Karadeniz Technical University
Discipline

Public Law

Karadeniz Technical University

1,658

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası Vergi Hukuku ve çözüm yolları

Türkiye'deki ticari tahkim, davalarla kıyaslandığında iç vergi tartışmalar kadar yaygın şekilde kullanılmamaktadır. Tahkim, önemli tutarları kapsamayan iç vergi tartışmalarına bir çözüm getiren bir maliyet-etkinlik yöntemi olarak görülmemektedir. Buna rağmen, tahkim, uluslararası vergi uyuşmazlıklarını çözmede yaygı olarak kullanılmaktadır. Tahkimin çok yaygın olarak kullanıldığı yasal sahalar; inşaatçılık, denizcilik ve ticarettir. Yabancı hakem hükümlerinin tanınması ve uygulanmasıyla ilgili 1958 yılı Birleşmiş Milletler anlaşmasının (New York sözleşmesinin), bir yabancı imza ülkesinin bölgesinde uygulanan tahkim kararının zorla kabul edilmesi yoluyla, Türkiye mahkemelerinde uygulanması olasıdır. Tahkim hükümlerinin Türkiye'de tanınmasına ve uygulanmasına, uygun koşulların sağlanması halinde izin verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tahkim, OECD, UNCITRAL, ICA

TahkimUluslararası hukukUluslararası vergi anlaşmaları+3
Recai Enis Ahmet Akalın
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Türk infaz hukukunda şartla salıverme kavramı

Şartla salıverme uygulamaları ilk ortaya çıktığı andan itibaren dünyanın çeşitli yerlerinde kabul görmüş ve uygulanmaya başlanmıştır. Bu uygulamalar Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmadan önce Anadolu coğrafyasında varlığını sürdüren Osmanlı Devleti'nde de kendisini göstermiş ve "meşruten tahliye" adı altında sürdürülmüştür. Osmanlı Devleti'ndeki uygulamalarında da faydaları görülen salıverme müessesesi günümüzde Türkiye Cumhuriyeti hukuk sistemi içinde de varlığını korumaktadır.Ancak her uygulama gibi çağın, mekânın, bireylerin vb. ihtiyaçlarına göre şartla salıverme uygulamaları da değişmiş, güncellenmiş ve ihtiyaçlara daha fazla cevap verebilecek bir hale getirilmeye çalışılmıştır. Yapılan güncellemeler içinde devletten devlete uygulama farklılıkları da ilk andan günümüze kadar görülmüştür. Ancak ne kadar güncelleme, düzenleme yapılırsa yapılsın her sistemde olduğu gibi salıverme uygulamalarında da aksaklıklar görülmüş, bazı durumlarda müesseseden istifade eden bireylerin kısa zamanda infaz kurumuna geri gönderilmesine sebep olabilecek faaliyetlere giriştiği görülmüştür. Ülkemizde de şartla salıverme uygulamaları değişiklik göstermiş ve bunda esas olarak suçun mahiyeti temel alınmıştır. Bireyin işlediği suçun niteliğine göre infaz kurumu içinde kalacağı süre değişiklik gösterdiği gibi kurum dışında cezasının infazına yönelik süre de değişiklik göstermektedir. Şartla salıverme uygulamaları ilk ortaya çıktığında cezaevlerindeki doluluğu giderme amacı güdülse de, günümüzde durum değişmiştir. Salıverme uygulamalarında güncel anlamda esas amaç bireyin infaz kurumunda ıslahına yönelik belirlenen süreden önce ıslah olması durumunda onu daha fazla içeride tutmayıp topluma kazandırmaktır. Ancak bu salıverme başıboş bir şekilde yapılmamaktadır. Gerek bireyin salıvermeyi hak etmesi için sağlaması gereken bir takım şartların olması ve gerekse salıverildikten sonra da uyması gereken kuralların olması buna en iyi örnektir.Yine salıverme uygulamalarında bireylerin iyi hâl göstermeleri durumunda bile infaz kurumu içinde çekmeleri gereken bir ceza müddeti vardır. Bu müddetlerin ise hesaplamaları belirli koşullara göre yapılmaktadır. Cezanın mahiyeti, suçlunun taşıdığı vasıflar vb. birçok konu göz önüne alınarak yapılan hesaplamalar sonucunda bireyin salıverilme süresi tespit edilmektedir.

Ceza infaz hukukuTürk HukukuŞartlı salıverilme
Celal Hakan Kan
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Fuhuş, seks işçiliği ve fuhuş yüzünden bulaşan zührevi hastalıklarla mücadelenin hukuki boyutu

Neredeyse insanlık tarihi ile yaşıt olan fuhuşun, çok çeşitli boyutları bulunmaktadır. Kimi zaman dinî yapılar içinde karşımıza çıkan fuhuş, sosyal yapıdan hiçbir zaman kopmamış ve genel anlamda ekonomik bir yapı arz etmiştir. Bunun yanı sıra toplumlar açısından fuhuş olgusu hiçbir zaman benimsenememiş ve her daim toplumun dışına itilmeye çalışılmıştır. Bu kabullenmeme durumu genel anlamda toplumsal açıdan fuhuşun olumsuz etkilerinden korunma gereksinimine dayandırılmaktadır. Bu nedenle de toplumlar, tarih içinde fuhuş yapanlara çeşitli yaptırımlar uygulamışlardır. Bu yaptırımlar kimi zaman psikolojik olmuş, kimi zaman ise fiili cezalara dönüşmüştür. Bu bağlamda devletler de fuhuşla ilgili tedbirler almış, ancak tarihin hiçbir döneminde fuhuşun tam anlamıyla önüne geçilememiştir. Bu da devletler açısından fuhuşu önlemenin yanında insanlara bir alternatif sunma gerekliliğini doğurmuş ve genelevlerde ya da belirlenmiş bölge ve alanlarda yasal şekilde fuhuş yapılması durumu ortaya çıkmıştır. Bu şekilde devletler hem fuhuşu kontrollü hale getirmeye çalışmışlar hem de fuhuştan sağlanan ekonomik gelirden pay elde etmişlerdir. Ancak yine de insanların fuhuşa yönelmesi veya yönlendirmelerini caydırmak amacıyla birtakım yasal düzenlemeler yapılmış ve bu şekilde insanların fuhuşa yönelmeleri önlenmeye çalışılmıştır. Yasal şekilde de olsa fuhuş sonucunda bulaşabilecek hastalıkları önlemek amacıyla da birtakım düzenlemelere ihtiyaç duyulmuştur. Ülkemizde de çeşitli kanun metinleri içinde fuhuşla mücadele ve fuhuşu engellemeyle ilgili yasal düzenlemeler yapılmasının yanı sıra 1930 yılında bu konuyla ilgili bir tüzük de hazırlanmış ve fuhuşla mücadele yasal şekilde sürdürülmüştür. Hazırladığımız bu çalışmada; toplumsal anlamda fuhuş kavramına dair algıların zaman içindeki seyrini ve bunların ne şekilde değiştiğini ortaya çıkarmak; toplumun yanlış algıları olduğunu ve fuhuş sektöründe yer alan mağdurların aslında belirli zorunluluklar altında bu sektöre girmeyi seçtikleri veya buna mecbur bırakıldıklarını açıklamaktır. Bu genel izahların yanında temel amacımız hukuksal açıdan fuhuş kavramına yaklaşım ve bu yaklaşım sonucunda fuhuş konusundaki bireysel veya örgütsel yaptırımlar ve fuhuş tüzüğündeki maddelerin incelenmesidir. Anahtar Kelimeler: FuhuĢ, Zührevi Hastalıklar, Genel Kadın, Seks ĠĢçisi

Bulaşıcı hastalıklarCeza yaptırımıCinsel ilişki+7
Derya Üçgül
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalar ve kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalara seçenek yaptırımlar

Bu tez, kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalara seçenek yaptırımlara olan ihtiyacı incelemektedir. Seçenek yaptırımlar, hafif suç işlemiş suçlular için iyi bir seçenektir ve bu cezalar hapsetme kadar caydırıcıdır. 19. yüzyıl boyunca, hürriyeti bağlayıcı eczanın bütün cezalar arasında en uygun ceza olduğu kabul edilmiştir. Fakat bugün, ceza politikasına suçlunun topluma uyumunun ancak onun toplumda yaşamasıyla mümkün olacağı fikri yön vermektedir. 21. yüzyıl cezalandırmada alternatif yaptırımlar umut verici uygulamalar dalgası olarak görülmektedir. Çağdaş suç ve ceza politikası, suçlunun yeniden sosyalleştirilmesi, uslandırılması ve topluma yeniden uyumunun sağlanması amacıyla, hükümlünün hapsedilmeden iyileştirilmesinin daha etkili olduğu noktasına gelmiştir. Bu eğilim Türkiye'de de etkisini göstermiştir. Yaygın olarak kullanılan alternatif cezalandırmaların bazıları, toplum hizmetinde çalıştırma, yoğun gözetim altında tutma, elektronik izleme, denetimli serbestlik, mağdurun zararının karşılanması ve onarıcı adalettir. Bu çalışmanın ilk bölümünde ceza kavramı, cezanın amacı, cezanın özellikleri, cezanın türleri ve hapis cezasının leh ve aleyhindeki görüşler incelenmiştir. İkinci bölümde kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalar ve bu cezalara seçenek tedbirler ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise diğer seçenek tedbirler olarak 'erteleme', 'şartla salıverme' ve 'denetimli serbestlik' kurumları incelenmiştir. Son olarak da çalışmanın 'Sonuç ve Değerlendirme' başlıklı kısmında, görüş ve önerilere yer verilmiştir.

CezaHürriyeti bağlayıcı cezalarSeçenek yaptırımlar
Sena Elturan Gül
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Amme alacaklarının korunması yöntemlerinden tasarrufun iptali davası

Devlet, kamu hizmetlerini yerine getirebilmek için gelire ihtiyaç duyar. Devlet gelirlerinden en önemlisi ve garantilisi vergi olmakla birlikte, birçok kamu geliri daha bulunmaktadır. Kamu gelirleri, tahsil aşamasına geldiğinde kamu alacağı niteliğini kazanmaktadır. Kamu alacaklarının hızlı ve kolay şekilde tahsil edilmesi kamu hizmetlerinin devamlılığı bakımından önem taşımaktadır. Bu nedenle, kanun koyucu tarafından kamu alacaklarının hızlı ve kolay şekilde tahsil edilmesinin yanında, tahsil aşamasının öncesi ve sonrasında kamu alacaklarının tahsilinin güvence altına alınmasına yönelik kanuni düzenlemeler yapılmıştır. Türkiye' de kamu alacaklarının takip ve tahsiline ilişkin hükümler, 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun' da düzenlenmiştir. Anılan kanunda, kamu alacaklarının hızlı ve kolay tahsiline ilişkin hükümler yanında kamu alacaklarının korunması yöntemlerine ilişkin hükümler de yer almaktadır. Bu yöntemlerin en önemlileri; teminat alınması, ihtiyati tahakkuk, ihtiyati haciz ve rüçhan hakkıdır. Bunun yanında birçok koruma yöntemi mevcuttur. Tasarrufun iptali davası, borçlarını ödemeyen borçlunun malvarlığından çıkardığı değerler üzerinde giriştiği tasarrufların kamu alacaklısı yönünden geçersizliğini tespit ettirmek ve dava konusu değerler üzerinden kamu alacaklarının tahsilini sağlamak amacıyla açılan bir davadır. İptal davası, kanunun deyimi ile borçlunun tasarruf ve muameleleri hakkında açılabilecektir. Kanunda, iptal edilebilecek tasarruflar sınırlı olarak sayılmamıştır. Genel bir tanımlama yapılmış ve borçlunun malvarlığını alacaklısının zararına eksilten tasarrufların en geniş anlamı ile iptal davasının konusunu oluşturacağı ifade edilmiştir. Bu çalışmanın konusu, kamu alacağının koruma yöntemlerinden biri olan tasarrufunun iptali davalarını tüm yönleriyle incelemek ve değerlendirmektir. Anahtar Kelimeler: Amme Alacağı, Amme Alacağının Korunması, Amme Alacağının Korunması Yöntemleri, Tasarrufun İptali Davası.

Kamu alacaklarıTasarrufun iptali davası
Burak Akın
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Vergi Ceza Hukukunda vergi kaçakçılığı suçu

Vergi kanunlarına aykırı hareketler ve bu aykırı hareketler için uygulanacak cezalar Vergi Usul Kanunu'nda düzenlenmiştir. Dağınık ve serpiştirilmiş olarak düzenlenen bu aykırı hareketler ve cezalar Vergi Ceza Hukuku disiplini altında düzenli bir hale getirilmiştir. Vergi Ceza Hukuku içerisinde, vergi kabahatleri ve vergi suçları olarak ikiye ayrılmaktadır. Vergi kabahatleri, idari para cezası niteliği taşırken, vergi suçları ise hürriyeti bağlayıcı ceza niteliği taşımaktadır. Vergi suçları içerisinde yer alan ve Vergi Usul Kanunu'nun 359. maddesinde düzenlenen vergi kaçakçılığı suçu araştırma konumuzu oluşturmaktadır. Vergi Ceza Hukuku içerisinde yer alan vergi kaçakçılığı suçunun tüm unsurlarıyla ele alınmıştır. Beş bölümden oluşan tezimizin ilk bölümünde genel olarak Vergi Ceza Hukuku'nu vergi kaçakçılığı suçuna ilişkin temel bilgileri, ortaya çıkışı ve tarihi nedenleri ile benzer suçlarla ilişkisi ele alınmıştır. İkinci bölümde, vergi kaçakçılığı suçunun unsurlarını, üçüncü bölümde vergi kaçakçılığı suçunun özel görünüş nedenleri kaleme alınmıştır. Dördüncü bölümde, yargılama usulü, yaptırımı, dava ve cezayı düşüren haller incelenmiştir. Son olarak beşinci bölümde ise varılan sonuç aktarılmıştır.

CezaCeza hukukuKaçakçılık+4
Fatih Paçacı
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Makul sürede yargılanma hakkının ihlal neticesinde bireysel başvuru yolu

Makul sürede yargılanma hakkı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin adil yargılanma hakkını güvence altına alan 6. maddesinin 1. fıkrasında kabul edilen temel bir unsurdur. Bu ilke kişilere, yargılamalarının makul bir süre içerisinde yapılmasını talep etme hakkı tanımaktadır. Son yıllarda ülkemiz aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne yapılan başvuruların ve verilen kararların birçoğu bu ilke ile ilgili olmakla birlikte, verilen aleyhe kararlar ülkemiz adına olumsuzluk yaratmaktadır. Bu olumsuzluğun en aza indirilmesinde 2010 Anayasa Değişikliği ile kabul edilen, kişilere ihlal iddiasıyla Anayasa Mahkemesi'ne Bireysel Başvuru hakkı etkili olmuştur. ''Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlali Neticesinde Bireysel Başvuru Yolu'' başlıklı bu çalışmamızın amacı; makul sürede yargılanma hakkına ilişkin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından belirlenen ölçütleri ortaya koymak ve ihlal durumunda 2010 yılından bu yana benimsenen Bireysel Başvuru mekanizmasının hangi temel hak ve özgürlükler konusunda, ne kadar süre içerisinde ve hangi kişilere karşı açık bir yol olduğunu ortaya koymaktır. Zaman kavramının her birey için ne denli önemli olduğu ve kaybının herhangi bir şekilde tazmininin mümkün olmaması, yargılamada makul sürenin önemini açıkça ortaya koymaktadır. Dolayısıyla çalışmamızda makul sürenin her dava ve olay için ayrı ayrı değerlendirilmesi, sürenin tespitinin titizlikle belirlenmesi gerektiğine ve bununla birlikte sürenin aşılmaması ile ilgili ülkemiz için alınabilecek önlemlere de kısaca değinilmiştir.

Adil yargılamaAdil yargılanmaBireysel başvuru+2
Esen Eser
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Ceza Kanunu'nda bilişim suçları

Çağımızın teknolojik gelişmelerinin bilişim sistemlerini, etkin, ucuz ve kolay erişilebilir suç aletleri haline getirdiğini söylemek mümkündür. Bu sistemlerin suç işlemeyi kolaylaştırıcı özellikleri terör örgütlerinin de dikkatini çekmiş ve birçok faaliyetlerinde bilişim sistemlerinden faydalanır hale gelmişlerdir. Bu kapsamda araştırmanın amacı, ceza hukuku açısından bilişim suçları konusunda gelişmiş ülkelerde ve Avrupa Birliğinde yapılan çalışmaların incelenmesi, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nda yer alan düzenlemelerin kapsam ve yeterliliğinin değerlendirilmesi ile siber terör konusunda Türk ceza hukukunun eksiklik ve sorunlarına yönelik önerilerde bulunmaktır. Çalışmanın ilk bölümde; bilişim suçlarının tanımı, tarihsel gelişimi, bilişim suçu fail ve mağdurlarının genel özellikleri, bilişim suçu işleme yöntemleri ile bilişim suçunun özel bir görünümü olarak siber terörün tanımı, özellikleri, hedefi ve tahrip gücü konularına değinilmiştir. İkinci bölümde ABD, Almanya, Fransa, İngiltere, Japonya, Çin ve Rusya gibi gelişmiş ülkelerin bilişim suçlarıyla mücadele konusunda yapmış oldukları hukuki düzenlemeler ve aldıkları önlemler ile bu suçları düzenleyen uluslararası tek belge olan "Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesi"nin hükümleri incelenmiş, Üçüncü bölümünde 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nda bilişim suçlarına ilişkin yapılan düzenlemeler üzerinde durulmuş, sonuç kısmında ise bütün bu inceleme ve analizlerin sonunda bilişim suçları ve siber terör tehdidine karşı hukuki anlamda daha etkin mücadele edebilmek için yapılması gereken düzenlemeler, alınması gereken tedbirler ve uygulanması gereken programlar sunulmuştur.

Bilişim suçlarıKanunlar 5237 sayılıSiber suç+1
Damla Ermeydan
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası hukukta angajman kuralları: Türkiye'nin Rus savaş uçağını düşürmesi

Uluslararası Hukukta, belirlenen notam belgelerinde ilan edilen angajman kural-larına göre; hava sahasının başka ülke platformlarıyla ihlal edilmesi durumunda angajman kurallarını ilan eden devlet, ihlali gerçekleştiren devleti "saldırgan" olarak addedip uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde müdahale etme yetkisine sahiptir. Bir örnek olarak; bir devletin hava sahasına izinsiz giriş yapan bir savaş uçağına, bir devletin ilan ettiği angajman kuralları çerçevesinde müdahale edilmesi meşru görülmektedir. Bu ko-nudaki en somut örneklerden birisi, tez kapsamında irdelenecek olan Türk Hava Kuv-vetleri'nin 24 Kasım 2015 tarihinde bir SU-24 Rus Savaş Uçağını angajman kuralları çerçevesinde düşürmesi olayıdır. Bu tez içeriğinde; Angajman kuralları, Savaş Uçağı Düşürülmesinin Hukuki Bo-yutları, Kuvvet Kullanma, Kuvvet Kullanmanın İstisnaları, Meşru Müdafaa Hakkı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin Rusya Federasyonu'na ait bir savaş uçağını düşürmesinin hukuki incelemesi ele alınacaktır. Bu tez kapsamında; Türkiye ve Rusya'nın Ortado-ğu'da karşı karşıya gelmesi noktasından hareketle, 24 Kasım 2015 tarihinde Türkiye tarafından düşürülen SU-24 Rus savaş uçağı örnek teşkil etmek üzere, Angajman Kural-ları çerçevesinde savaş uçağı düşürmenin hukuki olduğu, bir devletin hava sahasına izinsiz girilmesi durumunda, o devletin meşru müdafaa hakkının bulunduğu ve uçak düşürme dahil olmak üzere her türlü savunma durumuna geçebilmesinin mümkün olacağı çıkarımlarında bulunulacaktır.

Angajman kurallarıKuvvet kullanmaMeşru müdafaa+3
Çağrı Güçlüten
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

İfade özgürlüğünün sınırlandırılmasında devletin takdir marjı

Takdir marjı doktrini, insan haklarının uluslararası düzeyde korunmasında denetim mekanizması olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarıyla oluşturulmuştur. Takdir marjı doktrini ile taraf devletler, kendi egemenlik alanları içerisinde mahkemeden daha doğru bir değerlendirme yapacak konumda kabul edilmiş ve bu nedenle temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahaleler için mahkeme tarafından taraf devletlere bir alan bırakılmıştır. Mahkeme, ifade özgürlüğü kapsamında takdir marjı doktrini değerlendirirken, ifade özgürlüğünün demokratik toplumlardaki yeri ve önemi gereği, müdahalenin demokratik toplumda gerekli olup olmadığını dikkatle incelemektedir. Bu kapsamda, Türkiye'de ifade özgürlüğünün durumunun anlaşılması için, ulusal makamların mahkeme tarafından kendilerine tanınan takdir marjını nasıl yorumladığının örnek kararlar ışığında açıklanması önem arz etmektedir.

Avrupa İnsan Hakları MahkemesiAvrupa İnsan Hakları SözleşmesiTakdir marjı+1
Nilay Soydan
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Çocukların suça sürüklenmesinin önlenmesinde idarenin görevleri

İnsanların toplu halde yaşamaya başlamasıyla, suç kavramının ortaya çıktığı bilinmektedir. Uzun yıllar boyunca yetişkinler ve çocuklar tarafından işlenen suçlar arasında, yaş bakımından bir ayrım yapılmayarak, suç işleyen herkese aynı yaptırımlar uygulanmıştır. İnsan hakları konusunda yapılan çalışmalar, yeni bakış açısının ortaya çıkması ile çocuğa ait bütün tanım ve kavramlar değişim geçirmiştir. Suç işleyen çocuklara uygulanan yaptırımların çocukların ıslahı bakımından sonuç doğurmadığı anlaşıldığından, suç işleyen çocuklara özgü yaptırımların ve tedbirlerin uygulanması gündeme gelmiştir. Çocuk ve çocukluk kavramının tarihsel süreç içerisinde yaşadığı değişimlerin anlaşılması, çocuğa ve çocukluğa ilişkin algının olumlu yönde gelişmesine katkı sağlayacaktır.

SuçSuçlu çocuklarUluslararası Hukuk+4
Emine Konuk
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Suça sürüklenen çocukların yargılanması

Tez, dört bölüme ayrılmış olup birinci bölümde çocuk kavramına yer verilmiştir. Gerek uluslararası sözleşmelerdeki çocuğun tanımı ve gerekse Türk Ceza Kanunundaki, Ceza Muhakemesi Hukukundaki ve de Çocuk Koruma Kanunundaki tanımlamaları yapılmıştır. Tezin ikinci bölümünde suça sürüklenen çocukların yargılamasındaki soruşturma aşaması anlatılmıştır. Soruşturma evresinde öncelikle cezai sorumluluk anlatıldıktan sonra soruşturma evresinin özellikleri ve süjeleri olarak anlatımlar yapılmıştır. Bu bölümde son olarak çocuk yargılamasında soruşturmayı sona erdiren sebepler açıklanmıştır. Sona erdiren sebepler arasında Cumhuriyet savcısının vermiş olduğu en ön önemli kararlardan olan ve uygulamamıza son zamanlarda giren soruşturmaya yer olmadığına dair karara değinilmiştir. Bu kararın önemine ve uygulanması gerektiği vurgulanmıştır. Yine cumhuriyet savcısının vermiş olduğu diğer bir karar ise kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararıdır. Bu karara ayrıntısıyla değinilmiş olup, uygulanması gereken ancak uygulamada pek uygulanmayan karar olduğu belirtilmiştir. İkinci bölümde geniş olarak yer verilmiş olan bir diğer husus ise sosyal inceleme raporu ayrıntısıyla anlatılmış olup bu rapor alınmasının özellikle çocuk yargılamasındaki önemine değinilmiştir. Tezimizin üçüncü bölümünde ise çocuk yargılamasında kovuşturma evresine geniş olarak değinilmiştir. Çocuk yargılamasındaki kovuşturma evresinin özellikleri süjeleri ve bu evreyi sona erdiren sebepler ayrıntısıyla işlenmiştir. Bu bölümde çocuklarla ve yetişkinlerin duruşmasının ayrı yapılması gerektiği vurgulanmıştır. Tezimizin son bölümü olan dördüncü bölümde ise çocuk yargılamasındaki kanun yolları açıklanmıştır. Kanun yolları; olağan ve olağanüstü olarak ikiye ayrılmış olup, olağan kanun yolları arasında belirtilmemesi sebebiyle olağanüstü kanun yolları içerisinde anlattığımız, anayasa mahkemesine bireysel başvuru yolu da ayrıntısıyla tez içerisinde işlenmiştir.

Kamu HukukuSuçlu çocuklarTürk Ceza Hukuku+2
Betül Asena Sönmez
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

2017 anayasa değişikliği kapsamında olağanüstü hal yönetimi

Hükümetler, bazı zamanlarda kamu düzenini bozan ve devletin varlığı açısından tehlike uyandıran durumlar ile karşılaşabilmektedir. Bu durumlarda olağan hukuk kuralları düzeni yeniden sağlamak için yetersiz kalabilmekte ve bu sebeple olağanüstü hal rejimlerine başvurulabilmektedir. Olağanüstü hal, farklı ülkelerde farklı anlamlar içermesine rağmen uygulama tümünde aynıdır. Uygulama esnasında genel itibariyle rejim değişikliği yapılmakta, yürütme organının yetileri genişletilmekte, bir yandan da getirilen tedbirlerle hak ve hürriyetlerin ve özellikle denetim konusunda hukukun sınırlandırıldığı görülmektedir. Ancak tüm anayasaların ortak çerçevesinde geçicilik ve zorunluluk oldukça önem arz etmektedir. Olağanüstü halin ilan edilmesinde etkili olan mecburi sebeplerin ortadan kalkmasından sonra en kısa sürede tekrar eskisi gibi olağan sisteme geri dönülmesi ön plandadır. Türkiye'de ise birçok kez başvurulan bu yönetim şekli genellikle meydana gelen ağır şiddet eylemlerine çözüm amacıyla çıkmış ve sürekli yeni düzenlemeler yapılarak bugüne kadar gelmiştir. En son 21 Ocak 2017 tarih ve 6771 sayılı "Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" ile birlikte, anayasa da yapılan değişiklikler sonucunda olağanüstü yönetim şekillerinde de birtakım düzenlemeler meydana getirilmiştir. ''2017 Anayasa Değişikliği Kapsamında Olağanüstü Hal Yönetimi'' başlıklı bu çalışmanın amacı; olağanüstü hal kavramının tanımının yapmakla beraber geçmişten bugüne kadar anayasalarda ne gibi farklılıklarının mevcut olduğunun, anayasa değişikliği sonucunda olağanüstü hal rejimi bağlamında meydana gelen değişikliklerin açıklaması ve yapılan yeniliklerin neler olduğunun gösterilmesidir. Ayrıca tez içerisinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türk Anayasaları açısından temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılma ölçütlerinin neler olduğu ile hem siyasi hem de yargısal açıdan denetimin nasıl yapıldığı, ilgili kanunlarla ve alınan tedbirlerle açıklanmıştır.

AnayasaAnayasa değişiklikleriOlağanüstü hal+5
Elen Kurultay
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ekolojik iptal davalarında bir dava şartı olarak menfaat

Çalışma konumuzu "Ekolojik İptal Davalarında Bir Dava Şartı Olarak Menfaat" oluşturmaktadır. Menfaat konusu İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin (a) bendinde düzenlenmiştir. Çalışmamız üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, ekolojik iptal davalarında menfaat hususunun daha iyi anlaşılabilmesi açısından, hukuk devletinin tarihsel süreci, özellikleri, kuvvetler ayrılığı kuramı ile bağlantısı ve iptal davalarıyla ilişkisi ele alınmıştır. Akabinde iptal davalarının niteliği, menfaat kavramı ile bağlantısı ve menfaat kavramının unsurları hakkında bilgi verilmiştir. Çalışmamızın ikinci bölümünde; ekolojik hakların doğuşu, niteliği üzerinde durulmuştur. Bu çerçevede çevreye ilişkin uluslararası düzenlemelere ve karşılaştırmalı hukukta ulusal nitelikte düzenlemelere yer verilmiştir. Uluslararası mahkemeler veya ülkelerin yüksek mahkemelerinde verilmiş yargı kararları değerlendirilmiştir. Çalışmamızın üçüncü bölümünde; ekolojik hakların ulusal mevzuattaki yeri, bu hakların düzenleniş biçiminin ekolojik iptal davalarında sübjektif ehliyeti biçimlendirici işlevi, actio popularis dava ile ilişkisi ve Danıştay kararlarına yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sübjektif Ehliyet, İptal Davaları, Ekoloji, Actio Popularis

Actio popularisEkolojiMenfaat+2
Salim Berkay Aksu
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Müsadere Hukuku ve mülkiyet hakkı

12/10/2004 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanarak 01/06/2005 de yürürlüğe girerek hukukumuzda yer alan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, hukukumuza önemli yenilikler ve düzenlemeler getirmekte, en önemlisi de çalışmamızın konusunu oluşturan müsadere konusunda da önemli yenilikler getirmektedir. 765 sayılı TCK'nin 36. maddesinin karşılığı olarak 5237 sayılı TCK'de madde 54 ve 55' de düzenlenmiş olan müsadere 765 sayılı kanunun aksine, eşya müsaderesi ayrı bir maddede, kazanç müsaderesi ayrı bir madde de düzenlenmiştir. Müsadere ile ilgili bu çalışmamız üç bölümden oluşmakta olup; birinci bölümünde müsadere kavramının tanımı, müsaderenin amacı ve hukuksal niteliğine ilişkin görüşler, müsaderenin çeşitleri başlığında, genel müsadere ve özel müsadere, zorunlu müsadere ve ihtiyari müsadere, eşya müsaderesi ve kazanç müsaderesi başlıkları adı altında açıklanarak ardından elkoyma, muhafaza altına alma, mülkiyetin kamuya geçirilmesi gibi müsaderenin benzer kavramlarla ilişkisine değinilecektir. Çalışmamızın ikinci bölümde Türk hukukunda müsadereye ilişkin yasal düzenlemeler, eşya müsaderesi, kazanç müsaderesi, özel kanunlarda düzenlenen müsadere hükümleri, müsadereyi etkileyen haller, müsadere yargılaması ve müsadere kararlarının infazı kadar hukukumuzda müsaderenin uygulanma aşamalarına değinilecektir. Üçüncü bölümde müsadere ile mülkiyet hakkı ile ilişkisi 1982 anayasasında mülkiyet hakkı ve sınırlanması anayasal açıdan incelenecektir. Çalışma ile amaçlanan müsadere konusunun açıklanması ve müsaderenin Anayasa hükümleri ile koruma altına alınan temel hak ve özgürlüklerden mülkiyet hakkına etkisinin ortaya konulmasıdır. Nitekim, müsadere ile kamu düzeninin korunması, suç ve suçlu ile mücadele amaçlanmakta, fakat başta mülkiyet hakkı olmak üzere hak ve menfaatler üzerinde sınırlayıcı veya ortadan kaldırıcı etkileri bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Müsadere, Güvenlik tedbiri, Kazanç müsaderesi, Eşya müsaderesi, Müsadere yargılaması, Müsaderenin infazı, Anayasa, Mülkiyet hakkı, AİHM, Mülkiyet hakkının sınırlandırılması

AnayasaMülkiyet hakkıMüsadere+2
Abdullah Dölen
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Vücut kriyoprezervasyonunun hukuki ve etik uygulanabilirliği

Vücut kriyoprezervasyonu (cryonics), yasal ölüm ilanı yapılmış insanların geleceğin tıbbi ilerlemelerine eriştirilmesi suretiyle yeniden hayata getirilmelerinin amaçlandığı deneysel bir tıbbi prosedürdür. Ölüm sonrası süreçte doğal şartlarda ceset üzerinde gözlemlenen postmortem değişimlerin önüne geçilmesi ve cesedin belirsiz bir süre boyunca muhafazasının (hücresel boyutta) sağlanabilmesi için metabolizma aktivitelerinin askıya alınması amacıyla ultra düşük sıcaklıklar (-196 °C) kullanılmaktadır. 1960'lı yılların başındaki ilk çalışmalardan bu yana kriyoprezervasyon uygulaması teorik bir konseptten buz oluşumunu ortadan kaldırmak için acil tıbbi prosedürleri ve modern vitrifikasyon teknolojilerini kullanan, kanıta dayalı bir uygulama haline gelmiştir. Vücut kriyoprezervasyonu prosedürü, dünya genelinde British Columbia eyaleti (Kanada) haricinde hiçbir bölgede hukuken düzenleme altına alınmadığından dolayı, ilgili eyalet dışında genel olarak kanun boşluğu olan bir konudur. Vücut kriyoprezervasyonunu yasaklayan doğrudan bir norm olmadığından dolayı şu ana kadar mahkemelerde dava konusu olan durumlar, mevcut hukuk kurallarına ve suç tiplerine göre değerlendirilerek çözümlenmiştir. Hukuk ve etik biliminin değişen sosyal şartlara göre şekilleneceği göz önüne alındığında zamanla çeşitli düzenlemelerin kanun koyucular tarafından benimsenmesi muhtemeldir. Çalışmada, süreç içerisindeki teknolojik ilerlemelerle birlikte gelişerek popülaritesini arttıran ve beraberinde de tartışmaların merkezinde kalan ilgili tıbbi prosedür ''Vücut Kriyoprezervasyonunun Hukuki ve Etik Uygulanabilirliği'' başlığı altında incelenmiştir. Çalışma beş bölümden oluşmaktadır: Birinci bölüm ''ölüm ve postmortem değişimler''; ikinci bölüm ''ceset üzerinde tasarruf yöntemleri''; üçüncü bölüm ''kriyoprezervasyon''; dördüncü bölüm ''hukuki açıdan kriyoprezervasyon''; ve beşinci bölüm ''etik açıdan kriyoprezervasyon''.

BedenCeset üzerinde tasarrufDondurarak saklama+1
Hasan Can
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Hükümet sistemleri ve Türkiye: Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi

2007 Anayasa Değişikliği sonrası ülkedeki siyasal gündem bakımından önem arz eden bir konu olan ve sık sık tartışmaya açılan başkanlık sistemi modeli ya da yeni ismiyle cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi, yapılan halk oylamasıyla kabul edilmiştir. Cumhurbaşkanının 09.07.2018 tarihinde göreve başlaması ile fiilen yeni hükümet sistemi uygulanmaya başlamıştır. Bu bağlamda, çalışmada cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin tüm yönleriyle ele alınması hedeflenmiştir. Öncelikle 'kuvvetler ayrılığı' kuramı ile ilişkili olan hükümet sistemleri konusu detaylı olarak incelenmiş ve Türk siyasi tarihinde yer alan anayasalar çerçevesinde hükümet sistemleri ele alınmıştır. 2007 sonrası yapılan anayasa değişiklikleri kapsamında yeni hükümet sistemi olarak adlandırılan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi 66771 sayılı Anayasa değişikliği kapsamında değerlendirilmektedir.

Anayasa değişiklikleriCumhurbaşkanlığı hükümet sistemiHükümet sistemi+1
Ahmet Korkmaz
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Türk hukukunda af kavramı

Çalışmanın konusu ceza hukukunda önemli bir yeri olan af kurumudur. Ceza hukukunun konusunu suç ve cezalar oluşturmaktadır. Bu suç ve cezalarda af kurumunun oluşmasına neden olmaktadır. Çalışmamızın birinci bölümünde af kavramı ve tarihsel süreç içerisinde gelişiminden, eski uygarlıklarda af kurumunun nasıl kullanıldığından, Eski Yunanda, Roma hukukunda, Cermen hukukunda ve Avrupa'da af kurumunun tarihsel süreç içinde nasıl geliştiğini açıkladık. Affın özellikleri ve af hakkındaki görüşler hakkında bilgiler verilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde affın hukuki niteliği ve yetki kavramları üzerinde durmaya çalıştık. Af kurumuna uluslararası hukukun bakış açısını açıkladık. Avrupa'da diğer ülkelerde af kurumuna hangi organların yetkili olduğu konusunda bilgiler verdik. Çalışmanın son bölümünde genel af, genel affın çeşitleri, genel affın özellikleri ve sonuçları konularına yer verilmiştir. Daha sonra özel af, özel affın çeşitleri, özel affın özellikleri ve sonuçları konularına yer verilmiştir. Çalışmada sonuç olarak af kurumunun tarihsel süreç içerisinde hep kullanıldığı gözlemlenmiştir. Çalışmaya genel olarak baktığımızda affın mümkün olduğunca az kullanılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Çünkü af kurumu genellikle asıl amacından uzaklaşmaktadır. Af kurumu siyasi amaçlar için kullanılarak asıl amacından uzaklaşmaktadır. Af kurumu siyasi amaçlara alet edilmeyerek toplumun gerçekten ihtiyacı olduğu zamanlarda kullanılmalıdır. Ayrıca af yetkisini yasama ve yürütme organından ziyade yargı organı kullanılmalıdır. Af yetkisinin yargı organında olduğu takdirde affa layık olan ve olmayan kişiler daha sağlıklı bir şekilde ayrılabilir.

AfCezaTürk Hukuku
Seçkin Süzülmüş
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Cumhurbaşkanının siyasi partisiyle ilişkisi çerçevesinde Türkiye'deki yeni anayasal sistem

Yürürlüğe girdiği andan itibaren tartışmaların odağında yer alan 1982 Anayasasının her dönemde değiştirilmeye çalışılan otoriter yönü, 2017 Anayasa değişikliğiyle daha da derinleştirilmiştir. Türkiye'de uzun yıllar gündemden düşmeyen başkanlık rejimine geçiş tartışmalarıysa, köklü bir yönetim biçimi değişikliğini öngören 2017 Anayasa değişikliğiyle farklı bir boyuta evirilmiştir. Akademisyenler ve siyasetçilerin yönetim biçimi değişikliği konusundaki tartışmalarına bakıldığında genel hatlarıyla sorunun; federal-üniter devlet yapısı, erklerin anayasal düzlemdeki dizaynı çerçevesinde parlamenter ve başkanlık rejimlerinin avantajları ve dezavantajları yönünden araştırıldığı görülmektedir. Ancak ülkelerin kendilerine özgü siyasi parti yapısı ve parti sistemi, siyasal rejimin işleyişinde önemli bir rol oynadığı için konunun bu yönüyle de ele alınması gerekmektedir. Çalışmanın odak noktası ise, anayasal düzlemde geniş yetkiler verilen cumhurbaşkanının partisi ile ilişiğinin kesilmemesi nedeniyle anayasal pratikte bu yetkisini daha da arttırabilme ihtimalidir. Yeni anayasal sistemin 09.07.2018 tarihinde tamamıyla yürürlüğe girmesiyle de bu konu hakkında somut ipuçları elde edilebilmemiz mümkün olmuştur. Bu bağlamda hukuki ve siyasi boyutta inceleyeceğimiz, cumhurbaşkanının siyasi partisiyle ilişiği çerçevesinde yeni anayasal sistem, mukayeseli hukuktan da faydalanılarak nitelendirilmeye çalışılmıştır.

AnayasaCumhurbaşkanlığı hükümet sistemiCumhurbaşkanı+5
Sungur Alp Toptaş
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İrtikap suçu bağlamında Yargıtay ve İstinaf (BAM) kararları ışığında hekimin sorumluluğu

İrtikap, sadece kamu görevlisince işlenebilen özgü suçlardan olup, vatandaşın safiyane duygularla Devletinden eşit, tarafsız ve liyakate dayalı hizmet beklerken, kamu görevlisince, kanuni hakkını alabilmesi konusunda, kolayca kurtulamayacağı bir duruma sokularak, icbar ya da hileli hareketlerle kandırılarak ikna suretiyle, nihayetinde hatasından faydalanarak yarar sağlamak şeklinde işlenebilen bir suç türüdür. Rüşvet suçunda karşılıklı anlaşma, zimmet suçunda kamu malına karşı gerçekleştirilen eylemlerle kıyaslandığında, suçun işleniş şekli itibarıyla, vatandaşın millet olma bilinci ve Devlete olan sadakat ve güven duygusunu, işleniş şekli itibarıyla en ağır zedeleyen, kamu güvenirliğini en çok sarsan bir suç türü olduğu kuşkusuzdur. Vatandaşın, en kutsal yaşam hakkının korunmasını sağlamaya çalışırken, hekimler ve yardımcı sağlık personelince de işlenebilen irtikap suçuna maruz kalmasının da, irtikap suçunun kendi içinde en ağırı olduğu da açıktır. Bu nedenlerle, Yargıtay ve İstinaf kararları ile öğreti düşünceleri baz alınarak, kılcal damarlarına kadar konuya projektör tutulmak suretiyle uygulamada konunun anlaşılır olmasına katkı sunulmak istenilmiştir.

DoktorlarHukuki sorumlulukKamu güvenilirliği+5
Meral Ünal
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihi süreç içinde günümüze kadar çocuk düşürtme ve düşürme suçları

5237 numaralı Kanununun İkinci Kitabının İkinci Kısmının Beşinci Bölümde Çocuk Düşürtme, Düşürme veya Kısırlaştırma başlığı altında, 99.Madde de "Çocuk Düşürtme", 100.Maddede "Çocuk Düşürme" ve 101.Maddesinde de "Kısırlaştırma" başlığı düzenlenmiştir. Kısırlaştırma suçu, tez konusu dışında olduğundan, incelemem altı fıkra halinde düzenlenmiş 99. maddede yer verilen "Çocuk Düşürtme" suçu ve gebe kadının çocuğunu düşürmesi suçu ile sınırlı olacaktır. 99.Maddenin birinci fıkrasında kadının rızası olmaksızın kadının çocuğunun düşürtülmesi, ikinci fıkrasında tıbben zaruret bulunmaması durumu, üçüncü fıkrada birincide yazılı suçun kadının beden veya ruh sağlığı bakımından bir zarara uğraması veya olan ölümüne neden olunması şeklindeki nitelikli halleri ve dördüncüde ise, ikincide yazılı suçun nitelikli halleri; kadının beden veya ruh sağlığı bakımından bir zarara uğraması veya olan ölümüne neden olunması şeklinde düzenlenmiş, ayrıca beşincide rızaya dayalı olsa bile, gebelik süresi on haftayı doldurmamış olan kadının çocuğunu yetkili olmayan bir kişi tarafından düşürtülmesi hüküm altına alınmıştır. Maddenin altıncı fıkrasında ise, yukarıda açıklanan çocuk düşürtme suçu dışında, kadının cinsel suça maruz kalması neticesinde gebe kalması ve süresi yirmi haftadan fazla olmamak ve kadının rızası olması koşuluyla gebeliğe son verilmesi hali, cezasızlık nedeni olarak gösterilmiştir. "Çocuk Düşürme" suçu ise Kanununun yüzüncü maddesinde tek fıkra halinde düzenlenmiş olup, hamileliği yasal süreden fazla olan kadının cenini istemli olarak kendi çabasıyla tahliye etmesi fiili, çocuk düşürme suçu olarak tanımlanmıştır. Yukarıda açıklanan çocuk düşürtme ve düşürme suçları yanında, bu suçlarla ilgili diğer düzenlemelere , 2827 Sayılı Nüfus Planlaması Kanununda yer verildiği görülmektedir. Yasada düzenlenmiş olan "Çocuk Düşürtme" ve "Çocuk Düşürme" suçlarındaki fiiller ile Nüfus Planlaması Hakkında Kanununda yer verilen fiiller; zaman zaman birbirleriyle örtüşmekte ve benzerlik göstermekle birlikte unsurları itibariyle farklı olan söz konusu suçlar, failler ve mağdurlar yönünden, uygulamada birbirine karıştırılan iki ayrı suç ve fiil olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Bu bakımdan, Tez çalışmasında çocuk düşürtme ve düşürme suçlarının ön koşulu olan gebelik ile ilgili döllenme, zigot, cenin kavramları, Osmanlı İmparatorluğu Döneminde çocuk düşürtme ve düşürme kavramlarının tarihi gelişim süreci içinde ortaya çıkışı ve yasal temelleri anlatılmış, daha sonra ise çocuk düşürtme ve düşürme ile ilgili uluslararası ve ulusal düzenlemeler üzerinde durulmuş ve bu gelişmelerle birlikte her iki fiil ve bu suçların suç genel teorisi için kanuni unsurları ayrıntılı olarak incelenmiş ve öğretideki görüşler ve yargı kararları çerçevesinde karşılaştırılarak ve yorumlar yapılarak açıklanmış benzerlik ve farklılıklar ortaya konulmuş ve ilgili konularda yeni görüşler sunulmuştur.

AbortusKanunlar 5237 sayılıKürtaj+2
Başak Aygün
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Küreselleşen dünyada yerel yönetimler ve belediye

Bu çalışmada yerel yönetimler ve yerel yönetimlerin gelişim süreci, küreselleşmenin karşısında yerel yönetimlerin artan önemi, yerel yönetimlerden en önemlisi olan belediyelerin, Türkiye de yeri ve görev kapsamı, temel hak ve özgürlüklerin ayrılmaz bir parçası olan siyasi haklar ile olan ilişkisi bu bağlamda yerel yönetimlerin odağında bulunan belediyelerin merkezi yönetimler karşısındaki konumuna bağlı olarak demokrasinin o ülkede gelişmişlik düzeyi ele alınmıştır. Birinci bölüm, çalışmanın temel araştırma alanı olan yerel yönetimler konusunda ayrılmıştır. Burada yerel yönetimlerin tanımı, gelişimi ve demokrasiyle ilişkisi, yerel özerklik kavramı ve yaklaşımları, Türkiye'de yerel yönetimler ve türleri, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı ve Türkiye ele alınmıştır. İkinci bölüm, belediye başkanlığı ve büyükşehir belediyelerinin ele alındığı bölümdür. Burada belediyenin tanımı, gelişimi ve ilgili kanunlar, belediye ve belediye organlarının görev ve sorumlulukları, belediyelerin sunduğu hizmetler, belediye başkanının görevleri ve büyükşehir belediye başkanının konumu ile görevleri değerlendirilmiştir. Üçüncü bölüm, yerel yönetimler ve belediyelerin küreselleşen dünyada geldiği konumu ve önemi ele alınmıştır. Bu kapsamda öncelikle küreselleşme ve yerel yönetim reformu açıklanmıştır. Ardından siyasal hak ve ödevler, sistemin işleyişi ile karşılaştırmalı hukukta belediye başkanı seçimi üç ülke üzerinden değerlendirilmiş, çalışma tamamlanmıştır. Bu kapsamda çalışma üç bölümde tamamlanmıştır.

Belediye başkanlarıBelediyelerBüyükşehir belediyeleri+4
Ezgi Babaoğlan
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Ceza Kanunu kapsamında uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu

Uyuşturucu madde ticareti, uyuşturucu yasağı yasalarına tabi olan maddelerin üretimi, yetiştirilmesi, dağıtımı ve satışını kapsayan küresel nitelikli bir yasa dışı ticarettir. Çok büyük miktarlardaki yasa dışı uyuşturucu maddelerin uluslararası sınırlarda dolaşımı ve bu türden madde pazarının en önemli ve tehlikeli kısmını ise uyuşturucu ticaretinin oluşturuyor olması bu ticaretin sadece ülke içerisinde değil, sıklıkla uluslararası boyutta da gerçekleştiğini ortaya koymaktadır. Bu nedenledir ki; ülkeler yasa dışı olarak gerçekleştirilen uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticaretine ilişkin faaliyetleri kanunlarında suç olarak yaptırıma bağlamıştır. Uyuşturucu madde tedariği ve ticareti suçu ile mücadele etmek bakımından tüm dünyada gösterilen yoğun çabalara ve artarak devam eden uyuşturucu talebini azaltma politikalarına rağmen yasa dışı madde ticaretinin artarak devam ettiği bilinen bir gerçektir. Bu tez çalışmasında uyuşturucu veya uyarıcı maddeler ile ilgili genel bilgilere yer verildikten sonra Türk Ceza Kanununun 188. maddesinde suç olarak düzenlenen uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu ayrıntılı olarak ele alınacaktır. Ayrıca, seçilen bazı ülkelerin uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçuna ilişkin yasal düzenlemelerine yer verildikten sonra bu suçun işlenme nedenleri ve sonuçları üzerinde durulacaktır. Sonuç ve tartışma kısmında ise, bu suçun insan hakları ihlalleri ile olan ilişkisi ortaya konduktan sonra anılan suçun hangi açılardan adli bilimlerin ilgi alanına girdiği tartışılarak bu suçla mücadelede önemli olduğu düşünülen çeşitli çözüm önerilerinde ve çıkarımlarda bulunulacaktır.

Narkotik suçlarNarkotiklerSuç+2
Berna Gökkaya
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Yargıtay ve İstinaf (BAM) kararları ışığı altında yağma suçu ve benzer suçlarla karşılaştırılması

Yağma, mal varlığına karşı işlenen suçlar içerisinde, cebir ve/veya tehdit kullanılarak herkes tarafından işlenmesiyle kişi hürriyetini ve yaşam hakkını ağır derecede ihlal eden bir suç türü olmakla, en ağır cezai yaptırımlara bağlanmıştır. Mal varlığı ve buna bağlı zilyetlik hakları gerek uluslararası hukuk gerekse ulusal mevzuatımızda anayasa ve kanunlarımızla koruma altına alınmıştır. Mal varlığına karşı işlenen suçlarda, özel hukuk alanında tazminat davasıyla zarar giderilirken, ceza hukuku anlamında da cezai yaptırımlarla mülkiyet hakkı koruma altına alınmıştır. Yağma suçu, hırsızlık suçundan cebir ve/veya tehdit uygulanmasıyla ayrılırken dolandırıcılık suçundan hile kullanılmamasıyla, şantaj suçundan kullanılan tehdit içerikli sözlerin mağdurun hayatı, vücut ve cinsel dokunulmazlığı ile mal varlığına zarar vermeye yönelik boyuta ulaşması ve ayrıca cebir unsurunun da kullanılmasıyla, irtikap suçundan ise herkes tarafından işlenilebilen bir suç olup kamu görevlisince özgü suç niteliğinde işlenmesine gerek olmayışıyla ayrılmaktadır. Yağma eyleminin ağır cezai yaptırımlarla karşılık bulmasının nedeni, insanların en kutsal yaşam hakkının ve beraberinde kişi hak ve özgürlüklerinin korunmasına yöneliktir. Bu nedenlerle, Yargıtay ve İstinaf kararları ile öğreti düşünceleri baz alınarak, en ince noktalarına kadar konuya ışık tutulmak suretiyle uygulamada konunun anlaşılır olmasına ve uygulama birliğine katkı sağlanmasına çalışılmıştır.

Alacak hakkıGaspSuç+4
Mustafa Hakan Ünal
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye-ABD ilişkilerinde Savunma ve Ekonomik İşbirliği Andlaşması (SEİA) ve güncelliği sorunu

Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasındaki askeri ilişkilerin çerçevesini oluşturan Savunma ve Ekonomik İşbirliği Andlaşması (SEİA) 29 Mart 1980 tarihinde imzalanmıştır. SEİA ile Türkiye-ABD arasındaki askeri ilişkilerin sınırı, savunma desteğinden, savunma sanayi iş birliğine ve Türkiye'de ABD askeri unsurlarının konuşlanacağı tesislerin hukuki statüsüne kadar geniş bir yelpazede belirlenmiştir. İki bölümden oluşan bu çalışmanın Birinci Bölümünde, SEİA'nın daha iyi anlaşılması amacıyla Türkiye- ABD ilişkileri incelenmiştir. İkinci Bölümde ise SEİA ve SEİA'nın eki olan tamamlayıcı anlaşmalar, SEİA'nın bağlantılı olduğu diğer anlaşmalar ve ilgili Türk mevzuatı ile birlikte incelenmiş ve yorumlanmıştır. Ayrıca İkinci Bölümde, Türkiye-ABD ilişkilerinde önemli bir yer tutan SEİA'nın değişen konjonktür bağlamında güncelliği değerlendirilmiştir. Bu çalışmanın gerek SEİA'yı uygulayan her iki taraf devlet yetkililerine gerekse de SEİA bağlamında Türkiye-ABD ilişkilerine yeni bir bakış açısı getireceği değerlendirilmektedir. Anahtar Kelimeler; Türkiye Cumhuriyeti, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Savunma ve Ekonomik İşbirliği Andlaşması (SEİA)

Amerika Birleşik DevletleriEkonomik ilişkilerEkonomik iş birliği+4
Tansel Öbelik
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Hasta hakları kapsamında tıbbi tedaviyi reddetme hakkı

Sağlık sektörünün ve imkânlarının gelişmesi ile birlikte; yeni tedavi imkânlarının ortaya çıkması, hastalıklarla baş etme umudunun artması gibi nedenlerle insanlar sağlık problemleri ile daha fazla içli dışlı olmaya yönelmiş ve böylece hasta hakları kavramı da gündemdeki yerini almıştır. Hasta hakları, bireylerin en temel ve hayatları boyunca vazgeçemeyecekleri haklardan biridir. Hasta hakları; yalnızca hasta bireylerin değil, aynı zamanda sağlıklı tüm bireylerin ve özellikle de hekim ve sağlık çalışanlarının bilmesi, koruması ve sahip çıkması gereken haklardır. Hasta hakları ve bu kapsamda tıbbi tedaviyi reddetme hakkı; insan hayatı açısından bu kadar önemli olmakla birlikte ne yazık ki ele alınıp incelenmesine son yıllarda başlanmıştır. Çalışmamızda, bu zamana kadar fazla ele alınmayan bu konu üzerinde durulmuştur. Hasta hakları kapsamında tıbbi tedaviyi reddetme hakkı konulu tez, iki bölüm halinde sunulmuştur. İlk bölümde; ulusal ve uluslararası mevzuat çerçevesinde hasta hakları, hasta hakları kurulu ile birimleri işlenmiş ve hasta hakları sınıflandırılmıştır. İkinci bölümde ise; tıbbi tedaviyi ret hakkının kapsamı, tedavinin reddi durumunda hastanın aydınlatılması, tedaviyi redde ilişkin özel haller ve tedaviyi ret kapsamında canlandırma yapmama talimatı üzerinde durulmuştur.

Hasta haklarıReddetmeSağlık hizmetleri+1
Duygu Şahin
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu

Uyuşturucu ve uyarıcı maddelerle ilgili suçların cezaları, 5237 sayılı TCK' nın (Türk Ceza Kanunu) 188, 190, 191, 192. maddelerinde düzenlenmiş; suça konu maddelerin imal edilmesi veya ticareti veya bu maddelerin kullanılmasını kolaylaştırma eylemleri yasa da suç olarak düzenlenmiştir. TCK 189. Maddesinde tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbiri uygulanması ve 192. maddesinde de, uyuşturucu ve uyarıcı madde suçlarında etkin pişmanlık hâlleri düzenlenmiştir. Bu çalışma ise suç incelemesi açısından TCK 188 maddesi ile sınırlıdır. Tez çalışmamız kapsamında öncelikle uyuşturucu ve uyarıcı maddenin tanımları yapılmış, bu maddenin türleri anlatılmış, tarihsel aşamalarından ve uluslararası sözleşmelerden bahsedilmiş, daha sonra Türk Ceza kanunun 188. Maddesinde düzenlenen "Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti" suçlarının temel ve nitelikli unsurlarına, yaptırımlarına, özel görünüş biçimlerine ve etkin pişmanlık hâllerine ayrı başlıklar altında yer verilmiştir. Uygulamayı göstermek ve uygulamada birliğin sağlanmadığı bazı meselelere ışık tutmak amacıyla çalışmamızda, Yargıtay kararlarına da yer verilmiş, doktrin görüşleri ve nihayet kanaatimiz açıklanmıştır.

Etkin pişmanlıkNarkotik suçlarNarkotikler+2
Emrah Dağlı
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Göçün suçluluğa etkisi: Gaziantep örneği

Göçmenlerin göç süreçlerini ele alan bu çalışmamızda göçmenler genellikle hangi nedenlerden dolayı göç etme faaliyetinde bulundukları ele almış ayrıca bu göç faaliyetlinin suçsa etkilerinin ne olduğu incelenmiştir.Bu inceleme de göçmenlerin suça bulaşma korkularına sahip oldukları anlatılmış ve özel de ise Suriyelilerin göç süreçleri ele alınmış Türkiye'ye ve Gaziantep şehrine neden göç ettikleri üzerinde durulmuştur.Burada ortaya çıkan etkenler araştırılmış ve Suriyelilerin Gaziantep halkıyla birlikte bir ortak yaşam oluşturabildikleri noktalara değinilmiş ve Suriyelilerin göç etmesinin Türkiye'nin suç ortalamasını ve Gaziantep şehrinin suç ortalamasını yükselttiği iddiaları incelenmiş ve bunların yalnızca iddiadan öteye geçemediği sabit rakamlarla belirtilmiştir.

GaziantepGeçici hukuki korumalarGöç politikaları+5
Hüseyin Furkan Kar
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kaçakçılıkla mücadele kanunu kapsamında işlenen ithalat kaçakçılığı suçu

İthalat kaçakçılığı, sadece ekonomik kayıplara yol açmakla kalmayıp, aynı zamanda toplum sağlığı, çevre güvenliği ve yerli üreticilerin haksız rekabete uğramasına neden olan ciddi bir sorundur. Türkiye'de Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu, ithalat kaçakçılığına karşı etkin bir mücadele sunmayı amaçlasa da, yalnızca cezai yaptırımlar bu suçun önlenmesinde yeterli olmamaktadır. İthalat kaçakçılığı, genellikle gelişmiş suç örgütleri tarafından gerçekleştirilen, uluslararası boyutta karmaşık bir suç türüdür. Bu nedenle, mücadelenin daha kapsamlı bir stratejiyle ele alınması gerekmektedir. İthalat kaçakçılığı ile mücadelede etkin denetim mekanizmalarının geliştirilmesi, suçların önlenmesi açısından büyük önem taşır. Gümrük denetimlerinin güçlendirilmesi, yeni teknolojilerden faydalanılması ve kamu kurumlarının koordinasyonunun artırılması gereklidir. Ayrıca, ithalatçı firmaların ve tüm paydaşların sorumluluk taşıdığı bir denetim süreci oluşturulması, bu suçun engellenmesinde etkili olacaktır. Uluslararası işbirliği, ithalat kaçakçılığının önlenmesinde kritik bir rol oynamaktadır. Küresel ticaretin serbestleşmesiyle birlikte, kaçakçılıkla mücadele için uluslararası düzeyde koordinasyon artırılmalıdır. Bunun yanı sıra, toplumda farkındalık yaratmak ve ithalat kaçakçılığının ekonomik ve toplumsal zararlarını anlatmak, halkın yasalara karşı duyarlılığını artıracaktır. Sonuç olarak, ithalat kaçakçılığıyla etkin mücadele, yalnızca cezai yaptırımlarla değil, güçlü denetim mekanizmaları, uluslararası işbirliği ve toplumsal bilinçle mümkün olacaktır. Yalnızca hukuki değil, aynı zamanda toplumsal ve ekonomik açıdan da geniş kapsamlı bir mücadele gerekmektedir.

Merve Tekin
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Ceza muhakemesi hukukunda avukatın soruşturma dosyasını inceleme hakkı

Adil yargılanma hakkı kapsamında, avukatın müdafi veya vekil sıfatıyla soruşturma dosyasını inceleme yetkisi, bu yetkinin sınırları ve hukuki dayanakları açıklanarak değerlendirilecektir. Bu çalışma, Anayasa, Ceza Muhakemesi Kanunu, Avukatlık Kanunu, Yönetmelikler ve yargı kararları temelinde ilgili mevzuatın analizini yapmayı ve uygulamada ortaya çıkan tereddütlere çözüm önerileri sunmayı amaçlamaktadır. Ayrıca, bu hakkın ihlali durumunda başvurulabilecek hukuki yollar ayrıntılı şekilde ele alınacaktır. Yüksek lisans tezi olarak hazırlanan bu çalışma hem teorik hem de pratik bir perspektif sunmayı ve ceza muhakemesi hukukuna bilimsel katkı sağlamayı hedeflemektedir. Tez, dört bölümden oluşmaktadır. Birinci Bölüm, Türk ceza muhakemesi hukukunda soruşturma evresinin niteliği ve avukatların hukuki durumunu ele almaktadır. İkinci Bölüm, soruşturma evresine hâkim ilkeleri ayrıntılı şekilde incelemektedir. Üçüncü Bölüm, mağdur, suçtan zarar gören ve şikâyetçinin haklarına odaklanmaktadır. Dördüncü Bölüm ise soruşturma dosyasını inceleme hakkı, bu hakkın sınırlandırılma koşulları ve uygulamada karşılaşılan örneklerle incelenmektedir. Çalışmanın temel bulgusu, insan haklarını ve şeffaf hukuk devleti ilkelerini esas alan 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun, çağdaş ceza muhakemesi standartlarına uygun düzenlemeler içerdiği ve adil yargılanma hakkını ihlal etmeyecek şekilde kurgulandığıdır.

Davut Dal
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Ceza muhakemesi hukukunda tarihsel gelişim sürecinde koruma tedbirleri nedeniyle tazminat

Ceza muhakemesinde temel amaç, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla, ihtiyaç duyulması halinde kanunda düzenlenmiş bulunan koruma tedbirlerine, yine kanunda öngörülen koşulların varlığı halinde geçici bir süreyle başvurulmakta ve bireylerin hak ve özgürlükleri Anayasa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS), 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) ve diğer kanuni düzenlemeler çerçevesinde kısıtlanmaktadır. Görünüşte haklılık ilkesi gereğince karar verildiği anda, hukuka uygun olan koruma tedbirinin haksız ve hukuka aykırı çıkma ihtimali her zaman bulunmaktadır. Kişiler hakkında uygulanan haksız ya da hukuka aykırı koruma tedbirlerinden dolayı kişilerin maddi ve manevi zararlarının karşılanması hukuk devleti olmanın gereğidir. Bu çalışmada, CMK'da düzenlenen koruma tedbirleri nedeniyle tazminat kavramı, tarihsel gelişimi, ulusal ve uluslararası mevzuatta bu konuya ilişkin düzenlemeler açıklanarak; bu bağlamda 1961 Anayasası, 1982 Anayasası (Any), İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (İHEB)-Universal Declaration of Human Rights (UDHR), AİHS, 12 Şubat 1339 Tarihli Müzeyyel Mevaddı Kanuniye, 466 Sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun, CMK ve bu konuda verilmiş olan çeşitli yargı kararları incelenecek ve bu konu derinlemesine irdelenecektir. Çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci Bölümde tarihsel süreç içerisinde koruma tedbirleri nedeniyle tazminata ilişkin düzenlemeler; İkinci Bölümde koruma tedbiri kavramı ve CMK'ya göre tazminat nedenleri; Üçüncü Bölümde de tazminata başvuru davasında muhakeme usul ve esasları ile verilen kararlarının icrası, tazminatın geri alınması, rücu ve tazminat engelleri konuları incelenecektir.

Sedat Durmaz
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Vergi Hukukunda sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belgeyle mücadele araçları

Beyannameye dayanan tarhiyat sisteminde vergi beyannamesinin dayandığı fatura ve benzeri belgelerin gerçeğe uygunluğu, sistemin işleyebilmesi için hayati bir öneme sahiptir. Belgelerin asıl veya suretlerinin tamamen veya kısmen sahte olarak düzenlenmesi veya bu belgelerin kullanılması fiilleri VUK m. 359'da suç olarak düzenlenmiştir. Ancak bu suç tipi, mevzuatta sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge (SMİYB) de denilen bu belgelerin düzenlenmesini ve kullanılmasını önlemeye yetmemiştir. Günümüzde vergi idaresi, SMİYB'yi, düzenlenmeden veya kullanılmadan önce tespit edip önlemeyi amaçlamaktadır. Bu tespitin yapılabilmesi için vergi kanunlarında ve vergi idaresinin düzenleyici işlemlerinde bazı önleyici düzenlemelere yer verilmiştir. Buna göre, SMİYB düzenleyen ve kullananların tipik özelliklerini taşıyan mükellefler "riskli mükellef" olarak kabul edilmekte ve bunların mükellef olma statüleri idarece sona erdirilebilmektedir. Bu şekilde mükellef statüsü sona erdirilenler yeniden vergi mükellefi olmak istediklerinde taleplerinin kabul edilmesi için teminat ödenmeleri şart koşulabilmektedir. SMİYB düzenleyen veya kullanan mükelleflerle ilişkili diğer mükellefler de teminat şartına tabi kılınabilmektedir. Ancak, vergi idaresinin düzenleyici işlemlerinde yer alan düzenlemeler yargı mercilerince kanunlara aykırı bulunabilmekte, bu düzenleyici işlemlere dayanılarak tesis edilen işlemlerin iptaline karar verilebilmektedir. Bu çalışmada, SMİYB'nin düzenlenmesinin ve kullanılmasının önlenmesi için geliştirilen, idari işlem şeklinde ortaya çıkan ve idari yargının konusu olan düzenlemeler incelenmiş, güncelliğini koruyan bu konuyla ilgili öneriler geliştirilmiştir.

Onur Mutlay
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Konteyner taşımacılığı kapsamında uyuşturucu madde imal, ithal ve ticareti suçu

Özellikle son yıllarda Türkiye Cumhuriyeti limanlarında yüklü miktarda kokain maddesi yakalanmaktadır. Yakalamaların çok büyük bölümü Güney Amerika ülkelerinden ithal edilen muz ve tropikal meyvelerin taşındığı soğutuculu konteynerlerde olmaktadır. Kimi zaman yasal yükün içinde kimi zamansa konteynerin soğutucu motoru veya özel yapılmış gizli bölümlerinde ele geçirilen kokain maddesi yüzünden, konteyner içerisinde bulunan yasal yükün ticaretini yapan iş insanları soruşturmaya ve kovuşturmaya maruz kalmakta, tutuklanarak ağır cezalar ile mahkûm edilmektedir. Oysa ki suçun failleri Güney Amerika ülkelerinde yerleşik uyuşturucu kartelleri olup suça iştirak eden diğer ülkelerdeki faillerin kimliklerinin deşifre olmaması için sürekli değişen ve gelişen tekniklerle hedef şaşırtmaktadırlar. Bu nedenle de bir hayli karmaşık kurgularla uluslararası uyuşturucu ticareti yapan karteller adli makamları yanıltmaya yönelik faaliyetlerde bulunmaktadır. Hukukumuza hakim olan "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi zaman zaman göz ardı edilebilmekte, tüm bu karmaşık teknikler ile yapılan kokain sevkiyatları sonucunda yalnızca yasal meyve ticareti yapan tüccarlar, tüccarların çalışanları, temsilcileri ve gümrük müşavirleri yargılanabilmektedir. Bu durum bireylerin hukuki güvenlik haklarının ihlaline sebep olabilmektedir. Bu çalışmada uluslararası konteyner taşımacılığının ve uyuşturucu veya uyarıcı madde suçlarının hukuki boyutu, kokain kartellerinin kullandığı değişen ve gelişen teknikler, ülkemizdeki işleyen ödül/ikramiye sistemi ve mevcut hukuka aykırılıklar ele alınarak yaşanan sorunlar incelenip çözüm önerileri sunulacaktır.

Ahmet Ekin
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru kararlarında tutuklama

Avrupa'nın birçok ülkesinde kabul edilmiş olan bireysel başvuru yolu, günümüz toplumlarında önem arz eden bir kurum olup bireylerin temel hak ve hürriyetlerini kamu gücünden korumak adına başvurdukları bir koruma mekanizmasıdır. Anayasal olarak güvence altına alınan kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına müdahale içermesi dolayısıyla en ağır koruma tedbiri olan tutuklamanın, Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yoluna taşınması pek tabii mümkündür. İlk derece mahkemelerince verilen tutuklama kararlarının, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi bakımından denetlenmesi önem arz etmekte olup gerekçeden yoksun ve keyfi uygulamaların önüne geçilmesine katkı sağlamaktadır. Bu çalışmada, Anayasa Mahkemesi'nce ilk derece mahkemelerinin tutuklama tedbirine ilişkin kararlarında hangi yönlerden inceleme yapıldığı araştırılmıştır. Bu kapsamda öncelikle tutuklama tedbiri ele alınmış devamında ise Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru kurumuna değinilmiştir. Son olarak Anayasa Mahkemesi'nin tutuklama tedbirine yönelik bireysel başvuru kararlarında nazara aldığı hususlar incelenmiştir.

Ezgi Demirci
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Lozan Antlaşması'nda yer alan düzenlemeler kapsamında Heybeliada Ruhban Okulu ve günümüze yansımaları

Bu çalışma kapsamında, büyük oranda teokratik bir İslam Devleti yapısında Osmanlı İmparatorluğu'nun topraklarında yaşayan gayrimüslimler için uyguladığı yönetim politikasından ?Millet Sistemi-nden yola çıkılarak, laik bir hukuk devleti şeklindeki günümüz Türkiyesi'nde Fener Rum Patrikhanesi'nin doğrudan kendisine bağlı olarak Heybeliada Ruhban Okulu'nun Teoloji Yüksekokulu statüsünde yeniden açılması ile ilgili talepleri incelenmiştir.Çalışmada, Türkiye'nin başta Avrupa Birliği ilişkileri ve ABD ile diyalogları bağlamında güncel siyasî konjonktür ve adeta uluslararası bir görünüm kazandırılmak istenen ancak Türkiye'nin kendi iç kurumu olan Patrikhane ve Heybeliada Ruhban Okulu'nun durumu, Lozan Antlaşması ve pozitif Türk hukuk normları temel alınarak değerlendirilmiştir.Lozan Antlaşması, I.Dünya Savaşı sonunda tarihe karışan Osmanlı İmparatorluğu'ndan sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin uluslararası platformda tanındığı ve tescil edildiği en önemli belgedir. Çalışmada, Lozan Antlaşması'nda doğrudan yer almamakla birlikte, Konferans tutanakları ve Antlaşma'daki ?Azınlıkların Korunması? ile ilgili genel düzenlemelerden yola çıkılarak Patrikhane'nin bugünkü statüsü ve Ruhban Okulu'nun yeniden açılması ile ilgili imkan ve ihtimaller aydınlatılmaya çalışılmıştır. Sonuç olarak meselenin Türkiye açısından, Türkiye'nin diğer iç meselelerinde de olduğu gibi, başta Anayasa olmak üzere, kendi mevzuatından yola çıkarak sonuçlandırılması gereken ?içsel ve güncel bir konu başlığı? olduğu vurgulanmaktadır.Anahtar Sözcükler1. Millet Sistemi2. Patrikhane3. Ruhban Okulu4. Lozan5. Azınlıklar

Azınlık haklarıAzınlıklarGayrimüslimler+2
Şule Erkan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

İdarenin sorumluluğunu gerektiren zarar kavramı

?İdarenin Sorumluluğunu Gerektiren Zarar Kavramı? nı inceleyen bu çalışma, giriş dışında üç bölümden oluşturmaktadır. Tezin kapsamı idarenin icra ettiği faaliyetlerden dolayı kişilerin uğradıkları zarar ve türleri ve sorumluluk sebepleri neden oluşmaktadır.Girişte tez konusu ile ilgili genel bir bilgi verilmiştir. Çalışmamızın birinci bölümünde, idari sorumluluk kavramı ve dayanakları ele alınmıştır. Burada sözleşmeden doğan ve sözleşme dışı sorumluluk konuları ele alınmıştır. Sözleşme dışı sorumluluk türlerinden olan kusurlu sorumluluk ve kusursuz sorumluluk konularına yer verilmiştir. Kusurlu sorumluluk ta hizmet kusuru ve kişisel kusur; kusursuz sorumlulukta risk ilkesi ve fedakarlığın denkleştirilmesi (kamu külfeti karşısında eşitlik ilkesi) konuları incelenmiştir. Ayrıca idarenin sorumluluğunu gerektiren şartlarda incelenmiştir.Çalışmamızın ikinci bölümünde ise, zararın tanımı, ve unsur incelenmişitir. Ayrıca zararın çeşitlerinden olan, doğrudan doğruya zarar- dolaylı zarar, fiil zarar, kazanç kaybı, normatif zarar, maddi zarar- manevi zarar, müspet zarar- menfi zarar, kişiye ilişkin zarar- mal ilişkin zararlar ele alınmıştır. Ayrıca idarenin özel hukuktan kaynaklanan zararları incelenmiştir.Çalışmanın üçüncü bölümünde ise, zararı doğuran idari faaliyetlere göre zarar konusu yer almaktadır. İdari işlemden, idari işlemin uygulanması eyleminden, idarenin haksız fiilden ve idari sözleşmeden doğan zararlar incelenmiştir. Bunun yanından idarenin sorumluluğunu gerektiren zararın özellikleri de incelenmiştir. Bu bakımdan ortada bir zarar olmalı bu zarar gerçek, gerçekleşmiş, mutlak ve kesin olarak hesabı mümkün olan, hukuken korunan bir menfaata yönelik, parayla ölçülebilir, özel, anormal, ve zararın kamu hukukunun uygulanması dolayısıyla meydana gelmiş olman konuları ele alınmıştır. Ayrıca zararın idare tarafından hesaplanması, mala ilişkin zararın hesaplanması ve kişiye ilişkin zararın hesaplanması konuları de çalışmamızda incelenmişitir.Anahtar sözcükler1.Zarar2.Sorumluluk3.İdare4.Tazminat

Borçlar hukukuHukuki sorumlulukTazminat+3
Selda Wadood
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessEN

International human rights law and the child's upbringing: Reconciling children's rights, parental control rights and state interests

This thesis investigates whether and how international human rights law (IHRL) reconciles children's rights with parental control rights and state interests in the child's upbringing. To answer these questions, it first originally identifies four normative models on the child's upbringing drawing from moral, legal, and political theory, and then assesses which of these models find reflections in IHRL. In so doing, it offers the most comprehensive account of the IHRL practice concerning the child's upbringing to date, providing an analysis of not only the drafting histories of human rights instruments, but also the general comments and the case law of the human rights systems in Europe, the Americas, Africa and the United Nations. This thesis shows that IHRL has overtime endorsed more than one normative model. The central argument of the thesis is twofold. First, the Convention on the Rights of the Child has been central to the endorsement of the model combining the liberal conception of children's rights and the fiduciary conception of parental rights. This model assigns multiple functions to the state, endorsing not only a minimal state when intervening into the parent-child relationship but also supportive and prescriptive roles, alongside recognizing autonomy-related and civic interests of the state in education. Second, the thesis indicates that the legal practice, particularly in adjudication, deviates from this model. All IHRL organs are not fully committed to the liberal and fiduciary conceptions as they do not give sufficient weight to the child's substantive rights and the limitations of parental rights.

European Court Human RightsState interventionChildren Rights Convention+2
Betül Durmuş
Koç University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası Deniz Hukukunda karasularında zararsız geçiş rejimi

Dünya yüzeyinin 3/4'ünü kaplayan denizler ilkçağlarda bütün insanların kullanımına açık olan bir alan olarak kabul edilirken, özellikle orta çağda, teknolojik gelişmeler ve keşiflerle birlikte denizler üzerinde daha fazla egemenlik iddialarında bulunulmaya başlanmıştır. Günümüzde devletin egemenliğine tabi deniz kesimi için iki ayrı hukuki rejim öngörülmüştür. İçsular ve karasuları rejimi. Hem içsular hem de karasuları kıyı devletinin kara ülkesine bitişik bir deniz kesimi olmasına rağmen farklı hukuki rejimlere tabi tutulmuşlardır. İçsularda devlet, kara ülkesinde sahip olduğu bütün yetkileri kullanır. Karasularında ise, kıyı devletinin kural olarak egemenlik hakkı bulunmasına rağmen, yetkileri deniz ulaştırmasının serbest ve kesintisiz olmasını sağlamak amacıyla sınırlanmıştır. Bu sınırlardan birincisi karasularında yargı yetkisinin kullanılmasına ilişkin sınırlamalardır. İkincisi ise tezimizin konusunu oluşturan yabancı devlet gemilerine tanınan zararsız geçiş hakkıdır.Zararsız geçiş hakkı ele alınmadan önce çalışmamızın birinci bölümünde, karasuları kavramının tanımı, hukuki mahiyeti ve tarihi gelişimi, karasularının iç ve dış sınırlarının tespiti yöntemi ile karasularının genişliği sorunu incelendikten sonra Türkiye'nin iç hukuk düzenlemeleri ele alınmıştır.İkinci bölümde ise, zararsız geçiş hakkının tanımı ve hukuki mahiyeti, karasularından geçiş, geçişin zararsızlığı, özellikle savaş gemileri yönünden zararsız geçiş hakkından faydalanan gemiler, kıyı devletinin yükümlülükleri ve yetkileri incelendikten sonra Türkiye'nin iç hukuk düzenlemeleri irdelenmiş ve Ege Sorunu bağlamında zararsız geçiş hakkı ele alınmıştır.Anahtar Kelimeler :1. Karasuları2. Uluslararası Deniz Hukuku3. Zararsız Geçiş Hakkı4. Ege Sorunu5. Savaş Gemileri

Deniz hukuku
Mehmet Çökelek
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Vergi Hukukunda defterler ve belgelerle ilgili hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren vergi suçlarının analizi ve değerlendirilmesi

Kamu hizmetlerinin sürekliliği açısından verginin sürekliliğinin sağlanması gerekmektedir. Bu sebepten, verginin sürekliliğinin sağlanması amacıyla, vergi sistemlerinde vergi ödevlerinin yerine getirilmesi ile ilgili olarak birçok güvenlik önlemi mevcuttur. Vergi ödevlerinin ihlali halinde uygulanan vergi cezaları da söz konusu önlemlerdendir.Vergi ödevleri konusunda vergi mükellefleri, bazı durumlarda bilerek ya da bilmeyerek hukuka aykırı davranabilmekte ve bu davranışlar sonucunda vergi suçları oluşmaktadır. Kural olarak vergi suçları, devlet hazinesine karşı işlenen suç niteliğindedir. Mükelleflerin kanuni ve idari düzenlemelere aykırı davranmaları neticesinde ortaya çıkmakta olan bu suçlar, ekonomik nitelik taşımaktadır. Söz konusu suçlar için mali nitelikli cezalar uygulanmaktadır. Bu şekilde, devletin vergi kaybı uygulanan mali cezalarla telafi edilmektedir. Ancak; bazı vergi suçlarıyla kamu düzeni ihlali edilmektedir. Mali nitelikli vergi suçlarına nazaran daha ağır nitelik taşıyan bu suçlar için hürriyeti bağlayıcı nitelik taşıyan yaptırımlar öngörülmüştür. Çünkü; bu suçlar, devletin vergi gelirlerinde azalışa sebep olabilmesinin ötesinde, bütün topluma karşı işlenmiş suç niteliği taşımaktadır. Ancak; önemli olan husus, vergi cezalarında etkinliğin sağlanmasıdır. Vergi cezalarında etkinliğin sağlanabilmesi için ise, gerek kanun koyucuya gerekse idareye bir takım görevler düşmektedir. Kanun koyucu, cezanın tüm unsurlarını kapsayan, açık, anlaşılır düzenlemeler yapmalı; idare ise, suçun niteliğini saptayarak yaptırımları kararlı bir şekilde uygulamalı, taviz verme yoluna gitmemelidir.Anahtar Sözcükler1. Türk Vergi Hukuku2. Vergi Suçları3. Vergi Cezaları4. Defterler ve Belgeler5. Hürriyeti Bağlayıcı Ceza

Elif Yılmaz
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Lozan antlaşması ve Musul sorunu çözümü

Tez Giriş ve Üç Bölümden oluşmaktadır. Giriş'te Tarihsel bir arka plan verilmiştir.Birinci Bölümde, Musul Meselesinin ortaya çıkmasına yol açan Gelişmeler, Birinci dünya savaşı ve Musul Meselesinin Başlangıcı.İkinci Bölümde, Lozan Konferansında Musul Meselesi, Musul Sorunu Milletler Cemiyetinde Musul Hakkında Kararlar, Lahey Adalet Divanının kararı.Üçüncü Bölümde, Irak'ın Krallık Döneminde Irak Türkleri, Cumhuriyet Döneminde Irak Türkleri, Saddam Hüseyin Döneminde Irak Türkleri, Savaş ve İşgal Döneminde Irak Türkleri.Anahtar Sözcükler1- Lozan2- Musul3- Irak4- Irak Türkleri

IrakIrak TürkleriLozan Antlaşması+1
Sawash H. Muhammad Ali
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Kamu hizmeti ve idari işlem alanı olarak zorunlu askerlik

Zorunlu askerlik hizmeti, modern ulus-devletin oluşum sürecinde ortaya çıkmış ve yasal olarak ilk kez 1793'te Fransa'da uygulanmıştır. Müteakip yüzyıllarda başta Batı ülkeleri olmak üzere bütün dünyada yaygın hale gelmiştir. Ancak özellikle soğuk savaştan sonra yerini profesyonel askerliğe terk etmeye yüz tutmuştur. Buna paralel olarak çok sayıda devlet vicdanî red hakkını tanımaya başlamıştır. Avrupa konseyi ülkelerinden sâdece 29'unda zorunlu askerlik uygulanmakta ve hemen tamamı ?Türkiye, Azerbaycan ve Belarus hariç ? vicdanî red hakkını kabul etmiştir.Vicdanî red hakkı ve zorunlu askerlik hizmeti, milletler arası hukukta din ve inanç özgürlüğü ile zorla çalıştırma yasağı kapsamında ele alınmaktadır. Birleşmiş Milletler Medenî ve Siyasî Haklar Sözleşmesi (m.8,18) ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümlerine göre (m.4, 9), üye devletler zorunlu askerlik usûlüne son vermek ve vicdanî red hakkını tanımak zorunda değildir. Ancak, BM ve Avrupa Konseyi organları bu konularda ülkeleri zorlamaktadır.Türkiye'de zorunlu askerlik, Tanzimat'ın ilanından sonra, 1846'da yürürlüğe giren ilk Asker alma Kanunu ile kabul edildi. Cumhuriyet döneminde 1927'de kabul edilen 1111 sayılı Askerlik Kanunu hâlen uygulanmaktadır. Türk Anayasa'sına göre, vatan hizmeti her Türk'ün hakkı ve ödevidir. 1111 sayılı Kanun'un 1'nci maddesine göre de her erkek vatandaş askerlik yapmakla yükümlüdür. Bu düzenlemelere göre, askerlik, birçok temel hak ve hürriyeti sınırlayan bir kamu hizmetidir. Anayasa'ya göre, askerlik hizmeti zorunlu değildir. Yasa Koyucu, askerlik dışında başka vatan hizmeti öngörebilir ve bu Silahlı Kuvvetler dışında bir kamu kesiminde de yerine getirilebilir. Laiklik ve eşitlik ilkelerine uygun olmak kaydıyla, yasalarla vicdanî red hakkı tanınabilir. Türkiye AİHS'ne ve AİHM'ne göre vicdanî red hakkını tanımak zorunda değildir. Osman Murat ÜLKE kararı da bu hakkın tanınmasını gerektirmemektedir.Türkiye'de, asker alma işlemleri ve süreci, temel kanun olan 1111 sayılı Kanun'a göre yürütülmektedir. Yüksek öğrenim görenler 1076 sayılı Kanun'a göre yedek subay olarak askerlik yaparlar. Bundan başka, bedelli askerlik, dövizle askerlik, yedek subay öğretmenlik, er öğretmenlik, kısa dönem askerlik, kamu kuruluşlarında görev alma gibi alternatif askerlik usûlleri mevcuttur.Türkiye'nin içinde bulunduğu hal ve şartlar, mevcut zorunlu askerlik sistemini sürdürmesini gerektirmektedir. Ancak Kanun'unu da çağın gereklerine uydurmak zorundadır.

Askere almaAskerlikKamu hizmetleri+2
Celal Işıklar
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Vergi yargılamasında kanun yolları

Bu çalışmada, ?Vergi Yargılamasında Kanun Yolları? konusu incelenmeye çalışılmıştır. Ülkemizde vergi yargısı, idari yargı bünyesinde yer aldığı ve aynı usul kanunu ile düzenlendiği için, kaçınılmaz olarak, vergi yargılamasında yer alan kanun yollarının incelenmesi sırasında, idari yargıda yer alan kanun yollarının bir parçası oldukları gerçeğinden hareket edilmiş ve inceleme 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunundaki düzenlemeler esas alınarak yapılmıştır.İdari yargılama hukukunun temel gayesi, idarenin işlem ve eylemlerinin hukuka uygunluğunu denetlemektir. Böylece, idarenin hukuka uygun hareket etmesi sağlanarak hukuk devleti ilkesinin gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır.İşte idarenin işlem ve eylemlerinin hukuka uygunluk denetimini idare ve vergi mahkemeleri yapar. Ancak mahkemelerin de bu denetimi yaparken yürürlükteki hukuku yanlış uygulama veya yorumlama olasılığı her zaman söz konusudur. Bu nedenle hukuka aykırı yargı kararlarının ortadan kaldırılarak taraflar arasındaki uyuşmazlıkların hukuka uygun ve adil olarak çözüme kavuşturulması ve hukuk uygulamasında birliğin sağlanması için hukuk sistemi içinde ?kanun yolu? düzenlemesi yapılmıştır.İdari yargı düzeni içerisinde yer alan vergi yargısında düzenlenen kanun yolları ile genel idari yargıdaki kanun yolları arasında istisnalar dışında önemli bir farklılık bulunmamaktadır.Anahtar Kelimeler1. İdari işlem2. Mahkeme3. Karar4. Hukuka uygunluk5. Danıştay

Yasemin Buyuran
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerelerini aklama suçu

Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu, genel itibariyle, kanunların suç saydığı fiiller neticesinde elde edilen iktisadi değerlerin, yasal ekonomik sisteme sokulması veya gayrı yasal kaynağının gizlenmesi amacını taşıyan fiiller olarak tanımlanabilir. Bu sayede suçlular hem elde ettiği bu gelirleri kullanma imkânına kavuşmakta; hem de bu gelirlerin gizlenmesi veya yasal ekonomik değerlere karışması ile suç delillerine ve faillerine ulaşılmasının önüne geçilmektedir.Çalışmamızda bu konu önce kavramsal çerçevede ortaya konulmuş daha sonra da ceza hukuku ilkeleri çerçevesinde tahlil edilmiştir. Ayrıca bu suçun uluslararası belgelerde ve Türk hukuk sistemindeki düzenlenişi ele alınmış ve bu çerçevede kabul edilen hukuki belgeler ve oluşturulan kuruluşlar anlatılmıştır.

Kara para aklama
Kürşat Türker Ercan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Suç veya kabahat olarak kaçakçılık fiilleri

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 5. maddesinde, bu Kanunun genel hükümlerinin özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanacağı belirtilmiştir. Yine 5326 sayılı Kabahatler Kanunun 3. maddesinde, bu Kanunun genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Bu düzenlemeler karşısında, özel ceza kanunu niteliği taşıyan 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun değiştirilip yeni Ceza Hukuku sistemimize uyarlanması zarureti ortaya çıkmıştır. Bu uyarlama, büyük ve kapsamlı değişiklikler gerektireceği için, 4926 sayılı Kanun tamamen ilga edilip yerine 31 Mart 2007 tarihinde 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu yürürlüğe girmiştir.

Hüseyin Ertuğrul
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

1982 Anayasası sonrası siyasi partiler ve seçim sistemi

Siyasal partiler ve özgür seçimler, demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Demokratik rejimlerde siyasal partiler, savundukları düşünce ve idealleri gerçekleştirmek için birbirleriyle yarışmaktadırlar. Günümüz demokrasilerinin ?partiler demokrasisi? olarak adlandırılması siyasal partilerin önemini ortaya koymaktadır. Bu kapsamda, dünyada ve ülkemizde siyasal partilerin ortaya çıkışı, gelişimi ve parti türleri ele alınarak, özellikle ülkemizde siyasal partilerin yeri ve önemine değinilmiştir.Demokratik rejimlerde yönetim yetkisinin, meşruiyetinin temeli seçimlerdir. Seçmenler tarafından kullanılan oyların sandalyeye dönüştürülmesinde yararlanılan yöntemler olarak dar anlamıyla incelediğimiz seçim sistemlerinin amacı, adalet ve fayda (istikrar) ilkelerini içinde barındıracak şekilde siyasal katılımı sağlamaktır. Adalet ilkesini öne çıkaran nispi temsil sistemi ile fayda (istikrar) ilkesini öne çıkaran çoğunluk seçim sistemleri mevcuttur. Ayrıca bu iki seçim sisteminin bazı unsurlarını alarak oluşturulan karma seçim sistemleri de bulunmaktadır.Seçimler ve seçim sistemleri geçmişte olduğu gibi günümüzde de en çok tartışılan konulardan biridir. Çalışmamızda, seçim sistemlerinin teori ve uygulama düzeyinde dünyadaki ve Türkiye'deki uygulamaları açıklanmaya çalışılmıştır.Duverger?in teorisine göre parti sistemlerini belirleyen temel neden seçim sistemleridir. Seçim sistemleri ile hükümet istikrarı arasındaki ilişki parti sistemleri vasıtasıyla sağlanıldığı belirtilmiştir. Ülkemizde ise parti sistemini belirleyen asıl etken toplumdaki sosyal bölünmelerdir. Bu bakımdan Türkiye'de çeşitli dönemlerde ortaya çıkan hükümet istikrarsızlıklarından doğrudan doğruya seçim sistemlerinin sorumlu tutulması bilimsel açıdan doğru bir değerlendirme sayılmamaktadır. Batı demokrasilerindeki etkileri incelenirken nispi temsil sisteminin uygulandığı ülkelerde ya koalisyon ya da tek parti çoğunluğuna dayalı uzun ömürlü hükümetlerin kurulabildiği, buna karşılık, çoğunluk sistemlerinde ise hükümetlerin kısa ömürlü olabildiği belirlenmiştir.Şu husus ortaya çıkmaktadır ki, bir seçim sisteminin beklenen sonucu tam olarak verip vermeyeceği kesin olarak hesaplanamamaktadır. Her ülkenin koşulları farklıdır. Etnik, ideolojik ve sosyal bölünmeler ile demokratik kültür dikkate alınmadan, sırf seçim sisteminin temsilde adalet ve yönetimde istikrarı sağlayacağını düşünmek, bizi yanlış sonuçlara götürür.Anahtar Sözcükler1.Siyasal Partiler2.Seçimler3.Seçim sistemleri4.Demokrasi5.Siyasal kültür

DemokrasiSeçim sistemleriSeçimler+2
Abdullah Aydın
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Askeri yargının hukuk devletindeki yeri

Tezin birinci bölümünde, Avrupa ve Türkiye'de askeri yargı sistemi, tarihi gelişimi de dikkate alınarak incelenmiş ve askeri yargının gerekliliği problemi üzerinde durulduktan sonra, Türk Askeri Yargı sisteminin kendine özgü yapısı ve işleyişi ortaya konulmuştur. Ayrıca, AİHS ışığında Türk askeri yargısı detaylı olarak incelenmiştir.İkinci bölümde ise, Türkiye'nin uluslararası yükümlülükleri temel kıstas alınarak, askeri yargı sistemindeki problemli sahalar tespit edilmiş ve AB standart ve değerleriyle uyumlu hale getirilmesi için öneriler ortaya konulmuştur.Sonuçta, Türk Askeri Yargı Sisteminin mükemmellikten uzak olduğu belirlenmiş ve Askeri yargı alanında da hukuk reformuna ihtiyaç olduğu değerlendirmesine ulaşılmıştır. Askeri yargının kendine has özellikleri de unutulmayarak, yapılacak bu reformla ilgili öneriler ana başlıklar halinde ortaya konulmuştur.

Askeri mahkemelerAskeri yargı
Fırat Acil
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessEN

Thinking of the ECtHR case law on same-sex marriage from the perspective of modern natural law: An evaluation based on the right to marry under the ECHR

This thesis explores the applicability of modern natural law concepts to the European Court of Human Rights (ECtHR) judgements on same-sex marriage. Drawing on the theories of leading modern natural law scholars Lon Fuller and Ronald Dworkin, the study contrasts modern natural law philosophy against traditional natural law approaches, focusing on the individual-based perspectives that form the core of modern natural law. The research provides a comprehensive examination of two ECtHR judgements on same-sex marriage through the lens of Fuller's "Morality of Aspiration ", "Internal Morality of Law", and "Reciprocity", as well as Dworkin's "Right Answer Thesis" and "Law as Integrity". It critically assesses the ECtHR's heteronormative approach, the interpretation of equal marriage rights for same-sex couples, and the Court's use of the doctrines of "European consensus" and "margin of appreciation". Through the conceptual and doctrinal legal research methodology, the thesis reinterprets modern natural law theories to highlight the gaps in the ECtHR's decision making process regarding same-sex marriage. It seeks to identify innovative interpretation methods that may address these gaps, aiming to engender a paradigm shift in the legal discourse surrounding same-sex marriage under Article 12 of the ECHR. Ultimately, this study hopes to contribute to the evolution of ECtHR judgements in line with modern natural law philosophy. Key words: European Court of Human Rights, Modern Natural Law, Same-Sex Marriage, Morality of Aspiration, Internal Morality of Law, Reciprocity, Right Answer Thesis, Law as Integrity.

Emre Akalın
Koç University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bir koruma tedbiri olarak şirket yönetimi için kayyım tayini

?Bir Koruma Tedbiri Olarak Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini? isimli yüksek lisans tez çalışmasında, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 133. maddesi ile hukuk sistemimize girmiş olan şirket yönetimine kayyım tayini kurumu ayrıntılı olarak incelenmiştir. Bu bağlamda uygulaması henüz pek sık görülmeyen bu kurumun kabul ediliş amacı, nasıl işletilmesi gerektiği, kayyımın hukuki niteliği, şirket yönetimi için kayyım tayininin koşulları ve uygulamada karşılaşılabilecek sorunlar ve çözüm önerileri ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Konuya ilgili yazılmış ilk eser olma özelliğini taşıyan bu çalışma ile, kurumdan ne anlaşılması gerektiği ortaya konularak doktrin ve uygulamaya yardımcı olunması amacı güdülmüştür.

Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu
Uğur Ersoy
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Anayasa yargısında düşünceyi ifade özgürlüğü ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıyla karşılaştırılması

KILDAN, İsmail Turgut. Türk Anayasa Yargısında Düşünceyi İfade Özgürlüğü ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarıyla Karşılaştırılması, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2008.Bu tez, Türkiye'de ifade özgürlüğünü, özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesi çerçevesinde ifade özgürlüğü ve sınırlarını, ifade özgürlüğü hakkında Türk Yargısı ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının karşılaştırılmasını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ndeki Türkiye ile ilgili ifade özgürlüğü ihlallerinin hangi sebeplerden kaynaklandığını belirlenmeyi amaç edinmiştir.Çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır, tezin birinci bölümünde, ifade özgürlüğünün uluslararası insan hakları belgelerinde düzenlenişi, Türk Anayasa Yargısında ifade özgürlüğünün tarihsel gelişimi ve 1982 Anayasası'nda ifade özgürlüğünün sınırları ve sınırlamanın sınırları ile TCK'nın 301. maddesi incelenmiştir.İkinci bölümde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesi çerçevesinde ifade özgürlüğünün kapsamı ve unsurları ile Sözleşmede ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına değinilmiştir.Üçüncü bölümde ise ifade özgürlüğü hakkında Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararları ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Türkiye'deki ifade özgürlüğü ihlalleri iddiaları ile ilgili verdiği kararlar incelenmiş, bu kararlar karşılaştırılmış, Türk Yargısı ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının hangi konularda farklı olduğu ve çözüm yolları çalışmaya yansıtılmıştır.Sonuç olarak ifade özgürlüğünün önemi, hangi durumlarda ifade özgürlüğüne sınırlama getirilebileceği ayrıntılı olarak ele alınmış, İfade özgürlüğüne yapılan müdahalenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne göre meşru kabul edilebilmesi için, bu müdahalenin, sözleşmenin 10/2. maddesindeki nedenlerden birine dayanması, demokratik toplumda gerekli olması, sınırlamanın meşru bir amaç için ve kanunla öngörülmüş olması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.Anahtar Sözcükler:1. İfade Özgürlüğü2. İnsan hakları3. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi4. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

Avrupa Birliği hukukuAvrupa insan hakları hukukuAvrupa İnsan Hakları Mahkemesi+4
İsmail Turgut Kıldan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Ermeni iddialarının Soykırım Hukuku açısından değerlendirilmesi

Yüzyıllarca Anadolu'da Türklerle birlikte refah içinde yaşayan Ermeniler, 19. yüzyılda milliyetçilik akımı ve dış kışkırtmalar sonucu ayaklanarak özellikle I.Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devletini zor durumda bırakmıştır. Bunun üzerine savaş yıllarında zor şartlar altında, eldeki kısıtlı imkanlarla yapılan tehcir ve alınan tedbirler ,1948 yılında uluslar arası hukukta tanımlanan soykırımı suçunun maddi ve manevi unsurlarını içermemektedir. Tehcir esnasında Ermeniler milli , dini , ırki veya etnik bir grup olarak hedef alınmamış, tehcirde ırkçı nefret ve yok etme kastı ile hareket edilmemiş, devlet tarafından uygulanmakla birlikte önceden planlanmamıştır. Bu olaylar ancak karşılıklı kırım olarak tanımlanabilir. Savaşın getirdiği bir askeri zaruretler sonucu yapılan tehcir, Osmanlı Devletinin münhasır egemenlik alanına giren iç işleridir. Bu sebeple uluslararası hukuk açısından, devletin sorumluluğunu gerektirmez. Ermeni iddialarının hukukçular tarafından değerlendirilmesi durumunda sağlıklı sonuçlara ulaşılacaktır.Anahtar Sözcükler1.Ermeni İddiaları2.Soykırımı3.Tehcir4.Uluslar arası Hukuk5.Devletin Sorumluluğu

Ermeni ayaklanmalarıErmeni olaylarıErmeni sorunu+3
Mehmet Takımsu
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00