Recently Added Theses
View AllMartin Heidegger düşüncesinde ölüm
Martin Heidegger, kuşkusuz düşünce tarihinin son dönemlerinde görüş ve düşünceleriyle adından sıkça söz ettiren bir düşünürdür. Heidegger'in temel sorunu varlık ile var olan arasındaki ilişki üzerine yoğunlaşmaktır. Heidegger, felsefeye yeni bir soruyla başlangıç yapacaktır. Bu bağlamda felsefesini varlığa ilişkin soru ya da varlığın anlamına ilişkin soru çerçevesinde oluşturmaktadır. Varlığın anlamını sorgulayacak tek varlığın da Dasein olduğunu ifade ederek; kaygı, korku ve ölüm kavramlarıyla Dasein'ın hergünkülük yaşam durumlarındaki halini ele alır ve bu şekilde varlığı anlamaya çalışır. Heidegger, Dasein'ın varoluşunu belirleyen ve yaşama anlam veren bir olanak olarak ölüm fenomenini konumlandırmıştır. Öyle ki Dasein, ölüme yönelik kavrayışıyla kendi varoluşsal olanaklarını ele geçirir ve varoluşun gerçek anlamına ilişkin otantik bir yoruma ulaşmış olur. Otantik bir yaşamın çözümü ise insanın ölümlü olduğunun bilincinde olmasında yatmaktadır. Heidegger yaşamın bütünlüğünü ve anlamını sağlayacak olan ölüm fenomenini zaman kavramlarıyla ilişkilendirerek, sonlu ve sınırlı bir var olan üzerinden varlığın anlamına yönelik soruşturmayı gerçekleştirir. Heidegger ölüm ile zaman arasında kurmuş olduğu ilişki ile Dasein'ın varlık yapısına ve varlığın ne anlama geldiğiyle ilgili birtakım düşünceler geliştirmiş ve Dasein'ın temelinde daima var olan bir eksiklikten söz etmiştir. Bu eksiklik ise ona göre ancak ölüm fenomeniyle yüzleşmeyle giderilecektir. Ölümle yüzleşme ise ölüme doğru varlığın kendiyle karşı karşıya gelmesi sayesinde gerçekleşecektir. Böylece Heidegger'e göre kendi varlığının anlamını kavrama konusunda hep eksik kalan Dasein, kendi yaşamının bütünselliğini sorgulama ve otantik varoluş tarzını açığa çıkarma olanağına sahip olacaktır. Aynı zamanda Dasein'ın ölümlü bir var olan oluşu onun zamansal oluşuna da işaret etmektedir. Bu bakımdan zaman kavramı, Dasein'ın otantik olma yönünü belirleyecek olan ve onun ölüme doğru varlık olmasını kavrama noktasında büyük önem taşıyacaktır.
Sızıntı suyunun elektrokoagülasyonla arıtımında karbon nano tüp kullanılması
Sızıntı suyunda Kimyasal Oksijen İhtiyacı (KOİ) değerinin çok yüksek olması ve literatürdeki birçok metot ile tam olarak arıtılmamasından yola çıkılarak, elektro koagülasyonla arıtımında ön arıtım amaçlı nano materyal kullanımının performansı incelenmiştir. Öncelikle sızıntı suyundaki KOİ arıtımı için optimum elektrokoagülasyon şartları oluşturulmuş ve optimum işletme şartları dikkate alınarak; Çok Duvarlı Karbon Nano Tüp (MWCNT) ve Grafen Oksit (GO) ilavesinin arıtım verimine etkisi araştırılmıştır. En yüksek KOİ giderimleri; 0.8 A akım, Fe-Fe elektrot, ph=6, 250 rpm karıştırma hızı ve 40 dakika temas süresi sonunda 1 mg MWCNT ile % 32.89 KOİ giderimi sağlanmıştır. 240 dakika temas süresinde 8 mL GO ilavesinde ise % 36.5 KOİ giderimi sağlanmıştır. Sızıntı suyundan KOİ gideriminde elektrokoagülasyon ile arıtıma ön arıtım olarak yalın haldeki karbon nano tüp ilavesinin yüksek verim sağlamadığı, yapılan çalışmalar ışığında fonksiyonelleştirilen nano materyallerinde daha yüksek arıtım verimleri sağlayacağı görüşüne varılmıştır. Anahtar Sözcükler: Elektrokoagülasyon, Kimyasal Oksijen İhtiyacı, Karbon Nano tüp, Sızıntı Suyu, Grafen Oksit
Sıçanlarda izoproterenol ile oluşturulan kardiyotoksisitede koenzim q10'un etkilerinin araştırılması
Çalışmanın amacı, koenzim Q10'un (CoQ10) sıçanlarda izoproterenol (IP) ile indüklenen kardiyotoksisitede kardiyomiyositler, telositler ve gelişmesi muhtemel kök hücreler üzerine koruyucu etkilerinin belirlenmesidir. Çalışmada 60 adet Sprague Dawley sıçan kullanıldı. Her grupta 10'ar adet olmak üzere toplam 6 grup oluşturuldu. Grup I: Kontrol, Grup II: Serum fizyolojik (SF) uygulanan kontrol grubu, Grup III: Yağ uygulanan kontrol grubu, Grup IV: IP grubu, Grup V: CoQ10 grubu, Grup VI: IP+CoQ10 grubu olarak sınıflandırıldı. IP, SF içerisinde çözdürülerek 85 mg/kg dozda intraperitoneal yolla çalışmanın 8. ve 9. günlerinde 2 doz uygulanırken, CoQ10 zeytinyağı içerisinde çözdürülüp deney süresince 20 mg/kg dozda oral gavaj ile uygulandı. Deney sonunda alınan kalp dokusu örnekleri değerlendirildi. Kalpteki proliferasyon ve mitozun değerlendirilmesi amacıyla PCNA ve Histon H3 antikorları kullanıldı. Progenitör hücreler ile telositlerin varlığı da c-Kit, CD34, CD45 ve vimentin antikorlarıyla ortaya kondu. PCR ve western blot yöntemleriyle de protein ve gen ekspresyonları belirlendi. CoQ10 uygulamasının kalpte izoproterenol'ün neden olduğu dejenerasyon, nekroz, yangısal infiltrasyon, fibrozis bulgularını azalttığı görüldü. Kalp hasarının onarım sürecinde, kalpte postmitotik olduğu bilinen kardiyomiyositlerde, PCNA ve Histon H3 gibi hücre siklusu aktivatörlerinin uyarılmasının rol oynadığı belirlendi. Kök hücrelerin erişkin kalbinde oldukça sınırlı sayıda bulunmasına rağmen, c-Kit ve CD34 kök hücrelerinin CoQ10'un pozitif etkisiyle arttığı ortaya kondu (P<0,05). Özellikle kalpte rejenerasyonda önemli etkileri olan telositlerin varlığı CD34-c-Kit, CD34-Vimentin ikili immunohistokimyasal boyamalarla görüntülendi. CoQ10'un, izoproterenol'ün indüklediği kardiyotoksisite sonucu oluşan kardiyak lezyonları hafiflettiği, kalpte intersitisyel hücreler ile çok sınırlı sayıda kardiyomiyositte hücre siklusu aktivitörlerini uyardığı, kalpteki progenitör hücrelerin sınırlı sayıda da olsa artışına etkisi olduğu belirlenmiştir.
Genetik absans epilepsili WAG/Rij sıçanlarda oreksinerjik ve kanabinoid CB1 reseptör etkileşimi
Amaç: Oreksin ve kanabinodlerin epilepsi gibi birçok nörolojik sistemde görev aldığı ve her iki sistemin birbiriyle bağlantılı olduğu bilinmektedir. Sunulan çalışmanın amacı genetik olarak epilepsili WAG/Rij sıçanlarda oreksinerjik ve kanabinoid sisteminin etkilerini ve birbirleriyle ilişkisini araştırmaktır. Yöntem: Çalışmamızda elektrokortigram kayıtları almak amacıyla Wistar ve WAG/Rij sıçanlar kullanıldı. Wistar sıçanlar üretan, WAG/Rij sıçanlar ketamin/ksilazin anestezisi altında stereotaksik cihaza yerleştirildi, tripolar elektrotlar kafatasına sabitlendi. Wistar sıçanlarda penisilinle intrakortikal (i.k.) epileptiform aktivite oluşturduktan sonra 0,6 µg hemopressin, 7,5 µg ACEA, 0,50 µg AM251 uygulanması dışında OX-A'nın 2,4,8 ve 16 µg dozları ile SB334867'nin 1,5,3,6 ve 12 µg dozları intraserebroventriküler (i.s.v.) uygulanarak etkin doz tespit edildi. WAG/Rij sıçanlarda 3 saat bazal kayıt alındıktan sonra madde etkin dozları intraselüler yolla verildi, 180 dk daha kayıta devam edildi. Etkileşim gruplarıda aynı prosedüre tabi tutuldu. Kayıtlar nöbet süresi ile sayısı, spike sayısı ve amplitüd bakımından incelendi. Bulgu ve Sonuçlar: 8 µg OX-A ve 12 µg SB334867 WAG/Rij sıçanlarda amplitüd hariç, nöbet süresi ile sayısı, spike sayısını anlamlı olarak azalttı (p<0,05). Hemopressin ve ACEA absans nöbet aktivitesini azaltırken AM251 artırmıştır. Etkileşim grup verilerine göre oreksinlerin kanabinoid yolakları üzerine etkisi hemopressinden daha fazla olabileceği, OX-A'nın kanabinoid sistem üzerindeki etkisinin yanı sıra başka bir mekanizma üzerinden antikonvulsan etki gösterdiği düşünülmektedir. Ayrıca oreksinerjik sistemin kanabinoiderjik sistem üzerinde hakimiyet gösterdiği de görülmektedir.
Köy bazlı süt sığırı işletmelerinde uygulanan sağım yönetiminin süt ve meme yapısı üzerine etkileri
Bu tez çalışmasında sağım tekniklerinin meme sağlığı üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Samsun ili, Havza ilçesi köylerinde bulunan elle sağım yapılan 33 ve makine ile sağım yapılan 27 olmak üzere toplam 60 işletme hakkındaki bilgiler değerlendirilmiştir. Bu işletmelerde bulunan elle sağılan 71 ve makine ile sağılan 61 ineğe ait muayene sonuçları da incelenmiştir. Sağım teknikleri hakkındaki sorular ile birlikte sağımcı ve sağım teknikleri ile ilgili sağımcıların yaş, cinsiyet, eğitim, muhafaza şartları, sağım makinaları hakkında bilgileri gibi konular hakkında işletmelerde yüz yüze anket çalışması yapılmıştır. Elle sağım yapılan işletmelerdeki hayvanlarda, makine ile sağım yapılan işletmelerdeki hayvanlara göre daha az oranda mastitis olduğu sonucuna varılmıştır. Elle sağım yapılan ineklerin meme yapıları değerlendirildiğinde, zemin ile meme arasındaki mesafenin daha az olduğu tespit edilmiştir. Yetiştiricilerin büyük oranının 51 yaş üstü erkekler olduğu görülmüştür. Hayvan sayısı 10'un altında olan işletmelerdeki sağımcıların çoğunlukla kadın olduğu görülmüştür. Makinalı sağım yapan işletmelerdeki sağımcıların kullandıkları makinalar hakkında yeterli bilgiye sahip olmadıkları kanatine varılmıştır. Anahtar Sözcükler: İnek, Mastitis, Sağım teknikleri, Sağımcı
Samsun ve çevre illerdeki veteriner muayenehanelerinde, dişi kedi ve köpeklerde üremeyi denetlemek için kullanılan yöntemlerin değerlendirilmesi
Birbirinden farklı seksüel siklus özelliklerine sahip kedi ve köpeklerde birçok fizyolojik ve davranış farklılıkları gözlenmektedir. Evcil hayvanların kontrolsüz üremesine bağlı olarak gelişen çoğalmış ve sağlıksız hayvan popülasyonunun önüne geçilmesini sağlamak ve hayvan sahiplerinin evde barındırdıkları hayvanların kızgınlık dönemlerinde gösterdikleri sorun teşkil eden davranışlardan kurtulmaları için üremenin denetlenmesi gereklilik arz etmektedir. Kedi sahipleri bağırma, yuvarlanma, bir objeye ya da sahibinin bacağına sürtünme, kuyruğunu monlama, sık sık idrar yapma pozisyonu alma, tırmalama, evden kaçma, bir gebelikte birden fazla yavru yapma kapasitesinde olmaları ve gebe kalmadıkları sürece seksüel siklus göstermeleri sebebiyle üremenin denetlenmesini istemektedir. Köpek sahipleri ise proöstrüs evresinde görülen vajinal kanama, evden kaçma, hırçınlaşma, yavru istememe, istenmeyen gebeliklerin oluşmasını önlemek ve jinekolojik hastalıklardan korunmak amacıyla veteriner hekimlere üremenin denetlenmesi, kızgınlığın baskılanması veya ertelenmesi amacıyla başvurmaktadır. Üremenin denetlenmesi, baskılanması veya ertelenmesi amacıyla birçok yöntem kullanılmaktadır. Bu amaçla kullanılan yöntemlerin bir kısmı kalıcı olan operatif yöntemler bir kısmı geçici olan medikal yöntemlerdir.Yapılan her iki yöntemin çeşitli faydaları olduğu kabul edilmesinin yanında farklı komplikasyonları da bulunmaktadır. Bu yöntemlerin bir kısmı hayvan sahibinin tercihine göre bir kısmı veteriner hekim yönlendirmesine göre uygulanmaktadır. Bu tez çalışması Samsun ve çevre illerdeki hayvan sahiplerinin ve veteriner hekimlerin üremeyi denetlemek amacıyla tercih ettikleri yöntemlerin değerlendirilmesi için yapılmıştır. Anahtar Sözcükler: Hormon kullanımı, Östrüs baskılanması, Üremenin denetlenmesi
