
68
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Üçüncü kişinin fiilini üstlenmede üstlenenin hukuki konumu
Üçüncü kişinin fiilini üstlenme (TBK m. 128) yapısını konu edinen tezimiz temelde, üstlenenin borçları ve ödeme talebi karşısındaki savunmalarını konu edinmektedir. Öncelikle, kurumun, genel yapısı tanıtılarak, tarihsel gelişimine ilişkin açıklamalar getirilmektedir. Akabinde ise üçüncü kişinin fiilini üstlenmenin hukuki niteliği öğreti ve yargı kararlarında yer alan tartışmalar dikkate alınarak ortaya konulmaya çalışılacaktır. Bu noktada, özellikle, garanti sözleşmeleri ile olan ilişkisi üzerinde de özel olarak durulmaktadır. Genel yapısı ve hukuki niteliği ortaya konulduktan sonra üçüncü kişinin fiilini üstlenme sözleşmesinin özellikleri ve geçerlilik şartları detaylı olarak izah edilecektir. Burada ise kurumun, TBK m. 603 ile olan ilişkisi de ayrıca açıklanmaya muhtaçtır. TBK m. 603 yapının şekil ve geçerlilik şartları noktasında büyük önem arz etmektedir. Genel kabul ise TBK m. 603 düzenlemesinin yollamasıyla TBK m. 583 ve 584'te yer alan kefaletin şekline ve ehliyete ilişkin düzenlemelerin, üçüncü kişinin fiilini üstlenme sözleşmesi bakımından da uygulanması yönündedir. İlgili düzenleme iki kurumu birbirine yaklaştırdığı için her iki kurumun ayrımının tespit edilmesi de uygulama bakımından oldukça önemlidir. Bu noktada ise kefaletin feri, üstlenme sözleşmesinin ise bağımsızlık özelliği bize yardımcı olacak olup; iki kurumun ayrımı bakımından teminatın işbu özelliğinin tespit edilmesi gerekecektir. Bunun yanı sıra, üçüncü kişinin fiilini üstlenme ile benzerlik arz eden diğer yapılar ile olan ilişkisi de incelenerek farklı yönleri ortaya konulacaktır. Böylece, düzenlemenin uygulama alanı ve kendisine özgü, diğer kurumlardan ayrılan yönleri de daha rahat tespit edilebilecektir. Yine, garanti sözleşmesi ile birlikte üçüncü kişinin fiilini üstlenmesi sözleşmesi ile adı sıklıkla anılan banka teminat mektupları ile olan ilişkisi de değerlendirmeye alınacaktır. Üçüncü kişinin fiilini üstlenme yapısını ete kemiğe büründürdükten sonra ise üstlenenin borcu üzerinde durulacaktır. Özellikle, üstlenenin borcunun doğumunun ve muaccel hale geldiği anın tespiti ile üstlenenin borcunun kapsamı belirlenmelidir. Üstlenen, üçüncü kişiye ait bir riski üzerine almaktadır. Diğer bir ifade ile risk neticesinde ortaya çıkacak olan zarar miktarından sorumlu olmaktadır. Bu bakımdan, risk, meydana geldiği takdirde üstlenenin, alacaklının hangi zararlarından, ne oranda sorumlu olacağının tespit edilmesi gerekecektir. Üstlenen, kendisinden talepte bulunulduğu takdirde, kayıtsız şartsız bir ödeme borcu altına girmemektedir. O da her borçlu gibi gerek genel hükümler çerçevesinde sözleşmenin geçersizliğine, gerek üstlenme sözleşmesi kapsamında sahip olduğu defi ve itirazları gerekse de risk meydana gelmediği takdirde riskin meydana gelmediğini öne sürerek ödemeden kaçınabilecektir. Bunun sonucu olarak, alacaklı tarafından ödeme talebinde bulunulduğu takdirde üstlenenin, ödemeden kaçınabileceği haller de arz edilecektir. Üstlenenin, ödemeden kaçınmasını gerektiren bir halin var olmaması halinde ödeme yapması gerekecektir. Bu noktada, üstlenenin, lehine teminat sağladığı (riskini üzerine aldığı) kişiye hangi hal ve şartlarda başvurabileceğine de tezin son bölümünde değinilmiştir. Son olarak ifade edilecektir ki, Avrupa Sözleşmeler hukukunun (Principles of European Contract Law) yeknesaklaşması konusunda ortaya konulan teminat hukuku özelindeki prensipler de ilgili yerlerde dipnot olarak çalışmamıza eklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Üçüncü kişinin fiilini üstlenme; üçüncü kişinin fiilini taahhüt; garanti sözleşmesi; banka teminat mektupları; kefalet sözleşmesi; kişisel teminat; karşı teminat (kontrgaranti).
Pakistan talibanı'nın oluşumu: İç ve dış dinamikler
Asya kıtasında önemli bir kavşak noktası olan Güney Asya bölgesi tarih, kültür ve siyaset açısından her zaman hareketli bir bölge olmuştur. Hint Alt kıtasının parçalanması, Afgan Harbi ve ABD'nin Afganistan'a müdahalesi sonrasında oluşan olumlu ve olumsuz bütün siyasi sonuçların etkisi günümüzde de bu coğrafyada görülmektedir. Pakistan Talibanı (Tehrik-i Taliban Pakistan) tüm bu siyasi olayların sonucu olarak ortaya çıkmış bir terör örgütüdür. Bu terör örgütü, son dönemde Pakistan'da kurulan terör örgütleri içerisinde en etkili ve agresif olanıdır. Bu araştırmada, Pakistan Talibanı'nın ortaya çıkmasında rol oynayan iç ve dış faktörler incelenmiştir. Metot olarak vaka incelemesi (case study) kullanılmıştır. Pakistan Talibanı'nın oluşumu ve gelişimi süreçlerinin ele alındığı vaka çalışmasında detaylı tarihsel açıklama (Historical Explanation) yaklaşımı izlenmektedir. İlk bölümde Pakistan'ın genel durumuna dair bilgiler verildikten sonra ikinci bölümde Pakistan Talibanı'nın oluşumu ve özellikleri anlatılmıştır. Üçüncü bölümde Pakistan Talibanı'nın ortaya çıkmasına neden olan iç dinamikler ele alınmıştır. Peştunistan meselesi, Pakistan'da yaşanan doğal afetler, Cihadi retorik ve İslamizasyon politikası ve Pakistan Ordusu'nun 11 Eylül sonrası yaptığı askeri faaliyetler bu terör örgütünün oluşmasında rol oynayan iç dinamiklerdir. Pakistan Talibanı'nın kurulmasında iç faktörlerin yanında dış faktörler de etkili olmuştur. Çalışmanın dördüncü bölümde ise bu dış dinamikler ele alınmıştır. İran-Suudi Arabistan rekabeti, Afgan Harbi ve Taliban'ın Afganistan'da aktör olarak ortaya çıkması, El Kaide'nin Afganistan'daki etkisi, 11 Eylül sonrası ABD'nin Afganistan'a müdahalesi Pakistan Taliban'ını ortaya çıkartan dış dinamiklerdir. Pakistan Talibanı tarafından gerçekleştirilen terör saldırıları Pakistan'da ciddi ekonomik, sosyal ve politik sorunların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Siviller ve güvenlik güçleri bu saldırılarda yaralanmış ve hayatını kaybetmiştir. Pakistan Talibanı'nın Pakistan'a vermiş olduğu zarar oldukça yüksektir. Son on yılda, 55.000 Pakistan vatandaşı Pakistan Taliban'ı tarafından yapılan saldırılarda hayatını kaybetmiştir. Ayrıca saldırıların mali zararı da bir hayli yüksektir. Pakistan bu saldırılardan ötürü 103 milyar dolarlık mali zarara uğramıştır. 1979 yılında Sovyetler Birliği'nin Afganistan'ı işgal etmesinin ardından Afganistan kaynaklı sorunların Pakistan üzerinde oluşturduğu yük, Pakistan Talibanı'nın ortaya çıkmasıyla giderek artan bir hale gelmiştir.
Sürdürülebilirlik endeksi'nin Borsa İstanbul'daki sürdürülebilirlik uygulamalarına etkileri
This thesis examines whether companies listed in the Borsa Istanbul (BIST) Sustainability Index encourages sustainability practices of other companies in Borsa Istanbul Stock Exhange. With this aim, a two-stage logit model was used to measure the effects of mimetic pressure by BIST Sustainability Indexcompanies on the likelihood of sustainability reporting in various environments such as social and environmental risk levels, indices, and sectors. The model determines whether the mimetic pressure significantly affects releasing sustainability report in social and environmental risk levels, indices, and sectors and in which one the impact is highest. As a result of the analysis, it is seen that the increase in the number of BIST Sustainability Indexcompanies that publish sustainability reports increases the likelihood of sustainability reporting in companies with the same risk level, index, and sector. Among them, the effect of the mimetic pressure of BIST Sustainability Indexcompanies is the highest in indices The analysis results are compatible with the institutional theory since BIST Sustainability Indexcompanies' success in financial and sustainability performances makes them ideal models for other companies. Also, the result can be interpreted as the consequence index-based selection system of BIST Sustainability Index.
Türkiye'de gazilerde travma sonrası stres bozukluğu ve ilişkili faktörlerin incelenmesi: Bir sistematik derleme çalışması
Bu çalışma Türkiye'de silahlı çatışmaya katılmış ve çatışma sırasında yaralanmış travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) tanılı askerlere dair yayınlanmış araştırmaların gözden geçirilmesi ve araştırmalardan elde edilen verilerin sistematik biçimde incelenmesiyle gerçekleştirilmiştir. Konuya ilişkin elli dört adet araştırmaya ulaşılmıştır ve dahil edilme kriterlerine uygun bulunan yirmibeş adet araştırma tez çalışması kapsamında değerlendirilmiştir. Tez çalışması kapsamına alınan araştırmalarda kullanılan yöntemler ve bulunan sonuçlar sistematik biçimde incelenmiştir. Bu sistematik derleme çalışması sonunda incelenen araştırmalarda silahlı çatışmada yaralanma sonucu TSSB gelişiminin askerlerde önemli bir sorun olduğu, bazı araştırmalarda gazilerin eş tanılar aldıkları, psikolojik travmayla başa çıkmak amacıyla alkol kullanımına başvurdukları, çatışma tecrübesi sonunda yakın sosyal çevresine saldırganlıkta artışlar gözlendiği sonuçlarına yer verildiği görülmüştür. Tez çalışmasında sosyal destek algısı, başa çıkma yöntemleri ve psikolojik yardım arama tutumlarını sorgulayan araştırmaların sonuçları da incelenerek veriler derlenmiştir. Silahlı çatışmayı izleyen süreçte gazilerin sosyal destek algısının pozitif hale gelmesinde sırasıyla aile, silah arkadaşları ve kurumsal desteklerin en fazla rol oynadığı incelenen araştırmalarda ortaya konan önemli sonuçlardır. TSSB tanılı askerlerin sıkça başvurdukları başa çıkma yöntemlerinden birinin dini inanç odaklı başa çıkma olduğu ve yaralanmayı vatan savunması kavramıyla özdeşleştirmenin de gazilerde başa çıkmayı kolaylaştırdığı da incelenen araştırmalarda ortaya konmuş dikkat çekici sonuçlardır. Ayrıca, gazilerin psikolojik yardım arama tutumlarının olumsuz olduğu da incelenen araştırmalarda yer verilen bir sonuç olup bu sonucun önceki gazi araştırmalarıyla uyumlu olduğu sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak TSSB'ye ilişkin araştırmaların sistematik olarak incelenmesi bu konunun önemini ortaya koymuştur.
Ruanda ve radikalleşme
Bu tez çalışmasında Ruanda soykırımına giden süreçte meydana gelen radikalleşme ve bu radikalleşme üzerindeki kolonyal güçlerin etkisi incelenmektedir. Radikalleşme bir anda meydana gelmeyen, kişi ve grupların güç istek ve ihtiyaçlarından doğan, içerisinde kendisini besleyen ve dayanak oluşturan birçok etken bulunduran bir süreç olarak karşımıza çıkmaktadır. Aşırılıkçı görüşlerin benimsendiği ve şiddet içeren bir eylemde bulunmaya doğru ilerlenebildiği bir süreç olan radikalleşme, Ruanda'da tarihsel süreç içerisinde soykırım ile sonuçlanmıştır. Ruanda tarihine bakıldığında koloni dönemi öncesi küçük çatışmalar yaşansa da asıl çatışma ortamı kolonileşme sonrasında batılı kolonyal güçlerin politikalarının ülkeye uygulanması ile başlamıştır. Batılı güçlerin devlet yönetiminden sosyal hayata tüm alanlarda yaptığı değişiklik ve yaptırımlar Ruanda'da etnik ayrımın kimlikleştirilmesine ve daha sonrasında bu kimlik çerçevesinde radikalleşmesine neden olmuştur. Radikalleşme Ruanda'da 100 gün gibi kısa bir süre içerisinde yaklaşık bir milyon insanın öldürüldüğü bir soykırım ile sonuçlanmıştır. Bu çalışmada Ruanda'da uzun süren bir radikalleşmeye ve bu radikalleşme sonucunda ortaya çıkan soykırım olaylarına Batılı kolonyal güçlerin etkilerini irdelenmektedir. Radikalleşme ana hatlarıyla kendisini besleyen ve dayanak oluşturan etkenler incelenerek Ruanda'da nasıl ortaya çıktığı ve gelişim süreci incelenmektedir. Bu süreç içerisinde iç ve dış etkenlerin ne derecede sürece katkı sağladığı analiz edilmektedir. Radikalleşmenin farklı biçimlerde ve farklı sonuçlara varabilen süreçleri kavramın anlamı üzerinde uzlaşıya varılamamasına neden olmuştur. Ülkemizde ii Ruanda tarihinde etnik grupların hangi olaylar ve gelişmeler sonucunda radikalleştikleri, ülkede nefretin artması ve şiddetin ortaya çıkmasına hangi olayların sebep olduğunu ve uzun süren bir radikalleşme sonucunda ortaya çıkan soykırım olaylarına Batılı kolonyal güçlerin kolonileşme ile birlikte ülkede uyguladıkları politikaların etkilerini ortaya koyan yeterince çalışma olmadığı gözlemlenmektedir. Bu çalışmanın amacı özellikle Türkçe literatürde Ruanda'daki radikalleşme üzerinde batılı kolonyal güçlerin doğrudan ve dolaylı etkisi konusunda akademik boşluğun doldurulmasına katkı sağlamaktır. Anahtar Kelimeler: Radikalizm; Radikalleşme; Ruanda; Hutu; Tutsi; Güç Arayışı; Kolonyal Güçler
Sağlık sektörü harcamalarının makroekonomik göstergeler üzerindeki etkisinin analizi: Avrupa'nın önde gelen 5 ülkesi ve Türkiye üzerine bir analiz
Toplumun gelişmesi ve ilerlemesinde insan sağlığının önemi yadsınamazdır. Sağlığın çoğunlukla kamusal nitelikte olduğu düşünüldüğünde, bireylerin sağlığına önem verilmesi ve korunmasıyla toplumlar sağlıklı nesil yetiştirecek, bilinç düzeyi artacaktır ve refah seviyesi de yükselecektir. WHO'da bahsi geçen fiziksel sağlığın dışında çevre ve ruh sağlığı da göz ardı edilmemelidir. Bu noktada sağlığın iyileştirilmesi ve geliştirilmesi ülkelerin en büyük sermayesidir. Bireye yapılan bu yatırımların hepsi sağlık harcamalarından geçmektedir. Bu çalışmada, sağlık harcamalarının makroekonomik göstergeler üzerinde etkisi analiz edilmiştir. Çalışmada yer alan ülkeler, Türkiye ve Avrupa Birliği'ni oluşturan 2019 yılı Gayri Safi Yurt İçi Hasılası en yüksek 5 ülke olan; Almanya, Fransa, Hollanda, İspanya ve İtalya seçilmiştir. Seçili ülkelerin 1992-2019 yılını kapsayan makroekonomik gösterge verileri Dünya Bankası ve OECD Stat'tan alınmıştır. Sağlık Harcamalarının Gayri Safi Yurt İçi Hasıladaki Payı(SH) ile, makroekonomik göstergeler olan İşsizlik (ISS), İstihdam Oranı (ISKO), Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYIH), Kişi Başına GSYİH (KBGSYIH), Büyüme Oranı (BUO), Tüketici Fiyat Endeksi (TUFE), Sanayi Üretim Endeksi (SUE) değişkenlerinin ilişkisi panel veri analizi yöntemiyle incelenmiştir. Ekonometrik analizde kullanılan testler; Durağanlık Analizi, Yatay Kesit Bağımlılığı Testi, Homojenite Testi, AMG Tahmincisi ve Toda-Yamamoto Nedensellik Analizidir. Öncelikle paneldeki 8 değişken birim kökten arındırılmıştır. Değişkenlerin yatay kesit bağımlılığı durumu incelenmiştir. Makroekonomik değişkenlerle toplamda 7 model kurulmuştur. Bu modeller üzerinden sağlığa ayrılan fonların değişkenler üzerindeki etkisi incelenmiştir. Hausman testinin yardımıyla oluşturulan 7 model için sabit etkiler ve rassal etkiler model tahmini yapılmıştır. Toda-Yamamoto Nedensellik testi uygulanarak değişkenler arasındaki ilişkinin yönü değerlendirilmiştir. Sağlık harcamalarıyla; gayri safi yurtiçi hasıla, kişi başına gayri safi yurt içi hasıla, büyüme oranı arası çift taraflı nedensellik tespit edilmiştir. Sanayi üretim endeksi, tüfe, işsizlik, işgücüne katılım oranı ile sağlık harcamaları arasında tek taraflı nedensellik tespit edilmiştir. AMG Uzun Dönem Tahmincisiyle değişkenler arası uzun dönem ilişkiler incelenmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgular ışığında, Türkiye'nin de içerisinde bulunduğu 6 ülkede sağlık harcamalarında meydana gelen artıştan en çok etkilenen değişken gayri safi yurt içi hasıladır ve negatif olarak etkilendiği tespit edilmiştir.
Türkiye ve Suriye vatandaşı çocukların dışlamaya yönelik yargıları ve sosyal kapsayıcılığı artırma pilot çalışmasının çocuklarda ön yargıya etkisi
Kapsayıcılık ve sosyal dışlanma alanında yapılan pek çok araştırmaya göre sosyal olarak kabul edilmenin ya da ayrımcılığa maruz kalmanın kişinin şimdiki ve gelecekteki iyilik hali üzerinde önemli bir etkisi vardır (Fisher, Wallace ve Fenton, 2000; Parker ve Asher, 1987; Reijntjes ve diğer., 2010; Twenge ve Baumeister, 2005). Göç hareketlerindeki artış ile birlikte Türkiye'nin en çok mülteciye ev sahipliği yapan ülkelerden biri olması göç ve etnisite temelli kapsayıcılık çalışmalarını artırmıştır. Yapılan çalışmalarda farklı gruplara ait kişilerin belirli şartlar altında bir araya gelmelerinin (Pettigrew, 1998) ya da dolaylı temas etmelerinin (Cameron ve diğer., 2011; Killen ve Malti, 2015) ön yargıyı azaltıcı bir rol oynadığı görülmüştür. Bu amaçla, ilgili çalışmada Türkiye ve Suriye vatandaşı 9-12 yaş grubundaki çocukların (N = 38) ötekine karşı olan ön yargıları ve ötekini dışlamaya yönelik değerlendirmeleri araştırılmış, daha sonra bu çocuklardan bazıları (N = 8) bir araya getirilerek ön yargıyı azaltmaya yönelik 10 oturumluk bir grup çalışması yapılmıştır. Bu grup çalışmasının sonunda tarafların "ötekine" karşı ırksal tutumu ve çalışmanın dışlama gerekçelendirmeleri üzerindeki etkisi incelenmiştir. Deney grubunun ön yargı düzeyinde düşüş görülürken kontrol grubunun tutumu aynı kalmıştır. Katılımcıların çoğu, evrensel ahlaki ilkelere dayanarak dışlamanın yanlış olduğunu ifade etmiştir.
Türkiye'de bütüncül su kaynakları yönetimi: Konya-Çumra-Karapınar alt havzası örneği
21. Yüzyılda su kaynaklarının önemi artarak devam etmektedir. Küresel çapta şiddetini artıran ve Türkiye'nin de bulunduğu coğrafyayı etkisi altına alan küresel ısınmaya bağlı olarak su kaynaklarının niteliğinin bozulması ve niceliğinin azalmasıyla su, enerji, gıda gibi yaşamsal öneme haiz sektörlerde sorunlar yaşanmaya başlamıştır. Yaşanan bu gelişmelerle birlikte su kaynaklarının bütüncül olarak yönetimi yaklaşımı bu sorunlarla mücadele etmek için ortaya çıkmıştır. Ülkemizde tahıl ve şeker pancarı üretiminin en yoğun yapıldığı havzalar arasında Konya Kapalı Havzası ve bu havzanın içerisinde yer alan Konya-Çumra-Karapınar Alt Havzası gelmektedir. Konya-Çumra-Karapınar Alt Havzası'nın coğrafi özelliklerinden dolayı kapalı bir havza olması ve yüzey sularının sınırlı olması nedeniyle başta tarım, endüstri ve hayvancılık alanlarında su ihtiyacını karşılamak için yeraltı su kaynakları yoğun olarak kullanılmaktadır. Bu yüksek lisans tezinde Konya-Çumra-Karapınar Alt Havzası fiziksel, sosyal ve ekonomik yönleriyle tasvir edilmekte; bu alt havzada uygulanması hedeflenen Bütüncül Su Kaynakları yaklaşımı analiz edilmektedir. Tezin hazırlanmasında başvurulan inceleme yöntemleri: birebir görüşme yoluyla yapılan mülakatlar, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ve Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nden temin edilen ham veriler ve bu verilerin işlenmesi, alt havzaya yönelik hazırlanmış raporlar ve istatistik verilerin incelenmesini içermektedir. İkinci grupta kullanılan kaynaklar ise, literatür taraması neticesinde elde edilen makale, kitap eserleri ve Internet kapsamındaki bilgi kaynaklarıdır. Bu yüksek lisans tezi Türkiye'de Bütüncül Su Kaynakları Yönetimi yaklaşımının gerçekte ne kadar uygulanıp, uygulanmadığı sorusuna Konya-Çumra-Karapınar Alt Havzası özelinde yanıt aramaktadır. Anahtar Kelimeler: Konya-Çumra-Karapınar Alt Havzası, Bütüncül Su Kaynakları Yönetimi, Havza Yönetimi, Havza Planlama, Yeraltı Suyu Kullanımı ve Koruma
Cumhurbaşkanı kararnameleri ve normlar hiyerarşisindeki yeri
1982 Anayasası üzerinde 2017 yılında 6771 sayılı Kanunla yapılan değişiklikler ile yeni bir hükümet sistemine geçiş yapılmıştır. Geçilen yeni hükümet sistemi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi olarak adlandırılırken aynı zamanda yürütmenin yapısında da değişiklikler olmuş ve artık yürütme yetkisi ve görevi Cumhurbaşkanına ait olarak düzenlenmiştir. 1971 yılında Anayasa Hukukumuzun bir parçası olarak kendisine yer edinen kanun hükmünde kararnameler 2017 senesinde yapılan değişiklik ile artık yeni bir formda karşımıza çıkmaktadır. Doktrinde ve uygulamada çokça tartışılan bu yeni form çalışmamızın esas inceleme konusunu oluşturmaktadır. Bu çalışmada yürütme organının düzenleyici işlemlerinden olan Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ve Cumhurbaşkanının Olağanüstü dönemlerde çıkarabileceği olağanüstü hal (OHAL) kararnameleri üzerinde durmaya gayret edilmiştir. Cumhurbaşkanının kararname çıkarma yetkisinin hukuki temeli araştırılırken aynı zamanda normlar hiyerarşisi diğer adıyla kurallar kademelenmesindeki yeri de tahlil edilmeye çalışılmıştır. Çalışmamızın birinci Normlar hiyerarşisinin tanımlaması, iç hukukumuzdaki görünümü ile 2017 Anayasa değişikliği öncesi ne şekilde yapılandığı çalışılmıştır. Birinci bölümün son kısmında ise yürütmenin anayasal görev ve yetkileri yasama ile olan ilişkisi üzerinde incelemelerde bulunularak okuyucuya aktarılmaya çalışılmıştır. Çalışmamızın ikinci bölümünde ise 6771 sayılı kanunun ile yapılan değişikliklerin getirisi olarak Cumhurbaşkanının düzenleyici işlem yapma yetkisinin yanı sıra Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ve Cumhurbaşkanlığı yönetmelikleri incelenmiştir. Yeni sistemle beraber ortaya çıkan tartışmalardan bir diğeri olan Cumhurbaşkanı Kararnamelerinin mahfuz bir düzenleme alanına sahip olup olmadığı üzerine karşıt görüşler üzerinden bir değerlendirme yapılmıştır. Bahsi geçen değerlendirme yapılırken aynı zamanda demokratiklik ve karşılaştırmalı hukuk sistemleri üzerinden örneklemeler ile konuya açıklık getirilmeye çalışılmıştır. Bu amaçla da tezin ikinci kısmında takip edilen metoda paralel olacak şekilde yeni sistemin sonucunda normlar hiyerarşisinin ne şekilde oluşacağı üzerine bir değerlendirme yapılmıştır. Son başlıkta ise Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin olağan dönem ve olağanüstü dönem kararnameleri ayrımında yargısal denetimine ilişkin görüşlere ve Anayasa Mahkemesinin içtihatlarına yer verilerek bir incelemede bulunulmuştur.
Kentsel yoksullukta yerel yönetimlerin rolü
Geçmişten günümüze her dönemde yoksulluk kendisini etkin bir şekilde hissettirmekte ve bütün dünya ülkelerini ilgilendiren ciddi bir sorun olarak algılanmaktadır. Yoksulluk sadece gelişmemiş ve az gelişmiş ülkelerde değil gelişmiş ülkelerde de görülmektedir. Yoksulluğun ortaya çıkmasında gelir eşitsizliği ve istihdam sorunları temel nedenlerin başında gelmektedir. Kentlerde nüfusun artmasına neden olan en önemli sorunlardan birisi de kırsal alanlardan kentlere doğru gerçekleşen göçtür. Bu da kentsel yoksulluk sorununun ortaya çıkmasında etkili bir rol üstlenmektedir. Yoksullukla mücadele konusunda merkezi yönetim kadar önemli olan bir başka kamu tüzel kişiliği de yerel yönetimlerdir. Yerel yönetimler arasında başta belediyeler olmak üzere bütün kurumlar yoksulluğun tespit edilmesi ve sorunlarının en aza indirilmesinde etkin bir şekilde görev almaktadır. Özellikle kentsel yoksulluk konusunda aktif bir şekilde çalışan belediyeler yoksul kesimlerin başta istihdam olmak üzere bütün alanlarda sorunlarının çözümüne yönelik farklı stratejiler izlemektedir. Bu çalışmada da kentsel yoksullukla mücadele konusunda etkin bir şekilde çalışan İstanbul Büyükşehir Belediyesine yönelik olarak "Sistem Mezuniyeti Modeli" önerilmiştir. Bu modele göre İstanbul'da yaşayan ve yoksul olarak değerlendirilen vatandaşlara yönelik sistem mezuniyetinin oluşturulmasında uzman meslek elemanlarının seçimi, yoksullara yönelik veri tabanının oluşturulması, istihdamı sağlamak için kariyer danışmanlığının yapılması, yoksullara yönelik farklı kurumlarda istihdam sağlanmasına yönelik uygulamalara yer verilmiştir. Bu sayede yoksulluğun azaltılmasında yerel yönetimlerin uygulayacağı öneriler sunulmuştur.