
442
Archived Theses
7
DOIs Assigned
2%
DOI Rate
Discipline
Farklı jeodezik yöntemlerle Bolvadin'deki yüzey deformasyonlarının izlenmesi
Bu çalışmanın amacı ASFS'nin (Akşehir Simav Fay Sistemi) içinde yer alan Bolvadin Fayı'nın devamında yerleşim alanında yıkıcı deprem olmaksızın oluşmuş ve oluşmaya devam eden asismik yüzey deformasyonlarının incelenmesidir. Bunun için Bolvadin ilçesi ve çevresindeki deformasyonların belirlenmesi amacıyla GNSS (Global Navigation Satellite System), Nivelman ve SAR (Synthetic Aperture Radar) yöntemleri kullanılmıştır. Üç farklı yöntemin kullanılması sayesinde düşey deformasyonlar karşılaştırmalı olarak belirlenmiştir. Bu kapsamda Bolvadin'de yüzey deformasyonlarının aktif olduğu bölgeye bir tanesi 2017 diğer iki tanesi 2020 yılında olmak üzere kesintisiz gözlem yapan 3 sabit GNSS istasyonu kurulmuştur. Ayrıca faya dik profillerden oluşan nivelman ağı kurularak bu ağda 2016-2020 yılları arasında 5 kampanya hassas nivelman ölçümü yapılmıştır. Son olarak 2016-2020 yılları arasındaki Sentinel-1 uydu görüntüleri kullanılarak bölgedeki düşey deformasyonlar elde edilmiştir. GNSS verilerinden elde edilen sonuçlara göre bölgedeki maksimum deformasyon hızı -94 mm/yıl (BLV1 istasyonu) olarak hesaplanmıştır. Hassas Nivelman sonuçlarına göre ise bu noktaya yakın nivelman noktalarındaki maksimum deformasyon hızı -78 mm/yıl'dır. Bu nokta için InSAR verilerinden elde edilen sonuçlara göre ise deformasyon hızı -82 mm/yıl olarak hesaplanmıştır. Üç yöntemden elde edilen sonuçlar uyum içerisindedir. Buna göre tüm sonuçlar birlikte değerlendirildiğinde BLV1 GNSS istasyonu civarında yıllık düşey deformasyon hızlarının -80 ile -90 mm olduğu görülmektedir.
Afyonkarahisar Sandıklı ilçesinde çok ölçütlü karar analizi kullanılarak CBS tabanlı potansiyel jeotermal alanların belirlenmesi
Günlük yaşamın sürdürülebilmesi ve bireylerin temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için en önemli unsurlardan biri enerjidir. Enerji, gündelik ihtiyaçlar için gerekli olan elektrik, ısı ve hareket gibi enerji formlarını ifade eder. Enerji, evlerimizi aydınlatmak, elektrikli cihazları çalıştırmak, ısınma ve soğutma sağlamak, ulaşım araçlarını hareket ettirmek gibi birçok alanda temel bir gereksinimdir. Modern dünya düzeni için gerekli enerjiyi sağlamak ve çarkları döndürmek üzere başvurduğu temel kaynaklar arasında fosil yakıtlar bulunmaktadır. Ancak, günümüzde bu durumu değiştirmek adına birçok adım atılmaktadır. Çünkü fosil kaynakların tükenme riskiyle karşı karşıya olunup, enerji üretimi sürecinde ortaya çıkan kirletici etkiler çevreye zarar vermektedir. Bu nedenlerle, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik araştırmalar artmaktadır. Yenilenebilir enerjilerden biri olan jeotermal enerji, doğadan sürekli olarak yenilenebilen bir enerji kaynağıdır ve çevreye minimum zararlı etkisi olan bir enerji türüdür. Yüksek sıcaklıklı kaynaklardan elde edilen bu enerji, elektrik üretimi, ısıtma ve soğutma gibi farklı alanlarda kullanılabilir. Jeotermal enerji, Türkiye'nin sürdürülebilir enerji kaynakları arasında büyük bir potansiyele sahiptir. Özellikle Türkiye'nin batı bölgeleri, bu kaynakların yoğun olduğu bölgelerdir. Afyonkarahisar, Denizli, Aydın, Manisa, Muğla ve Uşak gibi illerimizde jeotermal enerji santralleri bulunmaktadır. Çalışma alanı olan Afyonkarahisar ili Sandıklı ilçesinde de jeotermal enerji aktif olarak birçok alanda kullanılmaktadır. Bu tez çalışmasında, Afyonkarahisar ili, Sandıklı ilçesinde potansiyel jeotermal sahalar belirlenmeye çalışılmıştır. Öncelikle literatür araştırması ve uzman görüşlerine dayalı ölçütler belirlenmiştir. Seçilen eğim, drenaj yoğunluğu, yer yüzey sıcaklıkları, jeolojik uygunluk ve fayların ölçüt verileri temin edildikten sonra Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ortamında ölçütlere ait katmanlar oluşturulmuştur. ÇÖKA kapsamında ölçütler değerlendirilip Entropi Yöntemiyle ağırlıkları hesaplanmış ve ölçüt katmanları ile sentezlenip potansiyel jeotermal haritası oluşturulmuştur. Potansiyel jeotermal haritasında sınıflandırmalar yapılmış ve çok yüksek duyarlılığa sahip olan Sandıklı ilçesi Kusura, Çakır, Koçhisar, Başkuyucak ve Ekinhisar mevkileri yeni jeotermal sahaları olarak önerilmektedir.
30 Ekim 2020 ( Mw= 6.9) Sisam depremi sonrası İzmir bölgesi kadastral nokta koordinat değişimlerinin incelenmesi
Bu araştırmada İzmir sınırları içerisinde yer alan 18 adet kadastro noktasının, 30 Ekim 2020 Mw=6.9 Sisam depremi sonrasında koordinatlardaki değişimler ele alınmıştır. Bu amaçla 18 noktada 2021 ve 2022 yıllarında GNSS ölçüleri gerçekleştirilmiştir. Tüm veriler GAMIT yazılımı ile değerlendirilerek noktalara ait güncel koordinatlar hesaplanmış ve deprem öncesi duruma göre koordinat değişimleri belirlenmiştir. Depremden hemen sonrasındaki yıl olan 2020-2021 ve 2021-2022 yıllarındaki koordinat değişimleri incelendiğinde sırasıyla 1-40 ve 1-35 mm kadar farklar hesaplanmıştır. Elde edilen sonuçlar incelendiğinde özellikle deprem sonrası dönemlerdeki hız farklılıklarından dolayı yeni nokta tesis edilmesinden kaçınılması ve kadastral alt yapılarda güncellemeler yapılması gerekli olduğu düşünülmektedir.
Gediz Grabeni sıyrılma fayı'nın GNSS ölçüleri ile izlenmesi
Ege Denizi'nden Batı Anadolu'nun iç kısımlarına kadar yaklaşık D-B doğrultusunda uzanan bir koridoru şekillendiren Gediz Grabeni boyunca, aletsel dönemde çok sayıda yıkıcı deprem meydana gelmiş ve bu depremlerin bir kısmı yüzey kırığı oluşturmuştur. Ayrıca grabenin güneybatı kenarı, 28 Mart 1969 tarihinde meydana gelen 6.9 büyüklüğündeki bir deprem ile yeniden aktivitesini sergilemiştir. Gediz Grabenindeki faylanma yapılarını incelemek için daha önce birçok çalışma yapılmıştır. Bu çalışmada ise Gediz Grabeninin güneyinde yer alan düşük açılı sıyrılma fayının kinematik yapısının incelenmesi amacıyla 47 noktalı GNSS ağı oluşturulmuştur. Bu çalışmada literatürden farklı olarak, Gediz Grabeninin tamamı ele alınmıştır. Bu nedenle çalışma sahasının farklı alanlarında yapılan çalışmalarda kullanılan noktalara ait geçmiş GNSS ölçüleri temin edilmiştir. Ağda yer alan noktalarda ise 2021 ve 2022 yıllarında 2 kampanya ölçü daha gerçekleştirilmiş ve tüm GNSS ölçüleri, GAMIT/GLOBK yazılımı ile değerlendirilmiştir. Avrasya plakası sabit hız alanları ve gerinimler hesaplanmıştır. Hız alanı incelendiğinde çalışma bölgesinin yıllık 14–25 mm'lik hızla batı-güneybatı yönünde hareket sergilediği belirlenmiştir. Zaman serileri incelendiğinde ise maksimum çökme/yükselmenin TRAZ istasyonunda (-103 mm/yıl) olduğu görülmüştür. Gerinim alanları incelendiğinde, Gediz Grabeni içerisinde KKD-GGB yönlü en büyük açılma rejimi görülmüştür. Güncel hız alanı kullanılarak hem graben için literatürde yer alan blok model test edilmiş hem de yeni blok model çalışması yapılmıştır. Çalışmadaki üçüncü blok modelde her iki bileşen için de hata ±0.8 mm'dir. Grabenin kuzey bloğu ile graben içi blok sınırında 1 mm/yıllık sol yönlü hareket ve 2.3 mm/yıllık bir açılma rejimi elde edilmiştir.
250000 ölçekli jog haritalarda kenarlaşma hazırlık programı geliştirilmesi
Ülkemizde JOG serisi (kara ve hava) ve TFC haritaların üretim sorumluluğu Harita Genel Müdürlüğü'ndedir. 2000'li yıllara kadar JOG serisi haritalar analog olarak üretilmekteydi. 2000 yıllından sonra sayısal ortamda üretilmeye başlanmıştır. Sayısal ortama geçilmesi ile birlikte üretim kapasitesini arttırma, zamandan ve iş gücünden tasarruf sağlamak için birçok uygulama geliştirilmiştir. 1:250000 ölçekli JOG serisi haritalar klasik olarak yapılan kenarlaşma işlemi için dört kenar paftanın çıktısı alınarak bindirme alanlarından başlanır ve dört kenar paftanın kenarlaşması yapılmaktadır. Bu uygulama ile sayısal ortamda daha az hata ile paftanın dört kenarını hızlı bir şekilde kenarlaşmasını sağlayacak bir kenarlaşma hazırlık programı geliştirilmiştir. Bu uygulamanın amacı kâğıt tasarrufu sağlayarak kartografların iş gücünü azaltmak, zaman kaybından kurtarıp üretim hızını arttırmaktır.
Farklı kaynaklardan gelen verilerin kartografik veri yapısına otomatik dönüştürülmesi
Ülke içinde büyük ölçek dışında kalan ölçeklerin topografik haritalarının üretimini üstlenen kurum Harita Genel Müdürlüğü'dür. Bu kapsamda topografik haritaların üretiminde kullanılan vektör veriler, ülke sınırları içerisinde yapılan uçuşlar ve arazi bütünlemesi sonucunda toplanmaktadır. Ülke sınırları dışında uçuş ve bütünleme yapılamamaktadır. Bu yüzden vektör verilerin toplanması imkânsız bir hâl almaktadır. Bu durumlar için bir organizasyona üye olunmuştur fakat istenilen her bölgenin verisine yine ulaşılamamaktadır. Bu sorunun çözümü için açık kaynak verilerinden oluşan veri havuzundan istenilen bölgenin verisinin alınması önemli bir seçenektir. Alınan verilerin olduğu gibi kullanılamaması nedeniyle kartografik veri yapısına dönüştürülmesi gerekmektedir. Bu çalışmada geliştirilecek bir algoritma ile vektör verisine sahip olunmayan bölgeler için açık kaynaklardan elde edilen veriler kullanılarak, topografik harita üretimi sağlanmıştır. Bu algoritma ile hem zaman hem de iş gücü kaybının engellenmesi, bundan sonraki kartografik verilerin üretilmesine yönelik çalışmalarda yardımcı kaynak olarak kullanılması amaçlanmıştır.
Tutga verileri ile güncel ve çözünürlüğü yüksek jeopotansiyel modeller kullanılarak iller-bölgeler-ülke bazında karşılaştırılması
Dünya'nın matematiksel olarak ifade edilebilmesi için referans elipsoidinin modellenmesi gerekmektedir. Jeoitin yüzeyi ve elipsoidin yüzeyi şeklinden dolayı birbirinden ayrıdır. Elde edilen fiziksel değerlerden bazıları, mühendislik problemlerimizin çözümünde kilit konulardır. Jeodezik ondülasyon değeri, ortometrik yükseklikler ile elipsoidal yükseklik değerleri, bu yüzeyler arasındaki farkları hesaplamaya olanak sağlamaktadır. Uydu tabanlı ölçümlerden önce, Jeoit yüksekliği, astrojeodezik gözlemler ve gravimetrik ölçüm gibi tekniklerle gerçekleştirilmiştir. Bu tekniklerin her ikisi de hassas ve uzun ömürlüdür. Sonuçları için etkili kontroller yapılamaz. Uydu teknolojisinin gelişmesiyle birlikte elipsoidal yükseklikler saniyeler içinde ölçülebilir hale gelmiştir. Bu ölçümler kontrolü ve doğruluğu yüksek olmakla birlikte, çok kısa sürede ve sıklıkla yapılmıştır. Bu çalışmada, güncel ve çözünürlüğü yüksek global jeopotansiyel modellerden çalışma alanlarımız için en iyi sonucu verecek modeller araştırılmıştır. Çalışma alanı olarak Türkiye, Bölgeler, İller olarak ayrı ayrı çalışılmıştır. 36°N ≤ φ ≤ 42°N; 26° E≤ λ ≤ 45° E koordinatları sınırları içerisinde yaklaşık 769.632 km² bir alanı kapsamaktadır. Jeoit yüksekliğine bağlı Global Jeopotansiyel Modellerin test edilmesi hususunda kullanılan Türkiye Ulusal Temel GPS Ağına (TUTGA) ait 582 nokta GNSS/Nivelman noktası kullanılmıştır. Global jeopotansiyel modellerden elde edilen jeoit yükseklikleri ile GNSS/Nivelman noktalarından elde edilen jeoit yükseklikleri arasındaki farklara ait hesaplar Excel üzerinden yapılmıştır. TUTGA noktalarına ait Ortometrik ve Elipsoidal yükseklikler ile Global Jeopotansiyel Modeller arasındaki farklar incelenerek Türkiye, bölgeler ve iller bazında, araştırmalar sonucunda seçimi yapılan en iyi modeli karesel ortalama hataları açısından irdelenmiş ve Türkiye için en uygun yüksek çözünürlüklü modelinin XGM2019E-2159 olduğu, İç Anadolu, Ege, Marmara Bölgeleri için SGG-UGM-2, Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Akdeniz Bölgeleri için XGM2019E-2159, Karadeniz Bölgesi için GECO modelinin seçimi uygun görülmüştür. İller bazında yapılan hesaplamalar sonucunda en yüksek karesel ortalama hata değeri (1.5903 m) ile Ardahan ili için Geco Modelinde, en düşük hata değeri (0.4867 m) ile Şırnak İli için EGM2008 modelinde görülmüştür.
Küresel sayısal yükseklik modellerinin ICESat-2 ve GEDI verileri ile düzeltilmesi
Sayısal Yükseklik Modelleri (SYM), gridlenmiş yükseklik bilgisi ve o bilgiden üretilen eğim, bakı gibi değerler yardımıyla birçok mesleki disiplinde önemli bir veri kaynağıdır. Bu sebeple ücretli, ücretsiz, lokal ölçekte ya da küresel ölçekte birçok SYM üretilmiş ve üretilmektedir. Ancak küresel SYM (KSYM) verileri, veri yapıları ya da SYM üretim aşamalarından dolayı çeşitli hatalar içermektedir. Bu hataların giderilmesi için farklı SYM'ler beraber kullanılarak veri iyileştirme yöntemleri geliştirilmiştir. Bu çalışmada, KSYM verilerinin (AW3D30, ASTER KSYM ve SRTM) uzay tabanlı LiDAR altimetre verileri (GEDI ve ICESat-2) ile iyileştirilmesi amaçlanmıştır. Tez çalışmasında, öncelikle 2018 yılının sonlarında veri toplamaya başlayan uzay tabanlı LiDAR altimetre sistemlerinden GEDI ve ICESat-2 verilerinin SYM üretimi performansına bakılmıştır. Bu kapsamda Amerika Birleşik Devletleri, Yeni Zelanda ve Porto Rico adasından test alanları seçilmiştir. Test alanlarında doğruluk verisi olarak havadan LiDAR verileri kullanılmıştır. Test alanlarında, kriging metoduna göre SYM'ler üretilmiş ve sonuçları AW3D30, ASTER KSYM ve SRTM verileri ile karşılaştırılmıştır. GEDI ve ICESat-2 verilerinin ayrı ayrı kullanılarak oluşturulan SYM'lerde başarı düşük olsa da, ICESat-2 ve GEDI verilerinin birlikte kullanılmasıyla oluşturulan modellerde daha iyi sonuçlar elde edilmiştir. Özellikle korelasyonun %99 ile yüksek ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Ver iyileştirme kapsamında beş farklı test alanı seçilmiştir. Bu alanlar SYM üretiminde kullanılan alanlara ek olarak İstanbul ve Ankara illeridir. İstanbul ve Ankara illerinde yer doğruluğu olarak GNSS verisi kullanılmıştır. KSYM verilerini, GEDI ve ICESat-2 verileriyle iyileştirmek için ANN, CNN ve XGBoost yöntemleri kullanılmıştır. GEDI ve ICESat-2 verilerinin nokta bazlı doğruluklarına bakıldığında 6.48 m ile 11.29 m arasında değişmektedir. Bu sonuçlara göre yalnızca test alanı-3'de GEDI verisi KSYM'lere göre kötü sonuç verirken diğer tüm alanlarda KSYM verilerine göre düşeyde daha yüksek doğrulukta olduğu sonucuna varılmıştır. SYM iyileştirme potansiyeline bakıldığında tüm alanlarda KSYM'ler iyileştirilmiştir. Genel doğrulukta en çok iyileşme CNN yöntemiyle ASTER KSYM verisinde KOH'a göre 4.35 m ile Test Alanı-4'te elde edilmiştir. Arazi örtüsü sınıflarına göre en iyi iyileşme CNN yöntemiyle ASTER KSYM verisinde KOH'a göre 4.72 m ile mera sınıfında elde edilmiştir. Eğim grubu sınıflarında en iyi iyileşme CNN metoduyla ASTER KSYM verisinde KOH'a göre 9.77 m ile %60-> eğim grubunda elde edilmiştir. Çalışma sonucu yöntemler yönünden incelendiğinde en başarılı yöntemin CNN yöntemi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Arazi örtüsü sınıflarında en iyi iyileşme başarısı orman sınıfında elde edilmiştir. Eğim gruplarında, yüksek eğimlerde daha iyi sonuçlar elde edilmiştir.
20 Temmuz 2017 (Mw:6.6) Bodrum-Kos depremi sonrası Gökova Körfezi'ndeki gerinim alanlarının belirlenmesi
Bodrum yarımadası açıklarında 20 Temmuz 2017 tarihinde Mw: 6.6 büyüklüğünde yıkıcı bir deprem meydana gelmiştir. Bu çalışma kapsamında bölgede postsismik dönemin sonrasındaki güncel gerinimlerin hesaplanması ve buna bağlı olarak jeodezik deprem tekrarlama periyotlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Bunun için 28 noktadan oluşan bir GNSS ağı oluşturulmuştur. Bu ağda 2022 yılı Şubat ve Aralık aylarında birer kampanya GNSS ölçümü gerçekleştirilmiştir. Ayrıca ağda yer alan noktalarda geçmiş çalışmalarda elde edilen GNSS verileri temin edilmiştir. Temin edilen ve gerçekleştirilen 2 kampanya sonucunda elde edilen GNSS verilerinin değerlendirilmesiyle çalışma bölgesinin deprem öncesi ve deprem sonrası hız alanı hesaplanmıştır. Deprem sonrası hız alanı kullanılarak yapılan gerinim analizinden elde edilen sonuçlara göre maksimum gerinimler 230 ns/yıl ile Gökova Körfezi'nde hesaplanmıştır. Bununla birlikte Gökova körfezi içinde Mw:6 ve üzeri depremlerin 50-70 yıl, Mw:7 ve üzeri depremlerin ise 550-750 yıl arasında jeodezik tekrarlanma periyotlarına sahip oldukları belirlenmiştir. Bu çalışma kapsamında Gökova Fay Zonu'nun üzerinde Ören segmenti ve çevresinde Mw:6.3-6.9 büyüklüğünde deprem üretebilecek enerjinin biriktiği belirlenmiştir.
Makine öğrenmesi teknikleri ile deprem tehlike haritalarının belirlenmesi
Ülkemiz taşıdığı coğrafi şartlar gereği doğal afetler, özellikle de deprem gerçeği ile sıklıkla yüzleşmektedir. Can ve mal kayıplarının büyük bölümünün depremlerde meydana geldiği ve 5 yılda bir bu coğrafyanın yıkıcı bir depremle sarsıldığı düşünülürse, deprem afeti önlem alınması gereken afetler bakımından ilk sırada gelmektedir. Depremler için alınabilecek önlemlerin belirlenmesi için depremlerin önceden tahmin edilebilmesi büyük önem arz etmektedir. Bu bağlamda son yıllarda makine öğrenmesi ile deprem tahmini çalışmaları hız kazanmıştır. Literatürde çeşitli yöntemler ile bu çalışmaların yapıldığı görülmektedir. Bu çalışmada ise deprem kataloğu ile jeolojik ve jeodezik verilerin birleştirildiği bir veri seti oluşturulmuştur. Sonrasında hem tüm depremleri içeren ham veri hem de fay bilgilerinin ve gerinimlerin eklendiği veri seti uygun şekilde eğitim ve test verisi olarak ayrılmıştır. Random Forest, Xgboost, Decision Tree ve K-nn regresyon algoritmaları kullanılarak eğitim seti ile modeller eğitilmiş, eğitilen modeller test verisi ile test edilmiştir. Elde edilen sonuçlar karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Karesel ortalama hata değerlerine göre en iyi sonuç 0.09 ile random forest ve xgboost algoritmalarında elde edilirken, en kötü sonuç 0.19 ile decision tree algoritmasında elde edilmiştir. Son olarak kullanılan tüm algoritmalar ile geleceğe yönelik deprem tahminleri yapılarak, bu tahminler deprem tehlike haritalarının üretilmesinde kullanılmıştır. Yapılan bu çalışmada kullanılan veri seti ile makine öğrenmesi ile deprem tahmini çalışmalarına farklı bir bakış açısı getirerek literatüre katkıda bulunulmuştur.
İnsansız hava araçları ile yüzey değişimlerinin belirlenmesi
Bu çalışmada uygulama alanı olarak İzmir İli, Çiğli İlçesi, Harmandalı Mahallesi'nde bulunan heyelan bölgesi seçilmiştir. Lokal olarak küçük heyelanların gerçekleştiği bölgede, 30 Ekim 2020 tarihinde Sisam Adası'nda gerçekleşen ve İzmir'i de etkileyen Mw:6,9 büyüklüğünde deprem ile büyük kütleler halinde zemin hareketleri geçekleşmiş ve çevredeki yapılara büyük hasarlar vermiştir. Çalışma kapsamında fotogrametrik yöntem ve GNSS ölçüm tekniği kullanılarak heyelan aktivitesi izlenmiştir. Etki alanının büyük olması nedeniyle insansız hava aracı kullanılmış ve belirli periyotlarda fotogrametrik uçuşlar yapılmıştır. Uçuşlardan elde edilen veriler işlenerek bölgenin sayısal yükseklik modeli ve ortofoto haritası üretilmiştir. Üretilen yüzey modellerinin periyotları arasında ki yükseklik farkları baz alınarak deformasyon ve mevsimsel değişim haritaları üretilmiştir. Aynı periyotlar içerisinde bölgeye tesis edilen noktalarda GNSS ölçümleri yapılmış ve benzer stratejiyle GNSS deformasyon farkları elde edilmiştir. Deformasyon ve mevsimsel değişim haritaları değerlendirilerek heyelan bölgesindeki düşey yönlü deformasyonlar, GNSS ölçüm noktaları incelendiğinde ise bölgedeki yatay yönlü deformasyonlar tespit edilmiştir.
Göktürk-1 uydu görüntülerinde pus giderme
Bu tez çalışmasında, Göktürk-1 uydu görüntülerinde pus kaynaklı atmosferik bozulmaların yol açtığı problemler ele alınmıştır. PCI Geomatica yazılımının sağladığı ATCOR atmosferik düzeltme yöntemi kullanılarak gerçekleştirilen pus giderme işlemi, başarılı bir şekilde atmosferik bozulmaları azaltarak görüntülerin kalitesini önemli ölçüde artırmıştır. Atmosferik düzeltme sonrasında, PCI Geomatica'nın Ortho Engine modülü kullanılarak yüksek çözünürlüklü ortofoto üretimi gerçekleştirilmiştir. Bu aşama, pus etkilerinden arındırılmış, coğrafi referanslı ve hassas görüntülerin elde edilmesine olanak sağlamıştır. Ortaya çıkan ortofoto, coğrafi bilgi sistemleri (CBS) uygulamalarında, arazi analizlerinde ve çeşitli uzaktan algılama projelerinde kullanılacak güvenilir bir veri kaynağı sunmaktadır. Tez kapsamında ayrıca, PCI Geomatica'nın Mosaic Tool ara yüzünde gerçekleştirilen görüntü zenginleştirme süreci detaylı bir şekilde incelenmiştir. Mosaic Tool, çeşitli görüntüleri birleştirme ve daha yüksek kaliteli bir görüntü oluşturma konusunda kullanılan bir araçtır. Bu aşama, ortofotolardan elde edilen verilerin daha derinlemesine analiz edilmesini sağlamış ve görüntü kalitesini önemli ölçüde artırmıştır. Bu tez çalışması, Göktürk-1 uydu görüntülerindeki atmosferik bozulmaların etkin bir şekilde giderilmesi ve elde edilen verilerin daha fazla değer katması için uygulanan aşamaları detaylı bir şekilde sunmaktadır. Ayrıca, kullanılan yöntemlerin pratik uygulamaları, elde edilen sonuçların önemi ve bu süreçlerin coğrafi bilgi sistemleri, tarım, çevre izleme gibi alanlarda nasıl kullanılabileceği üzerine vurgular yapılmıştır. Bu çalışma, uzaktan algılama alanında atmosferik düzeltme konusunda gerçekleştirilen kapsamlı bir metodolojinin potansiyelini vurgulamakta ve bu alandaki gelecekteki araştırmalara katkı sağlamayı amaçlamaktadır.
Derin öğrenme ve makine öğrenme algoritmaları kullanılarak orman yangını risk tahmini
Ormanlar, karasal ekosistemlerde canlılar için hayati önem taşıyan unsurlar olup toprak, su ve iklim gibi doğal faktörlerin bütünlüğünü ve sürdürülebilirliğini sağlamaktadır. Orman yangınları, sosyal ve ekonomik etkilerinin yanı sıra ekosistemin bozulmasına da neden olan afetlerdendir. Bu araştırmada orman yangınlarını etkileyen faktörler uzaktan algılama ve coğrafi bilgi sistemleri teknikleriyle antropojenik, meteorolojik, topoğrafik ve vejetasyon üst başlıklarında 21 adet bağımsız değişken olarak belirlenmiştir. Bağımlı değişken olan geçmiş orman yangınları ve bağımsız değişkenler 2017-2023 yılları arasında 7 yıl boyunca Mayıs-Eylül ayları arasında aylık zamansal çözünürlükte sınıflandırılmış ve haritalandırılmıştır. Üretilen haritalardan değer çıkarımı yapılarak 670x22 satır/sütundan oluşan I. veri seti ile 2100x22 satır/sütundan oluşan II. veri seti model eğitimleri için oluşturulup risk tahmini için de 689419x21 satır/sütundan oluşan çalışma alanı coğrafi veri seti haline getirilmiştir. Veri setleri Google Colab ara yüzünde Python yazılım dili kullanılarak keşifsel veri analizi teknikleriyle görselleştirilmiş ve korelasyon analizleri gerçekleştirilmiştir. Model eğitimleri tamamlandıktan sonra tahmin aşamasına geçilmiş ve 7 adet makine öğrenimi algoritmalarından en iyi doğruluk metriklerine ulaşılan Rastgele Orman (0,94) ve Aşırı Gradyan Artırma (0,95) algoritmaları ile orman yangını risk haritaları üretilmiştir. Derin Öğrenme modeli olan Sıralı (sequential) model ile de II. veri seti kullanılarak 0,95 test doğruluğu ile eğitilmiş modelden orman yangını risk tahmin haritası üretilmiştir. Bu çalışmanın sonucunda, orman yangını risk tahmini için kullanılan veri seti boyutlarının, orman yangınları ile ilişkilendirilebilen bağımsız değişkenler ile artırılarak daha doğru ve anlamlı sonuçlara ulaşılabileceği bununla birlikte rastgele orman ve aşırı gradyan artırma gibi topluluk modellerine dayalı algoritmalar ve daha büyük veri setleri için derin öğrenme tekinlerine dayalı algoritmaların orman yangını risk tahminlerinde daha başarılı olduğu ortaya konmuştur.
Kümeleme analizi ile Batı Anadolu tektonik blok modelinin belirlenmesi
Anadolu Plakası farklı tiplerde fayların bulunduğu önemli bir tektonik yapıdır. Bu çalışmada ilk olarak Anadolu Plakası üzerinde bulunan 841 adet GNSS noktasının yatay hız verileri kullanılarak kümeleme analizi yardımıyla blok sınır çalışması yapılmıştır. İkinci olarak Anadolu Plakası üzerinde oldukça karmaşık tektonik yapısıyla dikkan çeken Batı Anadolu Bölgesi'nde 402 adet kampanya tipindeki ölçülerin değerlendirilmesiyle elde edilen yatay hız verisi ile kümeleme analizi yapılmıştır. Anadolu Plakası için en uygun küme sayısının belirlenebilmesi için Elbow Metodu, Calinski-Harabasz Skoru, Silhouette Skoru ve Davies-Bouldin Indeks algoritmaları kullanılmıştır. Bu algoritmalar yardımıyla çalışma bölgesi için en uygun küme sayısı sırasıyla 7, 8 ve 9 olarak belirlenmiştir. Ardından K-Means algoritması kullanılarak kümeleme analizi yapılmıştır. Analize literatürdeki diğer çalışmalardan farklı olarak nokta konum bilgisini içeren parametre de dahil edilmiştir. Kümeleme sonucunda oluşan blok sınırları aktif fay zonlarını ve depremler sonucu oluşan yüzey kırıklarını takip etmektedir. Anadolu Plakası üzerindeki blok model sınır çalışmasında 3 adet blok sınırı daha önceki çalışmalardan farklı olarak tanımlanmıştır. Kümeleme analizindeki tüm parametreler değerlendirildiğinde en uygun küme sayısı Anadolu Plakası için 8 olarak sunulmuştur. Batı Anadolu Bölgesi'nde 402 adet kampanya tipindeki ölçüler GAMIT/GLOBK yazılım takımıyla değerlendirilmiştir. Yapılan değerlendirme sonrası elde edilen yatay hız verisi için K-Means algoritması ile kümeleme analizi yapılmıştır. Bu veri setinde en uygun küme sayısının belirlenmesinde Elbow Metod'u kullanılmıştır. Elbow Metod'u ile bu bölgedeki en uygun küme sayısı 14 olarak tespit edilmiştir. Ardından K-Means algoritmasının mevcut veri dağılımıyla ne kadar iyi çalışabildiğini göstermek amacıyla sentetik veri testlerinden biri olan dama tahtası testi uygulanmıştır. Daha sonra tespit edilen 14 küme sayısında Batı Anadolu Bölgesi için K-Means algoritması kullanılarak kümeleme analizi yapılmıştır. Analize Anadolu Plakası'nda olduğu gibi yatay hız verilerine ek olarak nokta konum bilgisi parametresi de dahil edilmiştir. Batı Anadolu Bölgesi üzerinde tanımlanan blok sınırlarıyla beraber oluşan mikro blok sayısı bu çalışmada 15 olarak belirlenmiştir. Bunun yanısıra çalışmada önerilen diğer blok sınırlarıyla beraber Batı Anadolu Bölgesi'nde 18 mikro blok sınırı bu çalışmada sunulmuştur.
GNSSölçüleri ile çivril graben sistemindeki tektonik hareketlerin belirlenmesi
Çivril Graben Sistemi (ÇGS) Batı Anadolu genişlemeli tektonik rejimi içerisinde gelişmiş önemli tektonik yapılardan biridir. Toplam uzunluğu 100 km olan ÇGS, KD uzanımlı Baklan ve KB uzanımlı Dinar grabenlerinin oluşturduğu ters 'V' şeklinde bir geometriye sahiptir. Graben sistemi Dinar fayı, Çivril fayı ve Baklan fayından oluşmaktadır. Ana faylar ÇGS'nin kuzey kenarı boyunca uzanırken, güney kenarı bunların antitetik yapıları tarafından sınırlandırılmaktadır. Bu araştırmada ÇGS üzerindeki hız ve gerinim alanlarının belirlenmesi amacıyla 33 noktadan oluşan bir GNSS ağı kurulmuş olup 2022 ve 2023 yılları arasında 3 kampanya GNSS ölçüsü yapılmıştır. Ayrıca ağda yer alan noktaların geçmiş yıllardaki GNSS verilerine de ulaşılmıştır. Tüm GNSS verileri GAMIT/GLOBK yazılımı ile değerlendirilerek bölgenin Avrasya sabit hız alanı elde edilmiştir. Hız verileri kullanılarak, iki boyutlu bir gerinim analizi gerçekleştirilmiştir. Bölgenin güncel gerinim alanı Çivril Graben Sistemi içerisinde KB-GD yönlü açılmaların baskın olduğunu göstermektedir. Ayrıca Çivril fayı üzerinde gerinim bileşenlerinin sağ yönlü normal fay mekanizmasıyla uyumlu olduğu görülmektedir. Bölgenin güneyinde yer alan Acıgöl Grabeni içerisinde ise gerinimlerin minimum seviyelerdedir.
GÖKTÜRK-1 stereo uydu görüntülerinin 1/5000 ve 1/25000 ölçekli fotogrametrik harita üretiminde kullanılabilirliğinin araştırılması
Yüksek çözünürlüklü uydu görüntüleri kullanarak harita üretimi günümüzde de güncel araştırma konuları arasındadır. Ancak uydu görüntülerinden harita üretiminde göz önünde bulundurulması gereken en önemli kriterler konum doğruluğunun yanında maliyet ve zaman etkenleridir. Bu çalışmada ise Türkiye'nin sahip olduğu metre altı çözünürlüklü yer gözlem uydusu olan Göktürk-1 stereo uydu görüntüleri kullanılarak 1/5000 ve 1/25000 ölçekli stereo fotogrametrik kıymetlendirme haritası yapılarak hem yatay ve düşey doğruluk bakımından incelenmiş hem de belirtilen ölçekli haritalarda bulunması gereken detayların tespit teşhis ve tanınma durumu analiz edilmiştir. Ayrıca fotogrametrik haritada çizilen parsellerin gayrimeskûn alanda kadastro çalışmaları için altlık olarak kullanılabilirliği incelenmiştir. Son olarak çalışma alanında görüntü iyileştirme uygulamaları yapılarak elde edilen sonuçların fotogrametrik kıymetlendirmeye etkisi incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre Göktürk-1 stereo uydu görüntülerinin hem yatay ve düşey doğruluk bakımından hem de içerdiği detaylar bakımından 1/5000 ve 1/25000 ölçekli fotogrametrik harita üretiminde kullanılabileceği görülmüştür. Ayrıca görüntü iyileştirme uygulamalarının görüntü kıymetlendirme aşamasında operatörün detay tespit ve teşhis edebilme yeteneğine olumlu etkisi olduğu ve bunun sonucunda da arazi bütünlemesi süresini etkileyebileceği değerlendirilmektedir.
Kadastral noktaların hız değişimlerinin Türkiye ölçeğinde araştırılması
Bu araştırmada, farklı dönemlerde tesis edilen kadastral noktaların hızları arasındaki farklar araştırılmıştır. Bu kapsamda Harita Bilgi Bankası arşivlerinde yer alan, Türkiye geneline dağılmış 482 adet C1 ve C2 noktasına ait hız verileri elde edilmiştir. Bu noktalara ait güncel hızlar ise HGM tarafından yayınlanan Ulusal Jeodezik Hız Alanı verileri kullanılarak kestirilmiştir. İki hız alanı arasında her bir nokta için bileşen bazında hız farkları hesaplanarak fark haritaları üretilmiştir. X, Y ve Z bileşenleri için hız farkları sırasıyla maksimum 25, 39, 37 mm/yıl elde edilmiştir. Bu farklar uzun dönemde yapılacak epok taşımalarının desimetre seviyesinde hatalara neden olabileceğini göstermektedir.
Fotorealistik dijital ikiz ile sanal gerçeklik entegrasyonu ve yapısal denetimde kullanımı
Dijital ikiz teknolojisi son yıllarda önemli bir ivme kazanmış ve çeşitli amaçlar için giderek daha popüler hale gelmiştir. Dijital ikiz, canlandırma, izleme ve kestirimci bakım dahil olmak üzere çeşitli amaçlar için fiziksel bir nesnenin sanal bir temsilini oluşturma sürecidir. Dijital ikiz oluşturmanın temel zorluklarından biri, temsil edilen fiziksel nesne hakkında doğru ve güncel 3B veriler elde etmektir. Fiziksel nesne hakkında gerçek dokusal bilgiler de dahil olmak üzere 3B verileri toplamada en uygulanabilir yöntem fotogrametridir. Fotogrametri yöntemi kullanılarak fotorealistik 3B modellerden üretilen dijital ikizler en uygun çözümleri belirlemek için kullanılabilir. Özellikle maliyetli yerinde incelemeler yerine yapısal denetimlerde fotorealistik dijital ikizlerin kullanılması alternatif bir yöntem oluşturmaktadır. Bu yöntemle elde edilen dijital ikizlerin sanal gerçeklik teknolojileri ile entegrasyonu ile özellikle sanal ortamda interaktif denetimlere ve analizlere imkân vermektedir. Bu sayede dijital ikizlerin daha etkili bir şekilde kullanılması kolaylaşmakta ve fiziksel nesnelerin daha etkileşimli ve ayrıntılı bir şekilde incelenmesi sağlanmaktadır. Bu tezde, fotorealistik 3B model ile fiziksel nesnenin diğer yapısal bilgilerinin entegre edilmesiyle oluşturulan dijital ikiz, sanal gerçeklik teknolojileriyle entegre edilerek farklı inceleme perspektifleri sunulmaktadır. Geleneksel denetim yöntemlerine göre daha hızlı ve daha verimli olan bu yöntemler, özellikle yapısal denetimlerde hasar analizleri için önemlidir. Önerilen metodoloji farklı yapı türleri üzerinde test edilmiştir. Sonuç olarak, fotogrametrik 3B model ve otomatik olarak tespit edilen çatlaklar birleştirilerek bir hasarla arıtılmış dijital ikiz (3B model+çatlak) oluşturulmuştur. Ayrıca yapısal denetimlere farklı bir bakış açısı sunmak için termal fotoğraflar ile izleme ve inceleme çalışması da yapılmıştır. Üretilen dijital ikizler sanal gerçeklik ortamında farklı kullanıcılara aktarılarak etkileşimli çevrimiçi denetimlere olanak sağlanmış ve yerinde yapısal denetimlere alternatif bir çözüm sunulmuştur.
Yerleşim alanlarında fay sakınım bantlarının belirlenmesi Kütahya Parmakören fayı örneği
Depremlerin insan hayatı ve sosyal yaşam üzerindeki etkisinin en aza indirilmesi için yerleşim alanları tasarlanırken, yerleşime uygunluk kriterleri belirlenmeli ve kentsel planlamalar yapılmalıdır. Aktif fayların konumlarının doğru belirlenmesi ve fay sakınım bantlarının oluşturulması bu kriterler arasında yer almalıdır. Bu çalışmada, Kütahya ili merkez ilçesi Parmakören Mahallesi bölgesi uygulama alanı olarak seçilmiştir. Bölgede deprem üretme potansiyeli olan aktif faylar, Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğünün 2011 yılında yapmış olduğu 1/250000 ölçekli diri fay haritasından çizgisel olarak belirlenmiştir. Fakat bu fayların gerçek konumları, derin uzantıları, hareketleri ve fay sakınım bantları gibi parametreler bilinmemektedir. Çalışma kapsamında GNSS tekniği ve Manyetotellürik yöntemler kullanılarak bölgedede yer alan aktif fayların gerçek konumları, derin uzantıları, hareketleri ve fay sakınım bantları belirlenmiştir. GNSS ve Manyetotellürik (MT) yöntemleri kullanılarak Kütahya grabeninin kuzey kenarını Kuvaterner'de denetleyen yaklaşık 14 km uzunluğunda olan Parmakören Fayı'nın orta kesiminde bulunan Parmakören Mahallesinde yeni imara açılmış ve imara açılacak bölgelerin yerleşime uygunluk kriterleri Jeoloji, Eğim, Bakı, Rakımve Aktif Fay gibi doğal faktörlerin puanları dikkate alınarak ağırlıklı çakıştırma yöntemiyle sınıflandırılmış ve yerleşime uygun alanlar tematik haritalar üretilerek sunulmuştur.
Tarihi kültürel varlıkların 3B tematik harita üretimi: Çivril ilçesi/Denizli
Medeniyetlerin tarih sahnesinden silinmesi edebi süreçte soyut şekilde olsa bile fiziki olarak arkalarında pek çok iz bırakarak olmuştur. Tarihi yapı özelliğini taşıyan bu izleri görmek insanoğlunda ilgi uyandırmaktadır. İnsanların bu ilgisinden dolayı tarih-kültür turizmi zamanla gelişmiştir. Tarihi yapı stokunun dijital arşivlenmesi ve turistlerin kullanımına uygun olarak sunulması turizmin gelişimi için gereklilik halini almıştır. Kartografya alanında da zamana uygun olarak gelişmeler yaşanmıştır. Kartografya, haritaların üretim aşamasından sunum aşamasına kadar geçen iş örgüsünü teorik ve pratik olarak inceler ve katkı sağlar. Günümüzde fiziki haritalar yerine çoğunlukla dijital haritalar tercih edilmektedir. Kartografik ürünler çoğunlukla CAD tabanlı programlar kullanılarak üretilmekte ve dijital ortamda sunulmaktadır. Bu tez çalışmasında, Denizli ilinin Çivril ilçesinde bulunan, onarım çalışması tamamlanan tarihi yapıların, öznitelik bilgileri temel alınarak gerçekleştirilen sorgulama sonuçları tematik olarak haritalandırılmıştır. Yapılar, AutoCAD ve SketchUp programlarıyla üç boyutlu modellenmiştir. Modeller Feature Manipulation Engine programı sayesinde Geography Markup Language bilgi modeli haline getirilmiştir. Cesium Ion platformu kullanılarak tematik sorgulamalar gerçekleştirilmiş ve tematik haritalar internet ortamında sunulmuştur.
GNSS zaman serilerinin tekil spektrum analizi ile filtrelenmesi
Küresel Navigasyon Uydu Sistemleri (Global Navigation Satellite System – GNSS) gibi modern uzay jeodezik sistemleri, dünyanın herhangi bir yerinde konumlandırma ve zaman aktarımını sağlayan radyo navigasyon teknolojisine dayanmaktadır. GNSS dünya yüzeyi ve çevresel dinamiklerini yüksek çözünürlük ve hassasiyetle izlemek ve modellemek için benzersiz bir fırsat sağlamaktadır. Sürekli Çalışan Referans İstasyonları (CORS) belirli bir noktada sürekli GNSS ölçümleri gerçekleştiren alıcılardır. Küresel ve bölgesel GNSS ağlarında tesis edilen bu alıcılar, GNSS koordinat zaman serilerinin sürekli ve düzenli olarak elde edilmesine ve konumla ilgili değişikliklerin tespit edilip izlenmesine olanak tanımaktadır. Bu zaman serilerinden istenilen sinyallerin ve bilgilerin alınabilmesi için çeşitli analizler gerekmektedir. Analiz esnasında gelişmiş matematiksel ve istatistiksel teknikler kullanılmaktadır. Türkiye'deki TUSAGA-Aktif ağında yer alan istasyonların kurulumlarına 2006 yılında başlanmış ve 2009 yılında tamamlanmıştır. İstasyonların birçoğunda yaklaşık 15 yıllık zaman serileri bulunmaktadır. Zaman serileri görsel olarak incelediğinde deprem etkisi, lineer olamayan trendler, zamanla değişken genliklere sahip periyodik hareketler ve geçici sinyaller gibi birçok karmaşık yapılar gözlemlenmektedir. Bu çalışmada, TUSAGA-Aktif ağındaki istasyonlara ait uzun zaman serileri analiz edilmiştir. Zaman serilerini filtrelemek, anlamlı trendleri ve mevsimsel sinyalleri çıkarmak için Robust Kestirimi (RK) ile Tekil Spektrum Analizi (TSA) yöntemleri kullanılmıştır. Gelişmiş yöntemlerin kullanımıyla GNSS zaman serilerinin analizinden elde edilen bilgilerin doğruluğunun ve güvenilirliğinin arttırılması hedeflenmektedir. Çalışmanın amacı, zaman serileri analizi ile istasyonların hareketleri hakkında elde edilecek bilgiler yardımıyla mevsimsel etkileri ve yer hareketlerini anlamak ve tespit etmektir. Tez kapsamında Marmara bölgesinde yer alan TUSAGA-Aktif istasyonları zaman serileri iki farklı yöntem ile analiz edilmiş ve sonuçlar karşılaştırılmıştır. Bu karşılaştırmalar sonucunda, RK yönteminde zaman serisine uygun bir lineer trend elde edilirken TSA yönteminde trend eğrisel olarak elde edilmektedir. Yer bilimleri ve özellikle tektonik çalışmalarda lineer trendin kullanılması tercih sebebi olabilir. TSA yönteminin özellikle mevsimsel periyodik salınımların çıkarımında, RK yöntemine göre daha başarılı olduğu görülmektedir. Bunun temel sebebi; RK yöntemi her bir mevsimsel periyod için sabit bir genlik ve frekans değeri kullanırken TSA yönteminde böyle bir kısıtlama yoktur. Son olarak zaman serilerinde geçici (transiyent) sinyallerin olduğu durumlarda, TSA yöntemi daha başarılı sonuçlar vermektedir. Sonuç olarak, bu tez çalışmasında TUSAGA-Aktif istasyon zaman serilerine RK ve TSA yöntemleri uygulanmıştır. Bu yöntemlerin sonuçları karşılaştırılmış ve farklı durumlardaki performansları hakkında bulgular ve tartışmalar yapılmıştır. Çalışmanın sonuçlarının jeodezik, jeolojik ve jeofizik alanındaki çalışmalara yardımcı olabileceği düşünülmektedir.
PS-InSAR ve derin öğrenme ile yerkabuğu hareketlerinin kestirimi
Yerkabuğu hareketleri, özellikle antropojenik etkilerle artan bir problem olup, sürdürülebilir kaynak yönetimi ve afet risk azaltımı için bu hareketlerin izlenmesi ve gelecekteki davranışlarının tahminlenmesi kritik öneme sahiptir. Bu doktora tezi, Afyonkarahisar-Bolvadin'deki yerkabuğu hareketlerinin uzun dönemli analizini ve geleceğe yönelik tahminlerini, PS-InSAR ve derin öğrenme tekniklerini entegre ederek gerçekleştirmeyi amaçlamıştır. Çalışmada, 2015-2024 arasını kapsayan 240 adet Sentinel-1A SAR görüntüsü PS-InSAR tekniğiyle işlenerek yıllık LOS hareket hızı zaman serileri üretilmiştir. Analizler, bölgede +1 ila -14 mm/yıl arasında değişen, genel olarak çökme yönlü ve özellikle yeraltı suyu çekiminin yoğun olduğu güneybatı kesimlerde yoğunlaşan hareketler tespit etmiştir. Bu zaman serileri; LSTM, GRU, TCN, CNN ve Transformer derin öğrenme modelleriyle, Yinelemeli Çok Adımlı Tahmin (RMF) stratejisi kullanılarak 2025-2026 yılları için modellenmiştir. Bulgular, tüm modellerin tek adımlı tahminlerde yüksek başarı (R² > 0.92) gösterdiğini, CNN mimarisinin ise en iyi performansı sergilediğini ortaya koymuştur. RMF projeksiyonları, çökme eğiliminin devam edeceğini öngörmüş, CNN ve LSTM modelleri çok adımlı tahminlerde daha stabil bulunmuştur. Bu çalışma, PS-InSAR ve derin öğrenme entegrasyonunun yüzey hareketlerinin izlenmesi ve anlamlı gelecek tahminleri için potansiyelini göstermiş olup, bölgesel planlama ve yönetim stratejilerine bilimsel bir zemin sunmaktadır. Yardımcı parametrelerin dahil edilmesi ve yer bazlı doğrulama gelecek çalışmalar için önerilmektedir.
30 Ekim sisam (samos) depremi (Mw 6.9) sonrası izmir ve çevresinde bulunan fayların jeodezik yöntemlerle postsismik dönemdeki kinematiğinin incelenmesi
Bu tez kapsamında 30 Ekim 2020 yılında meydana gelen Sisam Depremi (Mw:6.9) sonrası bölgede bulunan 27 adet GNSS noktasına 8 kampanya postsismik dönem GNSS ölçüsü yapılmıştır. Kampanyalar deprem sonrası 2020 yılı kasım ayında yapılan kosismik ölçüler ile başlayıp 2025 yılı nisan ayında sona ermiştir. Tüm veriler GAMIT/GLOBK yazılım takımıyla değerlendirilmiştir. Elde edilen tüm kampanyalar kullanılarak farklı kombinasyonlara göre ITRF 2014 Avrasya plakası sabit postsismik dönem hızlar üretilmiştir. Üretilen hız kombinasyonları incelendiğinde GNSS noktalarının büyük bir bölümünde ilk iki kampanyanın erken dönem postsismik hareketi içerdiği görülmüştür. En uygun kombinasyonlar ile üretilen postsismik hızlar ile presismik hızlar arasındaki farklar elde edilmiştir. Bu farklara anlamlılık testi uygulanmış α=0.05 yanılma olasılığında t-dağılımı ile anlamlı olup olmadıkları test edilmiştir. Test sonuçlarına göre deprem merkezüssüne yakın olan noktalarda (DMRC, OZDE ve ZEYT) postsismik dönemin devam ettiği düşünülmektedir. Bununla birlikte özellikle KBR3, KBR4 ve KBR5 noktalarının presismik dönemle postsismik dönem arasındaki hız farklarının arttığı bu noktaların Avrasya sabit hızlarının yavaşlamaya başladığı görülmüştür.
Kuzey Anadolu Fay Zonu (KAFZ) orta segmentinin blok hareketlerinin GNSS ile belirlenmesi
Bu tez çalışması kapsamında odaklanılan bölge, Kuzey Anadolu'nun orta kesiminde yer almakta olup, doğuda Tokat-Niksar, batıda Kastamonu-Ilgaz, kuzeyde Sinop ve güneyde Yozgat ile sınırlandırılmaktadır. Çalışma bölgesi olarak belirlenen bu alanda Kuzey Anadolu Fay Zonunun (KAFZ) anakolu haricinde güneye ve kuzeye doğru uzanan splay (ana fay zonundan ayrılan faylar) faylar da bulunmaktadır. Bunlardan biri olan Merzifon-Esençay Fayı sağ yönlü doğrultu atımlı bir fay olup doğu-batı doğrultusunda KAFZ'a paralel olarak Çorum'un İskilip İlçesine kadar uzanmakta ve Esençay, Amasya, Suluova, Diphacı, Laçin ve İskilip Segmentlerinden oluşmaktadır. Bir diğeri ise Tokat'ın Niksar İlçesinden başlayıp Çankırı Havzasına kadar uzandığı bilinen Sungurlu Fayı'dır. Ayrıca, Kastamonu Havzasının kuzey kesiminde yer alan Doğu-Batı doğrultusunda uzanan Ekinveren Fayı ve KAFZ ile Kırıkale-Erbaa Fay Zonu arasında kuzeybatı-güneydoğu yönünde meydana gelen sıkışma nedeniyle Geç Pliyosen döneminde aktif hale gelmiş olan Eldivan Fayı'dır. Bu çalışmada KAFZ'ın anakolu ile orta bölümündeki splay fayların oluşturduğu güncel deformasyonu belirlemek amacıyla 118 noktadan oluşan bir GNSS ağı tasarlanmıştır. Bu ağda yer alan noktaların geçmiş yıllardaki verileri temin edilmiş ve belirlenen noktalarda 2023-2024 yıllarında kampanya tipi GNSS ölçmeleri gerçekleştirilmiştir. Elde edilen verilerin GAMIT/GLOBK yazılımı ile değerlendirmesi yapılmış ve bölgenin güncel hız alanı <2 mm/yıl belirsizlikle üretilmiştir. Bu hızlar yardımıyla bölgenin güncel kinematik özelliklerini belirleyebilmek için 2, 3, 4, 5 veve 6 bloklu (nihai model) model tasarlanarak, ters çözüm yöntemi ve üç boyutlu elastik yarı uzaysal yer değiştirme modeli ile bloklara ait üç bileşendeki rotasyonel hareketler ve blok sınırlarını temsil eden faylara ait faya paralel ve dik hızlar TDEFNODE ve GeodSuit programları ile hesaplanmıştır. Çalışma kapsamında elde edilen sonuçlar, KAFZ orta kesiminde yer alan splay fayların aktif olduğunu ve bölgedeki deformasyonun yalnızca anakol üzerinde değil, bu faylar boyunca da dağıldığını göstermektedir. Blok model sonuçları, KAFZ anakolu boyunca sağ yanal hareketin doğudan batıya doğru arttığını ve splay faylar üzerinde de belirgin kayma hızlarının bulunduğunu ortaya koymuştur. Özellikle Sungurlu Fayı'nın sağ yanal ters bileşen, Merzifon-Esençay Fayı'nın yanal bileşene sahip eğim atımlı ve Ekinveren Fayı'nın sağ yönlü doğrultu atımlı bir fay yapısına sahip olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlar, bölgedeki gerinim birikiminin sadece KAFZ anakolunda değil, aynı zamanda splay faylar boyunca da devam ettiğini ve deprem tehlike analizlerinin bu doğrultuda yeniden değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.
Sel ve taşkına duyarlı alanların CBS tabanlı entropi yöntemi ile belirlenmesi: Akarçay Havzası (Afyonkarahisar) örneği
Taşkınlar, özellikle yerleşim alanlarını ve tarım arazilerini etkileyerek maddi zararlara ve can kayıplarına yol açabilmektedir. Taşkın risk haritaları, taşkınların olası etkilerini önceden belirleyerek, risk altında kalabilecek alanlarda taşkın öncesi önlemler almayı ve kararların doğru bir şekilde verilmesini mümkün kılar. Bu nedenle, taşkın risk haritalarının oluşturulması, taşkınların zararlarının en aza indirilebilmesi ve taşkın öncesi tedbirlerin alınabilmesi için kritik öneme sahiptir. Yapılan bu çalışma CBS kullanılarak Akarçay Havzası'nın Afyonkarahisar il sınırları içerisinde kalan kısmı için taşkın risk alanlarını belirlemek ve haritalarını oluşturmak amacı ile yapılmıştır. Çalışmada CBS tabanlı ÇÖKA uygulanmış ağırlıklandırma aşamasında Entropi yöntemi kullanılmıştır. Taşkın analizinin yapılabilmesi için akış, eğim, drenaj yoğunluğu, alt havza büyüklüğü ve bakı ölçütleri ele alınmıştır. Ağırlıklandırma aşamasında, Entropi yöntemi ile her bir ölçüt için ağırlık değerleri hesaplanarak taşkın duyarlılık haritası oluşturulmuştur. Oluşturulan taşkın duyarlılık haritası Rasyonel yönteme göre 500 yıllık oluşabilecek debiye göre belirlenen taşkın sınırları (Q500) karşılaştırılmıştır. Karşılaştırmalara göre, Q500 taşkın sınırları içinde, Entropi yöntemine göre belirlenen duyarlılık sınıflarının %79'u Çok Yüksek riskli alanlar, %16'sı Yüksek riskli alanlar, %4'ü orta riskli alanlar kalmakla birlikte düşük ve çok düşük riskli alanlar %1 oranındadır.
Derin öğrenme ile farklı veri kaynaklarından elde edilen görüntülerden bina tespiti
Uzaktan algılama teknolojilerindeki hızlı gelişmeler ve yüksek çözünürlüklü uydu görüntüleri ile hava araçlarının yaygınlaşması, kentsel alanlarda bina tespiti gibi uygulamaları daha etkin hale getirmiştir. Derin öğrenme yöntemleri, bu süreçte geleneksel yöntemlere kıyasla daha hızlı, hassas ve ölçeklenebilir çözümler sunarak şehir planlaması, afet yönetimi ve çevresel analizler gibi alanlarda kritik bir rol üstlenmiştir. Bu tez çalışmasında, nesne tespiti problemleri için yaygın olarak kullanılan YOLO (Sadece Bir Kez Bak) algoritmasının iki farklı sürümü olan YOLOv8m ve YOLOv11m ile Mask-RCNN (Bölge Tabanlı Evrişimsel Sinir Ağının Maskelenmesi) algoritmaları, iki farklı veri kaynağından (Harita Genel Müdürlüğü ortofotosu ve WorldView03 uydu görüntüsü) elde edilen görüntüler üzerinde bina tespiti çalışması için test edilmiştir. YOLO algoritmaları Google Colab ortamında, Mask-RCNN algoritması ise ArcGIS Pro uygulamasında değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, YOLO ve Mask-RCNN algoritmalarının bina tespiti alanındaki potansiyeli ortaya konulmuş ve bu çalışmanın, uzaktan algılama teknolojileri ile yapay zeka tabanlı çözümlerin entegrasyonuna katkı sunması hedeflenmiştir.
Altyapı faaliyetleri için konumsal veri altyapısı tasarımının incelenmesi: Konya Büyükşehir Belediyesi Örneği
Şehirlerdeki altyapı faaliyetleri, insanların günlük hayattaki ihtiyaçlarını gidermesi açısından büyük önem taşımaktadır. Altyapı şebekelerinin; yapım, ıslah, arıza tamiri gibi çalışmalarının hızlı, koordineli ve planlı bir şekilde gerçekleştirilmesi, kaynakların etkili ve verimli şekilde kullanılması, günlük hayatın normal bir şekilde sürdürülmesi bakımından sorunsuz bir şekilde yönetilmesi gerekmektedir. Altyapı şebekelerinin grafik ve öznitelik bilgilerinin veri tabanına aktarılarak birbirleri ile ilişkilendirilmesi, sorgulama ve analizlerin yapılması geleneksel metotlarla mümkün değildir. Mevcut ve yeni yapılan şebeke hatlarının planlı, hızlı ve doğru bir şekilde yönetilmesi için kurumların bünyelerinde altyapı bilgi sistemlerini kurmaları gerekmektedir. Altyapı Bilgi Sistemleri (ABS), kurumların altyapı durumlarını birbirleriyle paylaşması, geleceğe dönük planlama, yapım, ıslah, arıza tamiri vb. durumların güncel olarak kayıt altına alınması, altyapı şebekelerinde meydana gelen problemlerin hızlı ve etkili bir şekilde giderilmesi konularında çözüme ulaşmayı hedeflemektedir. ABS'yi kullanan kurum ve kuruluşlar için konumsal verilerin toplanması, yönetilmesi, paylaşılması ve kullanılmasını düzenleyen standartlar belirlenmiştir. Bu standartlar verilerin uyumlu, kolay ulaşılabilir, paylaşılabilir ve iş birliğine uygun olmasını sağlamak için geliştirilmiştir. Bu standartlar, Türkiye Ulusal Coğrafi Bilgi Sistemi (TUCBS) ve Türkiye Kent Bilgi Sistemleri Standartlarının Belirlenmesi (TRKBİS) projeleri gibi ulusal, Uluslararası Standartlar Örgütü (ISO), Açık Coğrafi Konsorsiyum (OGC) ve Avrupa Birliği'nin Infrastructure for Spatial Information in Europe Direktifi (INSPIRE) gibi uluslararası kuruluşlar tarafından geliştirilmiş ve kabul edilmiştir. Bu araştırmada, Konya Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı bir kuruluş olan Konya Su ve Kanalizasyon İdaresi (KOSKİ)'nin kullanmış olduğu Coğrafi Bilgi Sistemi (KOSKİCBS)'nin envanterinde bulunan altyapı bilgilerinden yararlanılmıştır. KOSKİCBS'nin kullanmış olduğu Oracle veri tabanı üzerinde oluşturulan altyapı verilerine ait öznitelik bilgileri TUCBS standartları ile karşılaştırılmış, eksiklik veya uyumsuzluk durumlarında eklemeler veya düzeltmeler yapıldığı gözlemlenmiştir. Oracle veri tabanında oluşturulan içme suyu ve atık su altyapılarına ait verilerin bağlantı bilgileri girilerek, oluşturulan katmanların Geoserver üzerinde yayınlanması incelenmiştir. Altyapılara ait yayınlanan katmanların Web Harita Servisi (WMS) üzerinde gösterilmesi kapsamında TUCBS standartları doğrultusunda yayınlanmış Katman Stili Tanımlayıcı (SLD) biçimindeki stillerin katmanlar ile eşleştirilmesi yapılarak Geoserver üzerinde paylaşıma açılmıştır. Son olarak, TUCBS standartlarına göre girilen verilerin WMS ve Web Detay Servisi (WFS) Servislerinde eşleşme kontrolünün yapıldığı görülmüştür. Çalışmanın, altyapı hizmeti veren kamu kurum ve kuruluşlarının sahip oldukları konumsal verileri, altyapı bilgi sistemlerine dâhil ederken uyacakları ulusal ve uluslararası standartlar hakkında bilgi edinmeleri, kurumlar arasında koordinasyonun sağlanması, birlikte çalışabilirliğin ve ortak standartlarda veri paylaşımının yapılabilmesi hususunda rehber niteliğinde olması beklenmektedir.
Türk haritacılık tarihinde Ali Macar Reis ve atlası: Kartografik incelemeler
Tarihimizde dünyaya adını duyurmuş pek çok harita bilgini bulunmaktadır. Bu bilim insanlarını ve eserlerini incelemek, araştırma yapılan dönemin şartlarına göre zor olabilmekteydi. Son dönemlerde ise insanların merakları doğrultusunda haritaları inceleyebilecekleri ve karşılaştırma yapabilecekleri teknolojiler kullanılmaya başlanmıştır. Böylece tarihi haritaların sergilenmek dışında anlaşılması da mümkün olmuştur. Bu çalışmada; haritacılık kavramı üzerine bilgiler verilip Türk haritacılığının günümüze kadar geçen süredeki gelişmelerinden bahsedilmiş, saraya sunduğu 6 bölgesel ve 1 tane dünya haritasıyla Türk kartografyasında önemli bir yere sahip olan Ali Macar Reis ve eserlerinin hakkında bilgilendirmeler yapılmıştır. Tarihi haritaların yorumlamasında yardımcı olarak kullanılacak olan MapAnalyst programının içeriği ve kullanım bilgileri verilmiştir. Uygulamada farklı ölçeklerdeki 7 harita MapAnalyst yazılımında bulunan referans harita "OpenStreetMap (OSM)" ile her bir haritada doğruluğuna inandığımız kontrol noktaları eşleştirilip eserlerin; ölçeği, dönüklüğü, kayma vektörleri ve konum hataları gibi bilgiler elde edilmiştir. Bu bilgiler gene MapAnalyst programıyla görselleştirilip kartografik açıdan incelenmiş ve sonuçları belirtilmiştir.
Jeodezik gözlemlerle orta fayındaki gerinim parametrelerinin belirlenmesi
Bu çalışmada, literatürde sınırlı sayıda çalışma bulunan ve jeodezik verilerin yetersiz kaldığı Çankırı'nın Orta ilçesinde yer alan Orta (Dodurga) fayına ait tektonik hareketlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çankırı bölgesinde sismik aktiviteler artarak devam etmektedir. Bu kapsamda, Orta Fayı ve çevresini kapsayan bir alanda 15 noktadan oluşan bir GNSS ağı oluşturulmuştur. Bu ağda Kasım 2023 ve Ağustos 2025 tarihleri arasında gerçekleştirilen 4 kampanya GNSS ölçmesi sonucunda elde edilen verilerin değerlendirmesi yapılarak Çankırı Orta fayına ait güncel hız alanı hesaplanmış ve Avrasya plakası sabit alınarak çalışma bölgesinde yıllık 15–20 mm'lik Batı yönünde bir hareket belirlenmiştir. Bu hız verileri ile üretilen gerinim alanı incelendiğinde yaklaşık KD-GB yönlü baskın açılmalar ve KB-GD yönlü sıkışmalar göze çarpmaktadır. Açılma değerlerinin çalışma alanının güneydoğusundan kuzeybatısına doğru artış gösterdiği, sıkışma değerlerinde ise bu durumun tersinde bir eğilim gözlenmektedir. Elde edilen bulgular 2000 yılında meydana gelen Orta-Çankırı (Mw:6.0) depreminin odak mekanizması çözümü ile karşılaştırıldığında, gerinim alanı ve odak çözümü sonuçlarının uyum içerisinde olduğu görülmektedir. Orta Fayı, sahip olduğu deprem üretme potansiyeli ve 5 milyondan fazla insanın yaşadığı Ankara'ya (50-70 km) olan yakınlığı nedeniyle bölge için kritik bir risk taşımaktadır. Bu nedenle, bölgedeki hız ve gerinim alanına dair mevcut çalışmalara ek olarak, bu fay üzerindeki gerinim birikiminin çok daha yüksek doğrulukla belirlenmesi gerekmektedir. Bu sayede, gelecekteki depremlerin tekrarlama periyotları ve potansiyel büyüklükleri gibi önemli parametreler hesaplanabilecektir. Orta Fayı ve çevresinin deprem potansiyeline dair öncül sayısal bulgular sağlayan bu çalışmadan elde edilen gerinim değerlerinin bölge için görece yüksek olması nedeniyle, yapılacak yorumlamaların ve risk değerlendirmelerinin daha geniş bir ölçü ağı kullanılarak ilerleyen yıllarda sürdürülmesi, bölgenin sismik riskiyle ilgili daha sağlıklı sonuçlar elde edilmesine olanak sağlayacaktır.
Kültürel mirasın üç boyutlu modellenmesi ve web ortamında sunulması
Bilişim teknolojilerinin gelişmesi ve toplumun geneline yayılması ile birlikte kültürel mirasın sergilendiği müzelerde elektronik ortama taşınarak sanal müze veya e-müze olarak adlandırılan yeni bir müze kavramı ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada, kültür varlıklarımızı sanal müze anlayışı ile internet üzerinden milyonlarca müze kullanıcısının ziyaretine açmak, kültür varlıklarının tanıtımını sağlamak, ülkemize gelen turist sayısını arttırmak, insanlığın bilgi ve kültür birikimine katkıda bulunmak, toplum üzerinde kültür varlıklarının korunmasına yönelik bilincin oluşmasını sağlamak amacıyla, Aizanoi Antik Kenti ve Kütahya Arkeoloji Müzesi'nin tanıtımına yönelik bilgilerin, fotoğrafların, videoların, haritaların ve antik eserlere ait 3 boyutlu modellerin yer aldığı, görselliğin ve bütünlüğün bir arada olduğu ziyaretçilerin keyifli bir gezinti yapmalarını sağlayacak sanal müze modeli oluşturulmuştur. Çalışma kapsamında oluşturulan uygulama ile ülkemiz topraklarının geniş bir bölümüne yayılmış olan kültürel mirasın korunabilmesi, dokümantasyonun yapılması ve sürdürülebilir bir anlayışla gelecek nesillere aktarılmasında bir model oluşturabileceği sonucuna varılmıştır.
Tarihi yapıların dokümantasyonunda lazer ve görüntü tabanlı nokta bulutlarının birlikte kullanılması
Yersel lidar ile elde nokta bulutlarının, yapıların durumlarından, şekillerinden veya arazinin yeterli kullanılamamasından kaynaklanan eksik verierin, fotogrametrik yöntemlerden faydalanarak oluşturulan görüntü tabanlı nokta bulutu verileri ile tamamlanması. Yersel lidar ile oluşturduğumuz nokta bulutu verisi üzerine, bu veriye bütünleşik ve tamamlayıcı olacak şekilde, İHA ile çekilen fotoğraflardan oluşturulan görüntü tabanlı nokta bulutu verilerinin entegre edilmesi amaçlanmaktadır.
Trafik kaza kara noktalarının belirlenmesi için Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) destekli mekânsal istatistiksel metotlar ile bir model geliştirilmesi
Trafik kazaları dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli problemlerden birisidir. Dünya Sağlık Örgütü' nün yayımladığı 2015 yılı durum raporunda trafik kazaları sonucu her yıl yaklaşık 1.25 milyon insanın yaşamını yitirdiği ve 50 milyondan fazla insanın da yaralandığı belirtilmektedir. Bu durum dikkate alındığında, trafik kazalarının hayatı olumsuz etkileyen insan kaynaklı önemli bir problem olduğu görülmektedir. Bu kapsamda trafik kazalarının azaltılmasına yönelik birçok yatırım ve buna bağlı olarak da birçok çalışma gerçekleştirilmektedir. Bu çalışmaların bir kısmı da çeşitli sebepleri dikkate alan trafik kaza kara nokta belirleme çalışmalarıdır. Bu çalışmada trafik kaza kara noktalarının belirlenmesine yönelik bir model geliştirilmesi amacıyla tanımlayıcı, mekânsal ve model bazlı istatistiksel yöntemler çalışılmıştır. Bu yöntemler kaza oranı, kaza frekansı, kaza şiddeti, Getis Ord Gi*, Moran's I, Poisson regresyon, Negatif Binomiyal regresyon ve Ampirik Bayes yöntemleridir. Bu çalışmanın nihai amacı, günümüzde oldukça yaygın bir şekilde kullanılmakta olan Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS)'de tüm yöntemlerin birlikte değerlendirildiği bir model oluşturmaktır. Bu çalışmada, Karayolları Genel Müdürlüğü'nden temin edilen 2005-2013 yıllarını kapsayan yaklaşık 300 bin trafik kaza verisi ile 2408 adet devlet yolu kullanılmıştır. Devlet yollarının birer km'lik alt segmentlere ayrılması sonucunda elde edilen 32107 segment içinden 126 adet segmentin, kullanılan yöntemler doğrultusunda kara nokta olduğu yargısına varılmıştır. Çalışma bünyesinde uygulanan yöntemlerin analizi yapıldığında ise Ampirik Bayes yönteminin, diğer yöntemlere nazaran daha iyi sonuçlar verdiği görülmüştür.
Uydu görüntüleri ile kıyı çizgisi değişimi ve risk analizi: Konyaaltı örneği
Kıyılar ilk çağlardan bugüne insanlar tarafından konut, ulaşım, ticaret ve turizm nedeniyle çok sık tercih edilmektedir. Ülkemizde her yıl milyonlarca turistin ziyaret ettiği, Antalya ili, Konyaaltı ilçesinin dünyaca ünlü plajlarında kıyı çizgisinde yaşanılan erozyon tehlikesinin dikkate alınmaması telafisi olmayan sonuçlar doğuracaktır. Kıyı alanlardaki değişimin belirlenmesi geleceği yönelik daha uygun planlar ve kararlar alınmasına imkan tanımaktadır. Son zamanlarda, uydu görüntüleri veya insansız hava araçları kullanarak elde edilen koordinatlı görüntüler yardımıyla, kıyı çizgisinde ve kıyı kullanımındaki zamansal değişimin izlenmesi yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Bu tez çalışmasın da, farklı tarihlere ait uydu görüntülerinden tez konusu sahada yer alan kıyı çizgisindeki değişimin belirlenmesi amaçlanmıştır. 1975 yılından 2016 yılına kadar 41 yıllık kıyı değişimi izlenmiş ve erozyonun sebepleri belirlenerek risk analizi yapılmıştır. Yapılan risk analizinin sonuçları ayrıntılı olarak değerlendirilmiştir.
İnsansız hava araçlarının hacim hesaplarında kullanılabilirliği
Günümüzde Harita Mühendisliğinin İnşaat ve Madencilik sektöründeki en önemli iş kollarından birisi de hacim hesabıdır. Hacim hesapları jeodezik ve fotogrametrik ölçüm yöntemleri kullanarak hesaplanabilmektedir. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte fotogrametrik yöntemler de hacim hesaplarında sıkça kullanılmaya başlamıştır. Projede İnsansız hava araçlarının günümüzde kullanım alanlarının artması göz önünde bulundurularak hacim hesaplamalarında kullanılabilirliği araştırılmıştır.Ayrıca aynı yersel verilerin farklı yazılımlarda değerlendirilmesi yapılarak yazılımlar arası farklılıklara ulaşılmıştır. Eskişehir İli Seyitgazi ilçesinde seçilen alan yaklaşık 18.800 m² 'dir.Bu alanda 1 ayda yaklaşık 10.000 m³ dolgu yapılmaktadır. Mayıs 2016 ve Kasım 2016 tarihlerinde yapılan yersel ölçümlere paralel olarak İnsansız hava aracı (İHA) kullanılarak fotogrametrik yöntemle ölçümler de gerçekleştirilmiştir. Yersel ölçümler GPS ile yapılmıştır. Fotogrametrik ölçümlerde ise İHA (DJI Phantom 3 Pro) kullanılmıştır.Fotogrametrik ölçümler sonucu Mayıs ayında yer örnekleme aralığı (GSD) 4.18 cm, Kasım ayında ise 3.95 cm olmuştur. Fotogrametrik ölçüm sonuçlarında toplanan verilerin değerlemesi yapılarak Mayıs ve Kasım aylarında 507 m3 kazı 61000 m3 dolgu değerlerine ulaşılmıştır. Ulaşılan sonuçlar yüzey karşılaştırmaları yapılarak fotogrametrik ölçümlere paralel yapılan yersel ölçümlerle karşılaştırılmış ve yersel ölçümlerle tutarlı sonuçlara ulaşılmıştır.
Tematik harita tasarımı
Bu tez çalışmasında, son dönemlerde kullanıcı kitlesini ve popülerliğini arttıran tematik haritaların tasarımı konusu ele alınmıştır. Ülkemizde tematik harita yapımı ve üretimi ile ilgili bir mevzuat bulunmamaktadır. Bu durum tematik haritaların tasarımı konusunda ülke genelinde bir bütünlüğün ve standartın olmamasına neden olmuştur. Bu sebeple tematik harita tasarımı konusu özelinde tasarım ilkelerinin ortaya konulması gerektiği düşünülmektedir. Her şeyden önce haritalar için geçerli olan genel kuralların tematik haritalar içinde geçerli olduğu unutulmaması gerekir. Bu bağlamda genel kartografik tasarım ilkelerinden yararlanılarak tematik tasarım ilkelerinin ortaya konulması gerekmektedir. Bu tez çalışması kapsamında genel grafik ve kartografik tasarım ilkelerinden yararlanılarak tematik haritalar özelinde tasarım ilkeleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Tematik haritaların tasarımı konusunda literatüre katkı sağlayacak çalışmaların devam etmesi gerekmektedir. Bu kapsamda bu tez çalışmasının bundan sonra tematik harita ve bu haritaların tasarımı konusunda çalışma yapacaklara kılavuz niteliğinde olacağı düşünülmektedir.
Analyzing the administrative border maps with contemporary techniques a case study of villages in the district of Uluborlu
In this study, the boarders of the existing border map were revealed by applying the administrative borders data obtained from the land registry to the fields, the acceptability of the existing administrative border was researched according to the contemporary measurement techniques, and the existing administrative borders were mapped within a defined scale by remeasuring them in a defined coordinate system, all done with the aim of determining the administrative boarders for the city of Isparta, the district of Uluborlu and four villages within the district of Uluborlu. Therefore, the border maps in the scope of this study were made suitable for the current technology. Necessary analysis were made in order to put the administrative border maps in the scope of this study into the final form and new administrative borders obtained in a defined coordinate system were asserted. In addition, frequently encountered problems during the field application were addressed and solutions for them were presented in this study.
Kuzey Anadolu fayı Bolu-Çorum segmenti boyunca yer kabuğu hareketlerinin GNSS yöntemiyle izlenmesi
Kabuk deformasyonlarını belirleme çalışmaları geçmişten günümüze kadar farklı alanlarda çalışan bilim adamları tarafından yürütülmüştür. Meydana gelen kabuk deformasyonlarının ürettiği sonuçlardan biri de depremdir. Yer kabuğunun devamlı hareket eden levhalardan oluşması deprem çalışmalarına yeni bir boyut kazandırmıştır. Yeni bakış açılarının sağladığı yaklaşımlar sayesinde jeodezik ölçme tekniklerinin, 1900'lü yılların başlarından itibaren deprem çalışmalarına alt yapı sağlaması mümkün olmuştur. Deprem tahminine yönelik en önemli çalışmalardan birisi de fay hatları üzerine kurulan deformasyon ağlarının periyodik olarak izlenmesidir. Jeodezi biliminin kullandığı GNSS (Küresel Navigasyon Uydu Sistemleri), bu çalışmalarda kullanılan en önemli araçlardan biridir. Jeodezik çalışmalarda kullanılan GNSS, 1980'li yıllardan itibaren klasik ölçme tekniklerini geride bırakarak, geniş bir kullanım alanı bulmuştur. GNSS teknolojisinin kullanılmasıyla yer kabuğu hareketlerinin belirlenmesinde; yüksek doğruluk, zamandan tasarruf sağlamasıyla beraber birçok diğer uygulamaya göre daha ucuz yapılmaktadır. Dünyada deprem oluşturan birçok aktif fay zonları bulunmaktadır. Bunlardan en önemlilerinden biri olan Kuzey Anadolu Fay Zonu (KAFZ) bilim adamları için önemli bir inceleme alanıdır. 1999 yılında meydana gelen Gölcük ve Düzce depremlerinden sonra Marmara Denizinin altında olduğu düşünülen ve bu depremler ile kırılmayan fayın meydana getirebileceği depremin büyüklüğü, zamanı ve konumunu belirleyebilmek için birçok çalışma gerçekleştirilmiştir. Yaklaşık uzunluğu 1100 km olan KAFZ'ın diğer segmentleri de beklenen Marmara depremi hakkında bize bilgi verebilir. Bundan dolayı fayın diğer segmentleri de büyük önem kazanmaktadır. Çalışma bölgesi olarak KAFZ'ın Bolu-Çorum arasında kalan kesiminde, yer kabuğu hareketlerinin belirlenmesi amacıyla 2014 yılında 23 nokta olarak kurulan GNSS ağında 2014, 2015 ve 2016 yıllarında periyodik GNSS ölçü kampanyaları yapılmıştır. GNSS kampanya ölçülerinin analiz işlemleri yapılarak, bölgeye ait hız vektörleri oluşturulmuştur. GNSS ölçülerinin değerlendirilmesi aşamasında GAMIT/GLOBK yazılımı kullanılmıştır. GAMIT/GLOBK yazılımı ile doğru sonuçlar elde edebilmek için yapılan çalışmaların bütün aşamaları detaylı bir şekilde açıklanmıştır. GAMIT/GLOBK yazılımı ile hesaplanan değerler incelendiğinde çalışma bölgesinde yer alan İsmetpaşa Segmentinde fay boyunca hızın (Doğu - Batı bileşeni) yaklaşık 14 mm, Destek Segmentinde ise fay boyunca hızın (Doğu - Batı bileşeni) yaklaşık 10 mm kadar batıya doğru hareket ettiği görülmektedir. Bu çalışmada GNSS ağını oluşturan noktaların hızları ve faya ilişkin hareket detaylı bir şekilde açıklanmıştır.
Karayolu ve demiryolu geçki tasarımlarında sademe sınır değerlerine göre en küçük yatay kurp yarıçaplarının belirlenmesi
Ulaşım sistemlerinde kullanılan yatay kurplar güzergâhın kritik kesimlerini oluşturmaktadır. Yatay kurpların tasarımı aşamasında güzergâh konforunun artırılması ve güvenliğinin sağlanması amacıyla üzerinde durulması gereken önemli bir konu en küçük kurp yarıçaplarının belirlenmesidir. Geçki yatay geometrisinin tasarımı aşamasında, belirlenen en küçük kurp yarıçaplarından küçük yarıçaplar kullanılamaz. Bu nedenle minimum kurp yarıçapları tasarım açısından dikkate alınması gereken en önemli sınır değerlerden birisidir. Tasarım kıstası olarak kullanılacak en küçük yatay kurp yarıçapı; dever sınır değerleri, görüş uzunlukları, yanal ivme sınır değerleri ve yanal sademe sınır değerleri temel alınarak türetilebilir. Geçki geometrisini konfor açısından değerlendirme ölçütü sademedir. Güvenlik ve konfor açısından kurp tasarımlarında sademe kıstasının dikkate alınması son derece önemlidir. Bu çalışmada sademe kıstası dikkate alınarak, tasarım ölçütü olarak kullanılacak en küçük yatay kurp yarıçapları hesaplanmıştır. Sademe kıstası ile hesaplanan kurp yarıçapları ile diğer kıstaslara göre hesaplanan kurp yarıçapları karşılaştırılmış ve yol-araç dinamiğine uygun, konforlu ve güvenli ulaşımı sağlayacak en uygun kurp yarıçapları önerilmiştir.
Ortaöğretim kurumlarında coğrafya derslerinde yeryüzü şekillerinin gösteriminde kabartma haritaların kullanımı
Ortaöğretim kurumlarındaki Coğrafya derslerinde etkili materyal kullanmanın önemi günümüzde giderek artmaktadır. Bu kapsamda yeryüzü şekillerinin işlendiği 9.sınıf Coğrafya ders kitabında bulunan yeryüzü şekillerinin tanımı verilmiştir. Kabartma haritaların yapım yöntemleri ve üretim süreçleri irdelenmiştir. Hazır olarak temin edilen kabartma haritalar kullanılarak, plastik kabartma haritalarda gösterilmesi etkin ve uygun olacak yeryüzü şekilleri gösterilmiştir. Kabartma haritaların kullanım alanlarına genel bir bakış açısı yapılmış olup, PKH'ların öğrenmedeki olumlu ve olumsuz yanları açıklanmıştır. Son olarak ise Coğrafya öğretmenleri ile görüşmeler yapılmış olup kabartma haritaların ortaöğretim kurumlarında kullanılabilirliği sorgulanmıştır.
Jeoid tesipiti için güncel global jeopotansiyel modellerin GNSS/Nivelman verileriyle değerlendirilmesi
Küresel harmonik katsayılardan ( Cnm , Snm ) oluşan global jeopotansiyel modeller, yeryuvarının dış çekim alanını belirlemek amacıyla kullanılırlar. Söz konusu katsayılar uydu yörünge bozulmaları, yersel gravite anomalileri ve altimetre verilerinden elde edilir.Bu katsayılara ilişkin standart sapma değerlerinden beklenen, modelin yeryuvarının dış çekim alanını en iyi biçimde temsil etmesidir.Gravite alanı belirleme amaçlı uydu misyonları ile yeni bir ivme kazanan global jeopotansiyel model belirleme çalışmaları doğruluk testinden geçirilir.Model doğruluğu, doğrudan doğruya modelden hesaplanan jeoit yüksekliği, gravite anomalisi, gravite bozukluğu ve çekül sapması bileşenlerinin yersel ölçüler kullanılarak karşılaştırma ile belirlenebilir.Modeller arasındaki karşılaştırma İç Batı Anadolu Bölgesinden alınan 100 TUTGA GPS/Nivelman verileri yardımıyla yapılmıştır.Bu karşılaştırmada amaç Türkiye jeoidi belirleme çalışmalarına en iyi katkıyı sağlayacak global jeopotansiyel modeli belirlemektir.
Resmi tatil dönemlerinde meydana gelen trafik kaza kara noktalarının irdelenmesi
Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de gün geçtikçe karayolu güvenliğinin problem haline geldiği ve trafik kazalarında her yıl binlerce kişinin hayatını kaybettiği görülmektedir. Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) yayımladığı 2010 yılı durum raporuna göre, bayram tatili dönemlerinde trafik kazalarının arttığı, bu dönemlerde günlük trafik kaza sayılarında 1,5 kata kadar varan artışlar olduğu belirtilmektedir. Buradan hareketle bu tez çalışması kapsamında ülkemizde resmî tatil dönemlerinin trafik kaza sayılarına etkilerinin belirlenmesi ve bu dönemlerde kaza kara noktalarının nereler olduğunun tespit edilmesi amacıyla çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Tez çalışmasında Karayolları Genel Müdürlüğü'nden (KGM) temin edilen 2005-2013 yılları arasında meydana gelen yaklaşık 300 bin trafik kaza verisi ile 2408 adet devlet yolu verisi kullanılmış, trafik kazalarına ait veriler üzerinde zamansal ve mekânsal istatistiksel analizler gerçekleştirilmiştir. Zamansal analizler sonucunda trafik kaza sayılarında istatistiksel olarak anlamlı artış olan tatil dönemleri belirlenmiş ve bu dönemlere ilişkin trafik kazaların yoğunlaştığı yerler incelenmiştir. Mekânsal analiz yöntemleriyle tehlikeli bölgelerin bulunduğu konumlar tespit edilmiş, 2005-2013 yılları arasında aynı konumlarda meydana gelen trafik kazalarının bulunması amacıyla tekrarlılık analizleri yapılmıştır. Çalışma sonucunda, resmi tatil dönemlerinde trafik kaza sayılarında diğer günlere göre istatistiksel olarak anlamlı artış olduğu ve devlet yollarının birer km'lik segmentlere ayrılması sonucu elde edilen 75024 segment içinden, farklı resmi tatil dönemlerinde toplam 156 segmentin kullanılan yöntem doğrultusunda kaza kara noktası olduğu yargısına varılmıştır.
Gediz fayı yerkabuğu hareketlerinin gnss gözlemleri ile izlenmesi
Kabuk deformasyonlarının gözlenmesi ve incelenmesi gelecekte olabilecek depremlerin potansiyellerinin araştırılmasında hayati bir öneme sahiptir. Günümüzde jeodezik ağ kurma yöntemi yüzeysel kabuk deformasyonlarının izlenmesinde, oldukça tercih edilen bir yöntemdir. Özellikle 1980'li yıllardan itibaren jeodezik ağ ölçümünde GNSS (Küresel Navigasyon Uydu Sistemleri) kullanılması bu yöntemi oldukça kullanışlı hale getirmiştir. GNSS ile kurulan ağların ölçülmesi zamandan bağımsız olarak daha ucuza, daha kolay ve daha güvenilir olarak yapılabilmektedir. Gediz fayı tarihte büyük depremler üretmiş bir faydır. En son 28 Mart 1970 tarihinde, yerel saatle 23.00 civarında, merkezi Kütahya'nın batısındaki Gediz yöresinde bir deprem meydana gelmiştir. Depremde Batı Anadolu sarsılmıştır. 1970 Büyük Gediz depremi olarak bilinen depremden günümüze kadar fayda herhangi bir deprem meydana gelmemiştir. Fayın en uzun deprem üretme periyodu 48 yıldır. Bu tez çalışmasında 48 yıldır deprem olmayan Gediz fayı GNNS gözlemleri yapılarak incelenmiştir. Çalışma bölgesi olan Gediz ilçesi çevresine 22 noktalı bir GNSS ağı kurularak 2016, 2017 ve 2018 yıllarında ağ düzenli ve periyodik olarak ölçülmüştür. Bölgeye ait hız vektörleri ve yamulma alanları hesaplanmıştır. Yamulma analizleri sonucunda bölgede genel olarak K-G yönlü açılmalar izlenmiştir. Bölgede yapılan jeolojik çalışmalar ile bulunan sonuçların uyum içinde olduğu görülmüştür.
Yerel koordinat sistemindeki 2B haritalar kullanılarak 3B kadastral pafta üretimi
Mülkiyet, insanların yerleşim yeri ihtiyacı, yaşadığı yeri sahiplenme ihtiyacı, sahiplendiği yeri koruma ve gelecek nesillere aktarma bırakma ihtiyacı hayati derecede öneme sahiptir. Son yıllarda gelişen teknoloji ile birlikte mülkiyet ve mülkiyet ile ilgili sorunlar çok kısa sürede çözümlenebilmektedir. Kişilerin sahip oldukları taşınmaz mal mülkiyetleri ile ilgili resmi kayıt tutma, sınırlarını korunması açısından mülkiyet haritaları ve hâlihazır haritalar üretilmektedir. Hâlihazır haritalar ve mülkiyet haritaları bir birinden farklı zamanlarda, farklı kişi ve kurumlar tarafından birbirinden bağımsız olarak üretilmiştir. Yerleşim yerlerinin gelişmesi, büyümesi ve planlı yapılaşma ihtiyacından dolayı bu haritaların beraber kullanılma ihtiyacı doğmuştur. Ancak bu haritaların bir biri ile çakıştırılması ve beraber kullanılması herhangi bir teknik çalışma yapmadan mümkün değildir. Bu kapsamda yersel ve klasik yöntemlerle üretilmiş, yerel koordinat sisteminde olan hâlihazır haritaların günümüzdeki geçerliliği incelenmiştir. Bu haritalardan günümüz teknolojisini kullanarak faydalanmak istenildiğinde yapılacak çalışmalar anlatılmıştır. Elde edilen sonuçların değerlendirmesi de yapılmıştır. Elde edilen sonuç verilere yeni bilgiler eklenerek yeni veriler de elde edilmeye çalışılmıştır. Hâlihazır haritaların üzerindeki yükseklik bilgisi kullanılarak kadastral mülkiyet haritaları yükseklik bilgisi kazandırılarak 3 boyutlu hale getirilmiştir. Ülkemizde halen geçerliliğini koruyan 3402 sayılı kadastro kanununda kadastral mülkiyet haritalarının 3 boyutlu olması gerektiğinden bahsetmektedir. Ancak birçok kadastral mülkiyet haritasının üçüncü boyut bilgisi olan Z koordinatı yoktur. Bu çalışma sayesinde kadastral mülkiyet haritasına daha önce yapılmış olan çalışmalarla nasıl 3 boyut kazandırılabileceğine bir örnek olacaktır. Kadastral mülkiyet haritalarına üçüncü boyut kazandırabilmek için bilgisayar ortamında sayısal halde bulunmayan hâlihazır haritaların nasıl bilgisayar ortamına aktarılarak sayısallaştırıldığı anlatılmıştır. Sayısal hale gelen haritaların günümüzde kullanılan ITRF koordinat sistemine dönüşüm çalışmalarından da bahsedilmiştir. Raster haritaların dönüşümünde afin dönüşümü sayısal haritaların dönüşümünde ise helmert dönüşümü kullanılmıştır. Böylece afin ve helmert dönüşüm yöntemlerinin de bir uygulaması yapılmıştır. Helmert dönüşüm çalışmaları için arazi çalışmaları yapılmıştır. Arazide uzun yıllar önce tesisi edilen nirengi ve poligonlar bulunmuş, ITRF koordinat sisteminde yeni koordinat ölçümleri yapılmıştır. Yapılan çalışmalar sonucunda yıllar önce üretilen hâlihazır haritalar ve kadastral haritalar kullanılarak 3 boyutlu ITRF koordinat sisteminde cm hassasiyetinde yeni bir harita elde edilmiştir. Elde edilen bu haritalar mekânsal bilgi sisteminin altlık oluşturulacaktır. Yeni yapılacak mekânsal bilgi sistemlerinin kurulmasında ve tasarımında fikir verip edinilen tecrübe sayesinde daha güçlü bir mekânsal bilgi sistemi üretilebilecektir. Ayrıca bu sonuç ürün büyük endüstriyel yapılar, su yapıları ve taban alanı büyük yapı çalışmaları hariç diğer 3 boyut çalışmalarında kullanılabilir.
Jeodezik gravite yaklaşımının incelenmesi
Bu tez çalışmasında 0 0 36.5 <9 < 40.5 ve 0 0 26.5 < X < 33 enlem ve boylam değerlerini kuşatan bir bölgede enlem, boylam, ortometrik ve elipsoidal yüksekliği bilinen noktalarda EGM08, GECO, EIGN-6C4 jeopotansiyel modelleri REQTOPO2015 topografya modeli ve WGM2012 gravite modeli kullanılarak gravite değerleri ve gravite anomalileri belirlenecektir. Bunlar belirledikten sonra BGI (Bureau Gravimetrique International) kurumu tarafından yersel olarak elde edilen veriler ile çalışma alanımızı kapsayan ve modellerden hesap edilen gravite anomali değerleri ile karşılaştırması yapılıp oluşacak farklar hesap edilip karesel ortalama hataları sunulacaktır. Bu çalışmadaki amacımız yer yuvarı için modellenecek en uygun jeoidin tespitinde kullanılabilecek modelin gravite yönünden belirlenmesi amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Jeoid, Gravite, Gravite indirgemeleri, Gravite ölçme yöntemleri, Bouguer indirgemesi, Boşlukta gravite indirgemesi
Lokal jeoid belirlemede kullanılan enterpolasyon yöntemlerinin karşılaştırılması
Bu araştırmada lokal jeoid hesaplama alanı olarak 36.5 ° < 𝜑 < 40.5 ° enlem ve 26.5 ° < 𝜆 < 33° boylam değerleri aralığındaki bölge seçilmiştir. Noktalar arasındaki mesafenin enterpole edilen jeoid yüksekliklerine olan etkisinin araştırılması için makro ve mikro ölçekte iki test ağı oluşturulmuştur. Makro ağ kapsamında 85 referans ve 35 enterpolasyon noktası olmak üzere toplam 120 nokta seçilmiş, mikro ağ kapsamında ise 8 referans ve 3 enterpolasyon noktası olmak üzere toplam 11 nokta kullanılacaktır. Bu tez çalışmasında elipsoidal yüksekliklerden ortometrik yüksekliklere geçiş için gerekli olan lokal jeoid modellerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Lokal jeoid modeli belirlenirken Ters Mesafe ile Ağırlıklı (TMA) enterpolasyon metodu, Kriging (KRG) enterpolasyon metodu, En Küçük Eğrilik (EKE) enterpolasyon metodu, Radyal Bazlı Fonksiyon (RBF) ile enterpolasyon metodu ve Geliştirilmiş Shepard (GSH) enterpolasyon metodları kullanılarak elde edilen Karesel Ortalama Hata (KOH) değerleri karşılaştırılarak en doğru sonucu veren enterpolasyon yönteminin belirlenmesi hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: Jeoid Yüksekliği, Jeoid, Elipsoid, Elipsoidal Yükseklik, Ortometrik Yükseklik, Enterpolasyon.
Tarihi Akdeniz haritalarında konum doğruluğu
Birçok açıdan bizlere miras niteliğinde olan tarihi haritalar, oluşturuldukları devirlerle ilgili çok fazla malumatı içerisinde barındırmaktadırlar. Bu sebepledir ki ilerleyen zamana karşın tüm insanlığa ortak miras niteliği taşıyan bu haritaların kendilerinden sonraki dönemlere taşınmaları, bu mirasa sahip çıkılması bakımından büyük öneme sahiptir. Türk-Osmanlı bilim insanlarından olan Piri Reis ve Katip Çelebi birer başarılı araştırmacı, coğrafyacı ve haritacı keşif önderlerindendir. Piri Reis'in Kitab-ı Bahriye adlı eseri ve Katip Çelebi'nin Cihannüma adlı eserleri içerisinde bulundukları zaman diliminin başlıca önde gelen coğrafik emek ve çalışmaların başında gösterilebilir. Dünya üzerindeki herhangi bir yerin bulunmuş olduğu sınırları tayin etmek jeodezi biliminin belli başlı vazifelerinin en önemlilerindendir. Bu tez çalışmasında, Piri Reis ve Katip Çelebi'nin eserlerinden alınan haritalar ve günümüz ArcGIS kütüphanesinden alınmış olan kartezyen koordinatlı dünya haritasının Akdeniz kıyıları için lokal koordinatlar olarak belirlenen ortak noktalar ile, sayısallaştırma işlemi sonrasında dönüşümler yardımı ve YSA uygulaması yapılarak, haritalar arası adalardaki konum doğrulukları ve uygulanan yöntemler konusu ele alınmıştır. Bu tez çalışması içerisinde konu ile ilgili jeodezi bilimi başta olmak üzere literatür taramaları ile çeşitli çalışmalar toparlanarak, temelde jeodezi bilimi üzerinde yoğunlaşılmıştır. Bu çalışmada yararlanılan Akdeniz haritalarından Akdeniz kıyıları üzerinden ortak adalardaki değişimler üzerine çalışılmıştır. Piri Reis'in Kitab-ı Bahriye adlı eserinden ve Katip Çelebi'nin Cihannüma adlı eserlerinden Akdeniz haritaları kullanılmıştır. Bu haritalar yardımı ile ortak belirlenen adalar üzerinde günümüz dünya haritasına kıyılardan dönüşüm işlemleri yapılarak ortak adalar üzerinde durulmuştur. Dönüşümde kullanılan yöntemlerin aralarında kıyaslanmaları, adalardaki alan ve çevre değişimleri ve de konum doğrulukları irdelemesi yapılmıştır. Yapılan uygulama sonuçları ayrıntılı olarak karşılaştırılmıştır.
Obruk Barajındaki düşey deformasyonların hassas Nivelman Yöntemi ile belirlenmesi
Yerkabuğunda veya büyük yapılarda meydana gelen geometrik şekil değişikliklerine 'deformasyon' denir. Deformasyonlar düşey ve yatay doğrultudaki konum değişikliği şeklinde görülür. Düşey yöndeki yer kabuğu hareketleri genellikle hassas nivelman yöntemi kullanılarak belirlenir. Bu yöntemi uygulamak için deformasyon bölgesi ve çevresini kapsayan bir ağ oluşturulur. Ağı oluşturan noktalar, obje noktaları ve sabit noktalardan oluşmaktadır. Obje noktaları, deformasyon incelemesine konu olan bölgeyi kapsayacak şekilde deformasyonun beklendiği yerlerden seçilir. Sabit noktalar ise, deformasyonu incelenecek bölgeye yakın fakat deformasyon beklenmeyen, üzerinde ölçüm yapılabilecek yerlere tesis edilir. Deformasyon ölçmeleri için ağ kurulduktan sonra, deformasyon noktalarının yüksekliklerinin belirlenmesi için hassas nivelman ölçmeleri yapılır. Hassas Nivelman yöntemi ile belirli zaman aralıklarında yapılan ölçülerin sonuçları irdelenir. Çok küçük hareketlerin belirlenmesi amaçlandığı için ölçüler yapılırken hassas nivelmanın tüm şartları yerine getirilmelidir. Ölçümlerde elde edilen veriler uyuşumsuz ölçü testi uygulanarak uyuşumsuz ölçüler belirlenir ve bu ölçüler dengeleme öncesi iptal edilir. Yapılan ölçüler en küçük kareler yöntemine göre serbest ağ dengelemesi yöntemi kullanılarak deformasyon noktalarının yükseklikleri belirlenir. Bu çalışma Obruk Barajı ve çevresinde meydana gelebilecek olası düşey deformasyonların belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Obruk Barajı gövdesindeki düşey deformasyonların belirlenmesi amacıyla 8 adet referans noktasına, 6 adet baraj inşaatında imal edilmiş olan sağlam beton zeminlere RS noktası bronz şeklinde imal edilmiştir. Ayrıca baraj gövdesinde bulunan 44 adet obje noktası üzerine nivelman aparatı imal edilmiştir. Toplamda 58 adet noktanın tamamında ölçme doğruluğu 0.6mm/km olan elektronik nivo ve invar miralar kullanılarak gidiş-dönüş olarak hassas nivelman yapılmıştır. 6 adet RS noktasının yatay koordinatları bulunmamakla beraber, bu noktalar sadece rölatif yükseklik ölçümleri için kullanmıştır. Proje kapsamında toplam dört kampanya ölçümü yapılmıştır. Gidiş-dönüş şeklinde ölçülen nivelman hattının uzunluğu yaklaşık 22 km'dir. Gidiş-dönüş ölçüleri arasındaki farklardan ve lup kapanmalarından 1 km gidiş-dönüş ölçü için standart sapma değeri hesaplanmıştır. Değerlendirmede hata sınırı olarak 4S değeri kullanılmıştır. Yapılan ölçümlerin değerlendirilmesi ve deformasyon analizi için PANDA deformasyon analizi programının DEFANA modülü kullanılmıştır. Bu çalışmada PANDA programının tek boyutlu ölçülerin değerlendirilmesi, deformasyon analizinin nasıl yapıldığı ve 4 kampanya olarak yapılan çalışmadan elde edilen sonuçlar detaylı bir şekilde açılanmıştır. Dört kampanya olarak yapılan çalışmanın, altı periyod olarak deformasyon analizi gerçekleştirilmiştir. 1. ve 4. kampanya ölçüleri ile deformasyon analizi yapıldığında su seviye üzerinde olan obje noktalarında +2mm ile +5 mm arasında hareket gözlenmiştir. Birinci ve dördüncü kampanya arasında baraj su seviyesi 1.76 m olarak tespit edilmiştir. Su seviyesinin artmasıyla birlikte, gövde üzerindeki basınç artışı, obje noktalarındaki hareketleri meydana getirdiği düşünülmektedir. Bunun dışında yapılan deformasyon analizlerinde obje noktalarında hareket gözlemlenmemiştir.
3B nokta bulutlarından bina tespiti
Uzaktan algılama teknolojileri ile elde edilen verilerden binaların tespit edilmesi çalışmaları günümüzün önemli araştırma konularından biridir. Nüfus hareketlerinden, şehir gelişimine, kaçak yapı gözleminden döküm çıkarımına kadar birçok alanda ihtiyaç duyulan bina tespiti işleminin doğru ve otomatik olması da önemlidir. Bu tez çalışmasında, Light Detection and Ranging (LiDAR) sistemi ve İnsansız Hava Araçlarından (İHA) elde edilmiş hava fotoğrafları kullanılarak Hareket Tabanlı Yapısal Algılama (SfM) ile üretilen nokta bulutu verileri kullanılarak 4 farklı alanda bina tespiti ve bina izdüşümü alanı çıkarımı yapılmıştır. Bu tez çalışmasında temel yaklaşım olarak binaların yükseklikleri sebebiyle oluşturduğu dokuların diğer objelerden farklı olduğu ve bu durumun bina tespitinde kullanılabileceği görüşü benimsenmiştir. Bina tespiti konusunda farklı kaynaklardan elde edilen veri setleri ve yöntemleri kullanan birçok çalışma mevcuttur. Bu tez çalışmasında ise farklı amaçlar için kullanılan Benzemezlik doku parametresi, bina tespitinde kullanılarak bu alandaki çalışmalara katkı sunulmuştur. Tüm bu çalışmalarda ortak problem bitkilerin binalara karışması olduğu söylenebilir. Literatürdeki çalışmalarda bu problem bitki indeksi ya da sınıflandırma gibi yardımcı verilerle çözülürken bu çalışmada Aşınma operatörü kullanılarak herhangi bir yardımcı veriye gerek kalmadan bitkiler büyük oranda temizlenmiştir. Önerilen yöntem farklı bölgelerde farklı veri kaynaklarıyla elde edilen verilere uygulanmıştır. ISPRS'den temin edilmiş Vaihingen test alanda elde edilen sonuçlar diğer araştırmacıların sonuçlarıyla karşılaştırılmıştır. Vaihingen test alanında Kalite parametresi sonuçları birinci bölgede %76,6 ikinci bölgede %89,4 ve üçüncü bölgede %90,9 olarak hesaplanmıştır. Elde edilen sonuçlar diğer araştırmacıların sonuçlarıyla karşılaştırılarak yöntemin tutarlılığını ortaya koymuştur. Sonuç olarak yardımcı veri setlerine ihtiyaç duymadan, farklı topografya ve bina özellikleri taşıyan bölgelerde ve farklı veri setlerinde uygulanan yöntem ile elde edilen sonuçlar, Benzemezlik doku parametresinin bina tespiti çalışmalarında kullanılabileceğini göstermektedir.
Düşük maliyetli yarı otomatik lazer entegreli kesit çıkarım sisteminin kullanılabilirliğinin araştırılması.
Hızla artan nüfus ve buna bağlı olarak genişleyen yerleşim yerleri arasındaki iletişim ulaşım ile meydana gelmektedir. Bu nedenle ulaşım hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Mevcut imkânlar ise her geçen gün ihtiyacımızı daha az karşılamaktadır. Bu bakımdan sürekli gelişen teknolojiyle doğru orantılı olarak yeni alternatif yollar aranmaktadır. Böylece çeşitli projeler üretilmektedir. Hedef, zamanın daha verimli kullanılmasıdır. Birçok alanda olduğu gibi haritacılık çalışmalarında da teknolojiyle paralel olarak yeni yöntemler geliştirilmiştir. Gelişen teknoloji ile daha hızlı ve daha hassas ölçümler yapılarak ölçüm belirsizliğinin azaltıldığı ve daha doğru karar verebilecek sistemler geliştirilebilmektedir. Bu sayede 21.yy teknolojisine uygun olarak yüksek algılama gücüne sahip donanımlar yardımıyla konuma bağlı noktasal veri üretiminin önemi artmıştır. Bu da haritacılıkta kullanılan lazer tarayıcı cihazların geliştirilmesini sağlamıştır. Bu cihazlar bir platforma monte edilerek (sabit bir istasyon, araç, tren, gemi vb.) farklı durumlara göre oluşan ölçme hızları ve buna bağlı olarak meydana gelen nokta yoğunluğunu daha az insan gücü ile zamandan kazanarak veri toplamamızı sağlamaktadır. Ancak mevcut durumda kullanımın sınırlı alanlarda olması ve çok fazla maliyet gerektirmesinden dolayı bu teknolojiden yararlanma imkânı kısıtlanmaktadır. Bu çalışmada; madencilik çalışmalarında veya bir yapı projesi inşaatında yarı otomatik lazer tarama sistemi aracılığıyla kesit oluşturabilmesi amaçlanmıştır. Yapılan uygulamalarda gerekli verilerin toplanması, bir proje oluşturm aşamasında çok önemli paya sahiptir. Toplanan veriler ile hem değerlendirme hem de uygulama işlemleri yapılmaktadır. Günümüzde zaman kavramının öneminin artmasıyla haritacılık alanında da doğru ve hızlı çalışma en önemli faktördür. Gerçekleştirilen çalışmada düşük maliyetli yarı otomatik lazer tarama sistemi ile toprak hareketlerinin hesaplanması, arazi kesitlerinin somut hale getirilmesi sağlanmıştır. Kurulan sistem yardımıyla oluşturulan kesitler kolay bir şekilde mevcut ihtiyacın daha hızlı karşılanmasını sağlayacaktır. Madencilik çalışmalarında kullanılması beklenen sistemin, benzer şekilde tünel yapım çalışmalarında da kullanarak farklı alternatifte çalışma alanlarına yaymak bir diğer hedef arasındadır. Bu sayede günümüzde kullanılan yöntemlere alternatif olarak yapılacak uygulamalarda söz edildiği gibi; zaman ve insan gücü minimum seviyeye indirilerek ölçme tekniğinin daha kısa zamanda ve istenilen amaca uygun doğrulukta kullanılacak bir sistem daha ucuz maliyetle tasarlanmıştır. 2019, xii + 91 sayfa Anahtar Kelimeler: Düşük maliyet, yarı otomatik lazer entegreli sistem, kesit çıkarımı.
Sultandağı fayında jeodezik gerinim (strain) ile istatistiksel depremsellik verilerinin ilişkilendirilmesi
Akşehir-Simav Fay Sistemi (ASFS) ilk olarak Koçyiğit (1984) tarafından adlandırılmış olup, doğuda Konya ili güneyi ile batıda Balıkesir arasında uzanan yaklaşık 500 km uzunluğunda bir zondur. Batı Anadolu'nun önemli fay sistemi içerisinde kalan bu sistemin genel olarak birbirine paralel uzanan çok sayıda horst ve graben türü yapılar bulunmaktadır. Bu çalışmada ASFS'nin Afyon - Sultandağı arasında kalan kısımda, yer kabuğu hareketlerini belirleyebilmek için 2012 yılında 27 noktadan oluşan bir GNSS ağı kurulmuştur. 2012-2018 yılları arasında 5 kampanya ölçüm yapılarak bölgeye ait hız vektörleri elde edilmiştir. Bu GNSS ölçüleri, GAMIT/GLOBK yazılımı kullanılarak değerlendirilmiştir. Ayrıca bölgedeki deprem verileri yardımıyla bölgeye ait b parametreleri hesaplanmış ve jeodezik yamulmalarla karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak 2002 Çay Eber depremlerinden sonra bölgenin batısına doğru jeodezik yamulmaların arttığı görülmüştür