İstanbul Beykent Üniversity
Discipline

Sinema Televizyon Anabilim Dalı

İstanbul Beykent Üniversity

175

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Yakan Çakmak: Kısa film

Süleyman sabahtan akşama kadar bir kahvede karın tokluğuna çalışan kendi halinde ve gel-git akıllı olması sebebiyle arkadaşlarının dalga geçtiği bir adamdır. Süleyman yıllar önce üye olduğu bir dernek ile ilgili açılan bir davada sorguya alınır ve evinde bulunan 19 çakmağı ne yapacağı sorusuna cevap vermek zorundadır.

FilmKısa filmSinema+1
Dinçer Adiller
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Proficiency in ArtOpen AccessTR

Konuşmak çok güzel (Kısa film)

Konuşmak Çok Güzel adlı kısa filmde; Elif, işitme engelli on iki yaşında bir kızdır. Filmde farklı kişiler, Elif'in hayat hikâyesi hakkında bilgi vermektedir. Elif'in arkadaşı Yeter, Eliflerin evinin pencere camına ayna tutarak onunla iletişim kurar. Elif, onun yardımıyla uyanır ve birlikte okula giderler. Yeter okul yolunda bize Elif ile ilgili bilgiler verir. Daha sonraki sahnede işitme engelliler öğretmeni beden diliyle ilgili bilgiler verir. Elif, rehabilitasyon merkezinde duyma, anlama, okuma, konuşma alıştırmaları yapar. Beş yaşına kadar duyamayan, dolayısıyla hiç konuşamayan Elif artık duyabilmekte, konuşabilmekte ve zamanda okuyabilmektedir. Elif, filmin sonunda mutlu ve huzur içinde, "Ben artık konuşuyorum, konuşmak çok güzel, anneciğim seni seviyorum" der.

Armağan Güneş
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Demir şehir

Belgesel, gerçek hayattan esinlenir. Kardemir fabrikasının Karabük şehri ile ilişkili konularını ele alır. Geçmişi irdeleyerek şehrin, fabrikasına nasıl sahip çıktığının temelini oluşturmaktadır. Bu belgeselde, işçilerin direnişini, halkın şehirde hayatı durdurmasını ve Kardemir fabrikası ile şehrin birbirinden ayrılmaması gerektiği anlatılmıştır. Belgesel, Türkiye'nin ilk entegre sanayi kuruluşu Kardemir fabrikası ve Karabük şehrinde çekilmiştir. Fabrikanın kapanması gündeme geldiğinde halkın ve Kardemir çalışanlarının ortaya koyduğu destansı direniş ele alınmıştır. Kardemir işçileri ve Karabük halkı şehirde yaşamı durdurarak dönemin hükümetinin fabrikayı kapatma kararı aldığı dönemde fabrikanın kapatılmasına engel olmayı başarmışlardır. Şehrin Kardemir'e en fazla ihtiyaç duyduğu dönemde halk fabrikaya sahip çıkarak ortalama 5-6 bin ailenin yaşam standartlarına etki etmiştir. Günümüzde de demir tozlarının içinde emek sarf eden işçilerin direniş günleri hala akıllardadır. Sendika, işçilere sahiplenme ve çalışma koşullarını düzenlemek için çalışmalarını gerçekleştirmektedir. Demir-çelik sektöründe işçinin emek gücünden oldukça fazla yararlanıldığı bilinmektedir. Belgeselde Kardemir ve Karabük şehri arasındaki bu ilişkiler, Kardemir çalışanları ve şirket arasındaki ilişkiler, çalışanlar ve Karabük şehri arasındaki ilişkilerin geçmişten günümüze tarihi seyri anlatılmaya çalışılmıştır.

Dijital belgesel üretim projeleriİşçi sendikaları
Emrullah Taş
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

André Malraux'nun hayali müzesinin çağdaş sanat politikaları ve güncel sanat projeleri açısından önemi

Aby Warburg sanat eserlerinin röprodüksiyonlarını bir araya getirip kendi mantığı içerisinde düzenlemeler yaptığı ?Mnemosyne Atlas? panolarını ve oval biçimdeki, standart katalog sistemini kullanmayan, kitapların kullanıcının ilişkilendirmesine göre yer değiştirdiği kütüphanesini 20. yüzyılın ilk çeyreğinde geliştirir. André Malraux da sanat eserlerinin fotografik röprodüksiyonları dolayısıyla sanat tarihinin geleneksel anlayışını bozan, her dönemden ve her türde sanat eserinin bir araya gelebildiği öznel bir kurgu olan ?Hayali Müze?'sini II. Dünya Savaşı'ndan hemen sonra, 1947'de geliştirmeye başlar.Aby Warburg ve André Malraux'nun yirminci yüzyılın ilk yarısında ortaya koydukları sanat kuramları, yirmibirinci yüzyılda teknolojinin olanaklarıyla yeniden güncel hale gelmiştir. Warburg ve Malraux'nun geliştirdikleri kurgu günümüzde hipermetinsel ve rizomatik bir yapıya karşılık gelmektedir. Her türlü görüntü ve bilgiye internet üzerinden ulaşabilmek mümkündür. Web 2.0'ın bilgi yükleme, yorum ekleme ve düzenleme yapmaya uygun yapısı aktif kullanıcıları ortaya çıkarmıştır. Yani internet üzerindeki görsel, metinsel her tür bilgiyi, kullanıcı alıp, yorumlayıp, yeniden sunabilir. Bir zamanlar fotografik teknolojiyle gerçekleşen yeni yorum biçimleri, günümüzde bilgisayar teknolojisinde karşılığını bulmuştur.Sanatçıların yapıtları dönemlerinin ruhunu yansıtır. Tezin son bölümünde, Bellek Atlası ve Hayali Müze'nin ilham kaynağı olduğu sanatçıların çalışmaları çözümlenmiştir.

ArşivlerMalraux, AndreModern sanat+4
Nezaket Tekin
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Amerikan sinemasına egemen mutlu son ideolojisi

ÖZETAmerikan Sineması Hollywood demektir. Hollywood da Amerika. Dünya üzerinde sineması ile bu denli bütünleşen başka hiçbir ülke yoktur. Amerikan zihniyeti ile paralel biçimde sineması da hiçbir olgu ya da yargıyı dışlamaz ve işte böyle bir yaklaşım sayesinde, ülkede Hollywood'un yani ABD'nin bakış açısına aykırı izlenimi veren onca bağımsız filme varolma şansı verilmekte, zaten bu sayede de egemen olanın hiçbir zaman yıkılmaması, alaşağı edilmemesi garanti altına alınmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri'nde gerçekte egemen olan; kucaklayıcı, bireylerini her koşulda anlayışla karşılayan, onları yücelten, hep ikinci bir şansları olduğuna inandıran ve en önemlisi sürekli umut aşılayan bu ideolojidir. Bu ideolojinin kilitlendiği tek hedef Amerikalı olmanın ve Amerikan yaşam tarzını benimsemenin bir bireyin başına gelebilecek en iyi ve bildiğiniz ulvi şeylerin tümünden daha kutsal olduğuna duyulan inançtır. Ve Hollywood bu yolda olan biten her şeyin meşru kılınması dolayısıyla kitlenin onay verip her şeye rıza göstermesi için bu ideolojiyi büyük bir özen ve ciddiyetle aralıksız yeniden üretmektedir.Amerikan kültürünü diğer bütün araçlardan çok filmler şekillendirmektedir. Kahramanlarının çoğunu onlara filmler kazandırmakta ve Amerikan değerlerinin tanımlanmasında büyük rol oynamaktadır. Aşkı ve hayatı anlamlandırmalarına, iyi çocuklarla kötü çocukları ayırt etmelerine yardımcı olmaktadır. Hollywood filmleri diğer unsurların hepsinden çok Amerikan rüyası yaratmış ve sonra da dünyanın dört bir yanına ihraç etmiştir. Amerika Birleşik Devletleri'nde tüm devlet kurumlarının yöntem ve çalışmaları Amerikan kaderine hizmet etmektedir. Hollywood da bu kurumların içinde Amerikan rüyasını, dünyanın belki de en büyük illüzyonunu, çok başarılı bir şekilde üreten ve hem Amerika'da hem de dünyanın diğer birçok ülkesinde pazarlayan kurumların başında gelmektedir.Bu çalışmada amaçlanan Hollywood'u kötülemek ya da karalamak hatta eleştirmek şeklinde anlaşılmamalıdır. Asıl yapılmak istenen Hollywood üzerinden bir ulusu, bir zihniyeti okuyabilmek ve anlayabilmektir. Bizlere sinemasıyla bu verileri sağlayan ve bu denli kapsamlı bir çözümleme olanağı sunabilen başka bir ülke yoktur. Bu açıdan bakılırsa yapılmak istenenin Amerikan sinemasının, yani Hollywood'un bir ülke sineması olarak incelenmesinden çok, Amerika Birleşik Devletleri'nin tüm kodunun Hollywood üzerinden okunabilecek olmasının ısrarla altının çizilmesidir.

Amerikan sinemasıHollywoodSinema+2
Hilal Süreyya Yılmaz
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

1990 sonrası ulusal sinemada birey üzerinden gündelik yaşam ideolojisini yansıtma sorunsalı

İnsana ait olan her şey toplumsal, kültürel dolayısıyla da ideolojiktir. Gündelik yaşamın ise toplumsal hakkında ciddi bir ideolojik metin barındırdığı göz ardı edilemez. Gündelik yaşamın sanatın konusu olması ya da gündelik yaşam içerisindeki sıradanlığın sanatın konusu olması yeni bir olgu olmamakla birlikte üzerinde pek durulmayan bir alandır. Sanatı da bu bağlamda ideolojinin gizlediği gerçekliği deşifre edecek bir araç olarak görmek gerekmektedir. Türkiye'de sinemanın serüvenine bakıldığında 1990'lı yılların ikinci yarısından itibaren hızlı bir ivme kazanan ulusal sinemanın, genelde büyük anlatılar yerine sıradan yaşamlara ve sıradan insan öykülerine yöneldiği görülmektedir. Bu yeni oluşan sinemanın anlatılarını, birey olma mücadelesindeki toplumsal aktörlerin gündelik yaşam içerisinde nasıl bir ideoloji ile şekillendikleri sorusu üzerine inşa ettikleri görülmektedir. Mevcut ideolojinin, temelde milliyetçi ve ahlakçı bir söylemde ilerlemesine karşın bireylerin otoritenin stratejilerine gündelik taktiklerle cevap verebilen ama otoritenin çok da dışına çıkamayan bir algılayış ve yaşayış biçimi ortaya koyduğu ortadadır.Bu çalışmada gündelik yaşam içerisinde, birey ve birey algısını belirleyen temel kavramlar ışığında, Türkiye'de kadın ya da erkek toplumsal aktörlerin, bu toplumsal alanda nasıl varlık gösterilebildiği tartışılmıştır. Bu bağlamda yerleşik ideolojik metnin birey olmaya ne kadar izin verebildiği ideolojik ve sosyolojik eleştiri yöntemi kullanılarak örnek filmler üzerinden açıklanmaya çalışılmıştır. Örnek filmlerde de görüldüğü gibi birey kavramı, entelektüel bir tartışma konusu olmasının ötesinde gündelik yaşamda kendisine çok da karşılık bulamayan ve toplumsal aktörlerce de hayata geçirilmesine izin verilmeyen bir olgudur. Bu nedenle de Türkiye'de birey olgusundan genellikle nominal bir kavram olarak söz edilebilmektedir. Filmlerde de görüldüğü gibi nominal olarak beliren bireyin temel sorunu; ister kent mekanında olsun, isterse taşrada, temelde bir varoluş mücadelesinden öteye geçememektedir.

1980 sonrasıCinsel kimlikGünlük yaşam+4
Tuğba Elmacı
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Tüketim toplumuna geçişte televizyonun sosyo-ekonomik rolü

Tüketim kültürü çağdaş dünyanın belirleyici olgularından biridir. ABD başta olmak üzere gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin tamamında `tüketim' hakim toplumsal form haline gelmektedir. Tüketimciliğin altyapısı bilimsel-teknolojik devrimler tarafından meydana getirilirken, tüketimci değerlerin oluşumu kitle iletişim araçları sayesinde gerçekleşmektedir. Bu araçların en etkilisi olan televizyon, tüketim kültürünün meydana gelmesinde en önemli rolü üstlenmiştir. Ticari şirketler olarak işleyen televizyon kuruluşları toplum üzerinde iki yönlü etkide bulunmaktadır: Tüketim idealleriyle dolup taşan reklam iletilerinin oturma odalarına kadar taşınmasına yardımcı olmak ve program içeriklerini `tüketimci' değerler doğrultusunda oluşturmak. Bu ikincisi bilhassa önemlidir. ?Rating? sistemine bağlı olan ticari televizyonlar acımasız bir rekabet tarafından yönlendirilmekte, ?en çok izlenen kanal? olmak için mücadele vermektedirler. Bu da ?sade?, ?süssüz?, ?eğitici? içeriklerin değil, ?sansasyonel?, ?çarpıcı?, ?gösteri değeri taşıyan? içeriklerin ekranlarda daha fazla yer bulmasına yol açmaktadır. Bilindiği gibi dünyanın yüzyıllardan beri değişmeyen en büyük gösterisi `zenginlik'tir. Varlıklı kesimler ?zengin? olmaktan başka hiçbir şey yapmasalar da, çağlar boyunca ilgi çekmeyi becermişlerdir. Çünkü zenginlik her zaman renkli ve şaşalı görüntüler sunmaktadır. Dolayısıyla masallar nasıl gündelik hayatın sıradan görünümlerini değil de, ?kralları, prensleri, sarayları, perileri ve büyücüleriyle? sıradışı bir hayatı anlatırsa, ticari televizyonlar da fakirliğin `gri' tonunu değil, zenginlerin `renkli hayatlarını' ekrana taşırlar. O yüzden dizi oyuncuları hemen her zaman yüksek gelir düzeyine mensup bakımlı bay ve bayanlardan oluşur. Magazin programları daima onların hayatını işler. Bu yüzden program içerikleri izleyicilerin kendi `sıradan' hayatlarını `zengin' hayatlarla karşılaştırabilecekleri bir ayna işlevi görür. Eğer aynadaki görüntü memnuniyetsizlik yaratıyorsa reklam kuşağını beklemek yeterlidir. Aradaki farkı kapatmak için hangi ürünleri satın almamız gerektiği reklamlar tarafından söylenecektir.

TelevizyonTelevizyon izleyicileriTelevizyon program endüstrisi+1
Yörükhan Ünal
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Almanya' da yaşayan Türk yönetmenlerin filmlerinde göçmen olgusu

ÖZETİnsanlık tarihiyle paralellik taşıyan göç hareketlerinin öznesi olan göçmen,1950'li yıllardan itibaren savaş sonrası Avrupa'nın kapitalist ekonomilerinin işgücütalebini karşılayan ekonomik nesne olarak görülmüştür. Türkiye'den Almanya'yaişçi göçüde aynı genel mantık çerçevesinde değerlendirilmiştir. Kendilerini, köy vekasaba kökenli, feodal-geleneksel değerlerle yüklü bir yaşamdan modern Almankentlerinde farklı bir değerler sisteminde bulan ve birinci kuşak olarak adlandırılanTürk göçmen işçiler, izleri günümüze kadar gelen bir kültürel şok yaşamışlardır.Alman toplumu ile iletişim kurabilecekleri en önemli araç olan dil sorununuçözemeyen birinci kuşak Türk göçmenler, Türkiye eksenli geleneksel kimlik vekültür yapılarını korumak amacıyla genelde gettolarda konumlanmışlardır. Bu içekapanma onları Alman toplumundan ve hâkim kültürden soyutlamıştır. Almantoplumu tarafından uyumsuz yabancılar olarak görülmeye başlayan Türk göçmenleriki Almanya'nın birleşmesi ve yaşanan ekonomik sorunlardan dolayı artan ırkçılıkhareketleri ve yabancı düşmanlığı ile karşılaşmışlardır.Birinci kuşağın aksine Alman okullarında eğitimlerine devam edebilen ikincikuşak Türk göçmen çocukları Almanca'yı öğrenmeleri ile birlikte Alman toplumu ileiletişim kurabilmişlerdir. Evde Türkiye'yi okulda Almanya'yı yaşayan ve kayıpkuşak olarak ta adlandırılan bu kuşak kimlik ve kültür algılamalarını Türkiye'ninyanı sıra Almanya üzerinden de kurgulamaya başlamıştır. Fakat asıl dönüşüm üçüncükuşakla birlikte yaşanmıştır. Almanya'nın kültürel değerler sisteminin etkisi ilebüyüyen bu kuşak çifte kimlik ve çifte bilinç ile Türklük-Almanlık ikileminikendileri için bir avantaja dönüştürmüştür. Alman Türk'ü olarak ta tanımlanan bukuşak kültürel üretim araçlarını özelliklede sinemayı kendilerini ifade edebilmekamacıyla kullanmıştır. Üçüncü kuşak yönetmenlerince çekilen filmler büyük ilgigörüp katıldıkları festivallerde önemli başarılar kazanmışlardır. Bu filmler üçüncükuşağın göçmenlik deneyimlerini, gündelik hayatlarını, geleneksel Türk göçmenailesi içerisindeki kültür ve kimlik çatışmalarını, kuşaklar arasında yaşanan zihinselkopuşu anlatmıştır.V

Akil Fikret Tosun
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Sinemada Suç ve Ceza-Modern toplumlarda adalet arayışının sinemada temsili

Sinemada Suç ve CezaModern Toplumlarda Adalet Arayışının Sinemada TemsiliEmel YuvayapanÖZETToplumların politik, ekonomik, ahlaki yaşamlarıyla sanatsal üretimleriarasında kopmaz bir ilişki vardır. Sanat üretiminin analiziyle, ele alınmakistenen toplumlar hakkında pek çok ipucuna ulaşmak mümkündür. Aynışekilde, ele alacağımız bir kavram da bizler için toplum yaşamına dair önemliveriler sağlayacaktır. Adalet ve adaletin kendini somut olarak görünür kıldığıyasa aracılığıyla belirlenen suç ve ceza kavramları da bu bağlamda takibiyapılabilecek kilit kavramlardandır. Tüm topluma karşı gerçekleştirilmiş biredim olarak kabul edilen suç, bir bütün olarak toplumun, bu dışsallaştırmayıoluşturan değer yargılarını anlamamızın yolunu açar. Suçun bir sonucu olarakortaya çıkan ceza, suçtan birebir etkilenmiş olanların dışında adaletin zarargörmüş olduğu ve yeniden kurulması gerekliliği üzerinde temellenmektedir.Aynı zamanda, sanat anlatısı için oldukça uygun bir içerik de oluşturan bukavramlar, sinema tarihi boyunca pek çok filmde ya olay örgüsünü kurabilmekya da toplumsal bir tartışmanın izini sürebilmek için kullanılagelmiştir.

Emel Yuvayapan
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Kamera-gerçek ilişkisi ve belgesel sinemada gerçek

Belgesel sinema, sinematografik üretimin bir alanı olarak sadece sanatsaldeğil, aynı zamanda bilimsel niteliğe de sahiptir. Bunun nedeni sadece belgeselsinemanın nesnesine yaklaşırken uyguladığı çalışma yönteminde karşımızaçıkmaz, aynı zamanda izleyicinin belgesele yüklediği anlamda yatmaktadır. Bunagöre, belgesel sinema, etrafımızdaki dünyayı açık hale getirmenin, onu`kavranabilir' yapmanın, yani genel olarak `varoluşu bilme'nin günümüzde enönemli görsel aracıdır. Bu anlam yüklemesi, izleyiciyi kaçınılmaz olarak belgeselsinemanın her söylediğinin doğru ve gerçek olduğu düşüncesine götürür.Doğruluk ve gerçeklik, birbirini besleyerek dönüştüren kavramlardır. Felsefitanımlamaya göre gerçek, hakkında bilgi ürettiğimiz nesnelerin tam da bilgilenmesürecindeki varoluş biçimine, doğru ise bu nesneden edindiğimiz bilginin sözkonusu nesneye uygunluğu durumuna gönderme yapar. Fakat burada bir açmazlakarşılaşırız: Devamlı değişen dünyada gerçekliğin değişkenliğine bağlı olarakdoğruluk da değişecektir. Bununla da kalmaz, bir kimlik yeniden-üretimmekanizması olarak kamera, belgeselcinin bilinçli ya da bilinçsizce uyguladığıdramatizasyon aracılığıyla yöneldiği nesnenin gerçekliğine müdahale eder, yanigerçekliği değiştirir. Bu durumda tartışılması gereken asıl soru şu olmaktadır:İzleyicisinin neredeyse değişmez bir doğruluk değeri atfettiği belgesel sinema,hangi gerçeklikten yola çıkarak hangi doğruluğu nasıl üretebilir?Bu çalışma, bu sorunun yanıtını aramaktadır. Bunun için, ilk bölümde, genelhatlarıyla felsefe tarihinde gerçeklik ve doğruluk sorunu incelenmekte; ikincibölümde estetik kuramlarında gerçekçilik üzerine tartışmalar ele alınmakta,üçüncü bölümde gerçekliğe dair sinema estetiği tartışmalarına değinilmekte,dördüncü bölümde Dziga Vertov ve Jean Rouch'un manifestal nitelik taşıyanfilmlerinin göstergebilimsel çözümlemesinden yola çıkılarak belgesel sinemadagerçekliğin nasıl bozulduğu araştırılmakta; sonuç bölümündeyse söz konusugerçeklik bozunumunu ortadan kaldıramasa bile en aza indirmesi muhtemelestetik olanaklar tartışılmaktadır.

Uğur Kutay
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2006
00
DoctorateOpen AccessTR

Siyasal İslam sineması örneğinde İran sineması

Pehlevi'nin ülkeyi modernizme geçirme girişimleri uzun yıllar din adamlarının muhalefetine takılmıştır. Yüzyıllardır Şii geleneği içinde monarşi ile birlikte varlık göstermiş olan din adamlarının, modernizm sürecinden sonra ilk kez monarşi ile ters düşmeye başlaması, yabancıların petrol kaynaklarından büyük rantlar elde etmesinden kaynaklanmıştır. Ülkenin Batılaşmasına en büyük tepki ise Ayetullah Humeyni'den gelmiştir. Geleneksel İran halkına ters düşen yaptırımlar ve yabancı ülkelere verilen tavizler nedeniyle monarşi rejimine olan güvenleri sarsılmıştır, işsizlik ve gelir dağılımındaki eşitsizliğin giderek arttığı ekonomik koşullarda Humeyni'nin halkçı söylemiyle İran halkı, Şah'a karşı ayaklanmaya başlamışdır. Ülkenin yönetimi gibi, dış dünyaya bağlı olan sineması da 1958 yılına kadar varlık gösterememiştir. Şah halkın tepkilerinin artmasından korktuğu için Humeyni'yi ülke dışına yollamıştır. Humeyni bu kez yurt dışından gönderdiği video ve ses kasetleri ile camilere, medreselere, Çarşı esnafına ulaşmış, böylece Şah'a karşı yürütülen muhalefet, tabana yayılmıştır. Halk rejime olan hoşnutsuzluğunu ülke genelinde yaşanılan grev ve yürüyüşlerle dile getirmiş, Şah bu ayaklanmaları bastırma konusundaki beceriksizliğinin bedelini, 1978 yılında ülkeyi terk ederek ödemiştir. Bu tarihten sonra İran'da yeni bir dönem başlamış, Humeyni'nin önderliğinde örgütlenen İslami rejim, İran'da 1979 yılından sonra uygulamaya girmiştir. İran İslam Cumhuriyeti'nin kurulması ve İslam'ın yönetime talip olmasıyla birlikte, siyasal İslam'ın ülkenin her alanına yayılmış ve İslami rejime göre ülkenin yeniden yapılandırılması süreci başlamıştır. Rejim değişiminden sonra en büyük darbeyi sinema almıştır. Şah karşıtı gösterilerin favorisi haline gelen sinemaların yakılması nedeniyle, bu dönemde sinemanın biteceğine kesin gözüyle bakılırken, Humeyni'nin sinema üzerine yaptığı olumlu konuşmalar sayesinde sinemada yeniden yapılandırılması sürecine gidilmiştir. Humeyni sinemaları yasaklamak yerine İslami rejimin propagandasının yapılabileceği hale gelmesi için, yatırımlar yaparak desteklemiştir. Sinemayı devletin denetimine aldıktan sonra, İslami sinema yapma arayışlarına giren İslami rejimde, sinema adına en iyi gelişme Hatemi'nin, Kültür ve İslami Rehberlik Bakanlığı'na getirilmesi olmuştur. Hatemi'nin özgürlükçü tavrı sayesinde, Şah döneminde önemli filmler yapmış olan İran Yeni Dalga yönetmenlerine film yapma izni verilmiştir. Rejimin boşluklarından yararlanan bu sinemacılar, İslami propaganda yapmak yerine, entelektüel sinemalarını geliştirme fırsatı bulmuşlardır. İslami rejimde sinema ile devlet arasındaki ilişkinin, bir dargın bir barışık gitmesi, sinemayı bazen olumlu bazen de olumsuz etkilemiştir. Olumlu etkilendiği dönemlerde, büyük yatırımlar yapılmış, maddi anlamda desteklenmiştir. Ayrıca tüm dünyaya kapılarına kapatan İslami rejim, sineması sayesinde ilk yıllardaki kötü imajını düzeltmiştir. Yurt dışında İslami rejimin erdemlerini anlatmayı hedeflerken, entelektüel sinemacıların kıvrak zekâları sayesinde, rejim eleştirisi yapan muhalif filmlerin de oluşmasını sağlamıştır. İranlı muhalif yönetmenlerin Şah döneminden beri kullandığı, metorik anlatım tarzıyla sansürden kurtulup, rejim eleştirisi yapma yöntemini bu dönemde de uygulamaya devam etmişlerdir. Günümüz İran sinemasında; Şah döneminin muhalif yönetmenlerinin oluşturduğu tarzın, genç yönetmenlerce kullanılması ve muhalif olarak bilinen yönetmenlerin hala film yapmaları, İran sinemasını ilginç kılmaktadır. Günümüz egemen sinema anlayışının dışında, naif ve sıcacık hikayeleriyle, İran sineması, minimal sinema anlayışıyla gerçekleştirdikleri filmlerinde, gerçek ve kurmacanın en doğal şekliyle harmanlandığı, anlatımın metaforlarla zenginleştirildiği, gündelik yaşamın içinde gezinen kamerasıyla yaşamı yakalamaya çalışan, insanı duyguların evrensel olduğunu ön plana çıkaran samimi yaklaşımıyla Batılı izleyiciyi şok eder ve Hollywood sinemasının standartlarının dışında da filmler yapılabileceğinin en iyi örneklerini oluştururlar.

Sabire Batur
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2007
00
Master'sOpen AccessTR

1990 sonrası japon korku sinemasında intikamcı ruh öğesi

Japon korku sinemasının beslendigi temel kaynak Japon kültürüdür. Japon kültüründe korku, mitolojiden gündelik yasama kadar birçok alanda varlıgını hissettirir. Geleneksel kültürde genis bir yeri olan ?intikamcı ruh? ögesinin her türlü anlatıda yaygın bir kullanımı vardır. ?ntikamcı ruh? ögesi, arka planına yerlestirilen toplumsal sorunlarla birlikte Japon korku sinemasında da yogun bir biçimde kullanılmaktadır. Korku filmlerinin bir ülke sinemasında yükselise geçmesinin, toplumsal sorunların bir yansıması oldugu kabul edilmektedir. Japon ekonomisinde 1990'larda balon ekonomisi olarak tanımlanan döneminin ardından gelen çöküsle birlikte güvenilen kurumsal yapılarda bozulmalar meydana gelmistir. Bunun izleri, tüm popüler kültür ürünlerinde oldugu gibi sinemada da görülmüs ve korku filmlerinin üretiminde belirgin bir artıs gözlemlenmistir. Bu filmler arasında ?intikamcı ruh? ögesinin kullanıldıgı filmlerin çogunlukta olması da dikkat çekicidir. ?ntikamcı ruh? ögesinin Japon toplumundaki yeri ve anlamının kavranması, Japon sinemasında bu ögenin bir metafor olarak neden tercih edildiginin de anlasılmasını saglayacaktır.

Zehra Zıraman
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2007
00
Master'sOpen AccessTR

90 sonrası Türk sinemasında tip karakter ikilemi

Anlatı biliminin tarihi uygarlık tarihi kadar eskidir. Yazılı ya da sözlü her türlü eser anlatı olarak adlandırılır. Anlatılar arasında, kurmaca anlatılar özel bir yere sahiptirler. Kurmaca anlatılar insanı konu alan ve insanın bütün özelliklerini isleyen eserlerdir. Öykü, sinema, dram trajedi, komedi gibi anlatı türlerinde esas olan öykülemedir. Öyküleme anlatı içerisindeki olaya baglıdır. Olaylar bütünü dramatik yapının temelidir ve olayın esası eylemdir. Öykü çatısma içindeki karakterlerin eylemlerinden dogar. Karakter ve tipler eski Yunandan beri anlatılar içerisinde önemli bir yere sahiptir. Karakter, çok boyutlu ve daha ayrıntılı islenmis anlatı kisisini tanımlarken tip, daha sıradan her öyküde bulunabilecek kisileri temsil eder. Tiyatro ve romandan daha yeni bir sanat dalı olan sinemaya, karakter ve tipleri bu sanat dallarından miras kalmıstır. Sinema ilk zamanlarında kendisi için yazılan özgün öykülerden çok roman ve öykü gibi edebi eserlerdeki öykülerden yararlanmıstır. Türk sineması, baslarda benzer bir süreç izlemistir. Film üretiminin çok yogun oldugu yıllarda seri üretim senaryolar ve birbirinin aynısı olan karakterler yaratmıslardır. Bu dönemde yaratılan karakterler daha çok `tip' tanımlamasına yakındır. Her biri toplumun belli bir kesimini temsil eder ve toplumsal kosullara göre konumlanırlar. Türk sinemasında seksenli yıllarda baslayan degisim rüzgarı doksanlı yıllarda artarak devam etmistir. Doksan sonrası Türk sinemasına bakıldıgında degisen toplumun etkilerini tasıyan karakterler görülür. Toplumdaki degisim ve gelisim Türk Sinemasındaki karakterlere yansır.

Pınar Aslan
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2007
00
Master'sOpen AccessTR

1980 sonrası Türk Sinemasında kadın ve cinsellik sorunu

1980 ve sonrasında Türk Sineması'nda "cinsel özgürlüğü" nü arayan kadın karakterler, kırsal kesimde ezilen, şehirlerde "yabancılaşma" nın en acı koşullarını yaşayan kadınlar yoğun bir şekilde ele alınıyor, "yeni" bir kadın imajı yaratılmaya çalışılmaktadır. Türk toplum yapısında yüzyıllar boyunca oluşan bir "Ortaçağ zihniyeti" hüküm sürmektedir. Bu zihniyetin tüm olumsuzlukları, kültürel yozlaşmaların nedeni olarak gündeme gelmekteydi. Öyle ki, 1968 yılından 1980'e kadar bu zihniyetin yarattığı boşluk yüzünden yığınlar birbirini rahatlıkla öldürüyorlardı. 12 Eylül 1980'den sonra oluşan huzur ve güven ortamında 24 Ocak ekonomik kararlarının tüm olumsuzluklarına karşın "yeni zihniyet" in gelişeceği bir ortam söz konusudur. Kemalist ilkeler ve ülküler doğrultusunda, "çağdaşlaşma" nın gereği sanayileşme "tarım" dan "sinema" ya kadar yaşamın tüm alanlarında olmasının gereği bir kere daha ortaya çıkmıştı. Yeni gelişmeler doğrultusunda Türk Sineması da "Geçiş Dönemi" nde yeni bir zihniyetin oluşması için destek göstermiş ve "özgür kadın" imajını hızla geliştirmişti.

Ragıp Taranç
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1985
00
DoctorateOpen AccessTR

Devlet televizyonundan kamu televizyonuna "Türkiye için bir kamu televizyonu modeli"

Türkiye için yeni bir kamu televizyonu modeli geliştirmeyi hedefleyen bu tezde TRT Televizyonunun devlet televizyonundan kamu televizyonuna dönüşüm sürecine katkıda bulunmak amacıyla dünyanın belli başlı kamu yayın kurumlarının örgütlenme modelleri incelenip, kurumun tarihsel gelişimi ve örgütlenme yapısı da göz önüne alınarak uygulamaya yönelik gerçekçi bir yeniden yapılanma modeli yaratılmıştır. Yaratılan bu yeni modelde kaynak olarak dünyanın en saygın kamu yayın kuruluşu BBC'nin temel öğe ve işlevlerinin benzerleri yer almakla birlikte Türkiye koşullan da göz ardı edilmemeye çalışılmıştır. Modelin temelinde kurumun üretim kalitesini (program) arttırmak için kaynak yönetiminde verimlilik, merkeziyetçi yapıdan yetki ve sorumluluğun üretim birimlerine kaydırılması gibi yaklaşımlarla özerk, güçlü bir kamu televizyonu ve kamu yayın kurumunun profili çizilmiştir. Bu modelin hayata geçirilmesiyle TRT 2000'li yıllara başarılı bir kamu yayıncısı olarak imza atabilecektir.

TRTTelevizyon
Faik Kartelli
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1999
00
Master'sOpen AccessTR

Türk sinemasında gençlik komedisi türü: Çılgın Dersane örneği

Sinema ve diğer sanatlara bakıldığın da çeşitli sınıflandırmalarla karşılaşılır. Sinema ilk olarak ortaya çıktığında sadece eğlence aracı olarak çıkmış daha sonra konulu filmlerin çekilmesi ile beraber kuramsal incelemeye tabi tutulmuş, yönetmen, senaryo ve çekim teknikleri yönleri ile incelenerek tür kavramı oluşmaya başlamıştır. Tüm dünyada gençlik komedisi olarak isimlendirilen ve genellikle ergenlik çağındaki bireylerin gündelik yaşamlarında karşılaştıkları zorluklara eğilen filmler ortaya çıkmıştır. Bu türün ilk ve en ilgi çeken örneği Hollywood yapımı American Pie (Amerikan Pastası – 1999) serisidir. Amerikan Pastasını takiben benzer senaryolar kullanılarak birçok devam filmi çekilmiştir. Benzer filmler kısa süre içerisinde tüm dünyada olduğu gibi Türk sinemasında da görülmeye başlamıştır. Türk sinemasında bu türe örnek olarak gösterilebilecek birçok film çekilmiştir. Bu filmler Çılgın Dersane (2007), Sınav (2006) ve Çılgın Kolej(2017) filmleridir. Çekilen Türk filmlerinin arasında ise Çılgın Dershane serisi dönem filmlerinde ergen öğrenciler arasında en çok izlenen filmlerin başında yer alır. Bu doğrultuda bu çalışmada Türk Gençlik Komedi sinemasında sinema seyircisi tarafından beğeni ile izlenen ve başarılı örnekler arasında gösterilen Çılgın Dersane film serisinin iki filmi; Çılgın Dersane Tatilde ve Çılgın Dersane Kampta filmleri analiz edilmiştir. Çalışmada türsel yapıyı belirlemek için yöntem olarak tür film eleştirisi kullanılmıştır. Ayrıca sinematografi kurgu, müzik, mekân/dekor, kostüm/aksesuar ve kamera açıları özellikleri doğrultusunda da gençlik komedi türü açıklanmaya çalışılmıştır. Tezimin birinci bölümünde tezin amacı ve önemi, tür kavramı, eleştiri ve tür film eleştirisi, literatür araştırılması yapılmıştır. İkinci Bölümünde tür filmlerinin temel yapıları, sinemanın ve komedi sinemasının tarihi, ideoloji, sinema ve özne arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Bulguların yer aldığı üçüncü bölümde çalışmanın ana konusu olan Çılgın Dersane film serisinde Çılgın Dersane Tatilde ve Çılgın Dersane Kampta filmlerin türsel yapıları tür filmlerinin temel öğelerinden yararlanılarak incelenmiş ve çözülmüştür. Yapılan çözümleme neticesinde şu tespitlere ulaşılmıştır: Dönemsel Türk Komedi sinemasında bulunan Çılgın Dersane film serisinde incelenen filmlerde konu ve yaş itibariyle gençlere hitap etmesi, dershanede bulunan öğrencilerin yaşadığı türlü komik olayların ele alındığı görülmektedir. Türsel yapı içerisinde türü temsil ettiği görülmektedir.

GençlerGençlikKomedi+3
Veysi Bulut
Batman University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türk sinemasında 1974 Barış Harekatı öncesi Kıbrıs olaylarını konu alan filmlerde ideoloji ve özne

Kıbrıs Adası ve adada yaşayan Türkler 1950'li yılların ortalarından bu yana Türkiye'nin başlıca gündem maddelerinden birisi olagelmiştir. Türk sinemasının adaya ve ada Türklerine ilgi göstermeye başlaması ise 1950'lerin sonlarına rastlar. Kıbrıs olaylarına değinen ilk film 1959 yılında Nişan Hançer tarafından çekilen Kıbrıs Belası Kızıl Eoka (Nişan Hançer-1959) olur. Onu Kıbrıs Şehitleri (Behlül Dal-1960), Hancı'nın Kızı (Ergün O. Nuri-1963), On Korkusuz Adam (Tunç Başaran-1964), Kıbrıs Volkan'ı (Ural Ozan-1965), Severek Ölenler (Osman Fahri Seden-1965), Dişi Düşman (Nejat Saydam-1966), Fırtına Beşler (Aram Gülyüz-1966), Fedailer (Kayhan Arıkan-1966), Göklerdeki Sevgili (Remzi Jöntürk-1966), Severek Dövüşenler (Adnan Saner-1966), Fedai Komandolar Kıbrıs'ta (Nejat Okçugil-1967), Komandolar Geliyor (Nejat Okçugil-1967) gibi filmler izler. Söz konusu filmler bir yandan ada Türklerinin sorunlarını Türkiye gündemine taşırken diğer yandan da kamuoyunun Kıbrıs adasına yönelik gerçekleştirilecek olası bir harekata hazırlanmasına yardımcı olur. Bu çalışmada Kıbrıs olaylarının ve burada yaşayan Türk toplumunun sorunlarının Türk sinemasına nasıl yansıdığı ve Kıbrıs'a yönelik olası bir savaşa dair ideolojik üretimin nasıl gerçekleştirildiği, Kıbrıs Barış Harekâtı öncesinde çekilen filmler arasından amaçlı örnekleme metodu ile seçilen Kıbrıs Şehitleri, On Korkusuz Adam ve Göklerdeki Sevgili filmlerinin çözümlenmesi ile ortaya konulmuştur. Yapılan analizler sonucunda tamamı Türkiye'nin Kıbrıs'a müdahalesi öncesinde çekilen filmlerde çok güçlü bir milliyetçi ideolojinin hakim olduğu, bu ideoloji içerisinde Rum karakterlerin olumsuz özelliklerle donatılarak katıksız kötüler olarak sunulurken Türk karakterlerin tamamen olumlu özellikler taşıdığı sonuçlarına ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kıbrıs Barış Harekatı, On Korkusuz Adam, Göklerdeki Sevgili, Kıbrıs Şehitleri, İdeoloji ve Sinema

Görsel-işitsel medyaKıbrıs SavaşıKıbrıs sorunu+6
Erdal Kara
Batman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yılmaz Güney sinemasında toplumsal bir ifade aracı olarak mekan: Umut (1970) filmi örneği

Mekan, uzun yıllar boyunca fiziksel yönüyle ele alınmıştır. Mekan, sadece sayısal verilerle ölçülen hacimsel bir yapıda değildir. Bir çok mekan türü vardır. Bunlardan biri toplumsal mekandır. Toplumsal mekan, bir arada yaşayan insanların müşterekleşme yoluyla oluşturduğu mekandır. Toplumsal mekan, sinema filmlerinde istenen dramatik etkiyi yaratmada önemli bir role sahiptir. Işık, ses, kamera, kurgu, göstergeler ve mekansal tasarım sinemasal mekanı oluşturan unsurlardır. Bu unsurların uyumlu bir şekilde kullanılmasıyla etkili bir sinemasal mekan oluşturulmaktadır. Sinemada çeşitli kuramlar vardır. Bunlardan biri gerçeklik kuramıdır. S. Kracauer ve A. Bazin gerçekçi kuramın temellerini atan kişilerdir. İtalyan Yeni Gerçekçiliği ve Fransız Yeni Dalga sineması da gerçekçi kuramdan etkilenen akımlardır. Her iki akımda da toplumsal sorunlar ele alınıp, gerçekçi bir yaklaşımla filmler çekilmiştir. Filmlerde gerçek mekanlar ve sesler kullanılmıştır. Doğal ışıktan yararlanılmıştır. Kamera sokağa indirilerek halkın gündelik yaşamı kayda alınmıştır. Türkiye'de gerçekçi filmler, Toplumsal Gerçekçilik Akımı çerçevesinde çekilmiştir. Yılmaz Güney de bu akımdan etkilenen bir sanatçıdır. Güney, Umut (1970) filminde toplumsal sorunları bireyin yaşam öyküsünden yola çıkarak anlatmıştır. Filmde, modern teknolojiye yenik düşen faytoncuların öyküsü anlatılmaktadır. Film, Cabbar karakteri üzerinden yoksul insanların kapitalizmin çarkı içinde yok oluş sürecini ele almaktadır. Filminde, sinemasal mekanı oluşturan unsurlar gerçekçi bir yaklaşımla kullanıldığı için; film, baştan sona gerçekçi ögelerle doludur. Tezin birinci bölümünde tezin sorunu, amacı ve önemi, literatür taraması, araştırma soruları, yöntemi ve sınırlılıkları açıklanmıştır. İkinci ve üçüncü bölümde sinemada mekan kullanımı ve gerçekçilik konuları ele alınarak, kuramsal bir alt yapı oluşturulmuştur. Dördüncü bölümde Yılmaz Güney sinemasında mekan kullanımının gerçeklikle bağı açıklanarak, Umut (1970) filminde kullanılan mekanların analizi yapılmıştır. Sonuç bölümü olan beşinci bölümde, önceki bölümlerde elde edilen bulgulardan yola çıkarak Yılmaz Güney'in Umut (1970) filminde gerçeklik olgusuyla mekan kullanımı arasındaki ilişki açıklanmıştır.

Kemal Şimşek
Batman University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumsal cinsiyet ve anlatının inşaası: Zeki Demirkubuz sinemasında kadınlık rolleri

Zeki Demirkubuz, 1990 sonrası Türk sinemasında yeni kuşağın önünü açan ve katıldığı festivallerden ödüllerle dönen "bağımsız sinemacı" ekolünün önemli yönetmenlerinden biridir. Filmlerin senaryosunu kendi yazan, yaygın üretim birlikteliklerine dayalı mali kaynakları kullanmayan, sinemacılık anlayışında gişe odaklı tüketim dışında kalmayı seçen bir yönetmendir. Demirkubuz'un yazdığı filmlerin konuları suçluluk, sadakat, vicdan, nedensizlik, kötülük, irade-iradesizlik ve daha genelleyici kategoride insanın psikolojik durumlarını seçtiği görülmektedir. Bu tez çalışmasında, 1990'lı yılların sonrasında kadının ana karakter olarak seçildiği Zeki Demirkubuz filmlerinin feminist film teorisi açısından üç filminin incelenmesi ve inceleme sonucunda elde edilen analizle Zeki Demirkubuz sinema anlatısında toplumsal cinsiyet rolleri bağlamında kadının konumlandırılışı değerlendirilerek literatüre katkı sağlanması amaçlanmıştır. 1999 yapımı Üçüncü Sayfa, 2001 yapımı Yazgı ve 2006 yapımı Kader incelenen filmleridir. Bu filmlerin analizinin yapılmasının nedeni, feminist film teorisinin toplumda kodladığı patriarkal görünüşün beyaz perdeye uyarlanış modellerini ve filmlerde sunulan toplumsal cinsiyet rollerinin betimsel olarak tartışılmasıdır. Tez çalışmasında, seçilen filmlerdeki hem ana hem de yan kadın karakterlerin amaçları, kendilerini ifade etme biçimleri ve var olma mücadeleleri gibi yaygın değişkenlerin aynı perspektifte olup olmadığı analiz edilerek tartışılmıştır. İncelenen filmlerdeki kadın karakterlerin, sosyo-kültürel durumları, erkek karakterlerle olan ilişkileri ve toplum içindeki statüleri analiz edilip değerlendirilerek seçilen filmlerde kadın rollerinin ve cinsiyetçi yaklaşımların nasıl tanımlandığı metin analizi metoduyla incelenmiştir. Tez çalışmasında seçilen filmlerin analizi yapılmadan önce feminist kuramın ortaya çıkışı ve gelişim seyri incelenmiş ardından feminizmin eleştirdiği patriarka, toplumsal cinsiyet rolleri incelenmiştir. Akabinde Türkiye'de feminist hareket ve öne çıkan temalar, sinemada feminist kuram ve kadın imgesi, Türk sinemasında kadın başlıkları feminist kuram çerçevesinde incelenmiş ve Türk filmlerinde temsil edilen kadın karakterlerdeki değişim tarihsel perspektifte değerlendirilmiştir. Kuramsal çerçeve oluşturulduktan sonra, bir diğer bölümde sinemada anlatı kuramı ve Zeki Demirkubuz sinemasında anlatı konuları incelenmiştir. Daha sonrasında Zeki Demirkubuz'un sinemasında yer alan kadın ve erkek karakterlerin farklılıkları ve Zeki Demirkubuz'un filmlerindeki kadın karakterlerin temsil edilme biçimlerine kısa bir biçimde değinilmiştir. Sonrasında tez çalışmasında kullanılacak metot olan metin analizi yöntemi tanımlanarak, seçilen filmler de bu metoda göre analiz edilmeye çalışılmıştır. Buna göre seçilen filmlerdeki kadın karakterlerin, feminist film kuramcılarının karşı çıktığı kadın karakterlerine uygunluk gösterdiği ve seçilen filmlerde yer alan kadın karakterlerin büyük oranda cinsel bir obje pozisyonunda ya da kültürel kodlarla uyumlu olmayan kötü karakterler olarak ifade edildiği görülmüştür. Ayrıca anlatı kuramında söz edildiği üzere, yönetmenin kendi bakış açısının filmlerdeki etkileri bağlamında değerlendirildiğinde, Zeki Demirkubuz'un klasik temsillerden uzak kadın karakterler seçtiği ancak bu karakterlerin kadının sinemadaki temsil biçimlerine olumlu anlamda katkı sağlamadığını görmekteyiz. Bu bağlamda bu tez çalışmasında, kadına dair olumsuz yaklaşımların Zeki Demirkubuz filmlerinde yeniden inşa edildiği sonucuna da ulaşılmıştır.

AnlatıAnlatıbilimDemirkubuz, Zeki+3
Ruşen Dicle Aytaş
Batman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yakın dönem Türk sinemasında anne kız ilişkileri bağlamında kötücül kadın imgesi üzerine bir inceleme

Annelik kavramı ve kötücül kadın imgesi arasında, anne - kız ilişkileri ekseninde yakın dönem Türk sinemasında bir incelemenin yapıldığı bu çalışmada, incelenen filmlerde yücelik, kutsallık ve kötücül oluş gibi kavram setlerinden oluşan sıfatların her bir olay ve olguda farklı perspektiflerden ele alınabileceği ve anneliğin farklı yaklaşımlarla inşa edilebileceği sonucuna ulaşılmıştır. Tarihsel süreç içinde başta kadınlığın ardından anneliğin gelişim süreci çalışmanın kuramsal kısmında ana hatlarıyla açıklanmıştır. Kötücül kadın imgesi ve annelik eksenli incelemede yakın dönem Türk sinemasında eril söylemi sorgulayan, alternatif filmler üreten yönetmenler bulunmaktadır. Bu çerçevede dişil perspektifle bir filmin erkek veya kadın yönetmenler tarafından çekilebilmesi tartışmaya açık olsa da kadınlar tarafından kadına bakışının somutlaştırıldığı filmlerin incelenmesi önem taşır.

AnnelerAnnelik temsilleriGüzel sanatlar fakülteleri+4
Zeynep Arslan
Batman University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

11 Eylül saldırıları sonrası Amerikan sinemasında Afganistan Savaşının temsili: Son Kalan (2014) film örneği

İçinde bulunduğumuz dönemin en önemli işitsel ve görsel anlam üretme sistemleri arasında kabul edilen sinema, gerçeklikle en yoğun şekilde ve karşılıklı bir bağa sahip olan sanat dalıdır. Sinema, hem gerçeklikten etkilenir hem de onu etkiler. Çünkü sinema bireylerin davranış, tutum ve düşüncelerini değiştirerek kamuoyu oluşturup modalar yaratabilmektedir. Kitle iletişim araçlarının büyük bir önem kazandığı modern toplumlarda sinema da geniş kitlelere hitap edebilme ve insanları etkileme gücü nedeniyle devletin en önemli ideolojik aygıtlarından biri olarak kabul edilmektedir. Ulaştığı izleyici kitlesi ve küresel çaptaki etkisi göz önüne alındığında en etkili sinema endüstrilerinin başında gelen Hollywood da Amerikan devletinin en güçlü ideolojik aygıtlarından birisidir. Takvimler 11 Eylül 2001‟i gösterdiğinde Amerika, ülke olarak büyük felaketlerden birini daha yaşamış ve toplumsal, psikolojik bir çöküş sürecine girmiştir. Bu travmatik durum Amerika‟nın dünya üzerinde lider konumunda bulunduğu bir sektör olarak sinemada da yer bulmuştur. Bu çalışmanın amacı, 11 Eylül 2001 saldırıları sonrasında Afganistan‟ın Hollywood sinemasındaki temsilini Son Kalan (Lone Survıvor) filmi örneği üzerinden ortaya koymaktır. Tezin Birinci Bölümünde tezin amaç ve önemi, sinema-savaş ilişkisi, literatür araştırması açıklanmıştır. Ġkinci Bölümde Afganistan savaşı ve Afganistan konulu filmler incelenmiştir. Bulguların yer aldığı Üçüncü Bölümde bu çalışmanın konusu olan Son Kalan filminin çözümlenmesi yapılarak incelenmiştir. Yapılan bu çözümleme neticesinde; birçok Hollywood yapımı filmde olduğu gibi Amerikan askerlerinin kutsandığı, erdemli, fedakar ve kahraman ordu temalarının ön plana çıkarılmaya çalışıldığı görülmüştür. Bunun karşıtı olarak, Afgan halkı merhametsiz, vahşi, geri kalmış, cahil ve özgürleştirilmesi gereken zavallılar olarak kabul edilmişlerdir. Tek tip olarak gösterme ve ötekileştirme filmde fiziki ve dini nitelikler üzerinden oluşturulan lakaplar vasıtasıyla yapılmakta olup Afganlılar ile ilgili bir genelleme yapılarak onlar „ Hacı‟ olarak tektipleştirilmektedir. Anahtar Kelimeler: Afganistan, Hollywood, Son Kalan, Savaş, 11 Eylül

11 Eylül 2001 olayıAfganistan SavaşıAmerikan sineması+3
Kadir Doğan
Batman University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Reha erdem sinemasında iktidar olgusunun göstergebilimsel incelenmesi

Reha Erdem, son dönem Türk sinemasının en yenilikçi ve farklı yönetmenlerinden biridir. Erdem, ilk filmleriyle gerek ulusal gerekse uluslararası platformlarda adından söz ettiren ve kendine özgü bir sinema dili oluşturan önemli bir yönetmendir. Bu çalışmada, Reha Erdem sinemasında iktidar olgusunun ele alınış biçiminin göstergebilimsel analizi yapılacaktır. Bu bağlamda, öncelikle iktidarın tanımı yapılacak ve ardından Antonio Gramsci, Louis Althusser, Michel Foucault ve Giorgio Agamben'in iktidara dair düşünceleri tartışılacaktır. Örnekle olarak alınan Kosmos ve Jîn filmlerinin analizinde ise, Erdem'in iktidar olgusuna karşı geliştirdiği eleştirel duruş çerçevesinde Agamben'in biyopolitika, istisna hali, homo sacer ve kamp kavramları temel dayanak noktası olarak kullanılacaktır. Bu nedenle, Agamben'in düşüncelerine çalışmada daha fazla yer verilecektir.

Harun Yel
Batman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Antonio Negri'nin çokluk kavramı bağlamında Ken Loach filmleri

Bu çalışma, Antonio Negri'nin Çokluk kavramı bağlamında Ken Loach'un filmlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın amacı, klasik Marksist analizlerin ötesine geçerek Negri'nin Çokluk kavramı üzerinden Loach'un filmlerindeki toplumsal sınıf temsillerini değerlendirmektir. Özellikle neoliberal politikaların toplumsal yapılar üzerindeki etkilerini ve bu etkilere karşı ortaya çıkan kolektif mücadele biçimlerini analiz etmek hedeflenmiştir. Çalışmanın birinci giriş bölümünde araştırmanın konusu, amacı ve yöntemi açıklanmış, Negri'nin Çokluk kavramı ile Ken Loach sineması arasındaki ilişkisel bağ açıklanmış ve analizde kullanılacak yöntem ve film seçiminin gerekçesi belirtilmiştir. Bu kapsamda çalışma, içerik analizi ve kuramsal temellendirme yöntemleri kullanılarak yürütülmüştür. İkinci bölümde, Antonio Negri'nin Çokluk kavramı detaylı olarak incelenmiştir. Bu kavramın temel bileşenleri olan Küresel Sınıf, Radikal Demokrasi, Dayanışma Ağları, Yeni İttifaklar, Yatay Örgütlenme, Gayri Maddi Emek ve Ortak Payda kavramları açıklanmıştır. Bu bağlamda Negri'nin Çokluk kavramı, küreselleşme süreci ile birlikte ortaya çıkan heterojen toplumsal grupların birleşik bir mücadele oluşturma potansiyeli tartışılmıştır. Üçüncü bölümde, Ken Loach'un sineması politik sinema bağlamında değerlendirilmiştir. Loach'un toplumsal gerçekçilikten beslenen anlatım dili, neoliberal politikaların toplumsal yapılar üzerindeki etkilerini gözler önüne sermektedir. Yönetmenin sineması, kapitalizmin yarattığı eşitsizlikleri dramatik bir gerçekçilikle aktarmakta ve klasik Marksist analizlerin sınırlarını aşarak, Çokluk kavramının nasıl sinematik bir temsil aracı olabileceğini göstermektedir. Dördüncü bölümde, Ken Loach'un çalışma için seçilen filmleri analiz edilmiştir. Ekmek ve Güller (2000), Demiryolcular (2001), İşte Özgür Dünya (2007), Ben Daniel Blake (2016) ve Üzgünüm, Size Ulaşamadık (2019) adlı filmler üzerinde yapılan analizlerde, neoliberal politikaların toplumsal adaletsizlikleri nasıl derinleştirdiği ve kolektif mücadelenin sınırlarının nasıl ortaya çıktığı incelenmiştir. Özellikle göçmen işçilerin sömürülmesi, özelleştirme politikalarının işçi sınıfı üzerindeki etkisi ve bireyselleşmenin toplumsal mücadeleleri nasıl zayıflattığı filmler aracılığıyla tartışılmıştır. Sonuç olarak, bu çalışma, Ken Loach'un filmlerinin klasik Marksist analizlerle değil, Negri'nin Çokluk kavramı çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Böylece çalışma, politik sinema tartışmalarına yeni bir perspektif kazandırmayı amaçlamakta ve Loach'un sinemasının küreselleşme ve toplumsal dönüşüm süreçlerini nasıl temsil ettiğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Antonio Negri, Çokluk, Ken Loach, Politik Sinema

Hikmet Asutay
Batman University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Türk bilim kurgu sinemasında milliyetçi ideoloji

"Türk Bilim Kurgu Sinemasında Milliyetçi İdeoloji" adlı tez çalışması, Türk bilim kurgu sinemasında milliyetçiliğin yerini ele almaktadır. Türk sinemasında bilim kurgu türünün ortaya çıkışı, ilerleyişi, içerdiği ideolojik ögeler ve günümüz durumu irdelenmiştir. Türk sinemasındaki bilim kurgu filmleri incelenmiş ve bu kapsamında içerdiği milliyetçilik unsurları ele alınıp tartışılmıştır.

Bilim kurgu sinemasıİdeoloji
Serkan Saylık
Batman University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Yeni iletişim teknolojilerinde etkileşimlilik ve iletişim fakültesi öğrencilerinin etkileşimli iletişim ortamları hakkındaki görüşlerinin incelenmesi

İnsanlar etkileşimli iletişim araçları ile denetlenebilir, gözetlenebilir hale gelmişlerdir. Özellikle gençler yeni iletişim teknolojilerini yadırgamadan kullanmaktadırlar. Hayatı kolaylaştırmak adına sunulan yeni iletişim teknolojileri kişilerin gündelik rutinlerinin, önceliklerinin, tercih ve alışkanlıklarının bilinmesine olanak sağlayacak verileri toplamaya aracılık etmektedir. Günümüzde dijital kodları kullanan tüm iletişim araçları birbirleri ile veri alışverişi yapabilmektedir. Bu sistem kullanıcıların gözetimini mümkün kılmaktadır. Yapılan bu gözetim sosyal denetimdir. Yeni iletişim araçları kullanıldıkça gözetim sosyal hayatın içine işlemektedir. Yeni iletişim Teknolojileri modern toplumlarda toplumsal normlara uyan nüfus yaratmak için kullanılır. Nüfusu gözlemek iktidar ile ilişkilidir. Yeni İletişim araçları ile toplanabilen enformasyon rekabet avantajını ele geçirmek için şirketlerce talep edilen bir materyal olarak piyasa değeri kazanmıştır.Türkiye'de iletişim alanında çalışmak üzere iletişim fakültelerinde yetiştirilen öğrencilerin etkileşimli iletişim ortamlarının gözetim ve yönlendirme kapasitesi hakkındaki görüşlerini saptamak gereklidir.

EtkileşimÜniversite öğrencileriİletişim+2
Elif Gizem Uğurlu
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Sinema tarihyazımına farklı bakmak ve Türk sineması tarih yazımı için yöntem arayışı

Sinema çalışmalarındaki `film kuramı'nın ve `film eleştirisi'nin baskınlığı nedeniyle geciken sinema tarihi çalışmaları, bugün, `Yeni Film Tarihi' başlığıyla önem kazanmaktadır.Çalışma, sinema tarihyazımındaki değişimlerden hareketle, Türk sineması tarihyazımının kapsamını belirleyerek, dışarıda bıraktıklarını da içerebilecek `yeni sinema tarihyazımı' yöntemi arayışındadır.Çalışmada öncelikle, sinema tarihyazımın, diğer tarih türleriyle bağları saptanarak genel tarihyazımındaki konumu belirlenmiştir. Ardından, uzmanlık alanı olarak sinema tarihyazımı çalışmalarında öne çıkan sanat tarihi, film arşivciliği ve sinema tarihi derslerininin sinema tarihyazımıyla bağlantısı ortaya konulmuştur.Edinilen bilgiler doğrultusunda, Türk sinema tarihi çalışmaları incelenmiştir. Böylece, Türk sineması tarihyazımının konusu, üzerinde durduğu noktalar ve benimsediği yöntem ortaya konularak, Türk sineması tarihyazımının kapsamı belirlenmiştir. Ardından, Türk sineması için `yeni sinema tarihyazım yöntemi' ortaya konulmaya çalışılmıştır.Araştırmanın sonuç bölümünde, sinema tarihyazımının genel özellikleri üzerinde durularak Türk sineması tarihyazmının varolan durumuna ilişkin değerlendirmelerde bulunulmuştur.

Kültür tarihiSanat tarihiSinema+3
Fatma Okumuş
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Türk sinemasında yapılan müzikal filmlerde müzikal parçalar ve olay örgüsü arasındaki ilişki

Müzikal bir filmin temel özelliği müzik, şarkı ve danslardan oluşan müzikal parçaların filmin olay örgüsü içinde organik bir biçimde yer alması ve öykünün anlatımında kullanılmasıdır. Böylece, müzik, şarkı ve dansla kurulu özel bir dünya yaratılır ya da yaratılmaya çalışılır. Bir müzikal filmi oluşturabilmek ve çözümleyebilmek için, müzikal filmlerde müzikal parçalar ile olay örgüsü arasındaki ilişkiyi göz önünde bulundurmak gerekir. Müzikal filmin müzikal parçalarının, olay örgüsünden ayrı düşünülememesi, müzikal parçalar ve olay örgüsü arasındaki ilişkiyi inceleme gerekliliğini ortaya çıkarır. John Mueller, müzikal filmlerdeki müzikal parçalar ve olay örgüsü arasındaki ilişki üzerine yaptığı çalışmada, müzikal filmlerdeki, müzikal parçaları inceleyerek, bunları olay örgüsüyle olan ilişkilerine göre gruplandırır. Bu çalışmada, müzikal filmlerin müzikal parçaları ve olay örgüsü arasındaki ilişki John Mueller'in müzikal parça gruplandırması kapsamında incelenecektir. Bunun için de, Türk sinemasında yapılmış olan müzikal filmler temel alınacaktır. Bunlar Kahveci Güzeli, Lüküs Hayat, Çalsın Sazlar Oynasın Kızlar, Beş Şeker Kız, Keşanlı Ali Destanı, Damdaki Kemancı, Renkli Dünya, Asiye Nasıl Kurtulur, Arabesk, Arkadaşım Şeytan, Lambada, Ateş Üstünde Yürümek, Neredesin Firuze isimli filmlerdir. Mueller'in gruplaması üzerinden Türk sinemasında yapılan müzikal filmler incelendiğinde müzikal parçaların olay örgüsüne genel olarak hangi grupta bağlı olduğu, ne amaçla kullanıldığı, bu kullanış şeklinin filmin olay örgüsüne yarar sağlayıp sağlamadığı ortaya çıkar. Böylece Türk sinemasında müzikale bakış açısı ve müzikal yapımı hakkında önemli bilgiler elde edilir.

MüzikalSinemaTürk sineması
Anı Sağkan
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Yüzey üzerine ışık yoluyla resmetmenin aygıtı camera obscura'nın ortaya çıkışı ve kullanım alanları

Bu çalışmanın amacı, karanlık kutunun (Camera obscura) ortaya çıkışı ve gelişim sürecinin, yapısal niteliklerinin, kullanım alanlarının, sosyo-kültürel konumunun, oluşturduğu optik geleneğin ve bu gelenekten etkilenen mecralarla öncülü olduğu teknolojik gelişmelerin incelenmesidir. Çalışmada, karanlık kutuyla görüntü oluşturmanın salt bir bilgi olarak var olduğu İ.Ö. 5. yüzyıldan günümüze kadar uzanan bir süreçte konuya ilişkin yaşanan tüm teknolojik, düşünsel ve sosyo-kültürel gelişmeler belgesel kanıtlar göz önünde bulundurularak incelenmiştir.Teknolojik gelişme bağlamında aygıtın geçirdiği bütün yapısal değişiklikler değerlendirilerek öncülü olduğu diğer optik aygıtlarla bağlantısı kurulmuştur. Karanlık kutunun popüler bir aygıt haline gelmesiyle birlikte katıldığı sosyo-kültürel alan incelenerek neden olduğu değişimler değerlendirilmiştir. Karanlık kutuyla birlikte başlayan optik geleneğin sanatçılar ve düşünürler tarafından dönem içinde nasıl değerlendirildiğine ilişkin çıkarımlar ortaya konulmuştur.Çalışmada elde edilen sonuçlar doğrultusunda karanlık kutunun ortaya çıktığı dönemde ve özellikle de 16. - 19. yüzyıllar arasında sadece bir aygıt olarak kurduğu resmetme geleneği ve optik geleneğin genel nitelikleri tespit edilmiştir.

Işık yoluyla resmetmeKaranlık kutuYüzey üzerine resmetme
Görkem Işık
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Tüketim ve yaşam tarzları olgularının `Gossip Girl' dizisi örneğinde sunumuna ilişkin içerik çözümlemesi

Bu çalışma, `Gossip Girl' dizisinde sunulan yaşam tarzı ve tüketim olgularını inceleyerek küreselleşen tüketim kültürünün televizyon dizilerinde nasıl yaygınlaştırılmaya çalışıldığını ortaya koymayı amaçlamaktadır.Araştırmanın alanyazın bölümünde ideoloji ve ideolojiye yönelik kuramsal yaklaşımlar incelenmiştir. Ardından tüketim ideolojisi, tüketim toplumu, tüketim kültürü, kültür endüstrisi, modernizm, postmodernizm ve yaşam tarzları arasındaki ilişki; daha sonra da bu kavramların yayılma süreci ve küreselleşme olgusu üzerinde durulmuştur. Son olarak, küreselleşmenin günümüzdeki en önemli araçlarından olan televizyon ve televizyon yapımları ile televizyonun toplumsal rolü irdelenmiştir.Yaşam tarzları ve tüketim olgularının sunumunu incelemek için, araştırmada içerik çözümlemesi yöntemi kullanılmış ve durum saptaması yapılmaya çalışılmıştır. `Gossip Girl' dizisinin ilk iki sezonundan seçilen 4 bölümde yer alan 9 temel karakterin yaşam tarzlarını ve dizideki tüketim olgularını incelemek amacıyla 8 ayrı kategori belirlenmiştir. Demografik ve sosyolojik özellikler, boş zaman kullanımı ve boş zaman geçirme etkinlikleri, mekân kullanımı, alışveriş etkinlikleri, ürün ve hizmet tüketimi, kıyafet tüketimi, teknolojik ürün kullanımı ile ulaşım taşıtları kullanımından oluşan bu kategoriler, araştırmacı tarafından incelenmiş ve kodlama formları doldurulmuştur.Araştırmadan elde edilen verilerden çıkan sonuçlara göre, `Gossip Girl' dizisinde yaşam tarzları ve tüketim olgularının sunumu sırasında alışveriş etkinliği diğer etkenlere göre geri planda kalmaktadır. Dizi yapımcıları karakterleri alışveriş yaparken göstermek yerine tüketimi üstü kapalı biçimde dolaylı anlatımlarla seyirciye sunmaktadır. Bu sayede seyircinin gösterebileceği olası tepkiler olabildiğince dizginlenmektedir. Ayrıca, araştırma göstermiştir ki, yaşam tarzları olgusu günümüzde belirli bir kesimin ayrıcalığı olmaktan çıkarak tüm toplumu etki altında tutmaya yarayan bir şekle bürünmüştür. Tüketim ve yaşam tarzları olguları zaman ve mekândan bağımsızlaşarak hayatın her yerine hâkim olmaya başlamıştır. Teknolojik gelişmeler sayesinde gerçekleşen bu durum, çalışmada gerçekleştirilen içerik çözümlemesi yöntemiyle de desteklenmiştir.

Dizi filmDizilerKüreselleşme+6
Tolga Gürocak
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Tiyatrodan sinemaya uyarlama: Shakespeare'in Macbeth oyunundan Akira Kurosawa'nın Kanlı Taht filmine karşılaştırmalı uyarlama çalışma yöntemi

En genel haliyle, önceki bir metinden film yapma olarak tanımlanan uyarlama, sinema tarihi boyunca sıklıkla başvurulan bir uygulamadır. Tiyatro oyunlarından sinemaya uyarlama üzerine odaklanan bu çalışma, Akira Kurosawa'nın Kanlı Taht filmi ile William Shakespeare'in Macbeth oyunu arasındaki ilişkiyi çözümlemeyi ve yorumlamayı hedefler. Bu ilişkiyi çözümlemek için karşılaştırmalı uyarlama çalışma yöntemi kullanılmıştır. Film ve kaynak metni, yöntemin basamakları gereği anlatı öğeleri açısından karşılaştırılmış ve filmin metne getirdiği yorumlama sinematik öğelerin de çözümlenmesi ile incelenmiştir. Akira Kurosawa perdeye taşıdığı Macbeth oyunu ile özgür bir ilişki kurar ve tiyatro oyununun dilini sinema diline etkili bir biçimde dönüştürür. Nitel bir durum çalışması olan bu araştırma ayrıca, uyarlamanın yalnızca araçlar arası değil kültürler arası bir aktarım olma özelliğine de dikkat çeker.

FilmKanlı TahtKurosawa, Akira+5
Burcu Halaçoğlu Yeşil
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

1970-2000 yılları arası Türk sinemasında arabesk kültür üzerine bir inceleme

1970?2000 yılları arası bir yaşam ve hayatı algılayış biçimi olarak arabesk kültürün doğrudan veya dolaylı olarak Türk sinemasına nasıl yansıdığını karakterler, karakterlerin mekânla ilişkileri, karakterlerin tutum ve davranışları ve karakterlere yüklenen diyaloglar üzerinden ortaya koymak bu araştırmanın ana amacıdır. Bu doğrultuda, öncelikle, arabesk kelimesinin etimolojik açıdan anlamı ve kavramın ilk kullanım biçimleri belirlenmeye; sonrasında, Türkiye'de arabesk kelimesinin ve arabesk kültür kavramının neye veya nelere karşılık geldiği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Arabesk kültürün, farklı araştırmacılarca yapılmış tanımları incelenmiş, bu tanımlardan yola çıkılarak bir yaşam ve hayatı algılayış biçimi olarak arabesk kültüre ilişkin kapsayıcı tanımlar elde edilmeye çalışılmıştır. Arabesk kültür tanımlarının işaret ettiği yaşam ve hayatı algılayış biçimlerinin karakterler, mekânlar ve diyaloglar üzerinden sosyolojik eleştiri yöntemiyle Canım Kardeşim (1973), Sultan (1978), Banker Bilo (1980), Muhsin Bey (1987), Düttürü Dünya (1988), Üçüncü Sayfa (1999) filmleri üzerinden betimlemesi yapılmaya ve arabesk kültürün, belirtilen örneklem filmleri aracılığıyla hangi hayat ve düşünce biçimlerine nasıl karşılık geldiği görülmeye çalışılmıştır.

ArabeskArabesk kültürArabesk müzik+2
Serdar Kaya
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
42
DoctorateOpen AccessTR

Toplumsal bellek ve sinema: Türkiye sinemasında travmatik temsiller

Sinema ?gerçekliği? yeniden üretir; dolayısıyla tarihin, belleğin, kimliğin yeniden inşasında önemli bir sanattır. Bellek, tarih ve kimliğin yeniden inşasında olumsuz anılarla baş etmeye çalışılırken, anlaşmazlıklar, şiddet, acı, baskı ve mücadele travmalar yaratır. Toplumsal travmalar, genellikle egemen olan, gücü elinde bulunduran tarafından ve çoğunluğun da desteğini alarak toplumdaki etnik, dini, cinsel, politik olarak ötekileştirilene uygulanan sistematik şiddettir ve kolektif kimliğin içine işler. Bu durumda yok sayma ve bastırma hem iktidar politikası olarak hem de grup normlarının, ulusal kimliğin korunmasına yönelik olarak pekiştirilir. Ancak yüzleşilmeyen travmanın izleri hiçbir zaman silinmez; gerçek anlamda tedavi için anlatı ve hesaplaşma gerekir. Travmatik yaraların sarılmasında toplumsal alanda çeşitli adımların atılması gerekir. Bunun en önemlisi travmaya ait anlatının oluşturulması, temsil edilmesi ve sosyal bağlamın kurulmasıdır. Sinemanın işi de tam buradadır. Temsil eden, anlatı ile yüzleşmeye kapı açan, tutulmamış acıların yasını tutmaya olanak veren eleştirel ve sorgulayıcı bir yaklaşım getiren ya da resmi söylemleri yeniden inşa eden filmler travmatik anılarla nasıl bir diyalog kurulacağında oldukça önemli bir işleve sahiptir.

SinemaSosyal temsillerTemsil+4
Sevcan Sönmez
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
10
DoctorateOpen AccessTR

Bilginin toplumsallaşması sürecinde teknolojinin kullanımı ve önemi: Anadolu Üniversitesi örneği

Bu araştırma, bilginin toplumsallaşması sürecinde yeni iletişim teknolojilerinin bilim insanları tarafından ne şekilde deneyimlendiğine ilişkin bir saptama yapmayı amaçlamaktadır. Bu çerçevede araştırma sürecinde iki temel kuramsal yaklaşımdan yararlanılmıştır: (1) Ağ Toplumu, (2) Bağlantıcılık. Ağ toplumu, gelişmiş iletişim teknolojileri temelinde dünya çapında oluşturulan ağlar çerçevesinde dünyanın, sosyal ve ekonomik anlamda yeniden yapılandığını, Bağlantıcılık ise öğrenmenin birincil olarak bir ağ oluşturma süreci olduğunu ileri süren yaklaşımlardır.Araştırma nitel bir durum çalışması şeklinde desenlenmiştir. Bu bağlamda, araştırmanın kuramsal temelini oluşturan yaklaşımlar doğrultusunda bir kuramsal dizey oluşturulmuş ve bu kuramsal dizeyin içeriğinden oluşturulan sorular çerçevesinde bireysel görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Daha sonra, bireysel görüşmelerden elde edilen veriler doğrultusunda bir anket oluşturularak bilim insanlarının görüşlerine başvurulmuştur.Araştırmanın sonuç ve öneriler bölümünde bireysel görüşmeler ve anket çalışmasından elde edilen veri setinin çözümlenmesi ve yorumlanmasıyla ortaya çıkan sonuçlar ve önerilere yer verilmiştir.

Akademik personelAğlarBilgi toplumu+7
Murat Ertan Doğan
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Japon çizgi film (Anime) sanatı, hayao miyazaki çözümlemesi ve Türkiye örneği

Son yıllarda animasyon filmlere olan ilgi giderek artmaktadır. Bu konuda, 80'lerden bu yana Uzakdoğu'da Japonya'da yeni bir animasyon sektörü dikkatleri üzerine çekmektedir. Anime olarak tanınan Japon çizgi filmi, kendine özgü anlatım dili, animasyon tekniği, karakterleri, geniş konu yelpazesi, vb. özellikleri ile her yaştan izleyici kitlesine hitap etmektedir.Japonya'da anime sektörünün en önemli yönetmenlerinden biri Oscar ödüllü Hayao Miyazaki'dir. Miyazaki filmlerinin özgünlüğü, derinliği, konu seçimi, karakter çeşitliliği, Doğu ve Batı kültürlerini aynı potada eriterek yarattığı evrensel dili, beslendiği kültürel kaynaklar vb. sebeplerle tüm Dünyada tanınan ve takip edilen bir yönetmen olmayı başarmıştır. Japonya'da çizgi film sanatının Batı'daki Disney gibi bir endüstrinin dışında bu denli başarılı olması ve Miyazaki gibi bir sanatçının yetişmesi, elbette o kültürün, tarihin, sanatın ve felsefi değerlerin ürünüdür.Türkiye'de gelişmekte olan çizgi film alanında daha yaratıcı, kitleleri etkileyebilecek, zengin kültürel birikimlerden yararlanılarak yapılmış çizgi filmlerin olmaması ve yapılanların da başarılı olamaması yıllardır tartışılan bir konudur. Türkiye'de bu tartışmalar sürerken Doğu'da, Japonya'da karşımıza güçlü bir anime sektörü ve Hayao Miyazaki gibi bir örnek çıkmaktadır. Bu çalışmada, Miyazaki'nin uluslararası başarısının nedenleri araştırılarak Türk çizgi filminin gelişmesine ve çeşitlenmesine katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.Bu amaçla Hayao Miyazaki'nin başarısının altında yatan sebepler ve beslendiği kaynakların neler olduğunu ortaya koymak için dokuz animesi çalışmada örneklem olarak ele alınarak; ortak konu ve motifler, karakterler, zaman ve mekân, Doğu-Batı etkileşimleri başlıkları altında incelenmiştir. Sonuç olarak, Miyazaki'nin beslendiği kültürel kökler, birikimler, evrensel değerler, vb. ortaya konularak; Türkiye'nin de çizgi film sanatçılarını etkileyecek benzer dinamiklere, henüz değerlendirilememiş zengin bir miras ve köklü bir kültürel birikime sahip olduğu ortaya konmuştur.

AnimeJaponyaMiyazaki, Hayao+2
Çiğdem Taş Alicenap
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Sinemada politik eleştiri: Marksist kuram ve sinema

Tarihi gelişimine bakıldığında eleştirinin, iktidar mücadeleleri içinde etkili bir yere sahip olduğu söylenebilir. Özellikle iktidar sahiplerinin kendi ideolojisi doğrultusunda toplumun geri kalanını örgütleyebilmesi, yönetebilmesi ve bütün kamusal alanı bu ideoloji doğrultusunda şekillendirebilmesi için eleştiri, bir basamak olarak görülür. Söylenenler ya da yazılanlar, bu doğrultuda değerlendirilir. Eğer yapılan eleştiri egemen kamusal alanı yeniden üretiyorsa, o eleştiri olumlu; bu kamusal alan ile ilgili herhangi bir kuşku doğuruyorsa, o zaman o eleştiri olumsuzdur.Marksist kuramın, burjuva kamusal alanı ile ilgili kuşkunun oluşmasında, yaptığı tarihsel ve toplumsal çözümlemelerin eleştiri alanına dikkate değer bir katkı sunduğu yadsınamaz bir gerçektir. Önerdiği yöntem ile burjuva ideolojisinin ve bu ideolojinin üzerinde şekillendiği meta üretim sürecinin çelişkilerini ortaya koyarak, muhalif kitlenin daha etkin olmasında tarihsel bir rol üstlenmiştir. Dolayısıyla böyle bir kuram ile sanat arasında bir bağ kurulacaksa eğer, öncelikle bu kuramın eleştiride, politik bir bağlanımı gerektirdiği görülmelidir. Çünkü bu kuram ışığında şekillendirilen eleştiri yöntemi, ele aldığı sanat eserini egemen kamusal alanın çelişkilerini yansıtıp, onunla ilgili bir kuşku yaratıp yaratmadığına göre değerlendirir. Ayrıca böyle bir eleştiri yönteminin bu değerlendirmeyi yaparken, kuramın kullandığı kavramları ve yöntemini göz ardı etmesi de mümkün değildir. Bu çalışma ile yapılmak istenen, bu çekinceleri giderecek bir eleştiri yöntemini, sinema için ortaya koyabilmek ve bu yöntem ile yapılacak film eleştirileri yardımıyla daha demokratik bir tartışma ortamının oluşmasına katkı sunabilmektir.

EleştiriFilmFilm eleştirisi+7
Barış Kılınç
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Zeki Demirkubuz sinemasında erkek kimliği

Bu çalışmanın amacı, 1990 sonrası öne çıkan yönetmenlerden Zeki Demirkubuz sinemasında erkek kimliğinin nasıl sunulduğunu araştırmaktır. Zeki Demirkubuz sinemasında erkek kimliğinin nasıl sunulduğunu belirlemek için betimleyici analiz yöntemi kullanılmış ve durum saptama çalışması yapılmıştır. Araştırmada, çalışmanın yapılmasına karar verilen tarihe dek gösterimi tamamlanmış 9 Zeki Demirkubuz filmi incelenmiştir. Filmlerde yer alan ana erkek karakterlerin sunumundaki özellikleri belirlemek için 3 ayrı kategori belirlenmiştir. Araştırma sonunda yapılan değerlendirmeler, 1990 sonrası dönemin önemli yönetmenlerinden Zeki Demirkubuz?un sinemasında erkek kimliğinin, toplumsal yapıda var olan geleneksel ve modern erkek kimliği özelliklerini bir arada yansıttığını ortaya çıkarmıştır. Demirkubuz, filmlerinde erkek kimliğini yaratırken toplumun beklentilerine cevap vermek veya karşı çıkmak gibi bir çaba içine girmemiş, hayatın içinden erkeklere yer vermiştir. Onun filmlerinde erkekler, iradesiz, otoriteden yoksun, güçsüz, duygularını gösteren, edilgen ve aldatılan bireyler olarak sunulmaktadır.

Cinsel kimlikDemirkubuz, ZekiErkekler+3
Gülbahar Atasoy
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Kısa filmde anlatı yapısı: Cannes Film Festivali'nde gösterime girmiş dört Türk filmi üzerine bir çözümleme

Sinema ilk olarak kısa filmlerle başlamıştır. Uzun metrajlı filmlerin bir standart haline gelmesi sonucunda kısa film, ticari sinema salonlarının dışında kalmıştır. Sinema endüstrisinin dışında kalan kısa film, sinema sanatının içerisinde ise sürekli var olmuştur. Sayısal teknolojinin sağladığı kolaylıklar sayesinde kısa film yapımı, günümüzde daha önce olmadığı kadar yaygınlaşmış durumdadır. Buna karşılık, yapımı böylesine yaygın olan kısa film alanındaki kuramsal çalışmalar ise son derece sınırlıdır. Bu çalışmanın amacı, uluslararası alanda başarılı bulunan Türk kısa filmlerinde anlatı yapısının oluşumunu incelemektir. Bu amaç doğrultusunda öncelikle anlatı yapısı kuramı çerçevesinde sinemada anlatı yapısını oluşturan öykü ve söylem bölümleri ile alt başlıkları belirlenerek, ayrıntılı şekilde açıklanmıştır. Daha sonra anlatı yapısı, genel olarak kısa film bağlamında incelenmiştir. Son olarak, örneklemi oluşturan dört kısa filmin anlatı yapısı çözümlemesi aracılığıyla kısa filmde anlatı yapısının oluşumu ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Sinema, Türk kısa filmleri, uzun metrajlı film, sayısal teknoloji, anlatı yapısı, öykü, söylem, film analizi

FestivallerFilmKısa film+2
İlker Zor
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Yakın dönem Türk sinemasında engellilerin temsili

Yakın dönem Türk sinemasında engellilerin nasıl temsil edildiğini saptamaya yönelik bu çalışmada, engellilerin medyada sıklıkla belirli kalıplara göre temsil edildiği düşüncesinden hareket edilmiştir. Bu amaçla medyadaki engelli temsilleri üzerine daha önce yapılan çalışmalarda ortaya konulan "acınacak durumda, şiddetin nesnesi, gülünecek kişi, yük olarak vb" gibi temsil kalıplarının Türk filmlerinde karşılığı olup olmadığı araştırılmıştır. Literatür taramasının ilk bölümünde engellilik tanımlarına ve bu tanımlar oluşturulurken etkili olan modellere yer verilmiştir. Daha sonra ele alınan filmleri analiz ederken kullanılacak öykü, dramatik anlatı ve karakter gibi kavramlar açıklanmıştır. Son olarak engelli temsilleri konusunda Türkiye'de ve dünyada yapılan araştırmalar incelenip bu araştırmada kullanılacak kalıplar açıklanmıştır. Yöntem bölümünde bu araştırmanın yöntemi olan Anlatı Analizi ve çalışmanın örneklemi açıklanmış, bulgular bölümünde ele alınan filmler literatürdeki kalıplara göre analiz edilmiştir. İncelenecek Türk filmleri seçilirken, özellikle 90'lı yılların ikinci yarısından itibaren Türk sinema izleyicisinin Türk filmlerine yönelmeye başladığı dönem ele alınmış ve 1996-2013 yılları arasında izleyici ile buluşan ve içinde engelli temsili yer alan filmlerden örneklem seçilmiştir. Anahtar Kelimeler: Engellilik, Temsil, Sinema, Stereotip

Emin Paftalı
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Fatih Akın filmlerinde göçmen kuşaklar arasındaki farklılıklar

İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Batı Avrupa ülkeleri hızlı bir endüstrileşme sürecine girmiştir. Bu süreç işgücü açığını da beraberinde getirmiştir. 1961 yılında yapılan ikili antlaşmalar sonucu Türkiye'den öncelikle Almanya'ya yönelik bir göç hareketi başlamıştır. 50 yılı aşkın süredir Türk göçmenlere ev sahipliği yapan Almanya, son dönemlerde yeniden Türkiye'den işgücü talebinde bulunarak mevcut işgücü açığını kapatma çabasındadır. Birey, aile ve toplum üzerinde önemli değişmelere yol açan göç, kimlik sorunlarını da beraberinde getirir. Kendi ulus devletleri dışında yeni bir ülkede yaşam kuran göçmenler zaman içinde yeni nesillerin de yetişmesiyle yeni kimlikler kazanmaya başlamışlardır. Bu göçmen grupları, modern diasporik kimlikler olarak tanımlanmakta ve kendilerine özgü kültürel bir yapı göstermektedirler. 1.Kuşak göçmenler ile sonraki kuşakların kimlik tanımlamaları, sahip olduğu değerler, toplumla ilişkileri ve sorunları değişime uğramıştır.Fatih Akın, diasporada oluşturulan melez kimliği benimsemiş Türk asıllı Alman yönetmendir. Çalışmanın amacı göçmen kuşaklar arasındaki farklılıkları Fatih Akın filmleri üzerinden incelemektir. Anahtar Kelimeler: Sinema, Fatih Akın, Göç, Göçmen Kuşaklar, Kimlik, Film Analizi

Betül Atılgan
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Kadın stand-up gösterilerinde kullanılan mizahi söylem stratejileri ve dişil öznellik inşası: YouTube Türkiye örneği

Bu çalışma, YouTube Türkiye'de yayınlanan kadın stand-up gösterilerinde ataerkil kültürün öğrenilmiş beklentilerine karşı, kadın komedyenlerin nasıl bir duruş sergilediklerini ve dişil öznelliklerini hangi söylem stratejileri ile ortaya koyduklarını incelemektedir. Bu amaç doğrultusunda eleştirel söylem analizi ile YouTube Türkiye'deki kadın stand-up gösterileri analiz edilmiş, ardından kadın komedyenlerle yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Söylem analizi sonucunda kadın komedyenlerin performanslarında; mimesis, grotesk, ironi, satir, parodi/taklit, toplumsal tersine çevirme, kendini küçümseyen mizah, kişisel hikaye paylaşımı, stratejik mübalağa, toplumsal önkabullere aykırı davranış, tabu, dişil dil ve analoji söylem stratejilerini kullandıkları tespit edilmiştir. Bu stratejileri kullanma biçimleri, kadın komedyenlerin toplumsal cinsiyet eşitsizliklerine karşı mizahı, bir direnç aracı olarak kullandıklarını ortaya koymuştur. Stand-up performanslarında ataerkil kültürün dayattığı beklentileri yeniden değerlendirip eleştirerek patriarkal yapıları sorguladıkları belirlenmiştir. Özel alana ait olduğu varsayılan birçok konuyu, kişisel hikayeleri aracılığıyla sahneye taşıyan kadın komedyenlerin, kadınsı deneyimi kamusal alanda görünür kılarak toplumsal bir diyalog zemini oluşturdukları gözlemlenmiştir. Görüşme verileri ise, kadın komedyenlerin mizah alanında, "kadınlar komik değildir" önyargısı ve cinsel objektifikasyon gibi zorluklarla karşılaştıklarını ortaya koymuştur. Mizahın, kadın komedyenler için bir "başa çıkma mekanizması" olarak algılandığı; ifade özgürlüğü, sosyal eleştiri ve direnç, iyileştirici güç, öz-keşif ve kimlik inşasında kullanılan stratejik bir araç olduğu bulgulanmıştır. Dijital platformların sağladığı özgürlük alanının, kadın komedyenlerin toplumsal değişim ve feminist söylemler yaratma potansiyelini artırdığı belirlemiştir. Çalışma kapsamında, "cinsiyetçi mizah direnci", "sembolik pozitif ayrımcılık" ve "empatik mizah bağı" kavramları literatüre kazandırılmıştır. Elde edilen bulgular; mizahın, toplumsal değişim ve cinsiyet eşitliği mücadelesinde önemli bir araç olduğunu ve kadın komedyenlerin bu süreçte aktif bir rol oynadığını ortaya koymuştur.

Gülizar Öztürk
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Eko-eleştiri ve belgesel sinema: Doğa ve insan temsili

Bu çalışmada belgesel sinemada doğanın nasıl temsil edildiğine, doğanın bir parçası olarak insanların, insan olmayan hayvanların, bitkilerin, ağaçların vb. diğer varlıkların birbirleriyle kurdukları ilişkinin nasıl tanımlandığına ve belgesel sinemanın bir sanat formu olarak doğanın ele alınışında nasıl bir rol oynadığına yer verilmiştir. Doğanın nasıl temsil edildiğini incelemek adına da eko-eleştirel yöntemden faydalanılmıştır. Eko-eleştirel yöntem hem sosyal bilimlerde hem de sanatın farklı alanlarında doğanın insan merkezci mi yoksa eko-merkezci mi ele alındığı ortaya çıkarmak açısından önemli bir yaklaşım/bakış olarak yer almaktadır. Eko-eleştirel yöntemin belgesel sinemada çalışılması, ekolojik belgesel sinemanın, eko-merkezci bakışla belgesellerin nasıl yapılabileceğine dair de bir metot ortaya koymaktadır. Belgesel sinema, doğanın özne olarak görünürlüğünün artmasında, kültür-doğa ikiliğinin yarattığı insanın çıkar ve faydası uğruna sömürülmesine karşı olarak önemli bir duruş sergilemektedir. Çalışmada doğanın nasıl ele alındığını, hangi temalarla, hangi kavramlarla ilişkilendirilerek gösterildiğine odaklanılmıştır. Bunu somut hale getirmek adına çalışmada, Ever Slow Green (Daima Yavaş Yeşil 2020), Before The Flood (Tufandan Önce 2016) ve Anima (2021) filmleri tercih edilmiştir. Çoklu örneklem yöntemiyle seçilen birbirinden farklı olan bu filmler üzerinden çoklu ve bütüncül bir bakışa ulaşmak hedeflenmiştir. Bu filmler üzerinden ekolojik belgesel sinemanın hem içerik olarak hem de biçimsel olarak nasıl bir yapıya sahip olduğu tartışılmıştır. İçerik ve betimsel çözümleme yöntemleri ile eko-eleştirel bir tutumla okunması yapılan filmlerle ekolojik belgesel sinemaya dair birtakım çıkarımlar yapılmıştır.

Sahne sanatlarıSinema
Ayşe Altun
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessEN

Ingmar Bergman filmografisinin kadın bakışında varoluşçuluk ve absürdizmi keşfetmek

This research explores the intersection of existentialism, absurdism, and the female gaze in the works of Ingmar Bergman, focusing on his films "Persona," "Cries and Whispers," and "Autumn Sonata" (Bergman's trilogy). Employing feminist film theory and analyzing themes from existentialist and absurdist philosophy, the study examines how Bergman portrays female characters grappling with isolation, the search for meaning, and the precariousness of existence. This analysis, informed by the works of Jean-Paul Sartre, Albert Camus, and Simone de Beauvoir, illuminates the existential and absurdist dimensions of the female experience as depicted through Bergman's lens. It also contributes to a deeper understanding of the complexities of the female gaze and its application in film analysis. This interdisciplinary approach allows for a comprehensive exploration of how Bergman's cinematic language intersects with these philosophical underpinnings. As a complementary element, the research will be complemented by the creation of a short film script that embodies the theoretical insights gained from the analysis. This script will serve as both a creative expression of the explored themes and a tool for applied understanding. Ultimately, this research aspires to challenge gender stereotypes and broaden our comprehension of Bergman's cinematic vision, offering a valuable contribution to film studies and feminist discourse. Keywords: Ingmar Bergman, Existentialism, Absurdism, Female Gaze, Feminist Narratives, Gender Stereotypes, Philosophical Exploration, Narrative

Carla Gabriela Jınes Munoz
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Modern folk korku filmlerinde cadılık üzerine bir inceleme

İnsanlık tarihini ve folkloru oluşturan söylenceler, masallar ve rivayetler, korkunun birer parçasıdır. Folklor, coğrafyadan coğrafyaya değişiklik gösterse de ortak korkulara, tuhaflıklara ve gerilimlere sahiptir. Antik çağlardan süregelen ve popüler kültüre de yerleşmiş olan büyü ve cadılık da folklorun önemli bir parçasıdır. Sinemada folklor, neredeyse sinemanın doğuşundan bu yana işlenmektedir. İngiliz Sinemasında folklor ile cadılığın ortak paydada anlatımı "Folk Korku" [Folk Horror] adında bir terimin ve türün doğuşuna öncülük etmiştir. Folk korku terimi, 2010 senesinde A History of Horror'da Mark Gatiss'in kullanımı ile popülerlik ve resmiyet kazanmıştır. Robert Eggers'ın The Witch (2015) adlı filminin ise 21. yüzyılda folk korkuyu dirilttiği iddia edilmiştir. 21. yüzyıl yapımlarında, folk korku sinemasının öncü ve kült örneklerinin günümüz dünyasının etkisiyle folk korku elementleri ile cadılığın farklı ve "modern" bir biçimde işlendiği düşünülmektedir. Bu çalışmada 2015 sonrasında son on yılda gösterime giren ve cadılığı temeline alan folk korku filmlerine odaklanılmıştır. Tezin örneklemi ile alanyazınına uygun amaçlı olarak seçilen The Witch (2015), The Wailing (2016), Gretel & Hansel (2020), Hellbender (2021) ve You Won't Be Alone (2022) analiz edilmiş ve yorumlanmıştır. Filmlerin analizi tür filmi eleştirisi kapsamında yorumlayıcı yaklaşım yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Filmlerin analizinde folk korku zincirinin ögeleri, cadılık tarihi, cadılık-kadın ilişkisi ve filmde korkunun yaratım biçimi ele alınmıştır. Folk korku sinemasının yeni sayılabilecek bir alan oluşu ve bu kapsamdaki çalışmaların özellikle ulusal alanda azlığı nedenleriyle bu tez çalışmasının ulusal alanda öncü bir nitelikte olacağı düşünülmektedir.

Korku sineması
Buğra Mert Alkayalar
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
10
DoctorateOpen AccessTR

Dijital çağda Türkiye'de sinema seyir kültürü: Sektörel dönüşümler ve seyirci dinamikleri

Bu araştırma, dijitalleşme süreciyle birlikte yeni medya teknolojilerinin gündelik hayata entegrasyonu ve dijital platformların yükselişi ile Türkiye'de sinema seyir pratiklerinin, sinema sektörünün yapısının ve sinema seyircisinin geçirdiği dönüşümü ortaya koymayı amaçlamaktadır. Araştırmanın temeli, kültürel çalışmalar özelinde seyirci araştırmaları ve film çalışmaları özelinde de dijital teori perspektifleri üzerine kuruludur. Nitel araştırma metodolojilerinden gömülü teori yöntemi ile desenlenen bu araştırmada; yeni medya teknolojilerinin ve dijital platformların film seyir pratiklerine ve sinema sektörüne etkilerini anlamak amacıyla seyirciler ile sektör çalışanlarından oluşan iki farklı katılımcı grubu, amaçlı örnekleme yöntemiyle araştırmaya dâhil edilmiştir. Veri toplama süreci, katılımcılarla gerçekleştirilen yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmelerle gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler NVivo 14 yazılımına aktarılmış ardından gömülü teori yöntemine göre; açık, eksen ve seçici kodlama aşamalarından geçirilerek, sürekli karşılaştırmalı analiz yöntemi ile kuramsal kavramlar geliştirilmiştir. Araştırmanın sonucunda, yeni medya teknolojilerinin ve dijital platformların etkisiyle serbest zaman olgusunun değiştiği, sinema salonlarına olan ilginin azaldığı ve Covid-19 pandemisinin bu süreci hızlandırdığı görülmüştür. Seyir pratiklerine ilişkin alışkanlıklar kişiselleşmiş, esnekleşmiş ve daha parçalı bir hal almıştır. Sinema sektöründe, dijitalleşme ve dijital platformların yaygınlaşması ile özellikle dağıtım ve gösterim süreçlerindeki dönüşümlerden hareketle sinema değer zincirinde yeni kırılımların meydana geldiği anlaşılmıştır. Gelişen ve gündelik yaşamı kuşatan yeni medya teknolojilerinin kişisel serbest zaman ile çalışma zamanı arasındaki sınırı görünmez kıldığı; odaklanma sürelerinin kısalması ile filmler ve seyirciler arasındaki ilişkinin fragmanlaştığı görülmüştür.

Ev sinemasıSinema seyircileri
Emrah Cevher
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
11
Master'sOpen AccessTR

Sinemada metinlerarasılık: Kısa ve uzun metraj Cemil şov filmleri incelemesi

Metinlerarasılık, bir metnin diğer metinlerle olan ilişkilerini kapsayan bir kavramdır. Sinema sanatı hem kendi içinde hem de diğer sanat dallarıyla kurduğu ilişkiler neticesinde, metinlerarasılık kavramına zengin bir uygulama alanı sunar. Bu çalışmanın teorik çerçevesini "metinlerarasılık", "sinemada metinlerarasılık", "göstergelerarasılık", "filmlerarasılık" ve "remake (yeniden üretim)" kavramları oluşturur. Çalışmanın amacı, "Cemil Şov" (2015, 2021) filmlerinin kısa ve uzun metraj versiyonları arasındaki metinlerarası ilişkileri saptamak ve bu ilişkilerin sinema sanatındaki yerini incelemektir. Çalışmada tespit edilen metinlerarası ilişkiler, "pastiş", "anıştırma", "alıntı", "gönderme", "genişletme" ve "iç anlatı" gibi metinlerarası yöntemlerle görünür kılınmıştır. Barış Sarhan'ın yönetmenliğini ve senaristliğini üstlendiği "Cemil Şov" filminin kısa ve uzun metraj versiyonlarının, diğer metinlerle olan ilişkisi analiz edilmiştir. Bu analiz, filmlerin anlatı yapıları, karakter gelişimleri, sinematografik ögeleri ve tematik derinlikleri üzerinden gerçekleştirilmiştir. Yönetmenliği ve senaristliği aynı kişi tarafından yürütülen kısa metraj filmin, uzun metraj filme dönüşümünde remake süreci hâkim olmuştur. Bu yeniden üretim sürecinde uzun metrajlı versiyon, kısa metrajlı versiyonun temel yapısını genişleterek daha kapsamlı bir hikâye sunmuş, karakterler daha detaylı işlenmiş, sinematografik unsurlar ve yan hikâyeler eklenmiştir. Bu unsurlar, metinlerarası ilişkiler bağlamında ele alınmıştır. Böylelikle Cemil Şov'un kısa metrajlı ve uzun metrajlı versiyonları arasında kurulan metinlerarası ilişki, filmlerarasılık kavramını da içine alacak şekilde incelenmiştir. Uzun metraj ve kısa metraj Cemil Şov filmleri arasında metinlerarası bir ilişkinin var olduğu tespit edilmiştir. Buna ek olarak iki farklı metrajdaki filmlerin diğer metinlerle olan ilişkilerinde benzerlikler ve farklılıklar olduğu çalışmanın sonucunda ortaya çıkmıştır.

Mehmet Oğuz Yıldırım
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Bir "Umut Sineması": İran sinemasında Cafer Penahi anlatı yapısı

Anlatı yapısı çözümleme, bir metnin veya eserin nasıl kurulduğunu, hangi unsurların kullanıldığını, bu unsurların nasıl bir araya getirildiğini ve bu aracılığıyla nasıl bir anlam oluşturulduğunu anlamaya yönelik bir analiz yöntemidir. Filmde yer alan karakterlerin kim oldukları, nasıl tasvir edildikleri, hangi özelliklere sahip oldukları gibi özellikler incelenir. Karakterlerin eserin ilerleyişi ve teması üzerindeki etkileri de değerlendirilir. Eserde meydana gelen olayların nasıl bir sırayla gerçekleştiği, bu olayların birbirleriyle nasıl bağlantılı olduğu analiz edilir. Olayların metnin gelişimine nasıl katkı sağladığı ve seyıircinin algısını nasıl yönlendirdiği incelenir. Olayların dramatik gelişimi ve metnin genel anlatımını nasıl desteklediği üzerine analizler yapılır. Eserin sahibi olan sanatçının eseri (filmi) hangi bakış açısıyla anlattığı üslup tercihleri gibi unsurlar değerlendirilir. Bu unsurların fılmın atmosferi ve anlamı üzerindeki etkileri üzerine odaklanılır.Eserin temel konuları, alt metinleri ve derin anlamları incelenir. Sanatçının aracılığıyla hangi mesajları vermeye çalıştığı veya hangi fikirleri tartıştığı üzerine yorumlar yapılır. Filmin geçtiği mekanın (yer) ve zamanın (zaman dilimi) önemi ve bu unsurların filmin anlamına katkısı incelenir. Mekan ve zamanın atmosfer ve karakterler üzerindeki etkileri üzerine değerlendirmeler yapılır. Anlatı çözümleme yöntemi, filmin derinlemesine anlaşılması ve yorumlanması için kullanılan kapsamlı bir analiz yöntemidir. Bu yöntem, seyircinin metnin içeriği, yapısı ve anlamı hakkında daha derin bir kavrayış sağlar. Bu araştırmanın amacı, yönetmen olan Cafer Penahiyi yakından tanımak, ona uygulanan sistematik sansür, yasak ve hapislere karşı yaratıcı mücadilesine tanık olmak, kendine has bir sinema dilini küresel olarak ortaya koyan filmlerini incelemek, sinema üslubunu analiz etmektir. Bu analiz filmin konusu, karakterlerin tanımlayıcı özellikleri, fılmin mekan zaman kullanımının nasıl yansıtması, aktarılan etik değerler, filmin sonucunun şekli, görsel yapısı, kamera açıları, çekim teknikleri, renk kullanımı ve kurgunun işlenişi, müzik, ses efektleri ve diyalogların kullanımı hikayeyi ve duygusal atmosferi desteklemesi, filmdeki makyaj tarzı, hangi atmosferin yaratılmak istenmesi, kullanılan kültürel kodlar ve simgeler neyi ifade etmesi,filmde yönetmenin tarzı nasıl yansıtıldığını araştıracaktır. Araştırmada, Cafer Penahi sinemasının özellikle 1990ların sonundan başlayarak günümüze kadar olan süreç incelenmiştir. "Ayna" (1997),"Bu bir film değildir"(2011),"Taksi Tahran"(2015),"Üç Hayat"(2018) tezin örnek filmlerini oluşturmaktadır.

Zahra Mırrza
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kırgızistan sinemasında kadın temsili: Kırgız mucizesi filmlerin incelenmesi (1960-1980)

Bu araştırma, Kırgızistan sinemasında ''Kırgız Mucizesi'' adı verilen 1960-1980'ler dönemi filmlerinde kadın karakterlerin feminist film kuramı doğrultusunda nasıl temsil edildiğini incelemeye çalışmıştır. Sinemada feminist kuramı günümüzdeki sinema kuramlarının en önemlilerinden biridir. Sinemadaki feminist kuramı, sinemada kadın hakları kadar bir değer taşımaktadır. Kadın karakterinin yapılan her filmde nasıl temsil edildiği, ne kadar göründüğü ve ne şekilde sunulduğu feminist kuram ile okunması gerekmektedir. Araştırmanın literatür taraması bölümünde sinemadaki feminist kuramı, Kırgız toplumunda kadınların yeri ve Kırgız sinemasının tarihçesi anlatılmaktadır. Araştırmanın bulgular bölümünde ''Kırgız Mucizesi'' döneminden seçilen filmler üzerinde feminist kuramı ile incelemeler yapılmaktadır. İncelemede nitel araştırma yöntemlerinden içerik analizi yöntemi kullanılmaktadır. Buna ek olarak incelenen filmler Bechdel testi ile de değerlendirilmektedir.

Erkeaıym Temırbolotova
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Bir alt kültür olarak çevrimiçi canlı yayın platformları

Bu araştırmada çevrimiçi canlı yayın platformları bir alt kültür olarak incelenmiş ve bu kültürün öğeleri ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın kuramsal temeli olarak Raymond Williams'ın kültür kuramı belirlenmiş, bu bağlamda çevrimiçi canlı yayın platformlarının kültürünü belirleyen, onu etkileyen ve ona kaynak olan teknolojik, toplumsal ve kültürel arka planı anlamak için literatür taraması yapılmıştır. Bu doğrultuda ilk olarak canlı yayınlarla ilgili literatür incelenmiş, ardından çevrimiçi kültür; katılımcı kültür, gerçek sanallık kültürü ve sanal topluluklar kavramları bağlamında aktarılmıştır. Bir kültürel çalışma olarak tasarlanan bu araştırmanın yöntemi olarak netnografi seçilmiş ve dört yıl süren bir katılımcı gözlem gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın veri kaynağı olan katılımcı gözlem notlarına ek olarak, katılım sağlanan çevrimiçi canlı yayın kanallarının izleyici topluluklarından üyelerle görüşmeler yapılmıştır. Bu temel iki veri kaynağı tematik analize uygun biçimde kodlanmış ve analiz edilmiştir. Analiz edilen verilerden elde edilen bulgular yorumlanarak çevrimiçi canlı yayın topluluklarının sahip oldukları kültürün öğeleri ortaya çıkarılmış ve bu öğeler sonuç bölümünde açıklanmıştır. Anahtar Sözcükler: Canlı Yayın, Alt Kültür, Çevrimiçi Kültür, Sanal Topluluklar, Netnografi.

Umut Gül
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türk sinemasına farklı bir bakış: Komedi anlatılarında travmatik kahramanların çözümlenmesi

Modern toplumda bireylerin yaşadığı travmalar daha bilinir hâle gelmiştir ve anlatılarda daha fazla temsil edilmeye başlanmıştır. Sinema, travmaların temsil edildiği anlatılardan bir tanesidir. Bir toplumun yapısını anlamak sinema gibi anlatılar ile mümkün hâle gelebilmektedir. Bu bağlamda, toplumun büyük çoğunluğu tarafından tercih edilerek izlenen filmler sinema ve toplum ilişkisini anlayabilmek adına önemlidir. Türk toplumunun travmatik deneyimlerini çözümlemek için Türk sinemasında en fazla izlenen tür olan komedi filmlerinde karakterlerin travmatik dönüşümlerini tespit etmek ve elde edilen bulguları yorumlamak bu çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Bu çalışmada film karakterleri analiz edildiği için nitel araştırma yöntemi benimsenmiştir ve nitel araştırma yöntemlerinden betimsel tarama modeli kullanılmıştır. Betimsel tarama modeli kullanılarak çözümlenen karakterler kendi koşulları içerisinde değerlendirilmiştir. Çözümlenen filmler ise amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örnekleme yöntemi kullanılarak seçilmiştir ve 2009-2020 yılları arasında vizyona girmiş olan ve en çok izlenen beş adet komedi filmi çalışma kapsamında belirlenmiştir. Elde edilen bulguların açıklanması psikanalitik film eleştirisi ve yorumlayıcı yaklaşım çerçevesinde temellendirilmiştir. Çalışma sonucunda Türk sinemasındaki popüler komedi filmlerinde ana karakterin travmatik dönüşümlerinin anlatı içerisinde nasıl biçimlendiği anlamlandırılarak, karakterlerin travmalarının filmlerde nasıl temsil edildiği ve izleyicinin neye güldüğü ortaya koyulmuştur.

Popüler sinemaPsikanalizPsikolojik travma+3
Gülsemin Ünal
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Dijital teknolojiler ve yapay zeka çağında sinema ve televizyon eğitimi: Teknoloji ve toplum kuramları, ekonomi politik ve eğitim pratikleri bağlamında karşılaştırmalı bir inceleme

Dijital ve yapay zeka teknolojilerinin gelişimi farklı medya türleri arasında bir yakınsamayı beraberinde getirmekte, post-sinematik yapım ve izleme biçimlerini ortaya çıkarmaktadır. Dijital ve yapay zeka teknolojilerinin gelişimi, aynı zamanda hareketli görüntünün yapım öncesi, yapım ve yapım sonrası süreçlerinde gerekli hale gelen yeni beceri setleri ve değerlerin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Bu durum, Sinema ve Televizyon alanındaki üretim biçimlerinin ve buna bağlı olarak Sinema ve Televizyon eğitiminin de değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Bu çalışmada, Sinema ve Televizyon alanında faaliyet gösteren alan uzmanları, akademisyenler ve öğrencilerden oluşan 21 kişi ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerde, dijital ve yapay zeka teknolojilerinin Sinema ve Televizyon alanındaki yapım, izleme ve eğitim süreçlerine etkileri konu edilmiş, söz konusu süreçlerin ekonomik, yasal ve etik boyutlarına değinilmiştir. Buna ek olarak Sinema ve Televizyon Bölümünde eğitim gören 27 öğrenciden yazılı görüş alınmıştır. Çalışma, yapılandırmacı bir gömülü teori anlayışı benimsemektedir. Görüşmeler ve yazılı görüşler aracılığıyla elde edilen nitel veri, belirlenen tema ve alt temalar bağlamında değerlendirilmiş, teknoloji entegrasyonuna dair kapsamlı bir anlayış geliştirmek için teknoloji ve toplum kuramları bağlamında yorumlanmıştır. Sonuç olarak dijital ve yapay zeka teknolojileri çağında Sinema ve Televizyon eğitimine yönelik "Post-Sinematik Deneyim Tasarımı" başlığıyla bir yaklaşım önerisi sunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Dijital Teknolojiler, Yapay Zeka, Sinema ve Televizyon Eğitimi, Teknoloji ve Toplum Kuramları, Post-Sinema

Tayfun Dalkılıç
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
00