Manisa Celal Bayar University
Discipline

Forensic Medicine

Manisa Celal Bayar University

247

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Sanık konumundaki çocukların genel özellilerinin değerlendirilmesi ve çocuk suçluluğunda çözüm önerileri

Bütün toplumlarda olduğu gibi toplumumuzda da çocuk önemli bir varlıktır. Çocukluk kavramı üzerinde çeşitli görüşler vardır. Hukuki manada belli yaşın altındakiler çocuk olarak kabul edilir.Suç evrensel, genel bir olay ve her zaman var olmaya devam edecektir. Suç kişinin kendisini mensup saydığı gurupta, varlığı toplum dayanışması ile çelişkili fiillerdir.Çocuk suçluluğunun nedenleri bedensel ve ruhsal değişimler, kalıtımsal nedenler, zekâ, yanlış eğitim, yetersiz sevgi ve şefkattir. Bu sebeplere daha pek çok sebep eklenebilir. Sonuç olarak çok çeşitli suçlar çocuklar tarafından işlenir.Bu çalışmamızda çocukların ilerleyen yaşlarda daha çok suç işlediği tespit edilmiştir. Katılımcıların çoğunun göç ettiği ve buna ilaveten çevrelerinde çok fazla sayında suçlu bireylerin olduğu görülmüştür. Bununla beraber deneklerin hem kendileri hem de ailelerinin eğitim seviyeleri düşük olduğu tespit edilmiştir.Toplumumuzun görevi çocukların eğitimine önem vermek ve suça sebep olan etmenlerin ortadan kalkmasına sağlamaya çalışmaktır. Böylece sağlıklı bir toplum olabiliriz.Anahtar Sözcükler: Çocuk, Suç ve Çocuk Suçluluğu

SanıkSuçSuçlu çocuklar+1
Bilal Yılmaz
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İntihar girişiminde bulunmuş vakalarla SKA 2 (rs7208505) ve SAT1 (rs6526342) gen polimorfizmleri arasındaki ilişkinin araştırılması

Giriş ve Amaç; İntihar önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu çalışma ile SKA2 (rs7208505) ve SAT1 (rs6526342) gen polimorfizmlerinin intihar girişimi ile ilişkileri ortaya konularak, intihar davranışının genetik altyapısının anlaşılmasına katkı sağlanması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem; Çalışma planlanırken, gerekli izinlerin alınmasının ardından Gaziantep il merkezinde bulunan hastanelerin acil servislere başvuran intihar girişiminde bulunmuş vakalardan ve sağlıklı kontrol grubundan kan örnekleri toplandı. SKA2 (rs7208505) ve SAT1 (rs6526342) gen polimorfizmlerini belirlemek üzere öncelikle örneklerde qPCR yöntemi ile polimorfizm çalışılarak floresans ışıma alınan olgular değerlendirmeye alındı. rs7208505 polimorfizmi için hasta grubundan 141, kontrol grubundan 137 kadın ve erkek olgu, rs6526342 polimorfizmi için vaka grubundan 90, kontrol grubundan ise 100 kadın olgu çalışmaya dahil edildi. Aynı zamanda vaka ve kontrol gruplarında istatistiksel olarak sosyodemografik veri karşılaştırması yapıldı. Bulgular; Çalışmamızda SKA 2 gen polimorfizmi (rs7208505) için vaka grubunda 55 AA, 51 AG ve 35 GG genotipi, kontrol grubunda ise 45 AA, 71 AG ve 21 GG genotipi tespit edilmiştir. SAT1 gen polimorfizmi (rs6526342) için ise vaka grubunda 14 AA, 66 AC ve 10 CC, kontrol grubunda ise 8 AA, 79 AC ve 13 CC genotipi tespit edilmiştir. Sosyodemografik verilere bakıldığında intihar girişiminde bulunan kadın/erkek oranı 1.8, en fazla intihar girişiminde bulunulan yaş grubunun 15-29 yaş arası, en sık kullanılan yöntemin ise ilaç kullanımı olduğu gösterilmiştir. Ayrıca intihar girişiminde bulunan olguların eğitim ve gelir düzeylerinin kontrol grubuna göre düşük, psikiyatrik hastalık görülme ve zararlı madde kullanım oranlarının yüksek olduğu tespit edilmiştir. Sonuç; Çalışmamızda vaka ve kontrol grupları rs7208505 genotipi açısından karşılaştırıldığında gen polimorfizmi ile intihar girişimi arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. rs6526342 polimorfizmi ile intihar girişimi arasında ise istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir. Bu bulguların, farklı örneklem gruplarında aynı polimorfizmler ile yapılacak yeni çalışmalarla birlikte litaratüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Adli bilimlerAdli genetikAdli tıp+3
Zekeriya Tataroğlu
Gaziantep University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde görev yapan tıpta uzmanlık öğrencilerinin ölüm, ölümcül hasta ve ötanazi hakkında tutum ve davranışları

Amaç: Tedavisi mümkün olmayan durumlarda meydana gelen acı, ağrı ve engellerin ortadan kaldırılması amacıyla kişinin kendisi tarafından talep edilen ve tıbbi yoldan hayatının sonlandırılması durumuna ötanazi denir. Ötanazi ve doktor yardımlı intihar uygulamaları etik ve hukuki olarak çeşitli sorgular içinde dünyanın farklı bölge ve ülkelerinde dile getirilmektedir. Bazı ülkelerde ötanazi ve doktor yardımlı ölümün belli kurallar için uygulanmasını sağlayan yasalar mevcuttur. Eğitim ve meslek hayatları süresince, doktorların ölümcül hastalıklar ve ölümün yönetilmesi gibi durumlar ile karşılaşması ve bu sürecin yönetilmesi gerekmektedir. Çalışmamızda tıpta uzmanlık öğrencilerinin ölüm, ölümcül hastaya ve ötanaziye karşı tutum ve görüşleri belirlenerek literatüre katkıda bulunulması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde uzmanlık eğitimi yapan asistan hekimler üzerinde, demografik verilerin, eğitim bilgilerinin, ölümcül hastalıklara karşı tutumların, "Ölüm, Ötanazi ve Ölümcül Hastaya İlişkin Tutum Ölçeğini (ÖTÖ)"'nin bulunduğu bir anket formu ile gerçekleştirilmiş olup elde edilen veriler analiz edilmiştir. ÖTÖ iç tutarlılığı 0,81 olarak saptanmıştır. Bulgular: Çalışmamıza 237 asistan hekim dahil olmuş ve katılan asistan hekimlerin yaş ortalaması 28,63±3,06 olarak hesaplanmıştır. Hekimlerin %53,5'i kadın, çalışmaya katılan hekimlerin %30'u dört yıldan uzun mesleki deneyime sahip olduğu bulunmuştur. Kadın hekimlerin, erkeklere göre ölümcül hasta, ölüm ve ötanaziye bakış tutumları daha yüksek saptanmıştır. Medeni durumun, ailede kronik hastalık olmasının ve yoğun bakım öyküsünün bu durumu etkilemediği gözlenmiştir. Hekimlik mesleği süresince farklı branş dallarında eğitim alan hekimlerin, mesleki sürelerinden ve asistanlık sürelerinden bağımsız olarak ötanazi ve ölümcül hasta hakkındaki görüşlerinin benzer olduğu gözlenmiştir. Temel bilimlerde çalışan hekimlerin, diğer bölümlere göre ölümcül hasta ve ailesine ilişkin tutumlarının daha düşük olduğu gözlenmiştir. Sonuç: Çalışmamıza katılan hekimlerin çoğu (%82,2) ötanazinin ülkemizde ve birçok ülkede yasal olarak suç sayılan bir eylem olmasına rağmen ötanazi uygulamasının gerçekleştirilebilir olduğunu düşünmektedir. Çalışmaya katılan katılımcıların %66,7'si derin koma durumunda olan, %64,1'i kanser hastaları, %51,5'i ise genetik hastalığı bulunan kişilere ötanazi uygulanabileceğini belirtmiştir. Ötanazi ile yakından ilgili olan hekimlerin verdiği bu cevaplar ötanazinin tartışılması gereken bir konu olduğunu göstermektedir. Bu bilgiler ışığında diğer ülkelerdeki ötanazi uygulamalarının ve konu ile ilgili düzenlemelerin anlaşılarak ülkemize özgü koşulların araştırılması ve buna uygun yaklaşımların geliştirilmesi gerektiği kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Ötanazi, Hekim, Ölüm, Ötanazi ve Ölümcül Hastaya İlişkin Tutum Ölçeği.

TutumlarTıp eğitimiÖlüm+3
Aylin Akın
Manisa Celal Bayar University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

13 RM Y-STR lokusunun multipleks analizi ve mutasyon oranlarının saptanması

Y kromozomu, telomer bölgelerinde bulanan psödo-otozomal bölgeleri dışında, rekombinasyona uğramaması sebebi ile Y kromozomundaki değişimler sadece mutasyonlar aracılığıyla oluşmakta ve bu mutasyonlar kişiler arasında ayrım yapabilmeyi sağlayabilmektedir. Bu sebeple Rapidly Mutating Y-STR (RM Y-STR) adı verilen mutasyon oranları yüksek lokuslar incelenmektedir. Yapılan çalışmalarda; DYF387S1, DYF399S1, DYF403S1ab, DYF404S1, DYS449, DYS518, DYS526ab, DYS547, DYS570, DYS576, DYS612, DYS626 ve DYS627 lokuslarının adli kullanıma uygun olduğu gözlemlenmiştir. Bu 13 RM Y-STR ile dünya genelinde birçok popülasyon çalışması yapılmaktadır. Sonuçlar incelendiğinde verilerin rutin adli kullanıma uygun olduğu görülmektedir. Bu çalışmada Ç.Ü. Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı'nda otozomal STR lokusları ile baba-oğul olduğu doğrulanan 100 örnek çiftinde 13 RM-YSTR lokusunun mutasyon oranları saptanmıştır. Çalışma sonucunda 13 RM Y-STR lokusunun multipleks PCR'ı optimize edilmiş ve rutin kullanıma hazır hale getirilmiştir. Çalışılan 13 RM-YSTR lokusundan en yüksek ayrım gücüne sahip lokusun DYF399S1 (GD = 0.996161), en düşük ayrım gücüne sahip lokusun DYS576 (GD = 0.786868) olduğu görülmüştür. 13 lokusun haplotip çeşitliliği ise 1.000000'dir. Mutasyon oranları; DYS612 lokusunun 3.0 x 10-2 (95% CI, 0.0062-0.0852), DYF399S1 lokusunun 6.0 x 10-2 (95% CI, 0.0223-0.1260), DYS547 lokusunun 2.0 x 10-2 (95% CI, 0.0024-0.0704), DYF404S1 lokusunun 3.0 x 10-2 (95% CI, 0.0062-0.0852), DYS626 lokusunun 1.0 x 10-2 (95% CI, 0.0002-0.0545), DYS576 lokusunun 2.0 x 10-2 (95% CI, 0.0024-0.0704), DYS627 lokusunun 1.0 x 10-2 (95% CI, 0.0002-0.0545), DYS570 lokusunun 2.0 x 10-2 (95% CI, 0.0024-0.0704), DYF387S1 lokusunun 2.0 x 10-2 (95% CI, 0.0024-0.0704) ve DYS449 lokusunun 1.0 x 10-2 (95% CI, 0.0002-0.0545)'dir. DYS526 a, DYS526 b ve DYS518 lokuslarında mutasyon gözlenmemiştir. 13 lokusun ortalama mutasyonu ise 1.77 x 10-2 (95% CI, 0.0005-0.0067)'dir. Paternal soydaş şahısların karıştığı cinsel saldırı gibi zorlu vakalarda kimliklendirme için 13 RM Y-STR lokusu önemli sonuçlar verebilir. Ek olarak bu set zorlu soybağı davalarında ve şüphelenilen babaların paternal soydaş olduğu babalık davalarında sonuçların belirlenmesini kolaylaştıracaktır. Anahtar Kelimeler: Y-STR, RM Y-STR, Çukurova Popülasyonu, Y kromozomu, Adli Genetik Analiz, Mutasyon

Adli bilimlerAdli tıpDNA+6
Mustafa Ürün Ay
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bilgisayarlı tomografi görüntüleri ile sternumdan cinsiyet tayini

Amaç: Adli bilimlerin önemli çalışma alanlarından biri kimliklendirme çalışmalarıdır. Dünya üzerinde yaşanan doğal afetler, savaşlar, terör eylemleri gibi toplu ölümlere yol açabilen durumlarda ve fiziksel ya da kimyasal etkilerle ileri derecede deforme olmuş cesetlerde ölenlerin kimliğini belirmek en önemli noktadır. Kimliklendirme işleminin ilk aşamalarından biri de cinsiyet tayinidir. Çalışmamızda bilgisayarlı tomografi görüntüleri ile sternum üzerinden yapılacak metrik ölçümlerin cinsiyet tayininde kullanılabilir olup olmadığının araştırılması hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: 01.01.2020-31.12.2022 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi'ne başvuran ve herhangi bir sebeple toraks BT'si çekilen 325 erkek ve 325 kadın toplam 650 olgunun radyolojik görüntüleri üzerinden sternuma ait ölçümler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen verilere Lojistik Regresyon ve ROC Analizleri uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmamızda yapılan ölçüm ve analizler sonucunda sternuma ait tüm uzunluk, genişlik, alan ve çevre ölçümlerinde erkeklere ait ortalama değerlerin kadınlara göre anlamlı derecede yüksek olduğu görülmüştür (p<0,05). Yapılan ROC Analizi sonucunda tek parametre olarak kadınları en doğru sınıflayan parametrenin %81,5 ile manubrium sterni alanı (MSA), erkekleri en doğru sınıflayan parametrenin %87,1 ile corpus sterni çevresi (ÇSÇ) olduğu, yapılan Lojistik Regresyon Analizi sonucunda tek başına cinsiyetleri doğru tahmin etme oranı en yüksek olan parametrenin %83,2 ile corpus sterni çevresi (ÇSÇ) olduğu bulunmuştur. Yapılan İkili Lojistik Regresyon Analizi sonucunda elde edilen modelin cinsiyeti doğru tahmin etme oranının %88,8 olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Sternum üzerinden gerçekleştirilen ölçümlerin dimorfik özellik gösterdiği ve cinsiyet tayini açısından kullanılabilir olduğu görülmüştür. Literatürdeki uzunluk, genişlik ve alan ölçümleri üzerinde yoğunlaşmış olan sternum çalışmalarından farklı olarak çalışmamızda yapılan çevre ölçümlerinde yüksek doğru sınıflama oranları elde edilmesinin yapılacak yeni çalışmalar için referans olabileceği ve özellikle kafatası ile pelvik kemiklerin olmadığı ya da ileri derecede bozulmuş olduğu iskelet kalıntılarında cinsiyet tayini açısından sternum üzerinden gerçekleştirilecek metrik analizlerin önemli bir alternatif olabileceği düşüncesindeyiz.

Fikret Dürü
Manisa Celal Bayar University
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Çukurova dniversitesi Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı'nda Değerlendirilen olgular ışığında "Ebeveyne Yabancılaştırma Sendromu"

Amaç: Son yıllarda boşanmalar ve aile içi çatışmaların artması beraberinde başka bir toplumsal sorun olan Ebeveyne Yabancılaştırma Sendromu'nu (EYS) ortaya çıkarmıştır. EYS çocuğun sağlıklı gelişimini engelleyen bir çocuk istismarıdır. Bu çalışmanın amacı EYS'ye dikkat çekmek, geçerliliğine yönelik tartışmaları vurgulamak, özelliklerini belirtmek ve alanda çalışan sağlıkçılara yönelik (çocuk psikiyatri uzmanları, adli tıp uzmanları, sosyal hizmet uzmanı, psikolog vb.) farkındalık oluşturmaktır. Yöntem: Ç.Ü.T.F. Çocuk Psikiyatri Bölümü'ne ve Çocuk Adli Olguları Değerlendirme Heyeti'ne istismar iddiası veya çeşitli sebeplerden dolayı başvuran, adli birimler (savcılık, mahkemeler) aracılığıyla yönlendirilen olgulardan EYS tanısıyla takip edilen 9 çocuğun dosyaları geriye dönük olarak incelendi. Bulgular: Çocukların yaş ortalaması 7,1 ± 2,4 idi. 9 olgunun 5'i (% 55,5) kız, 4'ü (% 44,4) erkek idi. Yabancılaştırıcı 6 ebeveynden 5'i kadın (% 83,3), 1'i (%16,6) erkek idi. Dokuz olgunun hepsinde ebeveynler arasında şiddetli geçimsizlik veya çatışmalı boşanma, velayet çekişmesi vardı. Olguların EYS seviyeleri 2'si (%22,2) hafif, 4'ü (%44,4) orta, 3'ü (%33,3) ağır düzeyde idi. Olguların yabancılaştırıcı seviyeleri 1'i (%11,1) hafif, 5'i (%55,5) orta, 3'ü ağır (%33,3) düzeyde idi. Sonuç: EYS ülkemizde pek bilinmeyen bir çocuk ihmal ve istismar şeklidir ve her ihmal-istismar biçimi gibi suçtur. Fakat bu istismarda iki mağdur vardır: çocuk ve yabancılaştırılan ebeveyn. EYS ile karşılaşabilecek sağlık çalışanlarının EYS hakkında farkındalığının olmaması hem çocuk hem de yabancılaştırılan ebeveyn açısından trajik sonuçlar doğuracaktır. Bunun için hem sağlık çalışanlarında hem de toplumsal farkındalık oluşmalı, bu tür vakalara ihtiyatla ve multidisipliner esasla yaklaşılmalıdır.

Erhan Öksüz
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Torakal vertebraların bilgisayarlı tomografi görüntüleri üzerinden ölçümleri ile cinsiyet tayini

Amaç: Adli tıbbın en önemli görevlerinden biri kimliğin tespitidir ve bütün işlemlere kimliklendirme ile başlanır. Kimliklendirmede temel basamaklardan biri biyolojik cinsiyetin tayinidir. Özellikle afetler, savaşlar, soykırımlar gibi toplu ölümlerde, parçalanmış, ileri derecede çürümüş veya iskelet haline gelmiş cesetlerin biyolojik cinsiyet tayininde kimliklendirme yöntemleri daha çok önem kazanmaktadır. Çalışmamızda; BT görüntülerinde torakal vertabralara yapılacak belirli morfometrik ölçümlerin analizi ile biyolojik cinsiyetin belirlenmesinde etkinliğinin araştırılması hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi'nde 01.01.2013-31.12.2020 tarihleri arasında herhangi bir nedenle toraks bilgisayarlı tomografi çekimi yapılan hastalar arasından, 20-59 yaş aralığında her yaştan rastgele seçilen 6 erkek ve 6 kadın toplam 240 erkek ve 240 kadın olmak üzere 480 olgunun radyolojik görüntüleri üzerinden 12 torakal vertebrada ölçümler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen toplam 5760 vertebranın 17280 morfometrik ölçüm verisi Diskriminant Fonksiyon ve ROC Analizleri ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamızda yapılan ölçüm ve analizler sonucunda tüm torakal vertebraların cvy, fvap ve fvt ölçümlerinde erkeklere ait ortalama değerlerin kadınlara göre anlamlı derecede yüksek olduğu görülmüştür (p<0,05). Yapılan ROC Analizi sonucunda kadınları en doğru sınıflayan parametrenin %95 ile 4. torakal vertebra korpusunun anterior yüksekliği, erkekleri en doğru sınıflayan parametrenin %85,4 ile 3. torakal vertebra korpusunun anterior yüksekliği olduğu görülmüştür. Diskriminant Fonksiyon Analizi sonucunda her bir torakal vertebra için cinsiyet tahmin fonksiyonu oluşturulmuş ve tahmin başarısı belirlenmiştir. Buna göre oluşturulan modellerle tek vertebradan yapılan analizlerde en yüksek 2. torakal vertebra %89,8, 3. torakal vertebra %87,1, 6.torakal vertebra %86,0 oranında cinsiyet tespitinde doğru sonuçlar vermiştir. Bütün torakal vertebralar değerlendirildiğinde diskriminant analiz ile elde edilen sonuçlara göre cvy1, fvt1, cvy2, cvy3, cvy6, cvy10 ve fvt12 parametreleri ile oluşturalan denklemin cinsiyet tahmin başarısı %92,3 olarak saptanmıştır. Yapılan ROC analizi sonucunda tek başına erkekleri en doğru sınıflayan vertebranın %85 ile T3, kadınları en doğru sınıflayan vertebranın ise %95 ile T4 olduğu saptanmıştır. Sonuç: Torakal Vertebralarda gerçekleştirilen ölçümlerin dimorfik özellik gösterdiği ve cinsiyet tayini açısından kullanılabilir olduğu görülmüştür. Çalışmamız literatüre bakıldığında tüm torakal vertebraların bu bağlamda kullanıldığı ilk çalışma olmuştur. Benzer konularda yapılan çalışmalarla farklı olarak çok daha fazla sayıda, daha fazla kemik üzerinde ölçümler yapılmasıyla veritabanı oluşturmak ve yeni çalışmalar için referans oluşturması açısından katkıda bulunulduğu kanısındayız. Elde ettiğimiz anlamlı sonuçların iskelet kalıntılarında cinsiyet tayini açısından hem bilgisayarlı tomografinin bu alanda daha yaygın kullanılmasının önemli olduğu hem de torakal vertebraların diğer kemiklere cinsiyet tayini açısından güvenilir bir alternatif olabileceği hususlarını ortaya koyduğu düşüncesindeyiz. Anahtar Kelimeler: Cinsiyet Tayini, Torakal Vertebra, Adli Tıp

Gizem Nur Korucuk
Manisa Celal Bayar University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp fakültesi öğrencilerinde dijital bağımlılık düzeylerinin ilişkilerde siber saldırganlık üzerine etkisi

Amaç: Dijital bağımlılık, gelişen teknolojiyle birlikte günümüzde giderek daha yaygın bir sorun haline gelmiştir. Siber şiddet, dijital platformlar üzerinden gerçekleştirilen saldırgan ve zarar verici davranışları ifade eder. Çalışmamızda tıp fakültesi öğrencilerinde dijital bağımlılık ve siber şiddet eğiliminin ne seviyede olduğu, bunların birbiriyle olan ilişkisi ve demografik verilerin etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: 2023-2024 Eğitim-Öğretim dönemindeki tıp fakültesi öğrencilerine demografik veriler ile dijital bağımlılık ölçeği ve partner ilişkilerinde siber saldırganlık ölçeğinin birlikte olduğu anket formu uygulanmıştır. Toplamda 390 öğrenci çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmanın istatistiksel analizleri SPSS 28.0 paket programında yapılmıştır. Çalışmadaki tüm istatistiksel analizlerde p değeri 0,05'in altındaki sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Dijital Bağımlılık (DB) Ölçeği ve Partner İlişkilerinde Siber Saldırganlık (SŞ) Ölçeği alt ölçek boyutları arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla sıralı lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmamıza katılan 390 öğrencinin 156'sı (%40) erkek, 234'ü (%60) kadın olup, yaş ortalaması 21,7 olarak bulunmuştur. Hem erkek hem kadın öğrenciler arasında, ayrıca sınıf düzeyinde, öğrencilerin büyük bir kısmının ailelerindeki en yüksek eğitim seviyesinin lisans mezuniyeti olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların 229'unun (%58,7) ilişkisi olmadığı, ilişkisi olan 161 katılımcının ise 77'sinin (%19,7) 1-3 yıl süreyle bir ilişki içinde olduğu tespit edilmiştir. Dijital Bağımlılık Ölçeği alt boyutlarına bakıldığında, hayatın akışını engelleme alt boyutunun puanlarının yüksek olduğu ve öğrencilerin bu etkene belirgin bir şekilde maruz kaldığı anlaşılmıştır. Cinsiyet bazında yapılan analizlerde, erkeklerin aşırı kullanım ve bırakamama alt ölçek puanlarının kadınlara göre daha yüksek olduğu ve bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edilmiştir (p=0,043 ve p=0,001). İlişki durumuna göre incelendiğinde ise aşırı kullanım alt boyutunun, ilişkisi olmayan katılımcılarda daha yüksek puan aldığı görülmüştür (p=0,026). Partner İlişkilerinde Siber Saldırganlık Ölçeği incelendiğinde, cinsiyet bazlı farklılıklar ortaya çıkmıştır. Erkeklerin, partnerlerine yönelik seksüel siber şiddet (A) alt boyutunda daha yüksek puan aldığı ve bu tarz davranışları partnerlerine uyguladığı saptanmıştır (p=0,037). Kadınların ise partnerlerine yönelik psikolojik siber şiddet alt boyutunda daha yüksek puan aldığı ve bu tür davranışları uyguladığı belirlenmiştir (p=0,035). Sınıf düzeyine göre yapılan incelemede, ikinci sınıf öğrencilerinin partnere yönelik psikolojik ve seksüel siber şiddet alt ölçeklerinde daha yüksek puan aldığı bulunmuştur (p=0,012 ve p=0,048). Aynı zamanda, ikinci sınıf öğrencilerinin partnerden gelen psikolojik siber şiddet alt boyutunda daha fazla etkilenmiş olduğu tespit edilmiştir (p=0,022). Ailede en yüksek eğitim düzeyinin lise mezuniyeti olduğu öğrencilere bakıldığında, partnere yönelik (A) ve partnerin yaptığı (B) ısrarlı takip siber şiddeti alt boyutlarında en yüksek puanların alındığı belirlenmiştir (p=0,019 ve p=0,028). Ayrıca, ilişkisi olan öğrencilerde hem partnere yönelik (A) hem de partnerin yaptığı ısrarlı takip siber şiddeti puanlarının yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0,001). Her iki ölçeğin alt boyutları arasındaki ilişki analiz edildiğinde, dijital bağımlılığın hayatın akışını engellediği durumlarda seksüel siber şiddet davranışlarının arttığı anlamlı bir sonuç elde edilmiştir (p=0,007). Sonuç: Çalışmamızda elde edilen bulgular doğrultusunda, tıp fakültesi öğrencilerinin akademik başarıya odaklı yapıları, yüksek etik ve sorumluluk bilinci, sınırlı romantik ilişkilere sahip olmaları, dijital bağımlılığın ilişkilerde siber saldırganlık üzerindeki etkisini azaltan faktörler olarak değerlendirilebilir. Bu özellikler, dijital bağımlılık ile siber saldırganlık arasında anlamlı bir ilişki tespit edemememizin nedenlerinden biri olabilir. Bu nedenle, tıp fakültesi öğrencilerinde dijital bağımlılık ve siber saldırganlık ilişkisi üzerine yapılan analizlerin bu çerçevede ele alınması gerektiği düşüncesindeyiz. Anahtar kelimeler: Dijital Bağımlılık, Siber Şiddet, Partner Siber Şiddeti

Aslı Karabulut
Manisa Celal Bayar University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Türk toplumunda metakarp ve falanks kemiklerinin radyolojik görüntülemelerinden cinsiyet tayini

Amaç: Kimliklendirme adli bilimlerin en önemli görevlerinden biridir. Doğal afetler, savaşlar ve soykırımlar gibi kitlesel ölümlerin yaşandığı durumlarda, parçalanmış, ileri derecede çürümüş veya iskelet haline gelmiş cesetlerde kimlik tespitine yönelik yöntemler daha büyük bir önem kazanmaktadır. Cinsiyet tayini, kimliklendirmenin temel basamaklarından biridir. Çalışmamızda sağ el direkt grafi görüntüleri ile metakarp ve falankslar üzerinden yapılacak metrik ölçümlerin cinsiyet tayininde kullanılabilir olup olmadığının araştırılması hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: 01.01.2013-31.12.2023 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi'ne başvuran ve herhangi bir sebeple sağ el direkt grafisi çekilen 176 erkek ve 176 kadın toplam 352 olgunun radyolojik görüntüleri üzerinden metakarp ve falankslara ait ölçümler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen verilere Lojistik Regresyon Analizi uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmamızda yapılan ölçüm ve analizler sonucunda metakarp ve falankslara ait tüm uzunluk, genişlik ölçümlerinde erkeklere ait ortalama değerlerin kadınlara göre anlamlı derecede yüksek olduğu görülmüştür (p<0,05), cinsiyet tayininde en yüksek doğruluğu sağlayan kemiklerin 2,4. proksimal falankslar, 3. orta falanks, 1, 4. metakarplar olduğu, yapılan İkili Lojistik Regresyon Analizleri sonucunda metakarpların cinsiyet tayini açısından doğru sınıflama oranı erkeklerde %89,2, kadınlarda %87,5, tüm falansların cinsiyet tayini açısından doğru sınıflama oranı erkeklerde %91,5, kadınlarda %90,3, proksimal falansların cinsiyet tayini açısından doğru sınıflama oranı erkeklerde %89,2, kadınlarda %86,4, orta falanksların cinsiyet tayini açısından doğru sınıflama oranı erkeklerde %84,1, kadınlarda %85,8, distal falansların cinsiyet tayini açısından doğru sınıflama oranı erkeklerde %84,7, kadınlarda %82,4, bütün metakarp ve falanskların cinsiyet tayini açısından doğru sınıflama oranı erkeklerde %96,6, kadınlarda %95,5 bulunmuştur. Sonuç: Metakarp ve falankslar üzerinden gerçekleştirilen ölçümlerin dimorfik özellik gösterdiği ve cinsiyet tayini açısından kullanılabilir olduğu görülmüştür. Özellikle pelvis ve kafatası kemiklerinin bulunamadığı, parçalandığı ya da ileri derecede bozulmuş olduğu iskelet kalıntılarında cinsiyet tayini açısından metakarp ve falankslar üzerinden gerçekleştirilecek metrik analizlerin önemli bir alternatif olabileceği düşüncesindeyiz. Anahtar kelimeler: Cinsiyet Tayini, Metakarp, Falanks, Adli Tıp

Enes Alperen Abacı
Manisa Celal Bayar University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adli yaş tahmininde diz MR görüntülerinin uygulanabilirliği

Amaç: Adli tıp uygulamalarında yaş tahmini, hukuk sistemleri açısından ayrı bir önem arz ettiği gibi adli tıbbın güncel araştırma konularından da birisidir. Ülkemizde 12-15-18 ve 21 yaşlar yasal sorumluluk açısından önemli yaş gruplarıdır. Adli makamlarca cinsel istismar, şüpheli doğum kayıtları, evlenme ve yasadışı göç gibi birçok durumda genellikle de adli tıp uzmanlarından mağdur ya da sanığa yaş tespiti yapılması istenmektedir. Yaş tespitinde en çok radyolojik yöntemler kullanılmakta olup son dönemlerde tıbbi endikasyon dışı uygulamalarda non-iyonize yöntemler tercih edilmesine çalışılmaktadır. Bu nedenle non-iyonize, non-invaziv ve ayrıntılı görüntü sunabilen MR görüntüleri kullanılarak adli yaş tahmininde uygulanabilirliği açısından çalışma yaparak bu konudaki veri tabanını genişletmek amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi polikliniklerine Ocak 2012-Nisan 2018 tarihleri arasında başvurup diz MR çekilen yaşları 10-25 arasında değişen hastaların MR görüntüleri, Dedouit ve ark. tanımladığı evreleme metoduna göre retrospektif olarak incelendi. Endokrin bozukluklar, metabolik hastalıklar, sistemik hastalıklar, konjenital sendromlar, kemik maligniteleri, steroid tedavisi, kemoterapi, radyoterapi gören, diz eklemini ilgilendiren kırık, cerrahi fiksasyon, kemik iliği ödemi vb. olan olgular çalışma dışı bırakıldı. 292'si erkek ve 197'si kadın olmak üzere toplamda 489 hastanın diz MR görüntüsü incelendi. Çalışmada 1.5 T MR, 4 mm kesit kalınlık, koronal kesit fast spin echo proton yoğunluk ağırlıklı sekansından elde edilen görüntüler değerlendirildi. Bulgular: Distal femur epifiz ossifikasyonunda tespit edilen evre 5'in (15 yaştaki bir olgu ve 14 yaştaki bir olgu hariç tutulduğunda) her iki cinsiyette, proksimal tibial epifiz ossifikasyonunda ise erkeklerde evre 5'in 18 yaş ve üzerinde olduğu tespit edildi. Evre 1 ve evre 2'nin de her iki cinsiyette hem distal femur hem de proksimal tibial epifiz için en son 18 yaş altında görüldüğü tespit edildi. Yaş ortalamalarına göre kadınlarda ossifikasyonun erkeklere kıyasla daha erken meydana geldiği görüldü. Sonuç: Çalışmamız verilerine göre yaş tahminlerinde MR görüntüleri 18 yaş sınırının belirlenmesi ile ilgili diğer radyolojik yöntemlere ek olarak kullanılabilecek non-iyonize bir yöntemdir. Yaş tahminlerinde MR kullanımının rutine girebilmesi için çok merkezli, karşılaştırmalı ve prospektif özellikte deneyimli çalışmacılarca yapılacak daha çok çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Yaş Tahmini, Manyetik Rezonans (MR), Distal Femur, Proksimal Tibia.

Adli bilimlerAdli tıpDiz+6
Besim Uygun
Çukurova University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından adli raporu düzenlenen adölesan ve genç yetişkin yaş grubu olguların retrospektif değerlendirilmesi

Amaç: Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından adli raporu düzenlenen adölesan ve genç yetişkin yaş grubundaki olguların raporları incelenerek elde edilen verilerle, adli olguların ve olayların özellikleri ortaya konularak literatüre katkı sağlanması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: 01.01.2014-31.12.2023 tarihleri arasındaki on yıllık dönemde Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından düzenlenen adli raporlar retrospektif olarak incelenmiştir. Çalışmaya, olay tarihinde 10-24 yaş aralığında bulunan ve belirlenen kriterlere uygun 1191 olgu dahil edilmiştir. Olguların sosyodemografik özellikleri, olay türü, tarihi analiz edilmiştir. Ayrıca, yaralanan vücut bölgeleri, görüntüleme, konsültasyon ihtiyacı gibi yaralanma özellikleri ile düzenlenen adli raporların sonuç maddeleri değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza dahil edilen olguların çoğunluğunun erkek (%75,6), en fazla olgunun 20-24 yaş aralığında (%44,4) olduğu, en fazla olgunun darp (%31,8) ve motosiklet kazası (%19,2) sonucu yaralandığı, en fazla yaralanan vücut bölgelerinin baş-boyun, alt ve üst ekstremiteler olduğu, olguların %29,4'ünde kemik kırığı meydana geldiği, en sık kırığın yüz kemiklerinde (%33,4) izlendiği, yaralanmaların %43,8'inin basit tıbbi müdahale ile giderilemeyeceği, %17,6'sının yaşamsal tehlikeye neden olduğu, %2,6'sında yüzde sabit ize neden olduğu tespit edilmiştir. Erkeklerin 10-19 yaş grubu içerisindeki oranının 20-24 yaş grubundaki oranına göre daha yüksek olması, araç içi trafik kazası, aile içi şiddet ve iş kazası olgularının çoğunlukla 20-24 yaş grubunda, araç dışı trafik kazası ve kesici-delici alet yaralanması olgularının çoğunlukla 10-19 yaş grubunda olması, genel cerrahi, göğüs cerrahisi, kadın hastalıkları ve doğum branşından konsültasyon istenen olguların çoğunlukla 20-24 yaş grubunda olduğu, genel cerrahi branşında yatışı olan olguların çoğunlukla 20-24 yaş grubunda olduğu, adölesan dönem kendi içinde değerlendirildiğinde ise motosiklet kazası ve araç içi trafik kazası olgularının çoğunlukla 15-19 yaş grubunda olduğu, araç dışı trafik kazası ve bisiklet kazası olgularının çoğunlukla 10-14 yaş grubunda olduğu istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Sonuç: Çalışmamızda, adölesan ve genç yetişkin yaş grubuna ait adli olguların büyük ölçüde darp ve motosiklet kazası gibi önlenebilir travmalardan kaynaklandığı saptanmıştır. Bu bulgu, söz konusu yaş grubuna ilişkin adli olguların niteliği ve dağılımına yönelik bölgesel profillemenin, koruyucu ve önleyici sağlık politikalarının geliştirilmesinde önemli bir araç olabileceğini ortaya koymaktadır. Şiddetin ve trafik kazalarının önlenmesine yönelik toplumsal normların güçlendirilmesi, risk gruplarına yönelik eğitimlerin yaygınlaştırılması ve mevcut hukuki düzenlemelerin etkin biçimde uygulanması, adli olgu sıklığını azaltmada etkili stratejiler olarak değerlendirilmektedir. Anahtar kelimeler: Adli olgu, Adli rapor, Adli tıp

Hüma Durburga
Manisa Celal Bayar University
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yargılama sürecinde bilirkişi kusurlarının irdelenmesi

Bilirkişiler, yargılamada etkin ve önemli bir rol oynamaktadırlar. Hazırladıkları raporlar, yargılama süreci ve mahkeme hükmünü önemli derecede etkileyebilmektedir. Bilirkişilerden; somut olayı, dava konusu uyuşmazlığın ana kilit noktasını anlaması, ilgili konuda özel ve teknik bilgi sahibi olması ve mesleki anlamdaki tecrübelerini de ortaya koyarak gerekli özeni yerine getirmesi beklenmektedir. Bilirkişilerin bu etkisi gözönünde tutularak, öncelikle bilirkişilik kurumunun tanımı, mahiyeti ve tarihçesinin iyi anlaşılması gerkmektedir. Geçmişten günümüze hangi yollardan geçip bu kalıba oturtulduğunun iyi bilinmesi halinde, lehe ya da aleyhe yorum yapmak gerçekçi bir hal alacaktır. Bu sebeple, çalışmamızda öncelikle tanımı, hukuki önemi, tarihçesi ve hatta başka hukuk sistemlerindeki uygulamaları öncelikli olarak irdelenmiştir. Sonrasında, hukuk sistemimizdeki uygulanması üzerine genel bilgi verilmiştir. Tüm bu bilgiler doğrultusunda bilirkişilerin sorumlulukları üzerinde durulmuştur. Bilirkişilerin hataya düşmelerin halinde hukuki, cezai ve mesleki anlamdaki sorumlulukları ortaya çıkacaktır. Yargılamada başvurulan bilirkişinin hatalı ve eksik incelemesi sonucunda sorumluluğunun kapsamı ele alınmıştır. Çalışmanın devamında ise, bilirkişi raporları doğrultusunda verilen kararların yüksek mahkeme tarafından bozuduğu ve onandığı kararların incelemesi yapılmıştır. Resmi bilirkişi olarak kabul edilen, daha önceleri resmi bilirkişi olarak başvurulan Yüksek Sağlık Şurası'nın raporlarının mahkemelerimizde, alanında diğer yetkin bilirkişiler karşısında önplanda tutulduğu üniversite ve üniversitelere bağlı enstitüler ile örneğin çeşitli hastane görüşlerinin, göz ardı edilebildiği gösterilmeye çalışılmıştır. Bu çalışmada Yargıtay değerlendirme alışkanlıkları, bilikişilik kurumlarının kararları ve işleyiş sorunları incelenerek Yüksek Yargı kararlarında bilirkişilik, yetkinlik ve yeterliliklerin önemi tartışılacaktır. Anahtar Sözcükler: Bilirkişilik, Adli Tıp, Adli Bilimler, Yargılama, Kusur ve Sorumluluk

Adli bilimlerAdli tıpBilirkişi+4
Merve Özer Bakşi
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yargıtay'da 2010-2017 yılları arasında karara bağlanan hatalı tıbbi uygulama (malpraktis) dava kararlarının değerlendirilmesi

Amaç: Hatalı tıbbi uygulama ile ilgili davalarda tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de ciddi şekilde artış olmaktadır. Sağlık çalışanları cezai yaptırımlarla birlikte yüksek miktarlarda tazminat ödemeye mahkum edilmektedir. Hatalı tıbbi uygulama iddiası olan davalarda yargılamada nihai karar merci olan Yargıtay kararlarının incelenmesi ile; kusur olarak değerlendirilen durumların ortaya konması, hekimlerin ve hastaların zarar görmemesi için mesleki açıdan riskli olarak nitelendirilebilecek durumlar ile tanı, tedavi ve takip konularında yol gösterilmesi, sağlık çalışanlarının maruz kaldığı iddiaların ortaya konması ve uygulamalardaki bu sorunların ortadan kaldırılmasına katkı sağlamak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda; karar tarihi 2010 ile 2017 yılları arasında olan ulaştığımız Yargıtay temyiz kararlarından çalışmamız için belirlediğimiz koşullara uygun olan 508 karar incelenmiştir Bulgular: hatalı tıbbi uygulama iddiası nedeniyle şikayet edilen sağlık çalışanlarının % 81'nin doktor olduğu, uzmanlık alanlarına göre en sık kadın hastalıkları ve doğum doktorları ile acil serviste çalışan doktorların şikayet edildiği, şikayet edilenlerin en çok özel hastane/klinikte çalıştığı, sağlık çalışanlarının en sık tedavi hatası ve ilgisizlik/özensizlik nedeniyle şikayet edildiği, olguların % 43'ünün acil koşullarında hastanelere başvurduğu, olgularda uygulanan tıbbi işlemin en çok cerrahi girişim olduğu, sağlık çalışanlarının yerel mahkemeler tarafından hukuk davalarında % 20,7'sinin, ceza davalarında ise % 27,4'ünün cezalandırılması yönünde karar verildiği, mahkeme kararlarının % 79'unun Yargıtay tarafından bozulduğu ve bozma nedeni olarak çoğunlukla bilirkişi raporunun eksik/yetersiz olduğunun açıklandığı, bilirkişi raporlarının % 30,8'inde sağlık çalışanlarının kusurlu bulunduğu, bu bilirkişi raporlarında hataların 'gerekli tetkik ve görüntüleme istememe' 'konsültasyon istememe' 'eksik ve özensiz tedavi' 'tıbbi işlemin kusurlu olması' ve 'tedavi takibinde eksiklik' yoğunlaştığının dikkati çektiği görülmüştür. Sonuç: Malpraktis iddialarını en aza indirmek için sağlık çalışanları mesleki bilgi ve tecrübelerini geliştirmeli, hasta ile iletişimi iyi kurmalıdır. Ayrıca sağlık çalışanlarına cezai tedbirler yerine mesleki uygulamaları ile ilgili tedbirlerin getirildiği, kusur ve komplikasyon kavramlarının ayrıntılı tanımlandığı bir tıbbi malpraktis yasasına ihtiyaç vardır.

Sağlık personeliTıbbi uygulama hatasıYargı kararları+2
Mustafa Kırtışoğlu
Çukurova University
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı'nda alkol analizi yapılan örneklerde etanol biyobelirteçlerinden etil glukuronit (ETG) ve etil sülfat (WTS)' ın belirlenmesi

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalında Alkol Analizi Yapılan Örneklerde Etanol Biyobelirteçlerinden Etil Glukuronit (EtG) ve Etil Sülfat (EtS) 'ın Belirlenmesi Dünya genelinde alkol kullanım bozukluğu sosyolojik, psikolojik, medikal ve adli soruna neden olarak bir çok insanın hayatını dolaylı veya doğrudan etkilemektedir. Adli Bilimlerde alkol alımının tespiti önemli bir konudur. Trafik kazaları başta olmak üzere, cinsel saldırı suçu, intihar ve cinayet gibi adli olaylarda alkol alımının gösterilmesi büyük önem taşımaktadır. Ancak alkol alındıktan kısa bir süre sonra kan ve diğer vücut sıvılarındaki miktarı tespit edilemeyecek düzeye inmektedir, bu durum Adli Bilimlerde birçok olayın çözülmesini zorlaştırmaktadır. Tüm bu nedenlerden dolayı etanol alımının tespit edilmesinde sadece vücut sıvılarında etanol tespit etmek yerine, etanol metabolitlerini de analiz etmek gerekmektedir. Kronik ve yoğun etil alkol alımının gösterilmesinde indirekt metabolitlerin ((alanine aminotransferase (ALT), aspartate aminotransferase (AST), γ-glutamyl transferase (GGT), Mean corpuscular volume (MCV), carbohydrate-deficient transferrin (CDT)) tespit edilmesi esasına dayanan yöntemin bazı kısıtlılıkları vardır aynı zamanda yöntem yeterince duyarlı ve özgül değildir. Etil alkol minör metabolitlerinden Etil Glukuronit ( EtG) ve Etil Sülfat (EtS) ise duyarlılıkları ve özgüllükleri yüksek olduğundan son yıllarda alkol alımının tespitinde kullanılması yaygınlaşmıştır Bazı riskli meslek gruplarında iş kazalarının önlenmesi amacıyla, akut ve kronik alkol alımının gösterilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu durumda da etanol minör metabolitlerini tespit etmek önem kazanmaktadır. Bu çalışmada Ç.Ü Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı'na alkol analizi için gönderilen kan örneklerinde sıvı kromatografisi tandem kütle spekrometresi (LC-MS-MS) yöntemi ile EtG ve EtS miktarları kantitatif olarak hesaplanarak, kan alkol konsantrasyonları ile karşılaştırılmıştır Anahtar kelimeler: Etanol, Etil Glukuronit, Etil Sülfat, Kan, LC-MS/MS

Adli tıpAlkollerBiyobelirteçler+5
Hüseyin Dengiz
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Travma skorlama sistemlerinin adli raporlarda yaşamı tehlikeye sokan yaralanmanın şiddetini ayırt etmede kullanılabilirliği

26 Eylül 2004 tarihinde kabul edilen Türk Ceza Kanunu (TCK) gereği, ülkemizde adli travmalar için düzenlenecek olan raporlarda "kişinin yaşamını tehlikeye sokan durumlar"ın bildirilmesi istenilmektedir. Çalışmamız adli travma olgularında önerilen kılavuz gereği, kullanılan travma skorları arasında değerlendirme yapılabilmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Maruz kalınan travma nedeniyle ölümün gerçekleştiği veya kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durumun belirtildiği raporlarda yararlanılan travma skorlama sistemlerinin kişinin yaşamını tehlikeye sokan durumlar üzerindeki etkinlikleri karşılaştırılmıştır. Bu çalışma verileri, kasten veya taksirle yaralanma sonucu mahkemeye başvuran ve adli makamlar tarafından 01 Ocak 2013 – 01 Eylül 2019 tarihleri arasında Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi'ne adli değerlendirme için yönlendirilmiş kişilerin genel adli ve epikriz raporlarının retrospektif dosya taramalarından elde edildi. Hastaneye ölü olarak kabul edilen hastalar ve eksik travma dosyası kayıtları olan hastalar çalışma dışı bırakıldı. Bu çalışmada 1684 olgunun adli travmatolojik raporu incelendi. 1281 (%76,1) olgu erkekti. Çalışmada ortalama yaş 33±16,716 (dağılım 1-105) bulundu. Çalışmamızda 17 yaş üstü hasta gruplarında yaşamı tehlikeye sokan durumlar için ROC eğrileri çizilip klinik olarak AIS, ISS, CRAMS, RTS ve TRISS değerleri hesaplanmıştır. AIS en uygun kesim noktası 3 için duyarlılık %75,6, seçicilik %99,1, ISS en uygun kesim noktası 9 için duyarlılık %72,6, seçicilik %99, RTS en uygun kesim noktası 7,0061 için duyarlılık 14,6, seçicilik 99, CRAMS en uygun kesim noktası 8 için duyarlılık %13,5, seçicilik %99,9, TRISS en uygun kesim noktası 93,610 için duyarlılık %23,4, seçicilik %99,7 olduğu hesaplandı. 0-17 yaş arası hasta gruplarında yaşamı tehlikeye sokan durumlar için ROC eğrileri çizilip klinik olarak AIS, ISS, CRAMS, RTS ve TRISS değerleri hesaplanmıştır. AIS en uygun kesim noktası 3 için duyarlılık %76,1, seçicilik %99,2, ISS en uygun kesim noktası 9 için duyarlılık %75, seçicilik %99,2, RTS en uygun kesim noktası 7,4745 için duyarlılık %83,3, seçicilik %85,9, CRAMS en uygun kesim noktası 9 için duyarlılık %87,5, seçicilik %86,8, TRISS en uygun kesim noktası 98,95 için duyarlılık %95,7, seçicilik %93,7, PTS en uygun kesim noktası 9 için duyarlılık %96,7, seçicilik %97,3 olduğu hesaplandı. Çalışmamızdan elde edilen veriler ışığında travmaya uğrayan olgularda hastalığın ciddiyetini ve mortalite olasılığını belirleyebilmek amacıyla standart bir değerlendirme ve skorlama sistemlerinin kullanılabileceği düşünülmekle birlikte skorlama sistemlerinin hiçbirinin ideal özellikte olmadığı ve sürekli güncellenmesi gerektiği ve özellikle standartizasyon açısından yararları bulunmakla birlikte kısıtlılıkları açısından da dikkatle yaklaşılması gerekli olduğu bulundu.

Adli bilimlerAdli tıpRetrospektif çalışmalar+4
Murat Şenavcı
Aydın Adnan Menderes University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

12 X-STR lokusunun adli etkinlik değerlerinin araştırılması

Amaç: X kromozomu üzerindeki kısa ardışık tekrarlar (Short Tandem Repeats-STRs) otozomal kromozomlardaki STR'lere destekleyici olarak adli kimliklendirmede ve soy bağı araştırmalarında kullanılabilmektedir. X STR lokusu allellerinin allel frekansları popülasyonlar arasında farklılıklar gösterdiğinden adli amaçlı kimliklendirme ve soy bağı analizleri için yapılacak istatistiksel analizlerde her popülasyona özgü veri tabanı oluşturulmalıdır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma 12 X-STR lokusunun (DXS7132, DXS7423, DXS8378, DXS10074, DXS10079, DXS10101, DXS10103, DXS10134, DXS10135, DXS10146, DXS10148 ve HPRTB) alel/haplotip frekans dağılımının saptanması ve adli etkinlik değerlerinin belirlenebilmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmada Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalına DNA analizi için başvuran olgulardan rastgele seçilen 137 kişiden (84 kadın, 53 erkek) gönüllülük esasına dayalı olarak alınan biyolojik örnekler kullanılmıştır. Alınan örneklerde instagene matriks ile DNA izolasyonunu takiben 12 X-STR lokusunun mültipleks amplifikasyonu yapılmış ve PCR ürünleri kapiler elektroforezde yürütüldükten sonra genotiplendirilmiştir. Bulgular: Çalışılan 12 X-STR lokusunda toplam 126 alel tanımlamıştır. En fazla alele sahip lokusun 31 alelli DXS10148 ve en az alele sahip lokusun 5 alelli DXS8378 olduğu gözlenmiştir. 84 diploid örnekle yapılan analizde, Bonferroni düzeltme testinden sonra, Hardy Weinberg Dengesinde sapma tanımlanmamıştır (p=0.05/12). Çalışılan lokuslar içinde en yüksek ayrım gücü kapasitesine sahip lokusun DXS10135 (PDKadın = 0.995396, PDErkek = 0.951127) ve en düşük ayrım gücüne sahip lokusun DXS8378 (PDKadın= 0.826910; PDErkek= 0.669670) olduğu gözlenmiştir. 53 haploid örnekte bağlantılı grupların oluşturduğu haplotipler incelendiğinde bağlantı grubu 1 (Linkage Group 1-LG1), LG2, LG3 ve LG4'te sırasıyla 50, 46, 39 ve 46 farklı haplotip tanımlanmış olup, her bir bağlantılı grubu için en düşük ayrım gücü (Power of Discrimination-PD) değeri 0.94 olarak hesaplanmıştır. 4 LG grubunun kümülatif PD değeri ise 0.999999'un üzerindedir. Sonuç: Bu çalışma sonucunda elde edilen istatistiksel veriler 12 X-STR lokusu için geliştirilen Argus X-12 STR panelinin Türk popülasyonunda oldukça polimorfik ve bilgilendirici olduğunu; özellikle babanın analizinin yapılamadığı babalık davalarında ve kompleks akrabalık ilişkilerinin ortaya koyulmasında güçlü bir tamamlayıcı araç olabileceğini göstermiştir.

Adli bilimlerAdli tıpAkrabalık+7
Esen Kalaoğlu
Çukurova University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler kapsamında biyolojik delillerin elde edilmesi

Biyolojik deliller, yargılamanın her aşamasında en güvenilir sonuçlara ulaşmak için kullanılmaktadır. Bilirkişiler vasıtasıyla pozitif bilime uygun olarak hazırlanan raporlar yargılama süreçlerinin sağlıklı biçimde işleyişi ile yakından ilgilidir. Bilimdeki gelişmelerin sürekli olması hukukun da bu gelişmeleri yakından takip etme zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır. Muhakeme hukukunda, maddi gerçeğin ortaya çıkması için gerek olay yerinden gerek insan bedeninden elde edilen biyolojik deliller giderek daha fazla yer almaktadır. Doğaları gereği biyolojik materyaller, her türlü biyolojik varlıktan elde edilebilir. İnsan haysiyetinin korunması açısından, özellikle insan bedeninden elde edilecek delillerin, titizlikle, uluslararası sözleşmelerle ve iç hukuk kurallarıyla belirli kısıtlamalar çerçevesinde elde edilmesi gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı, yasa koyucunun ve uygulayıcıların, hem delilin doğasını bozmadan, hem de insan onuruna aykırı hareket etmeden elde etmesi konusunda farkındalık oluşturmak ve düzenlemeler yapılması yönünde öneride bulunmaktır. Bu çalışmada biyolojik delillerin hem Türkiye'de, hem de Kara Avrupası ve Anglo Sakson Hukuk sisteminde ne şekilde elde edildiğini incelemek maksadıyla Yüksek Mahkeme Kararları kullanılmıştır. Mahkeme kararları, iç hukuk ve uluslararası sözleşmeler bağlamında incelenmiştir. Yüksek mahkeme kararlarında biyolojik delillerin elde edilme şekillerindeki hukuka aykırı delil sorunu ve biyolojik delillerin hangi koşullarda kullanılabileceği tartışılmıştır. Ülkemizde taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler kapsamında biyolojik delillerin elde edilmesi açısından iç hukuk kurallarının yetersiz olduğu, ayrıca DNA veri bankalarının oluşturulması gerektiği konusunda sonuca varılmıştır. İç hukukun, Türkiye'nin taraf olduğu sözleşmeler kapsamında düzenlenmesi ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından adli bilimlerden daha fazla faydalanılması gerekliliği bulunmaktadır. Anahtar Sözcükler: Biyolojik Delil, Beden Muayenesi, Olay Yeri İncelemesi, Örnek Alma.

Adli tıpDelilFizik muayene+4
Mert Evrenkaya
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İntihar iddiası bulunan 65 yaş üstü ölümler

Amaç: İntihar, kişinin kendine yönelik en büyük şiddet eylemi olup, bireyin yaşam karşısında ölümü tercih ederek, hayatına istemli olarak son vermesidir. Yaşam dönemleri incelendiğinde, intiharın yoğunlaştığı evrelerden birisi de yaşlılık dönemi olup, tamamlanmış intiharların hızı yaş ile orantılı olarak artmaktadır. Çalışmamızda intihar iddiası bulunan yaşlı ölümleri incelenerek; olguların demografik özellikleri, otopsi bulguları, intihara iten sebepler, intiharların özellikleri hakkında veriler elde edilmesi, bölgemizin bulduğumuz veriler üzerindeki etkisi, elde edeceğimiz verilerin literatür verileri ile karşılaştırılması ve yaşlı intiharlarının önlenmesi için önerilerde bulunulması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: 2008-2017 yılları arasındaki on yıllık dönemde, Adli Tıp Kurumu İzmir Grup Başkanlığı Morg İhtisas Dairesi'nde otopsisi yapılmış, intihar iddiası bulunan 65 yaş ve üstü 447 olguya ait otopsi raporları ile olay yeri inceleme ve ölü muayene tutanakları geriye dönük olarak incelenerek; olguların yaş, cinsiyet gibi sosyodemografik verileri, intihar zamanı, intihar yöntemi, intihara sürükleyen sebepler, önceki intihar girişimleri, intihar notunun olup olmadığı gibi faktörler değerlendirilmiştir. Bulgular: Olgularımızın cinsiyet dağlımı %74.9'u erkek, %25.1'i kadın olarak bulunmuştur. İntihar yöntemlerine baktığımızda; ilk sırada ası gelirken (%49.7) bunu ateşli silah kullanımı (%19.5) ve kimyasal madde alımı (%15.2) takip etmiştir. Olguların intihar ettikleri mevsimlere göre dağılımları incelendiğinde; en sık ilkbahar (%28.2) ve yaz (%27.1), en az da sonbaharda (%21.5) intihar ettikleri görüldü. Olguların %32.9'unda intihar eylemine neden olacak herhangi bir olumsuz faktörün olmadığı yakınları tarafından ifade edilmiştir. İntihar nedeni olabilecek faktörlere baktığımızda ise; olguların %23.3'ünde fiziksel hastalık, %6.3'ünde bir yakınının ölümü, %6'sında ekonomik nedenler, %5.5'inde psikiyatrik bir hastalığın etkisi öne çıkan nedenler olarak tespit edilmiştir. Olguların %10.8'inde intihar notu mevcut olduğu saptandı. Olguların %7.6'sının daha önce intihara kalkıştığı, %12.1'inin intihar girişimi olmayıp son zamanlarda intihar düşüncelerinin mevcut olduğu saptanmıştır. Sonuç: Yaşlı bireylerle yaşayan, bakımını üstlenen ya da bakımına yardımcı olan kişilerin, yaşlı ve yaşlılık dönemi ile ilgili bilgilerinin artırılması, yaşlıyı intihara götüren sürecin daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır. Yaşlıların hayattan keyif alacakları bir yaşlılık dönemi geçirmeleri konusunda ve yaşlı intiharlarında riskler ile önleme amacıyla yapılacaklar hakkında farkındalıklarının oluşması için devlet eliyle veya sivil toplum kuruluşları aracılığıyla, yakınında yaşlı birey olanlar başta olmak üzere tüm toplum bilgilendirilmeli, yaşlı bireylerin hayata bağlanmaları, yaşamaktan keyif almaları için yapılacaklar, yaşlıya ağır bir yük olan tıbbi durumlar ve ileri derecede olan yeti yitimleri durumlarında nasıl destek olunacağı, bir yakınının kaybı, yaşama isteğinin olmaması, hiç bir şeyden keyif almama, umutsuzluk gibi durumlarda profesyonel ruhsal destek alınmasının gerekliliği konularında eğitimler verilmelidir.

Adli tıpGeriatriOtopsi+2
Ufuk Akın
Manisa Celal Bayar University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ateşli silah yaralanmasına bağlı 18 yaş altı ölümler

Giriş ve Amaç: Ateşli silah yaralanmalarına bağlı çocukluk çağında meydana gelen ölümler ülkemizde ve yurt dışında giderek artmaktadır. Ateşli silah yaralanmalarına bağlı ölüm olgularında otopside elde edilen bulgular ve delillerin, adli tahkikatın seyrinde ayrı bir önemi vardır. Bu çalışmada 01.01.2006-31.12.2015 tarihleri arasında İzmir ili ve çevre illerde meydana gelen 18 ve altındaki yaş grubunda ateşli silah yaralanmasına bağlı ölüm olaylarının sosyodemografik özeliklerinin incelenerek elde edilen verilerin ülkemizde ve dünyada yapılan benzer çalışmalarla karşılaştırılması, çocukluk döneminde ateşli silahlarla meydana gelen yaralanmalara bağlı ölüm olaylarına dikkat çekmek ve toplumun bu konudaki duyarlılığını artırmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda İzmir ve çevresinde meydana gelen 1876 ateşli silah yaralanmasına bağlı ölüm olgularının adli ölü muayene ve adli otopsi raporları geriye dönük olarak taranmış ve bu olguların 114'ünün (%6.07) 18 yaş ve daha küçük yaştaki ergen, çocuk ve bebek yaş grubundan ateşli silah yaralanmasına bağlı ölüm olgusu olduğu görülmüştür. Olgular ölümün meydana geldiği yer ve zaman, cinsiyet, yaş, orijin, mevsim, ay, yıl, silahın türü, mermi giriş sayısı, atış mesafesi, elde edilen mermi çekirdeğinin yapısı, mermi giriş yeri, olayda kullanılan silahın kime ait olduğu, alınan örneklerin toksikoloji sonuçları, ölüm nedeni ile failin kim ve hangi yaş grubunda olduğu gibi özellikler açısından değerlendirilmiştir. Bulgular: Olguların yaşları 1 ile 18 arasında değişmekte olup, 79 (%69.3) olgu erkek, 35 (%30.7) olgu kadın, yaş ortalaması 14.04 ± 4.23,erkek/kadın oranı 2.25 bulundu. 39 olguda (%34.2) tabanca, 75 olguda (%65.8) av tüfeği kullanıldığı tespit edildi. Olgular orijinlere göre değerlendirildiğinde; 37 olgu (%32.5) ile cinayetler ilk sırada yer alırken, 34 olguda (%29.8) intihar, 22 olguda (%19.3) kaza sonucu ölümün meydana geldiği, 21 olguda (%18.4) ise orijin belirtilmediği görüldü. Ölümlerin en sık kış mevsiminde (n:32, %28.1) oluştuğu tespit edildi Ölümlerin 97'sinde (% 85.1) tek giriş yarası olduğu, 53 olguda (%46.5) yaralanmanın sadece kafa bölgesinde olduğu belirlendi. Olguların en fazla (n:48, %42.1) köy/kasaba gibi kırsal bölgelerde ve olayın gerçekleştiği yer olarak en fazla (n:54, %47.4) ev olduğu görüldü. 35 olguda (%30.7) olayda kullanılan silahın kişinin babasına ait olduğu görüldü. Sonuç: Bireysel silahlanmanın arttığı dünyamızda, evlerde bulundurulan ateşli silahların çocukluk çağı ölümlerine yol açtığı görülmektedir. Toplumumuzun, çocukların ateşli silahlara kolayca ulaşmaları halinde yaralanma ve ölüm olaylarının kolayca meydana gelebileceği, bu nedenle çocuklu evlerde mümkün olduğunca ateşli silah bulundurulmaması gerektiği, bulundurulması gerekiyorsa da ateşli silahların çocukların ulaşamayacağı yüksek yerlerde, boş bir şekilde kilitli dolaplar içerisinde silahın mermi ve fişeklerden ayrı yerlerde güvenlik önlemleri alınarak saklanması konusunda eğitilmesinin bu konuda faydalı olacağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Çocuk, Ateşli Silah, Ölüm Adli Otopsi

Adli tıpErgenlerOtopsi+4
Faruk Aydın
Manisa Celal Bayar University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi acil servisine başvuran adli nitelikli kadın olguların değerlendirilmesi

Amaç: Kişinin dikkatsiz, tedbirsiz, ihmalkar veya kasti hareketleri neticesinde bedensel ve ruhsal sağlığının bozulmasına hatta ölümlere neden olan her türlü olay adli makamlarca anlamlı olup adli olgu olarak değerlendirilirler. Kadın olguların sosyal hayattaki rollerinde meydana gelen değişimler ile birlikte adli nitelikli kadın olgular da kaçınılmaz bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. Çalışmamızda, yaşamın her alanında önemli bir yeri olan kadın olguların adli olgu niteliğinde acil servise başvuruları incelenerek, adli nitelikli kadın olguların özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: 01.01.2013-31.12.2017 tarihleri arasındaki beş yıllık dönemde, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Acil Servisi'ne başvuran 18 yaş ve üstü 2546 kadın olguya ait tıbbi belgeler geriye dönük olarak incelenerek sosyodemografik özellikleri, yaralanma özellikleri, adli rapor sonuçları gibi faktörler değerlendirildi. Bulgular: Çalışma kapsamına alınan 18 yaş ve üstü kadın adli olgular tüm kadın adli olguların %74,1'ini (n=2546) oluşturmaktadır. Olguların yaşları 18 ile 89 arasında değişmekte olup, olguların yaş ortalamasının 34,82±13,83 olduğu, yaş gruplarına göre sınıflandırıldığında %36,1 (n=919) ile en sık 20-29 yaş grubundan başvuru olduğu bulunmuştur. Olguların acil servise başvurduğu aylar incelendiğinde; en sık başvurunun %12,6 (n=321) ile Ağustos ayında olduğu, olguların geliş nedenlerine bakıldığında; %36,5 (n=930) ile en sık trafik kazası nedeniyle, %33,4 (n=850) ile ikinci en sık geliş nedeni iş kazası nedeni ile geldiği belirlenmiştir. Adli rapor sonuçlarına bakıldığında; olguların %45,5'inin (n=1159) basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğu, %62,4'ünün (n=1589) yaralanmasının yaşamını tehlikeye sokan bir duruma neden olmadığının belirtildiği görülmüştür. Sonuç: Acil servise başvuranların azımsanmayacak bir bölümünü adli olgular oluşturmaktadır. Çalışmamızda adli olguların yaklaşık dörtte birini kadın adli olgular oluşturmaktadır. Toplumuzdaki kadınların da büyük ölçüde adli olaylar sonucu acil servislere geldiği görülmüş olup kadınlarımızın sosyal ve iş hayatındaki zarar gördüğü etkenlerden korunmaları ve mağdur olmamaları için kadın adli olguların doğru değerlendirilmeleri daha fazla önemlidir. Düzenlenecek adli raporda mevcut olan travmatik lezyonların anatomik lokalizasyonlarına ve özelliklerine göre çok dikkatli edilerek kayda alınması, sonrasında oluşabilecek hukuksal süreçte hekim güvenliği ve hasta mağduriyetinin önlenmesi açısından önemlidir. Anahtar Kelimeler: Adli Olgu, Kadın, Adli Tıp.

Acil servis-hastaneAcil tıpAdli bilimler+3
Ömer Faruk Aykır
Manisa Celal Bayar University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana ilinde sağlık çalışanlarının şiddete uğrama sıklığı ve sağlıkta şiddet konusundaki düşünceleri

Giriş ve amaç: İş yerinde şiddet tüm dünyada çalışanlar için önemli bir sorun kaynağıdır. Sağlık kurumları iş yeri şiddetine maruz kalma açısından yüksek riskli iş yerleri arasında yer almaktadır. Sağlık kurumlarında yaşanan şiddet olaylarından yalnızca fiziksel şiddet olayları dikkati çekmekte olup psikolojik, cinsel ve ekonomik şiddet gerekli ilgiyi görmemektedir. Bu çalışma, Adana ilinde görev yapan sağlık çalışanlarının şiddete maruz kalma sıklığını, karşılaştıkları şiddet türünü, bunları etkileyen mesleki özellikleri belirlemek ve sağlık çalışanlarının şiddetin nedenleri ve sağlıkta şiddete karşı alınabilecek önlemler hakkındaki düşüncelerini ortaya koyabilmek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve yöntem: Adana ilinde görev yapmakta olan 598 hekim ve 357 yardımcı sağlık çalışanına ulaşılarak 37 soruluk anket çalışması yapılmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgular değerlendirilirken istatistiksel analizler için SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 25.0 programı kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmamıza katılan 955 sağlık çalışanının % 48,5,'i erkek, %51,5'i kadındır. Çalışmamıza katılan sağlık çalışanlarının % 85,9'u meslek hayatları boyunca en az bir kez şiddete maruz kalmıştır. En sık karşılaşılan şiddet türü psikolojik ya da sözel şiddet olup şiddetin en fazla hasta yakınları ve erkek cinsiyet tarafından uygulandığı belirtilmektedir. Erkek sağlık çalışanlarının (% 30,1) kadınlara (% 19,2) göre fiziksel şiddete istatistiksel olarak anlamlı olarak daha fazla maruz kaldığı bulunmuştur. Sağlık çalışanlarının bir günde ilgilendikleri hasta sayısı ile şiddete maruz kalma oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Fiziksel şiddete maruz kalanların (% 39,6), diğer şiddet türlerine maruz kalanlara(% 30,6) göre daha yüksek oranda şikayetçi olduğu bulunmuştur. Sonuç: Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet oranlarının yüksekliği endişe verici düzeydedir ve sağlıkta şiddetin önemli bir sorun olduğu görülmektedir. Bu sorunun çözülebilmesi için hasta, hasta yakınları ve sağlık çalışanları dışında karar alıcılar ile medyaya da önemli görevler düşmektedir.

AdanaDoktor asistanlarDoktor-hasta ilişkileri+5
Kemal Yılmaz
Çukurova University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Malpraktis davalarında aydınlatılmış onam ile ilgili yargıtay kararlarının değerlendirilmesi

Amaç: Son yıllarda sıkça dile getirilen "aydınlanma hakkı ve aydınlatılmış onam" kavramı, bireyin özerkliğine saygı ve kendi geleceğini belirleme hakkının uygulanmasında önemli bir yer edinmiştir. Aydınlatılmış onam formundaki eksiklik ya da onam formunun olmamasına bağlı tıbbi hatalı uygulama iddiaları ile ilgili Yargıtay'a intikal etmiş ve karara bağlanmış dosyalar incelenerek; tıp dalları arasında bu iddiaların hangi branşlarda daha sık karşılaşıldığı, hasta dosyasında rıza formunun olup olmadığı ve varsa bu formun hukuki yönden geçerliliğinin sorgulanması ile, tıp mensuplarının karşılaştıkları iddiaları saptamak ve uygulamada bu aksaklıkların giderilmesine katkı sağlamak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda; aydınlatılmış onam formundaki eksiklik ya da onam formunun olmamasına bağlı tıbbi hatalı uygulama iddiaları ile ilgili Yargıtay'a intikal etmiş ve 2006 ile 2019 yılları arasında karara bağlanmış dosyalardan çalışmamız için belirlediğimiz koşullara uygun olan 76 karar incelenmiştir. Bulgular: Aydınlatılmış onam ile ilgili 2006-2019 yılları arasında karara bağlanmış Yargıtay kararları incelendiğinde; dava açılan uzmanlık alanının en sık cerrahi branşlar (%77,6) olduğu, cerrahi branşlar içerisinde en sık plastik, rekonstruktif ve estetik cerrahi olduğu, ikinci sırayı genel cerrahinin aldığı, davaların %46'sında dosya içeriğinde aydınlatılmış onam bulunduğu, cerrahi işlemlerin %59,2'sinde aydınlatılmış onam bulunduğu, dava sürecinde alınan bilirkişi raporlarının %20,5'inde aydınlatılmış onam ile ilgili değerlendirmenin yapıldığı, Yargıtay makamınca 70 hukuk davasının 66 tanesinde yerel mahkeme kararını bozma, 6 ceza davasının 3'ünde yerel mahkeme kararını bozma kararı verildiği tespit edilmiştir. Yargıtay'ın yerel mahkeme kararlarını bozma gerekçeleri incelendiğinde; % 37,6 ile hekim kusuru ve aydınlatılmış onam ile ilgili ek rapora ihtiyaç duyulduğu, %27,5 ile yerel mahkemece aydınlatılmış onam ile ilgili delil toplanarak karar verilmesi gerektiğinin belirtildiği tespit edilmiştir. Sonuç: Aydınlatılmış onam, tıbbi müdahalenin hukuka uygunluğunun şartlarından biri olmakla birlikte, hekim-hasta arasındaki güven ilişkisini kuvvetlendiren ve hastanın tanı-tedavi süreçlerine aktif katılımını sağlayan bir araçtır. Malpraktis iddialarını en aza indirmek için, sağlık çalışanlarının aydınlatılmış onam ile ilgili mevzuata hakim olması ve hastalarıyla etkili iletişim kurmaları gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Yargıtay kararları, aydınlatılmış onam, hatalı tıbbi uygulama

Aydınlatılmış onamDavalarTıbbi uygulama hatası+1
Zeynep Şeker
Çukurova University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adli çalışmalar için 30 insersiyon/delesyon (ındel) lokusunun çukurova populasyonunda alel frekans dağılımının saptanması

Giriş ve amaç: İnsersiyon/Delesyon (InDel) polimorfizmleri düşük mutasyon oranları ve küçük amplikon uzunlukları nedeniyle, adli kimliklendirme çalışmalarında giderek daha fazla ilgi çekmektedir. InDel'ler geleneksel STR lokusları ile analizin başarısız olduğu degrade DNA içeren biyolojik örnekler ile komplike adli olgularda adli kimliklendirme çalışmalarına yeni bir yön sağlamaktadır. Bu çalışmada 30 otozomal InDel lokusunun genotiplendirilerek Çukurova populasyonu için alel frekans dağılım oranları ve adli etkinlik değerlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: 102 kişiden alınan kan ve yanak içi sürüntü örneklerinde DNA izolasyonunu takiben Investigator® DIPplex Kiti ile 30 otozomal InDel lokusunun multipleks PCR'ı gerçekleştirilmiştir. PCR'ı takiben amplikonlar otomatik kapiller elektroforezde yürütülerek Genotyper v.3.2 yazılım programı ile genotiplendirilmiştir. Adli etkinlik değerlerinin hesaplanmasında STRAF 2.0 istatistiksel analiz programı, popülasyonlar arası genetik uzaklığın hesaplanmasında POPTREE2 istatistiksel yazılımı kullanılmıştır. Bulgular: Çukurova populasyonunda rastgele seçilen 102 kişiye ait örnekte çalışılan 30 InDel lokusunun tamamı 2 alelli olup, gözlenen heterozigotluk değeri ortalama 0,4784 hesaplanmıştır. Test edilen 30 InDel lokusun hiçbirinde HWE'den sapma olmadığı, gözlenen ve beklenen verilerin dengede olduğu saptanmıştır (p0.0016). 22 farklı kromozom üzerinde bulunan 30 farklı lokus arasında yapılan genetik bağlantı analizinde, lokuslar arasında bağlantı saptanmamıştır (p0.0016). Adli etkinlik değerleri analizi, 30 otozomal InDel lokusunun kombine ayrım gücünün ve kombine babalık dışlama olasılığının sırası ile 0,9999999999996 ve 0,99695 olduğunu göstermiştir. Sonuç: 30 InDel lokusunun alel frekans dağılım oranlarının dengeli ve kimliklendirme potansiyelinin anlamlı olması nedeniyle, bu veriler Çukurova popülasyonunda adli amaçlı kimliklendirme ve akrabalık ilişkilerinin araştırıldığı istatistiksel analizlerde veri tabanı olarak kullanılabileceği gibi popülasyon genetiği çalışmalarına da katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Adli Kimliklendirme, DNA, Indel, Diplex

Adli tıpDNADelesyon+3
Ziya Eroğlu
Çukurova University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hekime yönelik şiddetin Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin kariyer seçimindeki etkisi

Amaç: Şiddet; kendine, başka bir bireye veya bireylere yönelik olarak ölüm, ruhsal ve fiziksel yaralanma, güç kullanımı ya da tehdidin kasıtlı olarak uygulanması halidir. Sağlık alanında şiddet ise; hasta, hasta yakınları ya da başka bir kişiden gelen, sağlık çalışanı için tehlike oluşturan sözlü, davranışsal tehdit veya fiziki saldırıdır. Çalışmamızda tıp fakültesi öğrencilerinin hekime yönelik şiddet olgularına yönelik tutumlarının ne yönde şekillendiği ve bu alandaki şiddet olgularının uzmanlık alanı, çalışma ortamı ve gelecek planlarını ne şekilde etkilediği değerlendirilerek sağlıkta şiddet olaylarının tıp fakültesi öğrencilerinin kariyer planları üzerindeki etkilerini göstermek ve alınabilecek önlemlerin tartışılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: 01.07.2019-08.10.2019 tarihleri arasında 2019-2020 Akademik Yılı'nda Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde öğrenim gören 983 öğrenciye hazırlamış olduğumuz anket uygulanmıştır. Veriler, paket istatistik programı Statistical Package for Social Sciences (SPSS) 21.0 kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza katılan tıp fakültesi öğrencilerinin %54,9'u kadın, %45,1'inin erkek olduğu, ortalama yaşın 20,83±2,05 olduğu, %23,5'inin birinci dönem öğrencisi olduğu, %32,6'sının ailesinde sağlık çalışanı bulunduğu, %29'unun ailesiyle yaşadığı, %59,9'unun hekim olma idealiyle tıp fakültesini tercih ettiği, %59,7'sinin poliklinikte çalışmak istediği, %65,8'inin dahili branşlarda çalışmak istediği, en çok istenen branşın Kardiyoloji olduğu, %15,9'unun hekime yönelik şiddetle karşılaşmasının bulunduğu, en çok acil serviste şiddet olayı gördükleri, en çok sözel şiddete maruz kaldıkları, %93'ünün alınan önlemleri yetersiz bulduğu saptanmıştır. Ayrıca dönemler ilerledikçe cerrahi branşları tercih etme azalmış, dahili branşlar daha çok tercih edilmeye başlanmıştır. Sonuç: Hekime yönelik şiddet her geçen gün artmakta ve bir halk sağlığı problemine dönüşmektedir. Bu artışa sessiz kalınması doğrudan ve dolaylı olarak hem hekimleri, hem hekim adaylarını hem de tüm toplumu olumsuz yönde etkilemektedir. Bu sorun neticesinde tıp fakültesi öğrencilerinin tercihlerinin belirgin derecede etkilendiği gösterilmiştir. Alınması gereken önlemlerin ve özellikle yeniden düzenlenmesi gereken sistemsel ve hukuki altyapının doğru bir şekilde hayata geçirilmesi ülkemiz adına en sağlıklı seçenek olacaktır. Anahtar Kelimeler: Hekime Yönelik Şiddet, Tıp Fakültesi Öğrencileri, Kariyer Seçimi.

Adli tıpDoktorlarKariyer+4
Muhammed Alp Özdemir
Manisa Celal Bayar University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut cinsel istismar ve saldırı olgularında güncel teknoloji ve laboratuvar kullanımı ile raporlandırma standardizasyonu çalışması

Giriş ve amaç: Cinsel şiddet, cinsiyet ayrımı olmayan, tüm yaş gruplarında karşılaşılabilecek bir suçtur. Kız ve erkek çocukları, kadınlar, yaşlılar, bedensel-mental yetersizliği bulunanlar ve erkekler dahil herkes bu suçun mağduru olabilmektedir. Ancak dünya genelinde olgu sayılarına bakıldığında, bu şiddete en çok maruz kalanların kadınlar ve çocuklar olduğu görülmektedir. Cinsel şiddet olgularının yönetimi; kompleks, dikkat gerektiren, hassas, uzun süreli bir dönemi kapsayan ve multidisipliner bir yaklaşım gerektiren çok aşamalı bir süreçtir. Çalışmamızda cinsel şiddet iddiası ile başvuran olgular incelenerek; zamanında yapılan kaliteli bir adli tıbbi muayenenin önemini gösterebilmek, güncel teknoloji ve laboratuvar kullanımı ile raporlandırma standardizasyonunu sağlayabilmek amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Çalışmamızda, 2017 ve 2019 yılları arasında Anabilim dalımıza cinsel saldırı/istismar iddiası ile yönlendirilen, iddiaya konu olayların ilk yedi günü içerisinde gerçekleşmiş olan 203 olgu özellikleri incelenmiştir. Bulgular: Cinsel şiddet mağduru olduğu iddiasıyla muayene ve değerlendirmeleri yapılan olgular incelendiğinde; mağdurların en yüksek oranda 15-17 yaş kategorisinde ve kız çocuğu olduğu, erkek cinsiyette yabancı uyruklu olma oranının kadın cinsiyete göre anlamlı olarak yüksek olduğu, mağdur ve fail arasında sosyal medya üzerinden tanışma öyküsü varlığının yalnızca kız çocuğu/kadın grubunda ve %20,7 oranında görüldüğü, olayların %81,3'ünde failin mağdurun tanıdığı biri olduğu, cinsel şiddete eşlik eden fiziksel şiddet oranının %31 olduğu, en sık görülen istismar tiplerinin vajinal ve anal penetrasyon olduğu, olaydan sonraki ilk 24 saat içerisinde ve vajinal penetrasyon öyküsü varlığında alınan sürüntülerin pozitif sonuçlanma oranının anlamlı yüksek olduğu, alkol-madde kullanım iddiası mevcut olan 33 olgunun 16'sının toksikolojik incelemelerinin tarafımızca yapılması sonucu %100 oranında alkol/uyutucu-uyuşturucu madde bulunduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Cinsel şiddet olgularının yönetimi, ilk karşılaşmadan itibaren başlayan, yargılama aşaması ile hastanın tedavisinin ve rehabilitasyonunun tamamlanmasına kadar devam eden, mağdurun iyilik hali ve soruşturma kapsamında, maddi gerçekliğin ortaya konmasında önem taşıyan bir süreçtir. Cinsel şiddet olayına dahil bireylerin tıbbi ihtiyaçlarını ön planda tutarak yasal haklarını da korumayı kapsayan doğru bir olgu yönetiminin sağlanabilmesi için uluslararası kılavuz ve sözleşmelere uygun, iyi, standardize ve kaliteli bir muayene ve raporlandırma sistemi gerekmektedir.

Adli tıpCinsel saldırı suçuFizik muayene+4
Sıla Aslan Demir
Çukurova University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trafik kazası sonucu anabilim dalımıza başvuran maluliyet olgularının irdelenerek değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Klinik adli tıp uygulamalarının önemli bir alanını; kişilerdeki bedensel ve ruhsal kayıpların ve oranlarının ortaya konması oluşturmaktadır. Her geçen yıl trafiğe çıkan araç sayısındaki artış aynı zamanda kazaları, yaralanmaları ve maluliyetleri de artırmaktadır. Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren kişi, oluşan bu zararı gidermekle yükümlü olduğundan, oluşan kayıplar ve oranların bilinmesi gerekmektedir. Çalışmamızda, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı'mıza trafik kazası sonucu maluliyet raporu almak için başvuran olguların sosyodemografik ve tıbbi özellikleri, kazaya ait özelliklerin maluliyet üzerine etkisi, maluliyet raporları konusunda olguların farkındalık durumu ve rapor hazırlanırken dikkat edilmesi gereken unsurlara dikkat çekmek amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı'mıza Haziran 2019-Haziran 2020 tarihleri arasında maluliyet raporu almak için başvuran olgulara anket çalışması yapılmıştır. Anketten elde edilen cevaplar ve düzenlenen maluliyet raporları birlikte değerlendirilmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgular değerlendirilirken istatistiksel analizler için SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 25.0 programı kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmamıza 641 olgu katılmıştır. Olguların 476'sı erkek(% 74,3), 165'i (% 25,7) kadındı. Yaş aralığı 2 ila 76 yaş arasında olup yaş grupları açısından 20-29 yaş grubunun en yüksek oranda olduğu saptandı. Kazaların dağılımı aylara göre en sık Eylül ayında, mevsimlere göre en sık sonbahar mevsiminde, gün ışığına göre en sık gündüz aralığında olduğu görüldü. Araç tipine göre en sık motosiklet kazalarının (% 45,2) olduğu saptandı. Araç içi trafik kazalarında üst ekstremite yaralanmalarının, motosiklet ve yaya kazalarında alt ekstremite yaralanmalarının daha yüksek olduğu görüldü. Kazadan sonra olguların % 93,1'inin (n:597) hastaneye yattığı, % 74,6'sı (n:478) ameliyat geçirdiği tespit edildi. Maluliyet oran ortalaması % 17,4 'dü. Maluliyet raporlarının en sık Kas-İskelet Sistemine ait arızalar (% 95,2) sebebiyle düzenlendiği izlendi. Sonuç: Trafik kazaları, önemli bir halk sağlığı sorundur. Bu nedenle, trafik kazalarını en aza indirmek ve ölümleri, yaralanmaları ve buna bağlı maluliyet durumlarını azaltmak için çaba gösterilmelidir. Düzenlenen maluliyet raporlarının adil ve tutarlı olabilmesi için uygulama birliğinin sağlanması gerekmektedir. Adli Tıp ve diğer uzmanlık alanlarında görev yapan hekimlerin birlikte çalışarak ortak bir yaklaşım geliştireceği, bilimsel ve uluslararası literatüre uygun bir yönetmelik hazırlanmalı, değişen güncel tedavi yaklaşımları göz önünde bulundurularak düzenli olarak revize edilmelidir. Anahtar Kelimeler: Adli Tıp, Maluliyet, Tazminat, Trafik Kazası, Yaralanma.

Adli tıpKazalarMaluliyet değerlendirmesi+3
Özgenur Köken Tok
Çukurova University
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Opioidlere bağlı ölümlerde postmortem yeniden dağılımın ve opioid metabolitlerinin stabilitesinin belirlenmesi

Ölümden rezervuar organlardan kana veya kandan organlara pasif difüzyon yoluyla ilaç konsantrasyonlarında değişim postmortem yeniden dağılım (PMR) olarak tanımlanmaktadır. Tüm ilaçların PMR ile bir dereceye kadar etkilenebileceği, diğer katkıda bulunan faktörlerin ölüm ve örnekleme arasındaki zaman, örnek alma yeri ve tekniği, vücut enzimleri veya bakterilerin potansiyel postmortem metabolizması/üretimi ve nihayet ilacın fizikokimyasal özellikleri olduğu düşünülmektedir. PMR ile beraber toksikolojik bulguların yorumlanmasındaki zorluklardan biri de çoklu ilaç (polifarmasi) olgularında ilaçların farmakokinetik ve farmakodinamik etkileşimlerinin PMR'ye etkisinin değerlendirilmesidir. Bu çalışmada toplam 6 gruba ayrılan 96 adet rata, enjeksiyon yoluyla, eroin, kodein ve morfinin yanı sıra morfin-kodein, eroin-fentanil, eroin-dekstrometorfan-parasetamol-kafein kombinasyonlarında belirli dozlarda verilerek, ölüm anı, postmortem 1. saat, 4. saat ve 24. saatlerde farklı bölgelerden doku ve vücut sıvısı örnekleri alınmıştır. Tüm örneklere ekstraksiyon işlemi uygulanarak LC-MS/MS (sıvı kromatografisi-tandem kütle spektormetresi) cihazı ile analiz edilmiştir. Bu çalışmada toplanan tüm biyolojik örneklerde verilen opioid ilaçların ve metabolitlerinin düzeyleri belirlenerek opioid ilaçların in-vivo postmortem farmakokinetiğinin ve doku dağılımlarının değerlendirilmesi yapılmıştır Aynı zamanda morfin-kodein, eroin-fentanil, eroin-dekstrometorfan-parasetamol-kafein birleşimlerinde, bu ilaçların muhtemel etkileşimlerinin ana ilaç ve metabolitlerinin postmortem farmakokinetiğine etkileri de değerlendirilmiştir.

EroinFentanilHayvan deneyleri+5
İsmail Ethem Gören
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adli yaş tahmininde ayak bileği MR görüntülerinde tibia distal epifiz hattı ve kalkaneus epifiz hattı kombinasyonunun kullanılabilirliği

Amaç: Yaş tahmini ülkemizde adli tıp uzmanlarının rutin işlerinin önemli bir parçasıdır. Ülkemizde hukuk sistemi açısından 12, 15 ve 18 yaş sınırları önemlidir. Adli makamlarca cinsel istismar, çocuk pornografisi, yasadışı göç, evlilik vb. konularda özellikle adli tıp uzmanlarından sanığın veya mağdurun yaş tahmini istenmektedir. Bu konuda en yaygın kullanılan yöntem radyolojik yöntemlerdir. Klinik endikasyon dışı radyasyon maruziyetinin olası zararları nedeniyle yeni çalışmalar non-iyonize ve non-invaziv yöntemlere odaklanmaktadır. Bu çalışmada non-iyonize bir yöntem olarak ayak bileği manyetik rezonans görüntülerinden yaş tahmini yaparak bunun kişilerin gerçek yaşları ile uyumlu olup olmadığını, bölgemizde uygulanabilirliğini göstermek ve veri tabanını oluşturmak amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesine Ocak 2011-Aralık 2020 tarihleri arasında başvurup ayak bileği MR çekilen, yaşları 7-26 arasında değişen hastaların MR görüntüleri retrospektif olarak değerlendirildi. Kemik gelişimini etkileyen hastalıklar, kemik maligniteleri, steroid, kemoterapi, radyoterapi tedavisi, ayak bileği eklemini ilgilendiren kırık, cerrahi fiksasyon, kemik iliği ödemi olan olgular çalışmanın dışında tutuldu. 197'si erkek ve 134'ü kadın olmak üzere toplamda 331 hastanın ayak bileği MR görüntüsü incelenerek distal tibial ve kalkaneal epifiz hattı kemikleşme noktalarına Lu ve ark.'nın önerdiği 6 aşamalı bir evrelendirme metodu uygulandı. Çalışmada 1.5 T MR, 3-4 mm kesit kalınlık, sagital kesit fast spin echo T1 ağırlıklı sekansından elde edilen görüntüler değerlendirildi. Bulgular: Çalışma sonucunda her iki cinsiyette hem distal tibial hem de kalkaneal epifizde evre 1'in en son 18 yaş altında görüldü. Erkeklerde distal tibial epifiz ossifikasyonunda evre 2'nin (25,5 yaştaki bir olgu hariç tutulduğunda) 18 yaş altında görüldüğü, her iki cinsiyette distal tibial epifiz ve erkeklerde kalkaneal epifiz ossifikasyonunda evre 5 neredeyse tüm olgularda 18 yaş ve üzerinde görüldü. Distal tibial epifiz ossifikasyonunda evre 2 (9,9 yaştaki bir olgu dışarda tutulduğunda) ve kalkaneal epifiz ossifikasyonunda evre 3 ve evre 4 her iki cinsiyette 12 yaş ve üzerinde görüldü. Sonuç: Çalışmamızın sonuçlarına göre yaş tahmininde manyetik rezonans görüntülemenin 12 ve 18 yaş sınırının belirlenmesi amaçlı diğer radyolojik yöntemlere ek olarak kullanılabilecek non-iyonize bir yöntem olduğu görülmektedir. Yaş tahminlerinde MR kullanımının rutine girebilmesi için deneyimli çalışmacılarca yapılacak çok merkezli, karşılaştırmalı ve prospektif daha fazla çalışmaya ihtiyaç bulunduğu düşünülmektedir.

Ayak bileğiEpifiz beziKalkaneus+4
Tuğçe Koca Yavuz
Çukurova University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

2016-2020 yılları arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı'nda rapor düzenlenen aile ı̇çi şiddet olgularının retrospektif değerlendirilmesi

Amaç: Aile içi şiddet, önemli bir halk sağlığı sorunudur ve diğer insanların uyguladığı şiddetten daha travmatik ve tekrarlayıcı niteliktedir. Şiddete maruz kalan veya şahit olan bireylerde hayatları boyunca kalıcı olabilecek hasarlar oluşmaktadır. Meydana gelen bu zararlara dikkat çekmek amaçlanarak polikliniğimize yönlendirilen aile içi şiddet olguları değerlendirilmiştir. Gereç ve Yöntem: 01.01.2016-31.12.2020 tarihleri arasında polikliniğimize adli rapor düzenlenmesi amacıyla yönlendirilen 217 aile içi şiddet olgusu, geriye dönük olarak değerlendirilerek; sosyodemografik özellik ile olay ve yaralanmanın niteliği açılarından incelenmiştir. Bulgular: Polikliniğimize beş yıllık süre içerisinde başvuran olguların %10,1'inin aile içi şiddet olgusu, olguların %62,2'sinin kadın, yaş ortalamasının 35,6±14,8, şiddet uygulayıcılarının %56,7'sinin eş veya partner olduğu görülmüş olup, şiddet şekli olarak en sık %89,4 ile künt travma olduğu tespit edildi. Sonuç: Sağlıklı bir toplum, sağlıklı bireylerden oluşur. Bunun temeli de aileden gelmektedir. Şiddet nedeniyle sağlığını yitiren bireylerin gerekli tıbbi yardım ve resmi önlemlere erişmesini sağlamak, şiddetin tekrarlamasını önlemede ve mağdurun yaşamını korumada önemli bir noktadır. Aile içi şiddetin mağduru büyük çoğunlukla kadınlardır. Bu durumun önüne geçilmesi için cinsiyet eşitliği sağlanmalı, gerekli eğitimler verilmeli, kişilere hakları anlatılmalı ve mevcut yürürlükteki önlemlerin etkili uygulanması sağlanmalıdır. Ayrıca Türkiye genelinde daha fazla aile içi şiddet çalışmaları yapılmasına gereksinim vardır.

Aile içi şiddetKadına yönelik şiddetManisa+2
Yusuf Aydın
Manisa Celal Bayar University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp fakültesi öğrencilerinin cinsel saldırı mağdurlarına karşı tutumları

Amaç: Çalışmamızda, tıp fakültesi öğrencilerinin cinsel saldırı mağdurlarına karşı davranış, düşünce ve duygusal olarak tutumlarının eğitim hayatları başında ve sonunda olan durumlarının ne yönde geliştiği belirlenerek, aldıkları adli-tıbbi eğitimin hekimlik öncesi bilgi birikimleri ölçülerek literatüre katkı sağlanması hedeflenmektedir. Gereç ve Yöntem: 2021-2022 Akademik Yılı güz dönemi içerisinde Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde öğrenim gören dönem 1 ve dönem 6 sınıflarındaki 370 öğrenciye Cinsel Saldırı Mağdurlarına Karşı Toplumsal Tutum Ölçeği ile hazırlamış olduğumuz demografik veri ve adli-tıbbi değerlendirme sorularını içeren anket uygulanmıştır. Veriler, paket istatistik programı (SPSS) 22.0 kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza katılan tıp fakültesi öğrencilerinin %55,9'unun kadın olduğu, ortalama yaşın 20,83±2,85 bulunduğu, %56,5'inin birinci dönem öğrencisi olduğu, %18,9'unun kendisinin veya yakın çevresinin suç sayılan cinsel amaçlı davranışa maruz kaldığını belirttiği, çalışmaya katılan öğrencilerin Cinsel Saldırı Mağdurlarına Karşı Toplumsal Tutum Ölçeği'ndeki ortalama puanının 95,29 saptandığı, kadınların, 17-22 yaş aralığında olanların ve aylık aile gelir durumu yüksek bulunanların ölçek toplam puan ortalamalarının istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek olduğu, katılımcıların %17,3'ünün kendilerine yöneltilen 6 adli-tıbbi sorunun tamamına doğru cevap verdiği belirlenmiştir. Sonuç: Cinsel saldırı mağdurlarının yaşadıkları travma sonrası maruz kaldıkları olumsuz tutumlarla sonu gelmeyen bir problem ortaya çıkmaktadır. Bu sorun özelinde cinsel saldırı mağdurlarına karşı tutum hususunda tıp fakültesi öğrencilerine kazandırılacak olumlu bakış açısı ile adli-tıbbi bilgi düzeyinin de yükseleceği ve mesleki açıdan daha bilgili ve doğru sonuçlara ulaşabilecekleri bir kariyer imkânı oluşacağı kanaatindeyiz.

Cinsel saldırı suçuCinsel suçlarCinsel tutumlar+4
Fatih Turan
Manisa Celal Bayar University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nefes alkol testinde yanlış pozitifliklere neden olabilecek ürünlerin değerlendirilmesi

Giriş ve amaç: Alkol etkisi altında araç kullanmanın trafik kazalarına zemin hazırladığı, maddi ve manevi kayıplar ile birçok yaralanma ve ölüme sebebiyet verdiği bilinmektedir. Alkollü araç kullanımının önüne geçebilmek için alınan tedbirlerden biri de trafikte yapılan alkol denetimleridir. Bu denetimlerde, kullanım kolaylığından dolayı nefesten alkol düzeyi tespiti yapan alkolmetre cihazları kullanılmaktadır. Ancak bazen alkolmetreyle yapılan ölçümlere itirazlar olabilmekte ve konu adli makamlara taşınmaktadır. Bu cihazlardan doğru sonuçlar almak için dikkat edilmesi gereken hususlar olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada, nefes alkol testini etkileyebilecek ürünleri ve bu etkilerin zamanla olan ilişkisini irdelemek amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Nefes alkol düzeyini etkileyebileceğini düşündüğümüz 33 farklı ürün ile 30 sağlıklı gönüllünün katıldığı deneysel bir çalışma yapılmıştır. Ürünlerin kullanılmasından veya tüketilmesinden sonraki 1. dakikada, alkolmetre cihazı ile nefes alkol analizi yapılmıştır. Pozitif ölçüm sonucuyla karşılaşılması durumunda, nefeste saptanan alkol değeri sıfırlanıncaya kadar ikişer dakika arayla ölçüm yapılmaya devam edilmiştir. Bulgular: Organik üzüm, nar ve portakal suyu ile mandalinalı gazlı içecek tüketimi ardından yapılan ölçümlerde sadece 1.dakikada pozitif ölçüm sonucuyla karşılaşılmıştır. Şalgam suyu ardından 3.dakikaya kadar, el dezenfektanları ardından 5.dakikaya kadar, kolonya kullanımı ardından 7. dakikaya kadar ve alkol içeren gargaraların kullanımının ardından ise 11.dakikaya kadar azalarak devam eden pozitif ölçüm sonuçları görülmüştür. 1. dakikada ölçülen maksimum değerler gargaralarda 4,90 promil, el dezenfektanlarında 1,96 promil, kolonyada 2,76 promil ve içeceklerde 0,32 promildir. Diş macunları, alkolsüz gargaralar, gazozlar, kola, portakallı gazlı içecek, ayran, kefir, mentollü sakız ve şeker, organik elma suyu ile karışık meyve sularının test edilmesi sonrasında yapılan ölçümlerde solunum havasında alkol saptanmamıştır. Sonuç: Nefes alkol testinde, alkollü içki tüketmediği bilinen ancak alkollü ürün kullanan veya bazı gıdaları tüketen kişilerde pozitif ölçüm sonuçlarıyla karşılaşılmıştır. Bu ürünleri kullandığını veya tükettiğini belirten kişilerde belirlenecek bir süre ardından ölçüm yapılması sayesinde, yanlış pozitif sonuçların önüne geçilerek bu yanlışlıklara bağlı uygulanacak hatalı yaptırımların ve oluşacak gereksiz iş yükünün önüne geçilecektir.

Alkol içmeAlkol tayiniEtanol+2
Büşra Deniz
Çukurova University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adli otopsilerde ölüm sebebinin değerlendirilmesinde histopatolojinin rolü ve önemi

Giriş ve amaç: Otopsi, patolojik olayların saptanması, bunların klinik olaylar ve anamnezle ilişkilerinin ortaya çıkarılması ve rastlanılan değişikliklerin nedenlerinin belirlenmesini sağlayan son derece kapsamlı bir teknik bilgi ve uzmanlık gerektiren bilimsel bir yöntemdir. Geçmişten günümüze kadar bir eğitim aracı olarak kullanılmakta ve elde edilen verilerle birçok bilimsel araştırma için temel oluşturmaktadır. Bu çalışma, adli otopsi olgularında histopatolojik incelemenin ölüm sebebini belirlemedeki rolünü ve önemini araştırmayı amaçlamıştır. Gereç ve yöntem: Adli Tıp Kurumu İzmir Grup Başkanlığı Morg Dairesi'nde 2011-2013 yılları arasındaki üç yıllık zaman diliminde otopsisi yapılan erişkin yaş grubuna ait (18 yaş ve üzeri) olguların otopsi raporları retrospektif olarak incelenerek; olguların yaş, cinsiyet, olayın meydana geldiği zaman dilimi gibi demografik özellikler değerlendirilerek, raporların sonuç bölümünde yer alan ölüm nedenlerine göre histopatolojik incelemenin, kesin ölüm nedeninin belirlenmesine katkısı araştırıldı. Bulgular: Olguların yaş ortalaması 53,95 ± 18,12 (18-103) yıl olup her iki cinsiyette de 18-49 yaş grubunun ilk sırada izlendiği tespit edildi. Histopatolojik incelemenin, olguların 106'sında (%4,0) ölüm nedenini tek başına belirlemede rol oynadığı, 1416'sında (%53,2) ölüm sebebini belirleyen tanıyı doğruladığı ve 306'sında (%11,5) ölüm nedeninin belirlenmesine katkıda bulunduğu, 836 olguda ise (%31,4) ölüm sebebini belirleyen tanı ile ilgili spesifik bulgular vermediği ya da kesin ölüm nedenini belirleyemediği tespit edilmiştir. Sonuç: Otopsi sonrası olgulardan alınan histopatolojik örneklerin daha çok ölüm sebebini belirleyen tanıyı doğrulmada yardımcı olduğu tespit edilmiş olup; tek başına ölüm nedenini belirlemede nispeten düşük etkisinin olması, ayrıca histopatolojik inceleme için örnek alınmasının getirdiği maliyet artışı, organların saklanması, kullanılması, depolanması ve atılmasının meydana getirdiği zorluklardan dolayı her otopsi olgusunda rutin histopatolojik inceleme yapmak yerine olgu bazında gerekli dokulardan örnek alınarak inceleme yapılmasının daha yararlı olacağı düşünülmüştür.

Adli tıpHistopatolojiOtopsi+2
İlknur Kahraman
Manisa Celal Bayar University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

2017-2021 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi adli Tıp Anabilim dalı'nda kasten yaralanma sonrası düzenlenen adli raporların değerlendirilmesi

Bir suç şüphesi sonucunda hastaneye başvuran veya tıbbi değerlendirme sırasında kanunlar tarafından suç olarak kabul edilen bir eylemin bulgularının bulunduğu şüpheli olgular adli olgu olarak kabul edilmektedir Çalışmamızda; kasten yaralanma sebebiyle adli rapor düzenlenen olguların yaş, cinsiyet gibi demografik özellikleri ile olay türü, dağılımı ve oranının belirlenmesi, adli olgu profilinin ortaya çıkarılması yanı sıra; şiddet olaylarına dikkat çekmek ve kasten yaralanmalara bağlı ölümlerin ve yaralanmaların azaltılması için ileriye yönelik alınabilecek önlemlere değinmek amaçlanmıştır. Bu çalışmada 2017 Ocak – 2021 Aralık tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından kasten yaralanma sonrası adli raporu düzenlenmiş olgular retrospektif olarak incelenmiştir. Çalışmamızda toplam 6313 olgu değerlendirilmiştir. Olguların 6002'sinin (%95,1) T.C. vatandaşı, 311'inin (%4,9) yabancı uyruklu olduğu, 4187'sinin (%66,3) erkek, 2126'sının (%33,7) kadın olduğu, en sık 21-30 yaş grubunda olduğu belirlenmiştir. Olguların 5020'sinin (%79,6) künt travmatik yaralanma sonrası geldiği, bu olguların 35'inde (%0,7) öykülerinde herhangi bir cisimle (taş, sopa v.b.) künt travmadan bahsedildiği, 781'inin (%12,4) kesici delici aletle yaralanma, 510'unun (%8,1) ateşli silahla yaralanma ve 2 (%003) olgunun ise yanık sonrası başvurduğu görülmüştür. Olguların 5721'ine (%90,6) kesin rapor düzenlendiği, kesin rapor düzenlenen olguların 174'ünde (%3) geçici raporlarında travmatik lezyon olmadığı belirtildiği için lezyon bulunmadığı şeklinde rapor düzenlendiği, 592 (%9,4) olguya ise ön rapor düzenlendiği görülmüştür. Meydana gelen yaralanmaların olguların 323'ünde (%5,1) yaşamsal tehlikeye neden olduğu, 1338'inde (%21,2) basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olmadığı, 576'sında (%9,1) kemik kırığına neden olduğu, 27'sinde (%0,4) yüzde sabit ize neden olduğu, 40'ında (%0,7) ise duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına veya yitirilmesine neden olduğu belirlenmiştir. Kişilerin en aktif oldukları zaman diliminde şiddete ve yaralanmalara maruz kalması ve bunun iş gücü ve zaman kaybı oluşturması, hatta ilerleyen dönemlerde işlev bozukluğu, sakatlık gibi kalıcı hastalıklara neden olması endişe vericidir. Şiddet "toplumsal bir sorun" olarak algılanmalı, konunun uzmanları öncülüğünde öncelikle riskli gruplara yönelik şiddeti önleyici programlar yapılmalıdır. Kasten yaralama faillerinin yargılanması ve alacağı cezanın belirlenmesinde önemli rol oynayan adli raporların düzenlenmesinde yapılan hataların, bu süreci olumsuz etkilediği ve sürecin uzamasına neden olduğu görülmektedir. Bu yüzden adli olgularla sık karşılaşan hekimlere adli rapor eğitimleri verilmesinin ve anabilim dalları ile ortak yapılacak olan adli tıp eğitimlerinin olumlu etkisi olacağı düşünülmektedir.

Adli raporlarAdli tıpAdli vakalar+3
Merve Yücesoy
Çukurova University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi'nde görev yapan hekimlerin adli dna bankası oluşturulması konusuna bakış açıları.

Giriş ve amaç: DNA bankaları, DNA profili çıkarılmak üzere alınmış doku, hücre veya izole edilmiş DNA'nın daha sonra analizini gerçekleştirmek amacı ile uzun süre depolandığı merkezlerdir. DNA'nın adli amaçlı kullanımı ve DNA veri bankaları suçla mücadelede en etkin araç olarak kullanılmaktadır. Kimlerin veri tabanı kapsamında olacağı, biyolojik örneklerin saklanıp saklanmayacağı, DNA profillerinin saklanma süreleri, veri tabanından çıkarılma koşulları ülkemizde kurulması planlanan adli DNA bankası için önemli hususlardandır. Bu anket çalışması, ülkemizde kurulması planlanan adli DNA bankası hakkında farkındalık yaratmayı, adli ve etik boyutu tartışmayı amaçlamıştır. Gereç ve yöntem: Anket çalışması, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi'nde 2016 yılı içerisinde görev yapan 315 hekime uygulanmıştır. Uygulanan katılımcılara araştırma ile ilgili bilgilendirme yapılmış ve onayları alınmış ancak konu ile ilgili bilgilendirme yapılmamıştır. Bulgular: Ankete katılanlar arasında yapılan değerlendirme sonucunda ülkemizde adli DNA veri bankasının gerekli bir yapılanma olduğunu düşünenler katılımcıların %88,6'sını oluşturmaktadır. Katılımcıların % 63,8'i yenidoğan dahil tüm toplumdan elde edilen biyolojik örneklerin, adli DNA veri bankasında saklanmaması gerektiği, %64'ü DNA veri bankalarının güvenliği ve buna yönelik olarak yönetim ve kontrolünün devlete bağlı olması gerektiği, %48,3'ü ülkeler arasında yapılacak bir protokol ile ülkeler arasında veri paylaşımı yapılabileceği görüşündedir. Katılımcıların %66'sı adli DNA veri bankasında yer alan genetik bilginin kötüye kullanılabileceği kaygısı taşıdıklarını, %54,6'sı adli DNA veri bankasına gönüllü olarak biyolojik örnek vermeyeceğini belirtmiştir. Sonuç: Sonuçlar değerlendirildiğinde kurulacak merkezin güvenilir olmasının gerektiği, DNA veri bankasının kurulmasının ülkemiz için bir gereklilik olduğu, veri bankalarına örnek verme ve veri paylaşımı konusunda çekincelerin olduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Adli DNA Bankaları, adli DNA analizi, adli DNA verileri.

Adli tıpAnketlerDNA+5
Gonca Tatar
Manisa Celal Bayar University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Otopsi yardımcılarının sorunları ve çözüm önerileri

Giriş ve amaç: Adli otopsi, kanuni yetkililerce istenilen sorulara yanıt arayan özelleşmiş bir postmortem (ölüm sonrası) incelemedir. Adaletin doğru bir şekilde oluşabilmesinde bilimsel verilere dayalı bilirkişi raporları yadsınamaz bir öneme sahip olup, bilgi ve deneyimli uzman hekimler tarafından yapılacak adli otopsi işlemleri adaletin sağlanması için önemli verileri ortaya koyar. Otopsi işleminin gerçekleşmesinde otopsiyi yapan doktor kadar otopsi yardımcıları da önemli bir göreve sahiptir. Otopsi Yardımcılığı Programı, Adli Tıp Kurumlarında ve hastanelerin otopsi yapılan birimlerinde Adli Tıp Uzmanı ile birlikte çalışacak, otopsi tekniklerini ve otopsi sonrası ceset ve dokular üzerinde yapılacak işlemleri bilen meslek elemanları yetiştiren 2 yıllık bir ön lisans programıdır. Çalışmamızın amacı otopsi yardımcılarına anket çalışması yaparak, otopsi yardımcılarının, fiziki çalışma koşulları, iş güvenliği, iş yükü ve dağılımı, kurum içi iletişimi, mesleki etkilenme düzeyleri gibi konularda istatistiki analizler sayesinde bilgi sahibi olup saptanan sorunlara yönelik çözüm önerileri getirerek otopsi yardımcılarının fiziksel ve psikolojik sağlıklarının korunması adına alınabilecek ekstra önlemleri belirlemek, otopsi işlemine katılan kişilerin bulaşıcı hastalıklar konusunda alınabilecek önemler aracılığıyla risklerini azaltmak, böylece iş gücü kaybını önlemek ve toplum sağlığının daha etkin korunmasını sağlamak, otopsi yardımcılarının görev dağılımını ve çalışma düzeninin tespit edilerek, ek personel ihtiyacı varsa tespit etmek, otopsi yardımcılarının daha etkin ve motive çalışmalarına yardımcı olmak, otopsi süreci sırasında oluşabilecek insan kaynaklı hataları en aza indirmektir. Gereç ve yöntem: Bu çalışmanın örneklemi herhangi bir kamu kuruluşunda aktif olarak çalışan otopsi yardımcıları arasından seçilmiştir. Otopsi yardımcısı olarak çalışan kişilere Google Form aracılığıyla hazırlanmış ölçek formu gönderilmiştir. Katılımcılara online bilgilendirme formu gönderilmiş ve onam formu alınmıştır. 64 erkek 64 kadın olmak üzere toplamda 128 katılımcıdan elde edilen veriler SPPS 26 programı ile analiz edilmiştir. Demografik değişkenlere göre frekans ile yüzde dağılımı verilmiştir. İstatistiksel anlamlılık düzeyi a = 0,05 olarak tanımlanmıştır. Bulgular: Çalışmamızda genel memnuniyetin ölçek puanı toplamına göre ortalama seviyede olduğu görülmektedir. Ölçek alt boyutlarında ortalama puana göre değerlendirme yapıldığında çalışanlar arası iletişim algısının en yüksek olduğu saptanmıştır. Mesleki etkilenme algısı, görev yetki ve sorumluluk algısı, kurum içi iletişim algısı, iş yeri koşulları algısının ölçek puan ortalamasına göre orta seviyede olduğu saptanmıştır. Sonuç: Pilot çalışmamızda otopsi yardımcılarında kurum içi iletişim geliştirilmesi, görev yetki ve sorumluluklarda değişiklikler yapılması, mesleki etkilenmenin azaltması ve iş yeri koşullarının değiştirilmesi ile iş memnuniyetlerinin artacağı, mesleki risklerin azalacağı ve çalışan ve toplum sağlığına katkıda bulunulacağı öngörülmektedir. Anahtar Kelimeler: Otopsi Yardımcısı, Adli Tıp, İş Doyumu

Ahmet Burak Hakkoymaz
Çukurova University
2023
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana'da 2018-2022 yılları arasında otopsisi yapılan çocukluk çağı ölüm olgularının retrospektif değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada Adana'da 2018-2022 yılları arasındaki 5 yıllık süreçte Adli Tıp Tıp Kurumu Adana Grup Başkanlığı'na gönderilerek otopsisi yapılan çocukluk çağı ölümlerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Adli Tıp Kurumu Adana Grup Başkanlığı'nda 2018-2022 yılları arasında otopsisi yapılan olgular retrospektif olarak incelenmiştir. Elde edilen veriler IBM SPSS Statistics 26 programı ile analiz edilmiştir. Bulgular: Beş yıllık zaman diliminde otopsisi yapılan 5689 olgudan 771'inin (%13,6) 0-18 yaş aralığında olduğu tespit edilmiştir. Olguların ortalama yaşı 5,8 olup, 472 olgu erkek, 199 olgu kız çocuğudur. Otopsisi yapılan en fazla olgunun 241 olgu ile (%31,3) 2018 yılında olduğu, bunu sırasıyla 198 olgu (%25,7) ile 2019, 118 olgu (%15,3) ile 2020, 112 olgu (%14,5) ile 2021, 102 olgu (%13,2) ile 2022 yıllarının izlediği görülmüştür. Yaş gruplarına göre dağılım incelendiğinde 0-4 yaş aralığında 442 olgu olduğu, 5-9 yaş aralığında 79 olgu olduğu, 10-14 yaş aralığında 92 olgu olduğu, 15-18 yaş aralığında 158 olgu olduğu tespit edilmiştir. Ölüm orijinlerinin dağılımına bakıldığında ise en sık %47,6 oran (367 olgu) ile doğal nedenlerle ölüm olduğu, bunu %35,8 (276 olgu) ile kaza orijinli ölümlerin takip ettiği, ardından %7,8 oran (60 olgu) ile intiharların, %5,8 (45 olgu) ile cinayetlerin ve %3,0 (24 olgu) ile orijini saptanamayan ölümlerin geldiği görülmektedir. Sonuç: Nedeni saptanabilen doğal ölüm olguları arasında en sık görülen enfeksiyon nedenli ölümleri azaltmak için bağışıklık sistemini güçlendirmek amacıyla bebeklere anne sütü verilmesinin teşvik edilmesi, çocukluk çağı aşıları konusunda ebeveynlerin bilinçlendirilmesi, hastalığın yayılmasını önlemek için uygun hijyen uygulamalarına dikkat edilmesi ve hastalığın erken teşhis edilerek zamanında tedavi edilmesi, bunun için de sağlık hizmetlerine erişimin kolaylaştırılması gereklidir. Doğal olmayan ölümler arasında en sık kaza orijinli ölümler görülmektedir. Kaza önleme stratejileri arasında; ebeveynlerin çocukları denetimsiz bırakmamaları için eğitilmesi, hem okul öncesi hem de okul çağındaki çocuklara muhtemel riskler, kendilerini nasıl koruyabilecekleri ve acil durumlarda başvuracakları kişiler hakkında bilgi verilmesi önem taşır. Anahtar kelimeler: Adli tıp, otopsi, çocuk ölümleri

Elif Hallaçoğlu
Çukurova University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp fakültesi 5. sınıf öğrencilerinin etik yönden tartışılan durumlara ve adli tıbbi olaylara yaklaşımında adli tıp stajının etkisi

Amaç: Bu çalışmada adli tıp stajının hekim adaylarının hekimlik hayatları boyunca karşılaşacakları adli tıbbi olaylara ve tıbbi etik ikilemler içeren durumlara yaklaşımlarının staj öncesi ve sonrasındaki değişimlerini, intörn doktor olduklarında bilgilerinin kalıcılık düzeyini değerlendirmek ve ek olarak, çalışmada ortaya çıkan veriler sonucunda, adli tıp eğitimi konusundaki eksiklikleri belirlemek, bu eksikliklerin giderilmesi amacıyla önerilerde bulunmak amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde 2022-2023 eğitim-öğretim yılında staj yapmakta olan dönem 5 öğrencileri değerlendirmeye alındı. Öğrencilere staj öncesi, sonrası ve intörnlük döneminde olmak üzere 3 farklı zamanda anket yapıldı. Staj öncesi anketinde; adli tıbbi bilgi düzeyleri ve etik yönden tartışılan durumlara yaklaşımlarını sorgulayan önermeler yer almaktadır. Staj sonrası ve intörnlük döneminde uygulanan ankette ise; staj öncesi anketine ek olarak adli tıp stajında alınan eğitimi değerlendiren önermeler de yer almaktadır. Elde edilen veriler IBM SPSS Statistics 26 programı ile analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmamızda adli tıp stajı öncesi ve sonrası gönüllü olarak yüz yüze anket dolduran 307 kişi, intörnlük döneminde ulaşabildiğimiz ve gönüllü olarak Google Form üzerinden anket dolduran 224 kişi değerlendirmeye alındı. 5. sınıfta aldığı Adli Tıp eğitimini hekimliğe başladığında karşılaşabileceği durumlarla başa çıkmakta yeterli bulduklarını belirtenler, staj sonrası %91,9 (n:282), intörnlük döneminde %70,1 (n:157), istirahat raporu ile adli rapor arasındaki farkı bildiklerini belirtenler, staj öncesi %24,4 (n:75), staj sonrası %88,9 (n:273), intörnlük döneminde %75 (n:168) olarak bulundu. "Adli olay sonrası tutuklanan şüpheliden, kendisi izin veremese bile delil kaybını önlemek için sağlık personeli tarafından zorla kan alınmalı. " önermesine, öğrencilerin staj öncesinde %28 (n:86)'inin, staj sonrasında %88,9 (n:273)'unun, intörnlük döneminde ise %70,6 (n:158)'sının "Hiç-Kısmen Katılmıyorum" seklinde cevap vermiş oldukları görüldü. Sonuç: 5. sınıf öğrencilerinin adli tıp staj eğitimi aldıktan sonra adli tıbbi bilgi düzeylerinin arttığını ve etik yönden tartışılan olaylara daha doğru yaklaşımlar gösterdikleri, fakat bu konulardaki bilgilerinde zamanla azalma olduğu görüldü. Hekim adayları, adli tıp eğitimini yeterli bulduklarını belirtseler de ilerleyen zamanlarda adli tıbbi durumlarla başa çıkabilmek konusunda kendilerine olan güvenin azaldığı görüldü. Hekimlerin adli tıbbi bilgi düzeylerini artırmak, etik davranışlar sergilemelerini sağlamak ve bu konulardaki bilgilerini kalıcı hale getirmek için adli tıp staj eğitiminin standardizasyonunun sağlanmasının ve mezuniyet öncesinde ve sonrasında belirli aralıklara eğitimler düzenlemesinin katkı sağlayacağı kanaatindeyiz.

Osman Kılıç
Çukurova University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ayak izinden vücut proporsiyonu tahmini

Amaç: Adli Antropoloji, bir suç olayının çözülmesi sırasında olay yerinden elde edilen bulguların tanımlayarak kimliklendirmeye fayda sağlayan bir bilim dalıdır. Adli soruşturmaların en kritik aşaması kimliklendirmedir. Mağdur, maktul ya da failin olayla ilişkisini araştırmak ve gerçeği ortaya çıkarmak açısından kimliklendirmedeki başarı büyük önem taşımaktadır. Suçlunun tespit edilmesi amacıyla gerçekleştirilen adli incelemeler, olay yeri inceleme uzmanlarının topladığı deri kalıntısı, saç teli, adli iz incelemeleri, kan ve vücut sıvısı gibi verilerin zanlılardan alınan örneklerle karşılaştırılmasına dayanmaktadır. Olay yerinde gözlenen ayak izleri, araştırmacılara özellikle olay yerini terk etmiş olan bireyin, muhtemelen suçlunun vücut proporsiyonu hakkında bilgi verebilir. Ayak izinin boyutları bu doğrultuda yol gösterici olabilir. Bu çalışmada amacımız ayak izi ölçümleriyle tahmini vücut proporsiyonlarını elde ederek, suça karışmış veya karışmamış kişilerin sayısının azaltılması ve suçlunun daha doğru tespit edilmesi sağlamak ve bu alanda veri tabanına katkı sağlamaktır. Gereç ve Yöntem: Eylül 2023-Şubat 2024 tarihleri arasında 52 kadın ve 48 erkek olmak üzere toplamda 100 gönüllü erişkin bireyin ayak izi ve vücut ölçümleri alınarak prospektif olarak değerlendirildi. Çalışmaya alınacak gönüllülerin ayak ve vücut ölçümlerini etkileyecek konjenital anomalilerinin olmaması ve cerrahi operasyon geçirmemiş olması dikkate alındı. Ölçümlerin standart olması için tüm ölçümler aynı araştırmacı tarafından alındı. Beyaz bir zeminde kömür tozu kullanarak alınan ayak izinin fotoğrafı çekildi. Kalibrasyon için ayak izi yanına cetvel konuldu. Dijital ortama aktarılan ayak izi fotoğrafları üzerinde Image J ölçüm programı yardımı ile ölçümleri yapıldı. Ayaktan alınan ölçümler kullanılarak ayak izinin bir kadına mı yoksa erkeğe mi ait olduğunu tayin edebilmek için diskriminant fonksiyon analizi uygulandı. Ayak ölçümleri ile vücut ölçümleri arasındaki morfometrik ilişkinin belirlenmesi için Pearson korelasyon analizi yapıldı. Aralarında yüksek korelasyon tespit edilen değişkenler kullanılarak ayaktan alınan ölçümler kullanılarak vücut hatları ve vücuda ait morfometrik özelliklerini tahmin edecek formüllerin geliştirilmesi için Lineer Regresyon analizi gerçekleştirildi. Bulgular: Çalışma sonucunda her iki ayak izi ölçümlerinde tek ve çok değişkenli diskriminant fonksiyonu analizleriyle cinsiyet tahminleri gerçekleştirildi. Vücut proporsiyonu tahmini için regresyon denklemleri oluşturularak boy, maksimum kafa genişliği, toplam yüz yüksekliği, boyun genişliği, boyun yüksekliği, üst ekstremite uzunluğu, kol uzunluğu, kulaç uzunluğu, biakromiyal genişlik, toraks genişliği, karın bölgesi genişliği, bikristal genişlik, alt ekstremite uzunluğu tahmini için formüller geliştirildi. Sonuç: Çalışmamızın sonuçlarına göre suça karışmış veya karışmamış kişilerin doğru tespit edilmesi sağlamak amaçlı olay yeri incelemesinde kullanılan yöntemlere ek olarak kullanılabilecek bir yöntem olduğu görülmektedir. Ayak izinden vücut proporsiyonu tahmin edilmesinin rutine girebilmesi için deneyimli çalışmacılarca yapılacak çok merkezli, karşılaştırmalı ve prospektif daha fazla çalışmaya ihtiyaç bulunduğu düşünülmektedir.

Fatma Çam
Çukurova University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

2005-2009 yılları arasında İzmir'de otopsileri yapılmış ev kazalarına bağlı ölümler

Dünya Sağlık Örgütü'nün tanımına göre ?kaza?; ihmal, tedbirsizlik, dikkatsizlik veya herhangi bir işte ehliyetsizlik sonucu ani olarak ve istenmeden meydana gelen ve sonunda maddi ve manevi bir kayba neden olan olaydır. Gelişmiş ülkelerde kazalar, kalp hastalıkları ve kanserden sonra en sık görülen ölüm nedenidir. Ev kazaları tüm dünyada ve ülkemizde diğer kaza türlerine göre daha sık görülmektedir.Bu çalışmada, ev kazası sonucu gelişen ölüm olgularının sınıflandırılması ve bu çerçevede ev kazalarına bağlı ölümlerin en aza indirilebilmesi için gereken önlemlerin belirlenmesi amaçlanmış olup, 2005-2009 yılları arasında Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu İzmir Grup Başkanlığı'nda otopsileri yapılmış 8431 adli olguya ait otopsi raporları ve olay yeri inceleme tutanakları geriye dönük olarak incelenmiş ve aralarından ölümün ev kazaları sonucu meydana geldiği belirlenen 415 olgu değerlendirmeye alınmıştır.Ev kazaları sonucu meydana gelen ölümler; zehirlenmeler, künt travmalar, yanıklar, asfiksiler olmak üzere dört ana grupta incelenmiştir. Araştırma grubunda yer alan olguların ölüm nedenleri değerlendirildiğinde, zehirlenmelerin ev kazasına bağlı ölümlerin birinci nedenini oluşturduğu görülmüştür. Çalışmada, karbonmonoksit zehirlenmeleri en yaygın ev kazası sebebi olarak bulunmuşken, alev yanıklarının ve yüksekten düşme sonucu künt travmaların sırasıyla bunu izledikleri görülmüştür.Ev kazası sonucu ölümler, cinsiyet dağılımı yönünden değerlendirildiğinde; ev kazalarına bağlı erkek ölümlerinin kadın ölümlerinden anlamlı derecede fazla olduğu saptanmıştır.Çalışma grubumuzda yer alan ev kazalarına bağlı ölümlerin en sık 0-3 yaş grubu içerisinde meydana geldiği, bunu 49-51 ve 79-81 yaş gruplarının izlediği görülmüştür. Olgular, 18 yaş ve altı, 19-64 yaş arası, 65 yaş ve üstü şeklinde gruplandırıldığında ise; ev kazalarına bağlı ölümlerin sayısal olarak daha çok 19-64 yaş arasında meydana geldiği, yaş başına düşen olgu sayısı şeklinde bir değerlendirme yapıldığında ise, 18 yaş ve altında yaş başına düşen ölüm sayısının en yüksek düzeye ulaştığı ve bu çerçevede, ev kazası sonucu ölümlerin, özellikle 18 yaş ve altı grupta yer alan çocuk ve ergenler için önemli bir sorun olduğu saptanmıştır.Olguların büyük çoğunluğunun (%61.4) olay yeri olan evde öldükleri saptanmıştır. Çalışmada kış aylarındaki ev kazaları ve buna bağlı ölümlerin ilk sırada yer aldığı, ölümlerin özellikle aralık ve ocak aylarında yoğunlaştığı, yaz aylarında ise ölüm oranın en aza indiği izlenmiştir.Evde uyanık ve aktif geçirilen sürelerde kaza sıklığının artışı dikkat çekmektedir. Gün içinde saat dilimi bazında ev kazası yaşanma sıklığı incelendiğinde, kaza geçirme sıklığının en yüksek olduğu zaman periyodunun 06:00-12:00 ve 12:00-18:00 saatleri arası olduğu görülmüştür.Evin oda-salon, çatı-teras-bahçe, koridor-merdiven, yatak odası, balkon-pencere bölümlerinde erkeklerin daha fazla kaza riski taşıdıkları belirlenmiş iken; banyo ve mutfak bölümlerinde ise kadınların daha fazla kaza riski taşıdıkları saptanmıştır. Kazaların meydana geldiği ev bölümleri, yaş grupları açısından irdelendiğinde; tüm yaş gruplarında yer alan olguların, ev kazalarına en çok evin oda-salon bölümünde maruz kaldığı gözlenmiştir.Sunulan çalışmada; belirlenen risk faktörleri ve önlemler çerçevesinde, ülkemizde ev kazalarına bağlı ölümlerin üstesinden gelebilmek için, güvenlikli ev, ev eşyaları ve ev içersinde kullanılan ilaçlar, kimyasallar ve mutfak gereçlerinin güvenli şekilde saklanmasına yönelik projelerinin desteklenmesi, bunlarla ilgili yasal düzenlemelere hız kazandırılması, ebeveyn ve çocuk/yaşlı/hasta bakıcılarının eğitimine yönelik çabaların arttırılması, ev güvenlik kontrolü sisteminin kurularak, evlerin ev güvenlik müfettişleri tarafından denetiminin sağlanması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.Anahtar kelimeler: ev kazaları, adli olgular, ölüm, adli tıp.

Adli tıpKazalarOtopsi+3
Mustafa Gökhan Dizdar
Manisa Celal Bayar University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıbbi ikilem içeren güncel uygulamalarda hekimlerin görüş ve farkındalıklarının değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızda Türkiye'nin farklı yerlerinde farklı alanlarda çalışmakta olan hekimlerin mesleki hayatları boyunca karşılaştıkları veya karşılaşacakları güncel tıbbi ikilem içeren olaylara yaklaşımlarını değerlendirmek ve elde edilen veriler sonucunda hekimlerin yaklaşımındaki eksiklikleri belirlemek, bu eksikliğin giderilmesi için önerilerde bulunmak amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada pratisyen hekimler, farklı uzmanlık dallarından asistan hekimler ve uzman hekimler olmak üzere 304 hekime 16 soruluk önermeden oluşan bir anket sunuldu. Çalışmaya katılacak gönüllü sayısı çalışmanın anlamlılığı için G-Power güç analizi ile belirlenmiştir. Katılımcılara uygulanacak anketin güvenilirlik analizi Cronbach's Alpha testi ile belirlenmiştir. Anket Google Forms üzerinden online olarak yapıldı. Elde edilen veriler IBM SPSS 26 istatistiksel analiz programı yardımı ile değerlendirilmiştir. Nicel değişkenler ortalama, standart sapma ile nitel değişkenler frekans ve yüzde kullanılarak sunulmuştur. İstatistiksel olarak anlamlılık düzeyi α = 0.05 olarak tanımlanmıştır. Bulgular: Çalışmamızda ülkenin birçok yerinde görev yapmakta olan farklı alanlarda çalışan Google Forms üzerinden anket dolduran 304 hekim (K= %54,3 E= %45,7) (yaş medianı 30-39) değerlendirmeye alındı. Kız çocuğunun genital muayeneyi kabul etmediği fakat mahkemenin genital muayene kararının olduğu önermeye hekimlerin % 44,7'sinin Kesinlikle Katılmadığı, % 24,3'ünün Katılmadığı görüldü. Tutuklu birinin kelepçeli muayenesi önermesine hekimlerin % 40,5'inin Kesinlikle Katılmadığı, % 25,0'inini Katılmadığı gözlendi. Zihinsel engelli çocuğu imza karşılığı eve gönderilebileceği önermesine hekimlerin % 40,8'inin Kesinlikle Katılmadığı, % 40,8'inin Katılmadığı gözlendi. Estetik ve kozmetik uygulamalarla alakalı önermeye "Kesinlikle Katılıyorum/Katılıyorum" yanıtı veren hekimlerin oranının %53,6 olduğu, %38,4'ünün (n=117) önermeye katılmadığı, %7,9'unun (n=24) kararsız olduğu bulundu. Açlık greviyle ilgili önermeye "Kesinlikle Katılıyorum/Katılıyorum" yanıtı veren hekim oranı %77,6 (n=236), "Kesinlikle Katılmıyorum/Katılmıyorum" yanıtı veren hekimlerin oranı %12,1 (n=37), karasız olan hekim oranı %10,2 (n=31) olarak belirlendi. Sağlık kuruluşu dışında muayene önermesine hekimlerin %32,6'sının Katılmadığı belirlendi. Tek hekimin otopsi yapabileceği önermesine hekimlerin % 29,6 oranında Katılmıyorum, %27,0'inde Katılıyorum görüşlerinde olduğu gözlendi. Sonuç: Hekimler, meslek hayatları boyunca tıbbi etik ilkeler ile hukuki yükümlülüklerin örtüşmediği ya da birbiriyle çatıştığı durumlarla sıklıkla karşılaşmakta ve bu tür etik-hukuki ikilemleri etkin biçimde yönetmeleri beklenmektedir. Bu bağlamda, her hekimin adli tıp uygulamaları, mesleki etik sorumluluklar ve bu sorumluluklara yön veren ulusal ve uluslararası mevzuat hakkında bilgi sahibi olması bir zorunluluktur. Hekimlerin söz konusu karmaşık durumlara hazırlıklı hale gelmelerini sağlamak amacıyla, bu konulara yönelik eğitim programlarının geliştirilmesi, mevcut programların standardize edilmesi ve sağlık hizmetlerindeki güncel ihtiyaçlara uygun şekilde sürekli olarak güncellenmesi büyük önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler: Adli tıp, tıbbi ikilem, tıp etiği, hekim yaklaşımı

Adli tıp
Ceren Görkem Tan
Çukurova University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuğun cinsel istismarı ve psikiyatrik sonuçları

ÖZET Amaç: Çalışmamızda, cinsel istismar olgularında saptanan psikiyatrik bulgular ve etken olan unsurların değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalına ve Düzce Üniversitesi Adli Tıp Uzmanlar Kurulu'na 2015-2019 yıllarında cinsel istismar şüphesiyle gönderilen ve haklarında rapor düzenlenen olguların muayene esnasında vermiş olduğu bilgiler, laboratuvar sonuçları, adli tahkikat evrakındaki bilgiler, sosyal inceleme raporları ve bu olgular hakkında Anabilim Dalımızca başkaca cinsel şiddet, kati rapor, ceza sorumluluğu, uyuşturucu madde kullanımı, evliliğe haiz olup olmama hususlarında tanzim edilen raporlar retrospektif olarak incelenmiştir. Bulgular: Mağdurların yaş ortalaması 13,20±3,62 (med: 14) bulundu. Olguların %79,2'sinin kız çocuğu olduğu, 177 olguda ilk muayeneden önce emniyette küçüğün ifadesinin alındığı, 5 olgunun başvuru anında gebe olduğu, anogenital muayeneye onam veren 207 olgudan 13'ünde akut travmatik bulgu saptanabildiği, olgulardan 71'inin flört şiddeti olduğu, adli süreçten önce tanı almış olan 52 olgudan 14'ünde zeka geriliği olduğu, olaydan sonraki yıllarda madde kullandığı tespit edilen 17 olgu olduğu, cinsel şiddet şüphesiyle tekrar değerlendirilen 20 olgu bulunduğu, beyana itibar yönünden değerlendirilmek üzere 10 olgunun ve evliliğe haizlik yönünden değerlendirilmek üzere 10 olgunun tekrar başvurduğu saptanmıştır. Kardeş sayısının, penetrasyonun, olay anında rızanın, özgeçmişinde aile içi şiddet veya psikiyatrik tanı bulunmasının olaydan sonra psikiyatrik tanı almayı etkilemediği; birden fazla kez cinsel saldırıya maruz kalmanın, okulu bırakmış olmanın olaydan sonra psikiyatrik tanı almayı artırdığı bulunmuştur. Tartışma ve Sonuç: Cinsel istismar olgusu ve bunu takip eden adli süreç, mağdurlarda ruhsal sonuçlara neden olmaktadır. Bu sonuçların tespiti, hem sağaltımı için gerekli adımların atılabilmesi, hem de adli kovuşturma kapsamında tıbbi bulgu niteliği taşıması bakımından önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler: cinsel istismar, adli tıp, çocuk istismarı, çocuk ruh sağlığı, anksiyete

Adli psikiyatriAdli tıpAnksiyete+7
Aybike Avgören Kapoğlu
Düzce University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Klasik ıslak imza ve dijital ortamda atılmış imzaların grafolojik yöntemler ile karşılaştırılması

Amaç: Son yıllarda gelişen teknoloji ile beraber dijital yöntemler ile atılan imzaların kullanımı yaygınlaşmakta, dolayısıyla adli sistemde soruşturma ve bilirkişi incelemesine konu olabilmektedir. Çalışmamızda dijital yöntemlerle alınan imza örneklerinin, klasik ıslak imza alışkanlıkları ile uyumlu olup olmadığının ve imza değerlendirilmesinde kullanılan parametrelerin hangilerinin elektronik imzada kullanılabileceğinin saptanması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma prospektif-deneysel bir çalışmadır. Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı, Düzce Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Merkezi'nde yürütülmüştür. Çalışmaya dahil edilen 88 gönüllüden 1 adet A4 boyutunda kağıt üzerine tanımlanmış alana dominant el ile oturarak alınmış 3 adet ıslak imza, dijital ekran üzerine dijital ekran kalemi ile dominant el ile oturarak alınmış 3 adet imza, dijital ekran üzerine sadece dominant elin işaret parmağı ile aracısız olarak oturarak alınmış 3 adet imza örnekleri 2 farklı adli belge incelemecisi tarafından grafolojik kriterlere, ıslak imzaya benzerliklerine, yazı imza tetkikinde standart olarak kullanılan kriterlere göre değerlendirilmiştir. Bulgular: 3 farklı koşulda elde edilen imzalar; tersim tarzı, doğrultu, ebat, kalem kaldırma, noktalama, keşide çizgisi ve grama özelliklerine göre değerlendirilmiş, ıslak imzalar ile dijital imzalar arasında tersim tarzı, yatay ebat, dikey ebat ve genel ebat özellikleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmış, doğrultu, kalem kaldırma, noktalama, grama sayıları ve keşide çizgisi açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır. Tersim tarzı ve ebat özellikleri kalem (stylus) ile atılan imzalar ile parmak ile aracısız olarak atılan dijital imzalar kendi arasında değerlendirildiğinde parmak ile atılan dijital imzalarda daha büyük farkların ortaya çıktığı görülmüştür. Sonuç: Islak imzada tespit edilebilen birçok özelliğin dijital imzalarda özel teknolojik yöntemler olmadan tespit edilemediği bilinmektedir. Çalışmamızda ek teknolojik yöntemler kullanılmadan dijital imzaların ıslak imzalar ile mukayese edilirken en isabetli yol gösterici özelliğin tersim tarzı olduğu, dijital imzalarda ebat özellikleri yönünden parmak ile atılan imzalarda daha fazla olmak üzere büyüme yönünde değişimler olduğu saptanmıştır. Adli konulara dönüşen dijital imzaların incelenmesi talep edildiğinde mukayese için huzurda alınan yazı ve imza örneklerinin benzer özellikte cihaz ve yazılımlar ile elde edilerek ve kişinin geçmiş samimi dijital imzalarının ilgili kurum ve kuruluşlardan temin edilerek bilirkişiye gönderilmesi gerektiği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Yazı İmza İncelemesi, Elektronik İmza, Dijital İmza, Biyometrik İmza, Adli Grafoloji

Adli bilimlerAdli tıpBiyometrik veri+3
Hasan Demirel
Düzce University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Suriyeli mülteci 18 yaş altı evlilerde kemik yaşının tespitinde gök, greulich-pyle ve tanner-whitehouse atlaslarının kullanılabirliğinin değerlendirilmesi ve sosyodemografik özellikleri

Giriş ve Amaç: Mültecilerde yaş tayini, dünyada ve ülkemizde adli tıp ve hukukun önemli konularından biridir. Ülkemizin 2011 yılından itibaren Suriyeli mülteci göç akımına maruz kalması, Adli Tıp Anabilim Dalı'mıza da yaş tayini konusunda yoğun başvuruların olmasına yol açmıştır. Dolayısıyla biz bu çalışma ile yaş tayini hususundaki yaşanan zorluklara değinebilmek ve Anabilim Dalı'mıza başvurusu olan Suriyeli mülteci yaş tayini istenen 18 yaş altı olguların sosyodemografik özellikleri ile birlikte Gök, Greulich-Pyle ve Tanner Whitehause atlaslarının uygulabilirliğinin güvenirliliğini aktarmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 01.01 2018 ve 29.06.2019 yılları arasında Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Adli Tıp Anabilim Dalı'na mahkeme veya savcılık üst yazısı ile kemik yaş tayini amacıyla başvuran Suriyeli mülteci 18 yaş altı olgular çalışmaya dahil edilmiş olup, kimlik yaşları 14 ila 17 arasında olan 178 kız olgunun sol el bilek grafileri ve anamnezleri retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Metabolik, sistematik hastalık ve kırık gibi herhangi bir patoloji içeren veya teknik açıdan uygunsuz çekimler çalışma dışı bırakılmıştır. Olguların kimliklerindeki doğum tarihleri ile direk grafi çekim tarihleri arasında zaman farkı kronolojik yaş olarak hesaplanmıştır. 14 yaşını doldurmuş 15 yaşından gün almış olgular ilkgrup olarak kabul edilmiş, sonrasında her bir yıl için Grup 2 ve Grup 3 olmak üzere toplamda 3 adet grup oluşturulmuştur. Gruplarındirek el bileği grafileri, iki Adli Tıp Uzmanı tarafından birbirinden bağımsız olarak incelenerek Gök,Greulich-Pyle ve Tanner-Whitehouse atlaslarına göre kemik yaşı hesaplanmıştır. Tanner Whitehouse yönteminde en çok kabul gören RUS(Radius, Ulna ve Short bone) skoru kullanılmıştır. Tüm vakaların sosyodemografik verileri de ayrıca irdelenmiştir. Bulgular: Gök, GP ve TW3 atlasları kullanılarak gözlemciler arası uyum, güçlü ve çok güçlü olarak sınıflandırılmış ve gözlem sonuçlarının ortalaması alınarak istatiksel analiz yapılmıştır. Kronolojik yaşlar istatistiksel olarak atlaslara göre kemik yaşları ile karşılaştırıldığında, 14-15 yaş grubunda her üç atlas için de anlamlı bulunmamıştır. 15- 16 yaş grubunda Gök ve Greulich-Pyle atlasları anlamlı ancak düşük uyumlu bulunmuştur. 16-17 yaş grubunda ise Gök ve Greulich-Pyle atlasları anlamlı bulunmamıştır. Her üç atlasta da yaş gruplarına göre standart sapmalar 1 yıldan az bulunmuştur. Yaş atlasları kendi içlerinde karşılaştırıldığında ise güçlü bir korelasyon izlenmiştir. Suriyeli mültecilerin çoğunluğununresmi olmayan evli (şer'i nikâh-dini nikâh) ve çocuk sahibi oldukları ve büyük bir kısmının ise eğitim durumlarının ilkokul ve altında olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Suriyeli mülteci kız olgularda 15-16 yaş aralığında Gök veGreulich-Pyle atlasları uygulanabilir bulunmuştur.14-15 yaş grubunda Gök, Greulich-Pyle ve Tanner Whitehouse, 16-17 yaş grubunda ise Gök ve Greulich-Pyle atlaslarınınbir yıllık standart sapmaları dikkate alınarak uygulanabileceği sonucuna varılmıştır.

Adli bilimlerAdli tıpErken evlililk+4
Veysal Daş
Gaziantep University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dna parmak izi yöntemi ile kişi farklılıklarının gösterilmesi

Aysun Baransel
Gaziantep University
2000
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gaziantep üniversitesi tıp fakültesi şahinbey araştırma ve uygulama hastanesi tarafından ocak 2004-temmuz 2007 tarihleri arasında verilen özürlü sağlık kurulu raporlarının incelenmesi

Özürlülerin toplum yaşamına tam katılımının sağlanması ve yaşam standartlarının yükseltilmesi çağdaş toplum anlayışının gereğidir. Özürlü insanlar, normal sağlıklı bireylerin faydalandığı çoğu haklardan yararlanamamaktadırlar. Gelişmiş devletlerin özürlülere sağladığı geniş imkânlar, ülkelerin sosyoekonomik seviyeleri ile doğru orantılı olarak farklılık göstermektedir. Sosyal güvenlik uygulamaları toplumda adil bir paylaşım ve eşitliği sağlamada etkin bir araç olma konumundadır. Öncelikle kabul edilmesi gereken konu, özürlülerin sağlam insanlara göre istihdam edilmeye çok daha fazla ihtiyaç duyduklarıdır. Araştırmamızda, Ocak 2004-Temmuz 2007 tarihlerini kapsayan dönemde özürlü raporu almak için başvuran 601 olgunun raporları geriye dönük incelendi. Bunların 494'ü (%82.2) erkek, 107'si (%17.8) kadındı. Olgular en çok 21?40 yaş aralığında başvurdular. Başvuranların 205'i (%31.1) için malulen emeklilik kararı verildi. Araştırmamız daha çok bir sakatlığı olup, bunu raporla belgelemek isteyen olguları kapsadığı için, maluliyet oranları Türkiye'de genel nüfus üzerinde yapılan araştırmalara oranla yüksek çıkmıştır. Resmi Gazete'nin 16 Temmuz 2006 tarih, 26230. sayısında yer alan özürlü maluliyet cetveli'nin uygulanmaya başlamasıyla, uygulayıcılar çeşitli sorunlar yaşamaktadır. Cetveldeki eksiklik ve hatalardan oluşan bu sorunlar, dağınık bir görüntü içinde olan özürlüler ile ilgili kurum ve kuruluşların koordinasyon halinde olması gerektiğinin kanıtıdır. Bu raporlar, Hastanemiz'e başvuru yapan olguları kapsadığından, raporu olmayan benzer olgular hakkında da yorum yapmamızı sağlayacağı gibi, elde ettiğimiz veriler, yapılacak benzer araştırmalara basamak olabilir. Ülkemizde bu konuda yapılan araştırmaların sayısının az, veri tabanın sınırlı olması ve özürlülerle ilgili uygulamaların farklı kurumlar tarafından değişik kanunlarla yürütülmesi, özürlülere daha fazla önem verilmesi gerektiğini göstermektedir.Anahtar Kelimeler: Özürlü Sağlık Kurulu Raporu, Maluliyet, Rehabilitasyon, Özürlü Sınıflandırması

Engelli haklarıEngelli kişilerMalullük+1
Serdar Özdil
Gaziantep University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Uyuşturucu madde kullanıcılarında dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) semptomları ile saldırganlık, kendine zarar verme ve intihar davranışları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamız ile uyuşturucu madde kullanıcılarında kullanılan maddenin türüne ve sayısına göre Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) semptomları ile kendine zarar verme, intihar ve saldırganlık davranışları arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışma ile tanımlanan farklı komorbit durumlar arasındaki karmaşık ilişkinin gözden geçirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamızda 01.05.2023 ile 31.12.2023 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalımıza adli makamlarca uyuşturucu madde kullanımı şüphesi nedeniyle gönderilen olgular çalışılmıştır. Olgular hakkında adli makamlar tarafından ilgili kanunlarca işlem yapılmış olup adli makamların talebi doğrultusunda zaten muayenesi ve örnek alınma işlemi yapılmıştır. Olguların standart örnekleri Üniversitemiz farmakoloji laboratuvarında çalışılmış ve haklarında adli makamlara rapor düzenlenmiştir. Araştırmaya gönüllü olarak katılmak isteyen olgulardan elde edilen sosyodemografik bilgiler ve olgulara doldurulan erişkin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tarama ölçeği (ASRS), kendine zarar verme davranışını değerlendirme envanteri, intihar davranış ölçeği, saldırganlık ölçeği ve farmakoloji laboratuvar sonuçları dahil edildi. Bulgular: Çalışmamızda toplam 185 olguya ulaşılmıştır ancak 25 olgu uyuşturucu madde testinin negatif olması, anketlerde eksiklikler bulunması nedenleriyle çalışma dışı bırakılmıştır. Çalışmamıza farmakoloji laboratuvarınca LC/MS yöntemi ile çalışılan idrar örneğinde uyuşturucu madde pozitif saptanan toplam 160 olgu dahil edilmiştir. Olgular anketlere ve idrar örneğinde çalışılan uyuşturucu madde sonucuna göre gruplara ayrılmıştır. 160 olgunun 63'ünün (%39) ASRS ölçeğine göre yüksek DEHB riski göstermiş olduğu, 33'ünün (%20) birden fazla uyuşturucu madde testinin pozitif saptandığı, 77'sinin (%48) kendisine zarar verici davranışta bulunduğu, 100'ünün (%62) daha önce en az bir kez kendini öldürmeyi düşündüğünü belirttiği, 36'sının (%22) yüksek saldırganlık riskinde bulunduğu saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamız ile uyuşturucu madde kullanıcılarında DEHB ile tehlikeli davranış modelleri olan kendine zarar verme, intihar ve saldırganlığı etkileyen faktörleri tartıştık. Çalışmamızda uyuşturucu madde kullanıcılarında toplum risk ortalamasına göre daha yüksek oranda DEHB görülme riski bulunmuştur. Çalışmamızda DEHB semptomlarının varlığı ile daha fazla kendine zarar verme, intihar veya saldırganlık riski arasında istatistiksel olarak anlamlı seviyede ilişki bulunamadı. Ancak DEHB açısından yüksek riskli grupta istatistiksel olarak anlamlı seviyede olmamakla beraber daha yüksek intihar davranış puanları ve saldırganlık ölçeği toplam puanı ve alt ölçek puanlarının bulunmuş olması DEHB'li bireylerin daha fazla intihar girişiminde bulunabileceğini ve değişik alt tiplerde (Sözel saldırganlık, fiziksel saldırganlık vb.) artmış saldırganlık riskinin öngörülebilmesi açısından önem taşımaktadır. Bu nedenle DEHB'li bireylere kendine ve çevreye zarar verici davranışlara ilişkin koruyucu sağlık hizmetinin verilmesinin önemli olacağı düşünülmektedir.

Orhan Gazi Çankaya
Düzce University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Spor salonlarında egzersiz yapan kişilerde anabolik androjenik steroidlerin kullanımı ve saldırganlık eğilimi arasındaki ilişkinin araştırılması

Spor salonlarında egzersiz yapan kişilerde anabolik androjenik steroidlerin kullanımı ve saldırganlık eğilimi arasındaki ilişki, spor psikolojisi ve sağlık alanında önemli bir konudur. Yapılan araştırmalar, anabolik steroidlerin kullanımının saldırganlık eğilimini artırabileceğini göstermektedir. Steroidlerin vücuttaki hormonal dengeleri etkilediği ve agresif davranışlara yol açabileceği bilinmektedir. Bu konuda yapılan bilimsel araştırmalar ve sağlık otoritelerinin önerileri doğrultusunda, anabolik steroidlerin kullanımının saldırganlık eğilimi üzerindeki etkileri üzerine farkındalık oluşturulmalı ve bireylerin sağlıklarını korumak adına bilinçli kararlar almaları teşvik edilmelidir. Anahtar Kelimeler: Anabolik Androjenik Steroidler, Saldırganlık, Spor.

Kadir Sezer Koçak
Düzce University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalına 2000-2010 yılları arasında bağımlılık yapıcı madde kullanımı iddiasıyla adli makamlarca gönderilen olguların irdelenmesi

Amaç: Bu çalışmada; Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalına (A.D)'na madde kullanımı iddiasıyla gönderilen vakaların sosyo-demografik özelliklerini ve kullandıkları maddelere ait özellikleri literatür eşliğinde incelemeyi amaçladık.Yöntem: Kliniğimize son on yılda başvuran vakaların dosya ve bilgisayar kayıtları geriye dönük olarak incelendi. Tüm verileri bir formda toplanarak ve SPSS 10.0 programı kullanıldı. Tanımlayıcı analizler, ki-kare ve tek yönlü varyans analizi ile değerlendirildi.Bulgular: 325 madde kullanan olgu saptanmıştır. Bunların çoğunluğu gençtir, yaş ortalaması 27.58 (ss=10.43) yıl, madde kullanmaya başlama yaşı ise 18.80 (ss=8.20) olarak bulunmuş, hastaların %88.3'ü erkek, %11.7'si kadındır, en çok kullandığı maddeler, çoğul madde (%30.8) ve esrardır (%26.4). Uçucu madde kullanımına başlama yaşı belirgin olarak düşük bulunmuştur. İşsizlik %38 gibi yüksek bir orandadır. Eroin kullananlar, yurt dışı doğumlu ve yüksek gelir düzeyine sahipSonuç: Kliniğimiz verilerine göre madde kullanımı gençleri de etkileyen önemli bir sorundur. Konuyla ilgili epidemiyolojik çalışmalara ihtiyaç vardır.Anahtar kelimeler: Madde kullanımı, Adli Tıp, sosyo-demografik özellikler

Adli tıpGaziantepNarkotik bağımlılığı+1
Ahmet Büyükçelik
Gaziantep University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Cinsel istismar mağduru çocukların çizimlerinin değerlendirilmesi

Amaç: Çocuğun cinsel istismarının değerlendirilmesi bu süreçte yer alanlar için zor bir görevdir. Çalışmamızın amacı cinsel istismar mağduru çocukların muayene sırasında çizim yoluyla kendilerini ifade etmelerini sağlamalarının yanı sıra çizimler yoluyla olayın nitelikleri ile ilgili değerlendirme yapılarak adli sürece yardımcı veriler elde edilip edilemeyeceğini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışma pro-retrospektif yöntemle yapılmıştır. 1 Ocak 2016 – 30 Haziran 2024 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı ve ÇİM'de muayeneleri yapılan ve çizim yapmayı kabul eden cinsel istismara uğradığı iddia edilen olgular çalışmaya dahil edilmiştir. Olgulardan A4 boyutunda kağıt üzerine, literatürde yer alan 'Bir İnsan Çiz, Kendini Çiz, Aileni Çiz, Seni Mutlu Eden Bir Şey Çiz, Seni Mutsuz Eden Bir Şey Çiz, Şüpheliyi Çiz' talimatları verilmiş, kurşun kalem kullanılarak yapılan çocuk çizimleri incelenmiştir. Elde edilen çizimler literatürde tanımlanan kriterlere göre, çocuk çizimleri alanında aktif olarak çalışan ve çocuk çizimleri konusunda eğitimi ve deneyimi bulunan biri adli tıp uzmanı ve diğeri araştırma görevlisi araştırmacı tarafından incelenmiştir. Bulgular: Çalışmamızda 122 olgunun 6 adet çizimi değerlendirilmiş olup şüphelide pupil ihmali, vücutsuz baş çizimi, vücut ihmali yapımında diğer figür çizimlerine göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde fark olduğu, olay sonrası psikiyatrik başvurusu olanlarda ilk figür çizimine farklı-belirsiz cinsiyet özelliklerine sahip çizim yapılmasının, özgül öğrenme güçlüğü veya zeka geriliği tanısı olan çocuklarda çizimin yaşına göre beklenenden düşük düzeyde olmasının ve anne-babası evli olmayan çocuklarda aile üyesini eksik çizme durumunda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde fark olduğu, diğer parametrelerin şüpheli ile diğer figürler arasında ve yaş, cinsiyet, aile yapısı, istismarın türü, sıklığı, geçmiş istismar öyküsü, rıza olup olmaması, genital bulgu olup olmaması, psikopatoloji olup olmaması ile değerlendirildiğinde aralarında istatiksel olarak anlamlı ilişki bulunmadığı saptanmıştır. Sonuç: Çocuk çizimlerinin yaş, cinsiyet, eğitim seviyesi, zeka düzeyi, olay öncesi ve sonrası ruhsal durum, adli görüşme ve muayene sırasındaki stres, aile dinamikleri, sosyokültürel ortam, istismarın türü, süresi, sayısı, şüpheli ile ilişkisi, çizim özellikleri, kalemi tutuş şekli, kullanılan kalemin ucu, medya maruziyeti, değerlendiricinin yorumuna göre birçok faktörden etkilenmesinin yanında cinsel istismar vakalarında çocuğu rahatlatarak çocuktan daha iyi bilgi alınmasını sağladığı, tek bir göstergenin cinsel istismarı teyit ettiği ön yargısına kapılmadan adli görüşmelerde çocuk çizimlerinin yardımcı araç olarak kullanılabileceği düşünülmektedir.

Adli görüşmeCinsel istismarÇocuk resimleri
Ayşe Merve Öbek
Düzce University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gaziantep Üniversitesi Adli Tıp Anabilim dalına 1998-2005 yılları arasında başvuru yapmış olguların 765 Sayılı Eski Türk Ceza Kanunu doğrultusunda retrospektif incelenmesi ve 5237 Sayılı Yeni Türk Ceza Kanununa göre değerlendirilmesi

Mehmet Karasu
Gaziantep University
2006
00