
3.727
Arşivlenen Tez
5
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Erbil bölgesinde sürdürülebilir endüstrinin istihdam yaratma üzerine etkisi
The sustainable industry is a response to a set of crises. It aims at achieving sustainable economic development through environmentally friendly projects and using new technologies in the field of renewable and clean energies. It calls for greening existing industries, creating new sustainable industries and changing unsustainable patterns of consumption besides reducing the intensity of energy use, resource consumption, and production through waste recycling. In this context, countries pursue to envision the launching of an economy based on the transition strategy to taking into account five principal axes: energy sources whose stocks threatened with depletion. The economic crisis and the use of investments as a means of sustainable industrial development, greenhouse gas mitigation policies and job creation, and the strong conviction that a new model of sustainable development based on change consumer behavior and marketing models at present and in the future.
Siirt ilindeki barajların fayda ve maliyetleri
Bu tez çalışmasında; Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde ve Siirt ilinde yapılmış/yapılmakta olan barajların Siirt ili ekonomisine genel fayda ve maliyetleri incelenmiş ve Siirt ilinde yapılmış barajlar için Fayda-Maliyet Analizi yapılmıştır. Siirt ilinde yapılması planlanan ve proje aşamasında olan her bir baraj için bilgi aktarımı sağlanmış olup, gerekli araştırma sonucunda barajların faydaları ve etkileri ayrıntılı olarak vurgulanmıştır. Fayda Maliyet Analiz açısından barajın yapılmasının Siirt ili için uygun olduğuna karar verilmiştir. Siirt iline barajların yapılması ile tarım, enerji ve turizm alanında Siirt ilinin ileriye taşındığı görülmektedir.
İşverenlerin kayıtdışı ekonomiye yönelik tutumu: Siirt ilinde bir alan araştırması
Milli gelire kaydedilmesi gereken ve hala kayıt altına alınmayan ekonomik faaliyetlerin tümüne gayri resmi ekonomi denilmiştir. Kayıtdışı ekonominin, var olan durumunu değerlendirmek ve çalışmalara yol göstermek, kayıtdışı ekonomik faaliyetlerin ölçülmesinde zorluklar yaşandığı için farklı yöntemlerle tahmin edilmeye çalışılmıştır. Türkiye'de kayıtdışı ekonomik faaliyetlerin yüksek oranda gerçekleşmesi,durumun ne kadar vahim olduğunu ortaya koymaktadır. Bu durumun önüne geçilebilmek için çözüm önerileri aranmıştır. Kayıt dışı ekonominin ortaya çıkmasında etkili olan etmenlerin ortaya konması toplum içinde oluşan sosyo-ekonomik ve mali yapılarının birlikte ele alınmasıyla imkân bulunmaktadır. Ülkeden ülkeye de kayıt dışı ekonomi üzerinde etkisi, ülkelerin gelişme endeksine, büyük ekonomik göstergelere ve ekonominin bir seviyede ilerlemesiyle ilgilidir. Bu tez çalışmasında kayıtdışı ekonominin sebepleri, sonuçları ve Türkiye'de kayıtdışı ekonominin sebep, sonuçlarına değinilmiş ve bunun vergi politikalarına yansımasının üzerinde durularak kayıtdışı ekonomide çözüm önerilerinde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler:Kayıtdışı ekonomi, Türkiye'de kayıtdışı ekonomi, vergi politikaları, kayıtdışı ekonomi çözüm önerileri.
Bölgesel ekonomik kalkınmada sivil toplum kuruluşlarının önemi: Hakkari ili örneği
21. yüzyılda kalkınma kavramı bütün dünyanın neredeyse ortak sorunu haline gelmiştir. Günümüzde sıkça dile getirilen kalkınma kavramı 21. yüzyılda ortaya çıkan bir kavram olmayıp bireylerin varoluşundan bu yana toplumsal bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Devletler kalkınma problemini çözmek için çeşitli politikalar üretmişlerdir. Özellikle İkinci Dünya Savaşının yıkıcı etkisinden sonra devletlerin kalkınmasında sivil toplum kuruluşlarının önemi göz ardı edilmeyecek kadar yüksektir. Son dönemlerde teknoloji ile birlikte globalleşen dünyada insanların daha fazla etkileşime geçtiği sivil toplum kuruluşlarının önemi günden güne artmaktadır. Bu tez çalışmasında, bölgesel kalkınmada sivil toplum kuruluşları (STK)'nın rolü ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmada uygulanan anket sonucunda; Hakkari ilinin kalkınması için Hakkari ilinde bulunan sivil toplum kuruluşlarının tanıtım reklam politikalarının doğru ve etkin kullanılmadığı, bundan dolayı şehrin imaj sorununun olduğu, bazılarının halkın çıkarlarını öncelemeyen ve Hakkari ilinin temel sorunlarını göz ardı eden bir anlayışa evrildikleri dile getirilmiştir. Hakkari ilinde kalkınmanın gerçekleşebilmesi için Hakkari'de bulunan bütün sivil toplum hareketlerinin beraber hareket etmesi ve sivil toplum kuruluşlarının etkinlik sahasının genişletilmesi, halkın refah seviyesini yükseltecek sosyoekonomik projeler meydana getirmesi, devletin güçlü kurumlarından daha fazla destek bekledikleri sonuçları ortaya çıkmaktadır.
Bölgesel kalkınmada turizmin rolü ve önemi; Siirt örneği
Günümüzde ulusal veya bölgesel kalkınmanın gerçekleştirilmesi, ülke ekonomileri için vazgeçilmez öneme sahiptir. Bölgesel kalkınmanın gerçekleştirilmesi için bölgeler arası dengesizliklerin giderilmesi veya en aza indirilmesi, bütün ülkeler için olduğu gibi, ülkemiz için de büyük önem arz etmektedir. Türkiye'de kalkınma önündeki büyük engellerden biri, bölgesel dengesizliklerin var oluşudur. Bölgelerarası dengesizliği gidermede turizm, Türkiye'nin bu bakımından zengin bir coğrafyada olması hasebiyle, oldukça önemli bir politika aracı olarak öne çıkmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'de bölgesel kalkınmada turizmin önemi ve rolü, beş yıllık kalkınma planlamasında turizm teşvikleri, Siirt ilinin turizm potansiyeli ve Siirt ilinde turizm çeşitliliği üzerinde değerlendirmeler yapılmıştır. Yapılan saha çalışmasındaki bulgular, özellikle Siirt ilinin turizm çeşitliliği bağlamında önemini bir kez daha gözler önüne sermektedir. Bununla birlikte, Siirt ilinde turizm sektörünün potansiyelini yansıtmamasında pay sahibi olan sektörel sorunların yanı sıra şehirdeki altyapı sorunlarının giderilmesiyle, bölgede turizm sektörünün canlanacağı değerlendirilmektedir. Bu çalışmanın temel amacı, Siirt ilinin kalkınmasında kullanılabilecek turizm politika önerileri sunmaktır.
KOBİ'lerin pazarlama sorunları ve çözüm önerileri: Siirt ilinde bir uygulama
Küçük ve Orta Büyüklükte İşletme (KOBİ): Bir yılda en fazla 250 çalışanı olan ve 1 yıllık hasılatı net veya mali bilançosundan herhangi biri 125 milyon TL'yi aşmayan firmalardır. KOBİ'ler ekonomik yapının temel taşlarını oluşturmaktadır. Türkiye'deki firmaların toplamının yüzde 98,9'u bu tür işletmelerden teşekkül etmektedir. Birçok ülkede de bu oran benzerdir. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci aşaması KOBİ kavramı ve tanımı özellikleri, Türkiye ekonomisindeki yeri ve pazarlama, üretim, personel, finansman, gibi kavramları sınıflandırılmaları ve tanımları incelenmiştir. İkinci bölümde KOBİ'lerin pazarlama sorunları hakkında detaylı bir değerlendirme yapılmıştır. Üçüncü bölümde ise Siirt'te faaliyet gösteren 18 firma yetkilileri ile derinlemesine görüşme yöntemi ile anket yapılmıştır. Siirt ili hakkında bilgilere yer verildikten sonra araştırmanın kapsamı, amacı, yöntemi derinlemesine soruların cevapları ve bunlar ışığında KOBİ'lerin pazarlama sorunu ve çözüm önerilerine yer verilmiştir.
KOSGEB desteklerinin firmalar üzerindeki rolü: TRB2 bölgesi üzerine bir araştırma
Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler kısa adı ile KOBİ'ler, dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye ekonomisi için de önemli birer unsurdur. Türkiye ekonomisinin içerisinde KOBİ'lerin dağılımı incelendiğinde; TÜİK verilerine göre sayısal olarak Türkiye'de bulunan tüm işletmelerin %99,8'i KOBİ statüsündedir. Diğer bir ifade ile Türkiye'deki 1000 işletmeden sadece 2'si KOBİ statüsü dışında, geriye kalan kısım ise KOBİ diye nitelendirilmektedir. Sayısal olarak bu kadar fazla ve önemli olan KOBİ'lerin desteklenmeleri ekonomik kalkınma açısından oldukça önemlidir. Türkiye'deki KOBİ'lerin ekonomi içerisinde hayatta kalma süreleri incelendiğinde ise; TÜİK verileri ve yapılan çalışmalara göre Türkiye'de KOBİ'lerin %95'i en fazla beş yıl ve %60'ı ise en fazla iki yıl ayakta kalma şansına sahiptir. Küresel ticaretin gidişatı değiştikçe işletmelerin, KOBİ'lerin, etkisinde kaldıkları ekonomik koşullarda değişmektedir. KOBİ'ler bu yeni durumlara uyum sağlayabilmek için desteklenmeleri ve bu desteğin sürekliliği önemlidir. KOBİ'lerin desteklenmesi için kurulmuş olan en önemli kuruluş KOSGEB'dir. KOSGEB'in kurulması, gerçek anlamda KOBİ'lerin öneminin anlaşılması ve gereken değerin verilmesi bakımından önemli bir gelişmedir. KOSGEB; küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin ekonomi içerisindeki payını, etkinliğini, rekabet etme güçlerini, sanayide entegrasyonlarını arttırmak vb. amaçlarla 3624 sayılı kanun ile 12.04.1990 tarihinde kurulmuş bir kuruluş olup Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'na bağlıdır. www.kosgeb.gov.tr adresinde "Desteklenen Sektörler Nelerdir? (NACE)" başlığının içeriğinde on dört farklı sektörde üç bin beş yüz farklı iş kolunun desteklendiği yer almaktadır. Ayrıca KOSGEB tarafından yedi ana başlığın altında on sekiz farklı programda destekler yürütülmektedir. Bu tezde, söz konusu yedi ana başlık altında yer alan ve yürürlükte olan on sekiz program, Van, Hakkâri, Bitlis ve Muş illerini kapsayan TRB2 Bölgesi açısından ele alınıp değerlendirilmiştir. Çalışmanın amacı "bu destek programlarından yararlanan girişimcilerin aldıkları desteğin ne olduğu veya ne kadar olduğu, aldıkları destek ile birlikte firmalarında bir etki oluşup oluşmadığı, etki oluşuyor ise; oluşan etkinin firmanın öncelikle bölge sonrasında ülke pazarı ve son olarak dünya pazarına açılması üzerinde bir rolünün olup olmadığını ve girişimcilerin destek sürecinde KOSGEB kurumuna bakışları ve etkileşimlerini değerlendirmek" olarak belirlenmiştir. Veri toplamak amacıyla literatür ayrıntılı bir şekilde taranarak bir anket oluşturulmuş ve TRB2 bölgesinde desteklerin herhangi birinden yararlanan firmalara uygulanmıştır. Anket verileri ve KOSGEB'den alınan verilerin gerek SPSS programı gerekse bunun dışında ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmesi sonucunda: KOSGEB tarafından verilen desteklerin; firma istihdamı, firma karlılığı, net satış hâsılatı, firmanın ihracat rakamları, personel verimliliği, finansal sorunların çözümü, ürün yelpazesinin genişlemesi, e ticaret altyapısının oluşturulması üzerinde olumlu rolü olduğu, oluşan bu pozitif etkinin; firmanın bölge, ülke ve dünya pazarına açılması üzerinde rolü olduğu, TRB2 bölgesindeki firmaların; KOSGEB'in önemli bir kuruluş olduğu, iş fikri odaklı projeleri desteklediği, eğitim ve bilgilendirme çalışmalarının yeterli olduğu, kuruma ulaşmanın kolay olduğu, yöneltilen soru ve sorunlara hızlı ve etkin cevap verdiği, çalışanların yeterli bilgiye sahip olduğu, kamuoyu nezdinde olumlu bir imaja sahip olduğu, kurumun internet sitesinin yeterli olduğu konularında olumlu; destek kalem ve miktarlarının yeterli olması, desteği kısa sürede alma ve destek süreçlerindeki prosedürler konusunda olumsuz görüşlere sahip oldukları sonuçlarına ulaşılmıştır. Olumsuz olan bu görüşlerin düzeltilmesi için gerekli çalışmanın kurum tarafından yapılması bu çalışmanın sonucunun en önemli önerisidir.
Türkiye'de istihdam-işsizlik ve çözüm önerileri: Siirt ili örneği
İstihdam ve işsizlik gerek bireysel gerek toplumsal ve gerekse küresel boyutlarda ciddi önem arz eden konulardır. İlk çağlarda sorun teşkil etmese de gelişen dünya düzeni ile ortaya çıkan istihdam ve işsizlik sorunu dünyada ve ülkemizde her geçen gün büyümektedir. Gelişen teknoloji ile insana olan ihtiyaç azaldıkça bu konuların önemi de artmaktadır. Bireyin ihtiyaçlarını karşılaması için çalışması gereken bir ekonomik düzende, gelişen teknoloji ile insan gücünü saf dışı bırakan bu yeni ekonominin yarattığı zıtlık nedeniyle insanlar işsiz kalmakta ve maddi- manevi ağır darbeler almaktadırlar. Artan nüfus ve yetersiz iş alanlarının yanı sıra son dönemde tüm dünya ekonomilerine ağır darbe vuran Covid–19 etkisi nedeniyle işgücü ve istihdamın önemi daha da öne çıkmıştır. Çalışmamızda ülkemizin işgücü piyasası genel bir bakışla ele alınmış olup Siirt İli özelinde bir alan araştırması ile işgücü piyasası değerlendirilmiştir. İşgücünün, istihdamın, işsizliğin tanımı yapılarak işgücü piyasasının etkilerine değinilmiştir.
GAP ile gelişen tarımın bölgesel kalkınmadaki rolü
Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) ile Türkiye'deki 7 bölgeden biri olan Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin kalkınmasını ekonomik geri kalmışlığın giderilmesini, diğer bölgelere denk bir ekonominin oluşmasını hedeflemiştir. Bölgenin kalkınması ile ülkenin de kalkınması amaçlanmıştır. Bu sebeple GAP'ın bölgede iktisadi kalkınmayı sağlayacak en önemli unsur olan tarımsal kalkınmadaki rolü bu tezin konusu olmuştur. GAP Bölgesi'nde tarımsal kalkınmada sürdürülebilirliği sağlayacak veriler ortaya konmuştur. Ülkemiz ve GAP Bölgesi'nin tarımsal ve iktisadi değerlendirilmesi yapılmıştır. İktisadi sorunlar dile getirilmiş ve çözüm önerileri sunulmuştur. Tarımsal verim artışını sağlayacak olanaklar açıklanmıştır. GAP ile gerçekleşen ekonomik dönüşüm, güncel istatistiki veriler ışığında incelenmiş ve değerlendirilmiştir. GSYİH, Sektörel oranlar, nüfusu, ithalat ve ihracat oranları tezde GAP öncesi ve sonrası karşılaştırılacak şekilde yıl bazlı yer almıştır. GAP tarımsal kalkınma politikası doğrultusunda sulama alanları genişlemiş, ürün üretim miktarları artmış, ürün deseni ve verimlilik yıllar içinde olumlu yönde değişmiştir. Bölgedeki tarım alanları genişlemiştir. Bölgede kişi başına düşen gelir artmıştır. Elde edilen sonuçlara göre GAP birçok tarımsal üründe beklentileri karşılamakta ve başarılı olduğu ürünler de bulunmaktadır. GAP'ın ekonomik hedeflerine şu an yaklaştığı ve tamamlanınca ulaşacağı söylenebilir.
TRB1 bölgesindeki üniversitelerin teknoloji ve inovasyon sistemleri ile bölgesel kalkınma odaklı vizyonu
Bilim, teknoloji ve inovasyon sistemi, Türkiye'de bilimsel araştırma sahasına olumlu yönde katkı sağlayan kuruluşlardan oluşmaktadır. Bu sistem, vizyon (hedefe uygun görünüm) odaklı bilim ve teknoloji politikalarının ortaya çıkmasında devlete önemli katkılar sağlamaktadır. Vizyon odaklı politikaların verimli bir şekilde sürdürülebilmesi için akademisyenlerin, kamunun ve özel sektörün iş birliği yapması önem arz etmektedir. Bu iş birliğini, TRB1 bölgesinde yer alan üniversitelerin teknoloji ve inovasyon sistemi içinde bölgesel kalkınma alanında uygulanan çalışmalarının etkisini yerel ve bölgesel olarak incelemek, bir ilk olarak bu tezin amacıdır. Uygulanan anket çalışması, TRB1 bölgesindeki üniversitelerde görev yapan akademik personellere uygulanmıştır. Bölgedeki üniversitelerde İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinde görev yapan akademik personele 17 sorudan oluşan anket formu uygulanmış ve toplam 250 kişiye ulaşılmıştır. Anket çalışması sonucu teknoloji, ekonomi, girişimcilik, üniversite ve sanayi iş birliği ile ilgili değişkenler ve akademisyenlerin özellikleri/görüşleri arasındaki ilişkiyi inceleyen hipotezler test edilmiştir. Üniversitelerde akademik personel ve öğrenciler için girişimcilik, marka ve patent faaliyetleri, bilime ve uygulamaya dönük projeler, teknoloji ve yenilikçi ürünlerini kendi bünyesinde değerlendirme işlemlerinin küreselleşme sürecinde önemli gelişme sağlayacaktır.
Eğitim sektörünün il ekonomisine etkisi: Siirt ili örneği
Eğitim, bireye sağladığı faydalar etkisiyle bireyi geliştirmekle birlikte gerek ülkelerin gelişmişlik düzeyi gerekse toplumların kalkınma sürecindeki rolüne etkisi büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle eğitime verilen önem de giderek artmakta, ülkelerin ekonomik rekabet edebilirliğinin sağlanması, nitelikli iş gücüne olan ihtiyacın artması ve teknolojik gelişmelere ayak uydurmaları için eğitimde farkındalığın oluşması gerekmektedir. Bu tez çalışmasında; eğitimin tanımı yapılarak eğitim hizmetinin kamusal yönü açıklanmıştır. Ardından kamu harcamalarının tanımı, niteliği ve sınıflandırılması açıklanmış daha sonrasında kamu harcamalarının etkileri, eğitim harcamaları ve eğitim harcamalarının ekonomik etkileri ele alınarak açıklanmıştır. Türkiye' de eğitim sisteminin tarihi ve genel yapısı ve finansman kaynakları genel olarak açıklandıktan sonra Siirt ili hakkında genel bilgiler verilerek Siirt' te eğitim sektörünün ekonomik görünümüne dair istatistiklere yer verilmiştir. Çalışmada son olarak Siirt ilinde eğitim sektöründeki sorunların ve çözüm önerilerinin tespitine yönelik bir alan araştırması yapılmıştır.
Siirt'te küçük ve orta ölçekli işletmelerin bölgesel kalkınmadaki rolü
Bugün dünya üzerindeki gelişmiş ve gelişmekte olan bütün devletler, bölgesel farklılık problemleri ile karşı karşıya kalmaktadır. Devletler bölgesel farklılıkların yarattıkları problemleri çözebilmek için sosyal, ekonomik ve kültürel yapılarındaki nitelikler doğrultusunda, çeşitli bölgesel kalkınma politikaları yürütmektedir. 20. yüzyılın son çeyreğinde meydana gelen ekonomik krizler sonucunda değişen yapıya bağlı olarak, önemli üretim birimleri haline gelen KOBİ'lerin, bölgesel farklılıkların ortadan kaldırılmasında önemli bir araç olarak görüldüğü bilinmektedir. KOBİ'ler ülkenin tümünde aktif oldukları için bölgesel kalkınma üzerinde önemli etkileri vardır. Küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin bölgesel kalkınmadaki etkilerinin incelendiği bu çalışmada kavramsal çerçeve üzerinde durulmuş ve KOBİ'lerin bölgesel kalkınma üzerindeki etkileri farklı açıdan ele alınmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda, Siirt bölgesinde 2 ile 45 arasında çalışanı bulunan işletme sahipleri ile yüz yüze anket görüşmesi yapılmıştır. Çalışma sonucunda, küçük ve orta ölçekli işletmelerin Siirt bölgesinin kalkınmasında hem sosyal hem de ekonomik alanlarda olumlu rol oynadıkları tespit edilmiştir. Bununla birlikte bu işletmelerin genel ve bölgesel anlamda bir takım problemlerle de karşılaştıkları saptanmıştır.
Bölgesel kalkınma ve yönetişim: Karacadağ kalkınma ajansı örneği
Bu çalışma, bölgesel kalkınmada yerel katılımcı bir yapı ve yönetişime dayalı bir kalkınma yaklaşımının bölgesel plan, politika, hedef ve stratejiler üretme ve uygulamada nasıl bir etki ortaya çıkardığını incelemektedir. Az gelişmiş bölgelerde bölgesel kalkınma ajanslarının kalkınmada yönetişim yaklaşımına dayalı olarak rollerini oynayıp oynayamadıkları, Türkiye'de bölgesel kalkınma ajanslarının rolünü ve etkinliğini azaltan sorunlara ve olası çözümlere işaret etmek araştırılmıştır. Bu nedenle önceki çalışmalar ve literatür çalışmaları araştırılıp Türkiye'de 26 düzey 2 bölge içerisinde son sırada yer alan TRC2 bölgesinde faaliyet gösteren Güneydoğu Anadolu Karacadağ Kalkınma Ajansı araştırma alanı olarak seçilmiştir. TRC2 Bölgesi'nde kalkınma sorumluluğu üstlenmiş Karacadağ Kalkınma Ajanslarının faaliyete başlamasından bugüne geçen 11 yılı aşkın sürede "yönetişim bağlamında kalkınmada rolü ve etkinliği" merak konusu olmuştur. Anahtar Kelimeler: Bölgesel Kalkınma, Yönetişim, Kalkınma Ajansları
Türkiye'de mantar endüstrisinin e-ticaretle yarattığı gelir ve istihdam etkileri
Ülkemizin önemli bir gelir kaynağı haline gelebilecek mantar yetiştiriciliği, uygun ortam oluşturulduğunda yıl boyunca ürün alınan karlı bir tarım alanı olabilecektir. E-ticaret, küreselleşen dünyada geleneksel pazarlama yöntemlerinin dışında daha fazla kitleye satış imkânı sunmayı kolaylaştıran bir yapıya sahiptir. E-ticaret, mantar endüstrisinin ürünlerinin gelir ve istihdamını olumlu yönde etkileyecektir. Bu çalışmada; Türkiye'de mantar endüstrisinin e-ticaret ile yarattığı gelir ve istihdam etkilerinde ithalatı, ihracatı, ekonomisi, üretim ve pazarlamadaki rolü, üretiminde karşılaşılan sorunlar ve çözüm önerileri hakkında çalışılmıştır. Bölgeler arası mantar endüstrisinin gelişmişlik farkları, devlet desteklerinde yer alan kalkınma ajansları üzerine çalışılmıştır. Bu amaç doğrultusunda Türkiye'de mantar endüstrisinin e-ticaret ile yarattığı gelir ve istihdam etkileri hakkında genel olarak ve işletmelere yönelik bir alan çalışması yapılarak mantarın e-ticaret ile piyasada yarattığı gelir ve istihdam etkileri incelenmiştir.
Yerel ekonomilerin büyüme ve kalkınmasında tekstil ve dokuma endüstrisinin rolü: TRB2 (Bitlis, Hakkari, Muş, Van) bölgesi örneği
Bu tez, tekstil endüstrisinin TRB2 Bölgesi'ndeki ekonomik büyüme ve kalkınmadaki rolünü bölgesel kalkınma ekseninde analiz etmeyi amaçlamaktadır. Tekstil sektörü TRB2 Bölgesi'nde mekânsal bir yoğunlaşmaya neden olmuştur. Özellikle küreselleşmenin üretim yöntemlerinde bazı değişimlere yol açması, mekânsal süreçlerin yeniden kavramsallaştırılmasını zorunlu kılmıştır. Üretim süreçlerindeki değişiklikler nedeniyle yeni üretim yerleri arayışında belirli bölgelerde yoğunlaşan üretimin başka coğrafyalara yönelmesine neden olmuştur. Bu bağlamda mekânsal süreçlerin kavramsallaştırılması kalkınma kavramının da değişmesine neden olmuştur. Küreselleşme sürecinde ulusal ve uluslararası aktörlerin katılımıyla bölgesel bir kalkınma yaklaşımı ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda yerel ekonomilerin öne çıktığı bu değişim sürecinde tekstil sektörünün mekânsal dağılımının gelişiminde önemli bir rol oynamıştır. Bu açıdan bu tez ampirik olarak bölgede faaliyet gösteren tekstil firmalarının yerel ekonomideki rolünü göstermeyi amaçlayan bir çerçeve sunmaktadır.
Günümüzde bölgesel kalkınmada alternatif bir model olarak neo-Haldunculuk
İbn Haldun; keşfedilmeyi bekleyen bir hazine, çağını aşan olağanüstü bir yetenek, parlak bir zekâ, insanlık için bir umut ve daha fazlası. Çok yönlü bir düşünür olması, onun tarih ve tarih felsefesi başta olmak üzere, siyaset bilimi, sosyoloji ve iktisat, gibi pek çok disiplin içerisinde kendisine yer bulmasına yol açmıştır. Kendinden önce ve sonra yaşamış pek çok düşünürle kıyaslanmıştır. Onun görüşlerine A. Smith'te olduğu kadar Petty, Ricardo, Malthus, Marx ve hatta Keynes'te de rastlamak mümkündür. En önemli İslam klasikleri arasında yer alan Mukaddime, iktisadi açıdan zengin ve yoğun bir içeriğe sahiptir. İktisadi, ticari ve mali konularda ayrıntılı bilgiler sunar; meslekler ve sanatlar hakkında ayrıntılı bilgiler aktarır. İktisadın dinle, devletle, siyasetle ve ahlakla ilişkisi üzerinde durur. Birçok iktisat tarihçisi tarafından iktisadın kurucusu olarak kabul edilmiştir. Ona göre ekonomik farklılıklar büyük oranda coğrafya ve iklim koşullarına bağlıdır. Toplumsal farklılıkları belirleyen ise iktisadi faaliyetler ve geçim yollarıdır. İbn Haldun'un düşünce sisteminin merkezini umran ilmi oluşturur. Umranın en önemli ayağı ise asabiyettir. Onun kalkınma modeli çok değişkenli ve dinamik bir yapıya sahiptir. Mukaddime'de doğrudan bölgesel kalkınmadan bahsetmez, ancak buna dair ipuçları verir. İktisadi bakımdan gelişmiş ve gelişmemiş şehirlerden bahseder ve bunları birbirleriyle kıyaslar.
Siirt ilindeki barajların il ekonomisine katkıları
Bu çalışma, il ekonomisi kapsamında alternatif ekonomik kalkınma araçlarından biri olan barajlar üzerine gerçekleştirilmiştir. Gerek doğaya karşı gerekse ekonomiye olan etkileri ile son yıllarda en çok tartışılan konuların başında gelmektedir. Bu araştırmanın asıl amacı Siirt ilindeki yapılmış ve yapılmakta olan barajlar "Siirt il ekonomisine katkı sağlamış mıdır?" sorusuna cevap aramaktır. Bu konuda, ülkemizdeki farklı illerde yapılan barajlar üzerine pek çok çalışma yer almaktadır. Ancak Türkiye'de incelenen kaynaklarda Siirt ilindeki barajların il ekonomisine katkılarının Siirt ilinde yaşayan bireylerin görüşleri alınarak yapılan herhangi bir çalışmaya ulaşılamamıştır. Bu amaçla Türkiye'deki alan yazında önemli bir eksikliğin giderileceği düşünülmektedir. Araştırmada ayrıca baraj ile ilgili görüşlerin kişilik özelliklerine göre değişip değişmediği de incelenmiştir. Araştırmanın saha çalışması Siirt il ve ilçelerinde yaşayan bireyler üzerinde yürütülmüştür. Araştırma sonucunda, tarım faaliyetlerinin azalması, ulaşım olanaklarının kötüleşmesi, piknik alanlarının yok olması gibi nedenlerle barajlardan beklenen ekonomik faydanın elde edilmediği görülmektedir.
Mardin Artuklu Üniversitesinin bölgesel kalkınmadaki rolü
Üniversiteler topluma yön veren kurumların başında gelmektedir. Globalleşen dünyada teknolojinin gelişmesi ile bilimsel ve teknolojik değişiklerin hızla yayılması nedeniyle değişimlere önemli bir ivme kazandırmış olmasıyla yapısal değişmelere neden olmuştur. Bununla birlikte Üniversiteler yerel, ulusal ve uluslararası kalkınmada bölgelerin gelişmesinde önemli roller üstlenmiştir. Ancak üniversitelerin bölgesel kalkınmadaki etkilerinin araştırılması son yıllarda önem kazandığından dolayı üniversitelerin kalkınmadaki rolü bilimsel olarak tam da anlaşılmış değildir. Buradan hareketle bu araştırmada Mardin Artuklu Üniversitesi'nin bölge üzerindeki bilgiye yönelik ve ekonomik etkilerinin kalkınma üzerindeki rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda Mardin Artuklu Üniversitesi öğrencilerine ve Mardin esnafına olmak üzere iki anket yapılmıştır. İki farklı formdan oluşan anket soruları toplam 1175 Mardin Artuklu üniversitesi öğrencilerine ve 415 Mardin esnafına yüz yüze görüşme ve online olarak anket uygulanmıştır. Mardin Artuklu Üniversitesi öğrencilerine yaşadıkları şehirde yaptıkları harcamalar ve Mardin Artuklu Üniversitesi'ne yönelik görüşleri, Mardin ili esnaflarına ise üniversiteyi nasıl algıladıklarını ve ekonomiye bakış açılarına yönelik sorular yöneltilmiştir. Elde edilen veriler değerlendirilmiş olup Mardin Artuklu Üniversitesi'ne yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Dicle Kalkınma Ajansının imajı: Artuklu (Mardin) örneği
Bu araştırma, kalkınma ajansı kavramını tanımlamakta ve Mardin ili Artuklu ilçesinde kalkınma ajansının tanınırlığı, bilinirliği ve halk nezdinde imajı ile ilgili bir durum değerlendirmesi yapmaktadır. Bu durumun farklı açılardan ilçede yaşayan bireylere etkisi ve katkısının halk açısından değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Artuklu ilçesinde bölgesel kalkınma ile ilgili, özellikle bu konuda bir çalışma olmaması bu araştırmanın çıkış noktasını oluşturmuş ve bu çalışmanın yapılması gerekliliği kanaatini oluşturmuştur. Dicle Kalkınma Ajansı (DİKA), TRC3 Bölgesinde faaliyet göstermekte, Mardin ili de bu TRC3 bölgesinde yer almaktadır. Kalkınma Ajansının; kamuya ait kurumlar, özel sektöre ait kuruluşlar, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve en nihayetinde toplum açısından önemi ve faaliyetlerinin ne derece tanınırlığı ve bilinirliği olduğu daha önce bu çapta bir araştırma ile ölçülmemiştir. Bu nedenle, kalkınma ajansının il kalkınmasındaki rolü merak konusu olmasından dolayı bu çalışmanın yapılması gerekliliği inancını uyandırmıştır.
Türkiye'de kalkınma-güvenlik bağının iç güvenlik bağlamında analizi
Bu çalışma, Soğuk Savaş'ın bitimi ile birlikte kalkınma ve güvenlik politikalarının birbirlerine yakınsamasının ortaya çıkardığı kalkınma-güvenlik bağının, iç güvenlik bağlamında terör örneği üzerinden analizini ele almaktadır. Kalkınma ve güvenlik konuları hem bireylerin hem de devletlerin daima öncelikleri arasında yer almıştır. 1980'lerden bu yana Uluslararası Kalkınma Birliği içerisinde gelişen kalkınma-güvenlik bağı yaklaşımının ana fikri, güvenliği gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerde kalkınmanın gerçekleştirilmesi için ön koşul olarak saymasıdır. Gelişmekte olan bir ülke olarak Birleşmiş Milletler ve OECD kurucu üyesi Türkiye'nin, kalkınma-güvenlik bağı ilişkisi ise 1990 yılında gelişmeye başlamış ve bu süreç günümüze kadar devam etmiştir. Bu süreçteki öncelikli kalkınma konusu ekonomik güvenlik iken ikincil kalkınma konusu ise iç güvenliktir. Ekonomik güvenlik garantili temel bir gelirin, belirli bir ücret karşılığında veya "sosyal güvenlik" yoluyla elde edilmesi iken; iç güvenlik, bir ülkenin sınırları içerisindeki bireylerin vücut bütünlüğüne ve anayasal haklarına karşı herhangi bir saldırı ve tehlikenin olmamasını ve ülkenin kamu düzeninin kolluk eliyle sağlanmasını ifade etmektedir. Ekonomik güvenliğin, kalkınma planlarından hareketle 1990 yılından günümüze kadar olan sürecinde "sosyal güvenlik" sorunları ön plana çıkarken; iç güvenlikte "terör" sorunu ön plana çıkmıştır. Terör, sadece iç güvenlik sorunu değil aynı zamanda kalkınmanın da bir sorunudur. Türkiye'de kalkınma-güvenlik bağını iç güvenlik bağlamında belirli örnekler üzerinden değerlendirmek mümkündür. Bu çalışmada terör örneği değerlendirilecektir.
Üniversitelerde ar-ge faaliyetleri ve bilimsel araştırma projeleri (BAP) etkinliğinin değerlendirilmesi: Siirt Üniversitesi örneği
Üniversiteler toplumda saygın bir yere sahip olan ve toplumsal gelişmeye katkı sağlayan eğitim kurumlarıdır. Günümüzde toplumların gelişmesinde üniversitelerin rolü büyüktür. Üniversiteler bilginin kaynağı olan beşeri sermayeyi yetiştiren ve işgücü piyasasına hazırlayan eğitim kurumlarıdır. Üniversiteler sadece bilginin üretildiği yer olmakla kalmamakta, bilginin ticarileştiği yer haline de gelmektedir. Üniversitelerde eğitim-öğretim ve bilimsel araştırma işlevi birbirine entegre bir şekilde yürütülmektedir. Bilimsel araştırma üniversitelerin en temel işlevlerindendir. Bilim ve teknoloji üretmek bilimsel araştırmalar sonucunda gerçekleşen faaliyetlerdir. Günümüzde toplumların refah seviyeleri ürettikleri bilgi ve teknoloji ile doğru orantılı olarak artmaktadır. Günümüz bilgi çağında teknolojiye ve Ar-Ge'ye önem veren ve Ar-Ge faaliyetlerine büyük kaynak ayıran ülkelerin gelişmişlik düzeylerinin üst seviyede olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Gelişmiş ülkelerin başarılarının en büyük sebebi ise bilim ve teknoloji politikalarını erken dönemden başlayarak belirlemeleri ve bunu istikrarla uygulamalarıdır. Türkiye'de Ar-Ge faaliyetleri 1963 yılında TÜBİTAK'ın kurulmasıyla devlet politikası olarak belirlenmiş ve desteklenmeye başlamıştır. Ar-Ge'ye verilen önem neticesinde teknolojide dışa bağımlılık azalacak, bilim ve teknoloji ülkelerin kalkınmasındaki en önemli unsur olarak öne çıkacaktır.
Yerel kalkınmada şehirlerin pazarlanması ve marka kent oluşturma süreçleri Siirt marka kent örneği
Bu tezin amacı yerel kalkınmada şehirlerin pazarlanması ve marka kent olma süreçlerinin hangi unsurlardan oluştuğunun tespitini yapmak ve Siirt'in marka kent kimliğinin belirlenmesi için kentin fiziki ve soyut özelliklerinin ortaya çıkarılmasını sağlamaktır. Siirt ilinin marka kent olabilmesi yolunda ilk aşama olarak literatür taraması yapılmıştır. Bu literatür taraması için valilik, üniversite, belediye, ticaret ve sanayi odası arşivleri, kütüphane ve dijital erişim ağları kullanılmıştır. Ayrıca bu tez çalışmasında Siirt ilinin marka kimliğinin ve imajının tespit edilmesi ile ilgili alan araştırması yapılmıştır. İlgili alan araştırmasında kenti kent yöneticilerinin nasıl algıladığının ölçümlemesi yapılmıştır. Bu araştırma sonucunda elde edilen bilgiler ile Siirt ilinin kimlik ve imaj unsurları tespit edilmeye çalışılmış ve bu unsurlar ön plana çıkarılarak Siirt'in turizm, eğitim, yatırım ve yaşamak amacıyla daha fazla insan çeken diğer ifadeyle marka bir kent olması için yapılacak faaliyetlere yönelik öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Yerel Kalkınma, Şehir Pazarlaması, Marka Kent, Siirt
Örgütsel sinizmin sanal kaytarma üzerindeki etkisi: Bankacılık sektöründe bir uygulama
Rekabet koşulları, birçok sektörde örgütlerin ayakta kalabilmeleri için piyasadaki değişen koşullara ayak uydurma zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır. Değişim ve yenilik odaklı çalışan örgütler, verimlilik kaygısıyla çalışanlarının psikolojik algılarını önemsemeye başlamış, böylelikle yönetim bilimleri alanında pek çok kavram önem kazanmıştır. Örgütsel sinizm ve sanal kaytarma bu kavramlar arasındadır. Konuyla ilgili literatür taramasında Örgütsel Sinizm ve Sanal Kaytarma Davranışları arasındaki ilişkiyi inceleyen az sayıda çalışmanın olduğu görülmektedir. Bu çalışmanın amacı, bankacılık sektörü çalışanlarının örgütsel sinizm düzeyleri ile sanal kaytarma davranışları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu amaç doğrultusunda konu alt problemlerle birlikte incelenmiştir. Brandes, Dharwadkar ve Dean (1999) tarafından geliştirilmiş olan örgütsel sinizm ölçeği, Blanchard ve Henle (2008) tarafından geliştirilmiş olan sanal kaytarma davranışları ölçeğinden yararlanarak, 160 banka çalışanından veri toplanmıştır. Çalışma, nicel araştırma türlerinden birisi olarak kabul edilen ilişkisel tarama modeline göre gerçekleştirilmiştir. Veriler Örgütsel Sinizm ve Sanal Kaytarma Davranışları ölçekleri aracılığıyla toplanarak, t testi, ANOVA, korelasyon ve regresyon analizleri yapılarak test edilmiştir.
Türkiye'de fıstık üretimi, pazarlaması, sorunları ve çözüm önerileri
Çalışmada, antepfıstığının bölgesel, ulusal ve uluslararası düzeyde, sektörlere ait raporlar, akademik çalışmalar, bu alanla ilgili faaliyet gösteren Sivil Toplum Kuruluşlarının çalışmaları taranmıştır. Literatür tarama sonuçları öncelikle ulusal ve uluslararası veriler ve istatistikler arasında değerlendirilerek tespitler ortaya konmuş ve bu veriler ışığında bölgesel ve ulusal mevcut durumları yansıtacak şekilde çalışmanın raporu oluşturulmuştur. Güneydoğu Anadolu bölgesinde ikamet eden bölge halkının yetiştirmiş olduğu fıstığa üretim anlamında gerekli ve yerinde teşvikler yapılarak geçimlerini sağlamalarını desteklemek adına ne gibi çalışmalar yapılacağına değinilmiştir. Bununla birlikte Dünyada ve ülkemizde fıstığa geniş bir pencereden gözlem yapılarak bölgesel ve küresel pazara yatırımların nasıl yapılacağı ve marka ve tescil işlemlerine yönelik çalışmaların devam ettirilmesinin ne denli gerekli olduğunun önemi vurgulanmıştır. Daha geniş kapsamıyla Antep fıstığı üretimi yapan çiftçilerin bilinçlendirilmesine yönelik eğitim ve seminer faaliyetleri düzenlenmesinin faydalı olacağı ayrıca gelecek vaat eden bu bitkinin yerel kalkınmada ve dünya çapında marka haline gelebilmesinin sağlanması amacıyla birçok devlet kurum ve kuruluşları tarafından gerekli desteklerinde zamanında verilmesinin önemli olduğunun altı çizilmiştir. Fıstığın sadece kuruyemiş olarak satışa sunulmasının dışında daha birçok farklı alanda ülkemizde ve dünyada fıstığın faydalarına değinilmiş ve hangi alanlarda kullanılırsa küresel pazarda tutundurulabileceğinin önemi vurgulanmıştır. Dünyada ve ülkemizde fıstık üretimi yapan çiftçilerin, araştırma ve geliştirme yatırımlarını umursamayan, yenilikçi olmayan misyonu ve vizyonu olmayan ve gelecek vaat etmeyen bir tarım anlayışının fazla yol kat edemeyeceği anlatılmıştır. Ülkemizde gelecek vaadi olmayan elit şirketleri korumanın yanlış olduğu ve gelecekte çok daha faydalı olacak girişimcilere kucak açılmasına ve destek verilmesine ilişkin çalışmalar yapılmasının daha doğru bir yol olacağı anlatılmıştır. Bununla birlikte fıstığın üretim ve pazarlama alanında karşılaşılabilecek sorunlara ve bunlara aranan çözümlere de yer verilmiştir. Bu çalışmalar ışığında fıstığın devlet desteği ve teşvikleri, sulama imkanları ve sulamanın önemi, eğitim ve sertifika, fidan üretimi, anaç fıstıkların önemi, bahçe tesisi ve markalaşma gibi sorunlar aşıldığında ileri seviyede fıstık yetiştiriciliğine geçileceği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Tarım, Fıstık, Üretim, Pazarlama, Sorunlar ve Çözümler.
İnternet bankacılığı hizmet kalitesinin müşteri bağlılığına etkisi: T.C. Ziraat Bankası A.Ş. uygulaması Bitlis ili örneği
Teknolojik gelişmeleri takip eden ve hızlı bir şekilde uygulamaya alan hizmet sektörlerinin başında bankacılık sektörü gelmektedir. Sektörde hizmet veren birçok bankanın olması ve bu bankalarda benzer ürünlerin bulunması rekabeti artırmaktadır. Rekabetin yoğun olduğu bu sektörde müşteri memnuniyetini sağlayan bankalar birçok avantaj kazanmaktadır. Bankalar veri tabalarında oluşan bilgilere dayanarak müşterileri segmentlere ayırmakta ve müşteriye uygun ürün belirleyerek satışlarını gerçekleştirmektedir. Müşteri ile satış süresi boyunca iletişimde olan müşteri ilişkileri personelleri; müşterinin taleplerini, şikayetlerini dikkate alarak en kısa süre içerisinde geri dönüş sağlamakta ve böylece müşteri memnuniyetini artırmış olmaktadırlar. Bankalar şubede verdikleri hizmet dışında şube dışında da alternatif dağıtım kanalları(internet bankacılığı, pos, atm, mobil bankacılık vb.) ile hizmet sunmaktadırlar. Alternatif dağıtım kanalları ile müşterilere yer ve zaman sınırı olmaksızın şubede sunulan işlemlerin büyük bir bölümü sağlanmaktadır. Müşterilerin bu hizmetlerden teknolojik araçları kullanarak yararlanması, kendilerine maliyet avantajı kazandırdığı gibi işlemlerinin güvenilirliğinin sağlanması açısından da işletmeye olan güveni artırmaktadır. Müşterinin işlemlerini düşük maliyet ve güvenle yapması, bankalara olan memnuniyeti de sağlamaktadır. Bu tezde, alternatif sunum kanallarından yoğunlukla kullanılan internet bankacılığı uygulaması üzerinde çalışılmıştır. Bu kapsamda özel olarak T.C.Ziraat Bankası A.Ş.'nin internet bankacılığının hizmet kalitesinin müşteri memnuniyeti ve müşteri bağlılığına etkisi incelenmiştir. Araştırma sonucunda hizmet kalitesi ile müşteri memnuniyeti arasında pozitif yönde bir bağlılık bulunduğu tespit edilmiştir. Bankalar hizmet kalitelerini artırarak müşteri memnuniyetini ve müşteri bağlılığın oluşmasını sağlayabilirler. Anahtar Kelimeler: İnternet Bankacılığı, Müşteri Bağlılığı, Müşteri Memnuniyeti, Hizmet Kalitesi
Bölgesel kalkınmada coğrafi işaretler açısından kamu kurumlarının eğilimi ve rolü Siirt örneği
Coğrafi işaretler, bir ülkenin sınırlı alanlarına has ve beşerî şartlarına bağlı olarak ortaya çıkan nadir ürünler olarak ifade edilmektedir. Coğrafi işaretler bu anlamda hukuki yaptırımları olan, ürünü, üreticiyi ve tüketiciyi koruyan bir sistem kurmaktadır. Türkiye'de ve çeşitli ülkelerde 2000'li yıllarda önemi günden güne artmaya başlayan coğrafi işaret uygulamalarının ekonomik açıdan ihmal edilen öneminin ele alındığı bu çalışmada; coğrafi işaretlerin kırsal ekonominin kalkınmasındaki yeri üzerinde durulmuştur. Araştırmada Siirt ili örneği üzerinde durulurken TR3 bölgesine de değinilmiştir. Coğrafi işaretlerin çeşitli ülkelerin ekonomileri üzerindeki etkileri incelendiğinde; coğrafi işaret ile tescillenmiş ürünlerin, varlıkların ekonomik anlamda getirisi ile yaratılan katma değer ve istihdamı artırarak bölgesel ve kırsal kalkınmayı olumlu yönde etkisi sayesinde gelişmiş ülke ekonomilerinde vazgeçilmez bir öneme sahip olduğu görülmektedir. Ülkemizde coğrafi işaret girişiminin henüz gerekli ilgiyi görmemiş olması ve çalışma alanı açısından henüz etkili bilinçlendirme çalışmalarının eksik kalması nedeniyle, dünya piyasalarına kolaylıkla girebilecek bölgesel tarımsal ve endüstri ürünlerinin piyasa içerisinde istenilen yeri edinemediği görülmüştür.
Kalkınma ajanslarının bölgesel kalkınma üzerine etkileri: Batman örneği
Bölgesel kalkınma, günümüzde topyekûn bir gelişimi ifade etmekle beraber yerelde kendine özgü kaynakların ortaya çıkartılması ve söz konusu bölgede yaşayan insanların üretime katılması gibi bir nitelik ve anlam kazanmıştır. Türkiye'de kamu hizmetleri, doğrudan merkezden söz konusu bölgelere aktarılırken, zamanla bu politikadan vazgeçilmiş ve kalkınmayı hızlandıracak hizmetleri ya da projeleri, bölgede yaşayan insanların daha iyi bileceği anlayışı benimsenmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında ülkenin gelişmişlik düzeyinin az olması bölgesel kalkınma konusundaki çalışmaların da az olmasına sebep olmuştur. Gelişmişlik arttıkça dönüşüm başlamış ve bölgesel kalkınma da bu dönüşümün sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada; günümüzde önemi gittikçe artan bölgesel kalkınmanın ne ifade ettiğini, bölgesel kalkınmanın sağlanabilmesi için bölgesel kalkınma ajanslarının etkileri incelenmiştir. Çalışmada Dicle Kalkınma Ajansı'nın Batman ili özelindeki etkileri saptanmaya çalışılmıştır.
Lojistik sektörünün bölgesel kalkınma etkisi; Siirt örneği
Türkiye'deki pek çok akademik çalışmalarda incelenen lojistik kavramı, ilk kez 20. yüzyılın başlarında literatür de ortaya çıkmıştır. Lojistik kavram itibarıyla yeni olsa da zamanla önemi artmış, şirketlerin performanslarını rekabet gücü bakımından oldukça etkilemiştir. Küresel bazda bölgesel kalkınma sahalarında yaşanan hareketlikler, bu sahada politikaların amaçları, uygulamaları ve süreçlerinde dikkat çeken gelişmelere neden olmaktadır. Türkiye'de ise bölgelerarası gelişmişlik farkı oldukça yüksektir. Bu noktada yeni nesil kuramların dâhil olduğu, bölgesel kalkınma konusunda hazırlanan akademik çalışmaların tamamı sürekli güncellenen ve kendini yenileyen politika kararları için yol gösterici olması bakımından oldukça değerlidir. Bu çalışmanın amacı ise hızla gelişmekte olan lojistik sektörünün Türkiye'deki bölgesel kalkınma çalışmalarına olan etkisiyle birlikte, bu çalışmaların özellikle seçilerek yoğunlaştığı alanlardır. Bu tez çalışmasında; lojistik kavramının tanımı yapılarak lojistik hizmetlerinin bölgesel kalkınmadaki rolü ve kamusal yönü açıklanmıştır. Çalışmanın araştırma kısmında Siirt ilinde bulunan lojistik sektöründeki gelişmeler, ilin lojistik yapısı ve bu konuda sağlanan kamu desteği ele alınmıştır. Öte yandan veri toplama metodu olarak Siirt ilinde, lojistik sektöründeki sorunların ve bu sorunların çözümüne ilişkin yüz yüze anket çalışmasından faydalanılmıştır. Bu araştırmanın sonucunda, Siirt ilinin coğrafi yapısı itibarıyla lojistik sektörü için dezavantajlı olmasının yanı sıra, stratejik ve politik yasalarla birlikte ulaşımda da altyapı eksikliğinden dolayı yetersiz olduğu görülmektedir. Siirt ilinde rekabet şartlarına dikkat edilerek, bu koşulların geliştirildiği ve hizmetlerin iyileştirilmesi için çalışmalar yapıldığı bildirilmiştir.
Tüketici tercihlerinin davranışsal iktisat bağlamında incelenmesi: Erzurum mobilya alışverişleri örneği
Araştırmada Erzurum ilinde yaşayan bireylerin davranışsal iktisat kuramları bağlamında satın alma tercihlerini etkileme durumlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada davranışsal iktisat kurmalarından zihinsel muhasebe, batık maliyet hatası, sınırlı rasyonellik, çerçeveleme etkisi, bedavanın etkisi, sürü davranışı, tuzak etkisi yaklaşımlarının etkinliği incelenmiştir. Araştırmada araştırmacı tarafından hazırlanan 7 adet senaryo yer almakta olup, araştırmaya katılım gösteren tüketicilerin bu senaryoları değerlendirerek kendileri için karar olacak bir seçeneği işaretlemeleri istenmektedir. Araştırmanın evrenini Erzurum il merkezinde ikamet eden 18 yaşından büyük bireyler oluşturmaktadır. Araştırmada örnekleme dahil olma koşullarını sağlayan en 393 kişiye ulaşılmıştır. Araştırmanın örnekleme hacmine ulaşılmasında kolayda örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın verilerinin toplanmasında araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu kullanılmıştır. Anket formu online anket platformunda hazırlanıp anket linki katılımcılara çeşitli iletişim kanalları (WhatsApp, e-posta, Messenger vb.) ile gönderilmiştir. Araştırmanın verileri %95 güven düzeyinde analiz edilmiştir.
İşsizlikle mücadelede Türkiye İş Kurumu'nun aktif istihdam politikaları: Bitlis ili örneği
İşsizlik sorunu, günümüz dünyası ülkeleri açısından içinden çıkılması zor bir hal almış durumda. Hatta işsizlik, her geçen gün giderek büyümekte, dünya nüfusunun da sürekli arttığı gerçeği göz önüne alındığında işsizliğe çözüm bulmak da doğru orantılı olarak zorlaşmaktadır. Türkiye'de Son yıllarda işsizlikle ilgili yaşanan olaylar bize gösterdi ki; İşsizlik, sadece ekonomik sonuçları olmayan aynı zamanda sosyal tahribat anlamında da sonuçlar doğuran bir olgu olmuştur. Yaptığım bu çalışmada genel anlamda ülkemizde özelde ise Bitlis ilinde İŞKUR'un hâlihazırda uyguladığı aktif istihdam politikalarının işsizlik sorununun çözümü noktasında ne denli etkili olduğunu göstermektir. Söz konusu araştırmada farklı kaynakların yanı sıra TÜİK ve İŞKUR'un yayınlamış olduğu aylık ve yıllık verileri esas alınarak en güncel haliyle kullanılmıştır. Yapılan çalışmanın birinci bölümünde, istihdam ve işsizlik kavramlarının neden ve sonuçlarıyla birlikte teferruatlı bir şekilde açıklanmaya çalışılmıştır. İkinci bölümünde, TÜİK ve İŞKUR'un verileri dikkate alınarak Türkiye'de işsizliğin genel görünümünün yanında istihdamdaki gelişmeler ve İŞKUR'un aktif istihdam politikaları ele alınmıştır. Üçüncü ve son bölümde ise Bitlis ilinde işsizlikle mücadele noktasında Türkiye İş Kurumu'nun aktif istihdam politikaları irdelenmiştir.
Türkmenistan ekonomisi için etkin ve önemli sektörlerin belirlenmesi
Hidrokarbon rezervleri yönünden zengin olan Türkmenistan, 1991 yılında Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra bağımsızlığını kazanmıştır. Ülkenin SSCB'den ayrılma kararı aldığı günden bu yana ihracatının önemli bölümünü oluşturan doğal gaz ve petrol sektörünün geliştirilmesinde çeşitli adımlar atılmıştır. Özellikle kaliteli ve büyük doğal gaz rezervlerine sahip olan Türkmenistan, enerji sektöründe üretim ve ihracat potansiyeline sahiptir. Tek pazara bağlı kalmanın olumsuz neticelerini tecrübe eden Türkmenistan, Rusya'ya yeni alternatif arayışına başlamış, Çin, İran, AB ülkeleri ve Hindistan ile dengeli ilişkiler kurmuştur. Kanıtlanmış doğalgaz rezervi bakımından %10,1 oranı ile dünyada dördüncü sırada yer alan Türkmenistan, büyük pazarlara doğal gaz ihraç etmek amacıyla boru hattı projeleri geliştirmiştir. Bu projelerin bazıları halen yapım aşamasında iken, bazıları faaliyete geçmiştir. Anahtar Kelimeler: Türkmenistan, Enerji, Doğal Gaz, Petrol, Tarım, Pamuk, Enerji İlişkileri, Türkiye Türkmenistan bağımsızlıktan önce tarım ülkesi olmasından dolayı, bağımsızlıktan sonrasında da tarım sektörü ve tekstil sanayisinin gelişmesi amacıyla çalışmalar başlatmıştır. Türkmenistan dünyada büyük bir pamuk üreticisi olarak tanınmaktadır. Ülkenin toprak özellikleri ve iklim koşulları nedeniyle pamuk üretimine elverişli olması ülkede pamuk üretilmektedir. Pamuk üretimi, ülke içerisinde ekonomiye katkı ve istihdam sağladığından yoğunluk artmıştır.
Amartya Sen'in iktisat anlayışı: Yoksulluk bağlamında bir değerlendirme
Amartya Sen'in düşüncesinin temelinde, "yetenekler" kavramı ya da iyi bir yaşamı oluşturan işlevleri yerine getirme kapasitesi yer alır. Yoksulluğun sadece gelirle açıklanamayacağını söyleyen Sen, çoğu durumda geliri ölçme yöntemlerinin, yoksulluğu ortadan kaldıran çeşitli argümanları hesaba katmadığını savunmaktadır. Sen'e göre yoksulluk, gelir düşüklüğünün ötesinde bir şeyi başarma özgürlüklerini sınırlayan yeteneklerden yoksunluk olarak görülmelidir. Farklı toplumlardaki farklı insanların sahip olduğu özgürlükleri karşılaştırmanın ve değerlendirmenin en iyi yolunun, onların "yetenek setini", başka bir deyişle, belirli grup için mevcut olan maksimum yaşamı gerçekleştiren işlevleri incelemek olduğunu öne sürüyor. Sen, eğitim fırsatlarına, sağlık hizmetlerine, sanitasyona, beslenmeye ve siyasal katılıma erişim özgürlüğünün öneminden bahsederken, yaşamaya değer bir hayat yaşama yeteneğinin normatif alanını çizer. "Homo economicus"'un toplam çıkarını maksimize etmeyi amaçlayan faydacı düşünceye de eleştiriler getiren Amartya Sen'in, insan refahını neyin oluşturduğuna dair arayışı, bu çalışmamızın genel yapısını oluşturmaktadır.
Yenilenebilir enerji tüketiminin işsizlik ve CO2 emisyonu üzerindeki etkileri: OECD ülkeleri örneği
Geçmişte olduğu gibi bugün de insan yaşantısının en temel gereksinimlerden birisi enerjidir. Özellikle endüstrileşmenin zirve yaptığı ve insan yaşantısının merkezi haline geldiği bu sanayileşme çağında enerji kullanım alanlarının geniş ölçekte çeşitlilik göstermesi enerjiyi sosyo-iktisadi hayatın vazgeçilmez bir unsuru haline getirmiştir. Bununla birlikte enerji kaynaklarına erişim, devletlerin sosyo-iktisadi gelişimleri açısından oldukça önemli olduğu görülmüştür. Bu bağlamda enerjinin yeterli ve uygun fiyatlı bir şekilde temin edilememesi, endüstriyel üretim ve tüketim faaliyetlerinin azalmasına, istihdamın kaybedilmesine ve ekonomik büyümenin yavaşlamasına neden olduğu aşikârdır. Ayrıca, kullanılan enerji türlerinden ötürü çevresel sorunların giderek artması ve bu sorunları (sera gazı emisyonları, İklim değişikliği, doğal afetler ve su kaynaklarındaki azalmalar vs.) minimize etmek için ekstra harcamaların yapılması iktisadi kayıpları da beraberinde getirmiştir. Bunun önünün alınması noktasında uluslararası alanda önemli çalışmalar yapılmaktadır. Bilhassa yenilenemez enerji kaynaklarının kullanım alanlarını azaltacak projeler uygulamaya koyulurken diğer yandan yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı endüstrileşme faaliyetleri yürütülmektedir. Ancak her iki durumda da insanlığın enerjiye olan ihtiyacı giderek artmaktadır. Artan enerji ihtiyacı, beraberinde sosyo-iktisadi değişkenlikleri beraberinde getirmektedir. Bu değişkenlikler, pek çok araştırmaya konu olmakla birlikte hala anlamlandırılamayan ve incelenmesi zaruri olan meseleleri beraberinde getirmiştir. Bu çalışmada OECD Ülkeleri üzerinden yenilenebilir ve yenilenemez enerji tüketiminin makroekonomik etkileri irdelenmiştir. Bu kapsamda yenilenebilir enerji ile işsizlik arasındaki bağıntı incelenmiştir. Yapılan incelemelerde yenilebilir enerjinin işsizlik oranlarını üzerinde azaltıcı etkisi olduğu ampirik olarak kanıtlanmıştır. Bununla birlikte çalışmanın önemli bir amacını teşkil eden yenilenebilir enerji tüketiminin karbon emisyonu üzerindeki etkisinin ne olduğu sorgulanmıştır. Elde edilen veriler doğrultusunda, yenilenebilir enerji tüketiminin karbon emisyonunu üzerinde negatif bir etkiye sahip olduğu anlaşılmıştır.
Kat karşılığı inşaat işlerinin ekonomi ve muhasebe bağlamında incelenmesi; siirt ilinde örnek bir uygulama
İnşaat işleri denildiğinde genel akla barınma alanları gelmektedir. İnşaat ise demir, kum, çimento vb. ürünlerin bir araya gelerek oluşturduğu yapılardan oluşmaktadır. İnşaat sektörü ilişkide olduğu geniş sektör ağı ile birlikte Dünya ve Türkiye'de ekonominin lokomotifleri arasında yer almaktadır. Kat karşılığı inşaat yapılması Türkiye'de yaygın olan bir uygulama olmasına rağmen bu uygulamanın muhasebeleştirilmesi konusunda yeterli sayıda bilimsel çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmainşaat sektöründe kullanılan kavramlar, inşaatın ülke ekonomisindeki yeri,inşaat işlerinin ülke ekonomisini ne çapta etkilediği, istihdam üzerindeki etkilerini, inşaat ile ilgili muhasebe kavramları ve inşaat sektöründe kullanılan muhasebe düzenine ilişkin kavramları kullanarak inşaat sonucunda oluşan vergiler ve harçların neler olduğu, verginin matrahının tespiti ile ilgili tespitlerde bulunmaktadır.Kat karşılığı inşaat işlerinin nasıl olduğu, hangi aşamalardan geçtiği ve inşaat ile ilgili olarak genel açıklamalar yer almaktadır. İnşaat sektörünü inceledikten sonra inşaat işlerinde hangi muhasebe hesaplarının kullanıldığı ve ilgili hesaplar için ruhsat alımından başlanıp bitişe kadar ki bütün süreci içeren Siirt ilinde bir firmanın yaptığı işlemler ve muhasebe kayıtlarının neler olduğu gösterilmiştir. Siirt ili için kat karşılığı inşaat işlemlerinin muhasebesinin yapılmasına örnek olan bu çalışma sürecinde farklı illerde maliyetlerden kaynaklanan farklılıklardan dolayı vergi matrahının değiştiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler:İnşaat Sektörü, İnşaat Muhasebesi, Siirt, İnşaat Ekonomisi, Kat Karşılığı İnşaat
Impact of innovation and R&D activities on firm-level labor productivity: The case of Turkish manufacturing sector
This study analyses how various types of innovation and R&D investments impact labor productivity at the firm level within the Turkish manufacturing sector, utilizing microdata from the 2013 and 2019 World Bank Enterprise Surveys. Innovation is disaggregated into product/service, process, organizational/management, and marketing dimensions, alongside measures of external knowledge acquisition, formal training, R&D expenditure, and average wages. In order to be able to identify the impact, different firm-size categories small, medium, and large are also considered. Empirical results consistently highlight average wages as the most robust and statistically significant driver of productivity across all models and firm sizes, underscoring the pivotal role of skilled and well-compensated labor. Organizational and management innovation delivers strong positive productivity gains in medium and large firms, while marketing innovation is particularly effective in larger enterprises. Process innovation yields significant benefits primarily for small firms, whereas product/service innovation shows limited and often insignificant effects, implying longer gestation periods or the need for complementary capabilities. R&D spending, though conceptually important, exhibits weak and frequently insignificant or negative associations especially among smaller firms suggesting that absorptive capacity and strategic alignment are critical for realizing R&D returns. Formal training programs produce few productivity improvements except in large firms, pointing to potential design or delivery shortcomings. Acquisition of external knowledge emerges as a significant productivity enhancer in medium and large firms. The findings demonstrate that innovation and R&D alone cannot guarantee productivity growth without concurrent investments in workforce skills, organizational capacity, and strategic planning. Policymakers and managers should therefore adopt a holistic, size-sensitive innovation framework that prioritizes human capital development, strengthens internal management practices, and aligns R&D efforts with firm capabilities to achieve sustainable productivity improvements.
Dış ticaretin yapay zeka yöntemleriyle analizi: Türkiye örneği (2000-2022)
Bu çalışmada, Türkiye'nin 2000–2022 döneminde 152 ülkeye gerçekleştirdiği ihracat verileri kullanılarak, 2023–2027 yıllarına yönelik ihracat tahminleri yapılmıştır. Çalışmanın temel amacı, yapay zekâ temelli tahmin modelleri olan Uzun Kısa Süreli Bellek (LSTM) ve Destek Vektör Regresyonu (SVR) yöntemlerinin dış ticaret tahmin performanslarını karşılaştırmalı olarak değerlendirmektir. Çalışmada öncelikle, 2018–2022 dönemi test verisi olarak ayrılmış ve bu dönem için modellerin örneklem içi tahmin performansları değerlendirilmiştir. Ardından, modellerin daha önce hiç görmediği 2023–2027 dönemi için örneklem dışı (out-of-sample) tahminleme gerçekleştirilmiştir. Modellerin tahmin girişlerinde kullanılan bağımsız değişkenlerin (örneğin GSYİH, reel efektif kur, Linder ölçeği) 2023–2027 verileri mevcut olmadığı için, bu değişkenler geçmiş eğilimlere dayalı olarak üstel düzeltme yöntemi ile öngörülmüş ve tahminleme modellerine girdi olarak sunulmuştur. Modelleme sonuçlarına göre hem LSTM hem de SVR modelleri 2018–2022 dönemine ait test verileri üzerinde başarılı tahmin performansı sergilemiş, R² değerleri sırasıyla %86.71 (LSTM) ve %83.61 (SVR) olarak hesaplanmıştır. Örneklem dışı tahmin döneminde (2023–2024) ise her iki modelin doğruluk oranlarında artış gözlemlenmiş ve R² değerleri LSTM için %94.58, SVR için %95.02 seviyesine yükselmiştir. Bu durum, dönüştürülmüş verilerle yapılan tahminlerin istatistiksel açıdan güçlü bir uyum gösterdiğini ortaya koymaktadır. LSTM modeli, ileriye dönük tahminlerde ihracat hacminde artış eğilimi üretmiş; ancak bu tahminler zamanla artan varyans ve belirsizlik içermiştir. SVR modeli ise daha dengeli ve istikrarlı bir yapı sunarak kısa vadeli öngörülerde dar hata aralığı ile başarılı sonuçlar vermiş, ancak bazı ülkeler bazında belirgin sapmalar görülmüştür. Model performansı, RMSE, MAE, R² gibi klasik regresyon metrikleriyle değerlendirilmiş; ayrıca tahmin/gerçek oranları temelinde ülkeler uyum sınıflarına (isabetli, kısmen iyi, sapmalı) göre ayrılmıştır. Bu analiz, modellerin hangi ülke gruplarında daha başarılı tahminler ürettiğini ortaya koymuştur. Sonuç olarak, çalışmada kullanılan iki farklı yapay zekâ modelinin dış ticaret tahmininde etkin biçimde kullanılabileceği, ancak model seçiminde veri yapısı, tahmin dönemi ve ekonomik bağlam gibi faktörlerin dikkate alınmasının önemli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu yönüyle çalışma, dış ticaretin yapay zekâ yöntemleriyle tahmini konusunda ulusal literatüre LSTM ve SVR karşılaştırması üzerinden özgün bir katkı sunmaktadır.
Faiz oranın, döviz kuru ve enflasyon üzerine etkisi: Türkiye incelemesi
Bir ekonomide makroekonomik dengenin sağlanması çok önemlidir. Bunun için faiz oranı, döviz kuru ve enflasyon kavramları önem arz etmektedir. Makroekonomik dengenin gerçekleşebilmesi için bu üçlü dengenin gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu üçlü dengenin bozulması halinde ekonomide olumsuz sonuçlar doğmaktadır. Bu olumsuz sonuçların bertaraf edilebilmesi için ekonomi politikaları çok iyi belirlenmeli, sorunların kaynakları analiz edilerek rasyonel politikalar uygulanmalıdır. Bu politikalar belirlenirken ülkenin durumunun yanı sıra dünyanın ekonomik konjonktürüne uygun davranılmalıdır. Makroekonomik dengeyi çok fazla sayıda etken etkilemektedir. Küreselleşen dünya ekonomiyi de küresel bir hale getirmiştir. Ülkeler arasındaki ilişkiler, savaşlar, küresel salgın krizleri, gelişen teknoloji, değişen üretim faktörleri, güncel seçmen tercihleri gibi başlıklar ülkelerin ekonomik durumlarını etkilemektedir. Ekonomide karar verici kurumlar bu başlıkları rasyonel bir şekilde takip etmeli, politikalar belirlenirken rasyonel davranılmalıdır. Bu çalışmada amaç bu üç kavram üzerinden faiz oranın, döviz kuru ve enflasyon üzerindeki etkileri Türkiye üzerinde incelenmiş ve ilgili değerlendirmeler yapılmıştır. Burada incelenen yıllar 2000-2018 arası yıllar belirlenmiştir.
Mehmet Genç'in Türk iktisat tarihindeki yeri
Bu çalışmada, Türk iktisat tarihçiliğinin önde gelen isimlerinden biri olan Mehmet Genç'in entelektüel birikimi, metodolojik yaklaşımları ve Osmanlı iktisadi yapısına getirdiği özgün yorumlar ele alınmaktadır. Genç'in özellikle arşiv belgelerine dayalı ampirik çalışmalarla Osmanlı maliyesi, devletçilik anlayışı ve ekonomik kurumlar hakkındaki yerleşik yargıları sorgulayan katkıları, onu yalnızca bir tarihçi değil, aynı zamanda bir iktisat düşünürü konumuna taşımıştır. Bu çerçevede, onun Osmanlı klasik çağındaki devletin "rasyonel" işleyişine dair ortaya koyduğu tezler, sadece tarih disiplininde değil, iktisat kuramları ve kalkınma yaklaşımlarında da etkili olmuştur. Çalışma, Mehmet Genç'in çalışmalarının Türk iktisat tarihi yazımında neden bir dönüm noktası teşkil ettiğini tartışmakta ve onun akademik mirasını değerlendirmektedir.
Türkiye'de tarımsal destekleme politikasının gelişimi: 2000-2025 dönemi
Tez kapsamında öncelikle tarım sektörünün tarihsel gelişimi, ekonomik işlevleri ve Türkiye ekonomisindeki yeri ele alınmıştır. Ardından 2000 sonrası dönemde uygulamaya konulan doğrudan gelir desteği, fark ödemeleri, hayvancılık teşvikleri, kırsal kalkınma destekleri ve çevresel koruma programları gibi çeşitli destekleme araçları incelenmiştir. Bu politikaların üretici refahı, verimlilik artışı ve sürdürülebilir tarım hedefleri üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Türkiye'de 2000-2025 yılları arasında uygulanan tarımsal destekleme politikalarının yapısını, araçlarını ve sektöre olan etkilerini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Tarım sektörü, ekonomik yapının temel taşlarından biri olup; istihdam, üretim, dış ticaret ve gıda güvenliği açısından stratejik bir öneme sahiptir. Tarımın doğal koşullara yüksek oranda bağımlı olması ve mevsimsellik gibi yapısal özellikleri, bu sektörü diğerlerinden ayırmakta ve özel destekleme politikalarını zorunlu kılmaktadır. Türkiye'de tarımsal destekleme politikalarının üreticileri koruma ve tarımsal üretimi teşvik etme amacıyla çeşitlendirildiği; ancak uygulamada karşılaşılan yapısal sorunlar ve kaynak kullanımı etkinliği gibi konularda iyileştirme gerektiren noktaların bulunduğu tespit edilmiştir. Bu bağlamda, destekleme mekanizmalarının daha şeffaf, hedef odaklı ve sürdürülebilirlik ilkesine uygun şekilde yeniden yapılandırılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
A comparison of Marx and Weber's analyses on the origins and development of capitalism
Comprehending the emergence and growth of capitalism by understanding the similarities and differences between Marx's and Weber's perspectives is crucial. Numerous discussions have focused on this topic. Their analytical framework and methodology should also be studied to compare their viewpoints on the origins and development of capitalism, mostly in Western Europe, since only through such an analysis can the perspectives of Marx and Weber be compared. This study compares Marx's and Weber's analysis of the development and origins of capitalism. Therefore, its main objectives were not to discuss whether Marx or Weber is correct in his analysis, compare the key material features of their two modalities of intellectual representation, or examine the history of capitalism. As the method of this study, their primary publications, letters, speeches, etc., were used in this study based on the concerns they are aiming to address as well as their responses to questions about the beginnings and development of capitalism. This was carried out by obtaining viewpoints on the subject of study from both Marx and Weber, as well as some of their supporters and detractors and subsequent discussions. The main argument reached by this thesis is that although the thoughts of Marx and Weber on the origins and development of capitalism are seen as rivals to each other by many, their analyzes are quite consistent with each other in terms of examining the various aspects of society, their examination methods, and their dialectical perception of society.
An empirical investigation of rational bubbles in US dollar-Turkish lira exchange rate by means of currency derivative market
This study aims to investigate whether USD/TRY exchange rate exhibits any rational 'speculative' bubble formations over the period 2001-2022. As a rational bubble in any asset price is defined as consistent deviations of prices from its fundamental value, testing for bubbles using some statistical techniques might be straightforward under the assumption that model specification for fundamentals is correct. However, given parameter and model uncertainties about model specification for fundamentals, one can never be certain about the results of the tests based on fundamental specifications to conclude the presence of rational bubbles or model misspecification because rejecting the null hypothesis might point to either or both of these cases. Recently, the study by Pavlidis, Paya, and Pell (2017) propose a method for testing rational bubbles, which they argue, does not depend on model specification for fundamentals. Their method simply looks at the spot-forward rate deviations. One can see if such deviations are explosive such that periodically collapsing bubbles are present by means of right-tailed unit root tests (GSADF test) developed by Phillips et al. (2015). This study adopts the method of Pavlidis et al. (2017) by applying GSADF tests to differences of spot-forward USD/TRY exchange rates in order to investigate the existence of rational bubble formations in USD/TRY exchange rate. We find that although the spot rate itself presents excessive behavior, especially after 2014, spot-forward differentials are not explosive, meaning that there is no evidence of rational 'speculative' bubbles in USD/TRY exchange rate over the sample period.
Central Bank independence and stability
This study examines the impact of stability and institutional indicators on Central Bank Independence (CBI) using a fixed effects panel data analysis for 51 countries from 2008 to 2017. Stability indicators include Past Inflation, Financial Depth, Trade Openness, Total Government Debt, Current Account Balance, and GDP per Capita, while institutional indicators encompass Control of Corruption, Government Effectiveness, Political Stability, Rule of Law, Voice and Accountability, and Regulatory Quality. The analysis adopts a broader measure of CBI developed by Romelli (2022). This paper aims to enrich the literature by investigating how these indicators shape the independence of central banks in the post-global crisis era, providing valuable insights for policymakers and shedding light on essential elements that affect the autonomy of central banks. It contributes to the existing literature by considering two additional important variables- Current Account Balance and Total Government Debt- which have been largely overlooked in previous studies. Based on the panel data analysis conducted with the Driscoll & Kraay robust estimator, while all models turned out to be statistically significant, only Past Inflation, Trade Openness, Government Debt, and Control of Corruption were statistically significant at the variable level. The remaining variables did not turn out to be significant in any model.
Dış ticaretin fiyat-maliyet eki üzerine etkisi: Türkiye imalat sanayii için bir uygulama
Bu çalışma, Türkiye İmalat Sanayii'nin 189 alt sektöründe dış ticaretin fiyat-maliyet eki üzerindeki etkisini, 2004-2015 yılları için panel veri analiz yöntemi kullanarak tahmin etmektedir. Çalışmanın diğer bir amacı, ihracat rekabet gücü yüksek ve yüksek olmayan sektörler ayrımı yapılarak, ithalat ve ihracat artışının fiyat-maliyet eki üzerindeki etkilerini tahmin etmektir. Sonuçlar, toplam imalat sanayii ve ihracat rekabet gücü yüksek sektörlerde fiyat-maliyet eki ile ithalat penetrasyon oranı arasında pozitif, fiyat maliyet eki ve ihracat yoğunluğu arasında negatif bir ilişki olduğunu göstermektedir. Rekabet gücü yüksek ve düşük sektörlerde, dış ticaret değişkenlerinin fiyat-maliyet ekini farklı kanallardan etkilediği görülmektedir. Buna göre, rekabet gücü düşük sektörlerde ise fiyat-maliyet eki ile ithalat penetrasyon oranı arasında pozitif bir ilişki olmasına rağmen, ihracat yoğunluğu ile fiyat-maliyet eki arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı görülmektedir. Ayrıca tüm imalat sanayi alt sektörleri ve ihracat rekabet gücü yüksek ve rekabet gücü düşük sektörlerde, sektörel reel döviz kuru, yoğunlaşma oranı ve toplam istihdam değişkenlerinin de fiyat-maliyet eki üzerinde pozitif bir etkisi olduğu görülmektedir.
Avrupa Birliği ekonomi politikalarında uyum süreci: Türkiye ve Polonya arasında bir karşılaştırma
Türkiye'nin Avrupa Birliği müzakereleri uzun yıllardır sürekli konuşulan ancak bir türlü neticeye bağlanamayan tam anlamıyla bir muammadır. Türkiye, sürekli Avrupa Birliği'ne üyeliği kabul edilen ülkelerle kıyaslanmış, eksikleri tamamlanmaya çalışılmış ancak bir türlü tam üyeliğe geçiş gerçekleşmemiştir. Bu çalışmada 2004 yılında tam üyeliğe kabul edilen Polonya ile üyelik müzakereleri hala devam eden Türkiye'nin ekonomik yapısı kıyaslanacaktır. Bu iki ülkenin ekonomik yapıları incelenirken Avrupa Birliği'nin ekonomik kriterleri içerisinde değerlendirdiği makro ekonomik göstergeler kıyaslanacaktır. Söz konusu bu göstergeler; Enflasyon Oranı, İstihdam Oranı, İhracat Oranı, GSMH büyüme oranı, Kişi başına düşen GSMH büyüme oranı, İthalat Oranı, Yurtdışından net gelir, Döviz Kuru, İşsizlik Oranıdır. Ayrıca ikinci aşama olarak bu iki ülkenin ekonomisini kıyaslamak amacıyla kümeleme analizi yapılacaktır. Kümeleme analizinde benzer değişkenler kullanılırken, 2004 yılından bu yana Avrupa Birliği'ne tam üyeliğe kabul edilen 11 ülke ve hala müzakere aşaması devam eden ve üyeliğe kabul edilmeyen 5 ülkenin verileri kullanılacaktır. Söz konusu bu ülkeler; Polonya, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Letonya, Litvanya, Malta, Macaristan, Slovenya, Slovakya, Bulgaristan, Romanya, Hırvatistan, Türkiye, Sırbistan, Karadağ, Makedonya ve Arnavutluk'tur. 1980-2015 dönemi için 17 ülkeye ait 9 makro ekonomik değişken kullanılarak, SPSS ortamında kümeleme analizi gerçekleştirilecektir. Kümeleme analizi sonucunda söz konusu bu 17 ülkenin ekonomik açıdan birbirlerine olan benzerliği değerlendirilmiş olup, belirlenen dönemlere ve seçilen 9 makro ekonomik değişkenlere ait veriler ile yapılan analizlere baktığımızda Türkiye ekonomisi ve Polonya ekonomisi kısmen benzerlik göstermektedir. 1980-2004 dönemi hariç yani 2004 yılı sonrası dönemlerde Türkiye ekonomisinde meydana gelen olumlu değişimler sonucunda Türkiye ve Polonya benzer kümelerde çıkmıştır. Yapılan bu çalışmayı genel olarak değerlendirdiğimizde, Türkiye ve Polonya'nın ekonomik durumlarının kısmı olarak da olsa benzerlik gösterdiği sonucu elde edilmiştir. Ayrıca ilgili dönemde AB'ye tam üyeliğe kabul edilen devletler ile de Türkiye'nin benzer ekonomik yapıya sahip olduğu da gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği (AB) Ekonomi Kriterleri, Polonya, Türkiye, Kümeleme Analizi.
Yunanistan ekonomik krizi kökeni ve uygulanan para politikalarında finansal kurumların dönüşümü
2007 yılında ABD'de konut sektöründe oluşan kriz, tüm Avrupa'ya yayılarak evrensel boyuta ulaşmıştır. Avrupa'da özellikle Yunanistan ve çevre ülkelerini etkisi altına almış, krize ani tepki veremeyen çevre ülkeleri krizden oldukça olumsuz etkilenmişlerdir. Krizle beraber yüksek borçlar oluşmuş, işsizlik, enflasyon sorunları baş göstermiş ve cari denge olumsuz etkilenmiştir. Kriz Yunanistan'da en çok GSYH oranla bütçe açığının ve borçların en yüksek olduğu zamanlarda hissedilmiştir. AB, IMF ve AMB aralarında grup oluşturarak Yunanistan için kurtarma paketlerine onay vermişlerdir. Kurtarma paketine karşılık istenilen kemer sıkma politikaları genel olarak, mali, finansal ve yapısal politikaları kapsamıştır. Yunanistan'ı ekonomik krizlere karşı kırılgan konuma sokan ülkenin kendi içerisinde yaşadığı sorunlar (transfer harcamalarının yüksek olması, devlet borçlanma, askeri harcamalar ve ücretler) ve mali yapıda yaşadığı dengesizlikler olmuştur. Bilinenin aksine bu faktörler, ülkeyi krize sürükleyen asıl nedenler olmayıp, krize elverişli ekonomik yapı oluşturmuştur. Krizin temel kaynağı dışarıdan yansıyan unsurlar olduğu ortaya çıkmıştır. Şöyle ki; 2008 yılında ABD'de başlayan küresel finansal kriz ile meydana gelen durgunluk, Yunanistan'ın GSYH'sında önemli oranda azalmaya yol açmıştır. Hali hazırda Yunanistan'da gelir toplama mekanizmalarının sağlıklı işlememesi, Euro'ya geçişle kredi olanaklarının artması, bunun sonucunda faiz dışı harcamaların %8'e çıkması, yüksek transfer harcamaları, emeklilik zamları ve ikramiyelerin ülkede cari işlemler açığını ve bütçe açığını yaratması ülkenin krize karşı etkinsizliğine ve hazırlıksız yakalanmasına neden olmuştur. Basit ifadeyle Yunanistan ekonomisi tek bir sarsıntıyla yıkılacak duruma gelmiştir. Bu çalışmada, Yunanistan'da oluşan ekonomik krizin kökenlerine, ülkede yarattığı etkilere, alınan tedbirlere ve Yunanistan dâhil tüm ülkelerin finansal kurumları üzerindeki etkilere yer verilmiştir.
Türkiye'deki serbest bölgelerin performans açısından incelenmesi ve Türkiye ihracatına etkisinin değerlendirilmesi
Uzun yıllar ithal ikameci sanayileşme politikalarını benimseyen Türkiye dış ticarette karşılaştığı sorunlar sebebiyle genel olarak 1980'ler den sonra ihracata dayalı sanayileşme politikalarına başvurmuştur. Bu politikalar çerçevesinde ve bu politikaların daha iyi işleyebilmeleri amacıyla Serbest Bölge Kanunu kabul edilmiştir. Türkiye'de günümüzde 18 tane Serbest Bölge bulunmaktadır. Bu Serbest Bölgeler'den beklentiler genel olarak; yabancı sermaye girişini sağlamak, teknoloji girişini sağlamak, ihracatı artırmak, istihdamı olumlu yönde artırmak ve dış ticaret hacmini arttırarak ülke ekonomisini bu değişkenlerle iyileştirmektir. Bu çalışmada Serbest Bölgelerin tanımı, genel özellikleri, Dünyada ve Türkiye'de ortaya çıkışlarının kısa tarihi, olumlu-olumsuz etkileri, türleri, bu bölgelere sağlanan teşvik ve yardımlar konularında bilgi verilmiştir. Türkiye'nin yanı sıra dünya genelinde serbest bölgelerin yapıları ve faaliyetleri de incelenmiştir. Çalışmanın uygulama bölümünde ise Veri Zarflama Analizi (VZA) hakkında bilgi verilmiştir. Türkiye'de faaliyet gösteren 18 serbest bölgeye ait veriler ile Veri Zarflama Tekniğinin BCC ve CCR Yöntemlerinin her biriyle bu bölgelerin etkinlikleri değerlendirilmiştir. Değerlendirme sonucunda 18 serbest bölge içerisinde etkin olmayan serbest bölgelerin etkinliklerini sağlayabilmeleri için gerekli olan iyileştirmelerde analiz sonucunda belirlenmiştir. Ayrıca her iki yöntemin sonuçları karşılaştırılarak değerlendirilmiştir.
Turkey labour market: Real-time data collection and insights
Still there is a conventional approach to collect data on dynamics of the labour market such as salaries variation, supply and demand, mobility or insights of educational needs and knowledge workers. This traditional method of survey analysis is not sufficient and can mislead the reality as we are in an era of exponentially increasing data. The main contribution of this thesis aims to propose methodology of data collection in real time, data patterns and architecture to deal with day-to-day labour market variation in Turkey. During 1 year of regular data collection, 314,000 open job positions in 2760 different occupations are classified in terms of pay gap, education surplus and shortage, and velocity of market. The results shows that Turkey's labour market undergoes an increasing shift specially after the Covid-19 effect in terms of skilled based economy, digital transformation, and payroll distribution index in the upcoming years.
Education expenditure and economic growth nexus: Evidence from the MINT
The MINT - Mexico, Indonesia, Nigeria and Turkey - are from the countries projected to attain a significant level of economic success in the years to come. As a result of the demographic and geographic characteristics of these countries, they have the potential to push their economies to a globally competitive standard that is suitable for rapid economic development and advancement. From the prerequisites for the actualisation of such standard is the improvement in the quality of labour and deliberate investment in human capital through education. This study examines the viability of such prospects for the MINT by investigating education expenditure and economic growth relationship in the MINT. Through the use of a panel data set ranging from the year 1994 to the year 2020, the study utilises panel Dynamic Least Squares (DOLS) and Fully Modified Least Squares (FMOLS) methods to examine the impact of education expenditure on growth in the MINT, and the finding from the study shows that there is a long-run relationship between education expenditure and economic growth. Expenditure on education positively affects economic growth in Mexico, Indonesia, Nigeria and Turkey. More specifically, according to findings in this study, it is observed that a unit increase in the percentage of education expenditure will result in a 3 - 4 per cent increase in economic growth in the MINT. Labour also significantly impacts economic growth in the MINT. The results for the countries imply that expenditure on education and human capital should be encouraged, as evidence from this study conforms to findings from the literature.
Investigating the efficiency of airline stock returns in Turkey
Do stock prices reflect all information in the market as the efficient market theory states? Or are there some economic factors that significantly determine stock prices? This empirical study examines the efficient market theory in the airline industry in Turkey. Using daily data of Turkish Airlines and Pegasus Airlines stock prices, and Turkish lira exchange rates from Yahoo Finance, we employed a series of parsimonious GARCH (1;1) models to examine whether exchange rates have significant deterministic effects on Turkish Airlines and Pegasus Airlines' stock returns. We also designed distinct GARCH models including daily, monthly and quarterly dummy variables to test for the existence of calendar anomalies. Our empirical findings indicate that exchange rates significantly affect the mean stock returns and their volatilities. Our calendar anomaly analysis also indicates that different days, months and quarters have significantly different impacts on the mean and volatility of stock returns, thereby corroborating the key finding that Turkish Airlines and Pegasus Airlines' stock returns are not efficient.
An inquiry into the effects of microfinance on social distrust levels among the poor
This thesis makes three contributions to the microfinance literature. It synthesizes the evidence on microfinance and social capital, developing an understanding of how group lending-based microfinance and social capital interact. Drawing on gaps in the literature, it highlights the need for interdisciplinary research that bridges the approaches taken by sociologists and economists for understanding what (actually) works for society. Next, three novel measures of microfinance (prevalence) intensity for cross-country analyses are proposed. We show that these new measures are more precise than existing ones, are highly correlated with the existing measures, and show a higher variance. These characteristics allow the new measures to better exploit cross-country heterogeneity. Lastly, the association between microfinance intensity and social distrust is analysed. Utilizing data extending over two decades, we use the four recent waves of the World Values Survey, corresponding to the years 2001, 2007, 2012, and 2019, and find a significant relationship, robust to various checks, including empirical Bayes, 2-Stage Least Squares, and weak instruments-robust regressions. The relationship is present only in the low-income strata of the society and not in the rich, suggestive of the effect of microfinance in these countries, as microfinance targets the poor strata. Microfinance may affect distrust levels within communities because of the collateralization of social capital. The joint-liability mechanism creates social friction, as has been reported by many qualitative studies in the past, which fractures the levels of trust in society. This thesis is the first to show how microfinance worsens (dis)trust empirically using publicly available data. The study has important implications for microfinance in theory and practice: the results suggest that the incentive structure of the typical group-based microfinance needs revisiting to better account for the social costs inherent in its design; financial inclusion should not come at the expense of social ties and trust.