Mersin University
Discipline

Emergency Medicine

Mersin University

928

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran akut kolesistit hastalarının şiddetini öngörmede immatür granülosit yüzdesinin değeri

Akut kolesistit, akut karın ağrısının en yaygın nedenlerinden biridir. Genel popülasyonun yaklaşık %10' unda safra kesesi taşı olduğu ve safra taşı olan kişilerin %20'sinin hayatları boyunca akut kolesistit semptomları ile acil servise başvurduğu tahmin edilmektedir. Akut kolesistitte ölüm oranı genel olarak 1'in altında olmakla birlikte, ağır/şiddetli kolesistit vakalarında bu oran %10' u geçebilir. Şiddetli olguları erken dönemde saptayabilen bir belirteç henüz bulunmamaktadır. Erken tanı ve tedavi prognoz açısından kritik önem taşımaktadır. Bu çalışmada, akut kolesistit hastalarında IG%' sinin, hastalık şiddeti ve hastane içi mortalite üzerine etkisi araştırıldı. Bu çalışma 01.01.2019 ile 30.06.2022 tarihleri arasında Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servisi'ne karın ağrısı şikayeti ile başvuran, laboratuvar tetkikleri ve görüntüleme yöntemleri kullanılarak akut kolesistit tanısı alan hastalar dahil edilmiştir. Verileri retrospektif taranmıştır. Hastalar hafif, orta ve ağır/şiddetli olarak üç gruba ayrılmıştır. Ayrıca hastalar yaşayanlar ve hastane içerisinde ölenler olarak iki gruba ayrıldı. Hastaların demografik bilgileri (yaş, cinsiyet), acile başvuru anındaki CRP (C- Reaktif Protein), laktat dehidrogenaz (LDH) , kan şekeri, aspartat aminotransferaz (AST), alanin aminotransferaz (ALT), total bilirubin, direkt bilirubin, hematolojik parametrelerin değerleri (lökosit sayıları, nötrofil sayıları, lenfosit sayıları, trombosit sayıları, immatür granülosit sayısı ve immatür granülosit yüzdeleri) kaydedildi. Çalışmamıza akut kolesistit tanısı konulan 312 dahil edildi. Hastaların yaş ortalaması 56,60 ±15,80 olarak saptanmıştır. Hastaların 162'si (% 51.9) erkek, 150'si (%48.1) kadın idi. Hastalar; hastalık şiddetine göre sınıflandırıldığında 293'ü (%93.9) hafif/orta, 19'u (%6.1) şiddetli olarak bulunmuştur. Çalışmamıza dahil edilen hastaların 13'ü (%4.2) ölmüştür. İmmatür granülosit yüzde düzeyi (IG% düzeyi), ağır/şiddetli gruptaki hastalarda hafif-orta şiddetli gruplardaki hastalara göre daha yüksek bulunmuştur. Hastalık şiddetini öngörmek için yapılan ROC analizinde IG (immatür granülosit) için kesme değeri >0.1 ve üzeri alındığında; sensitivite %84.21, spesifite %77.47, pozitif prediktif değer (PPD) %19.51 ve negatif prediktif değer (NPD) %98.70 bulundu. (Area Under Curve (AUC)=0.817, p=0.0001). Hastane içi mortaliteyi öngörmek için yapılan ROC analizinde IG için kesme değeri >0.1 ve üzeri alındığında; sensitivite %76.92, spesifite %75.92, PPV %12.20 ve NPV %98.70 bulundu (AUC=0.785, p=0.0002). Lojistik regresyon sonuçlarına göre IG yüzde düzeyi yüksek olanların normale göre 9.497 kat daha fazla risk altında olduğu söylenebilmektedir (p=0.035). Bu çalışma, akut kolesistit hastalarında, hastalığın şiddetini ve hastane içi mortaliteyi öngörmede IG% düzeylerinin kullanılabileceğini göstermektedir. Anahtar kelimeler: Akut kolesistit, immatür granülosit, prognoz, mortalite

Acil servis-hastaneAcil tıpHastalık şiddeti indeksi+4
Mert Cemre Ünal
Mersin University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut koroner sendromlu hastalarda sistemik inflamatuar yanıt indeksi ve sistemik inflamasyon indeksinin prognostik önemi

Akut Koroner Sendromlu Hastalarda Sistemik İnflamatuar Yanıt İndeksi ve Sistemik İnflamasyon İndeksinin Prognostik Önemi Çalışmamızda akut koroner sendrom (AKS) tanısı alan hastalarda sistemik inflamatuar yanıt indeksi (SIRI) ve sistemik inflamasyon indeksinin (SII) hastalığın prognozunu tahmin etmedeki başarısını değerlendirmek amaçlandı. 01.01.2021-30.06.2021 tarihleri arasında acil serviste AKS tanısı alıp koroner anjiografi uygulanan hastalar çalışmaya dahil edildi. Parametreler; sintax skoruna göre hastalık ciddiyeti, anjio sonlanım ve hastane sonlanımına (taburcu, ölüm) göre değerlendirildi. Veriler retrospektif olarak incelendi. Çalışmamızda %67,8'i erkek olmak üzere 404 hasta çalışmaya dahil edildi. Ölüm oranı %3 olarak saptandı. Sintax skoru 22 den küçük olan olguların SIRI ortalama düzeylerinin sintax skoru 22-31 arasında olan olgulara göre daha düşük olduğu tespit edildi (p=0.012). Sintax skoruna göre hastalık ciddiyetini öngörmede SII (p=0.3598, AUC= 0.566 ) ve SIRI (p= 0.4174, AUC= 0.558) parametrelerinin etkili olmadığı tespit edildi. Hastanede sonlanım durumuna göre SII (p=0.5519, AUC= 0.554) ve SIRI (p= 0.5344, AUC= 0.554) parametrelerinin ölümü öngörmede ayırtedici olmadığı gözlendi. SIRI ve SII parametrelerinin anjio sonuçları için ayırt ediciliğinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu gözlendi. SIRI parametresinin ayırt edicilik gücünün SII parametresine göre daha güçlü olduğu tespit edildi (p=0,045). SII için değeri >462.5732 olan olgularda (AUC= 0.587, p= 0.0047), SIRI için ise değeri >1.0273 olan olgularda anjio sonuçlarının normal olmayacağı (AUC=0.628 , p= 0.0001) tespit edildi. Çalışmamızda SII ve SIRI parametrelerinin koroner arter hastalık ciddiyeti ve ölümü öngörmede etkili olmadığı, hesaplanan kesim değerine göre anjio sonuçlarının normal olmayacağını ön görmede etkili olduğu tespit edildi. İndekslerin gelecekteki önemini saptamak için daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Akut koroner sendrom, sistemik inflamatuar yanıt indeksi, sistemik inflamasyon indeksi

Akut koroner sendromPrognozSistemik inflamatuar yanıt indeksi+1
Sabri Metin Dikiciler
Mersin University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran akut iskemik inme hastaları ile immatür granülosit arasındaki ilişki

Giriş ve Amaç: İnme, dünyada sakatlık ve ölümün önde gelen nedenleri arasında yer almaktadır. Bu nedenle erken tanı ve tedavi başlangıcı önem arz etmektedir. Günümüzde inmenin tanısal ve prognostik değerlendirmesinde çok sayıda parametre kullanılıyor olsa da halen ideal bir laboratuvar yöntemi bulunamamıştır. Son zamanlarda immatür granülosit (IG)'lerin, sepsis ve inflamasyonda belirteç olarak kullanılabilir olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışmada, acil servise başvuran ve akut iskemik inme tanısı konulan hastalarda başvuruda bakılan IG% değerinin prognostik değeri araştırılmaya çalışılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız retrospektif ve tek merkezli bir çalışmadır. Çalışmaya Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisi'ne 01.01.2021-01.09.2022 tarihleri arasında başvuran iskemik inme olgularından çalışma kriterlerini karşılayanlar dahil edildi. Hastalar yaşayanlar ve ölenler olmak üzere iki gruba ayrıldı. Erken dönem (28 günlük) ve geç dönem (1 yıllık) mortalite ile IG% arasındaki ilişki değerlendirildi. Hastaların yaşları, cinsiyetleri, immatür granülosit ve diğer laboratuvar değerleri çalışma formuna kaydedildi. Bulgular: Çalışmadaki 282 hastanın %52,8'i erkekti. Hastaların yaş ortalaması 69,88±12,90 yıl olarak tespit edildi. Hem 28 günlük hem de 1 yıllık mortalite için GKS anlamlı düşük, lökosit düzeyi ve IG düzeyi anlamlı yüksek tespit edildi. 28 günlük mortaliteyi öngörmek için yapılan receiver operating characteristic (ROC) analizinde, IG (%) 0,35 kesme değeri için, sensitivitesinin %82,8 ve spesifisitesinin %42 olduğu (Eğri altında Kalan Alan (AUC): 0,654; %95 CI: 0,574-0,734; p<0.001) görüldü. Ayrıca bir yıllık mortaliteyi öngörmek için yapılan ROC analizinde, IG (%) 0,35 kesme değeri için, sensitivitesinin %82,8 ve spesifisitesinin %42 olduğu (Eğri altında Kalan Alan (AUC): 0,654; %95 CI: 0,574-0,734; p<0.001) görüldü. Tartışma ve Sonuç: IG düzeyi inme olgularında mortaliteyi belirlemede başarılı bir biyobelirteç olduğu görülmektedir. Fakat bu sonuçların genellenebilir olması için çok merkezli ve daha yüksek sayıda hasta ile yapılacak çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Acil Servis, İnme, İmmatür granülosit, Prognoz, Biyobelirteç

Acil servis-hastaneAcil tıpBiyobelirteçler+3
Fatih Çinçik
Mersin University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil yoğun bakım ünitesine kabul edilen hastaların hastane içi mortalite tahmininde NEWS-2 ve MSOFA skorlarının karşılaştırılması

Giriş Yoğun bakım ünitesinde (YBÜ) hasta sonuçlarının geliştirilmesi için prognoz tahmininde skorlama sistemlerinin kullanılması önemlidir. Gelecekteki olası influenza, coronavirüs pandemileri ve insan kaynaklı afetlerde YBÜ kapasiteleri aşılabilir. Yoğun bakımdan en çok fayda görecek ve dolayısıyla sağkalımı en yüksek hastaların belirlenmesi hastaların triyajına katkıda bulunabilir. Hastane ve YBÜ'de hastaların triyajı ve mortalite tahmininde çok sayıda skorlama sistemleri kullanılmaktadır. Ancak, yoğun iş gücü ve kaynak tüketimine neden olan kompleks skorlama sistemlerinin uygulanması zordur. Ulusal Erken Uyarı Sistemi (NEWS-2) ve Modifiye Ardışık Organ Yetmezlik Değerlendirmesi (mSOFA) skorlamaları neredeyse tamamen hastaların rutin takiplerinde değerlendirilen vital bulguları temel almaktadır. YBÜ hastalarında prognoz tahmininde NEWS-2'nin performansını değerlendiren çalışmalar sınırlıdır. Bu çalışmanın amacı görece yeni bir skorlama sistemi olan NEWS-2'nin acil YBÜ hastalarında mortalite tahminindeki rolünün gösterilmesi ve iyi bilinen bir skorlama sistemi olan mSOFA ile karşılaştırılmasıdır. Gereç ve yöntem Çalışmamıza üçüncü basamak bir hastanenin acil YBÜ bölümüne Aralık 2021 ile Haziran 2022 tarihleri arasında başvuran 393 hasta prospektif olarak dahil edildi. Hastaların YBÜ'ye kabulü sırasında demografik verileri, prokalsitonin, C-reaktif protein (CRP) ve laktat seviyeleri kaydedildi. Hastaların hem YBÜ'ye kabulü hem de 24. saatinde NEWS-2 ve mSOFA skorları hesaplandı. NEWS-2 skorunun hesaplanmasında kalp hızı, solunum hızı, sistolik kan basıncı, oksijen satürasyonu, bilinç düzeyi, vücut sıcaklığı ve solunum desteği gibi klinik gözlemler dikkate alındı. Mortalite hesaplamaları alıcı operatör karakteristikleri (ROC) analizleri ile eğri altında kalan alan (AUC) ile gerçekleştirildi. Bulgular Hastaların yaş ortalaması 67,0 ± 17,3 yıldı, hastaların %55'i erkek, %45'i kadındı. Hastaların %85'inde komorbid hastalık izlenmişti. En sık izlenen hastalıklar hipertansiyon (%42,7), diyabetes mellitus (%30,3) ve koroner arter hastalığı (%27,7) idi. Başvuru NEWS-2 skorunun mortalite için AUC değeri 0,757 (%95GA = 0,764-0,845, p<0,001), başvuru mSOFA'nın ise AUC değeri 0,807 (%95GA = 0,764-0,845, p<0,001) idi. Benzer şekilde, 24.saat NEWS-2 skorunun AUC değeri 0,804 (%95GA = 0,759-0,843, p<0,001), 24.saat mSOFA'nın AUC değeri 0,817 (%95GA = 0,774-0,855, p<0,001) idi. Başvuru NEWS-2 skoru 5'in üzerinde olduğunda mortalite için %77,2 sensitivite, %63,1 spesifite gösterirken, 24.saat NEWS-2 skorunun 4'ün üzerinde olması %85,3 sensitivite, %61 spesifite göstermekteydi. Başvuru mSOFA skorunun 4'ün üzerinde olması %59 sensitivite, %84,5 spesifiteye sahipken, 24.saat mSOFA skorunun 3'ün üzerinde olması %66,9 sensitivite, %77,1 spesifiteye sahipti. Hem başvuru hem de 24.saat NEWS-2 skorunun mortalite için AUC değeri prokalsitonin (AUC=0,731), CRP (AUC=0,705) ve laktattan (AUC=0,692) daha yüksekti. Sonuç NEWS-2 skoru acil YBÜ hastalarının prognozları için mSOFA skorlarına benzer bir performans göstermektedir. Rutin vital parametrelerle hesaplanan ve laboratuvar gerektirmeyen NEWS-2 skoru YBÜ hastalarında prognoz tahmini için kullanışlıdır.

Acil servis-hastaneAcil tıpMortalite+4
Mehmet Yalım
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran sepsisli hastalarda intravenöz sıvı tedavisinin pleth variability indeks ve laktat ölçümleriyle değerlendirilmesi

Giriş Bu çalışmaya acil servise başvuran ve ilk değerlendirmesi neticesinde sepsis ön tanısı alan hastalar dahil edildi. Hastaların başvuru esnasında ve takibindeki 1. saatte elde edilen laktat değerleri, ölçülen pleth variability indeks (PVI) değerleri ve PVI ile laktatın birlikte kullanımı ile elde edilen PVI-laktat indeksleri kaydedildi. Bu değerlerdeki değişimlerle hastalarailk bir saat içerisinde verilen sıvı tedavisinin etkinliğinin belirlenebilirliğinin ortaya konulması amaçlandı. Gereç ve Yöntem Bu çalışmaya Nisan 2022- Aralık 2022 tarihleri arasında acil servise başvurup sepsis ön tanısı alan hastalar prospektif olarak dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri, laktat değerleri, ölçülen pleth variability indeks değerleri, verilen sıvı tedavisi miktarı, acil servis sonlanımları, hastane sonlanımları ve mortaliteleri değerlendirildi. Bulgular Çalışmamıza sepsis ön tanısı alan 126 hasta dahil edildi. Hastaların %65,7'si (n=67) erkek ve yaş ortalaması 70,38 ± 14,11 yıl olarak kaydedildi. Komorbit hastalıklardan en sık görülenler %43,1 (n=44) ile malignite, % 26,5 (n=27) ile diyabetes mellitus, %25,5 (n=26) ile hipertansiyon olarak saptandı. Verilen sıvı tedavi miktarı <11,75 litre olan hastalarda eksitus oranı sıvı tedavisi ≥11,75 litre olan hastalara kıyasla daha yüksek belirlendi (p=0,013) Başvurudaki PVI değeri için 21,50 daha yüksek değerlerin mortaliteyi %77,42 sensitivite ve %72,73 spesifite ile ön görebileceği belirlendi. Başvurudaki laktat değeri için 2,00 ve daha yüksek değerlerin mortaliteyi %78,18 sensitivite ve %74,55 spesifite ile ön görebileceği belirlendi. Başvurudaki PVI-laktat indeksi için 0,41 ve daha yüksek değerlerin mortaliteyi %78,18 sensitivite ve %68,63 spesifite ile ön görebileceği belirlendi. 1. saatte bakılan PVI-laktat indeksi için 0,44 ve daha yüksek değerlerin mortaliteyi %66,67 sensitivite ve %68,18 spesifite ile ön görebileceği belirlendi. Sonuç Sepsis tanısı alan hastalarda laktat ve pleth variability indeks ve pleth variability indeks-laktat indekslerinin yüksekliği mortalite ile ilişkilidir. Sıvı tedavisi sonrası bakılan pleth variability indeks, laktat ve pleth variability indeks-laktat indekslerinde değişim olmasına rağmen sıvı tedavisinin miktarıyla korelasyonu bulunmamaktadır. Anahtar kelimeler: Sepsis, PVI, laktat, mortalite, acil servis

Acil servis-hastaneAcil tıpLaktatlar+4
Reyhan Çuhadar
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Göğüs ağrısı ile acil servise başvuran hastaların geçmiş KAG ve kardiyoloji poliklinik muayenesinin önemi

AMAÇ: Akut koroner sendrom (AKS) erken teşhis edilip gerekli invaziv işlemler veya medikal tedavi hızlı bir şekilde yapılmadığında mortalitesi yüksek seyreden göğüs ağrısı nedenlerinin başında gelir. Acil servislerde klinisyenler tarafından AKS'leri tespit etmek için hastaların geçmiş koroner anjiyografi (KAG) ve kardiyoloji poliklinik muayene sonuçları sorgulanıp risk durumu göreceli olarak tahmin edilmektedir. Bu noktadan yola çıkarak hastaların geçmiş KAG ve kardiyoloji poliklinik muayene sonuçlarının hastaları taburcu etmedeki güvenilirliğini değerlendirmeyi amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: Prospektif gözlemsel çalışmamıza 16.09.2020-30.07.2022 tarihleri arasında Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Acil Servisi'ne göğüs ağrısı şikâyeti ile başvuran ve primer hekim tarafından akut koroner sendrom olabileceği düşünülerek takibe alınan, 18 yaşından büyük hastalar içerisinden, çalışma onam formunu okuyup kabul edenler dahil edildi. Hastaların acil servis sonlanım tanıları incelendi. ST yükselmeli olmayan miyokard enfarktüsü (NSTMI), ST yükselmeli miyokard enfarktüsü (STMI), kardiyak ölüm, koroner bypass gelişme durumları majör kardiyak olay (MACE) olarak değerlendirilip kaydedildi. MACE gelişen hastaların tespit edilememesi ihtimaline karşı taburcu olduktan sonra telefonla aranarak veya hasta kayıtlarına ulaşılarak taburculuk sonrası 3 gün içerisinde MACE gelişme durumu sorgulandı. Sonuçlar acil sonlanımdaki tanılara dahil edildi. Acil sonlanımda MACE gelişen ve gelişmeyen hastalar geçmiş anlamlı (stent varlığı ve/veya koroner arterlerde ≥%50 darlık olması) KAG ve son bir yıldaki anlamlı kardiyoloji poliklinik muayenesi açısından karşılaştırıldı. KAG veya koroner bypass önerilmesi, anti agregan ve/veya anti koagülan tedavi başlanması, efor testinin pozitif gelmesi kriterlerinden birinin bulunması halinde geçmiş kardiyoloji poliklinik muayenesi anlamlı kabul edildi. BULGULAR: Çalışmaya 159 hasta dahil edildi. Çalışmaya katılan hastaların 102'si (%64,2) erkek, 57'si (%35,8) kadındı. Çalışmaya katılan hastaların yaş ortalamaları 56±16,84 idi. Çalışmaya katılan 159 hastanın 46'sında (%28,9) acil sonlanım noktasında MACE saptandı, 113'ünde (%71) MACE saptanmadı. Hastaların 43'ünde (%27) NSTMI, 2'sinde (%1,3) STMI, 1'inde (%0,6) kardiyak ölüm, 2'sinde (%1,3) koroner bypass geçirme durumu tespit edildi. MACE gelişen hasta grubunda 6 hastada (%13,0) son bir yıl anlamlı KAG saptanırken, MACE gelişmeyen hasta grubunda 11 hastada (%11,5) son bir yıl içinde anlamlı KAG saptandı. Her iki grup hasta son bir yıl içindeki anlamlı KAG açısından karşılaştırıldığında, MACE gelişen hasta grubu ile MACE gelişmeyen hasta grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı(p=0,576). MACE gelişen hasta grubunda 12 hastanın (%26,1) geçmiş kardiyoloji poliklinik muayenesinde koroner arter hastalığı (KAH) açısından risk saptanırken, MACE gelişmeyen hasta grubunda 13 hastanın (%11,5) geçmiş kardiyoloji poliklinik muayenesinde KAH açısından risk saptandı. Her iki grup hasta geçmiş kardiyoloji poliklinik muayenesinde KAH riski açısından karşılaştırıldığında, MACE gelişen hasta grubunda MACE gelişmeyen hasta grubuna göre, geçmiş kardiyoloji poliklinik muayenesinde KAH risk durumu istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu(p=0,022). SONUÇ: Çalışmamızda acil servise göğüs ağrısı ile başvuran hastalarda MACE gelişen ve gelişmeyenler arasında son bir yılda anlamlı KAG olma oranı benzer bulundu. Ayrıca MACE gelişen grupta son bir yıldaki anlamlı kardiyoloji muayene geçmişi, MACE gelişmeyen gruptaki anlamlı kardiyoloji muayene geçmişine göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek saptandı.

Acil servis-hastaneAkut koroner sendromAnjiyografi+3
Merve Demiryürek
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Antiembolik, antitrombotik tedavi altında iken tekrarlayan iskemik inme ile acil servise başvuran hastalarda iskemi tekrarına etki eden faktörler

Acil servisler inme hastalarının ilk defa başvurduğu, tanındığı ve tedavi edildiği ünitelerdir. Reküren iskemik inme mevcut gelişmelere rağmen hala sık izlenmektedir. Reküren inme atakları fonksiyonel bağımlılık ve mortalitede artışla ilişkilidir. İnme sonrasında uygulanan sekonder önleme stratejileri reküren inme riskini azaltmayı hedeflemektedir. Ancak sekonder önleme için yeterli antiagregan ve antikoagülan tedaviye rağmen rekürens izlenebilir. Bu çalışmada antiagregan veya antikoagülan tedavi altında reküren iskemik inme geçiren hastaların inme ile ilişkili risk faktörlerinin değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve yöntem Bu çalışmaya 01.01.2017 ila 31.01.2021 tarihleri arasında acil servise reküren iskemik inme ile başvuran 273 hasta retrospektif olarak dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri, antiagregan ve antikoagülan kullanımları, komorbid hastalıkları, elektrokardiyografi, ekokardiyografi ve görüntüleme bulguları, acil servis ve hastane sonlanımları değerlendirildi. Hastaların yaş ortalaması 70,9 ± 12,6 yıl (20-101 yıl) idi. hastaların %46,2'si kadın, %53,8'i erkekti. Hastaların %20,9'unda atriyal fibrilasyon (AF) mevcuttu. En sık izlenen komorbiditeler hipertansiyon (HT) (%72,5), koroner arter hastalığı (KAH) (%37,7) ve diyabetes mellitus (DM) (%35,2) idi. Hastaların %5,3'ü antiagregan monoterapi, %7'si antiagregan ikili tedavi, %26,3'ü antiagregan ve antikoagülan, %54,4'ü ise antikoagülan monoterapi kullanırken, %7'si antiagregan veya antikoagülan kullanmamaktaydı. Hastaların acil sonlanımları sırasıyla servis (%45,4), YBÜ (%38,8), kendi isteği ile taburcu (%7,3), taburcu (%5,1), sevk (%1,8) ve eksitus(%1,5) idi. Hastane sonlanımı ise sırasıyla taburcu (%57,9), sevk (%28,2) ve eksitus(%13,9) idi. Kaybedilen hastaların yaş ortalaması daha yüksekti (p=0,011). Hastane sonlanımı eksitus olan hastalarda AF (p=0,009) ve malignite (p=0,002) sıklığı daha fazla, HT sıklığı (p=0,035) daha az idi. Taburcu edilen hastalarda antiagregan ikili tedavi kullanım sıklığı kaybedilen hastalardan daha fazla idi (p=0,047). Reküren iskemik inme ilk inmeye benzer özelliklere sahiptir. Antiagregan veya antikoagülan tedavi altındaki hastalar reküren iskemik inme geçirebilir. Ancak ikili antiagregan tedavi altındaki hastaların prognozu daha iyidir.

Acil servis-hastaneAcil tıpAntikoagülanlar+3
Emine Özlem Gökmen
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise göğüs ağrısı ile başvuran hastaların anksiyete ve depresyon düzeylerinin karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: Göğüs ağrısı en sık acil servis başvuru nedenlerinden biridir. Göğüs ağrısının kardiyak nedenleri olabileceği gibi pulmoner, plevral, kas iskelet sistemi, gastro-intestinal, dermatolojik ve psikiyatrik sebepleri olabilmektedir. Göğüs ağrısının hayatı tehdit edici nedenleri dışlandıktan sonra diğer sebeplerin araştırması yapılmaktadır. Çalışmamızda göğüs ağrısı ile acil servise başvuran hastaların Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HADS) kullanılarak anksiyete ve depresyon düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız tek merkezli prospektif bir çalışma olup, Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi 16.09.2022 tarihli İlaç ve Tıbbi Cihaz Dışı Araştırmalar Etik Kurulu onayı alındıktan sonra acil servise göğüs ağrısı ile başvuran 250 hasta dahil edilerek yapılmıştır. Hastaların demografik verileri hastanın hekimi tarafından kayıt altına alınmış olup hastalara 14 sorudan oluşan HAD ölçeği uygulanmıştır. Veriler SPSS versiyon 21.0 (Chicago, ABD) paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Acil servise göğüs ağrısı ile başvuran 250 hasta çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen hastaların yaş ortalaması 51,0 ± 17,0 idi. Olguların %57,2'si erkek, %42,8'i kadındı. En sık izlenen komorbid hastalıklar koroner arter hastalığı (KAH), hipertansiyon (HT) ve diyabetes mellitus (DM) idi. HEART skoruna göre olguların kardiyak risk sınıflaması gerçekleştirildi. Buna göre kardiyak risk %56,4'ünde düşük, %36,8'inde orta, %6,8'inde ise yüksekti. HEART skoruna göre kardiyak risk grupları arasında HADS-A (p=0,015) ve HADS-D (p=0,001) skorlarında anlamlı farklılık izlendi. Düşük risk grubunda hastaların %28,4'ü, orta risk grubunun %39,1'i, yüksek risk grubunun ise %41,2'si anksiyete bozukluğu açısından yüksek riskli idi. Benzer şekilde, düşük risk grubunda hastaların %21,3'ü, orta risk grubunun %38'i, yüksek risk grubunun ise %47,1'i depresyon için yüksek riskli olarak saptandı. Sonuç: Acil servise göğüs ağrısı ile başvuran hastalarda hayatı tehdit eden nedenler dışlandıktan sonra özellikle mükerrer başvuruya sebep olan organik sebep bulunamayan göğüs ağrısında anksiyete bozukluğu ve depresyon gibi psikolojik nedenler de akılda tutulmalıdır.

Acil servis-hastaneAcil tıpAnksiyete+6
Büşra İşleyen
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil yoğun bakım ünitesinde sepsis tanılı hastalarda başvuruda ölçülen iyonize kalsiyum düzeyinin prognostik değeri

Kalsiyum neredeyse tüm hücresel süreçlerde önemli rol oynamaktadır. Bu nedenle hücre içi ve sistemik kalsiyum konsantrasyonları sıkı bir şekilde kontrol edilmektedir. Ancak serum total kalsiyum konsantrasyonları hipoalbuminemi gibi çok sayıda faktörden etkilenmektedir. Kalsiyum metabolizmasının gösterilmesinde iyonize kalsiyum seviyesinin ölçümü daha önemlidir. Sepsis sırasında kalsiyum metabolizmasının sıkı kontrolü bozulmaktadır. Ancak sepsis nedeniyle yoğun bakım ünitesine (YBÜ) kabul edilen hastalarda iyonize kalsiyum seviyelerinin prognostik önemi tam olarak bilinmemektedir. Çalışmamızın amacı sepsis nedeniyle YBÜ'ye kabul edilen olgularda iyonize kalsiyum seviyelerinin prognostik öneminin değerlendirilmesidir. Gereç ve yöntem Ocak 2020 ile Aralık 2021 tarihleri arasında 24 aylık sürede Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi acil servisine başvurup acil YBÜ'ye sepsis tanısı ile yatırılan 228 hasta çalışmaya dahil edildi. Sepsis tanısında Sepsis-3 tanımı dikkate alındı. Hastaların demografik özellikleri, vital bulguları, Ardışık Organ Yetersizlik Değerlendirmesi (SOFA), Hızlı Ardışık Organ Yetersizlik Değerlendirmesi (qSOFA), başvuru iyonize kalsiyum ve total serum kalsiyum seviyeleri, başvurudaki kan gazı, hemogram ve biyokimya parametreleri, ilk 24 saatteki oksijen destek ihtiyacı ve vazopresör ihtiyacı, acil YBÜ kalış süresi, hastane yatış süresi, hastane sonlanımı, 7 ve 28 günlük mortalite durumu retrospektif olarak taranarak analiz edildi. Bulgular Hastaların ortalama yaşı 72,1 ± 14,6 (20-102 yıl) idi. Erkek/Kadın oranı 1.3/1 idi. Olguların ortalama iyonize kalsiyum düzeyi 1,07 ± 0,20 mmol/L, albümine göre düzeltilmiş kalsiyum düzeyi 9,20 ± 1,06 mg/dL idi. İyonize kalsiyuma göre hastaların %57,5'inde hipokalsemi, %32'sinde normokalsemi ve %10,5'inde hiperkalsemi vardı. Bu oranlar düzeltilmiş kalsiyuma göre sırasıyla %29,4, %64 ve %6,6 idi. İlk 24 saatte hastaların %20,2'sinde mekanik ventilasyon, %30,3'ünde vazopresör ihtiyacı gelişmişti. Olguların %22,4'ü acil YBÜ'de kaybedilmişti. Yedi günlük mortalite oranı %25,4, yirmi sekiz günlük mortalite oranı %47,8 iken, hastane mortalite oranı %57,9'a kadar çıkmaktaydı. İyonize kalsiyum seviyesi hastane sonlanımı (p=0,281), 7 günlük mortalite (p=0,136) ve 28 günlük mortaliteye (p=0,398) göre değişmemekteydi. ROC analizlerinde, iyonize kalsiyum konsantrasyonlarının 7 günlük mortalite (AUC=0,561, %95 GA 0,494-0,626, p=0,188), hastane sonlanımı (AUC=0,525, %95 GA 0,458-0,591, p=0,517) ve 28 günlük mortalitede (AUC=0,512, %95 GA 0,445-0,578, p=0,761) tek başına belirleyici olmadığı izlendi. İyonize kalsiyum seviyeleri, mortalite belirteci olarak anlamlı sonuç veren SOFA skoru, YBÜ kalış süresi ve hastanede kalış süresi ile de korele değildi. Sonuç Kalsiyum seviyelerinin gösterilmesinde iyonize kalsiyum, düzeltilmiş total serum kalsiyum seviyelerinden daha doğru bilgiler sağlayabilir. Sepsis olgularında hipokalsemi sıklığı oldukça yüksektir. Ancak sepsis nedeniyle YBÜ'ye kabul edilen hastalarda iyonize kalsiyumun prognostik değeri sınırlıdır. Anahtar kelimeler: İyonize kalsiyum, Düzeltilmiş kalsiyum, Sepsis, Yoğun bakım ünitesi

Acil servis-hastaneAcil tıpKalsiyum+4
Ahmet Çak
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste hepatik ensefalopati tanısı alan hastalarda santral görüntülemenin gerekliliği

Giriş Hepatik ensefalopati (HES), kronik karaciğer fonksiyon bozukluğu olan hastaların %50-70'inde ortaya çıkan geçici ve potansiyel olarak geri dönüşümlü nöropsikiyatrik anormallikler spektrumunu tanımlar. Hastaların semptomları oldukça değişkenlik göstermesine rağmen, en sık izlenen semptomlar bilinç bozukluğu veya değişikliğidir. Kronik karaciğer yetmezliği olan hastalardın acil servise bilinç bozukluğu nedeniyle kabulü sonrasında belirgin bir fokal nörolojik defisit olmadığında dahi kraniyal bilgisayarlı tomografi (BT) veya diffüzyon manyetik rezonans görüntüleme (MR) planlanmaktadır. Ancak HES şüphesi olan hastalarda kraniyal görüntüleme yapılması gerektiği hakkında uzlaşı sağlanmış rehberler bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı acil servise başvuran ve HES tanısı alan siroz hastalarında santral görüntüleme bulgularının değerlendirilmesi ve santral görüntülemede izlenen patolojilerle ilişkili demografik, klinik ve laboratuvar verilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem Nisan 2018 ila Haziran 2022 tarihleri arasında acil servise başvuran, kraniyal BT ve diffüzyon MR görüntüleme tetkiki olan 216 HES hastası çalışmaya dahil edildi. Bu retrospektif çalışmaya santral görüntülemesi olmayan hastalar dahil edilmedi. Tanımlayıcı özellikler arasından yaş ve cinsiyet değerlendirildi. Acil servis başvuruş sırasındaki semptom, fizik muayene bulguları ve vital bulgular analizlere dahil edildi. Hasta dosyalarından siroz etiyolojileri değerlendirildi. Hastaların tanısı veya ayırıcı tanısı için istenen laboratuvar sonuçları çalışmaya dahil edildi. Bu laboratuvar testleri arasında glukoz, üre, kreatinin, sodyum, potasyum, C-reaktif protein, amonyak, beyaz küre sayısı, hemoglobin, platelet, INR, pH ve laktat seviyesi yer almaktaydı. Bulgular Hastaların yaş ortalaması 63,9 ± 11,1 yıl idi (23-90 yaş). Hastaların %50,9'u kadın, %49,1'i erkekti. Kadın/erkek oranı 1,03/1 idi. En sık izlenen semptomlar sırasıyla bilinç bozukluğu (%97,2), konuşma bozukluğu/yavaşlığı (%34,7), uyku hali (%27,8) ve yorgunluk (%12) yer almaktaydı. Hastaların fizik muayenesinde en sık izlenen bulgular sırasıyla oryantasyon ve kooperasyon bozukluğu (%83,3), konfüzyon (%51,4), letarji (%29,6), motor yavaşlama (%17,1) ve flapping tremor (%11,6) idi. Siroz etiyolojileri arasından en sık izlenenler sırasıyla kriptojenik (%36,6), HBV (%21,3), malignite (%9,7), HCV (%7,4), alkolik (%7,4) ve otoimmün (%7,4) siroz ve NASH (%6,9) idi. Yeni gelişen bir patoloji veya olay için santral görüntüleme istenen hastaların %6'sında difüzyon MR'da, %3,7'sinde kraniyal BT'de patoloji izlenmiştir. Her iki görüntüleme yöntemi birlikte dikkate alındığında ise hastaların sadece %7,4'ünde santral patoloji izlenmişti. Santral patoloji izlenen ve izlenmeyen hastalar arasında demografik, klinik özellikler ve laboratuvar sonuçları karşılaştırıldı, ancak santral patoloji varlığıyla ilişkili herhangi bir parametre izlenmedi. Sonuç Acil servise kabul edilen HES hastalarında santral görüntülemede nadiren patoloji izlenmektedir. Hastaların demografik ve klinik özellikleri kraniyal görüntülemelerin planlanmasında yol gösterici olmayabilir. Gereksiz görüntülemelerin özlenmesi ve görüntüleme yöntemleriyle ilişkili sağlık maliyetlerinin azaltılması için hekimlerin HES'e karşı farkındalığı arttırılabilir, görüntüleme tekniklerin planlanması için algoritmalar oluşturulabilir. Anahtar kelimeler: Hepatik ensefalopati, Kraniyal görüntüleme, Kraniyal BT, Difüzyon MR, Acil servis

Acil servis-hastaneAcil tıpHepatik ensefalopati+3
Saliha Yılmaz
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesi erişkin acil servisine başvuran pansitopenili hastaların etiyolojik, klinik ve hematolojik karakteristikleri

Giriş Pansitopeni, üç periferik kan hücresi serisinde azalma ile karakterize hematolojik bir bozukluktur ve klinik pratikte sık izlenmektedir. Pansitopeni, ilaca bağlı kemik iliği hipoplazisinden ölümcül kemik iliği yetmezliklerine ve lösemilere kadar uzanan birçok ciddi ve hayatı tehdit eden hastalığın bulgusu olarak ortaya çıkabilir. Hematoloji ve patoloji kliniklerine başvuran pansitopeni hastalarının özellikleri daha önce değerlendirilmiştir ancak acil servise başvuran pansitopeni hastaları daha önce değerlendirilmemiştir. Bununla birlikte, acil servisler sıklıkla pansitopeni ile başvuran hastalar için ilk tanı noktası olarak hizmet vermektedir. Çalışmamızın amacı, üçüncü basamak bir hastanenin acil servisine başvuran pansitopeni hastalarının etiyolojik, klinik ve hematolojik özelliklerini değerlendirmektir. Gereç ve yöntem Çalışmaya acil servise pansitopeni ile başvuran 541 hasta retrospektif olarak dahil edildi. Yaş, cinsiyet, eşlik eden hastalık varlığı ve laboratuvar verileri hasta dosyalarından elde edildi. Başvuru semptom ve bulguları, pansitopeni etiyolojisi ve pansitopeni ile ilişkili ilaç öyküsü kaydedildi. Hastaların acil servis sonlanımı servis yatış, taburculuk, yoğun bakım ünitesi yatışı ve exitus olarak değerlendirildi. Hastane içi mortalite oranları değerlendirildi, ilk 7 gün içerisinde kaybedilen olgular erken mortalite şeklinde sınıflandırıldı. Hastaların tanımlayıcı ve klinik özelliklerinin hastane içi erken mortalite ve cinsiyete göre gruplandırılarak karşılaştırılması planlandı. "p" değeri 0.05'in altında olan analizler anlamlı kabul edildi. Bulgular Hastaların yaş ortalaması 63,7 ± 16,0 yıl (20-96 yıl) idi. Erkek/kadın oranı 1,2/1 idi. Hastaların %74,5'inde anemi ile ilişkili semptomlar (halsizlik, çarpıntı, solukluk, baş dönmesi), %36,2'sinde nötropeni (ateş) ile ilişkili ve %19'unda trombositopeni ile ilişkili semptom ve bulgular izlendi. Pansitopeninin en yaygın etiyolojileri sırasıyla hematolojik malignite (%34,9), ilaç hipersensitivitesi (%32,0), enfeksiyon (%14,4), megaloblastik anemi (%8,9), non-malign hematolojik hastalık (%3,7), hipersplenizm (%1,8) ve aplastik anemi (%1,1) ve diğer nedenler (%11,8) idi. Hastaların acil sonlanımı %71,1 'inde servis yatışı, %15,1 'inde taburcu, %11,4'ünde YBÜ yatışı şeklindeydi. İlk 7 günlük hastane erken mortalite oranı %4,5 idi. İlk 7 gün içerisinde kaybedilen ve sağ kalan hastalar arasında demografik özellikler, semptom ve bulgular, laboratuvar sonuçları ve acil servis sonlanımı açısından farklılık yoktu. Enfeksiyona bağlı pansitopeni sıklığı ölen hastalarda daha fazlaydı (p<0.001). Erkek hastaların yaş ortalaması kadınlardan yüksekti (p<0.001). Hematolojik malignitelerin (lenfoma) sıklığı erkeklerde kadınlara göre anlamlı derecede yüksekti (p=0,002). Lenfoma sıklığı (p=0,011) erkeklerde daha yüksek iken, akut lösemi, miyelodisplastik sendrom ve multipl miyelom sıklığında bir fark gözlenmedi. Malign olmayan hematolojik hastalıkların (idiopatik trombositopenik purpura, trombotik trombositopenik purpura) sıklığı kadınlarda daha fazla idi (p=0.030). Bununla birlikte, semptom, bulgular veya acil servis sonuçları açısından cinsiyetler arasında farklılık izlenmedi. Sonuç Acil servise başvuran pansitopenili hastalar farklı demografik, klinik ve etiyolojik özellikler göstermektedir. Çalışmamızda önemli oranı ilk kez acilde tanı alan hematolojik malignite , ilaç hipersensitivitesi , enfeksiyon etiyolojik sebepler arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Hastaların önemli oranı ileri tetkik ve tedavi için diğer servislere yatırılmaktadır. Pansitopeni ile ilişkili bu özelliklerin bilinmesi erken tanı ve tedaviye olanak sağlayarak hastaların prognozlarının geliştirilmesine yardımcı olabilir. Anahtar Kelimeler: Pansitopeni, Acil servis, Etiyolojik, Klinik, Hematolojik özellikler

Acil servis-hastaneAcil tıpEtyoloji+4
Derviş Kurnaz
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gastrointestinal sistem kanamasında kan copeptin düzeyinin prognozla ilişkisi

Gastrointestinal sistem (GİS) kanamaları acil serviste sık görülen önemli bir mortalite ve morbidite nedeni olmakla birlikte, hastaneye yatış ve sağlık harcamaları açısından da diğer GİS problemlerine göre daha fazla yük oluşturmaktadır. Bu bakımdan, tedavi yönetiminin iyi olması için, GİS kanamasının prognozunu etkileyen faktörlerin bilinmesi oldukça önemlidir. Literatürde GİS kanamasının prognozunu belirlemek için birçok sınıflama mevcuttur. Bu sınıflamaların birçok parametreye dayanması ve bu sınıflamalar üzerine yayınlarda çelişkili sonuçların bulunması GİS kanaması için yeni bir belirtece olan ihtiyacı göstermektedir. Copeptin 1972'de tanımlanmış, antidiüretik hormon (ADH) ile birlikte ve eş molar oranda salınan peptit yapıdaki bir moleküldür. Bu molekülün diğer akut strese neden olan kardiyovasküler, pulmoner, nörolojik, sepsis gibi durumlarda prognozu göstermede başarılı bir biyobelirteç olduğu konusunda yayınlar mevcuttur. Literatürde GİS kanamalı hastalarda ise copeptin nadir olarak çalışılmıştır. Bu çalışmanın amacı GİS kanaması olan hastalarda kan copeptin düzeyini saptamak ve copeptin düzeyi ile hastaya yapılan transfüzyon miktarı, hastanın prognozu ve GİS kanaması ile ilişkili prognostik skorlar arasındaki ilişkiyi göstermektir. Prospektif, kesitsel, tanımlayıcı – analitik özellikte olan bu çalışma Haziran 2021 - Mayıs 2022 tarihleri arasında, bir yıl süre boyunca, Pamukkale Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Acil Tıp Ana Bilim Dalı'nda gerçekleştirilmiştir. Dahil edilme kriterlerine uyan hastalardan başvuru esnasında serum copeptin düzeyi tayini için 5 ml venöz kan alınmış ve araştırma formu doldurulmuştur. Hastaların demografik verileri, vital bulguları, primer hekimlerince yapılan diğer müdahaleleri, alınan laboratuvar tetkikleri, endoskopi uygulamaları ve kan ürünleri transfüzyonu verileri not edilmiştir. Çalışmanın sonlanım noktaları taburculuk, hastaneye yatış (servis ya da yoğun bakım), kötü sonlanım (30 gün içinde mortalite) olarak belirlenmiştir. Serum copeptin değerlerinin toplanan veriler ve sonlanım noktaları arasındaki ilişkisi araştırılmıştır. Çalışmamızın sonucunda GİS kanaması olan hastalarda copeptin değeri ile prognoz, transfüzyon miktarı ve hospitalizasyon durumu arasında bir ilişki bulunmamaktadır. Yine, bu hastalarda şok indeksinin prognozu göstermede, hospitalizasyonda, uygulanan transfüzyon miktarı ile arasında anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Prognoz konusunda şok indeksinin yol göstericiliğinin copeptine göre daha başarılı olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Acil servis, copeptin, gastrointestinal sistem kanaması, mortalite, prognoz

Acil servis-hastaneAcil tıpCopeptin+4
Emrah Akın
Pamukkale University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut pankreatit tanısı alan hastalarda NRL, PLR, CPR/albumin oranı gibi biyokimyasal parametrelerin hastalığın şiddetini öngörmedeki yerinin retrospektif olarak incelenmesi

Amaç: Bu çalışmada, Nötrofil/Lenfosit Oranı, Platelet/Lenfosit Oranı, CRP/Albumin, LDH/Albumin ve RDW gibi rutin kan tetkikinden elde edilebilecek belirteçlerin akut pankreatit geliş Ranson ve BİSAP skorları ile hastalığın şiddetini öngörmedeki yerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Pamukkale Üniversitesi Acil Servisi'ne başvuran ve akut pankreatit tanısı alan hastaların verileri Probel Hastane Bilgi Yönetim Sistemi Üzerinden 31.08.2022 tarihinden itibaren geriye doğru incelenerek %95 güç elde edecek şekilde 210 hasta çalışmaya dahil edildi. Her hasta için NLR, PLR, CRP/Albumin, LDH/Albumin ve RDW değerleri belirlendi ve geliş Ranson ve BİSAP skorları hesaplanarak hastalığın şiddeti ile korelasyonu değerlendirildi. Bulgular: Akut pankreatit tanısı alan hastaların %56,2'si kadın ve 43,8'i erkektir. Pankreatit nedeni olarak biliyer kaynaklı tanı konulan hastalar %84,8 ile çoğunluktaydı. Çalışmaya dahil edilen 18 ile 96 yaş aralığındaki hastaların ortalama yaşları 62,40'dı. Hastaların NLR değer ortalaması 13,03, PLR değer ortalaması 263,09, RDW değer ortalaması 14,21, CRP/ALB değer ortalaması 0,20, LDH/ALB değer ortalaması 9,96 olarak bulundu. Ranson skor ortalaması 1,07 ve BİSAP skoru ortalaması 1,04 olarak bulundu. Ranson skoruna göre 21 hasta şiddetli ve BİSAP skoruna göre ise 16 hasta şiddetli kabul edildi. Çalışmaya dahil edilen hastaların 16'sı yoğun bakım yatışı alırken mortalitesi olan 8 hasta vardı. Ranson skoru ile NLR ,PLR ve LDH/ALB arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (sırasıyla p=0,001, p=0,001, p=0,002). BİSAP skoru ile NLR, CRP/ALB ve LDH/ALB arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (sırasıyla p<0,001, p<0,001, p=0,01). Yoğun bakım yatışı öyküsü ile NLR ve CRP/ALB arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (sırasıyla p=0,001, p<0,01). Mortalite ile CRP/ALB arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur(p<0,001). BİSAP skoru ile yoğun bakım yatışı ve mortalite arasında korelasyon mevcutken (p<0,001) Ranson skoru ile yoğun bakım yatışı ve mortalite korele bulunmadı(p>0.05). Ranson skoruna göre anlamlı bulunan verilerin ROC analizi sonuçlarına göre NLR cut-off ≥11,87 değerinde ≥ AUC:0,74, sensitivite %71,4 ve spesifite %68,8, PLR cut-off ≥240,28 değerinde ≥ AUC:0,65, sensitivite %66,7 ve spesifite %62,4, LDH/ALB cut-off ≥11,13 değerinde ≥ AUC:0,82, sensitivite %81 ve spesifite %77,2 elde edildi. BİSAP skoruna göre anlamlı bulunan verilerin ROC analizi sonuçlarına göre NLR cut-off ≥12,02 değerinde ≥ AUC:0,74, sensitivite %75 ve spesifite %69,1, CRP/ALB cut-off ≥0,34 değerinde ≥ AUC:0,71, sensitivite %68,8 ve spesifite %65,5, LDH/ALB cut-off ≥9,68 değerinde ≥ AUC:0,67, sensitivite %68,1 ve spesifite %63,9 elde edildi. Sonuç: Çalışmamıza göre NLR ve LDH/ALB her iki şiddet skoru ile anlamlı bulunmuştur. CRP/ALB ise BİSAP, yoğun bakım yatışı ve mortalite ile anlamlı bulunmuştur. Bu sebeple akut pankreatit tanısı alan hastaların başvuru anında yapılacak rutin kan tetkikleri ile elde edilecek NLR, LDH/ALB ve CRP/ALB verilerinin birlikte kullanımının hastalığın şiddetini ve prognozunu öngörmedeki yeri oldukça yüksektir. Anahtar Kelimeler: Akut Pankreatit, Ranson, BİSAP, NLR, CRP/ALB, LDH/ALB

AlbüminlerC reaktif proteinHastalık şiddeti indeksi+6
Muhammet Emin Akcaöz
Pamukkale University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran COVID-19 enfeksiyonu olan hastalarda protrombin G20210A (faktör 2) ve PAI-1-4G/5G gen polimorfizminin incelenmesi

COVİD-19 popülasyonları arasındaki sonuçlar göz önüne alındığında, etkileşime giren faktörlerin mutasyonlarını taşıyan hastalarda COVİD-19 pnömonisinin tetiklediği tromboemboli komplikasyonları için genetik bir yatkınlık olabileceği düşünülmektedir. Çalışmamızda COVİD-19 hastalığı ciddiyeti ile Protrombin G20210A ve PAI-1-4G/5G gen poliformizminin ilişkili olabileceği ve bu ilişkinin klinik gidişatı arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçladık. Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilimdalı'na, öksürük, balgam, ateş, nefes darlığı gibi şikâyetlerle başvurmuş, acil serviste PCR pozitifliği ile COVİD-19 tanısı almış hastalar (n=150) ve enfeksiyon ile ilgili bir şikayeti bulunmayan sağlıklı bireyler (n=300) çalışmaya dahil edilmiştir. Hastalardan laboratuvar bulgusu için alınan kanın yanında antikoagülanlı tüplerden kan alınarak genetik halotipleme yapıldı. Hasta ve kontrol grubundan alınan kanlardan Protrombin G20210A ve PAI-1 gen mutasyonları incelendi. Elde edilen bulgular kayıt altına alınarak raporlandı. Hastalarımız, 18-90 yaş aralığında yer almakta olup, 53.4 ortalama yaşa sahipti. Bu hastaların %42'si kadındı ve incelenen genomlar ve polimorfizmleri arasında anlamlı farklılık bulunmadı. Hasta ve kontrol grupları arasında Protrombin G20210A ve PAI-1 gen polimorfizmleri anlamlıydı. Hastalarda en sık görülen semptomlar şunlardı: öksürük (%46), nefes darlığı (%37.3), ateş (%24.7), ve halsizlik (%18). Hastaların klinik ve laboratuvar bulgularında Protrombin G20210A GA ve GG alelleri arasında anlamlı fark gözlenmedi. Ancak, hastaların laboratuvar bulgularında Monosit ve Üre 4G/5G PAI-1 gen polimorfizmleri arasında anlamlı fark vardı. PAI-1 gen polimorfizmi ile CURB-65 skoru, PSI skoru, yatış süresi, görüntüleme sonuçları, yatış yeri, ve mortalite arasında anlamlı ilişki bulundu. Sonuç olarak PAI-1 gen polimorfizmlerinin COVİD-19 tanı, hastaneye başvuruda yönlendirme, mortalite ve PSI skorlamalarında etkili rol oynadığını gördük. PAI-1 gen mutasyonunun monosit sayımı ile doğrudan ilişkili olabileceğini VTE riskinin yanında COVİD-19 şüphesi ile başvuran hastalıklarda önemli bir belirteç olabileceğini düşünüyoruz. Bunun yanında acil servise kabul aşamasında kullanılan PAI-1 4G/5G heterozigot genomda CURB-65 skorunda 1,56 ortalama ile daha yüksek skor ve benzer oranda yoğun bakım yatışı vardı. Anahtar Kelimeler: COVİD-19, Tromboemboli, Protrombin G20210A, PAI-1, Gen Mutasyonu

Acil servis-hastaneAcil tıpCOVID 19+5
Ayşegül Baştaş
Pamukkale University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil Servise spor yaralanması nedeniyle başvuran erişkin hastalarda erişkin tipi Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite/Dürtüsellik Bozukluğu (DEHB) ilişkisi

Bu çalışmada spor yaralanmalarında DEHB'ın rolünün araştırılması ve bu durumu etkileyen faktörler belirlenerek, müdahale planlamalarının yapılmasında temel oluşturacağını düşünüyoruz. Acil Servise spor yaralanması nedeniyle başvuran erişkin hastalarda spor yaralanması ile DEHB arasındaki ilişkiyi araştırdık. Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalına spor yaralanması ile başvurmuş hastalar çalışmaya alındı. Acil servise spor yaralanması ile başvuran yetişkin bireyler (n= 150) ile travma ve yaralanma harici bir şikâyet ile başvuran bireyler (n=150) kontrol grubu olarak tanımlandı. Çalışmaya katılmayı kabul eden hastalara Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite/Dürtüsellik Bozukluğu (DEHB) Turgay DSM-IV YDB-TDÖ kullanılmıştır. Birey Tanıma Formu, Dikkat Eksikliği, Aşırı Hareketlilik/ Dürtüsellik, DEHB ile ilgili özellikleri değerlendiren bölümlerden alınan puanlarla hastaların DEHB düşük, orta veya yüksek dereceli semptom gösterme durumlarını inceledik. Araştırmada yer alan hasta grubunda 62 (%41,3) kadın, 88 (%58,7) erkek vardı ve kontrol grubu ile istatistiksel anlamlılık yoktu (p=0,128). Hasta grubunun yaş ortalaması (32,29) kontrol grubunun yaş ortalamasına (30,17) göre daha yüksektir. Hasta grubunda üniversite mezunlarında 63 (%42) kişiyle en çok, ilkokul mezunlarında 14 (%9,3) kişiyle en az olarak görülürken; kontrol grubunda üniversite mezunlarında 71 (47,3) kişiyle en çok, ortaokul mezunlarında 12 (%8) kişiyle en düşük mezuniyete sahipti. Sigara kullanımı ve eğitim durumunun hasta ve kontrol grubuyla arasında anlamlılık görülmedi (p<0,05). Hasta ve kontrol gruplarının DEHB derecesi ile aralarında bir anlamlılık görülmemiştir (p=0,071). Hasta grubunda dikkat eksikliğiinin ortalama 5,96 ile, aşırı hareket dürtüselliğin ortalama 5,93 ile, DEHB ilişkisinin ortalama 19,56 ile, DEHB skorunun 31,27 ile kontol grubundan daha yüksek olduğu görülmüştür. Düşük DEHB derecesinde sigara kullanmayanların 80 (%47,1) kişiyle daha fazla, orta DEHB derecesinde sigara kullanmayanların 69 (%40,6) kişiyle fazla olduğu görülürken, yüksek DEHB derecesinde 21 kişiyle kişiyle eşit olduğu görülmüştür. DEHB derecesi ile sigara kullanımı arasında anlamlı bir fark görülmüştür (p=0,036). Yaralanmamış yetişkin atletler arasındaki semptom raporlamasını inceleyen bir çalışmada, DEHB'li olanlar, DEHB'si olmayanlara göre çok daha fazla fiziksel, duygusal ve bilişsel semptomları doğrulamıştır. DEHB'li yaralanmamış erkeklerin neredeyse üçte biri (%31,5) ve yaralanmamış kadınların yarısı (%52,6) çeşitli işlevsellik alanlarındaki semptomlar bildirilmiştir. Yetişkinlerde travmatik spor yaralanmalarına risk faktörü olarak çevresel faktörlerin yanında insan davranışlarının incelendiği bir çalışmada DEHB'nin önemli bir unsur olduğu bildirilmiştir. Özellikle beyin sarsıntısı, temas sporlarında tüm yaş grupları arasında yaygındır; DEHB tanılı 13 yaş ve altı çocuklarda beyin sarsıntısı ile başvuru 1997 ile 2007 arasında iki katına ve 14-19 yaşındaki çocuklarda üç katına ve yetişkinlerde de 2 katına çıkmıştır. Bireylerin sporda veya farklı alanlarda yaralanmalarından önce DEHB taraması ile dikkatle irdelenerek incelenmesi ve potansiyel tanı konulmamış DEHB şüpheli bireylerin aktivitelerde yatalanmalarının önüne geçmek için klinik destek almaları gerektiğini düşünüyoruz. Spor yaralanmasında DEHB ilişkisi ile ilgili literatür taramasında çocuklarda yapılmış birkaç çalışma bulunmasına rağmen yetişkinlerde benzer çalışma bulamadık. Acil servise spor yaralanması ile başvuran yetişkin bireylerde DEHB varlığının gözden geçirilmesi ve olası bir şüphe halinde ilgili bölümlere yönlendirilmesinin önemli olduğu sonucuna varılmış olup, bu konu hakkında daha ayrıntılı ve kapsamlı çalışmalar yapılması önerilir. Anahtar Kelimeler: Spor yaralanması, dikkat eksikliği, hiperaktivite, dürtüsellik, yetişkinlerde DEHB, acil servis

Acil servis-hastaneAcil tıpDürtü kontrol bozukluğu+6
Mehmet Ölmez
Pamukkale University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Türkiye'de 3. basamak sağlık hizmetlerinde yaşanan acil servis kalabalığı hakkında anket çalışması

Giriş ve Amaç: Acil servisler hastanelerinkesintisiz hizmet veren birimleridir.Tüm dünyada büyük bir problem haline gelen Acil Servis kalabalığının olası nedenlerini ve çözüm önerilerine yönelik bir anket çalışması düzenledik. Materyal ve Metod:Toplam olarak dört bölümden oluşan bir anket formu hazırlandı. İlk bölüm katılımcıya ait bilgiler, ikinci bölüm hastane ve Acil Servis özelliklerini kapsamaktaydı. Üçüncü ve dördüncü bölümlerde sırasıyla olası nedenler ve çözüm önerileri mevcuttu. Anket formu "Google forms" ile oluşturuldu ve e-posta aracılığıyla ülkemiz 3. Basamak Acil Servis yönetici/ öğretim üyelerine mail yoluylagönderildi. Sonuçlar SPSS Statistics 15.0 for Windows programı ile değerlendirildi. Bulgular: Toplam olarak 83 Acil servis yönetici/öğretim üyesinden 47 (%56,6) yanıt ulaştı. Anket sonuçları 17/06/2016-30/09/2016 tarihleri arasında değerlendirildi. Katılımcılar acil servis kalabalığının en büyük nedeni olarak, toplumun acil servis kullanımı konusundaki tavrını belirlediler (%93,6). Sağlık Bakanlığı düzeyindeki temsiliyet eksikliği de en önemli faktörlerden bulundu (%93,6). Çözüm önerilerinde; poliklinikler için ayaktan tedavi ünitelerinin kurulması (%93,6), yatış için bekleyen hastaların ilgili servislerde takibi (%93,6), özlük hakların düzeltilmesi (%93,6) gibi öneriler ön planda saptandı. Tartışma: Çalışma sonucunda elde ettiğimiz verilere göre acil servis kullanımı konusunda halkın eğitimi, acil servis dışı faktörlerin düzeltilmesi, çalışanların özlük haklarının düzenlenmesinin acil servis kalabalığını azaltmada faydalı olacağı kanaatindeyiz. Bu sorunun çözümünde hastane yönetimi, genel sekreterlikler, bakanlık düzeyinde politikalar üretilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Bulgularımız büyük oranda literatürle uyuşmasına rağmen, katılımın düşük olması daha ayrıntılı yorumu engellemektedir. Anahtar Kelimeler: Acil Servis, Kalabalık

Acil servisAcil servis-hastaneAcil tedavi+3
Rasim Bilgin
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ayak ayak bileği travmalarında ultrasonografinin yeri

Amaç: Ayak-ayak bileği travmaları acil servis başvurularında önemli bir oran teşkil etmektedir. Tanıda kullanılan standart görüntüleme yöntemi X-ray görüntülemedir, ancak USG'nin uzun kemik fraktürlerinin tanısında gayet başarılı sonuçlar verdiği önceki yapılmış çalışmalarda belirtilmiştir. Bu çalışmanın amacı acil servise ayak-ayak bileği travması ile gelen hastalarda ayak-ayak bileği fraktürlerini tanımada USG'nin yeterliliğini değerlendirmektir. Bu sayede acil servislerde gereksiz direk grafi çekilmesinin önüne geçilebileceğini düşünmekteyiz. Materyal-Metod: 01.09.2016 - 01.12.2016 tarihleri arasında hastanemiz Acil Tıp Kliniğine ayak ayak bileği travması ile başvuran ve fraktür şüphesi olan 136 hasta çalışmamıza dahil edildi. Tek bir uygulayıcı doktor tarafından; hastalar, ayak-ayak bileği fraktürü (lateral malleol, medial malleol, metatars, kalkaneus, kuboid, kuneiform ve talus) açısından travmaya maruz kalan kemik yapı USG ile longitudinal ve transvers düzlemde değerlendirildi. Daha sonra hastalara ön-arka ayak ve ayak bileği grafisi ile gereken hastalara oblik ayak bileği grafisi çekildi. Bu grafiler tek bir Acil Tıp Uzmanı tarafından yorumlandı. Grafiyi yorumlayan araştırmacı USG sonuçlarını ve hastayı görmedi. Acil Tıp Uzmanı tarafından yorumlanan ayak ve ayak bileği grafisi altın standart tanı aracı olarak kabul edildi. Hastaların yaş, cinsiyet, travmanın oluş mekanizması, lokalizasyonu gibi özellikleri çalışma formuna not edildi. USG ve direk grafi görüntüleri dijital ortamda kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya 18 yaş üstü toplam 136 hasta dahil edildi. Hastalarımızın 80'i (%58.8) erkek, 56'sı (%41.2) kadındı. Yaş ortalaması 36'ydı. Hastalarımızın %55.8'ünde (n=76) sağ ayak travması görülürken, %44.1'inda (n=60) sol ayak travması görülmüştür. Hastalarımızın ayak-ayak bileği travmalarının oluş mekanizmaları sıklık sırasına göre; burkulma (%62.5), düşme (%27.2), çarpma (%7.3), sıkışma (%2.9) şeklindeydi. Hastalarımızın kırık bölgeleri incelendiğinde %53'ünde (n:33) metatars , %16'sında (n:10) lateral malleol , %8'inde (n:5) medial malleol, %6.4'ünde (n:4) kalkaneus, %4.8'inde (n:3) bimalleol, %1.6'sında (n=1) talus fraktürü saptanmıştır. X-Ray görüntüleme sonuçlarına göre 136 hastanın 62'sinde fraktür tespit edildi. USG ile bu fraktürlerin 60'ı görüntülenebildi. X-Ray görüntüleme sonucuna göre fraktür saptanmayan 74 olguda USG'de de fraktür saptanmadı. Bu bulgular ışığında ayak ayak bileği travmalarında kemik fraktürlerinin teşhisinde USG yönteminin sensitivite (duyarlılık) değeri %96.7; spesifite (seçicilik) değeri %100; pozitif prediktif değeri %100, negatif prediktif değeri ise %97.3 olarak saptandı. USG ile yanlış negatif sonuç veren iki vakada fraktür 5. metatars proksimal bölgesinde non deplase fraktürler idi. Sonuç: Acil servise ayak-ayak bileği travması ile başvuran hastalarda yaptığımız bu çalışmada; ayak-ayak bileği fraktürlerinin tanısında USG ile direk grafi karşılaştırıldığında; USG'nin sensitivitesi (duyarlılık) %96.7, spesifitesi (seçicilik) %100, pozitif prediktif değeri %100, negatif prediktif değeri %97.3 olarak saptanmıştır. Bu bulgular göz önüne alındığında; tekrarlanabilir olması, iyonize radyasyon içermemesi, taşınabilir olması, gebelerde ve çocuklarda güvenle kullanılabilir olması gibi avantajları göz önüne alındığında USG'nin ayak-ayak bileği fraktürlerinin tanısında etkin ve güvenilir bir şekilde acil servislerde kullanılabileceğini ve gereksiz grafi çekilmesinin önüne geçebileceğini düşünmekteyiz.

Acil servis-hastaneAcil tıpAyak+6
Çağrı Serdar Elgörmüş
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran 65 yaş ve üstü hastalarda 28 günlük mortalite tahmininde rapid emergency medicine score ve modified early warning score karşılaştırılması

Amaç: Acil servise başvuran 65 yaş üstü hastalarda mortalite tahmininde kullanılan Rapid Emergency Medicine Score (REMS), Rapid Emergency Medicine Score-Laktat (REMS-L), Modified Early Warning Score (MEWS) ve Modified Early Warning Score-Laktat (MEWS-L) skorlarının güvenilirliğini, etkinliğini karşılaştırmak ve 28 günlük mortalite tahmininde kullanılabilirliğini araştırmaktır. Materyal Metod: Bu çalışma 29 Şubat 2016 – 30 Nisan 2016 tarihleri arasında hastanemiz Acil Servisine başvuran 65 yaş ve üstü 1106 hasta dahil edildi. Sarı ve kırmızı olarak kabul edilen hastalar daha sonra ilgili alanda görevli acil tıp asistanı veya uzmanı tarafından değerlendirildi. Hastanın anamnezi ve özgeçmişi kaydedildi ve hayati bulguları kontrol edildi. Endikasyon dâhilinde olan hastalarda ilk gelişinde kan gazı alındı. Araştırmacılar, klinisyen tarafından elde edilen verileri ile REMS, REMS-L, MEWS ve MEWS-L puanlarını hesaplandı, çalışma formuna kaydedildi. REMS-L hesaplama formülü: REMS+ laktat (mmol/L). MEWS-L hesaplama formülü: MEWS+ laktat (mmol/L). Çalışmaya alınan hastaların telefon numaraları da kaydedildi. Hastaneye yatış verilen hastaların sistem üzerinden takibi yapıldı ve 28 gün içindeki mortaliteleri araştırıldı. Taburcu edilen hastalara 28 günün sonunda verilen telefon numaraları üzerinden ulaşıldı ve durumları öğrenildi. Bu süre sonunda ulaşılamayan hastalar araştırma dışı bırakıldı. Bulgular: Çalışmamız 1106 hastadan oluşmaktadır. Çalışmaya alınan hastaların yaş ortalaması 77,23±7,41 yıl, medyan değeri ise 77 yıl olarak hesaplandı. Hastalarımızın %52,3'ü (n= 578) kadın, %47,7'si (n= 528) erkektir. Hastane yatışı tahmininde ROC eğrisinin altında kalan alan REMS, REMS-L, MEWS ve MEWS-L için sırası ile 0,837; 0,918; 0,817; 0,927 hesaplandı (p değeri sırası ile p=0,001; p<0,001; p=0,002; p<0,001'dir). 28 günlük mortalite ROC eğrisinin altında kalan alan REMS, REMS-L, MEWS ve MEWS-L için sırası ile 0,659; 0,695; 0,647; 0,681hesaplandı (p değeri sırası ile p<0,001; p<0,001; p<0,001; p<0,001). Sonuç: REMS, REMS-L, MEWS ve MEWS-L geriatrik hastaların hastane yatışı ve 28 günlük mortalite tahmininde kullanımı kolay ve güçlü puanlama skorlarıdır. REMS ve MEWS'in laktat ile kombinasyonu geriatrik hastalarda 28 günlük mortalite tahminini artırabilir.

Acil servis-hastaneAcil tıpGeriatri+4
Serkan Demircan
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Paramediklerin (Ambulans ve acil bakım teknikeri) sık kullanılan ilaçlar ve girişimsel işlemler hakkındaki bilgi düzeylerinin belirlenmesi

Bu anket çalışması acil sağlık hizmetlerinde çalışan Paramediklerin (Ambulans ve Acil Bakım Teknikeri) sık kullanılan ilaçlar ve girişimsel işlemler hakkındaki bilgi düzeylerinin belirlenmesi. Amaç: Bu anket çalışması acil sağlık hizmetlerinde çalışan Paramediklerin (Ambulans ve Acil Bakım Teknikeri) sık kullanılan ilaçlar ve girişimsel işlemler hakkındaki bilgi düzeylerinin belirlenmesini amaçlamaktadır. Anket sonuçları mezuniyet öncesi ve sonrası eğitimlerin gözden geçirilmesi ve yeniden yapılandırılmasının gerekliliği açısından önem arz etmektedir. Materyal Metot: Çalışmaya 2016-2017 tarihleri arasında, Ankara ili ve ilçelerinde 112 ambulansları ve acil servislerinde çalışan 324 paramedik (Ambulans ve Acil Bakım Teknikeri) katılmıştır. Anket formu oluşturulurken ilk bölümde demografik veriler, ikinci bölümde ise acil servislerde ve ambulanslarda sıklıkla kullanılan intravenöz ilaçların endikasyonları, kontrendikasyonları, yan etkileri, uygulama dozları, dikkat edilmesi gereken özel durumlar ve girişimsel işlemlerle ilgili hazırlanan ifadelere yer verilmiştir. Bulgular: Katılımcıların çoğunluğu 18-26 yaş grubunda, önlisans mezunu, 2- 6 yıllık meslek deneyimine sahip paramediklerden oluşmaktadır. Katılanların çoğunluğu ilaç ve ilaç uygulamaları konusunda bilgi düzeyinin yetersiz (%48,7) olduğunu düşünmektedir. Katılımcıların çoğu mezuniyet sonrası girişimsel uygulamalar ile ilgili hizmet içi eğitim almıştır (%81,3). Katılımcıların sorulan sorulara verdikleri cevaplara göre aldıkları puan en yüksek 91,53; en düşük 32,2'tür. Katılımcıların puan ortalaması 70,57'dir. Kurumlarında girişimsel işlemler, ilaç ve viii ilaç uygulamaları ile alakalı hizmet içi eğitim alanların daha başarılı olduğu görülmüştür (p<0.05). Sonuç: Acil sağlık hizmetlerinde çalışan paramediklerin kardiyak ilaçlar, laringeal maske havayolu ve intraosseöz başta olmak üzere bazı konularda bilgilerinin yetersiz olduğu saptanmıştır. Bu konular başta olmak üzere hizmet içi eğitimlerin artırılmasının gerekli olacağını düşünmekteyiz.

Acil servis-hastaneAcil tıp servisleriAmbulanslar+4
Erdem Haytaç
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Toraks duvar kalınlığının bilgisayarlı toraks tomografisi ile demografik verilerle değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Tansiyon pnömotoraks hayatı tehdit eden yaralanmalardan biridir. Tedavisinde midklaviküler ikinci interkostal aralıktan iğne dekompresyon işlemi önerilmektedir. Ayrıca bu işlem için yapılan bazı çalışmalarda farklı anatomik bölgeler de önerilebilmektedir. Hayati öneme sahip olan bu işlemin, başarısız olduğu bazı durumlar mevcuttur. Bu çalışmadaki amaç toraks duvar kalınlığının bilgisayarlı tomografi (BT) ile demografik verilerle değerlendirilmesi ve başarılı bir işlem için hangi anatomik bölgenin seçilmesi gerektiğini bulmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde acil servise başvuran 147 hasta dahil edildi. Herhangi bir nedenle toraks BT çekilen bu hastaların sosyodemografik verileri ve vücut kitle indeksleri (VKİ) kayıt edildi Hastaların sağ/sol ikinci interkostal midklaviküler (MK) ve beşinci interkostal midaksillar (MA) ve anterior aksillar (AA) toraks duvar kalınlığı ölçümleri ayrı ayrı yapıldı. Bulgular: Çalışmaya alınan 147 hastanın %61,9'u erkek, %38,1'i kadın olup yaş ortancası 57,VKİ ortancası 25,47 olarak saptandı. Toraks duvar kalınlıkları ikinci interkostal aralık sağ MK alanda ortalama27,2 mm, solda 27,3 mm olarak hesaplanmıştır. Beşinci interkostal aralık MAhatta sağda 43,5 mm, solda 43,8 mm olarak saptanmıştır. Beşinci interkostal aralık AA hatta ise sağda 32,2 mm, solda 31,2 mm olarak ölçülmüştür. Her iki cinsiyette de VKİ arttıkça toraks duvar kalınlığının arttığı gösterilmiştir. Standart 5 cm'lik kataterler hastaların ikinci interkostal aralık MK alanda %12,9'unda; beşinci interkostal aralık MA alanda hastaların %67,4'ünde ve AA alanda ise hastaların %27,2'sinde başarısız olabileceği saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamızın sonuçlarına göre, tansiyon pnömotoraks olgularında klasik olarak kullanılan 5 cm'lik katater ikinci interkostal aralıktan uygulandığında, beşinci interkostal aralıktan uygulanmasına göre daha yüksek başarı oranlarına sahiptir. Bu çalışma iğne dekompresyon işlemi için klasik yöntem olan midklaviküler ikinci interkostal alanı önermektedir. Toraks duvar kalınlığının ise VKİ ile orantılı olarak arttığı ve bu durumun işlem başarısızlığına yol açabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.

DemografiGöğüsPnömotoraks+2
Serkan Şahin
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise göğüs travması ile başvuran hastalarda injury severity score (ISS) ve new injury severity score (NISS) travma skorlarının 28 günlük mortaliteye etkisi

Amaç: Tüm travma olgularının içerisinde baş-boyun ve ekstremite travmalarından sonra üçüncü sıklıkta göğüs travmaları görülmekte ve travmaya bağlı ölümlerin %25 ine sebep olmaktadır. Skorlama sistemleri, travmaların tedavi ve sonuçları hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlar. Biz bu çalışmada hastanemiz acil servisine başvuran toraks travması olan hastaların demografik ve klinik özelliklerini belirlemeyi; travma skorlama sistemleri ve bunların 28 günlük mortalite üzerine olan etkilerini analiz etmeyi amaçladık. Materyal ve Metod: Çalışmamızda bir yıl süreyle acil servisimize toraks travması ile başvuran hastalar retroprospektif olarak değerlendirildi. Bu hastalar yaş, cinsiyet, acile başvuru şekli, travma oluş mekanizması, eşlik eden yaralanmalar, hastanede kalış süreleri ve mortalite açısından incelendi. Ayrıca her hasta için Şok indeksi, Glaskow koma skoru (GKS), Injury severity score (ISS) ve New injury severity score (NISS) hesaplandı. Bulgular: Toplam 449 toraks travma olgusu çalışmaya dahil edildi. Bunların %72,6 si erkekti. Göğüs travmalarının %95'i künt travma şeklinde oluşmuşken, sadece %5,6 oranında penetran yaralanma mekanizması görüldü. Künt toraks travma nedenleri arasında en sık motorlu araç kazası (%41,9), yüksekten düşme (%24,7) ve düşme (%13,1) görüldü. Acil serviste hastaların %13,4'üne tüp torakostomi ve %0,024 torakotomi yapıldı, hastaların büyük çoğunluğuna konservatif tedavi uygulandı. Tanısal açıdan en sık kot kırığı (%71,5) görüldü. 28 günlük mortalite mortalite için yapılan ROC analizinde Şok indeksi için AUC=0,915 (<0,001), ISS için AUC=0,902 (p<0,001), NISS için AUC=0,892 (p<0,001), olarak tespit edildi. AUC 0,8 den büyük olduğu için ayırt etme gücü çok iyi olarak değerlendirildi. Şok indeksi, ISS ve NISS skorlarının mortaliteyi öngörmede etkili olduğu görüldü. Sonuç: Toraks travmalarında ISS ve NISS sistemlerinin ikisi de etkin olarak kullanılabilir. Çalışmamızda ISS ve NISS sonuçları ile 28 günlük mortalite arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edildi. ISS ve NISS arasında mortaliteyi öngörmede fark bulunamadı. ISS ve NISS'in spesifik hasta durumu ve travma türüne uygun kullanımını belirlemek için daha ileri araştırmalar yapılmalıdır.

Acil servis-hastaneAcil tıp servisleriDemografi+4
Eyüp Karaoğlu
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessEN

Evaluating the attention and concentration levels of 112 emergency health workers by their working conditions

EVALUATING THE ATTENTION AND CONCENTRATION LEVELS OF 112 EMERGENCY HEALTH WORKERS BY THEIR WORKING CONDITIONS Aim: In this study, it is aimed to determine the spontaneous attention levels according to the working time and conditions of the 112 emergency health workers and to analyze the effect of the variables related to the working conditions on their attention level. Tool and Methodology: In this study, it is aimed to evaluate the relationship between d2 attention test parameters before and after the shift of 112 emergency health workers. The d2 Attention Test is one of the tools that helps to measure selective attention. 112 ambulance personnel working throughout Ankara are includedinto this prospective and descriptive study. Participants' demographic data and d2 test scores before and after shift is statistically compared. Findings:The difference is statistically significant (Z = 8,680, p <0,001), while the median value of E total score is 18 (CAG: 43) before the shift and this value is 28 (CAG = 90) at the end of the shift. At the end of the shift, the median value of E error score is 2.7 (CAG: 6.5) before the shift. This difference is 4.3 (CA = 13.6) and the difference is statistically significant (Z = 8.680, p <0.001). At the end of the shift, this value is 269 (QOL = 90), and the difference is statistically significant (Z = 8,680, p <0.001) while the median CP score is 279 (CAG: 43) before the shift. The difference is statistically significant (Z = 8.680, p <0.001) when the median TN-E score is 640 (CAG: 43) before the shift and 630 (CAG: 90) after the shift. Result:According to the findings, it is found out that there is a significant difference between the results of d2 test before and after the shift. Significant differences between the d2 test scores indicate that the attention level of 112 staff decreases during work Key Words:shift, attention, d2test

Emergency service-hospitalEmergency medicineEmergency medical technicians+5
Yakup Uslu
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste iskemik inme tanısı alan hastalarda nötrofil lenfosit oranı ve tiyol disülfid dengesinin araştırılması ve 28 günlük mortalite ile karşılaştırmaları

Giriş ve Amaç: İnme global olarak gittikçe artan mortalite/morbidite nedenlerinin başında gelir ve tüm inmeler arasında en sık iskemik inme görülür. İskemik inmeli hastada hızlı tanı ve etkin tedavi mortalite ve morbiditenin azaltılmasında en etkin silahtır. Bu nedenle inme geçiren hastanın ilk başvuru yeri olan acil servislerde, bu hastalar için prognostik belirteçlere ihtiyaç her zaman olacaktır. Bu çalışma ile başvuru anında hesaplanan nötrofil lenfosit oranı ve oksidatif belirteçler ile hastalığın mortalite/morbiditesi arasındaki ilişkiyi ortaya koyabilmeyi amaçlamaktayız. Materyal ve metod: Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisine 18.03.2017 ve 30.11.2017 tarihleri arası başvuran iskemik inmeli 143 hasta, "hasta grubu" olarak ve hiçbir yakınması olmayan hasta grubu ile benzer yaşta 85 sağlıklı gönüllü "kontrol grubu" olarak çalışmaya dahil edildi. Kontrol grubu dâhiliye polikliniğine rutin kontrole gelen, ek hastalığı olmayan ve çalışmaya katılmayı kabul eden bireylerden seçildi. İki grubun yaş, cinsiyet, nötrofil, lenfosit, platelet, üre, kreatinin, albümin, native tiyol (NT), toplam tiyol (TT), disülfid (D), iskemi modifiye albümin (İMA) ve ferroksidaz değerleri kaydedildi. Nötrofil/lenfosit (NLO), platelet/lenfosit (PLO), indeks 1 ( disülfid/native tiyol), indeks 2 (disülfid/toplam tiyol), indeks 3 (native tiyol/toplam tiyol) oranları ile hasta grubun 28. gün sonu mortaliteleri kaydedildi. Tam kan ve biyokimya tetkiklerine ek olarak çalışılan oksidasyon parametreleri için ek kan numunesi alınmadı. Hâlihazırda biyokimya tüpüne alınan kan numunesinden oksidatif parametreler çalışıldı. Bulgular: Çalışmaya alınan 143 hastadan 67'si kadın (%49,6), 76'sı erkekti (%53,1). Yaş ortalamalar 71,99 yaş ± 11,57 yaştı. Yaş parametresi için hasta ve kontrol grubu arasında fark yoktu. Hasta grupta platelet sayısı daha düşük saptandı (hasta grup için medyan: 277x10³, min: 98x10³ maks: 473x10³; kontrol grubu için medyan: 258x10³ min: 72x10³ maks: 575x10³; p= 0,02 Mann Whitney U-test). Nötrofil sayısı ve NLO hasta grupta daha yüksekti (Sırasıyla hasta grupta nötrofil için medyan: 5600/μL min: 900/μL maks: 19900/μL; NLO için medyan: 3,64 min: 0,90 maks: 33,17; kontrol grubunda medyan: 4580 min: 1820 maks: 12740; sırasıyla p< 0,01; p= 0,01 Mann Whitney U-test). 28'inci gün sonunda eksitus olan grupta albümin değeri daha düşük saptandı (Yaşayanlarda medyan: 4,19 g/dL min: 2,96 g/dL maks: 5,0 eksitus grupta medyan: 4,02 g/dL min: 2,79 g/dL maks: 4,53 g/dL; p= 0,021; Mann Whitney U-test). Sürekli değişkenler içinde sadece NT ve TT parametrelerinin normal dağılıma uyduğu görüldü. NT ve TT değeri hasta grupta daha düşük saptanırken (sırasıyla p= 0,002; p= 0,007; independent samples t-test) İMA değeri hasta grupta daha yüksekti (p< 0,001; Mann Whitney U-test). Mortal seyreden hasta grubunda albümin, mortal olmayan hastalara kıyasla düşük saptandı (p< 0,021, Mann Whitney U-test). Ancak albümin mortalite için güçlü belirteç olarak saptanmadı Sonuç: Nötrofil ve NLO değerleri iskemik inmeli hastalarda daha yüksek saptanmış olup mortalite ile ilişkili bulunmamıştır. NT ve TT değerleri hasta grupta daha düşük bulunmuştur ancak mortalite ile ilişkilendirilmemiştir. Bu durum oksidan son ürünlerin artışından kaynaklanıyor olabilir. İMA hasta grupta yüksektir. Albümin hasta grupta mortalite ile ilişkili bulunsa da güçlü bir belirteç olarak öngörülememiştir. Sonuç olarak çalışmamız inflamatuar belirteçler ve oksidatif parametrelerin iskemik inmeli hastalarda önemini ortaya koymuştur

Acil servis-hastaneAcil tıpDisülfitler+7
Aysel Begüm Yılmaz
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste yoğun bakım ihtiyacı olan hastalarda thiol-disülfid düzeylerinin mortalite oranları ile korelasyonu

Amaç: Acil servise başvuran ve yoğun bakım ihtiyacı olan kritik hastalarda yeni bir oksidatif stres parametresi olan thioldisülfid düzey ölçümlerinin mortalite açısından prognostik olarak kulanılabilirliğini araştırmayı amaçladık. Materyal ve Metod: Çalışmamızda Kasım 2017-Nisan 2018 tarihleri arasında Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi Acil Servisine başvuran ve yoğun bakım ihtiyacı olan kritik hastalar prospektif olarak değerlendirildi. Çalışmaya acil servise başvuran 79 hasta ve 71 sağlıklı gönüllü kontrol olmak üzere toplam 150 kişi dahil edidi. Bu hastalar yaş, cinsiyet, acile başvuru şekli, bilinç durumu, akut fizyolojik durumu, nativ thiol, toplam thiol, disülfid, iskemi modifiye albümin, feroksidaz değerleri açısından incelendi. Ayrıca her hasta için ortalama arter basıncı, Glaskow koma skoru (GKS) ve APACHE 2 skorlarıhesaplandı. Her hastanın 28 gün sonraki mortalite durumları belirlendi. Bulgular:Hasta ve kontrol grupları cinsiyetine göre gruplara ayrıldı ve istatiksel olarak incelendi. Hasta grubun % 39,2'si kadın ( n: 31 ), %60,8'i erkekti (n:48). Kontrol grubunun %38'i kadın (n:27) , %62'si erkekti ( n:44 ). Cinsiyet dağılımında iki grup arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (ki-kare testi; p:0,879). Erel paneli parametrelerinden 28 günlük mortalite ile karşılaştırıldığında anlamlı çıkan değerler nativthiol ve toplam thiol değerleridir. Nativ thiol ortanca değeri 28 gün sonra tüm hasta örneklemde 277, sağ olanlarda 314 saptanırken exitus olanlarda ortanca değer 228 saptanmış olup istatiksel olarak anlamlıdır ( p <0,001 ). Yine benzer şekilde toplam thiol ortanca değeri tüm hasta örneklemde 28 gün sonra 322,5 sağ olanlarda 363,3 saptanırken exitus olanlarda ortanca değer 266 saptanmış olup istatiksel olarak anlamlıdır ( p <0,001 ). APACHE 2 mortalite yüzdelerinin de 1 aylık mortaliteyle ilişkisi anlamlı saptanmış olup hasta örneklemde toplam mortalite ortancası %22, 1 ay sonra sağ olanlarda ortanca % 16, ex olanlarda ise ortanca %42 olarak değerlendirilmiştir ( p:<0,001 ). Oksidatif stres göstergesi olan EREL parametrelerinden NT ve TT düzeylerinin APACHE 2 skorlaması ve APACHE 2 mortalite yüzdeleriyle negatif korelasyonu saptanmıştır. Sonuç:Oksidatif stres göstergesi olan EREL parametrelerinden NT ve TT düzeylerinin 28 günlük mortalite ile istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkisi olduğu ve APACHE 2 skorlaması ve APACHE 2 mortalite yüzdeleriyle negatif korelasyonları saptanmış olup hasta prognozunu belirlemek için anlamlı birer parametre olabileceğini düşündürmektedir.

APACHE skorlama sistemiAcil servis-hastaneAcil tıp+5
Nihal Şeylan
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessEN

Investigation of the effectiveness of the rate of neurophil lymphocyt in the estimation of the prognosis of the disease in 65 years and older with community-acquired pneumoni̇a patients in emergency service

OBJECTIVE:Theaimofthisstudywastoevaluatetheprognosisofthediseasebylookingat the NLR levels of patients aged 65 and over. In addition, the NLR level in patients diagnosed with CAP was compared with other infection markers to have an idea about thedisease. MATERİALS AND METHODS: This study included patients aged 65 years and older who were admitted to the Emergency Department of the Atatürk Training and Research Hospitalof Ankara Yıldırım Beyazıt University between January 2016 and December 2017 with the diagnosis of community-acquired pneumonia. The study was performed with a retrospective observational method. The demographic data, vital signs, laboratory parameters and radiological examinations of the patients included in the study were examined via HBYS system. The dates of application, gender and presence of additional diseases were recorded in the follow-upforms.. RESULTS: A total of 628 patients with CAP were included in the study. 267 (42.5%) of the patientswerefemaleand361(57.5%)weremale.Themeanageoftheparticipantswas78(65- 98). While 14 (2.2%) of the patients diagnosed with CAP were receiving Invasive Mechanical Ventilatorsupport,29(4.6%)patientsreceivednoninvasivemechanicalventilatorsupport,and 9 (1.4%) patients received vasopressor support. While 305 (48.6%) of the patients diagnosed withCAPweretreatedasoutpatients,253(40.3%)wereinpatientintheChestDiseaseService and 70 (11.1%) patients received treatment in the Intensive Care Unit. Mortality rates of the patientswereexaminedand33(5.3%)patientsdiedinthefirst28days,and40(6.4%)patients died in six months. 28-day mortality risk has increased in patients with heart failure, cerebrovascular disease and active tumor. 28-day mortality rates were significantly increased inpatientswithConsciousnessDisorder,RespirationRateof29,SystolicBloodPressurebelow 90mmHg,Pulserateofmorethan124perminute,PaO2<60orSaO2<90.The28-day Mortality rates of patients with acidosis (ph<7.35), BUN value greater than 29, detected pleural effusion in radiological examinations and hyperglycaemia (Glucose> 249) were significantly increased. The 28-day mortality rate was 42.9%, 20.7% and 33.3% for IMV, NIMV and Vasopressor support, respectively. The relationship between the parameters showing the infection status and the 28-day mortality was investigated and the values of Procalcitonin (p: 0,039) and Lactate (p: 0,011) were found to be effective in showing the 28-day mortality. The NLR value is different between the patients who are dischargedand the patients admitted to the hospital. However, the difference between those in the Service and Intensive Care Unit is not significant. Although the area under the curve is significant in the ROC analysis for NLR to distinguish inpatients and discharged patients, NLR cannot be interpreted as a strong marker for this purpose. CONCLUSION:NLR level is not effective inpredicting the mortality of patients. In this study, PSI, PCT and Lactate were found to be more effective. On the other hand, there is adifference between the patients who were discharged and admitted to the hospital in terms of NLR value. We can use this value for safedischarge.

Emergency service-hospitalEmergency medicineGeriatrics+5
Benan Koyuncu Aydın
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut pankreatitli hastalarda ilk başvuru anındaki ranson skoru ile tiyol disülfid düzeylerinin korelasyonu

Giriş: Akut pankreatitin başlaması ve ilerlemesinde serbest oksijen radikallerinin rolü son zamanlarda yapılan çalışmalar ile ortaya konmuştur. Serbest oksijen radikallerinin üretimine bağlı mekanizmalar sonucu hücre içi oksidasyon redüksiyon dengesinde oksidasyon lehine artış olması sıklıkla biyokimyasal oksidatif stres olarak tanımlanmaktadır. Tiyol/disülfid homeostazı yeni bir oksidatif stres göstergesidir. Bu çalışmadaki amacımız akut pankreatitte tiyol/disülfit dengesini değerlendirmek ve Ranson skoru ile tiyol/disülfit dengesinin korelasyonunun istatiksel olarak anlamlı olup olmadığını araştırmaktır. Materyal ve Yöntem: Çalışmaya 01 Ekim 2017 – 01 Ağustos 2018 tarihleri arasında acil servise başvuran ve akut pankreatit tanısı alan 77 hasta ve kontrol grubu olarak da 58 sağlıklı kişi dahil edildi. Hasta dosyaları retrospektif olarak tarandı. Hastaların yaş, cinsiyet, tam kan, biyokimya, feroksidaz ve tiyol disülfit değerleri ile nötrofil lenfosit oranları kayıt altına alındı. Hastaların başvuru anındaki Ranson skorları hesaplandı. Bulgular: Hasta grubunun %53,2'si (n=41), kontrol grubunun ise %53,4'ü (n=31) kadındı. Hasta grubunun yaş ortalaması 57 yıl, kontrol grubunun yaş ortalaması ise 61 yıldı. Hasta grubunda native tiyol, toplam tiyol ve feroksidaz değerlerinin kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde daha düşük olduğu saptandı (p değerleri sırasıyla <0,001; ˂0,001; 0,010). Ranson skoru ile toplam tiyolün zayıf derecede negatif yönde korelasyonu ve NLO'nun orta derecede pozitif yönde korelasyonu saptandı. Sonuç: Native tiyol, toplam tiyol ve feroksidaz; hasta grubunda istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük saptandı. Ranson skoru ile toplam tiyolün zayıf derecede negatif yönde korelasyonu mevcut olduğu sonucuna varıldı. Böylelikle, akut pankreatit hastalarında oksidan/ antioksidan dengenin bozulduğu ve bunun prognozu öngörür Ranson skoru ile korele olduğu sonucuna varıldı. Literatürde bu konuda az sayıda çalışma olduğu için yapılacak olan daha geniş kapsamlı çalışmalar ile bu konu daha detaylı bir biçimde araştırılabilir. Anahtar Kelimeler: pankreatit, Ranson skoru, oksidan, antioksidan, tiyol/disülfid homeostazı, tiyol, disülfid, ferroksidaz

AntioksidanlarDisülfitlerHomeostaz+6
Selda Kıdak
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut hemoraji modeli olarak gastrointestinal sistem kanaması ile acil servise başvuran hastalarda intravasküler (efektif) volüm değerlendirmede vena cava inferiordan geçen kan akım hızının doppler ultrasonografi ile ölçümünün incelenmesi

Akut gis kanamaya bağlı hemorajik şok tablosu ile acil servise başvuran hasta grubu, acil servislere başvuran kritik hasta gruplarının önemli bölümünü kapsamaktadır. Bu hasta grubunda intravasküler volüm durumunu doğru değerlendirmek, yapılması planlanan sıvı resüsitasyonuna yön vermektedir. Günümüzde kullanılan invaziv yöntemler, VCİ çap ve kollapsibilite ölçüm yöntemi gibi yöntemlerin, intravasküler sıvı durumu tespitinde kısıtlılıkları ve bu kısıtlılıklara bağlı literatürde tartışmalı noktaları mevcuttur. Ayrıca non-invaziv hemodinamik monitörizasyon yöntemleri literatürde yer bulmuş, validasyonları yapılmış ancak acil servislerde yaygın olarak kullanılmamaktadır. Bu sebeplerden dolayı VCİ'den geçen akım hızının ölçümünün intravasküler volüm değerlendirmede prediktif rolünün olacağı şeklinde hipotezimizi oluşturduk. Çalışmamıza akut gis kanama ön tanısı ile başvurmuş 18 hasta alınmıştır. Bu hastaların gelişinde demografik verileri, vital parametreleri, kan gazı değerleri, kardiyak ölçümleri; geliş-30. dk-60. dk- sıvı replasmanı sonrası verilen sıvıların cinsi ve miktarı, VCİ çap ve kollapsibilite ölçümleri, CW Doppler ile VCİ pik velosite ölçümleri ve ayrıca referans test olarak non-invaziv hemodinamik monitörizasyon cihazı verileri kaydedilmiştir. Kaydedilen bu veriler arasında istatistiksel analizler yapılmıştır. Çalışmamızda geliş VCİ pik velosite değerinin, geliş SVV Grup ile kıyaslanması istatistiksel olarak anlamlı olarak saptanmıştır(p=0.009). Geliş VCİ pik velosite ölçümünün özgüllüğü %100 ve duyarlılığı %84 olarak saptanmıştır. Aynı kıyaslama 30. dk, 60. dk ve replasman sonu değerleri ile yapıldığında istatistiksel olarak anlamlı sonuç saptanmamıştır. Çalışmamız sonucunda VCİ pik velosite ölçümü hipovolemiyi öngörmede anlamlı bulunmuştur ancak volüm düzeyi takibi için uygun saptanmamıştır. VCİ pik velosite ölçümü hipovolemiyi öngörmede VCİ çap ve kollapsibilite ölçümünden daha değerli sonuç vermektedir. Anahtar Kelime: Pik Velosite, CW Doppler, VCİ, Stroke Volume Variation, Volüm Durumu

Onur Cem Büyüktaş
Aydın Adnan Menderes University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çoklu travma hastalarında travma skorlarının (RTS, GAP, EMTRAS) klinik değerliliğinin incelenmesi, acil servis mortalite ile korelasyonu ve literatür ile karşılaştırılması

Amaç: Acil servislere başvuran hasta sayısının artması, gerçekten acil olan hastaların seçimini zorlaştırmaktadır. Bu nedenle, çeşitli travma ciddiyet skorlama sistemleri geliştirilmiş ve uygulanması önerilmiştir. Bu çalışmada, çoklu travma hastalarında, travma ciddiyet skorlarının (RTS, GAP, EMTRAS) mortalite ile ilişkileri değerlendirilmiştir. Gereç ve yöntem: Bu çalışma Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Hastanesi Acil servisinde bir yıllık dönemde, acil servise başvuran hastaların elektronik verileri restrospektif olarak değerlendirilerek yapıldı. Çalışmaya 16 yaş üzeri, çoklu travması olan hastalar dahil edilmiştir. Hastaların demografik verileri, skor hesaplamasında kullanılacak verileri ve Glasgow Koma Skorları hasta dosyalarından tarandı. Acil servis içindeki ve kısa dönem içindeki (30gün) mortaliteleri, travma skorları ile değerlendirildi. Veriler SPSS. version 21'e kaydedilerek analiz edildi Bulgular: Çalışmaya 333 çoklu travma hastası dahil edildi. Hastaların 294'ü (%88,3) erkek, 39'u (%11,7) kadındı. Medyan yaş 35,76±17,16 (Min:16-Max:90) olarak bulundu. Mevcut veriler ile hastaların RTS, GAP ve EMTRAS skorları hesaplandı. ROC eğrileri çizilip klinik değerlilikleri hesaplanan travma skorlarından RTS ve EMTRAS 'in acil servis içindeki mortaliteyi göstermede en başarılı skorlar olduğu görüldü. EAA'lar (eğri altında kalan alanlar) RTS, GAP, EMTRAS için sırası ile 0,901 ± 0,024 [%95 GA, 0,854 ila 0,948], 0,876 ± 0,035 [%95 GA, 0,808 ila 0,945], 0,917 ± 0,018 [%95 GA, 0,882 ila 0,953] olarak bulundu. Baz defisiti, PTZ ve INR parametreleri ile kısa dönem mortalite ve acil servis mortalite oranı arasında güçlü bir ilişki olduğu görüldü(p<0.001 GA, 0,848 ila 0,953). P<0,05 anlamlı olarak değerlendirildi. Sonuç: EMTRAS ve RTS skorlama sistemlerinin acil servislerde kullanılması sonrası ciddi travmaların etkin ve hızlı bir şekilde tanınması sağlanabilir. Bu hastaların triaj sonrası tedavileri başlanıp uygun merkezlere sevki sağlanarak mortalite ve morbidite oranlarının azalacağı kanaatindeyiz. Anahtar kelimeler: Çoklu travma, acil servis, RTS, GAP, EMTRAS, INR, Baz Defisiti, mortalite

Acil servis-hastaneAcil tıpMortalite+3
Ali Bucak
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran gastrointestinal sistem kanamalı hastalarda kan üre azotu (BUN)/ kreatinin oranının, PT APTT'nin, hematokrit düzeylerinin, trombosit sayısının ve ortalama trombosit hacmi (MPV)'nin mortalite ve morbidite üzerine etkisinin araştırılması

Amaç: Acil servise GİS kanama tanısı konan hastalarda demografik, klinik ve laboratuvar parametrelerinin, hastaların mortalite ve morbiditesi üzerinde etkili olup olmadığının araştırılması amaçlandı. Gereç ve yöntem: Çalışmamız 01.06.2018-01.06.2019 tarihleri arasında acil servise başvuran GİS kanamalı 113 olguda retrospektif olarak yapıldı. Hastaların cinsiyeti, yaşı, başvuru şikayeti, komorbid hastalıkları ve ilaç kullanımı, kanama bölgesi, laboratuar parametreleri, endoskopi bulguları, yatırıldığı birim ve mortalite durumu incelendi. Verilerin analizinde Kolmogorov-Smirnov, Mann Whitney-U, Ki-kare, Fisher Exact ve logistic regresyon analizi kullanıldı. Bulgular: Olguların yaş ortancası 67 yıl olup, %61,9'u erkekti. Hastaların %67,3'ünde ek hastalık saptandı. Alt GİS kanamalı olgularda ülseratif kolit, hemoroid ve diğer ek komorbidite varlığının sıklığı yüksek saptandı (p<0,05). Üst GİS kanamalı olgularda hematemez ve melena sıklığı anlamlı olarak yüksek iken, hematokezya alt GİS kanamalı olgularda anlamlı olarak yüksekti (p<0.05). Çalışmamızda Hb 9 gr/dl, Hct %27,5, MPV 10,4 μl, trombosit 225 x103/mm3 ortanca değerlerinde saptandı. GİS kanama seviyesi ve mortalite ile Hb, Hct, MPV ve trombosit değerleri arasında ilişki saptanmadı (p>0.05). Çalışmamızda kreatinin 0,8 mg/dl, BUN 24 mg/dl, BUN/kreatinin oranı 26 ortanca değerlerinde bulundu. GİS kanama seviyesinin kreatinin düzeyi ile arasında ilişki saptanmadı (p>0.05). Üst GİS kanamalı olgularda, BUN düzeyi ve BUN/kreatinin oranı anlamlı olarak yüksek saptandı (p<0.05). Olguların %47,8'inin servise ve %52,2'sinin yoğun bakıma yatırıldığı saptandı. Çalışmamızda mortalite oranı %4,4 düzeyinde olup, hiçbir faktörün mortaliteyi tek başına etkilemediği saptandı (p>0.05). Sonuç olarak GİS kanamalı olgularda birçok faktör hasta kliniği üzerinde etkili iken, mortaliteyi değiştirmediği saptandı. Bu durum mortal seyreden hasta sayısı ile ilişkili olabilir. Bu nedenle daha geniş vaka serilerine ihtiyaç vardır Anahtar kelimeler: GİS kanama, acil servis, hematolojik parametreler, mortalite

Acil servis-hastaneAcil tıpGastrointestinal hastalıklar+7
Türkan Emir
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çoklu travma hastalarında tarama bilgisayarlı tomografi (beyin bt, servikal bt, toraks bt, batın bt) yorumlamalarında; acil tıp asistan yorumlarının radyoloji raporu ile uyumluluğunun değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmadaki amacımız, hastanemiz acil servisine başvuran çoklu travması olan hastalara istenen tarama bilgisayarlı tomografi (Beyin BT-Servikal BT-Toraks BT-Batın BT) görüntülerinin acil tıp asistanları (ATA)'nın yaptığı görüntü değerlendirmesinin radyoloji raporu ile uyumluluğunu karşılaştırmaktır. Gereç ve yöntem: Bu çalışma Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Hastanesi Acil servisinde bir yıllık dönem içinde kabul edilen 150 çoklu travma hastasının görüntülemesi ile yapıldı. Hastaların çekilen Beyin BT-Servikal BT-Toraks BT-Batın BT'lerin resmi yorumu ve ATA yorumları karşılaştırıldı. İki grup arasındaki doğruluk oranı, kappa katsayısı, spesifite, sensitivite, pozitif prediktif değer (PPD) ve negatif prediktif değer (NPD) hesaplandı. Veriler SPSS. version 22'e kaydedilerek analiz edildi Bulgular: Beyin BT'de doğruluk oranının %96 (kappa: 0.920), servikal BT'de doğruluk oranının %96.7 (kappa: 0.882), toraks BT'de doğruluk oranının %96.6 (kappa: 0.926) ve batın BT'de doğruluk oranının %96.6 (kappa: 0.919) olduğu saptandı. Çalışmamızda tüm BT'lerin torumlanmasındaki doğruluk oranının %96 ve kappa değerinin 0.764 (spesifite: %97.1, sensitivite: %84.6, PPD: %98.5, NPD: %73.3) olduğu saptandı. Çalışmamızda beyin, servikal, toraks ve batın BT'lerde ATA'lar ve radyologların değerlendirilmesindeki benzerlik istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05). Sonuç: Acil servislerde çekilen BT'lerde ATA'lar ve radyologların yorumları arasında yüksek düzeyde uyumluluk mevcuttu. Bu durumun hastaların klinik değerlendirme, tanı ve tedavi aşamasındaki süreci kısaltacağı kanaatindeyiz. Anahtar kelimeler: Çoklu travma, acil servis, tomografi, acil tıp asistanı

Mehmet Burak Cilli
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessEN

Demographic characteristics and socioeconomic conditions of acute ischemic patients who apply to the emergency service

Objective: To determine the socioeconomic status of patients diagnosed with ischemic stroke who applied to the emergency department in our hospital and to reveal the relationship between low socioeconomic status and stroke severity. Material and Method: In our study, a questionnaire was applied to 65 patients who were diagnosed with acute ischemic stroke who applied to the emergency service between April 2019 and January 2020, or their relatives, to determine their socioeconomic status. Age, gender, marital status, education levels, economic levels, economic perceptions, nutritional habits, risk factors, vital signs, NIHSS, arrival time to the emergency room, and routine laboratory tests were created as independent variables. In particular, the relationship between socioeconomic status and education levels and stroke severity was analyzed statistically. Results: A total of 65 patients (mean age 74.1 ± 11.5 years) with acute ischemic stroke admitted to the emergency department were included in the study. It was found that cases with lower education level, working with physical strength and income level below 1500 TL were independently associated with higher NIHSS. Conclusion: Socioeconomic status was found to be related to the severity of stroke. Less education level and low economic level were found to be associated with more severe stroke in acute ischemic stroke patients. It was found that those who worked with physical force had a severe stroke. Keywords: ischemic stroke, socioeconomic status, educational level, NIHSS, physical stregth

Emergency service-hospitalEmergency medicineEducation level+3
Halil Barış Başer
Muğla Sıtkı Kocman University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran üst gastrointestinal kanamalı hastalarda periferik perfüzyon indeksi ölçümünün hipovolemik şoku ve kan transfüzyon ihtiyacını öngörmedeki yeri; ileriye dönük, gözlemsel çalışma

Yatmazoglu Aki, Z. Acil Servise Başvuran Üst Gastrointestinal Kanamalı Hastalarda Periferik Perfüzyon İndeksi Ölçümünün Hipovolemik Şoku ve Kan Transfüzyon İhtiyacını Öngörmedeki Yeri; İleriye Dönük, Gözlemsel Çalışma Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı Tıpta Uzmanlık Tezi, Eskişehir, 2024. Yapılan çalışmalarda gastrointestinal kanama hastalarında transfüzyon ihtiyacı ve mortaliteye yönelik birçok klinik skorlama sistemi geliştirilmiştir. Gastrointestinal kanamalarda mortalitenin azalması için kritik hastanın erken saptanması gerekmektedir. Bu bilgiden hareketle araştırmamızın amacı acil serviste üst gastrointestinal kanamalı hastalarda Pİ ölçümüyle kritik hastayı erken tespit etmeyi ve transfüzyon ihtiyacını tahmin etmeyi amaçladık. Çalışma, tek merkezli, prospektif ve gözlemseldir. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurul onayı alınmıştır. Çalışmaya 18 ve üzeri yaş grubundaki üst gastrointestinal kanama tanısı alan toplam 134 hasta alındı. Hastaların demografik özellikleri, komorbid hastalıkları, vital bulguları, laboratuvar verileri, transfüzyon kaydı, endoskopi bulguları, şok indeksi ve Pİ değerleri kaydedildi. Pİ<1 saptanan 66 hastada acil serviste kan transfüzyon ihtiyacı (p<0,001) ve hastane içi mortalitenin (p>0,044) daha fazla olduğunu bulduk. Acil serviste kan transfüzyon ihtiyacını saptamak için yapılan ROC analizinde Pİ'nin transfüzyon ihtiyacını ön görmede şok indeksi, laktat ve baz açığı ölçümlerinden daha anlamlı olduğu bulduk (AUC ve p değerleri: Pİ için 0.771, p<0.0001). Bu da gösteriyor ki Pİ ölçümleri sayesinde, hastaların daha hızlı ve etkili bir şekilde triyaj edilmesi, kritik hastaların erken saptanması ve transfüzyon ihtiyacının tahmin edilmesi mümkün olabilir. Anahtar Kelimeler: Üst gastrointestinal kanama, Şok, Kan Transfüzyonu, Perfüzyon İndeksi

Zeynep Akı Yatmazoğlu
Eskişehir Osmangazi University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

TÖTM acil servisine başvuran hastaların değerlendirilmesinde modifiye erken uyarı skoru ve mainz acil değerlendirme skoru kullanımının hasta prognozunu öngörmedeki etkinliği

Giriş ve Amaç: Son yıllarda, acil servisler ve yoğun bakım birimlerinde kritik hastaların taburculuk ve hastalık ciddiyetinin değerlendirilmesinde kullanılabilecek skorlama sistemlerine olan ilgi giderek artmaktadır. Bu çalışmada amacımız acil servise başvuran hastaların hastalık ciddiyetlerini belirleme ve hastaneye yatırılan hastaların sonlanımlarını öngörmede MEES ve mEWS sistemlerinin etkinliğini araştırmaktır.Materyal ve Metot: 01 Ocak ? 15 Şubat 2011 tarihleri arasında, İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Acil Servisi'ne herhangi bir yakınma ile başvuran ve acil serviste müdahale edilen veya gözlem altında tutulan tüm hastalar arasından hastaneye yatışı gerçekleştirilen 1051 hasta çalışma evrenimizi oluşturdu. Çalışmaya alınan hastaların yaşının, cinsiyetinin, triaj kategorisinin, acil servise başvuru saatlerinin, mEWS ve MEES parametrelerinin herhangi bir kliniğe yatırıldığında yatış yerlerine ve mortalitelerine göre etkileri araştırıldı. İstatistiksel verilerin analizinde windows için SPSS paket programının 16.0 nolu versiyonu kullanıldı. Veriler ortalama, standart sapma (SD), ve yüzde olarak özetlendi. Risk faktörlerinin hesaplanması amacıyla univariate ve multivariate analizler kullanıldı.Bulgular: Çalışmaya alınan hastaların yaş ortalamaları 58±19'du ve bunların 467'si (%44) kadın, 584'ü (%56) erkekti. Hastaların 21'i (%2) triaj 1 kategorisi, 646'sı (%61) triaj 2 kategorisi ve 384'ü ise (%37) triaj 3 kategorisindeydi. Bu hastaların 341'i (%32) yoğun bakıma, 710'u ise (%68) herhangi bir sevise yatırıldı. Çalışmaya alınan 1051 hastadan 935'i (%89) hastaneden taburcu edilirken, 116 hasta (%11) hastanede ex oldu. Hastaların mortalitelerine göre GKS, AVPU ve mEWS değerleri istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.0001).Hastaların mortalitelerine göre delta MEES değerleri istatistiksel olarak anlamsız olarak bulundu (p<0.127). Yapılan multivariate analizde hastaların mortalitelerini belirlemede hasta yaş grupları, GKS ve mEWS değerleri ve yatış yerlerini belirlemede ise yaş grupları, GKS ve AVPU değerleri etkin faktörler olarak bulundu.Sonuç: Çalışmamızın sonuçları mEWS değerlendirmesinin acil serviste kullanımının hasta prognozunu ön görmede ve hastaların yatacağı birimlerin belirlenmesinde etkin ve güvenilir bir araç olduğunu desteklemektedir. Aynı zamanda acil servislerde kolayca kullanılabilen GKS ve AVPU değerlerinin de güvenilir yol göstericiler olduğunu ortaya koymuştur. Diğer yandan MEES değerleri acil servislerde kullanım için uygun bulunmamıştır.

Acil durumlarAcil servis-hastaneAcil servis-psikiyatri+7
Feride Sinem Akgun
İnönü University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste dinamik bilgisayarlı tomografi ile pulmoner emboli tanısı konulan hastaların manyetik rezonans görüntüleme bulgularının değerlendrilmesi

ÖZETGiriş ve Amaç: PE hayatı tehdit eden acil servislerde hekimlerin sık karşılaştığı birhastalıktır. Erken tanı tedavisi kadar önemlidir. Toraks BT, PE tanısında en sık kullanılangörüntüleme yöntemidir. Gebelerde, kontrast alerjisi ya da böbrek yetmezliği olanhastalarda toraks BT kontrendikedir. MR tetkiki son yıllarda kullanımı artan radyasyoniçermemesi nedeniyle önemli bir görüntüleme yöntemidir. Bu çalışmanın amacı; PEdüşünülen ancak böbrek yetmezliği, kontrast madde alerjisi, gebeliği olan hastalar ilegörüntülemenin hızlı yapılması gereken hastalarda, toraks difüzyon MR görüntülemetekniğinin kullanabilirliğini araştırmaktır.Gereç ve Yöntem: Bu prospektif çalışma 5 Aralık 2010 ? 31 Kasım 2011 tarihleri arasındahastanemiz Acil Servisine başvuran dinamik kontraslı BT ile PE tanısı konulmuş 29 hastayıkapsamaktadır. Dinamik kontrastlı toraks BT ile PE tanısı konulmuş bu hastalara toraksdifüzyon MR görüntüleme yöntemi uygulandı.Bulgular: PE tanısı konulan 29 hastada, dispne ve göğüs ağrısının en sık başvuru nedeniolduğu tespit edildi. Ortalama ADC değeri tüm hastalar için 2.39x10-³±4.6 mm²/sn olarakbulundu. Enfarktların ortalama ADC değeri 1,98x10-³±4,5 mm²/sn olarak bulundu.Atelektazi alanları için ortalama ADC değeri 2,57x10-³±3,3 mm²/sn olarak bulundu.Atelektazi 20 (%59,1) hastada, enfarkt 9 (%30,9) hastada gözlendi. ADC değeri açısındanatelektazi ve enfarkt arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0.0001).Sonuç: PE tanısının konulmasında ve PE'nin periferik lezyonlarının değerlendilmesindetoraks difüzyon MR tetkiki alternatif bir görüntüleme yöntemi olabilir. Özellikle gebelerde,kontrast madde alerjisi olanlarda, böbrek yetmezliği olan olgularda ve hızlı görüntülemeningerektiği durumlarda, PE tanısında ve PE'nin periferik lezyonlarının değerlendilmesindetoraksın difüzyon ağırlıklı görüntüleme tetkiki yararlı sonuçlar verebilir. Difüzyon toraksMR görüntüleme tetkikinin PE tanısında kullanılabilmesi için daha erken dönemdeuygulanmış daha çok vaka ile yapılacak çalışmalara ihtiyaç vardır.nahtar kelimeler: Pulmoner emboli, toraks difüzyon manyetik rezonans görüntüleme,toraks bilgisayarlı tomografi

Acil servis-hastaneDifüzyon manyetik rezonans görüntülemeGöğüs+3
Sevgi Yumrutepe
İnönü University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kafa travması ve hemorajik şok oluşturulan sıçanlarda, farklı sıvı tedavilerinin beyin ödemi, koagülasyon parametreleri, serum ADH, ACTH ve aldosteron düzeyleri üzerine olan etkilerinin karşılaştırmalı değerlendirilmesi

Amaç: Deneysel kafa travması ve hemorajik şok oluşturulan sıçanlarda gelişen beyin ödemi, koagülasyon parametreleri, hipoksiyi gösteren laktat düzeyi, hipotalamik hipofizyel aksı gösteren hormonlar (ADH, Aldosteron ve ACTH) üzerine travmadan hemen sonra verilen sıvıların etkilerinin karşılaştırmalı değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Ayrıca bu sıvıların travmatik beyin dokusundaki etkilerini histopatolojik olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metod: Çalışmada ağırlıkları 180-210 gram arasında değişen 48 adet Spraque-Dawley cinsi erkek sıçan kullanıldı. Her biri 8 adet sıçan içeren 6 deney grubu oluşturuldu. Bütün sıçanlara kafa travması modeli uygulandıktan hemen sonra vena cava inferior kateterize edilerek hemorajik şok yapıldı. Hemorajik şoktan hemen sonra yine aynı yolla %09 serum fizyolojik, ringer laktat, hiperheas ve %3 serum fizyolojik verildi. Her grupta yer alan toplam 48 sıçan travmadan 24 saat sonra yaş-kuru ağırlık, kan analizi (aPTT, INR, trombosit, fibrinojen, D-dimer, laktat, ADH, ACTH, aldosteron) ve beyin dokusu (hasarsız olarak çıkarıldı) patolojik değerlendirmesi için sakrifiye edildi. Bulgular: Yaş-kuru ağırlık metodu ile ölçülen beyin su oranı %9 serum fizyolojik ve ringer laktat grubunda diğer gruplarda daha düşük bulundu. Koagülasyon parametrelerinden ortalama trombosit sayıları gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu. Ringer laktat ve %09 serum fizyolojik grubunda ortalama aPTT süresi travma grubundan daha kısaydı. En düşük INR düzeyi %09 serum fizyolojik grubundaydı. Ringer laktat grubunda sadece bir sıçanda D-dimer yüksekliği görülürken kontrol grubu dışındaki diğer gruplarda birden fazla sıçanda D-dimer yüksekliği tespit edildi. Bu verilerden farklı olarak fibrinojen düzeyi en düşük grup hiperheas resüsitasyon grubunda bulundu. Doku hipoksisi göstergesi olan laktat düzeyi hiperheas ve ringer laktat grubunda travma grubundan daha düşük olarak bulundu. Hemorajik şokta sıvı kaybına bir yanıt olarak salınan ADH sadece hiperheas grubunda düşük olarak tespit edildi. Grupların ACTH düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu. Travma grubunda aldosteron düzeyi diğer gruplardan daha yüksekti. Histopatolojik olarak iskemik hasar göstergesi olan red nöron ortancası hiperheas grubunda en düşüktü. Ödem en düşük ringer laktat ve %09 serum fizyolojik grubundaydı. Hücre ölümü göstergesi olan nekroz en düşük hiperheas ve %09 serum fizyolojik grubunda görüldü. Kanama en yüksek %3 serum fizyolojik grubunda tespit edildi. Sonuç: Bu çalışmada, kafa travması ve hemorajik şok ile gelen hastalarda sahada yada acil serviste %09 serum fizyolojik yada hiperheas (poli (O-2-hidroksietil) nişasta ve %7.2 sodyum klorür) sıvı resüsitasyonunda ilk olarak verilmesinin hastaya yarar sağlayacağı düşünülmektedir. Bununla birlikte, hangi sıvının diğerinden daha üstün olduğunu söylemek pek mümkün değildir. Anahtar Kelimeler: Hemorajik şok, Hipertonik salin, Kristaloid, Kafa travması

AldosteronBeyin ödemiKafa yaralanmaları+6
Mustafa Safa Pepele
İnönü University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kafa travmalı geriatrik hastalarda prognozu etkileyen faktörlerin incelenmesi

Giriş: Kafa travmaları geriatrik hastalarda önemli morbidite,mortalite ve ekonomik kayıp sebebi olan bir sağlık sorunudur.Kafa travması ile acil servise başvuran 65 yaş üstü hastalardan, hayati tehlike ya da ciddi morbidite nedeni olabilecek intrakraniyal patolojileri tespit etmek acil servis hekimlerinin üzerinde dikkatle durması gereken görevleri arasında yer almalıdır. Amaç: Çalışmamızda 65 yaş üstü kafa travması tanısı alan hastalarda bilgisayarlı tomografide patolojik bulgu prevalansını değerlendirmeyi ve geriatrik kafa travmalı hastalarda prognozu etkileyen hematolojik faktörleri değerlendirmeyi amaçladık.Çalışmamızda ayrıca, geriatrik kafa travması konusunda ülkemizin epidemiyolojik verilerine katkıda bulunmak ve bu hastaların hastanede kalış süresini arttıran parametrelerin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamızda Dumlupınar Üniversitesi Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisine kafa travması nedeniyle başvuran ve bilgisayarlı tomografi incelemesi yapılan 65 yaş üstü hastalar geriye dönük olarak incelendi. Çalışmamıza dahil ettiğimiz vakaların,yaş,cinsiyet, travma oluş mekanizması,koagülopati,beyin bilgisayarlı tomografi sonuçları,lökosit sayısı,nötrofil/lenfosit oranı(NLO),trombosit/lenfosit oranı(TLO),taburculuk,yatış,sevk,ex durumları kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 320 hastanın 151'i erkek, 169'u kadın idi.Geriatrik popülasyonun kafa travmasıyla sıklıkla karşılaştığı nedenler arasında ise düşmelerin(%37.2) ve trafik kazalarının(%18.8) en sık nedenler olduğu belirlendi(%56).65 yaş üstü kafa travması olan hastalarda anormal Beyin BT bulgusu olan hasta sayısı 34 olup,geriatrik kafa travmalarında anormal Beyin BT prevalansı %10.6 saptandı.Bu oranın erken yaşlılık(65-74 yaş),orta yaşlılık(75-84 yaş),geç yaşlılık(85 yaş ve üstü) gruplarında anlamlı değişimi saptanmadı.Çalışmaya dahil edilen 320 hastanın 7'si ex olup,geriatrik kafa travmalarında mortalite oranı %2.2 olarak saptandı.Lökositoz,nötrofil/lenfosit oranı yüksekliği,koagülopati olması ve 75 yaş üstü geç yaşlılık dönemi morbidite ve mortaliteyi arttıran nedenler olarak tespit edildi. Sonuç:Geriatrik kafa travmalarında,kafa travmasının düşme veya trafik kazası sonrası yaşanması,lökositoz olması,nötrofil/lenfosit oranının yüksek olması,geç yaşlılık evresi hasta olması(75 yaş ve üstü) intrakraniyal patoloji riskini artırmaktadır.Kafa travmalı hastaları acil serviste değerlendirirken yaşını,travma mekanizması ve şiddetini sorgulamayı,kan tahlili alım ve bilgisayarlı tomografi çekim endikasyonlarını geniş tutmayı,acil servis gözlem süresini uzatmayı ve konsültan hekim desteği almayı planlamak akılcı bir yaklaşımdır. Anahtar kelimeler: Geriatrik kafa travması,nötrofil/lenfosit oranı,trombosit/lenfosit oranı,İNR,Bilgisayarlı Tomografi,Mortalite

GeriatriKafa yaralanmalarıKan trombositleri+4
Hasan Aydın
Kütahya Dumlupınar University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut serebrovasküler hastalık tanısı ile takip edilen hastalardaki sıvı elektrolit dengesizliklerinin retrospektif olarak incelenmesi

İnme; aniden ortaya çıkan fokal ya da global serebral disfonksiyona yol açan, vasküler neden dışında görünen farklı bir sebebi olmayan, yirmi dört saat veya daha uzun süren ya da ölüme sebep olan klinik durum olarak tanımlanmaktadır. Elektrolit bozuklukları inmenin akut fazının sonucu üzerinde olumsuz etkilere sahip olabilmekte ve bu sebeple elektrolit bozukluğunun erken tespiti ve tedavi edilmesi son derece önemli olarak görülmektedir. Çalışmamızın amacı inme alt tipleri ile elektrolit imbalansı arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisi'ne 1.03.2017-1.03.2022 arasında başvurup akut serebrovasküler hastalık tanısı alan 128 hasta çalışmamıza dahil edilmiştir. Hastaların demografik özellikleri, hastane başvuru saatleri, radyolojik görüntülemeleri, sodyum, potasyum, klor, glukoz, üre, kreatinin, hemogram, ek hastalıkları, vital bulguları (ateş, nabız, tansiyon değerleri, parmak ucu saturasyonu, solunum sayısı ve GKS Skoru) ve klinik seyirleri retrospektif olarak incelenmiştir. Çalışmamızda hiponatremik olan hastaların 11 tanesi (%57,9) iskemik, 8 tanesi (%42,1) hemorajik serebrovasküler hastalığı olan grupta olup her iki hasta grubunda ortalama sodyum değerleri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark çıkmamıştır. Hipokalemik hastaların 3 tanesi (%75) iskemik grupta, 1 tanesi (%25) hemorajik grupta olup her iki hasta grubunda ortalama potasyum değerleri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark çıkmamıştır. Hipokloremi saptanan hastaların ise 5 tanesi (%62,5) iskemik, 3 tanesi (%37,5) hemorajik grupta yer almakta olup her iki hasta grubunda ortalama klor değerleri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark çıkmamıştır. Sonuç olarak akut serebrovasküler hastalıklarda elektrolit değişikliklerini incelediğimiz bu çalışmada hemorajik tip ve iskemik tipteki serebrovasküler hastalıklarda elektrolit imbalansları anlamlı sonuç vermemiştir. Çalışmamız literatürdeki çoğu çalışma ile paralel sonuçlar göstermektedir.

Retrospektif çalışmalarSerebrovasküler bozukluklarSerebrovasküler dolaşım+2
Onur Sezer
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran alzheimer hastalarının başvuru şikayetlerine göre prospektif olarak değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, acil servislere (AS) başvuran Alzheimer hastalarının, başvuru nedenlerinin analizidir. Çalışma, 01.07.2021-01.07.2022 tarihleri arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Bursa Şehir Hastanesi acil servislerine başvuran ve Alzheimer hastalığı (AH) olan hastalar üzerinde prospektif olarak yürütüldü. Araştırma kapsamına 103'ü erkek (%41,5) ve 145'i kadın (%58,5) olmak üzere toplam 248 hasta alındı. Bu hastaların ortalama 4,58±3,68 yıldır AH tanısı olduğu tespit edildi. Başvuru nedenleri incelendiğinde en sık üç şikayetin sırasıyla genel durum bozukluğu (%18,9) dispne (%15,7) ve ateş yüksekliği (%14,1) olduğu görüldü. En az bir konsültasyon istenen hasta sayısı 202 (%81,5) olduğu, en sık konsültasyon istenen üç kliniğin göğüs hastalıkları, dahiliye ve nöroloji olduğu saptandı. Hastaların AS'de aldıkları en sık üç tanının sırasıyla pnömoni (%17,7), iskemik serebrovasküler hastalık (SVH) (%10,3) ve üriner sistem enfeksiyonu (%9,3) olduğu belirlendi. Hastaların 42,7'sinin klinik, %18,1'inin yoğun bakım ünitelerine yatışının yapıldığı belirlendi. En sık yatış yapılan üç bölümün göğüs hastalıkları, dahiliye ve nöroloji olduğu görüldü. Bu süreçte AS'de kalma süreleri ortalama 7,93±5,93 saat olduğu hesaplandı. Sonuç olarak AS'ye başvuran Alzheimer hastalarına en sık konan tanıların sırasıyla pnömoni, iskemik SVH ve üriner sistem enfeksiyonu olduğu; yaş ilerledikçe AS'ye başvurma sıklığının arttığı ve başvuran tüm hastaların yarısından çoğunun yatış endikasyonu olduğu tespit edilmiştir.

Acil servis-hastaneAcil tıpAlzheimer hastalığı+3
Murat Aslan
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran yaşlı hastalarda farklı kırılganlık ölçeklerinin kısa dönem mortalite tahmininde değerliliğinin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı, acil servis (AS)'e başvuran 65 yaş ve üstü hastalarda "Edmonton Kırılganlık Ölçeği (EKÖ)", "Identification of Seniors at Risk (ISAR)" ve "Program of Research to Integrate Services for the Maintenance of Autonomy (PRİSMA) 7" ölçeklerini kullanarak kırılganlığın değerlendirilmesi ve bu ölçeklerin kısa dönem (30 gün) mortalite tahminlerini incelemektir. Metod: Bu prospektif kesitsel çalışma Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi AS'inde 1 Ocak 2022 – 31 Temmuz 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Bu tarihlerde AS'e travma dışı nedenlerle başvuran 65 yaş ve üzeri 103 olgu çalışmaya dahil edilmiştir. Olguların AS başvurularında ISAR, PRİSMA-7 ve EKÖ skorları kaydedilmiştir. Bulgular: Olguların yaş ortalaması 73,96±7,19 yıl ve %58,3'ü erkekti. ISAR skoruna göre olguların %94,2'si kırılganlık açısından yüksek riskli iken, PRİSMA-7 skoruna göre olguların %73,8'inin kırılganlık riski artmıştı. EKÖ skoruna göre olguların %30,1'i kırılgan değilken, %20,4'ü ise şiddetli kırılgandı. Olguların %34'ü kliniğe, %10,7'si yoğun bakım ünitesine (YBÜ) yatırıldı. AS'e ilk başvuru sonrasında olguların %1,9'u ilk 24 saat içerisinde, %2,9'u ilk 7 gün içerisinde, %15,5'i ise ilk 30 gün içinde mortalite ile sonlandı. İlk 30 gün içinde sağ kalan olgularla karşılaştırıldığında; malignite varlığı, hastaneye yatırılma oranı, ISAR, PRİSMA 7 ve EKÖ skorları istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek saptandı (p<0,05). ISAR skorunun 3< kesim noktasında %75 sensitivite, %70,1 spesifite ile; PRISMA-7 skorunun 4< kesim noktasında %68,8 sensitivite, %70,1 spesifite ile; EKÖ skorunun ise 7< kesim noktasında %100 sensitivite ve %52,9 spesifite ile 30 günlük mortaliteyi öngörebildiği belirlendi. Sonuç: Sağ kalanlarla karşılaştırıldığında, mortalite ile sonlanan olgularda her üç skor da anlamlı düzeyde daha yüksekti ve belirli kesim noktasında 30 günlük mortaliteyi düşük-orta düzeyde öngörebildiği; 30 günlük mortalitenin öngörülmesinde ise, EKÖ skorunun diğer iki skordan daha hassas olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Acil servis, yaşlılık, kırılganlık ölçekleri, mortalite.

Acil servis-hastaneAcil tıpGeriatri+4
Mehmet Akif Erdoğan
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVID-19'a bağlı akciğer tutulumu gösteren hastalarda paraspinöz kas kitlesi ölçümünün prognostik değerinin retrospektif olarak belirlenmesi

COVID-19, 2019 yılında Çin'de ortaya çıkmış ve kısa sürede tüm dünyayı etkileyen bir salgın haline gelmiştir. Enfekte kişiler asemptomatikten kritik hastalığa kadar çeşitli klinik belirtiler gösterebilir. Başarılı aşı çalışmalarına rağmen COVID-19 hastalığının hali hazırda kesin bir tedavisi bulunmamaktadır. COVID-19'da prognoz ve mortalitenin erken dönemde değerlendirilebilmesi için hızlı ve güvenilir testlere gereksinim vardır. Bu çalışma; COVID-19 hastalarında paraspinöz kas kitlesi ve kas radyodansitesindeki azalmanın mortalite ile ilişkisini değerlendirmeyi amaçladı. Çalışmamıza 11.03.2020-26.10.2021 tarihleri arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Pandemi Polikliniğine başvuran, COVID-19 servisleri ve yoğun bakım ünitelerine yatışı yapılan COVID-19 tanılı 493 hasta dahil edildi. Hastaların yaş, cinsiyet, ek hastalıkları, vital bulguları, laboratuvar değerleri, paraspinöz kas boyutu, kas radyodansitesi, hastanede yatış süreleri ve mortalite durumları retrospektif olarak incelendi. Bir radyoloji hekimi tarafından toraks bilgisayarlı tomografi görüntülerin T12 pedikül çıkıntıları düzeyinden paraspinöz kas kitlesi ve kas radyodansitesi ölçüldü. Paraspinöz kas kitlesi, paraspinöz kas indeksi olarak sunuldu. Etkenlerin değerlendirilmesinde tek değişkenli ve çok değişkenli lojistik regresyon analizleri uygulandı. Çalışmaya dahil edilen 493 hastanın 194'ü (%39,4) kadın, 299'u (%60,6) erkekti. Hastaların ortalama yaşı 59,34 ± 15,10 yıldı. Çalışmaya dahil edilen hastaların 391'i (%79,3) iyileşme ile taburcu edilmiş olup, 102'si (%20,7) hastanede öldü. Yapılan istatistiksel analizlerin sonucunda yaş (p<0,001), diyabetes mellitüs (p<0,001), immünsüpresyon (p=0,002), oksijen satürasyonu (p<0,001), hastanede yatış süresi (p=0,001) mortalite ile istatistiksel olarak anlamlı izlendi. Anahtar Kelimeler: COVID-19, paraspinöz kas kitlesi, mortalite

COVID 19Korona virüs enfeksiyonlarıKorona virüsler+3
Ümmehan Akbulut
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran 18 yaş alt künt ve penetran travma hastalarının retrospektif analizi

Amaç: Bu çalışmanın amacı bir üniversite hastanesi acil servisinde değerlendirilen 18 yaş altı künt ve penetran travma hastalarının demografik ve klinik özelliklerinin değerlendirilmesi ve klinik sonlanım ile ilişkili parametrelerin belirlenmesidir. Metod: Retrospektif kesitsel tipte olan bu çalışmaya Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisine Aralık 2020 – Kasım 2021 tarihleri arasında travma nedeni ile başvuran olgular dahil edilmiştir. Olguların başvuru ve klinik sonlanım özellikleri hastane kayıtlarından taranarak kaydedilmiş ve uygun analizler gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Çalışmada değerlendirilen 341 olgunun %70,4'ü erkek ve yaş ortalaması 8,29 ± 5,48 yıl olarak saptanmıştır. Olguların GKS ortalaması 14,78 ± 1,46 olarak bulunmuştur. En sık travma nedenleri yüksekten düşme (%33,4), kesici delici alet yaralanması (%16,5) ve ezilme (%14,1) iken sıklık sırasına göre yaralanma saptanan bölgeler ekstremite (%57,8), kafa (%18,5), toraks (%7,6), batın (%6,5), maksillofasiyal (%5,6), pelvis (%3,5) ve vertebra (%2,9) olarak saptanmıştır. Olguların %37,2'si taburcu edilirken, %5,9'u YBÜ'ye yatırılmış ve %0,6'sı eksitus olarak kaydedilmiştir. Acil servise ambulansla getirilme, hipotansiyon ve abdominal travma varlığının kötü prognoz açısından bağımsız risk faktörleri olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Acil servise başvuran 18 yaş altı olgular arasından ambulansla gelen, hipotansiyon ve abdominal yaralanma saptanan olgularda başvuru sonrasında daha sıkı takip ve ileri önlemlerin alınması ile uygun tedavinin erken dönemde sağlanması mortalite ve morbiditeyi azaltabilecek müdahaleler arasında yer alabilmektedir. Anahtar Kelimeler: Acil servis, abdominal travma,hipotansiyon

Acil servis-hastaneAcil tıpErgenler+5
Nwana Ntungwen Kebıla Jr
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran kritik yaşlı hastalarda kısa dönem mortalite tahmininde risk skorlarının karşılaştırılması

Amaç: Bu yapılan çalışmanın amacı acil servise başvuran 65 yaş ve üzerindeki hastaların "National Early Warning Score (NEWS)", "Rapid Emergency Medicine Score (REMS)", "VITALPAC Early Warning Score (ViEWS)" ve "Emergency Department Triage Early Warning Score (TREWS)" skorlarını kullanarak kısa dönem mortalite tahminlerini incelemektir. Metod: Bu prospektif çalışma Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisinde 16 Nisan 2022 – 31 Aralık 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Bu tarihlerde Acil Servise travma dışı nedenlerle başvuran 65 yaş ve üzeri 311 olgu çalışmaya dahil edilmiştir. Olguların Acil servis başvurularında NEWS, REMS, VİEWS ve TREWS skorları kaydedilmiştir. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 75,05±7,18 yıl idi. En sık başvuru nedeni %36,3'lük oranı ile nefes darlığı oldu. Başvurularda erkek cinsiyet daha fazla olarak görüldü ve en sık ek hastalık kronik kalp hastalığı idi. Manchester Triyaj Skoruna (MTS) bakıldığında %39,2'si kırmızı, %60,8'i turuncu kategorideydi. Hastaların %46'ı taburcu edildi, %25'i kliniğe yatırıldı, %26'sı yoğun bakım ünitesine yatırıldı, %3'ü ise tedaviyi red ile acil servisten ayrıldı. Hastaların %87,5'i 30 günün sonunda yaşıyorken %12,5'i exitus olduğu görüldü. MTS skoru kırmızı olanlarda, oksijen desteği verilenlerde mortalite belirgin yüksekti(p<0,001). AVPU skalasında Alert olarak değerlendirilen hastalarda mortalite daha düşüktü(p<0,001). NEWS skorunun kesim noktası 6 olarak kabul edildiğinde sensitivitesi %50,0, spesifitesi %89,89, VİEWS skorunun kesim noktası 3 olarak kabul edildiğinde sensitivitesi %65,89, spesifitesi %71,16, TREWS skorunun kesim noktası 8 olarak kabul edildiğinde sensitivitesi %36,84, spesifitesi 93,26, REMS skorunun kesim noktası 5 olarak kabul edildiğinde sensitivitesi %89,47, spesifitesi %25,84 olarak bulundu. NEWS, TREWS ve VİEWS skorlarının artmış mortalite ile ilişkili olduğu görüldü(p<0,001). Sonuç: Acil servise başvurusu olan yaşlı hastalarda kısa dönem mortalite tahmininde NEWS, TREWS ve VİEWS skorlarının kullanılabilmektedir. Anahtar Kelimeler: Acil servis, yaşlılık, NEWS, VİEWS, TREWS

Acil servis-hastaneAcil tıpMortalite+3
Osman Kaya
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel olarak hafif kafa travması oluşturulan sıçanlarda serum pNF-H düzeyinin ilk altı saatlik seyri

Çalışmamızda deneysel olarak hafif travmatik beyin hasarı oluşturulan ratlardan alınan serum örneklerinde travmatik beyin hasarını göstermede biyobelirteç olarak kullanılabilecek Fosforile Nörofilaman Ağır Zincirin travmadan sonraki ilk altı saatlik seyrini araştırmak amaçlanmıştır. Hayvan deneyi olarak tasarlanan çalışmamızda 32 adet Spraque Dawley cinsi dişi sıçan kullanılmıştır. Denekler, 3 deney grubu ve 1 kontrol grubu olmak üzere 4 gruba eşit (n=8) şekilde ayrılmıştır. Deneklere 80 cm yüksekten serbest düşme ile bırakılan 50 gr'lık bilye ile travmatik beyin hasarı oluşturulmuştur. Kontrol grubunda travmatik beyin hasarı yaratılmadan, deney gruplarında ise travmatik beyin hasarı sonrası 2., 4. ve 6. saat serum Fosforile Nörofilaman Ağır Zincir ölçülmüştür. Travmatik beyin hasarı sonrası 2. saatte ve 4. saatte ölçülen serum Fosforile Nörofilaman Ağır Zincir değeri travmatik beyin hasarı oluşturulmayan kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Serum Fosforile Nörofilaman Ağır Zincir düzeyleri, 4. ve 6. saatlerde 2. saate göre tedricen düşmekte, 6. saatte kontrol grubu değerleriyle benzer düzeylere inmektedir. Elde edilen kanıtlar doğrultusunda, travma sonrası hafif travmatik beyin hasarı gelişen ve görüntüleme yöntemi ile bulgu saptanamayan hastalarda, özellikle ilk 2 veya en fazla ilk 4 saatte serum Fosforile Nörofilaman Ağır Zincir değeri yüksekliğinin travmatik beyin hasarı tanısında kullanılabileceği düşünülmüştür. Anahtar kelimeler: Acil Servis, Kafa Travması, Hafif Travmatik Beyin Hasarı, Fosforile Nörofilaman Ağır Zincir

Acil servis-hastaneAcil tıpFosforile nörofilaman ağır zincir+4
Emine Karesioğlu
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Minör kafa travmalı pediatrik olgularda ubiquitin c-terminal hidrolaz (UCH-l1) kan düzeylerinin tanısal etkinliğinin araştırılması

Çocukluk çağında kafa travmaları acil servise travma ile başvuran hastaların önemli bir kısmını oluşturur. Büyüme dönemindeki çocuklarda kafa travması büyüme ve gelişme basamaklarını etkilemekte, bu nedenle erişkin hastalara göre farklı bir değerlendirme gerekmektedir. Minör kafa travması ile acil servise başvuran hastalarda intrakraniyal yaralanmaları saptamada beyin bilgisayarlı tomografi (BBT) altın standart haline gelmiştir fakat yaygın ve gereksiz kullanımı sağlık giderlerinde artışa ve uzun dönemde radyasyona bağlı risklere sebep olmaktadır. Bu çalışmada minör kafa travması nedeniyle acil servise başvuran 0-18 yaş grubu hastalarda UCH-L1 düzeylerinin BBT'ye alternatif olup olamayacağının araştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışma 07.03.2019 ile 27.02.2020 tarihleri arasında Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi (UÜTF) hastanesi acil servisine minör kafa travması ile başvuran 0-18 yaş grubu hastalardan Glaskow Koma Skoru (GKS) 14-15 olup BBT çekilen 60 hasta ve kafa travması dışında minör travma veya medikal nedenler ile acil servise başvuran 20 hasta prospektif olarak değerlendirilerek yapılmıştır. Hastaların yaş, cinsiyet, hastaneye başvuru tarihleri (gün, ay, yıl, saat), GKS, yaralanma bölgesi, yaralanma şekli, travmanın oluş saati, hastaneye geliş saati, tetkik alınma saati ve serum UCH-L1 düzeyleri kayıt altına alınmıştır. Uygun sayıya ulaşıldığında UCH-L1 düzeyi çalışılarak dosyaya eklenmiştir. Minör kafa travmalı pediatrik olgularda UCH-L1 düzeyi kafa travması olan hastalarda kafa travması olmayan hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı çıkmasına rağmen BBT bulgusu olan olguları BBT bulgusu olmayan olgulardan ayıramamıştır.

Acil servis-hastaneAcil tıpKafa yaralanmaları+6
Ziyaettin Uzun
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gaziantep ilindeki hastanelerin acil servislerine en sık başvuran ilk 20 ICD kodu ve başvuru sayılarının 3 aylık periyotlar halinde incelenmesi

AMAÇ: Covid-19 ile mücadele sırasında alınan bazı izolasyon tedbirleriyle beraber acil servis başvurularında gözle görülür bir düşüş yaşanmıştır. Bu düşüş Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Amerikan Acil Uzmanları Birliği (ACEP) sınıflandırmasına göre kırmızı alan hastası olarak kabul edilen hasta gruplarında da yaşanmıştır. Her şart altında acil servislere gitmesi gereken kırmızı alan hastalarının COVID-19 pandemi süresinde nasıl bir değişiklik gösterdiğini saptamak amacı ile bu çalışma düzenlenmiştir. MATERYAL VE METOD: WHO ve ACEP sınıflandırmasına göre 20 ICD tanı kodlu kırmızı alan hastaları belirlendi. 15.12.2019-14.03.2020 (Dönem I: Covid-19 başlangıcı öncesi), 15.03.2020-14.06.2020 (Dönem II: Covid-19 nedeni ile tam izolasyon tedbirleri dönemi) ve 15.06.2020-14.09.2020 (Dönem III: tam normalleşme dönemi) tarihleri arasında Gaziantep ilindeki beş kamu hastanesinin acil servislerine başvuran hastalar çalışmaya dâhil edildi. Retrospektif olarak elde edilen verilerin değerlendirilmesinde Medcalc istatistik programı kullanıldı. BULGULAR: Her üç dönem boyunca ilgili beş hastane acil servislerine toplam 881.711 hasta başvurusu oldu. Dönem I, II ve III' te sırasıyla 389.768, 169.194 ve 322.749 hasta başvurusunun olduğu saptandı. Kısıtlama döneminde en fazla azalma yeşil alan hastaların başvurularında görülse de kırmızı alan hasta başvurularında anlamlı bir azalma olduğu tespit edildi. Kırmızı alan hasta başvuru sayısı dönem I, II ve III' te sırasıyla 11026, 7787 ve 12785 oldu. Dönem II' de en fazla azalma (-%60,83) 16-25 yaş aralığında olanlarda saptandı. SONUÇ: Covid-19nedeni ile yeşil ve sarı alan hastalarının acil servislere daha az sayıda başvurmaları beklenen ve anlaşılır bir durumdur. Kırmızı alan hastası olarak bilinen hastaların da Covid-19 ile enfekte olma korkusu nedeniyle hastane başvurularını erteledikleri ve gerekli acil tedaviyi alamadıkları saptanmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Acil servis, ICD, Covid-19, Triyaj, Pandemi

Acil servis-hastaneAcil tıpCOVID 19+4
Ali Güzel
Gaziantep University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVİD-19 pandemisinin üçüncü basamak sağlık kuruluşu üzerine olan etkileri

AMAÇ: Pandemiler, vakaların sayısını ve ciddiyetini tahmin etmedeki zorluk, acil aşıların bulunmaması ve talebi karşılamak için yetersiz ilaç ve medikal cihazlar nedeniyle sağlık sistemlerini ciddi şekilde tehdit edebilmektedir. Pandemilerde bazı bölümlere hasta başvurularında azalma görülür iken bazı bölümlere başvurular anormal artış gösterebilmektedir. Araştırmamızda; çeşitli bölümlere başvuru ve yatışlar incelenmiş, ayrıca bu durumun hastanenin mali durumuna etkileri incelenmiştir. MATERYAL VE METOD: Araştırma; retrospektif olarak yürütülmüştür. Pandemi öncesi ve pandemi dönemi kıyaslanarak (1 Mart 2019 – 1 Ocak 2020 ile 1 Mart 2020 – 1 Ocak 2021), Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi'ne başvuran hastaların bölümler arası dağılımları ve hastanenin mali tablosu incelenmiştir. Araştırmaya 35 bölüm dahil edilmiş olup, bunların 10 aylık periyodlar halindeki dağılımları değerlendirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde MedCalc version 18.11.3 programı kullanılmıştır BULGULAR: Çalışmamız 35 bölüm ve 5 kategori üzerine olmuştur. Poliklinik başvurularında; 2019 yılına göre 2020 yılında %31,76 oranında azalma olmuştur. Servis yatışlarında ise %21,6 oranında azalma tespit edilmiştir. Yoğun bakımlarda önceki yıla göre toplamda %5,74 oranında azalma görülmüştür. Ameliyat sayılarının %22,86 oranında azaldığı tespit edilmiştir. Bölüm bazlı değerlendirmede polikliniklerin tamamında düşüş gözlenirken, servis yatışlarında Enfeksiyon hastalıklarında belirgin bir şekilde artış gözlenmiştir. Hastanenin mali tablosu değerlendirildiğinde, hastane gelirleri arttığı halde hastane giderleri daha fazla olduğundan mali yönden kayıp yaşandığı gözlenmiştir. SONUÇ: COVID-19 pandemisi, hasta başvurularının bölümler arası farklılaşmasına yol açarak hastanelerin normal işleyişini değiştirir iken, COVID-19 hastaları ile birebir ilgilenen bölümlerde yoğunlaşmaya yol açmıştır. ANAHTAR KELİMELER: COVID-19 pandemisi, Poliklinik, Servis, Yoğun bakım, Ameliyat, Mali tablo

Artırılmış gerçeklikBirinci basamak sağlık hizmetleriCOVID 19+4
Eyyüp Güneş
Gaziantep University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste kardiyak arrest hastaların cpr sonlandırılmasının bispektral modül cihazı ile değerlendirilmesi

AMAÇ: AHA 2015 kılavuzuna göre kardiyopulmoner resüsitasyon (KPR) sırasında geri dönüşsüz beyin hasarı ya da beyin ölümünün tahmin etmek zordur. Resüsitasyonun başlanmaması ya da hayatı sürdürücü tedavinin kesilmesi etik olarak eşittir. Temel yaşam desteği 3 parametreden oluşan sonlandırma kriterleri vardır. Temel yaşam desteğini sonlandırmak için bunların üçü de karşılanmış olmalıdır. Bunlar; arrestin sağlık çalışanı ya da kurtarıcı bir kişi tarafından tanıklı olmaması, 3 tam tur KPR ve OED analizi sonrasında ROSC sağlanmamış olması ve OED şoku verilmemiş olmasıdır. Araştırmamızda amacımız kardiyopulmoner resüsitasyon sonlandırmada BİS etkinliğini saptamaktır. MATERYAL VE METOD: Bu çalışma Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı, Acil Tıp Kliniği'nde yapıldı. Acil servise arrest olarak getirilen ve Acil serviste arrest olan hastalara BİS cihazı kitapçığına uygun talimatlarla resüsitasyon aksatılmadan bağlandı. Hastanın müdahalesi esnasında 0.dk, 10.dk, 20.dk., 30.dk, 40.dk yani her 10 dakikadaki BİS değerleri alındı. ROSC sağlandığı anda ve Ex kararı verildiğinde BİS takibi bırakıldı. Çalışma 5 ay içinde tamamlandı. Çalışma, istatistiksel olarak power analiz yapıldıktan sonra belirlenen sayı 20 olarak saptandı. Arrest olan 25 hasta çalışmaya alındı. Çalışma verileri SPSS 22.0 Windows versiyon paket programı kullanılarak istatistiksel olarak değerlendirildi. BULGULAR: Çalışmaya katılan 25 hastanın 16'sı Ex olup, 9'unda ROSC sağlandı. Hastaların %64'ü ASH tarafından Acil servise getirildi. %36'sı ise hastane içi tanıklı arrestti. Hastaların ilk andaki BİS değerleri ortalaması 33,48 (± 13,93) saptanırken, Ex anındaki BİS değeri ortalaması 34,06 (± 19,66) ve ROSC sağlandığında 36,56 (± 23,7) olarak saptanmıştır. SONUÇ: Hastanede resüsitatif çabaları sonlandırma kararı tedavi eden hekime aittir ve pek çok faktör göz önüne alınarak karar verilir. Bu faktörler; tanıklı veya tanıksız arrest olması, CPR süresi, ilk arrest ritmi, defibrilasyon süresi, eşlik eden hastalıklar, arrest öncesi durum ve resüsitasyon sırasında bir noktada ROSC olup olamadığıdır Çalışmamızdaki verilere göre KPR sonlandırmada BİS kullanımının yararı saptanmamıştır. ANAHTAR KELİMELER: Acil servis, KPR, Arrest, ROSC, BİS,

Acil servis-hastaneAcil tıpBispektral indeks+2
Adnan Hocaoğlu
Gaziantep University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVID-19 pandemi sürecinin acil servis hasta başvurularına etkilerinin retrospektif olarak incelenmesi

Günümüzün en önemli ve güncel olayı olan COVID-19 pandemisinin, acil servislere olan etkilerini incelemek amacıyla bu araştırma planlanmıştır. Araştırmaya 11.03.2019-31.12.2019 ve 11.03.2020-31.12.2020 tarihleri arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisi'ne başvuran toplam 190338 hasta dahil edilmiştir. Başlangıç tarihi olarak Türkiye'de ilk COVİD-19 vakasının görüldüğü 11.03.2020 tarihi esas alınmış ve önceki yılın aynı aylarıyla karşılaştırılmıştır. Pandemi süresince acil serviste pandemi alanına başvurular araştırmaya dahil edilmemiş, acil servisin triyaj, müdahale, gözlem, travma ve küçük cerrahi odalarında müdahele edilen tüm hastalar dahil edilmiştir. Araştırmaya dahil edilen hastaların yaş, cinsiyet, başvuru tarihi, acil servise geliş şekli (kendi imkânı, ambulans), sonlanma şekli (taburcu, hastaneye yatma, sevk, exitus, tedaviyi reddetme), başvuru zamanı (hafta içi, hafta sonu) ve ICD tanı kodları kaydedilmiştir. Bu değişkenler, pandemi öncesi ve pandemi döneminde karşılaştırılarak incelenmiştir. Pandemi döneminde önceki döneme göre acil servise başvuruda %48 azalma olmuştur. Pandemi döneminde erkeklerin acil servis başvurularındaki yüzdesinin ve ortanca yaş değerinin anlamlı olarak daha yüksek olduğu bulunmuştur. Ayrıca pandemi döneminde acil servise ambulans ile başvurma, hastaneye yatış yapılma ve hafta içi başvuru yüzdesi anlamlı olarak daha fazla bulunmuştur. Pandemi döneminde üst ve alt solunum yolu hastalıklarının, nörolojik acillerin yüzdesinde anlamlı derecede azalma olurken, genel vücut travmasının, ekstremite travmasının, kardiyak acillerin, kardiyovasküler acillerin, psikiyatrik acillerin, obstetrik ve jinekolojik acillerin ve darp nedeniyle başvuruların yüzdesinde anlamlı artış tespit edilmiştir. Sayısal olarak ise pandemi döneminde sadece ekstremite travması ve kardiyovasküler acillerde artış görülmüştür. Sonuç olarak pandemi, COVİD-19 dışı hastalıklar nedeniyle acil servislere yapılan başvuruları önemli ölçüde değiştirmiştir.

Acil servis-hastaneAcil tıpCOVID 19+2
Abdullah Erdem
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVID-19 salgını süresince hasta ve yakınlarının şikâyetlerindeki değişikliklerin retrospektif analizi

Sağlık hizmetlerinin başlıca hedefleri; sunulan sağlık hizmeti kalitesini arttırmak, toplumun her yerine ve tüm bireylerine eşit, etkili, kaliteli sağlık hizmeti sunmak, hasta memnuniyetini yükseltmek, sağlık hizmetlerinin verimliliğini ve etkinliğini daha yüksek seviyelere ulaştırmaktır. Sağlık sektöründe sunulan hizmetin kalitesini belirlemek için hizmet kalitesini oluşturan bileşenleri incelemek gereklidir. Hizmet kalitesini etkileyen faktörler; ortamın fiziksel özellikleri, hizmetin zamanlaması, hizmetin alındığı kişinin konusunda uzman olması, hizmetin sürekliliği, güvenilir ve doğru olmasıdır. 31 Aralık 2019'da Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Çin Ülke Ofisi, Çin'in Hubei eyaletinin Wuhan şehrinde etiyolojisi bilinmeyen pnömoni vakalarını bildirmiştir. 7 Ocak 2020'de etken daha önce insanlarda tespit edilmemiş yeni bir koronavirüs (2019- nCoV) olarak tanımlanmıştır. Daha sonra 2019-nCoV hastalığının adı Covid-19 olarak kabul edilmiş, virüs SARS-CoV'e yakın benzerliğinden dolayı SARS-CoV-2 olarak isimlendirilmiştir. Ülkemizde Covid-19 ile ilgili çalışmalar 10 Ocak 2020'de başlamış ve 22 Ocak 2020'de T.C. Sağlık Bakanlığı Bilimsel Danışma Kurulu ilk toplantısı gerçekleştirilmiş, alınan önlemler ile ilk Covid-19 vakası 11 Mart 2020 tarihinde ülkemizde görülmüştür. Bu çalışma Mart 2019 ile Kasım 2019 ve Mart 2020 ile Kasım 2020 tarihleri arasında Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi (UÜTF) hastanesine yönelik yapılmış olan şikâyet başvurularının araştırılması ve Covid-19 pandemisi döneminde şikâyet nedenlerinde farklılık görülüp görülmediğinin belirlenmesi amacıyla yapılmış olup böylece gerekli tedbirlerin alınabilmesi amaçlanmıştır. Araştırmamızda 2019 yılı için 840, 2020 yılı için 668 toplamda 1508 veri incelenmiştir.vi Sağlıkta Dönüşüm Programı (SDP) kapsamında artık hastaların beklentileri de artmıştır. Hasta memnuniyetinin arttırılması, ancak mevcut olan aksaklıkların değerlendirilmesi ve aksaklıklarla ilgili olarak düzenlemelere gidilmesi ile sağlanabilir.

Belirti ve semptomlarCOVID 19Hasta hakları+3
Hilal Mutlu
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Serum copeptin düzeylerinin unstabil angina pektoris (USAP)'de klinik rolü ve kısa dönem prognozda değerliliğinin araştırılması

Bu çalışmanın amacı acil servis (AS)'te Unstabil Angina Pektoris (USAP) düşünülen hastalarda, copeptin düzeyi ve HEART skorlama sisteminin birlikte kullanılmasının klinik özellikleri öngörmedeki değerliliğinin saptanmasıdır. Bu çalışmaya, Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi AS'ine Eylül 2020 – Mart 2021 tarihleri arasında kardiyak tipte göğüs ağrısı ile başvuran ve USAP düşünülen erişkin hastalar (n=65) ve hastane çalışanlarından oluşan sağlıklı kontroller (n=45) dahil edilmiştir. Olguların %81.5'i erkekti, yaş ortalaması 51.17 ± 14.77 yıldı. Çalışmaya alınan olguların ortalama HEART skorları 3.51 ± 1.71 idi (%32.3'ü düşük, %36.9'u orta, %30.8'i yüksek risk grubu). Olguların %83.1'i taburcu edilirken, %16.9'una yatış önerildi/sevk edildi, %3'ü opere edildi, %47.7'si kardiyoloji bölümüne konsülte edildi. Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında; USAP grubunda erkek cinsiyet sıklığı, yaş ve başvuruda kaydedilen troponin değerleri istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha fazlayken, başvuruda kaydedilen copeptin düzeyi anlamlı düzeyde daha düşüktü (p<0.001). Başvuru copeptin düzeyinin sağlam olguları belirleme açısından 3.86 pmol/L kesim noktasında %57.8 sensitif, %95.4 spesifik olduğu, troponin düzeyinin ise USAP olgularını belirleme açısından 1.1 ng/mL kesim noktasında %64.6 sensitif, %80.0 spesifik olduğu belirlendi (p<0.001). HEART skoruna göre düşük riskli grupla karşılaştırıldığında orta ve yüksek riskli grupta yaş, başvuru (0. saat) ve 3. saat troponin düzeyi ve kronik hastalık sıklığı (Hipertansiyon ve Koroner Arter Hastalığı) istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha fazlaydı (p<0.05). HEART skoruna göre risk arttıkça taburcu edilme sıklığı istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azalmakta; kardiyolojiye konsültasyon, hastaneye yatış ve 1 ay içinde girişim/tedavi uygulanma sıklığı ise artmaktaydı (p<0.05). VIII Başvuru anında kaydedilen troponin ve copeptin düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde negatif yönde (r= -0.288, p = 0.020), HEART skoru ile başvuru troponin düzeyi arasında pozitif yönde zayıf düzeyde korelasyon ilişkisi saptandı (r= 0.396, p= 0.001). Copeptin düzeyi ile nihai sonuç ve HEART skoru arasında anlamlı ilişki saptanmadı. USAP olgularında sadece copeptin düzeyinin nihai sonucu öngörmede yeterli olmadığı, HEART skorunun ise bu açıdan klinik pratikte daha kullanışlı olabileceği belirlendi.

Anjina pektorisCopeptinPrognoz+1
Kenan Yılmaz
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2021
00