
65
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Yetiştirme teorisi bağlamında televizyon programlarının suç mağduriyet korkusuna etkisi: "Gaziantep örneği"
Korku, bireylerin tehlike unsuru taşıyan durumlarda hissettiği bir duyguyken suç mağduru olma korkusu, suç oranlarındaki artışla beraber bireylerin suç veya suçla bağdaştırdıkları sembollere yönelik hissettikleri duygu olarak tanımlanmaktadır. Bireylerin hissettiğin suç mağduriyet korkusu, modern toplumlarda özellikle kitlesel medyanın yaygın olarak kullanılması ile birlikte suç ve şiddet içerikli görsellerin aktif olarak sunulmasıyla daha fazla artmaktadır. Bireylerin hissettikleri korkunun bireysel olmaktan çıkıp toplumsal bir alana yayılmasına toplumda güvensizlik ortamı oluşmasına sebep olmaktadır. Bu durum, hissedilen korkuyu arttırdığı gibi toplumda bireyler arasındaki etkileşimin azalmasına, bireylerin birbirlerine yabancılaşmasına ve toplumsal refahın bozulmasına sebep olmaktadır. Dolayısıyla araştırılması ve çalışılması önem arz etmektedir. Bu bağlamda bu çalışma, yetiştirme teorisi çerçevesinde, televizyonda yayınlanan kriminal reality/suç programlarının suç mağduriyet korkusuna etkisini konu edinmektedir. Çalışma, Türkiye'de televizyonda yayınlanan kriminal reality/suç programlarının, suç mağduriyet korkusuna etkisini, bireylerin toplumsal gerçeklik ve riske ilişkin algı biçimlerini, George Gerbner'in Kültürel Göstergeler ve Yetiştirme (Kültüvasyon) teorisi ile incelenmeyi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda Gaziantep'te, yürütülen bu saha araştırmasında, amaçlı örneklem tekniği ile "Müge Anlı ile Tatlı Sert" ve "Esra Erol'da" programlarını izleyen 18-30 yaş arası ile 50 yaş ve üstü 20 kadınla yarı yapılandırılmış soru araçları kullanılarak nitel araştırma yöntemlerinden derinlemesine yüz yüz görüşme yapılmıştır. Toplanan verilerin analizi sonucunda televizyon programlarının, suç mağduriyet korkusunu etkilediği ve bireylerde yetiştirme etkisinin olduğu gözlemlenmiştir. Bu çerçevede katılımcıların, programlara maruziyet düzeyi arttıkça, korku düzeylerinde artış olduğuna ve kendilerini acımasız ve tehlikeli bir dünyada görme eğilimi gösterdiklerine; 50 yaş ve üzeri gruptaki katılımcıların kendilerinden çok, gençler ve çocuklar için korku duyduklarına dair bulgulara ulaşılmıştır. Bu çerçevede, elde edilen bulguların literatüre katkı sunacağı düşünülmektedir.
Suriyeli sığınmacıların perspektifinden Türkiye vatandaşlığı
Vatandaşlık, bireyin hak, ödev ve aidiyetini tanımlayan çok katmanlı bir kavram olup, artan göçlerle birlikte entegrasyonun en ileri aşamalarından biri olarak görülmektedir. Bu araştırmanın konusu, Şanlıurfa'da yaşayan Suriyelilerin Türkiye vatandaşlığına ilişkin algıları ile vatandaş olma ve ol(a)mama deneyimleridir. Araştırma, Türkiye vatandaşlığı kazanmış Suriyeli göçmenler ile Türkiye vatandaşlığı kazan(a)mamış geçici koruma statüsü altında yaşayan Suriyeli sığınmacıların deneyimlerinin ve vatandaşlık algılarının karşılaştırmalı analizine dayanmaktadır. Vatandaşlığa sahip olma ve ol(a)mama durumunun; kimlik, aidiyet, haklara erişim ve ödevler, vatandaşlık algısı, istihdama katılım, entegrasyon süreçleri ve gelecek noktasında etkisinin nasıl işlediği çalışmada detaylı olarak tartışılmaktadır. Çalışma, vatandaşlık konusunu hukuki tanımlamaları ile birlikte sosyolojik boyutu ile ele almış; odağına Türkiye vatandaşlığı olan Suriyeli göçmenler ile birlikte geçici koruma kapsamındaki Suriyelilerin vatandaşlığa ilişkin algı ve deneyimlerini alarak mevcut literatüre özgün bir katkı sunmayı amaçlamıştır. Bu bağlamda çalışmada nitel araştırma yöntemi benimsenmiş, fenomenolojik desen kullanılmıştır. Amaçlı örneklem tekniği ile ulaşılan, Şanlıurfa'nın merkez ilçeleri olan Eyyübiye, Haliliye ve Karaköprü'de yaşayan 13'ü Türk vatandaşlığına sahip, 13'ü ise geçici koruma kapsamında bulunan toplam 26 Suriyeli katılımcı ile yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın bulguları, vatandaşlığın Suriyeliler açısından haklara erişim, siyasal katılım, toplumsal bütünleşme, aidiyet hissi ve gelecek planlaması açısından belirleyici ve kolaylaştırıcı bir statü olduğunu ortaya koymuştur. Özellikle seyahat, dava açabilme ve siyasal sürece katılım gibi haklara erişim açısından vatandaşlık olumlu etkiler yaratırken; vatandaş ol(a)mayan bireylerde ise aidiyet duygusunda zayıflama, haklara erişimde sorunlar yaşama ve gelecek perspektifinde belirsizlik gözlemlenmiştir.
Algılanan yıkıcı liderlik davranışlarının çalışanların işperformasına etkisi
Günümüz iş hayatında yıkıcı liderlik davranışlarının çalışanlar tarafından algılanma düzeyi; örgütsel yapı, takım dinamikleri ve bireysel özelliklere göre farklılık gösterebilmektedir. Bu liderlik tarzı, çalışanların iş performansı üzerinde doğrudan etkili olabilmektedir. Bu çalışmanın amacı, algılanan yıkıcı liderlik davranışlarının iş performansına etkisini ve bu etkinin demografik ve kişilik özelliklerine göre değişip değişmediğini incelemektir. Araştırma, Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi'nde faaliyet gösteren 495 çalışan ile gerçekleştirilmiştir. Veriler yansız örnekleme ile toplanmış, analizlerde parametrik ve non-parametrik testler kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre; erkek çalışanlar aşırı otoriterlik, liderlik için yetkin olmama, etik dışı davranış, değişime direnç ve astlara duyarsızlık gibi yıkıcı liderlik türlerini kadınlara göre daha yüksek düzeyde algılamaktadır. Yaş değişkeninde anlamlı bir fark olmamakla birlikte, 54 yaş üzeri çalışanların yıkıcı liderlik algısı daha yüksek bulunmuştur. Medeni duruma göre evli bireyler belirli alt boyutlarda daha yüksek algılara sahiptir. İş tecrübesi arttıkça bazı alt boyutlarda yıkıcı liderlik algısı da artmaktadır. Düşük maaşlı çalışanlar etik dışı davranışlar ve değişime direnç gibi tutumları daha fazla algılarken, yüksek maaşlılar liderlik yetkinliği eksikliğini daha belirgin hissetmektedir. İş performansı üzerinde ise genel anlamda anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. ANAHTAR KELİMELER: Liderlik, Yıkıcı Liderlik, İş Performansı
Toplumsal bir eleştiri aracı olarak arap edebiyatında tiyatro
Modern Arap tiyatrosunun toplumsal bir eleştiri aracı olarak incelenmesi ve bu konudaki işlevselliği, çalışmanın temel odak noktasını oluşturmaktadır. Bu kapsamda modern Arap tiyatrosunun doğuşu ve gelişimi başta olmak üzere genel tarihsel süreci aktarılmıştır. Modern Arap tiyatrosunun doğuşu ve gelişiminde Mısır, Lübnan, Cezayir ve Suriye önemli ülkelerden kabul edilmekte olup bu ülkelerden öne çıkan tiyatro eserleri incelenmiştir. Bu tiyatro eserlerinde yer alan toplumsal eleştiriler belirlenmiş, çeşitli sosyolojik kavramlar ışığında farklı konulara ayrılarak sınıflandırılmıştır. Bu bağlamda Arap edebiyatında tiyatronun çeşitli konularda toplumsal eleştirilerin aktarılmasında etkin ve işlevsel bir sanat olduğu çıkarımına ulaşılmıştır. Arap tiyatrosunun sahip olduğu sanatsal zenginlikle gerek Arap coğrafyasının gerekse diğer coğrafyaların sorunlarını dile getirmede önemli bir yere sahip olduğu sonucuna varılmıştır.
İnsan hakları, yurttaşlık ve demokrasi dersi öğretiminde dijital hikâye kullanımının akademik başarıya etkisi
Bu araştırmanın amacı, insan hakları, yurttaşlık ve demokrasi dersi öğretiminde dijital hikâye kullanımının öğrencilerin akademik başarısına etkisini ve dijital hikâye uygulamaları ile ilgili görüşlerini incelemektir. Araştırmanın örneklemini 2023-2024 eğitim öğretim yılında Şanlıurfa ilinin Haliliye ilçesindeki bir ilkokulda öğrenim gören biri deney (31) ve biri kontrol grubu (32) olan 63 öğrenci oluşturmaktadır. Karma araştırma yöntemi desenlerinden açıklayıcı ardışık desen kullanılmıştır. Araştırmada nicel verilerin elde edilmesinde ön test son test kontrol gruplu yarı deneysel desen kullanılmıştır. Araştırmada deney grubuna 4. sınıf insan hakları, yurttaşlık ve demokrasi dersi hak, özgürlük ve sorumluluk ünitesi dijital hikâyelerle işlenirken kontrol grubunda aynı ünite mevcut program ile işlenmiştir. Uygulama yedi hafta (14 saat) sürmüştür. Araştırmada nicel veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen geçerliliği ve güvenirliği pilot uygulama ile test edilen insan hakları, yurttaşlık ve demokrasi dersi başarı testi kullanılmıştır. Nitel veri toplama aracı olarak yine araştırmacı tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Nicel veriler SPSS 22 programı ile nitel veriler ise betimsel analiz yöntemi ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda dijital hikâye kullanılan deney grubunun ön-test ve son-test puanlarını karşılaştırmak için yapılan ilişkili gruplar için t testi sonucunda deney grubunun ön-test puan ortalaması ile son-test puan ortalaması arasında son-test puan ortalaması lehine anlamlı bir fark bulunmuştur. Kontrol grubunun ön-test ve son-test puanlarını karşılaştırmak için yapılan ilişkili gruplar için t testi sonucunda kontrol grubunun ön-test puanları ile son-test puanları arasında istatistiki olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Dijital hikâye yönteminin kullanıldığı deney grubu ile kontrol grubunun fark puan dizileri arasında anlamlı bir fark olup olmadığını test etmek amacıyla ilişkisiz örneklemler için t testi sonucunda istatistiki olarak deney grubu lehine anlamlı bir fark bulunmuştur. Nitel verilerin nicel verileri desteklediği görülmektedir. Yapılan görüşme sonucunda öğrenciler dijital hikâyelerle işlenen derslerde konuları daha iyi öğrendiklerini ifade etmiştir. Öğrenciler dijital hikâyelerin dersi ilgi çekici ve eğlenceli bir hale getirdiğini belirtmişlerdir.
Ahkâm defterlerine göre Bosna'dan merkeze yansıyan şikâyetler (1742-1867)
Merkez-taşra ilişkileri çerçevesinde şekillenen Osmanlı adalet sistemi, insanların doğrudan merkezi otoriteye ulaşabildiği şikâyet mekanizmasıyla dikkat çekmektedir. Bu mekanizma, taşradan Divan-ı Hümayun'a iletilen şikâyetler aracılığıyla işlemekteydi. Şikâyetler doğrudan veya farklı başvuru kanallarıyla merkeze ulaştırılabiliyordu. İletilen şikâyetlere ilişkin alınan kararların birer sureti, ilgili bölgeye özel olarak düzenlenen ahkâm defterlerine kaydedilmekteydi. Bu defterlerden biri olan Bosna ahkâm defterleri, çalışmanın temel kaynağını oluşturmaktadır. Çalışmada 1742-1867 yılları arasında Bosna eyaletinden merkeze iletilen şikâyetler incelenmiştir. Şikâyetler hem yöneticiler hem de reaya tarafından bireysel veya toplu şekilde yapılmıştır. İncelenen şikâyetler üzerinden, şikâyetçilerin hangi konularda merkeze başvurduğu, bu başvurulara ne tür çözümler üretildiği ve taşradaki yetkililerin bu süreçteki rolleri ayrıntılı olarak analiz edilmeye çalışılmıştır. Şikâyetlerin içeriği çeşitlilik arz etmektedir. Toprak ve toprağa bağlı vergilerle ilgili anlaşmazlıklar, şikâyetlerin başında gelmektedir. Bunu, zulüm ve yolsuzluğa başvuran yöneticilerin görev ve yetkilerini kötüye kullanmaları takip etmektedir. Yöneticiler, genellikle vergi tahsil edememekten şikâyet ederken, halk ise onları fazla vergi istemekle suçlamışlardır. Mirasa ilişkin şikâyetlerde daha çok varislerin ve mirasla ilgisi olamayan şahısların çıkardığı problemler göze çarpmaktadır. Borçların tahsilinde yaşanan zorluklar da şikâyet sebebidir. Gasp, yağma, hırsızlık, cinayet, darp, tecavüz gibi suçlara ilişkin şikâyetlerin çoğu, eşkıyalık, mütegallibelik faaliyetleri veya halk arasındaki çatışmalardan kaynaklanmaktadır. Vakıfla ilgili şikâyetler ise vakfın idaresi, gelirleri ve hizmetlileriyle ilgilidir. Şikâyetlerin çözümünde genellikle "kanun üzere" ya da "şer'le" hareket edilmiştir.
İşârî tefsirlerde tabiat sembolizmi
Tüm zamanların en çok kıraat edilen ve yine hakkında en çok konuşulan kitap ünvanını elinde bulunduran kitap kutsal kitabımız Kur'ân-ı Kerîm'dir. Nâzil olduğu günden bu yana Müslümanların dillerinden düşmeyen, kalplerinden ve gönül dünyalarında silinmez izler bırakan âyet ve sûreleri insanlara feyz, hikmet, tefekkür ve bereket kaynağı olmuştur. Hz. Peygamber'e (s.a.v.) inen bu kutsal kitap her asırda gelen tüm insanların manevi ihtiyaçlarını karşılayacak bir özelliğe sahiptir. Bu nedenledir ki Kur'ân dışındaki kitaplar zaman aşımına uğrarken Kur'ân'ın mesajları evrensel olduğu için ilk günkü tazeleğini her zaman muhafaza etmiştir. Kur'ân-ı Kerîm nazil olduğu ilk günden ta günümüze kadar farklı şekillerde yorumlanmıştır. Bunun neticesinde de farklı tefsir ekolleri zamanla ortaya çıkmıştır. Bu ekollerden biri de işârî/sûfî tefsir ekolüdür. Âyet-i kerîmelerin işârî/bâtınî anlamlarına odaklanan sûfîlerin ortaya koyduğu tefsirler önemli bir konuma ulaşarak ilerleyen zamanda müstakil bir tefsir ekolü olarak literatürdeki yerini almış bulunmaktadır. Genel anlamda işârî tefsir şeklinde kategorize edilmiş olan bu tefsirlerde müfessir, âyetlerde zikredilen somut bazı nesneler veyahut bazı olay ve olguların manevi ve enfüsî âlemlerde bazı derûnî anlamlara işaret ettiğini ve gizil bazı anlamlar içerdiğini düşünür. Bu yaklaşıma göre insan âlemin küçük bir nüshası âlem de büyük bir insan şeklinde betimlenerek âyetlerde bahsedilen rüzgârlar, ağaçlar, bulutlar, yağmurlar, denizler, dağlar, kuşlar, arılar, taşlar vb. kevnî âleme ait olay ve olgular insanın enfüsî âlemdeki ve duygu ve çatışmalara birer sembol olduğu gibi tabiattaki unsurlar aynı zamanda tasavvufî bazı kavramların hayat bulduğu simgelerdir. Örneğin bazı müfessirlerin arıyı seyr-ü sülûk ehline benzetmesi bu duruma örnek gösterilebilir. Çalışmamızda işârî/sûfî tefsirlerde tabiat ile ilgili âyetlerin yorumları tespit edilerek bunların kendi aralarındaki mukayesesi yapılarak bazı değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışmamız giriş ve iki bölümden meydana gelmektedir. Giriş bölümünde genel olarak işârî tefsir ile ilgili bazı genel bilgiler verildikten sonra araştırmamızın amacı ve önemi, konuyla ilgili yapılan bazı çalışmalar, araştırmanın kapsamı ve yöntemi ve araştırmanın kaynakları yer almıştır. Birinci bölümde işârî tefsirin tanımı, mahiyeti, işâret, zâhir ve bâtın kavramları, işârî tefsirin tasavvufî boyutu, meşruiyeti, makbuliyet şartları, bâtınîlik, bâtınî tefsir ve işârî tefsir arasındaki farklar, işârî tefsire yöneltilen eleştiriler ve bunların değerlendirilmesi ile ilgili bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde tezimizin ana konusunu oluşturan işârî tefsirlerde tabiat varlıklarının sembolik karşılıkları incelenmiştir. Bu başlık altında sembolizm ve işârî tefsir ilişkisi, cansız varlıkların sembolik karşılıkları ve canlı varlıkların sembolik karşılıkları ele alınmıştır. Sonuç kısmında elde ettiğimiz bulguların genel bir değerlendirmesi yapılmıştır. Elde edilen bulgular neticesinde, işârî/sûfî tefsirlerin zengin anlam dünyasının derinlikleri keşfedilmiştir. Özellikle, tabiat ile ilgili âyetlere işârî/sûfî müfessirler tarafından yüklenen sembolik anlamların analizi, bu müfessirlerin kendi aralarındaki mukayesesi yapılmıştır.
Mevsimlik tarım işçisi öğrencilerin okuma düzeylerinin sınıfdaşları ile karşılaştırılması
Çağdaş bir toplum olabilmek için katma değer yaratan insan gücü en önemli kaynaktır. Var olan insan gücünün eğitilerek, en üst düzeyde kendilerini gerçekleştirmeleri, topluma sunabilecekleri en yüksek katkıyı verebilmelerini sağlamaktadır. Bu hem yurttaş olarak bir sorumluluktur hem de evrensel insan hakkıdır. Çoğu konuda ihmalle karşı karşıya kalan MTİ (mevsimlik tarım işçisi) ailelerin çocukları okul çevresinden ve öğrenme zamanlarından çok fazla ayrı kalmaları çocukların belli yaşlarda ve dönemlerde kazanması gereken bilgi ve kazanımlardan eksik kalmaktadırlar. Özellikle eğitimin ilk aşamasında, okuma yazma gibi kritik becerilerin kazanıldığı dönemlerde okuldan uzak kalmak öğrencilerin akademik gelişimini olumsuz etkileyebilir. Araştırmada mevsimlik tarım işçilerinin ve çocuklarının yaşadığı koşullara ve sorunlara değinilmiştir. Bu araştırmanın amacı mevsimlik tarım işçisi olan ve olmayan 4. sınıf öğrencilerinin okuma düzeylerinin karşılaştırılmasıdır. Şanlıurfa ili Harran, Haliliye ve Eyyübiye ilçesinde yaşayan 33 mevsimlik tarım işçisi ve 33 mevsimlik tarım işçisi olmayan toplam 66 çocuğun okuma hızı, okuduğunu anlama düzeyi, okuma düzeyi karşılaştırılmıştır. Yanlış Analiz Envanteri, okuma metinleri, metin okuma ses kayıtları, demografik bilgi formu veri toplama araçlarıdır. İstatiksel işlemler SPSS programında analiz edilmiştir. Araştırmanın problem sorularına göre Bağımsız Örneklem t-Testi, Mann Whitney U testi ve Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Bunun yanı sıra ana-babalarının eğitim ve gelir düzeylerinin okuma düzeylerini farklılaştırıp farklılaştırmadığı belirlenmiştir. Elde edilen bulgulara göre mevsimlik tarım işçisi olan öğrencilerin okuma hızı, okuduğunu anlama, kelime tanıma yüzdelik ortalamalarının mevsimlik tarım işçisi olmayan öğrencilere göre daha düşük olduğu görülmüştür. Ayrıca yapılan istatiksel işlemlerde iki grup arasında okuma hızı, okuduğunu anlama ve kelime tanıma yüzdelik ortalamalarında anlamlı düzeyde fark bulunmuştur. Yanlış analizi envanterine göre okuma düzeyleri ölçümünde ise iki grup arasında anlamlı düzeyde fark görülmemiştir. Mevsimlik tarım işçişi öğrencilerin hepsi "endişe" düzeyinde çıkmıştır. Mevsimlik tarım işçisi olmayan öğrenciler ise bir kişi hariç hepsi "endişe" düzeyinde çıkmıştır. Öğrencilerin okuma düzeylerinin diğer faktörlerle karşılaştırılmasına bakıldığında öğrencilerin ana baba eğitim durumlarının, gelir durumlarının, okuma düzeylerine etkisinin olmadığı görülmüştür. Bulgular doğrultusunda mevsimlik tarım işçisi çocukların eğitim hakkına erişimini destekleyici öneriler sunulmuştur.
Anadolu Vilâyât-ı Umûm Müfettişi Ahmet Şakir Paşa'nın Muhaberât Defteri (1311-1315) transkripsiyon ve değerlendirme
Bu tez çalışmasında, Anadolu vilayetlerini teftişe memur edilen Ahmet Şâkir Paşa'nın yazdığı Muhâberât suretlerini içeren defter (1311-1315) aracılığıyla Anadolu'nun 19. yüzyılına dair daha önce ortaya konmuş çalışmalar bağlamında eleştirel transkripsiyon çalışması yapılmıştır. Osmanlı Devleti Dönemi'nde 19. yüzyılda önemli bir şahsiyet olan Şâkir Paşa, devlet kademelerinin birçoğunda görev almıştır. Paşa'nın; devlet kademelerinde aldığı görevler ve görev esnasında kaydını tuttuğu defter doğrultusunda çalışmalarını incelemek, yapmak istedikleri, yaptıkları ve yapamadıkları çalışmalara değinerek konu eleştirel bir boyutla ele alınmıştır. Şâkir Paşa, Osmanlı İmparatorluğu'nun önemli merkezleri olan Diyarbekir, Van, Bitlis ve Erzurum gibi şehirlerde görev yapmış ve buradaki yerel yönetimlerin merkezle bağlarını kuvvetlendirmeye çalışmıştır. Paşa'nın tutuğu defter incelendikten sonra Anadolu vilayetlerine ayrılan bütçe, arz-talep dengesi, sosyal ve ekonomik sorunlar, taşradaki genel sorunlar, yerel yönetimlerin bu sorunlara yönelik tutumları ve hükümetle ilişkileri değerlendirilmiştir. Paşa'nın sorunlar karşısındaki gayret ve çabası, durumu merkeze bildirme şekli, yolsuzluklar karşısındaki tutumu ele alınarak iş ve özel hayatı üzerine bir biyografi yazısı yazılmıştır.
Tarım sektöründe toplam faktör verimliliği (TFV) ve kamu politikaları: Türkiye ve Hollanda'nın Malmquıst TFV endeksi ile karşılaştırmalı analizi (1961–2021)
Bu çalışmanın amacı, Türkiye ve Hollanda tarım sektörlerinin 1961-2021 dönemi toplam faktör verimliliğini (TFV) Malmquist TFV Endeksi ile analiz etmek ve kamu politikalarının TFV üzerindeki uzun dönem etkilerini değerlendirmektir. Çalışmada, Veri Zarflama Analizi (VZA) yöntemiyle, sabit (CRS) ve değişken getiri ölçeği (VRS) varsayımları altında, girdi ve çıktı odaklı yaklaşımlarla, teknik etkinlik değişimi (TC), teknolojik değişim (TC) ve kümülatif değişimi ölçen Malmquist Toplam Faktör Verimliliği (MTFV) Endeksi hesaplanmıştır. Analizlerde kullanılan 1961-2021 dönemi tarımsal üretim, arazi, işgücü ve sermaye verileri ABD Tarım Bakanlığı'ndan (USDA-ERS) elde edilmiştir. Türkiye ve Hollanda'nın TEC, TC ve MTFV endeks değerlerine ilişkin bulgular, iki ülkenin tarım sektörlerindeki yapısal değişimin nasıl farklılaştığını göstermektedir. Hollanda, hem girdi ve hem de çıktı odaklı CRS ve VRS ölçümlerinde TEC açısından Türkiye'den daha iyi performans sergilemiştir. Hollanda'nın TEC değerleri genellikle 1'in üzerinde gerçekleşmiştir. Bu durum, Hollanda'nın TEC değerini artırarak tarımsal üretimini sürdürdüğünü göstermektedir. Türkiye ise, girdi odaklı CRS ölçümünde TEC (0,991) değerinde hafif bir kayıp yaşamış, ancak çıktı odaklı analizde olumlu bir gelişme (TEC 1,011) göstermiştir. TC açısından Hollanda'nın hem girdi ve hem de çıktı odaklı değerleri de Türkiye'ye kıyasla daha yüksek bulunmuştur. Hollanda'nın girdi odaklı TC değeri 1,017 iken Türkiye'nin girdi odaklı TC değeri 1,007'dir. Bu fark, Hollanda'nın teknolojik yenilikleri daha hızlı benimsediğine işaret etmektedir. Türkiye, 1'e yakın olarak bulunan TC değerleriyle teknolojik gelişim sağlasa da, bu artışın Hollanda'ya kıyasla daha sınırlı olduğu görülmektedir. MTFV endeksi açısından da Hollanda'nın değerleri, Türkiye'ye kıyasla genellikle daha yüksektir. Bu durum, Hollanda'nın hem TEC, hem de TC değişimi açısından daha sürdürülebilir bir performans sergilediğini ortaya koymaktadır. Türkiye ise MTFV endeksinde özellikle çıktı odaklı nispi bir iyileşme göstermiş (1,004), ancak genel anlamda Hollanda kadar iyi bir performans sergileyememiştir. Kümülatif MTFV analizleri, Hollanda'da sürekli verimlilik artışını, Türkiye'de ise istikrarsız ve sınırlı gelişmeler yaşandığını göstermektedir. Parçalı arazi yapısı, küçük ölçekli aile işletmeleri, düşük Ar-Ge yatırımları, yetersiz tarımsal eğitim, yenilikçi teknolojilere sınırlı adaptasyon ve istikrarsız politikalar gibi yapısal sorunlar, Türkiye'nin TFV büyümesini kısıtlamaktadır. Türkiye'nin sübvansiyon odaklı kamu politikaları, dönemsel TFV artışlarına yol açsa da, istikrarlı bir artış sağlanamamıştır. Hollanda'nın TFV artışı, Ar-Ge odaklı politikalar, hassas tarım teknolojileri, OTP reformları, kurumsallaşma ve etkin tarım eğitimi modeline dayanmaktadır. Uzun dönemi kapsayan analizlerle literatürdeki önemli bir boşluğu dolduran bu çalışma, stratejik politika önerileri geliştirmek için bilimsel bir perspektif sunmaktadır.