
21
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Performans değerlendirme sistemi etkinliğinin incelenmesi: Bir turizm işletmesi örneği
Performans değerlendirme sistemi, örgütlerin stratejik hedeflerine ulaşma sürecinde önemli bir yönetim aracıdır. Çalışanların yetkinliklerinin değerlendirilmesi, gelişim alanlarının belirlenmesi ve motivasyonlarının artırılması açısından örgütlere katkı sağlamaktadır. Bu sistemlerin hizmet sektöründe adil ve doğru biçimde uygulanması, örgüt verimliliği ile hizmet kalitesini doğrudan etkilemektedir. Turizm sektöründe ise otel işletmeleri açısından bu durum daha özenli bir yaklaşım gerektirir. Nitekim bu sektörde insan kaynağına dayalı hizmet üretilmekte ve müşterilerle doğrudan etkileşim kurulmaktadır. Dolayısıyla çalışan performansı, müşterilere sunulan hizmet kalitesiyle birlikte örgütün vizyonunu da etkilemesi açısından önem taşımaktadır. Bu kapsamda çalışmanın amacı, bir otel işletmesinde uygulanan performans değerlendirme sistemi etkinliğinin demografik değişkenler bağlamında incelenmesidir. Araştırma, nicel araştırma yöntemlerinden kesitsel tarama desenine göre gerçekleştirilmiştir. Veriler, bir otel işletmesinde performans değerlendirme sistemine en az bir kere dahil olmuş 358 çalışandan elde edilmiştir. Araştırma bulgularına göre çalışmada kullanılan ölçeklerde cinsiyete göre anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Bu sonuç, işletmede performans değerlendirmenin eşitlik ilkesine uygun yürütüldüğünü göstermesi açısından önemlidir. Bununla birlikte değerleyiciye yönelik memnuniyetin yaş, pozisyon ve çalışma süresine göre farklılık göstermesi güvene dayalı ilişkilerin ve sürece katılımın önemini ortaya koymaktadır. Bu farklılıkların giderilmesi için değerleyici-çalışan ilişkilerini güçlendirecek iletişim ve geri bildirim uygulamalarına önem verilmelidir. Araştırmanın dikkat çeken bulgularından biri, çalışanların pozisyonu yükseldikçe etkili uygulama ve prosedürel adalet algılarında farklılaşma gözlemlenmesidir. Bu durumun, üst düzey çalışanların artan beklentileri ve şeffaflık ihtiyacından kaynaklandığı düşünülmektedir. Bu algının iyileştirilmesi için pozisyona özgü kriterler geliştirilmesi, çalışan katılımının artırılması ve sistemin şeffaflaştırılması önerilmektedir. İlk bakışta olumsuz gibi görünse de bu bulgu üst düzey çalışanların sürece titizlikle yaklaştığını ve işletmenin mevcut durumunu analitik bir yaklaşımla değerlendirdiğini göstermektedir.
Yetenek yönetimi perspektifinde elde tutmayla algılanan ilişki yatırımının ilişkisi
Bir örgütün çalışanlarıyla ilişkiler geliştirmeye ve sürdürmeye yönelik çabaları, özverileri ve kaynakları ne ölçüde ayırdığına ilişkin çalışanlarda oluşan algı, algılanan ilişki yatırımı olarak tanımlanmaktadır. Algılanan ilişki yatırımı, çalışanların kendilerini değerli ve önemli hissetmeleri doğrultusunda elde tutma açısından da kritik bir unsurdur. Örgütün sergilemiş olduğu özveri ve çabaların sonucunda çalışanların memnuniyet ve bağlılık düzeylerinin etkilediği söylenebilmektedir. Öte yandan çalışanları elde tutma, bir örgütte yetenekli ve nitelikli çalışanları uzun vadeli bünyesinde bulundurma durumunu ifade etmektedir. Bu bağlamda bu çalışmada yetenek yönetimi bağlamında algılanan ilişki yatırımı ve elde tutma arasındaki ilişkinin analiz edilmesi amaçlanmıştır. Araştırma nicel araştırma yöntemlerinden biri olan ilişkisel tarama yöntemi kullanılarak yapılmış olup, veriler kamu bankası çalışanlarından anket yöntemiyle elde edilmiştir. 375 banka çalışanından elde edilen veriler SPSS programı yardımıyla güvenilirlik, normal dağılım, korelasyon, t testi, regresyon ve tanımlayıcı istatistikler analiz edilmiştir. Analiz sonrası elde edilen bulgularına göre yetenek yönetimi bağlamında algılanan ilişki yatırımı algısının, çalışanların örgütte kalma (elde tutma) niyetleri üzerindeki etkisi, istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönde olduğu tespit edilmiştir. Elde edilen bu bulgu, algılanan ilişki yatırımının çalışanların elde tutulması üzerinde pozitif etkiler yarattığını göstermektedir. Bu bağlamda çalışanların ilişki yatırımına yönelik algı düzeyleri olumlu yönde arttıkça elde tutmanın da arttığı görülmüştür. Yapılan t testi analizi sonuçlarına göre, sadece yeteneği elde tutma algısının cinsiyete göre farklılık gösterdiği, diğer sosyo-demografik değişkenlere göre farklılık göstermediği tespit edilmiştir. Ayrıca algılanan ilişki yatırımı algısının da katılımcıların sosyo-demografik özelliklerine göre farklılık göstermediği tespit edilmiştir. Bu çalışmanın bulgularından yola çıkarak çalışanların algılanan ilişki yatırımına bağlı olarak elde tutma uygulamalarına önem verilmesi ve elde tutma üzerindeki etkisinin önemi vurgulanmaya çalışılmıştır. Özellikle algılanan ilişki yatırımı düzeyi yüksek olan örgütlerde çalışanların, örgütte kalma isteklerinin daha fazla olacağı öne sürülebilir. Bu bağlamda örgütlerin insan kaynakları yönetiminde algılanan ilişki yatırımı stratejilerinin önceliklendirilmesi ve yetenek yönetimine daha fazla önem verilmesi, çalışanları elde tutmada kritik bir rol oynayabilecektir. Yetenek yönetimi kapsamında çalışanlarıyla güçlü ve olumlu ilişkiler geliştiren örgütlerin, çalışan bağlılığını artırmada önemli bir avantaj sağlayabileceği sonucuna ulaşılmıştır.
İnsan kaynakları yöneticileri perspektifinden farklılık yönetimi
Farklılıkların yönetimi, günümüz iş dünyasında kurumların sürdürülebilirliği ve rekabet avantajı sağlayan önemli bir unsur haline gelmiştir. Yaş, cinsiyet, engellilik, cinsel yönelim ve etnik köken gibi farklılıklar kurumlarda farklı şekillerde ele alınmaktadır. Bu durum, çalışan bağlılığını doğrudan etkilemektedir. Aynı zamanda kurumsal performans üzerinde belirleyici bir rol oynamaktadır. Farklılıkların etkin şekilde yönetilmesi yalnızca yasal bir gereklilik değil, aynı zamanda stratejik bir zorunluluktur. Mevcut araştırmada, Isparta'da görev yapan insan kaynakları yöneticilerinin farklılık yönetimine yönelik bakış açıları incelenmiştir. Fenomenolojik desen çerçevesinde yürütülen çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış ve 25 insan kaynakları yöneticisiyle yarı yapılandırılmış mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler, MAXQDA 2020 programı aracılığıyla analiz edilerek kodlara ve temalara ayrılmıştır. Araştırma sonuçları, yaş farklılıklarının bilgi paylaşımını artırmasına rağmen iletişim eksikliği nedeniyle çatışmalara yol açabileceğini ortaya koymuştur. Kadın çalışanların iş birliği ve yenilikçi süreçlere katkı sağladığı belirtilse de liderlik pozisyonlarında yeterince temsil edilmedikleri tespit edilmiştir. Engelli bireylerin iş gücüne katılımına yönelik farkındalık bulunsa da kurumsal düzeyde yeterli destek ve düzenlemelerin sağlanmadığı görülmüştür. Cinsel yönelim konusunda bireysel düzeyde hoşgörünün mevcut olduğu ancak kurumsal düzeyde bu durumu destekleyen politikaların yeterli olmadığı belirlenmiştir. Özetle, farklılık yönetiminin kurumlara çeşitli avantajlar sunduğu, ancak kurumsallaşma eksikliği ve liyakat esasına dayanmayan uygulamaların süreci sınırlandırdığı görülmüştür. Bu doğrultuda, kapsayıcı yönetim anlayışının benimsenmesi, farkındalığı artıran politikaların hayata geçirilmesi, aynı zamanda eşitlik temelli kurumsal düzenlemelerin geliştirilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Farklılık Yönetimi, Çeşitlilik, İnsan Kaynakları, Fenomenoloji, Nitel Araştırma
İşveren markasının çalışan savunuculuğuna etkisinin analizi
Çalışmada işveren markasının çalışan savunuculuğu üzerindeki etkisi incelenmiştir. Araştırmada üretim sektörü ve hizmet sektörünün farklı kolları üzerinde araştırılmış olan işveren markası kavramı, üzerinde nispeten az sayıda araştırmanın yapıldığı bir örneklem grubu olan restoran ve kafe çalışanları üzerinde incelenmiştir. Araştırma kapsamında "işveren markası" ve "çalışan savunuculuğu" kavramları birlikte incelenmiştir. Çalışan savunuculuğu hakkında ulusal literatürde oldukça kısıtlı sayıda araştırma bulunmaktadır. Bu anlamda çalışmanın "çalışan savunuculuğu" kavramının ele alındığı ilk tez çalışması olması nedeniyle literatürdeki bu eksikliği kapatmasına katkı sağlaması beklenmektedir. Belirlenen amaç doğrultusunda restoran ve kafelerde çalışan personellerin çalıştıkları örgüte ilişkin işveren markası algılarının çalışan savunuculuğu tutumları üzerindeki etkisi incelenmiş ve katılımcıların sahip oldukları tutumun cinsiyetleri, medeni durumları, yaşları, çalışma süreleri ve eğitim düzeyleri gibi demografik özelliklere göre farklılık gösterip göstermediği incelenmeye çalışılmıştır. Nicel araştırma yöntemlerinden anket yönteminin kullanıldığı Araştırmanın örneklemi, Kütahya ilinde restoran ve kafelerde tüm pozisyonlarda çalışan 366 çalışandan oluşmaktadır. Çalışmanın katılımcıları kolayda örnekleme yöntemiyle belirlenmiş araştırma verileri 2024 yılı Ağustos-Eylül ayları arasında toplanmıştır. Veriler SPSS 27.0 programı aracılığı ile analiz edilmiştir. Çalışmada işveren markası ile çalışan savunuculuğu arasında güçlü ve pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda işveren marka algısının çalışan savunuculuğu davranışlarını etkilediği ortaya konmuştur. İşveren markasının yorumlanan örgüt kimlik imajı, algılanan işlevsel fayda ve algılanan psikolojik fayda alt boyutlarından katılımcıların işlevsel fayda algılarının eğitim düzeyi ve cinsiyete göre anlamlı bir farklılık göstermediği ve çalışan savunuculuğunun cinsiyete göre anlamlı farklılık göstermediği bulgusuna ulaşılmıştır. Yorumlanan örgüt kimlik imajı, algılanan psikolojik fayda ve çalışan savunuculuğunun katılımcıların demografik özelliklerine göre anlamlı farklılık gösterdiği tespit edilmiştir.
İnsan kaynakları yönetimi uygulamalarının çalışanlar üzerindeki işveren markası algısı: Üretim sektörü örneği
Globalleşmenin sonuçlarını yoğun bir şekilde hissettiğimiz günümüz koşullarında, örgütlerin rekabet edebilmesi, nitelikli işgücünü sağlamakla birlikte, işgücünü etkili, etkin ve verimli kullanılmasına bağlıdır. Nitelikli işgücünün beklentilerini karşılayacak örgütlerin tercih edileceği varsayımıyla, işveren markası devreye girmektedir. Nitelikli tüm çalışanların örgüte çekilmesi ve elde tutulması (işveren markası), insan kaynakları fonksiyonlarının nasıl yürütüldüğüne bağlı olabilir. Çünkü işveren markası bileşenleri ile insan kaynakları fonksiyonlarının süreç bileşenleri arasında benzerlikler söz konusudur. Bu bileşenler arasında eğitim olanakları, kariyer fırsatları, işgörenlerin psikolojik iyiliği, istihdam güvencesi, kurum kültürü, adayların örgüte çekilmesi, çalışma ortamı, ürün-hizmet markası, iş-özel hayat dengesi, işgörenlere olan sorumluluklar, ücret ve yan haklar yer almaktadır. Bu nedenle, iki farklı yönetim anlayışının birbirleriyle etkileşim içinde olması gerektiği sonucu çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı, üretim sektöründe çalışan beyaz yaka ve mavi yaka işgörenlerin algıladıkları insan kaynakları yönetimi fonksiyonlarının/ uygulamalarının işveren marka algısı üzerindeki etkilerini incelemektir. Çalışmada veriler, nicel bir yöntem olan anket tekniği ile toplanmıştır. Araştırma, çalışanların algıladıkları insan kaynakları yönetimi fonksiyonları ile işveren marka algısı arasındaki ilişkiyi değerlendirmiştir. Elde edilen bulgular, beyaz yaka grubunun en yüksek işveren marka algısına sahip olduğunu göstermektedir. Ayrıca, en yüksek algılanan İKY uygulamaları da beyaz yaka grubunda tespit edilmiştir. Her iki değişkenle ilgili olarak medeni durum ve cinsiyet faktörlerine göre anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Algılanan insan kaynakları yönetimi uygulamaları/fonksiyonları ile işveren marka algısı arasında orta derecede, pozitif yönlü ve anlamlı ilişki olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışma, araştırmacılara, İK profesyonellerine ve örgüt yöneticilerine işveren markasını güçlendirmede İK fonksiyonlarının etkililiği, yeri ve önemini göstermekte ve literatürdeki eksiklikleri gidermede önemli bir katkı sağlamaktadır.
Lider-üye etkileşiminin öğretmen motivasyonu üzerine etkisi
Lider-Üye Etkileşimi Teorisi, liderlerin astlarıyla kurduğu bireysel ilişkilerin niteliğinin farklı örgütsel sonuçlar doğurabileceğini savunmaktadır. Bu araştırmanın amacı, okul müdürlerinin lider-üye etkileşimi yaklaşımlarının öğretmen motivasyonu üzerindeki etkilerini incelemektir. Eğitim kurumlarında lider konumunda bulunan okul müdürlerinin öğretmenlerle kurduğu ilişki biçimi; öğretmenlerin iş doyumu, örgütsel bağlılıkları, mesleki performansları ve motivasyonları üzerinde belirleyici bir rol oynamaktadır. Bu bağlamda çalışmada, yüksek ve düşük kaliteli lider-üye ilişkilerinin öğretmen motivasyonuna nasıl yansıdığı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Araştırma, nicel araştırma yaklaşımı kapsamında ilişkisel tarama modeli kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini 858 öğretmen oluşturmaktadır. Öğretmenlerden elde edilen verilerin analizi sonucunda, cinsiyet değişkenine göre erkek öğretmenlerin tüm boyutlarda daha yüksek ortalamalara sahip olduğu belirlenmiştir. Yaş değişkeni açısından yalnızca öğretmen motivasyonu ve dışsal faktörler boyutlarında; eğitim durumuna göre lider-üye etkileşimi, etki, profesyonel saygı ve öğretmen motivasyonu boyutlarında anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Ayrıca görev yapılan okul türü, mesleki kıdem süresi, okuldaki çalışma süresi, müdürle çalışma süresi, yerleşim yeri, istihdam durumu ve okuldaki öğretmen sayısı değişkenlerine göre lider-üye etkileşimi ve öğretmen motivasyonu ile ilgili çeşitli alt boyutlarda anlamlı farklılıklar bulunduğu belirlenmiştir. Araştırma bulguları, lider-üye etkileşimi ile öğretmen motivasyonu arasında pozitif ve anlamlı ilişkiler olduğunu göstermektedir. Buna göre okul müdürlerinin güvene dayalı, destekleyici ve kapsayıcı bir liderlik anlayışı sergilemelerinin öğretmen motivasyonunu artırdığı; buna karşılık mesafeli, dışlayıcı ve tek yönlü iletişim biçimlerinin öğretmenlerde motivasyon kaybı ve tükenmişliğe yol açtığı sonucuna ulaşılmıştır.
Sürdürülebilir insan kaynakları yönetiminde eğitim ve geliştirme uygulamaları: Borsa İstanbul Sürdürülebilirlik Endeksi işletmeleri üzerinde bir araştırma
Bu çalışmada, sürdürülebilir insan kaynakları yönetimi vurgusunun, Borsa İstanbul'da hisse senedi işlem gören en yüksek işlem hacmine ve piyasa değerine sahip 30 işletmenin (BİST-30) sürdürülebilirlik ve entegre faaliyet raporlarının incelenmesini amaçlanmaktadır. Araştırmada, insan kaynakları yönetiminin özellikle de eğitim ve geliştirme fonksiyonu ön plana çıkartılarak işletmelerin çalışanlarına yönelik sürdürülebilirlik ekseninde gerçekleştirmiş oldukları uygulamalara ilişkin vurgular incelenmiştir. Bu bağlamda sürdürülebilirlik, kavramsal boyutu ve tarihsel gelişimiyle açıklanmış, insan kaynakları yönetiminin günümüze kadar gelen evrim süreci ve sürdürülebilir İK anlayışı uygulamaya ışık tutacak biçimde değerlendirilmiştir. Araştırma kapsamında, Borsa İstanbul'da hisse senedi işlem gören en yüksek işlem hacmine ve piyasa değerine sahip 30 işletmenin 2022-2024 yıllarına ait sürdürülebilirlik ve entegre faaliyet raporları, içerik analizi kapsamında nitel ve nicel olarak incelenmiştir. Elde edilen veriler matris grafiklerine yansıtılmış, azimutal projeksiyon yöntemiyle referans oluşturularak karşılaştırmalı değerlendirmeler yapılmıştır. Bu sayede, çalışmanın evrenini oluşturan işletmelerin sürdürülebilirliğe ve insan kaynaklarına olan yaklaşımları ortaya koyulmuştur. Çalışma bulguları, BİST-30 sürdürülebilirlik endeksi işletmelerinin sürdürülebilirlik, insan kaynakları yönetimi ve eğitim ve geliştirme kavramlarına dair vurgu farklılıklarının bulunduğunu ortaya koymaktadır. Matris grafiklerine entegre edilen azimutal projeksiyon gösterimleri, sürdürülebilirliğin yanı sıra eğitim ve geliştirmeye yapılan vurgu frekansı açısından net bir şekilde çeşitlilik olduğunu göstermektedir. Gösterimlerden elde edilen bu çeşitlilik, sürdürülebilirlik ve entegre faaliyet raporlarının yalnızca bir bilgi verme aracı olarak değil, aynı zamanda işletmelerin insan odaklı yaklaşımlarını, vizyonlarını ve stratejik önceliklerini stratejik bir biçimde yansıtmaya fayda sağlayan belgeler olduğunu ortaya koymuştur. Bu belgeler, sürdürülebilirliğin yanı sıra insan kaynakları odaklı verilerin içerik analizi kapsamında nitel ve nicel olarak değerlendirilmesine imkân tanımaktadır. Değerlendirme sonucunda elde edilen vurgu frekanslarını somut bir şekilde ortaya koymakta; bu yönüyle hem mevcut durumu belirlemek hem de ilerleyen dönemlerde yapılacak araştırmalar, İK uzmanları ve kariyer planlaması yapan çalışma adayları için yol gösterici bir referans oluşturma amacı içermektedir.
Uzay yarışında stratejik liderlik: Sinema sanatının propaganda olarak kullanımı üzerine bir araştırma
Liderlik, bireylerin toplumsal, siyasal ve kültürel yapılarda yön belirleme ve etkide bulunma becerisiyle şekillenen çok boyutlu bir olgudur. Bu olgu, yalnızca örgütsel yapıların işleyişinde değil, aynı zamanda küresel güç dengelerinin inşasında da belirleyici bir rol oynamaktadır. Stratejik liderlik ise, özellikle kriz dönemlerinde ya da uluslararası rekabet ortamlarında liderlerin uzun vadeli vizyonlar oluşturma, değişimi yönetme ve toplumsal algıyı yönlendirme becerileriyle ön plana çıkmaktadır. Bu bağlamda propaganda, stratejik liderliğin kitlesel etki aracı olarak öne çıkan bir boyutunu oluşturmaktadır. Özellikle sinema sanatı, görsel anlatım gücü ve yaygın erişilebilirliği sayesinde, liderlik algısının şekillendirilmesinde etkili bir propaganda aracı olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada, uzay yarışının politik, ideolojik ve kültürel bağlamı içerisinde stratejik liderlik olgusunun sinema sanatı aracılığıyla nasıl temsil edildiği ve propaganda aracı olarak nasıl işlevselleştirildiği incelenmiştir. Çalışma kapsamında, özellikle ABD, SSCB/Rusya, Çin ve Avrupa yapımı uzay temalı filmler analiz edilerek, bu filmlerin liderlik algısını nasıl inşa ettiği ve kitlesel psikolojiyi nasıl etkilediği değerlendirilmiştir. Aynı zamanda, sinemanın ideolojik yönlendirme gücüyle stratejik hedefler arasındaki ilişki çözümlenmeye çalışılmıştır. Araştırmada nitel veri analiz yöntemleri kullanılmış, belirlenen filmler içerik analizi tekniğiyle değerlendirilmiş ve liderlik temsilleri tarihsel, kültürel ve ideolojik bağlamları içinde ele alınmıştır. Çalışmanın amacı, sinema sanatının uzay yarışı bağlamında stratejik liderlik ve propaganda aracı olarak oynadığı rolü ortaya koymak ve bu yolla liderlik olgusunun kitleler üzerindeki etkisini daha geniş bir çerçevede değerlendirmektir. Anahtar Kelimeler: Stratejik Liderlik, Uzay Yarışı, Propaganda, Sinema, Liderlik Algısı
Avrupa'da yükselen aşırı sağın kadın liderleri
Bu tez, Avrupalılık kimliği ve değerleri bağlamında kadın liderlerin rolünü ve önemini inceler. Avrupa'da yükselen yeni sağ hareketlerin bu değerlere etkisi analiz edilir. İnsan hakları, hukukun üstünlüğü, demokrasi, toplumsal cinsiyet eşitliği, sosyal dayanışma, barış, ifade özgürlüğü ile inanç ve din özgürlüğü gibi ilkeler, Avrupalılık değerlerinin temelini oluşturur. Kadın liderlerin bu değerlerle ilişkisi değerlendirilmiş; bu değerlere uygun hareket eden liderlerle, çelişen stratejiler benimseyenlerin tutumları karşılaştırılmıştır. Femonasyonalizm kavramı etrafında şekillenen toplumsal cinsiyet eşitliği söylemleri ve bu söylemlerin Avrupa'daki kadın liderler üzerindeki etkisi irdelenmiştir. Avrupa'nın geleceği için kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliğindeki değişimleri anlamak önemlidir. Yeni sağ hareketlerin yükselişi, kadın liderlerin rollerini daha görünür kılmaktadır. Kadın liderlik yalnızca temsiliyet değil, söylem üretimi, politika geliştirme ve değer şekillendirme açısından da etkilidir. Kadınların siyasetteki varlığı, Avrupa'nın temel ilkeleriyle çok katmanlı bir ilişki içindedir. Bu çalışma, siyasi ve toplumsal değişimleri izleyerek kadın liderlerin üstlendikleri rolleri analiz etmeyi amaçlar. Angela Merkel gibi ılımlı liderler, çok kültürlü yapıyı destekleyen yaklaşımlarıyla Avrupalılık değerlerinin sürdürülmesine katkı sunarken; Giorgia Meloni, Alice Weidel ve Marine Le Pen gibi yeni sağ figürler toplumsal cinsiyet eşitliğini stratejik ve dışlayıcı biçimde kullanmaktadır. Femonasyonalizm eksenindeki söylemlerle Avrupa değerlerine karşıt politikalar üretmektedirler. Kadın liderlerin temsilci ve dönüşüm aktörü olarak rolleri, Avrupa'nın mevcut ve gelecekteki politik yönelimlerini şekillendirir. Bu çalışma, Avrupalılık değerleri ile kadın liderliğinin kesişimindeki dinamiklere özgün ve güncel bir katkı sunmayı hedeflemektedir
İş tanımı algısının rol belirsizliği ile ilişkisinin analizi: Bir kamu kurumu örneği
Bu araştırmada kadın yöneticilerin kariyer yollarında karşılaştıkları engeller ve erilleşme eğilimleri üzerine derinlemesine bir inceleme ve toplumsal cinsiyetin kadın yöneticilerin yaşantılarındaki yansımalarını öznel deneyimleri çerçevesinde açıklayabilmek amaçlanmıştır. Araştırmanın temel amacı, kadın yöneticilerin iş hayatındaki deneyimlerini ve karşılaştıkları cinsiyet temelli engelleri belirlemek ve kariyerlerinde erilleşme yaşayıp yaşamadıklarını araştırmaktır. Araştırmada nitel yöntem kullanılmıştır. Nitel bağlamda fenomenoloji (olgu bilim) deseni benimsenmiştir. Bu kapsamda toplam 15 kadın yöneticiyle fenomenolojik görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Katılımcılar özel sektörde en az 10 yıllık deneyime sahip yönetici pozisyonunda çalışan kadın yöneticilerdir. Fenomenoloji araştırmaları, katılımcıların deneyimine odaklanmaktadır. Dolayısıyla kadın yöneticilerin kariyerlerinde karşılaştıkları zorlukları ve erilleşme eğilimlerinin ve deneyimlerinin anlaşılması için bir görüşme formu hazırlanmıştır. Görüşmeler neticesinde elde edilen veriler metinlere dönüştürülmüştür. Araştırma verilerinin analizinde yorumlayıcı tematik analiz yöntemi kullanılmıştır. Bu yöntemle araştırmacı, katılımcıların kendi deneyimleri üzerindeki yorumlarını yorumlayarak fenomeni anlamlandırmaya çalışmaktadır. Çalışmada, kadın yöneticilerin kariyer yolculukları, iş bulma zorlukları, fırsat eşitsizlikleri, kariyer için yaptıkları fedakârlıklar ve rol çatışmaları gibi konular detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Araştırma bulgularında kadın yöneticilerin kariyer engelleri ve erilleşme eğilimlerine ilişkin deneyimler 9 ana tema altında toplanmıştır. Bulgular göstermiştir ki kadın yöneticiler çalışma ortamında hem istihdam hem de fırsat eşitliği konusunda toplumsal cinsiyetin etkisini üzerlerinde hissetmektedir. Kadın yöneticiler toplumsal cinsiyet rollerinin etkisiyle erkek egemen iş ortamında aynı pozisyonda çalışan erkek meslektaşlarına kıyasla aynı fırsatlara sahip olmadığı ve cinsiyetleri nedeniyle iş bulmada zorlandıkları katılımcılar tarafından aktarılan bir diğer nokta olmuştur. Bunun yanında cinsiyet ayrımcılığına uğradıklarını, görünür olabilmek için erkeklere kıyasla kariyerlerinde çok daha fazla fedakârlık yapmak zorunda olduklarına değinmiştir. Buna bağlı olarak rol çatışması yaşadıklarına da dikkat çekmişlerdir. Araştırma sonuçları, kadın yöneticilerin erkek egemen iş dünyasında var olabilmek için eril davranışlar sergilemek zorunda kaldıklarını ve bu durumun onların kariyer gelişimlerini olumsuz etkilediğini ortaya koymaktadır. Araştırma sonuçları, iş dünyasında toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak ve kadın yöneticilerin kariyerlerinde daha fazla desteklenmeleri gerektiğini vurgulamaktadır. Tartışma bölümünde araştırmadan elde edilen bulgular literatürdeki ilgili araştırmaların bulgularıyla beraber tartışarak sunulmuş, araştırma gelecek araştırmalar ve uygulamalar için önerilerde bulunularak tamamlanmıştır.
Çalışma yaşamında kadın yöneticilerin kariyerlerinde yaşadıkları zorluklar ve erilleşmelerinin analizi
Bu araştırmada kadın yöneticilerin kariyer yollarında karşılaştıkları engeller ve erilleşme eğilimleri üzerine derinlemesine bir inceleme ve toplumsal cinsiyetin kadın yöneticilerin yaşantılarındaki yansımalarını öznel deneyimleri çerçevesinde açıklayabilmek amaçlanmıştır. Araştırmanın temel amacı, kadın yöneticilerin iş hayatındaki deneyimlerini ve karşılaştıkları cinsiyet temelli engelleri belirlemek ve kariyerlerinde erilleşme yaşayıp yaşamadıklarını araştırmaktır. Araştırmada nitel yöntem kullanılmıştır. Nitel bağlamda fenomenoloji (olgu bilim) deseni benimsenmiştir. Bu kapsamda toplam 15 kadın yöneticiyle fenomenolojik görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Katılımcılar özel sektörde en az 10 yıllık deneyime sahip yönetici pozisyonunda çalışan kadın yöneticilerdir. Fenomenoloji araştırmaları, katılımcıların deneyimine odaklanmaktadır. Dolayısıyla kadın yöneticilerin kariyerlerinde karşılaştıkları zorlukları ve erilleşme eğilimlerinin ve deneyimlerinin anlaşılması için bir görüşme formu hazırlanmıştır. Görüşmeler neticesinde elde edilen veriler metinlere dönüştürülmüştür. Araştırma verilerinin analizinde yorumlayıcı tematik analiz yöntemi kullanılmıştır. Bu yöntemle araştırmacı, katılımcıların kendi deneyimleri üzerindeki yorumlarını yorumlayarak fenomeni anlamlandırmaya çalışmaktadır. Çalışmada, kadın yöneticilerin kariyer yolculukları, iş bulma zorlukları, fırsat eşitsizlikleri, kariyer için yaptıkları fedakârlıklar ve rol çatışmaları gibi konular detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Araştırma bulgularında kadın yöneticilerin kariyer engelleri ve erilleşme eğilimlerine ilişkin deneyimler 9 ana tema altında toplanmıştır. Bulgular göstermiştir ki kadın yöneticiler çalışma ortamında hem istihdam hem de fırsat eşitliği konusunda toplumsal cinsiyetin etkisini üzerlerinde hissetmektedir. Kadın yöneticiler toplumsal cinsiyet rollerinin etkisiyle erkek egemen iş ortamında aynı pozisyonda çalışan erkek meslektaşlarına kıyasla aynı fırsatlara sahip olmadığı ve cinsiyetleri nedeniyle iş bulmada zorlandıkları katılımcılar tarafından aktarılan bir diğer nokta olmuştur. Bunun yanında cinsiyet ayrımcılığına uğradıklarını, görünür olabilmek için erkeklere kıyasla kariyerlerinde çok daha fazla fedakârlık yapmak zorunda olduklarına değinmiştir. Buna bağlı olarak rol çatışması yaşadıklarına da dikkat çekmişlerdir. Araştırma sonuçları, kadın yöneticilerin erkek egemen iş dünyasında var olabilmek için eril davranışlar sergilemek zorunda kaldıklarını ve bu durumun onların kariyer gelişimlerini olumsuz etkilediğini ortaya koymaktadır. Araştırma sonuçları, iş dünyasında toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak ve kadın yöneticilerin kariyerlerinde daha fazla desteklenmeleri gerektiğini vurgulamaktadır. Tartışma bölümünde araştırmadan elde edilen bulgular literatürdeki ilgili araştırmaların bulgularıyla beraber tartışarak sunulmuş, araştırma gelecek araştırmalar ve uygulamalar için önerilerde bulunularak tamamlanmıştır.
Dijital girişimciliğin yetkinlik ve becerileri üzerine nitel bir araştırma: Start-up okulu örneği
Teknolojinin ilerlemesi, dijital girişimciliğin önemini arttırarak dijital yetkinlik ve becerilerin geliştirilmesini zorunlu kılmıştır. Çalışmanın problemi, dijitalleşmenin gerektirdiği yetkinlik ve becerilerin yeterince gelişmemesi ve mevcut eğitimlerin yetersizliğidir. Bu eksiklik, verimlilik ve yenilikçilikte geri kalmaya yol açarak girişimcilerin rekabet gücünü düşürmektedir. Bu durumda dijital dünyaya uyum sağlamak için dijital yetkinlik ve becerilerin geliştirilmesi gerekmektedir. Bu alanların gelişiminde ise verilen eğitimlerin rolü kritiktir. Çalışmanın amacı, dijital yetkinlik ve becerilerinin geliştirilmesi için start-up eğitimlerinin gerekliliklerine değinmek, start-up okulu eğitimlerinin yetkinlikler üzerindeki etkilerini incelemek ve bu eğitimlerin geliştirilmesi için gerekli unsurlara dikkat çekerek literatüre faydalı bulgular sunmaktır. Çalışma, SODİMER ve DOF ROBOTICS Start-Up Okulu katılımcılarından yirmi beş kişiye beş görüşme sorusu yöneltilerek gerçekleştirilmiştir. Nitel araştırma yöntemiyle toplanan veriler, fenomenolojik yöntem kullanılarak MAXQDA programında analiz edilmiştir. Sonuçlar; start-up eğitiminin en çok etkilediği alanların sırasıyla; farklı bakış açısı sağlama, girişimciliğin boyutlarını öğrenme ve bilinçlenme olduğunu göstermektedir. Eğitimin en çok etkileyerek geliştirildiği dijital yetkinlikler; dijital içerik yaratma, dijital okuryazarlık ve problem çözme iken, en çok etkilenerek gelişen dijital beceriler; teknoloji kullanımı, analitik zekâ ve multidisipliner çalışmadır. Start-up eğitiminin geliştirilmesine yönelik öneriler ise; uygulama süresinin ve proje çalışmalarının artırılması, etkileşimin güçlendirilmesi ve projelere aktif katılımın teşvik edilmesi yönündedir. Bu bağlamda, bu çalışmanın dijital yetkinlik ve becerilerin geliştirilmesi ile dijital girişimcilik eğitimlerinin ilerlemesi konusunda literatüre önemli katkılar sağlayacağı düşünülmektedir. Ayrıca, çalışmada dijital yetkinlik ve becerilere ilişkin mevcut modeller incelenmiş ve bu konulara dair farklı ve geniş bir perspektif geliştirilerek literatüre sunulmuştur.
İşyerinde algılanan iş kirliliği ile işin anlamı ilişkisinde sosyal değerin rolü
Modern iş dünyasında, çalışanların iş deneyimleri ve bu deneyimlerin işyerindeki genel memnuniyet üzerindeki etkileri, iş ve örgüt psikolojisi literatüründe önemli bir araştırma konusu olarak öne çıkmaktadır. Çalışanların işlerine dair algıları, sadece bireysel performanslarını değil, aynı zamanda örgüt içindeki genel moral ve bağlılık düzeylerini de etkilemektedir. Bu bağlamda, iş kirliliği kavramı, işyerinde fiziksel veya zihinsel olarak rahatsızlık yaratan ve işin öznel anlamını olumsuz yönde etkileyen faktörler olarak tanımlanabilir. Algılanan iş kirliliği, çalışanların işlerinden tatmin olma düzeyini düşürebilir ve bu durum, işin anlamını sorgulamalarına yol açabilir. Bu araştırmanın amacı, işyerinde algılanan iş kirliliğinin işin anlamı üzerindeki etkisini incelemek ve bu ilişkiyi şekillendiren sosyal değerlerin rolünü araştırmaktır. Araştırmada nicel yöntem kullanılmıştır. Çalışmada veriler anket tekniği kullanılarak elektronik ortamda 232 anket toplanmıştır. Çalışmada kolayda örnekleme yöntemi tercih edilmiştir. Çalışma verileri ilişkin tanımlayıcı istatistikler, korelasyon, yapısal eşitlik modeli ve aracılık rolünün belirlenmesine yönelik analizler yapılmıştır. Son olarak, yapılan araştırmanın bulguları doğrultusunda, işyerinde algılanan iş kirliliği ile işin anlamı ilişkisinde sosyal değerin rolü bulunmuştur. Ayrıca işin anlamı ile sosyal değer arasında pozitif yönde, güçlü ve anlamlı bir ilişki, algılanan iş kirliliği ile negatif yönde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Son olarak algılanan iş kirliliği ile sosyal değer arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. İşyerinde algılanan iş kirliliğini azaltmak ve çalışanların işlerine daha anlamlı bakabilmelerini sağlamak için öneriler sunulmuştur.
Kadın girişimcilerin dijital okuryazarlık ve işletme performansı arasındaki ilişki: Gaziantep ili örneği
Girişimcilik kavramı ülkelerin istihdamına, refahına ve uzun vadeli büyümesine olumlu etkisi nedeniyle giderek önemi artan bir kavram ve araştırma alanı haline gelmiştir. Teknolojik ilerlemeler ve artan ekonomik beklentiler sayesinde kadın girişimcilik kavramı da ön plana çıkmıştır . Son yıllarda kadınların işgücü piyasasına katılımı ve girişimcilik faaliyetlerinde daha aktif rol almaları, gelişmekte olan ekonomiler için büyük katma değer sağlamaktadır. Küresel dünyada yaşanan dijital değişim hayatımızın her alanını etkilediği gibi işletmeler üzerinde de önemli bir etkiye sahiptir. Bu değişimleri yönetmek için günümüz koşullarında dijitalleşmeyi benimsemek ve tüm bu süreçleri yönetecek girişimcilik becerilerini kazanmak gerekmektedir. Araştırmanın amacı kadın girişimcilerin dijital okuryazarlık becerilerini ortaya koymak ve bu beceriye sahip kadınların işletme performansı düzeylerini belirlemektir. Çalışmada nicel araştırma türlerinden çevrimiçi anket yöntemi kullanılmıştır. Anketin birinci bölümünde katılımcılar demografik özelliklerin belirlenmesi için Kişisel Bilgi Formunu doldurmuştur. İkinci bölümde Bayrakçı ve Narmanlıoğlu (2021) tarafından geliştirilen Dijital Okuryazarlık Ölçeği yer almaktadır. Üçüncü bölümde ise Rose ve Shoham (2002) ile Matsune ve Mentzer (2000) çalışmalarından yararlanılarak Hamşıoğlu (2015) tarafından Türkçeye uyarlanan İşletme Performansı Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemi; Gaziantep TOBB Kadın girişimciler kurulu ,Kadın Girişimcileri Destekleme Merkezi (KAGİDEM) ve Gaziantep Girişimci İş Kadınları Derneği (GAGİAD) üyesi 240 kadın girişimciden oluşmaktadır. Araştırmanın bulgularına göre kadın girişimcilerin dijital okuryazarlık becerileriyle işletme performansları arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur.
Kamu hastanelerinde taşeron çalışanların sorunları: Bir fotoses eksenli değerlendirme
Bu tez çalışması ile kamu sağlık sektöründe taşeron olarak çalışmanın getirdiği zorluklar, sistem içerisinde yer alan katılımcılar tarafından, kendi deneyimleriyle ve fotoğraflar aracılığıyla aktarılmaya çalışılmıştır. Fotoses yöntemi ile yapılan çalışmayla politika yapıcıların ilgisini çekmek ve çözüm yollarına katkıda bulunmak hedeflenmiştir. Literatür incelendiğinde bu alanda fotoses yöntemini kullanan tez çalışmasına pek rastlanmamıştır. Aynı zamanda kamu sağlık sektöründeki taşeron çalışanlarla ilgili fazla çalışmaya yer verilmediği görülmüştür. Çalışma ile bu açıdan farklı bir yol ile literatüre katkı sağlanmak amaçlanmıştır. Araştırmada kamu sağlık sektöründe taşeron olarak çalışan 23 işgören çekmiş oldukları fotoğraflar ve fotoğrafların temsil ettiği anlamları paylaşırken, showed metodundan yararlanmışlardır. Bu metod çekilen fotoğrafların anlatımını kolaylaştırmaktadır. Showed metoduna göre altı yönlendirici soru şu şekildedir; burada ne görüyorsunuz, burada gerçekte ne oluyor, bunun hayatımızla ilişkisi nedir, bu durum neden var, bu fotoğraf başkalarını nasıl eğitebilir, bu durumla ilgili olarak ne yapabiliriz. Sürecin ilerleyişine göre; bu fotoğraf size ne hissettiriyor, bu deneyiminiz ile ilgili çözüm önerileriniz nelerdir, sorularına da yer verilmiştir. Çalışmanın sonucunda kamu kurumunda taşeron olarak çalışan katılımcıların fotoğraf ve anlatımıyla, güvencesizlik, çalışanın iş psikolojisindeki sorunlar, mobbing, uzun çalışma saatleri, çalışan kadın\anne olmak, sendikasızlık, ücretin azlığı, iş yükü, yasal hakların yetersiz olması gibi ana temalara ulaşılmıştır. Hemen her katılımcı, iş psikolojisi ile ilgili olarak değersizlik, yorgunluk, stres, yetersizlik duygusu, kaygı, tükenmişlik psikolojileri ile karşılaştıklarını belirtmektedirler. Özellikle kadın çalışanların fazla olduğu kamu sağlık sektörü taşeron sisteminde, işgücünün feminenleştiği görülmektedir. Bunun sebebinin kadınlara atfedilen belirli özelliklerin, özellikle de duygusallık, itaatkârlık, yardımseverlik, pasiflik ve saflık gibi, denetim aracı olarak kullanılması olduğu düşünülmektedir. Ucuz iş gücü ve kamu maliyetlerinin düşürülmesi amacıyla ülkemizde çok sık kullanılan taşeron sisteminin, uygulanışı itibariyle bazı sıkıntılar ortaya çıkardığı anlaşılmaktadır. Daha önce kamuda çözüm getirilmeye çalışılan bu olgu, kamu sağlık sektöründe halen sürdüğü ve birtakım sorunları beraberinde getirdiği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Taşeron Sistemi, Sağlık Sektörü, İşgücü Feminizasyonu
Estetik emek ve tükenmişlik üzerine bir araştırma: Güzellik merkezi çalışanlarının deneyimleri
Estetik emek kavramı, kadınların deneyimleri ve kuruluşların genel performansı üzerinde etkili olan, iş dünyasında önemli bir fikir olarak ortaya çıkmıştır. Günümüzde, iş dünyasında estetik emeğin ve güzellik duygusunun önemine giderek daha fazla vurgu yapılmaktadır. Güzellik ve bakım merkezleri genellikle tüketicilerle doğrudan etkileşime giren birimlerden oluşmaktadır. İşletmeler bu bölümlerde istihdam edilen personelin teknik uzmanlığının yanı sıra görsel çekiciliğe sahip olmasını beklemektedir. "Estetik emek", bir çalışanın fiziksel özelliklerini ve tutum, davranış, ses tonu ve aksan gibi "sosyal becerilerini" işletme markasıyla uyumlu hale getirme sürecini ifade etmektedir. Bu, söz konusu niteliklerin işletmenin temel bir değeri olarak somutlaştırılmasını ve sunulmasını içermektedir. Bununla birlikte, şirketler tarafından beklenen estetik emek performansı düzeyinin çalışanlar üzerinde olumsuz bir etkiye yol açıp açmadığını belirlemek önemli bir araştırma sorusudur. Bu çalışmanın temel amacı güzellik ve bakım merkezlerinde istihdam edilen kadın çalışanların yaşadıkları tükenmişlik düzeyleri ile estetik emek düzeyinin arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Araştırma, Ankara'da bulunan güzellik ve bakım merkezlerindeki çalışan kadın çalışanların katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında 12 güzellik ve bakım merkezinden toplam 336 çalışana çevrimiçi anket yöntemi kullanılarak anket uygulanmıştır. Araştırmada, Katırcıoğlu (2017) tarafından oluşturulan Estetik Emek Performans Ölçeği Çam (1992) tarafından Türkçeye uyarlanan Maslach Tükenmişlik Envanteri kullanılarak katılımcıların estetik emeğe ve tükenmişliğe bakış açıları değerlendirilmiştir. Çalışmanın bulguları, katılımcıların misafir etkileşimleri sırasındaki estetik emek performansları ile tükenmişlik dereceleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur.
Türkiye'nin Yeni Hükümet yapısında kurumsal model analizi ile bir kamu politikası olarak insan kaynakları politikasının aktörleri
Türkiye, Osmanlı dönemindeki kısa ömürlü 1876 Anayasası (Kanuni Esasi) ve Cumhuriyet dönemindeki 1921 Anayasası (Teşkilat-ı Esasiye Kanunu) haricinde, 1876 Anayasası'nın 1909 yılındaki revizesinden, 1982 Anayasası'nda 2017 yılında yapılan değişikliklerin 22 Haziran 2018 tarihinde yapılan cumhurbaşkanlığı seçimleri ile uygulanmasına kadar, parlamenter hükümet sistemini tercih etmiştir. Fakat 22 Haziran 2018 tarihinde yapılan cumhurbaşkanlığı seçimleri ile birlikte Türkiye, cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi olarak adlandırılan, esasen başkanlık hükümet sistemi özellikleri taşıyan yeni bir hükümet sistemine geçmiştir. Bu çalışmada temel amaç değişen hükümet sisteminde, kamu veya özel sektördeki insan kaynaklarının olası sorunlarına yönelik, bir kamu politikası olarak "kararname" şeklinde oluşabilecek insan kaynakları politikası yapım sürecine hangi aktörlerin dahil olabileceği ve bu süreçteki rollerinin ne olabileceği sorularına yanıt bulmak ve süreç açısından kritik aktörün kim olabileceği hususunda bir çıkarımda bulanmaktır. Bu bakımdan bu çalışmada, uygulanması planlanan ve olası kamu politikalarına hazırlık olarak yürütülen araştırmaları ifade eden ileriye dönük politika analizi yapılmıştır. Politika analizi modellerinden ise analiz ilkeleri hukuksallıklar ve teşkilat şemaları olan kurumsal model kullanılmıştır. Bu bağlamda Cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanına vekâlet koşullarının oluşması kaydıyla Cumhurbaşkanı yardımcısı, Cumhurbaşkanlığı Politika Kurulları, Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi ve bakanlıklar, kamu veya özel sektördeki insan kaynaklarının olası sorunlarına yönelik, bir kamu politikası olarak "kararname" şeklinde oluşabilecek insan kaynakları politikası yapım sürecinde yer alacak aktörler olacaktır. Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi, tasarladığı ve geliştirdiği çok sayıda projeyle insan kaynakları konularıyla alakalı veriler üretmiştir. Nesnel bir gerçeklik olarak verilerin isabetli, etkili ve ölçülebilir politikalar oluşturmanın en temel girdisi olduğu düşünüldüğünde Ofisin, bir kamu politikası olarak insan kaynakları politikası yapım sürecinde kritik bir işleve sahip olabileceği düşünülmektedir.
Okul yöneticilerinin algılanan etik liderlik davranışlarının öğretmenlerin psikolojik dayanıklılık düzeylerine etkisinin incelenmesi
Okul yöneticilerinin algılanan etik liderlik davranışları ile öğretmenlerin psikolojik dayanıklılığı konularını kapsayan bu çalışma ile öğretmenlerin mesleki yaşamları boyunca karşılaşabileceği olumsuz mesleki yaşantılara ve zorlu iş koşullarına adapte olabilmesinde kritik bir faktör olan psikolojik dayanıklılık ile öğretmenlerin okul yöneticilerine yönelik algıladıkları etik liderlik davranışları arasındaki ilişkinin tespit edilebilmesi amaçlanmaktadır. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden betimsel nitelikte ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemi 2021-2022 eğitim-öğretim yılında Isparta il genelinde farklı kademelerde görev yapan 422 öğretmenden oluşmaktadır. Çalışma grubunun belirlenmesinde uygun örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Bu çalışmada veri toplama aracı olarak, araştırmacı tarafından geliştirilen "Kişisel Bilgi Formu", Yılmaz (2005) tarafından geliştirilen "Etik Liderlik Ölçeği (ELÖ)" ve Işık (2016) tarafından geliştirilen "Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği (PDÖ)" kullanılmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen veriler SPSS 22 paket programı ile değerlendirilmiş, veriler parametrik olmayan yöntemler ile analiz edilmiştir. Katılımcıların demografik verilerine göre ölçeklerin farklılaşma durumları incelenirken, iki grup karşılaştırmalarında Mann Whitney U testi, ikiden fazla grupların karşılaştırılmasında ise Kruskal Wallis H testi kullanılmıştır. Korelasyon hesaplamalarında ise Spearman-Brown korelasyonu kullanılmıştır. Sonuçların yorumlanmasında 0.05 anlamlılık düzeyi dikkate alınmıştır. Araştırma kapsamında yapılan analiz neticesinde okul yöneticilerinin etik liderlik davranışlarına ilişkin öğretmen görüşleri ile öğretmenlerin psikolojik dayanıklılığı arasında pozitif yönde ve orta düzeyde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Etik liderliğin alt boyutlarından olan iletişimsel etik, iklimsel etik, karar vermede etik ve davranışsal etik boyutu ile psikolojik dayanıklılık arasında orta düzeyde ve pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmaktadır. Bunun yanında psikolojik dayanıklılığın alt boyutlarından olan meydan okuma ve kontrol boyutu ile etik liderlik arasında düşük düzeyde ve pozitif yönde; kendini adama boyutu ile etik liderlik arasında orta düzeyde ve pozitif yönde anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Ayrıca psikolojik dayanıklılığın alt boyutu olan kendini adama ile etik liderliğin alt boyutları olan iletişimsel etik, iklimsel etik, karar vermede etik ve davranışsal etik boyutu arasında orta düzeyde ve pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmaktadır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre okul yöneticilerinin algılanan etik liderlik davranışlarının öğretmenlerin psikolojik dayanıklılığına ve iş tatmin düzeyine olumlu anlamda katkı sağladığı sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmanın sonuçlarına bağlı olarak çeşitli öneriler sunulmuştur.
Liderlikte davranışsal sapma kredisi ve duygusal zekâ ilişkisi: Ampirik bir araştırma
Davranışsal sapma kredisi teorisi, grubun içinde kabul görülen ve grup içi statü olarak tanımlanabilir. Çalışmanın amacı, Liderlik alanındaki yeni eğilimlerden biri olan Davranışsal Sapma Kredisi (Idiosyncrasy Credit) kuramına bağlı olarak Süleyman Demirel Üniversitesi İnsan Kaynakları Yönetimi bölümü lisans üçüncü ve dördüncü sınıf öğrencilerinin liderlik davranışı sergilemeleri ve bu öğrencilerin genel başarı not ortalamaları arasındaki ilişkiyi ele alıp duyguları etkin bir şekilde kullanabilme becerisi olarak tanımlanabilen Duygusal Zekâ kavramı ile olan ilişkisini araştırmaktır. Çalışmanın istatistiksel analizleri SPSS 29.0 (IBM Incorp, Armonk, USA) programı ile gerçekleştirilmiştir. İlişkisel tarama modeline uygun olarak gerçekleştirilen araştırmanın evrenini Süleyman Demirel Üniversitesi İnsan Kaynakları Yönetimi bölümü lisans öğrencileri; örneklemini ise İnsan Kaynakları Yönetimi bölümü lisans üçüncü ve dördüncü sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan öğrencilerden elde edilen veriler, liderlikte davranışsal sapma kredisi ve duygusal zekâ arasındaki ilişki nicel yöntemler kullanılarak anket yöntemi ile elde edilmiştir. Araştırma kapsamında, Harvard Üniversitesi SAGE Sosyal Bilimler Derlemelerinde yayımlanan "Çalışma Gruplarında Davranışsal Sapma Kredisinin Kredi Algılarını Kim Alır?" başlıklı makaleden yola çıkılarak Süleyman Demirel Üniversitesi İnsan Kaynakları Yönetimi lisans üçüncü ve dördüncü sınıf öğrencilerinin her birine sınıf arkadaşlarını davranışsal sapma kredisi teorisi doğrultusunda değerlendirebileceği dört adet soru sorulmuştur. Ayrıca öğrencilerin duygusal zekâ düzeyleri de ölçülerek kendine özgü kredi algısı fazla olan öğrencilerin ders başarısıyla duygusal zekâları arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu araştırma, çalışma grupları içinde kendine özgü kredi algılarını ölçmeye yönelik ilk adımdır. Araştırmaya göre her bir grup üyesinin biriktirdiği kendine özgü kredi düzeyi konusunda çalışma grubu içinde önemli anlam olduğunu göstermektedir. Ayrıca, özel kredi algılarının dâhili olarak güvenilir olduğunu ve zamanla giderek daha güvenilir hale geldiğini göstermektedir.
Kariyer kararı verme yetkinliği ve kişilik ilişkisi: Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğrencileri üzerine bir araştırma
Kişilerin hayatındaki en önemli kararlardan biri şüphesiz ki kariyer seçimi olup bireyin hayatını tümüyle etkilemektedir. Yaşam tarzının belirlenmesinde önemli rolü olan bu seçim için bireyin doğru ve isabetli bir karar vermesi gerekmektedir. Aksi takdirde birey yapacağı yanlış seçim nedeniyle işinde mutsuz, verimsiz ve isteksiz olacaktır. Bu yüzden kariyer seçimi yapılırken kişiliğe en uygun olanı tercih edilmelidir. Çünkü kişiliğe uygun kariyer seçimi, kişinin iş ve sosyal hayatında başarılı ve tatminkâr olmasıyla beraber, mutlu bir yaşam sürdürmesine olanak verecektir. Bu nedenle yapılan çalışmamızda üniversite öğrencilerinin kariyer kararı verme yetkinlik beklentisi ile beş faktör kişilik arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu çalışma Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinde öğrenim gören son sınıf öğrencilerine yüz yüze anket yöntemiyle 410 öğrenciye uygulanmış ve 387 öğrencinin verileri değerlendirmeye alınmıştır. Yüz yüze yöntemiyle uygulanan anket 3 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm demografik özellikler, ikinci bölümde kariyer kararı verme yetkinlik ölçeği ve üçüncü bölümde ise beş faktör kişilik özelliklerinden oluşmaktadır. Araştırmadan elde edilen veriler Statistical Package for the Social Sciences 28 (SPSS) programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmada demografik özelliklerin kariyer kararı verme yetkinliği ile ilişkisi ve beş faktör kişilik özellikleri ile kariyer kararı verme yetkinliği arasındakiler ilişkiler incelenmiştir. Değişkenler arasında farklılaşma durumunu tespit etmek için iki grup arasında yapılan karşılaştırmalarda t-testi, grup sayısının daha fazla olduğu karşılaştırmalarda One Way ANOVA ve gruplar arasında olduğunun tespiti için Post-Hoc testleri kullanılmıştır. Ayrıca ölçekler arasındaki ilişkinin tespit edilmesi için pearson korelasyon analizi kullanılmıştır.
Kontrol odağının iş tatmini ve yaşam doyumuna etkisi
Bu çalışmada, kontrol odağının iş tatmini ve yaşam doyumuna olan etkisi incelenmiştir. Araştırma sonucunda elde edilecek olan bulgular doğrultusunda kamu çalışanlarının iş tatminlerinin artırılmasına yönelik önerilerde bulunulacaktır. Bu kapsamda çalışmanın örgütsel davranış alanında yapılacak olan yeniliklere, çalışan performansının artırılmasına yönelik uygulamaların geliştirilmesine katkıda bulunması beklenmektedir. Bireylerin kontrol odağı algılarının iş tatmini ve yaşam doyumları üzerindeki etkisinin ve bu değişkenler arasında bir ilişkinin olup olmadığının ve bu değişkenlerin demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığının incelenmesi üzerine yapılan araştırma nicel araştırma yöntemlerinden biri olan tarama yöntemiyle yapılırken veriler ise anket yöntemi ile toplanmıştır. Çalışmanın katılımcıları, amaçlı örnekleme yöntemi ile belirlenirken katılım sağlayan 347 kamu görevlisi ile çalışma gerçekleştirilmiştir. Veriler SPSS 22.0 ile analiz edilmiştir. Yapılan çalışmada katılımcıların demografik bilgilerine göre kontrol odağının, iş tatminin ve yaşam doyumunun istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar göstermediği tespit edilmiştir. Bununla birlikte kontrol odağı ile iş tatmini ve yaşam doyumu arasında düşük düzeyde pozitif yönde, iş tatmini ile yaşam doyumu arasında ise orta düzeyde pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Çalışma sonucunda kontrol odağının yaşam doyumu skorlarına anlamlı bir etkisi olmadığı belirlenirken, iş tatminine ise anlamlı bir etkisi olduğu tespit edilmiştir.