5,246

Archived Theses

12

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Cumhuriyet Dönemi dil tartışmalarında Güneş Dil Teorisi

Bu araştırmada, Cumhuriyet Dönemi dil tartışmaları arasında önemli bir yere sahip olan Güneş Dil Teorisi incelenmiştir. Araştırma konusu ile ilgili olarak, Tanzimat Döneminden başlayarak Cumhuriyet Döneminde ortaya çıkan Güneş Dil Teorisine kadar olan süreç ele alınmıştır. Araştırma kapsamında, Türk dilinin ortaya çıkışı, Türk dilinin gelişimi, Türk dilinin sadeleştirilme süreci ve bu alanda yapılan faaliyetler incelenmiştir. Araştırmanın birinci bölümünde, Güneş Dil Teorisinin ortaya çıkışı ile ilgili temel sebepler değerlendirilmiştir. Değerlendirmede Fransız İhtilali ile ortaya çıkan uluslaşma süreci ve ulusallaşmanın Osmanlı İmparatorluğu'na etkisi göz önünde tutularak, Tanzimat Dönemi dil çalışmaları ve II. Meşrutiyet'e kadar olan dönem incelenmiştir. Araştırmanın ikinci bölümünde de Güneş Dil Teorisinin zeminini oluşturan sosyal ve siyasal süreç incelenmiş olup, Osmanlı İmparatorluğu'nda ulusallaşmanın etkisi ile gelişen Türkçülük akımının, Türk dili üzerindeki yansıması ele alınmıştır. Ayrıca Birinci Dünya Savaşının ardından yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin dil çalışmalarına ve Latin harflerinin kabulüne değinilmiştir. Çalışmanın üçüncü ve son bölümünde ise, konuyla ilgisi bakımından Türk Tarihi Tedkik Cemiyeti ve Türk Dili Tetkik Cemiyeti'nin Türkçe üzerine yürüttüğü faaliyetler incelenmiştir. Son olarak da Güneş Dil Teorisinin olumlu ve olumsuz yanlarına değerlendirilmiştir. Sonuç olarak da Güneş Dil Teorisinin, teoride başarılı ancak uygulamada ise öncesinin başarısız olduğu kanaatine varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Türk dili, Güneş Dil Teorisi, Türkiye Cumhuriyeti

Cumhuriyet DönemiDil çalışmalarıGüneş Dil Teorisi+1
Bülent Baykuş
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

XVI. yüzyılın ikinci yarısında Ayıntâb'da suç ve ceza

Osmanlı Devleti'nin sınırları içerisinde bulunan yerleşim yerlerinde tutulmuş olan şer'iyye sicilleri, toplum yapısının ve bölge yaşantısının anlaşılması hususunda oldukça mühim kayıtlardır. 1516 tarihinde Osmanlı Devleti topraklarına katılmış olan Ayıntâb'da da şer'iyye sicil kayıtları bulunmaktadır. Hazırlanan tez kapsamında çalışmak maksadı ile Ayıntâb'daki kayıtlardan XVI. Yüzyılın ikinci yarısında olanları tercih edilmiştir. Üzerinde çalışılmış olan altı adet defter içerisinden, suç işleme ya da suç işlendiğini iddia etme sebebiyle tutulmuş olan kayıtlardan istifade edilmiştir. Osmanlı Devleti'nin temel aldığı İslam hukuku içerisinde, işlenmiş olan suçlara karşı verilen cezalar, belirli şartlara bağlı kalarak belirlenmiştir. Suçlar genel manası ile hadd cezası gerektiren suçlar, kısas ve diyet cezası gerektiren suçlar, ta'zir cezası gerektiren suçlar olarak ayrılmıştır. Hadd cezaları hududları kesin olarak belirlenmiş ve Allah hakkı için, kısas ve diyet cezaları kasten ya da hataen öldürme ya da yaralama suçlarında kimselerin birbirlerinden haklarını almaları için, ta'zir cezaları ise kesin bir ceza belirlenmemiş suçlar için uygulanan cezalardır. İslam hukukunda ayrımı yapılmış olan bu cezaların uygulandığı suçlar, üzerinde çalışılmış defterler içerisinden seçilip başlıklar halinde sınıflandırılarak değerlendirilmiş ve olabildiğince izah edilmeye çalışılmıştır. Bu değerlendirme ile XVI. Yüzyılın ikinci yarısında Ayıntâb'da işlenen suçlar bir nebze olsun anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu dönem içerisinde aile ve toplum yaşamında karşılaşılan olaylar ve bunların yine aile ve toplum üzerine yansımaları incelenerek alana ufak da olsa bir katkı sağlanmaya uğraşılmıştır.

16. yüzyılCezaGaziantep+5
Buse Çocuklu
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Cevat Abbas Gürer (Hayatı, askeri ve siyasi faaliyetleri)

Manastır Harp Okulu'ndan Teğmen rütbesiyle mezun olan Cevat Abbas Bey Balkan Savaşları'nda yer almış ve I. Dünya Savaşının başlamasının ardından Çanakkale Cephesi'nde Anafartalar'da daha önce tanışıklığı bulunan Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın yaveri olarak vazifelendirilmiştir. Anafartalar'dan sonra da Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın yaveri olarak görevini sürdürmüş ve önemli bir tarihi şahsiyetin yaptığı işlere refakat etmiştir. Çanakkale Cephesinden sonra Kafkasya Cephesinde 16. Kolordu Komutanlığı'nda görevlendirilen Gazi Mustafa Kemal Paşa'yla birlikte Diyarbakır, Bitlis, Muş gibi Doğu vilayetlerinde bulunmuş ve Gazi Mustafa Kemal Paşa'ya yaverlik vazifesini sürdürmüştür. Buradan sonra Suriye-Filistin Cephesinde kurulan Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı'nda vazifelendirilen komutanıyla birlikte Adana, Halep ve Şam dolaylarında bulunmuş burada birçok başarıya muvaffak olmuştur. Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı'nın kaldırılmasının ardından İstanbul'a dönerken Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın yanında bulunmuştur. İstanbul'da kurmuş olduğu temaslar sayesinde Gazi Mustafa Kemal Paşa ile birlikte Anadolu'ya geçmiş ve Milli mücadele meşalesini yakan mücahitlerden biri olmuştur. Gazi Mustafa Kemal Paşa ile birlikte askerlik vazifesinden istifa edip Mebussan Meclisine Bolu vilayetinden vekil seçilmiş ve Misak-ı Millînin kabul edilmesinde önemli bir rol oynamıştır. İstanbul'un işgale uğramasının ardından Ankara'da açılan TBMM'ye gelerek Bolu Mebusu olarak görevine devam etmiştir. TBMM adına Sofya'da diplomatlık yapmış ve aziz vatanın işgallerden temizlenmesi adına var gücüyle çalışmalar yapmıştır. Cumhuriyet'in kurucusu olan Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın yaverliği gibi ulu bir görevde bulunan Cevat Abbas Bey 4 Temmuz 1943 yılında hayata veda etmiştir.

Askeri faaliyetlerAskeri hayatAtatürk, Mustafa Kemal+5
Özgür Akdağ
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı Devleti'nde fal ve büyü (16-19. yüzyıllar)

Falın ve büyünün, talep doğrultusunda çeşitliliği ve insanlık tarihindeki yeri üzerinde durularak çalışmaya başlanmıştır. Falın ve büyünün ortaya çıkma nedenleri ve neden varlığını her kültürde sürdürdüğü sorularına cevap aranmıştır. Osmanlı Devleti'nde fal ve büyü asıl çalışma kısmımızı oluşturmaktadır. Dinen yasak olmasına rağmen insanoğlunun merakı ile çelişmiş ve bu alandaki uygulamalara devam edilmiştir. Çalışmamızda arşiv kaynaklarından ve yazılı kaynaklardan hareketle toplum ve yönetim sınıfı içinde bu mistik işlerin yeri araştırılmıştır. Osmanlı Devleti'nde padişahların fal ve büyüye yaklaşımı aynı olmamıştır. Kimisi fal ve büyü odaklı devlet işlerini yürütürken kimisi devlet işlerine daha akılcı yaklaşmıştır. Ama, bütün hükümdarlıklar süresince ortak olan durum halk arasında bu işin hep önemli olmasıdır. Arşiv kaynaklarından hareketle toplum içinde bu işi yapanların önemli bir yere sahip olduğu kanısına varılmaktadır. Bazı padişahlara danışmanlık yaptıkları dahi görülmektedir. Önemli fetihlerin sebebi ve devlet içi atamaların gerçekleşmesi yine bakılan bir fal neticesinde olmuştur. Bu iş ile uğraşanlara ruhsat verildiği, ruhsatsız bu işi yapanların cezalandırıldığı veya bu işi layıkıyla yapmayanların ruhsatlarının alındığı görülmektedir. Fal ve büyüye verilen önem, beraberinde edebi eserler olan falnameleri ortaya çıkarmıştır. Bu falnameler arz talep ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Fal ve büyü işleri, tarih sahnesinde önemli bir yere sahip olan hükümdarlıkta, stratejik bir yere sahiptir. Devlet işleyişi üzerindeki etkileri ve toplum düzenindeki yeri azımsanamayacak kadar önemli olduğundan bu uygulamaların işleyişi üzerinde durulmuştur.

BüyüFalcılıkFalname+2
Yağmur Azak
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Turan gazetesi örneğinde I. Dünya Savaşı'nda Avrupa cepheleri (1914-1915)

Bu çalışmada, Turan gazetesinin "Avrupa Harbi", "Almanların Vaziyeti", "Vaziyet-i Harbiye" ve "Vaziyet-i Umumiye" başlıkları altında yer alan Avrupa cephelerine ait haberler transkribe edilerek araştırmacıların dikkatine sunulmıştur. Avrupa muharebelerine dair detaylı bilgiler içeren bu haberler, Müttefiklerin cephedeki gelişmeleri kendi çıkarlarına uygun olarak kamuoyuna yansıtmaya çalıştıklarına dair önemli ipuçları içermektedir.

AvrupaBatı CephesiDünya Savaşı I+5
Ömer Alp Gözüm
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İmparator VI. Ioannes Kantakuzenos'un "Historia" adlı eserinin IV. kitabının çeviri ve değerlendirilmesi

Kantakuzenos, Bizans'ın çöküşe giden süreçteki son büyük sülalesi olan Palaiologos Hanedanlığı'nın üç imparatoru (II. Andronikos, III. Andronikos ve V. İoannes) döneminde perde ardından Bizans siyasetine yön vermiştir. Tahta çıktığında 52 yaşında olan ve sadece 7 yıl (1347-1354) imparatorluk yapan Kantakuzenos sonra tahttan feragat ederek bu makamı meşru imparator olan damadı V. İoannes'e bırakarak inzivaya çekilmiştir. Keşiş olarak manastıra çekildiği bu inziva günlerinde 1320 yılından başlayarak tahttan feragatinden birkaç yıl sonra 1356 yılında nihayet bulan yaşadığı döneme ilişkin tarihi olayları yansıtan 4 kitaptan oluşan "Historia"yı kaleme almıştır. Kantakuzenos; imparatorluk, askerlik, bilim adamlığı, devlet adamlığı, din adamlığı ve keşişlik gibi farklı meziyetlere sahip olmasının yanı sıra, kendi döneminin olaylarını kaydeden tek Bizans imparatorudur. Tarihini kaleme alma amacı Bizans İmparatorluğu'nun XIV. yüzyıldaki sosyal ve politik tarihini anlatmak değil; mevkiinden feragat etmiş, türlü iftiralara maruz kalmış, yanlış anlaşılmış bir devlet adamının hatırat eseri olarak kendi icraatını savunmaktır. Kantakuzenos, naiplik hükümetine karşı giriştiği taht mücadelesinde Aydınoğlu Umur Gazi ve Orhan Bey ile ittifak yapmıştır. Batının Türklere karşı negatif algısının aksine bu müttefikliğini güçlendirmek adına kızı Theodora'yı Orhan Gazi'ye eş olarak vererek Osmanlılarla akrabalık bağı kurmuştur. Bu bağ Konstantinopolis'teki iktidarı ona getirse de ilerleyen dönemlerde Çimpe Kalesi'nin kaybı ve Türkmenlerin Gelibolu'ya iskânı Osmanlılara Avrupa kapılarını açmış ve Bizans İmparatorluğunu çöküşe sürüklemiştir. Taraflılığına rağmen tecrübeli bir devlet adamının kaleminden çıkan eser sahip olduğu içerik ve detaylar bakımından Bizans histografisinde eşsiz bir yere sahiptir. Dilimize baştan sona bir tercümesi bulunmayan bu eser, Ortaçağ ve Osmanlı kuruluş devrine ait verdiği detaylar bakımından önemli bir eksikliği gidermek adına yapılmıştır. Çalışmamızla bir nebze de olsa boşluğun doldurulacağı ve karanlıkta kalmış noktaların aydınlatılacağı kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: İoannes Kantakuzenos, Palaiologos, Andronikos, Bizans, Umur Gazi, Orhan Gazi, Theodora, Çimpe Kalesi, Tarih

Bizans İmparatorluğuIoannes KantakuzenusKuruluş+5
Gökçe Telli
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

1869-1878 yılları arasındaki tereke kayıtlarına göre Milâs'ta sosyo-ekonomik hayat

Tereke defterleri, Şer'iyye sicilleri içerisinde yer alır. Vefat eden kişilerin miraslarının kaydedildiği defterlerdir. Bu yönüyle Osmanlı sosyo-ekonomik tarihinin önemli kaynaklarından biridir. Bu çalışmada 139, 140 ve 141 numaralı defterler esas alınarak Milas'ın sosyo-ekonomik yapısı ele alınmıştır. Bu çerçevede tereke sahiplerinin medeni durumları, çocuk sayıları, kullandıkları lakaplar, ölüm yerleri, geriye bıraktıkları giyim-kuşamları, ev eşyaları, aksesuarları, kitapları, silahları gibi maddi kültür unsurları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ekonomik hayat başlığı altında ise Milas'ta yaşayanların ekonomik durumları, meslekleri, ev ve dükkânları, hayvanları, nakit para ve altınları, borçları ve alacakları gibi konular işlenmiştir. Çalışma bu yönüyle Milas'ta Tereke kayıtlarından hareketle aile ve sosyal hayatı ele alan ilk çalışma özelliğini taşımaktadır.

19. yüzyılAileEkonomik hayat+7
Fatma Aytamur Tekin
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

XIII-XVI. yüzyıllarda Diyâr-ı Bekr bölgesi tarihi (1243-1514)

Diyâr-ı Bekr bölgesi, hem doğu-batı hem de kuzey-güney arasında bir geçiş noktası olmanın yanında, ticaret yollarının kesiştiği bir kavşak olması hasebiyle de tarihi bir önem arzetmiştir. Bu özelliğiyle birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olan bu bölge, zengin bir siyasî, sosyo-ekonomik ve kültürel geçmişe de sahiptir. Buna binaen sürekli cazibe merkezi olmuş ve tarihi önemini korumuştur. Anadolu'ya gelen Türkmenlerin ilk yerleşim yerlerinden olan Diyâr-ı Bekr, birçok millete ev sahipliği yapmıştır. Faklı unsurları bünyesinde barındıran Diyâr-ı Bekr bölgesinde, Moğol İstilası ile başlayan siyasi çekişmeler takip eden üç yüz yılda da devam etmiş ve bölge eski müreffeh görüntüsünden uzak kalmıştır. Binaenaleyh XIII-XVI. asır aralığı siyaseten tam bir kaos ortamına dönüşmüş ve bölgenin sosyo-ekonomik yapısı da bundan ziyadesiyle etkilenmiştir. Bir "bölge tarihi" olarak ele alınmış bu çalışmada, öncelikle Moğol İstilası ve özellikle Kösedağ Bozgunu'ndan (1243) sonra yaşanan olayların bölge siyasetine etkisi üzerinde durulmuştur. Bölgenin yerel siyasi teşekküllerinden daha güçlü olan İlhanlı ve Memlûklar gibi devletlerin mücadele sahası olması ve bu durumun bölgeye etkisi de ele alınmıştır. Bu bağlamda Diyâr-ı Bekr bölgesinin Kösedağ Bozgunu ile başlayan ve Çaldıran Zaferi ile Osmanlı hâkimiyetine girdiği üç yüz yılllık kaotik siyasi tarihi ele alınmıştır. Ayrıca bu çalışmada bölgenin XIII-XVI. yüzyıl aralığındaki tarihsel coğrafyası ve idari yönetimi ile sosyo-ekonomik yapısının değişimleri üzerine odaklanılmıştır. Bölge adına büyük demografik değişim ve dönüşümlerin yaşandığı bu dönemde son Türkmen göçünün etkisiyle Türk nüfusu daha da yoğunlaşmıştır. Akabinde Karakoyunlu ve Akkoyunluların tersine göç hareketiyle beraber Kürt nüfusunun yoğunlaşmaya başladığı gözlenmiştir.

AkkoyunlularDiyarbakırKarakoyunlular+7
Mehmet Sait Sütcü
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

1787-1792 Osmanlı-Avusturya-Rus savaşlarında Rusçuk kazası

XVIII. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı Devleti, askeri alandaki zaaflarını ıslahatlarla düzeltmeye çalışmıştır. Ancak alınan tedbirlerin başarısız olması 1768-1774 Osmanlı-Rus ve 1787-1792 Osmanlı-Rus ve Avusturya savaşlarında, Osmanlı'nın Tuna kıyısındaki kalelerin elden çıkmasına neden olmuştur. Askeri alandaki bu başarısızlıklar karşılıklı diplomasi anlayışını benimsemesine neden olmuştur. Bu maksatla Rusya ve Avusturya'ya karşı İsveç ile Prusya'yla ittifak anlaşmaları yapılmıştır. Diplomatik alandaki bu denemelerle Osmanlı Devleti, Tuna'daki kalelerin bir müddet daha elinde tutabilmiştir. Rusların ve Avusturyalıların askeri başarılarından dolayı bu topraklarda uzun süreli bir hâkimiyet mümkün olmamıştır. Bu dönemde Hotin, Belgrad, Kili, İsmail ve Bender gibi kalelerin işgale uğramasna rağmen Rusçuk Kalesi işgale uğramamıştır. Çalışmanın ana teması ise savaş döneminde Osmanlı Devleti'nin Tuna sahillerindeki askeri lojistiği açısından Rusçuk Kalesi'nin önemini belirtmektir. Tez, giriş hariç üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Rusçuk'un coğrafî konumu ve tarihsel süreci hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde Avrupa ile Osmanlı Devleti'nin savaş öncesi durumları hakkında bilgiler verilerek 1768-1774 Osmanlı-Rus savaşından bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde ise Kırım'ın ilhakı, 1787-1792 Osmanlı-Rus-Avusturya savaşları, savaş önce ve savaş dönemi Rusçuk Kalesi'nin Tuna sahilindeki kaleler arasındaki mühimmat ve erzak nakli sırasındaki önemi gösterilmeye çalışılmıştır.

AvusturyaBulgaristan-RusçukKaleler+4
Serkan Demir
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Moğollarda din ve devlet ilişkisi (1206-1294)

Moğolların tarih sahnesine çıkışı Cengiz Han ile olmuştur. 1206 yılında gerçekleşen kurultayda birleşen Moğollar, büyük bir istila harekâtına girişmiş ve Cengiz Han'ın hükümdarlık yıllarında Türkistan, Çin'in bir bölümü ve İran coğrafyasına kadar uzanan geniş bir coğrafyayı ele geçirmişlerdir. Cengiz Han'ın ölümünden sonra da fetihler devam etmiş ve XIII. yüzyılın ortalarına gelindiğinde Moğollar, bilinen dünyanın büyük bir bölümüne hükmeder konuma gelmişlerdir. Ancak XIII. yüzyıl ortalarından itibaren siyasi birlik bozulmuş ve dünyanın farklı yerlerinde yarı bağımsız Moğol devletleri ortaya çıkmıştır. Sembolik de olsa Büyük Moğol Kağanlığı'na bağlı olan Moğol devletleri, Kubilay Han'ın 1294 yılındaki ölümüyle birlikte bağlarını koparmışlardır. Yüz yıl gibi kısa bir sürede büyük bir askeri başarı gösteren Moğolların bu başarısının altıda birden fazla neden yatmaktadır. Dinin son derece önemli olduğu Orta Çağ'da Moğolların dini yaklaşımı da askeri harekâtların başarıya ulaşmasına etki etmiştir. Bizlere de son derece tanıdık gelen Gök Tanrı inancına mensup olan Moğollar, gittikleri hiçbir bölgede din adamlarına ve -bilinçli bir şekilde- dini değerlere saldırmamışlardır. Moğollara göre bütün dinler, Tanrı'ya ulaşmanın farklı yolları idi. Bu yüzden, hangi inanca mensup olursa olsun, din adamlarını vergiden muaf tutmuş ve onlara hürmet etmişlerdir. Din adamlarının toplum üzerinde son derece etkili olduğu Orta Çağ'da, Moğolların söz konusu yaklaşımı, rakiplerinin "dini argümanla birleşme" ihtimalini zayıflatmıştır. Öte yandan Moğolların dini yaklaşımı, XIII. yüzyılın ortalarında bir dönüşüm içerisine girmiştir. Semavi dinlere göre ilkel bir inanca sahip olan Moğollar, ele geçirdikleri coğrafyadaki dinlere girmişlerdir. Söz konusu bu dini dönüşüm, ayrılıkların derinleşmesine zemin hazırlamış ve siyasi çıkarların da etkisiyle, özellikle rakip devletlerin sınırlarında kurulan Altın Orda ve İlhanlı Devleti arasında içe dönük bir mücadelenin başlamasına zemin hazırlamıştır. XIII. yüzyılın sonlarına doğru Moğollar, ele geçirdikleri bölgelerin dinlerinden ve kültürlerinden etkilenerek asimile olmuşlardır. Böylece yüz yıl boyunca dünyayı etkisi altına alan Moğol istilasının sonu gelmiş ancak bıraktığı izler büyük dönüşümleri tetiklemiştir. Anahtar kelimeler: Moğol, Cengiz Han, Din, İslamiyet, Hristiyan, Budizm.

BudizmCengiz HanDin+5
Kemal Taşkın
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

II. Meşrutiyet Dönemi İstanbul'unda adi suçlar (1908-1918)

II. Meşrutiyet'in ilanıyla Osmanlı Devleti; siyasi, iktisadi, hukuki, askerî ve sosyal alanda birçok değişimin yaşandığı bir sürece girmiştir. Özellikle 1908-1918 yılları arasında Osmanlı Devleti'nin yaşadığı isyanlar, siyasi kamplaşmalar, faili meçhul cinayetler, savaşlar, göçler, ekonomik bunalımlar başkent olması nedeniyle ilk önce İstanbul'da tesirini göstermiş ve şehrin güvenlik ve asayişi bu durumdan olumsuz etkilenmiştir. Şehirde her geçen gün artan suç vakaları ve güvenlik kaygıları İstanbul sakinlerini tedirgin ettiği gibi bürokratik ve siyasi çevrelerde bu durumdan rahatsız olmuştur. II. Abdülhamit devrinden kalma kolluk güçleri ise İstanbul'daki suç vakalarına zamanında müdahale edememiş ve şehrin asayişini temin etmede yetersiz kalmıştır. Bu durum İstanbul'daki asayiş unsurlarının modernleşmesini kaçınılmaz kılarken II. Meşrutiyet döneminde güvenlik güçlerinin merkezileşmesi ve mesleklerinde uzmanlaşmaları için önemli adımlar atılmasını sağlamıştır. Bu çalışma 1908-1918 yılları arasında önemli kırılmalar yaşayan Osmanlı Devleti'nin başkenti İstanbul'da yaygın olarak işlenen adi ve cinsel içerikli suçları ve bu suçları işleyen suçluları ele almıştır. Aynı zamanda İstanbul'da suç olgusunu ortaya çıkaran etkenlere ve güvenlik güçlerinin ne gibi tedbirler aldığına değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: II. Meşrutiyet Dönemi, İstanbul, Suç, Suçlular, Asayiş ve Güvenlik.

GüvenlikMeşrutiyet IIOsmanlı Devleti+5
Çiğdem Ülker
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

XXI. yüzyıl Türk dünyasında ortak teşkilatlar

Millet, ortak bir geçmişe sahip olan ve birlikte yaşama arzusu gösteren insan topluluğu olarak manevi bir ilkeye, bir ruha dayalıdır. Millet olmak ortak bir geçmişten gelen tarihi sahiplenmektir. Bir milleti millet yapan öge, birlikte yaşama arzusunun tüm bireylerde var olmasıdır. Millet kavramı devamlılık ve ebedîlik düşünü ifade eder. Bu bakımdan da millet, manevi bir varlığın karşılığıdır. Bir milleti teşkil eden toplulukların amacı diğer milletlere karşı ortak menfaatlerini korumak, inanışlarını, hayat tarzlarını ve iradelerini devam ettirmektir. Halk ise belli bir zaman diliminde, belli bir yerde yaşayan insan topluluğudur. Halk kavramında devamlılık yoktur. Milletler politik bir örgütlenme sonucunda iradesini ortaya koymaya başlamasıyla devlet şeklini alır. Devlet bir milletin bir toprak parçası üzerinde politik bir örgütlenme sonucu ortaya çıkan kişiliğidir. Mazisi kırk asrı aşan Türkler ise ortaya çıktıkları dönemden beri millet olma bilincine sahip olmuş ve dünyanın neredeyse tamamına yayılarak diğer halkları da kendi bünyelerinde barındırıp devlet olabilme şuuruna erişmişlerdir. Türk milleti aynı anda farklı coğrafyalarda devlet kurabilmiş ve kendi medeniyetlerini devam ettirmişlerdir. Türkler millet olma duygularını muhafaza ederek teşkilatlandıkları dönemlerde dünya tarihine yön verebilmiş lakin bu duygudan uzaklaştıklarında ise benliklerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalmışlardır. XIX. yüzyıl sonlarına doğru birlikteliklerinden uzaklaşan Türk dünyası, XX. yüzyıl başlarında donanımlı liderlerin ortaya çıkmasıyla tekrar bu düşünceye sarılmaya başlamışlardır. Verilen mücadeleler XX. yüzyıl başlarında sonuç vermemiş olsa bile aynı yüzyılın sonlarında SSCB'nin dağılmasıyla birlikte bağımsızlığını elde eden Türk devletlerinin ortaya çıkması, Türk Dünyasının kendi benliğine geri dönüş yapmasına olanak sağlamıştır. Türk devletleri mevcudiyetlerini sağladıkları gibi birliktelik oluşturmak adına çeşitli çalışmalara başlamıştır. XXI. yüzyıla gelindiğinde ise Türk dünyasında ortak hareket mekanizmaları geliştirebilmek adına çeşitli faaliyetlerin hız kesmeden devam ettiği görülmüştür. Bu çalışmada Türk Dünyasının ortaya koyduğu teşkilatlar ve organizasyonlar detaylarıyla ortaya koyulacaktır.

Yaşar Furkan Bingöl
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Konstantinopolis'in yeni başkent olmasının Hristiyanlık üzerindeki etkileri

Hz. İsa'ya vahyedildiği, kabul edilen tarihten itibaren Hristiyanlık, zaman içinde pek çok değişikliğe uğramış ve farklı görüşlerden kaynaklanan gruplaşmalarla şekillenen bir din haline gelmiştir. Bu değişimlerin ve gruplaşmaların en temel sebebi, Hz. İsa'nın yaşadığı dönemde inancını kabul edenlerin sayısının çok az olması ve ölümünden sonraki süreçte, Hristiyanlık dininin serbest bırakılmasına kadar geçen diliminde ortaya çıkan tartışmalardır. Ruhanî bir otoritenin eksikliği, farklı görüşlerin ortaya çıkmasına ve dini konuların açık uçlu bir şekilde yorumlanmasına neden olmuştur. Bu süreçte etkili olan önemli bir gelişme, bugünkü İstanbul olan Konstantinopolis şehrinin I. Konstantin tarafından başkent yapılmasıdır. Çünkü bu olay, Hristiyanlık inancının en büyük iki kilisesi arasında ayrışmalara yol açmış ve ardından I. Constantin önderliğinde gerçekleşen İznik Konsili' ne zemin hazırlamıştır. Bu konsilden sonra, Hristiyanlık kendi içinde kalıcı bir yapı oluşturarak iki ana hat üzerinde şekillenmiştir. Bu çalışmada, Hristiyanlık dininin Konstantinopolis şehri ile nasıl bir gelişim ve değişim yaşadığı incelenecektir.

HristiyanlıkKonstantinopolis
Aylin Songül Özdemir
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Büyük Milletlerden İngilizler ve Macarlar adlı eserin transkripsiyon ve değerlendirmesi

Türkiye'de modern coğrafya biliminin öncülerinden biri olarak kabul edilen ve ülkemizde coğrafya eğitiminin gelişimine büyük katkılarda bulunan Faik Sabri Duran gerek kişiliği gerekse de yaptığı çalışmalar ile Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş aşamasındaki milletleşme sürecine ışık tutması açısından da dikkat çeken önemli isimlerden biridir. Türk okuyucusunun kendi milletini anlaması ve karşılaştırmalı bir bilinç geliştirmesi için önemli çalışmalar yürüten Faik Sabri Duran dönemin eğitim ve kültür politikalarıyla da uyumlu çalışmalar yürütmüş ve bu bağlamda pek çok eser kaleme almıştır. Onun kaleme aldığı eserlerden biri de "Büyük Milletlerden İngilizler ve Macarlar" adlı çalışmasıdır. Osmanlı Türkçesi ile kaleme alınmış olan bu eser sade ve edebi bir dil ile kaleme alınmıştır. "Büyük Milletlerden İngilizler ve Macarlar" adlı kitap farklı milletlerin tarihsel gelişimlerini, kültürel özelliklerini ve toplumsal yapıları üzerinden karşılaştırmalı olarak ele alması bakımından önemlidir. Bu kitap, okuyuculara hem İngilizler hem de Macarlar hakkında derinlemesine bilgi sunarken, millet olma bilincinin nasıl şekillendiğini anlamaya da katkı sağlamaktadır. Kitapta, İngilizler ve Macarların tarih boyunca geçirdiği sosyal, kültürel ve siyasal evreler, onların "büyük millet" olma vasfını nasıl kazandıkları bağlamında incelenmiştir. Duran, her iki milletin tarihî olaylar karşısındaki tutumlarını, kurumlarını nasıl şekillendirdiklerini ve toplumsal bilinçlerini nasıl geliştirdiklerini açıklarken, aynı zamanda okuyucuya genel bir medeniyet tasavvuru da sunmaktadır. Bu kitap sadece tarihî olayları aktarmakla kalmayıp, milletlerin karakter özelliklerini, değer sistemlerini ve toplumsal düzenlerini de anlamaya çalışması açısından da önem arz etmektedir. Yazar İngilizlerin denizcilik, siyasal istikrar ve sömürgecilik üzerinden gelişen modern devlet yapıları ile Macarların Orta Avrupa'daki mücadeleci ve kültürel olarak güçlü kimliklerini, karşılaştırmalı biçimde sunarak okuyucuya hem benzerlikleri hem de farklılıkları aktarmaktadır. Bu yönüyle kitap, coğrafya, sosyoloji ve tarih meraklıları için kıymetli bir kaynak niteliğindedir.

Macar tarihiModern coğrafyaTarihi coğrafya+2
Olcay İçer
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Keşmir Sultanlığı (1339-1586)

'Asya'nın kalbi" ve "Hindistan tacı ve incisi", gibi isimlerle adlandırılan kendi halkının gözünden bakıldığında ise ''cennet vadisi'' sıfatını hak eden dünyanın ender güzellikteki yerlerinden biri olan Keşmir, Hindistan, Pakistan, Afganistan, Çin'in Uygur Özerk bölgesi ve Tibet ile komşudur. Türkistan'dan Hindistan'a açılan bir koridorda yer alan bölge, dünyanın en yüksek sıradağları Himalayalar üzerinde son derece engebeli bir arazi üzerinde kurulmasına rağmen sahip olduğu stratejik ve coğrafi özelliklerinden dolayı tarihîn ilk dönemlerinden itibaren siyasî, askerî, dinî ve ticari pek çok hadiseye ev sahipliği yapmıştır. Stratejik önemini günümüzde de koruyan Keşmir, Güney Asya siyasetinde belirleyici bir unsurdur. Keşmir, tarihsel süreç içinde Budizm, Hinduizm ve İslâmiyet gibi farklı din ve inançlara ev sahipliği yapmış, stratejik öneme sahip bir bölgedir. Hindistan'ı fethetmeye yönelik seferler düzenleyen İslâm orduları, Keşmir'i ele geçirmeye çalışmış; ancak bölgenin zorlu coğrafi koşulları nedeniyle bu girişimlerinde başarılı olamamışlardır. Bölgede, Müslüman bir hanedan olan Şah Mirza Hanedanlığının iktidara gelmesiyle birlikte krallıktan sultanlığa geçiş süreci başlamıştır. 1339-1586 yılları arasında hüküm süren Keşmir Sultanlığı, sırasıyla Şah Mirza ve Çak Hanedanlıkları tarafından yönetilmiştir. Sultan Zeynel Abidin döneminde, Keşmir Sultanlığı siyasî, ekonomik ve kültürel açıdan en güçlü dönemini yaşamıştır. Şah Mirza Hanedanlığının ardından yönetimi ele geçiren Çak Hanedanlığı döneminde ise, artan otorite boşlukları, siyasî ve dinî çatışmalar ile iç isyanlar, bölgenin istikrarını sarsmıştır. Bu ortamdan yararlanan Haydar Mirza Duğlat, Keşmir'de Bâbürlüler adına geçici bir hâkimiyet kurmuştur. Ancak onun on yıl süren iktidarının ardından Çak Hanedanlığı, bölgedeki yönetimi yeniden ele geçirmiştir. Bâbürlü hükümdarı Ekber Şah, 1586 yılında, Çak Hanedanından Sultan Yakup Şah'ın iktidarında yaşanan iç karışıklıklar ile Sünni-Şii çatışmalarının oluşturduğu istikrarsız ortamdan faydalanarak Keşmir'i ele geçirmiştir. Bâbürlülerin bölgede tam anlamıyla hâkimiyet kurmaları ise 1589 yılında gerçekleşmiştir.

Siyasi tarihTürk tarihi
Saadet Şeker
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı Saray teşkilatında Doğancı Koğuşu

Osmanlı idarî ve askeri yapısının temelini oluşturan Enderûn saray okulu Osmanlı İmparatorluğunun klasik döneminde önemli bir yer tutmaktaydı. Padişahın da yaşam alanı olan Topkapı Sarayı'nın üçüncü avlusu aynı zamanda Enderûn avlusu idi. Burada devşirilmiş yahut esir edilmiş Hristiyan çocukları eğitilerek dönemin mülkiye mezunlarıyetiştirilmekteydi. Bu gençler ya düşük odalardan ayrılıp kapıkulu sipahi bölüklerinde kendilerine yer buluyor ya da Has Oda'ya kadar yükselerek padişahın hizmetindeki kırk Has Odalı ağadan biri oluyordu. Buradan da imparatorluk kurumlarından herhangi birine yönetici olur ve şansı da varsa sadrazamlığa kadar yükselebilirdi. Bu okulun beş kaftanlı koğuşu vardı ve bunlardan beşincisi Doğancı Koğuşu'dur. Doğancı Koğuşu'nun iç oğlanlarına doğancı, bâzî ya da toganî unvanları verilmiştir. Bu doğancılar hem ilmî eğitimleri ile uğraşır hem de eskilerinden doğancılığı öğrenirlerdi. Padişah ile ava gider ve bağlı devletlerden ve Mısır eyaletinden gelen doğanları besleyerek eğitirlerdi. Bir doğancı, Büyük Oda'daki eğitimi sonrası önce Seferli Koğuşu'na, sonra Hazine Koğuşu'na ve nihayetinde Has Oda'ya alınırdı. Has Oda'da önce üçüncü doğancı, sonra ikinci doğancı olur ve en sonunda doğancıbaşı olarak Doğancı Koğuşu'nun ve dış saray doğancılarının amiri olurdu. Doğancıbaşılar, XVII. yüzyılda Avcı Mehmed'in av düşkünlüğü nedeniyle de devletin önemli mevkilerine getirilmişlerdir. Düşük kıdemdeki doğancıların çıkmaları kapıkulu sipahi bölüklerine Has Odalıların ki ise vezirlikten kapıcıbaşılığa kadar çeşitli görevlere yapılırdı. Doğancı Koğuşu H. 1084 yılında kaldırılmaya başlanmış ve sonraki beş yıl içerisinde Enderûn'da sadece bir doğancı kalmıştır. Bu doğancının ileriki yıllarda çıkması ile de Doğancı Koğuşu tarihsel işlevini tamamlamıştır.

Enderun mektebiOsmanlı DevletiSaray teşkilatı+1
Batuhan İsmail Kıran
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

1840 temettuat defterlerine göre Korkuteli kazasının sosyoekonomik dinamikleri

1840 temettuat defterlerine göre Korkuteli kazasının sosyoekonomik dinamikleri başlıklı tezimde, yörenin ekonomisine dair bir perspektif oluşturmakla beraber Osmanlı taşra toplumunun yaşayış biçimlerine dair tespitler yapılmaya çalışılmıştır. Çalışmamın sınırların belirleme noktasında bazı zorunluluklar olduğu gibi esas tespit etmek istediğim noktaların dışına çıkmamaya da özen gösterdim. Bu hususu kısaca açıklamak gerekirse, Bu defterlerin içeriği çalışmada ekonomik durum tespiti yapma açısından kısıtlı veri içermekte olduğu için, ürün bilgileri ya da elde edilen ürün miktarları bulunmadığı için bunlarla ilgili değerlendirme yapma şansım olmadı. Öte yandan kendi belirlediğim önceliklere göre defterlerde kayıtlı köylere ait verileri imkanlar dahilin de incelemek ve döneme ait bir tespit yapmak istedim. Bu verilerden yola çıkarak bugüne ait bir karşılaştırma işin başında belirlenen hedeflerin dışına çıkmak olacağından bu yapılmamıştır. İstanos nahiyesine bağlı 46 adet köyün kayıtlı olduğu üç farklı defter bu çalışmanın temelini oluşturur. Başbakanlık Osmanlı Arşivinde bulunan bu defterlerde köyler ayrı ayrı kayıt altına alınmıştır. Anahtar kelimeler: Osmanlı, Tanzimat, Temettuat, İstanos

Antalya-KorkuteliDefterlerTarih+2
Ümit Gök
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Tarih araştırmalarına bir kaynak olarak Takvim-i Vekayi (1831-1840)

Gazeteler, toplumların geçirdikleri aşamaları ve toplumların başlarından geçen olayları kaydeden bir çeşit hatıra defterleridir. Bu nedenle basın târihi üzerine yapılan araştırmalar sadece bir metnin sunuluş biçiminden ibâret olmayıp, bunun yanında bir milletin olaylara verdiği tepkileri ve yaşanan süreçler içerisinde açığa çıkan çeşitli görüşleri ortaya koyarak, bu görüşlerin sonraki dönemlerde "toplum bilinci"nin oluşmasında ne kadar katkı yaptığının anlaşılmasına olanak sağlar. Osmanlı Devleti'nde tamamen Türkçe çıkan süreli yayınların başlangıcı olan Takvîm-i Vekayi devlet tarafından çıkarılmış ve bu nedenle devlet görüşünü ön plânda tutmuştu. Öte taraftan gazete dünyadaki bilimsel, teknik ve sosyâl gelişmeler hakkında da bilgi veriyordu. Gazetenin bu özelliği, ileride resmî görüşe karşı bir tepkiyi beraberinde getirerek, 1860 sonrası dönemde yoğun bir basım faâliyetine yol açmıştı ve bu sebeple bugünkü Türk Milleti'nin dünya görüşünü belirleyecek bir sürecin de başlamasına etki etmişti. Bu dönemde çeşitli görüşler ortaya atılarak etkilerini bugün görmekte olduğumuz ve gelecekte de göreceğimiz akımlar meydana getirilmişti. Bu öneme dayanarak Takvîm-i Vekayi'nin kaybolmuş olan fihristlerinin alanında yapılan çalışmalara bir katkı yapabilmesi, akademik çalışmaların yapımı sürecinde Takvim-i Vekayi'den daha çok faydalanılması ve araştırmanların araştırma sürecinde daha hızlı hareket edebilmelerine olanak yaratmak için biz bu çalışmayı meydana getirdik. Takvim-i Vekayi'ye ait bazı koleksiyonlar bulunmakla birlikte bu çalışmada Hakkı Tarık Us Koleksiyonu'ndan yararlanılmıştır. Koleksiyonda eksik görülen sayılar ise Anadolu Üniversitesi'nde ve İzmir Milli Kütüphane'de bulunan koleksiyonlar kullanarak tamamlanmıştır. Gazetede yer alan haberler konularına göre sınıflandırılarak bir fihristte olması gerektiği gibi özet şeklinde, gazetelerin çıkış tarihlerine göre sıralanmıştır. Haber özetlerinin altında haberin çıkış tarihi, gazete numarası ve haberin bulunduğu sayfa veya sayfalar verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Takvim-i Vekayi, II. Mahmud, Esad Efendi, 19. Yüzyıl

GazetelerHaberlerTakvim-i Vekayi gazetesi+1
Emre Gebece
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Dördüncü Umumi Müfettişlik: Kurulması, çalışmaları ve kaldırılması

1927?de kurulan Umum Müfettişlik Teşkilatı daha sonraki yıllarda sayısı arttırılarak Cumhuriyet Dönemi?nin önemli kurumları arasına sokulmuştur. Bulundukları bölgelerde güvenlik, ekonomik, sağlık, sosyal, kültürel açıdan kalkınmayı sağlayan Umumi Müfettişlikler 1947?de fiilen, 1952?de resmen kaldırılmıştır. Dördüncü Umumi Müfettişlik merkezi Elazığ olmak üzere 6 Ocak 1936?da kurulmuş ve Tunceli, Bingöl, Erzincan illerini kapsamıştır. Müfettişliğin başına Korgeneral Abdullah Alpdoğan getirilmiştir. Buradaki çalışmaların temel amacı; aşiret düzenini ortadan kaldırarak bölgeyi ağaların hâkimiyetinden kurtarmak ve buraya Cumhuriyet?in ilkelerini götürmektir. Çalışmam, dönemin koşulları göz önüne alınarak ve neden-sonuç ilişkisi çerçevesinde konuyla ilgili veriler gerek arşiv belgeleri, toplantı tutanakları, gerekse yerel ve ulusal basın sistemli bir şekilde değerlendirilerek hazırlandı. Bu çalışmamda Dördüncü Umumi Müfettişliğin, kurulması ve çalışmaları ele alınarak bölgenin sosyal, ekonomik ve kültürel değişimi irdelenmeye çalışılmıştır

Cumhuriyet DönemiDersim ayaklanmasıTunceli-Dersim+1
Bahar Toparlak
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlılarda keyif verici bir madde: Esrarın hikâyesi

Esrar, modern manada merkezi sinir sistemi ve beyin üzerindeki etkisiyle kişiyi kendi sınırları dışına çıkmış olma zannına sokan uyuşturucu maddelerden biridir. Fakat ne insanın sınırlarını aşma arzusu ne de bunun için başvurduğu bu madde modern toplumla yaşıttır. Bu günümüz toplumlarının geçmişi -belkide doğanın bilgisine erişilmeye başlandığı ilk zamanlara kadar uzanan- en eski sorunlarından biridir. Bu açıdan mevcut dünya yalnız tercihleri değil, pek de gönüllüsü olmadığı bu gibi şeylerin de varisi, esrarsa onun neredeyse tüm geçmişinin en yakın şahididir. Osmanlılar da ardılı bizlere ister istemez böylesi bir miras bırakmışlardır. Anadolu'da gelişmeye başladıkları henüz ilk zamanlarda heterodoks guruplar aracılığıyla bununla tanışmış ve bu tanışıklığı nedeni olduğu tüm sorunlarla beraber elde olmaksızın son günlerine kadar korumuşlardır. Bu meyanda belirgin bir "esrar altkültürü"nün taşıyıcısı olarak bundan başta keyif ve vecd ile kimi hastalıkların tedavisi için istifade etmişlerdir. Tıbbi kullanım bir takım ilkel ilaçların imali, esrime ile keyif ise gayr-ı sünni tarikat mensupları ile avamın beklentisini kapsar. Ne var ki uyuşturucu, daha doğrusu o günün tanımıyla keyif verici olarak istimali ecza maksatlı kullanımından çok daha yaygındır. Özellikle de heretik dervişler arasında böyledir ki nitekim bunu Anadolu coğrafyasına getirip de halk arasında yayanlar da onlardır. Ekseriyetle halk da bunu yine keyif için içmiş; öyle ki bu işe mahsus mekânlar dahi yaratmıştır. Nihayetinde ekilip biçilmesinden ülke içi veya ülkelerarası ticaretine, hakkında kaleme alınan ilmi ve edebi eserlerden jargon ve argosuna değin daha pek çok yönüyle beraber tüm bunlar Osmanlı, hatta günümüz toplumunda hala varlığını koruyan küçük ölçekli, fakat gerek nüfuz ettiği farklı kesimler ve gerekse bunların elbirliğiyle inşa ettiği biçim açısından çok yönlü ve belirgin bir esrar altkültürünü meydana getirmiştir. Bu çalışma, Osmanlılardaki söz konusu bu altkültürün tüm yönleriyle tarihi serüvenin ortaya koymayı amaçlar. Anahtar Kelimeler: Osmanlılar, Esrar, Osmanlılarda Esrar, Haşiş, Uyuşturucu.

EsrarNarkotiklerOsmanlı Devleti+1
Onur Gezer
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Roma İmparatorluk Döneminde Prusias ad Hypium

Roma'nın Anadolu'daki ilk eyaletlerinden biri olan Bithynia'nın doğusunda, eskiden Mariandyni ülkesi olarak bilinen coğrafyada, günümüzde ise Düzce ilinin 8 km kuzeyinde yer alan Konuralp adı verilen yerleşimin altında kalmış olan Prusias ad Hypium kenti, Roma İmparatorluğu döneminde bölgenin önemli kentleri arasına girmiş ve bu durumunu uzun bir süre korumuştur. Roma öncesine dair bilgilerimizin sınırlı olduğu kent, Roma'ya hizmet etmiş olan idari ve askeri sınıfa mensup pek çok önemli şahsiyetin de yurdu olmuştur. Çalışmamızda Roma İmparatorluk Döneminde, Prusias ad Hypium kenti ele alınmaktadır. Bu kapsamda, kentin tarihi, sosyokültürel ve idari yapısı vb. gibi birçok konu hakkında çok yönlü bir kaynak taraması yapılmıştır. Kaynak taramasından sonra çalışmamızda, II. el kaynak niteliğindeki Modern çalışmalar ile I. el kaynak olarak değerlendirebileceğimiz, epigrafik, nümizmatik ve filolojik bilgi ve belgelerden yararlanılmış ve bu belgelerin orijinal hallerine de çalışmada yer verilmiştir. Bu doğrultuda çalışmamızda, özellikle İmparatorluk döneminde ünlenen Prusias ad Hypium kentinin Grek kolonistler tarafından kurulduğu ilk yıllardan, Roma İmparatorluğu egemenliğinde timokrasiyle yönetilen aristokratlar şehri haline geldiği zamana kadar geçen süre tüm yönleriyle ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Prusias ad Hypium, Roma İmparatorluğu, Bithynia, Karadeniz,Soylular

BithyniaEski Çağ tarihiKaradeniz+4
Onur Sadık Karakuş
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Bir kaynak çalışması olarak Takvim-i Vekayi (1840-1849)

Gazeteler, devletlerin ve milletlerin yaşadıklarını ve görüp geçirdiklerini kayıt altına alan birer hatırat gibidirler. Bu sebeple geçmiş dönemin gazeteleri üzerinde çalışma yapmak, sadece yazılmış metinleri bu günün diline tercüme etmek ya da aktarmak değildir. Bunların haricinde basın tarihi alanında yapılan çalışmalar, milletlerin ve devletlerin yaşadıkları olaylara verdikleri tepkileri yansıtır ve olayların geçtiği zamanlardaki ortaya atılan düşüncelerin ve görüşlerin anlaşılmasını sağlarlar. Takvim-i Vekayi Osmanlı Devleti'nde devlet eliyle çıkarılmış ilk gazetedir. Başlangıçta haftada bir yayınlansa daha sonraları düzensiz aralıklarla çıkarılmıştır. İlk sayısı 1 Kasım 1831 tarihinde çıkan Takvim-i Vekayi'nin yayınlanmasına II. Abdülhamid döneminde iki kez ara verilse de gazete yayın hayatını 4 Kasım 1922 tarihine kadar devam ettirmiştir. Gazete Türkçe süreli yayınların başlangıcıdır ve devlet eliyle çıkarıldığı için de devlet görüşünü yansıtmıştır. Takvim-i Vekayi hanedana ait haberleri, devlet kademelerine yapılan atamaları ve ülkenin herhangi bir yerinde meydana gelen hadiseyi yansıttığı gibi, aynı zamanda yabancı ülkelerdeki siyasi gelişmeler, bu ülkelerin Osmanlı Devleti ile ilişkileri ve dünyada meydana gelen sosyal, bilimsel ve teknolojik gelişmeler hakkında da haberler veriyordu. Takvim- Vekayi'nin bir başka önemi de 1860'lardan sonra yoğunlaşacak olan basım faaliyetlerine öncülük etmesidir. Takvim-i Vekayi'nin yukarıda sayılan özelliklerinden dolayı akademik çalışmalarda gazeteden daha çok faydalanılması ve araştırmacıların daha hızlı hareket edebilmesine imkân sağlamak amacıyla bu çalışma meydana getirildi. Gazetede yeralan haberler konularına göre tasnif edilerek, özet şeklinde, gazetelerin çıkış tarihlerine göre sıralanmıştır. Her haberin özetinin altına gazetenin çıkış tarihi, gazetenin sayısı ve haberin bulunduğu sayfa yazılmıştır. Anahtar Kelimeler: İlk Gazete, Gazete, Takvim-i Vekayi, Basın Tarihi, 19.Yüzyıl, Osmanlı'da Basın ve gazetecilik

19. yüzyılBasın tarihiGazetecilik+6
Metin Çatalkaya
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

XVIII. yüzyılın ikinci yarısında Marmara Bölgesinde depremler

Marmara Bölgesi'nde aktif olan Kuzey Anadolu Fay Hattı, Marmara Denizi'ne ulaşmadan önce üç kola ayrılarak bölgede büyük, sığ ve yıkıcı depremlere neden olmaktadır. Marmara Bölgesi'nde XVIII. yüzyılın ikinci yarısında çok sayıda deprem meydana geldiği, bunlardan bazılarının ağır hasarlara ve can kayıplarına neden olduğu bilinmektedir. Bu dönemde bölgede meydana gelen özellikle 1752 Trakya, 1754 Marmara ve 1766 İstanbul depremleri bölgede ağır yıkımlara neden olmuşlardır. 30 Temmuz 1752 Trakya depreminde en ağır hasar Edirne ve çevresinde meydana gelmiş, yüzden fazla kişi hayatını kaybetmiştir. 2 Eylül 1754 tarihinde İzmit Körfezi'nde meydana gelen deprem, bölgede ağır hasarlara yol açmıştır. Depremdeki can kaybı konusunda net bir bilgi olmamakla beraber elli, altmış ve sekiz yüz rakamlarını aktaran bazı kaynaklar bulunmaktadır. XVIII. yüzyılın ikinci yarısında yaşanan en şiddetli depremler ise 1766 yılında iki buçuk ay arayla meydana gelen 22/23 Mayıs ve 5 Ağustos İstanbul depremleridir. Bu depremlerin ilki en ağır hasarı İstanbul'da yaratmış ve 4.000-5.000 kişinin hayatını kaybetmesine neden olmuştur. İkincisi ise özellikle Tekirdağ-Mürefte arasındaki alanda ağır hasara ve çok sayıda kişinin hayatını kaybetmesine neden olmuştur. Bu depremden sonra özellikle Samatya, Galata, Gelibolu, İzmit, Yalova, Midilli, Edirne, Çanakkale, Kadıköy, Gaziköy, Hoşköy ve Söğüt'te ağır hasar kaydedilmiştir. Ayrıca İstanbul'da mayıs ayındaki depremde hasar görmüş olan taş yapılar bu ikinci depremde ya tamamen yıkılmış ya da ağır hasar görmüştür.

18. yüzyılDepremEdirne+5
Esengül Timur
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Çınaraltı dergisi ve Türk milliyetçiliği

Bu çalışma, 1941-1944 seneleri arasında yüz elli sayı ve 1948 yılında on bir sayıdan meydana gelerek yayımlanan Çınaraltı Dergisi ve Türk Milliyetçiliğini konu edinmektedir. Çalışma beş ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde, Çınaraltı dergisinin yayınlandığı dönemi kapsayan İkinci Dünya Savaşı'na ve bu savaş dönemindeki basın-yayın faaliyetlerine yer verilmiştir. Ayrıca savaş döneminde İsmet İnönü'nün uyguladığı dış politikaya ve yaşanan ekonomik sıkıntılar için aldığı önlemlere değinilmiştir. İkinci bölümde, İkinci Dünya Savaşı (1939-1945) döneminde yayımlanan, Türkçü ve milliyetçi çizgide olan bazı dergilerden bahsedilmiştir. Bu dergilerin çıkış amaçlarına ve yayınlandıkları yıllardaki önemlerine değinilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde, Türk, Türkçülük, milliyetçilik ve Türk milliyetçiliği kavramları ayrı ayrı değerlendirilip, bu kavramların anlamlarına ve tarihçelerine yer verilmiştir. Milliyetçilik kavramının çeşitleri ve kuramları da kendi içinde ayrıca değerlendirilmiştir. Dördüncü bölümde, asıl konumuz olan Çınaraltı dergisi ve derginin yazar kadrosuna yer verilmiştir. Bu bölümde Türkçü, fikir ve sanat dergisi olan Çınaraltı dergisinin tanıtımı yapılmış ve derginin o dönem için öneminden ve derginin yayımlanma amacından bahsedilmiştir. Daha sonra Çınaraltı dergisini çıkartan ve dergide birçok makale ve yazısı bulunan Orhan Seyfi Orhon ve Yusuf Ziya Ortaç'ın hayatlarına, fikri ve edebi şahsiyetlerine yer verilmiştir. Çalışmanın son bölümü olan beşinci bölümde ise Çınaraltı dergisinde yazı ve makaleleri bulunana yazarların Türkçülük, milliyetçilik ve Türk milliyetçiliği ile ilgili görüşlerine, değerlendirmelerine ve bu kavramlara olan bakış açılarına yer verilmiştir.

Pınar Tunç
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Demokrat Parti döneminde toplumsal değişim açısından basın: Yirminci Asır, Hafta ve Resimli Hayat dergileri

19. yy ile Başlayıp Cumhuriyetin ilanından sonra da devam eden toplumsal değişim hareketi bir gereklilik olarak görülmüştür. 19. yy'da daha çok devlet kurumlarında değişikliğe gidilerek sorunlara çözüm aranmıştır. Modern Türkiye'nin kurulması ile birlikte ana hedef çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşma olmuş ve bu hedefe ulaşma çalışmaları toplumun her alanında kendini göstermeye başlamıştır. Cumhuriyet döneminin temel değişim parametresi de düşünce biçimi üzerine olmuş ve toplumsal hayata bakış yeniden sorgulanmaya başlanmıştır. II. Dünya Savaşı'ndan sonra başlayan Soğuk Savaş dönemi ile birlikte Türkiye yönünü tamamen batıya dönmüştür. Bu karar Batılı yaşam tarzını da beraberinde getirmiştir. Ortaya çıkan yeni yaşam tarzı medya yoluyla da desteklenmiştir. Çalışmamızın temelini oluşturan Resimli Hayat, Hafta ve Yirminci Asır dergileri bu açıdan önemlidir. 1950'lerde faaliyette bulunan bu dergilerin Türk sosyal hayatını batılı yaşam tarzı doğrultusunda etkilediği ifade edilmektedir. 1950'lerde Amerikan yaşam tarzının Türk toplumuna yerleşmesi kültürel sorunları da beraberinde getirmiştir. Cumhuriyetin ilanı sonrasındaki çağdaşlaşma merkezli Batılılaşma hareketi 1950'lerde Batılılaşma görünümlü Amerikalılaşmaya dönüşmüştür. Bu yeni yaşam tarzının Türk toplumuna yerleşmesi sancılı olmuştur ve Türk toplumunda çeşitli tepkimelere yol açmıştır. Popüler kültür Türk toplumunun her yanını sarmış ve Türkiye küreselleşme ile gelen tek tipleşmenin kurbanlarından biri olmuştur. Anahtar Kelimeler: Hayat, Resimli Hayat, Yirminci Asır, Hafta, Modernleşme, Batılılaşma, Amerikalılaşma,

Serkan Şahin
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiyat Mecmuası ve tarih anlayışı (1925-1933)

Türkiyat Enstitüsünün 1924'te Gazi Mustafa Kemal'in talimatı ile kurulmasının ardından enstitünün yayın organı olan Türkiyat Mecmuası 1925'te neşredilmeye başlamıştır. Türkiyat Mecmuasının ilk üç cildinin yayımlandığı 1925-1933 yılları arasındaki dönem tez çalışmamızın da tarih aralığını oluşturmuştur. Cumhuriyetin kurucu kadroları yoğunluklu olarak bu tarih aralığında Türk milletine yeni bir kimlik kazandırmak, Osmanlı'dan devralınan toplum yapısı yerine yeni bir Türk ulusu inşa etmek amacıyla birçok inkılabı hayata geçirmişlerdir. Uygulanan bu inkılapların itici gücü ve dayanak noktası olarak tarih bilimi kullanılmış, bu uygulamalar kapsamında Birinci Türk Tarih Kongresi toplanarak Türk Tarih Tezi oluşturulmuş, tarih bilimi resmi ideolojinin parçası haline gelmiştir. Genel çerçevesi çizilen bu esaslar ışığında Türkiyat Mecmuasının tarih anlayışının tespit edilerek bu dönemde tarih alanında yapılan çalışmalara olan etkilerinin, uyumlu ya da uyumsuz yönlerinin ortaya konması tezimizin problemini oluşturmuştur. Tez çalışmamızın yöntemi olarak; Türkiyat Mecmuasının tarih anlayışını açıklamak maksadıyla derginin bu üç cildinde yayımlanan makalelerin geniş özetleri çıkarılmış ve tarih metodolojisi açısından bir değerlendirilmesi yapılmıştır. Türkiyat Mecmuası, aynı dönemde ortaya çıkan Türk Tarih Tezi'nden farklı olarak, Mehmet Fuat Köprülü'nün Muhafazakar Tarih Tezi kapsamında çağdaş ve bilimsel tarih yazıcılığı metotlarıyla, Türk tarihinin hiçbir dönemini ve Türk devletini paranteze almadan bütüncül olarak değerlendirmiştir. Buradan hareketle de Türkiyat Mecmuasının Anadolu'daki Türk varlığının köklerini Osmanlı ve Selçuklu devletlerinden geriye doğru bir bütün halinde Orta Asya'ya kadar takip eden bir anlayışa sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Türkiyat mecmuası
Ali Söylemiş
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Selanik, Sofya ve Filibe'nin fethi, nüfusu ve mimari eserleri (14- 15 Yüzyıl)

Balkan tarihi, farklı etnik dini ve kültürel unsurların yüzyıllar boyunca etkileşim içerisinde bulunduğu, siyasal dönüşümlerin ve toplumsal kırılmaların yoğun biçimde gözlemlendiği çok katmanlı tarihsel bir süreç olarak değerlendirilmelidir. Filibe, Selanik ve Sofya şehirleri ilk çağdan itibaren sahip oldukları jeopolitik konumundan dolayı önem kazanmış ve erken dönemlerden itibaren yerleşim yeri olarak kullanılmıştır. Bu üç şehir, farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış ve zamanla zengin bir kültürel miras oluşturmuştur. Özellikle Roma ve Bizans hâkimiyeti dönemlerinde söz konusu şehirlerde kültürel, toplumsal ve dini açıdan gelişmeler yaşanmıştır. Osmanlı hâkimiyetinin bölgeye girmesi ile birlikte bu şehirler, Hristiyan unsurların yanında Müslüman bir kimlikte kazanmıştır. Osmanlı Devleti'nin bölgeyi şenlendirme politikası doğrultusunda Anadolu'dan Türk ve Tatar nüfusu Rumeli topraklarına iskân edilmiştir. Bu nüfus hareketi, yeni yerleşim alanlarının açılmasına zemin hazırlamıştır. Osmanlı, bölgeye yerleştirdiği nüfusun dini, sosyal, ekonomik ve kültürel ihtiyaçlarını karşılamak amacı ile cami, tekke, medrese ve bedesten gibi birçok yapıyı vakıflar aracılığı ile inşa ettirmiştir. Günümüzde bu yapıların önemli bir kısmı doğal afetler nedeniyle, bir kısmı ise Yunanistan ve Bulgaristan devletlerinin uyguladığı politikalar sonucunda ortadan kaldırılmış; ayakta kalanlar ise ciddi şekilde tahribata uğramış, kendi kaderlerine terk edilmiş ya da farklı amaçlar doğrultusunda kullanılmaktadır. Bu çalışmada, Selanik, Sofya ve Filibe şehirlerine ilişkin dönemin ana ve ikincil kaynakları incelenerek Osmanlı Devleti'nin bu şehirlerde yürüttüğü siyasi, kültürel ve toplumsal çalışmalar üzerinde çalışma yapılmıştır.

Döndü Özkan
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2026
00
Master'sOpen AccessTR

Keşfu'l Ğumem fi Tarihu'l Umem adlı eserin 341-472 sayfalarının transkripsiyonu ve değerlendirilmesi

Bu çalışma, XV. yüzyıl tarihçilerinden Muhammed b. İbrahim b. Muhammed b. Zâhirü'l-Hanefî tarafından kaleme alınan ve Memlûk tarih yazıcılığının önemli bir halkasını oluşturan Keşfu'l-Ğumem fî Târihi'l-Ümem adlı eserin 341-472. sayfaları arasındaki bölümün transkripsiyonunu ve değerlendirmesini kapsamaktadır. İnceleme konusu olan bu sayfalar, Memlûk Devleti'nin siyasî ve sosyal açıdan oldukça hareketli bir dönemi olan Sultan el-Melikü'l-Müeyyed Şeyh'in son yılları ve haleflerinin taht mücadeleleri dönemini (H. 823-824 / M. 1420-1421) ihtiva etmektedir. Çalışmada ilk olarak müellifin hayatı ve eserin Memlûk tarih yazıcılığındaki yeri üzerinde durulmuştur. Değerlendirme kısmında, eserin özellikle Sultan Melik Müeyyed Şeyh'in vefatı, Tatar'ın nizamü'l-mülk oluşu ve Melik Bersbay'ın yükselişi gibi kritik siyasî olayları nasıl ele aldığı tahlil edilmiştir. Müellifin, Makrîzî gibi dönemdaşlarının Sultan Müeyyid'e yönelik eleştirilerini reddeden ve onu savunan yaklaşımı, eserin özgün bir perspektif sunduğunu kanıtlamaktadır. Transkripsiyon bölümünde ise "Orta Arapça" özellikleri taşıyan ve Türkçe kavramlarla harmanlanmış olan metin, aslına sadık kalınarak günümüz alfabesine aktarılmıştır.

Sevda Güngör
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2026
00
DoctorateOpen AccessTR

Babürlüler döneminde Bengal

Himalaya Dağları'ndan Hint Okyanusu kıyılarına kadar uzanan geniş coğrafyası, verimli nehir havzaları ve stratejik konumuyla tarih boyunca Asya'nın en önemli medeniyet merkezlerinden biri olan Hindistan, sahip olduğu coğrafî özelliklere ek olarak köklü bir medeniyet birikimini de hafızasında barındırmaktadır. Hindistan'ın doğu sınırını teşkil eden Bengal ise söz konusu tarihsel hafızanın daimî olarak baş aktörlerinden biri olmuştur. Kuzey'de Himalaya etekleri, batısında Hindistan, doğusunda Burma ile sınırlanan Bengal, siyasî, askerî, dinî ve ticarî açıdan belirleyici öneme sahiptir. Bengal, tarihin hher safhasında Budizm, Hinduizm, İslâmiyet gibi farklı dinlerin yanısıra muhtelif inançlara sahip halkları bünyesinde barındırmıştır. Bengal'in çok kültürlü yapısı toplumsal, siyasî ve akerî açıdan kırılma noktalarına sahip gelişmelerin yaşanmasına sebep olmuştur. Tarihsel süreç içerisinde Hindistan'a hükmeden devletler açısından devamlı bir şekilde isyan potansiyeli barındıran Bengal, Ekber Şah tarafından 1576 tarihinde ele geçirilmiştir. Babürlü Devleti'nin Bengal'deki varlığını iki safhaya ayırmak mümkündür. İlk safha, Ekber Şah ve Cihangir Şah dönemlerini (1576-1628) kapsayan devlein Bengal'de hâkimiyetini kurma çabaları ve yerel güçler ile mücadelesi olarak sınırlandırılabilir. İkinci safha ise Şah Cihan ve Evrengzîb dönemlerinde Bengal'de kalıcı olma yönündeki teşkilatlanma çabalarıdır. Ekber Şah ve Cihangir Şah dönemlerinde Bengal askerî anlamda isyan ve istikrarsızlığın beşiği olurken Şah Cihan ve Evrengzîb'in Babürlü hükümdârlığı dönemlerinde Bengal'de malî ve idarî anlamda çok sayıda yenilik yapılmaya çalışılmıştır. Avrupalı Devletlerin özellikle XVIII. yüzyılda Bengaş'de varlıklarını iyice artırmaları, Babürlü Devleti'nin kurmaya çalıştığı otoriteyi derinden sarsan başlıca etmen olmuştur. Bir isyan bölgesi kimliğini her zaman bünyesinde barındıran Bengal, Babürlü Devleti idaresi boyunca bu özelliğini daima hissettirmiştir. İç ve dış karışıklıkları tetikleyen Avrupalı Devletlerin ticarî-emperyalist amaçları Bengal'deki Babürlü idaresinin sonunu getirmiştir. 1757 Plassey Savaşı, Bengal'deki Türk idaresini sona erdirirken İngilizler için önemli bir sömürge sahasına dönüşmüştür.

AsyaBabürlü DevletiBengal bölgesi+1
Enes Fırat Önel
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2026
00
Master'sOpen AccessTR

Özkan İzgi'nin hayatı, eserleri ve Türk tarihçiliğine katkıları

Bu çalışma Genel Türk Tarihi alanında önemli çalışmaları olan Prof. Dr. Özkan İzgi'nin hayatı, eserleri ve tarihçiliğine yönelik olarak ele alınmıştır. Prof. Dr. Özkan İzgi Akademik yaşamını büyük ölçüde Ankara'da Hacettepe Üniversitesi bünyesinde yürütmüştür. İzgi'nin çalışma alanı Uygurlara yönelik olmuştur. Çin kaynaklarını ve diğer kaynakları esas alan çalışmalarıyla eski Türk tarihi alanındaki önemli boşlukların doldurulmasına katkı sağlamıştır. Çalışmalarında filolojik ve arkeolojik yöntemleri tarih araştırmalarıyla birleştiren disiplinler arası yaklaşımı sayesinde özellikle Çin kaynaklarında yer alan bilgileri Türk tarih literatürüne kazandırmış ve Uygur tarihi başta olmak üzere Orta Asya Türk topluluklarının siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik yapıları üzerine önemli değerlendirmelerde bulunmuştur. Bu çalışmada Prof. Dr. Özkan İzgi'nin hayatı, akademik kişiliği ve Türk tarihçiliğine sunduğu katkılar ele alınmıştır. Çalışmanın temel amacı, İzgi'nin özellikle Uygur tarihi, Çin-Türk ilişkileri İpek Yolu ticaretinde Turfan Uygurlarının ticareti ve Orta Asya kültürü tarihi üzerine yaptığı araştırmaları değerlendirilerek, onun Türk tarih yazıcılığı içerisindeki yerini ortaya koymaktır.

Hidayet Sönmez
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2026
00
Master'sOpen AccessTR

İran'da Rıza Şah Dönemi modernleşme hareketleri: 1925-1941

Büyük ve köklü bir geçmişe sahip olan ve asırlardır Türkiye?nin doğu komşusu olan İran, yakın bir zamanda Rıza Şah Pehlevi?nin liderliğinde geniş çaplı bir reform hareketine sahne olmuştur. Kaçar Hanedanlığının, devleti ayakta tutabilmek için başlattığı reform hareketleri başarıya ulaşmamış, ülke içeride aşiret isyanlarına, dışarıda ise Rus ve İngiliz müdahaleleriyle yıkılmanın eşiğine gelmişti. İran I. Dünya Savaşında tarafsızlığını ilan ettiyse de Rus ve İngiliz işgaline uğramaktan kurtulamamıştır. Savaş sonrası yaşanan kargaşa ortamından faydalanan Rıza Şah, Kaçar Hanedanlığını tasfiye edip, Pehlevi Hanedanlığının temellerini atmıştır. Rıza Şah, iktidara gelişiyle birlikte yüzyıllardır ?Persia? olarak bilinen ülkesinin adı da dâhil olmak üzere askeri, siyasi, ekonomik, toplumsal ve kültürel alanlarda çok ciddi yenilik ve değişiklikler yapmıştır. Zorunlu askerlik yasasıyla birlikte ülkedeki asker sayısını arttırmış, orduyu teknik anlamda modernize etmiştir. Eğitim alanında ülkede ilköğretimi zorunlu hale getirip, çok sayıda okul açmıştır. Karayolu ve demiryolu ulaşımında büyük mesafeler kat edilmiş Trans-İran demiryolunu inşa ettirmiştir. Kılık Kıyafet Yasasını çıkartarak daha modern giysiler giyilmesi ve şapka kullanılmasını sağlamıştır. Bunun gibi birçok düzenlemeye imza atan Rıza Şah, on beş yıllık iktidarı süresince güçlü ve modern bir İran oluşturmanın hayalini kurmuş bunun için uğraş vermiştir.

Mehmet Koca
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

49/1 Numaralı İsveç Ahidnâme Defterine Göre Osmanlı İsveç ticaret ilişkileri (1736-1758)

Osmanlı Devleti'nin sınırlarını genişletmesi, Akdeniz ve Karadeniz'de hâkimiyet kurmasının da etkisiye pek çok devlet ile siyasi ve ticari ilişkiler kurulmuştur. Osmanlı ile ticaret yapmak isteyen devletler ticari anlaşmalar yaparak bu hakka sahip olmaktadır. Osmanlı ile ticari ilişkiler geliştirmiş devletlerden birisi de İsveç'tir. Bu devlet 1737 yılında Osmanlı Devleti ile ticaret antlaşması yaparak bu hakka sahip olmuştur. Bu antlaşma sonrasında İsveçli diplomatik ve ticari aktörler Osmanlı topraklarında varlık göstermeye başlamıştır. Çalışmamızda Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde bulunan 49/1 Numaralı İsveç Ahidnâme Defteri'nde mevcut Osmanlı Devleti'nde ticari faaliyette bulunan İsveçliler hakkında 1736 - 1758 yılları arasında yazılmış hükümler incelenmiştir. İsveç'e verilen ahidnâmeye kadar İsveç ve Osmanlı Devleti arasındaki ilk münâsebetler ile ilgili bilgi verilerek, İsveçli diplomatik ve ticari aktörler üzerinde durulmuştur. İsveçli diplomatların ve ticaret temsilcilerinin Osmanlı gözünde statüleri ve onlara verilen ahidnâme ile sahip oldukları ayrıcalıklardan bahsedilmiştir. Bu aktörlerin bulundukları yerler, karşılaştıkları sorunlar, emniyetlerini tehdit eden durumlar defterde kayıtlı hükümler ile örneklendirilerek incelenmiştir.

AhitAhitname DefteriDefterler+5
Merve Beki
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Konya Mevlana Müzesi arşiv belgelerine göre Kastamonu Mevlevihanesi

Mevlevîlik Kastamonu'ya Candaroğulları döneminde Ulu Arif Çelebi'nin ziyaretleri ve girişimleri sonucunda gelmiş, bu tarihten sonra Kastamonu'da mukim bir zaviye kurulmuştur. Daha önce bilimsel olarak herhangi bir araştırmaya konu olmayan ve karanlıkta kalan Kastamonu Mevlevîhanesi'nin bilinen ilk şeyhi Dede Sultan'dır. Kastamonu Mevlevîhanesi, Dede Sultan'dan sonraki şeyhi olan Elvan Dede dönemini takiben uzun bir süre Kadiri ve Nakşî tarikat çevrelerinin eline geçmek suretiyle hizmet vermiş, ardından nihayet İnebolulu Hacı Mehmet Kalender Dede'nin meşakkatli gayretleri sonucu tekrar Mevlevîhane'ye dönüşmüş ve Kalender Dede postnişin olmuştur. Bu dönemde, evvelce Mevlevîhane'ye ait vakıflar tekrar Dergâh'a kazandırılarak Mevlevîhane'nin hizmetine sunulmuştur. Mehmet Kalender Dede'nin vefatı üzerine sırasıyla Sivaslı İbrahim Dede, Türbedar Halil Dede, Mehmet Sait Hemdem Dede, Ahmet Remzi Dede, Mehmet Âmil Çelebi ve son olarak Tahir Âmil Çelebi makam-ı meşihatte bulunmuşlardır. 1925 yılında yayımlanan Tekke ve Zaviyeler ile Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Ünvanların Men ve İlgasına Dair 677 Sayılı Kanunla bütün tekkeler gibi Kastamonu Mevlevîhanesi de kapatılmıştır. Kapatıldıktan sonraki süreçte bir müddet Kız Orta Mektebi'nin jimnastik salonu olarak kullanılmış, haziresindeki mezarlar başka yerlere taşınmıştır. Mevlevîhane'nin arsası Vakıflar Umum Müdürlüğü'nün teklifi üzerine 1959 yılında Bakanlar Kurulu'nun aldığı bir kararla İmam Hatip Okulu yapılmak üzere hazineye devredilmiştir. Günümüzde Mevlevîhane arsası üzerinde Kastamonu Merkez Ortaokulu bulunmaktadır.

KastamonuMevlevihanelerMevlevilik
Hayri Yıldırım
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

H.1320/(m.1902)tarihli şeriye siciline göre Fethiye şehri

İnsanlarla alakalı bütün hukuki olayları kadıların verdikleri karar suretlerini, hüccetleri ve yargıyı ilgilendiren çeşitli yazılı kâğıtları ihtiva eden defterlere şer'iye sicili denir. Osmanlı devleti'nde İslam hukuk kuralları geçerli idi. Bundan dolayı yapmış olduğumuz çalışmanın giriş kısmında belgelerin anlaşılmasına kolaylık sağlamak amacıyla Osmanlı adliye teşkilatının fonksiyonları hakkında bilgi verilmiştir. Daha sonra şer'iye sicillerinin genel özelliklerini ve tarihi önemini açıklamaya çalıştık. Bu araştırmamızda 160 No'lu Megri Şer'iye Sicilini esas alarak, Megri Kazası'nın H. 1318?1319?1320 / M. 1900?1901?1902 tarihleri arasındaki sosyal ve ekonomik durumunu ortaya koymağa çalıştık. Öncelikle Megri Şer'iye Sicili'nin transkripsiyonu yapılarak tahlil çalışmaları ve tasnif çalışmalarının tamamlanması ile birlikte incelenen belgelerin ağırlıklı olarak, miras, vâsi tayini ve alacak davası ile itaat davalarından oluştuğu görüldü. Bu doğrultuda çalışmalara başlayarak, şer'iye sicilinin tanımlandığı girişin içerisinde yörenin yaşanan dönemine ait fiziki sınırları, antik çağlardan günümüze tarihçesi aile hayatı, idari yapısı, görevliler, üretim, vakıf, vergi düzeni değerlendirilerek Megri Kazasının sosyal ve ekonomik durumu tasvir edilmeye çalışılmıştır. Ayrıca, transkripsiyonun genel bir özeti sunulmuştur. Defterdeki yazı çeşidi hakkında bilgi vermek amacıyla ekler bölümünde dört adet belge fotokopisi verilmiştir.

Mustafa Türker
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

II. TBMM Urfa milletvekilleri ve siyasi faaliyetleri (1923-1927)

Osmanlı Devletinin ağır ve yorucu geçen Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra, imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması ile Anadolu toprakları, İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmiştir. Anadolu halkı, işgallere karşı yerel direnişlerde bulunmuştur. Bu dönemde, en büyük tepki ve topyekün bağımsızlık mücadelesini, Mustafa Kemal Paşa Anadolu'ya geçip milletle bütünleşerek verecektir. Milli Mücadele'nin hazırlık aşamaları çerçevesinde; Amasya Genelgesi, Erzurum ve Sivas Kongrelerini düzenleyen Mustafa Kemal Paşa, bağımsızlık fikrini ateşlemiştir. Düşmana karşı bir taraftan bağımsızlık savaşı başlatılırken, bir taraftan da milli birlik ve milli mücadele adına önemli adımlar atılmaya başlanmıştır. Bunlardan birisi de; Mebusan Meclisi'nin yeniden açılmasıdır. Ancak İtilaf Devletleri, 16 Mart 1920 tarihinde İstanbul'u işgal edecek ve Mebusan Meclisi'nin dağıtacaklardır. Osmanlı Mebusan Meclisi'nin dağılmasından sonra Mustafa Kemal Paşa Ankara'da yeni bir meclis kurmak için hemen harekete geçmiştir. 23 Nisan 1920 tarihinde Ankara'da yeni bir meclis açılmıştır. Egemenliğin halka dayandırıldığı yeni açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi, milli kurtuluş mücadelesinin kazanılması ve yeni Türk Devleti'nin temellerinin atılması gibi iki onurlu ve önemli görevi başarıyla tamamlamıştır. Savaştan sonra, Birinci TBMM seçim kararı almış, 11 Ağustos 1923 tarihinde İkinci TBMM açılmıştır. II. Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne Urfa'dan; Yahya Kemal Bey (BEYATLI), Ali Fuat Bey (BUCAK), Hüsrev Bey (GEREDE), Saffet Kemalettin Bey (YETKİN), Mehmet Refet Bey (TOPÇUOĞLU) ve Mehmet Refet Bey (ÜLGEN) isimlerinde altı milletvekili katılmıştır. II. TBMM, Cumhuriyeti ilan eden meclis olmuştur. Halifeliğin Kaldırılması, Medeni Kanun, 1924 Anayasası ve daha birçok önemli gelişme, 1923-1927 arasında faaliyet gösteren II. TBMM döneminde alınan önemli kararlardır. Bu çalışmanın amacı; yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin inşasında; Urfa Milletvekillerinin, üstlendikleri görevleri ele almaktır. II. TBMM Döneminde Kurtuluş Savaşını sona erdiren Lozan Barış Antlaşması imzalanmış, Cumhuriyet ilan edilmiş, Halifelik kaldırılmış, 1924 Anayasası'nın yürürlüğe konması gibi pek çok önemli gelişme yaşanmıştır. Ayrıca bir diğer amaç; Urfa Milletvekillerinin, Urfa şehrinin kalkınması, sorunlarının çözülmesi adına yürüttükleri faaliyetleri ortaya çıkarmaktır. Anahtar Sözcükler: TBMM, Urfa, Milletvekili, Mustafa Kemal Paşa, Milli Mücadele.

Atatürk, Mustafa KemalMilletvekiliMilli Mücadele+5
Arda Kanatlı
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Hukuk-i Umûmiye Gazetesi'nin (1908- 1909) meşrutiyet ve monarşi rejimlerine bakışı

Siyasi, toplumsal ve ekonomik açıdan çok önemli yere sahip olan basın-yayın, Osmanlı Devleti'ne 19. yüzyılın başlarında girmiştir. Osmanlı, Avrupa'ya nazaran daha geç basın hayatına başlamasına rağmen hızlı yol kat etmiştir. Yabancılar tarafından Osmanlı'da çıkarılan gazetelerin ardından ilk resmi gazete olan Takvim-i Vekayi, İstanbul'da devlet denetiminde yayın hayatına girmiştir. Daha sonra Ceride-i Havadis, Tercüman-ı Ahval ve Tasvir-i Efkâr gibi gazeteler yayınlanmıştır. Batılılaşma sürecinin kendini hissettirdiği 1866 yılından sonra gazete basımı artmaya başlamış ve yavaş yavaş devlet tekelinden çıkmıştır. Gazetenin artması, bu gazetelerde dile getirilen ilk Tanzimat Bürokrasi'nin yönetimine dair muhalif görüşler, ardından II. Abdülhamit dönemine ilişkin eleştirel düşünceler gibi nedenler yüzünden, sansür uygulaması getirilmiştir. Sansürün en şiddetli hissedilmesi Sultan II. Abdülhamid döneminde gerçekleşmiştir. Eleştirel yazılar yazanlar para cezası, gazetenin kapatılması hatta hapis cezasına kadar varmıştır. 1908'de ilan edilen II. Meşrutiyet dönemi ile gelen özgürlük ortamında, her türlü yayın ve gazete sayısında büyük bir artış yaşanmıştır. Meşrutiyet ile gelen sınırsız özgürlük herkesin fikrini özgürce beyan etmesini sağlamıştır. Meşrutiyet ile gelen sınırsız özgürlük herkesin fikrini özgürce beyan etmesini sağlamıştır. Bu dönemde, II. Abdülhamit'e muhalefet edenler sürgünden dönmüştür. Bu gelişme de gazetelerin artmasında etkilidir. İttihatçı yönetimi, sürgün ve firarilerin eski haklarını geri vermemiştir. İşsiz kalan sürgün ve firariler, seslerini duyurmak için Fedakâran-ı Millet Cemiyeti'ni kurmuştur. Cemiyet üyesi Avnullah Kazimi Bey, cemiyetin kuruluşunun hemen ardından Hukuk-i Umûmiye gazetesini çıkarmıştır. Hukuk-i Umûmiye Gazetesi, toplamda beş mesul müdür değiştirmiş ve toplamda yüz yetmiş üç sayı yayınlamıştır. İlk sayılarda Meşrutiyetin coşkusu, şiddetli şekilde hissedilmiştir. Aynı zamanda sürgün ve firarilerin haklarının verilmemesinden dolayı Kamil Paşa sürekli eleştiriye maruz kalmıştır. Genel itibari ile hürriyet ile birlikte ülkenin çalışarak ihya edilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Abdülhamid Dönemi yöneticileri çok şiddetli şekilde eleştirilmiştir. Gazete hakkında sık sık davalar açılmıştır. Açılan davalardan dolayı birkaç defa yayınına ara vermiştir. Dönemin hükümetleri tarafından yapılan baskılara dayanamayan gazete 1909 yılında kapanmak zorunda kalmıştır. Anahtar Sözcükler Meşrutiyet, Monarşi, Hukuk-i Umûmiye Gazetesi, Fedakâran-ı Millet Cemiyeti, Osmanlı Basını.

BasınFedakaran-ı Millet CemiyetiGazeteler+5
Naziye Sarali
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı propagandası örneği: Cihan-ı İslam dergisi

"I.Dünya Savaş'ında Osmanlı Propagandası Örneği: Cihan-ı İslam Dergisi" konulu bu çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın giriş bölümünde Türk Basın Tarihinin ilk eserlerine ve Türk dergiciliğinin tarihsel süreci hakkında bilgi verilmiştir. Birinci Bölümde, Cihan-ı İslam Dergisini çıkartan Cemiyet-i Hayriye-i İslâmiye tanıtılarak, cemiyetin dergiyi çıkarma nedenlerine ve kuruluş amacına değinilmiştir. Bu bölümde Cihan-ı İslam dergisi fiziksel olarak tanıtılmış, dergi içindeki haber ve makale başlıkları yayınlandığı dillere göre sınıflandırılmıştır. Çalışmanın İkinci Bölümünde ise, propaganda kavramı ve çeşitleri açıklanmıştır. Aynı zamanda bu bölümde Cihan-ı İslam dergisi, Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı'na katılmadan önceki sayıları ve Osmanlı savaşa katıldıktan sonraki sayıları olmak üzere iki ayrı alt bölümde incelenmiştir. Yine gazetede propaganda amaçlı yayınlanmış makale ve haberlere yer verilmiştir.

Cihan-ı İslam dergisiDergilerDünya Savaşı I+4
Büşra Müjdeci
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

15 Haziran 1608 (1 Rebîü'l-evvel 1017) - 4 Şubat 1609 (28 Şevval 1017) tarihli Kıbrıs eyaleti Bütçe Defterinin değerlendirilmesi

Kıbrıs Eyaletinin 15 Haziran 1608 (1 Rebîü'l-evvel 1017) - 4 Şubat 1609 (28 Şevval 1017) tarihli 7 ay 28 günlük bu bütçesini ortaya koyan bu defter, Başbakanlık Osmanlı Arşivinde Maliyeden Müdevver Defterler arasında yer almaktadır. MAD.d Kodlu ve 04399 sıra numaralı 48 sayfadan oluşan bu defter dönemin Kıbrıs Beylerbeyi Cafer Paşa ve Defterdarı Mustafa Efendi'nin sorumluluğunda hazırlanmıştır. Yüksek Lisans Tezi olarak çalıştığım söz konusu defterden elde edilen bilgilere dayanarak adanın bu tarihteki gelir-giderleri, mültezimler, eminler, ülkenin sahip olduğu kaynaklar ve ekonomik durum hakkında ayrıntılı bilgiler verip, Kıbrıs ekonomi ve maliye tarihine katkıda bulunmak amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Maliyesi, Kıbrıs, Ruznamçe Defteri

BütçeKıbrısOsmanlı Devleti+1
Halil İbrahim Cellatoğulları
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

XIX. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nda basılmış coğrafya kitapları üzerine bir inceleme (1850-1900

XIX. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nda çok sayıda coğrafya ders kitabı yayımlanmıştır. Bu tezde XIX. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nda basılmış coğrafya kitaplarından H.1266 (M.1849-50) "Risâle-i Coğrafya: Avrupa Kıtası", H.1273 (M.1856-57) "Fenn-i Coğrafya", H.1285 (M.1868-69) "Hulâsa-i Coğrafya", H.1270 (M.1853-54) "Muhtasar Coğrafya-yı Musavver", H.1289 (M.1872-73) "Zübdetü'l- Coğrafya", H.1302 (1884-85) yılında basılan "Memâlik-i Osmanî Coğrafya-yı Ticariyesi", H.1304 (M.1886-87) "Coğrafya-yı Mufassal-ı Memâlik-i Devlet-i Osmaniye" ve H.1308 (M.1890-91) "Hulâsa-i Coğrafya-yı Osmanî" isimli kitaplar incelenmiştir. Kitaplara Atatürk Kitaplığı'ndan erişilip, İstanbul ve coğrafya ile ilgili bölümlerinden faydalanılmıştır. Yukarıda isimleri sayılan 8 coğrafya kitabı kendi içlerinde ve modern literatür ışığında incelenmiş ve yorumlanmıştır. Bahsi geçen kitaplarda coğrafyanın tanımı, coğrafyanın bir bilim olarak gelişimi, coğrafyayla ilgili kitapların yazımı ve coğrafyanın okullarda okutulmasıyla ilgili bilgiler verilmiştir. Çalışmanın temel amaçlarından biri XIX. Yüzyılın ikinci yarısında basılmış olan coğrafya kitaplarından hareketle İstanbul'un coğrafi konumunu incelemek ve İstanbul'u Osmanlı ile Bizans İmparatorluklarına başkentlik yapmış bir şehir olarak ele almaktır. Çalışmada şehrin neden pek çok millet ve kültür açısından ilgi odağı olduğu üzerinde durulacaktır. Çalışmada, şehrin İstanbul ismini almadan önceki isimlerinin neler olduğu ve kökenleri hakkında değerlendirmelerde bulunulmuştur. En eski ismi Bizantion, Antonia, Secunda Roma, Nova Roma, Konstantinopolis, Rumiyyetü'l-Kübra, Taht-ı Rum, Gulgule-i Rum, İstanbol, İslambol, Payitaht-ı Saltanat, Tahtgâh-ı saltanat şeklinde isimler almıştır. 1000 yıldan uzun bir süre Doğu Roma İmparatorluğu'na merkezlik yapan Konstantinopolis ardından Osmanlı İmparatorluğu'na da başkentlik yapmaya başlamış ve bu durum 500 yıl devam etmiştir. Çalışmamıza kaynaklık eden coğrafya kitaplarında İstanbul şehrinin tarihi yapıları (camileri, kiliseleri, okulları, kuleleri, limanları) ve şehrin coğrafi konumu hakkında bilgi verilmiştir. İstanbul şehrinden ayrı olarak coğrafyanın tanımı, coğrafya ilminin gelişimi, coğrafyayla ilgili yazılan kitaplar ve coğrafyanın okullarda okutulması ile ilgili bilgiler verilmiştir. Çalışmanın bir diğer amacı XIX. y.y'da basılmış Coğrafya Kitapları ve Coğrafya eğitimi konusundaki gelişmeleri değerlendirmektir. Anahtar Kavramlar: Türkiye'de Coğrafya, Coğrafya Ders Kitabı, Türkiye'de Coğrafya Öğretimi.

CoğrafyaCoğrafya dersiCoğrafya eğitimi+5
Neslihan Sönmez
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

H. 1260-1261/M. 1844-1845 tarihli Temettuât defterinegöre Sungurlu kasabası: Transkripsiyon ve değerlendirme

Bu çalışma Sungurlu Kasabası'nın iktisâdî ve sosyal yapısını ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Çalışmanın esas kaynağını H. 1260-1261/M. 1844-1845 tarihli Temettuât defterleri oluşturmaktadır. Çalışma giriş, dört bölüm ve sonuç kısımlarından oluşmaktadır. Giriş bölümünde, Sungurlu Kasabası'nın kısa tarihçesi, Temettuât defterlerinin önemi anlatılmıştır. Birinci bölümde Sungurlu'nun sosyal yapısı, bu kasabada yaşayan nüfusun özellikleri, hâne reislerinin kullandığı adlar, meslekler, unvan ve lakaplar belirtilmiştir. İkinci bölümde Sungurlu Kasabası'nda ki tarım ve hayvancılık faaliyetlerine değinilmiştir. Üçüncü bölümde Sungurlu'nun ekonomik yapısı üzerinde durularak hâne reislerinin gelirleri ve hâne reislerinden alınan vergiler hakkında bilgi verilmiştir. Dördüncü bölümde tezin transkripsiyonuna yer verilmiştir. Sonuç bölümünde, çalışmanın genel bir değerlendirmesi yapılmıştır.

VergilerÇorum-Sungurlu
Ülkü Ünlüsoy
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

64 numaralı Kıbrıs Tahrir (1572) defterine göre Mesarya nahiyesi (Transkripsiyon ve değerlendirme)

Doğu Akdeniz'de önemli bir yere sahip olan ve Osmanlı'nın fethinden sonra da bu önemini koruyan Kıbrıs'ta, Osmanlı hâkimiyetinin sağlanması, adanın şenlendirilmesi ve ekonomik yönden geliştirilmesi için gerekli tedbirler alınmıştır. Osmanlılar bir yörede, ilk fethin hemen ardından çeşitli vesileler ile tahrir yaparlardı. Osmanlı belgelerinde tahririn amacı, bölgedeki reayanın oturduğu yerler ve işlerinin özelliklerini, mallarının ve ürünlerinin kaynaklarını hükümdarın yani devletin bilmesi olarak belirtilir. Osmanlılar fetihten hemen sonra 1572 yılında Kıbrıs'ta bir tahrir gerçekleştirdiler. İlgili tahrir sonrasında oluşturulan defter, bugün Kuyud-ı Kadime (Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü) Arşivi'nde saklanan 64 Numaralı Kıbrıs Tahrir Defteri'dir. Çalışmamızda adı geçen bu defter transkibe edilmiştir ve söz konusu defterdeki verilere dayanarak Mesarya nahiyesinin sosyal ve ekonomik hayatı anlatılmaya çalışılmıştır.

DefterlerDoğu AkdenizKıbrıs+5
Nihal Bakışçı
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hititler'de ocak kültü

Ateş ve onu kontrol altına almak amacıyla kurulan ocak; bir taraftan, insanın yemek pişirme, ısınma gibi temel ihtiyaçlarını karşılarken, diğer yandan yakma ve yok etme niteliği ile ona karşı korkuyla karışık saygı duyulmasına, ocağın kutsal bir güç olarak görülmesine neden olmuştur. Anadolu'da ocağın kutsiyetini gösteren somut verileri, Neolitik Çağ'dan günümüze kadar olan geniş süreçte takip edebilmekteyiz. Çatalhöyük'ün Geç Neolitik Çağ (M.Ö. 6500-6000) tabakasında görülen, boğa başlarıyla çevrili aynı zamanda duvar resimleriyle süslü mekânlarda bulunan sabit ocaklar, insanoğlunun inanç sisteminde önemli bir rol oynamıştır. Erken Tunç Çağ'ında özenle hazırlanmış ve kültsel birer obje olarak nitelendirebileceğimiz, antropomorfik ve zoomorfik ikonlarla bezenmiş taşınabilir ve sabit ocaklar da; bu inancın Erken Tunç Çağı'nda ki temsilcisıi konumundadır. Bu tip ocakların etrafında gerçekleştirilen kültsel seremonilerin izlerini, Bronz Çağı'nın önemli uygarlıklarından biri olan Hititler'e ait çivi yazılı belgeler aracılığıyla takip edebilmekteyiz. Ocak kavramı; aile, ev ve devleti temsil etmektedir. Hititçe çivi yazılı belgelerde devleti temsil eden en önemli güç olan kralın varlığı ve gücünün devamlılığı, ocağın içerisinde ateşin yanması ve sönmesi gibi ifadelerle vurgulanmıştır. İncelediğimiz kurban törenleri, bayramlar, mitolojiler, büyü ve fal uygulamaları ve çeşitli ritüelleri anlatan Hititçe çivi yazılı belgeler, ocağın kültsel boyutunu ön plana çıkarmaktadır. Bu belgelere göre etrafında ve içerisinde kült pratiklerinin uygulandığı ocak, tanrılara ulaşmak için kullanılan kutsal bir araçtır. Ocağın etrafında veya içerisinde gerçekleştirilen kurban eylemleri, Tanrıça veya Tanrı ile iletişim kurmanın en kısa yoludur. İçerisine atılan nesneleri yakıp yok etmesi ile istenmeyen durumun ortadan kalkmasını sağlayan, büyü malzemesi olarak kullanılan kutsal bir yapıdır. Bunun yanında, ocağa atılan obje ile hastalığın yok olacağı inanışı ile ocağın iyileştirici özelliği ortaya çıkmaktadır. Ocak Tanrısı olan Kamruşepa'nın sağlık tanrısı olarak da adlandırılması bu görüşü desteklemektedir. Hititçe çivi yazılı belgelerde geçen isimli ocak tanrılarının varlığı, ocak kavramının Hitit inanç sistemindeki önemini göstermektedir. Hitit dünyasında hayatın her safhasında karşımıza çıkan ocak kültünün izlerini, birleştirici coğrafya ve jeokültürel bellek esasında geleneksel Anadolu kültürüne ait bazı pratiklerde de takip etmek mümkündür. Anahtar Kelimeler: Ateş, Ocak, Hititler, Kült, Atalar Kültü.

AteşEski ÇağEski Çağ tarihi+4
Aslı Çizikci
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

34-2/11 numaralı Düveli Ecnebiye Defterine göre H 1155-1169 yılları arasında Osmanlı-Fransız ticari ilişkileri

Osmanlı-Fransız ticari ilişkilerinde kapitülasyonlar önemli bir yere sahiptir. İki devlet arasında yapılan kapitülasyon anlaşmasıyla birlikte sosyal, ekonomik ve siyasi ilişkiler kurulmuş ve yenilenen kapitülasyonlarla da bu ilişkiler daha da gelişmiştir. Fransızların elde ettiği 1740 kapitülasyonlarının diğer Avrupalı devletlerle yapılanlara oranla daha kapsamlı oluşu Osmanlı Devleti ile olan ticari ilişkilerinde onları daha ayrıcalıklı bir konuma getirmiştir. Çalışmamızda 34/2 no'lu Fransa Ahkam defterinde bulunan ferman kayıtları esas alınarak ve konu ile alakalı farklı kaynaklardan da yararlanılarak. Osmanlı-Fransız ilişkileri ve Fransızlara verilen en kapsamlı kapitülasyon olan 1740 Kapitülasyonlarının özellikleri ve nasıl uygulandığı, özellikle ihlali durumunda ortaya çıkan sorunlar üzerinde durulmuştur. Yine bu bağlamda Fransız yetkililer (elçi, konsolos), tercüman, tüccar ve vatandaşların konumu ve statülerinden bahsedilmektedir.

DefterlerDüvel-i Ecnebiye DefteriFransa+5
Nergiz Şahin
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

16 temmuz 1611- 8 ağustos 1612 yılı Kıbrıs adası Ruznâmçe defterinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada dört belge ele alınıp 16 Temmuz 1611 (5 Cemaziyelevvel 1020) ile 8 Ağustos 1612 (10 Cemaziyelahir 1021) tarih aralığında Kıbrıs Adası'nın 10 ay 20 günlük bütçesi ruznâmçe defterleri üzerinden incelenilecektir. Ele alınan ruznâmçe defterleri Başbakanlık Osmanlı Arşivinde, Maliyeden Müdevver Defterler arasında MAD.d defter kodu, 00441 sıra numarası ile bulunmakta olup defterin toplam sayfa sayısı 38'dir. Söz konusu belge incelenilerek Kıbrıs Adası gelir ve gider kaynakları ayrıntılı şekilde ele alınıp daha önce çalışılmış olan Kıbrıs Adası Bütçeleriyle karşılaştırılarak adanın ekonomik durumu değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: Kıbrıs, Bütçe, Ruznamçe

BütçeDefterlerKıbrıs+3
Deniz Arıcı
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı yönetiminde Kıbrıs'ta üç köyün (Alayköy [Yerolakko], Türkeli [Ayvasıl] ve Kırklar [Timbu]) sosyo-ekonomik değişim ve dönüşüm tarihi (1570-1878).

Doğu Akdeniz'de jeopolitik ve jeostratejik öneme sahip olan Kıbrıs Adası, Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarının kesiştiği su yolları üzerinde olması bakımından, coğrafi açıdan çok önemli bir noktadır. Ada, yerleşime açıldığı Neolitik dönemden beri birçok devletin uğrak yeri olmuş ve siyasi çekişmelerin odak noktası olma özelliğini daima korumuştur. Özellikle bakır madeni ile meşhur olan ada, ilk çağlardan itibaren civar memleketlerle ticari ve kültürel ilişkiler içerisinde olmuştur. Mısır, Anadolu ve Ortado-ğu'da hakimiyet süren çeşitli uygarlıkların ticari, siyasi ve psikolojik üstünlük sağlaya-bilmeleri açısından kilit bir konumdadır. Coğrafi konumunun yanı sıra önemli yeraltı zenginlikleri ile doğal tabiatı gereği, çevresindeki devletlerin iştahını daima kabartmıştır. Tüm bu sebeplerden dolayı ada, Osmanlı Devleti'nin fetih siyaseti içerisinde önemli bir yer tutmuştur. Osmanlı Devleti fetihten hemen sonra 1572 yılında Kıbrıs'ta bir tahrir işlemi yapmıştır. Yapılan tahririn amacı, vergi ve insan kaynağının belirlenmesi, bölge-deki reayanın sahip olduğu emlak ve arazi kaynaklarının devletçe tespit edilmesidir. Bu çalışmada, H. 980 (1572) tarihli Kıbrıs tahrir defteri ile H. 1248 (1833) tarihli Lefkoşa Temettüat, 1643 Cizye Muhasebe, 1831 Kıbrıs Nüfus ile 1852-1853 Cizye Muhasebe defterinde kayıtlı, Yerolakko, Ayvasıl ve Timbu köylerinin 1570 ile 1878 yılları arasın-daki sosyo-ekonomik açıdan gelişim süreçleri ele alınmıştır. Anahtar Kavramlar: Kıbrıs Adası, Yerolakko, Ayvasıl, Timbu, Tahrir, Sosyo-Ekonomik.

KıbrısOsmanlı DevletiOsmanlı Dönemi+5
Sultan Oğul
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı İmparatorluğu'nda tekke ve zaviyeler: Diyarbakır Hasan Padişah (Balıklı) Tekkesi örneği

Türklerin özellikle Malazgirt zaferinden sonra Anadolu'ya akın akın göçleri sonucunda bu coğrafya Türk yurdu haline gelmeye başlamıştır. Çok uzun tarihi bir sürece işaret eden bu durumun gerçekleşmesinde birçok unsurdan söz edilebilir ki bunlardan birisi de şüphesiz tarikatlar ve onların kurumsal yansımaları olan tekke ve zaviyelerdir. Türkmen toplulukları nezdinde büyük saygı, hürmet ve muhabbet beslenen Türkmen babaları, şeyh ve dervişleri Anadolu Selçuk Devleti'nin son zamanları ve Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluş sürecinde önemli roller üstlenmişlerdir. Bu süreç Diyarbakır özelinde Akkoyunlular döneminde önemli bir merhaleye ulaşmış, Osmanlı hâkimiyeti döneminde ise bölgenin İslam medeniyet dairesindeki yeri daha da pekişmiştir. Bu dönemlerde Diyarbakır'da birçok tekke ve zaviye kurulmuş, bu müesseseler toplumu siyasi, dini, sosyal, ekonomik, kültürel ve sosyo-psikolojik alanlarda etkilemiştir. İşte bu tekkelerden biri de Akkoyunlu Uzun Hasan Bey zamanında kurulduğu düşünülen Hasan Padişah (Balıklı) Tekkesi'dir. Bu çalışmada söz konusu tekkenin sosyal, kültürel ve ekonomik yapısına ve toplum üzerindeki etkilerine değinilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kavramlar: Osmanlı İmparatorluğu, Hasan Padişah, Balıklı Tekke, Zaviye.

DiyarbakırOsmanlı DevletiTarikatlar+2
Mehmet Bülbül
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Serbesti gazetesi ve Ahrar Fırkası

Toplumda meydana gelen gelişmelere paralel olarak siyaseti etkileyen önemli unsurlar da değişim göstermiştir. Dolayısıyla öncelikle siyasi yönü olmak üzere, sosyal, ekonomik ve hukuki açılardan ele alınabilecek basın faaliyetleri de gelişme göstermiştir. Bu sürecin önemli bir parçası olan Serbesti gazetesi, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin siyasi duruşuna ve uygulamalarına karşı tepki olarak ortaya çıkmıştır. Bu gazetenin yayın hayatına başladığı yıllarda başka bir karşı fırka olan Ahrar Fırkası da kuruluşunu tamamlamış ve siyaset sahnesindeki muhalefet rolünü icra etmeye başlamıştır. Ancak kısa bir süre sonra meydana gelen 31 Mart Vakası hem Serbesti gazetesi hem de Ahrar Fırkası için zor günlerin başlamasına sebep olmuştur. 31 Mart Vakası'ndan sonra Ahrar Fırkası, vakanın tetikleyicileri olarak görülen Volkan Gazetesi ve Serbesti gazetesi bocalama dönemine girmiştir. Özellikle Volkan Gazetesi muharrirleri, Serbesti gazetesi muharrirleri ve ile birlikte Ahrar Fırkası mensupları tutuklanarak çeşitli cezalara çarptırılmışlardır. Çalıştığımız tezde Serbesti gazetesinin ortaya çıktığı süreçten başlamak suretiyle basın alanındaki muhalefeti ve bu gazete ile birlikte muhalif saflarda olan diğer gazeteleri özet halinde ele aldık. Serbesti gazetesini incelerken Hakkı Tarık Us koleksiyonunda ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin Atatürk Kitaplığı'nda bulunan Serbesti gazetesinin nüshalarından yararlandık. Bunun yanında muhalefetin en önemli ayağı olan fırka konusunda da muhalefet fikrinin ortaya çıkmasından başlayıp ilk muhalif oluşumlara değindik. Daha sonra muhalif yönü kadar ortaya koymuş olduğu Âdem-i Merkeziyet fikri ile de adından söz ettiren Prens Sabahaddin ve Ahrar Fırkası'nı ele aldık. Yine Ahrar Fırkası'nı değerlendirirken diğer fırkaları da değerlendirme olanağı bulduk. Tezin önemli bir kısmı İttihat ve Terakki'ye muhalif olarak ortaya çıkan ve gerek basın alanında, gerekse siyasi anlamda oluşan muhalefetin incelenmesi şeklinde ortaya konulmuş oldu. Anahtar Kavramlar: Serbesti gazetesi, Ahrar Fırkası, Mevlânzâde Rıfat, Hasan Fehmi, Prens Sabahaddin

Ahrar FırkasıBasınGazeteler+7
Musa Ali Armutcu
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

II. Dünya Savaşı'nda Almanya'nın Balkan ülkelerini işgalinin Türk basınına yansımaları

Almanya, Nazilerin iktidara gelmesiyle Versailles Anlaşmasının düzeninden kurtulmayı amaçlamıştır. Avrupa'da yeni düzen ve Balkanlarda hâkimiyeti sağlamak için çalışmalarını başlatmıştır. " Hayat Sahası" politikası doğrultusunda ilerleme kararı almıştır. Almanya ve Türkiye bu dönemde ilişkilerini iyi bir şekilde sürdürmektedir. Bu dönemde devletlerarasında ittifaklar ve bloklar kurulmuştur. İyi ilişkilere rağmen Türkiye hiçbir blokta yer almamış ve tarafsız kalmayı seçmiştir. Almanya'nın Polonya'ya saldırması ile İkinci Dünya Savaşı başlamıştır. Türkiye, Almanya'nın Avrupa ve Balkanlara olan tutumundan endişelenmiştir. Etkili bir iletişim yolu olan basın, savaşın ayrıntıları, ilerleyişi ve izlenilen politikalar hakkında bilgi veren en önemli araç olmuştur. Balkanlara ilerleyen Almanya'nın politikaları ve ilerleyişi Türk Basınında sıkça yer almıştır. Türkiye savaşta tarafsız bir tutum izlemeyi amaçlamıştır. Bu tutum basına bazı kısıtlamalar getirmiştir. Gazeteler, hükümetin tarafsızlık politikasına uymak zorunda olsa da Almanya'nın Balkanlara girmesi sert bir şekilde eleştirilmiştir. Bazı karşıtlıklar olmuşsa da gazete yazarları genel olarak ortak bir noktada birleşmişlerdir. Gazete yazarları, Romanya, Bulgaristan, Yugoslavya ve Yunanistan işgallerini yazılarında ele alırken savaş öncesi ilişkiler, savaş içerisinde gelişen olaylar ve bu devletlerin tutumlarını göz önünde bulundurmuşlardır. Yazılarında da bu konular üzerinden değerlendirmelerini yapmışlardır. Gazete yazarlarının değerlendirmelerini yaparken özellikle işgal edilen devletlerin istiklallerini korumak için ne kadar çaba sarf ettiklerini ön plana koymuşlardır. Almanya – İtalya – Japonya dışındaki devletlerin Mihvere dahil olması Almanya'nın işgal aşamalarından birisi olmuştur. Bulgaristan, Romanya ve Yugoslavya'nın Mihvere dahil olması Alman işgaline uğramalarına engel olamamıştır. Devletlerin hem Mihvere katılması hem de Alman işgaline uğraması Türk Basınında eleştiri ile karşılanmıştır. Kısacası Türk Basını, milli birliği bozan ve istiklalini korumayan devletleri eleştirmiş, istiklali uğruna çaba gösterildiğinde de övgülerle bahsetmiştir.

AlmanyaBalkan savaşlarıBalkanlar+5
Nuran Eken
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Suheyb-i Rumi zaviyesi'nin dini, sosyal ve kültürel tarihi

Anadolu ve Balkanların İslamlaşması ve Türk kültürünün bu coğrafyaya güçlü bir biçimde yerleşmesinde Türkmen babaları, şeyh ve dervişleri ile onların kurumsal yapıları olan tekke ve zaviyelerin etkisi büyüktür. Bu öncü Türk dervişleri XIII. ve XIV. yüzyıllarda siyasî, askerî ve stratejik meselelerde yani sosyal ve içtimai hayatın neredeyse her alanında aktif roller üstlenmişlerdir. Türk dervişleri, tekke ve zaviyeler aracılığıyla fütuhat, irşat, iskân, ulaşım ve haberleşme ağının sağlanması, stratejik noktaların güvenli kılınması, gelip geçen yolcular ve fakir fukaranın konaklama, yeme içme, ihtiyaçlarının giderilmesi, halkın manevi motivasyonunun yüksek tutulması gibi o dönemler için hayati öneme sahip meselelerde önemli hizmetler vermişlerdir. Anadolu'nun hemen her yerinde görülen bu kurumsal yapılara Çorum'da da rastlanmaktadır ki bunlardan birisi de Suheyb-i Rumi Zaviyesi'dir. Hz. Suheyb-i Rumi, Ashab-ı Kiram'dan olup H. 49/M. 669 yılında gerçekleşen İstanbul seferine katıldığı ifade edilmektedir. Nitekim dönerken Çorum'da hastalanarak vefat ettiği ve Hıdırlık mevkiine defnedildiği kaydedilmekle birlikte burasının sadece bir makam olduğu da düşünülmektedir. Çorum Hıdırlık mevkiinde faaliyetlerini sürdürmüş bulunan söz konusu zaviyenin ne zaman kurulduğu kesin olarak bilinmemekle birlikte tarihinin Selçuklulara kadar uzandığı kaydedilmiştir. Günümüzde zaviyeden herhangi bir iz kalmasa da adını taşıyan cami ve ziyaret edilen türbesi hayatiyetini sürdürmektedir. İşte bu çalışma Suheyb-i Rumi Zaviyesi'nin idari, sosyal, ekonomik ve kültürel yapısını ve tarihçesini ortaya koymak, o dönemlerde şehrin dini, sosyal ve kültürel yaşantısı üzerindeki etkilerini izah etmek amacıyla yapılmıştır. Anahtar Kavramlar: Osmanlı, Çorum, Suheyb-i Rumi, Rifâîlik, Zaviye.

Osmanlı DevletiRifai tarikatıSuheyb-i Rumi+2
Mustafa Fatih Balkanlıoğlu
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

1338-1340 (1922-1924) Antalya Eytam Sandığına mahsus İdane Defterinin transkripsiyonel değerlendirilmesi

Çalışmamızın amacı, Eytam Sandıklarında tutulan İdane defterlerinden hareketle sandıkların işletim sistemi hakkında bilgi vermektir. Osmanlı Devleti Eytam Nezaretini, 1851 yılında yetimlere miras yolu ile kalan malların muhafazası ve değerlendirilmesi için kurmuştur. Bu nezaret bir yıl sonra (1852) müdüriyet seviyesine dönüştürülmüştür. Taşrada teşkilatlanması 1880'lerden itibaren yoğun bir şekilde yaygınlaştırılmaya başlanmış olup, 1910 yılına kadar devam etmiştir. Değişen şartlara uygun olarak tarihi süreç içerisinde sık sık Eytam İdaresinde nizamname değişiklikleri yapılmıştır. Sosyal Devlet anlayışı ile kurulan Eytam Sandıkları, din, dil, ırk, cinsiyet ayrımı yapmadan ihtiyaç sahibi tüm bireylerin haklarını korumak için kanunun ve nizamnameler düzenlemiştir. Devlet bu kişilerin mal varlıklarını sandıklarda işletilerek onlara gelir sağlamıştır. Eytam Sandıklarından başta esnaf olmak üzere borç almak isteyenlere, belli bir karşılık alınarak para verilmiş böylece ekonomiye de katkı sağlanmıştır. İncelediğimiz 1922-24 tarihli Antalya Eytam Sandığına Mahsus Teminatlı İdane Defteri, toplam yüz sayfadan oluşmaktadır. Bir kişi sandıktan nasıl borç alabilir? Borç alırken, kefil nasıl gösterilir? İpotek olarak ne tür mal ve eşyalar gösterilmektedir? Bu tür sorulara idane defterinde cevap bulunabilmektedir. Çalışmamız beş ana başlıktan oluşmaktadır. Giriş kısmında, yetimlerin Türk ve İslam hukukundaki yeri ile ilgili tarihsel süreç ele alınmıştır. Birinci bölümde yetim ile ilgili hukuki terminoloji üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde Eytam Nezareti'nin (Müdüriyeti) kuruluşu ve teşkilatlanması hakkında bilgiler verilmiştir. Üçüncü bölümde Sandıkların idaresi ve Antalya Eytam İdaresinin kuruluşu üzerinde durulmuş, Dördüncü bölümde, Antalya Eytam Sandığının 1922-1924 yılları arasında tutmuş olduğu defterin transkripsiyonu verilmiştir. Beşinci ve son bölümde ise Defterin genel bir değerlendirmesi yapılmıştır.

20. yüzyılAntalyaEytam İdaresi ve Sandıkları+2
Sibel Aksungur
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00