Koç University
Discipline

Physiology

Koç University

423

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Sıçanlarda timokinonun penisilin ile oluşturulmuş epileptiform aktivite üzerine etkisi

Timokinon, geleneksel tıpta bir ilaç ve baharat olarak kullanılan çörekotu (Nigella sativa) bitkisinden elde edilmiştir. Bu çalışmanın amacı, antikonvülsan, antikanser, antioksidan ve nöroprotektif etkileri olduğu gözlenen timokinonun sıçanlarda penisilinle oluşturulan deneysel epilepsi modeli üzerindeki akut etkisini araştırmaktır. Bu çalışmada 56 yetişkin erkek Wistar rat kullanılmış ve bu ratlar; sham, kontrol (saline), sadece timokinon, vehicle (çözücü grubu) ve 10 mg/kg, 50 mg/kg ve 100 mg/kg'lık dozlarda timokinon grupları olarak 7 farklı gruba ayrılmıştır. Penisilin dışındaki tüm maddeler intraperitonal olarak uygulanmıştır. Ratlar 1.25 g/kg'lık üretan dozunun intraperitoneal olarak uygulanmasıyla anestezi altına alınıp, sol korteks açılmış ve somatomotor alana elektrotlar yerleştirilmiştir. Timokinon uygulanmasının 30. dakikasında penisilinin (500 IU, 2.5 μl) intrakortikal olarak uygulanmasıyla epileptiform aktivite başlatılmıştır. Kayıtlardan elde edilen elektrokortikografik veriler yazılım programı ile analiz edilmiştir. Aynı zamanda ilk epileptiform aktivitenin başlama latensi, epileptiform aktivitenin diken dalga sıklığı ve diken dalga genliği istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Sham ve sadece timokinon gruplarında herhangi bir epileptiform aktiviteye rastlanmamıştır. 10 mg/kg, 50 mg/kg ve 100 mg/kg'lık timokinon dozlarında ise kontrol ve çözücü gruplarla kıyaslandığında, ilk diken dalga latensini belirgin bir biçimde arttırdığı ve diken dalga frekansını azalttığı gözlenmiştir. Buna rağmen epileptiform aktivitenin diken dalga genliği diğer parametrelerle kıyaslandığında, penisilin uygulandıktan itibaren 20. dakikadan sonra gruplar arasında herhangi bir önemli farklılık bulunmamıştır. Sonuç olarak, yapılan çalışmada timokinonun ratlarda penisilinle oluşturulmuş deneysel epilepsi modeli üzerine uygulanmasının antiepileptik etkiye neden olduğunu ortaya çıkarmış ve bu durum timokinonun gelecekte potansiyel bir antiepileptik ilaç olabileceğini göstermiştir.

Antiepileptik ilaçlarEEGÇörekotu
Ersin Beyazçiçek
Düzce University · Institute of Health Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Hepsidinin kalp iskemi reperfüzyonuna etkisi

Hepsidin, demir metabolizmasının düzenlenmesindeki temel hormondur. Hepsidin kalpten de salınabilen intrensek kardiyak bir hormondur, salınımı hipoksi ve inflamasyon ile düzenlenir. Çalışmamızda hepsidinin kalp iskemi-reperfüzyon hasarına olan etkilerini araştırmayı amaçladık. Langendorff sistemi ile perfüze sıçan kalpleri 30'ar dk. stabilizasyon, global iskemi ve takiben reperfüzyona tabii tutuldu. Gruplara iskemi baslangıcında 10-5 M konsantrasyonda hepsidin verildi. Tüm bulgularda kontrol(İ/R) grubu hepsidin grubu ile karşılaştırıldı. Kalp dokusunda da MDA, GSH ve NOx düzeyleri ölçüldü. İskemi öncesi ve reperfüzyonun 1, 5, 10, 20, 30. dk.'larında toplanan perfüzatlarda NOx düzeyleri, viskozite ve iyon miktarı ölçüldü. Son olarak da histolojik değerlendirme ve immunohistokimyasal inceleme yapıldı. Hepsidin verilen grupta kalp dokusunda NOx ve MDA düzeylerinde anlamlı düşüş ve GSH düzeyinde anlamlı olmayan bir düşüş oldu. Perfüzatta NOx düzeylerinde ve viskozite değerlerinde grup içi ve gruplar arası fark bulunamamıştır. Perfüzat iyon analizi yapıldığında; demir, kalsiyum, magnezyum, potasyum, sodyum ve talyum da kontrol (İ/R) grubuna göre hepsidin grubunda daha düzgün iyon değerleri izlendi. Histolojik değerlendirmede kalp kası hücre içi ve hücreler arası yapılarda hepsidin grubunda normale daha yakın bir izlenim oldu. İmmunohistokimyasal bulgularda hepsidin uygulanmış grupta, kontrol (İ/R) grubundaki artmış apoptozis bulgularına rastlanmadı. Histolojik ve immunohitokimyasal sonuçlarımıza dayanarak ve biyokimyasal bulguların ışığı altında 10-5 M konsantrasyonda iskemi başlangıcında uygulanan hepsidinin kalp üzerinde koruyucu bir etkide olduğu tesbit edilmiştir.

HepsidinKalp hastalıklarıMiyokardial reperfüzyon+3
Atilla Bayraktar
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçanlarda sigara ve egzersizin CGRP düzeyine etkileri

Kalsitonin geni ile ilişkili peptid (CGRP), 37 amino asitli bir nöropeptittir. CGRP santral ve periferik sinir sisteminin bütününe dağılmış haldedir. CGRP'nin bilinen en önemli etkisi, sistemik ve pulmoner damarlarda vazodilatasyona sebep olmasıdır. CGRP aynı zamanda kan basıncının düzenlenmesinde, inflamasyonda ve ağrı mekanizmasında rol almaktadır. Aerobik egzersiz CGRP üretimini artırmakta ve bu da kollateral dolaşımı geliştirmektedir. Sigara dumanı trakeal CGRP salınımını aktive etmekte ve CGRP hem trakea hem de bronşiolde vazodilatasyona neden olmaktadır. Bu çalışmanın amacı, sigara ve egzersizin etkilerinin CGRP ile arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Bu çalışmada 2-3 aylık 56 adet Wistar cinsi erkek ve dişi sıçanlar kullanıldı. Sıçanlar; kontrol, sigara, egzersiz, sigara+egzersiz grupları olmak üzere dört farklı gruba ayrıldı. Aynı gruplandırma dişi ve erkek sıçanlar için ayrı ayrı yapıldı ve toplamda sekiz adet grup oluşturuldu. Egzersiz gruplarına 6 hafta boyunca, haftada 5 gün, günde 30 dk, 15 m/dk hızla koşu bandı egzersizi yaptırıldı. Sigara grupları 6 hafta boyunca, haftada 5 gün, günde 30 dk sigara dumanına maruz bırakıldı. Çalışmanın sonunda sıçanlardan kan örnekleri alınarak, serumda CGRP seviyeleri ELISA metodu ile belirlendi. Bu çalışmanın sonucunda; kontrol ve uygulama grupları arasındaki serum CGRP seviyeleri farkı istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Ancak erkek sıçan gruplarının serum CGRP seviyeleri dişi sıçan gruplarının serum CGRP seviyelerinden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p=0,001). Anahtar Kelimeler: Egzersiz, Kalsitonin geni ile ilişkili peptid, Koşu bandı, Sigara dumanı, Wistar tipi sıçan

EgzersizHayvan deneyleriKalsitonin geniyle ilgili peptid+4
Hilal Şamandar Aydaş
Düzce University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Yeni nesil e-sigara bileşenlerinin insan bronşiyal epitelyal hücrelerinde bulunan ENaC, CFTR, CaCC kanalları ve solunum yolu yüzey sıvı yüksekliği üzerine etkileri

Elektronik nikotin verme sistemi olarak da bilinen elektronik sigaralar (e-sig), tütüne kıyasla nispeten daha güvenli olduğu düşünülen, minimal bir araçla aerosol haline getirilmiş nikotini vermek üzere tasarlanan cihazlardır. E-sigara bileşenlerinin, anormal solunum yolu iyon transport değişiklikleri de dahil olmak üzere protein fonksiyonunda değişikliklere yol açtığını bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı, yeni nesil e-sigara bileşenlerinin insan bronşiyal epitelyal hücrelerinde bulunan ENaC, CFTR ve CaCC kanalları, solunum yolu yüzey sıvı (SYYS) yüksekliği ve iyon transportu üzerine etkilerinin araştırılmasıdır. Çalışmada e-sigara bileşenleri olan; nikotin tuzu, benzoik asit, sodyum hidrojen tartar, propilen glikol/vegetable gliserin (PG/VG), serbest baz nikotin ve nikotin tuzu+benzoik asit karışımı kullanılmıştır. Her bir bileşenden 100 µM olacak şekilde 6 grup oluşturulmuştur. Kontrol grubu olarak PBS kullanılmıştır. E-sigara bileşenlerinin iyon kanalları ve solunum yolu yüzey sıvısı üzerindeki etkilerini belirlemek amacıyla in vivo solunum yolu epitel morfolojisini taklit eden primer insan bronşiyal epitel hücreleri (HBEC) kullanılmıştır. Elektronik sigarada bulunan bileşenlerin sitotoksisite etkilerini belirlemek amacıyla bir immortal hücre hattı olan HEK-293T hücreleri kullanılmıştır. Bunlara ek olarak e-sigara aromalarının üçüncü el maruziyetleri de incelenmiştir. İstatistiksel analizler GraphPad Prism v8.0 programı kullanılarak yapılmıştır. E-sigara bileşenleri uygulanan HBEC kültürlerinde SYYS yüksekliğinin zamana bağlı olarak azaldığı belirlenmiştir (P<0,0001). E-sigara bileşenlerinin iyon değişimi üzerindeki etkileri belirlemek için yapılan çalışmada gruplar arasında ΔIsc'ler ve ΔTER'ler bakımında anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0,05). E-sigara bileşenlerinin 0,0999 µM konsantrasyonundan daha yüksek dozlar sitotoksik bulunmuştur (p<0,01). E-sigara bileşenlerinin yüzeylerde birikim miktarları değerlendirildiğinde Fruit Medley aroma grubunun RFU değeri 450 nm'de en yüksek olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak e-sigaralarda bulunan bileşenlerin solunum yolu yüzey sıvısı yüksekliğini azalttığı, ENaC, CFTR ve CaCC kanallarını etkilediği, sitotoksik etkilere sahip olduğu bulunmuştur.

BronşlarElektronik sigaraEpitel hücreleri+6
Özge Beyazçiçek
Düzce University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Sigara dumanına maruz bırakılmış farelerde epigallokateşin gallat (EGCG) uygulamasının karaciğer toksisitesi ve kotinin düzeyine etkisi

Tüm dünyada tütün ve türevlerinin kullanımı oldukça yaygındır. Sigara dumanının içinde bulunan oksidan maddeler vücuda girdiğinde oksidatif stresi arttırmaktadır. Yeşil çay (Camellia sinensis) içinde antioksidan özelliğe en yüksek olan ve bol bulunan epigallokateşin gallat'dır (EGCG). Çalışmamızın amacı sigara dumanına maruziyet sonucu artan oksidatif stresin ve karaciğerde oluşturdukları hasarın, antioksidan özelliğe sahip EGCG'nin, akut ve kronik olarak uygulandığı in vivo deney tasarımında etkilerinin incelenmesidir. Çalışmamızda 84 adet CD1 erkek fare kullanılmıştır. Fareler, uygulama süresi 1 gün olan akut ve 21 gün olan kronik olmak üzere 2 ana gruba, toplamda 12 alt gruba ayrılmıştır. Alt gruplar kontrol (ortam havasına maruz kalan) , 2.kontrol (sigara dumanına maruz kalan) , sadece 25 mg/kg ve 50 mg/kg EGCG ve aynı dozlarda EGCG ve sigara uygulanan gruplar olarak ayrılmıştır. Sigara dumanı, duman odası oluşturularak inhalasyon yoluyla, EGCG uygulamaları ise fareler duman odasına girmeden 30 dakika önce günde 1 kere intraperitonal olarak uygulanmıştır. Uygulamalar bittikten sonra ketamin/ksilazin anestezisi altında eksanguinasyon yoluyla fareler öldürülmüştür. Alınan kan örnekleri serumlarından karaciğer hasarı, sigara dumanı maruziyeti ve oksidatif stres düzeyleri ELISA yöntemiyle ölçülmüştür. Yapılan değerlendirmeler sonucunda EGCG uygulamasının sigara dumanı uygulanan gruplarda GPx ve SOD antioksidan enzimleri düzeylerini anlamlı olarak yükselttiği bulunmuş ve karaciğer üzerinde olumsuz etkisinin olduğuna rastlanılmamıştır. Sonuç olarak, EGCG uygulamasının antioksidan sistem üzerinde olumlu etkilerinin ve sigara dumanına maruz kalan bireylerin oksidatif stresten etkilenmesinden korunmasında başarılı olabileceği ve bu konuda daha uzun süreli deneylerin ve daha yüksek dozların denenmesinin olumlu etkilerin pekiştirilmesinde önemli rol oynayacağı düşünülmektedir.

Epigallokateşin gallatFarelerHayvan deneyleri+7
Kağan Ağan
Düzce University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Sıçanlarda akut ve kronik uygulanan harmalinin penisilin ile oluşturulmuş epileptiform aktivite üzerine etkisi

Bu çalışmada harmalinin kısa ve uzun süreli olarak uygulanmasının sıçanlarda penisilin G ile oluşturulan deneysel epilepsi modeli üzerindeki etkisini elektrofizyolojik olarak araştırıldı. Çalışmada 84 yetişkin erkek Wistar sıçan kullanıldı. Sıçanlar iki gruba ayrıldıktan sonra her bir grup sham, kontrol (penisilin), sadece harmalin ve 10, 50 ve 100 mg/kg dozlarda harmalin grupları olarak 6 farklı alt gruba ayrıldı. Kayıtlardan elde edilen elektrokortikografik veriler PowerLab Chart v.8 yazılım programı ile analiz edildi. Aynı zamanda ilk epileptiform aktivitenin başlama latensi, epileptiform aktivitenin diken dalga sıklığı ve diken dalga genliği istatistiksel olarak analiz edildi. Ayrıca harmalinin antioksidan mekanizması üzerindeki etkilerini tespit etmek amacıyla süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT), glutatyon peroksidaz (GPx) ve glutatyon redüktaz (GR) miktarları serumda ELISA metodu ile belirlendi. İstatistiksel analizler one way Anova testi ile incelendi. Her iki grupta doza bağlı olarak nöbete başlama zamanını kontrol grubuna göre istatistiksel olarak artmıştır (p<0.05). Kısa süreli harmalin uygulanan grupta penislin G ile oluşturulan epilepsili ratlarda antiepileptik etki kontrol ve diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Ayrıca harmalinin uzun süreli uygulamasının antioksidan kapasitesi, kontrol ve diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Sunulan çalışmada monoaminoksidaz inhibitörü olan harmalinin ratlarda penisilinle oluşturulmuş deneysel epilepsi modelinde uygulanarak antiepileptik olduğu ve gelecekte antiepileptik olarak kullanılabileceği öngörülmektedir.

AntioksidanlarBeyinElektroensefalografi+5
Kayhan Özkan
Düzce University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçanlarda kronik timokinon uygulanmasının penisilinle ile oluşturulmuş epileptiform aktivite üzerine etkileri

Timokinon (TQ), geleneksel tıpta bir ilaç ve baharat olarak kullanılan çörekotu (Nigella sativa) bitkisinden elde edilmiştir. Bu çalışmanın amacı, antikonvülsan, antikanser, antioksidan ve nöroprotektif etkileri olduğu gözlenen timokinonun sıçanlarda penisilinle oluşturulan deneysel epilepsi modeli üzerindeki kronik etkisini araştırmaktır. Bu çalışmada 49 yetişkin erkek Wistar sıçan kullanılmış ve bu sıçanlar; kontrol (saline), kontrol (penisilin), kontrol (diazepam), 10 mg/kg ve 50 mg/kg'lık dozlarda timokinon grupları, 10 mg/kg TQ+ 2 mg/kg diazepam ve 50 mg/kg TQ+ 2 mg/kg diazepam olarak 7 farklı gruba ayrılmıştır. Penisilin dışındaki tüm maddeler 21 gün boyunca intraperitonal olarak uygulanmıştır. Sıçanlar 1.25 g/kg'lık üretan dozunun intraperitoneal olarak uygulanmasıyla anestezi altına alınıp, sol korteks açılmış ve somatomotor alana elektrotlar yerleştirilmiştir. Beş dakikalık bazal aktivite kaydından sonra penisilinin (500 IU, 2.5 μl) intrakortikal olarak uygulanmasıyla epileptiform aktivite başlatılmıştır. Kayıtlardan elde edilen elektrokortikografik veriler yazılım programı ile analiz edilmiştir. Aynı zamanda ilk epileptiform aktivitenin başlama latensi, epileptiform aktivitenin diken dalga sıklığı ve diken dalga genliği istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Sham ve sadece timokinon gruplarında herhangi bir epileptiform aktiviteye rastlanmamıştır. 10 mg/kg, ve 50 mg/kg'lık timokinon dozlarında ise kontrol grubuyla kıyaslandığında, ilk diken dalga latensini belirgin bir biçimde arttırdığı gözlemlenmiştir. Diken dalga frekansını ve diken dalga genliğ bazı zaman dilimleri hariç gruplar arasında anlamlı fark saptanmamıştır. Sonuç olarak, yapılan çalışmada kronik timokinonun ratlarda penisilinle oluşturulmuş deneysel epilepsi modeli üzerine uygulanmasının epileptik nöbetleri temsil eden diken dalga sıklığı ve genliği üzerinde herhangi bir tekisi tespit edilmemiştir. Fakat TQ'nun ilk diken dalga latensini belirgin bir biçimde uzatttığı belirlenmiştir.

EpilepsiHayvan deneyleriNigella sativa L.+4
Duru Aslıhan Avcı
Düzce University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

İrisin hormonunun puberteye geçiş ve üreme sistemi üzerindeki nöroendokrin etkilerinin araştırılması

Egzersizin puberteye geçiş, endokrin sistem, üreme sistemi ve cinsel fonksiyon bozukluğu üzerinde etkili bir faktör olduğu bilinmektedir. Fakat egzersize cevap olarak dolaşıma salınan ve bir adipomiyokin olan irisin hormonunun rolü ise tam olarak bilinmemektedir. Bu tez çalışmasının başlıca amacı, irisin hormonunun pubertal olgunlaşma, üreme sistemi bileşenleri ve cinsel davranış üzerindeki fizyolojik rolünü ortaya çıkarmaktır. Ayrıca, bu çalışmanın bir diğer önemli amacı ise antidepresan kullanımına bağlı gelişen cinsel fonksiyon bozuklukları tedavisinde irisin hormonunun etkinliğinin açığa çıkarılmasıdır. Bu tez çalışması 2 deneysel aşamadan oluşmaktadır. 1. deneysel aşamada, irisinin puberteye geçiş ve üreme sistemi üzerindeki etkinliği sorgulanmıştır. Buna bağlı olarak sütten kesilmiş dişi ve erkek sıçanlara ortalama 10 hafta boyunca intraperitoneal olarak irisin (100 ng/kg/gün) uygulanmıştır. Deneysel çalışmaların sonucunda, kronik irisin uygulamasının dişi sıçanlarda pubertal olgunlaşmayı geciktirdiği ve erkek sıçanlarda ise puberteye geçişi etkilemediği belirlenmiştir. Kronik irisin uygulamasının spermatogenez üzerinde uyarıcı bir rol oynadığı, ovaryum ve testis dokularında ise histoyapısal değişikliklere neden olduğu bulunmuştur. Ayrıca, kronik irisin uygulamasına bağlı olarak üreme hormonlarında ve üreme sistemi ile ilgili olan spesifik beyin bölgelerinde nörotransmitter seviyelerinde değişimler meydana gelmiştir. Tüm bu değişimler sonucunda, dişi sıçanlarda cinsel motivasyonun azaldığı ve erkek sıçanlarda ise cinsel motivasyon ve performansın artış gösterdiği ortaya koyulmuştur. 2. deneysel aşamada ise, irisinin cinsel fonksiyon bozukluğu üzerindeki etkinliği sorgulanmıştır. Buna bağlı olarak ortalama 8 hafta boyunca paroksetin uygulanarak cinsel fonksiyon bozukluğu modeli oluşturulmuş dişi ve erkek sıçanlarda, mini-ozmotik pompayla 4 haftalık subkutanöz irisin (100 ng/kg/gün) perfüzyonu gerçekleştirilmiştir. Deneysel çalışmaların sonucunda, kısa süreli irisin uygulamasının sıçanlarda üreme hormonları, sperm parametreleri ve ovaryum ve testis dokularını etkilemediği belirlenmiştir. Ancak, kısa süreli irisin uygulamasının dişi sıçanlarda cinsel motivasyonu etkilemediği fakat erkek sıçanlarda cinsel motivasyonu/performansı artırdığı da bulunmuştur. Bunun yanı sıra, paroksetine bağlı ovaryum ve testis dokularında meydana gelen histopatolojik değişikliklerin irisin uygulamasıyla beraber azaldığı görülmüştür. Erkek sıçanlarda, paroksetinin testosteron seviyesi ile sperm parametreleri üzerinde oluşturduğu olumsuz etkilerin ve cinsel davranış üzerindeki inhibitör etkisinin irisin uygulamasıyla birlikte ortadan kalktığı açığa çıkarılmıştır. Sonuç olarak ilk kez bu tez çalışmasıyla birlikte, kronik irisinin uygulamasının dişi sıçanlarda pubertal olgunlaşmayı geciktirdiği ve cinsel motivasyonu azalttığı belirlenmiştir. Erkek sıçanlarda ise irisinin androjenik bir potansiyele sahip olduğu ve spermatogenezde ve cinsel davranışının kontrolünde uyarıcı bir rol oynadığı belirlenmiştir. Ayrıca, irisinin nörotransmitter sistemi etkilediği ve irisinin uygulama süresinin hipotalamus-hipofiz-gonadal eksen üzerinde farklı etkiler oluşturduğu görülmüştür. Bunun yanı sıra, antidepresan-etkili cinsel fonksiyon bozukluğu tedavisinde irisinin terapötik bir ajan olabileceği ortaya koyulmuştur. Çalışmamızın sonuçları, egzersizin üreme sistemi üzerindeki etki mekanizmasında irisinin önemli bir rolü olabileceğini göstermektedir ve ayrıca irisin ile üreme sistemi arasındaki ilişkiyi anlamada büyük ölçüde katkı sağlayacaktır.

Cinsel davranışErgenlikErgenlik-erken+5
Nazife Ülker
Fırat University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

İrisinin erkek ve dişi sıçanlarda obeziteye bağlı üreme fonksiyonlarındaki değişiklikler üzerine etkileri

Egzersiz, erkeklerde obezite sonucunda meydana gelen cinsel disfonksiyonlar ve sperm bozuklukları üzerimde olumlu etkilere sahiptir. Aynı zamanda egzersizin kadınlarda obezite ile birlikte oluşan cinsel fonksiyon bozukluklarında da olumlu etkileri olduğu bilinmektedir. Fakat egzersiz esnasında sistemik dolaşıma sekrete edilen bir adipomiyokin olan irisinin obezite sonucunda meydana gelen erkek ve kadın cinsel fonksiyon bozukluklarında oluşturacağı etkiler henüz bilinmemektedir. Bu tez çalışmasının temel amacı yüksek yağlı diyet indüklü cinsel disfonksiyon modellerinde irisinin erkek ve dişi nöroendokrin sistemi üzerindeki muhtemel etkilerini belirlemektir. İlk olarak erkek ve dişi hayvanlar kontrol, obez, irisin ve obez+irisin olmak üzere 4 gruba ayrılmıştır (her grup için n=10). Obez ve obez+irisin grubundaki yetişkin erkek ve dişi sıçanlar ilk olarak sırası ile ortalama 22 hafta ve 14 hafta boyunca % 60 kcal yüksek yağlı diyetle beslenmiş ve obezite indüklü cinsel disfonksiyon modeli oluşturulmuştur. Daha sonra irisin ve obez+irisin gruplarında yer alan erkek ve dişi sıçanlara mini-ozmotik pompa aracılığı ile 4 hafta boyunca subkutanöz irisin (100 ng/kg/gün) perfüzyonu gerçekleştirilmiştir. Erkek sıçanlarda yüksek yağlı diyet indüklü obezitenin cinsel performansı ve cinsel motivasyonu, ereksiyonu, libidoyu ve potensi azalttığı görülmüştür. İrisinin erkek sıçanlarda cinsel performansta meydana gelen tüm bu bozuklukları düzelttiği bulunmuştur. Fakat irisin perfüzyonu obezitede bozulmuş olan LH, FSH ve inhibin-B hormon dengesini doğrudan etkilememiştir. Ancak, obezite sonucunda testis dokusunda meydana gelen histopatolojik bozuklukları düzelttiği ve obezitede artmış olan serum leptin seviyelerini azalttığı bulunmuştur. İrisin perfüzyonunun aynı zamanda erkek sıçanlarda obezite sonucunda azalmış olan sperm motilitesini ve sperm anomalilerini de (Baş ve Total Anomali) düzelttiği belirlenmiştir. Obezitenin dişi cinsel motivasyonunu değiştirmediği fakat ovaryumda ciddi histopatolojik değişikliklere neden olduğu, serum leptin seviyelerini anlamlı ölçüde arttırdığı ve östradiyol seviyelerini ise anlamlı ölçüde azalttığı bulunmuştur. Fakat obezite sonucunda dişi sıçanlarda testosteron, progesteron ve FSH seviyelerinin değişmediği görülmüştür. İrisin perfüzyonu ise FSH seviyelerini irisin grubunda kontrol grubuna göre anlamlı ölçüde azaltmış, progesteron seviyelerini ise obez+irisin grubunda obez ve kontrol grubuna göre, irisin grubunda ise yalnızca kontrol grubuna göre anlamlı ölçüde arttırmıştır. Fakat serum testosteron, LH ve östradiyol seviyelerini değiştirmemiştir. Ancak irisin perfüzyonu sonrasında obezite sonucunda ovaryum histopatolojisinde meydana gelen bozulmaların düzeldiği ve artan serum leptin seviyelerinin anlamlı ölçüde azaldığı bulunmuştur. Sonuç olarak bu tez çalışması kapsamında bir egzersiz hormonu olan irisinin obeziteye bağlı olarak gelişen üreme sistemi bozuklukları üzerinde düzeltici bir rol oynayabileceği ve dolayısıyla irisinin bu noktada terapötik bir protein olabileceği önerilmektedir.

Cinsel işlev bozukluğu-fizyolojikEgzersizHayvan deneyleri+6
Ahmet Yardımcı
Fırat University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçanlarda akut ve kronik egzersizin anjiyotensin ıv düzeyine etkisi

Yapılan birçok çalışmada fiziksel aktivitenin Renin-Anjiyotensin Sistemi (RAS) parametreleri ile ilişkisi belirtilmiştir. RAS'ın vücuttaki etkileri birçok farklı yolakla gerçekleşmektedir. Ang IV/AT4R bu yolaklardan biridir. Bu yolağın beyinde hafıza, öğrenmeyi kolaylaştırma ve perifer dokularda çeşitli etkileri vardır. AT4 reseptörü adrenal bezde yüksek konsantrasyonda bulunur ayrıca dalak, kolon ve mesane dahil diğer dokularda da tespit edilmiştir. Bu çalışma akut ve kronik egzersiz ile serum Ang IV seviyesi arasındaki ilişkiyi ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Bu çalışmada 12-14 haftalık 42 adet Wistar cinsi 21 dişi ve 21 erkek sıçan kullanılmıştır. Sıçanlar; Kontrol Erkek (KE), Akut Egzersiz Erkek (AEE), Kronik Egzersiz Erkek (KEE), Kontrol Dişi (KD), Akut Egzersiz Dişi (AED) ve Kronik Egzersiz Dişi (KED) olmak üzere altı gruba ayrılmıştır (n=7). Akut egzersiz gruplarına tek seferde antrene olmadıkları hız ve sürede egzersiz yaptırılmıştır. Kronik egzersiz gruplarına 6 hafta boyunca, haftada 5 gün, günde 30 dk, 15 m/dk hızla koşu bandı egzersizi yaptırıldı. Deneyin sonunda sıçanlardan kan örnekleri alınarak serum Ang IV seviyeleri ELISA metodu ile belirlenmiştir. Yapılan çalışmalar sonucunda, Ang IV seviyeleri bakımından kontrol ve egzersiz grupları arasında fark olmasına rağmen istatistiksel açıdan bu anlamlı olarak belirlenmemiştir. Ancak erkek ve dişi grupları karşılaştırıldığında Ang IV düzeyi açısından farklılık olduğu gösterilmiştir. Bu çalışma egzersizin Ang IV'ü erkek sıçanlarda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde olmasa da artırdığını fakat dişi sıçanlarda Ang IV düzeyini azalttığını göstermiştir.

AnjiyotensinlerEgzersizEnzime bağlı immünosorbent testi+2
Mustafa Balık
Düzce University · Institute of Health Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çevresel zenginleştirmenin sıçanlarda kronik stresin neden olduğu bilişsel bozukluklar üzerine etkileri

Kronik öngörülemeyen hafif stresin (KÖHS) öğrenme ve hafıza performanslarını olumsuz etkilediği daha önce birçok çalışmada gösterilmiştir. Çevresel zenginleştirme (ÇZ) uygulamalarının ise öğrenme ve bellek fonksiyonlarını artırdığı yapılan araştırmalarla kanıtlanmıştır. Çalışmamızda kronik öngörülemeyen hafif stres (KÖHS) uygulaması yapılan sıçanlarda çevresel zenginleştirmenin hafıza bozuklukları ve nöroinflamasyon üzerindeki etkilerini davranış deneyleri, ELISA ölçümleri ve biyokimyasal parametrelerle belirlemeyi amaçladık. Çalışmamızda 32 adet 3 aylık yetişkin erkek Wistar Albino cinsi sıçan kullanıldı. Sıçanlar vücut ağırlıklarına dikkat edilerek, her grupta 8'er sıçan olacak şekilde 4 farklı gruba ayrıldı. Bu gruplar 1) Kontrol, 2) KÖHS, 3) KÖHS+ÇZ, 4) ÇZ 'dir. Kronik öngörülemeyen hafif stres prosedürü, 3 hafta boyunca haftanın 7 günü rastgele şekilde, eş zamanlı ve eşdeğer stresörler uygulanarak oluşturuldu. Kronik öngörülemeyen hafif stres prosedürü grup 2 ve grup 3'teki sıçanlara standart kafeslerde uygun koşullar sağlanarak, çevresel zenginleştirme prosedürü ise literatüre uygun olarak yaptırılan kafeslerde grup 3 ve grup 4 'teki sıçanlara 21 gün boyunca uygulandı. Hayvanlar feda edilmeden öğrenme ve bellek performanslarını değerlendirmek için yeni obje tanıma testi ve Morris su labirenti testine tabi tutuldu. Deney sonunda sıçanların beyin dokularından hipokampüs ve prefrontal korteks (PFC) dokuları izole edilip ELISA ve biyokimyasal çalışmalar yapıldı. Hipokampüs ve PFC dokularında; BDNF, TrkB, IL-1β, IL-6, NF-κB, TNF-α seviyelerine, plazmada kortikosteron düzeylerine, beyin dokusunda MDA ve GSH düzeylerine bakıldı. Davranış testlerinde yeni nesne tanıma testi sonuçlarına bakıldığında, bellek performansının iyi olduğunu gösteren discrimination indeks (DI) değerlerinin KÖHS ile azaldığı ve ÇZ uygulamasıyla arttığı gözlendi, fakat Morris su labirenti testinde ÇZ uygulamasının sadece stresle birlikte uygulandığı grupta öğrenmenin göstergesi kabul edilen platformu bulma sürelerini azalttığı saptandı. Ayrıca hayvanların uzun süreli belleklerinin değerlendirildiği probe testinde hedef kadranda geçirdikleri süreler üzerinde, yapılan uygulamaların bir etkisi olmadığı görüldü. KÖHS uygulamalarının, hipokampüs ve PFC dokularında BDNF ve TrkB düzeylerini azalttığı, IL-1β ve IL-6 düzeylerini arttırdığı fakat TNF-α ve NFκB düzeylerinde anlamlı bir değişime yol açmadığı gözlendi. Ayrıca beyin dokularında MDA düzeylerini artırıp, GSH düzeylerini azalttığı görüldü. Çevresel zenginleştirme uygulamalarının, KÖHS ile ortaya çıkan öğrenme ve bellek üzerindeki olumsuz etkileri, BDNF ve TrkB seviyelerinde artışla, nöroinflamasyonu ise IL-1β ve IL-6 seviyelerinde azalmayla, oksidatif stresi MDA düzeylerinde azalış ve GSH düzeylerinde artışla engelleyebildiği fakat TNF-α ve NFκB düzeylerinde anlamlı değişime yol açmadığı gözlendi. Plazma kortikosteron seviyelerinin ise KÖHS uygulamasıyla anlamlı olarak arttığı ve ÇZ uygulamasının seviyeleri düşürmekte başarılı olduğu görüldü. Yaptığımız çalışmada elde ettiğimiz bulgular, KÖHS uygulamasıyla ortaya çıkan öğrenme ve hafıza bozukluklarının ve oksidatif değişikliklerin, birçok farklı tipte uyaran içeren çevresel zenginleştirme uygulamasıyla, özellikle BDNF/TrkB sinyal yolları üzerinden iyileştirildiğini göstermiştir.

Ece Durmuş
Zonguldak Bülent Ecevit University
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Kronik serebral hipoperfüzyon oluşturulan overektomize dişi sıçanlarda mineralokortikoid reseptör antagonistinin hipokampal fonksiyonlar üzerine etkileri

Kronik serebral hipoperfüzyon (KSH), yaşlanan nüfusla birlikte insidansı giderek artan ve özellikle postmenopozal kadınları daha çok etkileyen vasküler demansın esas nedenidir ve bilişsel bozukluk için önemli bir predispozan faktördür. Mevcut çalışmada KSH'de hipokampal fonksiyonlardaki bozulmaya farklı dozlarda uygulanan mineralokortikoid reseptör antagonisti spironolaktonun etkisini araştırmayı, olası etki mekanizmalarını açıklamayı amaçladık. Çalışmamızda ağırlıkları 130-190gr arasında değişen 2 aylık 48 adet dişi WistarAlbino cinsi sıçan kullanıldı. Sıçanlar vücut ağırlıkları dikkate alınarak rastgele ve her grupta 12 sıçan olacak şekilde 4 gruba ayrıldı. Bu gruplar 1) Kontrol, 2) KSH, 3) KSH+SPİ25, 4) KSH+SPİ50. Tüm hayvanların cerrahi olarak bilateral over dokuları çıkarıldı ve menopozun yerleşmesi için 5 hafta beklenildi. KSH modifiye bir model kullanılarak önce sağ, bir hafta sonra sol ortak karotis arterlerin ligasyonu ile oluşturuldu. Spironolakton 25mg/kg ve 50mg/kg olacak şekilde sırasıyla 3. ve 4. grup hayvanlarına oral gavaj yoluyla 21 gün boyunca uygulandı. KSH'nin ve spironolaktonun öğrenme ve hafıza performansları üzerindeki etkilerini değerlendirmek için Morris su labirenti testi kullanıldı. Deney sonunda hayvanların kan basınçlarına ve kalp hızlarına bakıldı ve feda edildi. Hipokampal CA1 ve CA3 bölgelerindeki sağlam nöron sayıları histopatolojik H&E boyama ile uzman bir patolog tarafından değerlendirildi. Ayrıca beyin dokusundan MDA, protein karbonilleri, katalaz, GSH düzeyleri ve hipokampal dokudan NRF2, IL-1B, TNF-A, NLRP3, JAK2, STAT3, BDNF, CREB, CaMKII, GLT-1, AChE düzeyleri belirlendi. Morris su labirenti testi sonuçlarına bakıldığında öğrenmenin göstergesi olan platformu bulma süresinin KSH ile uzadığı ve hafızanın göstergesi olan son gün hedef kadranda geçirilen sürenin KSH ile kısaldığı gözlendi. Spironolakton tedavisinin KSH'nin öğrenme ve hafıza üzerindeki olumsuz etkilerini azalttığı, beyin MDA ve protein karbonilleri düzeylerini azaltırken katalaz ve GSH düzeylerinde artışa neden olduğu görüldü. Ayrıca hipokampal NRF2, CREB, CaMKII düzeylerinde artışa GLT-1 ve AChE düzeylerinde azalmaya neden olduğu belirlendi. IL-1β, TNF-α, NLRP3, JAK2, STAT3, BDNF düzeylerinde verilen her iki dozun da etki etmediği gözlendi. Mevcut çalışmadan elde ettiğimiz bulgulara göre spironolaktonun özellikle 50mg/kg dozunun kan basıncını düşürmedeki etkisinden bağımsız olarak oksidatif hasarı, sinaptik disfonksiyonu, nörotransmisyon sistemlerdeki bozulmayı iyileştirebileceğini göstermiştir. Ayrıca hem CA1 hem de CA3 bölgelerindeki sağlam nöron sayılarını ve hipokampal fonksiyonları koruyarak bilişsel düşüşü hafifletmede etkili olabileceğini göstermektedir. Bu çalışma literatürdeki KSH'de hipokampal fonksiyonlardaki bozulmaya ve bilişsel düşüşe spironolaktonun etkilerini ve olası mekanizmaları inceleyen ilk çalışmadır.

Meryem Ergenç
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Deneysel diabet oluşturulan sıçanlarda kalp ve iskelet kası NRF-2 yapımı ve oksidatif stres üzerine melatoninin etkisinin incelenmesi

Diyabetes mellitüs (DM) kronik hiperglisemi ile giden epidemik bir hastalıktır. Kronik hiperglisemi serbest oksijen radikallerinin (ROS) yapımı ile birliktedir. Nuclear factor erythroid 2-related factor 2 (NRF2) redoks duyarlı transkripsiyon faktörüdür ve pek çok antioksidan enzimin gen yapımını kontrol eder. Melatoninin deneysel modellerde diyabetik nöropatide koruyucu olduğu gösterilmiştir. Amacımız deneysel diyabet oluşturulan sıçanlarda iskelet ve kalp kasında melatoninin NRF2 düzeyleri ile oksidatif stres düzeylerine etkisini incelemektir. Çalışmamızda 36 adet Wistar-albino sıçan dört gruba ayrıldı. 1) Kontrol+serum fizyolojik (SF) grubu (n=8), 2) Kontrol+melatonin grubu (n=8), 3) Diyabet+SF grubu (n=10), 4) Diyabet+melatonin grubu (n=10). Diyabet oluşturmak için tek doz intraperitoneal (İP) streptozotosin (STZ) 60mg/kg dozunda uygulandı. Melatonin uygulaması (10 mg/kg, İP) 28 gün boyunca uygulandı. Bu sürenin sonunda sıçanların kalp ve iskelet dokuları alınarak lipid peroksidasyonunun göstergesi olarak malondialdehid (MDA), antioksidan gösterge olarak indirgenmiş glutatyon (GSH) düzeyleri spektrofotometrik olarak incelendi. Dokularda NRF2 ve tioredoksin (TRX) düzeyleri ELISA yöntemi ile ölçüldü. Diyabetik grubun iskelet ve kalp kası MDA düzeyleri kontrol gruplarına göre yüksek bulunurken, melatonin tedavisi sonrası bu değerin anlamlı düzeyde azaldığı gözlenmiştir (p<0.05). İskelet kası GSH seviyesi melatonin uygulanan diyabetik grupta sadece diyabet grubuna göre yüksek bulunmuştur. Diyabetik grupta iskelet kası NRF2 düzeyleri kontrol gruplarına göre düşük bulunmuştur. Bu azalma melatonin tedavisi ile kontrol değerlerine yükselmiştir. Kalp kası NRF2 düzeylerinde diyabet grubunda düşüklük görülmesine rağmen bu farklılığın anlamlı olmadığı saptanmıştır. TRX seviyelerinde iskelet kasında gruplar arasında farklılık gözlenmemiştir. Kalp kası TRX seviyeleri diyabet grubunda düşük bulunurken melatonin uygulaması ile yükselmiştir (p<0.05). Çalışmamızın sonuçları melatonin tedavisinin diyabetle ortaya çıkan oksidatif stresi iskelet kasında NRF2 yolağı ile kalp kasında ise TRX yolağı ile azaltabileceğini göstermektedir.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-deneyselHayvan deneyleri+7
Salim Özenoğlu
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İnce bağırsak iskemi reperfüzyon hasarında tirofibanın etkilerinin incelenmesi

İntestinal iskemi reperfüzyon (İ/R) hasarı, çoğu uzak organ sistemlerin çoğunu etkileyen ve yüksek morbidite ve mortalite ile ilişkili önemli klinik bir problemdir. Tirofiban; glikoprotein IIb/IIIa reseptör inhibitörüdür ve deneysel İ/R modellerinde koruyucu etkilerinin olduğu gösterilmiştir. Bu çalışmada amacımız tirofibanın intestinal İ/R hasarındaki olası etkilerini incelemektir. 24 adet Wistar Albino sıçan rasgele 3 gruba ayrıldı. Kontrol grubundaki (n=8) sıçanlara arter oklüzyonu yapılmadan yalnızca laparotomi uygulandı. İ/R grubundaki (n=8) sıçanların süperior mezenterik arterine 30 dk oklüzyon ve ardından 3 saat reperfüzyon uygulandı. İ/R+Tirofiban grubundaki (n=8) sıçanlara İ/R uygulandı ve reperfüzyon öncesi intravenöz 200 µg/kg tirofiban verildi. Deney sonunda sıçanların ileum dokuları alındı ve histopatolojik değişiklikler ile lipid peroksidasyon düzeyleri, indirgenmiş glutatyon (GSH) düzeyleri ve miyeloperoksidaz (MPO) aktivitesi değerlendirildi. İntestinal dokunun histopatolojik hasar skoru, MPO aktivitesi, malondialdehid (MDA) düzeyleri İ/R grubunda kontrol grubuna göre önemli bir artış gösterdi. GSH düzeyi İ/R grubunda kontrol grubuna göre düşük bulundu. Ancak, İ/R+Tirofiban grubu ile İ/R grubu karşılaştırıldığında tüm parametreler için herhangi bir istatistiksel fark saptanmadı. Sonuç olarak, tirofiban tedavisi İ/R nedenli intestinal hasarı azaltamadı veya önleyemedi.

Bağırsak-inceBağırsaklarReperfüzyon+3
Sümeyra Ercan
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ovarektomize dişi sıçanlarda beyin oksidatif stres, BDNF ve inflamatuar cevap düzeyleri ile nörodavranışsal değişiklikler üzerine angiotensin ıı inhibisyonunun etkisi

Menopoz overlerden hormon sekresyonunun azalması veya durması ile karakterize doğal fizyolojik bir süreçtir. Depresyon ve anksiyete menopozda en sık karşılaşılan semptomlardandır. Yapılan çalışmalar depresyon patogenezinde renin-anjiyotensin-aldesteron sisteminin, oksidatif stres hasarının, nörotrofik faktörlerin ve inflamatuar sitokinlerin kritik bir rol oynadığını göstermiştir. Biz bu çalışmada anjiyotensin II tip I reseptör blokerinin menopoz kaynaklı depresyon ve anksiyete benzeri nörodavranışlar üzerine etkisini araştırmayı ve olası etki mekanizmalarını beyin dokusunda nod-benzeri reseptör protein 3, interlökin-1beta, beyin kaynaklı nörotrofik faktör ve beyin oksidatif stres düzeylerinin belirlenmesi ile açıklamayı amaçladık. Çalışmamızda 32 adet Wistar albino türü dişi sıçan kullanıldı ve rastgele olarak 4 grup oluşturuldu. Deneysel menopoz modeli olan overektomi grup 3 ve grup 4'deki deneklere uygulandı. Grup 4 hayvanları ondört gün süreyle 40mg/kg/gün dozda valsartan ile tedavi edildi. Deney protokolünün sonunda depresyon ve anksiyete benzeri davranışları değerlendirmek için zorlu yüzme testi ve açık alan testi yapıldı. Sıçanlardan alınan hipokampüs ve prefrontal korteks dokularında oksidatif stres, NLRP3, IL-1β, BDNF ve CREB analizleri yapıldı. Davranış testleri sonucunda depresyon ve anksiyete benzeri davranışlar overektomize sıçanlarda artış gösterirken valsartan tedavisi bu davranışları azalttığı görüldü. Overektomize sıçanların hipokampüsünde oksidatif stres, NLRP3 ve IL-1β konsantrasyonu artarken BDNF konsantrasyonu azaldı. Valsartan tedavisi oksidatif stres parametrelerini ve BDNF seviyeleri üzerine iyileştirici bir etki gösterirken, overektomi ile artan NLRP3 ve IL-1β seviyelerini etkilemediği saptandı. Sonuç olarak anjiyotensin II tip I reseptör blokeri depresyon ve anksiyete benzeri davranış üzerinde iyileştirici etkiye sahiptir. anjiyotensin II tip I reseptör blokerinin bu terapötik etki mekanizmasında hipokampüsde oksidatif stres düzeylerinde azalma ve BDNF yapımındaki artışın rol oynadığı görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Overektomi, Depresyon ve anksiyete benzeri davranış, Reninanjiyotensin sistem, Oksidatif stres, BDNF, NLRP3

Anjiyotensin IIDavranışHayvan deneyleri+5
Salih Erdem
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçanlarda erken dönem sosyal izolasyonun neden olduğu davranış değişikliklerinde TLR4/NF-κB/GSK-3β sinyal yolunun incelenmesi

Sosyal izolasyon, diğer canlılarla olan sosyal etkileşimin eksikliğidir. Kemirgenler gibi sosyal gruplarla yaşayan canlılarda sosyal izolasyon insanlarda gözlemlenen davranış değişikliklerine benzer sonuçlar gösterir. Nöropsikiyatrik bozukluklar yaşamın erken dönemlerinde başlar ve bu dönemde sosyal izolasyon gibi bir stres faktörüne maruz kalmak beyin gelişimini olumsuz yönde etkiler. Bu çalışmada amacımız erken dönem sosyal izolasyonun neden olduğu davranış değişikliklerinde TLR4/NF-κB/GSK-3β sinyal yolunun incelenmesidir. Literatürde depresyon hastalarında Toll-like reseptörler gibi doğuştan gelen bağışıklık proteinlerinin ekspresyonunda artış olduğu gösterilmiştir. Toll-like reseptör 4 beyinde ilk savunma hattını oluşturan ve adaptif bağışıklık tepkilerinin anahtar düzenleyicisidir. TLR4, bir diğer doğuştan gelen bağışıklık tepkisinde rol oynayan Nükleer Faktör kappa B'nin yoluyla mikroglial aktivasyonu tetikler. Glikojen sentaz kinaz-3β, TLR sinyal yolunun bir düzenleyicisidir ve NF-κB aktivitesini indükleyebilir. GSK-3β aktivitesi ayrıca oksidatif stres artışı ile de ilişkilidir. Çalışmamızda 18 adet erkek Wistar Albino cinsi sıçan kullanıldı. Sıçanlar kontrol ve deney grubu olarak ayrıldı. Kontrol grubundaki sıçanlar normal koşullarda barındırılırken deney grubundaki sıçanlar 6 hafta boyunca bireysel kafeslerde izole olarak barındırıldı. Zorlu yüzme testi ile depresyon benzeri davranış, açık alan testi ile anksiyete benzeri davranış değerlendirildi. TLR4, NF-κB, GSK-3β düzeyleri ELISA yöntemiyle ölçüldü. Prefrontal kortekste oksidatif stres belirteci olan malondialdehit ve antioksidant indirgenmiş glutatyon düzeyleri ölçüldü. Gruplar arası istatistiksel anlamlılık Mann-Whitney U testi ile belirlendi. Davranış testleri sonunda sosyal izolasyona maruz kalan sıçanlarda anksiyete ve depresyon benzeri davranışların arttığı gözlemlendi. Sonuç olarak sosyal izolasyonun nöroinflamasyona ve oksidatif stres artışına neden olarak depresyon benzeri davranışı tetikleyebileceği bulgusuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: GSK-3β, NF-κB, Oksidatif stres, Sosyal izolasyon, TLR4

Davranış değişiklikleriGlikojen sentaz kinazlarNükleer faktör-kappa B+5
Havva Nur Özçetin
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Erkek sıçanlarda, sütten kesildikten sonra asprosin uygulamasının yem, su tüketimi, kilo alımı ve enerji metabolizmasında etkili hormonlar üzerine etkisinin incelenmesi

Asprosin büyük oranda beyaz yağ dokusundan salgılanan enerji metabolizmasında etkinliği olduğu düşünülen 140 aminoasitli yeni bir adipokindir. Literatürde asprosin ile ilgili yapılan çalışmalarda, obez insan ve hayvanların patolojik olarak serum asprosin konsantrasyonlarının yüksek seyretmesi, asprosinin obezite ile ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Asprosin ile ilgili yapılan araştırmaların çoğunluğu, obeziteye odaklanmış olsa da diyabet ve insülin direnci, metabolik sendrom, PKOS gibi pek çok hastalığın patogenezinde de asprosinin rol alabileceğine dair çalışmalar mevcuttur. Asprosinin enerji metabolizmasında etkinliği ve obeziteyle ilişkilendirilmiş olması, asprosinin iştah ve kilo alımı üzerine etkisi olabileceğini düşündürmektedir. Bu veriler göz önünde bulundurulduğunda çalışmamız sütten kesildikleri gün olan 21.günden itibaren günlük düzenli olarak asprosin uygulanan sağlıklı erkek sıçanların; yeme-içme davranışlarının ve ağırlık değişimlerinin günlük takibi yapılarak, sıçanlarda asprosin uygulamasının ağırlık değişimine, yem-su tüketimine ve enerji metabolizmasında etkin rolü olan hormonlar üzerindeki olası etkilerini ortaya çıkarılması hedeflenmiştir. Bu amaçla çalışmamızda, sütten kesildikleri 21. günde ortalama 35±2 gram olacak şekilde Sprague-Dawley ırkı 24 erkek sıçan kullanıldı. Hayvanlar kontrol ve asprosin olmak üzere (her grup için n=12) iki ana gruba ayrılarak, asprosin grubuna her gün 13:00-15:00 saatleri arasında intraperitoneal olarak (500 ng/kg) asprosin uygulandı. Kontrol grubuna asprosin grubunda olduğu gibi her gün aynı saatlerde intraperitoneal (1ml/kg) serum fizyolojik uygulandı. Her iki gruptaki hayvanların her gün saat 13:00 saatlerinde yem, su tüketimi ve ağırlık değişimi takipleri yapılarak kayıt altına alındı. Çalışma sonunda dekapite edilen hayvanlardan alınan kan örneklerinden ELISA kitiyle çalışılmak üzere asprosin, leptin, ghrelin, insülin, TSH, GH ve kortikosteron düzeyleri incelenmiştir. Biyokimyasal olarak lipid profili LDL, HDL ve TG düzeyleri incelendi. Elde edilen veriler doğrultusunda; kontrol grubuna oranla asprosin uygulamasının sağlıklı erkek sıçanlarda yem, su tüketimlerinde ve ağırlıklarında artış sağladığı ancak istatistiksel bir farklılık olmadığı görüldü. Serum hormon seviyerine bakıldığında asprosin grubunda konrol grubuna oranla kortikosteron seviyerinde anlamlı artış olduğu görülmüştür. Biyokimyasal olarak incelendiğinde LDL seviyelerinin asprosin grubunda istatistiksel olarak daha düşük seyrettiği tespit edildi. Sonuç olarak sağlıklı erkek sıçanlarda asprosin uygulanmasının gıda alımına ve ağırlık değişimine anlamlı etkisinin olmadığı ayrıca asprosin alan grubun kortikosteron seviyelerinde anlamlı olarak artış tespit edildi.

AsprosinHayvan deneyleriKilo değişimi+2
Samet Ramazan Koçoğlu
Fırat University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Cerrahi menopoz modeli oluşturulan genç dişi sıçanlarda GLP-1 agonistinin depresyon benzeri davranışlara etkisi

Menopoz, menstrüel siklusun kalıcı olarak sona ermesi anlamına gelen doğal biyolojik ve fizyolojik bir süreçtir. Kadınlar menopoza geçiş aşamasında depresyon, anksiyete gibi birçok fizyolojik ve psikolojik değişiklik yaşarlar. Amacımız, liraglutidin overektominin neden olduğu davranış değişikliklerini ve hipokampüste oksidatif stres, nöroinflamasyon ve beyin türevli nörotrofik faktör sinyali üzerine etkisini değerlendirmektir. Çalışmamızda 40 adet, üç aylık, genç dişi Wistar-Albino cinsi sıçanlar kullanılmıştır. Kontrol, kontrol ve glukagon benzeri peptid 1, overektomi, overektomi ve fluoksetin, overektomi ve glukagon benzeri peptid 1 olmak üzere rastgele seçimle 5 gruba ayrılmıştır. Operasyondan 5 hafta sonrasında zorlu yüzme testi, açık alan testi ve yükseltilmiş artı labirent testi uygulanmıştır. Hipokampüsde beyin türevli nörotrofik faktör, siklik adenozin monofosfat yanıt elementi bğlayıcı protein, nükleer faktör eritroid 2 ile ilgili faktör 2 ve lipokalin-2 seviyeleri enzim bağlı immünosorbent deneyi yöntemiyle ölçülmüştür. Gruplar karşılaştırmaları için One Way ANOVA, grup içi değerlendirme için Bonferroni Post Hoc ve sonuçlar arasındaki korelasyon non-parametrik Spearman testi yapılmıştır. Overektomi sonucu oluşan depresyon ve anksiyete hipokampüste artan lipocalin-2 ve malondialdehit seviyeleri ile ilişkili olduğu gözlendi. Overektomize sıçanların hipokampüsünde beyin türevli nörotrofik faktör, siklik adenozin monofosfat yanıt elementi bğlayıcı protein, nükleer faktör eritroid 2 ile ilgili faktör 2 seviyeleri önemli ölçüde azaldı. Liraglutide, depresyon ve anksiyete semptomlarını önledi. Sonuçlarımız, glukagon benzeri peptid 1 reseptör agonistinin antidepresant ve anksiyolitik etkisinin, hipokampüste beyin türevli nörotrofik faktör ve nükleer faktör eritroid 2 ile ilgili faktör 2 seviyelerinin korunmasıyla, oksidatif stres ve lipokalin-2 seviyelerinin azalmasıyla ilişkili olabileceğini düşündürmektedir.

GLP-1GlütatyonMalondialdehit+4
Candan Sağlam
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Rem uyku yoksunluğu sonrası gelişen öğrenme ve hafıza bozukluğunda ANG II reseptör inhibisyonunun GSK-3β, CREB, BDNF yolağına etkisi

REM uyku yoksunluğunun öğrenme ve bellek üzerinde olumsuz etkilerinin olduğu daha önceki çalışmalarda gösterilmiştir. Çalışmamızda REM uyku yoksunluğu (SD) kaynaklı gelişen öğrenme ve bellek bozulmalarında farklı dozlarda uygulanan anjiotensin II reseptör blokörü telmisartanın etkisini araştırmayı ve olası etki mekanizmalarını hipokampüs ve PFC dokularında GSK-3β, CREB, BDNF düzeylerini belirleyerek açıklamayı amaçladık. Çalışmamızda ağırlıkları 200-300 g arasında değişen 3 aylık 32 adet yetişkin erkek Wistar-Albino cinsi sıçan kullanıldı. Sıçanlar vücut ağırlıkları dikkate alınarak rastgele ve her grupta 8 sıçan olacak şekilde 4 gruba ayrıldı. Bu gruplar 1) KONTROL, 2) SD, 3) SD+Tel1, 4) SD+Tel3. Kronik uyku yoksunluğu oluşturmak için kullandığımız modifiye çoklu platform tekniği grup 2, grup 3 ve grup 4'teki sıçanlarlarda 21 gün boyunca kullanıldı. Uyku yoksunluğunun ve telmisartanın öğrenme ve hafıza performansları üzerindeki etkilerini değerlendirmek için Morris su labirenti testi kullanıldı. Morris su labirenti testinden 1 saat önce grup 1 ve grup 2 sıçanlarına distile su; grup 3 sıçanlarına 1mg/kg/gün dozunda ve grup 4 sıçanlarına 3mg/kg/gün dozunda telmisartan 21 gün boyunca oral gavaj yoluyla uygulandı. Deney sonunda sıçanlardan alınan hipokampüs ve PFC dokularında; BDNF, CREB, GSK-3β, MCT2, LDH, plazmada CORT ve beyin dokusunda MDA, GSH, nitrat ve glikojen düzeyleri belirlendi. Öğrenme ve hafıza durumunu gösteren Morris su labirenti testi sonuçlarına bakıldığında öğrenmenin göstergesi olan platformu bulma süresinin SD ile uzadığı ve hafızanın göstergesi olan son gün hedef kadranda geçirilen sürenin SD ile kısaldığı gözlendi. Telmisartan tedavisinin SD'nin öğrenme ve hafıza üzerindeki olumsuz etkilerini azalttığı BDNF ve CREB seviyelerinde gözlenen artma ve GSK-3β seviyelerinde gözlenen azalma ile saptandı. Çalışmamız sonucunda elde ettiğimiz bulgular, REM uyku yoksunluğu sonrası gelişen öğrenme ve bellek hasarının antioksidan etkinlik gösteren ve çalışmamızda iki farklı dozda kullanılan telmisartan ile GSK-3β, CREB, BDNF sinyal yolakları aracılığıyla tedavi edildiğini kanıtlamıştır.

BellekBellek bozukluklarıCREB+7
Nazan Elma
Zonguldak Bülent Ecevit University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik irisin uygulamasının obez sıçanlarda oksidatif stres parametreleri üzerine etkisi

Oksidatif stres, nörolojik ve kardiyovasküler hastalıklar başda olmak üzere birçok metabolik hastalığın patogenezinde rol oynar. Oksidatif stres, beyaz yağ dokunun birikmesini uyarararak ve ayrıca yemek tüketimini de değiştirerek obeziteye neden olabilmektedir. Oksidatif stresin preadiposit hücrelerde proliferasyona, farklılaşmaya ve olgun yağ hücrelerinde büyümeye neden olduğunu ifade eden hem invitro hem invivo çalışmalarla gösterilmiştir. Artan obezite prevalansını azaltmak için, düzenli fiziksel aktivite, ad libitum gıda alımı, öğün ikameleri, mikro besin takviyesi ile meyve ve sebzelerin diyetle alımını içeren geniş bir strateji yelpazesi önerilmektedir. Egzersiz ile kilo vermenin oksidasyon belirteçlerini azalttığı, antioksidan savunmayı artırdığı ve obezite ile ilişkili patolojik risk faktörlerini azalttığı belgelenmiştir. Fakat egzersiz hormonu olarak bilinen irisinin, obezite ile meydana gelen oksidatif stres parametleri üzerine etkileri ise tam olarak anlaşılamamıştır. Irisinin akut etkisinin, enerji harcamasında ve oksidatif metabolizmada çok önemli roller oynadığı bilinmektedir. Bu tez çalışması ile obez dişi ve erkek sıçanlara uygulanan irisin hormonunun oksidatif stres parametleri üzerine olası rolünün belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada, Sprague-Dawley ırkı dişi ve erkek sıçan olacak şekilde 2 ana grup kullanılmıştır. Her iki grup da kontrol, irisin, obez ve obez+irisin (her grup için n=10) gruplarını içeren 4 alt gruba ayrılmıştır. Obez ve obez+irisin grubundaki yetişkin dişi sıçanlara ortalama 14 hafta, erkek sıçanlara ise 22 hafta boyunca %60 kcal'lik yüksek yağlı diyetle beslenme yapılarak obezite modeli oluşturulmuştur. Daha sonra irisin ve obez+irisin grubunda yer alan tüm dişi ve erkek sıçanlara mini-ozmotik pompa aracılığı ile 28 gün boyunca subkutanöz irisin (100 ng/kg/gün) salınımı gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonunda tüm dişi ve erkek hayvanlar dekapite edilerek kan numuneleri alınmış ELISA (Enzyme- Linked Immunosorbent Assay) yöntemiyle TAS, TOS, GSH ve SOD seviyeleri incelenmiştir. Yapılan bu tez çalışması ile toplam antioksidan ve toplam oksidan sistem üzerine irisin hormonunun antioksidanlar yönünde olumlu bir etki göstermesi egzersiz sırasında meydana gelen olumlu katkının arkasında irisin hormonun önemli bir rolünün olduğunu göstermektedir. Aynı şekilde obez gruplarda azalan antioksidanlar (GSH, SOD) üzerine irisin uygulamasının tedavi edici nitelikte rol oynaması yine egzersizin olumlu etkilerine irisin hormonunun aracılık edebileceğini ortaya koymaktadır.

Hayvan deneyleriObeziteOksidatif stres+2
Sinem Saydam
Fırat University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Dişi sıçanlarda asprosin uygulamasının enerji metabolizması ile ilişkili hormonlar üzerindeki etkilerinin araştırılması

Canlılığın temel bileşenlerinden biri olan metabolizmanın sürdürülebilirliği için vücudun bir iç dengeye sahip olması gerekmektedir. Bu denge enerji alım (besin alımı) ve enerji tüketimini kapsayan bir dizi biyolojik süreçten meydana gelmektedir. Enerji homeostazının düzenlenmesi, gıda alımı ve enerji harcaması arasındaki dengenin sağlanması için hormonlar, peptitler ve nörotransmitterler dahil olmak üzere periferik ve merkezi nöronal girdilerin koordineli çalışması gerekmektedir. Bozulmuş enerji metabolizması, yaşam kalitesini düşürmekle birlikte obezite gibi birçok hastalığa yol açmaktadır. Temel enerji kaynaklarından biri olan yağ dokusu, metabolizmanın düzenlenmesinde etkili bir organdır. Esas olarak yağ dokusundan salgılanan bir adipokin olan asprosin uygulamasının enerji metabolizmasındaki işlevi hala bilinmemektedir. Bu doğrultuda çalışmamız dişi sıçanlara uygulanan asprosinin besin tüketimi ve enerji metabolizmasıyla ilişkili birtakım hormon üzerindeki etkilerini belirlemek için yapılmıştır. Çalışmamız Fırat Üniversitesi Deneysel Araştırmalar Merkezi'nden (FÜDAM) temin edilen 21 günlük 35 ± 2 gram ağırlığında toplam Sprague-Dawley ırkı 24 adet dişi sıçan rastgele seçilerek kontrol ve asprosin grubu (n=12) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Yirmi birinci günden itibaren ortalama 8 hafta boyunca 13:00-15:00 saatleri arasında düzenli olarak asprosin uygulanan dişi sıçanların; yeme-içme davranışlarının ve ağırlık değişimlerinin günlük takibi yapılarak, sıçanlarda asprosin uygulamasının yem-su tüketimi, ağırlık değişimi ve enerji metabolizmasında etkili hormonlar üzerindeki olası etkilerinin ortaya çıkarılması hedeflenmiştir. Doğum sonrası 21. Günden itibaren ortalama 90 gün boyunca asprosin grubundaki hayvanlara intraperitoneal olarak günlük asprosin (500ng/kg) uygulandı. Benzer şekilde, kontrol grubuna (1ml/kg) serum fizyolojik uygulanmıştır. Hayvanları ortalama 8 hafta boyunca 13:00-15:00 saatleri arasında yem, su tüketimi ve ağırlık değişimi takibi yapılmıştır. Deney grupları 90. Gün sonucunda anesteziye alınmadan dekapite edilmiştir. Dekapitasyon sonrası alınan kan örneklerinde ELISA kitiyle asprosin, ghrelin, leptin, glukagon, glukoz, insülin, folikül sitümüle eden hormon (FSH), tiroit stimülan hormon (TSH), büyüme hormonu (BH), kispeptin kortikosteron, inhibin A, inhibin B düzeyleri incelenmiştir. Kontrol grubu ve asprosin grubu dişi sıçanların yem, su tüketimlerinde ve ağırlık artışlarında istatistiksel olarak anlamlı kabul edilecek bir farklılık olmadığı görülmüştür. Serum örnekleri incelendiğinde iki grup arasında serum asprosin, ghrelin, kortikosteron, BH, FSH, TSH, inhibin B düzeyinde istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmiştir. Yapılan biyokimyasal incelemelerde lipid profili, lipid profili (LDL), yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL) ve Trigliserid (TG) düzeylerinde anlamlı bir fark gözlenmemiştir.

AsprosinBeslenmeBeslenme davranışı+4
Gülendam Özbeg
Fırat University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Obez dişi ve erkek sıçanlarda irisin uygulamasının bağışıklık sistemi üzerindeki etkisinin incelenmesi

Obezitede adipoz dokudaki artış dolaşımdaki IL-1β, IL-6 gibi pro-inflamatuar sitokinlerin ve apoptozun artmasına neden olmaktadır. Egzersizin ise hem obezite hem de bağışıklık sistemi hücreleri üzerine olumlu etkisinin olduğu ifade edilmektedir. Fakat egzersiz hormonu olarak bilinen irisinin, obezite ile meydana gelen bağışıklık sistemi bozukluklarında oluşturacağı etkiler ise tam olarak anlaşılamamıştır. Bu tez çalışması ile obez dişi ve erkek sıçanlara uygulanan irisin hormonunun bağışıklık sistemi üzerindeki olası rolünün belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada, Sprague-Dawley ırkı dişi ve erkek sıçan olacak şekilde 2 ana grup kullanılmıştır. Her iki grup da kontrol, irisin, obez ve obez+irisin (her grup için n=10) gruplarını içeren 4 alt gruba ayrılmıştır. Obez ve obez+irisin grubundaki yetişkin dişi sıçanlara ortalama 14 hafta, erkek sıçanlara ise 22 hafta boyunca %60 kcal'lik yüksek yağlı diyetle beslenme yapılarak obezite modeli oluşturulmuştur. Daha sonra irisin ve obez+irisin grubunda yer alan tüm dişi ve erkek sıçanlara mini-ozmotik pompa aracılığı ile 28 gün boyunca subkutanöz irisin (100 ng/kg/gün) salınımı gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonunda tüm dişi ve erkek hayvanlar dekapite edilerek kan numuneleri alınmış ELISA (Enzyme- Linked Immunosorbent Assay) yöntemiyle IL-1β, IL-6, IL-10, Kaspas-3 ve Kaspaz-9 seviyeleri incelenmiştir. Elde edilen veriler doğrultusunda, dişi sıçanlarda kontrol grubuna göre obez grubunda IL-1β, IL-6, Kaspaz-3 ve Kaspaz-9 seviyelerinde artış, IL-10 seviyesinde azalış görülmüştür. İrisin infüzyonunun olduğu obez+irisin grubunda ise obez grubuna göre IL-1β, IL-6, Kaspaz-3 ve Kaspaz-9 seviyesinin azaldığı, IL-10'un arttığı bulunmuştur. Erkek sıçanlarda kontrol grubuna göre obez grubunda IL-6, Kaspaz-3 ve Kaspaz-9 seviyesi artmış, IL-10 seviyesi azalmıştır. IL-1β seviyesinde ise istatistiksel anlamlılık bulunamamıştır. Obez+irisin grubunda ise obez grubu ile karşılaştırıldığında IL-6, Kaspaz-3 ve Kaspaz-9 seviyesi azalmış, IL-10 artmıştır. Ancak IL-1β seviyesinde anlamlı farklılık görülmemiştir. Sonuç olarak, bu tez çalışması kapsamında irisin hormonunun, obeziteye bağlı gelişen bağışıklık sistemi bozuklukları üzerinde düzenleyici bir rol oynayabileceğini göstermektedir.

ApoptozisHayvan deneyleriKaspazlar+7
Aslışah Özgen
Fırat University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabet oluşturulan erkek farelerde asprosinin bazı hormonlar ve metabolik faktörler üzerine etkisi

Diabetes mellitus (DM) , prevelansı giderek artan en önemli halk sağlığı sorunlarından biridir. Zayıf glisemik kontrol ve insülin direnci nedeniyle Diabetes mellitusta lipid, enerji ve glukoz metabolizmaları etkilenir. Bunlara ek olarak DM, plazma serbest yağ asidi, trigliseritler (TG) ve düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL) seviyelerinde bir artışa ve yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL) seviyesinde düşüşe neden olur. Beyaz yağ dokusundan salınan bir hormon olan asprosin, yağ dokusundan karaciğere alınır ve karaciğerden dolaşıma hızlı bir glikoz salınımına neden olur. Yapılan çalışmalar asprosin seviyesinin diyabet, obezite, polikistik over sendromu ve metabolik sendrom gibi durumlarda değiştiği göstermiştir. İştahı artıran asprosinin, vücut yağ kütlesi ve iştahsızlığın düzenlenmesinde etkili olabileceği düşünülmektedir. Sağlıklı farelere tek doz asprosin verilmesinin kan şekerini yükselttiği de bilinmektedir. Önemli miktarda yağ dokusundan salgılanan bir diğer hormon olan leptinin enerji metabolizmasının düzenlenmesinde anahtar rol oynadığı bilinmektedir. Ghrelin, mideden salgılanan glikoz metabolizmasında rol oynadığı bilinen oreksinerjik bir peptittir. Açlık hormonu ghrelinin, asprosine benzer şekilde hareket ederek, kan beyin bariyerini geçerek ve hipotalamik gıda alım sistemi yoluyla cAMP'ye bağımlı AgRP nöronlarını aktive ederek iştahı uyardığı gösterilmiştir. Son çalışmalar, bir adipomiyokin olan irisinin, termojenez, toplam vücut enerji metabolizması ve glukoz homeostazının düzenlenmesinde rol oynayabileceğini göstermektedir. Ayrıca uzun süreli irisin uygulaması sağlıklı erkek sıçanlarda serum asprosin düzeylerini artırırken obez erkek sıçanlarda bu artış göstermediği bildirilmiştir. Sağlıklı ve diyabetik hayvanlarda tekrarlanan asprosin uygulamasının kan şekeri, leptin, ghrelin ve irisin düzeylerini değiştirip değiştirmediği bilinmemektedir. Ayrıca diyabetik farelerin karaciğerinde steatohepatite neden olan TG, kolesterol ve LDL birikimi üzerine asprosinin etkileri de bilinmemektedir. Bu çalışmanın hipotezi, yağ dokusundan karaciğere alınan ve karaciğerden dolaşıma glikoz salınımına neden olan asprosinin tekrarlayan uygulamasının diyabetle değişen kan şekeri, leptin, grelin ve irisin düzeylerini düzenleyeceğidir. Ayrıca steatohepatit ile ortaya çıkan ve diyabetin bir komplikasyonu olarak ortaya çıkan karaciğerde TG, kolesterol ve LDL artışını önleyeceği düşünülmektedir. Bu tez çalışması, 25-30 g ağırlığındaki 40 yetişkin erkek Balb/C faresi kullanılarak gerçekleştirildi. Fareler randomize bir şekilde kontrol, asprosin (1 g/kg), asprosin (10 g/kg), streptozotosin (STZ), STZ + asprosin (10 g/kg) (n=8 her bir grup için) olmak üzere beş gruba ayrıldı. Asprosin, farelere 3 günlük aralıklarla dört kez intraperitoneal olarak (i.p.) enjekte edildi. Kan glukoz ölçümü kuyruk veninden manuel glukometreyle yapıldı. Serum leptin, ghrelin, irisin düzeyleri enzyme-linked immunosorbent assay (ELISA) yöntemiyle ölçüldü. Karaciğer örnekleri homojenize edildi. Trigliserid, kolesterol ve ldl düzeyleri otoanalizatör kullanılarak belirlendi. Varyansların normalliğini ve homojenliğini belirlemek için sırasıyla Shapiro-Wilk testi ve Levene yöntemi kullanılmıştır. Gruplar arasındaki önemli farklılıklar, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve ardından post hoc Tukey testi ile belirlendi. Bu tez çalışmasıyla ilk kez sağlıklı hayvanlarda kan glukozunu arttıran asprosinin diyabetik hayvanlar kan glukoz seviyesini değiştirmediği gösterildi. Asprosin diyabetik farelerde irisin düzeyini düşürürken ghrelin düzeyini yükseltirken leptin düzeyini değiştirmedi. Asprosin diyabetik farelerde artan hepatik TG, kolesterol ve LDL seviyelerini azalttı. Çalışmamızın sonuçları, asprosinin glukoz ve enerji metabolizmasının düzenlenmesinde önemli bir rolü olabileceğini göstermektedir. Ayrıca asprosinin diyabet ve diyabet komplikasyonları ile ilişkisini anlamada büyük ölçüde katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Asprosin, diabetes mellitus, kan glukozu, irisin, ghrelin, leptin

AsprosinDiabetes mellitusDiabetes mellitus-deneysel+7
Münevver Gizem Hekim
Fırat University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yaşlanma sürecinde beyinde sirtuin aktivasyonu

YAŞLANMA SÜRECİNDE BEYİNDE SİRTUİN AKTİVASYONUSIRTUIN ACTIVATION OF BRAIN DURING AGING PROCESSYaşlanma çeşitli dokularda radikal yapımını artırır ve bu artış, nörodejeneratif hastalıklarla birliktedir. Yaşlanma sürecinde güçlü bir radikal süpürücü olarak fonksiyon gören melatonin azalır. Curcumin antiproliferatif, antioksidan ve antienflamatuar özelliklere sahiptir.Nikotinamid adenin dinukleotid (NAD+ ) kofaktörüne ihtiyaç duyan tip III histon deasetilaz enzim (HDAC) ailesi içinde Sirtuin proteini yer alır. Bu ailenin bir üyesi olan sirt2 nin nörodejenerasyonla ilgili olduğu ve Sirt2 inhibitörü olan salermid (SLM) in uygulanmasının nörodejeneratif hastalıklarda olumlu etkilerini gösteren çalışmalar mevcuttur.Etik kurul onayını takiben Wistar sıçanlar laboratuvar şartları altında 12 saat aydınlık- karanlık siklusunda kontrol (%1 etanol-PBS sc saat 17:00'de, 30 gün süre) melatonin (MLT) grubu (10mg\kg+etanol-PBS sk saat 17:00`de 30 gün süre), dimetilsülfoksit (DMSO 100µl/bw ip, saat 17:00'de, 30gün) Curcumin (CUR) (30mg/kg+DMSO ip saat 17:00'de, 30 gün), SLM (100µmol/1µl+DMSO ip, saat 17:00'de, 30 gün) ve MLT+CUR, MLT+SLM gruplarına ayrıldı. Orta yaşlı (13 aylık n=42) sıçanlarda beyin korteks dokusun da lipid peroksidasyonu ve sirt2 düzeyi arasındaki ilişkiyi araştırmayı amaçladık.MLT ve CUR uygulaması yaşlı sıçanların kontrol grupları ile karşılaştırıldığında, serebral korteks MDA düzeylerini anlamlı olarak azalttı (sırasıyla; 4,77±0,14nmol/g doku, 4,90±0,46nmol/g doku; 6,33±0,71nmol/g doku, 5,80±0,52nmol/g doku; p<0,05 ). MLT in tek başına ya da CUR ve SLM, ile uygulaması serebral korteks GSH düzeylerini kontrol grubuna göre anlamlı olarak arttırdı. (Sırasıyla; 2,54±0,03mol/g doku, 2,82±0,03 mol/g doku, 2,70±0,03 mol/g doku; 2,53±0,05 mol/g doku, 2,48±0,06 mol/g doku; p<0,05). CUR ve MLT+SLM uygulaması NO düzeyini kontrol gruba göre anlamlı arttırdı (sırasıyla; 25,80±2,15 mol/gdoku, 28,20±2,14 mol/g doku; 20,63±0,26 mol/g doku; P<0,05). MLT+SLM grubunun korteks NO düzeyi MLT, MLT+CUR, SLM gruplarından anlamlı olarak yüksekti. (Sırasıyla; 28,20±2,14 mol/g doku; 23,13±1,74 mol/g doku, 21,86±0,99mol/g doku, 22,75±0,9528, 20±2,14 mol/g doku; p<0,05). CUR uygulaması diğer gruplar ile karşılaştırıldığında sirt2 düzeyini anlamlı olarak arttırdı. (Sırasıyla, 228,85±10,41 sirt2/beta-aktin; 99,99±9,02 sirt2/beta-aktin, 123,92±17,4sirt2/beta-aktin, 88,10±3,48 sirt2/beta-aktin, 86,32±8,97 sirt2/beta-aktin, 116,59±11,35sirt2/beta-aktin, 106,52±13,60 sirt2/beta-aktin; p<0,05).Sonuç olarak yaşlanma ile serebral korteks dokusunda serbest radikallerin arttığı, MLT ve CUR uygulamasının serbest radikal düzeyini azalttığı antioksidan savunmayı arttırdığı, MLT+SLM ve CUR uygulamasının NO ve CUR, sirt2 düzeyini arttırdığı bulundu. Yaşlanmada sirt2 gen ekspresyonunun farklı ajanlar ile modüle edilebileceği ve bu modulasyonun yaşlanma sürecini etkileyebileceği sonucuna varıldı.Anahtar kelimeler: Yaşlanma, melatonin, sirt2, curcumin, salermide, oksidatif stres, glutatyon, NO

GlütatyonKurkuminMelatonin+4
Çiğdem Yazıcı Mutlu
Gazi University · Institute of Health Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Stres ve egzersize bağlı olarak beyinde ve davranışlarda meydana gelen fizyopatolojik değişikliklerin araştırılması

1. ÖZET Stres; homeostazisin bozulmasında etkili olan hafıza gibi içsel faktörlerden ve tehdit gibi çevresel etkilerden kaynaklanan uyaranlara karşı geliştirilen beyin-vücut reaksiyonu olarak tanımlanabilir. Stresörlerin varlığında homeostazisin korunması için endokrin, sinir ve immun sistemleri kapsayan kompleks bir stres yanıtı ortaya çıkmaktadır. Yapılan çalışmalarda belirtildiği üzere stres; stresörlerin etki süresine bağlı olarak birey üzerinde çeşitli sağlık sorunlarına yol açabilmektedir Egzersiz ise fiziksel durumu iyileştirmek ve devamlı hale getirebilmek için düzenli tekrarlar şeklinde yapılan fiziksel aktivite olarak açıklanmaktadır. Egzersizin olumlu fiziksel etkilerinin yanında fizyolojik ve psikolojik yararlarının da olduğu yapılan çalışmalar ile ortaya konulmuştur. Bu çalışmada, stres ve egzersizin kognitif, afektif ve seksüel işlevler üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Tüm gruplara uygulanan davranış testlerinin yanında, stres ve egzersizin beyinde meydana gelen stres mekanizmasına doğrudan veya dolaylı olarak etkisi olduğu kabul edilen, nörotransmitterler ve nöropeptidlere ait reseptörlere ilişkin gen ifadelerindeki değişiklikler belirlenmiştir. Böylelikle stres ve egzersizin etkilerinin altında yatan hücresel mekanizmaların da ayrıntılı bir şekilde ortaya konulması amaçlanmıştır. Çalışmada seksüel olgunluğa erişmiş (3 aylık) 40 adet Sprague-Dawley ırkı erkek sıçan kullanılmıştır. Sıçanlar; Kontrol, Egzersiz, Stres, ve Stres+Egzersiz olmak üzere, her biri 10 hayvandan oluşan 4 gruba ayrılmıştır. Stres modeli için kısıtlama aparatı kullanılarak kronik stres oluşturulmuştur. Tüm gruplara çalışma süresince belirlenen zamanlarda davranış testleri uygulanarak kayıt altına alınmıştır. Çalışmanın sonunda, immünofloresan ve gen ifadesi analizi için uygun yöntemler kullanılarak beyin örnekleri toplanmıştır. Elde edilen beyin örneklerinde Hipotalamusun arkuat nükleusunda (ARC) kisspeptin ekspresyonları immünofloresan yöntemle incelenmiştir. Ayrıca hipotalamus, hipokampus, prefrontal korteks ve korpus striatum bölgelerinde de stres ve egzersizle ilişkili gen ifadeleri Real Time Polimeraz Zincir Reaksiyonu yöntemiyle (RT-PCR) analiz edilmiştir. Yapılan davranış test sonuçlarına bakıldığında; hareketsizlik ile indüklenmiş stres grubunda anksiyete ve depresyon belirteçlerinin diğer gruplar ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak arttığı gözlenmiştir. Cinsel davranış test sonuçlarına göre ise stres oluşturulmuş grupta ejakülasyon ile sonuçlanmış başarılı cinsel performansın anlamlı düzeyde azaldığı görülmüştür. Bu hayvanlara egzersiz yaptırıldığında ise verilerin olumlu yönde değiştiği gözlenmiştir. Çalışmada gerçekleştirilen arkuat nükleusta kisspeptin ekspresyonlarındaki değişimler ve gen ifadesi analiziyle ortaya konulan sonuçlar, davranış testleriyle gösterilen etkilerin altında yatan mekanizmaları açıklayıcı niteliktedir. Sonuç olarak; stres oluşumu ile afektif, kognitif ve cinsel işlevlerde ortaya çıkan gerilemenin egzersiz uygulaması ile olumlu yönde değiştiği gösterilirken, değişimlerin altında yatan genetik ve hücresel mekanizmalara ait aydınlatıcı bilgilere ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Stres, egzersiz, beyin, davranış.

BeyinDavranışEgzersiz+3
Özgür Bulmuş
Fırat University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Rat ince bağırsağında oluşturulan deneysel iskemik reperfüzyon hasarlanma modelinde gelişen organ hasarlanması üzerine vasküler endoteliyal büyüme faktörünün (VEGF) etkisi

Rat İnce Bağırsağında Oluşturulan Deneysel İskemik Reperfüzyon Hasarlanma Modelinde Gelişen Organ Hasarlanması Üzerine Vasküler Endoteliyal Büyüme Faktörünün (VEGF) EtkisiHücresel fonksiyonlar için kan akımının yeterli olmadığı durumlarda iskemi ortaya çıkmaktadır. Bağırsak dokusunun iskemi-reperfüzyon hasarı yüksek mortalite ve morbiditeye neden olan önemli bir faktördür. Paradoksal olarak, iskemik dokunun kan akımının restorasyonu ek olarak reperfüzyon hasarı olarak bilinen hücre hasarlanmasına neden olmaktadır.Anjiyogenik faktör olan vasküler endoteliyal büyüme faktörü (VEGF) embriyo ve yetişkinde birçok neovaskülerizasyon prosesinde yer almaktadır. Ayrıca VEGF yeni damar oluşumu, devamlılığı ve vasküler yatakların fonksiyonlarında gereklidirler.Yapmış olduğumuz bu çalışmada 30 adet Wistar Albino erkek ratlar kullanılmıştır. 30 adet rat her bir grupta n sayısı 6 olacak şekilde 5 gruba ayrılmıştır. Bu gruplar: 1-Kontrol, 2-VEGF, 3-İskemi-Reperfüzyon, 4-İskemi-Reperfüzyon-VEGF, 5-VEGF-İskemi-Reperfüzyon grupları şeklinde belirlenmiştir. Kontrol grubunda sadece cerrahi prosedür uygulanmıştır. VEGF grubunda cerrahi prosedürü takiben tek doz intravenöz VEGF (0,8 ?g/kg) enjeksiyonu uygulanmıştır. İskemi-reperfüzyon ve tedavi gruplarında, cerrahi prosedür ve mesenterik arterin 90 dakika süresince klipajı uygulanmıştır. İskemi-reperfüzyon/VEGF grubunda reperfüzyon süreci öncesinde tek doz intravenöz VEGF (0,8 ?g/kg) enjeksiyonu yapılmıştır. VEGF/İskemi-reperfüzyon grubunda ise tek doz intravenöz VEGF (0,8 ?g/kg) enjeksiyonu 90 dakikalık iskemi periyodu öncesinde uygulanmıştır. İskemi periyodundan 4 saat sonra hayvanlar feda edilerek kan ve doku numuneleri alınmıştır. Bütün prosedürler anestezi altında gerçekleştirilmiştir.Dokularda biyokimyasal ve immünohistokimyasal analizler yapılmıştır. Yine kan örnekleri biyokimyasal analizler için alınmıştır.Çalışmada elde ettiğimiz biyokimyasal analiz sonuçları ve histolojik incelemeler korele bulunmuştur. İstatistiksel açıdan gruplar arası anlamlı farklılıkların olup olmadığı Mann-Whitney U testi kullanılarak belirlenmiştir.Sonuç olarak, elde ettiğimiz bulgular, özelikle iskemi öncesi verilen VEGF'nün intestinal iskemi-reperfüzyon hasarı üzerine koruyucu etkilerinin olduğunu göstermektedir.Anahtar Kelimeler: İskemi-Reperfüzyon, İntestinal İskemi-Reperfüzyon Hasarı, Oksidatif Stres, Serbest Radikaller, Antioksidanlar.

AntioksidanlarOksidatif stresReperfüzyon+5
Ayhan Korkmaz
Gazi University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçanlarda agomelatin uygulamasının uterus kontraksiyonları ve gebelik süresi üzerine etkisi

Agomelatin melatonerjik etkinliğe sahip bir antidepresandır. Gebelikte kullanım açısından B katagorisinde olması ve melatoninin daha önce yapılan çalışmalarda gebelik ve üreme fizyolojisi üzerinde önemli etkinliğe sahip olması, melatonerjik bir ajan olan agomelatinin gebelik ve üreme fizyolojisi üzerinde melatonin benzeri veya faklı etkinğinin var olup olmadığının sorgulanmasına ihtiyaç doğurmuştur. Bu bilgiler ışığında bu çalışmada temel amacımız, agomelatinin gebelik öncesi ve gebeliğin farklı dönemlerinde kullanımının uterin kontraksiyonlar, siklus değişimi, bir batındaki fetal sayı ve doğumun başlama süresi üzerine olası etkinliğinin incelenmesi olmuştur. Bu amaçla çalışmamızda ortalama 200-250 g ağırlığında 74 adet Wistar Albino cinsi sıçanlar kullanılmıştır. Diöstrusta dekapite edilen gruplarda 7'şer hayvandan oluşturulurken, gebe bırakılan ve doğumda dekapite edilen deney gruplarımız ise 10'ar hayvandan oluşturularak 8 farklı deney grubu oluşturulmuştur. Çalışma sonucunda dekapitasyon sonrası alınan kan örneklerinde oksitosin, progesteron, östrojen ve prostoglandin E düzeyleri ELİSA yöntemiyle incelendi. Çalışma sonucunda elde edilen bulgulara göre; kronik agomelatin kullanan sıçanlarda diöstrus evresinin kontrol grubuna göre anlamlı şekilde uzadığı, progesteron seviyerinin de kontrole göre arttığı fakat istatistiksel olarak anlamlı farklılık olmadığı tespit edildi. Uterin kontraksiyonlar üzerinde agomelatin tüm gruplarda istatistiksel olarak anlamlı inhibisyona yol açmıştır. Fetal sayının kontrol grubuna göre diğer tüm gruplarda arttığı görülmüştür. Ayrıca, agomelatinin gebelik öncesi dönemdeki kronik kullanımıyla birlikte gebelik süresi boyunca kullanımının oksitosin ve östrojen düzeylerini azaltarak doğumu geciktirdiği tespit edildi. Sonuç olarak agomelatinin uterin kontraksiyonlar üzerinde inhibitör etkiye sahip olduğu, kronik kullanımının diöstrus süresini uzattığı, fetal sayıyı arttırdığı ve gebelik süresini uzattığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Agomelatin, miyometrium, kontraksiyon, gebe, doğum, sıçan

AgomelatinDoğumGebelik+6
Fatih Tan
Fırat University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Dişi farelerde cinsel siklusun farklı evrelerinde kisspeptinin bazı beyin bölgelerinde immünofloresan yöntemle görüntülenmesi

Bu tez çalışmasıyla, dişi farelerin cinsel dönemlerinin östrus, diöstrus ve proöstrus fazlarında hipotalamusun arkuat nükleus (ARC), paraventriküler nükleus (PVN), dorsomedial nükleus (DMN) ve ventromedial nükleus (VMN) bölgelerinde kisspeptin ekspresyonunun immünofloresan yöntemi ile belirlenmesi amaçlanmıştır. Aynı zamanda bu çalışmayla, dişi farelerin belirlenen cinsel dönemlerde, ilgili hipotalamik bölgelerde immünofloresan yöntemle belirlenen kisspeptin salınımlarının etkilediği fizyolojik mekanizmaların belirlenmesi ve bu bölgelerin immünofloresan görüntülenmesinin literatüre kazandırılması hedeflenmiştir. Belirlenen amaç doğrultusunda yapılan çalışmayla, beyin dokusunda farklı östrus fazlarındaki kisspeptin ekspresyonunun varlığı immünofloresan yöntemi ile tespit edilmiş ve kisspeptin salgılayan beyin bölgelerinin etkilediği fizyolojik mekanizmaların kisspeptin ekspresyonuyla bağlantısı açığa çıkarılmaya çalışılmıştır. Çalışmada, 40 adet ortalama ağırlığı 35-40 gram olan 5-6 aylık Balb/c ırkı dişi fare kullanılmıştır. Tüm dişi farelere, ortalama 3 östrus döngüsü olacak şekilde her gün saat 10.00-12.00 arasında 15 gün süreyle vajinal smear ile siklus takibi yapılmıştır. Ardından düzenli siklus gösteren toplam 21 adet hayvan seçilmiş ve östrus fazlarına göre 3 gruba ayrılmıştır (diöstrus proöstrus, östrus ve grupları olmak üzere, n=7). Östrus, proöstrus ve diöstrus fazında olan hayvanlar, herhangi bir anestezik madde uygulamadan dekapite edilmiştir ve ardından beyin dokuları kuru buzda dondurulmuştur. Beyin dokusundan kesitler alınıp, floresan boyama basamakları uygulanmıştır. Çalışmanın sonunda, hipotalamusun ARC, PVN, DMN ve VMN çekirdeklerinde kisspeptin yoğunluğu hesaplanmıştır. ARC'de de östrus grubunun diöstrus grubuna göre kisspeptin yoğunluğunun istatistiksel olarak anlamlı derecede arttığı bulunmuştur. PVN'de kisspeptin yoğunluğu, istatistiksel olarak değerlendirildiğinde gruplara göre anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. DMN ve VMN bölgelerinde, östrus ve proöstrus grupları diöstrus grubuna göre kıyaslandığında kisspeptin yoğunluğunun istatistiksel olarak anlamlı derecede arttığı bulunmuştur. Sonuç olarak, bu çalışmayla dişi farelerin östrus, diöstrus ve proöstrus dönemlerinde hipotalamik ARC, PVN, DMN ve VMN ve bölgelerinde kisspeptin yoğunluğunun farklı olduğu tespit edilmiştir.

BeyinFarelerFloresan antikor tekniği+4
Meryem Sedef Doğru
Fırat University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Tüketici egzersizin egzersiz eğitimli ve eğitimsiz sıçanlarda kas sitokini IL-6 ve oksidatif stres üzerine etkileri

Şiddetli bir fiziksel aktivitenin organizmada düşük yoğunluklu bir inflamasyon yanıtı ve kas hasarı oluşturduğu bilinmektedir.Bu araştırmada uzun süreli (kronik) egzersiz eğitimi yapmış sıçanlarla akut olarak koşturulan sıçanlar tüketici egzersize zorlanmışlardır. Kaslarda meydana gelen hasar, kasın bu hasara verdiği immün yanıt (IL-6) ve bu hasardan sorumlu olduğu ileri sürülen serbest oksijen radikalleri her iki grupta, tükenmeden hemen sonra, 1 gün sonra ve 3 gün sonra feda edilen deneklerde karşılaştırılmıştır.Kas hasarı ve IL-6 immünreaktivitesi, histolojik ve immünohistokimyasal; oksidan (MDA), antioksidan (GSH ve RSH) ve nitrik oksit düzeyleri, spektrofotometrik yöntemlerle, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji ve Fizyoloji Laboratuarlarında tayin edilmiştir.Akut olarak koşturulan sıçanların kaslarında inflamasyon bulguları, IL-6 immünreaktivitesi ve oksidanlar, kronik egzersizden sonra tüketilen gruba nazaran daha yüksek; antioksidanlar ise düşük düzeyde bulunmuştur. Her iki grupta da tükenmeden hemen sonra kas hasarının başladığı; IL-6 ve oksidanların da kontrollere göre anlamlı olarak arttığı görülmüş; ancak en yüksek derecede hasar bulgusu, IL-6 immünreaktivitesi ve oksidan düzeyleri tükenmeden 1 gün sonra incelenen gruplarda ortaya çıkmıştır.Tükenmeden 3 gün sonra IL-6 ve oksidan düzeylerinin kronik egzersiz eğitimli sıçanlarda azaldığı ve kontroller düzeyine yaklaştığı saptanmıştır. Akut koşturulan grupta ise, IL-6 tutulumu azalmakla birlikte, plazma oksidan ve nitrik oksit düzeyleri kontrollere nazaran anlamlı olarak yüksek; antioksidan düzeyleri düşük kalmaya devam etmiştir. Bu grupta iyileşme sürecinin, egzersiz eğitimli gruba nazaran daha yavaş geliştiği izlenimi ortaya çıkmıştır.Sonuç olarak, uzun süreli egzersiz eğitimi, pro-inflamatuvar sitokinlerin ve serbest radikallerin artışını sınırlandırarak tüketici egzersizin yol açtığı kas hasarının düşük seviyelerde kalmasını sağlamıştır. Kasta zorlanmaya bağlı hasarın tükenme egzersizinden hemen sonra değil de bir gün sonra en şiddetli düzeye çıkması, IL-6 ve oksidan düzeylerinin de bu seyri takip etmesi, akut yaralanmada bu pro-inflamatuvar faktörlerin bir başka ajan tarafından, büyük olasılıkla da kortizol tarafından baskılandığını ve bir gün sonra, kortizol etkisinin azalması ile inflamasyonun şiddetlendiğini akla getirmektedir.Anahtar Kelimeler: Tüketici egzersiz, Myokinler, Oksidanlar, Kas hasarı

EgzersizKaslarNitrik oksit+4
Elçin Y. Taylan Deveden
Gazi University · Institute of Health Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Puberte ve üremenin nöroendokrin kontrolünde kisspeptin, RFRP-3 ve Nesfatin-1'in etkileşimi üzerine deneysel araştırmalar

Araştırmamızda kisspeptin ve nesfatin-1'in dişi sıçanlarda üreme fonksiyonu ve enerji rezervi üzerine etkisinin yanı sıra RF9'un (RFRP3/GnIH antagonisti) ve p234'ün (kisspeptin reseptör (kiss1r) antagonisti) modülatör etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bunun için 21 günlük sütten kesilmiş Spraque-Dawley dişi yavru sıçanlar kullanılmıştır. Hayvanlara intraserebroventriküler (ICV) enjeksiyon için kanüller anestezi altında takıldıktan sonra, 23. günden 60. güne kadar, kisspeptin, kisspeptin+p234, p234, RF9, RF9+p234, nesfatin-1 ve nesfatin-1+p234 günlük ICV olarak enjekte edilmiştir. Kisspeptin, RF9 ve nesfatin-1'in LH salgılanmasını artırdığı, p234'ün tek başına bazal LH düzeyine etki etmediği fakat kisspeptin, RF9 ve nesfatin ile birlikte uygulandığında ise LH düzeyinin anlamlı şekilde düştüğü görüldü. Kisspeptin, RF9 ve nesfatin uygulanan hayvanlarda pubertenin morfolojik işareti olan vajinal açıklığın erken başladığı, p234 ile geciken pubertenin kisspeptin, RF9 ve nesfatin-1 ile kombine edildiği gruplarda ise kontrol grubu ile aynı seviyeye döndüğü tespit edildi. Kisspeptin ve nesfatin gıda alımında azalma ve canlı ağırlık artışını azaltıcı etki oluştururken, RF9'un ise canlı ağırlık artışına etki etmeksizin gıda alımında azalma meydana getirdiği görüldü. Bu veriler, kiss1r antagonisti p234 ile kisspeptinin yanı sıra, ilk kez, GnIH/RFRP-3 antagonisti RF9'un ve kısmen nesfatin-1'in gonadal aks ve enerji rezervinin düzenlenmesiyle ilgili etkilerinin değiştirilebildiğini göstermektedir.

Enerji metabolizmasıErgenlikKisspeptin+4
Zafer Şahin
Fırat University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçan Aort'unda kasılma-gevşeme mekanizması üzerine nesfatin-1'in etkileri

Nesfatin-1, son dönemlerde keşfedilen önemli endokrin ve metabolik işlevleri olduğu düşünülen muhtemel yeni bir metabolik hormondur. Bu bilgiler ışığında yapılan çalışmada 4-6 aylık 200-250 gram ağırlığındaki erkek Wistar cinsi sıçanlarda nesfatin-1'in sıçan aort kontraksiyonları üzerindeki olası etkisi araştırılmıştır. Çalışmada sıçan aortuna, 0.1, 1 ve 10 nM dozlarda kümülatif olmayan uygulamalarla nesfatin-1'in izometrik kontraksiyonlar üzerindeki doz bağımlı etkisi izole organ banyosu kullanılarak test edildi. Ayrıca bu uygulamanın sıçan aort dokusundaki değişimde immüno-histokimyasal boyama yöntemiyle histolojik olarak gösterildi. Çalışmanın sonucundanesfatin-1'in farklı dozlarda doz bağımlı olarak sıçan aort kontraksiyonlarını inhibe ettiği ve uygulamanın sıçan aortunda immüno-histokimyasal değişimlere neden olduğu gözlendi. Kasılma ve gevşeme gerilim yüzdeleri açısından 0.1 nM nesfatin uygulanan gurupta istatistiksel olarak herhangi bir farklılık oluşturmaz iken,1 nM ve 10 nM dozlarda ise istatiksel olarak anlamlı faklılıklar ortaya çıktı(p<0.05). 1 ve 10 nM doz uygulamasında aort kontraksiyon ve relaksasyonlarını kasılma ve gevşeme peryodunda istatistiksel olarak anlamlı derecede azalttığı tespit edildi (p<0.05 ). Çalışma sonucunda elde edilen bulgular nesfatin-1' in doz bağımlı olarak sıçan aort kontraksiyon ve gevşeme protokollerinin her ikisine de inhibisyon yaptığı gözlenmiştir ayrıca nesfatin uygulamasının doz bağımlı bu etkileri histolojik olarak doku düzeyinde de tespit edilmiştir.

AortKas gevşemesiKas kontraksiyonu+2
Ali Barutçu
Fırat University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı tip antidepresanların dişi sıçanlarda puberte üzerindeki etkileri

Bu tez çalışmasında, farklı antidepresan gruplarında yer alan paroksetin, bupropiyon ve agomelatinin dişi sıçanlarda puberteye geçiş üzerindeki etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Ayrıca, antidepresanların beslenme davranışı, ağırlık değişimi, serum luteinizan hormon (LH), folikül uyarıcı hormon (FSH), östradiyol ve leptin düzeyleri ve üreme organları üzerindeki etkileri de değerlendirilmiştir. Çalışmada toplam 40 adet Spraque-Dawley cinsi dişi sıçan kullanılmış ve her grupta 10 hayvan olacak şekilde 4 grup oluşturulmuştur (kontrol, paroksetin, bupropiyon ve agomelatin). Postnatal 21. günden 90. güne kadar oral gavaj ile her gün; 3.6 mg/kg paroksetin, 17 mg/kg bupropiyon ve 10 mg/kg agomelatin uygulaması yapılmıştır. Benzer şekilde kontrol grubuna ise serum fizyolojik verilmiştir. Uygulama süresince, tüm gruplarda yer alan sıçanların; pubertenin morfolojik belirteci olan vajinal açılma günleri, günlük olarak tükettikleri yem ve su miktarı ile ağırlık değişimleri belirlenmiştir. Çalışma sonunda, sıçanlardan alınan kan örnekleri ile LH, FSH, östradiyol ve leptin seviyeleri belirlenmiş ve ayrıca hayvanların uterus ve ovaryum dokularının histopatolojik incelemesi yapılmıştır. Paroksetin ve agomelatin grupları kontrol grubu ile karşılaştırıldığında pubertenin anlamlı bir şekilde daha erken başladığı görülmüştür. Her ne kadar istatistiksel olarak anlamlı olmasa da, bupropiyon grubunun puberteye giriş günü medyanının kontrol grubuna göre daha düşük olduğu bulunmuştur. Ayrıca antidepresanların, gıda alımını ve vücut ağırlığını farklı günlerde değiştirdiği görülmüştür. Kontrol grubuna göre, serum LH, FSH ve leptin düzeylerinde anlamlı bir farklılık olmadığı fakat agomelatin grubunda östradiyol düzeyinde anlamlı bir artış olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, antidepresanların uterus ve ovaryum dokularında çeşitli morfolojik değişimlere neden olduğu da görülmüştür. Sonuç olarak, ilk kez bu tez çalışması ile farklı etki mekanizmalarına sahip olan ve antidepresan olarak kullanılan paroksetin, bupropiyon ve agomelatinin kronik uygulamasının dişi sıçanlarda puberteyle birlikte bazı üreme parametrelerini etkileme potansiyeline sahip olduğu görülmüştür.

AgomelatinAntidepresif ajanlarBeslenme davranışı+6
Nazife Ülker
Fırat University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Antidepresan olarak kullanılan bupropiyon, paroksetin ve agomelatinin erkek sıçanlarda puberteye geçiş üzerindeki etkileri

Yapılan çalışmada selektif serotonin geri alım inhibitörü (SSRI) paroksetin, dopamin-norepinefrin geri alım inhibitörü bupropiyon ve melatonin agonisti agomelatinin erkek sıçanlarda puberteye giriş, üreme parametreleri ve beslenme davranışına olan etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla 21 günlük Spraque-Dawley cinsi erkek yavru sıçanlar kullanılmıştır. Hayvanlara post-natal 21.günden 90.güne kadar gastrik gavaj yoluyla paroksetin, bupropiyon ve agomelatin verilmiştir. Uygulama sürecinde, gıda alımı, su tüketimi ve vücut ağırlığında hiçbir grupta kontrol grubuna göre farklılık bulunmadı. Yapılan değerlendirmelerde puberte giriş günü ve giriş ağırlığında kontrol grubuna göre herhangi bir farklılık meydana gelmediği tespit edildi. Serum gonadotropin seviyeleri kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, FSH seviyelerinde bir değişim meydana gelmediği, LH seviyesinin ise sadece bupropiyon grubunda anlamlı ölçüde arttığı belirlendi. Leptin seviyelerinde uygulama gruplarında kontrole göre bir değişim olmadığı görüldü. Testosteron seviyelerinde ise bupropiyon ve agomelatin gruplarında kontrol grubuna göre anlamlı bir artış meydana geldiği tespit edildi. Sperm parametreleri değerlendirildiğinde tüm gruplarda sperm sayısının kontrol grubuna göre anlamlı oranda azaldığı, toplam sperm anomalisinin arttığı, sperm motilitesinin ise sadece bupropiyon grubunda azaldığı belirlendi. Elde edilen sonuçlar, paroksetin bupropiyon ve agomelatinin erkek sıçanlarda puberteye giriş ve beslenme davranışı üzerine etkisinin olmadığını, sperm parametrelerini ise olumsuz yönde etkilediğini göstermiştir. Çalışmamız paroksetin, bupropiyon ve agomelatinin puberteye girişe nasıl etki ettiğine dair yapılan ilk çalışma olma özelliği taşımaktadır.

AgomelatinAntidepresif ajanlarBupropion+3
Ahmet Yardımcı
Fırat University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Egzersiz zamanının vücut metabolik, kardiyovasküler, endokrin ve oksidan–antioksidan sistemleri üzerine olan etkilerinin antrenmanlı ve sedanterlerde karşılaştırmalı olarak incelenmesi

Fiziksel aktivite ve düzenli egzersiz çalışması insan sağlığını geliştirmek için önemlidir. Ama egzersiz oksidan ve antioksidan sistem arasındaki dengeyi bozma yoluyla zararlı da olabilmektedir. Optimal egzersiz yoğunluğu ve süresi ile ilgili araştırmacılar arasında fikir birliği olmasına rağmen kardiyopulmoner ve metabolik sistemleri geliştirmek için etkili olan egzersiz zamanı ile ilgili tatmin edici bilgiler ise bulunmamaktadır. Bu çalışmada; başlangıç olarak irisin ve nesfatin-1'i etkileyen enerji düzenleyici sistem yollarında optimal egzersiz zamanı incelenmiştir. Daha sonra günün farklı zamanlarında yapılan egzersize cevapta kalp ve iskelet kasının oksidan-antioksidan sistem arasındaki olası ilişkisinin araştırılmasıyla ilgilenilmiştir. On dört sedanter ve on dört antrenmanlı erkek denek farklı günlerde sabah (8:00-10:00 s), öğlen sonu (14:00-16:00) ve gece (20:00-22:00) gerçekleşen 3 futbol oyununa katılmışlardır. Venöz kan örnekleri (5ml) oyundan önce ve hemen sonra alınmıştır. İrisin, nesfatin-1, NADPH oksidaz (Nikotinamid Adenin Dinükleotid Fosfat Oksidaz), TOS (Total Oksidan Seviye), TAS (Total Antioksidan Seviye) ve glutatyon düzeyleri ELISA (Enzim İşaretli-İmmunosorbent Analiz) yöntemiyle ölçülmüştür. ADMA (Asimetrik Dimetil Arjinin) ve MDA (Malondialdehit) analizi için HPLC; (Yüksek Basınçlı Sıvı Kromatografisi), CK (Kreatin Kinaz) ve CK-MB (Kreatin Kinaz-MB) düzeyini ölçmek için oto analizör kullanılmıştır. Nesfatin-1 sadece gece egzersizinde artarken, irisin her iki gupta da tüm zamanlardaki egzersizlerde önemli oranda artmıştır. Vücudun oksidatif stresini yansıtan NADPH oksidaz, TOS ve MDA düzeyleri 3 oyun boyunca her iki grupta da önemli oranda artmıştır fakat sedanter grupta özellikle de gece egzersizinde çok daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Kardiyovasküler sistemdeki oksidatif stresi yansıtan ADMA, CK ve CK-MB tüm egzersizlerde her iki grupta da artmıştır fakat sedanter grupta yine özellikle gece egzersizinde çok daha fazla artmıştır. Vücut antioksidan sistemi yansıtan TAS tüm oyunlarda her iki grupta da azalmıştır. Diğer bir güçlü antioksidan olan glutatyon sabah ve öğlen sonu oyunlarında her iki grupta da azalmıştır fakat her iki grupta gece egzersizinden sonra önemli oranda artmıştır. İrisin egzersiz ile ilgili hormon iken nesfatin-1 egzersiz ile ilgili bir hormon gibi görünmemektedir ve sadece gece artmıştır. Fakat egzersiz zamanı özellikle de gece egzersizi oksidan-antioksidan sistemler arasındaki dengeyi önemli derecede etkilemektedir. Metabolik ve kardiyovasküler sisteminde zayıflık olan kişilerin eğlence ya da boş zaman aktiviteleri için bile olsa gece egzersiz yapmaktan kaçınmaları önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Gece egzersizleri, Oksidatif stres, Egzersiz zamanı, Metabolizma, Kardiyovasküler sistem

AntioksidanlarAntrenmanEgzersiz+7
Sermin Algül
Fırat University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Egzersiz sırasında anaerobik eşik ve solunum kompanzasyon parametrelerinin akciğer gaz değişim performansları üzerine etkilerinin belirlenmesi

Artan yüke karşı yapılan egzersiz testi aerobik fitnes değerlendirilmesinde sıklıkla kullanılmaktadır. Aerobik-anaerobik metabolizma değişim bölgesini tanımlayan anaerobik eşik (AE) ve egzersiz hiperventilasyonun başladığı nokta olan solunum kompanzasyon noktası (SKN) bireylerin solunum (VE), O2 alımı (VO2) ve CO2 atılımı (VCO2) gibi sistem fonksiyonlarının değerlendirilmesinde kullanılan iki önemli kriterdir. Artan yüke karşı yapılan egzersiz testi sırasında VE/VO2 ve VE/VCO2 arasındaki ilişki ventilasyon, perfüzyon ve solunumun etkinliği ile ilgili önemli prognostik bilgi sağlamaktadır. Bu çalışmada optimal solunum etkinliğini belirlemek için artan yüke karşı yapılan egzersiz testleri ve sabit yük egzersiz testleri sırasındaki VE ile VO2 ve VE ile VCO2 arasındaki ilişki karşılaştırmalı olarak incelendi. Toplam 11 erkek denek elektromanyetik bisiklet ergometre ile artan yükse karşı yapılan egzersiz testine (15 Wdk) katılarak AE, SKN ve maksimal egzersiz kapasiteleri belirlendi. Bundan sonra her denek iş gücü AE nin %25 altı (W<%25AE), AE de (WAE) ve SKN'de olmak üzere 3 tane sabit yük egzersiz testine katıldılar. Egzersiz sırasında solunum ve gaz değişim parametreleri solunumdan solunuma gaz analizörü ile ölçüldü. AE V-slope metodu ile ölçüldü. Artan yüke karşı yapılan egzersiz testi sırasında en düşük VE/VO2 (26.2±0.9) ve VE/VCO2 (25.7±0.8) değerleri AE de bulundu. Buna karşılık sabit yük egzersiz testlerinde VE/VO2 değerleri 26.4±0.7 (W<%25AE) 29.1±0.9 (WAE ) 30.8±1.2 (WSKN) ve VE/VCO2 değerleri 27.3±0.5 (W<%25AE) 29.2±0.8 (WAE) 31.8±1.2 (WSKN) sistematik olarak yüksek bulundular. Fakat sabit yük testlerinin ilk 4 dakikası içinde en düşük VE/VO2 (21.5±0.7, 23.3±0.9 ve 22.2±1.0) ve VE/VCO2 (25.1±0.5, 25.0±0.5 ve 25.4±0.7) değerleri artan yüke karşı yapılan test ile benzer bulundular. Sonuç olarak VE/VO2 ve VE/VCO2 maksimal efor sarf edilmeden kolaylıkla sabit yük egzersiz testi ile de ölçülebilmektedir. Anahtar Kelimeler: Anaerobik Eşik, Solunum Kompanzasyon Noktası, Aerobik Fitnes, Egzersiz Testi

Anaerobik eşikEgzersizEgzersiz testi+3
Fethi Ahmet Uğur
Fırat University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Nesfatin-1'in sıçan duyusal nöronlarında kalsiyum sinyalleşmesi üzerine etkisi

Nesfatin-1; son yıllarda keşfedilen, nükleobindin 2 (NUCB2) 'nin postranslasyonel işlenmesinden elde edilen anoreksijenik hipotalamik bir polipeptittir. Birçok çalışma nesfatin-1'in, enerji metabolizmasına ek olarak ağrı sinyalleri de dahil olmak üzere somatosensorial ve visseral transmisyonda rol aldığını göstermektedir. Bu çalışmanın amacı; neonatal sıçanların kültüre edilmiş dorsal kök gangliyon nöronlarında (DKG) nesfatin-1 'in intrasellüler kalsiyum seviyeleri ([Ca+2]i) üzerine etkilerini araştırarak, periferal nöronal sinyallerin iletiminde olası rolünü keşfetmektir. Nesfatin-1'in DKG nöronlarında [Ca+2]i üzerine etkileri in vitro kalsiyum görüntüleme sistemi kullanılarak araştırıldı. DKG nöronları; 1-2 günlük neonatal Wistar sıçanlarından alınan ganglionların enzimatik ve mekanik ayrıştırma işlemini takiben primer kültürde yetiştirildi. Bu tez çalışması ile fura-2 bazlı kalsiyum görüntüleme sistemi tekniği kullanılarak, nesfatin-1 'in [Ca+2]i üzerine etkileri ve protein kinaz C (PKC) aracılı yolağının rolü incelendi. Nesfatin-1 kültüre DKG nöronlarında [Ca+2]i'i artırdı. Hücreler nesfatin-1 uygulaması öncesinde pertussis toksin ile muamele edildiğinde [Ca+2]i meydana gelen artış ortadan kalktı. Protein kinaz C inhibitörü chelerythrine chloride, nesfatin-1 ile indüklenmiş [Ca+2]i daki artışı baskılamıştır. Bu tez çalışmasının sonuçları; nesfatin-1'in kültüre edilmiş DKG nöronlarında protein kinaz C aktivasyonuna bağlı olarak, G-protein bağlantılı reseptör ile etkileştiğini ve bu sayede [Ca+2]i artışına sebep olduğunu göstermektedir.

AğrıDuyularGuanin nükleotidler+6
Zeynep Betül Gök
Fırat University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Anaerobik eşikteki iş gücünde yapılan egzersizin irisin, nesfatin-1 ve oksidatif stres üzerine olan etkilerinin belirlenmesi

ÖZET Fiziksel aktivite ve düzenli egzersiz enerji-metabolizma dengesi ve oksidatif stress üzerindeki düzenleyici etkileri aracılığı ile insan sağlığı açısından öneme sahiptir. Bu çalışmada; akut aerobik egzersizin enerji ile ilgili hormonlar olan irisin ve nesfatin-1'e ve oksidan-antioksidan sistemler üzerine etkileri antrenmanlı ve sedanter deneklerde karşılaştırılmalı olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Toplam 28 (n=14 antemanlı, n=14 sedanter) erkek denek saat 08:00 ve 10:00 arasında 45 dk lık aerobik koşu egzersizine katıldılar. Venöz kan örnekleri (5 ml) başlangıç ve testin sonunda alındılar. İrisin, nesfatin-1, glutatyon düzeyleri Enzim İşaretli-İmmunosorbent Analiz (ELISA) yöntemiyle ölçülmüştür. Asimetrik Dimetil Arjinin (ADMA) ve Malondialdehit (MDA) analizi Yüksek Basınçlı Sıvı Kromatografisi (HPLC) ile yapıldı. Akut aerobik egzersiz sonunda nesfatin-1 seviyesinde her iki grupta da anlamlı değişme olmadı. İrisin seviyesi ise her iki gruptaki tüm deneklerde artış gösterdi. Oksidatif stres düzeyi göstergesi olan ADMA ve MDA akut aerobik egzersiz sonunda her iki grupta da önemli oranda artış göstermiştir. Antioksidan göstergesi olan glutatyon ise her iki grupta da azalmıştır. Nesfatin-1 egzersizle ilgili hormon değildir fakat irisinin egzersiz ile alakalı hormondur. Ayrıca oksidan-antioksidan sistemlerin dengesi akut aerobik egzersiz ile önemli derecede etkilemektedir. Bu etkilenme sedanter deneklerde daha yüksek olarak görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Akut aerobik egzersiz, Metabolizma, Oksidatif stres, İrisin, Nesfatin-1.

Aerobik güçEgzersizFiziksel aktivite+5
Mustafa Deniz
Fırat University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçanlarda ginkgo biloba'nın epileptiform aktivite ve davranışa etkileri

Ginkgo biloba'nın standardize yaprak ekstresi olan EGb 761, özellikle bilişsel performansın artırılması başta olmak üzere bazı modern tıp ve ayrıca tamamlayıcı tıp uygulamalarında yoğun olarak kullanılmaktadır. Sunulan çalışmada, EGb 761'in erkek Wistar sıçanlarda pikrotoksin (PTX) ile oluşturulan deneysel epilepsi üzerindeki etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında 6 deney grubuna ayrılan Wistar sıçanlara 14 gün boyunca serum fizyolojik, 50, 100, 200 mg/kg EGb 761, 300 mg/kg sodyum valproat veya 100 mg/kg topiramat uygulandı. PTX (10 μg, i.c.v.) ile oluşturulan epileptiform aktivite elektrofizyolojik yöntem ile izlendi ve kaydedildi. Elde edilen bulgulara göre 200 mg/kg EGb 761 uygulaması PTX ile oluşturulan epileptiform aktivitenin spike frekansını anlamlı düzeyde artırdı (p=0.032). Ayrıca EGb 761 uygulamasının doza bağlı olarak spike amplitüdünü artırdığı ve epileptiform aktivitenin latensini azalttığı saptanmakla birlikte bu etkilerin istatistiksel açıdan anlamlı olmadığı tespit edildi. Sonuç olarak Ginkgo biloba özütü EGb 761, PTX ile oluşturulan epileptiform aktiviteyi artırmaktadır. Bu nedenle Ginkgo biloba'nın nöronal ekstabilite ve epilepsi üzerindeki etkisinin farklı deneysel modeller ve moleküler teknikler kullanılarak daha ayrıntılı olarak araştırılması önerilmektedir.

BilişBilişsel işlevlerBitki özütü+5
Esra Şekerci
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Epilepside ağrı duyarlılığının genetik absans epilepsili sıçanlar kullanılarak in-vivo ve in-vitro incelenmesi

Epilepsiyi karakterize eden spontan nöbetleri oluşturan fizyopatolojik süreç nöronların uyarılabilme eşiğindeki çoğu kez nedeni bilinmeyen düşmedir. Ancak nöronları aniden anormal aşırı elektirksel deşarja yönelten patofizyolojik mekanizmalar halen net olarak anlaşılamamıştır. İnteriktal dönemde sakin görülen bu nöronların aslında normal nöronlardan farklı olması akla uygun görünmektedir. Epilepsilerin sıklıkla birlikte bulunduğu komorbid durum başağrıları ve ağrılı sendromlardır. Bu komorbiditenin sebebi ise henüz bilinmemektedir. Diğer taraftan epilepside interiktal dönemde ağrıya duyarlılık konusunda bilimsel bir araştırma olmadığı görülmektedir. Eğer epilepsili hayvanlarda kontrollerine oranla fizyolojik ağrı algılanmasında farklılıklar saptanırsa, interiktal dönemde sakin gözüken kortiko-talamik ağlarda aslında canlının bazı fizyolojik yanıtlarının normalden sapmasına yol açan bir değişimin de olduğu öne sürülebilecektir. Bu doktora tezinde genetic absans epilepsili sıçanlar kullanılarak epilepside interiktal ağrı eşiğinin kontrolleri ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Deneyler için 2 grup oluşturulmuştur. Bağımsız grupta 8 adet erkek epilepsi gelişmiş 8 aylık WAG/Rij sıçanın ağrı eşik değerleri, 8 adet yaş ve cins aynı olan epilepsisi olmayan Wistar sıçanlarınki ile karşılaştırılmıştır. Bağımlı grupta ise deneylere sıçanlar epilepsi gelişmeden once 2 aylıklarken başlanıp, aynı hayvanlarda epilepsi geliştikten sonraki dönemde (8 aylık) ölçümler tekrarlanmıştır. Bağımlı grupta 12 adet erkek WAG/Rij ve 11 adet yaş ve cins aynı olan kontrol Wistar sıçanlar kullanılmıştır. Tüm sıçanlara genel anestezi sonrası stereotaksik cihaz ile epidural olarak 2 adet aktif tripolar EEG elektrodu sol hemisfer frontal ve pariyetal kortekslere ve referans elektrod ise orta hat serebellumun üzerine yerleştirilerek en az 10 gün iyileşmeleri beklendikten sonra interiktal ağrı eşiği ölçümleri yapılmıştır. Ağrı eşiği değerleri uyanık hareketli sıçanlarda senkronize video-EEG monitorizasyon sistemi kullanılarak interiktal evre belirlenerek ölçülmüştür. Ağrı eşiği ölçümü ise in vivo termal plantar analjezimetre ile yapılmıştır. Sağ ve sol arka ayaklardan, en az 15 dk aralıklı 2 şer kez alınan eşik değerlerinin ortalamaları alınarak ağrı eşiği latansları belirlenmiştir. WAG Rij ve Wistar sıçanlar arasında ağrı duyarlılığı arasındaki olası farka, peripheral nosiseptörlerin olası katkısını irdelemek üzere dorsal kök gangliyon (DKG) nöronları, enzimatik işlem ve mekanik uygulamalarla ayrıştırılarak cam lamellere ekilerek ve kalsiyuma duyarlı flüoresan boya olan fura-2 AM (1 uM) ile yüklenerek bakılmıştır. Her bir nöronun hücre içi kalsiyum yanıtları oransal esaslı standart flüoresan kalsiyum görüntüleme tekniği ile hesaplanmıştır. Kalsiyum yanıtları membran depolarizasyonu (hücre dışına 30 mM KCl ekleyerek) ile uyarılmıştır. Bağımsız gruplardaki latans değerleri, 8 aylık epilepsili sıçanların interiktal ağrı eşiğinin kontrollerine oranla anlamlı düzeyde düşük olduğunu göstermiştir [sırası ile 3, 0 ve 4, 5 sn (P=0,001)]. Bağımlı gruplarda ağrı eşiği değerleri, sıçanlar hem epilepsinin henüz gelişmediği 2 aylıklarken [sırası ile epilepside ve kontrolde, 2,7 ve 3,1 sn (P=0,036) ] hem de epilepsi geliştikten sonra 8 aylıklarken [sırası ile epilepside ve kontrolde, 2,8 ve 3,9 sn (P=0.00014)] epilepsisiz kontrollerine oranla anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur. KCl ile membrane depolarizasyonu hücre içi serbest kalsiyum düzeyinde anlamlı artışa yol açmış ancak, Wistar ve WAG/Rij sıçanlardan izole edilen DKG hücrelerinin membrane depolarizasyonuna cevaben bu kalsiyum artışları arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Bu bulgular genetik absans epilepsili sıçanların nöbetsiz dönemde ağrıya karşı aşırı uyarılabilir olduklarını ve aşırı uyarılabilirliğin DKG düzeyinde olmadığını göstermesi açısından önemli görülmektedir.

AnaljeziAğrıAğrı eşiği+6
Sibel Velioğlu
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Genç sedanter bireylerde tip 1 lif oranı yüksek kaslara yönelik yapılan ilerleyici dirençli egzersizin aerobik kapasiteye etkisinin incelenmesi

Aerobik kapasite bireylerin fiziksel uygunluk düzeyini hem belirleyen hem de sınırlayan önemli bir kriterdir. Aerobik egzersizler bu kapasitenin gelişimi için önemli bir anahtar olmakla birlikte bu egzersizlerin uygulanması her birey için her zaman mümkün olmamaktadır. Bu çalışmada aerobik egzersizlere bir alternatif olarak, tip 1 lif içeriği en yüksek olan ve oksidatif özellik gösteren beş farklı kasa yönelik yapılan ilerleyici dirençli egzersiz programının genç sedanter bireylerde aerobik kapasiteye etkisi incelenmiştir. Araştırma uluslararası fiziksel aktivite anketi (UFAA) skoruna göre sedanter oldukları belirlenen 36 gönüllü ile gerçekleştirildi. Antropometrik ölçüm ve bioempedans yöntemi ile vücut kitle indeksi ve yağsız vücut ağırlığı gibi veriler elde edildi. Aerobik kapasitenin belirlenmesi için kardiyopulmoner egzersiz testi uygulanarak, VO2 maks ve anaerobik eşik zamanı ölçüldü, ayrıca solunum yedeği gibi bazı ilişkili parametreler saptandı. Altı hafta süren bu araştırmada gönüllüler üç gruba ayrılarak, birinci gruba beş kasa (soleus, tibialis anterior, biceps femoris, adduktor magnus ve vastus medialis) yönelik ilerleyici dirençli egzersiz programı, diğerine maksimal kalp hızının %65-75'inde yürüyüş egzersizi yaptırıldı. Kontrol grubu ise herhangi bir egzersiz yapmadı. Tip 1 lif ağırlıklı kaslara yönelik ilerleyici dirençli egzersiz ile VO2 maks'da, aynı süreli yürüyüş egzersizi yapan gruba ve kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde artış tespit edildi. (p=0.032, p=0.02). Solunum yedeği ilerleyici dirençli egzersiz grubunda başlangıçta %51.5 iken %38.7'ye düştü. Anaerobik eşik zamanı dirençli egzersiz grubunda 12:31±03:56 dk iken 13:45±03:00 dk oldu. Ancak yürüyüş grubu ve kontrol grubu ile karşılaştırıldığında anlamlı farklılık tespit edilemedi (p=0.561, p=0.194). Bu bulgular bu egzersiz protokolünün yürüyüş, yüzme gibi aerobik egzersizleri yapamayan bireylerde faydalı olabileceğini düşündürmektedir.

Aerobik güçEgzersizKaslar+4
Elif Şahin
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Ratlarda; düşük, orta ve yüksek derecede gürültünün stres parametreleri ve sperm kalitesindeki değişiklikler üzerine etkisi

Bu çalışma gürültünün hangi düzeyinin oksidatif strese neden olduğunu ortaya koymak ve gürültünün oluşturacağı oksidatif stresin sperm kalitesine ne derece etkisi olduğu araştırmak için yapılmıştır. Çalışmada her grupta 7 olmak üzere 28 adet Wistar-Albino ırkı 2,5-3 aylık erkek ratlar kullanılmıştır. 1. Grup boş düzenekte bekletilen kontrol grubudur. 2. Grup 8.000 ile 32,000 hertz frekansta ve şiddeti 60 dB olan düşük seviyede gürültüye maruz bırakılan gruptur. 3. Grup 8.000 ile 32,000 hertz frekansta ve şiddeti 80 dB olan orta seviyede gürültüye maruz bırakılan gruptur. 4. Grup 8.000 ile 32,000 hertz frekansta ve şiddeti 100 dB olan yüksek seviyede gürültüye maruz bırakılan gruptur. Hayvanlar sese 60 gün boyunca akşam 7'den sabah 7'ye kadar 12 saat maruz bırakılmıştır. 60 gün sonunda kan ve sperma örnekleri alınarak incelenmiştir. Kan örnekleri santrifüj edildikten sonra, elde edilecek hemolizatta lipid peroksidasyon göstergesi olan MDA antioksidan enzimlerinden GSH, GSH-Px ve katalaz enzimleri ölçülmüştür. Sperma örneklerinde motilite, yoğunluk ve anarmol spermatazon oranları tespit edilmiştir. Yüksek derecede gürültü sonucunda lipid peroksidasyonunun göstergesi olan MDA düzeyinin artması, CAT düzeyleri ile GSH-Px aktivitesinin artmış olması oksidatif stres oluştuğunu göstermektedir. Düşük ve orta derecede gürültü sonucunda da CAT düzeyleri ile GSH-Px aktivitesi artmaktadır. Sonuç olarak özellikle yüksek derecede gürültü uygulaması ile oluşan oksidatif stres, başta lipid peroksidasyonu olmak üzere hücre düzeyinde çeşitli hasarlara neden olabileceği kanısını taşımaktayız. Gürültü sonucu oluşan oksidatif stresin sperm kalitesi üzerine etkisine bakıldığında, çalışmamızda orta ve yüksek derecede gürültüye maruz kalan sıçanların anormal spermatozoon oranı artmaktadır. Bu da sperm kalitesinin düştüğünü göstermektedir.

GürültüOksidatif stresSperm+3
Osman Sedat Tanyeri
Fırat University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Büyüme faktörleri ve düşük molekül ağırlıklı heparinlerin anjiyogenez üzerine kısa-orta-uzun dönem etkilerinin civciv koryoallantoik membran yöntemi ile araştırılması

Anjiyogenez, daha önce varolanın dışında yeni kapillerin oluşumudur. Anjiyogenezde vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF) endotelyal hücrelerin, epidermal büyüme faktörü (EGF) ise epidermal hücrelerin aktivasyonu, migrasyonu ve proliferasyonuna yol açar. Düşük molekül ağırlıklı heparinler (DMAH) anjiyogenez büyüme faktörlerini (VEGF), bazik fibroblast büyüme faktörü (bFGF) ve onların inhibitörlerinin sentezini düzenleyerek etki ederler. Civciv koryoallantoik membran (CAM) embriyonik koryon ve allantoinden oluşan, ekstraembriyonik bir membrandır. Yumurta fertilizasyonunun dördüncü gününde oluşmaya başlar anjiyogenez ve antianjiyogenez çalışmalarında kullanılmaktadır. Bu çalışmada DMAH'lerden tinzaparin, enoksaparin ve bemiparin'in anjiyogenik ve antianjiyogenik etkilerinin araştırılmasını amaç edinmiştir ve CAM yöntemi kullanılmıştır. Çalışma altı gruptan oluşmakta ve her grupta yedi fertilize yumurta bulunmaktadır. Kontrol grubu agaroz, VEGF inhibitörü bevacizumab ve EGF inhibitörü setuksimab, DMAH ise bemiparin, enoksaparin ve tinzaparinden oluşmaktadır. Grupların değerlendirmesi, topikal uygulama sonrası 0-12-24-36. saatler olmak üzere kısa, orta, uzun dönemlerde damar uzunluk ve kavşaklarının değişimine bakılmıştır. Damar uzunluk ve kavşaklarının hesaplanması Angioquant ve İmageJ programları ile gerçekleştirilmiştir. Damar uzunluk değişimi grup karşılaştırmalarında ilaç uygulamasından 12 saat sonra enoksaparin, agaroza p=0.029, bemiparine p=0.035 ve setuksimaba p=0.047 ile anlamlı fark göstermiştir. Agaroz ve ilaç karşılaştırması sonucu 36 saat sonra bevacizumab p=0.015, setuksimab p=0.035 ve enoksaparin p=0.002 ile istatistiki olarak anlamlı farklılık bulunmuştur. Damar kavşak değişim manuel analizi sonucu enoksaparin ilaç uygulamasından 12 saat sonra p=0.025 ve 36 saat sonra p=0.04 ile agaroz grubuna oranla anlamlı farklılık göstermiştir. Bu çalışmanın sonucunda DMAH'lerin antianjiyogenik etkinliğinin olabileceği, antianjiyogenik etkinin molekül ağırlığının büyüklüğü ile bir bağlantı kurulamayacağı, ayrıca CAM modelinde antianjiyogenik etki ilaç uygulamasından 36 saat sonra daha sağlıklı sonuçlara ulaşılabileceği sonucuna ulaşılmıştır.

AnjiyogenezAntikorlar-monoklonalBemiparin sodyum+7
Turgay Arslan
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Diyabetik nöropati ve egzersiz: Diyabetik nöropatik ağrıya irisinin etkileri üzerine deneysel inceleme

Periferik nöropati, periferal sinir sisteminde hasarlanmayla karakterize nörodejeneratif bir durumdur. Yaygın nedenlerinden biri diabetes mellitus olan bu duruma, ilerleyen süreçte nöropatik ağrı sıklıkla eşlik eder. Nöropatik ağrının mevcut tedavi seçeneklerinin yetersiz etkinlikleri ve belirgin yan etkileri, daha etkin ve güvenli tedavi seçenekleri geliştirmek için ağrıyı kontrol eden endojen mekanizmaların irdelenmesini ve etkinliğinden yararlanılma olasılığını cazip fikir ve hedef haline getirmiştir. Egzersizin nörodejeneratif hastalıkların tedavisinde etkili olabileceği ileri sürülmektedir ancak etki mekanizması bilinmemektedir. Egzersize bağlı olarak salınan ve egzersiz hormonu olarak tanımlanan irisinin egzersizin sağlık üzerinde faydalı etkilerine aracılık etme potansiyeli düşünülmekle birlikte, nöropatik ağrı üzerine etkisi bilinmemektedir. Bu tez çalışmasının amacı, irisinin nöropatik ağrı üzerine olası etkilerini irdelemektir. Bu amaçla egzersiz yoluyla endojen irisin salıverilmesinin tetiklenmesine ilave olarak, eksojen uygulanan irisinin diyabetik nöropatik ağrı üzerine etkilerinin davranışsal ağrı modelinde incelenmesi hedeflenmiştir. Ayrıca, egzersiz/irisinin periferal duyusal nöronlarda "hücresel ağrı sinyalleşmesi" üzerine etkisi, acı biberin etken maddesi kapsaisin ile uyarı yapılarak irdelenmiştir. Araştırma için 60 adet Spraque Dawley cinsi erişkin erkek sıçan; kontrol, egzersiz (düşük ve yüksek şiddet egzersiz), diyabet, diyabet + düşük şiddetli egzersiz, diyabet + yüksek şiddetli egzersiz şeklinde gruplandırıldı. Streptozotosin ile diyabet indüklenmesinden sonra, egzersiz grubundaki hayvanlara 8 hafta boyunca haftada 5 gün süre ile düşük (0.5 km/s 30 dk) ve yüksek şiddetli (1 km/s 60 dk) egzersiz yaptırıldı. Termal ve mekanik ağrı eşikleri 0., 4., 6. ve 8. haftalarda ölçüldü. Egzersiz gruplarının 4. ve 8. haftada, kontrol ve diyabet gruplarının ise 8. hafta sonunda serum irisin seviyeleri ölçüldü. Diyabetli grupta termal ve mekanik ağrı latansının uzadığı saptandı. Egzersiz yapan gruptaki sıçanlarda termal ağrı latansları 8. haftanın sonunda diyabetli gruba göre anlamlı düzeyde düştüğü belirlendi (p <0.05). Diyabetli hayvanların mekanik ağrı eşikleri ise 6. haftadan itibaren hem düşük hem de yüksek şiddetli egzersiz gruplarında normale dönmeye başladı. Termal ve mekanik ağrı eşikleri üzerine egzersiz şiddetinin etkileri arasında anlamlı bir fark yoktu. İrisin seviyesinin diyabetli grupta anlamlı derecede düştüğü; egzersiz yapan gruplarda ise yükseldiği tespit edildi. Serum irisin seviyesinin, yüksek şiddetli egzersiz grubunda düşük şiddetli gruba göre sadece 4. haftada anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu tespit edildi. Diyabetli gruplara 1, 10 ve 20 µg/kg, kontrol grubuna 10 µg/kg irisin intraperitonal uygulanarak 0, 15, 30, 60 ve 90. dakikalarda termal ağrı eşikleri ölçüldü. Eksojen irisin uygulamasına cevaben, kontrol grubunda ağrı eşikleri değişmezken, tüm dozlarda 60. dakikada ağrı latansının eksojen irisin uygulaması sonucu diyabetli gruba göre azaldığı görüldü. Sonuç olarak, egzersizle salınması tetiklenen irisinin mevcut deneysel modelde diyabetik nöropatik ağrı gelişimini önleyemediği ancak ilerleyen sürede nöropatik ağrı latansını normale doğru döndürdüğü tespit edildi. Periferal duyusal nöronlarda kalsiyum sinyalleşme verileri, irisinin periferal ağrı duyarlılığını etkilemediğini vurgulamaktadır. Anahtar Sözcükler: Diyabet, Egzersiz, İrisin, Kalsiyum, Nörodejenerasyon, Nöropatik Ağrı

AğrıDiabetes mellitusDiabetik nöropatiler+6
Ömer Faruk Kalkan
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Melatoninin diabetik sıçanlarda depresyon benzeri davranış ve AGE düzeylerine etkisi

Diyabette depresyon ve anksiyete gibi nöropsikiyatrik hastalıklar sıklıkla gözlenmektedir. Çeşitli çalışmalarda depresyon ve anskiyete ile ilişkili beyin alanları olan hipokampüs ve prefrontal korteks (PFC)'de advanced glycation end product (AGE) düzeylerinin arttığı gösterilmiştir. Amacımız diyabetik sıçanlarda antioksidan ve antiinflamatuar etkileri bilinen melatoninin anksiyete ve depresyon benzeri davranış ile hipokampüs ve PFC'de AGE ve S100 kalsiyum bağlayıcı protein B (S100B) düzeyleri üzerine etkisini incelemektir. Çalışmamızda 36 adet erkek Wistar-Albino cinsi sıçan kullanıldı ve streptozotosin (STZ) (60 mg / kg) ile diyabet oluşturulduktan sonra 4 hafta süre ile melatonin (10mg/kg) uygulandı. Hayvanlar; 1) diyabet+melatonin uygulanan grup (n:10), 2) diyabetik kontrol (n:10), 3) normoglisemik kontrol (n:8), 4) normoglisemik+ melatonin uygulanan grup (n:8) olacak şekilde 4 gruba ayrıldı. Tüm gruplara, elevated plus maze (EPM) testi ve zorlu yüzme testi (FST) uygulanarak anksiyete ve depresyon benzeri davranışları test edildi. AGE ve S100B düzeyleri alınan hipokampüs ve PFC örneklerinden ELISA ile ölçüldü. Gruplar arasındaki farklar Kruskal-Wallis ile, ardından post-hoc Bonferroni testi ile gruplar içindeki farklar değerlendirildi. Davranış testlerinin sonuçlarına göre diyabetik sıçanlarda anksiyete ve depresyon benzeri davranışların arttığı fakat melatonin uygulanan diyabetik sıçanlarda her iki davranışın da azaldığı görülmüştür. Çalışmamızda diyabetle PFC'de ve hipokampüste AGE düzeylerinin arttığı, S100B içeriğinin ise azaldığı görülmüştür. Diyabette melatonin uygulaması ile bu alanlardaki AGE düzeylerini azalttığı ve S100B seviyelerinin ise korunduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, diyabet ile ilgili davranış değişiklikleri melatonin ile engellenebilmiştir. Melatoninin antidepresan ve anksiyolitik etkilerini beyin dokularında AGE düzeylerini düşürerek ve S100B düzeylerini koruyarak oluşturduğu ilk kez çalışmamızda gösterildi.

AnksiyeteBelirti ve semptomlarDepresyon+5
Meryem Ergenç
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Deneysel hiperhomosisteinemi oluşturulmuş sıçanlarda nar (Punica granatum L.) çiçeğinin plazma ve beyin dokularında oksidan sistemler üzerindeki etkilerinin araştırılması

Hiperhomosisteinemi (hHcy), serbest radikal üretimi ve reaktif gliozis gibi beyin hasarı durumları için önemli bir risk faktörüdür. Punica granatum L. (Narçiçeği) ise güçlü bir antioksidan olarak bilinmektedir. Bu çalışmada, kronik hHcy oluşturulan ratlarda homosisteinin oksidan-antioksidan sistemler ve reaktif gliozis üzerindeki etkilerin araştırılması amaçlanmıştır. Ayrıca NÇ'nin hHcy ile indüklenmiş oksidatif strese karşı muhtemel koruyucu etkinliği belirlenmiştir.Çalışmada toplam 21 adet yetişkin Wistar cinsi erkek rat kullanılmıştır. Kontrol grubundaki hayvanlar (n=7) 6 hafta boyunca sadece normal rat yemiyle beslenmiştir. 2. gruba (n=7) 6 hafta boyunca normal beslenmelerine ilaveten içme sularına 1,5 g/kg/gün dozda L-metiyonin katılarak kronik hHcy oluşturulmuştur. 3. gruba ise (n=7) aynı yolla hHcy oluşturularak 500 mg/kg/gün dozda NÇ ekstresi, pellet halindeki standart yem içinde verilmiştir. Altı haftalık deney periyodunun sonunda tüm ratlar dekapite edilerek kan örnekleri ve beyin dokuları elde edilmiştir.hHcy grubunda lipid peroksidasyon göstergesi olan parametreler artarken, NÇ uygulanmasının bu parametreleri anlamlı şekilde düşürdüğü gözlenmiştir. hHcy'nin beyindeki reaktif gliozis göstergeleri olan glial fibriler asidik protein ile S100 proteini düzeylerini ve nöron spesifik enolaz aktivitesini artırdığı, NÇ'nin ise bu artışları önlediği belirlenmiştir.Sonuç olarak NÇ'nin beyin dokularında hHcy'nin yol açtığı lipid peroksidasyonu azalttığı, antioksidan aktiviteyi artırdığı ve reaktif gliozisi engellediği ortaya konmuştur. Bu sonuçlara dayanarak NÇ'nin rat beyin dokularında nöroprotektif etkilere sahip olduğu ifade edilebilir.Anahtar Kelimeler: Hiperhomosisteinemi, narçiçeği, oksidan-antioksidan sistemler, reaktif gliozis, rat.

AntioksidanlarGlükozHomosistein+4
Abdullah Yaşar
Fırat University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı hücre kültürlerinde gadolinyum ve gadolinyum şelatlarının hücre içi kalsiyum üzerine etkisinin araştırılması

Gadolinyum (Gd+3) canlılarda eser miktarlarda bulunan, metabolik rolü bilinmeyen ve kalsiyum kanallarını inhibe ettiği gösterilmiş nadir bir toprak metaldir. Organik ligand moleküllerinin Gd+3 etrafında bir kompleks oluşturduğu bir şelasyon süreci ile Gadolinyum'lu MR Kontrast Ajanları (GMRKA) oluşturulur. GMRKA'ların metabolik koşullarda gadolinyum iyonlarını serbestleyerek ayrıştığı hipotezi nedeniyle farklı sinir doku hücre kültürlerinde serbest gadolinyum ve GMRKA'ların hücre içi kalsiyumu üzerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı.Çalışmada sıçan dorsal kök gangliyon (DKG) ve trigeminal gangliyon (TG) hücreleri ile GT1 7 (ölümsüz GnRH nöronları) hücreleri kullanıldı. Hücre içi kalsiyum sinyalleri DKG ile TG hücrelerinde KCl+ ve GT1 7 hücrelerinde melatonin ile non spesifik depolarizasyonla hücreler uyarılmaya çalışıldı ve indüklenen kalsiyum sinyalleri üzerine gadolinyum ve GMRKA'ların etkileri incelendi. GMRKA'lar ve moleküler gadolinyum 0,1 mmol/kg ortam konsantrasyonu oluşturulacak şekilde aynı pH ve sıcaklık değerlerinde hazırlanılarak kalsiyuma duyarlı floresan boya Fura 2 AM ile boyanmış hücre kültürlerine uygulanarak değerlendirme yapıldı.Sıçan DKG ve TG nöron kültürlerinde hücre dışına uygulanan Gd+3 ve gadodiamid hücre içi bazal kalsiyum düzeylerinde Gd+3 daha fazla olmak üzere anlamlı azalma meydana getirirken meglumin gadoterat anlamlı bir etki göstermedi. Gd+3'nin etkisi geri dönüşümsüz iken gadodiamid ile geri dönüşüm tama yakın idi. GT1 7 hücre kültürlerinde Gd+3 ve gadodiamid DKG ve TG'lerdekine benzer etki gösterirken meglumin gadoterat da Gd+3 ve gadodiamid ile karşılaştırılamayacak derecede hafif formda olmakla birlikte gadodiamid benzeri etki göstermiştir.Sonuç olarak, bazı gadolinyum şelatlarının gadolinyumu fizyolojik şartlarda serbestleyip hücre içi kalsiyum düzeylerini değiştirerek dokulardaki muhtemel toksik etkilerinin oluşmasına sebep olabileceği kanısına varılmıştır.

GadolinyumGanglion-spinalKalsiyum+4
Murat Baykara
Fırat University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Fare kohlear çekirdekteki bazı nöronların elektrofizyolojik özellikleri ve bu nöronlardakiTRPM2 katyon kanalı üzerine çalışma

Kohlear çekirdek nöronları, farklı anatomik ve fiziksel özelliklere sahip nöronları olan, işitsel bilgileri çeşitli yönleriyle ayıklayarak üst merkezlere ileten birimdir. Bu çalışmada 16 günlük Balb C farelerin beyin kesitlerinden ventral kohlear çekirdeğinde bulunan bushy ve stellate nöronlarının aktif ve pasif zar özelliklerini belirlenmesi ve TRPM2 katyon kanalının elektrofizyolojik olarak karakterizasyonu amaçlanmıştır. TRPM2 transient reseptör potansiyel melastatin ailesine ait Ca+2 iyonuna geçirgen bir katyon kanalı olup, oksidatif stres ürünleriyle aktive olurlar.Stellate nöronu sürekli bir ateşleme desenine sahiptir, pasif zar özellikleri sırasıyla; membran potansiyeli -64,5 ± 3,37 mV, input direnci 231 ± 116 M?, zaman sabiti 6,17 ± 4,1 ms ve kapasitans 0,27 ± 0,14 µF/cm2 olarak bulunmuştur.Bushy nöronu tek bir ateşleme desenine sahiptir, pasif zar özellikleri sırasıyla; membran potansiyeli -63,6 ± 5,54 mV, input direnci 308 ± 185 M?, zaman sabiti 4,6 ± 3,3 ms ve kapasitans 0,17 ± 0,05 µF/cm2 olarak bulunmuştur.Stellate ve bushy nöronlarına TRPM2 katyon kanal agonisti olan hidrojen peroksit uygulaması sonrasında, bushy nöronunda 14 ± 2,06 mV hiperpolarize edici bir etki gözlenirken stellate nöronunda 21 ± 6,35 mV'luk hiperpolarize edici bir etki gözlenmiştir.Stellate ve bushy nöronlarına TRPM2 katyon kanal antagonisti olan katalaz uygulaması sonrasında, bushy nöronunda 4 ± 1,14 mV'luk depolarize edici bir etki, stellate nöronunda ise 9 ± 3,4 mV'luk depolarize edici bir etki gözlenmiştir.Sonuç olarak bu çalışmada kohlear çekirdekteki stellate ve bushy nöronlarının pasif ve aktif zar özellikleri belirlendi. Ancak kullanmış olduğumuz agonist ve antagonistler ile TRPM2 katyon kanalı elektrofizyolojik olarak karakterize edilememiştir.

Hidrojen peroksitKatalazKatyonlar+4
Ersen Eraslan
Fırat University · Institute of Health Sciences
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Apelinin sıçanlarda gebelik ve doğum sürecindeki muhtemel rolünün araştırılması

ÖZETApelin, endokrin ve metabolik işlevlerde önemli fizyolojik etkilere sahiptir. Bu çalışmada gebelik ve laktasyon dönemlerindeki sıçanlarda plazma apelin düzeyleri ve gebe sıçan miyometriyumunda apelinin kontraksiyonlar üzerindeki etkisi araştırılmıştır.Çalışmada kontrol (diöstrus dönemi), gebelin 12., 18. ve 28. günüyle laktasyonun 2. ve 10 günündeki sıçanlarda plazma apelin konsantrasyonları ELISA yöntemiyle belirlendi. Ayrıca, gebeliğin 21. günündeki sıçan uterusunda, apelinin 0.01, 0.1, 1 ve 10 M dozlarının izometrik kontraksiyonlar üzerindeki etkisi izole organ banyosu kullanılarak test edildi. Kalsiyumsuz ortamda ve protein kinaz C inhibitörüyle önmuamele edilmiş şartlarda apelinin uterus kontraksiyonlarını indükleyip indüklemediği araştırıldı.Plazma apelin düzeyleri diöstrusta ve gebeliğin 12., 18. ve 21. günlerinde sırasıyla 120.2±10.9 ng/ml,101.9±14.5 ng/ml, 151.1±31.7 ng/ml ve 235.8±46.5 ng/ml olarak belirlenirken, laktasyonun 2. ve 10. günlerinde 111.4±19.2 ng/ml ve 143.3±13.2 ng/ml olarak ölçüldü. 21 günlük gebe grubundaki apelin düzeyi anlamlı olarak yüksekti (p<0.05). 2 günlük laktasyon grubundaki apelin konsantrasyonu anlamlı derecede düşüktü (p<0.05). Miyometriyum deneylerinde ise apelinin kasılmaları indüklediği gözlendi. Kasılma frekansı 0.01 M, 1 M ve 10 M dozlarda istatiksel olarak anlamlı olarak yüksekti (p<0.01). Ayrıca 1 ve 10 M doz uygulamasında kontraksiyonların genliği istatiksel olarak anlamlı derecede arttı (sırasıyla, p<0.05 ve p<0.01). Kalsiyumsuz ortamda apelin uygulanması kasılmaları indükledi. Protein kinaz C inhibitörüyle önmuamele sonrası apelin uygulandığında herhangi bir kasılma gözlenmedi.Bu araştırmanın bulguları sıçanlarda apelin düzeyinin gebeliğin sonunda arttığını ve hormonun uterus kontraksiyonlarını indüklediğini göstermektedir. Bu etki hücre içi Ca+2 salıverilmesi aracılığıyla gerçekleşmektedir. Bu süreçte protein kinaz C yolağı rol oynamaktadır. Bu bulgular apelinin, sıçanlarda doğum sürecinin başlamasında rol oynayan endojen bir peptit olabileceğini göstermektedir.Anahtar Kelimeler: Apelin, Miyometriyum, Plazma apelin düzeyi, İn vitro kontraksiyon ve Sıçan

ApelinDoğumGebelik+3
Emine Kacar
Fırat University
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Karaciğer fibrozisli ratlarda kuersetinin homosistein düzeyi ve koroner damar hasarı üzerine etkisi

u çalışma, deneysel olarak karaciğer fibrozisi oluşturulan ratların plazma homosistein düzeyi ve koroner arterlerdeki yapısal değişimleri incelemek ve bu değişimler üzerine kuersetinin etkilerini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla 40 Spraque-Dawley rat 4 grup olarak ayrıldı: 1. Grup: (Kontrol grubu, n=10, zeytinyağı), 2. Grup: [Karbon Tetra Klorür (CCl4) grubu, n=10, 0.25 mg/kg CCl4], 3. Grup: [Kuersetin grubu (K), n=10, 150 mg/kg kuersetin], 4. Grup: [Karbon Tetra Klorür (CCl4)+Kuersetin (K) grubu, n=10]. Uygulamalar 10 hafta boyunca günlük olarak ratlara gavaj yoluyla yapıldı. Plazma malondialdehit (MDA) ve homosistein düzeyleri belirlendi, karaciğer ve koroner damarlardaki patolojik değişimler incelendi. Plazma MDA (P<0.05) ve homosistein (P<0.01) değerleri kontrol grubuyla karşılaştırıldığında 2. grup?da önemli derecede artmış, 3. ve 4. grup?da azalmıştır. Kontrol grubuyla karşılaştırıldığında, 2. grup ratların koroner damarlarında fibrinoid ve vakuoler dejenerasyon, perivasküler bağ doku artışı ve endotel hücrelerinde ayrılmalar tespit edildi. 4. grupta ise 2. gruba göre dejeneratif değişimler ve perivasküler bağ doku artışının daha hafif olduğu gözlendi. Sonuç olarak, CCl4 ün sebep olduğu MDA artışı karaciğerde hasara ve bu hasar da plazma homosistein düzeyinde artışa, koroner damarlarda patolojik lezyonlara neden olmuştur. Öte yandan CCl4+K uygulaması plazma homosistein ve MDA düzeyleri ile koroner arterlerdeki patolojik lezyonların derecesini azalttı. Anahtar Kelimeler: Aterosiklerozis, Homosistein, Kuersetin, Rat.

AterosklerozFibrozHomosistein+5
Rahime Çiftçi
Fırat University · Institute of Health Sciences
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sıçan ince barsak iskemi reperfüzyon modelinde agmatinin etkileri

İnce barsağın iskemi reperfüzyonunun (İ/R), barsakta mukozal ve yapısal bütünlüğü bozmasının yanı sıra barsak motilitesinde ve elektriksel aktivitesinde değişikliklere neden olduğu çeşitli çalışmalarda gösterilmiştir. Amacımız agmatinin intestinal İ/R hasarındaki etkilerini incelemektir. Çalışmamızda 32 adet yetişkin erkek Wistar-Albino sıçan rastgele 4 gruba ayrıldı. Bu gruplar 1) kontrol grubu; 2) İ/R grubu; 3) agmatin uygulanan kontrol grubu; 4) İ/R ve agmatin uygulanan gruptur. İnce barsaklarda iskemi superior mezenterik arterin (SMA) 30 dk. süreyle klemplenmesi ile oluşturuldu. Sonrasında 3 saat süreyle dokular reperfüze edildi. Agmatin 10 mg/kg dozunda reperfüzyon öncesi intraperitoneal uygulandı. Deney sonunda terminal ileum dokuları alınarak izole organ banyosunda karbakol ve potasyum klorüre (KCl) olan kontraksiyon yanıtları değerlendirildi. Ayrıca dokuda malondialdehid (MDA), indirgenmiş glutatyon (GSH) ve miyeloperoksidaz (MPO) düzeyleri ölçüldü ve histopatolojik değişiklikler incelendi. İmmünohistokimyasal olarak indüklenebilir nitrik oksit sentaz (iNOS) yapımı ve plazmada proinflamatuar sitokin (TNF?, IL-1 ?, IFN-?, MCP-1, GMCSF ve IL-4) düzeyleri belirlendi. İ/R grubunda kontraksiyon yanıtlarının kontrol grubuna göre azaldığı görülmüştür. Agmatin uygulaması azalan kontraksiyon yanıtlarını önemli ölçüde düzeltmiştir. İ/R grubunda MDA ve MPO seviyelerinin arttığı, GSH seviyesinin azaldığı, histolojik hasarın çok şiddetli olduğu görülmüştür. Agmatin MDA ve MPO seviyelerini azaltıp, GSH seviyesini ve histolojik hasarı düzeltmede etkili olmuştur. İ/R grubunda artan iNOS, IL-1? ve IFN-? düzeyi agmatinle azalmıştır. Çalışmamızda agmatin intestinal İ/R hasarında kontraktil yanıtları düzenleyerek, biyokimyasal parametreleri, histolojik hasarı ve sistemik inflamatuar yanıtı iyileştirerek koruyucu etki göstermiştir. Bu etkinin oksidatif stresi, proinflamatuar sitokin düzeylerini ve iNOS yapımını azaltma ile ortaya çıkardığı gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: intestinal kontraktilite; intestinal iskemi reperfüzyon hasarı; agmatin

AgmatineBağırsak-inceReperfüzyon+4
İnci Turan
Zonguldak Bülent Ecevit University
2013
00