
482
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Çocuk edebiyatıyla ötekileştirme(me): Bir eylem araştırması
Bu çalışma ortaokul 6. sınıf öğrencilerinin öteki ve ötekileştirmeye yönelik olumsuz algılarını ortaya çıkarmak ve bu olumsuzluğu gidermek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada yöntem olarak nitel araştırma yöntemi benimsenmiş ve eylem araştırması tekniği kullanılmıştır. Öncelikle uygulama yapılacak grup ve kontrol grupları belirlenmiştir. Uygulama öncesinde belirlenen grupların ötekileştirmeye yönelik algılarını ortaya koymak için anket ve yarı yapılandırılmış görüşme formu uygulanmıştır. Ön anket ve yarı yapılandırılmış görüşme formu uygulandıktan sonra uygulama grubuna önceden uzmanların görüşü alınarak belirlenen, ötekileştirme temalı beş kitap okutulmuştur. Kitap okuma sürecinin ortasında ara kontrol için uygulama grubu ile odak grup görüşmesi yapılmıştır. Kontrol grubuna ise herhangi bir uygulama veya ara kontrol yapılmamıştır. Uygulama grubunun kitap okuma sürecini tamamlamasının ardından başlangıçta uygulanan anket ve yarı yapılandırılmış gözlem formu her iki gruba tekrar uygulanmıştır. Sonuç olarak uygulama grubu ve kontrol grubunun ötekileştirme algılarında değişiklik oluşup oluşmadığı karşılaştırılmış ve çocuk edebiyatı ürünlerinin ötekileştirme algısına etkisi ölçülmüştür. Elde edilen veriler ışığında araştırma yapılan uygulama grubunun ötekileştirme algısında olumlu yönde değişiklik olduğu söylenebilir. Çocuk edebiyatı ürünleri ötekileştirme algısının değişiminde etkili olduğu söylenebilir. Yaşanılan savaşlar, felaketler ve birçok olumsuzluk sonucunda yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kalan ve başka yerlerde "öteki" hâline gelen insanlar düşünüldüğünde bu çalışmanın günümüzün önemli bir sorunu olan ötekileştirme algısının değişiminde etkili olabileceği düşünülmektedir.
Türkiye'de Suriyeli sığınmacı çocukların sosyo-kültürel uyum düzeylerinin tespiti ve geliştirilmesine yönelik sosyal politikalar önerileri Kırşehir örneği
2011 Arap Baharı'ndan bu yana, yaşanan iç savaşlar, çatışmalar, şiddet ve bunların getirdiği ekonomik yoksunluk vs gibi sebepler, yeni bir yaşam umuduyla etkilenen kitleler Türkiye'yi dünyanın en fazla göçmen kabul eden ülkesi haline getirmiştir. Resmi rakamlara göre 3,5 milyondan daha fazla göçmen barındıran ülkemizde göçe bağlı yüzlerce sorunu çözmek zorunda kalan yetkililer her krizde en kırılgan gruplar olarak karşımıza çıkan dolayısıyla en çok etkilenen kadınlar ve çocukları ayrıca yönetmek ve analiz etmek zorunda kalmışlardır. Sığınmacı çocukların göç sürecinde maruz kaldıkları insani olmayan koşullar tüm dünya tarafından bilinse de bu sorunlara yeterli düzeyde müdahale edilememesi çocuklar üzerinde telafisi güç kalıcı izler oluşmasına neden olmaktadır. Araştırmanın temelini oluşturan veriler 2021 yılında, Kırşehir İlinde sığınmacı olarak yaşayan 150 Suriyeli çocuk arasından toplanmıştır ve bu çalışmada çocukların sosyokültürel uyum düzeyleri incelenmiştir. Araştırmada kişilerarası iletişim, akademik/iş performansı, kişisel ilgi alanları ve toplumsal katılım, ekolojik uyum , dil yeterliği alanları ile ilgili sorular sorulmuştur. Yapılan analiz sonucunda çıkan sonuçlar Suriyeli sığınmacı çocuklara yönelik geliştirilecek sosyal politikalara Kırşehir özelinde ve en nihayetinde Türkiye genelinde katkıda bulunması hedeflenmiştir. Elde edilen sonuçlar kısaca Kırşehir'de yaşayan Suriyeli sığınmacı çocukların sosyal uyum düzeyinin yüksek olduğunu işaret etmiştir. Çocukların farklı yaşam tarzlarına ayak uydurma ve etkinliklere katılım sağlama konusunda problem yaşamadığı verilen cevapların analizinde görülmüştür. Korelasyonel değerlendirmede ise dil yeterliliği ile ekolojik uyum ve kişisel ilişki arasında negatif yönlü uyumsuzluk olduğu görülmüştür. Bu da sosyal uyumun sağlanmasında dil öğrenmenin önemli bir ölçüt olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bütün bu veriler ışığında çalışma Suriyeli sığınmacı çocuklar için geliştirilecek sosyal politikalara alternatif çözüm önerileri ile sonlandırılmıştır.
Satın alma karar tarzlarının coğrafi işaretli ürün ve ulusal markalı ürün tercihleri üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi
Coğrafi işaret, belirli bir kimliğe sahip seneler boyu süre gelmiş ürünlerin kökenlerine atfedilmesidir. Coğrafi işaretli ürünler, bilgi birikimleriyle genişletilerek günümüze kadar gelen yöresel lezzetlerin, gelecek kuşaklara aktarılmasında önemli bir rol oynamaktadır. Ulusal markalı ürünler ise ülke çapında ün yapmış, tanınan markaların ürünlerini ifade etmektedir. Tüketicilerin satın alma kararlarında ve seçim yapmalarında coğrafi işaretli ürünler ve ulusal markalı ürünlere bakış açıları oldukça önemlidir. Bu çalışmada tüketicilerin satın alma karar tarzlarının, coğrafi işaretli ürün ve ulusal markalı ürün tercihleri üzerindeki etkisinin, çok kriterli karar verme yöntemlerinden birisi olan TOPSIS yöntemi ile değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Araştırmanın verileri yüz yüze anket yöntemi kullanılarak; Kayseri, Yozgat ve Kırşehir'de 18 yaşını doldurmuş coğrafi işaret ve ulusal markalı ürün satın alan tüketicilerden toplanmıştır. Çalışmaya toplam 391 tüketici katılım sağlamıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre coğrafi işaretli ürünlerin ve ulusal markalı ürünlerin mükemmeliyetçilik kriteri altında yer alan "ürünlerin yüksek kaliteli olması" yönündeki katılım, iki ürün çeşidi için de birinci sırada yer almaktadır. Analiz sonucunda son sırada değerlendirilen kriterler, alışverişte değişiklik arama kriterinin altında yer alan "coğrafi işaretli ürünleri kullanmaktan sıkılma" yönündeki ifade ile marka bilinci kriteri altında yer alan "ulusal markalı ürünlerin satıldığı şık mağaza ve dükkânların en uygun ürün sunmaları" ifadeleridir. Bunun yanında, çoklu regresyon analizi sonuçlarına göre coğrafi işaretli ürünlere yönelik satın alma tarzları ölçeğinde, mükemmeliyetçilik kriteri ilk sırada yer alırken; son sırada marka bağlılığı kriteri yer almaktadır. Ulusal markalı ürünlere yönelik satın alma tarzları ölçeğinde ise ilk sırada marka bilinci kriteri yer alırken, son sırada alışverişte değişiklik arama kriteri yer almaktadır.
Savaşların iklim değişikliğine etkisi: İkinci Dünya Savaşı örneği
Dünya var olmaya başladığı zamandan bu yana sürekli ısınma ve soğuma döngüsünü takip etmektedir. Bu döngü zaman zaman canlı yaşamına zarar verse de dünyada var olan düzenin bir parçası olarak devam etmiş canlılar da bu değişimlere ayak uydurmayı başarmıştır. Dünya üzerinde yaşanan bu soğuma ve ısınma döngüsü yüzyıllar içerisinde oluşmaktadır. Ancak günümüzde meydana gelen ve küresel ısıma olarak tanımladığımız bu durum beşerî etkenlerden kaynaklı olarak çok kısa bir zaman zarfında oluşmaktadır. Bu durum da var olan küresel ısınmanın dünyanın doğal döngüsünden kaynaklı olmadığını beşerî faktörlerle tehlikeli bir şekilde gerçekleştiğini göstermektedir. Beşerî faktörler arasında birçok sebepten en bilindik olanları aşırı sanayileşme ve fosil yakıtların kullanımıdır. Bu faktörler, sera gazlarının atmosferde oranını artırarak küresel ısınmaya ve ona bağlı olarak da iklim değişikliğine neden olmaktadır. Günümüzde sorgulanması gereken soru ise küresel ısınma sebepleri arasında savaşlar neden yeterince yer bulamamaktadır? Savaşlar hem sanayileşmenin artmasına hem fosil yakıtların kullanımda artışa sebep olduğu kadar kullanılan konvansiyonel, nükleer, kimyasal ve biyolojik silah teknolojisi, ordular, savaş araç ve gereçleri gibi birçok unsurun birleşimi hava, toprak ve denizleri kirletirken havaya çok miktarda zararlı ve sera etkisi yapabilecek gaz salınımı oluşturmaktadır. Savaşlar sadece o an var olan canlıların hayatlarını yok etmekle kalmamakta gelecek yaşamları da tehlikeye atmaktadır. Yapılmakta olan iklim anlaşmalarında sera gazı etkisini azaltma yöntemleri tartışılıp hayata geçirmek için birçok önlem düşünülürken, bu önlemlerin arasında savaşların ve savaş teknolojilerin engellenmesine yönelik herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. İki büyük dünya savaşı atlatan dünyamız kullanılan silah teknolojileri yüzünden büyük yaralar almıştır. Özellik İkinci Dünya Savaşı sırasında kullanılan birçok askeri araç, teçhizat, nükleer, kimyasal ve biyolojik silahlar havaya çok miktarda zararlı gaz salınımına neden olurken toprak ve denizlerin kirlenmesine neden olmuştur. Ayrıca bu savaş, savunma sanayilerinin artmasına neden olmuş ve silah üretiminin hız kazanmasına neden olarak büyük çevre felaketlerinin oluşmasına zemin hazırlamıştır. Bu çalışmada ise yukarıda sözü edilen savaş teknolojilerinin iklim değişikliğine etkileri ele alınmaktadır. Anahtar Kelimeler: Küresel Isınma, Çevre, İklim Değişikliği, Savaş
MTR (Sinop-Kefevi) toplumunda aneminin biyoarkeolojik tespiti ve sosyokültürel yaklaşımı
Antropoloji bilimi genel anlamda insanları birçok yönüyle ele alarak değerlendirir. İnsanı ayakta tutan vücudunun en sağlam yapısı olan iskelet yapısı yaşadığı dönem içerisinde sürdürmüş olduğu yaşamın nasıl geçtiğine dair birçok bilgiler barındırmaktadır. Bilindiği üzere kemiklerin bozulmadan bulunduğumuz güne kadar korunarak geldiği için buda bize geçmiş dönemde yaşamış olan toplumlar hakkında önemli bilgiler sağlar. Ele geçen iskeletlerin paleopatolojik açıdan incelemeleri yapılan dönem toplumların sağlık yapıları ya da farklı hastalıklara maruz kalıp kalmadıkları bunu yanı sıra bir salgın hastalığının var olup olmadığı, bireylerin olası ölüm nedenleri bulunabilmektedir. Yapılan araştırmalar dönem hakkında fikir almamız için yol göstermektedir. Kemik üzerine yansımış olan hastalıklardan biri ise anemidir. Anemi göstergesi olarak kemik üzerinde varlığını gösteren bu hastalık üç farklı yöntemle açığa çıkar bunlar; Cribra Orbitalia, göz tavanında meydana gelen küçük delikler şeklinde ortaya çıkar, kafatasında oluşan Protic Hyperostosis ve kafatasında Diploe Kalınlaşmasından yola çıkılarak aneminin varlığı tespit edilebilir. Bu çalışmada Anadolu coğrafyasının Kuzeyinde yer alan Sinop ili Kefevi nekropolü mahallesinden gün yüzüne çıkarılan iskeletlerden oluşmaktadır. 2016 yılında Sinop İl merkezinde gerçekleştirilen kazılar neticesinde Kefevi Mahallesi Nekropolü (MTR) kurtarma kazında elde edilen 30 kadın birey, 41 erkek birey, 25 çocuk birey, 6 adölesan ve 6 bebek birey olmak üzere 108 bireyde inceleme yapılmıştır. Bu iskeletler üzerinde farklı palepatolojik hastalıklara bakılmıştır. Bu çalışmalarda tezin konusunu oluşturan aneminin tespiti için, kafatası üzerinde Cribra Orbitalia, Protic Hyperostosis ve Diploe Kalınlaşmalarına bakılmıştır. Varılan sonuçlar neticesinde Anadolu toplumlarında bu hastalıkların oranları ile karşılaştırılmalar yapılmıştır. Bu araştırmalar sonucu toplumun, Bizans Dönemi Kefevi Nekropolü bireylerinde Cribra Orbitalia ve Diploe Kalınlaşması %27,80 (30/108) oranında hesaplanırken Protic Hyperostosis %50,92 (55/108) olarak hesaplanmıştır. İskeletler üzerinde belirlenen anemi hastalığı başka Anadolu toplumlarıyla birbiriyle olan benzerlikleri ve farklılıkları Sinop Kefevi antik toplumunun sosyo-kültürel yapısı beslenme şekilleri ortaya çıkarılmıştır.
Tunç Çağında Batı Anadolu'daki Luvi toplulukları
Luviler, günümüz Türkiye sınırları içerisinde bulunan, Anadolu'nun kuzeybatısından, Ege ve Akdeniz kıyıları dahil olmak üzere, Batı Anadolu ve Güneydoğu Anadolu'ya değin varlığı, gerek Hitit kaynakları ve bazı Luvice hiyeroglif yazıtlardan ispatlanmış, coğrafyası hakkında araştırmacılar tarafından fikir birliğine varılamamış bir Tunç Çağı Uygarlığıdır. Özellikle Geç Kalkolitik'te (M.Ö. yak. 5000-4000) yıllarında, Anadolu'ya yayılan bir göç dalgasında, Batı Anadolu uğrak yerlerden biri olmuştur. Konuştukları dil bakımından Hint-Avrupalı olan bu halkların Anadolu'ya, Balkanlardan ya da Kafkasya'dan geldiğine dair görüş bildiren araştırmacılar, döneme ait yazılı kaynak bulunamadığından araştırmalarını, dil, onomastik ve arkeolojik kanıtlar üzerine yapmıştır. M.Ö. 2000 yılından itibaren Luvice kökenli kişi, tanrı ve yer adları Anadolu'nun çeşitli yerlerinde görülmeye başlamıştır. Batı Anadolu'nun, coğrafi özellikleri ve siyasi açıdan merkezi bir yönetime bağlı olmamasından kaynaklı olarak birçok krallığa bölünmüş bu medeniyet hakkında, elimizdeki kısıtlı kaynaklar üzerinden yaptığımız bu çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Luvilerin Anadolu coğrafyasına nereden geldikleri ve kökenleri üzerine ileri sürülen görüşler değerlendirilirken, ikinci bölümde Batı Anadolu'da, Luvi kültürünün yayıldığı coğrafya ele alınmıştır. Üçüncü bölümde Hitit krallarının, yıllıklarında geçen Luvi krallıkları ile olan ilişkileri hakkında bilgi verilirken, dördüncü bölümde Arzava merkez olmak üzere, Mira- Kuwaliya, Seha Nehri Ülkesi, Wilusa, Hapalla, Pedassa (Pitassa), Masa Ülkesi, Lukka, Karkisa, Tarhundassa ve Kizzuwatna krallıklarıyla ilgili elde ettiğimiz bilgiler incelenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Arzava. Batı Anadolu, Hitit, Luvi, Tunç Çağı.
Türkiye'deki adli muhasebecilik yapısının eleştirisel analizi
Milenyumdan sonra ABD merkezli yaşanan uluslararası iflaslar sonucunda muhasebe ve denetimin yolsuzluklarının ortaya çıkarılmasında İngilizce adıyla forensic muhasebe belirleyici olmuştur. Forensic muhasebeye karşılık gelen Türkçe semantik bir kavramın henüz bulunmaması, forensic muhasebenin Türkiye'de anlaşılırlığını ve bilimsel karşılaştırılabilirliğini olumsuz etkilemektedir. Türkiye'de forensic muhasebe ile adli muhasebeyi birbirine eşleştirmeye uğraşan birçok çalışma bulunmaktadır. Ancak forensic muhasebe adli muhasebeden daha geniş kapsamlı ve bilimseldir. Bu açıdan adli muhasebe ile forensic muhasebe arasında anlam ve işlevsel boşluklar bulunmaktadır. Bunun nedeni adli muhasebenin forensic muhasebe biliminin çok küçük bir parçasından oluşmasıdır. Oysa forensic muhasebe adliyeye intikal etmiş olsun veya olmasın kişilerarası anlaşmazlıklarda ve/veya gerçeğe aykırılıkların saptanmasında yanlışsızlık, doğruluk ve kesinliğin belirlenmesinden oluşmaktadır. Bu tez çalışmasında uluslararası forensic muhasebe yapısı yerine Türkiye'de bazı yazarlarca kullanılan adli muhasebe yapısınn ortaya çıkarılmasında içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Bu amaçla Türkiye'de "adli muhasebecilik" üzerine 2004-2022 yılları arasında yapılmış çevrimiçi 72 adet tez YÖKTEZ'den edinilen tezler kullanılmıştır. Türkiyede yapılan tezlerin tamamında adli muhasebe "mahkemeye ait" anlamında kullanılmaktadır. Ancak "forensic muhasebe ortaya çıkarılması gereken finansal bir suça ait nesnelerin bilimsel yöntem kullanılarak çözülmesi" olup bir bilim dalıdır. Ayrıca adli muhasebe yapısında Türkiye'de adli muhasebe teorik altyapısı, meslek ilkeleri ve meslek odasının bulunmaması yanında konuya ilişkin yasal düzenlemeler de bulunmamaktadır. Forensic muhasebenin esas konusu gerçeğe aykırılıkların sağtanmasında forensic muhasebe eğitimi, yöntemleri ve denetimiyken bu konuda Türkiye'de yok denecek kadar az tez çalışması bulunmaktadır. Yapılan tezlerin çoğunluğu ise adli olaylar, adli muhasebe farkındalıkları ve klasik muhasebenin konularından oluşmaktadır. Bunun başlıca nedeni ise adli muhasebe yapısının iddia ettiğinin aksine foransic muhasebe yapısını kısıtlamasıdır.
1869-1876 tarihli Ceyb-i Hümâyûn Defterine göre Sultan Abdülaziz ihsanları
Bu çalışmada Sultan Abdülaziz dönemine ait Ceyb-i Hümâyûn hazinesi incelenmiştir. Araştırma neticesinde gelirler, giderler, ihtiyaçlar ve yapılan ihsanlar hazine dahilinde ele alınmıştır. Ceyb-i Hümâyûn defterinde yer alan maaş verileri analiz edilmiştir. Sultan Abdülaziz döneminde Mabeyn-i Hümâyûn'a bağlı olarak varlığını devam ettiren Ceyb-i Hümâyûn'un tahsisatı Hazine-i Hassa tarafından sağlanmıştır. Saray masrafları ve çalışanların maaşları Ceyb-i Hümâyûn tarafından karşılanmıştır. Ayrıca Ceyb-i Hümâyûn çerçevesinde yapılan ihsanların boyutu, padişahın kişisel ve sosyal yanı incelenmiştir. Çalışma, Sultan Abdülaziz'in bu hazine üzerinden kurumlara yaptığı tahsisatları, şahıslara verilen maaşları ve çeşitli vesilelerle yapmış olduğu ihsanları sunmaktadır.
Afganistan'da Hazaralar-Taliban ilişkisi
Hazaralar, Afganistan'ın ana sakinlerinden biri olup ülkenin üçüncü büyük etnik grubu oluşturur. Diğer etnik gruplardan farklı olarak Hazaraların çoğunluğu Şii mezhebine mensuptur. Belki de bu mezheb farklılığı Taliban- Hazara ilişkisini olumsuz yönde etkilemiştir. Taliban, Hazaraları Şii ve bazen de Rafizi bir grup olarak görmüş ve etnik olarak Peştun olmadığı için bu grupla ilişkisi iyi olmamıştır. Taliban, gerek 1996-2001 yılları arasında yönetimde oldukları dönemde, gerekse iktidardan uzak olduğu 20 yıl boyunca ve 2021'deki ikinci döneminde; Hazaralar ile düzenli ilişkiler kuramamıştır. Birkaç cümle ile özetlemeye çalıştığımız bu araştırmada Hazaralar ile Taliban'ın tarihsel kökenleri, siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel ve eğitim durumları ile bu iki grup arasındaki ilişki ortaya konmaya çalışılmıştır. Anahtar Kalimeleri: Afganistan, Hazaralar, Taliban, Hazara-Taliban ilişkisi.
Kırsal kesimde görev yapan sınıf öğretmenlerinin fen bilimleri dersi öğretim sürecinde karşılaştıkları sorunlar
Bu araştırma, kırsal kesimde görev yapan ve fen bilimleri dersini yürütmekte olan sınıf öğretmenlerinin, fen bilimleri dersi öğretim sürecinde karşılaştıkları sorunları tespit etmeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın örneklemi ve çalışma grubunu 2019-2021 eğitim-öğretim yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Van ili Bahçesaray ilçesine bağlı kırsal kesimlerde görev yapmakta olan sınıf öğretmenleri oluşturmuştur. Araştırma nicel ve nitel araştırma yöntemlerinin bir arada kullanıldığı karma desende bir araştırmadır. Araştırmanın birinci bölümü nicel araştırma yöntemlerinden tarama modelindedir. Bu kapsamda araştırma örnekleminde yer alan 205 sınıf öğretmenine 41 madde ve 5 boyuttan oluşan anket uygulanmış ve dönüt alınan 136 adet anket analize tabi tutulmuştur. Araştırmanın amacına uygun olarak oluşturulan alt problemler için Anova ve t-testi analizlerinden yararlanılmıştır. Araştırmanın nicel sonucunda, sınıf öğretmenlerinin fen bilimleri dersi öğretim sürecinde karşılaştıkları sorunlar anketinde yer alan 5 alt boyuta göre "süreç öncesi hazırlıkta karşılaşılan sorunlar, süreçte karşılaşılan sorunlar, ölçme değerlendirme etkinliklerinde karşılaşılan sorunlar, fen bilimleri dersi ile ilgili karşılaşılan sorunlar ve fen bilimleri dersi öğretim programı ile ilgili karşılaşılan sorunlar" boyutlarında cinsiyet, öğretim verilen sınıf düzeyi ve sınıf mevcudu açısından anlamlı bir farklılığın olmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca ortalama değer analizine göre, fen bilimleri dersi veren sınıf öğretmenlerinin en fazla karşılaştıkları sorunun "fen bilimleri dersi ile ilgili sorunlar", en az karşılaştıkları sorunun ise "süreçte karşılaştıkları sorunlar" boyutlarında olduğu tespit edilmiştir. Araştırmanın ikinci bölümünde nitel araştırma yöntemlerinden odak grup görüşmesi yöntemi kullanılmıştır. Bu kapsamda katılımcılar çok aşamalı örnekleme yöntemi ile belirlenmiştir. Birinci aşamada ölçüt örnekleme yöntemiyle katılımcıların çalıştığı okullar belirlenmiştir, ikinci aşamada ise maksimum çeşitlilik örnekleme yöntemi ile katılımcıların cinsiyeti, mesleki tecrübesi, eğitim verdikleri sınıf düzeyi ve sınıf mevcudu temel alınarak 22'si kadın, 8'i erkek olmak üzere toplamda 30 öğretmen belirlenmiştir. Görüşmelerde katılımcılara yöneltilen sorular alanyazın taraması yapılarak sekiz boyut halinde belirlenmiştir. Belirlenen bu boyutlar; "öğrenci kaynaklı sorunlar, öğretim programı kaynaklı sorunlar, ders kitabı kaynaklı sorunlar, öğrenme ortamı kaynaklı sorunlar, idari kaynaklı sorunlar, veli kaynaklı sorunlar, çevresel faktörlerden kaynaklı sorunlar ve öğretmenden kaynaklı sorunlar" ilişkindir. Bu kapsamda elde edilen veriler, içerik analizi tekniği ile analiz edilmiştir. En yüksek frekansta yer alan sorunun "öğrenme ortamından kaynaklı sorunlar" olduğu, en düşük frekansta yer alan sorunun ise "ders kitabı kaynaklı sorunlar" ve "çevresel faktörlerden kaynaklanan sorunlar" olduğu tespit edilmiştir.