Kırşehir Ahi Evran University
Discipline

Basic Islamic Sciences

Kırşehir Ahi Evran University

4,213

Archived Theses

33

DOIs Assigned

1%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Nahiv-tefsir ilişkisi bağlamında Mekkî b. Ebî Tâlib'in El-Hidâye Ilâ Bulûği'n-Nihâye adlı eserinin incelenmesi

Bu çalışmada, İslâm dininin temel kaynağı olan Kur'ân-ı Kerîm'in çeşitli sûre ve âyetleri, Mekkî b. Ebî Tâlib'in (ö. 437/1045) el-Hidâye adlı eserinde yer verdiği şekliyle dilsel açıdan ele alınmıştır. Müellifin âyetleri açıklarken İbn Mes'ûd (ö. 32/652-53), İbn Abbâs (ö. 68/687-88), Katâde b. Diâme (ö. 117/735) ve daha birçok sahabe, tabiin ve müfessirden aktarım yaptığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, sık sık nahiv ilminin kurallarına başvurduğu ve bu kuralları kendi görüş ve düşüncesine bir delil ve dayanak olarak yorumladığı görülmektedir. Kur'ân tefsirinde nahiv ilminin etkisi var mıdır? Varsa bu etkinin düzeyi nedir? Müellif, hangi âyet türlerinde daha çok nahiv ilminden yararlanmıştır? Müellif, nahiv bilginlerinden hangilerine yer vermiştir? Nahiv ilminin kuralları, âyetlerin anlamını değiştirmede ne derece etkilidir? Bu ve benzeri konular Mekkî b. Ebî Tâlib'in el-Hidâye adlı eseri özelinde irdelenmiştir. Bu bağlamda eserde nahiv-tefsir ilişkisini yansıtan çok sayıda örnek tespit edilmiştir. Örnekler kategorize edilerek ilgili bölüm ve başlıklar altında değerlendirilmeye tabi tutulmuştur. el-Hidâye ile birlikte, dokümantasyon yöntemi ile çok sayıda nahiv ve tefsir ilmine ait eser incelenmiştir. Bu eserlerdeki görüşler ile müellifin nahiv ilmi aracılığıyla ulaştığı anlamlar karşılaştırılmıştır. Mekkî b. Ebî Tâlib'in âyetler hakkındaki dilsel açıklamaları, genellikle klasik dönemin önde gelen dilcilerinin nahiv ilmine dair görüşleriyle uyumlu olduğu anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, Mekkî'nin nahiv ilmi aracılığıyla âyetlerden daha önceki müfessirlerin değinmediği anlamlara ulaştığı görülmektedir. Kur'ân âyetleri tefsir edilirken nahiv bilmenin gerekliliğine ve bu ilmin tefsir ilmine olan katkısının hangi düzeyde olduğunu göstermesi açısından çalışmanın önemli bir boşluğu dolduracağı düşünülmektedir.

Sefa Erkmen
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Abdulganî Karabâğî'nin Şerhu'l-muhtâr adlı kitabının edisyon kritiği değerlendirilmesi (Edisyon kritik)

Bu çalışma edisyon kritik yani tahkik diye isimlendirilen bir çeşit literatür değerlendirme çalışmasıdır. Araştırmamıza konu olan eser, Hanefî mezhebi alanında yazılmış, dört meşhur metinden birisi olarak kabul edilen el-Muhtâr isimli eserin şerhlerinden Şerhu'l-Muhtâr'dır. Osmanlı fakihlerinden Abdulganî Karabâğî Efendiye ait olan bu el yazma eserin edisyon kritiğini yaparak müellifin usülünü ve eserin muhtevasını değerlendirdik. Çalışmamız dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm giriş, araştırmanın amacı, kapsamı, yöntemi ve müellif Abdulganî Karabâğî'nin hayatı hakkındadır. İkinci bölümde eserin yazılış nedeni, ihtiva ettiği konular ve bu konuların işleniş tarzından bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde Karabâğî'nin fıkhî tercihleri, mezhep içi tercihleri bu tercihlerde kullandığı lafızlar ve diğer mezheplere yaptığı atıflar ele alınmıştır. Son bölüm olan dördüncü bölümde ise Şerhu'l-Muhtâr'ın eldeki mevcut nüshası ve tahkikte izlenen yol anlatılmıştır.

HanefilerKarabağiYazma eserler+3
Abdulkadir Kabdan
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Kelamda vesvese kavramı

Bu araştırmada; nefs, cin ve şeytânın, insanların kalbine şer ve hayırsız şeyleri telkin ‎etmesi, akla ve kalbe yararı olmayan düşünceler atması ‎manasına gelen vesvesenin, ‎itikadi alandaki etkileri ele alınmıştır. ‎Araştırmamızda nitel araştırma yöntemi ‎kullanılmış olup ilk olarak vesvese kavramının ‎tanımı yapılmış, sonrasında islami ilimler ‎noktasında vesvese konusuna temas edilmiştir. Daha sonra vesvese ile psikoloji ilminde ‎psikolojik bir rahatsızlık olan ve dini obsesyon kavramlarının benzer yönleri ele alınmış, ‎itikadi noktada kalbe gelen vesveselerin insanda günahkârlık ve suçluluk duygusuna ‎neden olduğu ve insanda yoğun bir kaygıya yol açtığı üzerinde durulmuştur. ‎ Çalışmamızda her ne kadar aksi görüş beyan eden âlimler olsa da islam ‎âlimlerinin ekserisinin ifade ettiği üzere şeytanlar, peygamberlere de vesvese girişiminde ‎bulunabilmektedir. Fakat Allah, peygamberlerin ismet sıfatı gereği şeytanların bu ‎vesveselerini boşa çıkarmış ve peygamberlerini günah işlemekten muhafaza etmiştir. ‎Çalışmamızda değindiğimiz bir diğer konu ise Allah'ın veli kulları olarak bilinen takvalı ‎ve ihlaslı kulların da şeytanların vesvesesine maruz kalabileceğidir. Bu noktada her ne ‎kadar bu salih kullara şeytanların etkisinin olamayacağı görüşünde olan âlimler olsa da ‎ekser ulema veli kullara da şeytanın vesvese verebilecği görüşündedirler. Onlar her ne ‎kadar peygamberler gibi ismet sıfatına haiz olmasalar da takvaları ve ihlasları sayesinde ‎şeytanların vesveselerinden daha az etkilenmişlerdir. ‎ Cenab-ı Hakk vesveselerin kaynağı olan şeytanları, insanların zarar görmesi için ‎değil; herşey zıddı ile bilinir kaidesince şerrin ve hayrın bilinmesi, samimi kulların tespit ‎edilmesi, gafletin dağıtılması, salih kuların Allah'a sığınması ve âlemin tefekkür edilmesi ‎gibi insanların yararına olacak pek çok hikmetlere binaen yaratmıştır. Bu vesveselere ‎uymak ya da uymamak iradesini de Allah insana vermiştir. Yani insan bu vesveselere tabi ‎olarak iradesini kötüye kullanıp günaha işleyebileceği gibi bu vesveseleri uygulamayıp ‎Allah'a tabi olarak sevap da işleyebilmektedir. Şeytanın bu noktada insana zorla günah ‎işlettirebilme gibi bir gücü ve kudreti yoktur. O, ancak kötülükleri vesvese suretinde ‎telkin edebilir. Bu telkinler uygulanmadığı ve hayata tatbik edilmediği sürece insana bir ‎zararı olmayacaktır. ‎ Şeytanın itikadi noktada pek çok vesveseleri olmakla birlikte bunların başında ‎Allah'a iman hususundaki vesveseleri gelmektedir. Şeytan; "Allah var mı yok mu?" , ‎‎"Allah'ı Kim Yarattı?" , "Allah'ı Neden Göremiyorum?" , "Allah Kaldıramayacağı Taş ‎Yaratabilir Mi?" gibi birtakım vesveseler ile insanın Allah'a olan inancını, ahiret'in ‎varlığı hususundaki vesveseler ile ise onun ahirete olan inancını sarsmak ister. Bu ‎vesveselerden korunmak için; öncelikle bu vesveselerin nefs ve şeytandan geldiği ‎bilinciyle Allah'a sığınılmalıdır. Kuran-ı Kerim tefekkür edilerek okunmalı, Allah'ı zikir ‎ile meşgul olunmalıdır. Tuzak bilinirse etkisiz kalır düsturuyla şeytanın tuzakları ve ‎telkinleri bilinmeli ve gelen vesveselerin tersi yapılmalıdır. Son olarak ise; gelen ‎vesveseler çok yoğun ve insanı aşırı derecede meşgul edecek durumda ise yani psiklojik ‎hasatalık seviyesine ulaşmış ise psikologlardan da destek alınmalıdır. ‎

Osman Gazi Bulut
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Safiye Erol'un hayatı, eserleri ve tasavvuf Anlayışı

Tezimizde Safiye Erol'un hayatı, eserleri, tasavvuf tarihine dair tespitleri, tasavvuf felsefesi hakkındaki değerlendirmeleri, tasavvuf edebiyatına dair yaklaşımları, tasavvuf büyüklerine dair analizleri, mürşidi Ken'an Rifâî hakkındaki tespitleri, seyru sülûk hayatına dair tespitleri, tasavvufî haller ve makamlara dair yaklaşımları ve irfanî tasavvuf anlayışına dair yaklaşımları kavramlar açısından ele alınıp incelenmiştir. Tezimiz daha önce yapılan tez çalışmaları, makaleleri, tebliğleri ve temel eserleri inceleyerek kaynak taraması, bilgi toplama, elde edilen bilgileri sınıflandırma, karşılaştırma, anlama, açıklama, yorumlama ve değerlendirme yapma yöntemleri kullanılarak tamamlanmıştır. İnsan faktörünün göz önünde bulundurulmasına dikkat edilecektir. İncelenen şahsın doğduğu ortam, çevre, şartlar, başından geçen olaylar tam bir tarafsızlık ilkesiyle ve tasviri bir metotla ortaya konulmuştur. Tez çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Tezin birinci bölümünde Safiye Erol'un hayatı ve eserleri, ikinci bölümde ise tasavvuf anlayışı kavramlar açısından ele alınmıştır.

TasavvufTasavvufi unsurlar
Hamide Doğan
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

İbnü'z-Zübeyr es-Sekafî ve Milâkü't-te'vîl adlı eseri

Endülüs'te yetişen âlimlerden İbnü'z-Zübeyr es-Sekafî, İslâmî ilimlerin birçok dalında temayüz etmiş, değerli eserler ortaya koymuş ve yetiştirdiği öğrencilerle İslâm dünyasının ilmî mirasına eşsiz katkılarda bulunmuştur. Onun tefsîr ilminin önemli konularından olan lafzî müteşâbih âyetlerin yorumlanması meselesindeki özgün yorumlarını içeren Milâkü't-te'vîl eseri, kendisinden sonraki âlimlere referans olmuştur. Bu çalışmada ilk önce İbnü'z-Zübeyr'in hayatı ve ilmî konumu ele alındıktan sonra Milâkü't-te'vîl eserinin temel özellikleri ayrıntılarıyla birlikte ortaya konulmuştur. Daha sonra Milâkü't-te'vîl eserinin konu edindiği lafzî müteşâbih âyetlere dair İbnü'z-Zübeyr'in ortaya koyduğu özgün yorumları sistematik ve tematik bir biçimde başlıklar halinde değerlendirilerek eserin yazıldığı alandaki diğer eserlerden farklılığı ortaya çıkarılmıştır. Çalışmamız vesilesiyle Milâkü't-te'vîl eseri özelinde lafzî müteşâbih âyetlerdeki farklılıkların üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir konu olduğuna vurgu yapılmıştır. Ayrıca söz konusu âyetlerin belirlenmesi ve yorumlanmasında öznelliğin önemli bir faktör olduğu ve ortaya çıkan yorumların ilgili âyetlerin bulunduğu bağlam çerçevesinde düşünülerek değerlendirilmesi gerektiği gerçeğine ulaşılmıştır.

Kur'an-ı KerimTefsir
Muhammet Ali Erdal
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Çağdaş İslam düşüncesinde kelâmın temel meseleleri

Son iki asır içinde ilim, inanç, insan hak ve özgürlüklerine yaklaşım tarzında değişiklikler ve gelişmeler meydana gelmiştir. Batı, medeniyet yolunda bilimsel çalışmaları ve teknolojik ilerlemeleri hızla artırırken, bu dönemde İslâm toplumları iç ve dış sorunlarla uğraşmak durumunda kalmış ve Batı medeniyetine karşı güçlü bir hamle gösterememiştir. Son iki asırda İslâm coğrafyası yoğun bir şekilde Batı'nın meydan okumalarına maruz kalmıştır. Batı düşüncesindeki bu değişim, klasik kelam ilminden tevarüs eden ve temelde Yunan felsefesinden etkilenmiş olan kavramsallaştırmayı, yöntemi ve muhtevayı etkilemiştir. Son dönemde İslam düşünürleri, ortaya koydukları fikir ve çabalarla, kelam ilmine yeni perspektif kazandırmışlardır. Onlar, ateist ve materyalist akımlara karşı İslâm'ı savunma çabasına girmişler, özellikle din karşıtı akımların saldırısına maruz kalan ve halkın pratik hayatta karşı karşıya kaldığı inanç problemleriyle ilgilenmişlerdir. Bu durum, kelâm ilminin çağdaş dönemde konu bakımından klasik döneme göre yenilenmesine sebep olmuştur. Bu çalışma kelâm ilminin klasik dönemde ve son iki asırda tartışılan konularını ortaya koymakta ve çağdaş İslâm düşünürlerinin güncel problemlere dair görüşlerini ele almaktadır. Anahtar kelimeler: Çağdaş İslâm Düşüncesi, Kelâm Konuları, İlâhiyat, Nübüvvet, Sem'iyyât

KelamModern İslam düşüncesiPeygamberlik+2
Cebrail Özer
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kur'an-ı Kerim'in İngilizce tercümelerine eleştirel bir yaklaşım (The Translation of the Meanings of the Noble Quran örneği)

Muhammed Takiyyüddin el-Hilâlî ve Muhammed Muhsin Khan tarafından "Translation of the Meanings of The Noble Quran in the English Language" isimli bir kitap yazılmıştır. Kur'an basımlarını gerçekleştiren Kral Fahd Külliyesi, bu kitabı H. 1325 - 1417 yılları arasında Kur'an metni ile birlikte ve Kur'an metni olmaksızın büyük ve küçük hacimlerde milyonları aşan sayılarda basmak suretiyle İngilizce konuşan dünyanın her bir yanına bedelsiz olarak dağıtımını gerçekleştirmiştir. Bu araştırmada, "Translation of the Meanings of The Noble Quran in the English Language" isimli kitap hakkında eleştirel bir değerlendirme yapılmıştır. Bu çalışmada Fatiha suresinden Tevbe suresine kadar on sure araştırmaya dâhil edilmiştir. Bu eserin, "İngilizce okurlar için Kur'an-ı Kerim'i anlamada değerli bir kaynak olarak görülüp görülmeyeceği", "bu eserin artı ve eksilerinin neler olduğu" vs. gibi konular irdelenerek, kitapla ilgili değerlendirmeler yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kur'an-ı Kerim, İngilizce Kur'an Tercümesi, Takiyyüddin el-Hilâlî, Muhammed Muhsin Khan.

Kur'an-ı KerimMuhammed Muhsin KhanTakiyyüddin el-Hilali+2
Mouna Alhaj Baker
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Mutezile düşüncesinde Rü'yetullah meselesi

İslam dünyasında siyasi anlaşmazlıkların ortaya çıkışı ile beraber İslami mezhepler gün yüzüne çıkmaya başlamıştır. Kur'ân ve sünnette geçen naslar hakkındaki farklı düşünceler ise çoğalmıştır. Bu farklı düşünceler inanç noktasına da girerek günden güne artmıştır. Bunun sonucunda ortaya çıkan şüphelere cevap verme konusunda Mu'tezile önemli bir rol üstlenmiştir. Esasen Mu'tezili düşünce Kur'ân ve sünnette geçen naslar hakkında şüpheye düşenlere cevap vermek ve şüphelerini izale etmek için akli delil getirme yöntemine ve nasları yorumlamaya dayanmaktadır.Mu'tezile Allah'ın varlığını ispatlamak için akli yolu kullanmış ve Allah'ın sıfatlarını reddetmiştir. Bunun sonucu olarak rü'yetullah meselesinin ilk sıralarda olduğu büyük anlaşmazlıklar ortaya çıkmıştır. Bunun ile beraber Mu'tezile, bu konularda kendilerinden farklı düşünen Ehl-i Sünnet, Şia ve sufilere farklı deliller sunmuştur. Mu'tezile kendi akli düşüncelerine dayanarak ahirette Allah'ın görülmesinin mümkün olmadığı görüşünü benimsemiştir. Bu konudaki Kur'ân ayetlerini yorumlamada akli yöntemi kullanmışlardır. Kaynaklarda geçen konu ile ilgili sahih hadisleri de inkar etmiş veya sahih olmadığını belirtmişlerdir. Ehl-i Sünnet ise, bu hadislerin sahih olduğunu söyleyip Mu'tezile'nin dayandığı delillerin zayıflığını göstermek için kendi akli ve nakli delillerini ortaya koymuştur. Mu'tezile'nin rü'yetullah konusunda ve diğer birçok mesele de kullandığı temel yöntem aklın naklin önüne geçirilmesidir. Onlar aklın nakilden üstün olduğunu savunmaktadırlar. Bundan dolayı onlar rü'yetullah meselesinde kendi akli delillerine dayanarak rü'yetullahın imkansız olduğunu ifade ederek buna karşı olan diğer görüşleri reddetmektedirler. Anahtar Kelimeler: Mu'tezile, Rü'yetullah, Ehl-i Sünnet.

Ehl-i sünnetKelamMutezile+2
Teyma Maaravi
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı Devleti XV. yüzyıl kelamcıları -İbn Kemâl, Taşköprülüzâde ve Birgivî örneği-

XVI. Yüzyıl Osmanlı Devleti'nin siyasî, askerî ve ekonomi alanında olduğu gibi ilim ve bilimde de zirvede olduğu dönemdir. Bu yüzyılda ilim ve bilim alanında birçok bilgin yetişmiş ve önemli eserler bırakmışlardır. Literatür taramamızda Osmanlı'nın yükseliş devrinde kelâm ilminde şerh ve haşiye çalışmalarının ağırlıkta olduğu görülse de özgün eserler de verilmiştir. Özellikle bu yüzyılda meşhur olan Şeyhülislâm İbn Kemâl, Taşköprülüzâde Ahmed Efendi ve İmam Birgivî gibi üç Türk kelâmcısı dikkatleri çekmektedir. İbn Kemâl devlet hizmetinde olması dolayısıyla o dönemde yoğun olan Şiî propagandasına karşı yazdığı risâleler ve verdiği fetvalarla halkın tereddütlerini gidermiş ve padişaha destek olarak ülkenin birliğini, dirliğini sağlamıştır. Taşköprülüzâde felsefe, kelâm ve tasavvufu şahsında birleştirerek eklektik bir âlim tipini temsil etmiştir. Birgivî ise daha çok halkla iç içe olarak verdiği dersler ve vaâzlarla halkı bilinçlendirmiş, bid'at ve hurafelerle mücadele etmiştir. Bu âlimlerin, bazı konularda farklı düşünceleri olsa da her üçünün de İslâm mezheplerinden Hanefî-Maturidî ekolünü benimsedikleri ve hem devlet kademeleri hem de halk nezdinde Sünnî İslâm anlayışının yerleşmesi için yoğun çaba harcadıkları görülmektedir. Sahip oldukları ahlâk ve aldıkları eğitim doğrultusunda hayatları boyunca devlete ve millete hizmet etmişlerdir. Anahtar Kelimeler: Osmanlı, Kelâm, İbn Kemâl, Taşköprülüzâde Ahmed, Birgivî

15. yüzyılBirgiviKelam+5
Şeyma İlbaylı
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

İslam Hukukunda vasiyet

Çalışmamızda, vasiyetin tanımı, çeşitleri ve geçerli bir vasiyet olması için, vasiyetin tarafları ve konusu olan mûsi, mûsa leh ve mûsa bihte olması gereken şartlar üzerinde ayrıntılı durulmuştur. Bunun yanında vasiyeti ifsat eden nedenler ve vasiyetten rücû şekillerine değinilerek, mer'i hukukun hükümlerine de atıflar yapılmıştır.

Vasiyetİslam Hukukuİslamiyet
Adem Albayrak
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

İslam Hukukunda liân ve hükümleri

Yapıldığı iddia edilen zina sebebiyle gerçekleşen liân, karısının zina ettiğini ve doğan ya da doğacak olan çocuğun zinadan olduğunu iddia eden bu duruma kendisinden başka şahidi olmayan kişinin, mahkeme huzurunda karısıyla yeminleşerek evliliğini sonlandırmasıdır. "İslâm Hukukunda Lian ve Hükümleri" adlı tezimiz üç bölüm ve sonuçtan meydana gelmektedir. Girişte evlilik birliğini sona erdiren durumlar kısaca anlatılmıştır. Birinci bölümünde liân'ın tanımı, fıkhî anlamı ve bu kelimeyle ilgili kavramlar verilmiştir. İkinci bölümde liân'ın hukukî dayanakları, sebebi ve liân'ın şartları incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise liân'ın hukuki sonuçları ve liân'ın hükmünü ortadan kaldıran durumlar açıklanmıştır. Bu çalışmadan elde ettiğimiz neticeler sonuç bölümünde ifade edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Talâk, Liân, Nesebin Reddi

BoşanmaLianTalak+2
Şule Aka
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

İbn Ebî Zemenîn ve "Tefsîru'l-Kur'âni'l-'Azîz" adlı eserinin filolojik açıdan incelenmesi

Ebû Abdillâh Muḥammed b. Abdillâh İbn Ebî Zemenîn, 324/935 yılının Muharrem ayında İlbîre'de doğdu. İlk tahsilini babasından ve İlbîre (Elvira) ulemâsından aldıktan sonra Beccâne (Pechina) ve Kurtuba'daki ulemânın yanında eğitimine devam etmiştir. Endülüs'ün altın çağı sayılan h. IV. asırda yaşayan müfessir, ilim tahsili için doğuya giden diğer âlimler gibi bir seyahat düzenlememiş, daha çok bulunduğu coğrafyanın önde gelen âlimlerinden ders almış ve kendisi de birçok talebe yetiştirmiştir. Çeşitli ilim dallarında söz sahibi olan İbn Ebî Zemenîn tefsir, fıkıh, hadis, tasavvuf, edebiyat ve tarih gibi birçok alanda eserler telif etmiştir. Müellif 399/1008 yılının Rebiyülâhir ayında İlbîre'de vefat etmiştir. İbn Ebî Zemenîn'in Tefsîru'l-Ḳur'âni'l-'Azîz adlı eseri, Yaḥyâ b. Sellâm (ö. 200/815)'ın tefsirinin bir muhtasarı niteliğindedir. Yaḥyâ b. Sellâm'ın söz konusu eseri, tefsirin müstakil bir ilim olarak tedvin edilmeye başlandığı h. II. asırda yazılmış olması bakımından büyük bir öneme sahiptir. Bu eser, bir bütün halinde günümüze ulaşmamış olsa da kendisinden yapılan alıntılar ve hakkında yazılan muhtasarlar sayesinde büyük oranda bu eserin initkali sağlanabilmiştir. Söz konusu muhtasarlardan birisi de İbn Ebî Zemenîn'in Tefsîru'l-Ḳur'âni'l-'Azîz adlı eseridir. Müfessir, Yaḥyâ b. Sellâm'ın tefsirini ihtisar ederek bu eserin günümüze ulaşmasını sağladığı gibi birçok âyette yaptığı filolojik tahlillerle ona adeta yeni bir boyut kazandırmıştır. Nitekim İbn Ebî Zemenîn, tefsirinde birçok yerde âyetlerin kıraat ve i'râb şekillerine değinmiş ve bu vecihlerle oluşan anlam farklılıklarını izah etmiştir. Müellif bir ihtisar yöntemi olarak birçok konuda kısa bir ifade kullanmaya ve konuyla ilgili tartışmalara girmeyip sadece tercihe şayan bulduğu görüşü/görüşleri zikretmeye özen göstermiştir. Filolojik konularda hiçbir ekole taassup derecesinde bağlı olmadığı anlaşılan İbn Ebî Zemenîn, en fazla Basra dil ekolünün görüşlerini tercih etmiştir. Bu durum İbn Ebî Zemenîn'in esas aldığı prensiplerin Basra ekolünün prensipleriyle örtüşmesinden kaynaklanmaktadır. Bununla birlikte sağlam bir delille ortaya konması halinde Kûfe ve Bağdat dil ekollerinin görüşlerini de tercih ettiği olmuştur. Tefsirinde semâ'a büyük önem veren müellif, filolojik konularda Kur'ân, hadis, kıraat, lehçeler ve Arap kelâmıyla istişhâd etmiştir. Bunun yanında hadisle istişhâdı genellikle kelimelerin lügavî anlamlarını delillendirirken kullanmış, belâğat ilmine ise çok az yer vermiştir. İbn Ebî Zemenîn'in bu tür ilave ve katkıları sayesinde eser, kendisine nisbet edilerek Tefsîru İbn Ebî Zemenîn şeklinde isimlendirilmiş veya "Yaḥyâ b. Sellâm'ın tefsirinin şerhi" şeklinde nitelendirilmiştir. Bu çalışmamız, İbn Ebî Zemenîn'in ilmî ve edebî kimliğini tanıtmak ve Tefsîru'l-Ḳur'âni'l-'Azîz adlı eserinin önemini, ihtiva ettiği filolojik mülahazalar çerçevesinde inceleyerek ortaya koymayı hedeflemiştir. Bu bağlamda hem İbn Ebî Zemenîn'in dilciliği incelenmiş, hem de tefsir ilmî için dil bilimlerinin önemine dikkat çekilmiş olacaktır.

ArapçaDilbilgisiDilbilim+5
Emin Cengiz
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Mâverdî ve İbnu'l-Cevzî'nin tefsir yaklaşımlarının mukayesesi

"Mâverdî ve İbnu'l-Cevzî'nin Tefsir Yaklaşımlarının Mukayesesi" adlı bu çalışmamızda en-Nuket ve'l-'Uyûn ile Zâdu'l-Mesîr eserleri örnekliğinde iki müfessirin tefsir yaklaşımlarını, tefsir yöntemi ve Kur'ân ilimleri açısından karşılaştırdık. Hicrî 4-6. asırlar arasında rivayet metodu ile yazılan tefsirlerin tarihsel süreci ve gelişimini yansıtma açısından önemi hâiz olan bu çalışma, aynı zamanda Hanbelî tefsir tarihine ışık tumakta ve söz konusu iki müfessir hakkında önceden yapılmış araştırmalarla elde edilen sonuçların tenkidini amaçlamaktadır. Bu çalışma giriş ve 2 bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde müfessirlerin hayatlarını, şeyhlerini, öğrencilerini ve eserlerini anlattık; ayrıca içinde yaşadıkları zaman diliminin siyâsî, sosyal ve ekonomik yönlerini, eserlerindeki genel yöntemlerini ve yararlandıkları kaynakları mukayeseli bir şekilde açıkladık. Birinci bölümde rivayet ve dirayete dayalı tefsir yöntemleri açısından iki eseri karşılaştırdık. Bu bağlamda Kur'ân'ı Kur'ân, Sünnet ve selefin sözleri ile tefsir etmeleri, ayetlerin tefsirinde esbâb-ı nüzûl, kıraatler ve isrâîliyyâttan yararlamaları ile fıkıh ve akîde alanlarındaki görüşleri açısından onları karşılaştırdık. Ayrıca dil bilgisi konularında nasıl bir yöntem izlediklerine ve hangi şekillerde kendi görüşlerini belirttiklerinden söz ettik. İkinci bölümde ise Muhkem-Müteşâbih, Nesh, İ'câzu'l-Kur'ân, Mekkî-Medenî vs. gibi bazı Kur'ân ilimleri açısından iki tefsiri karşılaştırdık. Sonuç bölümünde de bu çalışmamızın sonunda ulaştığımız sonuçlara yer verdik.

Ebu'l-Ferec İbnü'l-CevziKur'an-ı KerimMaverdi+2
Murat Oral
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Birgivi Mehmed Efendi'nin İslam mezheplerine bakışı

Birgivî Mehmed Efendi, XVI. yüzyılda yaşamış bir Osmanlı Türk âlimidir. Bu çalışma "Birgivî Mehmed Efendi'nin İslam Mezheplerine Bakışı" hakkındadır. Çalışmamız giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde, çalışmamızda kullanmış olduğumuz yöntem ve kaynaklar hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde, Birgivî'nin yaşadığı dönem, hayatı, doğumu, hocaları, talebeleri ve eserleri hakkında bilgi verilmektedir. İkinci bölüm, Birgivî'nin mezhep tanımı, mezhepleri tasnif metodu, Ehl-i Sünnet tanımı ve Ehl-i Sünnet ve'l- Cemaat hakkındaki görüşlerini içermektedir. Üçüncü bölüm ise, Birgivî'nin bid'at fırkaları tasnifi ve bu fırkaların temel görüşleri incelenmektedir. Sonuç kısmında ise genel bir değerlendirme yapılmaktadır.

16. yüzyılBirgiviKur'an-ı Kerim+2
Bedrettin Dıvrak
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Müstakimzâde Süleyman Sâdeddin Efendi'nin hayatı ve bazı kelâmî konulara dâir görüşleri

18.yüzyılda yaşamış Osmanlı âlimlerinden Müstakimzâde Süleyman Sâdeddin Efendi (ö.1788) birçok alanda müstakil eserler kaleme aldığı gibi şerhler de yapmıştır. Tercüme-i Fıkhü'l-Ekber ile Hz. Ali Divanı Tercümesi ve Şerhi onun yaptığı birçok tercüme ve şerhlerden iki tanesidir. Müstakimzâde Efendi ismi geçen tercüme ve şerhlerinde zaman zaman kendi görüşlerini de dile getirip kelâmî konularda önemli bilgiler kaydetmiştir. Biz tezimizde bu iki eseri inceleyerek Müstakimzâde Efendi'nin kelâmî görüşlerini ortaya koymaya çalıktık. Bize göre Ehl-i sünnet taraftarı olarak bilinen Müstakimzâde Efendi'nin kelâmî görüşlerini tespit etmek, yaşadığı dönemin dini anlayışını ortaya koyma bakımından önemlidir. Ayrıca mezkûr eserlerden başka müellifin ulaşabildiğimiz diğer eserlerine de müracaat etmeyi ihmal etmedik. Tezimizin birinci bölümünde Müstakimzâde Süleyman Sâdeddin Efendi'nin hayatı, eserleri ve yaşadığı dönemin özellikleri üzerinde durduk. Tezimizin ikinci bölümünde ise Müstakimzâde Efendi'nin de değinmiş olduğu kelâm ilminin ana konuları olan, Amel-İman ilişkisi, Büyük Günah İşleyenin Durumu, Kaza- Kader vb. konuları ele aldık. Birinci ve ikinci bölümlerde ulaştığımız neticeyi sonuç bölümünde kaydettik.

18. yüzyılBiyografiFıkh-ı Ekber+5
Süheyla Özer
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Hadis fihrist ilmi ve Ahmed B. Tâhâzâde'nin Buhârî fihristi'nin tenkitli neşri ve tahkiki

Bu çalışmada, Osmanlı'nın son dönemlerinde, bir Osmanlı şehri olup kültürel ve ilmi açıdan çok hareketli bir yer olan Halep'te yaşamış Ahmed b. Tâhâzâde'nin tam künyesi ile el-Kâdî Ahmed b. Tâhâ b. Mustafa b. Tâhâzâde el-Hüseynî'nin(ö.1187/1773) İmam Buhârî'nin meşhur eseri Sâhîhi'l Buhârî'si üzerine yapmış olduğu "Fihristi'l Kutub ve'l Ebvâb mine'l Buhâriyyi'ş-Şerîf" adlı eserinin tenkidli neşri ve tahkiki yapılmıştır. Ahmed b. Tâhâzâde'nin söz konusu bu çalışması Sâhîhi'l Buhârî'de geçen kitap ve bâb başlıklarını müstakil bir fihrist şeklinde ele almakta ve eserin genel yapısını ayrıntılı bir şekilde sunmaktadır. Tezimiz Hadis Fihristi ilminin tanıtımının yapıldığı birinci bölümün yanında dirâse ve tahkik kısımları olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde fihrist kelimesinin kökeni, anlamı ve bu kavramın tarihsel süreçte geçirdiği evrelerin yanı sıra Hadis kitapları ile ilgili yapılan fihrist çeşitleri, matbaanın yaygınlaştığı modern dönemde fihrist çalışmaları ve bu çalışmalara öncülük etmiş olan ilim adamları ve nihayet teknoloji çağında fihristin ulaştığı noktaya dair bilgiler verilmiştir. Dirase kısmında, Ahmed b. Tâhâzâde'nin hayatı, hocaları, ilmi çabaları ile ilgili bilgiler verilmiş ayrıca tahkik konusu olan eserin tanıtımı yapılarak telif yeri, tarihi ve yazma eser kütüphanelerinde bulunun nüshalara dair bilgiler verilmiştir. Üçüncü ve tezimizin esasını teşkil eden bölümde ise, söz konusu eserin yazma nüshalarından seçtiğimiz nüshalar karşılaştırılarak tenkitli tahkiki yapılmıştır. Bu çalışmada metnin şekilsel özellikleri muhafaza edilmiş, bazı noktalama işaretleri eklenmiş ve bazı yerlerde metinde olmayan açıklayıcı eklemeler yapılmıştır. Ayrıca nüsha farklılıklarına dipnotlarda işaret edilmiştir.

Ahmed b. TahazadeBuhariHadis+3
Ahmad Samıh Chahrour
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kadızâde Mehmed Tâhir Efendi ve "Risâle-i Nûriye" adlı eseri

Şeyhülislam Kadızâde Mehmed Tâhir Efendi (1747-1838) Tokat'ta dünyaya gelmiştir. Babası kadı Ömer Efendi'dir. İlk eğitimini babasından almıştır. Babası adındanda anlaşılacağı üzere kadı olarak Osmanlı İmparatorluğunda görev yapmıştır. Daha sonra İstanbul'a giderek devrin tanınmış âlimlerinden ders görmüştür. Mehmed Tâhir Efendi 1196/1782 yılında girmiş olduğu ruûs imtihanını kazanarak müderris olmuştur. Bu görevden sonra kadılığa terfi etmiş olup Anadolu ve Rumeli'nin birçok ilinde kadı olarak görev yapmıştır. Sırasıyla; Osman Paşazâde İzzet Bey'in Teşrîfatçılık memurluğunda bulundu ardından Yenişehr-i Fenâr Kadılığına getirildi. Mekke pâyeliğini elde etti. 1818 yılında İstanbul kadılığına getirildi. 1824 senesinde Anadolu kazaskeri oldu. 1824 yılında Mekkîzâde Âsım Efendi'den sonra Şeyhülislam olarak göreve getirildi. Padişah II. Mahmut zamanında Şeyhülislam olarak görev yapmıştır. İki buçuk yıl bu görevi sürdürmüştür. En büyük hizmeti devlete karşı isyan eden yeniçeriler hakkında vermiş olduğu fetvasıdır. Devletin yanında mânevi olarak durarak padişahın teveccühünü kazanmıştır. Yaşlılığından dolayı görevinden ayrılmıştır. Bu ayrılıştan sonra Şeyhülislam, Risâle-i Nûriye adlı eseri yazmıştır. Tasavvufa dair kırk bir konudan bahseden bu eseri biz tez çalışmamız olarak ele alıp üzerinde çalıştık. Tez çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Kadızâde'nin hayatını, eserlerini, ikinci bölümde kısaca tasavvufun tanımını, amacını, gayesini ve tasavvufi görüşünü ele aldık. Anahtar Kelimeler: Tasavvuf, Şeyhülislam, Tarîkat, Kâdirîlik, Kadızâde Mehmed Tâhir. Şeyhülislam Kadızâde Mehmed Tâhir Efendi (1747-1838) Tokat'ta dünyaya gelmiştir. Babası kadı Ömer Efendi'dir. İlk eğitimini babasından almıştır. Babası adındanda anlaşılacağı üzere kadı olarak Osmanlı İmparatorluğunda görev yapmıştır. Daha sonra İstanbul'a giderek devrin tanınmış âlimlerinden ders görmüştür. Mehmed Tâhir Efendi 1196/1782 yılında girmiş olduğu ruûs imtihanını kazanarak müderris olmuştur. Bu görevden sonra kadılığa terfi etmiş olup Anadolu ve Rumeli'nin birçok ilinde kadı olarak görev yapmıştır. Sırasıyla; Osman Paşazâde İzzet Bey'in Teşrîfatçılık memurluğunda bulundu ardından Yenişehr-i Fenâr Kadılığına getirildi. Mekke pâyeliğini elde etti. 1818 yılında İstanbul kadılığına getirildi. 1824 senesinde Anadolu kazaskeri oldu. 1824 yılında Mekkîzâde Âsım Efendi'den sonra Şeyhülislam olarak göreve getirildi. Padişah II. Mahmut zamanında Şeyhülislam olarak görev yapmıştır. İki buçuk yıl bu görevi sürdürmüştür. En büyük hizmeti devlete karşı isyan eden yeniçeriler hakkında vermiş olduğu fetvasıdır. Devletin yanında mânevi olarak durarak padişahın teveccühünü kazanmıştır. Yaşlılığından dolayı görevinden ayrılmıştır. Bu ayrılıştan sonra Şeyhülislam, Risâle-i Nûriye adlı eseri yazmıştır. Tasavvufa dair kırk bir konudan bahseden bu eseri biz tez çalışmamız olarak ele alıp üzerinde çalıştık. Tez çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Kadızâde'nin hayatını, eserlerini, ikinci bölümde kısaca tasavvufun tanımını, amacını, gayesini ve tasavvufi görüşünü ele aldık. Anahtar Kelimeler: Tasavvuf, Şeyhülislam, Tarîkat, Kâdirîlik, Kadızâde Mehmed Tâhir. Şeyhülislam Kadızâde Mehmed Tâhir Efendi (1747-1838) Tokat'ta dünyaya gelmiştir. Babası kadı Ömer Efendi'dir. İlk eğitimini babasından almıştır. Babası adındanda anlaşılacağı üzere kadı olarak Osmanlı İmparatorluğunda görev yapmıştır. Daha sonra İstanbul'a giderek devrin tanınmış âlimlerinden ders görmüştür. Mehmed Tâhir Efendi 1196/1782 yılında girmiş olduğu ruûs imtihanını kazanarak müderris olmuştur. Bu görevden sonra kadılığa terfi etmiş olup Anadolu ve Rumeli'nin birçok ilinde kadı olarak görev yapmıştır. Sırasıyla; Osman Paşazâde İzzet Bey'in Teşrîfatçılık memurluğunda bulundu ardından Yenişehr-i Fenâr Kadılığına getirildi. Mekke pâyeliğini elde etti. 1818 yılında İstanbul kadılığına getirildi. 1824 senesinde Anadolu kazaskeri oldu. 1824 yılında Mekkîzâde Âsım Efendi'den sonra Şeyhülislam olarak göreve getirildi. Padişah II. Mahmut zamanında Şeyhülislam olarak görev yapmıştır. İki buçuk yıl bu görevi sürdürmüştür. En büyük hizmeti devlete karşı isyan eden yeniçeriler hakkında vermiş olduğu fetvasıdır. Devletin yanında mânevi olarak durarak padişahın teveccühünü kazanmıştır. Yaşlılığından dolayı görevinden ayrılmıştır. Bu ayrılıştan sonra Şeyhülislam, Risâle-i Nûriye adlı eseri yazmıştır. Tasavvufa dair kırk bir konudan bahseden bu eseri biz tez çalışmamız olarak ele alıp üzerinde çalıştık. Tez çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Kadızâde'nin hayatını, eserlerini, ikinci bölümde kısaca tasavvufun tanımını, amacını, gayesini ve tasavvufi görüşünü ele aldık.

KadiriKadızade Mehmed Tahir EfendiRisale-i Nuriyye+2
Mustafa Karaca
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye'nin küllî kaidelerinin (Kavâid-i fıkhiyye) hadis literatüründeki kaynakları

Bu çalışmada, Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye'nin küllî kâidelerinin (kavâid-i fıkhiyye) hadis literatüründeki kaynakları incelenmektedir. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, kavâid-i fıkhiyye kavramı ele alınıp anlamı belirlenmeye ve ayrıca kavramın oluşum süreci incelenmeye çalışılmıştır. Daha sonra sünnetin ne anlama geldiği ve İslâm dininin ikinci kaynağı olarak değeri üzerinde durulmuş ve sünnet ile fıkıh arasındaki ilişki ele alınmıştır. Yine Osmanlı Devleti'nin Mecelle öncesindeki hukukî yapısı ve bu devletin ilk medenî kanun metni olarak Mecelle'nin nitelikleri üzerinde de durulmuş ve Mecelle'nin tedvin çalışmalarına katkı sunmuş olan âlimler hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde, Mecelle'nin küllî kâideleri konularına göre kendi içinde bir tasnife tabi tutulmuş ve neticede doksan dokuz küllî kâidenin tamamının yirmi iki temel konu başlığı altında sıralanabileceği görülmüştür. Daha sonra küllî kâideler, derlenmiş oldukları fıkıh kaynakları açısından araştırılmış ve bulundukları yerler belirlenmiştir. Ayrıca belli başlı bazı şerhlerden istifade edilerek bu kâidelerin anlamları da tespit edilmiştir. Son olarak da başta Kütüb-i Sitte olmak üzere Câmi', Sünen, Müsned ve Musannef türündeki temel hadis kaynakları esas alınarak küllî kaidelerin hadis literatüründeki temelleri belirlenmeye çalışılmıştır.

HadisKur'an-ı KerimMecelle+3
Serkan Çelikan
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Mutezileye göre ihbat ve tekfir

Müminin, ecir ve mükafatını yok eden ve onun yerine günah ve cezayı gerektiren amellerini öğrenmesinin önemi aşikardır. Fakat bu amellere ve hükümlerine kolayca ulaşılabilen, müstakil ve detaylı bir şekilde bu konunun her meselesini ele alan güncel kitaplar ya yoktur ya da yeterli seviyeye ulaşmamıştır. Bundan ötürü bu konuyu ele almaya karar verdik. Araştırmamızı üç bölümde inceledik. Birinci bölümde Mutezile'yi, tarihini ve beş temel esasını ele aldık ve araştırmamızda sıklıkla kullandığımız terimleri açıkladık. İkinci bölümde "ihbât" kavramını, Mutezile'nin ihbat hakkındaki üç görüşünü, "tekfir" kavramını, onun tövbe ile münasebetini, Mutezile'ye göre şefaati -ki bu müminin cennetteki derecesini yükseltmek içindir. Tövbeyi, pişmanlık ve kararlılık olan mahiyetini, tövbenin gerekliliğini, istihkak kavramını ve onunla ilişkili olan insanın ameline karşılık ya övgü veya mükafatı ya da kınama veya cezalandırılmayı hak etmesine dair konuları ele aldık. Üçüncü bölümde ise Ehl-i Sünnet alimlerinin bu konudaki düşüncelerini inceledik. Nitekim Onlar itaatin isyanla, mükafatın cezayla silinmesinin ancak küfür ile mümkün olacağını, Allah'ın va'dini yerine gitereceğini, tehdidini ise yerine getirmeyebileceğini, zira Allah'ın cezayı düşürmeye ve isyankarı kınamamaya hakkı olduğunu, büyük günah işleyenin mümin olup ebedî cehennem'de kalmayacağını ve Allah'ın fazlıyla büyük günahından dolayı onun cezaya çarptırılmayabileceğini, kıyamet günü kendisinin şefaate nail olduğunu söylemektedirler. Sonuç kısmında ise bu sözler arasında karşılaştırmalar yaparak kendi tercih ve görüşümüzü ortaya koyduk. Anahtar Kelimeler: İhbat, tekfir, sevap, günah, Mutezile, Ehl-i Sünnet.

Ehl-i sünnetHüsranMutezile+2
M.ghıyath Nasıf
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Müzenî'nin İmam Şâfiî'ye aykırı görüşleri ve mezhepteki yeri

Şâfiî mezhebinin oluşmasında ve sistematik yapıya kavuşmasında ilk öğrencilerin etkisi ve katkısı inkâr edilemez. Bu anlamda Irak'ta Zaferânî, Mısır'da ise Büveytî, Müzenî ve Rebi' b. Süleyman el-Murâdî'yi sayabiliriz. Bu öğrenciler içerisinde Müzenî, önceleri kelâmî konularla ilgilenirken İmâm Şâfiî'nin Mısır'a gelmesiyle fıkhî konulara yönelmiştir. Dört yıl gibi kısa bir süre İmâm Şâfiî'ye öğrencilik yapmıştır. Münazara ehli ve delil sunma becerisinin güçlü olması gibi özellikleri ile İmam Şâfiî'nin beğenisini kazanmış ve İmam Şâfiî tarafından mezhebin yardımcısı olarak görülmüştür. İmam Şâfiî'nin vefatından sonra birçok eser yazmış ancak "Muhtasarü'l-Müzenî" eseriyle mezhepte şöhret bulmuştur. Muhtasarü'l-Müzenî, Şafiî mezhebinin temel kaynakları arasında yer alır. İmam Şâfiî'nin el-Ümm kitabının ihtisar halini çağrıştırsa bile konu tertibinin farklı olması ve Şâfiî'nin el-Ümm'de bulunmayan görüşlerine ve kendi yorumlarına yer vermesi bakımından orijinal bir eser olarak karşımıza çıkmaktadır. Müzenî, kitabının başında "Bu kitabı Şâfiî'nin ilminden ve görüşlerinden ihtisâr ettim/özetledim." demektedir. Bu da Muhtasar olarak isimlendirilmesinde temel etken olmuştur. Yıllarca ders kitabı olarak okutulmuş, sistematik yapısı ile kendisinden sonraki eserlere örneklik teşkil etmiş, üzerine birçok şerh ve haşiyeler yapılmıştır. Müzenî, Muhtasar'da ele aldığı her konuda ilk önce İmâm Şâfiî'nin görüşlerine yer vermiş, arkasından bu görüşleri yorumlamak suretiyle İmâm Şâfiî'nin ne kastettiğini ortaya koymaya çalışmıştır. Yaptığı yorumlarda kendi görüşlerine de yer vermiştir. Bu görüşleri mezhep görüşü olarak kabul edilmese bile değer görmüş ve birçok fıkhî eserde yer edinmiştir.

Kur'an-ı KerimMezheplerMüzeni+4
Mehmet Ali Sezer
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Kur'an'ın tarihi ve korunmuşluğu Bâkıllânî'nin el-İntisâr li'l-Kur'ân örneği

Bâkıllânî'nin "el-İntisâr li'l-Kur'ân" isimli eserinde "Kur'an'ın Tarihi ve Korunmuşluğu" konusunu ele aldığımız bu tezimizin giriş kısmında; böyle bir çalışmaya neden ihtiyaç duyulduğu anlatılmaya çalışılmış, ardından çalışmanın kapsamı, yöntemi ve kaynaklar hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde öncelikle; Bâkıllânî'nin hayatıyla ilgili bilgilere yer verilmiş, ayrıca el-İntisâr li'l-Kur'an' isimli eserin bilgi muhtevasından hareketle Kur'an tarihi hakkında genel bilgiler sunulmuştur. Vahiy kavramı, Kur'an'ın yazılması, toplanması, çoğaltılması, ilk ve son inen âyetler, sûrelerin tertîbi, yedi harf meselesi gibi Kur'an tarihiyle alakalı ana konular da bu bölümde incelenmiştir. İkinci bölümde; tezimizin asıl konusunu oluşturan "Kur'an'ın Korunmuşluğu ve Tahrif konusu" üzerinde durulmuştur. Özellikle Kur'an'da tahrif iddiası ile bu konuda Ehl-i Sünnet ve İmamiye Şiası arasındaki tartışmalar ele alınmıştır. Sonuç bölümünde ise çalışmada ulaştığımız görüş ve düşünceler belirtilmiştir. Bu konular ele alınırken klasik Ulûmu'l-Kur'an literatüründe ki bilgi, görüş ve değerlendirmelerden, Mütekaddimîn ve Muteahhirîn döneme ait eserlerden, çeşitli lügatlerden, günümüzdeki bilim adamlarının eser ve makalelerinden yararlanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kur'an, Tefsir, Levh-i Mahfuz, Ummu'l-Kitab, Vahiy, Mevsûkiyet, Ehl-i Sünnet, Şia, Tahrif.

BakıllaniKur'an-ı KerimLevh-i Mahfuz+2
Şaban Kondi
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Hâricîler'de Kur'an yorumu problemi ve eleştirel yaklaşımlar

Hâricîler'in Kur'an metnini yorumlama konusunda sağlam değişmez bir yöntemleri bulunmamaktadır. Onların her ayeti yorumlamada hareket noktaları bağlı oldukları mezhebin görüşlerine sıkı sıkıya bağlılıktır. Ayrıca onlar Kur'an metninde kastedilen anlamdan çok metnin zahirine odaklanmakta veya kendi fikirlerine uygun manayı kullanmaktadırlar. Hatta kendi inançlarının doğruluğunu göstermek için ayetleri ilgili olduğu konu dışında kullanmakta bir beis görmemektedirler. Hâricîler'in görüşlerindeki aşırılıklar Kur'an yorumlarına da yansımaktadır. Onlar Ehl-i sünnet'in Kur'an tefsirinde kullandığı kural ve kaidelerin çoğuna aykırı davranmaktadırlar. Böylece kendilerine ait bir yöntem ortaya çıkarmışlarıdır. Bu yöntemde bazen Kur'an'ı Kur'an ile tefsir ederlerken, başka bir zaman da Kur'an ayetlerini bağlamından koparırlar, bazen ise sünnetten gelen rivayeti öncelerler veya reddederler. Hâricîler'in Kur'an lafızlarında kastedilen mana ile alakalı kabul ettikleri görüşlerde, mezheplerindeki aşırılık özelliği ağır basmaktadır. Herhangi bir delile dayanmaksızın mücmel lafzı açıklarlar, yorumlamaya ihtiyaç duyulmayan müfesser bir lafzı yorumlarlar, mutlak bir lafzın manasını kendi esaslarına uygun olacak şekilde sınırlarlar, hüküm ve sebep bir olduğunda mutlak lafız mukayyet lafza hamledilir ilkesine aykırı hareket ederler, bazı meseleler için hususî olarak söylenilmiş ayetleri umumileştirirler, mütevatir kıraatlerde söylenenlerin çoğunu tefsirde görmezden gelirler ve Kur'an metninde geçen Arap dilinin belagat üsluplarını doğru anlamaktan uzaklaşırlar. Bütün bunlar mezheplerinin bariz özellikleridir. Anahtar Kelimeler: Hâricîler, Kur'an yorumu.

HaricilerKur'an-ı KerimMezhepler+2
Husaın Spahı
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı Hukuk-i Aile kararnamesinin fıkhi mezhepler bağlamında değerlendirilmesi

İslam hukuku toplumsal yapının temeli olan aileye ve aile ile ilgili düzenlemelere önem vermiştir. Çünkü aile sosyal ve ahlaki bir kurum niteliğindedir. Bu önemine binaen evlilik akdi ve sonuçları gibi geniş bir alan ihtiva ettiğinden dolayı aile hukuku, İslam hukuku kitaplarında müstakil bir bölüm olarak ele alınmıştır. Daha sonra müstakil eserler de kaleme alınmıştır. Ne var ki Osmanlı Devleti, tebaasının genişliğinden ve zenginliğinden dolayı aile hukukunu resmi bir zemine oturtmak istemiştir. Bunun üzerine 1917 yılında Osmanlı Hukuk-i Aile Kararnamesini bir heyet ile hazırlamıştır. Kararname'nin etkisi büyük olmuştur ama bir buçuk gibi kısa bir sürede yürürlükte kalabilmiştir. Ancak hala birçok ülkede etkisini sürdürmektedir. Kararnamenin hazırlanmasında dört mezhepten de istifade edilmiştir. Yeri gelince dört mezhebin de dışına çıkılarak farklı içtihatlardan da istifade edilmiştir. Biz de bu çalışmamızda kararnamenin hazırlanırken Müslümanlar ile ilgili maddelerin hangi mezhepten veya hangi görüşten istifade edildiğini tespit etmeye çalışacağız.

Hukuk-ı Aile KararnamesiKararnamelerMezhepler+3
Murat Erdoğan
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kara Çelebi Muhammed Et-Tirevî'nin Yasin sûresi Tefsiri (tahkik ve inceleme)

16. yy. sonu ve 17. yy. başlarında yaşamış olan Kara Çelebi, çeşitli ilimlerde telifleri olan çok yönlü bir Osmanlı alimidir. Müellifin Tefsîru Sûreti'l-Fâtiha ve Yâsîn adlı eseri üzerinde daha önce bir takım akademik çalışmalar yapılmış olup eserin Fatiha sûresi tefsiri tahkik edilerek yayınlanmıştır. Bu çalışmada ise ilgili eserin Yâsîn sûresi bölümünün tahlil ve tahkiki yapılmıştır. Eserde Yâsîn suresi hem rivâyet hem dirâyet yönlerinden tefsir edilmiştir. Klasik usûl tarzının hakim olduğu eserde hadisler, sahâbe ve tabi'în sözleri istifade edilen kaynakların başında gelmektedir. Müellifin izahını yaptığı her ayetten sonra ilgili yorum ve tefsiri hangi eserden naklettiğine dair metin içinde bilgi vermesi dikkat çekmektedir.

HadisKara Çelebi Muhammed et-TireviKur'an-ı Kerim+3
Mehdi Özdemir
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Dünya sevgisi ve dünyevileşme karşısında Kur'an

Modern çağ, insanları, geçmişte hiç olmadığı kadar dünyevileşme tuzağına çekmekte ve onların hayatın asıl gayesini tefekkür etmelerine, hayatlarını inançları doğrultusunda yaşamalarına fırsat vermemektedir. Tezimizin amacı, hayata Kur'ân perspektifinden bakan insanlar için, dünyevileşme konusunda bir farkındalık oluşturmaktır. Tezimiz üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, dünya, dünyevileşme ve sekülerizm kavramları incelendi. İkinci bölümde, insanın yaratılışı konusu ile insan-Allah ilişkisi bağlamında kişiye dünya hayatında rehberlik eden unsurlar, akıl, peygamberler ve kutsal kitaplar yönlerinden ele alındı. Üçüncü bölümde, Kur'ân'a göre dünya hayatı ve dünyevileşme başlığı altında, Kur'ân'ın dünya hayatı ve dünya sevgisi hakkındaki ayetleri incelendi. Dünyevileşmeye sevk eden faktörler, dahili ve harici olmak üzere iki kısımda ele alındı. Kur'ân'ın dünyevileşmeye karşı uyarıları değerlendirildi. Dünyevileşmeye karşı koruyucu faktörler de sırasıyla iman, hicret, ibadetler, muamelât, ukûbât ve İslâm kardeşliği şeklinde sıralanıp ele alındı. Akabinde dünyevileşen insanın kendini bu girdaptan nasıl kurtarabileceği konusu tartışıldı. İslam tarihi sürecinde uygulanan yöntemler araştırıldı ve özellikle çevrenin etkileri değerlendirilerek hicretin önemi üzerinde duruldu. Tezde kaynak taraması yöntemi kullanıldı. Tefsirlerden, lügatlerden ve akademik çalışmalardan yararlanıldı. Sonuç bölümünde, araştırmanın neticesinde elde edilen bilgiler değerlendirildi. Anahtar Kelimeler: Kur'ân, Tefsir, Dünya, Dünyevileşme, Sekülerizm

DünyaDünyevilikKur'an-ı Kerim+3
Zeynep Yağız Al Sabbagh
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumsal suçlar karşısında Kur'ân: İnsanın ıslâhı

İnsan sosyal bir varlıktır. Bu varlığını devam ettirebilecek ortamı ancak toplumda bulabilmektedir. Toplum ise her türlü olumsuzluktan arınmış insanların varlığıyla mümkündür. İnsan suça da tevbeye de elverişli yaratılmış istisnâ bir varlıktır. Toplum içerisinde yer alacak insan, yapısında yer alan suç duygusunu ıslâh ederek hedefine ulaşabilir. Bu hedef ise bir mücadeleyi gerektirir. İnsanın içinde devam eden bu mücadeleyi bilen Allah (c.c.) ise ona doğruyu gösterecek, emir ve yasaklarının güncelliğiyle çağları aşan Kur'ân'ı göndermiştir. Nitekim nice kişisel ve sosyal içerikli buyruklar toplum düzeninin bozulmaması ya da bozulan sistemin yeniden ihyâ edilmesi içindir. Bu çalışmamızda özelde insana, genelde topluma sirâyet eden Allah'ın yasak kıldığı suçların Kur'ân-ı Kerîm çerçevesinde neler olduğunu, bu suçlara müfessirlerce tefsirlerde nasıl değinildiğini, bahsedilen suçlara Kur'ân tarafından hangi ıslâh metodunun sunulduğunu ortaya koymayı amaçladık. Üç bölüm halinde ortaya koyduğumuz tezimizin ilk bölümünde ana kavramlarımız olan suç, ıslâh ve toplum gibi kavramların lügat, terim, eş ve zıt anlamalarına yer verirken, ikinci bölümde suçları kategorilerine ayırarak bunların tanımlarına ve Kur'ân'daki kullanımlarına yer verdik. Son bölümde ise Kur'ân'ın suçları ıslâh yöntemlerine değindik. Bu çalışma ile ilk dönemden günümüze kadar yazılmış olan bazı tefsirlerden istifade ederek Kur'ân-ı Kerîm'in yasakladığı suçların neler olduğunu ve bu suçların önlenmesine yönelik yine Kur'ân ve O'nun tebliğcisi olan Hz. Peygamber tarafından ne gibi tedbirler ve ıslâh yöntemleri uygulandığının ortaya çıkarılması amaçlamaktadır.

IslahKur'an-ı KerimSuç+2
Kadir İşbay
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Safevi döneminde Şii itıkadının gelişimi

Hz. Muhammed'in ahirete irtihal etmesinden sonraki dönemlerde İslâm çatısı altında farklı mezhepler kurulmuştur. Bu mezheplerin ilk çıkış sebebi araştırıldığında, kimisinin siyasî, kimisinin de fıkhî, usulî farklılıklardan dolayı ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Aynı zamanda İslâm devleti adı altındada birçok devlet kurulmuştur. Safevîler devleti de aynı zamanda İslâm şemsiyesi altında kurulan bir devletidir. Bu devlet hakkında araştırmalar yapılmış olsa da, bazı konuların yeterince aydınlatılmadığı anlaşılmaktadır. Kaynaklarda rastlanılan bilgilere göre, bu devleti kuran hanedan, ilk zamanlarda Ehl-i sünnete müntesip iken, zamanla bazı politik sebeplerden dolayı Şia mezhebini benimsememişdir. Bunun en önemli politik sebeplerinin biri, eski İran hanedanlıklarında "veraset" sisteminin bulunması, ikincisi ise, Safevîler'in komşuluğundaki devletlerin Sünnî mezhebinde oluşudur. Safevîler'in mezhep değiştirmesi, hangi hanedan liderinin döneminde olduğu ihtilaflıdır. Eski İran devlet geleneklerine oldukça fazla atıf yapılarak iki devlet arasındaki idari ve fikri açılardan benzerlikler kaydedilmiştir. Bu benzeşme sadece Safevî devletiyle sınırlı olmayıp, Şia düşüncesinde de çokça rast gelinmektedir. Safevi Devleti tarihinde en çok tartışılan diğer konu ise, nesep meselesidir. Mezhep meselesinde olduğu gibi nesep meselesi de, tamamen politik sebeplere dayanmaktadır. Mezhep değiştirme olayı ve devletin kurulmasından sonra Sünnî kesime şiddetli zulümler yapılmış ve mezheplerini değiştirmeleri için işkencelere maruz kalmışlardır. Sünnî ulemaya yapılan katliamlarla yetinilmemiş, Ebu Hanife ve Fahrettin Râzî gibi âlimler kabirlerinden çıkartılarak kemikleri teşhir edilmiştir. Safevîler'in bu tutumu ve Şah İsmail'in Sünnî halka karşı izlediği bu kanlı siyasetin sebepleri kaydedilmektedir.. Safevîler'in bu tutumu, Sünnî olan Özbekler ve Osmanlı İmparatorluğu tarafından iyi karşılanmamış ve Osmanlıların ilk İslâm Halifesi Yavuz Sultan Selim'in İran'a üzerine yürümesine ve Çaldıran harbine sebep olmuştur. Safevîler aynı zamanda Özbeklerle de savaşmış ve Herat şehrinde mezheplerinden dolayı yerli halkı vahşicesine katlemişlerdir. Safevîler'in inanç sisteminin temelinde Şiî mezhebi bulunsa da, kızılbaş öğretileri hakim durumundaydı. Kızılbaşların inancı sistemsizdi ve belirli kaynağa dayanmıyordu. Kızılbaşların bu yanlış itikadı, muhacir ulema tarafından ortadan kaldırılmıştır. İmamiyye itikat sistemi hakim rol oynamıştır. Safevî devletinin ikinci döneminde çok farklı bir siyaset izlenilmiştir. Şah Tahmasb'la başlayan bu dönemde dışarıdan davet edilen âlimlerin devlet makamlarına getirildiği v müşahede edilmektedir. Alimlerden dolayı ilmiye sınıfı güçlenmiş ve bu sınıfın sayesinde "Merceiyyet" makamı tesis edilmiştir. Bir zaman sonra ulema sınıfı, Şahların otoritesi de büyük rol oynamıştır. Alimlerin bu konumu ve Safevî devletinin zayıflaması, "Velayet-i Fakih" nazariyesinin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Anahtar Kelimeler: Şah İsmâil. Safevîler. Şia, Râfizî. Akâid.

AkaidMezheplerMezhepler tarihi+5
Elkhan Garayev
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
10
Master'sOpen AccessTR

Muammer b. Abbâd es-Sülemî'nin kelâm sistemi

Bu çalışma Mu'tezile mezhebinin önemli temsilcilerinden biri olmasına rağmen çeşitli sebeplerden dolayı kelâm ilminde, hakkında yeteri kadar çalışma yapılmamış bir kişi olan Muammer b. Abbâd es- Sülemî'nin kelâmi konulardaki görüşlerini ele almaktadır. Çalışmamızda öncelikle Muammer'in içinde bulunduğu siyasi ve ilmi ortam kısaca değerlendirildi. Ayrıca kaynaklardan elde etiğimiz kadarıyla Muammer'in kendi hayatına ilişkin bilgilerden bahsedildi. Muammer'in düşünce sisteminde en çok üzerinde durulması gereken konu mâna teorisidir. Bu çalışmada mâna kelimesinin anlamını (anlamı) ve âlimlerin Muammer'in mâna kelimesiyle neyi kastettiğini açıkladıktan sonra mâna teorisi'nin üzerinde duruldu. Kendine has görüşleri olan Muammer'in Allah ve insan hakkındaki tasavvurunun ardından cisim, cevher ve araz görüşlerine değinildi. Muammer'i konu edinen âlimlerin Muammer'in düşüncelerinin kaynağı konusundaki görüşleri ele alındı. Son olarak, Muammer'i ve onun görüşlerini eleştiren klasik dönem düşünürlerinin, Muammer hakkındaki değerlendirmeleri incelendi.

Yunus Acar
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Giritli Sırrı Paşa'nın Ehl-i Kitap eleştirisi

Tarih boyunca dünya üzerinde çeşitli inanç sistemleri ortaya çıkmıştır. Bunların bir kısmı ilahi dinlerken, bir kısmı ilahi olmayan dinlere aittir. İlahi dinler, Allah tarafından gönderilen peygamberler aracılığıyla insan hayatını düzenlemek amacıyla var olduklarından, bu dinlere ait kitaplar ilahi kaynaklıdır. Kur'ân'ı Kerim'de Ehl-i kitap olarak anlatılan bu zümreler tevhid ehli inançlar olarak karşımıza çıkarlar. Bu zümrelerden biri olan Yahudilik ilk ilahi dindir. Bu inanışın Ehl-i kitap kategorisine girmesinin sebebi kendilerine Tevrat ve Zebûr adlı kitapların verilmesidir. İkinci tevhid eksenli din olan Hristiyanlık ise İncil'den dolayı kitap ehlinden sayılmıştır. Sırrı Paşa, geniş bir ilmi birikime sahip olan ve dinler hakkında kapsamlı çalışmalar yapan önemli bir mütefekkirdir. Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşamış ve çeşitli disiplinlerde derinleşmiş olan Sırrı Paşa'nın eserleri, döneminin düşünsel zenginliğini yansıtmaktadır. Bu bağlamda, özellikle Ehl-i kitap olarak adlandırılan Yahudilik ve Hristiyanlık üzerine yoğunlaşmış, bu toplulukların inanç sistemleri ve pratikleri hakkında derinlemesine bilgiler sunmuştur. Sırrı Paşa'nın eserleri, İslam'ın diğer dinlere yönelik tutumunu anlamamıza önemli bir katkı sağlamaktadır. Özellikle Ehl-i kitap olan Yahudiler ve Hristiyanlar ile ilgili eleştirileri, farklı inanç sistemlerinin karşılaştırılmasına ve anlaşılmasına olanak tanır. Müellif Yahudilerin dinlerini tahrif edip inançlarına şirk bulaştırmalarını eleştirirken, arz-ı mev'ûd konusunu ele alır. Yahudiler kendilerini özel bir millet saydıklarından dolayı inançlarını millileştirme yönünde değiştirmişlerdir. Özellikle kendi özel topraklarının olması, hususi olarak Tanrı ile aralarında ahit olması ve peygamberliği sadece Yahudilerin ayrıcalığı olarak görmeleri, bu özel millet anlayışlarını destekleyen unsurlardan kaynaklanmaktadır. Yazar, kendisi toplumla iç içe olmasından dolayı dinlerin halka tesiri üzerinde düşünmüş ve eserlerini bu minvalde ele almıştır. Hristiyanlıkla ilgili ele aldığı konular bunun en güzel örneğidir. Hristiyan halkının yoğun olduğu yerlerde görev yapmasından dolayı onlara özel olarak bir eser kaleme alan Sırrı Paşa, Hristiyanların temel inançları üzerinde eleştirilerde bulunmuştur. O, Hristiyanlara yönelik en büyük eleştirisini, tevhid inancına şirk bulaştırmaları konusunda yapmıştır. Başlangıçta tevhid inancını benimseyen, ancak sonradan üçlü tanrı anlayışına kayan Hristiyanlığın en temel ilkesi İsa-Mesih'in Tanrı ve Tanrı oğlu oluşudur. Hristiyanlar, başlangıçta tevhid esaslarına dayanan bir inanç sistemine sahip olmalarına rağmen, zaman içinde Hz. İsa (a.s)'ın ilah olduğunu kabul etmeleriyle bu inançlarında şirk unsurlarını barındırmaya başlamışlardır. Hz. İsa (a.s)'ın tabiatı hakkındaki görüşlerin yanı sıra, Havarilere dayandırılan özellikler de tarih boyunca tartışmalı konular arasında önemli bir yer edinmiştir. Kur'an-ı Kerim, Hristiyanlara bir kitap verildiğine değindiği halde, Hristiyanlar dört İncil ile beraber yirmi yedi kitaba inanırlar. Ancak, içlerinde birçok çelişki barındıran bu eserlerin yazılışı ve tespiti, şüphelerle dolu bir konudur. Özellikle tevhid esaslarına odaklanan ve Hz. İsa (a.s)'ın insan ve peygamber olduğunu vurgulayan İncillerin apokrif olarak kabul edilmesi, bu konuda duyulan en büyük şüpheler arasında yer almaktadır. Aynı zamanda, tevhid inancına sahip olduklarını iddia etmelerine rağmen Hristiyanlar, Hz. Muhammed (s.a.s)'in peygamberliğini kabul etmemişlerdir. İncillerde Hz. İsa (a.s)'ın Hz. Muhammed (s.a.s)'i müjdelediğine dair kapsamlı bilgilerin bulunmasına ve Kur'an'da bu yönde ayetlere yer verilmesine rağmen, Hristiyanların Hz. Muhammed (s.a.s)'in peygamberliğini kabul etmemeleri doğru bir tutum değildir. Anahtar Kelimeler: Ehl-i kitap, Sırrı Paşa, Yahudilik, Hristiyanlık, Arz-ı Mev'ûd, Pavlus, Peygamberlik, Kur'ân-ı Kerim, İncil, Tevrat, Zebûr.

Giridli Sırrı PaşaHristiyanlıkSırrı Paşa+1
Harun Cengiz
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Abdurrahman Tâğî, hayatı ve tasavvufî görüşleri

Abdurrahman Tâğî, Bitlis'in Norşin ilçesinde yaşamış Nakşibendî tarikatının Hâlidî koluna bağlı bir mutasavvıftır. Şeyhine olan bağlılığıyla ön plana çıkmış, şeriat-tarîkat kurallarına sımsıkı bağlı bir âlimdir. Halifelik aldıktan sonra Norşin'de kurduğu dergâh ve medrese, bölgenin en önemli ilim merkezlerinden biri olmuştur. Zira yetiştirdiği ilim talebeleri, mürit ve halifeleri sayesinde Hâlidîlik kolunu, Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Suriye'ye kadar yayma gayreti göstermiştir. Tâğî'nin öne çıkan en önemli özelliklerinden birtanesi olan sünnet-i seniyeye olan bağlılığı, irşad ve sohbetlerine de yansımış, müritlerine, bid'at ve ruhsatları terk etmelerini ve sünneti seniye ile amel etmelerini her daim tembihlemiş, tarikat ve şeriat arasındaki dengeyi sağlam temeller üzerine tesis etmiştir. Zira her bid'atın bir sünneti ortadan kaldırdığını ifade ederek, İmam Rabbânî ile aynı çizgide olduğunu göstermiştir. Tâğî, sohbet ve râbıta konularına ayrı önem vererek, sohbetin kâr kazandıran büyük bir ticaret olduğunu vurgulamış, sohbetin, ihlâs ve muhabbeti artırdığını, dünya sevgisine engel olduğunu ifade etmiştir. Mevlânâ, Tasavvufta mürşidsiz yola çıkılamayacağı, çıkılsa bile şeytan ve nefsin tuzaklarına yenik düşüp yolu kaybedeceğini bildirken, Abdurrahman Tâğî de mürşidi kâmili, kendi irade ve benliğinden sıyrılıp, Allah'ın iradesi altına giren, Allah (c.c.)'ın iradesi ve rızası dışında bir söz ve eylemde bulunmayan rehber şeklinde tarif etmiştir. En büyük kerâmetin istikamet üzere olmak olduğunu bildiren Tâğî, şerîatta lakayt davranıp olağan üstü olaylar sergileyenlere kanılmaması gerektiğini savunmuştur. Şerîata önem vermeyen kişilerin, bin kerâmet gösterse bile, şeyhliklerine itibar edilmemesi gerektiğini kaydederken, sahte müteşeyyihlere karşı uyanık olmamız gerektiğini ifade etmiştir. Abdurrahman Tâğî, tarîkatın, ihlas, muhabbet ve şerîata bağlılık ekseninde olduğunu, tarikatın amacının da şerîat hükümlerinin ayrıntılarını ve hikmetlerini bilmek olduğunu kaydederek, tarîkat sınırlarının, şeriat kuralları ile çizildiğini vurgulamıştır. Tâğî, tarîkatın diğer bir amacının da nefsin hilelerini ve kötülüğünü öğretip, insanlara tayakkuz hali kazandırmak, gaflete düşmemelerini sağlamak olduğunu vurgulamıştır. Mürid-mürşid konusuna da değinen Tâğî, mürşid ve müridin sıfatları ve görevleri üzerinde de durmuş, mürşid-veli ve derviş gibi kavramların arasındaki farkları da izah etmiştir.

Abdurrahman TağiBiyografiNakşibendiyye tarikatı+1
Semih Bekçi
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Hicri VII. asra kadar Arap dilbilimcilerinde mecaz ve kinaye

Birer belagat terimi olarak, mecaz; "Ortak bir iletişim dilinde hakiki anlamının anlaşılmasını engelleyecek bir karînenin varlığıyla beraber aralarındaki bir alâka'dan ötürü lafzın konulduğu anlam dışında kullanılması", kinaye ise; "Gerçek anlamının kastedilmesi mümkün olmakla birlikte gerçek anlamı dışında kullanılan lafız" şeklinde tanımlanmıştır. Bütün dillerin ortak yönlerinden ve Arap dilinin önemli ifade üsluplarından biri olan mecaz ve kinayenin dildeki varlığı Arap dili ve edebiyatının başlangıç safhası olan Cahiliye döneminden itibaren fark edilmeye başlanmıştır. Kur'ân-ı Kerim'in nüzulüyle dini metinlerin anlaşılması çabasına matuf olarak dilsel araştırmalara yönelen Arap-İslam toplumundaki bu çabalar dilin kelime hazinesi, yapısı ve gramerine olduğu kadar dildeki ifade biçimleri üzerine de yoğunlaşmıştır. Bir mananın farklı ifade yollarıyla hangi şekillerde dile getirilebileceğini araştıran Beyan ilmi ile bu yollardan biri olan mecaz ve kinaye üslupları başlangıcından itibaren dilbilimsel araştırmaların bütününe konu olmuştur. Başlangıçta dilsel bir olgu ve edebi bir üslup olarak görülen mecaz ve kinaye farklı çevrelerce yürütülen dilbilimsel araştırmalar içerisinde uzun bir kavramlaşma süreci geçirmişlerdir. Bu süreç Müslüman toplumunun geçirdiği kültürel gelişim aşamalarından doğrudan etkilenmiştir. Dilin kelime hazinesini, yapısını ve kurallarının tespit ve tesis etmeye çalışan ilk dönem dil ve gramer faaliyetleri, Kur'an'ın kelime ve ifadelerinin dildeki doğru anlamlarına ulaşma çabasıyla yürütülen tefsir çalışmaları, zamanla ortaya çıkan inanç mezheplerinin dilbilimsel zemindeki tartışmaları, mevcut edebi birikimin toplanması ve edebi tenkit faaliyetlerinin sistematikleşmesi ile yabancı kültürlerin etkileri bu süreci oluşturan aşamalardır. Mecaz ve kinayenin kavramlaşarak ilmi birer disipline dönüşmeleriyle neticelenen bu süreç aynı zamanda Belagat biliminin gelişim sürecine de işaret etmektedir. Anahtar Kelimeler: Arap Dilbilimi, Hakikat, Mecaz, Kinaye, Belagat, Beyan.

Arap edebiyatıArapçaBelagat+5
Fetullah Yener
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Muhammed b. Süleymân el-Hukrî'ye ait en-Nücûmü'z-Zâhira fi's-Seb'ati'l-Mütevâtira adlı eserin edisyon kritiği ve kırâat ilmi açısından değerlendirilmesi

Bu çalışma, hicri sekizinci yüzyılda yaşamış; Mısır, Medine ve Kudüs gibi büyük İslam beldelerinin ilmi ve kültürel havzasında bulunarak dönem dönem devlet kademelerinde idarecilik ve kadılık yapmış olan, Fıkıh, Nahiv ve Kıraat alanındaki eserleriyle öne çıkan Mısırlı âlim Şemsüddîn Muhammed b. Süleymân el-Hukrî'nin hayatını tabakat ve rical kaynaklarından hareketle bütün yönleriyle ortaya koymakta; kırâat ilmine dair ona izafe edilen en-Nücûmü'z-zâhira fi's-seb'ati'l-mütevâtira adlı yazma eserin edisyon kritiğini yapmakta ve kırâat ilmi açısından değerlendirmektedir. İki bölümden oluşan çalışmanın giriş bölümünde müellifin hayatı ve ilmi çalışmaları ele alınmıştır. İkinci bölümde eserin nüsha örnekleri ve kütüphane kayıtları hakkında bilgi verilmiştir. Bu bölümde eser hakkında bilgi verilerek içeriği, üslubu ve kaynakları kıraât ilmi açısından değerlendirilmiştir. Ayrıca tahkik metninde takip edilecek usul hakkında da bilgi verilmiştir. Son olarak eserin tahkikli metni ortaya konmuş ve böylece çalışma tamamlanmıştır. Anahtar Kelimeler: kırâat-ı seb'a, el-Hukrî, en-Nücûmü'z-zâhira

Kur'an-ı KerimKıraatMuhammed b. Süleyman el-Hukri
Ahmet Temel
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Mutʿa nikâhı ile ilgili hadislerin tahric ve tenkidi

Mutʿa nikâhı uygulaması bir câhiliye âdetidir. İslâm'ın gelişiyle beraber tüm câhiliye uygulamalarında olduğu gibi, mutʿa nikâhı uygulaması da yasaklanmıştır. Vârid olan rivâyetlerden anladığımız kadarıyla, sefer zamanı eşlerden ayrı geçen uzun zaman dilimlerinde, Rasûlüllah'a (a.s) başvuran kimi genç sahabîlerin, zarûret gereği mutʿa yapma isteklerine kısa bir zaman için ruhsat verilmiş ve hemen akabinde kıyâmete kadar haram kılınmıştır. İslâm ümmetinin, Şia'nın Caʿferiye kolu hariç tamamı, yasaklandığı bilgisi kendilerine ulaştıktan sonra bu uygulamayı terk etmişlerdir. Mutʿa uygulamasını rivâyetle ortaya çıkan ruhsata değil de âyete dayandıran Caʿferîler, âyeti nesh eden başka bir âyetin gelmediğini iddia etmişler, konuyla alakalı olarak ta sadece ehl-i beyt tarikiyle gelen hadîsleri dikkate alarak mutʿa nikâhının ümmet için rahmet olduğu tezini savunmuşlardır. Hem mutʿa ile alakalı gelen hadisleri rivâyet tekniği açısından ele alıp incelemek, hem de mutʿanın mubahlığına delil kabul edilen Nisa 4/24. Âyeti merkeze alarak tezimizi hazırlamaya çalıştık. Çalışmayı yaparken nikâh, câhiliyede nikâh çeşitleri, sünnî kaynaklarda mutʿa ile alakalı vârid olan hadisler ve tahric ve tenkidi incelememizin kapsamını oluşturdu. Sonuç bölümünde ise, mutʿanın nesh olan bir câhiliye âdeti olduğu ve müslümanlar arasında, kitap ve sünnet çerçevesinde haram olduğunun -Şia hariç- kabul edildiği vurgulanmaya çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: Nikâh, mutʿa nikâhı, hadîs, tahric.

EvlilikHadisKur'an-ı Kerim+3
Ahmet Demirer
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hadisler bağlamında insanlar arası ilişkilerde sevginin yeri ve değeri

Bu çalışmada, hadisler bağlamında insanlar arası ilişkilerde sevginin yeri ve değeri incelenmektedir. Çalışmamız giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, sevgi kavramının lügat ve terim anlamları, Kur'an ve hadislerdeki kullanımı, ayrıca sevginin psikolojik yönü ve beşeri ilişkilerin dışındaki sevgi çeşitleri ele alınmıştır. İkinci bölümde, çalışmamızın ana konusu olan insanlar arası ilişkilerde sevginin rolü, Kur'an ve hadis metinlerine göre incelenmiştir. Ayrıca, beşeri ilişkilerde sevgiyi arttıran unsurlar ve sevgiyi ihlal eden tutum ve davranışlar üzerinde durulmuştur. Son olarak ise sevginin toplumsal yapıya olan etkisi ele alınmıştır. Anahtar kelimeler: Hadis, İnsan, Sevgi

HadisKur'an-ı KerimSevgi+3
Semra Ekin
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İslâm hukuku ve Türk Medenî Kanununda şüf'a' ( önalım ) hakkına ilişkin yaklaşım farklılıkları

Bu çalışma İbn Hazm'ın el-Muhallâ adlı eserindeki "talak'' hükümlerinin incelenmesini konu almaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde İbn Hazm'ın hayatı, eserleri, ilmi çalışmaları, usul anlayışı ve Zâhirî metodolojisine katkılarına değinildi. Yine aynı bölümde el-Muhallâ adlı eserinin muhteva ve sistemetiği hakkında bilgi verilmektedir. İkinci bölümde talak kavramının tanımı, Kuran, Sünnet ve icmadaki delillerine, talak ile fesih kavramlarının benzer ve farklı noktalarına yer verilmiştir. Ayrıca talakla ilgili kavramların ve çeşitlerinin lügat ve ıstılahî tanımı yapılmış ve bu kavramlar hakkında genel bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde İbn Hazm'ın el-Muhallâ adlı eserindeki talak çeşitleri ile talak hükümlerinin incelenmesine ve diğer mezheplerin bu konular hakkındaki hükümlerine yer verildi. Dördüncü bölümde kazâî boşanma sebepleri ve el-Muhallâ'daki hükümleri ve diğer mezheplerin görüşleri incelendi. Bu çalışmanın sonucunda İbn Hazm'ın, diğer fıkhî konularda olduğu gibi talak konusunda da Zâhirî mezhebinin görüşlerinden ziyade kendi özgün metodolojisini yansıttığını görmekteyiz. Zira usul ve fürûdaki tutarlılığını, diğer mezhep imamlarına karşı eleştirisel yaklaşımını, meseleleri işleyişindeki yöntemi ve sert tutumunu bu eserde talak bölümünü işlerken de yansıtmıştır.

Türk Medeni Kanunuİslam hukukuŞüf'a
Semiyye Yurtoğlu
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkçe ve Arapçada ses ve cümle yapılarının karşılaştırmalı çözümlemesi

Arapça öğretiminin yayılmasıyla birlikte Arap Dünyası ile Türkiye arasında son dönemlerde başında Arapça öğrenme isteğinin olduğu birçok alanda yakınlaşmaya şahit olduk. Bu durum, Türkçe ve Arapça arasında sesbilim, sarf ve nahiv alanlarında karşılaştırması çözümlenmesine yönelik daha çok çalışma ve araştırma yapılmasını gerekli kılmıştır. Arapça ile diğer dünya dilleri arasında çeşitli dilsel konuları içeren karşılaştırmalı çözümleme konusunda çok sayıda çalışma yapılmıştır. Buna karşılık Türkçe, karşılaştımalı çalışmalardan yeteri kadar nasibini almamıştır. Emrullah İşler tarafından yapılan çalışma örneğinde olduğu gibi Türkçe-Arapça etkileşimini konu edinen çalışmalarda sadece ses yönünden etkileşim veya her iki dilde de kullanılan soru edatlarının mukayesesi gibi belirli bir konuyla sınırlı kalmıştır. Arapça-Türkçe etkileşimine dair çalışmaların sayıca az olmasına sebep olarak Arapçanın Türkler tarafından din dili olarak görülmesi gösterilebilir. Bu bağlamda Türkiye'de Arapça ile ilgili yapılan çalışmaların nahiv, sarf, edebiyat, belagat konularına yoğunlaştığını görmekteyiz. Bu yüzden bu çalışma alandaki boşluğu doldurmak ve bu alanda gelecek çalışmalar için bir umut olmak üzere ana dil olarak Arapça ve ikinci dil olarak Türkçe ses ve cümle yapısı sistemleri arasındaki karşılaştırmalı çözümlemesi hakkında yapılmıştır. Bu araştırma dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde Türkçe ve Arapçanın gelişimi, karşılaştırmalı çözümleme ile dilcilerin bu husustaki görüşleri ve dünya dilleri arasındaki etkileşim hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde her iki dilin fonetiği ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise her iki dildeki cümle yapısı üzerinde durulmuştur. İki dil arasındaki karşılaştırmalı çözümlemenin öneminden hareketle dördüncü bölüm ise Türkçe ve Arapça arasındaki benzer ve farklı yönlerin tahliline yer verilmiştir.

ArapçaCümle yapısıDil bilgisi+3
Mohammed Saeed Mohammed Salem
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş sürecinde mezhep tartışmaları

"Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Geçiş Sürecinde Mezhep Tartışmaları" başlığını taşıyan çalışmamızda, dönemin temsil gücü yüksek olan Sırâtımüstakîm-Sebîlürreşâd ile Dârulfünûn İlahiyat Fakültesi Mecmûası başta olmak üzere diğer dergilerdeki yazılar, mezhep tartışmaları bağlamında ele alınmıştır. Ayrıca araştırmamızda, söz konusu dergilerdeki İslâm mezhepleri ile ilgili makaleler ve dönemin mezheplerle ilgili düşünce yapısını yansıtan eserler incelenmiştir. Araştırmada buhranlı zamanda yaşanan mezhep tartışmalarının temelde hangi meseleyi merkeze alıp onu çözmeye çalıştığı tespit edilmiş ve dönemin tasvîri yapılmıştır. Çalışmamızın birinci bölümünde Osmanlı'nın son döneminde İslâm mezhepleri tarihi çalışmaları, Mezhepler Tarihinin ders oluş süreci, İslâm dünyasının Doğu-Batı ilişkileri, devletin dağılması sürecinde din-devlet-siyaset tartışmalarında ortaya çıkan akımlar ve dinî hayata yön veren geleneksel eğitim kurumları üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde Osmanlı'nın mezhebî yapılanması, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçişte Sırâtımüstakîm-Sebîlürreşâd ile Dârulfünûn İlahiyat Fakültesi Mecmûası'nda mezhepler hakkında yazı yazanların yanı sıra onların çalışmaları, Osmanlı coğrafyasında yaşayan İslâm mezhepleri ile İslâm'dan farklılaşan mezhepler ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise söz konusu dergilerde imâmet ve hilâfet, teceddüd ve terakki, kaza ve kader, iman-amel münasebeti, takrîbü'l-mezâhib, ittihâd-ı İslâm, mehdîlik, ictihad ve taklid gibi kelâmî ve mezhebî konular ve problemler tartışılmıştır.

Dinler tarihiMezheplerMezhepler tarihi+3
Süleyman Çam
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Klâsik dönem ahkâm tefsirlerinde yorum farklılıkları -Nisâ Sûresi bağlamında-

Kur'ân-ı Kerîm'in lafzi açıdan ihtilâfa müsait muhtevası, fıkhî ihtilâfların bir sonucu olan mezheplerin meşruiyetinin bir delilidir. Ahkâm âyetlerinde bulunan ve farklı hükümlerin ortaya çıkmasına zemin hazırlayan zannîlik, dinin esasını teşkil eden nasların tabiatının bir gereği olarak, fıkhî mezheplerin oluştuğunu göstermiştir. Mezheplerin görüşlerinde zıtlık mevcut olsa dahi dayandıkları usûlî arka plan çerçevesinde değerlendirildiğinde tutarlı bir sürecin ürünü oldukları ve bütünlük arz ettikleri söylenebilir. Klasik dönemde mezhep sistematiğine dayanan Kur'ân-ı Kerîm'in yorumlanmasında ihtilâflar zuhur etmiş olsa da bunlar ferdi olmaktan çok kurumsal bir yapıda ortaya çıkıp sağlam bir usûlî zemine oturtulduğundan dindeki öz dinamiklerle tutarlılık içerisinde olmuştur. Bu minvalde yapılan Kur'ân-ı Kerîm yorumu neticesinde farklı sonuçlar ulaşılsa da bu yorumlar Müslüman toplumda bir saygınlık kazanmıştır. Ortaya çıkan ihtilâflar tefrika olarak görülmemiş, aksine ameli nitelikte alternatif uygulamaların kaynağı görülerek bu yönüyle rahmet olarak nitelendirilmiştir. Özellikle ameli meselelerde Kur'ân-ı Kerîm'in doğru yorumlanabilmesi Müslümanların kahir ekseriyetinin hemfikir olduğu konulardan biridir. Bu faaliyet oturmuş bir usûlî zeminde yapılmadığı taktirde ise her Kur'ân-ı Kerîm yorumcusu münferit bir anlayışla harekete edeceğinden amelî boyutta Kur'ân-ı Kerîm birleştirmeden daha çok Müslümanların ayrışmalarına hatta sapmalarına yol açacaktır. Bu anlamda Kur'ân-ı Kerîm'in yorumunda tutarlılığın sağlanması ancak usûl-i fıkıh yönteminin takibi sayesinde mümkün olacağı için günümüzde Kur'ân tefsirinde uygulanacak ilk yöntem olması gerektiği söylenebilir. İslâmın'ın ilk dönemlerinden beri ictihada açık alanlarda kavrayış farklılığı ve nasların ihtimalli yapısı gibi nedenlerle farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Bu husus hem Hz. Peygamber'in (s.a.s.) hayatta olduğu dönemde hem de vefatından sonra sahâbenin fıkhî istinbatında kendini göstermiştir. Özellikle hicri ikinci asırdan itibaren Kur'ân'daki ahkâm âyetlerinin anlaşılmasına yönelik telif edilen ahkâmü'l-Kur'ân eserleri, Kur'ân nassının hukuka yönelik tarafını açıklamaktadır. Müctehidler makâsıd-ı şerîa esasları çerçevesinde ve usûl-i fıkhın oluşturduğu teorik zemin üzerinde ahkâm ayetlerini yorumlamışlardır. Bu bağlamda bu çalışmada fıkhî dönemler içerisinde o dönemin fıkhî durumu aktarılmış, dönemleri içerisinde ahkâmü'l-Kur'ân eserleri tanıtılmaya çalışılmış, Hanefî, Şâfiî ve Mâlikî mezheplerine ait başucu eser olarak kabul edilen teliflerin üç tanesi yöntem ve kaynakları açısından araştırılmış ve Nisâ sûresi özelinde oluşan ihtilâfların usûl-i fıkh açısından incelenmesi yapılmıştır.

Ahkamu`l-Kur`an
Latif Kadir Akarsu
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Lise öğrencilerinin kaderle ilgili kavramlara yükledikleri anlamlar (Hatay-İskenderun örneği)

Bu araştırma lise öğrencilerinin kader inançları ile bu inançlarının sonucunda kader ile ilgili kavramlara (ecel ve ömür, rızık, doğal afetler ve felaketler, hayır-şer, hidayet ve dalalet, dua ve tevekkül) yükledikleri anlamları belirlemeyi konu edinmektedir. Bununla birlikte lise öğrencilerinin kader kavramına yükledikleri anlamlar çeşitli değişkenler (Cinsiyet, lise türü, sınıf düzeyi, sosyo-ekonomik düzey, anne-baba eğitim durumu ve din eğitimine en çok katkı yapan) açısından incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini Hatay İli, İskenderun ilçesi sınırları içerisinde bulunan Fen Lisesi, Anadolu Lisesi, Meslek Lisesi ve İmam Hatip Liselerinde öğrenim gören 9, 10, 11 ve 12'nci sınıf öğrencileri arasından tesadüfi yöntemle seçilen 624 öğrenci oluşturmaktadır. Lise öğrencilerin kader inancını ve bu inanca yönelik kader ile ilgili kavramlara yükledikleri anlamları belirlemek amacıyla Kelam alanında kapsamlı bir ölçme aracına rastlanılmadığından söz konusu alanda uzmanların görüşleri alınarak araştırmacı tarafından hazırlanan sorular uygulanmıştır. Bu ölçme aracı ile birlikte lise öğrencilerinin demografik bilgilerini ölçmek amacı ile yine araştırmacı tarafından geliştirilen Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Demografik Bilgi Formu; cinsiyet, baba eğitim, anne eğitim, sınıf düzeyi, sosyo-ekonomik düzey, okul türü ve din eğitimine en çok etkisi olan faktörlere ilişkin sorulardan oluşmaktadır.Yapılan analizler sonucunda; kader ve kadere ilişkin kavramlara lise öğrencilerinin yükledikleri anlamlar cinsiyet, anne-baba eğitim durumu, lise türü, sınıf düzeyi değişkenlerine göre anlamlı düzeyde farklılaşmaktadır. Cinsiyet yönünden bakıldığında, erkek öğrencilerde cebrî yönde (önceden takdir edilmiş) kaderci bir anlayış görülürken, kız öğrencilerde Ehl-i Sünnet'in görüşüne yakın bir kader anlayışı gözlenmektedir. Anne-baba eğitim durumu değerlendirildiğinde, gerek anne gerekse baba eğitim düzeyi yükseldikçe cebri (kaderci) anlayıştan uzaklaşıldığı, insan irade ve sorumluluğunun ön plana çıktığı bir anlayışa yaklaşıldığı görülmüştür. Diğer taraftan istatistiksel analiz verileri lise öğrencilerinin kader kavramına yükledikleri anlamların onların sosyo-ekonomik düzeylerine göre farklılaşmadığını göstermiştir. Lise türleri açısından bakıldığında; imam hatip lisesi öğrencilerinin diğer lise türü öğrencilerine kıyasla klasik kader anlayışına (önceden takdir ve belirleme) sahip oldukları, meslek lisesi öğrencilerinin kader algısının Cebriyye mezhebi ile paralellik gösterdiği, fen lisesi öğrencilerinin cebri anlayışın dışında kalarak, insan iradesini ön plana çıkaran bir anlayışa sahip oldukları bunun yanında kader inancını oluşturan bazı kavramlar noktasında eksiklikleri olduğu göze çarpmaktadır. Sınıf düzeyi dikkate alındığında; sınıf düzeyi yükseldikçe felaketlerin alınyazısı olduğu, yaşanılması gereken bir kader olduğu anlayışından uzaklaşıldığı, gençler arasındaki yaş farklılığının kaderin algılanmasında farklılıklar oluşturduğu görülmektedir. Ulaşılan bulgular din eğitimine en çok katkıyı %94,8 gibi bir oranla aile bireylerinin yaptığı, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri ve din görevlilerinin geri kalan yüzdelik dilimi oluşturduğu tespit edilmiştir.

Din sosyolojisiHatay-İskenderunKader+5
Tuğba Karenoğulları
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı Türkçesinin Halep Lehçesine etkisi

Bu çalışmada Osmanlı Türkçesinin Halep Lehçesi üzerine günümüze kadar gelen etkilerini ele alınmış olup bu doğrultuda Halep halkı ile yüz yüze görüşülmüş ve Türkiye'nin Mersin ili sınırlarında yaşayan Halepli Suriyeliler ile sınırlandırılmıştır. Suriye'deki iç savaş sebebiyle Halep iline gitmek zorlaşmıştır. Bu yüzden örnekler, yıllarca Halep'te yaşayarak ora lehçesininden seçilen kelimeleri iyi bilen kişilerin söylediklerinden derlenmiş olup Türkiye'ye geldikten sonra öğrendikleri Türkçe ifadelerden alınmamıştır. Yü zyüze görüşmelerin yanında Halep asıllı yazarların özellikle de Halep şehrnin Osmanlı yönetimine geçmesinden sonra yazılan kitaplarına da müracaat edilmiştir. Bu kitaplarda günümüzde Halep lehçesinde de kullanılan birçok kelime bulunmakta olup başında da Halep Lehçesi Sözlüğü hükmünde olan Hayreddin ez-Zirikli'nin Ansiklopedisi bulunmaktadır. Ne var ki bu kelimelerden bazıları yaygınlaşmakla beraber bazıları nadir olarak kullanılmaktadır. Günlük konuşmalar, atasözleri ve deyimler, şarkılar, flimler ve diziler, küfür ve alaylı ifadeler gibi diğer bir kısım kelime grubu var ki onlar da Halep halkının lehçesinde kullanılmaktadır. Bu çalışma, üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm teze giriş niteliğinde olup lüğat ve lehçenin sözlük ve terim anlamları ile aralarındaki fark; lehçelerin oluşması gibi konular ele alınmıştır. Aynı zamanda bu bölümde Türkçe ile Arapça karşılaştırması yapılarak doğuşu, aslı, yapısı ve terkipleri ele alınmıştır. Son olarak da Halep Lehçesi ve özelliklerine ve Türkçeden etkilenmesine etki eden faktörlerden bahsedilmiştir. İkinci bölüm ile üçüncü bölümde dil etkileşiminin etkilerinden öne çıkanlar ele alınmıştır. İkinci bölümde Türkçenin Halep Lehçesine etkisie sraf ve nahiv yönünde ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise bu etki delalet açısından irdelenmiştir. Sonuç ve kaynakçalar kısmıyla çalışma tatmamlanmıştır.

ArapçaDil etkileşimiDilbilgisi+6
Fatıma Nabhan
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Nisa sûresi 105-115 âyetlerin İslâm Hukuku açısından yorumu

Bu çalışmada "Nisa Suresi 105-115. âyetlerin İslâm Hukuku Açısından Yorumu" konusu incelenmiş olup söz konusu âyetlerin sebeb-i nüzûlleriyle ilgili rivâyetlerin, müfessirler tarafından nasıl değerlendirildikleri ve bu âyetlerin yorumlarından çıkan fıkhî hükümler mercek altına alınmıştır. Ayrıca söz konusu âyetlerin, yargılama hukuku ve fıkıh usûlü ile ilişkisi de konumuzun kapsamı içerisindedir. Giriş ve sonuç ile birlikte üç bölümden meydana gelen bu çalışmanın giriş kısmında araştırmanın konusu, amacı, yöntemi ve kaynakları üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde önce Kur'an-ı Kerim'i anlamada esbâb-ı nüzûlün önemi ele alınmış olup ilgili âyetlerin meali ve tefsiriyle birlikte iniş sebebine dair rivâyetlere yer verilmiş, sonra da Medine'nin sosyal ve dini yapısı tanıtılmıştır. İkinci bölümde söz konusu âyetlerden çıkan yargılamaya dair fıkhî genel hükümlere temas edilmiştir. Üçüncü bölümde ise ilgili âyetlerin fıkıh usûlü ile ilişkisi ele alınmıştır. Sonuçta mezkûr âyetlerin yargılama hukuku alanında normatif kurallar içeren birçok hükme esas teşkil ettiği tespit edilmiştir. Aynı şekilde fıkıh usûlü alanında da bazı delillerin temellendirilmesinde referans alındığı görülmüştür.

AyetlerKur'an-ı KerimNisa suresi+2
Ömer Zahid Aslan
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Yemen bölgesiyle ilişkili Kur'ân kıssalarının tarihsel ve kültürel açıdan tahlili

Bu araştırma Yemen bölgesiyle ilgili Kur'ân kıssalarının tarihî ve kültürel tahlilini içermektedir. Araştırmanın amacı, söz konusu Kur'ân kıssalarının tarihî ve kültürel gerçekliğini ortaya koymaktır. Hedefi ise ilgili kıssalardaki müphemlikleri vuzuha kavuşturmaktır. İlgili kıssalar tarih-vâkıa uyumu yöntemiyle değerlendirilmiştir. Araştırma üç bölümden oluşmaktadır. Girişte araştırmanın konusu, kapsamı, amacı, önemi, metodu ve kaynakları hakkında bilgiler sunulmuştur. Araştırmaya dair literatür değerlendirmesine de yer verilmiştir. Birinci bölümde Kur'ân'da kıssa kavramı ve Kur'ân kıssalarına dair tartışmalı meseleler ele alınmıştır. İkinci bölümde İslâm öncesi dönemde Yemen tanıtılmış, Yemen kökenli Âd kavmi, Sebe' Melikesi ve Sebe' halkı kıssaları incelenmiştir. Üçüncü bölümde Yemen'le irtibatlı Lokman, Semûd kavmi, Medyen/Eyke halkı, Ashâbü'l-Uhdûd ve Ashâbü'l-Fil kıssası ele alınmıştır. Araştırmamız neticesinde oryantalistlerin Kur'ân kıssalarının kaynağı meselesine ilmî değil ideolojik yaklaştıkları tespit edilmiştir. Nüzûl dönemi Araplarının araştırmamıza konu olan kıssaları sözlü kültür, ticaret ve göçler vesilesiyle bildikleri sonucuna ulaşılmıştır. Tarihte ikinci bir Âd kavmi olmadığı kanaati hasıl olmuştur. Sebe' Melikesi'nin varlığına dair deliller ağır basmaktadır. Ancak kimliği tespit edilememiştir. Lokman'ın Yemenli Lokman b. Âd olduğu kanaatine varılmıştır. Medyenlilerin ve Eykelilerin aynı kavim oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Ashâbü'l-Uhdûd, kâfirlerdir. Söz konusu çukurlar Zûnüvâs ve maiyetindekiler tarafından Necran'da kazdırılmıştır. Ashâbü'l-Uhdûd ve Ashâbü'l-Fil kıssasının teşekkülünde politik ve ekonomik kaygıların ön planda olduğu görülmüştür. Sonuç olarak, araştırmamıza konu olan kıssaların tarihî ve kültürel gerçekliğe sahip olduğu tespit edilmiştir.

Dinler tarihiKur'an-ı KerimKıssalar+2
Elif Yazıcı
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumsal meseleler karşısında Kur'ân -Mâûn Sûresi örneği-

Mâûn Sûresi, nüzûl döneminde toplumda var olan adaletsizliği ve sosyal dengenin ne ölçüde bozulduğunu anlatan veciz sûrelerden olup Modern dönemde de varlığını koruyan benzer sorunlar karşısında bu meselelere nasıl yaklaşılacağı hususunda insanlığa rehberlik etmektedir. Mâûn Sûresi özelinde ele aldığımız çalışmamız giriş, iki ana bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmamızın konusu ve önemi, sınırları ve amacı, yöntemi ve kaynakları hakkında bilgi vererek nasıl bir yol izlediğimiz üzerinde durduk. Son olarak konu ile ilgili yapılmış akademik çalışmalara yer verilerek, yapmış olduğumuz çalışmanın literatüre nasıl bir katkı sağlayacağı ortaya konmuştur.Birinci bölümde, fert ve toplumun Kur'ân'da nasıl ele alındığına değinilmiş; risâlet öncesinde ve Mâûn Sûresi'nin nazil olduğu dönemde ne gibi bireysel ve toplumsal sorunların olduğu belirtilerek sûrenin inzâline zemin oluşturan şartlar temel kaynaklardan faydalanmak suretiyle ortaya konmuştur. Buna karşılık, Kur'ân-ı Kerîm'in sosyal meseleler karşısında nasıl bir yol izlediği örnekler eşliğinde açıklanmıştır. Çalışmamızın ana konusu olan Mâûn Sûresi, tezimizin ikinci bölümünü oluşturmaktadır. Bu bölümde, sûre hakkında genel bilgiler verdikten sonra sûrenin nüzûlü ve ele aldığı konular hakkında elde edilen veriler tasnif edilmiş ve sûrenin ele aldığı toplumsal sorunlar sıralanarak Kur'ân-ı Kerîm'in bu sorunlar karşısında sunduğu çözüm yolları anlatılmıştır. Anahtar Kelimeler: Tefsir, Mâûn Sûresi, Din, Toplum, Fert.

Esra Ateş
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Mustafa (Muslihiddin) bin Muhammed'in İhlas Suresi Tefsiri adlı eserinin günümüz Türkçesine aktarılması ve kaynaklarının tespiti

Eski Anadolu Türkçesi döneminde çok sayıda eser kaleme alınmıştır. Bu eserlerin önemli bir kısmını, sûre tefsirleri ve Kur'an tercümeleri oluşturur. Milli Kütüphane İbn Sina Yazma Eserler Koleksiyonu'nda 06 Mil Yz A 451 numarayla kayıtlı bulunan Mustafa (Muslihiddin) Bin Muhammed'e ait İhlâs Sûresi Tefsiri de bu nitelikteki metinlerden biridir. Çalışmada metnin anlam ve yapı bütünlüğü korunarak günümüz Türkçesine aktarımı yapılmış, kullanılan ayet, hadis ve klasik kaynaklar incelenmiştir. Metnin hangi tefsir geleneğine dayandığı ve hangi kaynaklardan yararlandığı ortaya konulmuştur. Böylelikle eserin ilmî bağlamı ve tarihî değeri belirlenmiş, dil ve anlatım özellikleriyle birlikte dönemin tefsir anlayışı da değerlendirilmiştir. Söz konusu eser, yalnızca Kur'an'ın kısa bir sûresini açıklamakla kalmayıp aynı zamanda dönemin inanç yapısını, yorum geleneklerini ve dini kavrayış biçimini de yansıtmaktadır. Bu yönüyle çalışma, hem 15. yüzyıl Osmanlı Türkçesi metinlerinin çözümlenmesine katkı sağlamakta hem de klasik tefsir anlayışının dilsel ve kültürel izlerini gün yüzüne çıkarmaktadır.

Esra Tuğba Dönmez
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Türk tarihçilerinin Osmanlı hukukuyla ilgili tartışmalı değerlendirmelerinin fıkhi tahlili

Cumhuriyetin ilk yıllarından günümüze kadar devam eden ve son dönemdemedyada yer alan tarihî belgesel programlar ve dizilerle yeni bir ivme kazanantartışmalı konulardan biri, Osmanlı Devleti'nin şer'i hukuk ile yönetilipyönetilmediği meselesidir. Bu konuda yerli ve yabancı araştırmacılar tarafındanonlarca kitap ve makale kaleme alınmıştır. Söz konusu eserler genellikle şer'î–örfî hukuk ayrımı ile İslam hukukunun farklı hukuk sistemlerinden etkilenipetkilenmediği hususunu ele almaktadır. Bu çalışmamızda, Türkiye'debutartışmaların başlamasına fikirleriyle öncülük eden dört tarihçinin Osmanlı hukukuile ilgili tartışmalı gördüğümüz görüş ve değerlendirmelerini fıkhî açıdan incelemeyi amaçladık. Bu çerçevede önce Osmanlı hukukunun şer'î ve örfî yapısı ile kaynakları hakkında bilgiler aktardık. Ardından tartışmalı konulara kısaca temas ettiktensonraadı geçen tarihçilerin bu meselelere yaklaşım tarzlarını ve değerlendirmelerini inceledik. Daha sonra bu değerlendirmelerin fıkhî kriterlerle ne ölçüde örtüştüğünüortaya koymaya çalıştık. Çalışmamız, adı geçen dört tarihçi ile sınırlandırılmıştır. Butarihçilerin kitap, makale ve ansiklopedi maddeleri gibi eserlerinden tartışmalı gördüğümüz konuları derleyerek literatür taraması yaptık. Sonrasında her birtarihçinin hangi meseleyi nasıl değerlendirdiğini, İslam hukukuna dair hatalı veisabetli bulduğumuz yaklaşımlarını ortaya koymaya gayret ettik. Araştırmamızınamacı, Osmanlı hukuk sistemini daha iyi anlamak ve günümüzde hâlâ devamedenşer'î-örfî hukuk ikileminden kaynaklanan tartışmaların aydınlatılmasına katkıdabulunmaktır. Ayrıca, tarihçiler ile İslam hukukçularının aynı konuya dair farklı yaklaşımlarını ortaya koyarak bunları fıkhî kriterler çerçevesinde değerlendirmektir.

Hüseyin Demir
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Hz. Şuayb kıssasını siret bağlamında okumak

Kur'ân kıssalarının sîret bağlamında ele alınması esasına dayanan bu çalışma, Hz. Şuayb kıssasını sîret ışığında yeniden incelenmesidir. Çalışmada öncelikle Hz. Şuayb ve kavmiyle ilgili ayetler nazil oldukları dönem gözetilerek tespit edilmiştir. Bu ayetlerin yer aldığı surelerin nüzul sıralamasını belirlerken İzzet Derveze'nin kronolojik tertibi esas alınmıştır. Giriş bölümünde tezin konusu, amacı, önemi ve yöntemine dair bilgi verilmiştir. Birinci bölümde, Kur'ân kıssalarına genel bir bakış ve Kur'ân tefsirinde siret ilişkisi ele alınmıştır. Bu bölümde kıssa kavramı, kıssaların özellikleri, tarihî değeri, temel amaçları, Kur'ân tefsiri ile sîret ilmi arasındaki ilişki açıklanmıştır. Hz. Peygamber'in hayatının ayetlerin iniş süreciyle nasıl bir bütün oluşturduğu gösterilmiştir. İkinci bölümde Hz. Şuayb ve kavmiyle ilgili tespit ettiğimiz ayetler incelenmiş ve bu bağlamda Hz. Şuayb kıssası, Mekke dönemi toplumsal yapısı, müşriklerin tutumları ve vahyin ilk muhataplarına sunduğu mesajlar ışığında analiz edilmiştir. Hz. Şuayb'den bahseden ayetlerin tamamının mekkî olması sebebiyle Mekke döneminde nazil olan surelerle sınırlandırılan bu bölümde ele aldığımız ayetler özellikle Hz. Peygamber'in sîreti ile beraber ele alınmıştır. Tefsir ve sîret bütünlüğüyle yapılan okumalar sonucunda, Hz. Şuayb'ın Medyen halkına karşı yürüttüğü tevhid ve adalet mücadelesinin, asırlar sonra Hz. Muhammed'in Mekke müşriklerine karşı verdiği mücadeleyle birçok yönden benzerlik taşıdığı görülmüştür.

Rabia Çelebi
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Hz. Peygamber ile Ashâbının rüyalarını ve rüya yorumlarını ihtiva eden rivayetlerin tespit ve tahlili(Kütüb-i Tis'a özelinde)

Rüya konusu dini ilimler başta olmak üzere diğer ilim dallarının da ilgi alanına girmektedir. Nitekim başta psikoloji olmak üzere farklı alanlarda birçok çalışma yapıldığı görülmektedir. Bu yazıda, rüyanın tanımı, çeşitleri, mahiyeti ve bilgi değeri üzerinde durulmuş; konular açıklığa kavuşturulmaya çalışılmıştır. Bunun yanında Hz. Peygamber'in rüyalarını, bu rüyaların içeriklerini, açıklamalarını ve ashâbının görmüş olduğu rüyaların Hz. Peygamber tarafından tahlili yapılmıştır. Tezimiz hazırlanırken, Buhârî ve Müslim'in Câmileri, Tirmizî, Ebû Davud, İbn Mâce, Nesâî ve Dârimî'nin Sünenleri, Ahmed b. Hanbel'in Müsned'i, İmam Malik'in Muvatta'sı kaynak olarak kullanılmıştır. Bu doğrultuda, mevcut eser havuzunda yer alan Hz. Peygamber ve ashâbına ait rüya rivayetleri tek tek tespit edilip incelenmiştir. İncelenen bu rivayetlerde kişi, mekân ve zaman ele alınarak gösterilmiştir. Kaynaklardan bulduğumuz rivayetlerin sosyal hayat içerisindeki etkileri, yaptırımları, dönütleri ve yorumları gösterilmiştir. Konuyla ilgili yapılan kaynak taramasında bulunan ve incelenen eserlerin cüzi ve eksik olduğu görülmüştür. Üzerinde durduğumuz çalışma, bütün rivayetleri net bir şekilde göstermeyi amaçlamaktadır ve iki önemli hususu öne çıkarmaktadır. Bunlardan birincisi eksik olan bu alanı toplu bir şekilde sunmaktır. İkincisi ise Müslüman toplumda istismar edilen rüya kavramının içeriğini düzeltmektir. İşte bu nedenle rüya ile ilgili rivayetlerin Hz. Peygamber nezdinde incelenmesi elzemdir. Araştırmanın temel gayesi şu şekilde özetlenebilir: Hz. Peygamber'i daha iyi tanıyıp anlamaya katkı sağlamak için rüyalarla ilgili rivayetlerin belirlenmesi ve kapsamlı bir analizinin yapılması hedeflenmiştir. Ayrıca, literatürdeki mevcut boşlukların detaylı bir araştırma yoluyla doldurulması amaçlanmıştır. Bunun yanı sıra, eksik veya hatalı bilgilerin toplumda yol açtığı yanlış anlamalar ve hatalı değerlendirmeler, Hz. Peygamber'den aktarılan güvenilir bilgilerle düzeltilmeye çalışılmıştır.

DinHadisRüya+1
Murat Gülmez
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İslâm hukukunda yardım ve bildirim yükümlülüğü: Muvâsât

Muvâsât, yardım ve bildirim yükümlülüğünü bünyesinde barındıran önemli bir kavramdır. Toplumsal düzenin sağlanmasını, zor durumda olana yardım edilmesini ve ihtiyaç içinde olanın ihtiyacının giderilmesini amaçlar. Bu araştırmanın konusu olan muvâsât, pozitif hukukta yer alan yardım ve bildirim yükümlüğünden çok daha geniş bir içeriğe sahiptir. Bu nedenle yardım yükümlülüğünü içeren birçok fer'i meselenin hukukî gerekçesi olmuştur. Ayrıca ihmalî davranışların suç unsuru haline dönüşmesinde de bu yükümlülüğün gereği gibi yerine getirilmemesi yer almaktadır. Bu araştırma da yardım ve bildirim yükümlülüğünü yerine getirebilecek bireylerin sorumluluklarını, fer'i meseleler bağlamında analiz ederek kavramın ahlâkî boyutunun yanında hukukî bir nitelik taşıdığını da ortaya koymak amaçlanmıştır. Araştırmada klasik fıkıh kaynaklarının yanı sıra muasır çalışmalardan da faydalanılmıştır. Konu, analitik yöntem, nitel veri analizi ve mukayese yöntemiyle ele alınmıştır. Yapılan araştırma muvâsâtın İslâm hukuk literatüründe önemli bir yerinin olduğunu ortaya koymaktadır. Çünkü muvâsât toplumda dayanışmanın ve sosyal adaletin sağlanmasında önemli rol oynamaktadır. İslâm hukuku yardımlaşmayı yaygınlaştırmak suretiyle toplumdaki bütün bireylerin en azından temel ihtiyaçlarının karşılamasını amaçlamaktadır. Sonuç olarak muvâsât, İslâm hukukunda bulunduğu anlam içeriği, gayeleri ve hükümlere olan etkisi dikkate alındığında pozitif hukuk sistemine de günümüz problemlerini çözme noktasında ışık tutabileceği şeklinde bir tespitte bulunulabilir.

Ümmühan Tamparlak
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Mâtürîdî'nin Te'vîlât'ında işârî ve tasavvufî yorumlar

İmam Mâtürîdî, düşünce ve eserleriyle temel İslâm bilimlerinin önemli alanlarına katkıda bulunmuş meşhur bir İslâm âlimidir. Onun en kıymetli eserlerinden birisi de Te'vîlâtü'l-Kur'ân adlı tefsiridir. Mâtürîdî ve söz konusu eseri hakkında birçok çalışma yapılmış ve her bir çalışmada onun farklı yönleri vurgulanmıştır. Bu çalışmaların ortak yanı ise onun akılcı bir âlim olduğuna vurgu yapılması, tefsirinin de bu düşünceyle kaleme alınmış olmasıdır. Bu yaklaşım, Mâtürîdî'nin tasavvufa mesafeli durduğu hatta karşı çıktığı algısını da beraberinde getirmiştir. Çalışmamızda ise Te'vîlâtü'l-Kur'ân adlı tefsir eseri baz alınarak onun tasavvufa dair terimlere yaklaşımı ele alınmakta, kıssalara, ibadetlere, kevnî âyetlere, Hurûf-ı Mukattaa'ya ve Nûr âyetine dair işârî ve tasavvufî yorumları araştırılmaktadır. Söz konusu araştırmadaki amacımız elbette Mâtürîdî'nin Te'vîlâtü'l-Kur'ân adlı eserini tamamen işârî tefsirler kategorisine koymak değildir. Ancak, böylesine büyük bir müfessirin bu alandaki konulara dair kayda değer görüşlerinin olduğunu tespit etmek; onun düşünce dünyasını etraflıca anlamamız için önem arz etmektedir. İmam Mâtürîdî'nin, zühd, takva, nefis, kalp, gibi kavramlara yaklaşımı incelendiğinde onun, söz konusu kavramları hemen hemen sûfîlerle aynı şekilde algıladığı görülmektedir. Mesela o, "nefislerinizi öldürün" emrini "nefislerinizle cihad edin" şeklinde yorumlamaktadır. Hz. Meryem'den bahseden âyet-i kerîmede "muharraran" (kayıtsız şartsız sana adadım) kavramına dikkat çekmekte, kişinin hürriyetini/özgürlüğünü, her şeyden vaz geçip kendisini ihlasla Allah'a (c.c) ibadete adamakta bulduğunu ifade etmektedir. Öte yandan İmam Mâtürîdî Hurûf-ı Mukattaaların yorumunda eşyada birtakım sırlar olabileceğine ve bu sırların hakikatine ulaşma noktasında aklın ve idrak vasıtalarının sınırlarına dikkat çekmektedir. Söz konusu hakikate ulaşmanın ise ancak Allah Teâlâ'nın, istediği kulunun kalbine zâhirî ve bâtınî sırlarını açmasıyla mümkün olabileceğini söylemektedir. Bu perspektif, insanın bilgiye ve eşyanın hakikatine ulaşıp, onu anlama yolculuğunda sadece zihinsel çabaların yeterli olmadığını, mânevî deneyimlerin ve içsel keşiflerin de önemli olduğunu göstermektedir. Kısacası İmam Mâtürîdî, İslâm düşünce sisteminin irfânî yönünü oluşturan tasavvufa ve onun getirdiği işârî yorumlara yabancı kalmamış; Te'vîlâtü'l-Kur'ân adlı tefsir eserinde bu tür yorumlara değinmeyi ve kaydetmeyi değerli bulmuştur.

Mustafa Üzüm
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Uryânîzâde Ali Vâhîd'in "Türkçe Hutbeler" kitabının 248-355. sayfalarının latinize edilmesi ve değerlendirilmesi

Hutbeler, tarih boyunca Müslüman toplumlarda dinî bilgilerin sade ve anlaşılır bir dille aktarılmasını sağlayan, bireylerin dinî ve ahlâkî gelişimlerine rehberlik eden önemli bir irşad aracıdır. İslâm tarihi boyunca kesintisiz şekilde sürdürülen hutbe geleneği, Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde özellikle dil meselesi bağlamında tartışmalara konu olmuş; hutbelerin Arapça mı yoksa Türkçe mi okunması gerektiği hususunda farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Cumhuriyet'in ilanından sonra ise Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıyla hutbelerin Türkçe okunması zorunlu hâle getirilmiştir. Bu çalışmanın temel amacı, hutbelerin Türkçeleştirilmesi sürecine ışık tutan ve dönemin önemli örneklerinden biri olarak kabul edilen Uryânîzâde Ali Vahîd'in Türkçe Hutbeler adlı eserinin 248–355. sayfalarında yer alan hutbeleri latinize ederek, bu metinlerde ele alınan konuların iman-amel bağlamında nasıl işlendiğini ortaya koymaktır. Bu sebeple incelenen hutbeler içerik bakımından tematik olarak sınıflandırlmış; ağırlıklı olarak inanç eksenli temalara yer verildiği tespit edilmiştir. Bu bağlamda, Kıyâmet, Din, Şerîat, Kur'ân-ı Kerîm, Âhiret, Kader, Mahşer ve Cennet gibi kavramların ön planda olduğu görülmüştür. Ayrıca, hutbelerde dinî mesajların yalnızca bireysel sorumluluk ve ibadet bilinci çerçevesinde ele alınmadığı; aynı zamanda toplumsal birlik, yardımlaşma, ahlâkî değerlerin korunması, adalet anlayışının güçlendirilmesi ve ortak bir manevi kimliğin inşası gibi konulara da önemli ölçüde vurgu yapıldığı tespit edilmiştir. Böylece, Uryânîzâde'nin hutbelerinin yalnızca bireyin Allah'a karşı sorumluluklarını hatırlatmakla kalmayıp; toplumsal düzeni güçlendiren, sosyal ilişkileri düzenleyen ve ortak değerleri pekiştiren bir işleve sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Salih Yeni
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00