
20
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Osmanlı-Türk makam müziği ögelerinin günümüz Türk bestecilerince kullanımı
Bu tez ile Türkiye'de yaşayan günümüz çoksesli müzik bestecilerinin Osmanlı-Türk Makam Müziği ögelerinden nasıl yararlandığı gösterilmeye çalışılmıştır. Bu nedenle çalışmada öncelikle Osmanlı-Türk Makam Müziği'nin ses sistemine ve yapıtaşlarına kısa bir bakışta bulunulmuştur. Burada notasyon, makamlar ve makamları oluşturan çeşniler, makamların donanım ve seyir özellikleri ile Türkiye'de çoksesli müzik besteciliğinin tarihi kısaca tartışılmıştır. İkinci bölümde Osmanlı-Türk Makam Müziği ögelerinden en çok istifade ettiği gözlemlenmiş beş bestecinin notalarına ve kayıtlarına ulaşılabilen birer eseri seçilmiştir. Hasan Uçarsu'nun (1965) "Lamento", Özkan Manav'ın (1967) "Taksim", Onur Türkmen'in (1972) "Hat", Oğuzhan Balcı'nın (1977) "İstanbul Hatırası" ve Sadık Uğraş Durmuş'un (1978) "1V4K" adlarındaki eserleri içerdiği Osmanlı-Türk Makam Müziği ögeleri bakımından analiz edilmiş, buradan hareketle hangi ögelerin ne sıklıkla kullanıldığı ve kullanım yöntemleri tartışılmıştır.
Nâyi Osman Dede'nin rast Mevlevî ayini'nin karşılaştırmalı incelenmesi
Geleneksel Türk Musikisi formları içerisinde önemli bir yer alan Mevlevî Ayinlerinden Nâyi Osman Dede'nin Rast Mevlevî Ayini'nin günümüze ulaşmış beş farklı nüshasının karşılaştırılması çalışmamızın konusunu oluşturmaktadır. Daha önce alanda çalışılmadığını tahmin ettiğimiz; Süleymaniye Kütüphanesi Nadir Eserler Bölümü'nde yer alan Emin Dede ve yine aynı kütüphanede Ekrem Karadeniz Arşivi'nde yer alan Abdülkadir Töre'ye ait iki el yazması eser, daha önce çalışılmadığı için temel alınarak; Darülelhan, Sadettin Heper ve Ahmet Çalışır nüshaları ile karşılaştırmaları yapılmıştır. Darülelhan ve Sadettin Heper defterlerinin genel olarak kabul görmesi, Ahmet Çalışır'ın tercih edilmesi ise yapılan son çalışma olarak günümüzde nasıl değerlendirildiğini görebilmek içindir. Mus2 nota yazım programıyla yeniden yazılarak elektronik aktarılan notalar, belirlenen kronolojik sıraya göre dizilmiş, donanım, usûl, perde dağılımı ve süslemeler göz önünde bulundurularak edisyon kritik yöntemiyle karşılaştırmaları yapılmış; benzerlik ve farklılıklar tespit edilmeye çalışılarak, elde edilen bulgular oluşturduğumuz Çizelge ve görseller ile somutlaştırılmıştır. Tespit edilen farklılıklar sonuç bölümünde yorumlanmış ve ardından ek olarak; Emin Dede ve Abdülkadir Töre'ye ait Süleymaniye kütüphanesinden dijital şekilde alınan orijinal notalar ile diğer versiyonların Mus2 nota yazım programıyla yeniden yazdığımız versiyonlarına yer verilmiştir.
Transformations of Kurdish music in Syria: Social and political factors
Bu tez, Suriye'de ve özellikle Kobani'de Kürt müziğinin gelişimine ilişkin sosyal ve politik engelleri ortaya koymaktadır. Tezin tartışması iki konuya odaklanmaktadır: Birinci tartışma, Kürt toplumunun müziğe ve müzisyene yönelik yaklaşımı iken; ikinci tartışma siyasetin müzikal nitelik ve yaratıcılık üzerindeki etkilerini ortaya koymaktır. Bu iki tartışma açısından "kimlik meselesi" temel bir konu olarak ele alınmıştır. Başka bir deyişle, Kürt kimliğini tanımlayan unsurlar, müziğin de önemli bir parçası olarak incelenmiştir. Bu nedenle tez, Kürt müziğinin ayırımlarını, Kürt halkının sosyal ve politik olarak ayrımları ışığında ele alan tarihsel bir çalışmadır. Tezin araştırması büyük oranda kişisel deneyim ve birikimlere dayalı bilgilerin yanı sıra tarihsel, politik ve sosyolojik kaynaklara dayanmaktadır. Bunlara ek olarak Suriyeli Kürt müzisyenler ile derinlemesine görüşmeler yaptım. Bu görüşmeler araştırmaya önemli bilgi ve deneyimleri katmıştır. Bu çalışma, sosyal ve politik engelleri görmek için tarihsel olarak müziğin izinden gitmektedir. Kürtlerin müzik üslupları, eski zamanlardan günümüze olmak üzere, ortaya konulmaktadır. Kürt müziğinin ve kimliğinin bir parçası olan "şarkı söyleme" merkezi bir yere sahiptir. Bu çalışmanın büyük bölümü Kürt edebiyatı ve Kürt müziği arasındaki yakınlığa odaklanmaktadır. Edebi ürünler, Kürtçe şarkıların konusunu oluşturmaktadır. Bu çalışma genel olarak, yirminci yüzyılın başlarına yani modern tarihe gitmekte ve Kürt müziği ve müzikal çıktılara dair ayrımları ortaya koyarak, Suriyeli Kürtlerin ve özelde Kobani'nin sosyal ve politik koşullarına ışık tutmaktadır. Çalışma, Suriye'de Kürt kimliğinin oluşumuna eşlik eden rasyonelleri ve müzikal süreçleri etkileyen yanı sıra ozan, popüler şarkıcılar, müzik grupların koşullarını Kürt aşiret toplumu ve Suriye resmi makamların Kürt müziği üzerindeki etkisini bağlı olarak ele almıştır. Bir yandan Kürt siyasetinin Suriye'deki ve özellikle Kobani'deki Kürt müziğindeki yaratıcı çeşitliliğe olan etkisi görülmeye çalışılmıştır. xviii Çalışma, Kürt aşiret ve dini sınıfın Suriye'deki Kürt müziğini nasıl etkilemekte olduğunu inceleyerek sona ermektedir. Suriye'deki iktidar üretim sürecini kontrol etti ve kısıtladı. Ve dünyanın, hem siyasi hem de sosyal baskılardan kurtulan Suriyeli Kürt müzisyenlere açılması, kimliğin kaybolmasına ve müzik üretiminde yaratıcılığın azalmasına neden oldu. Bu nedenle, bu tezde Kürt müziği üretimi, performansı ve icrasının kökenlerini araştırarak modern vizyonlara ve zevklere uygun olarak yeniden inşa edilmesi önerilmektedir.
Caferilikte Mersiye ve Sinezen
Türkiye, mezhepsel çeşitlilik bakımından oldukça zengin bir ülkedir, bunun köklerini tarihsel diyaloglar ve jeopolitik konum ile açıklamak mümkündür. Bu çeşitlilik içerisinde Muharrem ayında yazılı ve görsel basında adından yoğunlukla bahsedilen Caferiler, yaklaşık iki ay boyunca kesintisiz devam ettirdikleri matem ritüelleri ve eza meclisleri açısından son derece dikkat çekici bir konumdadır. Türkiye'deki mezhepsel yapılar içerisinde Hz. Hüseyin ve ailesinin katledilmesi ile ilgili yas ritüellerinde bu kadar uzun süren mah-ı matem törenlerine rastlanılmamaktadır. Bu konuda oldukça köklü ve sistematik ritüelleri olan erkanlar içerisinde bile Muharrem yası, masumu paklar olarak adlandırılan ve üç gün süren oruçtan sonra, devamında gelen 12 günlük oruç akabinde ( ya da 12. gün bitiminde ya da 12. gün öğle vakti bitiminde ) aşure yapılarak sona erdirilirken, Caferilik'te matem ritüelleri Muharrem ayının ilk gününden Sefer ayının sonuna kadar deste grupları tarafından farklı isimlerde (tasua gecesi, aşura (Şam-ı Gariban),imamın yedisi,erbain…) düzenlenen eza meclisleri ile devam eder. Ülkemizde her yıl, Caferiler tarafından Muharrem ayının 10. Günü olan Aşura ve İmamın 40.günü olan Erbain günlerinde, daha önceleri Halkalı Meydanı'nda şimdi ise o alana inşa edilen Yahya Kemal Beyatlı Kültür Merkezi'nde gerçekleşen geniş katılımlı törenler yapılmaktadır. Bu törenler, Hz. Ali'nin oğlu Hz. Hüseyin'in ve 72 evladının (bu 72 kişi içerisinde kendi çocukları, ben-i haşim'in evlatları ve kendisine yarenlik eden dostları bulunmaktadır.) Kerbela'da,Yezit tarafından susuz şehit edilmesinin yasını temsil etmekte ve Kerbela vakası gerek Türkiye'den gerek yurtdışından davet edilen mersiyehanların icra ettiği mersiyeler ve sinezenler eşliğinde hatırlanmaktadır. Bu çalışmada, İstanbul'da binlerce Caferi'nin katılımıyla gerçekleşen, tören ve eza meclislerinde okunan mersiyelerin, sinezenlerin (destelerin) genel formları incelenmiş olmakla birlikte, mah-ı matem ritüelleri aşura'dan sonra sefer ayının sonuna kadar devam ettiği için Erbain ve diğer eza meclisleri de çalışmaya kısmen dahil edilmiştir. 20.yy ortalarından itibaren kültür eksenli disiplenler arası metodoloji yaklaşımları bizleri yapmış olduğumuz müzikal incelemelerde ''Kültürel Unsurlara'' yönlendirmiş ve kültürel etkilerin, müzikal formlar üzerindeki fonksiyonlarını dikkate almaya sevk etmiştir. Toplumsal yapı üzerinde kültürün reaksiyon göstermediği yaşamsal alanlar, dini ritüeller, sosyal etkileşimler, toplumsal figürler yoktur yani hayatın her alanında kültürel izlerin sirayet ettiği üretimlere rastlamak mümkündür. İslam kültürü içerisinde müziğin özel bir durumu söz konusudur, bu konuda pek çok farklı fikirler öne sürülmüştür. Uygun görenler kadar sakıncalı olduğunu düşünenler, tek kadın sesinin haram olduğunu savunanlar kadar teganni ile okunmasının tamamen yanlış olduğunu iddia edenlere de rastlanılmaktadır. Caferilik inancı içerisinde de mersiyelerin özel bir durumu vardır. İslam Tarihi'nin, Asr-ı Saadet Dönemi'nden sonra hilafet meselesi sebebiyle, seyrini değiştiren Kerbela Vakası'nın tüm yönleriyle anıldığı Mah-ı Matem'de okunan mersiyeler, sinezenler (desteler) ve zeban-i haller, müziğin toplumsal hafızadaki izdüşümlerini anlamak ve tanımlamak bakımından işlevsel bir görevi üstlenmektedir. Bizim bu çalışmadaki hedefimiz; mukayeseli bir kültürel ya da teolojik olay naklinden ziyade olayların meydana gelmesindeki sürece, yani olaydan öte olgulara dikkat çekerek bilimsel veriler rehberliğinde analitik çıkarımlar yaparak araştırmanın konusu kapsamında, araştırma sorularına objektif bir katkı sunmaktır. Bu araştırmayı ana yörüngesinden çıkarmamak için çalışma İslam öncesi Arap Kültürünü açıklayarak başlatılmıştır ; çünkü var olan mevcut yapının pozitif ve negatif yanlarını izah etmeden, öne sürülen reformist (yenilikçi) hareketi betimlemek ve toplumsal normlar dahilinde değerlendirmek mümkün değildir. Araştırma, mukayeseli bir anlatım mantığından ziyade veriler dahilinde durum tespiti, kronolojik tarih metodolojisi ile dönemsel betimlemeler ve bunların toplumsal hafızaki etkileri, İslam ile tebliğ edilen yeni hareketi (yapılanmayı) ihtiyaç değil zaruret haline getiren sosyal- siyasi- iktisadi yapı ve bu yeni idari düzene muhalif hareketler ve tüm bu tasvir edici aktarımlar temelinde tespit edilen eserlerin, müzikal formlarının analizini yapmayı amaçlamaktadır. Caferilik'te Mersiye ve Sinezen isimli bu çalışma, müzikal alanda üzerinde hiç çalışılmamış bir konudur. Mersiyeler hakkında edebi açıdan hazırlanan çalışmalar olmasına rağmen Caferi mezhebi ritüelleri içerisinde icra edilen mersiyeleri kapsayan müzik tabanlı bir çalışmaya rastlanılmamıştır. Bu sebeple çalışmada pek çok metodolojik yöntem ile veri toplama çalışmaları yapılmıştır. Mevcut verilerin şifahen aktarılması ve yazılı kaynak sınırlılığı (nota,güfte) buna ek olarak tarihsel kısma dair kaynakların Farsça, Arapça ya da bu lisanlardan çeviri olmaları yine bu çalışmaların sadeleştirme ya da çevirilerinin taraflı olup olmadığının tespiti, doğru bilgi konusunda titiz bir çalışmayı gerektirmiş ve bundan mütevellit veri analiz aşaması uzun sürmüştür. Caferi mezhebindeki mersiyelere dair bir derleme çalışması yapılmadığı için, bu araştırma, alan araştırması metodolojisi ile derleme yöntemi üzerinden programlandırılmış,Deste grupları ve mersiyehanlar ile yapılan görüşmeler ile temellendirilmiştir. Bu çalışma, dört bölümden oluşmaktadır ve araştırma sorusuna nesnel bir yanıt bulma hedefiyle konuyla ilgili tüm alt başlıklar detaylıca incelenmiştir. İlk bölümde araştırmanın metodolojik yaklaşımları, çalışmanın amacı ve hangi sorulara cevap aradığı açıklanmıştır, ikinci bölümde İslam Öncesi Arap yarımadasının yönetim anlayışı ve sosyo-kültürel yaşamı incelenmiş, İslam Tarihi ve İslam Dini ile Arap yarımadasında kurulan İslam Medeniyeti'ne dair bilgiler aktarılmış ve bu tarihsel kronoloji ile muhalif yaklaşımlar içerisinde İsna-Aşariye (Caferilik) ele alınarak temel felsefesi ve uygulamaları açıklanmıştır. Üçüncü bölümde, tez başlığını kapsayan Caferilik ile ilgili teoloji tabanlı veriler sunulmuş ve bu mezhebe dair ritüeller aktarılırken akabinde bu inanışın kurumsal temsil yapıları tanıtılmıştır. Dördüncü bölüm müzikal analiz olarak düzenlenmiş, notaya alınan eserler makam, usul yapısı olarak incelenmiş ve tüm bu veriler dahilinde sonuç kısmında çalışmanın neticesi anlatılmıştır. Anahtar Kelimeler : Aşura, Erbain, Caferilik, Kerbela, Sinezen, Mersiye, Zebani hal.
Bağlama çalıp söyleyen kadınların müzik performansının toplumsal cinsiyet açısından incelenmesi
Performans kavramının tanımlanması birçok araştırmacı için muğlaktır. Bu kavram, kimi araştırmacılar için başarı şartı aranan, kimisi için ise canlandırıcı bir deneyim olarak sonucu değil, süreci ifade etmesi bakımından başarı şartı aranmayan bir edimselliktir. Bazı araştırmacılar ise performansı bir şeyi yapma yeteneği (hüner) olarak tanımlanmaktadırlar. Performans kavramı hangi açıdan tanımlanırsa tanımlansın, bir başı ve sonu olan edimsel bütünlüğü ifade etmektedir. Bu bütünlük, çevresinde gelişen hiçbir gerçeklikten bağımsız değildir. Çünkü performans, insanî mübadelenin asgari koşulu olarak görülmektedir. O halde toplumsal kertede performans, iletişimi de beraberinde getirir. İletişimin en etkili yöntemlerinden biri olan müzik performansı sayesinde, yaşam pratiklerine dair sosyal, kültürel ve tarihsel pek çok veri gerek açık, gerekse gizli anlamlarla bir yerden başka bir yere aktarılmaktadır. Pozitif bilimsel (biyolojik ve determinist) yaklaşımların dışında, sosyal ve kültürel bağlamlarla açıklanan toplumsal cinsiyet de genelde performansta, özelde ise müzik performansında keşfedilmeye değer veriler sunmaktadır. "Bağlama Çalıp Söyleyen Kadınların Müzik Performansının Toplumsal Cinsiyet Açısından İncelenmesi" adlı bu çalışmada performans, müzik performansı ve toplumsal cinsiyet arasındaki bağlantılar bağlama çalıp söyleyen kadınlar özelinde değerlendirilmiştir. Çalışmada bağlama çalıp söyleyen kadınlara odaklanmamın sebebi, müzik alanında uzun yıllar boyunca bu kapsamda performans gerçekleştirmemdir. Konuyla ilgili olarak, deneyim, katılım ve gözlem yoluyla elde edilen bilgiler performans ve müzikoloji disiplinlerindeki eğitimim ile sentezlenmiştir. Ayrıca, mevcut araştırma konusunun toplumsal cinsiyet ve performans olması dolayısıyla sosyoloji ve antropoloji başta olmak üzere, psikoloji, tarih gibi çeşitli disiplinlerden yararlanılmıştır. Bu durum aynı zamanda, müzik performansının dünyada artık sadece müzik iletimi olarak algılanmadığını; geçmiş ve günümüzle bağlantılı olarak sosyal ve kültürel pek çok konuda önemli veriler sağladığını kabul etmek anlamına gelmektedir. Bilindiği üzere, sosyal bilimlerde her veri, bir başka veriyle bağlantılıdır. Bir durumun ortaya çıkması, onu çevreleyen başka durumların etkisiyle mümkündür. Bu doğrultuda, bağlama çalıp söyleyen kadınlar araştırma kapsamında sadece kendi eksenlerinde oluşan performansları açısından değil, aynı zamanda geçmişten günümüze müzik alanında konumlanmaları açısından da değerlendirilmiştir. Müzik performansındaki toplumsal cinsiyet verileri ve çevresel etkenlerini ortaya koymak için performansın şemsiye terim olarak kullanılmasından yararlanılmıştır. Böylece, toplumsal cinsiyet gerek sosyal yaşam pratikleri, gerekse müzik performansındaki dışavurumlar açısından değerlendirilmiştir. Toplumsal cinsiyet verileri sağlayan iki pratiğin arasında ise müzik alanı konumlanmaktadır. Yani, hem sosyal yaşam pratikleri, hem de müzik alanı ve performansı birbirleriyle bağlantılı olarak toplumsal cinsiyet verileri sunmaktadırlar. Cinsiyet kimliği ile ilgili toplumsal normlar performans sayesinde belleğe taşınmakta ve bellek vasıtasıyla performansa dönüşmektedir. Her performans zaman ve mekâna bağlı olarak farklı derecelerde değişkenlik gösterse de – ki bununla birlikte performansın yorumlanabilme özelliği ortaya çıkmaktadır- birçok konuda olduğu gibi cinsiyet kimlikleri ile ilgili düzene kazılı sessiz çağrıların ve aynı zamanda kültürel kodların benzer biçimde kuşaktan kuşağa aktarılmasında en önemli etkendir. Genelde performansı özelde ise müzik performansını meydana getiren unsurlardaki cinsiyet kimliklerine ait davranış biçimleri şüphesiz her alanda görülmektedir. Bu bakımdan, müzik alanı ve performansında ortaya çıkan davranış biçimlerinin analiz edilmesinde Bourdieu'nun alan teorisi ve alan eşmantığından yararlanılmıştır. Alandaki ve alan pratiğindeki toplumsal cinsiyet verilerine dâir sebep-sonuç ilişkileri alan ve habitus ortaklığıyla açıklanmıştır. Bu ortaklık içerisinde doxa, sermaye türleri ve etkinliği, nepotizm, sembolik güç, simgesel şiddet gibi çeşitli meseleler, toplumsal cinsiyetin müzikteki ve bağlama çalıp söyleyen kadınların müzik performanslarındaki görünümüyle ilgili ipuçlarını ortaya koymaktadır. Müzik alanında iktidar ve tabî alan ilişkileri, bu ilişkilere bağlı olarak ortaya çıkan yıkım ve muhafaza stratejileri, kadının ve müzik performansının değeri açısından büyük öneme sahiptir. Alan mücadeleleri içerisinde kadının konumu müzikal davranış biçiminin yanısıra, sanatının estetik değerinin ve bu değerle bağlantılı yeterlilik anlayışının da belirleyicisidir. Sosyal yaşam pratiğinden müzik alanındaki pratiğe uzanan "erkek yapar, kadın destek verir", "kadın erkeğin arkasında yer almalıdır" gibi toplumsal rolleri belirleyen doxalar, kadınların hâkimiyet alanından çekilmelerine sebep olmakta, müzik alanındaki yetkinliklerini ciddi oranda azaltmaktadır. Şüphesiz, bu durumun dünyada çok sayıda örneği bulunmaktadır. Türkiye'de müzik performansını meydana getiren unsurlardaki cinsiyet kimliğine dair yargılar, şüphesiz dünyadaki örneklerden bağımsız değildir. Yine de, geleneksel müziklerin üretiminde; bu üretim koşullarını oluşturan yaşamın iki uç noktasında; yani, doğumdan ölüme ve ninnilerden ağıtlara kadar pek çok repertuar türünün üretiminde ve aktarılmasında kadınların birincil derecede etkin oldukları belirtilebilir. Buna rağmen, 1920'li yıllardan günümüze kadar gerek resmî ve özel kurumlar tarafından, gerekse bireysel olarak yapılan derleme çalışmalarında kadınların özel alanla sınırlandırılmaları nedeniyle, çoğu zaman kayıtlara geçmedikleri anlaşılmaktadır. Yani, yapılan derleme çalışmalarında geleneksel ezgileri aktaran kişiler kaynak kişi adıyla ezici çoğunlukla erkeklerden oluşmaktadır. Geleneksel ezgilerin kamusal alana taşınması, gelecek nesillere aktarılmasından, müzik performansını oluşturan öğelere kadar pek çok konuda- ki buna çalgılar da dâhildir- kadınların simgesel şiddet ya da rızalık yoluyla alandan uzaklaştırıldığı ya da uzaklaştığı açıktır. Dolayısıyla, tüm dünyada sıklıkla rastlanılan "neden büyük kadın sanatçı yoktur" sorusunun cevabı, kadına biçilen ve kadının rızalığıyla kalıcı hale dönüşen, düzene kazılı sessiz çağrılarda, doxalarda ve toplumsal rollerde aranmalıdır. Bu değerlendirmelerle bağlantılı olarak, çalışma 4 bölümden oluşmaktadır. 1. bölüm, araştırma konusunun tanıtımının yapıldığı, günümüze kadar yapılan çalışmalar ve alan içindeki gözlemler neticesinde araştırmanın sınırlarının belirlendiği giriş bölümüdür. Giriş bölümünde araştırma ile ilgili yapılan çalışmaların analitik değerlendirmelerinin yanı sıra, araştırmanın amacı, sorusu, sınırları, yöntemi, hipotezi ortaya konmuştur. Araştırmanın sınırları performans, kültür ve toplumsal cinsiyet ilişkisine dikkat çekilerek, genelden özele doğru daraltılmıştır. Bu doğrultuda, Türkiye'de Halk Müziği'nin özellikle yaklaşık son yüzyıllık tarihsel sürecinin bağlama çalıp söyleyen kadınlar üzerindeki etkisi incelenmiştir. Yani, tabiri caizse bu bölümde bağlama çalıp söyleyen kadınların tarihsel süreci değerlendirilmiştir. Bu kapsamda, 13. yüzyıldaki Bacıyân-ı Rûm (Anadolu Bacılar Teşkilâtı) adı verilen derviş kadınlar topluluğunun Türkiye'deki kadın mücadelesine etkisine değinilmiş; 20. yüzyılda kaynak kişiler, kadın âşıklar, resmî ya da özel icra ve eğitim kurumları ve popüler kültürün kadın mücadelesine etkisi ele alınmıştır. Çalışmanın 2. ve 3. bölümleri araştırmanın gövdesini oluşturmaktadır. Girişte son yüzyıllık tarihsel sürecin kısaca ele alınmasının ardından, 2. bölümde araştırmanın teorik çerçevesi irdelenmiştir. Bu kapsamda, düzene kazılı sessiz çağrılar üzerine kurulan kadın kimliği ve bağlama çalıp söyleyen kadınlar, performans, toplumsal cinsiyet ve Bourdieu'nun alan teorisi açısından ele alınmış; kültürel bellek, müzik alanı ve performansı ilişkisi içerisinde değerlendirilmiştir. Araştırmanın teorisi, bir sonraki bölümde değerlendirilecek olan pratiğinin de habercisidir. Teori ve pratiğin birlikte değerlendirilmesinde sırasıyla müzikoloji, performans ve sosyoloji disiplinlerinin ağırlığı görülmektedir. Çalışmanın 3. bölümünde bağlamanın toplumsal cinsiyet açısından temsili 2. bölüm ile bağlantılı olarak incelenmiştir. Bu doğrultuda, bağlamanın toplumsal cinsiyet açısından ne ifade ettiği alan, alandaki performans ve tarihsel süreci kapsamında ele alınmıştır. Bu bölümde ayrıca, toplumsal biri odak grup olmak üzere 17 performans sanatçısının hem saha çalışmasından hem de sosyal medyadan elde edilen en az 5'er müzik performansı (konser, dinleti, TV programı vs) incelenmiştir. Müzik performansları doğrultusunda toplumsal cinsiyet verileri elde edilebilecek unsurlar belirlenmiştir. Bu unsurların belirlenmesinde hem literatürden, hem de alan içerisinden tarafımca ve katılımcı gözlem yoluyla elde edilen verilerden yararlanılmıştır. Dolayısıyla, kimi bulgular her ne kadar yoruma açık olsa da - ki Sosyal Bilimler disiplini araştırmacıyı ve okuyucuyu yoruma açık kılabilmektedir - bağlama çalıp söyleyen bir kadın olarak yaklaşık 24 yıldır tarafımca elde edilen deneyim araştırmayı güvenilir kılmaktadır. Çalışmanın 3. bölümünde bağlamanın yanısıra, çalgı düzeni, karar sesi, melodik işleme, repertuar gibi müzik performansını oluşturan ve toplumsal cinsiyet ile ilgili veri sağlayan unsurlar ele alınmıştır. Bağlama çalıp söyleyen kadınların çalgı düzeni ve karar sesleri tercihlerinin dağılımı 75 eser üzerinden elde edilmiştir. Bu tercihlerin nedenleri, toplumsal cinsiyetin müzik performansına yansımasının ortaya konmasında önemlidir. Müzik performansını oluşturan unsurlardaki tercihlerin nedenleri arasında erkek kaynak kişiye, popüler icracıya ya da ustaya uyumlanma ve onları taklit etme biçiminde görülen davranış kalıpları gerek orantısal bulgular, gerekse melodik işlemeler ve transkripsiyonları üzerinden incelenmiştir. Tüm bu davranış biçimlerinin işaret ettiği, "erkek egemen zevk" üzerine oluşturulan estetik yargılar değerlendirilmiştir. Çalışmanın 4. bölümü ise teori ve pratiğin sentezlenmesi ve analizi ile birlikte ortaya konan sonuç bölümüdür. Bu bölümde araştırma kapsamındaki örneklemler üzerinden elde edilen tüm veriler toplumsal cinsiyet açısından değerlendirilerek, sonuca ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Müzik, kadın, bağlama, çalıp söyleme, toplumsal cinsiyet, performans, müzik performansı, müzik alanı, Bourdieu.
Müzik sahnesinde doğal bir fenomen: Çok sesli doğuşkanlarla şarkı söyleme tekniği
Bu çalışma çok sesli doğuşkanlarla şarkı söyleme tekniğini, Avrupa'nın çağdaş müzik pratiklerindeki yeri ve işlevine, uygulama alanlarına odaklanarak incelemeyi amaçlamaktadır. Modern bireyin kendi seçimi olan yalnızlığı ve yabancılaşmasını hasret (Sehnsucht) diye tanımlamak mümkündür. Çağdaş müzisyen birey büyüsünü kaybeden müzik yapıtının hasret duyduğu dönemleri yaşatma isteğindedir. Doğal fenomen olan doğuşkanların zor duyulabilirliklerinin aşılması üzerine temellenen doğuşkanlarla şarkı söyleme tekniği uygulamasıyla ''mucizevi bir durum'' etkisi yaratmaktadır. Avant-garde çalışmalar için doğadan bir katkı nitelendirilmesiyle doğuşkanlarla şarkı söyleme tekniğinin, alanla ilişkisini derinlemesine görüşmeler, gözlem, katılımcı gözlem yollarıyla kuran; toplumsal sözleşmeler, tabandan küreselleşme, doğululaşma, doğaya dönüş, metodolojik bireycilik kuramlarından yardım alan bir çalışmayla incelenmesi hedefMunAli25733lenmiştir.
Diyarbakır-Elazığ-Şanlıurfa kentli makamsal müzik geleneklerine tarihsel ve analitik bir bakış
Tarihte bilinen isimleri ile Diyarbekir, Harput ve Urfa kentleri, makam müziği açısından Anadolu ve Yukarı Mezopotamya'nın önemi merkezleri olmuşlardır. Söz konusu kentli müzik geleneklerinin günümüze ulaşmış örnekleri birçok müzikal değişken açısından ilgi çekici benzerlik ve farklılıklar içermektedirler. Öte yandan bu kentli geleneklere ait yerel bir müzik terminolojisi de söz konusudur. Çalışmanın ilk bölümünde yöre müziğinin tarihsel arka planı ve yerel müzik terminolojisi konularında derleme bilgiler sunulmuştur. İkinci bölümde çalışma konusu yörede ortak olarak kullanılan Beşiri, İbrahimi, Kürdi, Muhalif ve Nevruz makamlarının tarihsel nazariyat kaynaklarındaki tarifleri araştırılmıştır. Bu makamların Diyarbekir'e ait örnekleri ezgi çekirdekleri metodu kullanılarak analiz edilmiştir. Söz konusu makamların Harput ve Urfa'daki örnekleri ile birlikte, bu makamların Azerbaycan, İran, Irak gibi yörenin etkileşim içerisinde olduğu çevre coğrafyalardaki kullanımlarına dair analitik bilgiler sunulmuştur. Sonuç olarak çalışma konusu kentlerdeki yerel makam yapılarının tarihsel kaynaklar ve çevre coğrafyalar ile büyük oranda tutarlılık sergiledikleri gözlemlenmiştir. Ayrıca yöreye özgü çok katmanlı bir makam kurgusu ve bu kurgu üzerine inşa edilen müzikal türlerin/biçimlerin komşu coğrafyalardaki makam müziği uygulamaları ile benzer karakterde oldukları tespit edilmiştir.
Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş sürecinde modernleşme, bireyselleşme ve virtüozite ilişkisi: Şerif Muhiddin Targan
Doğu ve Batı müzik geleneklerini genç yaşlarda etüt etmesi, Targan'ın virtüozitesinin kaynağını oluşturmuştur. Türkiye'nin toplumsal tarihi gelişim çizgisi içinde modernleşme olgusuna bağlı olarak bireyselleşme, virtüozite olgusuyla ilişkilendirilerek Targan'ın sanatının ve icrasının Osmanlı-Türk müziği içindeki yeri tespit edilmeye çalışılmıştır. Bir geçiş dönemi sanatkârı olarak incelenmiş, yaşadığı dönemin sosyo-kültürel dönüşümlerindeki köprü rolü ve solist yönü disiplinlerarası yöntemle analiz edilmiştir. Müzikoloji, sosyoloji ve tarih disiplinlerinin kesiştiği noktalarda Targan'ın müzikal portresi ve mirası ayrıntılı biçimde değerlendirilmiştir. Böylelikle onun Osmanlı-Türk modernleşmesinin müzikal yansımalarından biri olarak bireysel icrasının virtüoz kimliğini belirleyen en önemli etken olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Kadıköy ve Taksim örneğinde İstanbul rock scene
Bu çalışma, İstanbul rock hayatı yapısını, scene kavramı etrafında ele alarak,altkültür ve hegemonya sorgulamalarıyla anlatmakta; 'İstanbul Rock Sceneine has bir sound ya da İstanbul Sound var mıdır?' sorusunu, iki ayrı alan çalışması örnekleminde cevaplamaktadır. Alan çalışmalarında, katılımcı gözlem ve görüşme metotları kullanılmış; birebir aktarımların yapıldığı görüşme ve gözlemlerle alanlar arası farklılıklar, alanların karakteristik özellikleri desteklenmiştir. Türkiyeli 1 rock müziğin İstanbul kent yapısı içindeki pozisyonu ve özellikleri, Kadıköy Kadife Sokak'taki Karga Bar ve Taksim İmam Adnan Sokak'taki Dorock Bar ile The Wall Bar mekânları ve bu mekânların müdavimleri etrafında ele alınmıştır. Kadıköy ve Taksim, birbirlerinden eğilim, müzikal üretim ve tüketim alışkanlıkları yönüyle ayrılmakta, kendi içlerinde yarattıkları çeşitliliklerle de müzikal lokal sound özellikleri sunmamaktadırlar. Birbirlerine karşı söylemler geliştirmiş bu iki scene yapısı da kendilerine ait piyasa alanları ve aidiyet ilişkileri ile topluluk olma özelliklerini devam ettirmektedirler. Lokal scene olma özelliklerinin yanı sıra, bu topluluklar, günümüzün yeni medya ağı olan internet ortamından yararlanarak, sanal sceneler oluşturmakta ve belirli entelektüel yaratımlarla lokal scenelerini zenginleştirmekte, devamlılığını sağlamaktadırlar. Scene çalışmalarında, genç - altkültür kavramları üzerinde sıklıkla durulmakta ve belirli coğrafyalarda yapılan lokal scene çalışmalarında o coğrafyaya ait bir soundun bu kavramlarla ilişkili olarak var olduğu görülmektedir. Bu nedenle İstanbul'a ait rock soundu aranırken, sınıf temelinde belirli bir müzikal tarzın var olup olmadığı da bu çalışmada aranmaktadır. Altkültürün var olmama sebepleri, bu çalışma özelinde müzikal söylem analizleriyle desteklenmektedir. Anlamından uzaklaşmış bir rock müzik ile tanışmış olan Türkiyeli rock, günümüz scenelerinden çıkan müzikal üretimlere bakıldığında; gösterge anlamlarından uzak, sınıf ve politika temelinde kendi içerisinde birçok çelişki barındırmakta, popüler tüketim kültürü malzemesi halini almış ve altkültürel yapıları içermemektedir. İstanbul Rock Scene yapısı; kentin, mekânların, müzik endüstrisinin ve medya ağlarının her geçen gün değişmesiyle değişmekte, yeni çalışmalara alan sağlamaktadır. Bu değişim aynı zamanda, İstanbul rock hayatındaki mevcut çeşitlilik haliyle birlikte, İstanbul'da neden bir tek bir sound yapısından bahsedilemeyeceğini de açıklamaktadır.
Müzik dünyasındaki iktidar alanları aracılığıyla müzik tarihi yazımı
Bu çalışmada, müzik dünyasındaki sermayeler ve habituslar aracılığıyla üretilen iktidar alanlarını inşa ederek müzik tarihi yazım aracı olarak kullanılabilirliğini anlamak amacıyla folk ve aranjman türlerini örneklem olarak ele alınmaktadır. Folk ve aranjman türlerinin siyaset, teknoloji ve medya ile müzikteki iktidar alanlarıyla ilişkisi belirlenmiştir. Ancak bu araştırma medyadaki iktidar alanı üzerinden sınırlandırılmıştır. Medyadaki iktidar alanını inşa etmek amacıyla Ses dergisinin 1961-1986 ve Diskotek dergisinin 1968-1971 yılları arasında yayımlanan bütün sayıları incelenerek, tartışma, haber ve eleştiriler üzerinden yapılandırılan söylemler ortaya çıkarıldı. Müzik dünyasındaki iktidarların hangi failler ve söylemler tarafından oluşturulmuş olduğu belirlendi. Diğer görsel ve yazılı medyadaki söylemlerin de bu failleri desteklediği bulundu.
Alevilikte duazimamlar ve Şah İbrahim Veli Ocağındaki örnekleri
Alevi inancında en temel ibadet biçimi cemdir. Cemler başta olmak üzere, geleneğin yansıdığı her ritüelde sözel ya da müzik eşlikli etkin işleve sahip duazimamlar; Hz.Ali'den başlayarak sırasıyla On İki İmam'ları öven aynı zamanda inanca ait kavramlara ve tarihsel olaylara vurgu yapan, hece veya aruz ölçüsüyle yazılan nazım biçimidir. Literatürde; düvaz, düvazimam, düvaz-ı imam, düvazdeh, düvazdeh imam, duvaz, duvazimam gibi kullanımları vardır. Bu araştırmada Şah İbrahim Veli süreği cemleri üzerinden duazimamların cem içindeki yeri ve anlamı nedir sorusuna cevap aranmış ve analitik bir bakış açısıyla analiz edilmiştir.
Film müziklerinde postminimalist müzik akımının etkileri
Sinemanın ilk yıllarında sessizliğin giderilmesi ya da projeksiyon makinesinin gürültüsünün giderilmesi gibi pragmatik olarak kullanılan müzik, gelişen sinema ve müzik teknolojileri, toplumsal dönüşümlerin getirdiği yeni estetik bakış açılarıyla bu işlevinin ötesine geçmiştir. Film müziklerinin görüntü üzerindeki işleyişi belli dinamiklere bağlıdır ve bu görüntüye bağımlılık diğer müzik türleriyle arasındaki en temel ayrımdır. Yakın geçmişe kadar akademik alanda bağımsız bir müzik türü olarak kabul edilmeyen film müzikleri, sinema geleneği ile beraber gelişmiş ve kendine ayrı ticari bir varoluş yolu bulmuştur. 20. yüzyılın hemen başında görüntünün aksiyonun göre yapılan piyano doğaçlamaları ve filmin gösterimiyle aynı anda performans sergileyen orkestralar, ses kanallarının görüntüye entegre olmasıyla birlikte yeni bir bestecilik alanına kavuşmuştur. Elde ettikleri başarılar sonrasında film stüdyolarında müzik bölümlerinin açılmasını sağlayan Avusturyalı besteciler Max Steiner ve Erich Wolfgang Korngold, film müziği besteciliğinin mihenk taşlarıdır ve besteleme teknikleriyle ardından gelen bestecilere yeni bakış açıları kazandırmışlardır. 1950 sonrasında hızla çeşitlenen ve genişleyen Holywood harici dünya sineması, sektörde hızlı bir genişlemeyi, çeşitlenmeyi ve dönüşmeyi sağlamıştır. Bu genişleme film müziği bestecilerinin görüntü üzerinde yeni anlatım yolları aramasına ve müziksel fikirlerin de hızla çeşitlenmesine sebep olmuştur. Alex North ile Caz unsurlarının sinemaya eklenmesi, Louis ve Bebe Barron kardeşlerin klasik analog ses üretme ekipmanıyla yaptıkları orkestral olmayan efekte dayalı müzikler, Maurice Jarre'ın etnik çalgıları kullanması, John Carpenter'ın 70'li yıllarda hızla yükselişe geçen elektronik müziği sinemada kullanması, Harold Faltermeyer'in Rock unsurlarını elektronik müzikle harmanlaması sonucu oluşan modern tını film müzikleri adına dönüm noktalarıdır. 20. yüzyılın son çeyreği ve 21. yüzyılda film müzikleri besteciliğini doğrudan etkileyen akımlardan belki de en önemlileri olarak Minimalizm ve zamanla onu takip eden Postminimalizm öne çıkmaktadır. 1930'lu yıllarda John Cage'in Arnol Schönberg ile avangart müzik üzerine yaptıkları çalışmalar sonucunda ortaya çıkardıkları icranın kompozisyonun önüne geçtiği "kavramsal müzik", çağdaş müzik akımlarının temelidir. Bu temel 1960'lı yıllarda Amerika'nın sanat ortamlarında ortaya çıkan Minimalizmin düşünce altyapısı için önemli bir kaynaktır. Materyalin azalması, çalgılamadaki sadelik, "süreç" kavramının öne çıkması ve "tekrar"ın ön plana çıkması gibi düşünce biçimleri Minimalizmin temel karakteristiğini oluşturur. Minimalizmin temellerini oturtan Steve Reich, Philip Glass gibi bestecilerin akımın karakteristik müzik özelliklerini esnetmesiyle beraber Minimalizm 1970'lerde karakterini kaybetmeye başlamıştır. John Adams, Louis Andriessen, Michael Nyman ve Arvo Pärt gibi bir grup besteci çıkış noktasını Minimalizm olarak almış fakat minimalist dili başka tarihsel bakış açılarına doğru manipüle etmişlerdir. Bu dönemde Minimalizm artık entelektüel bir hareket olma vasfını yitirmiş sistematik ve radikal bir besteleme tekniğine indirgenmiştir. Akımın bazı özellikleri kullanılıp başka tekniklerle birleştirilmiş, bazı özellikleri ise terkedilmiştir. Postminimalizm kavramı ilk olarak 1980'lerin sonunda Amerikalı besteci John Adams tarafından kullanılmıştır. Minimalizmin teknik, stilistik ve estetik unsurlarıyla Minimalizm dışı unsurların harmanlanması sonucu oluşan estetik bir akımdır. Postminimalist kimliği oluşturan en önemli etkenler Minimalist bir altyapı üzerine melodik hatların ön plana çıkması, çalgılamadaki çeşitlilik ve eserlerin formlarıdır. Postminimalizme karşı yükselen ilgi kendini film müziklerinde 2000'li yılların ikinci yarısından itibaren göstermiştir. Bu tarihten sonra özellikle The Social Network (Sosyal Ağ, 2010) filmine Trent Reznor ve Atticus Ross'un yaptığı müziklerin Altın Küre ve Oscar ödüllerini kazanmasıyla beraber hızla artan Postminimalist film müzikleri, oldukça itibarlı ödüllerin sahibi olmuşlardır veya o ödüllere aday gösterilmişlerdir. Bu çalışmada, Hans Zimmer'ın 2011 ve 2015 yıllarında en iyi özgün film müziği alanında Oscar'a aday gösterildiği Inception (Başlangıç, 2010) ve Interstellar (Yıldızlararası, 2014), Alexandre Desplat'ın 2015 ve 2016 yıllarında Oscar'a ve Altın Küre'ye aday olduğu The Imitation Game (Yapay Oyun, 2014) ve The Danish Girl (Danimarkalı Kız, 2015), Johan Johannson'ın 2015 yılında Altın Küre aldığı, Oscar'a, BAFTA ve Grammy ödüllerine aday olduğu The Theory Of Everything (Herşeyin Teorisi, 2014) filmlerinin müziklerinin Postminimalist olduklarının tespiti yapılmıştır. Ayrıca 2011 yılı yapımı Intouchables (Can Dostum) filminin yönetmeninin, filmi için Ludovico Einaudi'nin albümlerinden seçtiği Postminimalist eserin analizine de yer verilmiştir. Böylelikle sinemada bu akıma yönelik estetik tercihin çift yönlü (besteci tercihi-yönetmen tercihi) olduğu örneklendirilmiştir.
"Harun Reşid'in Gözdesi" (Denanir) filmi örneğinde Türk ve Arap müziği etkileşimi
Bu çalışmada, bestekâr Sadettin Kaynak'ın "Harun Reşid'in Gözdesi" (Denanir) adlı filme yaptığı adapte şarkılar ile filmdeki orijinal şarkılar yapısal ve makamsal olarak karşılaştırmalı analizi yöntemiyle, Türk ve Arap müziği'nin makam, üslup, orkestra ve form yönünden etkileşimleri incelenmiştir. Orijinal adı "Denanir" olan ve 1941 yılında Türkiye'de "Harun Reşid'n Gözdesi" adı ile İpek sinemalarında gösterime giren konu edindiğimiz Mısır filmi, 29 eylül 1940 yılında Mısırlı yönetmen Ahmed Bedirhan (1909-1959) tarafından çekilmiştir. Başrolünde "Denanir" rolü ile döneminde çok popüler olan ve "Şark'ın Bülbülü" diye tabir edilen Ümmü Gülsüm vardır. İlk defa 1939 yılında İpek film ile anlaşıp yine bir Mısır filmi olan "Leyla ile Mecnun" adlı filmdeki Arapça şarkıların yerine Türkçe adapte şarkılar besteleyen Sadettin Kaynak'ın ikinci olarak sipariş aldığı film "Harun Reşid'in Gözdesi" (Denanir)'dir. Ve bu ikinci film, Türk halkının Kaynak'ın şarkılarını daha iyi içselleştirmesinde büyük rol oynayan filmlerdendir. Mısır ve Arap filmlerindeki Arapça şarkılar yerine, büyük kısmının Türkçe şiirlerini güftekâr Vecdi Bingöl (1888-1973)'ün yazdığı ve Sadettin Kaynak tarafından bestelenen adapte Türkçe şarkılar Türk müziğinde bir kült oluşturmuş ve şüphe yok ki, özellikle serbest müziksel çalışmalara önemli bir yol açmıştır. Beş bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümünde, yapısal ve makamsal analiz yöntemleri ile Türk ve Arap müziği arasındaki etkileşim açıklanmaktadır. İkinci bölümde, 19. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren Osmanlı imparatorluğu'nda yaşanan "batılılaşma" ve reform süreçleri ışığında dikkat çeken üç padişahın; III. Selim, II. Mahmud ve I. Abdülmecid dönemleri incelenmiştir. Üçüncü bölümde, Türk ve Arap müzisyenlerinin 19 ve 20. yüzyıldaki etkileşimlerine değinilmiş ve daha sonra, Türk halkının Arap filmlerine olan rağbetinin nedenlerinden biri sayılan radyolarda Türk Müziği yasağı anektod ve yazılı belgeler ile kısaca anlatılmıştır. Dördüncü bölümde, ana konu olan Harun Reşid'in Gözdesi (Denanir) filminin konusu ve filmde yer alan orijinal ve adaptasyon şarkılar tablolar ile gösterilmiştir. Ayrıca, filmdeki Arapça şarkıların üç bestekârı olan Zekeriya Ahmed, Muhammed Kasabji ve Riyad el-Sunbati ile Sadettin Kaynak'ın kısa hayat hikâyelerine, müzikal geçmişlerine ve bestecilik anlayışlarına kısaca değinilmiştir. Bunun yanısıra, Arap müziği'nin Türk müziği üzerinde makamsal, orkestral ve form olarak etkisi de tartışılmıştır. Beşinci ve sonra bölümde ise, filmde yer alan yedi şarkının yapısal ve makamsal analizleri (bazı yerlerde enstrumantasyon'a da değinilerek) yapılmış, benzerlikler, farklılıklar ortaya konmuştur. Bu analizler ve karşılaştırmalar sonucu, Sadettin Kaynak'ın örnek filmimiz olan Harun Reşid'in Gözdesi (Denanir) filmi gibi Mısır filmlerine şarkılar bestelemesinin, makam, form ve enstruman kullanımı dâhilinde Kaynak'a ve Türk müziğine büyük serbest bir müzikal anlayış kazandırdığı görülmektedir.
Millî kültür taşıyıcılığında usta malı çalıp söyleme geleneği temsilcisi olarak Âşık Veysel
Türkiye'de ulus devletin kuruluşu yalnızca siyasi ve ekonomik reformları beraberinde getirmedi. Henüz emekleme aşamasındaki Cumhuriyet'i şekillendiren kadrolar, kültürden sanata kadar pek çok alanda bir reform hareketi başlatarak, ülkenin batıya dönük yüzünü temsil edebilen ve muasır medeniyetler seviyesine ulaşmış bir toplum ideali içerisinde birtakım çalışmalara imza attılar. Özellikle tek partili dönemde ülkenin kültür-sanat yaşantısına yön verme ve ona katkıda bulunma arayışı içerisinde olan kadrolar maarif ve folklor alanlarında yaptıkları çalışmalarla ön plana çıktılar. Ortak dil, tarih ve köken anlatısı yaratılırken, bu anlatının otantik dayanakları olarak görülen folklor malzemelerinin tespiti büyük önem kazandı. Erken Cumhuriyet Dönemi ideolojisinin sembolik isimlerinden biri olan Âşık Veysel'in tanınması ve 20. yüzyıl Anadolu âşık musikisi içerisindeki popüler bir figür haline gelmesi de bu dönemde yapılan çalışmalar vesilesiyle oldu. 1925 yılında tekke ve zaviyelerin kapatılmasını zorunlu kılan kanunla kültürel kimliği dönemin ideolojisi tarafından reddedilen Veysel'in, hayatı boyunca milliyetçi-halkçı çevrelerin yakınında bulunması ve onların desteğini görmesi, görünüşte ideolojik nedenleri bulunan, pratikte ise ekonomik ve sanatsal nedenleri daha ağır basan bir diyalektiğin sonucuydu. Bu çalışma, Erken Cumhuriyet Dönemi kadrolarının yeni kurulan devletin ulusal kimliğini inşa etmek ve toplum tabakaları arasındaki kaynaşmayı sağlamak üzere gerçekleştirdiği çalışmalardan yola çıkarak, Âşık Veysel'in popüler kültüre adaptasyon sürecinde milliyetçi-halkçı ideolojinin kadrolarıyla ilişki içerisinde olduğu döneme yönelik bir kronoloji ortaya koyuyor ve bu ilişkiyi doğuran etkenleri vakıalar üzerinden tespit etmeye odaklanıyor. 1931 yılında Ahmet Kutsi Tecer'in teşebbüsleriyle Sivas'ta kurulan Halk Şairleri Koruma Derneği, yeni kurulan ulus devletin reform hareketleriyle paralel amaçlar taşıyordu. Tek parti döneminin milliyetçi-halkçı ideolojisi uyarınca, millî kültürün inşâ edilmesi sürecinde folklor ürünlerinden faydalanmak ve bunları sahada derlemek üzere birtakım çalışmalar başlamıştı ve Halk Şairleri Koruma Derneği de bu amaçlara doğrudan hizmet eden bir çerçevede kurulmuştu. Dernek öncelikli olarak halk sanatkârlarına karşı ilgi ve sempati uyandırmak, onları tanımak ve tanıtmak, onların eserlerini tespit etmek ve yayımlamak gibi amaçlar taşıyordu. Ayrıca, toplum katmanları arasındaki sınıf farkını ortadan kaldırmak, münevver zümre ile halk arasında eğitim birliği sağlayacak bir köprü inşâ etmek üzere halk eğitimi alanında faaliyet göstermeyi hedefliyordu. Bunu yaparken de, halkın dili, ezgileri, ananeleri ile münevver kesimin medenî bilgilerini birbirine kaynaştırmak gibi bir ideal ortaya koyuyordu. Bu amaçlarla 1931 yılında "Halk Şairleri Bayramı" adı altında bir etkinlik düzenlendi. Sivas çevresinden ve diğer bölgelerden çok sayıda âşık davet edildi. Bayrama katılan halk sanatkârları arasında Âşık Veysel de yer alıyordu. Usta malı eserlerden meydana gelen bir repertuvarla bayrama katılan Veysel, burada dikkatleri üzerine çekmiş ve derneğin kurucusu ve genel başkanı olan Ahmet Kutsi Tecer'in övgüsüne mazhar olmuştu. Âşık Veysel, Halk Şairleri Bayramı'yla elde ettiği özgüven neticesinde kendi şiirlerini söylemeye başladı. Artık repertuvarında usta malı eserlerin yanı sıra kendi eserleri de yer alıyordu. Daha önce Şarkışla çevresindeki köylerde düzenlenen düğün ve eğlencelere götürülen, sazı ve sesiyle beğeni kazanan Veysel, aynı yıl kendi muhitinin dışına çıktı ve Adana'nın köylerini dolaşarak sanatını icra etti. Cumhuriyet'in 10. Kuruluş yıldönümüne denk gelen 1933 senesi, Âşık Veysel'in hayatındaki kırılma noktalarından biri oldu. Kuruluş yıldönümü anısına yazdığı destân çok beğenildi. Destânı Atatürk'ün huzurunda okumak üzere Ankara yollarına düşen Veysel amacına ulaşamadıysa da, dönemin iktidarına yakınlığıyla bilinen Hakimiyeti Milliye gazetesinde destânı yayımlatmayı başardı. Ankara seyahati Veysel'in tanınması açısından büyük önem taşıyordu. Burada Halkevi kadrolarıyla da irtibat kurmuş, Ankara Halkevi'nde usta malı eserlerden oluşan bir repertuvarla sanatını sergilemişti. Ertesi yıl İstanbul, İzmir, Denizli, Bursa ve Konya'daki halkevlerinde, 1936 yılının Ocak ayında da Mersin Halkevi'nde sanatını sergileme imkânı buldu. İzmir seyahatinde tanıştığı bir muhabirin yazdığı mektupla dönemin İstanbul Radyosu müdürü Mesut Cemil Bey'le tanışma imkânı elde etti. 1936 yılında gerçekleşen bu olay neticesinde Veysel radyo mikrofonlarından sesini geniş kitlelere duyurma olanağı yakaladı. Aynı yıl, Yusuf Ziya Demirci'nin idaresindeki İstanbul Konservatuvarı, İstanbul'a davet ettiği halk sanatkârlarından derlemeler yapmaya başlamış, aynı zamanda da Columbia firması ile anlaşarak, bazı sanatkârlarının sesini plağa kaydetme işine girişmişti. Bu çalışmalarda da yer alan Âşık Veysel, İstanbul Konservatuarı arşivi için ilk olarak anonim ve usta malı eserlerden oluşan altı ezgi seslendirdi. Aynı firma tarafından piyasaya da sunulan plakları ertesi yıl yenileri izledi ve Veysel'in sesini geniş kitlelere duyurmasına imkân sağladı. İlerleyen yıllarda Âşık Veysel'in Ankara ve İstanbul'daki radyolarda konuk olduğu, plak sayısını artırdığı görülüyor. Ayrıca, ülkenin birçok şehir ve kasabasındaki Halkevlerinde konserler verdiği, Köy Enstitüleri'nde usta öğretici olarak görev aldığı görülüyor. Gerek anonim ve usta malı eserleri ve gerekse kendi şiirlerini inşâd ettiği ezgileriyle Anadolu'nun pek çok vilâyetini dolaşmış, bir halk sanatkârı olarak 20. yüzyıldaki âşık musikisinin zirve isimlerinden bili olduğu görülüyor. Bütün bu süreçte Âşık Veysel'in yanı başında duran, onu teşvik eden, destekleyen ve halk kitleleriyle buluşmasına aracılık eden, aynı zamanda da kurumsal ya da bireysel imkânlarla ekonomik olarak Veysel'in ayakta durmasına aracılık eden bir takım isimlerin varlığı dikkat çekiyor. Bu isimlerin başında da, Veysel'in 1931'de Halk Şairleri Bayramı münasebetiyle irtibat kurduğu Ahmet Kutsi Tecer geliyor. Tecer'in Veysel'e sağladığı olanaklar yalnızca sanatsal ve ekonomik teşvikten ibaret değil. Tecer'in milletvekilliği ve Halkevleri içerisinde aktif olduğu dönem, Âşık Veysel'in tek parti döneminin kültür ve sanat alanındaki faaliyetlerini belirleyen, düzenleyen, yön veren kimselerle tanıştığı, irtibata geçtiği yıllara denk geliyor. Kısacası, milliyetçi-halkçı ideologlarla irtibatta olduğu yıllar Âşık Veysel'in şöhretli bir âşık olarak ülke genelinde boy gösterdiği dönemi kapsıyor. Âşık Veysel'in şöhrete kavuştuğu yıllar, halk kültürü ürünlerinin sahada tespit edilmek üzere kapsamlı ve resmî çalışmaların yapıldığı dönemde oldu. Daha önce de değinildiği gibi, İstanbul Konservatuarı halk sanatkârlarının eserlerini tespit etmek için çalışma yapıyor; Columbia firması aracılığıyla doldurduğu plaklarla Türkiye'de ilk defa profesyonel ortamda kaydedilmiş, sesli bir arşiv meydana getirilmesinin kapılarını aralıyordu. Aynı yıllarda, Ankara Devlet Konservatuarı da halk ezgilerini sahada tespit etmek üzere çalışmalara başlamıştı. İlk olarak 1937 yılında Sivas'tan başlayarak Anadolu'nun muhtelif vilâyetlerine ekipler gönderildi ve bu çalışmalar yaklaşık 16 yıl boyunca devam etti. Bütün bu çalışmalarda, Âşık Veysel'in yanı sıra Sivas çevresinden farklı âşıklar da yer aldı. Ayrıca Anadolu'nun farklı vilâyetlerindeki onlarca âşıktan, yüzlerce âşık tarzı eser kayıtlara geçirildi. Uzun süreli resmî derleme çalışmalarının üzerinden 60 yılı aşkın bir zaman geçmesine rağmen, Anadolu âşık sanatı içerisinde Âşık Veysel'in ulaştığı şöhrete ulaşan halk sanatkârının nâdir görüldü. Üstelik, gelenek içerisinde edebî yaratım ve icra kapasitesi bakımından Veysel'e emsal gösterilebilecek başka halk sanatkârları da vardı ve çoğu kendi muhitlerinin dışında faaliyet gösteremedi. Veysel'in şöhreti ise, büyük ölçüde tek partili dönemin iktidar çevrelerine yakın kadrolarla ilişkilerine bağlandı. Özellikle vurgulamak gerekiyor ki, tek partili dönemdeki reform hareketlerinin bir sonucu olarak, halk kültürü ürünlerinin tespit edilmesi düşüncesi, halk sanatkârlarına verilen önemin artmasına neden oldu. Özellikle, âşık sanatının temsilcileri büyük ilgi gördü. Âşık Veysel'e gösterilen ilgi ve desteğin emsallerine yazılı ve işitsel arşiv kayıtlarında rastlanıyor ki, bu da halk sanatkârlarına verilen desteğin Âşık Veysel'le sınırlı olmadığını kanıtlıyor. Bununla birlikte, Âşık Veysel'in ülke kültür sanat çevrelerinde bıraktığı izlenim de, büyük ölçüde onun gelenek temsilciliği ve edebî kabiliyetinden ileri geliyordu. Ahmet Kutsi Tecer başta olmak üzere, halk şairleri hakkındaki çalışmalarda görev alan bazı isimler ve dönemin edebiyat çevreleri, 20. yüzyıl âşık musikisinin önemli figürlerinden biri olan Âşık Veysel'i Karacaoğlan'ın, Dadaloğlu'nun, Köroğlu'nun, Yunus Emre'nin takipçisi olarak görüyorlardı. Özellikle üslubu, yalın dili, şiirlerindeki duygu yoğunluğu ile işlediği konular dönemin pek çok ismi tarafından övgüye layık bulunuyordu. Kısacası, Veysel geleneksel âşık şiiri içerisinde geçmişteki usta isimlerin üslubunu 20. yüzyıla taşıyan bir köprü olarak görülüyordu. Bektaşî itikadına sahip olmasına karşın sanatındaki seküler söylemle de Erken Cumhuriyet Dönemi kadrolarının arkasında durabildikleri ve hatta halk sanatını tanıtmak üzere sık sık istifade ettikleri bir figür haline geldi. Âşık Veysel'in gelenek içerisindeki pozisyonu yalnızca dil ve üslup açısından değil, âşık musikisi içerisindeki gelenek temsilciliği bakımından da değerlendirilmek durumunda… Zira geleneğin köklü temsilcilerinin takipçisi olarak gösterilen âşığın, yalnızca edebî açıdan değil, müzikal açıdan da belirli kıstasları takip etmesi gerekiyor ki, bu da aslında âşık sanatının dinleyiciye aktarılan kısmında bireysel yetkinliğin beğeniyle sonuçlanmasını gerekli kılıyor. Âşık sanatı, büyük ölçüde söz ve müzik ilişkisinin belirli kurallar dahilinde ortaya çıkışıyla gerçekleşiyor ve gelenek, temsiliyet açısından kendi içerisinde yapılanmış bazı kıstasları âşıklara zorunlu hale getiriyor. Ancak, bu kuralların belirli coğrafî alanlarda ve o alanların sosyolojik yapılarına ilişkin istisnaları da var. Sözgelimi, Kuzeydoğu Anadolu âşıklarının eğitim-aktarım sistemleri içerisinde irticalen söz söylemek, muamma asmak gibi unsurlar varken, Alevî-Bektaşî itikadına sahip âşıklar arasında bunlar görülmüyor. Ayrıca, Alevî-Bektaşî âşıklarının inanç ritüelleri içerisindeki birtakım repertuvar elemanlarına vâkıf oldukları görülürken, diğerlerinde böyle bir repertuvarın varlığı bilinen gerçekler arasında değildir. Âşık Veysel'in gelenek temsilciliği, günümüze intikal eden ses kayıtları üzerinden değerlendirildiğinde üç farklı kimlikte eser tipine tesadüf ediliyor. Bunlardan ilki, Emlek çevresi ile kimi zaman Kayseri, Niğde, Nevşehir, Kırşehir gibi yakın alanlarda da örnekleri görülen anonim halk edebiyatına dayalı anonim halk musikisi ürünlerinden oluşuyor. İkinci eser tipi ise, âşık edebiyatı temellerine dayalı usta malı güftelerin anonim ya da usta malı ezgilere inşâd edilmesiyle meydana gelen ve gelenek içerisinde usta malı adıyla anılan eserlerden meydana geliyor. Son olarak, âşığın usta malı ya da kendi üretimi ezgilere kendi şiirlerini inşâd ettiği eser tiplerine tesadüf ediliyor ki, bunlar büyük ölçüde geleneğin eğitim-aktarım yöntemiyle Âşık Veysel'in yaratıcılığının bileşkesinden meydana geliyor. Kısacası, Veysel'in, yetiştiği yöredeki kültürel bellek aracılığıyla yeni eser üretim yollarının tanımlanabildiği repertuvar elemanları bu ezgilerden oluşuyor. Bütün bu ezgi tipleri, Âşık Veysel'in ses kayıtlarından takip edilmekle birlikte, bunlar Erken Cumhuriyet Dönemi kadrolarının ona yakıştırdığı geleneksel âşık tipi kimliğine dair verileri de büyük ölçüde gözler önüne seriyor. Âşık sanatının kültürel kodlarını ihtiva eden üretim mekanizması, Âşık Veysel'in seslendirdiği eserler üzerinden bu çalışmada tanımlanmaya çalışılıyor.
Janissary band in the twentieth century
The history of Turkish military music begins with "tukh" teams, which means military band in the Hun State (220 BC-46 AC), and ends with the name of Janissary Band with the Janissary Army in the Ottoman Empire in 1826. Due to Tukism ideology, which was ruled in the country after Constitutional Monarchy II. in 1908, the janissary band was revived the name of Mehterhâne-i Hâkânî at the Military Museum in 1914. The activities of this janissary band were ended again in the first years of the Republic. In 20 th century, janissary style bands were constituded in the army units in 1917, in the years of the Independence War in Bozhöyük , and in 1953 in the Military Museum in the name of Mehteran Unit.
1990-2000 yılları arası üretilen Türkçe pop müziklerin yapısal olarak incelenmesi ve değerlendirilmesi
Bu araştırma '1990-2000 Yılları Arası Üretilen Pop Müziklerin 'sosyo-kültürel', 'psiko-sosyal' açılardan incelenmesi' amacıyla hazırlanmıştır. Araştırmanın ilk aşamasında, literatür taraması yapılarak, 1990-2000 yılları üretilmiş pop müzikler ve Türk popüler müzik tarihi ile ilgili mevcut kaynaklar incelenmiş, araştırma sınırlılıkları (1990-2000) içerisinde bulunan pop şarkıları günümüzde popüler olan sosyal medya uygulamalarındaki (instagram – youtube vs.) 22 hesap ile kişisel görüşme ve top listeleri baz alınarak örneklem için en çok dinlenen 100 şarkı belirlenmiştir. Araştırmanın ikinci aşamasında, örneklem grubunu oluşturan 1990-2000 yılları arası üretilmiş pop şarkılarının objektif değerlendirilebilmesi amacıyla "değerlendirme ölçeği" hazırlanmıştır. Alan uzmanlarının görüşleri dikkate alınarak değerlendirme ölçeği hazırlanmıştır. Ayrıca, seçilmiş olan "100" pop müzik şarkı notası ve özelliklerini içeren bir tanıtım kartı oluşturulmuştur. Araştırmanın son aşamasında 1990-2000 yılları arası üretilmiş "100" pop şarkı, alanında uzman kişiler eşliğinde ses kayıtları ve video örnekleri incelenerek değerlendirme ölçeğine tabi tutulmuş, elde edilen veriler istatistik programlar vasıtasıyla sayısal verilere ve görsel grafiklere dönüştürülmüştür. Yapılan araştırmada; 1990-2000 yılları arasında yaşanmış olan toplumsal gelişmelerin sadece ekonomik, siyasal, sosyolojik, psikolojik alanlar haricinde dönemin müzik yapısının şekillenmesinde de etkin bir rol üstlenmiş olduğu, üretilen çalışmalarda Batı müziği, elektronik müzik alt yapı çalışmalarının ve Türk müziği makamsal izlerin harmanından oluşan bir yaklaşım sergilenmekte olduğu, yaklaşımın ise 1990-2000 yılları arası ve sonraki yıllar için pop müzik kavramının da standart kimliğine bürünmesine zemin hazırlamış olabileceği, dönemi diğer popüler müzik akımlarından ayıran farklardan biri olarak bir önceki kuşak müzisyenlerin dönemdeki genç müzisyenlere destek vermesi ve beraber üretim anlayışının benimsenmiş olması, 90'lı yıllar boyunca birçok yorumcu, beste ve söz yazarı çeşitliliği olduğu, bu durumun ise müzikal çeşitliliği arttırmış olabileceği, dönemde özel ve sürekli müzik yayını yapan TV kanallarının, özel radyo ve haftalık veya aylık yayınlanmış müzik-magazin dergilerinin pop müziğin tanıtımı, gelişimi ve yönelimi üzerinde etkili olabildiği, günümüzde doksanlar Türkçe pop müziğin tanıtımında ve hatırlanmasında sosyal medyanın aktif bir olgu olduğu, kitlelerin sosyal medya aracılığı ile müziklere ulaşabilmenin yanı sıra sosyal medya sayfaları aracılığıyla bir yığın oluşturabildikleri; örneklem grubu çerisinde yer alan Türkçe pop müziklerin genel olarak minör tonaliteye sahip olduğu, 1-1,5 oktav ses sınırı içerisinde ve dört zamanlı ritmik kalıpla ölçülmüş olduğu, metronom ve müzik süresi olarak yakın oranlara sahip olduğu elde edilen sonuçlardan bazıları olarak yer almaktadır.
Anadolu rock'ta melodik, armonik ve ritmik yapı: 1965-1975
Anadolu rock ortaya çıktığı altmışlı yıllarda Türkiye'de özgün bir müzikal türün oluşumuna olanak sağlamıştır. Bu müzikal tür Amerika Birleşik Devletleri'nde ortaya çıkan Rock n Roll ile Anadoludaki makam müziği geleneğinin bileşiminden oluşmuştur. Eserlerde görülen majör, minör ve frigyen modaliteleri genel olarak makam müziği özellikleri göstermekte ve melodik seyir açısından da birbirleriyle büyük benzerlikler taşımaktadır. Melodik ritim açısından da her sanatçının belirli kalıpları sıkça kullandığı görülmektedir. Ayrıca ilk eserler yedi, sekiz ve onbir heceli olup; genellikle halk şiirlerinden bestelendiği için ritmik bölünmeler benzer biçimde kurulmuştur. Orijinal şarkı sözlerinin de yine halk şiirinde gördüğümüz bu hece ölçüleriyle yazıldığı görülmektedir. Makam müziği ile olan ilişkisinden dolayı sahip olduğu kendine has modal yapısı armonik açıdan da Batı'daki benzerlerinden farklılaşmaktadır. Majör modalitede I, IV ve V akorları her ne kadar form açısından blues ve rock n roll'a benzese de armonik yürüyüşün belirli akor kalıplarından oluşmadığı görülüyor. Minör modalite de ise hem V-i kadansının hem de popüler müzikte sıkça kullanılan bVII-i kadansının kullanıldığı görülmektedir. Frigyen modalitede ise bII-i ve bVII-i kadansları kullanılmaktadır.
İran'ın Batı ve Doğu Azerbaycan bölgelerindeki Aşık Sazı ve Aşık Müziği'nin karşılaştırmalı incelemesi
The aim of this thesis is to investigate Ashik (minstrel) Saz as well as Ashik music in west and east Azerbaijan provinces in Iran. It has been mentioned in the introductory section that this region may be regarded as an unstudied and dark point regarding the Ashik Saz and Ashik music academical research among the countries which have been located in silk road route from China to Egypt sharing almost the same minstrel culture.In the introduction of this thesis, there will be a comprehensive approach to Ashik Saz and Ashik music besides the definition of traditional music and related different approaches to research strategies of the folklore studies. One of the important historical approaches is the investigation of the roots and events regarding the existence and historical factors and different disputes of the origin of Turk population in Iran and Azerbaijan. Researches reveal the fact of cultural and musical similarities but at the same time the differences between Azerbaijani Turks in Iran and their homogeneous and cognate north Azerbaıjan community located in the recent borderlines of Azerbaijan country. The peace treaty and an agreement of "Gulistan" in 1813 and the treaty of "Turkmenchay" in 1828 between Iran and the Russian Empire have separated Azerbaijani people politically, socially and even physically from each other. According to these agreements the the Azerbaijani populated cities above the borderline of "Araz" / "Aras" river would belong to Russia and the below cities of the same river belonged to Iran. These unexpected treatments have caused the great social, economical and physical suffer and mutual hurt, pain, sorrow and depression, being in distress, upset and miserable conditions between two separated Azerbaijani people falling apart in north and south cities so that no one could come back to their previous home lands ever since. Even those who were in different cities because of trade or wedding or any other purposes, got stock in north or south cities and fell apart for a dark 70 years separation period. The people inhabiting those areas call it as the well known phrase "no insect could fly between two separated parts for 70 years". From 75 million population of Iran almost 35 million is considered as having Turk ethnicity and among them the most majorities are Azerbaijan Turks. This fact statistically play an important political, social and cultural role in Iran as being known as a multicultural country. Ashik music is regarded as the oldest traditional music of Azerbaijan having roots in the lives and woven with warp and woof, basis and foundation of Azerbaijani people which has made it a unique and special music known as the core of Azerbaijani and music and culture both among the Azerbaijani people live in Iran and Azerbaijan. Most of music Makams and Mugam music ranks in Azerbaijan have roots in Ashik music. "Ashik Saz" / "Kopuz" is the fundamental instrument of Ashik music which is common to be called as merely "Saz" among the people. "Saz" in Azerbaijani and Farsi languages means the instrument in general reflecting the idea of historically being the mother and the root of all music instruments. The study consists of six chapters proceeding by an introductory chapter that outlines the the need for this study, the objective of the thesis, the general definitions about the main concepts in this thesis as "Ashik", "Ozan"and "Kopuz", the significance of the study, the aims and goals of the thesis and the methodology of this research. The second chapter of this paper consists of three parts which in the first part of this chapter, the history of the region "north west Iran" will be discussed coming up with the field work and methods of musical analysis later on. The historical investigation at this study which includes historical approach to north west Iran and the tribes of western Iran, clarifies the roots of the superficially seen melodic structure of the songs but deeply rooted in the history. These roots are being obvious in the melodic structure and lyrics analysis of the songs of Ashiks. Multicultural history of the area has its deep influence in the musical features of the melodies being analyzed in the musical analysis table of the songs in later chapters here.The second part of this chapter discusses geographical, historical and cultural approach of west Azerbaijan in Iran in which geographical aspects of the province, neighboring cities having cultural influence on them, the number of cities they include and even the ethnic groups and different religions in the area which play role in creation the structures of the melodies and lyrics. The third part of this chapter provides the geographical, historical and cultural approach of east Azerbaijan in Iran, all the above mentioned features have been described for east Azerbaijan as well. The third chapter of the thesis focuses on organological approach to the music of the mentioned regions in which.the writer will define and discuss Sachs Classification system before starting the music analysis in the later chapters.In this chapter for the classification of the Saz, Hornbostel – Sachs Classification System an international established system of classification was adopted. According to H-S system in categorization of Ashik Saz, we may refer the fact that it is a chordophone and then the first numerical number is created as 3. Finally it falls into "Necked Lute" category with the number identification of 321.32. Azerbaijani Ashik Saz and Turkish Baglama both fall into the same category regarding organology in which 321.32 stands for necked lutes i.e. the handle is attached to or carved from the resonator, like a neck. Physical aspects of the Saz with all characteristics like; parts of Saz, dimensional characteristics, tuning systems, and Saz making techniques and related workshop photos etc. has been explored in this chapter. The forth chapter explores Saz playing techniques and score notation strategies in which score transcription and techniques mentioned in the Saz notation books of Ilqar imamverdiyev have also been evaluated. Finally for Azerbaijani Ashik Saz some score notations techniques and transcription hints mentioned in "Qopuz Mektebi", by Changiz Mahdipour will be discussed in Ashik music scores transcription. In the fifth chapter of this study under the title of analysis of the music of the Ashik the musical analysis is one of the fundamental parts of this study. In order to analyze an individual Ashik music, the classification of the analysis is taken under consideration.I tried to design a chart into which as all Ashik music repertories can be located and the result would be a systematic analysis in which the following aspects as; melodic characteristics, scale or a specific set of pitches, independent meaningful texture of melody, hierarchy of pitches, Ağaz (beginning), reciting tone or Shahit (witness) or Kalish (inclined to stay and not move), static Shahit, dynamic Shahit, Tuning, drone pitch, cadence or "Forud" and cadential formula, rhythms and meters in Ashik music, form in Ashik music and genres of vocal music of the Azerbaijani Ashiks have been discussed for each Ashik music repertoire fallen into this analysis. Chapter six will be discussing about the comparison of Ashik Saz and Ashik music in west and east Azerbaijan provinces of Iran as firstly the west and later on the east Azerbaijan Ashik music environments in Iran.will be under scope. In this comparison the Ashik music environments will be explored from a performance practice perspective, such as; the characteristics of Ashik music performance (solo or group and the number of the instruments which are normally used) and the venues of performance (e.g. in traditional cafes "Qəhvəxana" or wedding ceremonies), proceeding by exploring popular Ashik music repertoire (ancient and contemporary), the reasons of publicity of Ashik music repertoires, the pioneer musicians of west and east Azerbaijan provinces Ashik music in Iran and their contribution to the community. In the last part of this chapter before conclusion, the differences of Ashik Saz and Ashik music in west and east Azerbaijan provinces of Iran based on the instruments and organological approach, the number of the anecdotes and Dastans, the Asik music repertoires, the Asik music poets and masters of Ashik music literature, the Asik music performance and stage strategies and finally the differences and similarities of traditional cafes "Qəhvəxana" among east and west Azerbaijan provinces and the rest of Iran will be explored.
Geleneksel oyun ve müziklerin sürdürülebilirliği- Türkiye Domaniç modeli
Culture in the 21st century has acquired a new, strategically important place in politics. The sustainability studies of almost forgotten traditional music and dance cultures, which has become a centre of ethnomusicology, require an understanding of cultural policies and their relationship to both intangible cultural heritage and the associated stakeholders. The traditional music and dances of the Domaniç region are in danger of vanishing. The sustainability of this culture necessitates a cross-diciplinary approach. This study offers a four-dimensional cultural susutainability model which can be adapted to different requirements and variables within the scope of applied ethnomusicology, sustainability and cultural policy.
Kapasite alanları: Bağlamada el ile çalma
KAPASİTE ALANLARI: BAĞLAMADA EL İLE ÇALMA Bu çalışma, Türkiye'de halk müziği içerisinde önemli bir temsiliyet kazanmış bağlama çalgısının, icra eden kişi doğrultusunda nasıl şekillendiğine yönelik bir anlama niyeti taşımaktadır. Durumu irdeleyebilmek için de bağlama çalgısının icra modellerinden biri olan el ile çalma tekniği seçilip, tekniği kullanan icracıların, performans kapasitelerini oluşturan katmanların ilişkisel bir bütünlüğü var mıdır sorusu üzerinden şekillendirilmek istenmiştir. Genelde makro bir bakış açısına sahip olan kapasite tanımı, el ile çalma tekniğini sunan kişiler incelenerek bir kavramlar bütününe dönüşmüştür. Bu çalışma sayesinde, performansı meydana getiren katmanlara daha mikro ölçekte yaklaşılmış ve performansın ne olduğundan çok, nasıl oluştuğuna dair mikro bir perspektif sunma imkânı tanınmıştır.