
4
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Köpeklerde yalancı gebelik olgularının tedavisinde ve laktasyonun durdurulmasında vitex agnus castus etkinliğinin araştırılması
Bu tez çalışmasında yalancı gebelik semptomu gösteren ve laktasyonun durdurulması hedeflenen köpeklerde Vitex agnus castus kullanımının meme sekresyonunun sonlandırılması amaçlanmıştır. Çalışma materyalini Ondokuz Mayıs Üniversitesi Veteriner Fakültesi Doğum ve Jinekoloji Anabilim Dalı'na yalancı gebelik ve sonlandırılması gerekli laktasyon şikayeti ile getirilen hayvanlar oluşturmuştur. Hayvanlar rastgele olarak iki gruba ayrılmış; uygulama grubuna (n=12) VAC <15 kg için; 1 tb/5 kg/24 sa: >15 kg için; 1 tb/15 kg/24 sa (ProlactiNO, VetExpert, Türkiye); kontrol grubuna (n=12) ise dopamin agonisti kabergolin (KAB) 5 µg/kg/24 sa (Dostinex Pzifer, ABD) uygulanmıştır. Uygulama günü 0. gün kabul edilmiş ve 4., 7. ve 10. günlerde köpeklerin klinik muayeneleri yapılmıştır. Hem VAC hem de KAB grubunda meme sekresyon bulgusu köpeklerin hepsinde belirlenmiştir. Davranış değişikliği gösteren hayvanların oranı ise VAC grubunda %41,7, KAB grubunda %33,3' tür. Tedavi sonunda başarı oranları KAB grubunda %66,7, VAC grubunda %16,7 olarak belirlenmiştir. Diğer yandan meme sekresyonu sonlanmayan hayvanlarda 10. günde memelerdeki sekresyon VAC grubunda %68,7; KAB grubunda %80 azalmıştır. Davranış değişikliklerinin ise VAC grubunda 3. gün ile 8. gün arasında köpeklerin %80'inde; KAB grubunda ise 2. gün ile 7. gün arasında köpeklerin %50'sinde tamamen ortadan kalktığı belirlenmiştir. Yapılan uygulamalar her iki grupta da hematolojik ve serum biyokimyasal parametrelerde sayısal değişiklere yol açmasına rağmen referans değerler dışına çıkmamıştır. Uygulamalar sonucunda KAB grubunda yan etki olarak %2,5 oranında kusma gözlenmiştir; VAC uygulamaları sonucunda herhangi bir yan etki görülmemiştir. Serum PRL düzeylerinin karşılaştırılmasında ise VAC ve KAB grupları arasında sadece dördüncü günde KAB grubunda şekilenen yükselişe bağlı olarak istatistiksel önem bulunmuş (P <0,01), 0., 7, ve 10. günler arasında bir önem belirlenememiştir. Sonuç olarak; elde ettiğimiz veriler köpeklerde yalancı gebeliğe ait meme sekresyonu ve davranış değişikliklerinin ortadan kaldırılması ile laktasyon sonlandırılmasında 10 günlük tedavi sürecinde -özellikle meme sekresyonu üzerine olan- etkisi kabergoline göre düşük kalmaktadır. Ancak, VAC'ın bu sürede -yan etki göstermeden- meme sekresyonunda yol açtığı azalma oranı, tedavi süresi uzatıldığı takdirde başarı oranının da artacağına dair umut vermektedir. Buradan yola çıkarak konu ile ilgili klinik ve hormonal düzeyde çalışmaların devam etmesi hedeflenmektedir.
Süt sığırlarında kuruya çıkarma öncesinde tek doz kabergolin uygulamasının meme involüsyonu ve kuru dönem mastitisleri üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, kuru dönem başlangıcında tek doz kabergolin uygulamasının ineklerde kuru dönemde meme involüsyonunun klinik sürecine ve kuru dönemden köken alan mastitis olgularına karşı etkinliğinin araştırılmasıdır. Bu çalışmada, kuruya çıkarılması planlanan, son sağım öncesi tüm meme loblarının CMT skoru 0 olan, laktasyon döneminin son 3 ayında mastitis öyküsü olmayan, kuruya çıkarma anında süt verimi >17 litre/gün olan, 65 Holstein Friesian inek iki gruba ayrıldı. Gruplar kabergolin (GKab) ve kontrol (GKon) olarak ayrıldı. GKab'daki ineklere (n=33), 5,6 mg/5 ml k.i. tek doz kabergolin (Velactis®, Ceva Santé Animale, France) enjeksiyonu, GKon'daki ineklere (n=32) ise 5 ml k.i. tek doz %0,9 NaCl enjeksiyonu yapıldı. Elde edilen verilere göre GKab ve GKon'da sırasıyla serum PRL düzeyleri 1. günde 62,6±125,1 ng/ml ve 98,2±153,1 ng/ml (p<0,045) olarak bulundu. GKab ve GKon'da sırasıyla süt sızıntısı oranı kuru dönemin 1. gününde %3,0 (1/33) ve %46,9 (15/32) (p<0,001), kuru dönemin 2. gününde %18,2 (6/33) ve %56,3 (18/32) (p=0,002) olarak bulundu. Meme ölçüm sonuçları GKab ve GKon'da sırasıyla 0. günde 7,69±1,45 cm ve 6,55±1,35 cm (p=0,002), 1. günde 6,90±2,01cm ve 8,29±1,56 cm (p=0,001), 2. günde 7,37±1,79 cm ve 8,84±1,86 cm (p=0,002) olarak bulundu. Postpartum mastitis oranı GKab ve GKon'da sırasıyla %3,0 (1/33) ve %21,9 (7/32) (p=0,008) olarak bulundu. Doktora tez çalışması sonucunda elde edilen veriler değerlendirildiğinde tek doz kabergolin uygulaması; ineklerde herhangi bir yan etkiye neden olmadı; süt sızıntı insidensini önemli ölçüde azalttı; meme involüsyonunu klinik olarak hızlandırdı ve kuru dönemden köken alan mastitis olgularının önlenmesinde iyi bir yönetim stratejisi olabileceğini gösterdi. Anahtar Sözcükler: Kabergolin, Kuruya çıkarma, Kuru dönem, Mastitis, Meme involüsyonu, Süt sızıntısı.
Kedilerde orta dönem gebeliklerin sonlandırılmasında aglepriston ve farklı prostaglandin (Misoprostol ve Cloprostenol) uygulamalarının etkisinin araştırılması
Kedide istenmeyen gebeliklerin sonlandırılmasında dopamin agonistleri, prostaglandin (PG)F2α, PGE1 ve aglepriston (AGL) gibi çok sayıda ilaç/ajan kullanılmaktadır. Bu ilaçlarda tekrarlayan ve uzun süren uygulama zorunluluğu, yan etki oranlarının yüksek olması (PG), gebeliğin farklı dönemlerinde etki etmeleri gibi olumsuzlukları bulunmaktadır. Aglepriston diğer ilaçlara göre daha başarılı olmasına rağmen kedide gebelik ilerledikçe başarı oranı düşmektedir. Bu olumsuzlukları ortadan kaldırma amacıyla sunulan çalışmada, orta dönem gebeliklerde AGL sonrasında yapılan tek doz PG desteğinin etkinliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada gebeliklerinin 30-38. günleri arasında bulunan, toplam 35 kedi beş gruba (n=7) eşit olarak dağıtılmıştır. Tüm gruplarda AGL aynı şekilde uygulanmıştır: (Alizin®, Virbac, Fransa), 10 mg/kg dozda, deri altı 24 saat arayla iki uygulama. AGL'nin kombine edildiği PG gruplarında ise PGE1 analoğu olan misoprostol (MİS; Cytotec®, Piramal Health Care, İngiltere) 200 μg/kedi dozda, oral tek uygulama şeklinde yapılırken PGF2α analoğu olan cloprostenol (CLO; PGS®, Alke İlaç, Türkiye) 5 μg/kg dozda, deri altı tek uygalama şeklinde yapıldı. Uygulamalar ilk AGL uygulamasından 24 ve 36 saat sonra yapıldı. Abortus tamamlanma oranı (ATO) AGL, AGL+MİS24/36 gruplarında %71,4; AGL+CLO24/36 guruplarında ise %100 olarak belirlendi (P=0,445). Abortusların başlama zamanı (AB) ve abortus sonlanma zamanı (AS) AGL+CLO24/36 AGL grubuna göre sırasıyla 55,9 ve 68,6 saat (P=0,005) ile 83,1 ve 96,0 saat (P=0,001 ve P=0,005) ile çok daha kısa bulundu. Tüm gruplarda abortusların %79,3'ünün 24. saatte tamamlandığı belirlendi. Uygulamaların klinik ve serum biyokimyasal (AST, ALT, Crea ve BUN) parametreler üzerine önemli bir değişikliğe yol açmadığı görüldü, burada AST ve ALT düzeyleri arasında istatistiksel fark çıkmasına rağmen değerlerin hepsi referans aralık düzeyinde seyrettiği ortaya konuldu. Uygulamaların grupların ortalama progesteron (P4) düzeylerini istatistiksel olarak değiştirmediği görüldü. Gruplarda P4 düzeylerinin abortuslar başladığında ve tamamlandığında bazal seviyenin üstünde seyrettiği belirlendi. Bulgularımız; ilk AGL uygulamasına 24 veya 36 saat sonra yapılan PG desteğinin ATO'yu artırdığı ve/veya AB/AS'yi önemli oranda kısalttığı belirlendi. Burada CLO hem ATO hem de AB/AS üzerine; MİS ise sadece AB/AS üzerine etki göstermiştir. Sonuçlarımız; AGL uygulamasından sonra yapılan CLO veya MİS desteği, kedide orta dönem gebelikleri sonlandırmada güvenli ve etkili bir yöntem olarak kullanılabileceği ancak daha yüksek başarı oranı için AGL+CLO kombinasyonun tercih edilmesi gerektiğini göstermiştir.
Evcil kedilerde ovaryum rezervinin belirlenmesi amacıyla serum anti-müllerian hormon konsantrasyonunun değerlendirilmesi
Bu tez çalışmasında 1-2 yaşlı, seksüel siklusun östrus ve interöstrus evrelerinde bulunan kedilerde ovaryum folikül sayıları ve serum anti-Müllerian hormon arasındaki korelasyonun tespit edilmesi amaçlandı. Vaginal sitoloji yapılarak grup Ӏ (n=15) östrus ve grup ӀӀ (n=12) interöstrus grubu oluşturuldu. Çalışmaya alınan kediler önce fiziksel muayene, hemogram, ultrasonografi muayenesine tabi tutuldu. Operasyonla alınan ovaryumlar ilk önce %10'luk formaldehitte bekletildi. Ardından hazırlanan bloklardan alınacak olan 5-6 µm'lik seri kesitlerden ilkine hematoksilen eozin boyama metodu uygulanarak mikroskobik muayenede herhangi bir lezyon olup olmadığı saptandı. Her ovaryumda 5 kesitteki foliküller sayılarak ortalama folikül sayısı belirlendi. Foliküller primordiyal, primer, sekonder, erken antral ve antral foliküller olmak üzere sınıflandırıldı. Serum AMH, progesteron ve östrojen konsantrasyonları ELISA yöntemi ile ölçüldü. Her iki ovaryumdaki foliküller sayılarak ortalama folikül sayısı hesaplandı. Primordiyal foliküllerin sayısı östrus ve interöstrus gruplarında sırasıyla 213,8 ± 99,9 ve 168,3 ± 136,5 olarak bulundu. Primer foliküllerin sayısı östrus ve interöstrus gruplarında sırasıyla 75,0 ± 46,2 ve 57,7 ± 29,0 olarak belirlendi. Sekonder foliküllerin sayısı östrus ve interöstrus gruplarında sırasıyla 52,3 ± 50,9 ve 40,9 ± 25,2 olarak gözlendi. Erken antral foliküllerin sayısı östrus ve interöstrus gruplarında sırasıyla 1,5 ± 2,5 ve 1,3 ± 1,3 bulundu. Antral foliküllerin sayısının östrus ve interöstrus gruplarında sırasıyla 2,4 ± 1,8 ve 3,1 ± 1,8 olduğu saptandı. Preantral foliküllerin sayısının östrus ve interöstrus gruplarında sırasıyla 341,1 ± 172,9 ve 266,9 ± 158,4 olduğu görüldü. Folikül sayları bakımından östrus ve interöstrus grupları arasında istatistiki bir fark bulunmadı. İnteröstrus ve östrus gruplarına ait korpus luteum sayısı sırasıyla 3,0 ± 1,4 ve 3,2 ± 2,3 olarak bulundu. Serum AMH düzeyinin östrus ve interöstrus gruplarında sırasıyla 1,4 ± 0,5 ng/ml ve 3,1 ± 1,2 ng/ml olduğu kaydedildi. Serum progesteron konsantrasyonu östrus ve interöstrus gruplarında sırasıyla 0,5 ± 0,1 ng/ml ve 0,87 ± 0,1 ng/ml olarak belirlendi. Serum östrojen düzeyi östrus ve interöstrus gruplarında sırasıyla 58,4 ± 13,6 pg/ml ve 42,3 ± 11,4 pg/ml ölçüldü. Östrus grubundaki kedilerin serum AMH konsantrasyonu ile primordiyal ve preantral) folikül sayıları arasında önemli pozitif korelasyon olduğu belirlendi. Sonuç olarak; grupların folikül sayılarının aynı olmasına rağmen, serum AMH seviyeleri farklılık göstermiştir.