Recently Added Theses
View AllDiş hekimleri ve eczacılarda temel yaşam desteği güncel bilgi düzeyi ve eğitim etkinliğinin değerlendirilmesi
Giriş: Temel yaşam desteği (TYD), tıbbi ilaç ve cihazın olmadığı herhangi bir yerde solunum ve/ veya kalbi durmuş bir kişinin hayatını kurtarmak amacıyla yapılan suni solunum ve kalp masajı uygulamalarıdır. Kalbi ya da solunumu duran vakaları kurtarmanın tek yolu en yakınındaki kişilerin TYD'ne başlamasıdır. Fakat birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de TYD bilgi seviyesi konusunda ciddi eksiklikler bulunmaktadır. Çalışmamızda, diş hekimleri ve eczacıların güncel TYD bilgi seviyesini belirlemeyi ve verilen TYD eğitimi sonrası bu eğitimin etkinliğini değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntemler: Diş hekimleri ve eczacılardan oluşan toplam 60 kişilik katılımcılara, AHA ve ERC 2015 klavuzları baz alınarak hazırlanan 21 soruluk pretest yöneltildi. Test sonrasında, bir acil tıp uzmanı tarafından bir saat teorik ve bir saat pratik olmak üzere 2 saatlik bir TYD eğitimi verildi. Eğitim dahilinde TYD, otomatik eksternal defibrilatör, temel ilk yardım bilgileri, temel tıbbi bilgiler anlatıldı. Eğitim sonrası yine aynı 21 soru 30 dk süresince post test olarak uygulandı. Bulgular: Yapılan çift örneklem t testinde, diş hekimlerinin pretest ve posttest sonuçları değerlendirildiğinde, 3. (p:0,02), 4. (p:0,029), 6. (p<0,001), 7. (p:0,013), 8. (p: 0,017), 9. (p<0,001), 11. (p: 0,023), 12. (p: 0,016), 17. (p: 0,027), 20. (p: 0,032) ve 21. (p:<0,001) sorularda istatistiksel anlamlı olarak olumlu yönde değişim izlenmiştir. Eczacıların pretest ve posttest sonuçları değerlendirildiğinde, 2. (p: 0,008), 3. (p:0,011), 4. (p:0,004), 5. (p:<0,001), 6. (p: 0,003), 7. (p: 0,042), 12. (p<0,001), 13. (p:0,027), 15. (p: 0,031), 16. (p:0,011), 17. (p:0,007), 19. (p:0,023), 20. (p: 0,017) ve 21. (p<0,001) sorularda istatistiksel anlamlı olarak olumlu yönde değişim izlenmiştir. Diğer sorulardaki değişimin ise istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görülmüştür. Sonuç: Çalışma sonucunda, diş hekimleri ve eczacılar gibi sağlık çalışanlarının TYD konusunda güncel bilgi düzeylerinin yeterli olmadığını ve fakat verilen teorik ve pratik eğitim sonrasında bu düzeyde önemli seviyelerde olumlu değişim olduğunu gördük. Sonuç olarak, sağlık çalışanları başta olmak üzere, toplu yaşam alanlarında görevli kişilerin TYD konusunda düzenli aralıklarla eğitim almalarının, TYD bilgi seviyesini belirli seviyede tutarak, mortalite ve morbidite açısından fayda sağlayacağı düşünülmektedir.
Elazığ mebusu Hüseyin Gökçelik (1876-1933)
Tarihi geçmişi 4000 yıllık olan Harput, yeni bir yerleşim merkezi olan Elazığ'ın merkezi konumundadır. Bu bölgeye ilk yerleşenlerin Hurriler olduğu tarihi kaynaklarda belirtilmektedir. M.Ö. 9.yy da Urartular' ın Elazığ tarihindeki izlerini tarihî Harput Kalesi'nden görebilmekteyiz. 1071 Malazgirt Zaferi'nden sonra bu bölgede Artuklular, Anadolu Selçukluları, İlhanlılar, Dulkadiroğulları ve Akkoyunlular hüküm sürmüşlerdir. 1507'de Safeviler'in eline geçen Harput 1514 Çaldıran Muharebesi'nden sonra Osmanlı Devleti'nin eline geçmiştir. 19.yy. sonlarına kadar kültür, bayındırlık gibi konularda yurdun en gözde şehirlerinden biri olarak varlığını sürdüren Harput, değişen toplum yapısına ve şehircilik hayatına uyarak o zamanki adı Agavat olan ovaya doğru yerleşilmeye başlamıştır. Osmanlı Devleti geç kaldığı demokrasi hareketlerine XIX. ve XX. yy. da yoğunlaşmaya başlamıştır. Tanzimat Fermanı, Islahat Fermanı, I. Meşrutiyet ve II. Meşrutiyet ile birlikte kısmen de olsa demokratikleşme yolunda önemli adımlar atılmıştır. 1908'de yapılan seçimler neticesinde farklı unsurların meclise girmesine zemin hazırlanmış ve siyasî partiler kurulmaya başlanmıştır. I. Dünya Savaşı'ndan sonra Millî Mücadele döneminde Mustafa Kemal ile birlikte hareket eden Hüseyin Bey 1920 tarihinde TBMM'nin açılmasıyla Elazığ Mebusu olarak meclise girer ve dört dönem mecliste görev alır. Bu dönemde ülkenin siyasî, hukuki, ekonomik, askeri, yönetim, tarım ve eğitim alanlarında birçok konuşması ve önergesi bulunmaktadır. Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetinin önemli kararlarına imzasını atmış; şehrinin ve ülkenin menfaatlerini gözeten bir politika izlemiştir. Beş çocuk babası olan Hüseyin Bey 1933'de vefat etmiş. Ailesinin bir kısmı Yıldızhan bir kısmı Gökçelik bir kısmı da Hanağası soyadını almıştır. Mezarı Elazığ - Hankendi Bucağı Bölüklü köyünde bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Harput, I. TBMM, Hüseyin Bey (GÖKÇELİK)
Erzincan türküleri üzerine bir inceleme
Bu çalışmada TRT Türk Halk Müziği Repertuvarı ile diğer kaynaklarda bulunan Erzincan yöresi türküleri edebî ve müzikal açıdan incelenerek halk bilimi metotlarına göre tasnif edilmiştir. Erzincan türkülerinin metinlerini bir araya toplayan bilimsel bir çalışma bu zamana kadar gerçekleştirilmediğinden tezimizin ilk amacı böyle bir bilimsel çalışmanın yapılması yönündedir. Ayrıca Türk folklor araştırmalarına katkıda bulunmak, Erzincan yöresi türkülerinin tasnifini yaparak bu konuda yapılacak olan diğer çalışmalara bir basamak oluşturmaktır. Çalışmamızda TRT Repertuvarı ve diğer kaynaklar taranıp beş yüz elli dört metine ulaşılmıştır. Erzincan'ın ulaşabildiğimiz bütün kırık havalarını bir araya getirmenin yanında Erzincan türkülerinin özelliklerine, şekil ve yapı incelemelerine değinilmiş, dağınık halde bulunan metinlerin bir araya getirilmesine gayret gösterilmiştir. Çalışmamızın başında türküler hakkında gerekli bilgiler verilmiş, metinler bentlerine göre sıralanmış, sözlük ve dizin çalışmasıyla tamamlanmıştır.
Soğuk savaş sonrasında savaşın değişen yapısı: Asimetrik savaş
İktisadın tanımına göre, sınırsız olan insan ihtiyaçları, sınırlı kaynaklarla karşılanmalıdır. İktisat da bunun nasıl gerçekleşeceğini inceleyen bilim dalıdır. Kaynakların sınırlı olması, insanları bu kaynakların paylaşımı hakkında bazı çıkar çatışmalarına sürüklemektedir. İnsanlar, çıkarları çatıştığında ortaya bir anlaşmazlık çıkar ve bu iki temel yolla çözülür: Bunlardan biri barışçıl yöntemler, diğeri ise savaştır. Barışçıl yöntemler denilince akla müzakere gelir ve devletler, uzmanlaştırdığı diplomatlar aracılığı ile bu yöntemi kullanmaktadırlar. Diğer seçenekte ise devletler, müzakere ile çözemedikleri ya da çözebileceklerine inanmadıkları anlaşmazlıklar sonucunda, askerler aracılığıyla savaş yöntemini icra etmektedirler. Bu çalışmanın temel amacı, Thucydides'e atfedildiği şekilde, "güçlü olan istediğini, güçsüz olan yapması gerekeni yapar" sözündeki güçlü-güçsüz kavramlarının, savaş ortamlarında yarattığı avantaj/dezavantaj koşullarının Soğuk Savaş yıllarından itibarıyla değişme sinyallerini verdiğini ve Soğuk Savaş sonrası dönemde ise değiştiğini ve çok aktörlü bir savaş ortamının gündeme geldiğini ortaya koymaktır. Bu bağlamda, bahsi geçen aktörlerin, uyguladığı çatışma teknikleri; silah ve teçhizat dengesi, kazanma hırsı, savaş hukukuna uygunluğu, örgütlenme şekli, medyanın önemi gibi başlıklarla tanımlaması yapılmıştır. Bu çalışmanın önemi ise, aslında daha önceden var olan, ancak savaş türleri arasında en çok kullanılan savaş tipi olarak kendini göstermesinin koşullarını Soğuk Savaş sonrası dönemde, ortaya çıkan tek kutuplu sistemde olgunlaştıran asimetrik savaşın hala gelişmekte olan sürecini incelemektir. Özellikle 11 Eylül 2001 tarihinde Dünya Ticaret Merkezi'ne yönelik gerçekleştirilen terör saldırılarının ardından, artık savaşın sadece devletin askeri unsurlarınca idare edilemeyeceğini fark ettiği ve devletlerin bu yeni savaş tipine uyum sağlamak ile savaşı kontrol etmek için savaşlara daha fazla uzmanlık alanı ilave etme ihtiyacı doğmuştur. Devletlerin, kendilerini diğer devletlerden ayıran ve ihlali durumunda güvenliğini tehdit eden sınırlar, önemini yitirmeye başlamıştır. Savaş, sınırları aşarak sadece orduları değil; devlet organlarını, finans kurum ve kuruluşlarını, ve hatta daha da mikro hale gelerek bireyleri dahi hedef almaya başlamıştır. Anahtar Kelimeler: Asimetrik Savaş, Asimetrik Savaşın Kullandığı Yöntemler, Asimetrik Savaşın Taraflarının Niteliği, Asimetrik Tehdit, Savaşın Değişen Yapısı
Kosova'dan Suriye'ye insani müdahale ve koruma sorumluluğu kavramlarının dönüşümü
Çalışma, insani müdahale ve koruma sorumluluğu kavramlarının ortaya çıkışından günümüze kadar geçen süre içerisinde geçirdiği dönüşümü analiz etmektedir. Birleşmiş Milletler ve NATO'nun dahil olduğu birçok örnek bulunmasına karşın çalışmada; uluslararası toplumun farklı sorunlara yaklaşımı, Kosova, Libya ve Suriye örnekleri üzerinden, BM ve NATO belgeleri temel alınarak incelenmiştir. Somali, Ruanda, Bosna-Hersek, Darfur gibi insani müdahale örnekleri yerine ilk örnek olarak Kosova'nın seçilme nedeni kuvvet kullanma yasağının istisnalarına girmeyen müdahalenin NATO tarafından insani nedenlerle açıklanmasıdır. Libya müdahalesi ve Suriye krizi ise, koruma sorumluluğu yaklaşımı kabul edildikten sonra gündeme gelen güncel örnekler olarak seçilmiştir. Devletlerin insani nedenleri de içinde barındıran sebeplerle kuvvete başvurduğu bilinmektedir. BM Antlaşması devletlerin uluslararası ilişkilerinde kuvvete başvurmasını yasaklamaktadır. Buna göre uluslararası ilişkilerde kuvvete başvurmak, meşru müdafaa durumunda ve BM Güvenlik Konseyi yetkilendirmesi neticesinde gerçekleştiğinde hukuka uygun kabul edilmektedir. İnsani nedenlerle kuvvete başvurmak, kuvvet kullanma yasağının istisnaları arasında düzenlenmemiştir. Soğuk Savaş'ın bitmesi ve iki kutuplu sistemin sona ermesiyle birlikte yaşanan savaşların niteliği değişmiş ve insani müdahale literatürde daha sık tartışılmaya başlanmıştır. Bu tartışmalar NATO'nun 1999'da Kosova'ya BM Güvenlik Konseyi yetkilendirmesi olmadan müdahale etmesi neticesinde, müdahalelerin ahlakiliği ve hukukiliği bağlamında yoğunlaşmıştır. Bu bağlamda, insani müdahalenin sınırlarını belirlemek için koruma sorumluluğu yaklaşımı benimsenmiştir. Bir ülkedeki vatandaşları korumanın öncelikle ilgili devletin daha sonra da uluslararası toplumun sorumluluğu olduğuna vurgu yapan koruma sorumluluğu yaklaşımı, Birleşmiş Milletler düzeyinde kabul edildikten sonra ilk olarak 2011'de Libya krizinde gündeme gelmiştir. Arap Baharı'nın etkisiyle Libya'da yaşanan ayaklanma iç savaşa dönüşmüş ve Birleşmiş Milletler 1973 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararı ile soruna müdahale etmiştir. Libya'ya gerçekleştirilen operasyonun BM Güvenlik Konseyi yetkilendirmesi ile gerçekleştirilmiş olması insani müdahalenin hukuki bir zemine oturmuş olması bakımından önemlidir. Literatürdeki genel kanıya göre, Libya'da koruma sorumluluğu yaklaşımı başarılı bir şekilde uygulanmıştır. Buna karşın 2011 yılından bu yana iç savaşın yaşandığı, milyonlarca insanın hayatını kaybettiği, yaralandığı veya yerlerinden edildiği Suriye'de koruma sorumluluğu yaklaşımının uluslararası sorumluluk boyutu uygulanamamaktadır. BM Güvenlik Konseyi daimi üyelerinden Rusya Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyeti'nin, Suriye'ye yaptırımlar öngören kararları veto etmesi Birleşmiş Milletler'in hareketsiz kalmasına neden olmaktadır. Alınan BM Güvenlik Konseyi kararlarında ve yapılan resmi açıklamalarda koruma sorumluluğu yaklaşımının ilgili devletin sorumluluğunu içeren ilk sütununa vurgu yapılmaktadır. Bu durum koruma sorumluluğu kavramının hukuki boyutundan ziyade siyasi boyutunu ön plana çıkarmaktadır. Çalışmada sonuç olarak, koruma sorumluluğu yaklaşımının bir uluslararası hukuk kuralı halini almadığı ancak gelişmekte olan bir norm olduğu tespiti yapılmaktadır.
Bazı nohut çeşitlerinin farklı tohum iriliği ve ekim zamanlarında verim ve kalite performanslarının belirlenmesi
Araştırma, Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Tarımsal Araştırma ve Uygulama Müdürlüğü deneme arazisinde 2016 yılında yürütülmüştür. Araştırmada materyal olarak Uzunlu 99, Gökçe, Azkan, Yaşa-05 ve İnci nohut çeşitleri kullanılmıştır. Tesadüf Bloklarında Bölünen Bölünmüş Parseller deneme deseninde üç tekrarlamalı olarak yürütülen araştırmada beş nohut çeşidi, üç farklı ekim zamanı (24 Şubat, 3 Mart ve 1 Nisan) ve 2 farklı tohum iriliği (35 g üstü ve 35 g altı) kullanılmış olup ekim zamanı ana parselleri, çeşitler alt parselleri ve tohum irilikleri ise alt alt parselleri oluşturmuştur. Çalışmada fenolojik ve agronomik özellikler olan çiçeklenme ve bakla bağlama gün sayısı, bitki boyu, bitkide ana dal sayısı, ilk bakla yüksekliği, bitkide bakla sayısı, bitkide tane sayısı, bitki başına tane verimi, yüz tane ağırlığı, tohum verimi, biyolojik verim, hasat indeksi ile kalite özellikleri olan protein oranı, su alma kapasitesi, su alma indeksi, şişme kapasitesi, şişme indeksi ve kabuk oranı parametreleri incelenmiştir. Çalışmada ele alınan parametrelerden tohum verimi, ana dal sayısı, bitkide bakla ve tane sayısı, biyolojik verim, yüz tane ağırlığı, protein oranı ve kabuk oranı hariç tüm özelliklere ekim zamanının etkisinin önemli olduğu bulunmuştur. Ekim zamanı geciktikçe parametrelerin büyük çoğunluğunda düşüşler görülmekle beraber aynı zamanda birinci ekim zamanında da aynı durum görülmüştür. Kalite unsurlarından olan su alma kapasitesi ve indeksinin ekim zamanı geciktikçe azaldığı görülürken, protein oranının ise tam tersi ekim zamanı geciktikçe arttığı saptanmıştır. İncelenen parametrelerden bitkide bakla ve tane sayısı, hasat indeksi ile su alma indeksi hariç tüm parametrelerde 35 g üstü tohumlarda yüksek değerlerin elde edildiği tespit edilmiştir. Araştırmada kullanılan Gökçe ve Azkan nohut çeşitleri tohum verimi bakımından ilk iki sırayı paylaşırken, İnci nohut çeşidinde ise bitkide bakla ve tane sayısı bakımından en yülksek değerlerin elde edildiği belirlenmiştir.
