28
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Küreselleşme çerçevesinde Türkiye'de fırsat eşitsizliği ile gelir eşitsizliği üzerine bir çalışma
Küreselleşme sürecinin getirmiş olduğu fırsat ve gelir eşitsizliği ülkelerin azaltmak amacıyla üzerinde politikalar uyguladığı unsurlar olarak önümüze çıkmaktadır. Küreselleşme sürecini etkileyen nedenlere ayrıca fırsat ve gelir eşitsizliğinin oluşmasında rol oynayan etmenlere ekonomik, politik ve sosyal açıdan bakılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde küreselleşme sürecinin tüm dünyada fırsat ve gelir eşitsizliği üzerinde etkili olması ve eşitsizlik seviyelerinin hangi düzeyde olduğunun tespit edilmesi amacıyla uluslararası alanda yayımlanan göstergeler, endeksler ve makaleler çerçevesinde mevcut durum değerlendirilmeye çalışılmıştır. Çalışmada, PEST analizi yöntemi ile nitel araştırma tekniği yöntemi kullanılmıştır. Politik faktörler içerisinde eğitim, iş gücü piyasaları, sosyal güvenlik ve sağlık başta olmak üzere bu alanlarda yapılan harcamalar ele alınmıştır. Ekonomik faktörler içerisinde dış ticaret, enflasyon, reel efektif döviz kuru başta olmak üzere makroekonomik göstergelerin istikrarlı bir görünüm sergilemesinin önemli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sosyal faktörler içerisinde eğitim, iş gücü piyasaları ve kadınların eğitim ve iş gücü piyasalarında karşılaşmış olduğu güçlükler ele alınmıştır. Teknolojik faktörler içerisinde ise Ar-Ge harcamaları, Ar-Ge alanında çalışan sayısı, yerleşiklerin yapmış oldukları patent başvuruları ve teknolojik alanda yaşanan güncel gelişmeler değerlendirilmeye çalışılmıştır. Çalışmada, Küreselleşme sürecinin beraberinde getirdiği, fırsat ve gelir eşitsizliğinin üzerinde etkili olan faktörlerin tespit edilerek uygulanacak politikalara yol gösterici olmayı hedeflemektedir. Bu yönüyle çalışma, küreselleşme sürecinde fırsat ve gelir eşitsizliğine yönelik olarak PEST faktörlerinin belirlenmesinde literatürdeki ilk çalışma olması özelliği taşımaktadır.
KATILIM–30 ve BIST–30 endeks performanslarının ampirik bir değerlendirmesi (2011–2020)
Katılım bankacılığı, faaliyetlerini İslâmi standartlara göre gerçekleştiren bir bankacılık modelidir. Katılma indikatörleri, küresel düzeyde uzun yıllardır var olmasına karşılık, Türkiye'de 2011 yılından bu yana genişleme sürecindedirler. Sermaye piyasası enstrümanlarının her geçen gün arttığı finansal sistemde, katılım endeksleri yatırımcılara alternatif bir yatırım imkânı sağlaması bakımından önemlidir. Dolayısıyla son yıllarda katılım bankacılığı enstrümanlarına olan ilgide ciddi bir artış meydana gelmiştir. Bu çerçevede çalışmada, 7 Ocak 2011–22 Temmuz 2020 tarihleri arasında İslâmi standartlara münasip pay senetlerinden meydana gelen KATLM–30 Endeksi ile BİST– 30 Endeksi'nin risk ve kâr özellikleri mukayeseli şekilde analiz edilmiştir. Etüt periyodu 6 ayı piyasası, 6 boğa piyasası olarak 12 alt döneme ayrılmıştır. İncelemeler uzun dönem ilişkisinin mevcut olduğunu göstermektedir. İlâveten, endeksler arasında istatistiksel olarak anlamlı nedensellikler tespit edilmiştir. KATLM-30'da belirsizlik hâli düşük düzeyde olduğu için, riskten kaçan yatırımcılar, bu endeksi tercih etme noktasında daha istekli davranabilmektedirler. Anahtar Kelimeler: Borsa, Borsa İstanbul, KATLM–30, BĠST–30, endeks.
Türkiye'de ve Avrupa'da kadın girişimcilere uygulanan teşvik sistemi ve yarattığı ekonomik değerler (2005-2019)
Günümüz dünyasında gelişmeler, kadınların ekonomik ve sosyal olarak aktif olmalarına bir hayli ehemmiyet göstermektedir. İş hayatında yıllarca maruz kaldıkları ayrımcılıklardan kurtulan kadınlar gerek çalışan olarak gerek kendi işlerinde başarılı olmak istemektedirler. Kadınların bu isteklerini yerine getirmelerini sağlayan bir vasıta da girişimciliktir. Girişimcilik vasıtasıyla kadınlar kendilerini, çevrelerini ve hatta ülkelerini ekonomik olarak güçlendirmektedir. Kadınların girişimci olma nedenlerinde en başı çeken sebep ise, bir kadının kendi ayakları üzerinde durmak istemesi ve kendi işinin sahibi olmak istemesidir. Bu sayede yukarıda da belirtildiği üzere kendisine güveni gelecek, işlerini büyüttükçe istihdam sağlamaya başlayacak ve nihayetinde ekonomik olarak katma değer sağlayacaktır. Bu noktada kadın girişimciler bazı çekincelere sahip olabilmekte ve bazı sorunlar yaşayabilmektedir. Bu çekinceler ve sorunlar, kimi kadının girişimciliğe atılmasını engelliyorken, kimi kadının ise var olan girişimini kapatmasına neden olabilmektedir. Örneğin kadının sermayeye ulaşımı, aile ve iş yaşamı arasında yaşadığı problemler veyahut yaptığı işi büyütecek bilgiye sahip olmaması gibi birçok husus bu noktada engel olarak söylenebilmektedir. Tam bu noktada ise devreye devletler ve bazı özel kurum/kuruluşlar girmektedir. Bu oluşumlar, kadın girişimciliğine gerek hibe veyahut kredi gibi mali destekler, gerek işleriyle alakalı eğitimler ile destek sağlamakta ve kadınların daha güçlü olabilmeleri için çok kritik bir görev üstlenmektedirler. Gün geçtikçe önemi artan kadın girişimciliğine, bu teşvikler de her gün artarak devam etmektedir. Bu hususta yapılan çalışmada hem ülkemizde hem de Avrupa'daki birçok kurum ve kuruluş incelenmekte ve kadın girişimcilere sağlanan teşvikler irdelenmektedir. Çalışmanın son bölümünde ise, kadın girişimcilere sağlanan bu teşviklerin ekonomik anlamda herhangi bir değer yaratıp yaratmadığı hususu incelenmekte ve ekonometrik hesaplamalar dahilinde kadın girişimciliğine yapılan teşviklerin ekonomiye olumlu katkısı olduğu ve ekonomideki büyümenin daha çok kadın girişimci ortaya çıkartabileceği sonucuna varılmaktadır. Anahtar kelimeler: Kadın girişimci, girişimcilik, teşvik, ekonomik büyüme, Türkiye, Avrupa
Avrupa Birliği ve Türkiye'de neoliberal politikalar ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin incelenmesi
Ekonomi tarihi boyunca ülkelerin istikrarlı bir biçimde ekonomik büyümeyi sağlamaları açısından en ideal ekonomik modelin bulunmasına yönelik farklı teoriler öne sürülmüş ve çalışmalar yapılmıştır. Bu çerçevede küreselleşme akımına paralel olarak uluslararası ekonomide ağırlık kazanan neoliberal politikaların ekonomik büyüme ile olan ilişkisi çeşitli araştırmalara konu olmuştur. Bu çalışmada AB ve Türkiye'de neoliberal politikalar ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki çeşitli iktisadi değişkenler referans alınarak üç bölüm çerçevesinde incelenmiştir. 1970'li yıllarda yaşanan petrol krizleri sonrasında AB'de Keynesyen ekonomi politikaları terk edilerek neoliberal ekonomi politikaları benimsenmiştir. Neoliberal politikalar, topluluk içerisinde özellikle gelişmiş üye ülkeler tarafından gelişme aşamasındaki ülkelere birliğe entegrasyon için uyulması gereken bir ekonomik program olarak sunulmuştur. 24 Ocak kararları sonrası dönemde Türkiye'de ithal ikameci politikalardan ihracata yönelik sanayileşme stratejisine geçiş yapılarak neoliberal politikalar ön plana çıkarılmıştır. Bununla birlikte yurt ekonomisinde mevcut bulunan yapısal sorunlar ve iç ve dış konjonktürde yaşanan ekonomik ve siyasi krizler nedeniyle uygulanan neoliberal politikalar sonucunda hedeflenen istikrarlı ekonomik büyüme oranlarına ulaşılamamıştır.
Finаnsаl gelişme ve ekоnоmik büyüme аrаsındаki ilişki: Azerbаyсаn örneği
Dаhа istikrаrlı ve hızlı büyüyen bir ekоnоmiye kаvuşmаk, politika yapıcılar için en önemli kоnulаrdаn biri оlmаktаdır. İstikrаrlı bir ekоnоmik büyümenin sаğlаnmаsı için ülkeler bir sırа tedbirler hаyаtа geçirmektedir. Birçоk çаlışmа finаnsаl gelişime ile ekоnоmik büyüme аrаsındа dоğrudаn ilişki оlduğunu öne sürmektedir. Fаkаt bu iki kаvrаm аrаsındа ilişkinin yönü tаrtışılır bir kоnu оlаrаk kаlmаktаdır. Çаlışmаnın temel аmасı, Аzerbаyсаn`dа finаnsаl gelişim ve ekоnоmik büyüme аrаsındа ilişkinin оlup оlmаdığının belirlenmesi оlmаktаdır. Bu аmаç dоğrultusundа, çаlışmа giriş, 3 bölüm ve sоnuç kısımlаrındаn оluşmаktа оlup, ilk bölümde genel оlаrаk finаnsаl gelişme ve ekоnоmik büyümeden bаhsedilmektedir. Bu kаpsаmdа finаnsаl sistemin bileşenlerinden ve ekоnоmik büyümeye ilişkin teоrilerden bаhsedilmiştir. İkinсi bölümde Аzerbаyсаn Ekоnоmisine ve Finаnsаl Sistemine değinilmiş ve Аzerbаyсаn kаpsаmındа temel istаtistiklere аçıklаnmıştır. Sоn оlаrаk üçünсü bölümde ise Аzerbаyсаn'ın 1996-2017 yıllаrı аrаsındаki verileri ele аlınаrаk аnаlizler yаpılmıştır. Аnаliz kаpsаmındа АDF, Jоhаnsen СоIntegrаtiоn ve VEСM testleri kullаnılаrаk zаmаn serisi аnаlizi uygulаnmıştır. Аnаlizde ekоnоmik büyüme reel GSYİH büyüme оrаnı ile ölçülmekte ve finаnsаl gelişme ise geniş pаrа аrzının GSYİH'ye оrаnı, piyаsа kаpitаlizаsyоn оrаnının GSYİH'ye, merkez bаnkаsı vаrlıklаrının GSYİH'ye ve bаnkаlаrdаki mevduаtın GSYİH'ye оrаnlаrı оlmаk üzere dört fаrklı gösterge ile ölçülmektedir. Genel оlаrаk, bulgulаr, finаnsаl gelişme ile ekоnоmik büyüme аrаsındаki nedensel ilişkinin, Аzerbаyсаn'de temel оlаrаk finаnsаl gelişmeden ekоnоmik büyümeye dоğru gittiğini göstermekte ve bunun аrz öncüllü hipоtezi desteklediği sоnuсunа vаrılmаktаdır.
Menkul kıymetleştirme ve para politikası ilişkisi
Menkul kıymetleştirme bankaların ve ticari şirketlerin likidite ihtiyaçlarının karşılanması açısından oldukça önemli bir dış finansman yöntemi olarak görülmektedir. Son dönemde bazı araştırmacılar, menkul kıymetleştirmenin para politikası ile etkileşiminin, parasal aktarım mekanizmasının bazı kanallarını etkilediğini ifade etmektedir. Menkul kıymetleştirmenin etkilediği parasal aktarım kanalları: likidite kanalı ve kredi kanalı alt kategorisinde olan banka borç/kredi verme kanalı ile risk alma kanalından oluşmaktadır. Likidite kanalı, menkul kıymetleştirmenin likidite koşullarını artırması sonucu ipotek/mortgage piyasası getirilerini etkilediğini, konut kredisi faiz oranını düşürme eğiliminde olduğunu ve konut kredilerinde daha düşük bir kredi maliyetine neden olduğunu göstermektedir. Para politikasının kredi kanalında ise menkul kıymetleştirmenin, bankalara para politikası uygulamasıyla artan fonlama maliyetlerinin etkisini azaltabilecek fon kaynağı sağladığı ve banka borç verme kanalı ile para otoritesinin kredi arzı üzerindeki politika etkisini potansiyel olarak telafi edebileceği ortaya koyulmaktadır. Bununla birlikte kredi menkul kıymetleştirmesi, bankaların risk almaya yönelik teşviklerini de değiştirmektedir. Bu çalışmada, menkul kıymetleştirmenin, para politikasının aktarım mekanizmasına olan etkisi ve bazı aktarım kanallarında politika araçlarının etkisini zayıflatabileceği veya güçlendirebileceği değerlendirilmektedir.
Türkiye örneğinde uluslararası emek göçü ve politika gelişimi
Son yıllarda hızlanarak artan emek göçünün, kaynak ülkelerce birtakım dezavantajlar yarattığı düşüncesinden hareketle, Türkiye'nin 60 yıllık dış göç gelişimi incelenmiş ve küreselleşen ekonomiyle emek göçünün yapısının değişimi araştırılmıştır. Çalışma, göçün tanımlamalarını yaparak kuramsal çerçevede sebeplerini açıklamış, küresel kalkınmaya etkilerine değinerek kaynak ülke olarak Türkiye'nin süreçten sağladığı faydaları sorgulamıştır. Kalkınma kavramının, yıllar içinde gelişerek kazandığı yeni anlamlarla beraber, Türkiye'nin kalkınma planlarında emek göçünü ele alışı evrimleşmiş, son yıllarda özellikle nitelikli emek göçünün tersine çevrilmesine yönelik adımlar önem kazanmıştır. Çalışmada, hedef ve kaynak ülkelerin emek göçüne yönelik uyguladığı politikalar incelenerek Türkiye'nin başlangıçta büyük umutlarla teşvik ettiği emek göçünün kalkınmayı baltalamadan yönetilmesine yönelik politika girişimleri değerlendirilmiştir.
Para polı̇tı̇kası ve eşı̇tsı̇zlı̇k: Türkı̇ye ı̇çı̇n ı̇lı̇şkı̇lerı̇n araştırılması
Bu tez, gelir eşitsizliği göstergelerini kullanarak para politikası şoklarının gelir eşitsizliği üzerindeki etkisini Türkiye için incelemektedir.Çalışmanın ana amacı Türkiye'de para politikası şoklarının gelir eşitsizliği üzerinde etkili olup olmadığını araştırmak ve etkiliyse bu etkinin finansal kanallar vasıtasıyla mı reel kanallar vasıtasıyla mı gerçekleştiğini yakalamaktır. Para politikasıyla gelir eşitsizliği arasındaki ilişkinin ampirik olarak test edilmesi için Uhlig(2005) takip edilerek işaret kısıtlamalı yapısal vektör otoregresyon(SVAR) modeli ve vektör otoregresyon(VAR) modelleri kullanılmıştır. Şokların gelir eşitsizliği üzerindeki etkisini incelemek için IRF'lerden faydalanılmıştır. Gelir eşitsizliği değişkeni olarak gini katsayısı ve 90/10 oranları alternatifli olarak kullanılmıştır. Bulgularımıza göre, daraltıcı para politikası şokları kısa dönemde gelir eşitsizliğini artırmaktadır ancak gelir eşitsizliği orta dönemde döngüsel bir tepki vermektedir. Daraltıcı bir şokun ardından gelir eşitsizliği kısa dönemde artmakta orta dönemde bir miktar azalmaktadır.İkinci olarak para politikasının gelir eşitsizliğini etkilemesinde reel kanallar finansal kanallardan daha baskın çalışmaktadır. Üçüncü olarak, para politikası eylemlerinden orta gelirli sınıf, yüksek gelirli sınıfa göre daha çok etkilenmektedir.
Portföy yönetiminde aktif-pasif yatırım stratejileri karşılaştırması: Borsa İstanbul örneği
Sermaye piyasalarında yatırım yapılabilir varlık türü ve sayısındaki artışla birlikte yatırımcıların getiri beklentilerinde yaşanan değişim, yatırımcıları piyasa ortalamasının üzerinde getiri sağlayacak yeni yatırım stratejileri araştırmaya yöneltmiştir. Zamanla, pasif yatırım stratejilerine alternatif olarak piyasa ortalamasının üzerinde getiri sunan birçok aktif portföy yönetim stratejisi geliştirilmiş ve portföy yönetiminde pasif yaklaşımla beraber aktif stratejiler de sıklıkla kullanılmaya başlanmıştır. Pasif stratejilerden aktif stratejilere doğru yaşanan bu geçişte finansal okuryazarlık düzeyindeki artış ve değişen yatırımcı beklentileri kadar kantitatif yöntemlerin yatırım sürecine dahil edilmesinin de büyük bir etkisi olmuştur. Bu çalışmada, ilk olarak piyasa profesyonellerinin son yıllarda üzerinde en çok tartıştığı konulardan biri haline gelen aktif ve pasif yatırım stratejileri karşılaştırması, bu iki yaklaşımın teorik dayanaklarını teşkil eden geleneksel ve davranışsal finans teorileri temelinde ele alınmıştır. Daha sonra aktif yatırım stratejilerinde sıklıkla kullanılan teknik analiz yöntem ve araçları açıklanmıştır. Son olarak bir aktif yatırım stratejisi olan momentum yatırım stratejisinin etkinliği BIST100 endeksinde işlem gören hisse senetleri üzerinde test edilmiştir. Bulgular, işlem yapılan piyasa dinamikleri dikkate alınarak gözlem ve elde tutma süreleri doğru belirlenmiş bir momentum stratejisi ile piyasa ortalamasının üzerinde getiri elde etmenin mümkün olduğunu doğrular niteliktedir. Anahtar Kelimeler: Portföy Yönetimi, Momentum Yatırım Stratejileri, Davranışsal Finans, Teknik Analiz, Sharpe Ölçütü
Yabancı portföy yatırımlarının 2005-2020 dönemi BİST 100 endeksi üzerinde etkisi
Günümüzde bilgi ve iletişim teknolojilerinin desteklediği finansal piyasalarda yaşanan gelişmeler sonucunda yatırımcılar kolay, hızlı ve şeffaf şekilde dünyanın farklı noktalarına yatırım yapmaktadırlar. Her bir yatırımcının amacı düşük riskle yüksek getiri sağlamaktır. Yatırımcıların bu amaca ulaşması için yatırım yaptıkları finansal ürünü etkileyen faktörler hakkında bilgi sahibi olmaları gerekmektedir. Bu faktörleri belirlemek için söz konusu finansal ürünün getirisini etkileyen değişkenlerin ekonometrik analizinin yapılması büyük önem arz etmektedir. Bu çalışmada yabancıların 2005-2020 döneminde Borsa İstanbul'da (BİST) yaptıkları alış satış işlemlerinin BİST 100 endeksinin yükseliş ve düşüşlerinde etkisinin olup olmaması araştırılmıştır. Analizde BİST 100 endeksi bağımlı değişken, yabancı portföy yatırımları (YPY) ise bağımsız değişken olarak yer almıştır. 01.01.2005 ile 31.12.2020 tarihleri arasındaki aylık verilerle değişkenler arasındaki korelasyon, ADF, PP ve KPSS birim kök testleri, Granger Nedensellik Testi, Engle-Granger ve Johansen-Juselius eşbütünleşme testleri ve VAR analizi yapılmıştır. Çalışma sonucunda, yabancı portföy yatırımları ile BİST 100 endeksi arasında 0.33 pozitif ilişki olduğu ve bu değişkenlerin durağan olmadığı tespit edilmiştir. Böylelikle ilgili değişkenler arasında uzun dönemde ilişki olduğu sonucu elde edilmiştir. Granger testinin sonucunda BİST 100 ve YPY değişkenleri arasında nedensellik ilişkisi tespit edilememiştir. Modelde otokerlasyon ve değişen varyans sorunu olmadığı ve hata terimlerinin normal dağılmamakta olduğu tespit edilmiştir. Modelde 2008 yılında yapısal kırılmanın olduğu tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Yabancı Portföy Yatırımı, BİST, İMKB, BİST 100, Eşbütünleşme analizi, Birim kök testi, Granger nedensellik testi, VAR analizi.
Enerji tüketimi ve karbon salınımın büyüme üzerindeki etkisi: Türkiye örneği
Ekonomik büyüme geçmişten günümüze kadar incelenen, üzerine teoriler üretilen bir konu olmuştur. Bu durumda da ekonomik büyümeyi etkileyen unsurlar devreye girerek bu hususlar üzerinde birçok incelemeler yapılmıştır. Enerji kaynakları da geçmişten bugüne kadar ekonomik büyüme ve kalkınmada önemli rol sahibi olmuştur. Küreselleşme ve toplumların gelişmesiyle enerjiye olan taleple birlikte enerji tüketimi de artmıştır. İnsanoğlunun enerji ihtiyaçları için yaktıkları fosil yakıtlar nedeniyle de çoğunlukla karbondioksit konsantrasyonları artmaktadır. Bunun sonucunda da küresel ısınma meydana gelmektedir. Küresel ısınmanın artması ile uluslararası düzeyde önlem ve yaptırımlar uygulanmaya başlamıştır. Bu çalışmanın amacı Türkiye'de enerji tüketimi ve karbon salınımının ekonomik büyüme üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Bu amaç için enerji tüketimi ve karbon salınımının ekonomik büyüme üzerindeki etkileri uygulamalı ve teorik olarak ele alınmıştır. Tez dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde enerji kavramı ve enerji kaynakları ele alınmıştır. İkinci bölümde karbon salınımı ve iklim değişikliği ile mücadelede uluslararası alanda atılan adımlar ve bu adımlar sonucunda karbonun fiyatlandırılması ile ilgili konular ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ekonomik büyüme kaynakları ve ekonomik büyüme modellerine yer verilmiştir. Dördüncü bölümde ise söz konusu değişkenlerin birbiri arasındaki ilişki ele alınmıştır. Bu çalışmada söz konusu değişkenler arasındaki ilişkiyi incelemek üzere Türkiye'nin 1980-2019 yıllık verileri kullanılmıştır. ADF ve PP Birim kök testi ile durağanlıkları test edilen değişkenlerin hepsinin birinci derecede durağan olduğu tespit edilmiştir. Johansen Eşbütünleşme Testi ile eşbütünleşme olduğu ve seriler arasında uzun dönem ilişkisinin olduğu bulunmuştur. Son olarak değişkenler arasındaki nedenselliğin yönünün tespiti için Granger Nedensellik Testi uygulanmış ve şu sonuçlara varılmıştır; enerji tüketiminin büyüme üzerinde %10 istatistiksel anlamlılık düzeyinde, karbon salınımının da ekonomik büyüme üzerinde %1 istatistiksel anlamlılık düzeyinde tek yönlü nedenselliği vardır. Anahtar Kelimeler: Enerji Tüketimi, Karbon Salınımı, Ekonomik Büyüme, Türkiye
Kamu harcamaları ve iktisadi büyüme arasındaki nedensel ilişkinin panel veri analizi
Kamu harcamaları ülke ekonomisini doğrudan etkileyen faaliyetler bütünüdür. Kamu harcamaları kapsamında iktisadi büyümenin incelenmesi, yerel yönetimler ve kamuda yapılan yenilikler açısından oldukça önemli bir konudur. İktisadi büyüme kapsamında yapılan tüm etkinlikler kamu harcamaları ile doğrudan ilişkili olarak bulunmaktadır. Ülkelerin yürütmüş oldukları siyasi ve mali politikalar kamu harcamalarını doğrudan etkilemektedir. Kamu harcamalarının vatandaşların ve devletin ihtiyaçlarına yönelik yapılması ve bu alanda iktisadi büyüme için çeşitli maliye politikalarının incelenmesi büyük önem taşımaktadır. Kamu harcamaları ve iktisadi büyüme ilişkisi geçmiş teorilerde ele alınmış bir konu olsa da ülkelerin yürüttükleri maliye ve siyasi politikaların daim belirleyicisi olduğundan günümüzde hala popülerliğini korumaktadır. Bu ilişki ile ilgili dört durum söz konusu olmaktadır: kamu harcamalarından iktisadi büyümeye, iktisadi büyümeden kamu harcamalarına doğru tek yönlü nedesellik, kamu harcamaları ile iktisadi büyüme arasında karşılıklı nedensellik ve birbirleri arasında herhangi bir nedensellik ilişkinin bulunmaması durumudur. Yapılan çalışmalar ülkeden ülkeye ve aynı ülkenin farklı dönemleri için sonuçların farklılıklar gösterdiğini ortaya koymuştur. Bu tezde kamu harcamaları ile iktisadi büyüme arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Araştırma kapsamında kamu harcamalarının yapılma nedenleri, kamu harcama faaliyetleri ve iktisadi büyüme içinde kamu harcamalarının yeri gibi konular üzerinde durulmuş, kamu harcamaları ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki Wagner kanunu kapsamında ele alınmıştır. Çalışmanın uygulama kısmında söz konusu ilişki OECD ülkeleri için panel nedensellik testleri yardımıyla incelenmiştir. Analiz sonucuna göre iktisadi büyümeden kamu harcamalarına doğru tek yönlü nedensellik ilişkisi olduğu saptanmıştır.
Türkiye'deki katılım bankalarının ekonomiye ve finansal gelişmeye etkisi
Temel görevi, ekonomik birimler arasında fon akışlarına aracılık etmek olan bankalar, topladıkları fonları kredi mekanizmasıyla üretim ve istihdam alanlarına aktararak ekonomik büyümeye katkı sağlamaktadır. Türkiye'de 1985 yılında Özel Finans Kurumları ile başlayan, 2005 yılından itibaren de "Katılım Bankaları" tarafından gerçekleştirilen faizsiz bankacılık faaliyetleri, geleneksel, kalkınma ve yatırım bankalarının yanı sıra ayrı bir tür olarak Türk Bankacılık Sektörü'nde faaliyet göstermektedir. Katılım bankalarının Türk bankacılık sektörü içindeki performansını inceleyen bu çalışma, katılım bankalarının finansal gelişmeye ve ekonomiye katkılarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda katılım bankalarının faaliyet yöntemleri ve esasları araştırılarak, ekonomik gelişmeye sağladıkları katkılar bakımından değerlendirilmiştir. Bu çalışma ile katılım bankacılığı sektörünün gelişmesi için gerekli düzenlemelere dikkat çekilmiştir. Araştırma konusu için yapılan analiz sürecinde, katılım bankalarının 2010-2018 dönemine ait temel finansal rasyo ve göstergeleri kullanılarak geleneksel bankalarla karşılaştırma yapılmıştır. Çalışmada, katılım bankaları kullandığı yöntemler ve esas aldığı prensipler itibarıyla teoride tamamen farklı görülmektedir. Katılım bankaları, uygulamaları ile geleneksel bankaların faizle ilgili olmayan hemen her bankacılık hizmetini verebilmeleriyle geleneksel bankalara benzer özellikler gösteren ve geleneksel bankaları tamamlayan kurumlar olarak ifade edilmektedir. Katılım bankaları, faiz hassasiyeti olan müşterilerin ihtiyaçlarına cevap vermesiyle ise, geleneksel bankacılık hizmetlerine alternatif kurumlar olarak görülmektedir. Katılım bankaları, 2010-2018 döneminde başarılı bir performans göstermesine rağmen, Türk bankacılık sektörü içinde ve ekonomideki tamamlayıcı etkilerini yerine getirmede küçük bir paya sahiptir. Katılım bankalarının başlıca katkıları Türkiye'de faize duyarlı kesimlerin atıl fonlarını finansal sisteme kazandırarak ekonomik gelişmeyi pozitif yönde etkilemesi ve kullandığı faizsiz bankacılık yöntemleriyle finansal sistemde derinlik ve hizmet çeşitliliğini artırmasıdır. Türkiye ekonomisine ilave fon yaratma ve bu fonun kullanımına sürdürülebilir katkı sağlama açısından katılım bankaları, önemli bir potansiyele sahiptir. Anahtar Kelimeler: Katılım Bankaları, Özel Finans Kurumları, Faizsiz Bankacılık, İslami Bankacılık.
Türkiye fındık piyasasında lisanslı depoculuk sisteminin değerlendirilmesi
Lisanslı Depoculuk Sistemi (LDS) ve sistem ile bağlantılı olan ticaret borsaları ya da belirli emtiaların alım satım işlemleri üzerine uzmanlaşmış Ürün İhtisas Borsaları, özellikle dayanıklı ve bu nedenle depolanmak için uygun olan tarım ürünleri piyasalarının dönüşümü ve gelişimi için önerilen önemli yapısal unsurlardandır. Depoculuk sistemi istenilen yapı, kalite, miktar ve özellikte ürüne ulaşım şeklini dönüştürmekte, ürün borsaları da bu ürünlerin pazarlanmasını, alım satımını kolaylaştırıcı platformların oluşmasına neden olmaktadır. Ülke örneklerinden de yola çıkılarak gerçekleştirilen bu yapılar ve yapıların sağladığı avantajlar sonucunda Türkiye'de de ilk olarak hukuki boyutta daha sonraki yıllar ise fiziki olarak faaliyete geçici adımlar atmıştır. Dayanıklı tarım ürünleri piyasalarında LDS ve sisteme entegre yapıların dönüştürücü olacağı, sistemin özellikle dünya üretiminde önemli bir yere sahip olduğumuz fındık ürünü için verilen öneriler arasında ilk sırada yer aldığı bilinmektedir. Bu nedenle çalışmada, LDS için 2005'ten bu yana Türkiye'de gerçekleşmiş gelişmeler incelenmiş, özellikle fındık piyasasının sisteme entegrasyonu için neler yapıldığı araştırılmıştır. Uygulamalar fındık üretim hacminin ufak bir kısmını oluştursa da entegrasyon için yeni adımlar atılmış ve yapılar oluşturulmuştur. Tarım piyasasında sistemin kapsamı genişletilmek istenmekte ancak fındık özelinde özellikle üretici tarafının çoğunlukla küçük ölçekli olması, yıllar içerisinde piyasa aktörlerin geliştirdiği informel ilişkiler, uzun yıllar piyasada kamu müdahalesinin etkili olması ve bunun yarattığı alışkanlıklar gibi unsurların çok önemli olduğu ve bunların incelenerek politika üretilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Fındık Ürünü, Fındık Piyasası, Lisanslı Depoculuk Sistemi, Ürün Senedi, Ürün Borsası
Sanayi sektörünün finansal gelişme üzerindeki etkisinin panel veri analizi ile incelenmesi
Finansal gelişme kavramı, iktisadi büyüme ile ilişkisi bakımından birçok teorik ve ampirik araştırmaya konu olmuştur. Daha önce yapılan çalışmaların büyük bir bölümünde, elde edilen sonuçlar açısından, arz öncüllü, yani; finansal gelişmenin büyüme ve reel sektör üzerinde önemli katkıları olduğu hipotezi doğrulanmıştır. Bir takım analizlerde de, iktisadi büyümenin finansal gelişmeye kaynaklık ettiği, talep takipli hipoteze uygun bulgulara ulaşılmıştır. Bu çalışmanın amacı, finansal gelişme - iktisadi büyüme ilişkisini, büyümenin önemli unsurlarından biri olan sanayi sektörü özeline indirgeyerek irdelemek ve finansal gelişmenin sanayi sektörü faaliyetlerinden nasıl etkilendiğini açığa çıkarmaktır. OECD üyesi 24 ülkeye ait 1995 - 2012 arası yıllık veriler kullanılarak gerçekleştirilen panel regresyon analizinde, finansal gelişme göstergesi olarak seçilen özel sektöre verilen yurtiçi kredilerin GSYİH' ya oranı bağımlı değişken olarak belirlenmiştir. Bağımsız değişkenler ise; sanayi sektörü göstergesi olarak seçilen sanayi üretim endeksi (2015 baz yıl), 1997 Doğu Asya Finansal krizini temsilen oluşturulan kriz1 ve 2008 küresel krizini temsilen tanımlanan kriz2 kukla değişkenleri şeklindedir. Sadece birim etkinin olduğu tek yönlü tesadüfi etkiler modeli, temel varsayım testlerinden sonra dirençli standart hatalar üreten Driscoll - Kraay Tahmincisi ile tahmin edilmiştir. Tam logaritmik formdaki nihai panel regresyon modeli sonuçlarına göre; sanayi üretim endeksindeki artış, özel sektöre verilen yurtiçi kredilerin GSYİH içerisindeki payını da artırmaktadır. Ayrıca bağımlı değişken üzerinde; kriz1'in negatif, kriz2'nin ise pozitif etkisi olduğu saptanmıştır. Elde edilen bulgulara göre; sanayi sektöründeki faaliyet artışı, finansal gelişmeye zemin hazırlamaktadır ve bu sonuç talep takipli hipotez ile uyumludur. 2008 küresel krizinin pozitif yönlü etkisi ise, niceliksel genişleme stratejisi ile dünya piyasalarına sağlanan likidite bolluğu çerçevesinde değerlendirilmiştir.
Azerbaycan-Rusya ekonomi-politik ilişkileri
SSCB'nin dağılması ile birlikte bağımsızlığını kazanan ülkelerden olan Azerbaycan Cümhuriyeti, konumu itibari ile yüzyıllardan beri Rusya'nın jeopolitik ilgi alanını oluşturmuştur. Büyük petrol ve doğalgaz rezervlerine sahip olan Azerbaycan ilaveten, stretik bakımdan Avrupa ve Orta Asya arasında konumlanması, Türkiye ve İran gibi büyük ülkelere komşu olması nedeni ile Azerbaycan'ın Rusya'nın gözündeki ekonomik ve jeopolitik önemini artırmıştır. Sovyetlerin dağılması ile birlikte, Azerbaycan-Ermenistan arasında sorun ve savaş haline gelen Dağlık Karabağ problemi, bölgedeki tüm ülkeleri etkilemiş bu doğrultuda Azerbaycan-Rusya arasındaki ilişkilerde, Azerbaycan bu sorunu esas alarak dış politika yürütmüştür. Haydar Aliyev ve İlham Aliyev dönemlerinde ise, Azerbaycan ve Rusya arasındaki polemikler yürütülen doğrü dış politika sayesinde sonlanmış, ve ikili münasebetlerde ilişkiler özellikle ekonomik açıdan üst düzeye yükseltilmiştir. Bunun sonucunda ise, Azerbaycan Rusya'nın en çok anlaşma imzaldığı ülkelerden biridir. Azerbaycan ve Rusya arasında serbest ticaret rejimi, gümrük birliği, ekonomik bütünleşme hakkında imzalanan antlaşmalar, Azerbaycan ile Rusya ekonomik ilişkilerinin dönüm noktasını teşkil etmiştir. Bu çalışmada Azerbaycan ve Rusya arasındaki ekonomik, siyasi ilişkiler ve bu ilişkilerden doğan sorunlar esas olarak Haydar Aliyev ve İlham Aliyev dönemleri baz alınarak analiz edilecektir.
2008 krizi sonrası merkez bankalarına yeni yüklenen görev olarak finansal ı̇stikrar ve Türkiye örneği
2008 küresel finansal krizi, ABD'de başlayarak dünyaya yayılan tarihin en büyük krizlerinden birisidir. Hem finansal piyasaları hem de reel ekonomiyi derinden etkilemiştir. Krizin finansal piyasalarda çıkması sistemin kırılganlıklarını gün yüzüne çıkarmıştır. Finansal istikrar için geleneksel para politikası hedeflerinin yetersizliği ve risklerin ele alınmasında finansal kurumların sistemin genelindeki riskleri görememesi ve makro bakış açısıyla çözüm üretememesi de etkili olmuştur. Kriz sonrasında anlaşılan gerçekler için finansal istikrarın sağlanmasında yeni bakış açısı ve makro ihtiyati politikalar için sorumluluk merkez bankalarına yüklenmiştir. Bu çalışmada, hem 2008 finansal krizi hem de krizden etkilenen gelişmiş ülkelerin aldığı tedbirler dolayısıyla etkilenen Türkiye ekonomisini finansal istikrara kavuşturmayı hedefleyen TCMB'nin uyguladığı politikalar ve başarısı incelenmiştir. 2001 krizinin getirdiği ortamda yapılan reformların etkisiyle özellikle bankacılıkta sağlam duran Türkiye ekonomisinde finansal istikrarı sağlamak için atılan adımlar, 2008 küresel finansal krizinin olumsuz etkilerini azaltmada destek olmuştur. 2010 sonrası finansal istikrar için aktif olarak uygulanan makro ihtiyati politikalar ile 2011'de oluşturulan resmi altyapı ile sistemik riskin izlenmesi ve uygun tepkiler verilmesi kolaylaşmıştır.
İç su yollarının ticari önemi dünyadan örnekler ve Türkiye incelemesi
Dünya'da taşımacılık için kullanılan yöntemlere bakıldığında genelde ilk akla gelen taşıma modelleri karayolu, denizyolu, havayolu ve demiryolları olmaktadır. Fakat hiç üzerinde durulmayan ve gün geçtikçe önemi artan bir diğer model ise iç su yolları üzerinde yapılan taşımacılıktır. Başta Amerika, Çin, Hollanda, Almanya, Belçika ve Rusya olmak üzere birçok ülkede iç su yolları üzerinde büyük hacimli ticaret yapılmakta ve bu yolların genişletilmesi ve iyileştirilmesine yönelik önemli yatırım kararları alınmaktadır. Ekonomik olarak da en verimli taşıma modeli olan iç su yolu taşımacılığı dünyada ilgi çeken bir yöntem olmasına rağmen akarsular bakımından zengin olan Türkiye'de gereken ilgiyi görememektedir. Bu çalışma, dünyadaki önemli nehir ve kanalları fiziksel ve ekonomik yönlerden inceleyerek, iç su yollarında en yoğun ticari trafiğin yaşandığı bölge veya ülkelerde mevcut durumu istatistiki veriler ışığında gözler önüne sermeyi amaçlamaktadır. Yine bu noktadan hareketle Türkiye coğrafyasındaki belli başlı akarsuların fiziksel özelliklerine değinilecek, tarihten günümüze kadar olan süreçteki mevcut ulaşıma açma girişimleri ele alınacak ve ülke gündeminde olan Kanal İstanbul Projesi'nin olası fayda ve zararlarının değerlendirilmesi ile çalışma tamamlanacaktır.
Para ve maliye politikalarının sağlık sektörü üzerindeki etkisi ve Türkiye incelemesi
Küreselleşmenin etkisi ile birlikte etkisi azalmış olsa da gündemden hiçbir zaman düşmeyecek bir olgu olan sosyal refah ikinci Dünya Savaşı ile birlikte kendisine devlet politikaları içerisinde daha çok yer bulmuş ve modern medeniyet olabilmenin önündeki en temel adımlardan biri olarak kabul edilmiştir. Sosyal devlet olabilmenin en temel özellikleri ise düzenleyici, müdahaleci ve geliri tekrar dağıtıcı olabilmesidir. Sağlık harcamaları da sosyal refah devleti gereklerindendir ve hemen hemen bütün ülkelerin önemli harcama kalemlerindendir. Bu çalışma para ve maliye politikalarının sağlık sektörü üzerindeki etkisini Türkiye örneği ile incelemeyi amaçlamaktadır. 1999-2018 yılları arasındaki yıllık verilerin kullanıldığı bu çalışmada, literatürdeki diğer çalışmalar da göz önünde bulundurularak para ve maliye politikasının sağlık sektörü üzerindeki etkisini ortaya koyabilmek adına ekonometrik model kurgulamıştır. Çalışmada para ve maliye politikasının sağlık sektörü üzerindeki etkisini incelemek amacıyla para politikası ve maliye politikası etkisinin tespit için iki ayrı model kullanılmıştır. Kurulan modeller aracılığıyla öncelikle eşbütünleşme analizi yapılmış daha sonra VAR modeli aracılığıyla, değişkenler arasındaki ilişkiler hata düzeltme modeli (VECM) ve Etki-Tepki analizi uygulanmıştır. Araştırma sonucunda para politikalarına kıyasla maliye politikalarının sağlık sektörü üzerinde daha etkili ve duyarlı politikalar olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Sosyal Refah Devleti, Sağlık Harcamaları, Türkiye'deki Sağlık Harcamaları
Türkiye için optimal para alanları
Nobel İktisat ödüllü iktisatçı R. Mundell 1961 yılında yayınlamış olduğu çalışmasında ülkelerin tam istihdam, ödemeler dengesi ve fiyat istikrarı hedeflerini en düşük maliyetle oluşturabilecekleri alanı optimal para sahası olarak tanımlamaktadır. Özellikle 1980 ve sonrası dönemde hızlanan küreselleşme sonucu artan uluslararası rekabet, ülkeleri bir takım uluslararası birleşmeler veya ortak pazar oluşturma mecburiyetinde bırakmıştır. Uluslararası birleşmeler sayesinde hem mal piyasasında hem de faktör piyasasında düşük maliyetle hareketlilik sağlayabilmek, tam istihdam ve ödemeler bilançosu dengesinin sağlanması açısından önem arz etmektedir. Çalışmada Türkiye için hem faktör hareketliliğinin hem de mal piyasasında düşük maliyetlerle hareket edebileceği cari açık ve tam istihdam sorunlarının çözülmesinde pozitif katkı sağlayacak optimal para alanı oluşturabilecek ülkelerin araştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışma 1991-2019 yılları arası Reel GSYİH ve TÜFE veriler kullanılarak Yapısal Vektör Autoregresif Model SVAR yöntemiyle KEİ üyesi ülkelerin optimal para alanı oluşturup oluşturamayacaklarını incelemek amacıyla Etki-Tepki fonksiyonları oluşturulmuştur. Analiz aşamasında Ermenistan ve Ukrayna ülkelerinin eşbütünleşik çıkmadıkları için analiz dışı tutularak diğer on ülke bu çerçevede analiz edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre halihazırda Avrupa Birliği üyesi ülkeler olan Romanya, Yunanistan ve Bulgaristan sonuçları çok dalgalı ve on dönem boyunca şokların etkisi devam etmektedir. Diğer ülkeler Arnavutluk, Azerbaycan, Gürcistan, Moldova, Rusya, Sırbistan ve Türkiye'nin şoklara verdikleri tepkilerin volatiliteleri düşük ve şokların etkilerinin ortadan kalkma süresi 4-6 dönem arasında gerçekleşmektedir. Birlik içerisinde Türkiye, Gürcistan ve Arnavutluk'un bir çekirdek grup oluşturduklarını, şoklara verilen tepkilerin yüksek benzerlik taşıdığını, şokların ortadan kalma süresinin on dönem olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Geri kalan Azerbaycan, Rusya, Moldova ve Sırbistan'ın da ayrı bir grup oluşturduğunu, şokların ortadan kalkma süresinin yaklaşık 6 dönem olarak gerçekleştiği görülmektedir. Bu çerçevede KEİ ülkelerin parasal alan oluşturmalarının fayda sağlayabileceği kanaati oluşmuştur.
Yeni büyüme teorileri çerçevesinde ekonomik büyüme ve beşeri sermaye ilişkisi: Afganistan uygulaması (1980 – 2015)
Bireyin eğitim düzeyi, sağlık durumu, bilgi, beceri ve yeteneklerinin toplamını ifade eden beşerî sermaye kavramı, 1960'lı yıllardan sonra iktisat literatüründe hak ettiği yeri almıştır. Bu tarih itibariyle yapılan teorik ve ampirik çalışmalar, beşerî sermayenin büyümeye katkısını ortaya koymuştur. Bu çalışmada beşerî sermayenin ekonomik büyümedeki yeri ve önemi, teorik ve ampirik boyutta incelenmiştir. Bu amaçla çalışmada beşerî sermaye ve ekonomik büyüme kavramlarının teorik çerçevesi incelenmiştir. Bu aşamadan sonra beşerî sermaye ve ekonomik büyüme arasındaki nedensellik ilişkisini analiz edebilmek için, çalışmanın uygulama örneğini oluşturan Afganistan'ın 1980-2015 yılları arasındaki zaman serisi verilerinden yararlanılmıştır. Çalışmanın ampirik analiz kısmında, beşerî sermaye göstergesi olarak bileşik okullaşma oranı ile insani gelişme endeksi, ekonomik büyüme göstergesi olarak ise kişi başına düşen gayri safi mili hasıla (SAGP) kullanılmıştır. Bu ampirik çalışmanın sonucunda; beşerî sermaye ile ekonomik büyüme arasındaki nedensellik ilişkisinin yönünün kullanılan değişkenlere göre değişiklik gösterdiği gözlemlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre ekonomik büyümenin bir yandan beşerî sermaye tarafından belirlendiği, diğer yandan ise beşerî sermayenin de ekonomik büyüme tarafından belirlendiği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Beşerî sermaye, ekonomik büyüme, Afganistan, nedensellik.
Gelişmekte olan ülkelerde 2008 finansal krizi sonrası uygulanan para politikalarının ampirik analizi
21. yüzyılda iletişim ve teknolojinin gelişimi ile beraber ülkeler ve ekonomiler arasında entegrasyon artmıştır. Bu entegrasyon, küreselleşmenin de desteği ile sermayenin serbestçe dolaşabilmesi, küresel ticaretin artması gibi faydalar sunarken ekonomiler arasında artan bağımlılık, finansal krizlerin boyutunu ve yayılımını olumsuz etkilemiştir. 2008 küresel finans krizi, ABD'de başlayıp başta gelişmekte olan ülkelere olmak üzere tüm dünyaya yayılmasıyla bu krizlerin en önemli örneklerinden biri olmuştur. Bu çalışmanın temel amacı, 2008 yılında başlayan bu krizin, kriz sonrası dönemde gelişmekte olan ülkelere etkisi ve bu ülkelerde uygulanan para politikalarının ampirik olarak analizidir. Uygulanan para politikaları kurala dayalı para politikaları çerçevesinde yer alan genişletilmiş Taylor Kuralı ele alınmıştır. Faiz oranı, enflasyon, döviz kuru ve GSYH'den oluşan bu kuralı 2008:01-2016:04 dönemi çeyreklik verileri ile NIC (Brezilya, Çin, Hindistan, Endonezya, Malezya, Meksika, Filipinler, Güney Afrika, Tayland, Türkiye) ülkeleri için Konya (2006) tarafından geliştirilen nedensellik analizi ile ampirik olarak incelenmiştir. Elde ettiğimiz sonuçlara göre faiz ile enflasyon, GSYH ile faiz arasında tek yönlü, döviz kuru ile faiz, döviz kuru ile enflasyon ve enflasyon ile GSYH arasında çift yönlü nedensellik ilişkisi mevcuttur. Buna ek olarak, her bir değişken için ülke bazında da tek tek nedensellik ilişkisi incelenmiş ve sonuçlar rapor edilmiştir.
Endüstri 4.0 çerçevesinde inovasyon ve teknoloji temelli büyüme
Tarih boyunca büyük teknolojik keşif ve gelişmeler sonrası ortaya çıkan sanayi devrimleri, gerek sosyal gerekse ekonomik anlamda büyük dönüşümlerin başlangıcı olmuştur. Küreselleşme olgusunun ivme kazandığı 1980 ve sonrası dönemde özellikle bilgi ve iletişim teknolojilerinde yaşanan hızlı gelişmeler, dünyayı yeni bir sanayi devriminin eşiğine getirmiştir. Önceki sanayi devrimlerinden farklı olarak nesnelerin akıllandığı bir döneme şahitlik ettiğimiz ve literatürde sıklıkla karşımıza "Endüstri 4.0" olarak çıkan bu yeni sanayi devrimi ile hayatımıza giren yenilikçi teknolojiler; yalnızca üretim ilişkilerini ve ekonomik faaliyetleri değil, tüketim alışkanlıklarımızı, zevk ve tercihlerimizi de köklü değişimlere uğratmaktadır. Değer zincirinin tamamına yayılan bir dönüşümü ifade eden Endüstri 4.0, ekonomide ve özellikle iktisadi büyümede kuralların yeniden yazıldığı, küresel güç dengelerini alt üst edebilecek bir paradigma olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu tez çalışmasında Endüstri 4.0'ın yenilikçi teknolojilerinden hareketle bu teknolojilerin büyümeye olası etkileri, Endüstri 4.0'ın öncüsü olarak kabul edilen ülkeler ve Türkiye ekonomisi için tespit edilmeye çalışılmıştır. Başlangıç yılı 2011 olarak kabul edilen Endüstri 4.0'ın yeni bir çalışma alanı olması ve henüz yeterli verilerin yayımlanmaması nedeniyle nitel bir analiz yönteminin benimsendiği bu çalışmada en güncel veri ve istatistikleri kapsayacak şekilde geniş bir literatür taraması yapılarak Endüstri 4.0'ın büyüme başta olmak üzere temel iktisadi etkileri analiz edilmeye çalışılmıştır. Çalışmada elde edilen bulgular ışığında; Endüstri 4.0'ın istihdama etkileri tartışmalı bir alan olsa da çığır açan yenilikçi teknolojilerinin sağladığı verimlilik artışı, yüksek kalite ve maliyet avantajı ile yeni dönemde gerek gelişmiş gerekse gelişmekte olan tüm dünya ülkeleri için iktisadi büyümenin itici gücü olacağı anlaşılmaktadır.
Federal Rezerv Sistemi'nin para politikalarının tarihsel analizi
Amerika Birleşik Devletleri, ekonomisinin büyüklüğü, globalleşmekte olan kapitalist dünyanın merkezi oluşu ve para biriminin uluslararası konvertibilitesi en yüksek olan ülke oluşuyla ekonomik araştırmalar açısından önemli bir ekonomik yapıya sahip olup iktisat bilim insanlarının dikkatini en çok çeken araştırma alanı konumundadır. Yine tarihsel açıdan da geçmişte yaşanan evrensel ekonomik olayların merkezi olma özelliğinin yanı sıra, bu olaylarla ortaya çıkan problemlerin araştırıldığı ve çözüm yollarının keşfedildiği yer olmuştur. Böylece ABD'nin merkez bankacılığı sistemi olan FRS, iktisat teorisi ve politikalarına ilişkin birçok yeniliğin ve gelişmenin ortaya çıktığı ya da ilk defa uygulandığı yer olmuştur. Tüm bunların yanı sıra gerek finansal sektörlerinin gerekse reel sektörlerinin son derece etkin, verimli ve güçlü oluşunun yanı sıra ABD'nin sahip olduğu uluslararası siyasi güç sayesinde diğer ulusal ekonomileri etkileyebilme kabiliyetine sahiptir. İşte bu çalışmada, Federal Rezerv Sistemi'nin yapısı, para politikasının ilke, amaç ve esaslarıyla birlikte para politikası araçları ve bu araçların nasıl kullanıldığı ile sistemin para politikası uygulamalarına ilişkin işleyiş biçimi incelenmiştir.
İktisadi kalkınmanın temel belirleyicilerinin kişi başına gayri safi yurtiçi hasıla üzerine etkisi: Eski Avrupa kolonileri örneği
ÖZET Ülkeler arasındaki derin gelir farklılıkların açıklanmasında Neoklasik modelin sermayenin marjinal veriminin sermayenin düşük seviyede olduğu az gelişmiş ülkelerde büyüme oranlarının diğer ülke gruplarına nazaran daha yüksek olacağı ve böylece az gelişmiş ülkelerin gelişmiş ülkelerin gelir düzeyine yakınlaşacağı öngörüsünün aksine yıllar içerisinde az gelişmiş ülkelerin sermaye yetersizliği kronik bir sorun olarak kalmıştır. Yüksek getiri sermaye sahiplerini az gelişmiş ülkelere yatırım yapmak için yeterince cezbetmemiştir. Bu sebeple az gelişmiş ülkelerde yüksek getirinin sermayeyi cezbetmeme konusu iktisatçılar tarafından özellikle son otuz yılda yoğun araştırma konusu olmuştur ve gelir farklılıklarının altında yatan daha derin sebepler üzerine odaklanılmıştır. Neden bazı ülkeler daha fazla beşeri ve fiziksel sermaye yatırımı yapıyorken, kaynaklarını daha verimli kullanıyorken diğerleri bunu başaramamıştır. Bu soruyu yanıtlamak için muhtemel açıklamalar coğrafi etmenler, ticaret ve entegrasyon, kurumsal faktörler ve kültürel belirleyiciler olmuştur. Her bir muhtemel açıklama seçilmiş ülke örnekleri için gelir farklılıklarını açıklamak açısından başarılıyken daha büyük ülke örneklemleri için hangisi veya hangileri ön plana çıkıyor, diğer muhtemel belirleyiciler kontrol edildiğinde hangisi veya hangileri anahtar bir rol üstleniyor sorularını yanıtlamak amacıyla çalışmada kurumsal nitelik, ticaret-entegrasyon ve kendine has durumundan dolayı Sahra-altı Afrika ülkeleri için araç değişkenler kullanıldığı iki aşamalı en küçük kareler (2AEKK) yönteminden yararlanılmıştır. Acemoğlu, Johnson ve Robinson (2001) tarafından oluşturulan eski Avrupa kolonilerindeki ölüm oranları kurumsal niteliği ölçmek için araç olarak kullanılmıştır. Avrupalılar yöreye özgü hastalıklardan korunabildikleri ölçüde kendilerine özgü kurumsal yapıyı inşa ettiler ve bunun 2015 yılı kişi başına gelir düzeyi üzerinde önemli bir etkisi olmuştur. Ticaret-entegrasyon için ise Frankel ve Romer (1999) tarafından çekim modeli esas alınarak oluşturulan ticarete açıklık tahminleri ticaret-entegrasyon düzeyini ölçmek için araç olarak kullanılmıştır. Sahra altı Afrika ülkeleri için ise Dünya Sağlık Örgütü'nün 2015 yılı Dünya Sıtma Hastalığı Raporu verileri kullanılarak oluşturulan sıtma endeksi değerleri kullanılmıştır. Bu zamana kadarki çalışmalar ya yalnızca kurumsal belirleyicilerin önemine odaklanmıştır veya coğrafyanın iktisadi gelişme üzerindeki biricikliğini ifade etmiştir. Çok az çalışma bu iki değişkenin ortak olarak iktisadi gelişme düzeyini belirlemede gerçekten önemli olduğunu ifade etmiştir. Çalışmada kullanılan iki aşamalı en küçük kareler modelinin (2AEKK) sonuçlarının da ortaya koyduğu gibi kurumsal nitelikteki 1 puanlık bir iyileşme kişi başına gelirde % 62'lik bir artışa neden olmuştur. Sahra Altı Afrika ülkelerinin kendine has coğrafyası ve bunun berberinde getirdiği olumsuzluklar ise bu ülkelerin dünyanın geri kalan ülkelerinin gelirlerinin yalnızca % 21'ine ulaşmasına neden olmuştur. Kurumsal belirleyiciler ve Sahra Altı Afrika ülkeleri için kukla değişken dahil edildiğinde diğer muhtemel belirleyiciler istatistiksel olarak anlamlı sonuçlara sahip değiller, hatta Sahra Altı Afrika ülkeleri betimlemek için kullanılan değişken dışındaki coğrafya değişkeni için negatif katsayı tahmini bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: İktisadi Kalkınma, Coğrafi Etmenler, Ticaret ve Entegrasyon, Kurumsal Faktörler, Sahra Altı Afrika
COVID-19'un ekonomiye etkileri: Merkez bankası politikaları ve önlemleri
Doğal afetlerin şiddeti ve gerçekleşme sıklığında teknolojinin ilerlemesine ve kentleşmenin artmasına bağlı olarak bir artış gözlenmektedir. Afetler, gelişmekte olan ülkelerde ve görece yoksul kesimlerde daha yıkıcı sonuçlar yaratmaktadır. Eşitsizlikler ile kurumsal yapıların yetersizliği yoksul gruplarda afetlerin daha şiddetli yaşanmasına neden olmaktadır. Afet yönetiminin başarısı, sosyal eşitsizliklerin ve ekonomik risklerin azaltılmasına dayalı bir yaklaşımı ve bireysel/toplumsal kırılganlıkları bertaraf etmeye yönelik kararlı politikaları gerektirmektedir. Bu tezin yazıldığı tarih itibarıyla yaşanmış son biyolojik felaket olan COVID-19, büyük ekonomik kayıplarla sonuçlanan global bir felakete dönüşmüştür. Kapanma ve karantina uygulamaları ekonomik faaliyetlerde ani bir duruşa neden olmuştur. İşgücü piyasasını, tedarik zincirlerini ve finansal piyasaları etkileyen önlemlerin olası ekonomik sonuçları geniş kapsamlı ve belirsiz olmuştur. Ekonomik bozulmanın aniliği ve sürati, piyasa oynaklıklarındaki artışlar ve belirsizlik ortamı, hızı, kapsamı ve boyutu bakımından merkez bankalarının olağan dışı tepkisini tetiklemiştir. COVID-19'un ekonomik büyümeye ve refaha olan etkisini değerlendirebilmek için ekonomik büyüme ve refah kavramının anlaşılması önemlidir. Ekonomik büyüme dinamikleri çok fazla ve karmaşıktır. Ülkeler arası farklılıkları anlayabilmek için, ülkelerin tarihinin, kültürünün, kurumsal ve siyasi yapısının incelenmesi önemlidir. Coğrafya, entegrasyon, kurumlar ve kültür faktörleri literatüre hâkim olan alanları vurgulamaktadır. Faktörlerin karşılıklı etkileşimi ve aralarındaki nedensel ilişkiler, bu faktörler arasında karmaşık etkileşimler olduğunu göstermektedir. Kurumlar hipotezinde, araştırmanın merkezinde kurumlar yer almakta ve mülkiyet haklarının rolü ve hukukun üstünlüğü ön plana çıkarılmaktadır. Merkezileşmiş ve çoğulcu bir nitelik taşıyan kapsayıcı ekonomik kurumlar, etkinliği, verimliliği ve refahı teşvik eder. Benzer bir anoloji ile ülkelerin karşılaştığı olumsuz durumlar ve felaketlerle mücadelede kurumlar faktörünün kritik bir rol oynadığı düşünülebilir. Bu çalışmada, pandemi döneminde merkez bankası faaliyetlerinin ekonomik ve sosyal etkisinin anlaşılması, merkez bankası aktifliğini belirleyen faktörler ve politikaların etkinliği konuları araştırılmıştır. Böylelikle, benzer durumlarda merkez bankalarına etkili para politikaları oluşturma ve ekonomik toparlanmayı teşvik etme konusunda güvenilir ve değerli bilgiler sağlanması umulmaktadır. Politikaların ölçülmesine ilişkin veri seti, dünya hasılasının yaklaşık %97'sini ve dünya nüfusunun dörtte üçünü kapsayan ve doksan bir ülkeden oluşan bir veri seti üzerinden gerçekleştirilmiştir. Önlemlerin çeşitliliğini belirleyen faktörler için seksen sekiz ülkenin aylık verisi kullanılmıştır. Önlemlerin etkinliğine yönelik analiz, veri setindeki kısıtlar nedeniyle elli iki ülkenin üç aylık panel verileri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Her üç analizde veri dönemi Mart 2020- Haziran 2021 arasıdır. Çalışmada, COVID-19 döneminde merkez bankalarının uygulamaya koydukları politikaların çeşitliliğini ölçen bir endeks oluşturulmuştur. Daha donanımlı ve bağımsız merkez bankalarına sahip ülkelerin kapsamlı bir mücadele politikası oluşturduğu görülmektedir. Kapsamlı bir mücadele politikasının belirleyicileri ise gelişmişlik düzeyi, yaşlı nüfusun oranı, kişi başına düşen GSYH tutarı ve kamu sağlığı harcamalarının tutarıdır. Buna karşılık, krizin merkezine uzaklık, uluslararası ticari açıklık ve kentleşme oranı değişkenleri beklentilerin tersine önemli bir rol oynamamıştır. Bu sonuçlar, tepki endeksinin belirleyicileri konusunda, kurumların etkisinin coğrafya, entegrasyon ve kültür faktörlerinden daha açıklayıcı olduğunun bir işareti olarak yorumlanabilir. Çalışmanın temel bulguları şunlardır: COVID-19, tüm ekonomilerde olumsuz sonuçlar yaratmakla birlikte, gelişmekte olan ülkeler pandemiden daha fazla etkilenmiştir. Merkez bankası aktifliği, enflasyon üzerindeki baskıyı azaltmış ve istihdam üzerinde olumlu bir etkiye sahip olmuştur. Buna karşılık, hükümet politikalarının birbiri ile çelişen sonuçları bulunmaktadır. Ayrıca, uygulanan önlemler ile salgının etkileşimli etkisini birlikte değerlendirmek uygun olacaktır. Salgının yayılımı ile birlikte merkez bankası faaliyetleri enflasyon, işsizlik ve hasıla üzerinde negatif, istihdam üzerinde pozitif bir etkiye sahiptir. Buna karşılık, salgının şiddeti ile birlikte merkez bankası faaliyetlerinin enflasyon, istihdam ve hasıla üzerinde pozitif, işsizlik üzerinde negatif bir etkiye sahip olduğu görülmektedir. Alınan önlemlerin başarısı ülkeye ve salgına özgü faktörlerle yakından ilgilidir. Bu nedenle, her ülke kendi özelliklerini ve önceliklerini dikkate alarak bir strateji oluşturmalıdır. Anahtar Kelimeler: Doğal afet, büyüme, kurumlar, COVID-19, para politikası, Para Politikası Tepki Endeksi.
Ekonomide yapısal değişimin iktisadi büyüme üzerine etkisi
Yapısal değişim, tarım, sanayi ve hizmet sektörleri arasında ekonomik faaliyetlerin yeniden dağıtılması olarak tanımlanmaktadır. Ancak yapısal değişim yalnızca sektörel hareketlilikle açıklanamayacak kadar karmaşık bir süreç olduğundan sürecin daha geniş bir perspektif ile ele alınması gerekmektedir. Bu bağlamda yapısal değişim, ekonomik karmaşıklık ve küresel değer zinciri kavramları ile birlikte incelenebilir. Bu tez, ekonomik karmaşıklık ve küresel değer zincirine katılımın yapısal değişimle olan ilişkisini ve bu dinamiklerin iktisadi büyüme üzerindeki etkilerini hem teorik hem de ampirik düzeyde incelemeyi amaçlamaktadır. Ekonomik karmaşıklık ve küresel değer zincirine katılım, yapısal değişim süreçlerini anlamada ve ülkeler arasındaki farklılıkları kıyaslamada önemli göstergeler olduğundan, bu değişkenlerin ekonometrik analizlerde kullanılmaları önem arz etmektedir. Bu doğrultuda tezde, yıllara ait veri kısıtı nedeniyle, 1995–2021 dönemi için ekonomik karmaşıklık ile iktisadi büyüme ilişkisi ve 1991–2018 dönemi için ise küresel değer zincirine katılım ile büyüme ilişkisi G-19 ülkeleri özelinde ele alınmıştır. Yapısal değişimin ekonomik karmaşıklık ve küresel değer zinciri ile ilişkilendirilmesi yaklaşımı, ülkeler arasındaki yapısal farklılıkları anlamaya ve iktisadi büyüme dinamiklerini incelemeye katkı sağlaması nedeniyle tezin özgün değerini oluşturmaktadır. Panel veri analizinde, uygun birim kök ve eşbütünleşme testlerinin yanı sıra, eşbütünleşme denkleminde doğru tahmincinin seçilmesi için serilerin yatay kesit bağımlılık ve homojenlik özellikleri belirlenmelidir. Bu amaçla, T>N özelliği dikkate alınarak Breusch-Pagan (LM) yatay kesit bağımlılık testi ve Pesaran ve Yamagata (2008) tarafından geliştirilen homojenlik testleri uygulanmış ve bu testlerin sonuçları dikkate alınarak uygun birim kök testleri kullanılmıştır. Serilerin uzun dönemde birlikte hareket edebileceği düşünülerek, Westerlund ve Edgerton (2008) Panel LM Eşbütünleşme Testi ve Westerlund (2006) Çoklu Yapısal Kırılmalı Panel Eşbütünleşme Testi ile uzun dönemli ilişkinin varlığı araştırılmıştır. Uzun dönemli ilişkinin tespiti sonrasında, uzun dönem katsayıları CCE ve AMG tahmincileri ile önce kırılmasız, ardından ise yapısal kırılmalı modeller için tahmin edilmiştir. Ampirik analizden elde edilen bulgulara göre, ekonomik karmaşıklığın ve küresel değer zincirine katılımın iktisadi büyüme üzerindeki etkisinin kesitlere göre farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Ekonomik karmaşıklık modelindeki analiz sonuçları, ekonomik karmaşıklığın iktisadi büyüme üzerindeki etkisinin hizmet sektörünün ekonomideki rolü, sanayileşme düzeyi ve ülkelerin gelişmişlik seviyesi ile doğrudan ilişkili olduğuna işaret etmektedir. Küresel değer zinciri modeline ait analiz sonuçları ise, küresel değer zincirine katılımın iktisadi büyümeye etkisinin, küresel değer zincirine ileriye ve geriye doğru katılımın yapısına göre değişiklik gösterebileceğine dikkat çekmektedir. Bu bulgular, mevcut büyüme ve yapısal değişim literatürüne yeni bir bakış açısı kazandırmakta olup, iktisadi büyüme ve yapısal değişim sürecinin daha kapsamlı ve çok boyutlu bir şekilde ele alınmasını teşvik etmektedir.
Orta Çağ'da panayırlar ve panayır ekonomisi
Orta Çağ, ya da sıklıkla anıldığı şekliyle "Karanlık Çağ", Batı Avrupa açısından Roma İmparatorluğu'nun dağılmasının ardından gelen, görece kaotik ve parçalanmış bir dönemi ifade eder. Bu dönemin "karanlık" olarak adlandırılmasının nedeni, Roma'nın merkeziyetçi ve kapsayıcı sisteminin –yolları, kurumları ve hukuk yapısıyla birlikte– çözülmesi, yerini birbirinden kopuk ve etkisi sınırlı yerel güç merkezlerine bırakmasıdır. Bu dönemde Batı Avrupa, kendi içine kapanmış ve dış dünya ile ilişkileri zayıflamış küçük siyasal ve ekonomik birimlere bölünmüştür. Ticaretin büyük ölçüde durma noktasına geldiği, para kullanımının azaldığı ve otarşik ekonomik yapıların ortaya çıktığı bir dönem olmuştur. Tüm bunlara rağmen, o dönemin halkı için ticari ve ekonomik faaliyetler tümüyle ortadan kalkmamıştır. Üretim, tüketim ve alışveriş bir şekilde devam etmiş; birbirinden yalıtılmış bu yerel birimlerin mal değişimini sürdürebilmeleri amacıyla belirli bölgelerde pazarlar ve panayırlar ortaya çıkmıştır. Zamanla bu panayırlar, sadece ticaretin değil, aynı zamanda sosyal ve ekonomik etkileşimin merkezi hâline gelmiş; ticaretin canlanmasında ve paranın yeniden işlev kazanmasında kritik bir rol üstlenmiştir. Bu çalışma, panayırların Orta Çağ Batı Avrupa'sında durma noktasına gelmiş ekonomik hayatı nasıl dönüştürdüğünü ve modern ticaretin temellerinin atılmasında nasıl etkin bir rol oynadığını iktisat tarihi perspektifiyle analiz etmeyi amaçlamaktadır. Bu kapsamda dönemin sosyal, ekonomik ve toplumsal yapısı analiz edilmiş ve Batı Avrupa'da ekonomik açıdan en etkili yedi panayır seçilip incelenmiştir. Çalışmada, çoğunlukla birincil kaynaklara dayanan ikincil literatür kullanılmış; yerli ve yabancı kaynaklar ile hem klasik hem de güncel kuramsal yaklaşımlar bir araya getirilmiştir.