
204
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Altınordu'da (Ordu, Türkiye) yetiştirilen 'Hayward' kivisinin meyve ağırlığına göre kalite sınıflandırması
Bu çalışmada, Türkiye'de son yıllarda üretimi hızla artan ve Doğu Karadeniz Bölgesi ekolojisine uyum göstermiş olan 'Hayward' kivisinin, Ordu ilinin (Türkiye) en fazla üretim yeri olan Altınordu ilçesinde meyve ağırlığına göre kalite yönünden sınıflandırılması amaçlanmıştır. Araştırma tesadüf blokları deneme desenine göre 3 tekerrürlü olarak düzenlenmiştir. Çalışma kapsamında Altınordu İlçesinde seçilen 3 mahalledeki 5'er bahçede hasat edilen meyveler, ağırlık esas alınarak, TS 11306 standardına göre kalite yönünden sınıflandırılmıştır. Hasat edilen meyveler tek tek hassas teraziyle tartılıp, Ekstra (90 gr<), 1. sınıf (70-89 gr), 2. sınıf (65-69 gr) şeklinde sınıflandırılmıştır. Ayrıca omca başına toplam meyve sayısı ile ıskarta meyve oranları da belirlenmiştir. Sonuç olarak, omca başına toplam meyve sayısı 491-1265, ekstra meyve oranı %31.09-92.52, 1. sınıf meyve oranı %4.12-49.86, 2. sınıf meyve oranı %1.50-30.04 ve ıskarta meyve oranı %0.34-4.50 arasında değişmiştir. Bu özelliklere ait ortalama değerler de sırasıyla, 833.29, %70.47, %19.28, %8.32 ve %1.78 olarak bulunmuştur. İncelenen bütün özellikler mahallelere ve bahçelere göre önemli düzeyde değişim göstermiştir. Ayrıca, ekstra meyve oranı ile 1., 2. sınıf ve ıskarta meyve oranları arasında çok önemli negatif korelasyon da belirlenmiştir.
Pirazolon temelli potansiyel floresan kemosensör moleküllerin sentezi
Pirazolon kimyası farklı alanlardaki çeşitli uygulamaları sebebiyle dikkat çekmektedir. Bununla birlikte metal iyonlarının tanınması ve tespiti, çevre çalışmaları da dahil olmak üzere çeşitli alanlardaki potansiyel uygulamaları nedeniyle aktif bir araştırma konusu haline gelmiştir. Bu tez çalışmasında floresan kemosensör özellik gösterebilecek yeni azo- ve bisazo-5-pirazolon moleküllerinin sentezi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda öncelikle başlangıç molekülleri olan 5-pirazolon yapısındaki Bileşik 1 ve 2 sentezlenmiştir. Ardından bu bileşiklerin p-anisidin, 2,4-dimetilanilin aminleriyle ve benzidin, 4,4'-diaminodifenil sülfon diaminleriyle azo- kenetlenme reaksiyonu yoluyla yeni azo- ve bisazo- 5-pirazolon yapıları (1a-d ve 2a-d) elde edilmiştir. Saflaştırma çalışmalarını takiben bileşiklerin moleküler karakterizasyonları FTIR, 1H NMR, 13C NMR-APT, LC/Q-TOF/MS ve UV-Vis. spektroskopik yöntemleriyle sağlanmıştır. Yeni sentezlenen yapıların floresan kemosensör çalışmaları tez kapsamında olmamakla birlikte yapılan ön denemeler tüm moleküllerin floresan özellik gösterdiklerini ortaya koymuştur. Fakat, azo- yapısındaki moleküllerin floresan kemosensörden ziyade bakır(II) iyonuna karşı kolorimetrik kemosensör davranış gösterdikleri bulunmuştur. Bu sebeple, kolorimetrik kemosensör çalışmalarına odaklanılmıştır. Bu kapsamada 14 metal nitrat tuzu ile çalışılmaktadır. LOD (tespit limiti) ve LOQ (niceleme limiti) hesaplamaları, renkte geri dönüşümlülük, tüm metaller içinde bakır(II) iyonuna karşı seçicilik, sensörün asidik, bazik ortam davranışlarının incelenmesi ve Job's plot çalışması ile metal-sensör stokiyometrisinin belirlenmesi çalışmalarının gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır.
İklim değişikliğinin fındık tarımına etkilerinin yenilenebilir enerji kaynakları açısından incelenmesi
İklim, tarih boyunca sürekli bir değişkenlik içerisinde bulunmuştur. Ancak, son zamanlarda ekonomik gelişmeye bağlı olarak artan insan faaliyetleri, günümüzün önemli araştırma konularından biri olan iklim değişikliğini gündeme getirmiştir. Küresel iklim değişikliği, sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasi alanlarda önemli etkiler yaratmıştır. Bu durum, farklı uzmanlık alanları tarafından çeşitli yönleriyle değerlendirilme ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. İklim değişikliği, tarımsal faaliyetleri de önemli ölçüde etkilemiştir. Özellikle fındık tarımı, iklim değişikliğinin etkilerine maruz kalmıştır. Fındık, dünya genelinde bademden sonra en çok üretilen sert kabuklu meyve olarak bilinmektedir. Türkiye, dünya fındık üretiminin %75'ini gerçekleştirerek, ihracat ihtiyacının %70-75'ini karşılamaktadır. Bu araştırma, küresel iklim değişikliğinin fındık tarımına olan etkilerini ele alarak, bu etkilerle başa çıkabilmek adına çözüm odaklı yaklaşımları incelemeyi amaçlamaktadır. İklim değişikliğinin en önemli sonuçlarından biri yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelme eğilimini vurgulamaktadır. Yenilenebilir enerji kaynakları, enerji coğrafyasında son dönemde önemli gelişmeler kaydetmiştir. Bu çalışmada, iklim değişikliğinin fındık tarımına olan etkilerinin nasıl çözümlenebileceği sorusuna odaklanılarak, bilgiler derlenmiş ve çözüm önerileri sunulmuştur. İklim değişikliği fındık tarımına etkileri, fındık verimiyle doğrudan ilişkilidir. Fındık verimini arttırmak için yenilenebilir enerji kaynaklarından güneş enerjisi ile sulama ve kurutma işlemleri gerçekleştirilebilmektedir.
Doğu Karadeniz Bölgesi yaprak lahana (Brassica oleracea var. Acephala) üretim alanlarındaki kist nematodları (Heterodera spp.)'nın tespiti ve bulaşıklık durumunun belirlenmesi
Bu çalışma, Doğu Karadeniz Bölgesi yaprak lahana (Brassica oleracea var. acephala) üretim alanlarindaki kist nematodları (Heterodera spp.)'nın tespiti ve bulaşıklık durumunun belirlenmesi amacıyla 2021-2022 yıllarında gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla 2021 ve 2022 yıllarında Ordu, Giresun, Trabzon, Rize ve Artvin illerini kapsayan 5 il'e ait 56 ilçeden 77 örnekleme yapılmıştır. Toprak örnekleri yaprak lahana bitkisi kök civarından alınmıştır. Nematodlar, Cobb's elek yöntemi kullanılarak elde edilmiştir. Elde edilen nematodların morfolojik karekterleri ve moleküler analizler kullanılarak teşhisleri gerçekleştirilmiştir. Moleküler analiz için, 28S ribozomal RNA'nın (rRNA) (ITS1, 5.8S, ITS2) gen bölgesini kapsayan ribozomal DNA bölgesi, TW81/AB28 primer setleri kullanılarak ve 28S ribozomal RNA'nın (rRNA) D2-D3 genişleme bölgeleri, D2A/D3B primer setleri kullanılarak amplifiye edilmiştir. Ayrıca Heterodera carotae Jones, 1950 için türe özgü primer seti olan (Car-F/Car-R) kullanılarak mitokondriyal DNA'nın (mtDNA) Sitokrom Oksidaz I (cox1) bölgesi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda Doğu Karadeniz bölgesi yaprak lahana yetişen alanlarda kist nematodlarından H. carotae, H. cruciferaee Franklin, 1945 ve H. fici Kirjanova, 1954 türleri teşhis edilmiştir. Çalışmada yaprak lahana üretimi yapılan alanlarda Giresun ili %35.29'luk bulaşıklık oranı ilk sırada gelmekte olup bunu %21.05 bulaşık oranı ile Trabzon ve Ordu illeri, %13.33 ile Rize ili takip etmiştir. Artvin ilinde ise alınan örneklerden kist nematoduna rastlanmamıştır. Tespit edilen türler içersinde en yaygın tür %76.4 oranı ile H. cruciferae tespit edilmiş olup, bunu %17.6 ile H. carotae, %5.8 ile Heterodera fici türleri takip etmiştir.
Tuckerella japonica (Acari: Tuckerellidae)'nın Doğu Karadeniz Bölgesi çay üretim alanlarındaki dağılımı, popülasyon değişimi ve zarar şeklinin tespiti
Camellia sinensis (Theales: Theaceae), çay, yapraklarını dökmeyen çalı veya küçük ağaç formunda bir bitkidir. Tuckerella japonica (Trombidiformes: Tuckerellidae), çay dahil çeşitli tarımsal ürünlerde zararlı olabilen bir akar türüdür. Bu çalışma, Türkiye'de Doğu Karadeniz Bölgesi çay bahçelerinde T. japonica'nın yayılışını, popülasyonunu ve zarar şeklini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Türün dağılımını tespit için, Artvin, Giresun, Ordu, Rize ve Trabzon illeri çay bahçelerinde sörveyler gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda, bölgede toplam 32 ilçede bulunan 205 adet çay bahçesi, 2021-2023 yılları arasında örneklenmiştir. Ayrıca, Rize ilinde, 2022 ve 2023 yılarında T. japonica'nın Türk Muradiye-10 ve Japon Saekari ve Samidori çay klonları üzerindeki popülasyon değişimi belirlenmiştir. Çalışmada akarın çay yapraklarının fizikokimyasal ve klorofil içeriğine etkisi ile hücresel boyuttaki dal zararı da tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda Ordu ili hariç, örneklenen tüm illerde T. japonica tespit edilmiştir. Tür popülasyonunun Rize ilinde genellikle TemmuzAğustos ve Ekim aylarında en yüksek seviyesine ulaştığı belirlenmiştir. Sonuçlar, 1, 5, 10, 15 akar/bitki seviyesindeki yoğunluklarda 45 günlük akar beslenmesinin yaprak klorofil içeriğini etkilemediğini göstermiştir. Ancak aynı yoğunluk ve sürelerde yaprak toplam polifenol, su ekstraktı, kafein ve toplam kül miktarlarında azalma, kuru madde ve ham selüloz içeriğinde ise artış belirlenmiştir. Ayrıca T. japonica beslenmesi sonucunda çay dallarında, hücre çevresinde lignin, süberin birikiminden, hücresel bozulma ile hücre bölünmelerine kadar varan zararlanmaların gerçekleştiği de gözlenmiştir.
Sürekli mıknatıslı dalga enerjisi hasatçısı, tasarım,imalat ve analizi
Enerji, sanayi devriminden bu yana medeniyetin temel itici gücü olmaya devam etmektedir. Enerji üretim sistemleri, korunum yasaları ilkelerine göre şekillenen, enerjinin bir formdan diğer forma dönüştürülerek kullanılabilir hale getirilmesini sağlayan süreçler bütünüdür. Kaynağından son kullanıcının tüketimine kadar sürecin her aşaması iyileştirilmesi gereken alanlardır. Günümüz dünyasında geleneksel enerji üretim modelleri ve tüketim alışkanlıkları, enerjinin gerçek maliyetleri nedeniyle sorgulanmaktadır. Geleneksel enerji üretim yöntemleri ve tüketim alışkanlıklarının artık sürdürülemez olduğu görülmektedir. Sürdürülebilirlik ve yenilenebilir enerji kaynaklarına dayanan enerji dönüşüm sistemleri artık kaçınılmaz bir tercihtir. Güneş ve dalga enerjisi kaynağa erişim kolaylığı, geniş uygulama alanları ve potansiyeli nedeniyle ön plana çıkan çalışma alanlarıdır. Türkiye kaynak bolluğu açısından yenilenebilir enerji için oldukça avantajlı bir konumdadır. Ancak tüm dünyada olduğu gibi Türkiye de "Dalga Enerjisi" potansiyelinden yeterince faydalanamamaktadır. Bu çalışmada öncelikle enerji üretim sistemlerinin tarihsel gelişimi, sürdürülebilirlik açısından geleneksel üretim yöntemleri ve etkileri ile yenilenebilir enerji sistemlerine olan ihtiyaç irdelenmiştir. Dalga enerjisi dönüşüm sistemleri ve tarihsel gelişimi hakkında bilgi verilmiş, konuyla ilgili son dönem çalışmalar tartışılmıştır. Son bölümde ise manyetik kaldırma ilkelerine göre dalga enerjisini elektrik enerjisine dönüştüren ölçeklenebilir şamandıra tipi bir enerji hasatçısı önerilmiştir. Karadeniz ölçeğine göre laboratuvar ortamında test edilen hasatçı, dalga enerjisini elektrik enerjisine dönüştürmüştür. Önerilen sistem tasarım, imalat ve sonuçları bakımından incelenmiştir.
Samsun ekolojik koşullarında yetiştirilen bazı yerli ve yabancı trabzonhurması çeşitlerinin fiziksel ve biyokimyasal özelliklerinin belirlenmesi
Çalışma, Samsun ekolojik koşullarında yetiştirilen bazı yerli trabzonhurması çeşitleri ve genotipleri (Güzelyurt, Onur, 08 TH 03B ve 08 TH 15) ile yabancı çeşitlerinin (Fujianna O' Basho, Guilbecky, Kawabata O' Gouse, Moralı ve Seedless Mondon) biyokimyasal özelliklerini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Çalışmada biyokimyasal özellikler olarak toplam fenolik, toplam flavonoid ve antioksidan aktivitesi (DPPH ve FRAP yöntemlerine göre) belirlenmiştir. İncelenen trabzonhurması çeşitleri ve genotiplerinde, toplam fenolik içeriği 433.5 mg 100 g-1 (Moralı) ile 1746.6 mg 100 g-1 (08 TH 15) arasında bulunmuştur. Toplam flavonoid içeriği 235.7 mg 100 g-1 (Moralı) ile 626.3 mg 100 g-1 (Kawabata O' Gouse) arasında değişiklik göstermiştir. Antioksidan aktivitesi, DPPH testine göre 0.03 mmol 100 g-1 (Seedless Mondon) ile 0.12 mmol 100 g-1 (08 TH 03B, 08 TH 15 ve Fujianna O' Basho) arasında belirlenirken, FRAP testine göre 0.12 mmol 100 g-1 (Guilbecky) ile 0.27 mmol 100 g-1 (Onur) arasında değişmiştir. Sonuç olarak, toplam fenolik, toplam flavonoid ve antioksidan aktivitesi (DPPH ve FRAP) bakımından 08 TH 15 ve 08 TH 03B genotipleri ile Fujianna O' Basho çeşidi ümitvar sonuçlar vermiştir.
Fotoperiyot, potasyum nitrat ve giberellik asidin lavanta (Lavandula angustifolia) tohumlarında dormansinin kırılması ve çimlenme üzerine etkisi
Lavanta (Lavandula angustifolia) sağlık, kozmetik ve parfümeri alanlarında çok yaygın olarak kullanılan Lamiaceae familyasından çok değerli tıbbi ve aromatik bir bitkidir. Lavanta tohumlarında görülen dormansinin yol açtığı düşük ve yetersiz çimlenme, tohumdan lavanta üretimini önemli derecede kısıtlamaktadır. Bu çalışma fotoperiyot (16/8 saat aydınlık/karanlık, 24 saat karanlık), GA3 (0, 125, 250, 375 ve 500 ppm) ve KNO3 (0, 1000, 2000, 3000 ve 4000 ppm) uygulamalarının lavanta tohumlarında dormansinin kırılması ve çimlenme üzerine etkilerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Fotoperiyot ortamında çimlendirilen lavanta tohumlarında, karanlık ortamdaki tohumlara göre, çimlenme oranı ve çimlenme hızı sırasıyla %20 ve %80.4 artmış, ortalama çimlenme süresi ise %16 kısalmıştır. Diğer taraftan 375 ppm GA3 dozunda, kontrol uygulamasına göre, çimlenme oranı ve çimlenme hızında sırasıyla %31.3 ve %54'lük bir artış gerçekleşmiş, ortalama çimlenme süresi %29.3 kısalmıştır. KNO3 uygulamasıyla başlangıçta giderek artan çimlenme oranında 3000 ppm KNO3 dozunda, kontrol uygulamasına göre %12.3lük bir artış gözlenmiş, ancak 4000 ppm KNO3 dozu kontrol uygulamasından daha düşük çimlenme oranına yol açmıştır. Bu araştırma bulguları, lavanta tohumlarında dormansinin kırılması ve çimlenmenin teşvik edilmesi amacıyla, 16/8 saat aydınlık/karanlık fotoperiyot ortamında, 375 ppm GA3 ve/veya 3000 ppm KNO3 uygulamasının önerilebileceğini göstermektedir.
Organik ve konvansiyonel olarak yetiştirilen 'Çakıldak' fındığının morfolojik ve pomolojik özellikleri ile verimi
Beslenme ile sağlık arasında önemli bir ilişki vardır. Sağlıklı beslenmede oluşan algı organik tarım ile organik gıda üretimine olan ilgiyi de artırmıştır. Fındık yetiştiriciliğinde de son zamanlarda organik üretim, diğer bazı ürünlerde olduğu gibi ilgi görmüştür. Bu çalışmada organik ve konvansiyonel tarımla yetiştirilen fındıklarda fenolojik, morfolojik, pomolojik ve verim özelliklerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Kumru ilçesinde (Ordu, Türkiye) organik ve konvansiyonel tarım sistemlerinde yetiştirilen 'Çakıldak' fındık çeşidinde 2021 ve 2022 yıllarında yürütülen bu çalışmada deneme deseni tesadüf bloklarına göre 3 tekerrürlü olarak planlanmıştır. Çalışmada bitkilerde fenolojik özelliklerden yaprak tomurcuklarının patlaması, meyve tutumu başlangıcı, çotanak oluşumu, hasat ve yaprak döküm tarihleri; morfolojik özelliklerden dal çevresi, uzunluğu ve çapı, sürgün uzunluğu, yaprak eni ve boyu, yaprak sapı boyu ve kalınlığı, yaprak alanı ve gövde kesit alanı; pomolojik özelliklerden kabuklu meyve ağırlığı, kabuklu meyve iriliği, kabuk kalınlığı, iç ağırlığı, iç iriliği, göbek boşluğu büyüklüğü ve iç oranı; verim ve verim parametrelerinden bitkideki toplam meyve sayısı, sağlam meyve oranı, kabuklu kusurlu meyve oranı, boş meyve oranı, kusurlu iç oranı, verim ve çotanak döküm oranları belirlenmiştir. Tarım sistemleri arasında fenolojik özellikler bakımından önemli bir farklılık görülmemiştir. İstatistiksel analizler konvansiyonel bahçede bitkilerin gövde çevresi ve yaprak gelişiminin önemli düzeyde daha fazla olduğunu, kabuklu ve iç özelliklerinin tarım sistemlerine göre önemli düzeyde değişmediğini, sağlam meyve oranının ve hasat önü çotanak dökümlerinin konvansiyonel bahçede önemli düzeyde daha fazla olduğunu, boş ve kusurlu iç oranlarının da organik bahçede önemli düzeyde daha yüksek olduğun ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Corylus avellana, Fenoloji, Meyve, Kalite, Ekolojik tarım, Vejetatif gelişme
Gökkuşağı alabalığı (Oncorhynchus mykiss) yan ürünleri kullanılarak elde edilen protein hidrolizatı yağının yanıt yüzey yöntemi ile optimizasyonu ve kalitesinin belirlenmesi
Dünyada her geçen yıl nüfus artışıyla birlikte, yeni gıda maddelerine yönelim ve bunların üretimi de önemli bir konu haline gelmektedir. Su ürünleri yan ürünleri kirlilik unsuru olmaktan ziyade yüksek potansiyele sahip geri dönüşüm kaynaklarıdır. Bu yan ürünlerin değerlendirilmesi, ülke ekonomisi açısından katma değeri yüksek ürünlerin üretilmesi ve çevre kirliliğinin önlenmesi açısından oldukça önem taşımaktadır. Balık yağı ω-3 PUFA'ların temel kaynağı olduğundan, elde edilen bu lipid insan ve hayvan tüketimi için umut verici bir potansiyele sahiptir. Besin zinciri içinde, gökkuşağı alabalığı (Oncorhynchus mykiss) balıkçılık endüstrisi tarafından üretilen büyük miktardaki atık, çoklu doymamış yağ asitleri, vitaminler, amino asitler (AA'lar) ve peptitler de dahil olmak üzere zengin bir biyoaktif molekül havuzunu temsil etmektedir. Bu çalışmada, alabalık (Oncorhynchus mykiss) atıkları ticari enzimler kullanılarak optimum hidroliz prosesinde en uygun süre, sıcaklık ve enzim oranı belirlenmiştir. Bu süreç sırasında ortaya çıkan yağın verimi (%5.75-11.46) arasında değişmiş ve en iyi sonuç 40 °C deki enzimatik hidroliz sonucu elde edilmiştir. Lipit kalitesi açısından, PV değerleri (1.78-3.47 meq O2/kg) arasında bulunmuş, hidroliz süresi arttıkça PV değerlerinde artış gözlenmiştir, TBA değerleri (0.41-1.41 MDA/kg) arasında bulunmuş ve hidroliz sıcaklığı artışı TBA'da artışa sebep olmuştur. FFA (%0.27-4.12) arasında bulunmuştur. Yağ asidi bileşimi kalitesi ve dengesi insan ve hayvan tüketimine uygunluğu açısından incelenmiştir. SFA (%22.5), MUFA (%46.31), PUFA (%23.52) bulunmuştur. Balık yan ürünlerinden geri kazanılan balık yağlarının, özellikle EPA ve DHA olmak üzere yüksek düzeyde PUFA içerdiği görülmüştür.