
71
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Yaşa bağlı maküla dejenerasyonu ile serum düşük dansiteli lipoprotein alt grupları ilişkisi
Giriş ve Amaç: Yaşa bağlı maküla dejenerasyonu (YBMD) ateroskleroz ile total ve düşük dansiteli lipoprotien (LDL) kolesterol yüksekliği gibi risk faktörleri paylaşmaktadır. LDL, elektroforez ile alt gruplara ayrılmaktadır. Bunlardan küçük dens LDL tiplerine B paterni adı verilmiştir. Tez çalışmamızda ateroskleroz patolojisinde önemli bir yeri olan bu paternin YBMD hastalarında görülüp görülmediği araştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: TC İstanbul Bilim Üniversitesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı'nda YBMD tanısı konan ve sağlıklı kontrol olan 84 hasta ile çalışıldı. Hastalardan alınan kan örneklerinden total ve LDL kolesterol seviyeleri ve Lipoprint System poliakrilamid elektroforez kullanılarak LDL alt grubu profili çalışılmıştır. Bulgular: Yirmialtı hasta nonneovasküler YBMD, 37 hasta neovasküler YBMD, 21 hasta kontrol grubunu oluşturmuştur. Hastaların %67'si kadın, %33'ü erkektir. Katılımcıların ortalama yaşları 72,1±9,6'dır. Gruplar yaş ve cinsiyet açısından uyumludur. Katılımcıların total kolesterol seviyelerinin ortalaması 223,5±52,3mg/dl, LDL kolesterol seviyelerinin ortalaması 138,6±43,6 mg/dl'dir. Total ve LDL kolesterol bakımından YBMD gruplarının aralarında ve bu gruplarla kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Katılımcıların %84,6'ü A paterne sahiptir, %15,4'ü B paterne sahiptir. LDL kolesterol alt grupları bakımından nonneovasküler YBMD ve neovasküler YBMD gruplarının arasında ve bu gruplarla kontrol grubu arasında istatistiksel anlamlı fark bulunmamamıştır. Tartışma: Toplumun yaklaşık %25'inde görülen B tipi LDL kolesterol alt grup paterni tüm hastalarımızda %14,3 oranında görülmüştür. Çalışmamızda kadın katılımcıların %10,7'sinin, erkek katılımcıların % 21,4'ünün B paterne sahip olması literatürle uyumludur. Çalışılan B patern profilinin YBMD hastalarında toplumdan farklı olmadığı sonucuna varıldı. Bu sonuç üzerinde YBMD'nin geniş etyopatolojik yelpazesinin, risk faktörlerinin ve özellikle erkek katılımcı gruplarımızın sayısının istatistik açısından yetersiz olmasının etkisi olduğunu varsaymaktayız. Bu yüzden bulgularımızın fazla olgu sayısı içeren, randomize, karşılaştırmalı çalışmalarla desteklenmesi gerektiğini düşünmekteyiz.
Yaşlı olgularda intratekal levobupivakain ve bupivakainin hemodinamik etkileri ile blok süreleri
Amaç: Spinal anestezi sonrası hipotansiyon gelişmesinde yaş ve anestezinin seviyesi önemli rol oynar. Ayrıca sempatik blok düzeyinin yükselmesi yaşlı olgularda hipotansiyonun şiddetini daha da artabilir. Bunu azaltmak için iv sıvı yüklenmesinin yanı sıra lokal anesteziğin (LA) dozunu düşürmek gerekir. Biz de çalışmamızı ürolojik cerrahi yapılacak yaşlı olgularda intratekal levobupivakain-fentanil ve bupivakain-fentanilin birlikte kullanımlarının etkilerini değerlendirmek üzere gerçekleştirdik.Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, etik kurul onayı ve hastalardan yazılı onam belgesi alındıktan sonra, elektif ürolojik girişim planlanan ASA I-III 65 yaş ve üstü 80 olguda gerçekleştirildi. Olgular, levobupivakain (Grup L, n=40) bupivakain (Grup B, n=40) olmak üzere rastgele 2 gruba ayrıldı. Hastalar operasyon odasına alındıktan sonra standart elektrokardiyografi ve kan basıncı olmak üzere hemodinamik monitörizasyon yapıldı. Grup L'ye 1. 5 mL % 0. 5 levobupivakain ve 0. 3 mL (15 ?g) fentanil, Grup B'ye 1. 5 mL % 0. 5 bupivakain ve 0. 3 mL fentanil olmak üzere toplam 1. 8 mL çalışma ilacı verildi. Çalışma boyunca ortalama arter basıncı (OAB), kalp atım hızı (KAH) giriş, SA sonrası 0, 2. , 5. dk'da, daha sonra her 5 dk.'da bir olmak üzere cerrahi işlem sonlanana kadar kaydedildi. Duysal bloğun en yüksek seviyeye ulaşma ve iki segment gerileme zamanı ile Bromage 3 ve 0 olma zamanı kaydedildi.Bulgular: Duysal bloğun T10'a ve en yüksek seviyeye ulaşma zamanı, maksimum motor blok oluşma zamanı Grup B'de Grup L'ye göre istatistiksel olarak anlamlı kısa idi (p<0.05). Pik duysal blok düzeyi de Grup B'de anlamlı yüksekti (p<0.05). Grup B'de OAB değerleri spinal blok sonrası 10. dk'dan itibaren 30.dk'ya kadar Grup L'ye göre istatistiksel olarak anlamlı düşük idi (p<0.05). Operasyon süresince KAH her iki grupta benzerdi.Sonuç: Çalışmamızda yaşlı olgularda intratekal 7. 5 mg levobupivakain ile fentanilin birlikte kullanımı ile en yüksek duysal blok seviyesinin düşük ve bu seviyeye ulaşma süresinin uzun, bununla birlikte hipotansiyon ve bulantı gibi yan etkilerin daha az olduğu saptandı.Anahtar kelimeler: Yaşlılık, ürolojik cerrahi, spinal anestezi, levobupivakain, bupivakain
Spinal anestezi yapılan yaşlı hastalarda propofol ve propofol - ketamin kombinasyonu ile sedasyonun postoperatif kognitif fonksiyon üzerine etkileri
Amaç: Günümüzde yaşlı hastalar sıklıkla cerrahiye ihtiyaç duymakta ve bunedenle anestezi almaktadırlar. POKD cerrahiden kısa bir süre sonra meydana gelmeeğiliminde olan, aylarca sürebilen, bazen kalıcı olabilen ve hastanın yaşam kalitesinidüşüren, hastanede kalma süresini artıran istenmeyen bir durumdur. Bu çalışmada,ürolojik cerrahi geçirecek yaşlı olgularda spinal anestezi sırasında propofol veyapropofol-ketamin karışımıyla uygulanan sedasyonun hemodinami ve kognitiffonksiyonlar üzerine etkisini karşılaştırmayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, etik kurul onayı ve hastalardan yazılı onamalındıktan sonra, elektif ürolojik cerrahi geçirecek ASA I ? III 65 yaş üstü 60 hastadagerçekleştirildi. Operasyon öncesi hastalara grupları bilmeyen bir araştırmacı tarafındansMMT uygulandı. Olgular, propofol (Grup P, n=30) ve ketofol (Grup K, n=30) olmaküzere rasgele iki gruba ayrıldı. Operasyon odasına alındıktan sonra hastalara EKG,NİKB, SpO2 ve BİS monitorizasyonu yapıldı. Spinal anestezi sonrası Grup P'yepropofol 0.5 mg/kg iv puşe yapıldıktan sonra 1.5 mg/kg/saat hızında infüzyon verildi.Grup K'da propofol 0,4 mg/kg ve ketamin 0,1 mg/kg iv puşe verildikten sonra propofol1.2 mg/kg/saat ve ketamin 0.3 mg/kg/saat infüzyon uygulandı. Çalışma boyuncahemodinamik, solunumsal veriler kaydedildi. Sedasyon düzeyi BİS ve RAMSAYsedasyon skoru ile takip edildi. Sedasyonun kesilmesinden sonra olguların takibipostoperatif bakım ünitesinde Modifiye Aldrete Skoru 9 oluncaya kadar yapıldı ve busüre kaydedildi. Postoperatif ilk 24 saat içerisinde ve postoperatif 3. günde ilk testiyapan araştırmacı tarafından sMMT tekrarlandı.Bulgular: Kalp hızı, sistolik kan basıncı, ortalama arteryel kan basıncında heriki grupta bazale göre azalma vardı. Gruplar arasında preoperatif, postoperatif 1 ve 3.40günlerde sMMT değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı. Grupiçi karşılaştırmalarda her iki grupta da preoperatif sMMT değeri ile postoperatif 1. günsMMT değeri arasında ve postoperatif 1. gün ile postoperatif 3. gün sMMT değerleriarasında önemli derecede fark bulundu (p< 0.001), preoperatif sMMT değeri ilepostoperatif 3. gün arasında fark yoktu (p < 0.25). Grup P'de istatistiksel olarak anlamlıolarak daha fazla enjeksiyon ağrısı saptandı (p<0.05).Sonuç: Ürolojik cerrahi geçirecek SA yapılan yaşlı hastalarda sedasyon içinpropofol ile propofol-ketamin kombinasyonunu karşılaştırdığımız bu çalışmadapropofol-ketamin kombinasyonundan sonra hastaların derlenme zamanının daha uzunve BİS değerlerinin daha yüksek olduğunu ancak hemodinami ve kognitif fonksiyonlaraçısından fark olmadığını saptadık.Anahtar Kelimeler: yaşlı, spinal anestezi, propofol, ketamin, kognitif fonksiyonbozukluğu.
Ambliyop hastalarda göz aksiyel uzunluğu ve bazı ön kamara parametlerinin değerlendirilmesi
Amaç: Ambliyop hastalardaki ön kamara paremetreleri ve aksiyel uzunluk değerlerinin değerlendirilmesi. Hasta-Metod: Çalışmaya çocuk yaş grubunda 80 kişi (40 normal, 40 ambliyop hasta) erişkin yaş grubunda ise 40 kişi (20 normal, 20 ambliyop hasta) dâhil edilmiştir. Hastalara tam bir oftalmolojik muayene yapıldı. Daha sonra, sırasıyla Pentacam- Scheimflug (Oculus®,Pentacam,Germany) ile ön segment değerlendirilmesi yapıldı ve ardından A-scan ultrasonografi (Opticon®, 2000 Hiscan, İtaly) kullanılarak göz ön-arka uzunlukları ölçüldü. Bulgular: Erişkin ambliyop hastalarda SKK ve KH değerlerinde normal erişkinlere göre istatiksel olarak anlamlı fark olmadığı; ÖKD, ÖKH ve AU değerlerinde ise istatiksel olarak anlamlı azalma saptandı. Çocuk ambliyop hastalarda ÖKH, SKK, KH ve AU değerlerinde istatiksel olarak anlamlı fark olmadığı; ÖKD değerinin ise istatiksel olarak anlamlı derecede azaldığı saptandı. Çocuk veya erişkin ambliyop hastaların ambliyop ve normal gözleri arasında ÖKH, ÖKD, SKK, KH ve AU açısından fark olmadığı saptandı. Çocuk ambliyop gruptaki hipermetropik ambliyoplarda, miyopik ambliyoplara göre sadece AU değerinde istatiksel olarak anlamlı azalma saptandı. Erişkin ambliyop gruptaki hipermetropik ambliyoplarda ise miyopik ambliyoplara göre sadece ÖKD değerinde istatiksel olarak anlamlı azalma saptandı. Normal çocuklarda, normal yetişkinlere göre sadece aksiyel uzunluktaki azalma istatiksel olarak anlamlı idi. Ambliyop yetişkinlerde ise ambliyop çocuklara göre sadece ÖKH?deki azalma istatiksel olarak anlamlı bulundu. AU?un ise ambliyop erişkinlerde ambliyop çocuklara göre istatiksel olarak arttığı saptandı. Sonuç: Erişkin ambliyop bireylerdeki ÖKD, ÖKH ve AU değerlerinin, normal gözlere göre istatistiksel olarak anlamlı değişim gösterdiği görülmüştür. Çocuk ambliyop bireylerdeki ÖKD ve AU değerlerinin, normal bireylere göre istatistiksel olarak anlamlı değişim gösterdiği görülmüştür. KH ve SKK açısından ise istatistiksel bir fark oluşmadığı görülmüştür.
HBV ve HDV nedeniyle karaciğer nakli yapılan hastalarda HBV nüksü
HBV ve HDV Nedeniyle Karaciğer Nakli Yapılan Hastalarda HBV Nüksü Amaç: İnönü Üniversitesi karaciğer nakli enstitüsünde Mart 2003, Haziran 2013 tarihleri arasında, HBV ve HBV+HDV nedeniyle karaciğer nakli yapılan hastalardaki HBV ve HDV nüksünü araştırmayı amaçladık. Materyal ve Metod: İnönü Üniversitesi, Karaciğer Nakli Enstitüsü?nde Mart 2003, Haziran 2013 tarihleri arasında, HBV nedeniyle ve HBV+HDV nedeniyle karaciğer nakli olmuş ve halen yaşamakta olan 312 hastanın verileri geriye dönük olarak incelendi. Hepatoselüler kanserli olanlar (n=40), Alkolik sirozlu (n=2), Hepatit C?li (n=1), düzenli kontrole gelmeyen hastalar (n=14) dışlandığında, kalan 255 hasta çalışmaya dahil edildi. HBV nedeniyle KN yapılan 127 hasta grup 1, HBV+HDV nedeniyle karaciğer nakli yapılan 128 hasta grup 2 olarak ayrıldı. Nakil öncesi viral serolojisinde HDV Ab pozitifliği HBV+HDV olarak belirlendi. Sonuç : Çalışmaya dahil edilen 255 hastanın 127?si HBV (Grup 1); 128?si HDV(Grup 2) nedeniyle nakil yapılan hastalardı. Hastaların ortlama yaşı 47.31±10.97 yıl idi. Grup 1 için 47.67 ±11.63, Grup 2 için 46.96±10.34 idi. Ortalama takip süreleri 30.25±22.76 aydı. Grup 1 için 30.25 ±24.27, Grup 2 için 30.26 ± 21.26 aydı. Çalışmaya alınan 255 hastanın 13?ünde HBs Ag pozitif saptandı (%5,1). Grup 1?de 9 hastada HBs Ag pozitif (%7,1); Grup 2?de 4 hastada pozitif saptandı (%3,1). İki gurup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamadı (p=0.150). Tartışma : Nakil sonrası HBV nüksü halen karaciğer nakli hastalarının büyük bir problemidir. Merkezimizde uygulamakta olduğumuz proflaksi protokolü sonucunda HBV nüksü oranımız literatüre kıyaslandığında daha düşüktür. HDV koenfeksiyon varlığında, HBV nüksü istatistiksel olarak anlamlı olmasa da, nakil sonrası HBV nüksü daha az oranda görülmektedir. Ayrıca Nakil sonrası hiçbir hastamızda HDV nüksüne rastlanmadı.
Hiperemezis gravidarum etyopatogenezinde total oksidan seviye, total antioksidan seviye ve oksidatif stres indeksinin değerlendirilmesi: Prospektif klinik çalışma
Amaç: Bu çalışma; hipermezis gravidarum erken tanısı ve oluşumuna yönelik önlemler alınıp hastalıktan korunulabilmek için serum total oksidan ve total antioksidan seviyelerinin hastalığın gelişimindeki etkisini saptamak, mümkünse hipermezis gravidarum oluşumunu engellemeye yönelik önlemler geliştirmek amacıyla planlandı. Gereç ve yöntem: Çalışmada, hiperemezis gravidarum tanısı almış gebeler total antioksidan seviye (TAS), total oksidan seviye (TOS) ve oksidatif stres indeksi (OSİ) açısından karşılaştırıldı. Bunun için, hiperemezis gravidarumlu 30 hasta ile sağlıklı 30 adet ek hastalığı olmayan gebe seçildi. İki grup serum total antioksidan seviye (TAS), total oksidan seviye (TOS) insan koryonik gonadotropin hormon (hCG), Tiroid stimulan hormon (TSH),vücut kitle indexi (VKİ), ultrasonografik olarak ölçülen baş-popo mesafesi (CRL), c reaktif protein (CRP), beyaz küre hücreleri (WBC) gibi bazı biokimyasal parametreler açısından değerlendirildi. İstatistiksel analizler yapıldı. P değeri < 0.05 anlamlı olarak kabul edildi. Bulgular: Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında hiperemezis gravidarumlu gebelerde TSA (p: 0.205) ve TOS (p: 0.574) seviyeleri istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Her iki grup hCG, TSH, CRP, WBC seviyeleri arasında anlamlı farklılık saptanmadı. VKİ? lerine bakıldığında hiperemezis gravidarum grubunda VKİ? leri daha düşük saptandı (p: 0.004). Gravida sayılarıda arttıkça hiperemezis gravidarum kliniği oluşumunun azaldığı gözlemlendi (p: 0.02). Sonuç: TAS, TOS seviyelerinin hiperemezis gravidarumun öngörülmesinde ya da tedavisindeki yerini ortaya koyabilmek için bu konuda yeni çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Hiperemezis gravidarum, Total oksidan seviye, Total antioksidan seviye, Oksidatif stres indeksi
Sepsis hastalarının takibinde transkütanöz ve arteryal kan gazlarının karşılaştırılması
Arteryal kan gazı ölçümleri sepsis hastalarının sistemik oksijenizasyonunda değerli bir izlem yöntemi olup altın standart olarak bilinmektedir. Ancak arteryel kan gazı izleminin invaziv olması ve kendine özgün komplikasyon potansiyelleri nedeniyle araştırmacıları daha az invaziv ve ya invaziv olmayan yeni yöntemlere yönlendirmektedir. Bu nedenle kritik hastalardaki non-invaziv kan gazı analizörlerinin etkinliğini arteryel kan gazı ile karşılaştırılarak araştırmayı amaçladık. Hastalara, sepsis tanısı konulduktan sonra, inotrop desteği almayanlar Grup-sepsis (Grup-S) ve inotrop desteği alanlar da Grup-inotrop (Grup-İ) olarak iki gruba ayrıldı. Hastalardan transkütanöz kan gazı ölçüm kaydı alınmaya başladıktan sonra başlangıçta, 1, 2, 3 ve 4. saatlerde eşzamanlı arteryal kan gazı örnekleri alınarak karşılaştırıldı. Her iki grupta da transkütanöz (PtcO2, PtcCO2) ve arteriyal (PaO2, PaCO2) kan gazları ölçümleri arasında yüksek korelasyon gözlendi. Sadece Grup İ? de PtcO2 ile PaO2 arasında orta-yüksek korelasyon bulundu. 0, 1, 2, 3 ve 4. saatlerde eşzamanlı ölçülen PtcCO2 ve PaCO2 değerleri arasında Grup S? de anlamlı bir farklılık bulunmadı. Ancak, Grup İ? de aynı parametreler arasındaki farklılık oldukça anlamlıydı. İki grupta da ölçülen PtcO2 ve PaO2 arasında anlamlı farklılık olduğu gözlendi. Transkütanöz kan gazı monitörizasyonunun hafif sepsis hastalarında etkin izlem sağladığı ancak inotrop ajan kullanımı ihtiyacı gösteren ağır hastalarda invazif arteryel kan gazı izlemi kadar güvenli olmadığı sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Sepsis, transkütanöz kan gazı, arteryal gan gazı, inotropik indeks, monitörizasyon
Üreteropelvik bileşke darlığında cajal hücresi ve caveolin 1 düzeylerinin değerlendirilmesi
Üreteropelvik bileşke darlığı (ÜPBD) nedeniyle pyeloplasti yapılan hastalarda ve başka nedenlerle nefrektomi yapılmış normal üreteropelvik bileşkeye (ÜPB) sahip hastalarda;üreteropelvik bileşkelerin Cajal hücresi ve Caveolin 1 düzeyleri yönünden karşılaştırılması ve ÜPBD fizyopatolojisinde Cajal hücresi ve Caveolin' in rolünün ortaya konulması amaçlandı. 2005– 2013 yılları arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalında ÜPBD nedeniyle dismembered pyeloplasti yapılan 37 olgu ile başka nedenlerle nefrektomi yapılmış ÜPBD olmayan 37 olgu(toplam 74 olgu)çalışmaya dahil edildi. ÜPB spesimenlerinde Cajal hücre sayısı ve Caveolin boyanma şiddeti; Patoloji Anabilim Dalında CD 117 ve Caveolin-1 kullanılarak immunohistokimyasal yöntemlerle değerlendirildi. ÜPBD olan Grup 1 de Cajal hücre dağılımı ortalaması 1,37 ± 0,54 iken, Grup 2' de 2,13 ± 0,53 olarak tespit edildi. Caveolin 1 ile boyanma şiddeti ortalaması ise ÜPBD olan Grup 1' de 1,86 ± 0,82, Grup 2' de 2,37 ± 0,75 olarak hesaplandı. ÜPBD olan grupta Cajal hücre dağılımı ve Caveolin 1 ile boyanma şiddetinin kontrol grubuna göre istatistiksel anlamlı olarak azalmış olduğu saptandı (p=0.001, p=0.008). Cajal hücresi ve Caveolin 1 'in ürogenital sistemde sinyal iletimi ve peristaltizmde rolü olduğunu gösteren bulgular ışığında yapılan bu çalışmada, Cajal hücresi ve Caveolin 1 düzeyleri, ÜPBD olan grupta kontrol grubuna oranla daha az saptanmıştır. Bu sonuç Cajal hücrelerinin ve Caveolin 1 'in üriner sistemde sinyalizasyon ile ilişkili olduğunu desteklemektedir. Anahtar Kelimeler: Üreteropelvik Bileşke Darlığı, Cajal Hücresi, Caveolin 1
Kolorektal karsinomlarda iki yeni histolojik gradelemenin prognostik faktörler ve sağkalım ile karşılaştırılması
Kolorektal kanserler gastrointestinal sistemin en sık görülen kanseridir. Kolon kanseri erken evrede, minimal morbidite ve mortalitesi olan, uygun cerrahi girişim ile yüksek oranda küratif tedavi edilebilen bir malignitedir. Kolorektal karsinomlarda gradeleme önemli bir prognostik faktördür. Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Şahinbey Araştırma Ve Uygulama Hastanesi Patoloji bölümü arşivinden Ocak 2002-Nisan 2012 tarihleri arasında kolorektal karsinom nedeni ile kolektomi uygulanmış 164 olgu seçildi. Olgulara ait H&E boyalı lamlar gözden geçirildi, histolojik grade, lenfovasküler invazyon, perinöral invazyon, lenf nodu tutulumu, tümör çapı, evre, metastaz, rekürrens yönünden değerlendirildi. Ayrıca az diferansiye küme sayısının baz alındığı iki yeni histolojik gradeleme yapıldı ve sonuçlar sağ kalım ile ilişkilendirildi. Her iki gradeleme sistemi prognostik faktörler ve sağ kalım ile karşılaştırıldı. Yapılan istatiksel çalışmada POR gradeleme sistemi ile tümör çapı, tümör diferansiyasyonu, tümör invazyonu, lenfovasküler invazyon, perinöral invazyon, lenf nodu tutulumu, metastaz ve sağkalım arasında ki ilişki anlamlı bulundu. PDC gradeleme sistemi ile cinsiyet, tümör çapı, tümör diferansiyasyonu, perinöral invazyon, lenf nodu tutulumu, metastaz ve sağkalım arasında istatiksel anlamlı ilişki bulundu. Az diferansiye kümelere dayanan bu sınıflandırma sistemi, daha önceki gradeleme sistemlerinden pratiklik açısından farklıdır ve ameliyat sonrası tedavi programlarında yardımcı olabilir. Ayrıca kolorektal karsinomlu hastaların prognozunu ve sağkalımını belirlemede yararlı olabileceğini düşündürmektedir.
Trans üretral prostat ve mesane rezeksiyonunda remifentanil'in farklı dozlarının karşılaştırılması
Trans üretral prostat ve mesane rezeksiyonu operasyonlarında remifentanilin iki farklı dozunda sürekli infüzyon uygulayarak gruplar arasındaki optimal remifentanil dozu , propofol tüketimi, analjezi, sedatif etkinlik, vital bulgular, hemodinamik stabilite, postoperatif derlenme ve yan etki profilini karşılaştırdık. Preoperatif hazırlıklar yapıldıktan sonra, Her iki gruba da: propofol (Lipuro) 1 mg/kg + 0,25 mcg/kg remifentanil (Ultiva) indüksiyonunu takiben, birinci grupta (n=25) propofol 3 mg/kg/h ve remifentanil 3 mcg/kg/h infüzyon başlandı, ikinci grupta (n=25) propofol 3 mg/kg/h ve remifentanil 6 mcg/kg/h infüzyon başlandı. İndüksiyon öncesi (kontrol değeri), indüksiyon ve eş zamanlı infüzyonu takiben her 5 dk da bir kalp hızı, arteryel basınçlar, SpO2, solunum sayısı, bispektral index ve Ramsey sedasyon skalası, değerleri kaydedildi. Her iki grupta da hedeflenen bispektral index düzeyi (60-75) sağlanana kadar propofol 3 dk'da bir 0.4 mg/kg bolus doz yapılıp, infüzyon hızı 0.5 mg/kg/h arttırıldı, hedeflenen bispektral index düzeyinin altında değerler izlendiğinde propofol infüzyon hızı 5 dk'da bir 0.5 mg/kg/h azaltıldı. Remifentanil infüzyonuna müdahale edilmedi. Çalışmamızda, her iki grupta tüm olgularda başarılı bir sedasyon ve analjezi sağlandı. Grup II'de, Grup I'e göre daha az propofol tüketimi olduğunu tespit ettik ve Grup 2'de olgularda klinik olarak anlamlı olmasa da istatistiksel olarak anlamlı olan intra operatif 1, 5, ve 15. dk'lardaki SpO2 değerleri Grup I'e göre daha yüksek bulduk. Diğer değerlerde gruplar arası fark yoktu. Daha az propofol tüketimi ve cerrah memnuniyetine sahip olan Grup II'yi üstün bulduk. Sonuç olarak trans üretral prostat ve mesane rezeksiyonu operasyonlarında kullanılan her iki remifentanil dozu güvenle uygulanabilir. Anahtar kelimeler: propofol, bispektral index, Tur-P, Tur-M, remifentanil