
485
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Tektonik aktivitenin zamansal olarak jeoinformasyon yöntemleri ile değerlendirilmesi, Hatay Havzası örneği
Bu çalışmada, 6 Şubat 2023 depremlerinin Hatay Havzası'nda neden olduğu topoğrafik değişimler, uzaktan algılama (UA), Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ve Coğrafi Ağırlıklı Regresyon (GWR) yöntemleri ile çok yönlü olarak incelenmiştir. Araştırmanın temel amacı, havza genelinde tektonik aktivitenin mekânsal dağılımını değerlendirmek ve elde edilen sonuçları arazi gözlemleriyle destekleyerek bilimsel olarak geçerli kılmaktır. Analiz sürecinde 17 farklı parametre (Hipsometrik İntegral, LS-Faktör, Topoğrafik Islaklık Endeksi, Plan Eğrisi, Profil Eğrisi, Yakınsama Endeksi, Kapalı Depresyonlar, Toplam Havza Alanı, Kanal Ağ Mesafesi, Vadi Derinliği, Göreceli Eğim Pozisyonu, Eğim Gradyanı, Eğim Yüksekliği, Orta Yamaç Konumu, Arazi Engebeliliği Endeksi, Arazi Yüzey Dokusu, Vektörel Engebelilik Ölçüsü) kullanılmıştır. Bu parametreler, hem tek tek hem de regresyon modelleri aracılığıyla değerlendirilmiş ve özellikle GWR yöntemi ile mekânsal varyasyonlar detaylı şekilde ortaya konmuştur. Elde edilen sonuçlar, aktif fay hatlarının ve deprem lokasyonlarının çoğunlukla "orta" ve üzeri tektonik aktivite bölgelerinde yer aldığını, dolayısıyla oluşturulan modelin saha gerçekliğiyle büyük ölçüde örtüştüğünü göstermektedir. Ayrıca, heyelanların dağılımı da modelin doğruluğunu desteklemekte ve bu analizlerin ikincil afet risklerini öngörmede etkili olduğunu ortaya koymaktadır. GWR analizine göre havzanın yaklaşık %64'ü "orta ve üzeri" aktivite düzeyine sahiptir; bu durum, bölgenin tektonik olarak oldukça dinamik bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir.
Sığınmacı refakatsiz çocukların korunması ve temsili
Sığınmacı refakatsiz çocukların sayısı gün geçtikçe artış göstermektedir. Çocuklar, farklı nedenlere bağlı olarak gerçekleşen göçlerden en çok olumsuz etkilenenlerdir. Refakatsiz çocukların maddi ve manevi ihtiyaçlarının karşılanması ve her türlü istismardan korunması BM Çocuk Hakları Sözleşmesi'ne taraf devletlerin yükümlülüğündedir. Sığınmacı refakatsiz çocukların sığınma, barınma, eğitim, sağlık gibi temel insani haklardan mahrum kalmalarının en önemli nedenlerinden biri onları temsil edecek ve her koşulda çocuğun yüksek yararını gözetecek temsilcilerinin olmamasıdır. Çocuğun temel insani hakları elde etmesi bakımından hukuki temsili, sığınma başvurusunu yaptığı andan uluslararası korumaya ilişkin işlemlerin tamamlanmasına kadar olan süreçte kritik öneme sahiptir. Refakatsiz çocukların hukuki temsili, Sözleşme'nin tarafı her devlet tarafından farklı içeriklerde düzenlenmiştir. Türkiye'de refakatsiz çocukların hukuki temsili, Türk Medeni Kanunu ve Çocuk Koruma Kanunu'nda düzenlenmiştir. Bu çalışmada esas olarak Türk hukukuna göre sığınmacı refakatsiz çocukların hukuki temsili ve korunması ele alınmaktadır. Bu kapsamda öncelikle uluslararası hukukta sığınmacı refakatsiz çocuklar incelenmektedir. Daha sonra Türk hukukuna göre bu çocukların korunması ve hukuki süreçlerinin düzgün işleyebilmesi için gerekli olan hukuki temsilleri değerlendirilmektedir. Ayrıca bu çalışmada sığınmacı refakatsiz çocukların hukuki temsili ve korunmasına ilişkin uygulamada karşılaştıkları sorunlar yer almaktadır. Bu sorunlara yönelik çözüm önerileri de sunulmaktadır. Son olarak sığınmacı refakatsiz çocukların hukuki temsilciye olan ihtiyaçlarının önemini ortaya çıkarmak amacıyla bu çocuklara yönelik hem uluslararası hem de Türk hukukunda verilen kararlar incelenmektedir.
Geçerken dergisindeki dînî, ahlakî ve temel değerlerin din eğitimi açısından değerlendirilmesi
Bu araştırmada, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayımlanan süreli yayınlardan biri olan "Geçerken" dergisinin 2020-2022 yılları arasında yayımlanan sayıları, dînî, ahlakî ve temel değerler bağlamında din eğitimi açısından incelenmiştir. Çalışmanın kapsamı, derginin ilk yirmi yedi sayısıyla sınırlandırılmıştır. Derginin yapısal özellikleri, içerdiği değerlerin tespiti ve bu değerlerin din eğitimi bağlamında değerlendirilmesi; doküman analizi yöntemi ve nitel içerik analizi tekniği kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular, çalışmanın üçüncü bölümünde ayrıntılı şekilde sunulmuştur. Elde edilen veriler doğrultusunda, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi öğretim programında yer alan dînî, ahlakî ve temel değerlerin "Geçerken" dergisinde tekrarlandığı ve çeşitli şekillerde işlendiği tespit edilmiştir. Özellikle her sayıda çalışkanlık, merhamet, sevgi ve yardımseverlik gibi değerlere düzenli olarak yer verildiği görülmüştür. Bu değerlerin, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli" kapsamında DKAB dersi müfredatında vurgulanan değerlerle örtüştüğü sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, derginin yaygın din eğitimi kapsamında bireyler ve kurumlar tarafından destekleyici bir materyal olarak kullanılmasının faydalı olabileceği değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, "Geçerken" dergisinin hem formal hem de informal din eğitimini destekleyici bir kaynak niteliği taşıdığı sonucuna varılmıştır.
Ekonomik karmaşıklık endeksi ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki: Türkiye örneği
'Çeşitlilik' ve 'yaygınlık' kavramları ile geliştirilen bilgi ve teknoloji yoğun üretimi etkileyen 'ekonomik karmaşıklık endeksi', son yıllarda büyüme kalkınma literatüründe önemli bir yere sahiptir. Bu çalışma ile amaçlanan, Türkiye ve BRICS-T ülke karşılaştırmasında 1995-2022 yıllarına ait ekonomik karmaşıklık endeksi (EKE) ve kişi başına düşen gelir (KBDG) değerleri ile ekonomik karmaşıklık ve büyüme arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışmada, Türkiye örneği zaman serisi analizi ile, BRICS-T örneklemi ise panel veri analiz yöntemi ile test edilmiştir. Zaman serisi analizinde; Augmented Dickey Fuller (ADF) testi, Engle-Granger eşbütünleşme testi, hata düzeltme testi, etki tepki testi, varyans ayrıştırma testi ve Granger nedensellik testi uygulanmıştır. Granger nedensellik testi sonucuna göre, ekonomik karmaşıklık değişkeninden kişi başına düşen gelire doğru bir nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. Türkiye ekonomisi için, yirmi sekiz yıllık süreçte sekiz yıl göz ardı edildiğinde, ekonomik karmaşıklık değerlerinin büyümeyi etkilediği görülmüştür. Çalışmanın BRICS-T örneklemi panel veri analizinde; Breusch-Pagan (1980) LM testi, Pesaran Yamagata (2008) delta testi, Pesaran (2007) CADF ve CIPS testi, Gengenbach-Urbain-Westerlund (2016) eşbütünleşme testi, CCE (Ortak İlişkili Etkiler Modeli) testi ve panel VECM (Vektör Hata Düzeltme Modeli) testi uygulanmıştır. Panel veri analizi sonucuna göre, değişkenler arasında kısa ve uzun dönemde nedensellik ilişkisi olduğu görülmüştür. Sonuç olarak, BRICS-T ülke karşılaştırmasında kısa dönemde, ekonomik karmaşıklıktan kişi başına düşen gelire doğru tek taraflı; uzun dönemde ise kişi başına düşen gelirden ekonomik karmaşıklık düzeyine doğru tek taraflı nedensellik ilişkisi olduğu tespit edilmiştir. Bu bulgu, Türkiye'nin BRICS üyesi olduğu takdirde karmaşıklık düzeyi yüksek, bilgi ve teknolojiye dayalı ürün üreten ve ihraç eden ülke konumuna yükselebileceğini göstermektedir. Dolayısıyla, BRICS ülkeleri Türkiye'yi üye olarak kabul ettiğinde, karmaşıklık düzeyi yüksek ürünlere kolay erişebileceklerdir. Türkiye ile BRICS ülkeleri, ihracat sepetlerini kompleks ve katma değeri yüksek ürünlerle çeşitlendirerek, teknoloji yoğun sektörlere yatırım teşviklerini artırarak sürdürülebilir büyüme hedeflerine ulaşabilirler.
Din eğitiminde hac öğretimi
ÖZET Bu çalışmanın amacı; imam hatip lisesi fıkıh ve temel dini bilgiler dersleri ile ilköğretim ve ortaöğretimdeki din kültürü ve ahlâk bilgisi derslerinde, anlatımında zorluk çekilen konular arasında yer alan hac konusunun etkili, verimli ve kalıcı bir biçimde öğretilmesine katkı sağlamaktır. Bu çalışmada hac konusunun öğretiminde kullanılacak farklı ilke, yöntem, araç, gereç ve materyaller ele alınmıştır. Bu ilke, yöntem, araç, gereç ve materyallerin haccın öğretimine uyarlanarak kullanılması ve öğretimi sırasındaki zorlukları ortadan kaldırması amaçlanmıştır. Bu çalışmada teorik bir araştırma yöntemi olan literatür taraması kullanılmıştır. Arama, tarama, derleme ve yorumlama aşamalarından oluşan bu yöntem kapsamında hacla alakalı yazılmış eserlerle eğitim, din eğitimi, din öğretimi, öğretim ilke, yöntem ve materyalleri ile ilgili yazılmış kitaplar, makaleler ve tez çalışmaları gözden geçirilmiş, elde edilen bilgiler özenle düzenlenmiş, bir plan dâhilinde ve bütünlük içerisinde yazılmıştır. Bu çalışmada eğitim, din eğitimi, öğretim, din öğretimi ve ibadet gibi terimlerin tanımının yapıldığı kavramsal çerçeveye yer verilmiştir. Hac ibadetinin tanımı, amacı, hikmetleri, çeşitleri gibi genel çerçevesi ve haccın fıkhî boyutu kısaca açıklanmıştır. Hac konusunun öğretimi esnasında dikkat edilmesi gereken öğretim ilkeleri, kullanılabilecek yöntemler, öğretimi zenginleştirmek ve kalıcığını arttırmak amacıyla kullanılan günümüze en yakın ve güncel öğretim araç, gereç ve materyallerinin haccın öğretiminde nasıl kullanılacakları hakkında bilgi verilmiştir. Sonuç olarak; haccın öğretiminde farklı ilke, yöntem, araç, gereç ve materyallerinin kullanılmasının, hac öğretimdeki güçlükleri ortadan kaldırılabileceği, öğretimi zenginleştireceği, zevkli, verimli, kalıcı, etkili hale getirebileceği sonucuna varılmıştır.
Fârâbî'de tümevarım yöntemi
Akıl yürütme yöntemlerinden biri olan tümevarım antik çağdan, orta çağa kadar mantık sanatında bir metot olarak kullanılmış ve tümdengelim kadar değer görmemiştir. Tümevarım ancak orta çağ sonrası doğa bilimlerinin ön plana çıkmasıyla asıl metot olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu tezin amacı mantık tarihi boyunca epistemik açıdan çeşitli değerlendirmelere tabi tutulan ve modern dönemde bilimsel çalışmaların vazgeçilmez yöntemi olan tümevarımın, Sokrates'ten başlayarak Fârâbî'ye kadar geçirdiği dönüşüm ve eleştiriler ışığında Fârâbî mantığında nasıl yorumlanıp değerlendirildiğini ortaya koymaktır. Tezde tekil tarama metodu kullanılarak karşılaştırmalı metin analizlerin fadalanılmıştır. Tez giriş, iki bölüm ve bir sonuçtan oluşmaktadır. İlk bölümde tümevarımın sözlük anlamları, tanımı ve antik çağ felsefesinde işleniş biçimine dair kronolojik bir inceleme yer almıştır. Tezin birinci bölümünde tümevarımın Fârâbî öncesi ilk kullanımları, yöneltilen eleştiriler ve yapılan düzenlemeler tespit edilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde ise Fârâbî mantığı bağlamında tümevarımın tanım, yapı, unsur, işlev ve eğitim öğretimdeki yeri analiz edilmiş gerekli yerlerde Aristoteles ile kıyaslaması yapılmış benzer ve farklı yönler işaret edilmeye çalışlmıştır. Sonuç olarak, tümevarıma yönelik eleştiriler doğrultusunda, Fârâbî'nin kimi yönleriyle İskender Afrodîsî'nin yorumlarına paralel, kimi yönleriyle ise Aristoteles'ten ayrışarak özgün bir tümevarım geleneği oluşturduğu ve bu yönüyle Aristoteles'in ortaya koyduğu zemin dışında özgün yorumlarla İslam mantık geleneğini etkilediği söylenebilir.
Arkaik ve Klasik Dönem Yunan düşüncesinde barbar İskitler algısı (M.Ö. 8-4. Yüzyıl)
MÖ 5. yüzyılda Herodotos tarafından Yunanca konuşmayan kimseleri tanımlamak için kullanılan barbar kavramının izleri Arkaik Dönem'den itibaren görülmeye başlanmıştır. Homeros'un Troya Savaşını aktardığı İlyada Destanında, Troyalıların müttefiki olan Karialılar için "ilginç konuşanlar" anlamına gelen Barbarophonos sıfatı kullanılmıştır. Homeros'un Doğu ile Batı arasındaki ilk temasları destansı bir şekilde aktardığı bu eserde, yabancı yalnızca dilsel bir farklılıkla sınırlı kalmıştır. Arkaik Dönem'de dil, din, soy mitleri ve kent devletlerine bağlılık hissi ile şekillenmeye başlayan Yunan kimliği, Klasik Dönem'e gelindiğinde Pers-Yunan Savaşları ile birlikte keskinleşmiş ve Herodotos'un ortak dil, din ve kültür gibi unsurlarını vurgulayarak tanımladığı Panhellenizm düşüncesi belirginlik kazanmıştır. Bu süreçte Pers tehdidi ile keskinleşen Panhellenizm ideolojisinin yanı sıra Perslere karşı gelişen olumsuz bakış açısı, barbar kavramın da dönüşümüne ve "öteki" olarak algılanmasına neden olmuştur. Bu kapsamda yabancı toplumların yaşam tarzları, dilleri, kültürleri, Yunan kültürüyle farklılıkları üzerinden tanımlanmıştır. Bununla birlikte zaman içinde lüks düşkünü, cahil, medeniyetsiz, vahşi, despot gibi olumsuz sıfatlar kalıp haline gelerek barbar toplumlara atfedilmiştir. Yunanların Büyük Kolonizasyon Faaliyetleri (MÖ 750-550) sonucunda yabancı toplumlarla karşılaştığı bilinmekte, özellikle Kuzey Karadeniz'e yönelik kolonizasyon faaliyetleriyle birlikte bu bölgede "barbarı" temsil edecek olan İskitlerle ilk temasların kurulduğu görülmektedir. Bölgede, iki toplum arasında sağlanan barışçıl ilişkiler sayesinde ticaret ve karşılıklı etkileşimler ön plana çıkmıştır. Böylece Antik Yunan yazılı ve görsel kaynaklarında İskitlere ilişkin bilgi ve temsillere yer verildiği gözlemlenmiştir. Çalışmanın amacı, Antik Yunan dünyasında barbaros düşüncesinin inşası ve gelişimini tarihsel bir süreç içerisinde ele alarak Yunanların barbar halklara yönelik algısı çerçevesinde Karadeniz'in kuzeyinde yaşayan barbaros İskitleri söz konusu algıyla değerlendirmektir. Bu amaç doğrultusunda, Arkaik, Klasik ve Hellenistik Dönem'e ait Yunan yazılı ve görsel kaynaklarında geçen İskitlere ilişkin veriler ön planda tutulmuş, elde edilen bilgiler arkeolojik buluntular ve modern kaynaklarla da desteklenmiştir. Antik Yunan kaynaklarında İskitler, genellikle göçebe bir yaşam süren, okçuluk ve binicilikle uğraşan bir toplum olarak gösterilmiştir. İskitler kimi zaman vahşilik, ölçüsüzlük, kadınsılık gibi olumsuz kalıplarla anılmasına karşın askeri becerileriyle ve yenilmez bir imajla anıldıkları da görülmektedir. Yunanların Kuzey Karadeniz'de başlattıkları kolonizasyon süreci ile birlikte iki toplum arasında karşılıklı ticari ilişkiler ve evliliklerle kültürel etkileşim artmıştır. Nitekim MÖ 6. yüzyılda Yunan vazo resimlerinde betimlenen İskit figürleri bu etkileşimi doğrular gibi görünmektedir. Yunan vazo resimlerinde okçu kimlikleri ve kendilerine has görünümleriyle Herodotos'un İskit anlatısıyla uyumlu bir şekilde resmedilen İskit figürleri söz konusu vazo resimlerinde çeşitli sahnelerde yer almıştır. Bu görseller İskitlerin Atina'da toplum arasındaki konumlarına ve işlevine işaret ediyor olabilir. Sonuç olarak İskitler, Persler gibi Yunan dünyasına doğrudan bir tehdit oluşturmamış, bunun yerine karşılıklı çıkarlar doğrultusunda kültürel bir etkileşim kurulmuştur. Bu nedenle, Yunanların İskitleri tamamen barbar olarak değerlendirdiğini söylemek zordur.
Performans değerlendirme sistemi etkinliğinin incelenmesi: Bir turizm işletmesi örneği
Performans değerlendirme sistemi, örgütlerin stratejik hedeflerine ulaşma sürecinde önemli bir yönetim aracıdır. Çalışanların yetkinliklerinin değerlendirilmesi, gelişim alanlarının belirlenmesi ve motivasyonlarının artırılması açısından örgütlere katkı sağlamaktadır. Bu sistemlerin hizmet sektöründe adil ve doğru biçimde uygulanması, örgüt verimliliği ile hizmet kalitesini doğrudan etkilemektedir. Turizm sektöründe ise otel işletmeleri açısından bu durum daha özenli bir yaklaşım gerektirir. Nitekim bu sektörde insan kaynağına dayalı hizmet üretilmekte ve müşterilerle doğrudan etkileşim kurulmaktadır. Dolayısıyla çalışan performansı, müşterilere sunulan hizmet kalitesiyle birlikte örgütün vizyonunu da etkilemesi açısından önem taşımaktadır. Bu kapsamda çalışmanın amacı, bir otel işletmesinde uygulanan performans değerlendirme sistemi etkinliğinin demografik değişkenler bağlamında incelenmesidir. Araştırma, nicel araştırma yöntemlerinden kesitsel tarama desenine göre gerçekleştirilmiştir. Veriler, bir otel işletmesinde performans değerlendirme sistemine en az bir kere dahil olmuş 358 çalışandan elde edilmiştir. Araştırma bulgularına göre çalışmada kullanılan ölçeklerde cinsiyete göre anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Bu sonuç, işletmede performans değerlendirmenin eşitlik ilkesine uygun yürütüldüğünü göstermesi açısından önemlidir. Bununla birlikte değerleyiciye yönelik memnuniyetin yaş, pozisyon ve çalışma süresine göre farklılık göstermesi güvene dayalı ilişkilerin ve sürece katılımın önemini ortaya koymaktadır. Bu farklılıkların giderilmesi için değerleyici-çalışan ilişkilerini güçlendirecek iletişim ve geri bildirim uygulamalarına önem verilmelidir. Araştırmanın dikkat çeken bulgularından biri, çalışanların pozisyonu yükseldikçe etkili uygulama ve prosedürel adalet algılarında farklılaşma gözlemlenmesidir. Bu durumun, üst düzey çalışanların artan beklentileri ve şeffaflık ihtiyacından kaynaklandığı düşünülmektedir. Bu algının iyileştirilmesi için pozisyona özgü kriterler geliştirilmesi, çalışan katılımının artırılması ve sistemin şeffaflaştırılması önerilmektedir. İlk bakışta olumsuz gibi görünse de bu bulgu üst düzey çalışanların sürece titizlikle yaklaştığını ve işletmenin mevcut durumunu analitik bir yaklaşımla değerlendirdiğini göstermektedir.
Câhiliyeden Emevîlere Araplarda şairin ve şiirin askerî, siyasî, sosyokültürel ve ilmî açıdan etkileri
ÖZET Arap toplumunda şair ve şiir, eski dönemlerden itibaren şifahî kültürün en güçlü unsurlarından biri olmuştur. Bilhassa Câhiliye döneminde şiir, toplum arasındaki en etkili iletişim aracıydı. Kabilelerin şeref ve haysiyeti şairlerin beyitleriyle yüceltilirken hasım kabilenin siyasî ve sosyal gücü hicivlerle sarsılırdı. Şairler, söyledikleri beyitlerle bir savaşı başlatabilir ya da barışa aracı olabilirlerdi. Aynı şekilde söyledikleri motivasyon ve teşvik şiirleri ile galibiyeti desteklemekteydiler. Şiir, aynı zamanda şifahî tarih ve kültürel mirasın taşıyıcısı ve aktarıcısıydı. Bu sebeplerle şair yetiştirmek kabilelerin en büyük iftihar kaynağıydı. Câhiliye döneminde şiire daha çok medih, hiciv, kahramanlık, yiğitlik, asabiyet gibi konular hakimse de toplumu güzel ve erdemli olana teşvik eden şairler de vardı. İslâm'la beraber ahlakî açıdan toplumu doğru ve iyi olana sevk eden şairler çoğaldı. Yeni dinin yayılmasında da şiir etkin bir şekilde kullanıldı ve İslamî değerlerin benimsenmesine vesile oldu. Bu şekilde toplumu iyi kılmaya yönelik medih ve hicivler serdeden şairler daha sonraki dönemlerde de var olmuştur. Böylece şiirler vasıtasıyla sosyal yapı ve ahlak anlayışı şekillendirilmeye çalışılmıştır. Şiirin bir diğer önemli özelliği de Tarih, Arap Dili ve Edebiyatı, Hadis, Tefsir, Musikî gibi değerli ilim alanlarının gelişmesinde önemli rol oynaması ve kıymetli bir kaynak olmasıdır. Câhiliye döneminde kabilelerin onurunu koruyup mevkisini yücelten şiir sonraki dönemlerde propaganda aracı olarak kullanılmıştır. Halifeler, kendilerini yücelten şairleri himaye etmiş, toplum nezdinde itibar kazanmaya çalışmışlardır. Devletin meşruiyetini sağlamak veya sağlamlaştırmak için şiirden faydanılmış ve şairlere değerli hediyeler verilmiştir. Bu çalışmanın amacı, çoğunlukla klasik ama modern kaynaklar da kullanılarak şair ve şiirin Arap toplumu, yönetimi ve gelişen ilimler üzerinde ne derecede etkin olduğunu sarih bir şekilde göstermektir. Anahtar Kelimeler: Tarih, İslâm Tarihi, Câhiliye Dönemi, Şiir, Şair, Arap Dili ve Edebiyatı
Finans yöneticilerinin finansal teknolojiler hakkındaki algı düzeylerinin tespitine yönelik bir araştırma
Bu çalışmanın amacı özel şirketlerde finans birimlerinde çalışan yöneticilerin finansal teknolojiler hakkındaki algı düzeylerinin tespit edilmesi ve önemli noktaların ortaya konulmasıdır. Bu amaç doğrultusunda nicel olarak yapılandırılan bu çalışmanın verileri tarama deseni kullanılarak elde edilmiştir. Araştırmanın katılımcıları uygun örnekleme yöntemi kullanılarak seçilmiştir. Araştırmanın katılımcılarını Akdeniz Bölgesinde yer alan bir ilde özel kurumlarda finans alanında çalışan finansman yöneticileri oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri çalışmanın amacı kapsamında araştırmacı tarafından geliştirilen "Finans Yöneticilerinin Finansal Teknolojilere Yönelik Algı Ölçeği" kullanılarak elde edilmiştir. Araştırmada 213 gönüllü katılımcı yer almıştır. Araştırmanın verileri SPSS istatistik veri analiz programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmanın sonucunda, katılımcıların finansal teknolojileri benimsemeleri ve finansal teknolojilere karşı tutumları katılımcıların cinsiyetlerine göre farklılık gösterdiği ve katılımcılarının finansal teknolojileri benimsemeleri ve finansal teknolojilere karşı tutumları katılımcıların yaşlarına göre farklılık gösterdiği bulunmuştur. Ayrıca, katılımcıların finansal teknolojilere karşı tutumları katılımcıların öğrenim durumlarına göre farklılık göstermektedir. Bu sonuçlara göre lise eğitim düzeyine sahip katılımcıların finansal teknolojilere karşı tutumları lisans eğitim düzeyine sahip katılımcılara göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Son olarak, araştırmanın sonuçları katılımcıların finansal teknolojilere karşı tutumları katılımcıların mesleki tecrübelerine göre farklılık gösterdiğini ortaya koymuştur. Bu kapsamda araştırmanın sonuçları 1-5 yıl arası mesleki tecrübeye sahip katılımcılara göre daha fazla mesleki tecrübeye sahip tüm katılımcıların finansal teknolojilere karşı tutumları 1-5 yıl mesleki tecrübeye sahip katılımcılara göre daha yüksek olduğunu vurgulamıştır.