
4,211
Archived Theses
9
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
OECD ülkelerinde sağlık sektörünün incelenmesi ve sağlığın beşeri sermayeye etkisinin ekonomik büyümedeki rolü
Sağlık, insan ömrünün uzatılmasında ve yaşam kalitesinin korunup artırılmasında önemli bir değişkendir. İnsanın fiziksel, ruhsal ve sosyal açıdan tam iyilik hali olarak tanımlanan sağlığın önemi Covid-19 pandemisi ile yeniden gündem olmuş, Dünya çapında birçok alanı etkilemiştir. Ekonomik açıdan bakıldığında sağlığın beşeri sermayenin belirleyici iki temel unsurundan biri olması, beşeri sermayenin ise ekonomik büyüme üzerindeki pozitif etkileri birçok çalışmayla teoride desteklenmiştir. Bu çalışmanın amacı Mankiw Romer Weil (MRW) modelinin içinde yer alan beşeri sermaye değişkeninin eğitim ve sağlık olarak ikiye ayrılarak ayrı ayrı test edilmesi ve sağlığın ekonomik büyüme üzerindeki etkisinin ortaya koyulmasıdır. Bu amaca uygun olarak ilk bölümde sağlık, sağlık göstergeleri ve sağlık ekonomisi açıklanmıştır ve OECD ülkelerine ilişkin veriler sunulmuştur. İkinci bölümde ekonomi ve sağlık ilişkisi ortaya konulmuş ve MRW modeli açıklanmış, literatürdeki örnekler sunulmuştur. Üçüncü bölümde panel veri ekonometrisi yöntemiyle analizler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular teoriyle uygun olup, İşgücü başına Gayrisafi Yurtiçi Hasılaya en büyük etkiyi sağlık değişkeni olarak seçilen doğuşta beklenen yaşam süresinin yaptığı bulgusuna ulaşılmıştır.
Genç işsizliği sorunu:Türkiye-AB karşılaştırması
Eğitimli işsizlik günümüzde gençler arasında yaygınlaşan ve çözüm üretilmesi gereken önemli bir sorundur. Genel olarak işsizlik Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin değil, gelişmiş AB üyesi ülkelerin veya pek çok gelişmiş dünya ülkelerinin de en önemli sorunlarından biri haline gelmiştir. Türkiye OECD ve Avrupa Birliği ülkeleri arasında diplomalı işsizlerin yüksek düzeyde olduğu bir ülke olarak dikkat çekmektedir. Türkiye'de işsizliğin azaltılmasında eğitimin rolü büyüktür. İşsizlik sorunu için yapılan çalışmalar, işsizliği bir miktar azaltmaya yönelik adımlar atılmasını sağlasa da işsizliğin tam olarak bir çözüme kavuşturulması sağlanamamıştır. İşsizlik konusunun gündeme gelmesinin sebebi işsizliğin toplumsal ve ekonomik etkileridir. İşsizliğin özellikle topluma olan ekonomik etkisi büyük önem taşımaktadır. Bir ülkenin gelişmişlik seviyesine bakılırken değerlendirilen en önemli ölçütlerden biri de eğitimdir. Eğitim tüm ülkeler açısından büyük önem taşımaktadır. Yapılan çalışmalar eğitim ile işsizlik arasında bir bağlantı olduğunu göstermektedir. Öyle ki eğitim, işsizlik riskini düşürerek ekonominin geneline olumlu bir katkıda bulunmaktadır. Eğitimle ilgili yanlış kararlar pek çok ciddi sonuçlara neden olabileceği gibi eğitime yapılan doğru yatırımlarda büyümeyi destekleyerek daha fazla iş potansiyeli yaratabilir. Çalışmada eğitim ile işsizlik arasındaki ilişki değerlendirilmiş olup, eğitimli genç işsizliğe neden olan faktörler ve ortaya çıkan ekonomik sosyal ve toplumsal sorunları ve bu sorunları önlemek için uygulanan ekonomi politikaları incelenmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise Türkiye ile Avrupa Birliği eğitimli işsizliğin karşılaştırmasına yer verilmiştir. ANAHTAR KELĠMELER: ĠĢsizlik, Genç ĠĢsizliği, Aktif ve Pasif Ġstihdam Politikaları.
Türkiye'de kamu harcamaları ve dış borçlanma ilişkisi: Ekonometrik bir analiz
Bu çalışmanın temel amacı Türkiye'de kamu harcamaları ve dış borçlanma ilişkisini 2002 sonrası dönemini dikkate alarak araştırmaktır. Bu bağlamda ilk olarak kamu harcamaları ve dış borçlanmaya yönelik teorik çerçeveye yer verilmiş, ardından literatür taraması yapılarak kamu harcamaları ve dış borçlanma arasındaki ilişki ekonometrik olarak incelenmiştir. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde kamu harcamaları ve dış borçlanmaya yönelik teorik bilgiler sunulmuş, ikinci bölümde ise Türkiye'de kamu harcamaları ve dış borçlanma ilişkisinin ekonometrik analizi gerçekleştirilerek, Türkiye'de kamu harcamalarının tarihsel gelişimi, kamu harcamaları ve dış borçlanma ilişkisine yönelik literatür taraması ve değişkenler arasındaki ilişkinin test edilmesine yer verilmiştir. Değişkenler arasında ilişkinin test edilmesi amacıyla Granger Nedensellik Analizi ve Johansen Eşbütünleşme Analizi kullanılmıştır. Bu analizlerden elde edilen sonuçlara göre ise Türkiye'de 2002 sonrası dönemde kamu harcamaları ile dış borçlanma arasında bir ilişkinin olduğu ve bu ilişkinin yönünün pozitif olduğu tespit edilmiştir. Teorik beklentiyle uyumlu olan bu sonuç aynı zamanda 2002 sonrası dönemde kamu harcamalarında meydana gelen artışların dış borç stokunda da artışlar yaratacağı bulgusunu sunmaktadır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Kamu Harcamaları, Dış Borçlanma, Türkiye, Granger Nedensellik Analizi, Johansen Eşbütünleşme Analizi
Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde gelir eşitsizliğinin panel veri analizi
Gelir dağılımı ve gelir eşitsizliği konusu özellikle son yıllarda üzerinde çok durulan ve tartışılan konulardan biridir. Bu tezde öncelikle gelir dağılımı teorileri üzerinde durulmakta ve bu teoriler iktisadi okullar bağlamında açıklanmaya çalışılmaktadır. Ülkelerin gelir eşitsizliği trendleri incelendiğinde, gelişmiş ülkeler ve gelişmekte olan ülkeler arasında gelir eşitsizliğinde yakınsama konusu gündeme gelmektedir. Ampirik analizde, gelir eşitsizliğinde yakınsama konusu üzerinde durulmakta ve son ekonometrik yöntemlerle hipotez test edilmektedir. Ekonomik teoriler ışığında yönlenen ampirik analiz kısmı da tezde savunulan hipotezi desteklemektedir. Ulaşılan sonuçlar ile birlikte, gelişmekte olan ekonomiler ve gelişmiş ekonomiler arasında gelir eşitsizliğinde yakınsama doğrulanmaktadır. İncelenen dönem için ampirik sonuçlar eşliğinde ülkelere özgü sonuçlara da yer verilmektedir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Gelir Dağılımı, Gelir Eşitsizliği, Yakınsama Hipotezi
Türkiye'de sektörel enerji tüketiminin büyümeye etkisi
Bu çalışma Türkiye'nin 1987-2015 yıllık verileri kullanılarak sektörel enerji tüketimi ile büyümenin gerçekleşebileceğini test etmeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın hipotezi Türkiye'nin tarım, sanayi, ulaştırma ve hizmetler sektöründeki enerji tüketiminin ekonomik büyümeyi sağladığını iddia etmektedir. Çalışmada sektörel enerji tüketiminin ekonomik büyümeyi sağladığını araştırmak için öncelikle modeldeki değişkenlerin durağanlık analizleri ADF testiyle yapılmıştır. Değişkenler arasındaki, uzun dönemli ilişkiler Johansen eşbütünleşme testiyle araştırılmış ardından Vektör hata düzeltme modeli kurulmuş ve Engle Granger nedensellik testi uygulanmıştır. Son olarak uzun dönem katsayıların tahmini için FMOLS, CCR ve DOLS yöntemleri kullanılmıştır. Uygulanan testlerde bulunan sonuçlar şu şekildedir: a) Augmented Dickey Fuller testi sonuçlarına göre değişkenlerin durağan olmadıkları, değişkenlere fark alma işlemi uygulandıktan sonra %5 seviyesinde durağanlaştıkları sonucuna ulaşılmıştır; b) Johansen eşbütünleşme testi ile değişkenler arasındaki uzun dönemli ilişki araştırılmış ve değişkenler arasında %5 seviyesinde uzun dönemli ilişki bulunmuştur; c) Vektör hata düzeltme modeline göre uzun dönem dengesinden sapmanın %24'ünün bir dönem içerisinde dengeye geldiği tespit edilmiştir; d) Engle Granger Nedensellik testi sonucuna göre tarım sektöründeki enerji tüketimi büyümenin nedeni olduğu sonucuna ulaşılmıştır; e) FMOLS, CCR ve DOLS'a göre uzun dönemde sanayi sektörü enerji tüketiminde meydana gelen %1'lik artış GSYH'yi sırasıyla %0,2516, %0,2573, %0,3105 kadar ve ulaştırma sektöründe meydana gelen %1'lik artış ise GSYH'yi sırasıyla %0,4770, %0,5116, %0,6549 kadar arttırmaktadır.
Varlık vergisinin fenomenolojisi
Fenomenoloji kesin olan husus ile kesin olma iddiasındaki husus arasında eleştirel bir yaklaşımdır. Bu eleştirel yaklaşım varlığın özüne ulaşmada yardımcı bir araç olarak ortaya çıkmaktadır. Bununla birlikte söz konusu yaklaşım ekonomi ve maliye alanında da uygulanabilir. Örneğin, ekonomik krizlerin sebeplerini açıklamada kullanılan iktisadi nedenler kesin olan nedenlerdir. Ancak, bunun arkasında yatan nitel nedenler ise kesin olma iddiasındaki hususlardır. Bu çalışmada da 1942 ve 1943 yılları arasında Türkiye'de uygulanan varlık vergisinin fenomenolojik sorgulaması yapılmıştır. Varlık vergisi iktisadi, mali ve hukuki olarak yanlış bir şekilde uygulanan bir vergidir. Fakat varlık vergisinin uygulanma sebeplerine bakıldığında gerekli bir vergi olduğu anlaşılmaktadır. İki çelişki arasındaki fenomenolojik yaklaşım ortaya konulması bu çalışmanın hipotezini oluşturmaktadır.
Çeşitli sosyoekonomik ve makroekonomik değişkenlerin yolsuzluk algısı üzerindeki etkileri: OECD'ye üye Avrupa ülkeleri için panel veri analizi
Bu çalışmada, literatür ışığında yolsuzluğun çeşitli belirleyicileri olarak, gelir eşitsizliği, kişi başına düşen GSYH, insani gelişme endeksi, kamu harcamaları ve mallar ve hizmetler üzerindeki vergiler (dolaylı vergiler) gibi çeşitli sosyoekonomik ve makroekonomik değişkenlerin yolsuzluk algı endeksi üzerindeki etkilerini OECD'ye üye Avrupa ülkeleri için sabit etkiler modelinin kullanıldığı bir panel veri analizi ile araştırılmaktadır. Bu çalışmanın ampirik bulguları, gelir eşitsizliği, kişi başına düşen GSYH, insani gelişme endeksi, kamu harcamaları ve dolaylı vergilerin istatistiksel olarak yolsuzluğun çeşitli belirleyicileri olduğuna işaret etmektedir. Bu analiz ile, kişi başı GSYH, insani gelişme endeksi ve mallar ve hizmetler üzerindeki vergilerin (dolaylı vergiler) yolsuzluk algı endeksi üzerinde pozitif etkileri olduğu (yani yolsuzluğu azalttığı) ve gelir eşitsizliği ve kamu harcamalarının yolsuzluk algı endeksi üzerinde negatif etkilerinin olduğu (yani yolsuzluğu arttırdığı) tespit edilmiştir. Bu çalışmayla, kullanılan veri seti ve kapsadığı ülkeler açısından yolsuzluk konusunda yapılan çalışmalara yeni bir boyut kazandırılmaya çalışılmıştır.
Balassa - Samuelson Hipotezi: Türkiye ve dış ticaret ortakları uygulaması
Bu çalışma Türkiye ve Türkiye'nin en büyük ticaret ortağı olan 10 Avrupa Birliği Ülkesi (Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya, Hollanda, ispanya, Belçika, Yunanistan, Polonya, Romanya) ve NAFTA ülkeleri (Kanada, Meksika, Amerika Birleşik Devletleri) için 1991-2013 yıllık verileri kullanarak "Balassa-Samuelson Hipotezi"nin geçerliliğini test etmeyi amaçlamaktadır. Hipotez ülkeler arasında, dış ticarete konu olan ve dış ticarete konu olmayan sektörler arasındaki verimlilik farklarının reel döviz kurlarını belirleyeceğini iddia etmektedir. Çalışmada "Balassa-Samuelson Hipotezi"nin geçerliliğini araştırmak için öncelikle kurulan modeldeki değişkenlerin (reel efektif döviz kuru endeksi ve göreceli verimlilik endeksi) durağanlık analizleri Levin Lin Chu; Hadri; Breitung; Im Pesaran Shin; Fisher ADF; Fisher PP birim kök testleriyle yapılmış, ardından değişkenler arasındaki uzun dönemli ilişkilerin varlığı Pedroni Panel koentegrasyon testi ve Kao Panel koentegrasyon testiyle araştırılmış ve son olarak değişkenler arasındaki uzun dönemli katsayılar Tam Düzeltilmiş En Küçük Kareler Yöntemi (FMOLS) ve Dinamik En Küçük Kareler Yöntemiyle (DOLS) tahmin edilmiştir. Uygulanan testler sonucunda elde edilen bulgular şunlardır: a) Değişkenlere uygulanan tüm birim kök testleri sonucunda değişkenlerin düzey değerlerde durağan olmadıkları, birinci farkları alındığında ise %1 önem seviyesinde durağanlaştıkları bulgusuna ulaşılmıştır. Bu bulgu aynı zamanda söz konusu dönemde ve söz konusu ülkeler için "Satınalma Gücü Paritesinin" geçerli olmadığını ispatlamaktadır; b) Pedroni Panel koentegrasyon ve Kao Panel koentegrasyon test sonuçlarına göre değişkenler arasında %5 önem seviyesinde uzun dönemli koentegre ilişki tespit edilmiştir; c) FMOLS ve DOLS yöntemi "Balassa-Samuelson Hipotezi"nin geçerliliğini hem panel bazında hem de tüm ülkeler için %1 önem seviyesinde ispatlamaktadır. FMOLS ve DOLS yöntemine göre göreceli verimlilik endeksinde meydana gelen 1 birimliklik bir artış, uzun dönemde, reel efektif döviz kurunda yaklaşık olarak 0.96 birimlik bir artış meydana getirmektedir. Anahtar Kelimeler: Balassa-Samuelson Hipotezi, Reel Döviz Kuru, Dış Ticarete Konu Olan ve Olmayan Sektör Verimlilikleri, Tam Düzeltilmiş En Küçük Kareler Yöntemi (FMOLS), Dinamik En Küçük Kareler Yöntemi (DOLS)
Ekonomik kalkınmayı etkileyen sosyo-ekonomik faktörlerin mekânsal analizi: Avrasya örneği
Sosyo-ekonomik faktörler ülkelerin milli gelir, eğitim, sağlık, kişisel özgürlük, girişimcilik, güvenlik, sosyal sermaye, işsizlik gibi birçok unsurunu kapsamaktadır. Toplumsal yapının en önemli unsurları olan bu değişkenler, insanların ihtiyaçlarını ne ölçüde karşılayabildiklerini ortaya koymaktadır. Kalkınma çabasındaki ülkelerin performanslarının değerlendirilmesinde bu sosyo-ekonomik faktörlerin iyi okunarak analiz edilmesi gerekmektedir. Ekonomik kalkınma incelenirken, toplumu etkileyen tüm faktörler birlikte dikkate alınmalıdır. Dolayısıyla ülkelerin sahip olduğu sosyo-ekonomik faktörlerin ekonomik kalkınma düzeylerine etkisi bütüncül yaklaşımı gerekli kılmaktadır. Söz konusu yaklaşım, faktörler arasındaki ilişkileri tek taraflı incelemeyi reddederek çok yönlü etkileşimlerini esas alır. Sosyo-ekonomik faktörler mekânsal etkiyle değişime uğramakta ve coğrafi yakınlıkları olan bölgeleri etkilemektedir. Etkinin derecesi mekânsal bağımlılığa göre farklılaşırken ülkelerin ekonomik kalkınma düzeyleri bundan etkilenmektedir. Bu çalışma, geniş bir coğrafyada yer alan Avrasya ülkelerine yönelik olarak yapılmıştır. Elde edilen sonuca göre kullanılan sosyo-ekonomik faktörlerin pozitif ve negatif kümelenmeleri, kalkınma göstergesi olarak belirlenen kişi başına düşen milli gelir ile örtüşmektedir. Bu örtüşme, kalkınma hedeflerinin gerçekleşmesi için sosyo-ekonomik faktörlerin iyileştirilmesi gerektiğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Ekonomik Kalkınma, Sosyo-Ekonomik Faktörler, Bütüncül Yaklaşım, ESDA, LISA, Mekânsal Otokorelasyon.
Türkiye'de bölgeler arası işgücü verimliliğinin yakınsaması: 2005-2011 arası mekânsal panel veri analizi
Bu çalışmanın amacı, 2005-2011 yılları arasını kapsayan yedi yıllık dönem için Türkiye'de 26 Düzey 2 bölgesi arasında işgücü verimliliğinin yakınsamasının sektörel ayırımlar dahilinde araştırılmasıdır. Söz konusu araştırma mekânsal panel veri yardımıyla yapılacaktır. Mekânsal panel veri analizi, panel veri analizi ile mekânsal analizin avantajlarını biraraya getirmektedir. Böylece verilerde daha yüksek serbestlik derecesi ve daha çok değişkenlik sağlanmakta, bunun yanında daha az çoklu doğrusal bağlantı problemi ile karşılaşılarak tahmincilerin etkinliği arttırılmaktadır. Ayrıca mekânsal etkileşim ve komşuluk ilişkileri de modele dahil edilelerek çok daha sağlıklı sonuçlar alınabilmektedir. Buna rağmen Türkiye'de şimdiye kadar yapılan yakınsama analizlerinde mekânsal panel veri ile yapılmış bir yakınsama çalışmasına rastlanmamıştır. Bu durum Türkiye için yapılan çalışmalar açısından önemli bir eksikliktir.Bu çalışma, söz konusu eksikliği doldurması açısından literatüre katkı sağlamaktadır. Yapılan mekânsal panel veri analizi sonuçlarına göre Türkiye'de 26 Düzey 2 bölgesi için tarım, sanayi, hizmetler ve tüm sektörler toplamında hem mutlak, hem de koşullu yakınsama yüksek düzeyde anlamlı sonuçlar vermektedir. Elde edilen bu sonuç çok şaşırtıcı görünmese bile, çalışma kapsamında şimdiye kadar ilgili literatürde hiç rastlanmayan sonuçlara da erişildiği ifade edilebilir. Şimdiye kadar yapılan tüm çalışmalarda yakınsama üzerinde mekânsal etkilerin varlığı anlamlı bulunmuştur. Fakat bu çalışmada Türkiye'de sanayi, hizmetler ve tüm sektörler toplamı için mekânsal etkilerin varlığından bahsedilebilirken, tarım sektöründe mekânsal etkilerin varlığına ilişkin yeterince güçlü kanıtlar elde edilememiştir. Tarım sektörü için elde edilen söz konusu zayıf mekânsal etkilerin Türkiye'de tarım sektörünün yapısal sorunları nedeniyle ortaya çıktığı düşünülmektedir.
Katı atık toplama ve taşımanın maliyet ve mekânsal analizi: kütahya ili örneği
Atık sorunu, insanoğlunun yerleşik hayata geçmesiyle başlamış, kentleşme, sanayileşme ve nüfus artışıyla birlikte baş edilmesi zor çöp yığını haline gelmiştir. Çevre ve insan sağlığı üzerinde olumsuz etkilere neden olan atıkların sürdürülebilir bir katı atık yönetimine olan ihtiyacı giderek artmıştır. Katı atık yönetimi sistemlerinde maliyet kaleminin en önemli kısmını, katı atıkların toplanması ve taşınması aşaması oluşturmaktadır. Maliyetlerin en aza indirilmesi için atıkların ekonomiye geri kazandırılması ya da atıkların toplanması ve taşınmasında güzergâh optimizasyonunun sağlanması gerekmektedir. Atık sorununu önemli kılan diğer bir konu ise, Avrupa Birliği'ne uyum sürecinde, Türkiye'nin AB Atık Direktifi'ne uyumunu ve çevre korumasını sağlayarak AB'ye katılım sürecini hızlandırmak istemesidir. Bu çalışmanın amacı, AB hibe programı ile KÜKAB projesini sürdüren Kütahya ilinin katı atık toplama ve taşıma maliyetini analiz etmektir. 2014 yılına ait veriler doğrultusunda il merkezi dâhil olmak üzere toplam 13 ilçeye ait maliyet analizi yapılmıştır. Bu hesaplamalardan hareketle mekânsal otokorelasyon analizi de gerçekleştirilmiştir. Mekânsal etkileşim ve komşuluk ilişkilerinden yararlanılarak coğrafi görselleştirmeler ortaya konmuş daha sonra ESDA ve LISA mekânsal istatistik uygulaması gerçekleştirilmiştir. Türkiye'de, 21. yüzyılda önemli bir sorun olan katı atıkların maliyet analizine ilişkin çalışmalar sayıca azdır. Mekânsal otokorelasyon analizinin katı atık maliyet hesaplaması konusunda hiç kullanılmamış olması önemli bir eksikliktir. Bu çalışma, söz konusu eksikliği doldurması açısından literatüre katkı sağlamaktadır. Yapılan maliyet analizi sonucunda, katı atık miktarının artmasına konu olan nedenlerin, katı atıkların toplama ve taşıma maliyetlerini arttırdığı gözlemlenmiştir. Nüfusun en yoğun olduğu merkez ilçede, katı atıkların toplama ve taşıma maliyeti yüksek hesaplanmıştır. Kişi başına düşen toplama maliyetlerinde, mekânsal etkilerin anlamlılığı bulunamamıştır. Kişi başına düşen taşıma maliyetlerinde Şaphane, Simav, Hisarcık ve Gediz ilçelerinde pozitif mekânsal otokorelasyonun varlığı tespit edilmiştir. İlçeler komşuluk ilişkileri ile birbirlerini kişi başına düşen taşıma maliyetlerini arttırma yönünde etkilemektedir. Bu ilçelerde alınacak maliyet azaltıcı önlemler komşuluk ilişkisi ile taşma etkisi oluşturarak bu bölgede avantaj yaratabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Katı Atık, Katı Atık Toplama ve Taşıma Maliyeti,KÜKAB, Mekânsal Otokorelasyon Analizi, Mekânsal Analiz.
Ar-ge harcamaları, patent başvuru sayısı ve ekonomik büyüme: OECD ülkeleri üzerine bir uygulama
Bu çalışma, seçili 23 OECD ülkesi (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü) için 1995 – 2013 yıllık verilerini kullanarak, Ar-Ge harcamalarının ve patent başvuru sayılarının ekonomik büyüme üzerindeki etkisi ile Ar-Ge harcamalarının patent başvuru sayıları üzerindeki etkisini panel veri analiziyle test etmeyi amaçlamaktadır. Bu amaca yönelik çalışmada üç model kurulmuş ve bu modeller dört aşamalı ekonometrik yöntemle araştırılmıştır. İlk aşamada, değişkenler arasında yatay kesit bağımlılığını araştırmak için Friedman, Frees ve Pesaran testleri uygulanmıştır. Yatay kesit bağımlılık testlerinin üçü de kurulan üç model için değişkenler arasında yatay kesit bağımlılığın olduğunu göstermiştir. İkinci aşamada değişkenlerin durağanlık analizi Im Pesaran ve Shin ve Pesaran testleri ile yapılmıştır. Sabit ve trendsiz Im Pesaran ve Shin ile Pesaran birim kök testleri değişkenlerin düzey değerlerde birim kök içerdiğini, birinci farkları alındığında ise %1 anlamlılık düzeyinde durağan olduklarını göstermektedir. Üçüncü aşamada ise değişkenler arasındaki uzun dönemli ilişkilerin varlığı Westerlund Panel Eşbütünleşme testleriyle araştırılmıştır. Eşbütünleşme testi ile değişkenler arasında uzun dönemli eşbütünleşme ilişkisinin olduğu tespit edilmiştir. Dördüncü aşamada ise panel bazında değişkenler arasındaki uzun ve kısa dönemli katsayılar Ortalama Grup Tahmincisi (MGE) ve Havuzlanmış Ortalama Grup Tahmincisi (PMGE) yöntemleriyle tahmin edilmiştir. Ekonometrik analiz sonucunda panel genelinde değerlendirildiğinde Ar-Ge harcamaları ve patent başvuru sayılarının ekonomik büyüme üzerindeki uzun dönem etkisi ile Ar-ge harcamalarının patent başvuru sayıları üzerindeki uzun dönem etkisi istatistiki olarak anlamlı ve pozitiftir. Buna karşın kısa dönem katsayıları pozitif fakat istatistiki olarak anlamlı değildir.
Emekliliğin hanehalkının eğlence ve kültür harcamaları üzerindeki etkisi:Türkiye üzerine bir inceleme
Eğlence ve kültür harcamalarının belirleyicisi olduğu farz edilen zaman faktörü, çalışmanın odak noktasını oluşturmaktadır. Gary Becker'ın Hanehalkı Üretim Teorisi esas alınarak ve Türkiye İstatistik Kurumu'nun 2013 Hanehalkı Bütçe Anketi kullanılarak uygulanan logistik analiz sonuçları bu kanıyı destekler niteliktedir. Analiz sonuçlarına göre; emeklilik, toplam harcamalar ve eğitim, Türkiye'de hanehalkının eğlence ve kültür harcamalarını pozitif yönde etkileyen önemli faktörlerdir. Ayrıca, emeklilik dönemine geçişin dinamiklerini daha iyi kavrayabilmek amacıyla bireylerin eğlence ve kültür mallarını deneyimlemesini etkileyebilecek olası faktörler hem emekli hanehalkı hem de emekliliği yakın hanehalkı için incelenmiştir. Emekli ve emekliliği yakın hanehalkının eğlence ve kültür harcamalarını etkileyebilecek olası faktörlerin incelendiği bu tez çalışması ile hem politika tasarlayanlar hem de bu tür malları üretenler için önemli ipuçları sağlanabileceği düşünülmüştür.
Batı ve Yakınçağ Osmanlı toplumunda servete bakış açısı
Servet konusu ilk ve ortaçağda bir anlam belirtmemesine rağmen Tanrı'nın vermiş olduğu bir iyilik olarak görülmektedir. Adam Smith tarafından ele alınan servet kavramı; kapsamlı olarak ele alınarak sonraki düşünürlere öncülük etmiştir. Bu düşünürler Smith'in servet anlayışını eleştirip yeni fikirler ortaya koymuşlardır. Batı toplumunda Adam Smith'ten farklı düşünce geliştirenler serveti, insana fayda sağlayan gerekli maddi değerler olarak görmüşlerdir. Bunun yanında kıt olup da değer içeren şeyler de servetten sayılmaktadır. Değer belirten örneğin, tablolar, heykeller, müzikle uğraşanların, doktorların ortaya koyduğu maddi-manevi değerler servet kabul edilmektedir. Genel olarak bakıldığında insana mutluluk veren, fayda sağlayan şeyler servet kabul edilmektedir ve servet iyi olarak değerlendirilmektedir. Fayda sağlamayan, mutluluk vermeyen servet ise kötü olarak değerlendirilmektedir. Osmanlı toplumu ele alınmadan İslam dünyasında servete bakış, insanlara saygınlık kazandıran, rütbe onur sahibi olarak belirtilmektedir. Yakınçağ Osmanlı toplumunda serveti, tasarruf yapılabilen, mübadele edilen, insanların ihtiyaçlarını karşılayan şeyleri servet saymışlardır. Denizi, toprağı, havayı servet kaynağı olarak görmüşlerdir. Cumhuriyet dönemindeki düşünürlerden Ülgener, servetin bir kere kullanıldığında tekrar yerine getirilmeyeceğini, mal ve serveti sadece hava atmaktan ibaret olduğunu belirtmiştir. Sabahattin Zaim ise, emek olmadan servet sahibi olunmayacağı görüşündedir. "Güzel insan" yetiştirerek verimlilik sağlanacağını, her insanın kendi alanında çalışarak o işe yoğunlaşması gerektiğini söyleyerek emeğe önem vermiştir ve serveti güzel insan yetiştirmeye bağlamıştır.
Makroekonomik faktörlerin Borsa İstanbul sektör endekslerinin performanslarına etkisi üzerine bir çalışma
Bu çalışmanın amacı, borsa performansını etkileyen faktörleri sektörel bazda incelemek olarak belirlenmiştir. Çalışma kapsamında belirlenmiş olan makroekonomik değişkenlerin (enflasyon, faiz oranı, büyüme oranı, işsizlik oranı, ticaret dengesi, altın fiyatları ve kur değişimi), seçilmiş olan sektör getiri endeksleri (banka, hizmet, gayrimenkul yatırım ortaklığı, gıda içecek, tekstil deri) üzerindeki etkileri araştırılmıştır. 2007-2015 yılları arasında oluşan yıllık değerler, Türkiye İstatistik Kurumu, Merkez Bankası, Borsa İstanbul ve özel yatırım acentelerinden toplanmış ve bağımlı ve bağımsız değişkenler arasındaki ilişkiler ise korelasyon ve regresyon analizleri ile tespit edilmiştir. Her bir bağımlı değişken ayrı ayrı incelenmiş olup; alınan değerlerin hepsi, yıllık değişim oranına çevrilerek aynı türden verilerin analize tabi tutulması sağlanmıştır.Regresyon analizi sonuçlarına göre, tüm sektör getiri endekslerinin negatif veya pozitif olmak üzere bir şekilde makroekonomik değişkenlerden etkilendiği görülmüştür. Özellikle kur değişiminin, tüm sektörlerin getiri endeksleri üzerinde istatistiksel olarak anlamlı ve negatif bir etkisi olduğu bulunmuştur. Kur değişikliklerine benzer bir şekilde,araştırma kapsamında incelenen ve sektör getiri endeksleri üzerinde oldukça önemli etkisi olan bir başka değişken ise büyüme oranıdır. Gerçekten de gayrimenkul yatırım ortaklığı, gıda içecek, banka ve tekstil deri sektörleri getiri endeksleri, büyüme oranı değişkeninden pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde etkilenmektedir. Banka sektörü getiri endeksi, makroekonomik faktörlerden en fazla etkilenen endeks olarak ortaya çıkmıştır. Buna göre, banka sektörü getiri endeksi kur değişiminden negatif, enflasyon oranı ve büyüme oranından ise pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde etkilenmektedir. Anahtar Kelimeler: Borsa, Borsa Performansı, Sektör Getiri Endeksleri, Makro Ekonomik Değişkenler
Nükleer enerji tüketiminin makro ekonomik belirleyicileri: OECD ülkeleri üzerine bir panel veri analizi
Enerji iç ve dış siyasetin şekillenmesinde, Milli sanayinin ve ekonominin gelişiminde oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Bu nedenle enerjinin hangi kaynaklardan üretildiği oldukça önemlidir. Fosil yakıtlar açısından zengin olmayan pek çok ülke için nükleer enerji önemli bir alternatiftir. Bu çalışmada nükleer enerjinin makro ekonomik belirleyicileri incelenmiştir. Bunu gerçekleştirirken literatürde yer alan benzer çalışmalar titizlikle taranarak değişkenler tespit edilmiştir. 2000-2015 yılları arasında OECD ülkelerinin örneklem olarak alındığı analizde nükleer enerjinin makro ekonomik belirleyicileri olarak sivil iş gücü, toplam karbon dioksit emisyonu, ham petrol fiyatları, Enerji yoğunluğu, Fosil yakıt tüketimi( toplamın % si), Yenilenebilir enerji tüketimi (toplam nihai enerji tüketiminin % si ) ve kişi başına sabit fiyatlarla GSYİH değişkenleri kullanılmıştır. Dengeli panel analizi yapmak için verileri yetersiz olan 5 ülke çalışmadan soyutlanmıştır. Yapılan dengeli panel veri analizinin ilk aşamasında F testi ve Breusch Pagan düzeltilmiş langrange çarpanı (LM) testi yapılarak klasik modelin kullanılamayacağı sonucuna varılmıştır. Analizin daha sonraki aşamasında ise Rassal (Random) modelin mi yoksa sabit (Fixed) modelin mi daha etkin olduğunu araştırmak amacıyla Hausman testi yapılmış ve modelin tahmini rassal (random) etkiler tahmincisiyle yapılmaya karar verilmiştir. Yapılan analizden çıkan sonuca göre; Emek ve Pet. değişkenleri istatistiki açıdan %5 önem düzeyinde anlamsız olarak bulunmuştur. 〖Co〗_2, EnerY., Fosil, Yenib.ve GSYİHise %1 istatistiki önem düzeyinde anlamlı olduğu görülmektedir. İstatistiki açıdan anlamlı çıkan değişkenlerden 〖Co〗_2 ve EnerY. değişkenleri Nük değişkeni ile pozitif ilişkilidir. Fosil, Yenib.ve GSYİH değişkenleri ise Nük değişkeniyle negatif ilişkilidir. Anahtar Kelimeler: Ekonomik Büyüme, Makro Ekonomik Belirleyici, Nükleer Enerji, OECD Ülkeleri, Panel Veri Analizi
Katılım bankalarının kullandırdığı fonların makro iktisadi göstergelere etkisi: Türkiye örneği
Türkiye'de katılım bankaları ve katılım bankacılığına verilen önem son dönemde giderek artmaktadır. Dünyada 20. y.y.'ın ikinci yarısından sonra finansal sistemde kendisine yer bulan faizsiz bankacılık Türkiye'de de son 20 yılda giderek artan payı ile finansal sistemdeki yerini almaya başlamıştır. Buradan hareketle bu çalışmada Türkiye'de ve dünyada katılım bankacılığının gelişimi ve Türkiye'de panel veri analiz yöntemiyle 2010-2017 yılları arası 3'er aylık dönemlere ilişkin veriler kullanılarak katılım bankalarınn kullandırdığı fonların reel makroekonomik göstergeler üzerindeki ( ithalat, ihracat, faiz oranı, ekonomik büyüme, gayrisafi yurt içi hasıla, istihdam, hane halkı tüketim harcamaları ve yatırımlar) etkileri analiz edilmiştir. Analiz sonuçları göstermiştir ki katılım bankalarının kullandırdığı fonlar Türkiye ekonomisinin dış ticaretini, istihdamını, arz ve talep cephesine ilişkin göstergeleri pozitif yönde etkilemektedir.
KOSGEB'in faaliyetleri ve ekonomiye katkısı
Ekonomik yapıları ne kadar farklı olursa olsun Küçük ve Orta Ölçekli işletmeler gelişmiş ülkelerde de gelişmekte olan ülkelerde de ülke ekonomisinde önemli bir yere sahiptir ve önemi, her ülkede artmaya başlamıştır. Ülkedeki bütün işletmelerin yüzde 99'undan fazlasına sahip olan Küçük ve Orta Ölçekli işletmeler, istihdam oluşturmasına, verimliliğe, girişimciliğin geliştirilmesine, yatırım yapılmasına, bölgesel kalkınmaya, rekabet ortamının oluşturulması ve yaratılmasına ve dolayısıyla en yüksek ekonomik göstergelere önemli katkılarda bulunmaktadır. Ayrıca KOBİ'ler toplum refahının ve sosyal düzenin gelişmesinde de önemli faydalar sağlamaktadır. KOBİ'ler artan rekabet ortamından çok fazla etkilenmekte ve birçok sorun ile karşı karşıya kalmaktadırlar. KOSGEB bu aşamada devreye girerek küçük işletmelere rekabet gücü kazandırmak ve piyasadaki sorunların verimliliklerini etkilememesi ve faaliyetlerini sürdürebilirliğini sağlaması için destek vermektedir. Bu nedenle KOSGEB'e, firmalarla birlikte hareket etmede büyük işler düşmektedir. Küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin fiziki ve idari altyapı eksikliklerinin hızla tamamlanması ve gerekli yasal düzenlemelerin yapılması adına bir çok çalışma yapılmaktadır. Bu çalışmada KOBİ'lerin Türkiye'deki durumları ve sorunları ele alınarak KOSGEB'in bu alanda yaptığı çalışmalar, KOBİ'lerin genel özellikleri, geliştirilmesi için yapılması gerekenler, fonksiyonlarının neler olduğu belirtilmiştir. Sonuç olarak ise KOSGEB'in faaliyetlerinde ana temanın KOBİ'ler olması gerektiği belirtilerek bu alandaki çalışmaların geliştirilmesi için öneriler getirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: KOSGEB Faaliyetleri, KOBİ Tanımı, KOBİ'lerin Avantaj ve Dezavantajları
Kurumsal kalitenin gelir dağılımı üzerindeki etkisi: Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için ampirik bir analiz
Toplumsal refah açısından iktisadi büyüme kadar öneme sahip bir diğer konu, gelirin toplumu oluşturan bireyler arasındaki dağılımıdır. Gelir dağılımı, toplumsal refah ile olduğu kadar sosyal barış ve istikrar, sürdürülebilir ekonomik büyüme ve yoksulluk ile de doğrudan bağlantılıdır. Bu öneminden dolayı gelir dağılımının dinamikleri iktisatçılar tarafından uzun yıllardır incelenmekte ve gelir dağılımı eşitsizliğini açıklamaya yönelik çeşitli teoriler geliştirilmektedir. Ancak bu teorilerin birçoğunda kurumların rolünün dikkate alınmadığı görülmektedir. Oysa ekonomik ve politik süreçleri yöneten kurumlar, kişisel teşvikleri etkiledikleri ve bireylerin üstlenebilecekleri faaliyetleri sınırladıkları için kişisel gelirleri de etkiler. Bu çerçevede, çalışmanın amacı kurumsal kalitenin gelir dağılımı üzerindeki etkisini gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için araştırmaktır. Bu amaç doğrultusunda kurulan modellerde, gelir dağılımı göstergesi olarak Gini katsayısı, kurumsal yapı göstergesi olarak ise Uluslararası Ülke Risk Rehberi'nden yararlanılarak oluşturulan kurumsal kalite indeksi kullanılmıştır. Ayrıca, ihmal edilmiş değişken sapmasına yol açmamak için modellere, literatürde gelir dağılımı ile yakından ilişkili olduğu varsayılan reel kişi başına gelir ve finansal gelişmişlik indeksi değişkenleri de eklenmiştir. 1988-2014 dönemini kapsayan yıllık verilerin kullanıldığı bu çalışmada, panel veri analizi tercih edilmiş olup, CCEMG ve Sistem GMM gibi yeni geliştirilen katsayı tahmincileri kullanılmıştır. Çalışmanın ampirik analiz kısmında elde edilen bulgular şöyle sıralanabilir: i) Kurumsal kalitedeki bir artış gelişmiş ülkelerde Gini katsayısını negatif etkilemekteyken, gelişmekte olan ülkelerde pozitif etkilemektedir. ii) Finansal gelişmişlik indeksindeki bir artış gelişmiş ülkelerde Gini katsayısını pozitif etkilemekteyken, gelişmekte olan ülkelerde negatif etkilemektedir. iii) Reel kişi başına gelirdeki bir artış hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde Gini katsayısını negatif etkilemektedir.
Meraların hayvancılığa katkısının sosyo ekonomik boyutu Eskişehir örneği
Dünya nüfusu hızlı bir şekilde artmaktadır. Ancak bu nüfusu beslemek için gerekli üretim yeterli düzeyde değildir. Azalan yiyecek kaynaklarına karşı hızla artan dünya nüfusunun nasıl besleneceği bugün küresel anlamda büyük bir problem teşkil etmektedir. Bu problem, üretim-bölüşüm ilişkilerini belirleyen ekonomi politikalarına da yön vermektedir. Çok yakın bir gelecekte dünya nüfusunun önemli bir kısmının açlık tehlikesinde olacağı çok açıktır. Günümüzde doğal kaynakları koruma konusunda alınan tedbirlerin en üst düzeyde olması durumun ciddiyetinin kavrandığını göstermektedir. Artık ülkeler ucuz ve sağlıklı yiyecek kaynaklarına sahip olmanın ve bu kaynakları korumanın yollarını aramaktadırlar. Hayvancılık maliyetlerinden yem giderlerinin büyük bir kısmını karşılayan meralar tarım için hayati öneme sahiptir.
Türkiye'de kültürel çeşitliliğin bölgesel kalkınma üzerindeki etkisinin mekansal analizi
Farklı kültürden insanların aynı coğrafyayı paylaşması ile oluşan kültürel çeşitlilik olgusu, dünya tarihinde yeni bir konu olmamakla birlikte 1980 sonrasında yaşanan küreselleşme süreci ile birlikte daha yaygın bir hal amıştır. Artan kültürel çeşitlilik, farklı alanlardan araştırmacıların ilgisini çekmiş ve 1990'lı yıllardan itibaren kültürel çeşitliliğin, ülkelerin ekonomik performansları üzerine etkilerini analiz eden çalışmalar yapılmıştır. Bu konudaki öncü çalışmalarda yüksek kültürel heterojenliğin zayıf ekonomik performansa neden olduğu tespit edilmiştir. İlerleyen süreçte ise bazı araştırmacılar, belli koşullar altında kültürel çeşitliliğin pozitif ekonomik sonuçlar sağlayabileceğini ortaya koymuştur. Kültürel çeşitlilikle ilgili olumlu yaklaşımın altında yatan temel görüş, farklı kültürel arkaplana sahip bireylerden oluşan bir grupta fikir çeşitliliğinin daha yüksek olmasıdır. Bu durum, bireyler arasında yetenek tamamlayıcı bir etki yaratır ve kültürel açıdan heterojen grup homejen gruba kıyasla belirli bir işte daha iyi performans gösterir. Bu çalışmanın amacı, kültürel çeşitliliğin bölgesel kalkınma üzerine etkisini Türkiye'de 81 adet Düzey 3 bölgesi (iller) kapsamında incelemektir. Çalışmada öncelikle, literatürde yaygın bir şekilde kabul görmüş ölçüm kriteri olan doğum yeri farklılıklarına göre kültürel çeşitlilik endeksi oluşturulmuştur. Bölgesel kalkınma göstergeleri olarak ise illerin kişi başına gelir, inovasyon ve girişimcilik düzeyleri kullanılmıştır. Ampirik analizler, mekansal istatistik ve mekansal ekonometrik yöntemler ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada elde edilen bulgulara göre Türkiye'de kültürel çeşitlilik, bölgesel kalkınmayı pozitif yönde etkilemektedir. Sonuçlar genel olarak literatürle uyumluluk göstermektedir. Diğer taraftan mekansal analizler bölgeler arası mekansal bağımlılığın varlığına işaret etmektedir.
Bilgi ekonomisinde inovasyonun önemi ve büyümeye etkisi: Seçilmiş OECD ülkeleri üzerine analizi
-1990 yılı ve sonrasında teknolojide yaşanan gelişmelerin de etkisiyle bilgi ekonomisi kavramı önem kazanmaya başlamıştır. Ülkelerin gelişmişlik seviyelerini göstermede önemli bir kıstas haline gelen bilgi ekonomisinin belirli göstergeleri vardır. Bu göstergelerden bazıları bilgi ve iletişim teknolojilerine yapılan yatırımlar, yükseköğretime kayıtlı öğrenci sayıları, internet erişim sayıları ve inovasyondur. Bilgi ekonomisinin temel bir unsuru olan inovasyon bir ülkenin bilgi ekonomisi haline gelmedeki en önemli yapı taşı olarak görülebilir. İnovasyon genel olarak bir firmanın ya da işletmenin kendi üretmiş olduğu ürünü eskitmesi yani daha iyisini daha kalitelisini üretmesi çabasıdır. İnovasyon firma ya da işletmelerin piyasadaki sürdürülebilirliklerinin (kalıcı olmalarının) en önemli belirleyicisidir. Bilgi ekonomisi olma yolunda bilgiye, teknolojiye ve en önemlisi de inovasyona yatırım yapan ülkelerin ekonomik yapısı da bundan pozitif yönde etkilenecek ve ekonomik büyüme yaratacaktır. Bu çalışmada bilgi ekonomisinin temel bir unsuru olarak görülen inovasyonun büyüme üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Yapılan çalışmada 2000-2015 dönemine ait ABD, Belçika, Kanada, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Fransa, Hollanda, İngiltere, İrlanda, Japonya, Güney Kore, Litvanya, Portekiz, Slovakya ve Türkiye olmak üzere 15 OECD ülkesine ait AR-GE harcamaları, araştırmacı sayıları, patent sayıları ve bilimsel yayın sayılarının yıllık verileri kullanılmıştır. Yöntem olarak Panel Veri Regresyon Analizi uygulanmıştır. Analiz sonucuna göre bağımlı değişken olan ekonomik büyümenin, bağımsız değişken olan AR-GE harcamaları, araştırmacı sayıları, patent sayıları ve bilimsel yayın sayılarına yapılan yatırımlar sonucunda etki düzeyinin anlamlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Kompulsif satın alma, beş faktör kişilik özellikleri, kredi kartı kullanımı ve kredi kartına yönelik tutum arasındaki ilişki: Dumlupınar Üniversitesi örneği
Kredi kartları, kart sahiplerinin her türlü mal ve hizmeti nakit para taşımaksızın satın alabildiği ödeme araçlarıdır. Kredi kartları, bu kartları çıkartan kuruluşlar tarafından kart sahiplerine kullandırılan kısa vadeli bir kredi niteliği taşımaktadır. Tıpkı nakit para gibi kredi kartı da elinde bulundurana bir alım gücü sağlamakta, bu nedenle kişilerin harcamalarını etkilemektedir. Kredi kartlarının bireylerin alım gücünde yarattığı bu artış, ekonomide pek çok değişkene etki edebilmektedir. Örneğin; kredi kartlarının anlık satın alma davranışlarında kolay ulaşılabilir bir finansman aracı olarak ya da kişisel tatmin ve prestij unsuru olarak kullanılması durumlarında, kompulsif satın alma davranışı gibi rasyonel olmayan tüketim kararları verilebilmektedir. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde kredi kartının tarihçesi, türleri, kullanım amaçları, hukuki nitelikleri, teknolojik gelişmelerle birlikte yaşadığı değişim ve kullanım şekilleri, ikinci bölümünde ise tüketim toplumlarındaki ve elektronik ödeme sistemlerindeki yeri, elektronik ticaret ile ilişkisi incelenerek geniş kapsamlı bir bakış açısı oluşturulmaya çalışılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde çalışmanın temelini oluşturan kişilik yapısı, kompulsif satın alma, kredi kartına yönelik tutum ve kredi kartı kullanım alışkanlıkları ile ilgili bilgi verilerek, bu yapıları ölçmek için kullanılan ölçekler tartışılmıştır. Çalışmanın dördüncü bölümünde ise anket yöntemi kullanılarak bireylerin sahip olduğu kişilik özelliklerinin kredi kartı kullanımı ve kompulsif satın alma davranışı üzerindeki etkisi ile kredi kartı kullanımının kompulsif satın alma üzerindeki etkisi analiz edilmiştir.
Dünya'da ve Türkiye'de mevduat sigortalarının incelenmesi ve mukayesesi
Bankalar, tasarruf sahipleriyle, yatırımcıları buluşturarak, köprü görevi gören, finans sektörü içinde özel bir yere sahip kuruluşlardır. Özellikle ekonomik kalkınmada, bankaların fon kaynağı olan mevduatlarının tasarruf sahiplerine özgü tasarlanmış sigorta düzenlemeleriyle korunması gerekliliği de artık tüm dünyada yasalarla desteklenmektedir. Tüm Dünya'da ve ülkemizde bankacılık sektöründe geçmişe baktığımızda mevduatların korunması hususunda birçok sorunla karşılaşıldığı bilinmektedir. Bu sorunlar tasarruf sahiplerine ciddi sıkıntılar yaşamalarına sebep olmuştur. Bu nedenle bankacılık sektöründe yaşanabilecek sorunların oluşmasının neticesinde panik ortamı oluşacaktır. Önemli olan bu panik ortamından en az zararla kurtulmaktır. Panik ortamını yok etmek için mevduat sahiplerine tasarruflarının en kısa sürede geri ödenme garantisini veren bir sistemin oluşturulması gerekmektedir. İşte bu sistem ise, mevduat sigorta sistemidir. Mevduat sigortasıyla, tasarruf sahiplerinin hakkını yasal düzenlemeler çerçevesinde korumak böylece mümkün olacaktır. Bu sigorta sistemiyle finansal sistemin istikrarı da sağlanmış olacaktır. Her ülke kendi ekonomik ve yasal düzenlemelerine göre mevduat sigorta sistemi uygulanarak mali sektör istikrarına katkı sağlamaktadır. Bu çalışmada, Dünyadaki ve Türkiye'deki mevduat sigorta sistemleri ele alınmıştır. Ülkemizde mevduat sigorta sisteminin nasıl olması gerektiğine ilişkin önerilere de yer verilmiştir.
Finansal istikrar ve reel ekonomi arasındaki ilişki: Türkiye örneği
Çalışmada finansal istikrarı temsil eden aylık ve çeyreklik finansal istikrar endeksleri farklı metodolojilerle oluşturulmuştur. Çeyreklik toplu finansal istikrar endeksi ile reel ekonomiyi temsil eden yatırım harcamaları ve reel GSYH arasındaki ilişki 2004Q1-2017Q4 dönemine yönelik değerlendirilmiştir. İlgili dönemde finansal istikrarın reel ekonomik istikrarı pozitif yönlü etkilediği kuvvetli bulgularla ortaya konmuştur. Toplu finansal istikrarı oluşturan alt kalemler ile reel ekonomiyi temsil eden değişkenler arasındaki nedensellikler tartışılmıştır. İlişkide cari denge, mevduat başına krediler ve risk ağırlıklı kalemler başına yasal özkaynaklar en hassas kalemlerdir. CAMELS kalemleri ile reel ekonomi arasındaki ilişkide bankacılık istikrarına yönelik tartışılmıştır. Sermaye ve likidite kalemlerinin reel ekonomi üzerinde en hassas kalemler olduğu ortaya çıkmıştır. Aylık dönemde ise, aylık finansal istikrar endeksi ile sanayi üretim endeksi arasındaki ilişki 2003M1-2017M12 dönemi için değerlendirilmiştir. Uzun dönemde finansal istikrarın sanayi üretimi üzerinde pozitif yönlü etkisi ortaya konmuştur. İlgili dönemde finansal istikrarsızlığın reel ekonomik istikrarsızlığa yol açtığına yönelik kuvvetli bulgulara ulaşılmıştır. Aylık finansal istikrar alt kalemleri ile sanayi üretimi arasındaki nedensellikler tartışılmıştır. Aracılık fonksiyonunu oluşturan alt kalemler sanayi üretimini en çok etkileyen bileşenlerdir.
İslam iktisadı perspektifinden hisse senedi piyasalarının analizi
Bu araştırma, genel çerçevesi itibariyle İslam iktisadı, hisse senedi piyasaları ve İslami endeksler konularını kapsamaktadır. Özel anlamda, çalışmayla amaçlanan durum ise; İslam iktisadı açısından teori ve pratikte mevcut hisse senedi piyasalarının incelenmesidir. Bu amaçla; yapılan teorik çalışmanın dışında, anket yöntemi uygulanarak katılımcıların konuya bakışları incelenmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre hisse senedi piyasalarının, teoride pay ortaklığını ifade eden halinin İslam iktisadı prensipleriyle çelişmediği söylenebilir. Fakat, hisse senedi piyasalarının işleyiş kısmı olarak ifade edilen uygulama noktasında ise, İslam iktisadı prensiplerine uygun olmayan durumlar bulunmaktadır. Bu durumların başlıcaları; açığa satış işlemi, mahzurlu görülen alanlardan elde edilen gelirler, imtiyazlı ortaklıklar, faizli işlemler, spekülasyon gibi durumlardır. Yapılan anket sonucuna göre; katılımcıların İslam iktisadı ve hisse senedi piyasaları hakkındaki bilgi seviyelerinin yetersiz olduğu ifade edilebilir.
Döviz kuru dalgalanmalarının firmaların ihracat performansına etkisi,firma bazlı bir uygulama
Ulusal para biriminin yabancı para cinsinden değerini ifade eden döviz kurları, uluslararası ticaretin artması ve ekonomilerin birbirlerine bağımlı hale gelmesiyle birlikte ekonomideki en önemli göstergelerinden biri haline gelmiştir. Bu çalışmada döviz kuru değişmelerinin firmaların ihracat performansına olan etkisini araştırmak amacıyla ISO 500 listesindeki 2005 – 2016 yılları arasında kesintisiz verileri olan 6 farklı sektör grubundaki 69 firma temel alınarak model oluşturulmuş ve ekonometrik yöntemlerle katsayı tahmininde bulunulmuştur. Çalışmada geliştirilen modelde, firmaların ihracat değerleri bağımlı değişken, döviz kuru, katma değer ve sermaye emek oranı bağımsız değişken olarak kullanılmıştır. Veri seti İstanbul Sanayi Odası ISO 500 listesinden ve TCMB elektronik veri tabanından temin edilmiştir. Veri setinin kullanımında havuzlanmış modelin uygun olup olmadığı F-Testi ve Breusch –Pagan testi sonuçlarına göre karar verilmiş, daha sonra rassal ya da sabit etkiler modeli seçimi için Hausmann Testi yapılmıştır. Kesitler arasında otokorelasyon, yatay kesit ve değişen varyans problemleri olup olmadığını sınamak için sırasıyla, Wooldrigde, Greene Likelihood ve Pesaran testleri uygulanmış, panel verilerin hepsinde bu problemlerden en az birinin varlığı tespit edilince, bu sorunlara dirençli analiz yöntemi Driscoll Kraay yöntemi kullanılarak, katsayı tahmininde bulunulmuştur. Tüm istatistiki testler için Eviews ve Stata istatistik programları kullanılmıştır. Anahtar Kelimler: Döviz Kuru, İhracat, Panel Veri Analizi, Driscoll Kraay.
Tüketicilerin satın alma davranışları üzerinde elektronik ağızdan ağıza iletişimin etkisi: Kütahya Dumlupınar Üniversitesi öğrencileri üzerine bir araştırma
İnternetin gelişimine bağlı olarak ortaya çıkan Web 2.0 teknolojileri, sunduğu olanaklarla yeni bir çağı başlatmış, tüketicilerin bilgi ihtiyacını karşılamak için başvurdukları kaynakları dönüşüme uğratmıştır. Tüketicilerin içerik üretip paylaşabildikleri Web 2.0 platformlarının kurulmasıyla, ürünler ve hizmetlerle ilgili görüş ve deneyimler de bu platformlarda paylaşılmaya başlanmış, böylece ağızdan ağıza iletişim de dönüşerek elektronik ağızdan ağıza iletişim şeklini almıştır. Bu çalışmanın amacı, tüketicilerin satın alma davranışları üzerinde, elektronik ağızdan ağıza iletişimin etkisini belirlemektir. Bu amaçla Kütahya Dumlupınar Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nin farklı bölümlerinde öğrenim gören öğrenciler üzerinde bir anket çalışması gerçekleştirilmiş ve tüketicilerin satın alma davranışları üzerinde, elektronik ağızdan ağıza iletişimin etkisini belirleyen faktörler araştırılmıştır. İlgili yazından elde edilen bilgiler doğrultusunda, bu etkinin belirleyicileri olarak yorum sayısı, yorum yapana duyulan güven, yorum kalitesi ve yoruma duyulan güven faktörlerinin bağımsız değişken olarak ele alındığı bir araştırma modeli oluşturulmuş ve modelin geçerliliği regresyon analiziyle incelenmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular, tüketicilerin satın alma davranışları üzerinde, yorum sayısının, yorum yapana duyulan güvenin, yorum kalitesinin ve yoruma duyulan güvenin pozitif ve anlamlı bir etkiye sahip olduğunu ortaya koymuştur.
Bankacılık krizlerinin önlenmesinde bankalar birliğinin rolü ve lonca teşkilatı
Bankacılık krizleri, 1980'li yıllardan itibaren yükselen piyasa ekonomilerinde sürekli tekrarlanmıştır. 2008 Küresel Krizi ise özellikle güçlü ekonomik ve finansal alt yapıya sahip gelişmiş ülkelerde önemli tahribata yol açmıştır. 2008 Küresel Krizi'nin özellikle gelişmiş piyasa mekanizmalarına sahip ülkelerde gerçekleşmesi, bankacılık krizlerini önleyici geleneksel tedbirlerin yetersizliğini kanıtlamıştır. Bu çalışma, bankacılık krizleri ile daha etkin mücadele için geleneksel tedbirler olan makro (kamusal) ve mikro (banka içi) tedbirlere ilaveten mezo (meslek birlikleri) düzeyde tedbirlere de ihtiyaç olduğunu vurgulamaktadır. Mezo düzeyde faaliyette bulunan ve banka birlikleri gibi bir meslek örgütü olan Osmanlı loncaları, geçmişte devlet ile esnaf arasında, özellikle devletin aldığı tedbirlerin etkinliğini arttıran tamamlayıcı çok sayıda fonksiyon icra etmişlerdir. Çalışma, bankacılık krizlerinin önlenmesinde loncaların banka birlikleri için bir rol model olabileceğini ortaya koyarak mevcut literatürde önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Çalışmanın temel amacı, bankacılık krizlerinin önlenmesinde banka birliklerinin tamamlayıcı rolünün makro tedbirler üzerindeki etkisini incelemektir. Bu kapsamda çalışmada "Bankacılık Krizlerini Önlemede Banka Birliklerinin Tamamlayıcı Rolünün Etkinliği Ölçeği" geliştirilmiştir. Geliştirilen ölçek emekli bankacı ve akademisyenlerden oluşan bir örnekleme uygulanmıştır. Elde edilen veriler, yapısal eşitlik modellemesi yöntemi ile test edilmiştir. Çalışmanın sonucunda banka birliklerinin bankacılık krizlerinin önlenmesinde üstlenmesi gereken tamamlayıcı roller tespit edilmiştir. Bu roller aracılığa, demokratik katılıma, otokontrole ve toplumsal faydaya ilişkindir. Anahtar Kelimeler: Küresel Finansal Kriz, Bankacılık Krizi, Osmanlı Loncaları, Mezo Tedbirler, Banka Birlikleri, Yapısal Eşitlik Modellemesi
Muhasebe meslek mensuplarının kayıt dışı ekonomiyi önlemedeki tutum ve sorumluluğu: Kütahya ili örneği
Kayıt dışı ekonomi, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin geçmişten günümüze uluslararası sorunu haline gelmiştir. Kayıt dışı ekonomi, resmî kayıtlara girmeyen, devletin dışında gerçekleşen kanunî veya kanun dışı ekonomik faaliyetleri içermektedir. Devletin en önemli gelir kaynağı ve gücü olan vergilerin, kayıt dışı ekonomi sebebiyle göz ardı edilemeyecek boyutlarda kaybına sebep olmakta; ayrıca vergisini ödeyen, ödemeye çalışan mükelleflerin cezalandırılmasına, ahlakî değerlerinin etkilenmesine sebep olmaktadır. Bu sebepten kayıt dışı ekonominin nedenleri ortaya konularak, kayıt dışı ekonomiyle mücadele yöntemleri belirlenmelidir. Kayıt dışı ekonomiyle mücadelede başarılı olabilmek için de ilgili tüm kurum ve kuruluşların desteğine ihtiyaç duyulmaktadır. En önemli desteği de şüphesiz devletle mükellefler arasında bir köprü görevi gören muhasebe meslek mensupları olacaktır. Muhasebe meslek mensuplarının kayıt dışı ekonomiyi önlemede evrensel ve kritik bir konuma sahip olması sebebiyle kayıt dışı ekonomiyi önlemede üzerine düşen görevler üzerinde durulmuştur. Bu çalışmada Serbest Muhasebeci, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir ve Yeminli Mali Müşavirlerin kayıt dışı ekonomiyi önlemedeki katkılarını ortaya koymak ve kayıt dışı ekonomiyi önlemede katkılarını muhasebe meslek mensuplarının cinsiyet durumuna, yaşına, eğitim durumuna, meslekî unvanına ve meslekî kıdemine göre farklılık gösterip göstermediğini araştırmak, çözüm önerilerini, fikir ve düşüncelerini araştırmak amacıyla literatürde yapılmış çalışmalardan yararlanarak Kütahya Merkez'de bağımsız çalışan muhasebe meslek mensuplarına anket çalışması yapılmıştır. Anket çalışmasını analiz yapmak için "t testi" ve "tek yönlü Anova analizi" uygulanmıştır. Analiz sonucunda; muhasebe meslek mensuplarının cinsiyet durumuna, yaş değişkenine, eğitim durumuna, meslekî unvanına, meslekî kıdemine göre kayıt dışı ekonomiyi önlemede katkılarının bu değişkenlere bağlı olarak belirli farklılıklarının olmadığı bulguları elde edilmiştir. Anahtar kelimeler: Kayıt Dışı Ekonomi, Kütahya, Muhasebe Meslek Mensupları
Enerji ithalatının ödemeler bilançosu dengesine etkisi: Türkiye örneği
Ekonomik gelişmişliğin en önemli göstergesi üretimdir. Ülkeler için büyük önem taşıyan üretimin en önemli girdisi ise, enerjidir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde büyüme oranlarındaki artışlar enerji ihtiyacının artmasına neden olmaktadır. Dünya enerji ihtiyacının büyük bir kısmını petrol ve doğalgaz gibi fosil kaynaklardan karşılanmaktadır. Bu enerji kaynakları yeryüzünde düzensiz bir dağılıma sahiptir. Türkiye gibi enerji kaynakları bakımından yetersiz olan ülkeler, enerji ihtiyaçlarının büyük bir kısmını ithal ederek karşılamaktadırlar. Enerjide dışa bağımlı olan bu ülkelerin yüksek enerji ithalatı, cari açık vermesine neden olmaktadır. Çalışmada, Türkiye'nin enerji ithalatı ile ödemeler bilançosu dengesi arasındaki ilişki, zaman serisi analiz yöntemleriyle incelenmiştir. Analizlerde, cari işlemler dengesi bağımlı değişkeni, petrol ve doğalgaz ithalat miktarı, sanayi üretim endeksi, GSYH ve reel efektif döviz kuru bağımsız değişkenlerine ait 2007Q1-2021Q3 dönemi çeyreklik veriler kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, doğalgaz ve petrol ithalat miktarı ile sanayi üretim endeksi değişkenlerinin cari işlemler dengesini olumsuz etkilediği saptanmıştır. Türkiye'nin enerji ithalatının azaltılması, yenilenebilir enerji kaynakları ve mevcut enerji üretim tesisleri ile dağıtım kanallarının iyileştirilmesi ve geliştirilmesi cari açığı azaltacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Enerji İthalatı, Ödemeler Bilançosu Dengesi, Zaman Serisi Analizi
Gelişmekte olan ülkelerde ekonomik kırılganlık endeksi göstergelerinin döviz kuru üzerine etkileri: 1998-2022 panel veri analiz uygulaması
2008 Küresel Finansal Kriz sonrası krizleri öngörebilmek ve önlem alabilmek için Amerikan Merkez Bankası (FED) 2014 yılı Şubat ayında yayımladığı Para Politikası Raporunda riski yüksek ülkeler için ekonomik kırılganlık endeksi aracını bir ölçüm aracı olarak ifade etmeye başlamıştır. Bu kavram Gelişmekte Olan Ülkeler (GOÜ) arasındaki göreli kırılganlık derecesi ile finansal piyasa stresinin bir ölçüsü olarak GOÜ'ye ait para birimlerinin dolar karşısındaki değişimini gözeten, altı temel göstergenin içerisinde bulunduğu bir endeksi ifade etmektedir. Birçok GOÜ yaşanan krizlerin ardından dış finansman şoklarına karşı kırılganlıklarını azaltmak için ciddi şekilde çaba sarf etmektedir. Bu çalışmanın amacı, gelişmekte olan ülkeler için döviz kurunu etkileyen ekonomik kırılganlık endeksi içerindeki makroekonomik değişkenlerin neler olduğunu ve ne düzeyde döviz kurunu etkilediğini analiz ederek politika önerilerinde bulunmaktır. Bu amaç doğrultusunda 1998-2022 yılları arasında 18 ülkeden verilerine ulaşılan 16 gelişen / gelişmekte olan ülkenin verileri kullanılarak panel veri analizi yapılmıştır. Analizler, Ortak Kolerasyonlu Etkiler Ortalama Grup (CCEMG) tahmincisi ile gerçekleştirilmiştir. Analizler sonucunda Reel Efektif Döviz Kuru (REER) ile Dış Borç / Toplam İhracat Oranı, Enflasyon ve Brüt Kamu Borcu / GSYİH oranı arasında negatif ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca Reel Efektif Döviz Kuru (REER) ile Cari Açık / GSYİH Oranı ve Özel Sektör Kredi Borcu / GSYİH Oranı arasındaki ilişkinin negatif, Büyüme Oranı ile arasındaki ilişkinin ise pozitif ancak anlamsız olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Dış borcun toplam ihracata oranı, enflasyon ve brüt kamu borcunun GSYİH'e oranında meydana gelen bir artış reel efektif döviz kurunun azalmasına neden olurken büyüme, cari açığın GSYİH'e oranı ve özel sektöre ait kredi borcunun GSYİH'e oranındaki değişim reel efektif döviz kuru üzerinde anlamlı bir etki yaratmamaktadır.
Kayıt dışı ekonominin gelir dağılımı üzerindeki etkisi
Bu çalışmada, kayıt dışı ekonominin tanımı ve boyutları ele alınmış, ardından gelir dağılımı kavramı, ölçüm yöntemleri ve gelir dağılımını etkileyen faktörler üzerinde durulmuştur. Bu çalışma, ARDL modelini kullanarak gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kayıt dışı ekonominin gelir dağılımı üzerine olan etkisini ölçmeyi amaçlamıştır. Bu maksatla, Avustralya ve Uruguay ülke örnekleri üzerinde çalışılmıştır. Bu çalışmada, nicel araştırma yöntemi kullanılarak veriler toplanmış, DGE model yöntemi ile tahmin edilen kayıt dışı ekonomi verileri dikkate alınarak, kayıt dışı ekonominin etkilediği mali ve ekonomik değişkenler belirlenmiş ve modelin katsayıları ARDL sınır testi yöntemi ile tahmin edilmiştir. Her iki ülke örneğinde de kayıt dışı ekonomi ve gelir dağılımı arasında, istatistiksel olarak anlamlı bir uzun dönemli ilişki olduğu tespit edilmiştir. Bunun yanında Diagnostik test sonuçları, ARDL modelinin uygunluğunu ve geçerliliğini değerlendirmek maksadıyla kullanılmıştır. Çalışmanın sonucuna göre, Avustralya örneğinde; kayıt dışı ekonominin gelir eşitsizliği üzerindeki etkisinin pozitif olduğu, Uruguay'da ise kayıt dışı ekonominin gelir eşitsizliği üzerindeki etkisinin negatif olduğu görülmektedir.
Beşeri sermayenin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi: 1970-2006 Türkiye örneği
Bu çalışmada, ekonomik büyüme ve beşeri sermaye kavramlarının, kapsamı, önemi, tarihsel gelişimleri ile Neo-klasik büyüme teorisi ve içsel büyüme modelleri çerçevesinde, beşeri sermayenin, ekonomik büyüme üzerindeki etkisi incelenmiştir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, ekonomik büyümenin ve beşeri sermayenin tanımları yapılarak, ekonomik büyümeyle beşeri sermaye arasındaki ilişki Türkiye ve OECD ülkeleri arasında karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. İkinci bölümde, Neoklasik büyüme ve içsel büyüme modelleri, literatürde yer alan çalışmalar kapsamında teorik olarak incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise, 1970-2006 döneminde, Türkiye'de beşeri sermayenin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi, okullaşma oranları ve eğitim harcamalarıyla, ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin yönü ve büyüklüğü temelinde, zaman serisi analizleri kullanılarak incelenmiştir. Uygulanan ekonometrik modelde, incelenen seriler arasındaki uzun dönemli ilişkiyi tespit etmek için, eşbütünleşme analizinden yararlanılmıştır. Eşbütünleşme analizi temelinde, incelenen değişkenlere sırasıyla birim kök testi, uygun gecikme uzunluğunun tespit edilmesi, eşbütünleşmenin varlığının tespiti, Johansen eş bütünleşme testi, vektör hata düzeltme (VEC) ve varyans ayrıştırma analizi uygulanmıştır. Elde edilen bulgulara göre, eğitim göstergelerinde meydana gelen değişimin, kişibaşına reel gayrisafi milli hasılayı önemli ölçüde etkilediği; eğitim göstergelerinde meydana gelen değişimin ise kişi başına reel gayrisafi milli hasılada meydana gelen değişimden etkilenmediği sonucuna ulaşılmıştır.Anahtar Kelimeler: Beşeri Sermaye, Ekonomik Büyüme, Neo-Klasik Büyüme, İçsel Büyüme, Eşbütünleşme Analizi, Varyans Ayrıştırması.
Dış ticaretin ekonomik kalkınma üzerindeki etkisi: 1981-2005 Türkiye üzerine bir uygulama
İkinci dünya savaşı sonunda ortaya çıkan yeni ekonomik düzen; sosyal, siyasal ve ekonomik anlamda büyük bir yıkım yaşamış ülke ekonomilerinin yoğun bir sanayi hamlesi ile kalkınmasını hedefliyordu.Geçmişten günümüze bakıldığında ortaya konan tüm kalkınma hamlelerinin belirli dış ticaret stratejileri öncülüğünde uygulamaya konduğu görülmektedir. Bu bağlamda ülkeler açısından dış ticaret, dünya konjonktüründe her zaman anahtar bir rol üstlenmiştir. Bu rol özellikle kalkınmanın artık bir gereklilik haline geldiği gelişmekte olan ülkeler için, zaman zaman ihracat ağırlıklı olurken kimi zamanda ithal ikamesine yönelik bir hal almıştır. Ancak her iki durumda da amaç, gelişmiş ülke ekonomilerinin refah düzeyini yakalamak olmuştur.Bu çalışmada 1981-2005 yılları arasında Türk dış ticaretinin Türkiye'nin ekonomik kalkınmışlığı üzerindeki etkisi incelenmiştir.Çalışmanın birinci bölümünde; dış ticaret teorileri açıklanmış ve kalkınma kavramı tanımlanarak, teorik altyapısı ortaya konmuştur. Bunu yaparken azgelişmişlik ve büyüme olguları üzerinden bir değerlendirmeye gidilmiştir. Ayrıca dış ticaret ve kalkınma ilişkisi; dış ticaret stratejileri yönünden gerek teorik gerekse uygulamadaki tecrübelerden yola çıkarak değerlendirilmiştir.Çalışmanın ikinci bölümünde; Türkiye'nin kalkınma süreci; tarihsel bir bakış açısından cumhuriyet dönemi, planlı ve 1980 sonrası dönem gibi üç ana başlık altında incelenmiştir.Çalışmanın üçüncü ve son bölümünde ise; 1981-2005 yılları arasında Türk dış ticaretinin ekonomik kalkınma üzerindeki etkisi test edilmiştir. Çalışmada, bağımlı değişken olarak 4 farklı kalkınmışlık göstergesi olan sağlık, iletişim, eğitim ve ulaşım değişenleri ve bağımsız değişken olarak da dış ticaretin bir bütün olarak gsyih içindeki payı kullanılmıştır. Çalışmada dış ticaret ve kalkınma arasındaki ilişkiyi ölçmek amacıyla Granger nedensellik ve Johansen koentegrasyon testleri uygulanmıştır. Granger nedensellik ve Johansen koentegrasyon testleri, Türkiye dış ticaretinin kalkınma üzerinde etkili olmadığı sonucunu ortaya çıkarmıştır.
Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının istihdam üzerine etkisi: 1970-2005 Türkiye üzerine bir uygulama
Günümüzde gelişmekte olan ülkelerin temel hedefi; kendi ekonomik göstergeleri ile kalkınmayı sağlamak, böylece gelişmiş ülkeler seviyesine gelerek varlıklarını sürdürmeyi amaçlamaktır. Kalkınma; düzenli yatırım, istikrarlı enflasyon yapısı ve ülkedeki işsizlik problemlerinin çözülmesiyle, yani istihdam faktörüyle sağlanabilir. Gelişmekte olan ülkelerde yüksek enflasyon, yüksek faiz, mali kaynak sıkıntıları kişileri ve kurumları çözüm arayışlarına yönlendirmiş, dışa açılma ve pazar arayışları ile birlikte yeni ekonomik alanlar bulunmaya, yatırımlar ile birlikte küresel bazda yüksek kazançlar oluşturulmaya yönelmiştir. Küreselleşen dünya düzeninde yerel şirketlerin yerini dünya şirketleri almış, dünya ortak bir Pazar haline gelmiş, şirketlerde bu pazarda yerlerini alma gayretine girmişlerdir. Küreselleşme ile birlikte yabancı sermaye yatırımlarının önemi artmıştır; bununla beraber doğrudan yabancı yatırımlarının avantajları ve dezavantajları tartışılmaya başlanmıştır.Doğrudan yabancı yatırımlarının avantaj ve dezavantajları üzerine tartışmalar yaşansa da yabancı sermaye yatırımları sürekli olarak artmaktadır. Günümüzde, az gelişmiş ülkeler ve gelişmekte olan ülkelerde, doğrudan yabancı yatırımları finansal ve ekonomik hayatın önemli bir temel taşı olmuştur. Bu çalışmada doğrudan yabancı yatırımlarının çeşitleri, avantaj ve dezavantajları araştırılmaya çalışılmış, ülke ekonomileri üzerine etkileri özetlenmiştir.Araştırmamızın birinci bölümünde Doğrudan yabancı yatırımları'nın tanımı, kapsamı, teorileri, belirleyicileri ve etkilerinin incelemesi yapılmış, Türkiye'deki Doğrudan yatırımların tarihçesi üzerine kısa olarak değinilmiştir.İkinci bölümde İstihdam kavramı açıklanmaya çalışılmış, istihdam teorilerine ve türlerine değinilmiş, Türkiye'deki gelişimine ve genel görünümüne kısaca yer verilmiştir.Üçüncü bölüm ve son bölümde 1970-2005 yılları arasında Türkiye'deki doğrudan yabancı yatırımlarının istihdam üzerinde her hangi bir etki yaratıp yaratmadığı test edilmiştir. Çalışmada en küçük kareler yöntemi uygulanmıştır. İstihdam ve gayri safi milli hâsıladan, doğrudan yabancı yatırımlara doğru bir pozitif etkiye rastlanmıştır
Türkiye'nin sanayileşme süreci ve doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının sanayi ihracatı ve GSMH'ya etkisi 1983-2000 yılları üzerine bir uygulama
Sanayileşme olgusu iktisat tarihi içerisindeki etkisi dikkate alındığında, tarihin akışını değiştiren, iktisadi değişkenlere bağlı olarak ülkeler arasında değişikliklere ve gruplaşmalara neden olan kritik bir eşik olarak kabul edilmektedir. Özellikle sanayi devrimi ile birlikte ülkelerin refah düzeylerindeki artışlar, ülkelerin hemen hemen tamamının sanayileşme üzerine odaklanmasına neden olmuştur. Bu paralelde Türkiye'nin de temel hedefi dış dünya ile ilişkilerini sekteye uğratmadan sanayileşmek ve bunun sonucunda gelişmiş ülkeler seviyesine ulaşmak olmuştur. Bu süreçte iktisadi dönemlerin konjonktörüne uygun olarak yeni değişkenler devreye girmiş ve olayların gelişiminde ve değişiminde etken rol oynamıştır. Bu değişkenlerin önde gelenlerinden bir tanesi de küreselleşme ile birlikte önem kazanan doğrudan yabancı sermaye yatırımları olmuştur.Bu çerçevede, bu çalışmanın temel amacı, liberal ekonomiye geçişte ciddi katkılar sağlayan doğrudan yabancı sermaye yatırımları ile ihracat ve GSMH arasındaki ilişkinin 1983 ile 2000 yılları arasında Türkiye için analiz edilmesidir.Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm sanayileşme stratejileri çerçevesinde Türkiye'nin sanayileşme sürecinin irdelenmesini kapsarken, ikinci bölümde doğrudan yabancı yatırımların kapsamı ve temel bilgiler ile doğrudan yabancı yatırımların gelişimi hakkında gelişmelere yer verilmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise doğrudan yabancı yatırımların sanayi ihracatı ve GSMH üzerindeki etkileri ekonometrik tekniklerle test edilmiştir.
Türkiye'de eğitim harcanmalarının ekonomik büyüme üzerine etkileri
Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için eğitim, ekonomik büyümenin gerçekleşmesini sağlayan önemli bir değişkendir. İktisat literatüründe, eğitim yoluyla beşeri sermayeye yapılan yatırımların, uzun dönemde pek çok ülkenin ekonomik büyümesinde pozitif etkisi gözlenmiştir.Bu çalışmada, Türkiye'de 1990-2001 yılları arasındaki dönemde, il bazında veriler kullanarak, eğitim harcamaları ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi incelenmiştir. Türkiye geneli yanında, oluşturulan dört grupta (kişi başına düşen GSYİH ortalaması altındaki ve üstündeki iller, Marmara ve Güneydoğu Anadolu) yapılan toplam, ilköğretim ve ortaöğretim harcamalarıyla bölgelerin ekonomik büyümesi arsındaki ilişki panel veri yöntemiyle analiz edilmiştir.Yapılan ekonometrik tahminler, Türkiye geneli ve diğer bütün bölgelerde toplam, ilköğretim ve ortaöğretim harcamaları katsayıları, daha önceden yapılmış olan ekonomik çalışmalarda da belirtilmiş olduğu gibi, pozitif ve istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur. Kişi başına GSYİH ortalamasının altında kalan iller ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde ortaöğretim harcamaları, Marmara Bölgesi'nde ise ilköğretim harcamalarının ekonomik büyümeye etkisi daha yüksek çıkmıştır. Özetlenecek olursa, Türkiye'de eğitim alan bireylerin, verimlik artışı yoluyla ekonomik büyümeye katkılarının pozitif yönde olduğu gözlenmiştir.
İMKB-30 endeksinin vadeli işlem ve opsiyon borsası'nda işlem görmesinin oynaklık ve işlem hacmi üzerine etkisi
Vadeli işlem piyasaları yatırımcıların ve üreticilerin spot piyasalarda maruz kaldıkları riskleri gelecekteki fiyattan sabitleyerek riskten korunmalarını sağlamaktadır. Vadeli piyasada gerçekleşen işlemler, spot piyasa ile bu piyasa arasında etkileşim oluşturmaktadır. Bazı araştırmacılar bu etkileşim sonucunda vadeli işlem piyasasının spot piyasanın oynaklığını ve işlem hacmini arttırdığını savunurken, bazı araştırmacılar da oynaklığı ve işlem hacmini azalttığını savunmaktadır.Bu çalışmada, Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası'nda (VOB) işlem gören İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Ulusal 30 (İMKB ? 30) endeksinde yer alan hisse senetlerinin VOB öncesinde ve sonrasındaki birer yıllık periyotlarda oynaklıkları ve işlem hacimleri incelenerek, endeksin VOB'da işlem görmesinin bu hisse senetlerinin oynaklık ve işlem hacmi üzerine etkisi tespit edilmiştir.Çalışmanın birinci bölümünde vadeli işlemlerin tarihi, yapısı, temel nitelik ve kavramları irdelenerek, vadeli işlem piyasalarının oluşumu ve işleyişi incelenmiştir.İkinci bölümde ise Türkiye'de vadeli işlem piyasasının tarihçesi, VOB'un yapısı, VOB'da yer alan ürünler ve sözleşme özellikleri anlatılmıştır.Çalışmanın son bölümünde, vadeli işlem piyasaları ile spot piyasa arasındaki etkileşim araştırılmış Türkiye'de etkileşimin varlığı, var ise hangi yönde oluştuğu ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda İMKB ? 30 endeksinin VOB'da işlem görmesinin endekste yer alan hisse senetlerinin oynaklığı ve işlem hacmi üzerine etkisi test edilmiştir. Uygulanan testler sonucunda, istatistiksel olarak anlamlı değişim gösteren hisse senetlerinin, %65'inin oynaklığının ve işlem hacminin arttığı tespit edilmiştir.Anahtar Kelimeler: VOB, vadeli işlem piyasaları, risk, İMKB, İMKB-30, hisse senetleri, oynaklık, işlem hacmi.
Türkiye'de bölgelerarasi sosyo-ekonomik dengesizliklerin mukayeseli incelenmesi
Dünya üzerinde doğal ve toplumsal kaynaklar mekân üzerinde eşit bir şekilde dağılmadığından dolayı sosyo-ekonomik gelişmeler zaman ve mekân bakımından farklılık göstermektedir. Bu durum ülkeler arasında sosyo-ekonomik yönden gelişme farklılıklarının yaşanmasına ve gelişmiş, az gelişmiş, gelişmekte olan ve geri kalmış ülkeler gibi sınıflandırmalar yapılmasına sebep olmaktadır. Ülkeler ve bölgelerarası yaşanan gelişme faklılıkları Merkantilizm dönemine dayanmakla birlikte, ulusal bir sorun olarak ülkelerin gündemine oturması Sanayi Devrimi sonrası döneme denk gelmektedir. Sanayi Devrimini gerçekleştiren ülkeler sanayileşme yolunda hızlı adımlarla ilerlerken, devrimi gerçekleştiremeyen ülkeler geri kalmış ve sanayileşmiş ülkelerin sömürgesi haline gelmiştir. Sanayi Devrimi, 1740 Kapitülasyonları ve 1838 Serbest Ticaret Antlaşması Osmanlı İmparatorluğunun, devrime ayak uyduramayıp devrimi gerçekleştiren ülkelerin açık pazarı haline gelmesine sebep olmuştur.Bu açıklamalardan anlaşılacağı Cumhuriyet yönetimine çok zayıf bir ekonomik yapı kalmıştır. Bu dönemde bölgelerarası sosyo-ekonomik dengesizlikleri ortadan kaldırabilmek için uygulanan tüm politikalar bir önceki döneme reaksiyon olarak ortaya çıkmıştır. 1923'ten günümüze kadar, Planlı Dönem dâhil olmak üzere asıl amaçlanan, ulusal ekonomiyi canlandırmak ve batıyla entegrasyonu sağlayarak bölgelerarası sos-ekonomik dengesizlikleri ortadan kaldırmaktır.Araştırtmamıza konu olan ve 1980 sonrası verilerden oluşan değişkenler ortaya koymaktadır ki, Marmara Bölgesi, İç Anadolu Bölgesi ve Ege Bölgesi tarihsel ve coğrafi avantajları sebebiyle bölgelerde ekonomik faaliyetlerin yoğunlaşmasına ve bölgelerde yıldan yıla sosyo-ekonomik yönden gelişmesine sebep olmuştur. Karadeniz Bölgesi, Doğu Anadolu Bölgesi ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi tarihsel ve bölgelerde yaşanan birçok sosyo-ekonomik problemler sebebiyle düşük gelişme seviyesi gösteren, Türkiye'nin geri kalmış bölgeleri olduğu ortaya çıkmıştır. Akdeniz Bölgesi ise tüm sosyo-ekonomik değişkenler incelendiğinde sosyo-ekonomik gelişme seviyesi bakımından ortalama bir bölge olduğu ortaya konmuştur.Anahtar Kelimeler : Beş Yıllık Kalkınma Planı, Bölgelerarası Dengesizlik, Bölgesel Kalkınma Ajansı, Sanayi Devrimi, Sosyo-Ekonomik Dengesizlik.
İstihdam politikaları ve işsizliğin yapısal analizi: Türkiye örneği
İstihdam ve işsizlik konusu iktisat kuramında üzerinde en fazla durulan konulardan biridir. Özellikle de 1929 büyük bunalımından sonra hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerin karşı karşıya kaldığı öncelikli bir sorun haline gelmiştir. Bu süreçte işsizliğin ulaştığı boyut, iktisat kuramında çözüme ilişkin farklı istihdam ve işsizlik teorilerini artırmakla birlikte, bu konu üzerinde yürütülen tartışmalar hala yoğun bir biçimde sürmektedir.İşsizlik Türkiye'nin gündemindeki en önemli sorunlar arasında bulunmaktadır. Son yıllarda yaşanan ekonomik ve sosyal olaylar yaşadığımız işsizlik sorununu biraz daha artırarak, mutlaka çözülmesi gereken öncelikli bir sorun olarak önümüzde durmaktadır.Çalışmamızda, Türkiye'de işsizlik ve eksik istihdam sorunu ampirik analizlerle ilişkilendirilerek, işsizlik olgusunun ekonomideki yapısal sorunlar ile ilişkisine ışık tutulmaya çalışılmıştır. Bu ilişkiyi ampirik olarak analiz etmek için 1990 yılı sonrası veriler kullanılmış ve ortaya konulan modeller panel veri tekniği ile açıklanmaya çalışılmıştır.Yapılan analiz sonuçlarına göre, ücretler ve verimliliğin istihdam üzerinde negatif bir etki yarattığı, yatırım teşviklerinin ise istihdam üzerinde pozitif bir etkisinin olduğu bulgularına ulaşılmıştır.Ekonomik büyüme ile istihdam arasındaki ilişkiyi ortaya koymak için yapılan analizde ise, ekonomik büyümenin istihdam üzerinde pozitif bir etkinin olduğu bulgusuna ulaşılmıştır.
Döviz kuru geçiş etkisi: Türkiye örneği
Makroekonomik performansın belirlenmesinde önemli değişkenlerden biri olarak kabul edilen döviz kuru, enflasyonun temel açıklayıcı değişkenleri arasında yer almaktadır. Literatürde döviz kurunun enflasyonist etkileri genellikle geçiş etkisi teorisiyle açıklanmaktadır.Gelişmiş ülkeler için ve döviz kurlarının dışsal ayarlamalar üzerine rolünün incelenmesi ile ilgili pek çok çalışmanın bulunduğu döviz kuru geçiş etkisi (exchange rate pass-through) literatüründe, gelişmekte olan ülkeler için yapılan çalışmalar da büyük artış göstermeye başlamıştır. Bu çalışmalarda döviz kurlarının dışsal ayarlamalar üzerine rolünün incelenmesinin yanında, esas olarak gelişmiş ülkelerdekine benzemeksizin döviz kurlarındaki artışın ithal malların yerli para birimi cinsinden değerinin yükseltilmesiyle, öncelikle ithalat fiyatlarını, daha sonra da ithal girdi kullanılarak üretilen tüm yerli malların piyasadaki fiyatlarını etkileyiş mekanizması üzerine yoğunlaşılmıştır.Bu çalışmada, Türkiye'de döviz kurunun ithalat fiyatlarına geçiş etkisi araştırılmıştır. Uygulamada Johansen Eşbütünleşme Analizi aracılığı ile 2002:01-2008:10 dönemi analiz edilmiştir. Bu çalışmada, Türkiye'de ithalat fiyatlarının döviz kuruna esnekliğinin oldukça yüksek oluğu ve kısa dönemde uzun döneme göre daha yüksek olduğu bulunmuştur.
Süper Lig'deki karşılaşmaların futbol takımlarının hisse senedi getiri oranları üzerine etkileri
Futbol günümüzde dünyanın en yaygın ve en popüler spor dallarından birisi olmayı başarmıştır. Futbolun günümüzde ulaştığı bu konum, onu cirosu büyük bir endüstriye dönüştürmüş; bu dönüşüm futbol kulüplerini sportif rekabete ek olarak ekonomik açıdan da birbirleriyle rekabet etmek durumunda bırakmıştır. Oluşan bu yeni rekabet ortamında kulüpler sportif başarının en önemli dayanağı olan finansal başarıyı yakalayabilmek adına yeni kaynak arayışlarına girmiş, bunun sonucunda kulüpler şirketleşerek hisse senetlerini halka arz etmiştir. Böylelikle kulüpler yeşil sahalarda yaşanan rekabeti borsaya taşımıştır.Türkiye'de Beşiktaş, Galatasaray, Fenerbahçe ve Trabzonspor futbol kulüpleri kurdukları sportif şirketler aracılığıyla İMKB'ye kote olmayı başarmışlardır. Bu çalışmanın amacı İMKB'ye kote olan futbol kulüplerinin hisse senedi getiri oranları ile Süper Lig'deki maç sonuçları arasındaki ilişkinin yönünü ve büyüklüğünü tespit etmeye çalışmaktır. Bu amaç doğrultusunda, birinci bölümde dünyada futbolun tarihsel gelişimi ve futbol ekonomisi, futbol sektörünün temel özellikleri ve dünyada futbol kulüplerinin şirketleşmesi incelenmiş; ikinci bölümde Türkiye'de futbol ve futbolun tarihi gelişimi, kulüplerin kurulması ve tarihi gelişimleri, kulüplerin gelirleri ile halka açılmaları hakkında tanımlayıcı bilgilere yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise; Süper Lig'deki maç sonuçlarının borsaya kote olan dört büyük kulübün hisse senedi getiri oranları üzerindeki etkisi EKK yöntemiyle ampirik olarak test edilmiştir. Yapılan analiz sonucunda Süper Lig'de oynanan maçlardan elde edilen galibiyetler ile Beşiktaş ve Trabzonspor kulüplerinin hisse senedi getiri oranları arasında anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Ancak Galatasaray ve Fenerbahçe kulüpleri için yapılan analizlerde bu kulüplerin maç sonuçları ile hisse senetlerinin getiri oranları arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır.
AB ülkeleri ve Türkiye'nin kamu borçlarının Maastrıcht mali disiplin kriterlerine uyumu açısından yakınsama analizi yöntemi ile incelenmesi
II. Dünya Savaşı sonrası Avrupa'da bir barış ortamı yaratmak için başlatılan ekonomik birleşme çabaları sonucu 1951'de, Paris Antlaşmasıyla Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu oluşturulmuştur. 1957'de Roma Antlaşması ve altı ülkenin katılımıyla (Almanya, İtalya, Hollanda, Belçika, Lüksemburg ve Fransa) Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ve yine aynı yıl içerisinde Avrupa Atom Enerji Topluluğu (EURATOM) kurulmuştur.Topluluk önemli ölçüde dinamizm gösterdikçe katılımlar da artmış ve üye ülke sayısı 27'ye yükselmiştir.1963'te Ankara Antlaşması'nı imzalayan Türkiye ise 1987 yılında üyelik başvurusunda bulunmuş, 3 Ekim 2005'te müzakere çerçeve belgesinin kabulü ile resmen müzakere sürecine başlamaya hak kazanmıştır.Ekonomik Parasal Birliğin gerçekleştirilmesi için 1 Kasım 1993 tarihinde yürürlüğe giren, üye ülke ekonomileri arasındaki farklılıkların giderilebilmesini teminen, bazı makro büyüklükler açısından, ?Maastricht Kriterleri? olarak adlandırılan yakınlaşma kriterleri tespit edilmiş ve bunlara uyulmaması durumunda uygulanacak yaptırımlar belirlenmiştir.Maastricht Kriterleri Avrupa Birliğine üye ülkelerin uyması gereken şartları ifade ederken, Kopenhag Ekonomik Kriterleri ise Avrupa Birliğine üye olmak isteyen aday ülkelerden istenen şartları ifade etmektedir.Bu çalışmada Maastricht Mali Disiplin Kriterlerinden Borç Stoku Kriteri açısından Avrupa Birliği ülkeleri ve Türkiye'nin durumu incelenmiştir.Birinci bölümde, genel olarak bütçe açığı ve borçlanma kavramlarından bahsedilmiştir. Bunların çeşitleri, nedenleri ve yönetimi incelenmiştir.İkinci bölümde Maastricht Antlaşması ve yakınlaşma kriterleri incelenerek, Avrupa Birliği ülkeleri ile Türkiye'deki durum tablolarla değerlendirilmiştir.Üçüncü ve son bölümde Avrupa Birliği ülkeleri ve Türkiye arasında Borç Stoku ve GSYH için yakınsama analizi yapılarak sonuçlar değerlendirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Kamu Borçları, Maastricht Kriterleri, Yakınsama
Yeni Keynesyen konjonktür teorileri ve Türkiye'de uygulanabilirliği
Bu çalışmada, Türkiye ekonomisine ilişkin 1990:01-2008:06 periyoduna ait zaman serileri kullanılarak hesaplanan kısıtsız VAR(Otoregressif Vektör) modeli yardımıyla Yeni Keynesyen konjonktürel dalgalanma teorisinin öngörülerinin geçerliliği test edilmeye çalışılmaktadır. Analize dahil edilen seriler şunlardır: M1 büyüme hızı (GM1), bankalar arası para piyasası faiz oranı (I), tüketici fiyat endeksi (IR), döviz kuru değişim oranı (GER), İMKB Ulusal 100 endeksi değişim oranı (GN100), sanayi üretim endeksi büyüme oranı (GIPI), sabit sermaye yatırımları büyüme oranı (GFC), ve kamu kesimi borçlanma gereğindeki değişimdir (DPBR).Keynesyen bir model tahmin edildiğinden, parasal bir şoktan hareket etmek esastır. Ancak çalışmada karşılaştırma amacıyla, mali bir şokun etkisi de analize dahil edilmiştir. Bu amaca yönelik altı ayrı model oluşturulup bu modellere ilişkin dönemsel ve birikimli tepki fonksiyonlarının 36 aylık projeksiyonları elde edilmiştir.Dönemsel tepki fonksiyonlarına göre, GM1'de ortaya çıkan pozitif bir şok GIPI'de 12 ay boyunca ve GFC'de 6 ay boyunca dalgalanmalara neden olmaktadır. Parasal şokların ekonomik dalgalanmaların kaynağı olduğunu ileri süren yeni Keynesyen modelin öngörüsü doğrultusunda, GM1'nin GIPI ve GFC üzerinde kısa dönemde (6 veya 12 ay boyunca) etkili olduğu görülmektedir. I'da ortaya çıkan pozitif bir şok GIPI'de ve GFC'de 12 ay boyunca dalgalanmalara neden olmaktadır. Parasal şokların ekonomik dalgalanmaların kaynağı olduğunu ileri süren yeni Keynesyen modelin öngörüsü doğrultusunda, I'nın GIPI ve GFC üzerinde kısa dönemde (12 ay boyunca) etkili olduğu görülmektedir.Birikimli tepki fonksiyonlarına göre, GM1'in GIPI ve GFC üzerindeki birikimli tepkisinin pozitif olduğu görülmektedir. Bu durum, ekonomik dalgalanmalar teorisi çerçevesi yerine politika etkinliği çerçevesinde baktığımızda, Yeni Keynesyen modelin para politikasının kısa dönemde reel ekonomik aktivite üzerinde etkin olduğu öngörüsünün Türkiye'de geçerli olduğuna işaret eder. I'nın GIPI üzerindeki birikimli tepkisinin ihmal edilebilir olduğu görülmektedir. I'nın GFC üzerindeki birikimli tepkisinin pozitif ama düşük olduğu görülmektedir.Diğer taraftan altı modele ait dönemsel ve birikimli tepki fonksiyonları incelendiğinde, Türkiye'de reel ekonomik aktivitenin reel şoklara daha belirgin bir tepki verdiği görülmektedir.Bu çalışma Yeni Keynesyen konjonktürel dalgalanma teorisinin öngörülerinin Türkiye için geçerliliğini test etmesi yönüyle literatüre katkıda bulunmaktadır.
Avrupa Birliği'nde ve Türkiye'de yeni bölgeselcilik anlayışı çerçevesinde bölgeler arası gelişmişlik faklılıkları ve yakınsama
Yerel potansiyeli harekete geçirerek, diğer bölgelerle ve ülkelerle entegre olabilen, rekabetçi ve kendine güvenen bir bölge oluşturabilmek yeni bölgeselcilik anlayışının temel amacıdır. AB'de yeni bölgeselcilik, sosyo-ekonomik karar alma sürecinin yerelleştirilmesi ve ulus-altı kurumsal çerçeve için ortak bir politika uygulamaya konulması yollarıyla en iyi şekilde düzenlenmektedir. Bu anlayışın etkisi ile birlikte AB bölgesel politikaları, ekonomik belirsizlik ve siyasi değişiklik ortamında daha etkili stratejileri araştıran bir dönüm noktasından geçmiştir. Bu süreçte bölgeler arası yakınsama ve bölgesel kalkınma ajansları ön plana çıkmaktadır.AB'de bölgesel kalkınma ajansları, bütün üye ülkelere benimsetilen bir yaklaşım olmaktadır. Amaçları, bölgelerin potansiyellerini, sorunlarını göz önüne alarak geliştirdikleri politikalar ile bölge ekonomisini canlandırmak, bölge halkının gelişmeye katılımını ve gelişmeden yararlanmasını sağlamak olan ajanslar, bölgelerinin ekonomik gelişme açısından gittikçe özerkleşmesini ve bölgelerine dışarıdan yatırımcı çekerek bölgeler arası kalkınma yarışına katılması yönünde gelişime neden olmaktadırlar. Bölgesel eşitsizliğin ortaya konularak yakınsama ya da ıraksama olup olmadığı bu yeni süreçte ve bölgesel kalkınma ajansları bağlamında önemlidir. Çünkü AB, 1990'lar ile birlikte, yakınsama olgusuna önem vermiş, yeni bir bölgeselcilik anlayışına sahip olmuş ve bölgesel kalkınma ajanslarına bölgeler arası gelişmişlik farklılıklarını azaltmak görevini yüklemiştir.Türkiye'de fiziksel, ekonomik, toplumsal koşullara bağlı olarak bölgeler arasında önemli gelişmişlik farklılıkları görülmektedir. 1960'lı yıllardan bu yana, sorunu azaltma amacını güden politikalar uygulanmaktadır. 1999 yılında Helsinki'de toplanan Avrupa Konseyi'nde, Türkiye'nin AB üyeliğine adaylık süreci başlamıştır. 2001 yılından itibaren Türkiye, kurumsal ve yasal bazı düzenlemelerle AB'nin bölgesel politika alanına uyum sağlamaya çalışmaktadır. AB tarafından yapılan değerlendirmede Türkiye, üye ve aday ülkeler arasında en ciddi bölgesel sorunları yaşamakta olan ülke olarak tanımlanmaktadır. Türkiye'de yeni bölgeselcilik anlayışının benimsenmesi ve bölgesel kalkınma ajanslarının, AB ülkelerindeki gibi uygulama alanı bulması gerekmektedir.
Vadeli döviz piyasası ve Türkiye'de spot ve vadeli döviz kurları üzerine bir uygulama
1970'li yılların başlarında sabit kur sisteminin, yerini serbest dalgalı kura bırakmasıyla başlayan süreç beraberinde yeni riskleri de getirmiştir. Kur sisteminin getirisi olarak ortaya çıkan kur riski, kişi ve kurumların büyük ekonomik kayıplara uğramasına sebep olabilmektedir. Söz konusu riskten korunmak amacıyla kullanılan döviz üzerine vadeli işlem sözleşmeleri, serbest dalgalı kurun ileri bir tarih için sabitlenmesi yoluyla riskin yönetilebilmesine imkân sağlamaktadır.Bu çalışmanın 1. Bölümünde vadeli işlem piyasası hakkında temel bilgiler, endeks, faiz, menkul kıymet, mal (emtia) ve döviz üzerine vadeli işlem piyasaları, risk, risk türleri ve risk türleri karşısında kullanılan vadeli işlem sözleşmeleri açıklanmış, 2. Bölümde bunlar arasından döviz üzerine vadeli işlem piyasaları ayrıntılı olarak incelenmiştir. 3. Bölümde döviz vadeli işlem sözleşmelerinin ülkemizde işlem gördüğü borsa olan Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası (VOB) tanıtılmış, yapısı ve istatistiki verilerle gelişimi incelenmiştir. Çalışmanın bu son bölümünde Türkiye'de 04.02.2005-20.05.2008 dönemi için spot ve vadeli ABD dolar kurları arasındaki ilişkiler, söz konusu serilerin getiri ve volatilite (oynaklık) serileri oluşturularak, Granger Nedensellik Testi yardımıyla araştırılmış ve Geliştirilmiş Dickey-Fuller, Phillips-Perron Birim Kök testleri ve tanısal testler ile serilerin özelliklerine bakılmıştır. Araştırma sonucunda spot döviz piyasasının vadeli döviz piyasasından genellikle daha çok etkilendiği, vadeli piyasadaki getiri ve volatilitenin daha yüksek olduğu görülmüştür.Anahtar Kelimeler: Döviz Vadeli İşlem Sözleşmesi, Vadeli Döviz Piyasası, Risk Türleri ve Riskten Korunma, Spot ve Vadeli Döviz Kurları, Vadeli Opsiyon Borsası (VOB), Nedensellik, Türkiye
Doğrudan yabancı yatırımların belirleyicilerine yönelik kümeleme analizi ve 1980-2005 dönemi homojen ülke gruplarının belirlenmesi
Bu çalısmada, teorik ve ampirik literatürde doğrudan yabancı yatırımlarınbelirleyicisi olarak bir çok çalısma tarafından desteklenmis değiskenler belirlenmistir.Bu değiskenler 1980?2005 genel periyodu ve 1980?1989 dönemi, 1990?1999dönemi, 2000?2005 dönemi olarak 3 alt periyot seklinde ele alınmıstır. Öncedenbelirlenen seçme kriterlerine göre birbirine çok benzeyen birey ya da nesneleri aynıküme içinde gruplandıran Kümeleme Analizi uygulanmıs ve seçilen değiskenlere görebenzer özellikler gösteren ülkeler aynı kümede yer almıstır. Aynı zamanda AyırmaAnalizi ile küme ayrımlarının istatistiki anlamlılıkları sınanmıstır.Analizin tüm asamalarında seçilmis değiskenler tarafından kesin bir sekildeayrılan ABD ve gelismis Avrupa ülkelerinin bulunduğu küme üst düzey yabancıyatırım yapısına sahip olan küme olarak isimlendirilmistir. Tüm periyotlarda kararlıolan bu kümeden herhangi periyotta düsük düzey kümelere bir geçis olmamıstır.Ancak 2000?2005 periyodunda bu küme elemanlarının arttığı gözlenmistir. Türkiye,Polonya, Portekiz, Slovakya, Meksika, Güney Kore, Çek Cumhuriyeti ve Macaristangibi ülkelerin 2000?2005 periyodunda ABD ve gelismis Batı Avrupa Ülkeleri arasınagirdiği görülmektedir. 1990?1999 döneminde bir alt kümede yer alan bu ülkeler2000?2005 döneminde gelismis ülkeler kümesinde yer almıslardır.1980?1989, 1990?1999 ve 2000?2005 dönemleri için üst düzey doğrudanyabancı yatırım yapısına sahip küme istikrarlı olup ABD ve gelismis Batı Avrupaülkelerinden olusmaktadır. Düsük ve alt-orta doğrudan yabancı yatırım yapısına sahipülkelere bakıldığında, değiskenlerin çoğunun bu iki kümeyi birbirinden ayırmaktazorlandığı görülmüstür. Bu gruptaki ülkeler genel olarak az gelismis Afrikaülkelerinden olusmaktadır. Alt-orta grubuna 2000?2005 döneminde Beyaz Rusya,Bosna, Tacikistan, Ukrayna ve Kazakistan gibi ülkelerin de katılmıs olması nedeniylebu grubun kararlı olmadığı gözlenmistir. Benzer sekilde düsük doğrudan yabancıyatırım yapısına sahip olan küme de kararlı değildir. Ancak alt-orta yabancı yatırımyapısına sahip guruba göre daha kararlı oluğu söylenebilir.Çalısmada tüm periyotlar için; kisi basına GSMH, gelismislik sınıflaması,ülkenin yükselen piyasa olup olmaması, OECD üyeliği, 1000 kisiye düsen sabit hatlıve mobil telefon sayısı, küme ayrısmasında en etkili olan değiskenler olarak ortayaçıkmıstır.Anahtar Kelimeler: Doğrudan Yabancı Yatırım, Yatırım Kalkınma Asamaları,Kümeleme Analizi, Çok Değiskenli Varyans Analizi, Ayırma Analizi.
Türk bankacılık sektöründeki yabancı bankalar ve performans etkileri
Bu çalışma, gelişmekte olan ülkelerde ve Türkiye'de yabancı banka girişlerinin olumlu ve olumsuz etkileri hakkında bilgi vermektedir. İncelenen diğer çalışmalarda, yabancı bankaların ulusal ekonomilere etkisinde istikrar ve verimlilik terimleri öne çıkmaktadır. Bu çalışmada, Türk bankacılık sektöründeki yabancı bankaların performans etkisini tespit etmek amacıyla, Türk Bankalar Birliği'nde verilen banka grupları, yabancı, özel ve kamu bankaları bazında sermaye yeterliliği, aktif kalitesi, likidite, kârlılık ve gelir?gider yapısı rasyolarının 2001-2008 yıllarına ait göstergeleri incelenmiştir.Yabancı bankaların, bankacılık sektöründeki payları küçük olması nedeniyle verimlilik ve istikrar etkilerinde doğrudan etki yaratmadığı ancak, yaratmış olduğu rekabet ve öncü olduğu yenilikler sayesinde sektörün verimliliğine ve performansına katkıda bulunduğu görülmüştür.Anahtar Sözcükler: Yabancı banka, yabancı bankaların performans etkileri, yabancı banka girişleri.
Döviz kuru politikaları-dış ticaret hadleri ilişkisi Türkiye uygulaması (1984-2007)
Çalışmada döviz kuru ile dış ticaret hadleri arasındaki ilişki incelenmiştir. İlk olarak döviz kuru politikaları ve döviz kurları, çeşitleri itibariyle ele alınmış daha sonra dış ticaret hadleri ayrıntılı olarak incelenmiştir. Döviz kuru ile dış ticaret hadleri arasındaki ilişki teorik olarak da incelemesi yapıldıktan sonra 1984- 2007 yılları arası, Türkiye'de uygulanan döviz kuru politikaları dört farklı döneme ayrılmıştır. İlk olarak 1984-1988 dönemi esnek kur politikası, ikinci dönem 1989 -1994 esnek kur politikası, üçüncü dönem 1994-2001 sabit kur politikası ve son olarak 2001-2007 esnek kur politikası dönemleri olarak döviz kuru ve dış ticaret hadlerinin aylık verilerinden yararlanılarak, VAR analizi yöntemi kullanılarak, ekonometrik analizleri yapılmıştır. Elde edilen sonuçlar granger nedensellik, etki-tepki fonksiyonları ve varyans ayrıştırma yöntemlerinden yararlanılarak yorumlanmıştır. Analiz sonucunda ilk dönemde döviz kuru ile dış ticaret hadleri arasında anlamlı bir ilişki ve nedensellik bulunamamıştır. İkinci dönemde ise döviz kuru değişkeninden dış ticaret hadlerine doğru bir nedenselliğin olduğu sonucu elde edilmiştir. Üçüncü dönemde ise döviz kuru ile dış ticaret hadleri arasında zayıf bir ilişkinin varlığı sonucuna ulaşılmıştır. Son dönemde ise döviz kurundan dış ticaret hadlerine doğru bir nedenselliğin varlığı sonucuna ulaşılmıştır ve iki değişken orta derecede ilişkili çıkmıştır.