
903
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Elazığ mebusu Hüseyin Gökçelik (1876-1933)
Tarihi geçmişi 4000 yıllık olan Harput, yeni bir yerleşim merkezi olan Elazığ'ın merkezi konumundadır. Bu bölgeye ilk yerleşenlerin Hurriler olduğu tarihi kaynaklarda belirtilmektedir. M.Ö. 9.yy da Urartular' ın Elazığ tarihindeki izlerini tarihî Harput Kalesi'nden görebilmekteyiz. 1071 Malazgirt Zaferi'nden sonra bu bölgede Artuklular, Anadolu Selçukluları, İlhanlılar, Dulkadiroğulları ve Akkoyunlular hüküm sürmüşlerdir. 1507'de Safeviler'in eline geçen Harput 1514 Çaldıran Muharebesi'nden sonra Osmanlı Devleti'nin eline geçmiştir. 19.yy. sonlarına kadar kültür, bayındırlık gibi konularda yurdun en gözde şehirlerinden biri olarak varlığını sürdüren Harput, değişen toplum yapısına ve şehircilik hayatına uyarak o zamanki adı Agavat olan ovaya doğru yerleşilmeye başlamıştır. Osmanlı Devleti geç kaldığı demokrasi hareketlerine XIX. ve XX. yy. da yoğunlaşmaya başlamıştır. Tanzimat Fermanı, Islahat Fermanı, I. Meşrutiyet ve II. Meşrutiyet ile birlikte kısmen de olsa demokratikleşme yolunda önemli adımlar atılmıştır. 1908'de yapılan seçimler neticesinde farklı unsurların meclise girmesine zemin hazırlanmış ve siyasî partiler kurulmaya başlanmıştır. I. Dünya Savaşı'ndan sonra Millî Mücadele döneminde Mustafa Kemal ile birlikte hareket eden Hüseyin Bey 1920 tarihinde TBMM'nin açılmasıyla Elazığ Mebusu olarak meclise girer ve dört dönem mecliste görev alır. Bu dönemde ülkenin siyasî, hukuki, ekonomik, askeri, yönetim, tarım ve eğitim alanlarında birçok konuşması ve önergesi bulunmaktadır. Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetinin önemli kararlarına imzasını atmış; şehrinin ve ülkenin menfaatlerini gözeten bir politika izlemiştir. Beş çocuk babası olan Hüseyin Bey 1933'de vefat etmiş. Ailesinin bir kısmı Yıldızhan bir kısmı Gökçelik bir kısmı da Hanağası soyadını almıştır. Mezarı Elazığ - Hankendi Bucağı Bölüklü köyünde bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Harput, I. TBMM, Hüseyin Bey (GÖKÇELİK)
Erzincan türküleri üzerine bir inceleme
Bu çalışmada TRT Türk Halk Müziği Repertuvarı ile diğer kaynaklarda bulunan Erzincan yöresi türküleri edebî ve müzikal açıdan incelenerek halk bilimi metotlarına göre tasnif edilmiştir. Erzincan türkülerinin metinlerini bir araya toplayan bilimsel bir çalışma bu zamana kadar gerçekleştirilmediğinden tezimizin ilk amacı böyle bir bilimsel çalışmanın yapılması yönündedir. Ayrıca Türk folklor araştırmalarına katkıda bulunmak, Erzincan yöresi türkülerinin tasnifini yaparak bu konuda yapılacak olan diğer çalışmalara bir basamak oluşturmaktır. Çalışmamızda TRT Repertuvarı ve diğer kaynaklar taranıp beş yüz elli dört metine ulaşılmıştır. Erzincan'ın ulaşabildiğimiz bütün kırık havalarını bir araya getirmenin yanında Erzincan türkülerinin özelliklerine, şekil ve yapı incelemelerine değinilmiş, dağınık halde bulunan metinlerin bir araya getirilmesine gayret gösterilmiştir. Çalışmamızın başında türküler hakkında gerekli bilgiler verilmiş, metinler bentlerine göre sıralanmış, sözlük ve dizin çalışmasıyla tamamlanmıştır.
Kosova'dan Suriye'ye insani müdahale ve koruma sorumluluğu kavramlarının dönüşümü
Çalışma, insani müdahale ve koruma sorumluluğu kavramlarının ortaya çıkışından günümüze kadar geçen süre içerisinde geçirdiği dönüşümü analiz etmektedir. Birleşmiş Milletler ve NATO'nun dahil olduğu birçok örnek bulunmasına karşın çalışmada; uluslararası toplumun farklı sorunlara yaklaşımı, Kosova, Libya ve Suriye örnekleri üzerinden, BM ve NATO belgeleri temel alınarak incelenmiştir. Somali, Ruanda, Bosna-Hersek, Darfur gibi insani müdahale örnekleri yerine ilk örnek olarak Kosova'nın seçilme nedeni kuvvet kullanma yasağının istisnalarına girmeyen müdahalenin NATO tarafından insani nedenlerle açıklanmasıdır. Libya müdahalesi ve Suriye krizi ise, koruma sorumluluğu yaklaşımı kabul edildikten sonra gündeme gelen güncel örnekler olarak seçilmiştir. Devletlerin insani nedenleri de içinde barındıran sebeplerle kuvvete başvurduğu bilinmektedir. BM Antlaşması devletlerin uluslararası ilişkilerinde kuvvete başvurmasını yasaklamaktadır. Buna göre uluslararası ilişkilerde kuvvete başvurmak, meşru müdafaa durumunda ve BM Güvenlik Konseyi yetkilendirmesi neticesinde gerçekleştiğinde hukuka uygun kabul edilmektedir. İnsani nedenlerle kuvvete başvurmak, kuvvet kullanma yasağının istisnaları arasında düzenlenmemiştir. Soğuk Savaş'ın bitmesi ve iki kutuplu sistemin sona ermesiyle birlikte yaşanan savaşların niteliği değişmiş ve insani müdahale literatürde daha sık tartışılmaya başlanmıştır. Bu tartışmalar NATO'nun 1999'da Kosova'ya BM Güvenlik Konseyi yetkilendirmesi olmadan müdahale etmesi neticesinde, müdahalelerin ahlakiliği ve hukukiliği bağlamında yoğunlaşmıştır. Bu bağlamda, insani müdahalenin sınırlarını belirlemek için koruma sorumluluğu yaklaşımı benimsenmiştir. Bir ülkedeki vatandaşları korumanın öncelikle ilgili devletin daha sonra da uluslararası toplumun sorumluluğu olduğuna vurgu yapan koruma sorumluluğu yaklaşımı, Birleşmiş Milletler düzeyinde kabul edildikten sonra ilk olarak 2011'de Libya krizinde gündeme gelmiştir. Arap Baharı'nın etkisiyle Libya'da yaşanan ayaklanma iç savaşa dönüşmüş ve Birleşmiş Milletler 1973 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararı ile soruna müdahale etmiştir. Libya'ya gerçekleştirilen operasyonun BM Güvenlik Konseyi yetkilendirmesi ile gerçekleştirilmiş olması insani müdahalenin hukuki bir zemine oturmuş olması bakımından önemlidir. Literatürdeki genel kanıya göre, Libya'da koruma sorumluluğu yaklaşımı başarılı bir şekilde uygulanmıştır. Buna karşın 2011 yılından bu yana iç savaşın yaşandığı, milyonlarca insanın hayatını kaybettiği, yaralandığı veya yerlerinden edildiği Suriye'de koruma sorumluluğu yaklaşımının uluslararası sorumluluk boyutu uygulanamamaktadır. BM Güvenlik Konseyi daimi üyelerinden Rusya Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyeti'nin, Suriye'ye yaptırımlar öngören kararları veto etmesi Birleşmiş Milletler'in hareketsiz kalmasına neden olmaktadır. Alınan BM Güvenlik Konseyi kararlarında ve yapılan resmi açıklamalarda koruma sorumluluğu yaklaşımının ilgili devletin sorumluluğunu içeren ilk sütununa vurgu yapılmaktadır. Bu durum koruma sorumluluğu kavramının hukuki boyutundan ziyade siyasi boyutunu ön plana çıkarmaktadır. Çalışmada sonuç olarak, koruma sorumluluğu yaklaşımının bir uluslararası hukuk kuralı halini almadığı ancak gelişmekte olan bir norm olduğu tespiti yapılmaktadır.
Soğuk savaş sonrasında savaşın değişen yapısı: Asimetrik savaş
İktisadın tanımına göre, sınırsız olan insan ihtiyaçları, sınırlı kaynaklarla karşılanmalıdır. İktisat da bunun nasıl gerçekleşeceğini inceleyen bilim dalıdır. Kaynakların sınırlı olması, insanları bu kaynakların paylaşımı hakkında bazı çıkar çatışmalarına sürüklemektedir. İnsanlar, çıkarları çatıştığında ortaya bir anlaşmazlık çıkar ve bu iki temel yolla çözülür: Bunlardan biri barışçıl yöntemler, diğeri ise savaştır. Barışçıl yöntemler denilince akla müzakere gelir ve devletler, uzmanlaştırdığı diplomatlar aracılığı ile bu yöntemi kullanmaktadırlar. Diğer seçenekte ise devletler, müzakere ile çözemedikleri ya da çözebileceklerine inanmadıkları anlaşmazlıklar sonucunda, askerler aracılığıyla savaş yöntemini icra etmektedirler. Bu çalışmanın temel amacı, Thucydides'e atfedildiği şekilde, "güçlü olan istediğini, güçsüz olan yapması gerekeni yapar" sözündeki güçlü-güçsüz kavramlarının, savaş ortamlarında yarattığı avantaj/dezavantaj koşullarının Soğuk Savaş yıllarından itibarıyla değişme sinyallerini verdiğini ve Soğuk Savaş sonrası dönemde ise değiştiğini ve çok aktörlü bir savaş ortamının gündeme geldiğini ortaya koymaktır. Bu bağlamda, bahsi geçen aktörlerin, uyguladığı çatışma teknikleri; silah ve teçhizat dengesi, kazanma hırsı, savaş hukukuna uygunluğu, örgütlenme şekli, medyanın önemi gibi başlıklarla tanımlaması yapılmıştır. Bu çalışmanın önemi ise, aslında daha önceden var olan, ancak savaş türleri arasında en çok kullanılan savaş tipi olarak kendini göstermesinin koşullarını Soğuk Savaş sonrası dönemde, ortaya çıkan tek kutuplu sistemde olgunlaştıran asimetrik savaşın hala gelişmekte olan sürecini incelemektir. Özellikle 11 Eylül 2001 tarihinde Dünya Ticaret Merkezi'ne yönelik gerçekleştirilen terör saldırılarının ardından, artık savaşın sadece devletin askeri unsurlarınca idare edilemeyeceğini fark ettiği ve devletlerin bu yeni savaş tipine uyum sağlamak ile savaşı kontrol etmek için savaşlara daha fazla uzmanlık alanı ilave etme ihtiyacı doğmuştur. Devletlerin, kendilerini diğer devletlerden ayıran ve ihlali durumunda güvenliğini tehdit eden sınırlar, önemini yitirmeye başlamıştır. Savaş, sınırları aşarak sadece orduları değil; devlet organlarını, finans kurum ve kuruluşlarını, ve hatta daha da mikro hale gelerek bireyleri dahi hedef almaya başlamıştır. Anahtar Kelimeler: Asimetrik Savaş, Asimetrik Savaşın Kullandığı Yöntemler, Asimetrik Savaşın Taraflarının Niteliği, Asimetrik Tehdit, Savaşın Değişen Yapısı
Tuva-Türk destanlarında şekil değiştirmeler
Destanlar, toplumların sözlü gelenek içerisinde oluşturup, yaydığı ve gelecek nesillere aktardığı kültür miraslarıdır. Destanlarda, kahramanlıklar, zaferler, başarılar, göçler, yenilgiler, ihanetler, dostluklar, düşmanlıklar, acılar ve sevinçler her yönüyle yer alır. Zengin bir kültür ve sanat hazinesi olan Türk destanları Türklerin kültürlerine çok yönlü olarak ışık tutar. Türk destanlarının vazgeçilmezleri kahramanlardır ve destanlar kahramanları etrafında şekillenir. Kahramanı kahraman yapan ise yüce değerler uğruna ortaya koyduğu mücadelelerdir. Zaman zaman olağanüstüyü de içerisine alan bu mücadeleler milletlerin kültür kodları hakkında önemli verileri barındırır. Kahramanın girdiği mücalelerde işini kolaylaştıran ve onu başarıya ulaştıran en önemli unsurlardan birisi "şekil değiştirme"dir. Şekil değiştirme, Türk kültürü içerisinde doğan ve gelişen destanlarda yaygın olarak görülebilen bir motiftir. Bugüne kadar Türk destanları şekil değiştirme motifi açısından tez ölçeğinde ele alınıp incelenmemiştir. Bu çalışma Türk destan ailesine mensup anlatmalarda yer alan şekil değiştirme motifi üzerine yapılan tez boyutunda ilk çalışma olma özelliği taşımaktadır. Tuva Cumhuriyeti, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra özerk cumhuriyet statüsü kazanan Türk topluluklarından biridir. Zengin bir kültüre sahip olan Tuvaların, tarihi, coğrafyası ve yaşayışları hakkında bilgi edinmek için başvurulacak en önemli kaynaklardan biri "maadırlıg tool" dedikleri destanlarıdır. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Tuva destanları yazıya geçirilmeye ve incelenmeye başlanmıştır. Bu destanların önemli bir kısmı da Türkiye Türkçesine aktarılarak yayımlanmıştır. Bu çalışmada Metin Ergun-Mehmet Aça, Ekrem Arıkoğlu-Buyan Borbaanay ve Salih Mehmet Arçın tarafından, Tuvaca ve Türkiye Türkçesi çevirileriyle birlikte yayımlanmış olan toplam on yedi destan (Alday-Buuçu, Boktu-Kiriş, Bora-Şeeley, Kangıvay-Mergen (2), Aldın-Çaagay (2), Aldın-Kurgulday, Erelzey-Mergen, Haragalzay-Mergen Alkışlar, Han-Şilgi Attıg Han-Hülük, Arı-Haan, Arzılan Kara Attıg Çeçen Kara Möge, Şöögün Bora Attıg Şöögün-Köögün, Mögaa Şagaan-Toolay, Tanaa-Herel, Ton-Aralçın Haan, Bayan-Toolay, Haan Tögüldür) şekil değiştirme motifi açısından incelenmiş ve kimlerin, ne zaman, ne şartlar altında, hangi yerde, nasıl şekil değiştirdği tespit edilerek şekil değiştirmelerin destanın seyrini nasıl değiştirdiği belirlenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Destan, Dönüşüm, Motif, Şekil Değiştirme, Tuva.
Lise son sınıf öğrencilerinin üstbiliş becerileri ve akademik erteleme davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada lise son sınıf öğrencilerinin üstbiliş becerileri ve akademik erteleme davranışları arasındaki ilişkiler öğrencilere ait bazı değişkenler açısından incelenmiştir. Çalışma ilişkisel tarama modeline uygun olarak tasarlanmıştır. Araştırmanın evreni 2017-2018 eğitim öğretim yılı içerisinde İç Anadolu Bölgesindeki bir il merkezinde bulunan ortaöğretim kurumlarının (liselerin) son sınıf öğrencilerinden oluşmaktadır. Araştırma örneklemi kolayda örnekleme yöntemi yardımı ile seçilmiş ve araştırmaya gönüllü olarak katılmış 492 lise son sınıf öğrencisinden oluşmaktadır. Araştırma verileri araştırmacı tarafından hazırlanan bir kişisel bilgi formu, "Üstbiliş Becerileri Ölçeği" ve "Akademik Erteleme Ölçeği" ile toplanmıştır. Veriler SPSS 22.00 paket programı kullanılarak çözümlenmiştir. Çözümlemede frekans ve yüzde, madde ortalamaları, Kolmogrov-Smirnov Testi, Kruskal Wallis-H testi, Mann-Whitney U Testi ve Spearman Brown Sıra Farkları Korelasyon Analizi tekniklerinden yararlanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre lise son sınıf öğrencilerinin üstbiliş becerilerini kullanma düzeyleri ile akademik erteleme davranışı gösterme düzeylerinin genel olarak orta düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Üstbiliş beceri puanları öğrencilerin cinsiyet ve anne-baba eğitim düzeyi değişkenine göre değişmezken, ailenin sosyo-ekonomik düzeyi ve devam edilen lise türüne göre anlamlı farklılıklar arz etmektedir. Akademik erteleme puanları ailenin sosyo-ekonomik düzeyi, annenin eğitim düzeyi ve babanın eğitim düzeyi değişkenine göre değişmezken; öğrencilerin cinsiyet ve devam ettikleri lise türü değişkenine göre anlamlı farklılıklar arz etmektedir. Öğrencilerin üstbiliş puanları ile akademik erteleme davranışı puanları ortalamaları arasında .18 düzeyinde pozitif yönlü düşük bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Araştırma sonuçları ilgili literatür temelinde tartışılmış ve bulgulara dayalı bazı öneriler sunulmuştur. Araştırma sonuçlarına göre lise son sınıf öğrencilerinin üstbiliş becerilerini kullanma düzeyleri ile akademik erteleme davranışı gösterme düzeylerinin genel olarak orta düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Akademik erteleme, lise son sınıf, üstbiliş
Bülent Ecevit in the Cyprus peace operation
Bülent Ecevit was born in Istanbul in 1925. Since 1950, he had published his articles about art and politics at Ulus Gazetesi, which was the official journal of the Republican People's Party. Bülent Ecevit had actively stepped in politics' scene as a member of the CHP in 1951, and later became party's General Secretariat in 1966 with the help of his famous statement "Left of the Middle". Then he has gone trough to Party Chairman in 1972 with his "democratic" attitude against the military memorandum on March 12th. The elections on October 14, 1973, have been resulted with the victory of Ecevit and the CHP. The CHP government, which has long been in opposition, has finally reached to power as government with the coalition established by the National Salvation Party. During this period of reconciliation between the two parties, the CHP has signed the initiatives to increase its prestige under the leadership of Ecevit. Especially, decisions taken by Ecevit about foreign policy and relations, in particular during the "Cyprus Peace Operation", increased the prestige of our country at the international arena and revealed its determination. Ecevit's critical "Cyprus Peace Operation" decision on 20 July 1974, in spite of the distraction policy of Britain and the United States and Greece's "Enosis" policy, provided the prevention of genocide attempts on the Turkish side of the island. By doing so, Ecevit put an end to the force imbalance created by tyranny and unfair ways in Cyprus and he has reopened the path of democracy and freedom that has been persecuted by dictatorship. Ecevit's "non-emotional" and "honest", "open" and "consistent" personality during the war time brought him to an extraordinary prestige enabling him to proceed over where at 1964 İnönü and at 1967 Demirel had to stepped back. Especially the "humanitarian", "sincere", "peaceful" and "responsible" diplomatic behavior that has been drawn up on behalf of the peace in and around Cyprus by Ecevit deserves praise. In addition, Ecevit's stand on his ground in Cyprus has shown to the whole world that he is one of the faithful heir of the Mustafa Kemal Atatürk, as following his the national sovereignty and complete independence philosophy.
Okul öncesi öğretmenlerinin sorumluluk eğitimine ilişkin uygulamaları ve öğrencilerin sorumlu davranma düzeyleri
Bu çalışmada, okul öncesi öğretmenlerinin sorumluluk eğitimine ilişkin uygulamalarının ve öğrencilerin sorumlu davranma düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma tarama modelinde, hem nitel hem de nicel boyutu olan betimsel bir araştırmadır. Araştırma verileri 2016-2017 eğitim/öğretim yılı içerisinde Nevşehir il merkezinde, ilçe merkezlerinde ve Nevşehir merkeze bağlı belde ve köylerde bulunan ilkokul, ortaokul bünyesinde çalışan ve resmi bağımsız anaokullarında çalışan 195 okul öncesi öğretmeninden toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak; araştırmacı tarafından geliştirilmiş Kişisel Bilgi Formu, 1 faktör 8 maddeden oluşan Sorumluluk Eğitiminin Gerekliliğine Bakış Açısı Ölçeği; 4 faktör 28 maddeden oluşan Sorumluluk Eğitimi Uygulamaları Ölçeği; 1 faktör 44 maddeden oluşan Sorumluluk Düzeyleri Ölçeği ve 6 sorudan oluşan Görüşme Formu kullanılmıştır. Ölçeklerin geçerlik analizleri; uzman görüşlerini alma, açımlayıcı faktör analizi ve madde-toplam korelasyonları teknikleri kullanılarak test edilmiştir. Toplanan veriler üzerinde, aritmetik ortalama (X ̅), standart sapma (Ss), bağımsız örneklem t-testi, faktör analizi, varyans analizi (ANOVA) uygulanmıştır. p<0,05 düzeyi, anlamlılık için yeterli görülmüştür. Araştırmada elde edilen bulguların sonucunda, öğretmenlerin sorumluluk eğitiminin gerekliliğine bakış açılarının olumlu olduğu ve cinsiyet, mesleki kıdem, eğitim durumu, mezun oldukları okul türü, çalıştıkları okul öncesi eğitim kurumunun türü ve sorumluluk eğitimine yönelik daha önce herhangi bir eğitim programına katılma durumlarına göre farklılaşmadığı görülmüştür. Öğretmenlerin sorumluluk eğitimine yönelik yaptıkları uygulamaların sıklığına bakıldığında, etkinliklerinde çoğu zaman bu uygulamalara yer verdikleri görülmüştür. Cinsiyet, mesleki kıdem, eğitim durumu, mezun olunan okul türü ve sorumluluk eğitimine yönelik daha önce bir eğitim programına katılma gibi değişkenlerin uygulama sıklıklarını etkilemediği belirlenmiştir. Ancak ön lisans mezunu öğretmenlerin, yüksek lisans mezunu öğretmenlere göre 'Geri Bildirim Uygulamaları' faktörüne ait algılarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Ayrıca 'Sorumluluk Verme Uygulamaları' faktörüne ait bulgularda ilkokula bağlı anasınıflarında çalışan öğretmenlerin bağımsız anaokulunda çalışan öğretmenlere göre algılarının daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Bunun yanı sıra 'Geri Bildirim Uygulamaları' faktörlerine ait bulgularda, ilkokula bağlı anasınıflarında çalışan öğretmenlerin, bağımsız anaokullarında çalışan öğretmenlere göre algılarının daha düşük olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Öğretmenlerin, çocukları seviyelerine uygun sorumlulukları yerine getirme düzeyi bakımından değerlendirmelerinde; çocukları iyi düzeyde buldukları belirlenmiştir. Cinsiyet, eğitim durumu, mezun oldukları okul türü, çalıştıkları okul öncesi eğitim kurumunun türü ve sorumluluk eğitimine yönelik daha önce herhangi bir eğitim programına katılma durumlarının bu durumu farklılaştırmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Ancak 1-5 yıl arası mesleki kıdeme sahip öğretmenlerin algılarının; 16-20 yıl ve 21 yıl ve üzeri mesleki kıdeme sahip olanlara göre daha düşük seviyede olduğu belirlenmiştir. Yapılan görüşmeler sonucunda ise; öğretmenler daha çok sosyal sorumluluklara yönelik uygulamalara yer verdiklerini; Okul Öncesi Eğitim Programını sorumluluk eğitimi açısından yeterli bulduklarını; daha çok aile kaynaklı problemlerle karşılaştıklarını belirtmişlerdir. Yaşadıkları problemlere çözüm olarak da en fazla çocuğa ilişkin etkinlikler yaptıklarını belirtmişlerdir. Öğretmenlerin, daha sorumlu bireyler yetiştirmeye yönelik bulundukları tavsiyeler, daha çok Milli Eğitim Bakanlığı'na yöneliktir.
Ekolojik sistem kuramı temelli okul güvenliği ölçeğinin geliştirilmesi
Bu çalışma ile Bronfenbronner'in Ekolojik Sistem Kuramı temeline dayalı bir okul güvenliği ölçeği geliştirilmeye çalışılmıştır. Ekolojik Sistem Kuramı bireyin etrafındaki Mikrosistem, Mezosistem, Ekzosistem, Makrosistem ve Kronosistem katmanlarından oluşmaktadır. İlk olarak Çalışma kapsamında birey üzerinde etkisi bulunan bu altı katmana ilişkin toplam 113 maddeden oluşan bir taslak ölçek hazırlanmıştır. Taslak ölçek beş adet uzmanın görüşüne sunulmuş ve madde sayısı 101'e düşürülmüştür. 101 maddelik uygulama ölçeği ilkokul, ortaokul ve liselerde görevli toplam 544 öğretmen üzerinde uygulanmıştır. Veriler SPSS 22 paket programıyla analiz edilmiştir. 101 maddeli taslak ölçeğin yapı geçerliğini araştırmak için Açımlayıcı Faktör Analizini yapılmıştır. Kaiser-Mayer-Olkin (KMO) katsayısı ,899 olarak bulunmuştur. Barlett küresellik testi sonuçları ölçeğin faktör analizine uygun olduğunu göstermiştir. Ölçekte yer alan maddelerin ayırt edicilik gücünün hesaplanması için %27'lik alt grup ve %27'lik üst grup ortalamaları farkına dayalı t-testi yapılmıştır. Elde edilen sonuçlar maddelere ait değerlerin anlamlı olduğunu göstermiştir. Madde analizi sonuçları madde yüklerinin ,351 ile ,712 arasında olduğunu, madde toplam korelasyonu ise her bir maddenin ölçeğin bütünsel yapısı ile uyumlu olduğunu göstermiştir. İlk analiz sürecinde Açımlaycı Faktör Analizi Sonuçları 101 maddeli ölçek yapısının 19 faktörlü bir yapıya sahip olduğunu ortaya koymuştur. Faktör analizlerinin son aşamasında ölçekteki 40 madde elenmiştir. 61 maddeli ve 12 faktörlü ölçek yapısı elde edilmiştir. Ölçeğin faktör yükleri ,574 ile ,899 arasında değişmektedir. Cronbach's Alfa güvenirlik katsayısı ,967 olarak bulunmuştur. Araştırma sonuçları ilgili literatür temelinde tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ekolojik Sistem Kuramı, Okul Güvenliği, Öğretmenler
Sosyal bilgiler dersi programındaki enerji içerikli sosyo-bilimsel konulara ilişkin öğrenci bilgi düzeyleri
Bu araştırmada İlköğretim (4.-8. sınıf) Sosyal Bilgiler Dersi Öğretim Programındaki enerji başlığı altında öğretilen enerji kaynaklarından güneş enerjisi, hidroelektrik enerjisi, termik enerji, rüzgâr enerjisi, nükleer enerji ve jeotermal enerji konuları hakkında öğrenci bilgi düzeylerini ortaya çıkarmak amacıyla veriler, toplanmıştır. Bu veriler, 2015-2016 eğitim öğretim yılında toplanmıştır. Araştırmada örneklem olarak Kırşehir il merkezi ve ilçelerindeki 28 devlet okulunda öğrenim görmekte olan 1350 sekizinci sınıf öğrencisi, seçkisiz örnekleme yöntemlerinden tabakalı örnekleme yöntemi ile seçilmiştir. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden tarama modeli kullanılmıştır. Öğrenci bilgi düzeylerini ortaya çıkarmak için araştırmacı tarafından geliştirilen "Enerji Konulu Başarı Testi" ve "Kişisel Bilgi Formu" uygulanmıştır. Başarı testi ve kişisel bilgi formundan toplanan veriler, SPSS programında analiz edilmiştir. Araştırmada başarı testinden elde edilen puanlarda kız öğrencilerin erkek öğrencilere göre daha başarılı olduğu görülmüştür. Bu başarı testinden öğrencilerin en az 2, en çok 31 puan aldığı görülmektedir. Öğrencilerin ailelerindeki birey sayısı arttıkça başarı testinden elde ettikleri puanların düştüğü ortaya çıkarılmıştır. Anne eğitim durumu değişkeninde annesi lisans ve lise mezunu olan öğrenciler diğer öğrencilere göre daha yüksek başarı puanları elde etmiştir. En düşük başarı puanları ise annesi doktora eğitimli ve okuryazar olmayan öğrenci gruplarında tespit edilmiştir. Baba eğitim durumu kontrol edildiğinde ise babası lisans, lise ve önlisans mezunu olan öğrenciler diğer öğrencilere göre daha yüksek başarı puanları elde etmiştir. En düşük başarı puanları ise sırasıyla okuryazar olmayan babalar ile doktora eğitimli babaya sahip öğrencilerin aldığı tespit edilmiştir. Aile gelir durumuna göre geliri yüksek olan öğrenciler, düşük olanlara göre testte daha başarılı olmuşlardır. Öğrencilerin enerji kaynaklarına yönelik fikirlerinin oluşmasını etkileyen etmenler arasında en fazla medya tercih edilmiş ve fikirlerinin oluşmasını etkileyen etmen tercihi medya olan öğrenciler testten daha başarılı olmuştur. Çevre sorunlarına karşı duyarlılık durumlarına göre çevreye duyarsız olanlar, başarı testinden olumsuz sonuçlar elde etmiştir. Güneş enerjisi, rüzgâr enerjisi, jeotermal enerjisi ve hidroelektrik santraline ilişkin risk algısı konusunda risk yok diyenler ile kararsızım ve risk var diyenler arasında risk yok diyenler lehine anlamlılık tespit edilirken; nükleer enerjisi de risk var diyenler lehine anlamlılık tespit edilmiştir. Termik santrale ilişkin risk algıları arasında istatistikî olarak anlamlı düzeyde fark bulunmamıştır. Enerji santrallerinin kurulumuna ilişkin öğrenci görüşleri ele alındığında en fazla kurulmaması gerektiği görüşü nükleer enerji santraliyken bunu sırayla termik enerji santrali, hidroelektrik santrali, jeotermal enerji santrali, rüzgâr enerji santrali ve güneş enerji santrali öğrenciler tarafından ifade edilmiştir.