaynak olabileceği ve önemli bir antioksidan kaynak olabileceği belirlenmiştir.
Gaziantep ili endemik geofitlerinin ın situ ve ex situ koruma yollarının araştırılması
Gaziantep ilinde doğal olarak yayılış gösteren endemik geofit taksonları üzerine yürütülen bu çalışma sonucunda Asparagaceae (4), Iridaceeae (3), Colchidaceae (2), Orchidaceae (2) Amaryllidaceae (1), Liliaceae (1), Papaveraceae (1) ve Ranunculaceae (1) familyalarına ait olmak üzere 15 tür ve tür altı takson tespit edilmiştir. Bu taksonlardan Allium karamanoglui Koyuncu & Kollmann IUCN değerlendirmesinde EN (Tehlikede) kategorisinde değerlendirilmiştir. Tespiti yapılan taksonların fitocoğrafik dağılımları; İran-Turan (8), D. Akdeniz (5) ve bilinmeyen (2). Tespiti yapılan taksonlar Gaziantep Büyükşehir belediyesi Botanik Bahçesinde Koruma Altına alınmıştır.
İzmir Bozdağlar silsilesinin karayosunu florasının belirlenmesi ve bazı örneklerin biyolojik aktivitelerinin incelenmesi
Gerçekleştirilmiş olan arazi çalışmalarında Ege Bölgesi'nin orta batı bölümündeki Menderes Masifinin içerisinde yer alan Bozdağlar Silsilesinden karayosunu örnekleri toplanmıştır. Toplanan karayosunu örnekleri değerlendirilmiş ve 21 familya, 51 cins ve 100 takson varlığı belirlenmiştir. Belirlenen taksonlar içerisinden 18 tanesi B6 karesi için ilk kez kaydedilmiştir. Toplanan karayosunu örnekleri arasından Homalothecium aureum (Spruce) H.Rob., Homalothecium philippeanum (Spruce) Schimp., Hypnum andoi A.J.E.Sm., Leucodon sciuroides (Hedw.) Schwägr., Tortella squarrosa (Brid.) Limpr. ve Polytrichastrum formosum (Hedw.) G.L.Sm. biyolojik aktivite testleri için seçilmiştir. Biyolojik aktivitelerinin ortaya konması için seçilen örneklere, antimikrobiyal aktivite, antioksidan aktivite, antibiyofilm aktivite, antiquroum sensing aktivite testleri uygulanmıştır. Ayrıca karayosunu örneklerinin total fenolik miktarları analiz edilmiş ve biyokimyasal içerikleri GC/MS analizi yapılarak belirlenmiştir. Gerçekleştirilen testler sonucunda en güçlü antimikrobiyal ve antioksidan etki Polytrichastrum formosum (Hedw.) G.L.Sm. örneğinde en güçlü antioksidan etki Homalothecium aureum (Spruce) H.Rob., Homalothecium philippeanum (Spruce) Schimp. örneklerinde ve en güçlü antiquroum sensing aktivite Homalothecium aureum (Spruce) H.Rob., Homalothecium philippeanum (Spruce) Schimp., ile Polytrichastrum formosum (Hedw.) G.L.Sm. örneğinde gözlemlenmiştir.
CBS ve uzaktan algılama metodolojisi ile araban ilçesinde (Gaziantep) güneş enerji santrali (GES) için uygun alanların belirlenmesi
Fosil yakıtlar, birçok ekolojik olumsuzluklar ortaya çıkarmaktadır. Son dönemlerde birçok ekolojik ve ekonomik nedenden dolayı Türkiye'de ve Dünyada yenilenebilir enerji kaynakları teşvik edilmektedir. Bu kaynaklardan birisi de Güneş Enerji Santralleridir (GES). GES'lerin kurulacağı yerin doğru ve planlı bir şekilde belirlenmesi önemli bir konudur. GES'lerin uygunluğu için yıl içerisinde güneşlenme süresi fazla olan, ekolojik çeşitliliğe zarar vermeyecek, I. sınıf tarım arazilerini daraltmayacak vs. yerlerin belirlenmesi gerekir. Bu çalışmada Araban İlçesinde GES kurulması uygun alanlar hem ekolojik hem de yüksek enerji verimliliği ve ekonomik bağlamda belirlenmeye çalışılmıştır. Araban, yıl içinde yüksek oranda güneşlenmektedir. Araban'ın GES için iklimsel uygunluğu yeterince değerlendirilmemektedir. Bu çalışmada, CBS kullanılarak çok ölçütlü karar alma yöntemi ile parametreler belirlenerek yer uygunluk analizi yapılmıştır. Çalışmamızda CBS ve uzaktan algılama metotları ile GES tarlası uygunluğu için çeşitli katmanlar oluşturulmuştur. Bunlar; litoloji, yer yüzeyi sıcaklığı (YYS), arazi kullanım kabiliyet sınıfları, arazi kullanım haritası, vejetasyon haritası, eğim, bakı ve yükselti haritalarıdır. Araştırma sonuçları, Araban İlçesinde GES tarlası kurulması için uygun alanların olduğunu göstermektedir. Bu alanların başında, hafif eğimli vejetasyondan yoksun güney yamaca bakan tarımsal olarak verimsiz bazalt yüzeyleri gelmektedir. Bu alanlarda kurulacak GES alanları hem ekolojik tahribat yaratmayacak hem de yüksek enerji verimliliği ile ekonomik anlamda kazançlı olacaktır.
Gaziantep fıstık, tahıl ve mera topraklarının agregat stabilitelerinin karşılaştırılması
Toprak agregatları, toprak organik maddesi, kil partikülleri ve Ca2+, Al3+ ve Fe3+ gibi polivalent katyonların birleşmesi sonucu oluşan ve temel toprak yapı birimi olarak kabul edilen toprak kümelenmeleridir. Toprakların kalitesi ve verimliliğin bir göstergesi olan agregat stabilitesi (AS), mekanik yıkıcı kuvvetlere karşı toprak direncinin bir ifadesi kabul edilir ve pek çok içsel ve dışsal etkenlerin etkisi altındadır. Toprak işleme, sulama, gübreleme gibi tarımsal faaliyetlerin agregat stabilitesi üzerine etkilerini anlamak, artan dünya nüfusunun gıda ihtiyacını karşılamada önem arz etmektedir. Bu çalışmada, Gaziantep'te önemli bir tarımsal üretim merkezi olan Araban İlçesi'nden 20 antep fıstığı bahçesi, 20 buğday tarlası ve 20'de mera alanlarından olmak üzere toplam 60 yüzey toprağı (0-20 cm) alınmıştır. Toprak örneklerinde OM, EC, tuz, pH, kireç, Corg ve Ntot ve toprak bünye analizlerinin yanısıra, agregat stabilitesi de analiz edilmiştir. En yüksek AS mera alanlarında, en düşük AS ise buğday alanlarında tespit edilmiştir. Bununla birlikte AS ile arazi kullanımı, kireç tekstür, Ntot içerikleri arasında anlamlı ilişki olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak tarımsal faaliyetler nedeni ile agregat stabilitesinin buğday tarlaları ve antep fıstığı bahçelerinde meralardan daha düşük olduğu bulunmuştur. Bunun yanısıra; arazi kullanımının toprakların Corg/Ntot içeriği dışındaki tüm parametrelerle anlamlı derecede ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Agregat stabilitesinin korunmasına yönelik uygulamaların, tarımsal üretim ve verimlilikte önemli artış sağlayacağı düşünülmektedir.
Cinnamomum zeylanicum (Blume) kabuğundan elde edilen uçucu yağın anti-Alzheimer, anti-diyabetik, tirozinaz inhibitör ve antioksidan aktivitelerinin araştırılması ve ana bileşenlerin antagonistik/sinerjik etkileşimlerinin belirlenmesi
Bu çalışma, Cinnamomum zeylanicum (Blume) kabuğundan elde edilen uçucu yağın anti-Alzheimer, anti-diyabetik, tirozinaz inhibitör ve antioksidan aktivitelerinin ve ana bileşenlerin antagonistik/sinerjik etkileşimlerinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. GC-FID ve GC-MS analizleri sonucunda, yağın % 99.79'unu temsil eden 22 bileşen tanımlanmıştır. (E)-Sinnamaldehit (CAL) (% 81.39) ve (E)-sinnamil asetat (CAS) (% 4.20) yağın ana bileşenleri olarak tespit edilmiştir. Yağ ve ana bileşenler, kolinesterazlar üzerinde % 78.0'in üzerinde inhibitör aktivite göstermiştir. Monoamin oksidaz (MAO) A ve MAO-B inhibisyon analizinde, hem yağ hem de CAL rasagilin kadar yüksek aktivite göstermiştir. Yağ ayrıca, kendiliğinden ve Cu2+ ile indüklenen A1-42 birikimi üzerinde yüksek inhibitör aktivite göstermiştir. Uçucu yağ ve ana bileşenler, α-amilaz üzerinde ılımlı inhibitör aktivite sergilerken, tirozinaz inhibisyonu ve antioksidan aktivite testlerinde önemli aktivite sergilemişlerdir. Çalışmada ayrıca, CAL ve CAS'ın birbirleri üzerindeki antagonistik ve/veya sinerjik etkileşimleri de test edilmiştir.
Gaziantep/Araban topraklarında katalaz ve üreazenzim aktiviteleri tespiti
ÖZET GAZİANTEP/ARABAN TOPRAKLARINDA KATALAZ VE ÜREAZENZİM AKTİVİTELERİ TESPİTİ ŞAHİN, Engin Zafer Yüksek Lisans Tezi, Biyoloji Danışman: Doç. Dr. Erdihan TUNÇ Ocak 2020 74 sayfa Dinamik bir yapı olan topraklarda, protein yapıda biyokimyasal katalizörler olan enzimler hem doğada hem de tarımsal alanlarda, karbon (C), azot (N), fosfor (P), kükürt (S) ve diğer besin elementlerin döngüsünde yer almaktadır. Topraklarda, bu enzimlerden katalaz enzimi (peroksidaz oksidoredüktaz, EC 1.11.1.6) aerobik ve fakültatif anaerobik mikrobiyal aktivitenin, üreaz enzimi ise (üre amidohidrolaz, EC 3.5.1.5) yer aldığı azot (N) döngüsünün bir belirteci olarak değerlendirilmektedir. Bu çalışma, Araban'da (Gaziantep) üç farklı tarımsal alanda toprakların fiziksel ve kimyasal parametreleri ile katalaz ve üreaz enzim aktiviteleri arasındaki ilişkilerin ortaya çıkarılması için yürütülmüştür. İstatistiksel analiz sonuçlarına göre, katalaz enzim aktivitesinin antep fıstığı (Pistacia vera L.) topraklarında toprak tuz içerikleri (%) ve tekstür yapısı ile pozitif ve anlamlı (p<0,05), buğday (Triticum aestivum L.) topraklarında ise toprak tekstürü ile negatif ve anlamlı (p<0,05) ilişkileri olduğu tespit edilmiştir. Üreaz enzim aktivitesinin ise meralarda toprakların organik madde (%), toplam azot (N, %) içerikleri ve toprak tekstürü ile pozitif ve anlamlı (p<0,05) toprak pH ile negatif ve anlamlı (p<0,05), antep fıstığı (Pistacia vera L.) topraklarında sadece organik madde içerikleri (%) pozitif ve anlamlı (p<0,05), buğday topraklarında (Triticum aestivum L.) ise toprakların kireç (%) ve toplam azot (N, %) içerikleri ile yine pozitif ve anlamlı (p<0,05) ilişkileri olduğu tespit edilmiştir. Bu farklılıkların, farklı tarımsal alanlarda, farklı tarımsal uygulamalar sonucu oluştuğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Toprak Enzim Aktivitesi, Tarım, Katalaz, Üreaz, Gaziantep
Fesleğen (Ocimum basilicum L.) bitkisinde sisteinin arsenik ve krom toksisitesine karşı fizyolojik ve biyokimyasal etkilerinin araştırılması
Doğal ve antropojenik kaynaklardan çevreye yayılan ağır metal(oid)ler gün geçtikçe artmakta ve çevre kirliliği tehlikeli boyutlara ulaşmaktadır. Toprağa, suya ve havaya yayılan bu metal(oid)ler bitki metabolizmasında toksik etki yapmakta ve besin zinciri yoluyla hayvan ve insan sağlığını olumsuz etkilemektedir. Bu çalışmada, dışarıdan sistein (Cys) uygulamasının arsenik (As) ve krom (Cr) toksisitesi altında yetiştirilen fesleğen (Ocimum basilicum L. cv. midnight) fidelerinde oluşan stresi hafifletici etkisi morfolojik, fizyolojik ve biyokimyasal düzeyde araştırılmıştır. Bu amaçla, hidroponik ortamda yetiştirilen fidelerde kök, gövde ve yaprak uzunluğu, yaş ve kuru ağırlık, bağıl su içeriği (RWC), klorofil floresansı, klorofil a, b ve toplam karotenoid miktarları, elektrolit sızıntısı, fotosentez etkinliği (transpirasyon oranı, stoma iletkenliği, net fotosentez oranı, hücreler arası karbondioksit konsantrasyonu), Ca, Mg, Fe, K, Cr ve As içeriği, lipid peroksidasyonu (TBARS), hidrojen peroksit (H2O2) içeriği, enzimatik olan (katalaz (CAT), süperoksit dismutaz (SOD), peroksidaz (POX), askorbat peroksidaz (APX), glutatyon redüktaz (GR)) ve olmayan (fenolik asit) antioksidan savunma sistemi bileşenleri belirlenmiştir. As ve Cr stresi ile dışsal Cys uygulamalarının bu parametrelere etkisi metal(oid) türüne, uygulama dozlarına ve farklı bitki organlarına göre değişkenlik göstermiştir. Buna göre dıştan Cys uygulaması As ve Cr toksisitesi altındaki fesleğen fidelerinin büyüme parametreleri, RWC, klorofil floresansı, klorofil a, b ve toplam karotenoid miktarları ve fotosentez etkinliğini artırırken, elektrolit sızıntısı, TBARS ve H2O2 içeriğini azaltmıştır. Diğer taraftan artan As ve Cr konsantrasyonlarına bağlı olarak fesleğen fidelerinde sırasıyla kök>gövde>yaprak dokularında akümülasyon tespit edilmiş ve Cys'in özellikle kökte As ve Cr birikimini önemli miktarda azalttığı belirlenmiştir. As ve Cr toksisitesi antioksidan enzim içeriğini uygulama dozu ve enzim çeşidine göre farklı etkilerken Cys'in en yüksek etkisi POX aktivitesinde belirlenmiştir. Ayrıca bireysel fenolik asit içeriği artan As ve Cr konsantrasyonunda ve Cys ile birlikte uygulandığında genel olarak artış göstermiştir. Bununla birlikte As ve Cr maruziyeti uçucu bileşen çeşidinde ve miktarında değişkenliğe neden olurken yaprakta 1,8-cineole, gövdede tetradecane ve kökte nonadecane uçucu yağın ana bileşenleri olarak tespit edilmiştir. Bu sonuçlara göre dıştan Cys uygulaması, As ve Cr toksisitesine karşı fesleğen fidelerinde stres etmeninin oluşturduğu etkiyi azaltmaktadır. Bununla birlikte, bu tez çalışması kapsamında, fesleğenin As ve Cr ile kirlenmiş topraklarda fitoremediasyon için potansiyel bir bitki olabileceği ortaya konulmuştur.
Sentezlenmiş karbon nano noktaların Triticum aestivum L. cv. Golia'daki fizyolojik ve histokimyasal etkileri
Bu çalışmada, mandalina suyundan sentezlenen karbon nano noktaların, ülkemize ekimi yapılan ekmeklik buğday çeşitlerinden Triticum aestivum L. Golia'daki fizyolojik ve histokimyasal etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Karbon kaynağı olan mandalina suyundan hidrotermal yöntem ile nano ölçekte karbon noktaları sentezlendi. Karbon nano noktaların karekterizasyonu için XRD ve TEM analizleri yapıldı. XRD ve TEM çalışmaları karbon nano noktaların başarıyla üretildiğini gösterdi. Yoğunluk Fonksiyonel Teorisi (YFT) yöntemi kullanılarak karbon nano noktaların modellemesi yapılarak nano/atomik ölçekte karbon nano noktaları incelendi. Elde edilen YFT sonuçlarına göre, DOS analizindeki tepe noktalarının fazla olması karbon nano dotun kararsız olduğunu ve bitkide tepkimeye girebilme özelliğini göstermektedir. Çimlenme deneylerine başlanılmadan önce, tohumlar %5'lik sodyumhipoklorit'te 15 dakika steril edilmiştir. Tohumlar sonra üçer defa distile sudan geçirilerek yüzeylerindeki hipokloritten arındırılmıştır. Araştırmamız steril petri kaplarında (120 mm) yürütülmüştür. Tohumlar sentezlenmiş karbon nano noktaların farklı derişimleri (0, 25, 50, 100, 250, 500 ve 1000 mg/L) ile sulanmıştır. Kontrol olarak distile su kullanılmıştır. Uygulamalar kontrollü şartlarda 24±1 ºC'de bir iklimlendirme dolabında yürütülmüştür. Farklı karbon nano noktaların derişimlerinin etkisinde test edilen buğday fideleri yedinci günün sonunda hasat edilmiştir. Sentezlenmiş nano nokta derişimlerinin uygulanması sonucunda buğday kök ve sürgünlerinin uzunlukları artan derişimle birlikte azalmıştır. Protein olmayan sülfidril gruplar ve hidrojen peroksit miktarları karbon nano nokta derişimlerinin etkisinde artmıştır. Benzer olarak fide organlarının MDA miktarları da karbon nano nokta derişimlerinin etkisinde artmıştır. Karbon nano noktaların buğday köklerinde oksidatif strese neden olup olmadığını belirlemek amacıyla histokimyasal analizler yapılmıştır. Özellikle yüksek derişimlerin etkisinde köklerde boyanmaların olduğu açıkça görülmüştür. Bu sonuçlar uygulanan karbon nano noktaların buğday dokularında oksidatif hasara neden olduğunu göstermiştir.
Burç göleti fitoplankton kompozisyonu ve ekolojik özellikleri
In this study, it was aimed to investigate the existence of phytoplankton composition and related physicochemical changes in Burç Reservoir. The samples were monthly taken from three stations in Burç Reservoir between September 2018 and August 2019. Annual water quality analysis helps to evaluate the impact of anthropogenic activities on the reservoir. The Reservoir water was slightly alkaline characteristics with an average pH of 8.55. A total of 136 algae taxa had been identified. Chlorophyta was the dominant group with 40 taxa. Pediastrum duplex and Cladophora glomerata in phylum Chlorophyta (29%) were the most dominant groups in terms of biovolume followed by Ulnaria biceps and Ulnaria ulna in phylum Bacillariophyta (19%) and Microcystis aueroginosa and Oscillatoria tenuis in phylum Cyanobacteria (18%) in the reservoir. The two axes of Canonical Correspondence Analysis (CCA) explained the relations between phytoplankton species and environmental factors of Burç Reservoir with 99.4% and 99.2% respectively. The cumulative variance percentage of the species data explained with 20.7. These interactions indicated that phytoplankton species were directly affected by environmental variables. The most effective explanatory factors such as electrical conductivity, salinity, N-NO3, TN, temperature, N-NO2, P-PO4, TP, etc. played significant roles (p=0.002) in the seasonality of species. Results of Carlson's Trophic State Index and OECD indicated that Burç Reservoir had eutrophic structure.
Türkiye'de nohut yetiştiriciliği yapılan bölgelerde solgunluk ve sararmaya neden olan Fusarium oxysporum f. sp. ciceris'in patojenik karakterizasyonu ve vejetatif uyum grupları'nın belirlenmesi
Nohutun solgunluk ve sararma hastalığı ajanı olan Fusarium oxysporum f. sp. ciceris'in (FOC) patojenik karakterizasyonu amacıyla 2015 ve 2016 yıllarında nohut yetiştirilen 37 ilde survey çalışmaları yapılmıştır. Ortalama hastalık şiddeti, insidansı ve yaygınlığı sırasıyla %3,24, %4,04 ve %53,90 olarak belirlenmiştir. Survey çalışmaları sırasında Mersin, Isparta, Aksaray ve Eskişehir illerinde solgunluk ve diğer illerde ise sararma semptomları gözlemlenmiştir. Sararma tipinde hastalık şiddeti ile bağıl nem (r=-0,25; p<0,01) ve yağışlı günler sayısı (r=-0,23; p<0,01) arasında negatif korelasyon; sıcaklık arasında pozitif korelasyon saptanmıştır (r=0,383; p<0,01). Solgunluk tipinde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Patojenisite testlerinde solgunluk ve sararma izolatlarının virülenslik seviyeleri farklı olmasına rağmen hastalık semptomları benzer olmuştur. Solgunluk izolatları (%49,43 DSI) sararma izolatlarına göre (%29,39 DSI) daha virülenttir. FOC ve patojenik olmayan F. oxysporum izolatlarının tek VCG'de bulunduğu Türkiye'den ilk kez rapor edilmektedir. Bu çalışma, FOC'in kompleks yapısını açıklamakta ve bu yıkıcı patojene karşı dayanıklı/tolerant nohut çeşitlerinin geliştirilmesine acil bir ihtiyaç olduğunu vurgulamaktadır.
Determination of sunflower (Helianthus annuus) ve soybean (Glycine max) variety reactions to macrophomina phaseolina and characterization of the agent
Macrophomina phaseolina is a polyphagous phytopathogenic fungus and it can cause serious yield losses on economically important crop plants and the most appropriate control measure is utilization of resistance sources. To achieve this, an efficient, fast, and reliable screening method is prerequisite. The aim of this study was to apply widely used inoculation methods and test effect of inoculum maturity on disease development under fully controlled conditions and to define the phylogenetic analysis of M. phaseolina population collected from maize, sunflower and soybean. Fastest disease development on sunflower was observed for cut-stem and stem-tape inoculation methods applied using young hyphal inoculum and both applications had high repeatability rate. However, cut-stem can be applied only for pathogenicity studies due to high predisposition of sunflower seedlings after application of cut-stem inoculation method while opposite situation was observed for stem-tape inoculation method. Cut-stem inoculation technique was proven to be repeatable method for pathogenicity and variety reactions studies on soybean. The 11 TR 077 variety was found moderately resistant among sunflower cultivars tested and no complete resistance was observed for soybean varieties. phylogenetic analysis of ITS region formed 3 clusters with 1 cluster containing only sunflower originated isolates, 1 cluster containing only maize originated isolates and 1 cluster comprised of soybean and maize isolates.
Glial tümörlü hastalarda matriks metalloproteinaz doku inhibitörleri (TIMP) gen polimorfizmlerinin incelenmesi
Düşük ve yüksek evreli olmak üzere 2 gruba ayrılan glial tümörler, primer beyin tümörlerinin %30'unu oluşturmaktadır. Çeşitli genlerdeki mutasyonların ve bazı kromozomal anomalilerin rolü olduğu bildirilmiş olmasına rağmen glial tümörlerin genetik temeli henüz net olarak aydınlatılamamıştır. Matriks metalloproteinazlar (MMP) aktif bölgelerinde çinko (Zn) bulunduran ve bazal membran ile hücre dışı matriks bileşenlerini parçalayan enzimlerdir. MMP' lerin doku rejenerasyonu, morfogenez, yara iyileşmesi ve normal gelişim evrelerindeki işlevlerine ek olarak tümör hücre invazyonu, metastaz ve anjiyogenez gibi patolojik durumlarda da rolü bulunmaktadır. MMP'lerin katalitik kısmına bağlanarak aktivitelerini düzenleyen matriks metalloproteinaz doku inhibitörlerinin (TIMP) de tümör gelişimi, invazyon ve metastazın inhibisyonunda görev aldığı düşünülmektedir. Bu çalışmada, glial tümörlü hastalarda ve kontrol bireylerde TIMP gen polimorfizmlerinin incelenmesi ile polimorfizm-hastalık ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Toplam 100 örnekte (50 hasta ve 50 kontrol) 4 polimorfizm (TIMP-1 rs6609533, TIMP-2 rs8179090, TIMP-3 rs5749511 ve rs2234921) polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) - restriksiyon parça uzunluk polimorfizmi (RFLP) yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışılan TIMP gen polimorfizmlerinin hasta ve kontrol gruptaki genotip dağılımları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilememiştir (p>0.05). Sonuç olarak, TIMP genlerinin glial tümör gelişiminde etkili olmadığı söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Glial Tümör, TIMP-1,TIMP-2,TIMP-3, Polimorfizm
Bazı staphylococcus aureus suşlarında biyofilm oluşturma kapasiteleri ve bazı faktörlerin biyofilm kapasiteleri üzerine etkileri
Biyofilmler, bir veya daha fazla mikroorganizma türünün canlı veya cansız yüzeylere yapışarak, kendilerini çevreleyen hücre dışı polimerik maddelerden (EPS) oluşan koruyucu bir matris içinde organize oldukları karmaşık mikrobiyal ekosistemlerdir. Klinik açıdan önemli bir patojen olan Staphylococcus aureus gibi bakterilerde biyofilm oluşumu, hem çevresel streslere karşı dayanıklılığı artıran hem de antibiyotiklere karşı tekli veya çoklu direnç gelişimine katkıda bulunan önemli bir virülans mekanizması olarak kabul edilmektedir. Biyofilm gelişim süreci; sıcaklık, su aktivitesi (tuz konsantrasyonu), pH ve glikoz gibi besin maddelerinin varlığı gibi çeşitli çevresel faktörlerden önemli ölçüde etkilenir. Bu tez çalışması, farklı antibiyotik duyarlılık profillerine sahip 2 metisilin dirençli (MRSA) ve 2 metisilin duyarlı (MSSA) olmak üzere toplamda dört adet S. aureus suşunun biyofilm oluşturma potansiyelini araştırmayı ve bu potansiyelin temel çevresel faktörler olan sıcaklık, pH ve NaCl konsantrasyonu tarafından nasıl modüle edildiğini belirlemeyi amaçlamıştır. Çalışmanın ilk aşamasında, seçilen dört suş için biyofilm oluşumunu destekleyen optimal glikoz konsantrasyonu belirlenmiştir. Takip eden aşamada ise bu suşların, farklı sıcaklık, pH ve NaCl konsantrasyonu koşulları altında biyofilm oluşturma kapasiteleri kantitatif olarak incelenerek, her bir faktör için optimum seviyeler saptanmıştır. Bu araştırma, S. aureus'un çevresel koşullara biyofilm aracılığıyla nasıl adapte olduğunu anlamak ve bu bilgiyi potansiyel kontrol stratejileri geliştirmek için kullanmak açısından önem taşımaktadır.
Türkiye'de dağılış gösteren hydropsychıdae curtıs, 1835 (ınsecta, trıchoptera) familyasının bazı larvalarının morfolojik özelliklerinin incelenmesi
Bu çalışma, Türkiye'deki akarsu ve göllerden toplanan Trichoptera takımına ait Hydropsychidae familyası larvalarının morfolojik özelliklerinin belirlenmesini ve coğrafi dağılımlarının ortaya konulmasını amaçlamaktadır. Tarım ve Orman Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen "Türkiye'de Referans İzleme Ağının Kurulması Projesi" kapsamında 2017–2019 yılları arasında 25 farklı havzadan toplanan bentik makroomurgasız örnekleri arasından Hydropsychidae familyasına ait 7.682 larva incelenmiştir. Örnekler Kastamonu Üniversitesi Fen Fakültesi Entomoloji Laboratuvarı'nda muhafaza edilmiştir. Çalışmada Diplectrona (1 tür), Cheumatopsyche (2 tür) ve Hydropsyche (12 tür) cinslerine ait toplam 15 tür tespit edilmiştir. Türlerin morfolojik özellikleri stereomikroskop altında detaylı şekilde incelenmiş, ayırt edici karakterleri fotoğraflanmış ve karşılaştırmalı tablolar hazırlanmıştır. Ayrıca, her bir türün toplandığı lokasyonlar coğrafi koordinatları ile birlikte ArcGIS 10.5 programı kullanılarak haritalanmıştır. Elde edilen veriler, Türkiye'deki Trichoptera faunasına katkı sağlamakta ve özellikle larva dönemine yönelik tanımlamaların önemini vurgulamaktadır. Bu çalışma, hem sistematik biyoloji hem de biyolojik izleme uygulamaları açısından önemli bir kaynak niteliğindedir. ANAHTAR KELİMELER:Trichoptera, Hydropsychidae, habitat, larva, teşhis ANAHTAR KELİMELER:Trichoptera, Hydropsychidae, habitat, larva, teşhis
Spirulina platensis ile fonksiyonel çikolata ürünü geliştirilmesi
Bir mikroalg olan Spirulina platensis; yüksek proteinli, mineraller, vitaminler ve esansiyel yağ asitleri bakımından zengin çok değerli biyoaktif moleküllere sahiptir. Çalışmanın amacı; besinsel, fiziksel ve duyusal karakterlerini (koku, renk, tat, ve bütün kabuledilirlik değerleri) değerlendirmek için Spirulina platensis eklentili fonksiyonel beyaz çikolata geliştirmektir. Spirulina platensis ilaveli (%0,05; %0,10; %0,20) ve ilavesiz 4 beyaz çikolata ürünü dizayn edilmiştir. Bu fonksiyonel çikolataların; protein, amino asit, mineraller, karbonhidrat, yağ asitleri, Hunter renk parametreleri, viskozite ve duyusal karakterleri değerlendirilmiştir. Mikroalglerin muhteşem besin kompozisyonundan dolayı beyaz çikolata S. platensis ile zenginleştirilmiştir. Geliştirilen ürünler, S. platensis ilavesindeki artışla birlikte yüksek protein içeriği sunmuştur. %0,20 S. platensis eklentili beyaz çikolatada protein içeriği (8,8±0,6 g/100 g) en yüksek seviyelerde ölçülmüştür. Spirulina platensis eklentili beyaz çikolatalar; kontrol grubuna göre daha zengin mineral içeriğine sahipdir (örnek, Ca, kontrolde 568,2 mg/100 g'dan, %0,20 S. platensis'te 578,1 mg/100 g'a artış göstermiştir). Deneyimli 20 panelist fonksiyonel beyaz çikolataların duyusal özelliklerini değerlendirmiştir. Duyusal analiz, beyaz çikolataya S. platensis ilavesinin hedef kitle tarafından iyi kabul edildiğini göstermiştir. Zenginleştirilmiş beyaz çikolata kontrol grubu ile kıyaslandığında tat ve koku bakımından farklılık göstermemiştir fakat tekstürde gerçekleşmiştir (p<0,05). Spirulina platensis'in ilave edildiği ürünler protein ve enerji sağlayabilir, yaşlı ve çocuk popülasyonunun beslenme gereksinimlerini karşılamaya katkıda bulunabilir. Sonuçlar S. platensis'in değerli biyoaktif maddeleri nedeniyle fonksiyonel beyaz çikolatayı geliştirme potansiyeli olduğunu göstermiştir.
Gaziantep ilinde sanayi atıklarına maruz kalan tarım alanlarından alınan toprak ve bitki örneklerindeki metallerin kimyasal türlemesi ve biyoyararlanımı
Bu tezin temel amacı, Gaziantep'te endüstriyel ve evsel atık sulardan kaynaklanan kimyasal kirleticilerin (metallerin) toprak ve bitki üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Atıksularla sulanan tarımsal topraklar ve bu topraklarda yetiştirilen gıda ürünleri üzerinde yapılan araştırmalarda aşağıdaki hedefler üzerinde durulmaktadır: (1) Topraktaki metallerin formlarını ve türlerini araştırmak, bitkiler için biyolojik olarak kullanılabilir ve fitotoksik seviyelerini belirlemek ve (2) Toprağın jeokimyasal yapısının metallerin doğal ıslahı üzerindeki etkinliğini (veya uygunluğunu) incelemek. Bunun için; (1) Toprağın pH, katyon değişim kapasitesi (KDK) ve organik madde (OM) gibi fizikokimyasal özellikleri belirlendi. (2) Bureau Referans Komitesi (BCR) ardışık ekstraksiyon prosedürü ve tekli ekstraksiyon prosesleri toprağa uygulandı. (3) Toprak örneklerinin X-ışını kırınımı (XRD) mineralojik analizi yapıldı. Tüm bu işlemlerin sonuçları birlikte değerlendirildiğinde, Gaziantep'te ağır metal kirleticiler kalsit mineraline kuvvetli bir şekilde sorpsiyona uğradığından, doğal koşullarda bunların desorpsiyonu zordur. Böylelikle ağır metal iyonlarının bölge topraklarında doğal ıslah işlemlerine tabi tutulduğu sonucuna varılmıştır. Bölgedeki toprak ve bitkilerin 'temiz' ve 'kirli' gruplarının metal konsantrasyonları birbirine çok yakındır. Bazılarında 'kirli' grubu, bazılarında ise 'temiz' grubu ortalama konsantrasyonlarının daha yüksek olduğu tespit edildi. Ayrıca Gaziantep toprak ve bitki örneklerinden belirlenen element konsantrasyonlarının örneklerin çoğunda izin verilen ulusal ve uluslararası standart konsantrasyon değerlerini aşmadığı tespit edilmiştir. Bu durum aşağıdaki gibi birkaç faktörle açıklanabilir: (1) Ağır metal iyonlarının toprak bileşenleri üzerinde sorpsiyona uğrayarak bitkiler için hareketsiz (elverişsiz) formlara dönüşmesi, (2) Ağır metal türlerinin bitkilerin tüketilen kısımlarına taşınmadan diğer bölgelerde birikmesi gibi faktörler.
Akdeniz bölgesinde doğal yayılış gösteren Origanum L. cinsine ait bazı türlerin fizyolojik ve fitokimyasal özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışma, Akdeniz bölgesinde doğal yayılış gösteren O. boissieri, O. micranthum, O. syriacum var. bevanii, O. laevigatum ve O. vulgare subsp. hirtum'un fizyolojik ve fitokimyasal özelliklerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Fizyolojik özellikler ile mineral madde içeriklerinin Origanum türleri arasında farklılık gösterdikleri belirlenmiştir. Yapılan LC-MS/MS analizlerine göre kafeik asit, resveratrol ve hidroksibenzeoik asit analiz edilen tüm türlerde tespit edilmiştir. Bunun aksine, alizarin, timokinon ve protokateşik asit ise analiz edilen Origanum türlerinde tespit edilememiştir. Origanum türlerinden elde edilen uçucu yağların GC-MS analizlerine göre en fazla bulunanlar O. syriacum var. bevanii'de karvakrol (%63,17), karvon (%12,37) ve timol (%5,28); O. boissieri'de karvon (%75,25), o-simen (%5,74) ve karyofillen (%3,59); O. laevigatum'da bisiklogermakren (%13,45), karvakrol (%11,21) ve germakren-D (%11,06); O. micranthum'da alfa-terpineol (%31,94), linalool (%12,27) ve terpinen-4-ol (%10,06); O. vulgare subsp. hirtum'da ise karvon (%47,29), timol (%25,34), β- simen (%8,18) ve gamma terpinen (%5,83) olarak tespit edilmiştir. Sonuç olarak, analiz edilen türlerin uçucu yağ kompozisyonları, fenolik madde içeriği ve fizyolojik özelliğinde farklılıklar gösterdiği belirlenmiştir. Origanum üzerine yapılacak çalışmalara referans olacağı düşünülmektedir
Antepfıstığında aflatoksin saptanmasında elisa testinin uygulanması
Güneydoğu Anadolu Bölgesi kendine özgü ekolojik özellikleri nedeniyle, Antepfıstığı'nınbaşarılı bir şekilde yetişmesine ve yayılmasına olanak sağlamıştır. Antepfistığı'nın iç ve dış piyasadaçok iyi fiyat bulması üreticiler için önemli bir gelir kaynağı olmuştur. Bu ürünün ihracatında önemlikriterlerden biri de Aflatoksin miktarıdır. Antepfıstığı Aflatoksin değerlerinin saptanması için bir çokmetod kullanılmaktadır. Ancak bu metodlar donanımlı laboratuvara , teknik elemana ihtiyaçduymakta ve yüksek maliyet gerektirmektedir.Bu çalışmada son yıllarda hızlı, ucuz ve güvenilir tanı tekniği olarak oldukça genişuygulama alanı bulan ELİSA testinin Aflatoksin teşhisinde de kullanılabilirliği araştırılmıştır. Ayrıcaelde edilen bulgular aynı örneklere ELISA testlerine paralel olarak uygulanan HPLC analizleriylekontrol edilerek her iki teknik karşılaştırılmıştır. Bu çalışmada kullanılmış olan bitkisel materyal, 38farklı Antepfıstığı deposu ve toptan satış yerlerinden temin edilmiştir. Yapılan ELİSA testisonucunda 16 üründe 2 ppb'nin üzerinde Aflatoksin B1'e saptanmıştır. Aflatoksin Total'de iseherhangi bir bulguya rastlanmamıştır. Yapılan HPLC yöntemi soncunda ise Aflatoksin B1 veAflatoksin Total'de herhangi bir bulguya rastlanmamıştır.Bu sonuçlar bize proteine dayalı moleküler bir tanılama testi olan ELISA testininHPLC'den çok daha hassas ve güvenilir olduğunu göstermektedir.ELISA testi Antepfıstıklarında Aflatoksin saptanmasında ülkemizde ilk defa bu çalışmadakullanılmıştır.Anahtar Kelimeler: Antepfıstığı,Aflatoksin, ELISA, HPLC
Gaziantep ilinde yayılış gösteren kültür güllerinin tespiti ve Gaziantep Üniversitesi botanik bahçesine introduksiyonu
oz GAZİANTEP İLİNDE YAYILIŞ GÖSTEREN KÜLTÜR GÜLLERİNİN TESPİTİ VE GAZİANTEP ÜNİVERSİTESİ BOTANİK BAHÇESİNE İNTRODUKSİYONU BOZDANA, Rezzan Yüksek Lisans Tezi, Biyoloji Bölümü Tez Yöneticisi: Doç. Dr. Yusuf ZEYNALOV Eylül 2004, 126 sayfa Bu çalışmada 2001-2004 yuları arasında Gaziantep merkez ve ilçelerinde yayılış gösteren kültür güllerinin tespiti ve introduksiyonu amaçlanmıştır. Bu amaçla park ve bahçelerden 1048 adet gül çeliği toplanarak Gaziantep Üniversitesi Botanik Bahçesi'ne dikimi yapılmıştır. Bu çeliklerin dikimini takiben fenolojik büyümeleri periyodik olarak gözlemlenmiş ve her bir çeşidin herbaryumu yapılmıştır. Bu çalışmaların sonucunda yapılan teşhislerle 8 seksiyon ve bunlara bağlı 52 çeşit tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Gül, kültür gülü, introduksiyon, Gaziantep.
Örümceklerde (Arachnida=Araneae) sitotaksonomik bir araştırma
oz ÖRÜMCEKLERDE (ARACHNIDA: ARANEAE) SİTOTAKSONOMİK BİR ARAŞTIRMA AKAN, Zübeyde Yüksek Lisans Tezi, Biyoloji Bölümü Danışman: Doç. Dr. Mehmet ÖZASLAN Eylül 2004, 51 sayfa Bu araştırma, örümceklerin teşhis ve sınıflandırmada morfolojik ve anatomik karakterlerin yeterli olmadığı noktalarda uygun kromozom analiz yöntemlerini belirlemek üzere hazırlanmıştır. Materyal olarak canlılarda gelişme evresine göre ergin ve ergin altı formlar incelenmiştir. Taksonlardan farklı doku örnekleri alınmış ve metodun hangisinde daha başarılı olduğu araştırılmıştır. Bu amaçla taksonların ovaryum ve testisleri dissekte edilerek dokulardan uygun ortamlarda kromozom yayma preparatları hazırlanmıştır. Araştırmada çalışılan türlerden Lycosidae familyasına ait ergin altı dişi Arctosa per ita (Latreille, 1799) örneğinden alınan ovaryumda diploid kromozom sayısı 2n = 12, ergin altı erkek Lycosa narborensis (Walkenaer, 1806) örneğinden alınan testiste diploid kromozom sayısı 2n = 18 ve Theraphosidae familyasına ait ergin altı dişi Chaetopelma anatolicwn (Schmidt, Smith, 1995) örneğinden alınan ovaryumda diploid kromozom sayısı 2n = 16 olarak tespit edilmiştir. Ancak türlere ait total kromozom uzunluklarının 2 um den küçük olması (Küçet, 1989) nedeniyle morfometrik ölçümler yapılmamıştır. Anahtar Kelimeler: Sitotaksonomi, Örümcekler, Lycosidae, Theraphosidae
Huzurlu Yaylası (Gaziantep)'nın odunsu bitkilerinin tespiti ve biyoekolojik özelliklerinin saptanması
HUZURLU YAYLASI ( GAZİANTEP ) 'NIN ODUNSU BİTKİLERİNİN TESPİTİ VE BİYOEKOLOJİK ÖZELLİKLERİNİN SAPTANMASI ÇAKIR, M. Bülent Yüksek Lisans Tezi, Biyoloji Bölümü Tez Yöneticisi: Doç. Dr. Elman İSKENDER Temmuz 2004, 158 sayfa ÖZ Bu çalışma 2002-2004 yıllan arasında Huzurlu Yaylası'nın odunsu bitkiler florasının ve biyoekolojik özelliklerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Amanos Dağlarının kuzeydoğusunda bulunan Huzurlu Yaylası grid sistemine göre C6 karesinde ve İran- Turan fitocoğrafik bölgesi ile Akdeniz fitocoğrafik bölgesinin kesişme noktasında bulunmaktadır. Araştırmalar sonucunda özellikle nemli alanlarda cepler (enclav) halinde Avrupa-Sibirya elementleri bulunmuştur. Araştırma alanından 23 taksonun meyve, tohum veya fideleri toplanmış ve Gaziantep Üniversitesi Botanik Bahçesi'ne introduksiyonu yapılmıştır. Araştırma alanından 524 odunsu bitki örneği toplanmış, toplanan bitki örneklerinin teşhisi sonucunda 34 familya ve 58 cinse ait 81 odunsu takson tespit edilmiştir. Bu taksonların 7'si Gymnospermae, 74'ü ise Angiospermae üyesidir. Bu taksonlarm, 8'i Türkiye için endemik, l'i ise nadirdir. Bitkilerin % 32'i Akdeniz elementi, % 19'u Avrupa-Sibirya elementi, % 10'u ise İran- Turan elementidir. Toplam takson sayısının % 39'ı ise geniş yayılışlı ve bölgesi bilinmeyenlerdir. Hayat formu açısından alanda mikrofanerofitler (25 takson), nanofanero fitler (22 takson) ve mezofanerofitler (21 takson) baskındır. Alanda en çok taKsona sanıp ıamıiyaıar; nosaccac \ı&), rcıoctcccıc (y) ve t agoccac (7) Gir. Alanda en çok türe sahip olan cinsler; Quercus (6), Astragalus (4) ve Rosa (3)'dır. 4 takson C6 karesine yeni kayıttır. Anahtar kelimeler: Odunsu bitkiler, Flora, Biyoekoloji, Huzurlu Yaylası, Gaziantep, Türkiye.
Gaziantep doğasında ve kültürde yetişen pinus SSP. türlerinin biyoekolojik özellikleri
Öz GAZİANTEP DOĞASINDA VE KÜLTÜRDE YETİŞEN PİNUS SSP. TÜRLERİNİN BİYOEKOLOJİK ÖZELLİKLERİ FIRAT, Şeydi Yüksek Lisans Tezi, Biyoloji Bölümü Tez Yöneticisi: Doç. Dr. Yusuf Zeynalov Eylül 2004, 90 sayfa Çalışma 2002-2004 yıllan arasında Gaziantep merkez ve ilçelerinde doğal olarak yayılış gösteren ve kültürde yetiştirilen Pinus L. türlerinin tespiti ve biyoekolojik özelliklerinin incelenmesi üzerine yapılmıştır. Araştırma alanına periyodik olarak arazi çıkışları yapılmış toplanan örnekler herbaryum materyali haline getirilmiş ve Gaziantep Üniversitesi Botanik Bahçesine introdüksiyonu yapılmış ve daha sonra biyoekolojik özellikleri incelenmiştir. Yapılan teşhis çalışmaları sonucunda 6 tür tespit edilmiş bununla birlikte 2 türün doğal olarak yayılış göstermekte ve 4 tür de kültürdür. Bu türler ile Monteri çamı (Pinus radiata D. Don.) ve Sarıçam (Pinus sylvestris L.) Gaziantep Üniversitesi Botanik bahçesine introdüksiyonu yapılmıştır. Sonuç olarak Pinus ssp. türlerinin çimlenme, kök ve gövdelerinin büyüme ve gelişmeleri gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Pinus, introdüksiyon, biyoekoloji, Gaziantep
Spirulina sp.'de CuCl2, NaCl ve bunların kombinasyonlarının fizyolojik etkileri
Bu çalışmada bakır klorür (CuCl2, 0.0, 0.1 ve 1.0 ppm), sodyum klorür (NaCl, 0.0, 0.2 ve 0.4 M) ve bunların karışımlarının Spirulina sp.'de meydana getirdiği bazı fizyolojik etkiler araştırılmıştır. Bu kapsamda öncelikle mikroalg besin ortamına adaptasyona bırakılmıştır. Sonra mikroalg belirli derişimde stres çözeltisi içeren besin yerlerine aktarılmıştır. Yedi günlük deney süresi sonunda mikroalglerin büyüme oranları, biyomas (kuru ağırlık üzerinden) miktarları, Cu ve K derişimleri, klorofil-a, karoten, prolin ve malondialdehit (MDA) miktarları belirlenmiştir.1.0 ppm Cu derişiminin Spirulina sp.'nin gelişimi ile biyomas miktarını, K derişimi, klorofil-a ve karoten miktarlarını oldukça düşürdüğü, diğer yandan, Cu, prolin ve MDA miktarlarını ise artırdığı belirlenmiştir. Bununla birlikte 1.0 ppm Cu'a göre 0.1 ppm Cu, bu değişkenleri daha az olumsuz etkilemiştir ve Spirulina sp.'de daha az hasara yol açmıştır. Benzer şekilde NaCl de prolin ve MDA miktarlarını artırmış, diğer değişkenin miktarlarını ise azaltmıştır. Ayrı ayrı NaCl ve Cu uygulamasında karoten miktarındaki azalma klorofil-a'ya göre daha düşük olmuştur. CuCl2 ve NaCl karışımı uygulandığında ise ortama NaCl eklenmesinin Spirulina sp.'nin Cu içeriğinde azalmaya neden olduğu belirlenmiştir. Ayrıca CuCl2 ve NaCl'nin birlikte uygulanmasının diğer değişkenlere etkileri ayrı ayrı CuCl2 ve NaCl uygulamasından daha fazla olmuştur.
CDC25A gen polimorfizmlerinin meme kanseri patogenezi ve prognozu ile ilişkisi
Kontrol noktası temel elemanlarından biri olan hücre bölünme siklusu 25 (CDC25) fosfatazlar hücre siklusunun ilerlemesini düzenleyen önemli regülatörlerdir. Memeli hücrelerinde bu genin üç izoformu tanımlanmıştır: CDC25A, CDC25B ve CDC25C. CDC25A, S fazına girişte gereklidir ve bu fosfatazın aşırı ekspresyonu S fazına girişi hızlandırır. CDC25A'nın aşırı ekspresyonu tümör hücrelerini DNA replikasyon kontrol noktalarına daha az hassas hale dönüştürür ve böylece genomik kararsızlıklarına eşlik eder. Bu çalışmada, insan CDC25A genindeki tek gen polimorfizmlerinin metastatic ve metastatik olmayan meme kanserindeki sıklığının incelenmesi amaçlanmıştır. Meme kanseri tanısı konmuş toplam 281 hasta ve 137 meme kanseri olmayan sağlıklı birey çalışmaya dahil edilmiştir. CDC25A gen polimorfizmlerinin belirlenmesi PCR ve RFLP tekniğiyle gerçekleştirilmiştir. 263C/T bölgesindeki polimorfik değişim hem meme kanseri ile hem de metastazla ilişkili bulunmuştur. Özendirici bölgesinde yer alan -350C/T polimorfizmi ile meme kanseri arasında anlamlı bir ilişkiye rastlanmamıştır. Yine özendirici bölge içinde yer alan -51C/G polimorfizmi meme kanseri ile ilişkili bulunurken metastazla ilişkili bulunmamıştır. Bu sonuçlar CDC25A geninin 263C/T ve -51C/G polimorfizmlerinin meme kanserinin erken tanısı için aday belirteç olabileceklerini ve tedavide ideal hedefler olarak rol oynayabileceklerini düşündürmektedir.
Kronik hepatit C hastalarından izole edilen HCV NS5A geninin interferona duyarlılığı belirleyen bölgesi ve protein kinaz bağlama bölgesi mutasyon analizi
Hepatit C virüsü enfeksiyonları yaklaşık %80'inin kronikleşmesi ve buna bağlı siroz ve hepatosellüler karsinom gibi önemli komplikasyonları nedeniyle, HCV tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli bir halk sağlığı sorunudur. HCV izolatlarının büyük çoğunluğu antiviral tedaviye dirençlidir. Direncin moleküler mekanizmaları gerek in vivo gerekse in vitro olarak birçok çalışmada araştırılmış ve oldukça önemli bulgular elde edilmiş olmasına rağmen sorun henüz çözülebilmiş değildir. Bu çalışmanın amacı, Gaziantep'te HCV pozitif hastaların ISDR ve PKR-BD bölgesindeki mutasyonların saptanarak tedavi yanıt ile ilişkisi araştırmaktır. Çalışmaya HCV RNA pozitif 34'ü kadın 25'i erkek olmak üzere toplam 59 hasta dâhil edilmiştir. Kalıcı virolojik yanıt alınan hastalarda PKRBD bölgesinde, 25'i (%27,83) ISDR bölgesinde olan 97 aminoasit değişimi ve tedaviye yanıt vermeyen hastalarda PKR-BD bölgesinde 12'si (%15,38) ISDR bölgesinde olan 78 aminoasit değişimi saptanmıştır. Çalışmamızda, NS5A geninin interferona duyarlılığı belirleyen bölgesi (İnterferon sensitivity determining region-ISDR) ve Protein kinaz bağlama domaininde (PKR-BD) saptanan mutasyon sayıları ile interferon-alfa+ribavirin kombinasyon tedavi arasında istatiki olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır.
Bisfenol A ve tetrabromobisfenol a'nın ekmeklik ve makarnalık buğday çeşitlerindeki etkileri
Bu çalışmada, bisfenol A ve tetrabromobisfenol A'nın ekmeklik buğday çeşitlerinden Sagittario ve makarnalık buğday çeşitlerinden Zenit tohumlarının çimlenmesine etkileri ile buğday fidelerinin kök ve otsu gövdelerindeki bazı biyokimyasal parametrelere etkileri belirlenmiştir. Tohum çimlenmesi BPA ve TBBPA'nın 10 mg/L derşiminde önemli bir değişim göstermemiştir. Fakat BPA ve TBBPA'nın 50 mg/L'lik derişiminde ise tohum çimlenmesi önemli düzeyde azalmıştır. Benzer olarak, Zenit çeşidinin 50 mg/L BPA etkisindeki fideler hariç, yüksek BPA ve TBBPA derişimlerinde kök ve gövde gelişimi de olumsuz yönde etkilenmiştir. BPA ve TBBPA'nın buğday çeşitlerinin kök ve gövdelerinde oksidatif strese neden olduğu, oluşan H2O2'nin yanında kantitatif olarak analiz edilen malondialdehit ve protein olmayan SH grup miktarlarıyla da ortaya çıkartılmıştır. BPA ve TBBPA'nın buğday köklerindeki toksik etkileri histokimyasal olarak da belirlenmiştir. Buğday çeşitlerinin 10 mg/L'lik derişimlerde oksidatif stresi tolere edebilme kapasitesine sahip olduğu belirlenmiştir. Uygulanan kimyasalların derişimine bağlı olarak protein miktarlarında azalma olmuştur. Kök ve gövdelerin H2O2 ve MDA miktarlarındaki artış, oksidatif stresin teşvik ettiği sonuçlardan kaynaklandığını düşündürmüştür.
Gaziantep ili fıstık ağaçları (Pistacia vera L.) mikobiyotası
Bu araştırma Gaziantep İl sınırları içerisinde 2009-2010 yılları arasında yürütülmüştür. Yapılan çalışmada Pistacia vera L. üzerinde gelişen Ascomycota (5 sınıf, 9 takım, 11 familya, 15 cins, 23 tür) divizyosuna ait 23 mikrofungus türü ve Basidiomycota (1 sınıf, 1 takım, 1 familya, 1 cins, 2 tür) divizyosuna ait 2 makrofungus türü tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda Pistacia vera L. üzerinde 14 cinse ait 17 tür (Alternaria tenuissima, Aspergillus fumigatus, Bispora antennata, Botrytis cinerea, Coniothecium complanatum, Cytospora sarothamni, C. terebinthi, Diplodia pistaciae, Fomes fomentarius, F. rimosus, Fusarium oxysporum, F. roseum, Penicillium decumbens, Phoma pulchella, Rosellinia pulveracea, Steganosporium irregulare, Strickeria pistaciae) ülkemizde ilk kez kaydedilmiş olup bunlardan 8 tür (Bispora antennata, Cytospora sarothamni, C. terebinthi, Diplodia pistaciae, Fomes rimosus, Phoma pulchella, Steganosporium irregulare, Strickeria pistaciae) ülkemiz için yeni kayıttır. Bunlardan 6 türün (Bispora antennata, Coniothecium complanatum, Cytospora sarothamni, Phoma pulchella, Rosellinia pulveracea, Steganosporium irregulare ) Pistacia vera L. üzerinde geliştiği ilk kez bu çalışma ile tespit edilmiştir.
Sındırgı (Balıkesir) Yağcıbedir halılarında kullanılan doğal boya bitkilerinin ve geleneksel boyama yöntemlerinin etnobotanik açıdan incelenmesi
Bu tez çalışması Sındırgı (Balıkesir) Yağcıbedir halılarında geçmişte ve günümüzde kullanılan doğal boya bitkilerini, dokumada kullanılan ağaç malzemelerde hangi bitki türlerinin kullanıldığını ve geleneksel boyama yöntemlerini araştırmak amacı ile Kasım 2022-Eylül 2023 tarihleri arasında yapılmıştır. Çalışma süresince Sındırgı yöresinde geçmişte ve günümüzde halıcılıkla uğraşan köyler belirlenmiştir. Sındırgı merkez ve beş adet köyde halıcılıkla ilgilenmiş ve ilgilenmekte olan kişiler ile gerekli görüşmeler yapılmıştır. Kaynak kişilerden doğal boyamacılıkta kullanılan bitkiler, doğal boyama yöntemleri ve dokumacılıkta kullanılan ağaç malzemeler hakkında gerekli bilgiler kayıt altına alınmıştır. Çalışma sahası merkezinden ve köylerinden toplanan bitkilerin kullanılabilir durumda olanlarının bilimsel teşhisleri Düzce Üniversitesi Biyoloji Bölümü Botanik Araştırma Laboratuvarı ve DUOF Herbaryumu'nda gerçekleştirilmiştir. Sındırgı (Balıkesir) Yağcıbedir halılarına ana renklerini vermek amacı ile kullanılan 6 adet bitki türünün Brassicaceae, Polygonaceae, Rubiaceae, Juglandaceae, Fagaceae, Fabaceae, mordanlama amacı ile kullanılan 6 adet bitki türünün Cistaceae, Lamiaceae, Datiscaceae, Salicaceae, Polygonaceae dokumacılık için kullanılan ağaç malzemelerin 13 adet bitki türünden elde edildiği ve bu bitki türlerinin Pinaceae, Fagaceae, Anacardiaceae,, Rosaceae, Ulmaceae, Oleaceae, Cornaceae, Platanaceae, Juglandaceae ve Salicaceae familyalarına ait olduğu ve kullanılan bitki türlerinin bir adedinin Türkiye orijinli olmadığı diğer bitki türlerinin Türkiye'de doğal yayılış gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır.
Dimethoate uygulamasının Oncorhynchus mykiss'te biyokimyasal ve hematolojik parametrelere etkileri ile DNA hasarının ve endokrin bozucu potansiyelinin araştırılması
Bu araştırmada, dimethoate'nin Oncorhynchus mykiss dokularında hematolojik, biyokimyasal, genotoksik etkileri ile nörotoksisite ve endokrin bozucu potansiyeli birlikte ele alınarak araştırılmıştır. Bu amaçla ergin O. mykiss 5, 15 ve 30 gün süre ile pestisitin 0.0735 mg/L, 0.3675 mg/L ve 0.7350 mg/L derişimlerinin etkisinde bırakılmıştır. Hematolojik analizlerde oto analizör, oksidatif stres parametrelerinin belirlenmesinde spektrofotometrik yöntemler ve DNA hasarının incelenmesinde comet analizi kullanılmıştır. Özellikle uzun süreli pestisit uygulamasından sonra eritrosit ve lökosit sayılarında, hemoglobin, hematokrit, MCV ve MCH değerlerinde belirlenen azalma mikrositik hipokromik anemi geliştiğine işaret etmektedir. Dimethoate stresinin neden olduğu yüksek metabolik talebi karşılamaya yanıt olarak belirlenen hiperglisemik ve hipoproteinemik durum, O. mykiss'te gözlenen davranışsal değişimler ile desteklenmektedir. Karaciğer ve beyin dokularında AChE spesifik aktivitesinde %45-94 oranında belirlenen inhibisyon, dokularda asetilkolin birikimi ve kolinerjik iletimde bozulmanın göstergesidir. Gözlenen davranışsal anormaliklerin dimethoate indüklü nörotoksisiteden kaynaklandığı düşünülmektedir. Dimethoate O. mykiss'te anti-androjenik etki göstermemiştir, ancak 17ß-estradiol düzeyinde belirlenen değişimle desteklendiği üzere H-P ekseninde son ürün inhibisyonunu değiştirerek ve bir östrojen taklit gibi davranarak endokrin bozucu etkiye neden olmuştur. Aminotransferazlar ALT ve AST enzim aktivitelerinde belirlenen süre ve derişimle pozitif ilişkili artış, dimethoate'nin toksik etkisini doğrudan karaciğer dokusu üzerinde göstererek hücre membran permeabilitesini bozduğunu göstermektedir. O. mykiss karaciğer ve beyin dokularında antioksidan enzim aktivitelerinde belirlenen bifazik yanıt ve lipid peroksidasyonunun artışı, antioksidan savunmanın reaktif türleri etkisiz hale getirmek için yeterli olmadığını ve dimethoate uygulamasının oksidatif stres oluşumu ile sonuçlandığını göstermektedir. Ayrıca düşük antioksidan kapasitesi nedeniyle beyin dokusunun, karaciğere nazaran oksidatif strese daha duyarlı olduğu belirlenmiştir. Comet analizi ile, pestisit uygulanan gruplarda DNA hasar düzeyinin kontrole göre önemli oranda yüksek bulunması, dimethoate'nin genotoksik etkisini açıkça ortaya koymaktadır. Bu çalışma ile, farklı toksisite biyomarkırlarının birlikte incelenmesinin, kimyasalın toksik profilinin değerlendirilmesinde daha anlamlı sonuçlar elde edilmesine yardımcı olduğu ve subletal derişimlerde O. mykiss'te belirlenen yanıtlar dikkate alındığında, dimethoate'nin oldukça toksik olduğu sonucuna varılmıştır.