129

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

3.5 GHz RF radyasyonuna maruz kalan ratların tiroid dokusundaki oksidatif stres parametrelerinin incelenmesi: Kuersetin uygulamasının potansiyel koruyucu etkisi

Bu tez çalışmasında, yeni nesil 5G iletişim altyapısında yer alan 3.5 GHz frekansındaki radyo frekansı (RF) radyasyonunun, ratların tiroid dokusunda oksidatif stres oluşturup oluşturmadığı araştırılmış ve doğal bir flavonoid olan kuersetinin bu etkiler üzerindeki olası koruyucu rolü değerlendirilmiştir. Çalışmada, Sprague Dawley türü erkek ratlar dört gruba ayrılmış ve belirlenen gruplara 30 gün boyunca RF maruziyeti ve/veya kuersetin uygulaması yapılmıştır. Deney sonunda serum ve doku örneklerinde tiroid hormon düzeyleri (T3, T4, TSH) ile birlikte oksidatif stres belirteçleri olan MDA, TAS, TOS ve GSH düzeyleri analiz edilmiştir. Sonuçlar, RF maruziyetinin tiroid dokusunda belirgin oksidatif hasara ve hormonal düzeylerde bozulmalara yol açtığını göstermiştir. Özellikle MDA ve TOS düzeylerinde artış, TAS ve GSH düzeylerinde ise düşüş saptanmıştır. Ayrıca, tiroid hormonlarında da anlamlı düzeyde düşüş gözlemlenmiştir. Kuersetin uygulamasının bu parametreler üzerinde kısmen düzeltici etkiler sağladığı; bazı biyobelirteçlerde RF'nin zararlı etkilerini azalttığı belirlenmiştir. SAR analizleri ile tüm vücut için belirlenen özgül emilim oranı (SAR) 0.006879 W/kg, tiroid dokusuna özgü SAR ise 0.000598 W/kg olarak hesaplanmıştır. Elde edilen bulgular, düşük SAR seviyelerinde bile RF radyasyonunun biyolojik etkiler oluşturabileceğini ve kuersetin gibi doğal antioksidanların bu etkilere karşı koruyucu bir potansiyele sahip olabileceğini göstermektedir. Bu çalışma, çevresel elektromanyetik maruziyetlerin tiroid sağlığı üzerindeki olası etkilerini anlamak ve korunma stratejileri geliştirmek açısından literatüre katkı sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Radyofrekans radyasyon, 3.5 GHz, Kuersetin, Oksidatif stres, Tiroid.

Burcu Buse Akgün
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

3.5 GHz radyofrekans radyasyonun ve resveratrolün karaciğer oksidatif stres parametrelerine etkisinin değerlendirilmesi

Bu tez çalışmasında, yeni nesil iletişim teknolojilerinde kullanılan 3.5 GHz frekansındaki radyo frekans (RF) radyasyonunun sıçanların karaciğer dokusunda oluşturduğu oksidatif stres düzeyi değerlendirilmiş ve doğal bir polifenolik bileşik olan resveratrolün bu etki üzerindeki potansiyel koruyucu rolü araştırılmıştır. Çalışmada 28 adet yetişkin erkek Wistar Albino sıçan dört gruba ayrılarak, 30 gün boyunca günde 2 saat RF maruziyeti ve/veya resveratrol uygulaması yapılmıştır. Deney sonunda serumda ALT ve AST düzeyleri; karaciğer dokusunda ise GSH, MDA, TAS ve TOS düzeyleri ELISA yöntemiyle belirlenmiştir. RF grubunda ALT, MDA ve TOS düzeylerinde artış; GSH ve TAS düzeylerinde ise anlamlı düşüş saptanmıştır. RF ile birlikte uygulanan resveratrol, bu parametrelerin büyük kısmında düzelme sağlamıştır. Histopatolojik incelemelerde RF grubunda karaciğer dokusunda dilate sinüzoidler, hipertrofik Kupffer hücreleri ve yoğun eozinofilik hepatositler izlenmiş; RF+RES grubunda bu bulguların hafiflediği görülmüştür. CST Studio Suite yazılımıyla yapılan SAR analizinde, 3.5 GHz frekansında uygulanan RF'nin tüm vücut için SAR değeri 0.006879 W/kg, karaciğer dokusuna özgü SAR değeri ise 0.000598 W/kg olarak hesaplanmıştır. Bu bulgular, düşük SAR düzeylerinde bile RF maruziyetinin oksidatif stres üzerinden karaciğer fonksiyonlarını olumsuz etkileyebileceğini ve resveratrolün bu etkilere karşı belirgin hepatoprotektif potansiyele sahip olabileceğini göstermektedir. Anahtar kelimeler: 3.5 GHz, Karaciğer, Oksidatif Stres, Radyofrekans Radyasyon, Resveratrol

Biyofizik
Ebubekir Beşak
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kadmiyum ile oluşturulmuş in vivo nörotoksisite modelinde TRPM2 katyon kanalı aracılığı ile selenyumun etkisinin araştırılması

Nörotoksisite, merkezi ve periferik sinir sisteminde toksik maddelerin birikimi sonucu ortaya çıkan nöronal yapı ve fonksiyon bozukluklarıyla karakterize edilen bir durumdur. Kadmiyum (Cd) birçok endüstriyel üründe kullanılan ağır bir metaldir. Cd maruziyetinin canlılar üzerinde nörotoksik etkiler oluşturduğuna dair birçok çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmada sıçan beyin dokusunda, selenyumun (Se) antioksidan ve anti-inflamatuar özellikleri sayesinde kadmiyum kaynaklı nörotoksisiteye karşı koruyucu role sahip olup olmadığı ve Transient Receptor Potential Melastatin 2 (TRPM2) kanalının bu mekanizmadaki rolü araştırıldı. Çalışmada 40 adet erkek Wistar Albino sıçan rastgele beş gruba ayrıldı (n=8): Kontrol, CdCl₂, CdCl₂+Se, CdCl₂+2-APB ve CdCl₂+Se+2-APB. Çalışmada 5 gün boyunca her gün grup inkübasyonlarına göre CdCl₂ (25 mg/kg) intragastrik yolla, Se (0,5 mg/kg) ve TRPM2 inhibitörü 2-Aminoetoksidifenil Borat (2-APB) (3 mg/kg) ise intraperitoneal yolla uygulandı. Çalışma sonunda alınan beyin dokularında total antioksidan düzeyi (TAS), total oksidan düzeyi (TOS), reaktif oksijen türleri (ROS), poli (ADP-Riboz) polimeraz 1 (PARP-1) ve TRPM2 kanal seviyeleri ticari ELISA kitler kullanılarak ölçüldü. Sonuçlar incelendiğinde, TOS, ROS, PARP-1 ve TRPM2 seviyeleri diğer gruplar ile kıyaslandığında, CdCl₂ grubunda anlamlı biçimde yüksek düzeyde bulundu (p<0.05). Bu parametrelerin CdCl₂+Se ve CdCl₂+2-APB gruplarında kontrol grubuna kıyasla yüksek olduğu, ancak CdCl₂ grubuna göre anlamlı düzeyde düşük olduğu gözlendi (p<0.05). CdCl₂+Se+2-APB grubunda ise bu parametrelerin tüm CdCl₂ içeren gruplar arasında en düşük düzeyde olduğu görüldü (p<0.05). Öte yandan, TAS seviyesinin en düşük olduğu grup CdCl₂ grubu iken, Se ve 2-APB uygulamaları ile bu düzeyin anlamlı şekilde arttığı, en yüksek TAS seviyesinin ise diğer Cd gruplarına kıyasla CdCl₂+Se+2-APB grubunda olduğu görüldü (p<0.05). Sonuç olarak, Cd sıçan beyin dokusunda belirgin oksidatif stres ve TRPM2 kanal aktivasyonu yolağını aktive ettiği ve kanal ekspresyonunu artırdığı görüldü. CdCl₂ kaynaklı nörotoksisiteye karşı Se ve 2-APB tedavisinin ve TRPM2 kanal inaktivasyonun nörotoksisiteyi anlamlı düzeyde azalttığı anlaşıldı.

Hamza Avci
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessEN

Cloning of astacus leptodactylus ryanodine receptor gene

Cytoplasmic Ca2+ concentration plays an essential role in many types of cellular function including electro-mechanical coupling in striated muscle fibers. Ryanodine receptor channels (RyR), mediating Ca2+ release from sarcoplasmic reticulum (SR), has a homotetrameric structure. It is the largest ion channel with a size of 2.2 MDa. Vertebrate and invertebrate RyR channels are structurally and functionally similar. Although Astacus leptodactylus, narrow-clawed crayfish, is a widely used model animal in neuroscience, information about genetic properties of the animal is rather limited. The present study is focused onto de novo cloning of the mRNA of the crayfish RyR channel which encodes the largest ion channel. A hybrid cloning method has been used, referring to the homology between RyR mRNA molecules and the computational assembly of the next generation sequencing data. A mRNA molecule of 15236 bp in size has originally been cloned. The putative RyR protein, with 5042 amino acids, has a significant similarity to the sequences reported in other species. Furthermore, the putative sequence possessed many of the conserved domains specific to the RyR channel. Thus, it has been proposed that a mRNA coding RyR channel has originally been cloned in the present study. The 3D protein structure can also be determined by the help of this revealed genetic information, or future mutation studies can be designed.

Astacus leptodactylusSequence analysisGene cloning+3
Nazlı Coşkun Jıhad
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kalp pili takılan hastalarda, elektrot yerleşiminin 12 saat ve sonrasındaki empedans, algılama ve eşik değerlerine etkilerinin incelenmesi

Kalp pili kullanımı dünya genelinde ve ülkemizde hızla yaygınlaşmakta, bu durum tedavi edilen hasta sayısında belirgin bir artışa işaret etmektedir. Teknolojik ilerlemeler, kalp pilleriyle ilgili klinik çalışmaların çeşitlenmesine ve sayısının artmasına olanak sağlamıştır. Kalp pilleri, çeşitli kalp ritim bozukluklarının tedavisinde pacemaker ve ICD olmak üzere iki ana gruba ayrılmaktadır. Her iki cihaz da implantasyon sonrası dışarıdan programlanabilir ve gerektiğinde parametreleri değiştirilebilir şekilde tasarlanmıştır. Bu parametreler, hastanın kalbine en uygun tedaviyi sağlamak amacıyla ayarlanır. Kalp pili taşıyan hastaların, cihazlarının batarya ömrü tükenmeden düzenli aralıklarla kontrol ettirilmesi gereklidir. Bu kontrollerde cihazın performansı, belirli parametreler ve aritmi durumundaki değişiklikler değerlendirilir; gerekirse ek testler uygulanabilir. Çalışmamız, kalp pili takılan toplam 50 hastayı kapsamaktadır. Bu hastaların 37'sine pacemaker, 13'üne ise ICD takılmıştır. Anjiyo laboratuvarında kalp pilleri yeni yerleştirilmiş ve pansumanı tamamlanmış olan bu hastaların pilleri, programlayıcı cihaz kullanılarak kontrol edilmiştir. Kontroller sırasında, lead (elektrot) empedansları, algılama (sensing) değerleri ve eşik (threshold) değerleri üçer kez test edilmiş ve elde edilen veriler kaydedilmiştir. Bu veriler, 12 saat sonra yapılan tekrar testlerinin sonuçları ile karşılaştırılmıştır. Test sonuçları, lead lokalizasyonları da göz önünde bulundurularak pacemaker ve ICD cihazları için ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, atrial ve ventriküler tüm lead yerleşimlerinde empedans değerlerinde öngörülen ve istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş yaşandığını göstermiştir. Buna karşın, algılama ve eşik değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik tespit edilmemiş ve bu parametrelerin stabil kaldığı gözlemlenmiştir. Sonuç olarak, bu çalışma, kalp pili implantasyonu sonrası kısa vadede lead empedanslarındaki beklenen düşüşlerin meydana geldiğini, algılama ve eşik değerlerinin ise yüksek düzeyde stabilite sergilediğini ortaya koymaktadır. Bu veriler, kullanılan modern cihazların klinik etkinliğini ve güvenilirliğini güçlü bir şekilde desteklemektedir.

Serdar Karalük
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Canlı yapının analizinde mekanobiyolojik yaklaşımlı yöntemlerin kullanılması

Meknanobiyoloji, hücrelerin fiziksel özelliklerini ve hücrenin uygulanan kuvvetlere nasıl tepki verdiğini araştıran gelişmekte olan bir araştırma alanıdır. Hücre karar almak için hücre dışı çevre tarafından iletilen mekanik bilgileri algılar ve işler. Hücrelerin mekanobiyolojik yönlerini araştırmak için kullanılan güncel yöntemlerden biri de Optik Tuzaklama (OT) sistemlerinin kullanımıdır. OT cihazı kullanılarak mikron mertebesindeki parçacıkların tuzaklanması ve manipüle edilmesi mümkündür. Tuzaklama ve manipülasyon süreçleri, yüksek sayısal açıklığa (NA) sahip olan bir objektif kullanılarak oluşturulan odaklanmış lazer ışını etkisiyle meydana gelen kuvvetlerin sonucu olarak oluşur. Optik cımbız sisteminin kullanıldığı bu yöntem, invaziv olmaması, yüksek hassasiyetle kontrol edilebilir olması nedeniyle, mekanobiyolojik yaklaşımlarda kullanmak için güçlü bir yöntemdir. Ayrıca OT'ler sadece mekanobiyoloji alanında değil Fizik, Biyofizik, Biyoteknoloji, Malzeme Bilimi gibi alanlarda da kullanılmaktadır. Bu tez çalışmasında mekanobiyolojik olarak incelenen canlı yapı olarak, tüm genom dizilimi bilinen ve temin edilmesi kolay olan Saccharomyces cerevisiae (S.cerevisiae) kullanılmıştır. S.cerevisiae ile ilgili geniş bir bilgi birikimine sahip olunmasına rağmen mekanik özellikleri ile ilgili bilinenler azdır. Çalışma kapsamında, OT sistemi kullanarak S. cerevisiae'in tuzaklanmasının gerçekleştirilmesi için temel parametreler teorik olarak hesaplanmıştır. Ayrıca deneysel olarak da OT ölçüm tekniği kullanılarak S. cerevisiae tuzaklanması gözlemlenmiştir. Bu çalışma ile mekanobiyoloji alanında yapılan çalışmalara bir bakış açısı sunmak ve gelecekte bu alanda gerçekleşecek olan çalışmalara öncül bilgilerin sağlanması amaçlanmıştır.

Saccharomyces cerevisiae
Sinem Sipahioğlu Kara
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessEN

Molecular properties of crayfish potassium channels

Potassium channel family is the largest group in the ion channel superfamily. Family members are reported in all organisms ranging from bacteria to higher mammals. Potassium channels have important roles in cell growth, termination of action potential and determination of cell shape and resting membrane potential. Presence of crayfish potassium channels has been documented in previous functional studies. However, as the genome of the crayfish is not complete yet, there is limited information about the molecular properties of potassium channels. To reveal potassium channel coding genes in the crayfish, conventional cloning methods have been employed. As a result of the present study, gene sequences have been revealed for an Inward Rectifier Potassium Channel (Kir) and a Calcium-activated (KCa) type of Potassium Channel. Gene sequences show strong similarity to known potassium channels from closely related species and they share characteristic features of the potassium channel family. Revealed genes have been cloned to appropriate expression vectors. Crayfish Kir channel has been expressed in Xenopus oocytes and inward currents have been recorded via two electrode voltage clamp. Compiled data indicates that in crayfish genome are present multiple Potassium Channel genes which have been functionally expressed. It was identified that the cloned genes are belonging to two different potassium channels.

AstacoideaElectrophysiologyCrayfish+2
Bora Ergin
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Comparative investigation of event-related potentials elicited by the stroop effect and event-related potentials elicited by color conflict

Main interest of cognitive and experimental psychology is the human behavior system. Cognitive control is the key aspect of this system and investigating its neural mechanisms is an important objective method in such studies. One of the prominent methods of studying cognitive control is the Stroop effect. The studies we have met in the literature used different sets for congruent and incongruent stimuli, which could cause habituation effects at various ERP components. The aim of this thesis was to examine the cognitive control in the context of the Stroop task by recording event-related potentials with a standard oddball paradigm. Amplitudes and latencies of the seven ERP components were examined in the averaged data and compared between stimulus types. N1 was not different for four stimuli in terms of amplitude and latency. Latencies of P2, N2 and P3b were significantly longer for incongruent words than that of incongruent bars. These findings suggest that Stroop conflict is processed at early stages of stimulus evaluation. Incongruent bars and words enhanced significantly longer and larger P3b responses than congruent bars and words, respectively, as expected from a standard oddball paradigm. N450-LPC complex was recorded only for incongruent words as a reflector of post-perceptual mechanisms. Among the stimulus types, only congruent bars did not evoke an LPN response since they did not have any semantic dimension or a color conflict.

CognitionCognitive controlPsychology+1
Gamze Doğan
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Achillea biebersteinii afan.'nın ependimal tümör kültür hücrelerinde antikanser etkisinin araştırılması

Kanser tedavisinde umut vadeden gelişmeler olsa da beyin kanserlerinden gliomaların oldukça kötü prognozlu bir türü olan ependimomaların tedavisi konusunda bilinenler sınırlıdır. Bu çalışmada Achillea biebersteinii su ekstresinin ependimomaların alt formu olan DKFZ-EPN1 hücre hattı üzerine anti-kanser etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla Achillea biebersteinii'nin ultrasonik yöntemlerle su ekstresi elde edilmiş, 3-(4,5-dimetiltiazol-2-il)-2,5-difenil-2H-tetrazolyum bromür (MTT) analiziyle sitotoksik etkileri saptanmış ve kontrol (ekstre eklenmeyen), düşük (0,115 mg/mL), orta (IC50=0,241 mg/mL) ve yüksek doz (0,482 mg/mL) olmak üzere gruplar oluşturulmuştur. Tüm gruplarda, akım sitometri yöntemiyle apoptotik aktivite ve hücre döngüsü analizleri yapılmıştır. Ekstrenin Nükleer Faktör Kappa B (NF-κB) ve Geçici Reseptör Potansiyel Katyon (TRPC)6 kanalları gen ekspresyona etkisi gerçek zamanlı PCR analiziyle belirlenmiştir. Geçici Reseptör Potansiyel (TRP) kanal akımları üzerine etkisi yama kenetleme yöntemiyle analiz edilmiş, alınan kayıtlarda maksimum akım ve iletkenlik değerleri ölçülerek değerlendirme yapılmıştır. Ayrıca malondialdehit (MDA) seviyeleri ile oksidatif stres belirteci olan katalaz (CAT), süperoksitdismutaz (SOD) ve glutatyon peroksidaz (GPx) aktiviteleri incelenmiştir. Sitotoksisite analizlerinde hücre canlılığında tüm gruplarda kontrole göre azalma tespit edilmiştir (p<0,05). Hem TRPC6 hem de NF-κB için gen ekspresyon değerlerinde tüm gruplarda kontrole göre azalma görülmüştür (p<0,01). Yama kenetleme analizlerinde tüm gruplarda maksimum akım ve iletkenlik değerlerinde kontrole göre azalma belirlenmiştir (p<0,05). Akım sitometri deneylerinde ekstrenin doza bağımlı olarak hücre proliferasyonunda inhibisyon etkisi olduğu, apoptozu indüklediği ve G1-fazında hücre siklusu tutuklanmasına yol açtığı belirlenmiştir. Katalaz, glutatyon peroksidaz, süperoksitdismutaz ve malondialdehit düzeylerinde ise anlamlı değişiklik gözlemlenmemiştir. Sonuç olarak Achillea biebersteinii su ekstresinin doza bağlı olarak DKFZ-EP1NS hücreleri için sitotoksik olduğu, TRPC6 ve NF-κB gen ekspresyonlarını azalttığı, TRP kanal akımlarını bloke ettiği, bunlara bağlı olarak da hücre proliferasyonunu inhibe ettiği ve apoptozu indüklediği gözlemlenmiştir. Bu sonuçlar Achillea biebersteinii su ekstresinin ependimoma için küratif bir fitoterapötik ajan olarak kullanılabileceğini düşündürmekle birlikte bu konuda in vivo ve klinik çalışmaları da içeren daha kapsamlı araştırmalara ihtiyaç vardır.

Achillea biebersteiniiAntineoplastik ajanlarEpendimom+6
Erkan Özbay
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

İskemik inmenin kalp fonksiyonları açısından incelenmesi ve mitotempo'nun olası koruyucu etkisinin araştırılması

İnme, dünya genelinde ikinci en yüksek ölüm nedeni ve önde gelen bir sakatlık sebebidir. Yapılan araştırmalarda iskemik inmeden sonraki ilk 3 ay içerisinde hastaların %19'unun en az bir kardiyak rahatsızlığa yakalandığı belirtilmektedir. Bu çalışmada beyin ve kalp arasındaki etkileşimlerde koruyucu mitokondri spesifik antioksidan (MitoTEMPO) uygulamasının önemi değerlendirilmiştir. Ayrıca inme geçirme insidansı diğer bireylere göre daha yüksek görülen kişilerde koruyucu tedbirlerin önemini vurgulayıcı özgün verilere ulaşılması hedeflenmiştir. Projemiz amacına ulaşabilmek için Wistar Albino türü erkek sıçanlar koruyucu MitoTEMPO enjeksiyonu (0,7 mg / kg / gün) sonrası monofilament ilerletme tekniği ile orta serebral arter (OSA)'de 1 saat iskemi gerçekleştirilmiştir. Ölçüm ve doku toplama işlemleri ise reperfüzyonun üçüncü günü yapılmıştır. Deney hayvanları rastgele seçimle SHAM, iskemi+reperfüzyon (IR) ve MitoTEMPO+IR (MT+IR) şeklinde üç gruba ayrılmıştır. Deneyler sonucunda torasik elektriksel biyoempedans (TEB) ölçümlerinde IR ile istatistiksel anlamlı olarak azalan VEPT ve LVET değerlerine karşı MitoTEMPO koruyucu etki göstermiştir. Ayrıca elektrokardiyografi (EKG) sonuçlarımız P-R interval, QTc, T dalga süresi ve R-R interval değerlerinin de IR ile anlamlı şekilde değişmiş ve MitoTEMPO bu değişimlere karşı koruyucu etki göstermiştir. Biyokimyasal sonuçlarımız ise kan serumu örneklerinde TAS, TOS ve OSİ, kalp sol ventrikül dokusunda cAMP ve IP3, beyin sağ serebral hemisfer dokusunda ise cAMP, IP3 ve katalaz değerlerinin IR ile istatistiksel olarak anlamlı şekilde etkilendiği ve MitoTEMPO'nun koruyucu etki gösterdiğini işaret etmektedir. Kalp ve beyne ait dokuların IR sonrası mikroskobik düzeydeki histopatolojik değişimlerine de MitoTEMPO büyük ölçüde koruyucu etki göstermiştir. Sonuç olarak inme geçirme insidansının diğer bireylere göre daha yüksek olduğu bilinen bazı hastalık gruplarında MitoTEMPO kullanımının IR kaynaklı kardiyopatolojik bulguları azaltabileceği tespit edilmiştir.

AntioksidanlarKalp fonksiyon testleriKalp hastalıkları+3
Ahmet Akkoca
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Deneysel demiyelinizasyon sürecinin periferik sinirlerin hız ve uyarılabilirliği üzerine etkilerinin araştırılması

Periferik sinir sistemini oluşturan nöronların Schwann hücrelerinde hasar oluşması demiyelinizasyon; bu hasarın iyileşme süreci de remiyelinizasyon olarak adlandırılır. Remiyelinizasyon her durumda tam olarak gerçekleşmez; bu nedenle çeşitli periferik sinir hastalıkları oluşur. Bu hastalıkların hayvanlar üzerinde modellenmesi için kullanılan yöntemlerden bir tanesi lizofosfotidilkolinin sinir kılıfı içerisine, mikroenjeksiyon ile zerk edilmesidir. Lizofosfotidilkolinin geçici ve lokal demiyelinizasyona sebep olduğu literatürde görülmektedir. Sinir hücrelerinde oluşan yaralanmaların tespiti için, bu hücrelerin elektriksel özellikleri incelenir. Eşik izleme yöntemi, sinirlere farklı puls desenleri uygulanarak, sinir hücresinin zar sığası ve direnci gibi elektriksel özellikleri ile iyon kanal kinetikleri hakkında veri toplanmasını sağlar. Uyaran-yanıt ilişkisi, şiddet-süre zaman sabiti, toparlanma döngüsü, eşik elektrotonus ve akım-eşik isimli alt-protokoller sinir hücrelerinde iletimden sorumlu farklı mekanizmalar hakkında bilgi verir. Bu çalışmada, demiyelinizasyon ve remiyelinizasyon süreçlerini izlemek, başlangıçlarını yakalamak ve bu süreçlerde sinir lifindeki kanal kinetiklerinin nasıl değiştiğini incelemek için, farklı hayvanlardan lizofosfotidilkolin enjeksiyonu yapıldıktan 3 gün, 7 gün, 10 gün ve 20 gün sonra uyarılabilirlik ölçümleri yapılmış ve kontrol grubu ile karşılaştırılmıştır. Bu çalışma sonucunda elde edilen bulgular incelendiğinde, bir çok parametrede grup ortalamalarının seyri, genel olarak literatüre uyumlu sonuçlar vermektedir. Maksimum BAP genliğinde anlamlı fark bulunmasa da, maksimum yanıtın %50'si için gereken uyaran şiddeti ile birlikte ele alındığında demiyelinizasyonun ve remiyelinizasyonun gerçekleştiği ve LPC mikroenjeksiyonu modelinin başarıyla uygulandığı kabaca görülmektedir. Reobaz ve SDTC değerleri LPC ile demiyelinizasyonun ortalama 3 günde sağlandığını ve daha sonra remiyelinizasyonun 20 günden önce başladığını göstermektedir. Uyaran yükü-süresi değerleri de önceki cümledeki sonucu desteklemektedir. Bu çalışmada, iyon kanal dağılımının demiyelinizasyonla değiştiğini ve remiyelinizasyonla önceki haline, kısmen de olsa, döndüğü uyarılabilirlik yönünden gösterilmiş oldu.

Demiyelinizan hastalıklarLizofosfatidilkolinPeriferik sinirler+1
İlksen Burat
Necmettin Erbakan University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kardiyomiyositlerde hipoksi ile indüklenen bikarbonat transport regülasyonunun incelenmesi

Hücre içi pH (pHi) hücre fonksiyonunun ana modülatörüdür. Memeli kalbinde pHi hücre membranında bulunan asit baz transportörleri ile dar bir aralıkta (7,1-7,3) tutulur. Na+/ H+ değiş-tokuşçusu (NHE1) ve Na+/HCO3- ko-transportörü (NBC), kardiyomiyositlerde asit atan başlıca membran proteinleridir. Kalpte, NBC proteininin elektrojenik (NBCe1/NBCe2) ve elektronötral (NBCn1) izoformları bulunur. Memeli kardiyomiyositlerinde hipoksinin NBC akısı üzerindeki etkisi henüz bilinmemektedir. Bu tez çalışmasında, fare atrial tümör kökenli HL-1 hücrelerinde hipoksinin (%1 O2, 48 saat) ve akut anoksinin (1 mM DT, 10 dakika) NBC akısı üzerindeki etkisi ilk kez araştırıldı. Bu hücrelere amonyum ön-yükleme işlemi ile asit yüklendi ve NBC akısı pH-duyarlı SNARF boyası kullanılarak ölçüldü. HL-1 hücrelerinde NBCe1 ve NBCn1 izoformlarının eksprese olduğu ancak NBCe2 izoformunun eksprese olmadığı bulundu. Hücre dışı pH (pHo) 7,4'te tutulduğunda hipoksik koşullarda NBC akısının pH duyarlılığında artış gözlendi. Bu artış hipoksik koşullardaki tamponlama kapasitesi değişikliklerine bağlı değildi. Hipoksi ile NBCe1 ve NBCn1 protein seviyelerini etkilemedi ancak NBCe1 mRNA düzeyinde artış gözlendi. Normokside hücre içinde hipoksi ile indüklenen faktör (Hif) birikimi yaparak hipoksiyi taklit eden dimetiloksalilglisin (DMOG) ile hipokside gözlenen protein ve NBC akısı sonuçları tekrarlandı. Bu sonuçlar hipokside NBC akısındaki artışın Hif aracılı olduğuna işaret etmektedir. Ancak, akut anokside ise NBC akısı inhibe oldu. Sonuç olarak, akut anoksi ve uzun süreli hipoksi NBC akısını farklı yolaklar aracılığı ile regüle etmektedir. Hipokside artan NBC akısının hiperkalemik solüsyonlara duyarlılığından elektrojenik (NBCe1) ve nötral (NBCn1) izoformların katkısı aydınlatıldı. Sonuçlarımız Hif bağımlı NBC akı artışından NBCn1 izoformunun sorumlu olduğunu gösterdi.

BikarbonatlarHIFHipoksi+3
Gül Şimşek
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Sıçanlarda metotreksat kullanımının neden olduğu sinir sistemi dejenerasyonuna agmatinin etkisi

Amaç: Kemoterapötik tedavinin yaygın yan etkilerinden biri merkezi sinir sistemi nörotoksisitesini ve periferal nöropatiyi içeren nörodejenerasyondur. Bu çalışmada kemoterapötik bir ajan olan Metotreksat (MTX) ile oluşturulan nörotoksisite ve periferal nöropatide Agmatinin (AgM) terapötik etkinliğinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada Wistar albino cinsi erkek sıçanlardan kontrol, MTX, AgM ve MTX-AgM (n=10) olmak üzere 4 deney grubu oluşturulmuştur. MTX gruplarına, 3 hafta boyunca, haftada 1 kez 37,5 mg/kg MTX intraperitonal (i.p) enjeksiyonu uygulanarak kimyasal nöropati modeli oluşturulmuştur. Sonrasında, tedavi gruplarına 1 hafta boyunca, günde 2 doz 40 mg/kg AgM (i.p) uygulanmıştır. Deney süresince siyatik fonksiyonel indeks (SFI), açık alan (OF) nosiseptif testleri; AgM uygulamasının bitimiyle su labirenti ve rotarod davranış testleri uygulanmıştır. Siyatik sinirden gerçekleştirilen elektrofizyolojik ölçümlerden sonra denekler sakrifiye edilerek siyatik sinir ve omurilik dokuları alınmıştır. Dokulardaki bazı apoptotik ve mitofajik yolak proteinlerinin ekspresyon seviyeleriyle ve histopatolojik değişimler belirlenmiştir. Bulgular: MTX uygulamasının, siyatik sinir dokusunda akson çapını, miyelin kılıf kalınlığını, miyelinli sinir lif çapını azaltığı; dolayısıyla nosiseptif ağrı algısında, sinir ileti hızında ve SFI skorunda düşüşe neden olduğu gözlemlenmiştir. MTX uygulanan gruplarda AgM'in akson çapında, miyelinli kılıf kalınlığında, nosiseptif ağrı algısında, sinir ileti hızında ve SFI skorunda artış sağladığı gözlemlenmiştir. MTX uygulamasıyla azalan lokomotor aktivite, öğrenme ve hafıza becerilerinin AgM uygulamasıyla arttığı gözlemlenmiştir. MTX uygulamasının apoptotik yolakta anlamlı olmayan bir aktivite artışına ve mitofaji ile ilgili yolakta anlamlı bir değişime neden olmadığı görülürken; MTX-AgM uygulamasının apoptozu baskıladığı gözlemlenmiştir. Omurilik dokusu torakal bölgede MTX nedenli oluşan dejeneratif değişikliklerekarşı AgM'nin terapötik etki gösterdiği gözlemlenmiştir. Sonuç: AgM'in, MTX'la indüklenen nörodejenerasyonda umut vadeden bir terapötik etkinliği olduğu gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Metotreksat, Agmatin, Siyatik sinir, Omurilik, Periferal Nöropati, Nörodejenerasyon.

AgmatineHayvan deneyleriMetotreksat+6
Hatice Fulya Yılmaz
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ultrasonik kavitasyonun PC3 hücre hattı için klorin E6 aracılı sonodinamik terapi ile indüklenen apoptozda etkisinin gösterilmesi

Amaç: Sonodinamik Terapi (SDT), Fotodinamik Terapiden türetilmiş, etki mekanizmaları tam olarak aydınlatılmamış ve giderek önem kazanan bir kanser terapi yöntemidir. SDT etki mekanizmalarının açığa çıkarılması terapi sürecinin olumlu sonuçlanmasına katkı sağlayacaktır. Bu çalışmada SDT etki mekanizmalarından biri olarak kabul edilen akustik kavitasyonun SDT uygulaması kaynaklı hücre ölümü üzerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: In vitro SDT uygulaması için PC3 prostat kanser hücre hattı kullanılmıştır. Altı kuyucuklu plakalara kuyu başına 105 hücre ekilmiştir. Sonosensitif ajan Klorin e6 önceden belirlenen dozda (5 µM) hücrelere uygulanmıştır. Ardından hücreler değişen yoğunluk ve görev döngülerine sahip 1 MHz frekansta ultrasese maruz bırakılmıştır. Hücrelerin bulunduğu besiyerinde oluşan kavitasyon değerleri ölçülmüştür. Tedavi etkinliğinin anlaşılması için hücrelere hücre canlılığını gösteren ve hücrelerin metabolik aktivitelerini belirleyen 3-(4,5-dimetiltiazol-2-il)-2,5-difeniltetrazolyum bromür tetrazolyum tahlili (MTT) yapılmış ve hücreler Hoechst/ Propidium İodide (HO/PI) ile boyanmıştır. Ölçümler kavitasyon seviyeleriyle ilişkilendirilmek üzere kaydedilmiştir. Bulgular: MTT bulgularına göre ultrases görev döngüsü arttıkça kavitasyon seviyesi anlamlı artış gösterdi ve hücre canlılığında anlamlı azalma meydana geldi. Ultrases güç yoğunluğunun artmasına bağlı olarak hücre canlılığı anlamlı azalma gösterdi ancak kavitasyon seviyelerinde kararlı anlamlı artış görülmedi. Sonuç: Kavitasyon seviyesi ile SDT etkinliği arasında bir ilişkinin mevcut olduğu doğrudur fakat hücre canlılığının azaldığı tüm durumlarda kavitasyon seviyesinin arttığı gözlemlenmemiştir. Hücre canlılığı üzerinde görülen bu negatif etkiyi keşfetmek için SDT'nin diğer etki mekanizmalarının araştırılması uygun olacaktır.

BiyofizikHücre dizisiKavitasyon+6
Ayşegül Türkkol
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Ratlarda akut miyokart enfarktüsü modelinde miyokardiyal perfüzyonun termal görüntülenmesi

Amaç: Bu araştırmada kardiyovasküler cerrahide miyokart perfüzyonunun intraoperatif değerlendirmede termal kamera kullanılması için non-invaziv ölçüm yöntemi geliştirme amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Araştırmada 40 adet Wistar albino ratlarda akut MI modellerinin kalpteki perfüzyon değişiminin değerlendirilmesi yapıldı. Pozitif kontrol olarak isoproteranol ile indüklenerek MI modeli oluşturuldu. Kalbi besleyen sol ön inen arterin oklüde edilerek 15 ve 30 dakika süreyle iskemi ve reperfüzyon yapıldı. Her beş dakikada bir görüntüler kaydedildi. Enerji metabolizması tayini miyokart sıcaklık değişimleri ile ilişkilendirildi. Bulgular: Araştırmada 40mg/kg isoproteranol uygulanan pozitif kontrol grubunun enerji metabolizması, kalpteki sıcaklık değişimleri ve histopatolojik değerlendirilmesi 15 dakika iskemi-15 dakika reperfüzyon yapılan grup ile benzer bulundu. Kalpteki tüm sıcaklık değişimleri 0,010 C hassasiyetle tespit edildi ve gruplar arası fark anlamlıydı(p<0,01). Sonuç: Bu çalışmada kalbin iskemi ve reperfüzyon sürecindeki sıcaklık değişimleri kaydedilerek termal görüntülemenin miyokart perfüzyonunu hassasiyetle görüntüleyebildiği sonucuna ulaşıldı. Termal kameranın ameliyat sırasında etkin bir şekilde kullanılabilmesi için değerlendirilecek bölgenin termal kontrastının sağlanması gerekmektedir. Ancak vaka esnasında hızlı müdahale gerektiren acil durumlar düşünüldüğünde, çok kısa sürede bilgi verecek ve çok kısa sürede müdahale imkânı sağlayacak, özel ve kompakt bir şekilde sistemlere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu sistemlerin ergonomik olabilmesi için cerrahi branşa özel yazılımların geliştirilmesi ve vaka örneği sayısının arttırılarak bilgi kütüphanesi oluşturulması gerekmektedir.

EnfarktüsMiyokardMiyokardial iskemi+7
Merve Serin
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

Investigation of the effect of neural therapy and electrical stimulation in the experimental colitis model induced by trinitrobenzene sulfonic acid in rats

Objective: Inflammatory Bowel Diseases (IBD) is a systemic chronic disease affecting the gastrointestinal system. Neural therapy (NT) is a regulation treatment applied through the injection of procaine or lidocaine. The aim of the study is to investigate the effects of NT and/or electrical stimulation (ES) in an experimental colitis model induced by Trinitrobenzene Sulfonic Acid (TNBS) in rats. Materials and Methods: Ninety one male Wistar Albino rats were divided into 13 groups (sham control, TNBS, TNBS+intrarectal (i.r.) procaine, TNBS+i.r. lidocaine, TNBS+ intraperitoneal (i.p.) procaine, TNBS+i.p. lidocaine, TNBS+subcutaneous (s.c.) procaine, TNBS+s.c. lidocaine, TNBS+ES, TNBS+ES+i.r. procaine, TNBS+ES+i.r. lidocaine, TNBS+ES+i.p. procaine, TNBS+ES+i.p. lidocaine). Colitis was induced using TNBS dissolved in 37% ethanol. Procaine or lidocaine was administered i.r., i.p., s.c. at a dose of 10mg/kg for 3 days. ES was applied to the ST36 acupuncture point for 10 minutes/day for 3 days. After treatment, colon segments and kidney tissue were removed from the subjects for biochemical and histopathological examination. Results: In the biochemical analyses, parameters involved in oxidative stress (MDA, MPO) and proinflammatory response (TNF-α, IL1beta, IL6) were found to increase in the TNBS group, while antioxidant values (SOD, CAT, GPx) and anti-inflammatory response (IL4 and IL10) showed a decrease. These values approached those of the control group with treatment. In the histopathological analyses, significant improvement was observed in colon tissue in the treatment groups, while partial improvement was observed in kidney tissue. Conclusion: The therapeutic efficacy of NT in IBD has been demonstrated in the experimental colitis model through anti-inflammatory mechanisms. The combination of neural therapy and ES showed a synergistic potential for improvement.

Electric stimulationAnimal experimentationColitis+6
Hüseyin Nazlıkul
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Periferik sinirlerde akrilamid kaynaklı nörotoksisitenin nörobiyofizik yöntemlerle araştırılması

Başlık: Periferik sinirlerde akrilamid kaynaklı nöroksisitenin nörobiyofizik yöntemlerle araştırılması. Amaç: Akrilamid (AKR) hem insanlarda hem de deney hayvanlarında kanıtlanmış nörotoksik etkiye sahiptir. AKR maruziyetinin hem merkezi hem de periferik sinir sistemini etkilemekte olup, Akrilamidin neden olduğu nöropatinin altında yatan mekanizmalar tam olarak bilinmemektedir. Yapılan çalışmada sıçan siyatik sinirinde sinir iletimi ile ilgili parametreler ve sinir uyarılabilirlik göstergelerinin ölçülerek, nörobiyofizik yöntemlerle incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Deneylerde Sprague- Dawley türü 20 adet erişkin erkek sıçan her bir grupta 10 hayvan olacak şekilde kontrol grubu (salin i.p., KON) ve deney grubu (akrilamid i.p., AKR) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Deney grubuna salinle çözünmüş 50 mg/kg/gün miktarda, 11 gün boyunca akrilamid intraperitoneal (i.p.) olarak enjekte edilirken, kontrol grubuna ise aynı miktarda salin intraperitoneal (i.p.) olarak enjekte edilmiştir. 12. gün kan serumu örnekleri alınmış, sinir uyarılabilirlik ve bileşik aksiyon potansiyeli kayıt deneyleri gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Elde edilen nörobiyofizik bulgular, akrilamidin sıçan siyatik sinir bileşik aksiyon potansiyeli genliğinde, alanında ve iletim hızlarında anlamlı azalmaya neden olduğunu göstermiştir. Biyokimyasal parametreler ise bu etkinin kaynağının oksidatif stres olduğunu göstermiştir. Histopatolojik incelemelerde ise sinir lif çapı, miyelin kılıf kalınlığı ve akson çapının azaldığı gösterilmiştir. Sonuç: Akrilamid nörotoksisitesi periferik sinirlerde oksidatif stres kaynaklı, fonksiyonel ve yapısal değişimlere neden olmaktadır. Anahtar Kelimeler: Akrilamid, nörotoksisite, sinir iletim hızı, bileşik aksiyon potansiyeli, sıçan

AkrilamidHayvan deneyleriNefrotoksisite+4
Nuray Semiz
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Fare ve sıçanlar için koşu bandı tasarımı ve yapımı

Egzersiz gerek doğal ortamda ve gerekse çeşitliliği son yıllarda giderek artırılan araç ve gereçler kullanılarak yapılan, metabolizmayı hızlandıran fiziksel faaliyetleri kapsamaktadır. Tıbbi araştırmalarda ve testlerde kullanılan, deney hayvanları grubunda olan fare ve sıçanlar son yıllarda yaygın olarak kullanılmaktadır. Yapılan deneysel çalışmaların birçoğunda fare ve sıçanlar üzerinde yapılan egzersiz çalışmaları en yaygın olarak kullanılan yöntemlerden birisidir. Bu tez çalışmasında fare ve sıçanların egzersiz amaçlı sabit veya değişken hızlarda koşmasını sağlayan, aynı anda birden fazla hayvanın kaçmadan istikrarlı bir şekilde koşabilmesine imkân sağlayan şeffaf kulvarlı ve farklı açılı koşma eğimi ayarlanabilir yeni nesil programlı bir koşu bandı tasarım ve üretimi hedeflenmiştir. Koşu bandının 3 boyutlu tasarımı bilgisayar ortamında çizilerek gerekli parçalar belirlenmiştir. Koşu bandı tasarımının da kullanılacak yazılım ve donanım ürünleri üretimi yapılarak birleştime ve montajı tamamlanmıştır. Yapılan kontrollerden sonra yazılım ve donanım ürünleri çizilen 3 boyutlu tasarıma göre üretilen metal gövde labaratuvar şartlarına uygun elektrostatik toz boya ile boyanmıştır. Boya sonrası montajı tamamlanan koşu bandının süreli hız testleri yapılarak hız, eğim ve mesafe kalibrasyonu yapıldı. Ayrıca cihazın güvenli ve stabil çalıştığını doğrulamak ve nitel olarak gözlemlemek amacıyla 8 adet deney hayvanı ile egzersiz testi yapılmıştır.

Serhat Yol
Fırat University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İn vivo ve in vitro diyabet modellerinde asprosinin dorsal kök gangliyonlarında miRNA-181a ekspresyonu ve hücre canlılığı üzerine etkisinin incelenmesi

Diyabet prevelansı son yıllarda giderek artan en büyük halk sağlığı sorunlarından biridir. Diyabetli hastalarda, yaygın ve uzun süre devam eden komplikasyonlardan biri de nöropatik ağrıdır. Nöropatik ağrının etiyolojisi tam olarak bilinememekle birlikte, adipoz doku ve adipokinler ile nöropatik ağrı arasında ilişki olduğunu gösteren çalışmalar bulunmaktadır. Nosiseptif iletimde görev alan dorsal kök gangliyonu (DKG), nöropatik ağrı gelişiminde ve yönetiminde önemli rol oynamaktadır. Nöropatik ağrının altında yatan moleküler mekanizmaları aydınlatmak için, gen ekspresyon paternlerinin nöropatiyi nasıl değiştirdiğini, bu değişikliklerin kronik ağrının gelişimine ve devam etmesine nasıl yol açtığını belirlemek oldukça önemlidir. Diyabet ve diyabetik komplikasyonlara aracılık etmede mikroRNA (miRNA) 'ların biyolojik işlevinin önemli olduğu rapor edilmiştir. miRNA-181a insan genomunda tanımlanan dört üyeli bir miRNA ailesinin (miRNA-181a-d) parçasıdır. miRNA-181a'nın diyabette apoptoz, otofaji ve mitokondriyal biyogenez gibi homeostatik mekanizmalarda rol aldığı bilinmektedir. Bununla birlikte miRNA-181a'nın diyabetik farelerin DKG'sinde değişip değişmediği bilinmemektedir. Yeni keşfedilmiş bir adipokin olan asprosinin (ASP), diyabette ve obezitede miktarı değişmektedir. Ancak asprosinin diyabette miRNA-181a ekspresyonunu DKG'de nasıl etkilediği ile ilgili bir çalışma henüz mevcut değildir. Bu tez çalışmasının üç temel amacı bulunmaktadır. Birincisi, diyabet indüklenmiş farelerin DKG'lerinde miRNA-181a ekspresyonunun değişip değişmediğini incelemek, ikincisi asprosin uygulamasının fare DKG'lerinde miRNA-181a ekspresyonunu etkileyip etkilemediğini belirlemek, üçüncüsü asprosinin DKG hücre canlılığı ve DKG hücre apoptozu üzerine etkinliğini belirlemektir. Bu çalışmada yetişkin, 25-30 gr ağırlığındaki Balb/C ırkı erkek fareler kullanılmıştır. Farelerde diyabet intraperitoneal streptozotosin (STZ) (150mg/kg) enjeksiyonu ile gerçekleştirilmiştir. Deney grupları kontrol, asprosin (10 g/kg), STZ, STZ+asprosin (10 g/kg) olmak üzere dörde ayrılmıştır (n=7 her bir grupta). Çalışma sonunda dekapite edilen hayvanların lomber-4, 5 (L4,L5) te bulunan DKG'leri alınarak qRT-PCR yöntemiyle miRNA-181a seviyeleri analiz edilmiştir. Ayrıca asprosinin DKG hücre apoptozu üzerideki etkinliği TUNEL testiyle, DKG hücre canlılığı üzerindeki etkinliği MTT testiyle belirlenmiştir. Sonuç olarak, ilk kez bu tez çalışmasıyla STZ ile diyabet indüklenmiş farelerin DKG'sinde miRNA-181a ekspresyon düzeylerinin azaldığı görülmüştür. Ayrıca ilk kez asprosin uygulamasının, diyabetli farelerin DKG'sinde düzeyleri azalmış olan miRNA-181a ekspresyonunu arttırdığı bulunmuştur. Asprosinin DKG hücre canlılığını arttırdığı ve DKG hücre apoptozunu azalttığı görülmüştür. Bu çalışmanın bulguları, asprosinin, diyabetik farelerin dorsal kök gangliyonlarında miRNA-181a ekspresyonunu, hücre canlılığı ve apoptozu modüle ettiğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: miRNA-181a, Diyabet, Asprosin, Dorsal Kök Gangliyonu, Nöropatik ağrı

AdipokinlerAdipoz dokuAsprosin+6
Muhammed Adam
Fırat University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Asprosin hormonunun nöroendokrin etkilerinin hipotalamik hücre hatlarında in vitro yöntemlerle araştırılması

Vücut yağ ve kas ağırlığı belirli bir eşik değere ulaştığı zaman, çeşitli metabolik sinyaller puberte başlangıcını ve dolayısıyla üreme fonksiyonunu düzenleyen hipotalamik nöronal ağa bu bilgiyi iletir. Fakat bu metabolik tetikleyicilerin doğası hala net değildir. Literatürde vücut ağırlığı/metabolik durumla ilgili bilgilerin nöroendokrin üreme aksı ile ilişkilendirilmesinde; leptin, insülin ve ghrelin gibi çeşitli eksitatör ve inhibitör metabolik sinyallerin rolü belirlenmiştir. Fakat bu faktörler tek başlarına puberte ve üremenin metabolik düzenleyicileri değildirler. Buna bağlı olarak vücut yağ/kas kütlesi ile ilişkili olabilecek diğer potansiyel sinyallerin araştırılmasının gerekliliği söz konusudur. Beyaz yağ doku hücrelerinden salınan bir hormon olan asprosin, karaciğerden dolaşıma hızlı bir şekilde glikoz salınımına sebep olmaktadır. Yağ dokudan salgılanan asprosinin bir yandan karaciğerden kana glikoz salınmasını kontrol ettiğinin anlaşılması ve diğer yandan sperm motilitesini artırıcı etkisi bu hormonun erkeklerde enerji metabolizması ve üreme faaliyetlerinin başlaması arasında anahtar bir rol oynayabileceği düşüncesini doğurmaktadır. Ancak asprosinin nöroendokrin üreme aksı üzerindeki etki mekanizması hala tam olarak aydınlatılamamıştır. Bu çalışma kapsamında yapılacak olan in vitro çalışmalar ile asprosinin puberteye geçiş üzerindeki hipotalamik hücre hatlarına olası etkilerini inceleme amacıyla gonadotropin salgılatıcı hormon (GnRH), gonadotropin inhibitör hormon (GnIH) ve kisspeptin nöronları üzerinde etkileri belirlenmeye çalışıldı. Çalışmada immortal hipotalamik hücre hatları GnRH (mHypoA GFP), GnIH (mHypoA50) ve kisspeptin (mHypoA GFP3) kullanıldı. Asprosinin farklı dozlarda (1 nM,10 nM ve 100 nM ) ve farklı zamanlarda (0., 30., 60., 90., 120. dakika) bu hücre hatlarındaki GnRH, GnIH ve Kisspeptin sekresyonu üzerindeki etkisi ELISA yöntemiyle belirlendi. Veriler Students't testi ve tek yönlü varyans analizi ve varyans analizinin ardından post-hoc Tukey's testi kullanılarak gerçekleştirildi. Asprosinin 1nM ve 10 nM dozlarında uygulandığı GnRH hücre hattında; GnRH tüm zamanlarda anlamlı şekilde azalırken, 100 nM' da ise anlamlı şekilde artmıştır. GnIH hücre hattında, 1nM ve 10 nM asprosin dozlarında GnIH düzeyinde 30., 60., dakikalarda anlamlı bir artış, 100 nM dozda; yalnızca 120. dakikada anlamlı bir azalma görülmüştür. Kisspeptin hücre hattında 1 nM ve 10 nM asprosin uygulaması; kisspeptin düzeyinde tüm zamanlarda anlamlı bir azalışa yol açarken, 100 nM dozda ise anlamlı bir fark gözlemlenmemiştir. Bu bulgular, asprosinin hipotalamik hücre hatları üzerinde etkili olabileceğini göstermektedir. Bu durum puberteye geçiş ve üreme sisteminin merkezi olarak düzenlenmesinde önemli bir rol oynayabileceğini düşündürmektedir.

AsprosinEnzime bağlı immünosorbent testiGnRH+6
Aysun Üçer
Fırat University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 geçiren ve iyileşen hastalarda sarkopeni sıklığı ve sarkopeninin COVID-19 klinik seyri üzerine etkisi

Bu çalışmada Covid-19 geçirenlerde sarkopeni sıklığı ve sarkopeninin Covid-19 un klinik seyrine etkisi araştırıldı. Çalışmaya PCR testi pozitif olup Covid-19 tanısı aldıktan sonra en az 45 gün geçmiş 50 yaş ve üzeri 92 kişi, Covid-19 geçirmemiş 92 sağlıklı gönüllü olmak üzere 184 kişi çalışmaya dahil edilmiştir. Hasta grubun yaş ortalaması 62,8, kontrol grubun yaş ortalaması 61,7 di. Cinsiyet dağılımı olarak hasta grubun; 43ü kadın, 49u erkek, kontrol grubunun 46 sı kadın, 46 sı erkekti. Çalışmaya katılan tüm bireylere sarkopeni için sarc-f anketi, el kavrama gücü ölçümü, kas kütle ölçümü, yürüme hızı, yorgunluk için VAS, dispne için BORG skalası, yaşam kalitesi için Sf-36 anketi, komorbidite için Charlson komorbidite indeksi, sigara alışkanlığı, vücut kompozisyon ölçümleri yapıldı ve kaydedildi. Hasta gruba Covid-19 sırasında klinik seyri, ateş ve öksürük varlığı, hastanede yatış süresi, kas ağrısı sorgulandı. Hasta grubunda sarkopeni görülen kişi 38 (41,3)'iken, sağlıklı kontrol grubunda sarkopeni görülen 3 (%3,26) kişiydi. Hasta grupta sarkopeni görülme sıklığı sağlıklı kontrollere göre anlamlı derecede yüksekti (p<0,001). 50-65 yaş grubunda hasta grubun %32,65'nde, kontrol grubunun %1,39'nda sarkopeni görülmüştür. 65 yaş üzerinde ise hasta grubunun %51,16'sında,kontrol grubunun %10'nda sarkopeni görülmüştür. VAS, BORG ve Charlson komorbidite ortalaması hasta grupta kontrol grubuna göre istatistiksel anlamlı olarak daha yüksek, kas kuvveti, yürüme hızı, sf-36 ortalaması istatistiksel anlamlı olarak daha düşüktü. (p<0,05).Hasta grupta kas ağrısı semptomu, ayaktan ve yatarak tedavi şekli, hastanede yatış günü, sigara kullanımı ve sarkopeni ilişkisinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı (p>0,05). Bu çalışmanın sonuçları, Covid-19 enfeksiyonunu takiben sarkopeni sıklığının arttığını gösterdi. Komorbidite indeksi, sigara, yüksek BMI ve düşük yaşam kalitesi Covid-19 klinik seyrini olumsuz etkilediği düşünüldü. Covid-19 enfeksiyonu ile sarkopeni arasındaki nedensellik ilişkisini değerlendirmek için daha fazla popülasyon tabanlı çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimler: BMI, Covid-19,Kas ağrısı, Sarkopeni, Sigara

COVID 19Kas ağrısıKas distrofileri+4
Nursima İnce
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan bireylerde serum magnezyum düzeyleri ve kardiyak komorbid hastalıkların üzerindeki etkisi

Kronik Obstriktif Akciğer Hastalığı (KOAH) kronik inflamasyon sonucu solunum yolunda hava akışını bozan ve sistemik yan etkilere sebep olan ilerleyici akciğer hastalığıdır. KOAH varlığında hiperekspande amfizematöz akciğerlerin varlığı ve hipoksik pulmoner vazokonstriksiyonun kalbin sağ tarafına uzun süreli etkileri pulmoner hipertansiyona ve daha sonra sağ atriyal, sağ ventrikül hipertrofisine yol açarak EKG değişimlerine ve kardiyak komorbiditelere neden olur. Magnezyum (Mg) elektrolitlerin iletilmesinde rol oynayan, hücre membran potansiyelini değiştirebilen bir iyondur ve ayrıca bronkodilatatör etkisi ile akciğer fonksiyonlarında iyileşme gösteren Mg, günümüzde KOAH için tanı, tetkik ve tedavi yönergelerinde bulunmamaktadır. Bu çalışmada evre 3 (%30 ≤FEV1<%50) ve evre 4 (FEV1<%30 veya FEV1<%50 ve kronik solunum yetmezliği) KOAH ile sağlıklı gönüllülerden hemogram, biyokimya, kardiyak enzimler ve EKG alınmıştır. KOAH olanlarda fosfor, laktat dehidrogenaz, total kolesterol, kırmızı hücre dağılım genişliği, ortalama trombosit hacmi, vitamin B12, antistroptolizin O, tiroid uyarıcı hormon, sedimentasyon, kütle CK-MB, troponin ile kalp atım hızı, V1'de P amplitüdü, QTc Mesafesi, V1'de R amplitüdü, V6'de S amplitüdü, V1'de R/S oranı, P dalga aksı sağlıklı gönüllülere göre anlamlı yüksek ve kreatinin, glomerular filtrasyon hızı, Mg, aspartat aminotransferaz, alanin aminotransferaz, total protein, albümin, hemoglobin, hematokrit, ortalama eritrosit hemoglobin konsantrasyonu, demir, total demir bağlama kapasitesi, serbest T3, QRS amplitüdü, V1'de S amplitüdü, V6'de R amplitüdü, V6'de R/S oranı anlamlı düşüktü. KOAH olanlarda hipertansiyon ve hiperlipideminin KVH için risk faktörü olduğu görüldü. Mg seviyesinin KOAH olanlarda <2 mg/dl olduğu, ayrıca troponin ve kütle CK-MB değerleri ile korelasyonu olmadığı; bu nedenle Mg seviyelerindeki değişimlerin KVH oluşma riskini arttırmadığı söylenebilir.

Akciğer hastalıklarıAkciğer hastalıkları-obstrüktifKalp hastalıkları+2
Mustafa Sencer Özkeçeci
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Proteinlerin katlanmış yapısında olmayan etkileşmelerin protein dinamiğine ve katlanma yolaklarına etkileri: Protein spesifik model yaklaşımları

.

Moleküler biyolojiMoleküler yapıProteinler+1
Omed Hamah Ameen Hama
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

İyonize radyasyon uygulanan sıçanların beyin dokusunda nitrozatif stres üzerine Nigella Sativa'nın etkisinin araştırılması

Çalışmamızda amacımız, antioksidan etkisi birçok çalışma ile gösterilmiş olan Nigella sativa (NS)?nın beyin dokusunda iyonize radyasyona (İR) bağlı oluşabilecek oksidatif hasara karşı engelleyici etkisinin olup olmadığını değerlendirmekti. Çalışmada sıçanlar; Standart Kontrol Grubu (Grup A, n=8), timokinon (TQ) için Kontrol Grubu (Grup B, n=8), Çörek Otu Yağı (ÇOY) için Kontrol Grubu (Grup C, n=8), İyonize Radyasyon Grubu (Grup D, n=10), Timokinon + İyonize Radyasyon Grubu (Grup E, n=10) ve Çörek Otu Yağı + İyonize Radyasyon Grubu (Grup F, n=10) olmak üzere toplam 6 gruptan (n=54) oluşturuldu. Kontrol grupları dışındaki grupların hepsine tüm kafaya ilk gün 5 Gy tek doz iyonize radyasyon uygulandı. ÇOY, ilk dozu ışınlamadan 1 saat önce olmak üzere 10 gün boyunca sıçanlara gavaj yoluyla verildi. TQ?un ise ilk dozu ışınlamadan 30 dk. önce olmak üzere 10 gün boyunca intraperitoneal olarak verildi. Çalışma sonunda hayvanlar sakrifiye edilerek beyin dokusu örnekleri alındı. Alınan doku örneklerinden nitrik oksik sentaz (NOS) enzim aktivitesi, nitrik oksit (NO) ve peroksinitrit (OONO?) seviyeleri gibi oksidan/antioksidan parametreler çalışıldı. NOS enzim aktivitesi açısından yapılan karşılaştırmalarda gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı ve İR grubunda diğerlerinden yüksek bulundu (p<0.001). NO seviyesi açısından yapılan karşılaştırmalarda gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı ve İR grubunda diğer gruplardan yüksekti (p<0.001). Peroksinitrit seviyesi açısından yapılan karşılaştırmalarda gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı ve İR grubunda diğerlerinden yüksekti (p<0.001). İyonize radyasyona maruz bırakılan sıçanlarda ÇOY ve TQ verildiğinde ise bu oranlar anlamlı düzeyde düşük tespit edildi. Sonuç olarak çalışmamızda iyonize radyasyona maruz bırakılan sıçanlarda NO, NOS ve OONO? düzeyleri gibi nitrozatif stres parametrelerinin daha yüksek bulunması, ÇOY ve TQ verildiğinde ise bu oranların anlamlı düzeyde düşük tespit edilmesi beyin dokusunda, oksidasyon durumunda ÇOY ve TQ maddelerinin antioksidan etki gösterdiğini desteklemektedir.

AntioksidanlarBeyinNigella sativa L.+3
Adem Ahlatcı
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Radyodiagnostik radyoloji fiziğinde kalite yönetim metotları

Hastaneler, klinikler ve diğer sağlık kurumlarında gerek teşhis gerek tedavi amaçlı kullanılan tıbbi cihazların son teknoloji ürünü olup, bu cihazların seçimi, doğru kullanımı, yönetimi ve en önemlisi bakımı ve kalibrasyonu artık göz ardı edilmemesi gereken önemli bir konu haline gelmiştir. Kalibrasyon, belirlenmiş koşullar altında, doğruluğu bilinen bir ölçüm standardını veya sistemini kullanarak diğer bir cihazın doğruluğunun ölçülmesi, sapmalarının belirlenmesi ve doküman haline getirilmesi için kullanılan ölçümler dizisidir. Kalibrasyon bilinci oluşmuş kurumlar, kalibrasyonun önemini iyi bildiklerinden, hatalı ölçüm yapan bir cihazın teşhis sürecini olumsuz yönde etkilemesi sebebi ile sağlık gibi geri dönüşü zor olan bir sektörde nelere mal olacağını bildikleri için kalibrasyon yaptırma noktasında hassas davranmaktadır. Kritik noktalarda karar verebilmek ve limit aşımlarını belirlemek için kullandığımız ölçüm cihazlarının doğruluğundan emin olmak adına kalibrasyona ihtiyaç duyulmaktadır. Biz bu çalışmamızda toplam beş röntgen cihazıyla kalibrasyon işlemi yaptık. Cihazlarda kV, HVL değerlerini ölçmeye çalıştık. Yaptığımız ölçmeler sonucunda tüm cihazların normal standartlar çerçevesinde ölçüm yaptığını tespit ettik. Anahtar Kelimeler: Radyodiagnostik Radyoloji Fiziği, Kalite, Kalibrasyon

KalibrasyonKaliteKalite yönetimi+4
Azzem Özçelik
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Deneysel diyabette pulslu elektromanyetik alanın antioksidan etkileri

ÖZET DENEYSEL DİYABETTE PULSLU ELEKTROMANYETİK ALANIN ANTİOKSİDAN ETKİLERİ Hafiza GÖZEN Yükseklisans Tezi Biyofizik Anabilimdalı Tez danışmanı : Doç. Dr. Can Demirel Haziran 2014 Deneysel diyabet modelinde pulslu elektromanyetik alanın (PEMA) koruyucu etkileri oksidatif/ nitrozatif stres parametreleriyle incelenmiştir. Bu amaçla, deney protokolüne uygun olarak, sıçanlar rastgele kontrol (K; n=8), sham (SPEMA; n=8), diyabet (D; n=8), diyabet+PEMA (D+PEMA; n=8) olmak üzere toplam 4 gruba bölünmüştür. PEMA uygulaması diyabet tanısı konduktan sonra başlayıp günlük 60 dakika olmak üzere 4 hafta D+PEMA grubuna uygulanmıştır. Elde edilen kandan ve karaciğer dokusundan antioksidan parametrelerden Total Thiol-SH , Glutatyon (GSH), Süperoksit Dismutaz (SOD), Katalaz (CAT), Total antioksidan düzeyi (TAS), oksidan parametrelerden Nitrik Oksit (NO), Malondialdehid (MDA), Miyeloperoksizdaz (MPO), Total Oksidan Düzeyi (TOS) ölçümleri yapılmıştır. TOS/TAS oranından Oxidative Stress İndex (OSİ)'i elde edilmiştir. K grubuna göre SPEMA ve D gruplarında MPO, MDA, NO ve TOS seviyelerindeki artma ile SOD ve TAS seviyelerindeki azalma istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (P<0.05). D+PEMA grubunda MPO, MDA, SOD, NO ve TAS seviyelerinin K grubu seviyesine yaklaştığı saptandı. D+PEMA grubunda TOS düzeyindeki artma diğer gruplarla anlamlı farklılık yaratmamıştır. GSH seviyesinin kontrol grubuna göre SPEMA, D ve D+PEMA grubunda düştüğü görüldü (P<0.05). Thiol-SH ve CAT seviyeleri incelendiğinde gruplararasında anlamlı farklılık tespit edilmemiştir. SPEMA ve D grupları OSİ oranına göre karşılaştırıldığında, bu gruplar arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır. Birbirine benzer oranlar K ve D+PEMA grupları karşılaştırıldığında da elde edilmiştir. PEMA'nın TAS, TOS, OSİ, MDA, NO, MPO, SOD ve GSH parametrelerinde etkin olduğunu ve diyabete bağlı hasarda düzenleyici rolünü oksidatif stresi azaltıp antioksidanların artışını destekleyerek ortaya çıkardığını düşünmekteyiz. Çalışmamızın PEMA'nın, diyabet ve komplikasyonlarına yönelik non-invaziv bir tedavi seçeneği olarak daha kapsamlı araştırmalara katkıda bulunacağını umuyoruz. Anahtar kelimeler: antioksidanlar, diyabet, oksidatif stress, serbest radikaller, PEMA.

AntioksidanlarDiabetes mellitus-deneyselElektromanyetik alanlar+2
Hafiza Gözen
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Pulslu elektromanyetik alanın rejenere olan sıçan siyatik sinir demetinde potasyum kanallarına etkisinin sukroz-gap yöntemi ile incelenmesi

ÖZET Pulslu Elektromanyetik Alanın Rejenere Olan Sıçan Siyatik Sinir Demetinde Potasyum Kanallarına Etkisinin Sukroz-Gap Yöntemi İle İncelenmesi Periferik sinir sisteminde, sinir yaralamasının ardından yeniden miyelinlenme sinir iletim fonksiyonlarının tam olarak düzelmesi için çok önemlidir. Araştırmalar pulslu elektromanyetik alanın (PEMA) rejenerasyonu hızlandırabileceğini göstermiş, fakat PEMA'nm sinir rejenerasy onunu hızlandırma mekanizması çözümlenememiştir. Bu nedenle, bu çalışmanın esas amacı yaralanma sonrası PEMA etkisinde rejenere olan siyatik sinirlerde elektrofizyolojik ve yapısal değişikliklerin olup olmadığını belirlemektir. Yaralanma sonrasında sıçan siyatik sinirlerinin elektrofizyolojik fonksiyonlarına iyon kanallarının katkılarını göstermek için sukroz-gap tekniğini kullandık. Yeniden miyelinlenme sırasında ve sonrasında K* kanal duyarlılığını belirlemek için 4-Aminopiridinin (Ap) ve Tetraetilamonyum (TEA) kullanıldı. Ayrıca, sinirlerin iletim hızlarını ölçtük ve elektron mikroskobu ile sinirlerdeki yapısal değişiklikleri araştırdık. Bulgular, PEMA nm sinir rejenerasyonu üzerindeki etkisinin yaralanmadan 38 gün sonra ortaya çıktığını gösterdi. PEMA özellikle 4-Ap'nin etkilerini değiştirdi. Delayed depolarizasyonun genliği düştü, süresi uzadı ve hiperpolarize edici ard potansiyel aktivitesi azaldı. Bunların dışında, PEMA iletim hızında bir artışa neden oldu. Bu araştırmanın sonuçları, sinirlerin elektriksel iletim özellikleri ile miyelin oluşması arasında çok önemli ilişkinin varlığını gösterdi. Miyelinli bölgelerdeki küçücük hasarlar bile iyon kanallarının fonksiyonlarında önemli değişikliklere neden olabilir. Yaralanma öncesiyle karşılaştırıldığında, rejenere olan sinir liflerinin elektrofizyolojik özellikleri ve yapılarında çeşitli farkların bulunduğu belirlendi. Siniri yaralanmış sıçanlara uzun süreli PEMA uygulandığı zaman, miyelinizasyon sürecinin PEMA tarafından hızlandırılabildiği belirlendi. Anahtar Sözcükler: Pulslu elektromanyetik alan, Sinir rejenerasyonu, Sinir ezilme yaralanması, Bileşik aksiyon potansiyeli, Sıçan Siyatik sinir

Tufan Mert
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Sıcak ve soğuk kanlı iskelet kaslarının biyoelektrik ve biyomekanik parametrelerine ketaminin etkisi

I» ______ ÖZET Bu çalışmada soğuk ve sıcak kanlı deney hayvanlardan kurbağa ve sıçanın siyatik sinir-sartorius kas ve frenik sinir-hemidiyaf- ragma sinir-kas preparatlarmın biyoelektrik ve biyomekanik parametreleri ve bu parametrelere ketaminin etkisi incelenmiştir. Çalışmada ağırlıkları 80-100 g arasında değişen Rana-pipien türü kurbağadan disekte edilen 18 adet siyatik sinir-sartorious kas preperatı ile, ağırlıkları 200-230 g arasında değişen Albino-wistar türü sıçandan disekte edilen 13 adet frenik sinir-hemidiyaf ragma kas preperatı kullanılmıştır. Bu preparatlarm normal ve ketamin dozuna bağlı mekanogram değerleri, izole organ banyosunda izometrik çevirec ile ölçüldü. Her iki preperatta da nöromüsküler iletimin blokaj miktarları artan ketamin dozu ile artmakta, fakat iletimi bloke eden ketamin konsantrasyonları farklı olmaktadır. Bununla birlikte, ketamin etkisinin ortadan kalkma süresi, yani yıkandıktan sonra geriye dönüş süreleri aynıdır. Kullanılan preperatlarının biyoelektriksel parametreleri mikroelektot yöntemiyle ölçüldü. Her iki preperatm biyoelektriksel parametrelerinin normal değerlerinin farklı olduğu, fakat zar ve aksiyon potansiyeli parametrelerinin ketaminin dozuna bağlı olarak değiştiği bulundu. Soğuk ve sıcak kanlı iskelet kaslarının biyomekaniksel ve biyoelektriksel özelliklerinin farklı olduğu ve bu kaslarda ketaminin doza bağlı etki derecelerin de farklı olduğu belirlendi. Literatürde soğuk ve sıcak kanlı kasların biyoelektrik ve biyomeka nik parametrelerine (BBP) ait çok sayıda bilgi bulunmaktadır. Bu çalışmada laboratuvarımızda kullanılan Rana-pipien türü kurbağanın sartorius sinir-kas preperatlarının BBP'nin normal değerleri ile Albino-wistar türü sıçanın diyafragma sinir-kas preparatlarmın BBP'nin normal değerlerini saptamak ve karşılaştırmak da amaçlan mıştır. Klinikte genel anestezik olarak kullanılan ketamin, lokal anestezikler gibi davranıp sinir-kas preparatlarmda nöromüskülerkavşağı etkileyerek iletimi bloke eder. Düşük ketamin konsantras yonları zarı depolarize, yüksek konsantrasyonları ise zarı hiperpolarize eder. Sıcak kanlı sıçan frenik sinir-hemidiyaf ragma kas preparatında nöromüsküler iletimi bloke eden ketamin konsant rasyonu, soğuk kanlı kurbağa siyatik sinir-sartorius kas prepara tında nöromüsküler iletimi zayıflatır, yani bloke edemez, ancak daha yüksek ketamin konsantrasyonlarında nöromüsküler iletim bloke olur. Ketaminin doza bağlı olarak oluşturduğu etkinin farklı olması, kullanılan preparatlarm yapısı, işlevleri ve ortam sıcaklığının farklı olmasından ileri gelmektedir.

BiyomekanikKas-iskelet fizyolojik fenomenleriKetamin
Işıl Öcal
Çukurova University · Institute of Health Sciences
1993
00
Master'sOpen AccessTR

Biyolojik sinyallerin bilgisayar ile kayıtlanmaları ve analizleri

oz BİYOLOJİK SİNYALLERİN BİLGİSAYAR İLE KAYITLANMALARI VE ANALİZLERİ Bu çalışmada biyolojik sinyallerin digital formda kayıtlanma ve analizinde kullanılabilecek iki veri alma sistemi önerilmektedir. Birincisi Digital storage osiloskoplu (DSO) veri alma sistemi ve ikincisi Analog to Digital Converterli (ADC) veri alma sistemidir. Birinci sistemde analog sinyaller DSO'un kendi ADC'si tarafından digitale çevrilip 1 kvvord'lük bir data olarak saklanmakta ve bu datalar BİSİP Programı ile bilgisayara aktarılmakta, burada görüntülenmekte ve üzerinde çeşitli işlemler yapılabilmektedir. Bu sistemde DSO hem digitale çeviren hem de görüntüleyen alet olarak kullanılmaktadır. İkinci veri alma sisteminde ADC bulunmaktadır. Osiloskop yalnız görüntüleyen bir alet görevini yüklenmiştir. Bilgisayara ASCII formatında kayıtlanmış bilgiler geliştirilen BİSİP Programıyla bilgisayar ekranında çizilmekte ve üzerinde kürsörlerle ölçümler yapılabilmektedir. BİSİP Programıyla bir ekrana çok sayıda eğrinin çizdirilmesi, kürsörlerle zaman ve genlik bilgilerinin okunabilmesi, türev, integral, Fourier Frekans analizi ve Averajlama gibi işlemlerin yapılması mümkündür. BİSİP programıyla verileri DSO'dan veya ADC'den okunabilir, print screen komutuyla kağıda aktarılabilir ve save komutu ile manyetik ortamda "file" olarak saklanabilir. Analog biyolojiksinyallerin digitale çevrilip bilgisayarla analizlenmeleri sonucu, biyolojik sinyallerden biyolojik sistem hakkında daha fazla bilgi elde etmek mümkün olmaktadır. Anahtar kelimeler: Veri alma sistemi, biyolojik sinyal, hafızalı osiloskop, analog- digital çevirici. vıı

BilgisayarlarBiyolojik işaretlerVeri analizi+1
Aykut Pelit
Çukurova University · Institute of Health Sciences
1996
10
DoctorateOpen AccessTR

AC manyetik alana maruz bırakılan deneysel olarak oluşturulan diyabetli sıçanların extensor digitorum longus ve soleus kasının biyoelektrik, biyomekanik, biyokimyasal ve histolojik özellikleri

ÖZETAC Manyetik Alana Maruz Bırakılan Deneysel Olarak Oluşturulan Diyabetli SıçanlarınExtensor Digitorum Longus ve Soleus Kasının Biyoelektrik, Biyomekanik,Biyokimyasal ve Histolojik ÖzellikleriÇalışmada ağırlıkları ortalama 250 ile 350 g arasında değişen Wistar türü,albino, erkek sıçanlar kullanıldı (n=80). Sıçanların yarısında, juguler venden 0,1 Msoğuk sitrat tampon çözeltisi (pH =4,5) içinde çözülmüş streptozotosin (STZ) 45mg/kg verilerek diyabet oluşturuldu. Sıçanların diğer yarısına ise aynı hacimde 0,1 Msoğuk sitrat tampon enjeksiyonu i.v. yoldan enjekte edildi. Kontrol (sitrat tamponenjekte edilmiş) grubunun yarısı ile diyabetli grubun yarısı her gün aynı saatlerde165 dakika boyunca 1,5 mT şiddetinde, 50 Hz frekanslı düzgün modülasyonlumanyetik alan içinde tutuldular. Bir aylık süre sonrasında intrakardiak kan alınarakkan biyokimya değerleri ölçüldü, dekapite edildikten sonra Soleus ve ExtensorDigitorum Longus (EDL) kaslarından biyomekanik ve biyoelektriksel ölçümlerkayıtlandı, Soleus ve EDL kası histolojik özellikleri elektron mikroskobu (EM) ileincelendi.Biyoelektrik ölçümlerden dinlenim zar potansiyelleri, Kas AksiyonPotansiyelleri, Depolarizasyon ve repolarizasyon süreleri, Kas Aksiyon PotansiyelAlanı, Depolarizasyon hızı ve repolarizasyon hızı ölçüldü. Deney gruplarına aitparametreler istatistik testleri ile analiz edildi.Sonuç olarak, manyetik alan diyabetli sıçanlarda kilo kayıplarını dolaylı olarakazalttığı, yorgunluk öncesi azalan kas kuvvetlerinde artma fakat yorgunluk sonrasıazalan kas kuvvetlerinde ise düzelme sağlamadığı görüldü. Dinlenim zar ve aksiyonpotansiyeli değerlerinde ise sayısal olarak çok az bir düzeltme sağladı ve budüzeltme istatiksel açıdan anlamlıdır. Kan glikoz, total kolesterol, HDL ve LDLkolesterol, trigliserid değerlerindeki artmayı da azalttı. Modülasyonlu manyetik alandiyabetin bozduğu tabloyu nispeten normalleştirdi. Ancak kontrol değerlerineyaklaştıramadı. Manyetik alanını şiddeti, frekansı, biçimi ve uygulama sürelerideğiştirilerek diyabet tablosuna etkileri araştırılabilir.ANAHTAR KELİMELER: AC manyetik alan, soleus, extensor digitorum longus, sıçan,streptozotosin

Aykut Pelit
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Radyasyona maruz bırakılan ratlarda meydana getirilen doku hasarına karşı ısırgan otu tohumu ekstraktının koruyucu etkinliğinin araştırılması

Kanser tanısı alan hastaların yaklaşık %50-60'ına radyoterapi tedavisi uygulandığından, radyoterapi alan hastalarda radyasyona bağlı istenmeyen yan etkilerin meydana geldiği bilinmektedir. Çalışmamızda, radyasyona bağlı doku hasarı ve oksidatif strese karşı ısırgan otu tohumu ekstraktı (IOTE)'nın koruyucu etkisi araştırılmıştır. Çalışmamızda, 8 haftalık 32 adet Wistar albino türü erkek rat kullanıldı ve 4 gruba ayrıldı (n=8). Birinci grup, kontrol grubu (K) olarak seçildi ve 10 gün süreyle pelet yem ile beslendi. İkinci gruba (R), tek doz 5 Gy radyasyon verildikten sonra 10 gün süreyle pelet yem ile beslendi. Üçüncü gruba (R+IOTE) tek doz 5 Gy radyasyon verildi ve 10 gün süreyle IOTE + pelet yem ile beslendi. Dördüncü grup (IOTE) ise 10 gün süreyle IOTE + pelet yem ile beslendi. Ketamin (50 mg/kg IP) anestezisi altında sakrifiye edilen ratların; serum, karaciğer ve beyin dokularında MDA, SOD, CAT, GSH ve GSH-Px değerleri ile birlikte serumdaki AST ve ALT değerleri ölçüldü. Ayrıca karaciğer ve beyin dokularında histopatolojik bulgular incelendi. Çalışma sonunda; R grubunun serumdaki AST, ALT, MDA düzeyleri diğer gruplara göre yüksek iken, SOD, CAT, GSH ve GSH-Px düzeylerinin düşük olduğu tespit edildi (p<0.05). R+IOTE grubunun serumdaki AST, ALT, MDA düzeyleri R grubuna göre düşük iken; SOD, CAT, GSH ve GSH-Px değerlerinin yüksek olduğu gözlendi (p<0.05). Ayrıca R+IOTE grubunun karaciğer dokusundaki MDA değerleri R grubuna göre düşük iken, SOD, CAT, GSH ve GSH-Px değerleri yüksek bulundu (p<0.05). K grubu ve IOTE gruptaki ratların karaciğer dokularında herhangi bir histolojik farklılık bulunmadığı, ancak radyasyon uygulanan R grupdaki ratların hepatositlerinde hidropik dejenerasyon olduğu gözlendi. R+IOTE grubu ratların karaciğer dokularındaki dejeneratif değişiklikler ise R grubuna göre daha az bulundu. Grupların beyin dokularında histopatolojik olarak herhangi bir değişiklik gözlenmedi. Bu sonuçlara göre radyasyonun; oksidatif stresi arttırdığı, antioksidan kapasiteyi azalttığı ve karaciğer dokusunda dejeneratif değişiklikleri meydana getirdiği gözlenmiştir. Ancak, radyasyon uygulamasından sonra IOTE tüketilmesinin, oksidatif stres artışını engellediği, antioksidan kapasiteyi koruduğu ve karaciğer dokusunda dejeneratif değişiklikleri azalttığı görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Radyasyon, ısırgan otu tohumu, oksidatif stres, antioksidan, lipid peroksidasyonu.

Bitki özütüIsırgan otuLipid peroksidasyonu+6
Kenan Yıldızhan
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Torasik aorta uygulanan pulslu manyetik alanın apoptotik etkilerinin kasılma parametreleri üzerinden incelenmesi

Programlı hücre ölümü (apoptozis) canlının kendisi tarafından programlı bir şekilde yaşlanmış, zararlı ve istenmeyen hücrelerinin enerji kullanılarak yok edilmesidir. Hücre ölümü düzenli ve kontrollü bir şekilde olmalıdır çünkü hücre ölüm bozukluğu, otoimmün hastalıkları, nörodejeneratif hastalıklar, iskemiye bağlı hastalıklar, insüline bağımlı tip diyabet, hepatit C infeksiyonu ve AIDS gibi bir takım hastalıklara neden olur. Biyolojik sistemleri etkileyen farklı şiddet ve frekanslardaki manyetik alan kuvvetlerinin etkilerini anlamak için yapılan çalışmalarda pulslu manyetik alanın (PMA) hücrenin proliferasyonuna, büyüme faktörlerinin sentez ve salınımına, apoptoza etkisi gösterilmiştir. Bu tez çalışmasında, deney hayvanlarına (rat) uygulanan PMA'nın vasküler sistemdeki olası apoptotik etkilerinin hücre içi Ca+2 konsantrasyon değişimi ve düz kas kasılma yanıtları üzerinden incelenmesi amaçlanmıştır. İki gruba ayrılan deney hayvanlarının birinci grubu günde bir defa ve her gün aynı saatte, 1 saat boyunca PMA'ya (1,5 mT ve 40 Hz) maruz bırakıldı. İkinci grup ise kontrol grubu olarak ayrıldı. İki gruptan alınan dokular endotelli ve endotelsiz olarak organ banyosu sistemine asıldı. Dokulara elektriksel uyaran KCl, kimyasal uyaran fenilefrin ve H2O2 akut ve kısa dönem (40 dakika inkübasyon) şeklinde uygulanıp, kasılma yanıtlarını ölçerek hücrede moleküler düzeyde gerçekleşebilecek apoptotik değişikliklerin kasılma üzerine etkisi kontrol edildi. Ayrıca sıçanlardan alınan torasik aorta dokularından elde edilen hücre kültürü hücreleri Fura-2am floresans boya ile yüklenerek floresans mikroskopunda Ca+2 konsantrasyonu gözlendi. PMA'nın etkileri bir apoptoz indükleyici H2O2 ile test edilerek Ca+2 düzeyinin PMA grubunda daha yüksek olduğu bulundu. Hem KCl hem de Fenilefrin için % kasılma değerlerinin endotelsizler de daha büyük olduğu bulundu. H2O2'nin 40 dakikalık inkübasyonu sonucu erken apoptoz yapılan dokularda elde edilen fenilefrin kasılma yanıtlarında da PMA grubunda artış gözlendi. Yine H2O2 ile 40 dakikalık erken apoptoz oluşturulan dokularda KCl uyarısında kontrol grupları için endotel varlığında kasılabilirliğin daha fazla olduğu görüldü. Fenilefrin yanıtının bir parçasını oluşturan Inositol 1,4,5-trifosfat reseptörlerinin apoptozun kritik düzenleyicisi olabileceğini ve ilaç araştırmalarında önemli bir hedef olabileceği düşünülmektedir.

AortAort-torasikApoptozis+5
İlknur Baldan
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

5 Hz ve 15 Hz düşük frekanslı pulslu manyetik alanların streptozotosinin indüklediği sıçanlarda periferal diyabetik nöropatiyi tedavi edici etkilerinin araştırılması

Diabetes Mellitus (DM) cinsiyet farkı gözetmeksizin populasyonda yaygın olarak görülen ve gittikçe artan makrovasküler (kardiyovasküler) ve mikrovasküler (retinopati, nefropative nöropati) komplikasyonlara sebep olan otoimmün bir hastalıktır. Diyabetle birlikte gelişen periferal diyabetik nöropatinin (DPN) tedavisinde düşük frekanslı pulslu manyetik alan (PMA) uygulamalarının periferal kan mono nükleer hücreleri uyardığı, anjiyogenez ve diyabetik ayak ülserlerinde kullanıldığı çalışmalarda gösterilmiştir. Çalışmamızın amacı 5 Hz ve 15 Hz düşük frekanslı pulslu manyetik alanların streptozotosinin indüklediği periferal diyabetik nöropatinin tedavisinde etkililerini belirlemektir. Çalışmada Wistar Albino türü 60 adet sıçan kullanıldı. Sıçanlar control (K), diyabet (D), 5 Hz ve 15 Hz PMA uygulama grupları olmak üzeri toplam 6 grupa ayrıldı. PMA grubunda bulunan sıçanlar, haftada 5 gün, günde 1 saat, 8 hafta boyunca 5 ve 15 Hz düşük frekanslı PMA etkisine bırakıldılar. Deney süresi boyunca haftada bir kez sıçanların kan glukoz seviyeleri ve ağırlıkları ölçüldü. Mekanik ve termal plantar testler yapıldı ve deney süresinin sonunda sıçanların kalplerinden kanları alındı, serum insülin (INS), tümör nekroz faktör alfa (TNF-α), interlökin- 2 (IL-2), interlökin-6 (IL-6) ölçüldü. Çalışmamızda, K ve K-PMA gruplarında bulunan sıçanların 8 hafta sonunda, deney başlangıcındaki ilk değerlerine göre ağırlıklarının arttığı ve kan glukoz seviyelerinin azaldığı; D ve D-PMA gruplarında bulunan sıçanların ağırlıklarının ve kan glukoz seviyelerinin azaldığı görüldü. Fakat bu değişimler istatistiksel olarak anlamlı değildir. Sekiz hafta sonunda tüm gruplarda bulunan sıçanların kan örneklerinden INS seviyeleri ve IL-2, IL-6 ve TNF-α ölçüldü. K ve D alt gruplarında değerler PMA ile bir miktar değişmektedir, fakat dalgalanma çok yüksek olduğundan bu değişimler istatistiksel olarak anlamlı değildir. Termal latans ve mekanik eşik değerlerinde D-PMA grubu ile D grubu arasında anlamlı fark vardır, PMA uyarımı, diyabetik sıçanlarda termal ve mekanik uyarana karşı hipersensitivite gelişimini önemli ölçüde engelledi. Bugünkü çalışmamızın sonuçları, PMA ile yapılan tedavinin DPN için hayvan modellerinde gözlenen anormalliklerin gelişmesini engelleyebileceğini göstermektedir. Bununla birlikte, PMA'nin DPN üzerindeki spesifik mekanizmalarını aydınlatmak ve PMA'nin klinik uygulama için uygulanabilirliğini teyit etmek için ileri araştırmalara ihtiyaç vardır.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-deneyselDiabetik nöropatiler+2
Shabnam Assadollahıanbonab
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Prostat kanseri hücre dizininde fotodinamik ve sonodinamik tedavilerin etkisi

Bu çalışmanın amacı, prostat kanseri tedavisinde metilen mavisi veya fiyorbid a-aracılı sonodinamik, fotodinamik ve sonofotodinamik tedavilerin olası antitümör etkilerinin ve etki mekanizmalarının in vitro incelenmesidir. Sonodinamik ve sonofotodinamik tedaviler yeni tür noninvaziv yöntemler olup kanser tedavisinde önemli bir yere sahip olacağı düşünülmektedir. Bu bağlamda, tedavilerin hücre canlılığı üzerine etkileri MTT testi ile apoptotik morfolojik değişimler hoechst/propidiyum iyodid boyamayla, apoptotik yolakta ve wnt sinyal yolağında bulunan proteinlerin miktarları western blot yöntemiyle ve bu yolaklardaki proteinlerin gen düzeyindeki ekspresyonlarına etkileri RT-PCR analizi ile incelenmiştir. Ayrıca, tedavi sonrası hücrelerdeki reaktif oksijen türlerinin miktarı ile antioksidan sistemlerdeki değişimler biyokimyasal yöntemlerle incelenmiştir. Sonuçlara göre tek başına ışık veya ultrases uygulamasının kontrole nazaran hücre canlılığına etkisi yokken, uygulanan tedavilerin hücre canlılığını azalttığı belirlenmiştir. Ayrıca, kontrol hücrelerine nazaran tedavi gruplarında apoptotik hücrelerin sayısının önemli oranlarda arttığı gözlenmiştir. Uygulanan tedavilerin hücrelerde kaspaz-8, kaspaz-3, Parp ve Bax proteinlerinin seviyelerinde artışa, kaspaz-9 ve bcl2 protein seviyelerinde azalmalara yol açtığı gözlenmiştir. RT-PCR sonuçlarına göre wnt sinyal yolağındaki proteinlerin gen düzeyinde ekspresyonlarının uygulanan tedavilerle değiştiği gözlenmiştir. Ayrıca, uygulanan tedavilerin prostat kanser hücrelerinde ROS ve MDA seviyelerinde artış, GSH, CAT ve SOD seviyelerinde azalmaya neden olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak prostat kanseri tedavisinde sonodinamik, fotodinamik ve sonofotodinamik tedavilerin umut verici etkilere sahip olduğu ve bu etkilerin hücre içi ROS miktarı ile indüklenen apoptoz ve wnt yolağı ile ilişkili olabileceği gösterilmiştir.

Gen ifadesiHücre dizisiMetilen mavisi+5
Mehran Aksel
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Elektriksel stimülasyon ve schwann-benzeri hücrelerin periferik sinir hasarına etkileri

Schwann-benzeri hücreler, in vitro ortamda kök hücrelerin farklılaştırılması ile elde edilen, morfolojik ve genetik açıdan gerçek schwann hücrelerine ait özellikleri sınırlı olarak gösteren hücrelerdir. Gerçek schwann hücrelerinin in vitro ortamda düşük proliferasyon göstermesi ve elde edilmesinin önündeki etik problemler sebebiyle terapötik amaçla kullanılmak üzere üretilmektedirler. Çalışmamızda 20 Hz frekansında düşük şiddetli elektrik akımı ve schwann-benzeri hücrelerin periferik sinir hasarı üzerindeki etkileri incelenmiştir. Bu amaçla 6'şar wistar-albino sıçandan oluşan 7 deney grubu kullanılmıştır. Çalışmanın ilk aşamasında sıçan adipoz dokusundan elde edilen kök hücrelere farklılaştırma protokolü uygulanarak schwann-benzeri fenotip kazanmaları sağlanmıştır. Elde edilen hücre fenotipi in vitro ortamda yapılan morfolojik inceleme ve RT-PCR analizleri ile teyit edilmiştir. Ardından sham grubu dışında bütün sıçanlarda siyatik sinir hasarı oluşturularak sırayla sinir hasarı, elektriksel stimülasyon, adipoz kök hücre, adipoz kök hücre + elektriksel stimülasyon, schwann-benzeri hücre ve schwann-benzeri hücre + elektriksel stimülasyon uygulamaları yapılmıştır. Hayvan deneylerin başlamasının ardından 6 haftalık periyotta yapılan uygulamaların sinir hasarı üzerindeki olası olumlu etkileri haftalık siyatik fonksiyon indeksi (SFI) ve deney sonunda sinir ileti hızı, bileşik kas aksiyon potansiyeli, ıslak kas ağırlığı ve histolojik olarak değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre tek başına elektriksel stimülasyon sinir ileti hızında sınırlı bir artış sağlamış olsa da adipoz kök hücre veya schwann benzeri kök hücrelerin ekimiyle daha başarılı olduğu bulunmuştur. Adipoz kök hücre ekimi ve elektriksel stimülasyonun kombine olarak kullanılmasıyla tek başına elektriksel stimülasyona oranla bir artış sağlanmış olsa da istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Ancak aynı protkolde schwann benzeri hücrelerin kullanılmasıyla beraber sinir ileti hızlarındaki artış istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Özellikle elektriksel stimülasyon ile birlikte sinir ileti hızında bulunan artış yüksek derecede anlamlıdır. Yapılan histolojik incelemelerde ise schwann benzeri hücre ekimi ve elektriksel stimülasyonun kombine olarak kullanılması en kalın miyelin kılıf ve ortamala akson yarıçapı elde edilmesini sağlamıştır. Bu sonuçlara göre sinir iyileşmesinde hücre terapisi uygulamasının elektriksel stimülasyonun iyileşme kapasitesini arttırabileceği gösterilmiştir.

Adipoz dokuBiyofizikElektrikle uyarma+4
Mahmut Alp Kılıç
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Sono-kemoterapi amaçlı üretilen mikrokabarcıkların kanser hücresi ile etkileşimi

Günümüzde kemoterapi, kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri dahil pek çok kanser türü için en sık uygulanan tedavilerden biridir. Fakat kemoterapinin sistemik yan etkileri ve kullanılan ilaçlara karşı sıkça gelişen ilaç direnci nedeniyle pek çok araştırmacı tedavinin daha etkin hale getirilmesi için alternatifler üzerinde çalışmaktadır. Mikrokabarcıkların eşliğinde verilen bir kemoterapi ilacı ve ultrasesle kimyasal olarak aktif hale gelerek ROS oluşturabilen bir sonosensitif ajanın, uygulanan ultrasesin etkisiyle kanser hücrelerine daha etkin biçimde hasar vermesini amaçlayan sono-kemoterapi yaklaşımı da bu alternatif uygulamalardan birisidir. Ultrason tepkili mikrokabarcıkların, bir sonosensitif ajan ve bir kemoterapötik ilaç ile kombinasyonu, mikrokabarcıkların ultrases ile patlatılmasıyla, hem hücrelerin bulunduğu alanda gelişmiş sonodinamik aktivasyon sağlama hem de kemoterapi ilacının kanser hücresi içerisine invazif olmayan bir şekilde verilmesi imkânı sunmaktadır. Bu amaçla bu çalışmada insan meme kanseri hücre hattı MCF-7 hücrelerinin bulunduğu kültür ortamına mikrokabarcıklarla birlikte kemoterapi ilacı dosetaksel ve sonosensitif ajan Chlorin e6 verilmiş, ardından mikrokabarcıklar ultrases dalgasıyla patlatılarak hücre canlılıkları, apoptoz oranları, ROS üretimi ve mitokondri potansiyellerindeki değişimler incelenmiştir. Elde edilen bulgulara göre sono-kemoterapi uygulaması hücre canlılığını önemli oranda azaltmakta, hücrelerde apoptozu tetiklemekte, ROS oluşumunu arttırarak hücrelere hasar vermekte ve mitokondri membran potansiyelini de bozup hücresel hasarı derinleştirmektedir.

DosetakselNeoplazm kök hücreleriNeoplazmlar+2
Ergün Cem Köken
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Streptozotosin ile indüklenmiş yavaş ve hızlı iskelet kasları atrofisinde pulslu manyetik alan ve antioksidan etkilerinin araştırılması

İskelet kas atrofisi, uzun süreli hareketsizlik, yetersiz beslenme, sarkopeni, kronik kalp yetmezliği ve özellikle tip-1 diyabetle birlikte gözlenen kas kütlesinde ve kasılma gücünde azalma olarak ifade edilir. Bu çalışmada diyabetik sıçanların yavaş ve hızlı kasılan iskelet kaslarında meydana gelen atrofide, pulslu manyetik alan (PMA) ve antioksidan (pterostilben (P), trans-3,5-dimethoxy-4-hydroxystilbene; resveratrol (R), trans-3,5,4'-trihydroxystilbene) uygulamalarının etkileri çeşitli yönlerden değerlendirildi. Gruplar, kontrol (K, n=10), diyabet (DM, n=10), DM+P (n=10), DM+R (n=10), DM+PMA (n=10), DM+PMA+P (n=10), DM+PMA+R (n=10) olarak oluşturuldu. Sıçanlar her gün 2 saat boyunca 10 Hz frekansında 1.5 mT şiddetinde PMA'ya maruz bırakıldı. P ve R antioksidanları günlük 20 mg/kg dozda uygulandı. 5 haftalık deney sürecinde haftada bir kez sıçanların kan glikoz seviyeleri ve ağırlıkları ölçüldü. Sıçan iskelet kası performansları koşu bandı testi ile gerçekleştirildi. Soleus ve ekstensor digitorum longus kas preparatlarından biyomekanik kayıtlar alındı. Dokuların histolojik incelemeleri için immünohistokimya (anti-MuRF1, anti-Atrogin1, anti-Foxo3a) ve ışık mikroskopi görüntüleri elde edildi. İskelet kas dokularında bulunan p-AKT, mTOR, myostatin (MSTN), kalpain-3 (CAPN-3), TNF-alfa, GLUT-4, MyHC IIb, FOXO3a ve insülin konsantrasyon miktarları ELISA yöntemiyle tayin edildi. Toplam protein tayini için Bradford yöntemi kullanıldı. Miyofibriler proteinlerin degradasyonunda etkin olduğu düşünülen 4E-BP1, FOXO3a, MuRF-1 ve MAFbx gen ekspresyon analizleri gerçek zamanlı PCR ile yapıldı. Elde edilen bulgular, diyabetle birlikte bozulan protein sentez yolaklarının antioksidan ve PMA uygulamalarıyla iyileştiği ve atrofinin azaldığını gösterdi. PMA+P uygulamasının diğer gruplardan daha çok iyileştirici etki gösterdiği belirlendi.

Diabetes mellitus-tip 1Hipoglisemik ajanlarKas atrofisi+4
Bora Taştekin
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İnsan diz eklem kıkırdak hasarlanmasında (osteoartrit) apoptozun rolünün diyabet ve mekanik yüklenme üzerinden incelenmesi

İnsan Diz Eklem Kıkırdak Hasarlanmasında (Osteoartrit) Apoptozun Rolünün Diyabet ve Mekanik Yüklenme Üzerinden İncelenmesi İnsanlarda en sık görülen ve özellikle yaşlılarda en büyük kronik sakatlık sebebi olan osteoartirit, eklem dokusunun parçalanması ve onarımı arasındaki denge bozulduğunda oluşur. Kondrosit apoptozunun osteoartrit'in (OA) ilerlemesinde merkezi bir rolü olduğu bilinmekle birlikte, mekanizması tam olarak aydınlatılmamıştır. Dolayısıyla bu tez çalışmasının amacı insan eklem kıkırdağında diyabet ve mekanik yüklenme (obezite) nedeniyle oluşan osteoartrit'teki apoptotik sinyal yolaklarını biyomoleküller aracılığı ile inceleyerek, apoptoz ile osteoartrit arasındaki bağlantıyı kıkırdağa gelen yük miktarı üzerinden tanımlamak olmuştur. Çalışmada total diz protezi ameliyatlarından eksizyon materyali olan örnekler kullanıldı. OA'lı hastalar Vücut Kitle İndekslerine (VKİ) göre gruplara ayrıldı. Ayrıca çalışmamızda diyabetli (DM) hastaların da örnekleri alınarak, apoptoz için pozitif kontrol grubu oluşturuldu. Ardından diyabetli hastalar da yine VKİ'lerine göre ayrılarak dört farklı araştırma grubu elde edildi: Hafif Kilolu (HK), DM+HK, Obez ve DM+Obez. Çalışmada dokulardan lizatlar hazırlandı ve Bcl-2, kaspaz-3 ve CAMK II protein aktivasyonları western blot yöntemi ile ölçüldü. CAMK II proteinini kodlayan gen ekspresyon seviyelerindeki değişimler ise gerçek zamanlı PCR yöntemi ile belirlendi. Tez çalışmamızda kaspaz-3 protein ekspresyonunun HK grubuna göre bütün gruplarda arttığı gözlendi. Bununla beraber Bcl-2 ve CAMK proteinlerinin de tüm gruplarda arttığı (DM, DM+Obez, Obez), ancak Obez ve DM+Obez gruplarında artışın daha fazla olduğu görüldü. Bu veriler ışığında, insan diz kıkırdağında gelişen OA'da, metabolik hastalıkların kondrosit apoptozunu arttırdığını gözlemledik. Bununla birlikte Bcl-2 ve CAMKII aktivasyonundaki artış, DM ve obezite gibi hastalıklarda apoptoza karşı olan anabolik süreçlerin, katabolik süreçlere rağmen hala devam ettiğini göstermiştir. Bcl-2 ve CAMKII aktivasyonunun obezitede DM'ye göre daha fazla olması ise, mekanik yüklenme sonucu oluşan OA'da daha aktif bir anabolik sürecin olduğunu işaret etmektedir. Anahtar Sözcükler: Apoptoz, CAMK, Kondrosit, Obezite, Osteoartrit

ApoptozisBiyofizikBiyomekanik+7
Murat Tokuş
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessEN

Investigation of the effect of next generation 5G radiofrequency radiation on rat cytokine levels and bone development

At the present time, technological systems show are developing at an incredible speed and continuously. Since the new technological devices consider the adaptation in the mid band range 5G, 6 GHz RF-EMF were used in the present study. Our study consists of two stages. First stage we aimed to investigate the possible effects of 6 GHz (0.083 W/kg SAR) RF-EMF on the immune system. This stage 10 Wistar Albino male rats were used weights range between 250-300g. Before RF-EMF applications, blood samples were collected from all rats by cardiac puncture method (2cc). These rats were selected as the control groups (0.day). The same rats, after 4 day adaptation period by placing in the special application cage were exposed to the 6 GHz RF-EMF application for 4 hour/day during 6 weeks. After RF-EMF applications, blood samples (2cc) were re-collected from the same rats. These rats were selected as the radiofrequency radiation (RFR) groups (42.day). Blood samples both of the groups worked at the same day. Flow cytometric analysis in which annexin-V kit used, was performed to determine the percentage the ratio of viable cell, the early apoptotic cell, the late apoptotic and necrotic cell. Plasma was separated of the blood samples. Pro-inflammatory (TNF-, IFN-) and anti-inflammatory (IL-10, IL-4) cytokine levels were measured by using the ELISA method. In the second stage of our study, 10 Wistar Albino adult female and 8 male rats were used for bone development. Study rats were divided into control and three exposure groups that consist of 2 male and 2/3 female. The control was not RF-EMF exposure. 6 GHz (0.054 W/kg SAR) RF-EMF was applied to the exposure groups for 4 hours/day during 6 weeks. At the end of 6 weeks, all groups were performed pregnancy procedures. On the 18 th days of the gestational period, two pregnant rats from each of groups were sacrificed under anesthesia and taken all fetus. parietal-parietal, occipital-frontal, head-tail lengths were measured in all fetus. Morever, all bones of the anterior and posterior extremities were calculated by using Imagej program in 20 fetus in each of group to evaluate ossification. The ratio of % viable cells were increased this difference was statistically significant. The ratio of % cells in the early apoptotic and necrotic decreased statistically significant and the ratio of % cells in the late apoptotic were no statistically meaningful differences by compared to between groups. In addition to after RF-EMF application, there was a statistically significant increase in plasma levels of TNF- and IFN-, while were not detected statistically significant increase in plasma levels IL-4 and were no statistically significant decrease on plasma levels IL-10. Bone development in all fetus was increased statistically significantly in the groups exposed to RF-EMF application compared to the control group. Consequently, 6 GHz RF-EMF emitted from new generation 5G systems, which is likely to enter our lives in the near future, were detected a positive effects on the immune system and bone development. Key words: 6 GHz RF- EMF, rat, blood, cytokine, fetus, bone.

Yasin Karamazı
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Deneysel obezite modelinde egzersizin hipokampus PPAR gamma gen ifadesi ve öğrenme ile ilişkisi

Obezite dünya popülasyonunda prevelansı artan, kompleks, multifaktoriyel ancak önlenebilen bir hastalıktır. Obezite oksidatif stresin artmasına, mitokondriyel fonksiyon bozukluğuna ve insülin direncine neden olarak öğrenme ve hafıza gibi kognitif fonksiyonlarda bozulmalara neden olmaktadır. PPAR γ aktivasyonu inflamatuvar aracılarının gen ifadesini ve proinflamatuvar sitokinlerin üretilmesini azaltarak inflamasyonun düzenlenmesine dahil olur. Ayrıca, PPAR γ doğrudan oksidatif stres ile ilgili antioksidan ve prooksidan genlerin ifadesini düzenlenmesine katılır. Uygun ligand agonistler kullanılarak obezitede PPAR γ' nın aktivasyonunu sağlayarak insülin duyarlılığını geliştirmektedir. PPAR γ bu işlevlerinin kognitif fonksiyonu iyileştirdiği bilinmektedir. Çalışmamızda otuz iki adet wistar albino sıçan kullanıldı. Deneysel obezite oluşturmak ve deney sonuna kadar obezite durumunu devam ettirmek amacıyla obez grubu ve obez+egzersiz grubu yüksek yağlı diyetle 16 hafta süre ile beslendi. Obeziteyi tedavi edici yöntem olarak, kontrol+egzersiz ve obez+egzersiz grubuna çalışmanın dokuzuncu haftasında başalayan egzersiz uygulandı. Deneyin son haftası tüm gruplara Morris su tankında uzamsal referans hafıza testi yapıldı. Tüm hayvanlar sakrifiye edilerek hipokampus dokusu izole edildi. Real- Time PCR ile hipokampusta PPAR γ geni ifade düzeyine bakıldı. Hafıza testinde, egzersiz uygulanan gruplar ile uygulanmayan grupların ortalama platforma kaçış süreleri arasında istatistiksel anlamlı farklılık saptanmıştır (P<0.05) Bunun sonucunda egzersiz yapılan grupların kognitif fonksiyon testinde daha iyi olduğu sonucuna varılmıştır. Moleküler analiz sonucunda, egzersiz uygulanan gruplarda PPAR γ geni ifade düzeyinde egzersiz uygulanmayan gruplara göre arttığı ancak gruplar arası gen ifade düzeyi karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamı farklılık saptanmamıştır (P>0.05). Sonuç olarak, egzersiz uygulanan grupların PPAR γ gen ifade düzeylerinde artış bulunmuştur aynı zamanda bu artışa bağlı olarak egzersiz gruplarının kognitif fonksiyonlarında da anlamlı fark saptanmıştır. Bu sonuç obeziteye bağlı kognitif fonksiyondaki performans farklılıklarında egzersizin etkinliğine moleküler düzeyde ip uçları vermektedir.

Diş protezi tasarımıEgzersizGen ifadesi+6
İbrahim Yılmaz
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yüksek gerilim hattında çalışan ve yakınında yaşayan bireylerin eritrosit membran proteinlerinin SDS poliakrilamid jel disk elektroforezi yöntemi ile araştırılması

ÖZET Yüksek Lisans Tezi YÜKSEK GERİLİM HATTINDA ÇALIŞAN VE YAKININDA YAŞAYAN BİREYLERİN ERİTROSİT MEMBRAN PROTEİNLERİNİN SDS POLİAKRİLAMİD JEL DİSK ELEKTROFOREZ YÖNTEMİ İLE ARAŞTIRILMASI Can PAKSU Gaziantep Üniversitesi-Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Biyofizik Anabilim Dalı Danışman: Yrd. Doç. Dr. Nurten ERDAL Haziran 1997-60 Sayfa Yüksek gerilim hattında çalışan ve yakınında yaşayan bireylerde, sürekli maruz kaldıkları elektromagnetik alanın eritrosit membran proteinlerine etkilerini araştırmak amacı ile; Gaziantep ve Erzin bölgesi 380 kV'luk şant sahasında çalışan 30 erkek, bu şant sahasının içindeki lojmanlarda yaşayan 30 kadın ve herhangi bir sağlık problemi olmayan 30 kadın ile 30 erkek bireyden alınan heparinli kanlar kullanıldı. Bu kanlardan elde edilen eritrosit membran proteinleri "SDS Poliakrilamid Jel Disk Elektroforezi" kullanılarak sağlıklı bireylerin eritrosit membran proteinleriyle karşılaştırıldı. Erkek bireylerin eritrosit membran proteinlerinden Spektirin l-ll, Protein Band 3, Protein Band 4.2, Protein Band 7, Protein Band 6, yüzdelerinde anlamlı bir artış, Ankrin, Protein Band 4.1, ve Hemoglobin bantları yüzdelerinde anlamlı bir azalış bulundu. Protein Band 4.9 ve Aktin bant yüzdelerinde ise anlamlı bir fark bulunamadı. Kadın bireylerde; Protein Band 4.2, Aktin ve Protein Band 6 ve yüzdelerinde anlamlı bir artış, Hemoglobin bantları yüzdelerinde anlamlı bir azalış bulundu. Spektirin l-ll, Ankrin, Protein Band 3, Protein Band 4.1, Protein Band 4.9, ve Protein Band 7, yüzdelerinde ise anlamlı bir fark bulunamadı. Anahtar Kelimeler: Elektromagnetik Alan, Elektroforez, Eritrosit Membran Proteinleri

Elektromanyetik alanlarEritrosit membranıYüksek gerilim hatları
Can Paksu
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
1997
00
DoctorateOpen AccessTR

2.1 GHz frekanslı mikrodalga radyasyonun meme fibroblast hücrelerine etkileri

Bu çalışmada Wideband Code Division Multiple Access (W-CDMA) modülasyonlu Mikrodalga (MW) radyasyonun meme fibroblast hücreleri hücre canlılığı ve apoptotik aktivite üzerindeki etkilerinin incelenmesi amaçladı. Hücreler 4 ve 24 saat sürelerince 2.1 GHz W-CDMA modülasyonlu MW radyasyona maruz bırakıldılar. Hücre canlılığı MTT [3-(4, 5-dimethylthiazol?2-yl)-2, 5-diphenyltetrazolium bromide] methodu ile belirlendi. Apoptotik hücre yüzdeleri ise akım sitometri cihazı yardımı ile Annexin V-FITC ve PI boyaması yapılarak analiz edildi. Mitokondri Membran Potansiyeli?nde (??m) meydana gelebilecek olası değişimler JC?1 boyaması yapılarak akım sitometri ve florasan mikroskobu yardımı ile saptandı. Fas, FasL, p53 ve sitokrom-c değerleri ise Eliza methodu ile ölçüldü. Hücre canlılıkları uygulanan MW radyasyon etkisinde azalış gösterdi. Annexin V-FITC pozitif hücre yüzdeleri ise her iki maruziyet süresinde de artış gösterdi. Bu sonuçların yanı sıra ??m?de azalma tespit edildi. Fas, FasL ve p53 miktarlarında herhangi bir değişme gözlemlenmezken sitokrom-c düzeylerinde istatiksel olarak anlamı bir artış görüldü. Bu sonuçlar 2.1 GHz W-CDMA modülasyonlu MW radyasyonun meme fibroblast hücrelerinde hücre proliferasyonunu inhibe ederek mitokondri yollu apoptozise neden olabileceğini göstermektedir.

ApoptozisFibroblastlarHücreler+5
Meriç Arda Eşmekaya
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Deneysel diyabetik nöropati modelinde humaninin hücre canlılığı üzerine etkisinin incelenmesi

Diyabetik nöropati (DN) bozulmuş glukoz metabolizması nedeniyle hem merkezi hem periferik sinirleri etkileyen ve mitokondri disfonksiyonuna neden olabilen multifaktöriyel bir hastalıktır. Ayrıca DN, nosiseptif sinyallerin merkezi sinir sistemine taşınmasında başlıca rol oynayan dorsal kök gangliyonu (DKG) nöronlarının fonksiyonlarında değişiklik meydana getirmektedir. Nöropatide mitokondri kökenli olarak keşfedilen ilk peptit olan humaninin antiapoptotik özellik gösterdiği bilinmektedir. Ancak uzun süreli humanin uygulamasının DN'nin in vivo modelinde serum kaspaz 3 ve kaspaz 9 seviyesini, in vitro modelinde hücre canlılığını nasıl ve hangi yolak üzerinden etkilediği bilinmemektedir. Bu tez çalışmasının amacı, humaninin DN'nin in vivo ve in vitro modellerinde apoptoz ve hücre canlılığı üzerine olası etkilerini ve mekanizmasını araştırmaktır. DN'nin in vivo modelinde, diyabet oluşumundan 21 gün sonra 15 gün boyunca humanin (4 mg/kg, i.p.) uygulandı. Sonrasında farelerin serum kaspaz 3 ve kaspaz 9 seviyeleri ölçüldü. DN'nin in vitro modeli, DKG nöronlarının 24 saat yüksek glukoza (YG) (45 mmol/L) maruz bırakılması ile gerçekleştirildi. DN'nin in vivo modelinde humaninin kaspaz 3 ve kaspaz 9 seviyelerini anlamlı ölçüde azalttığı bulunmuştur (p<0.05). DN'nin in vitro modelinde ise humaninin (10 nM, 30 nM, 100 nM ve 300 nM) hücre canlılığını doz bağımlı olarak anlamlı ölçüde arttırdığı ve bu etkinin JAK2/STAT3 yolağı üzerinden olduğu tespit edildi. Sonuç olarak humaninin, DN'ye bağlı gelişen apoptotik süreçlerde ve duyusal sinir hücrelerinde hücre canlılığını koruyucu bir etkiye sahip olduğu ve bu etkiyi JAK2/STAT3 yolağı üzerinden gerçekleştirdiği ilk defa bu tez çalışması ile gösterilmiştir. Bu tez çalışmasının sonuçları humaninin önemli bir halk sağlığı sorunu olan diyabet sonucu ortaya çıkan DN'de teröpatik bir hedef olabileceğini düşündürmektedir.

Diabetes mellitusDiabetik nöropatilerHumanin+2
Muhammed Miraç Keleştemur
Fırat University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Nöropatik davranışsal ağrı modellerinde humaninin ağrı eşiği, oksidatif stres ve inflamatuar sitokinler üzerine etkilerinin incelenmesi

Nöropatik ağrının siyataljiye, diyabete ve kemoterapik ajan kullanımına bağlı gelişebileceği bilinmektedir ve bunlara bağlı gelişen ağrılı nöropatilerin patofizyolojisinde mitokondriyal disfonksiyonun, reaktif oksijen türlerindeki (ROS) ve inflamatuar sitokinlerdeki artışın rolü olabileceği yapılan çalışmalarla ortaya konmuştur. Ancak mitokondriyal türevli bir peptid olan humaninin nöropatik ağrıda etkisi bilinmemektedir. Bu tez çalışmasında başlıca amaç, metabolik (streptozotosin/STZ), toksik (oksaliplatin/OXA) ve travmatik (siyatik sinir kronik konstriksiyon hasarı/SKH) olmak üzere 3 farklı tip nöropatik ağrı oluşturulmuş fare modelinde humanin ağrı davranışı üzerine etkisini incelemekti. Bu tez çalışmasının bir diğer amacı ise nöropatik ağrı patofizyolojisinde rol oynayan oksidatif hasar ve inflamatuar sitokin seviyeleri üzerine humaninin etkisinin olup olmadığının irdelenmesi idi. Ayrıca STZ indüklü nöropatik ağrı modelinde humaninin etkisinin endojen opioid sistem aracılığıyla olup olmadığıda araştırıldı. Bu tez çalışmasında 3 farklı etiyolojiye sahip nöropatik ağrı oluşturulmuş farelere 15 gün boyunca humanin (4 mg/kg) uygulandı ve ağrı eşiğini değerleri hot plate, cold plate ve Von Frey testleri ile birer gün aralıklarla sıra ile ölçüldü. Bu ölçümler 30 dakika aralıklarla 240 dakika boyunca gerçekleştirildi. Humanin uygulamaları takiben hayvanlar dekapite edildi ve serumda total antioksidan (TAS), süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT), glutatyon (GSH), malondialdehit (MDA), nikotinamid adenin dinükleotit fosfat (NADPH), total oksidan (TOS), interlökin-1β (IL-1β) , interlökin-6 (IL-6) ve interlökin-10 (IL-10) seviyeleri enzime bağlı immünosorbent testi (ELISA) ile incelendi. STZ, OXA ve SKH ile nöropatik ağrı oluşturulmuş hayvanlarda yapılan 3 farklı ağrı davranışı testinde, humaninin 15 gün boyunca ağrı eşiğini istatistiksel olarak anlamlı düzeyde arttırdığı tespit edildi (P<0.05). Aynı zamanda humanin antioksidan enzim seviyeleri (TAS, SOD, CAT, GSH ve NADPH) artırırken (P<0.01), oksidan enzim seviyelerini (TOS ve MDA) azalttığı belirlendi (P<0.01). Humanin bu çalışmada ölçülen proinflmatuar sitokinleri azaltırken, anti inflamatuar sitokini artırdı (P<0.01). Bunun yanı sıra STZ indüklü nöropatik ağrıda humaninin antihipersensitif etkisine endojen opioid sistemin aracılık ettiği belirlendi. Bu tez çalışmasının sonuçları, STZ, OXA ve SKH kaynaklı nöropatik ağrıda mitokondriyal türevli peptid olan humaninin terapötik potansiyelini göstermektedir ve ayrıca bu potansiyel etkide oksidatif stres ile inflamatuar sitokinlerin rolünün anlaşılmasına katkı sağlayacaktır.

AğrıAğrı eşiğiHumanin+6
Batuhan Bilgin
Fırat University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Duyusal sinir hücrelerinde agomelatinin hücre içi kalsiyum sinyalleşmesi üzerine etkisi

Valdoksan ticari ismiyle 2009 yılında Avrupa Birliği İlaç Ajansı tarafından onaylanan yeni bir antidepresan olan agomelatinin, ağrı üzerindeki etkinliği son zamanlarda yapılan çalışmalar ile ortaya konmuştur. Ancak analjezik etkinliğini hangi mekanizma ile meydana getirdiği bilinmemektedir. Bu çalışmada, agomelatinin periferal nosisepsiyondaki etki mekanizması incelendi. Bu amaçla izole edilmiş sıçan dorsal kök gangliyon (DKG) nöronlarında agomelatinin hücre içi kalsiyum ([Ca+2]i) düzeyine etkilerine bakıldı. İzole edilmiş DKG nöronları, 1 μmol fura-2 AM ile yüklendi ve Ca+2 cevapları, oransal ölçüm kullanılarak değerlendirildi. Fura-2 AM ile yüklenmiş DKG nöronları, dijital mikroskop kalsiyum görüntüleme sistemi kullanılarak, 340 nm/380 nm'de eksitasyon ve 510 nm'de emisyon kayıt edildi. [Ca+2]i konsantrasyonundaki değişim, DKG nöronlarındaki 340 nm/380 nm floresan oranındaki değişimle belirlendi. Agomelatin, doz bağımlı olarak [Ca+2]i miktarının artmasına neden oldu. 340 nm/380 nm oranları, (bazal 100,0±0.0 % vs agomelatin): % 103,4±2,7 (1 μM agomelatin, n=43), % 113,8±4,2 (10 μM agomelatin, n=62) ve % 161,2±6,1 (100 μM agomelatin, n=48) tespit edildi. G protein inhibitörü pertusis toksin (PTX), agomelatinin [Ca+2]i düzeyinde meydana getirdiği artışı baskılamaktadır (% 100,0±0.0'dan % 7,9±3,6'a, n=61). Fosfolipaz C (PLC) inhibitörü U-73122 muamelesi sonrasında ve protein kinaz C (PKC) inhibitörü şeletrin klorit muamelesi sonrasında agomelatin uygulandığında, agomelatinin meydana getirdiği artış önemli ölçüde azalmaktadır ((% 100,0±0.0'dan 12,3±3,5'e, n=39) 100,0±0.0'dan 28,6±4,2'e, n=27). Bu çalışma ile ilk kez DKG hücre kültüründe agomelatinin [Ca+2]i miktarında meydana getirdiği değişimin, periferal nosiseptif sinyalde rol oynayan G protein, PLC ve PKC bağımlı mekanizma aracılığıyla olduğu gösterildi. Yüksek afiniteli melatonerjik (MT1 ve MT2) reseptör agonisti (MT1: pKi=9.92; MT2: pKi=9.24) ve düşük duyarlılıkta serotoninerjik 5-HT 2C (pKi=6.2) reseptör antagonisti özelliğine sahip bir antidepresan olan agomelatinin, artı olarak ağrı algılama sürecinde de rol aldığı düşünülmektedir.

AgomelatinAntidepresif ajanlarAğrı+4
Batuhan Bilgin
Fırat University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Keratin içeren biyolojik örneklerin değişik tür ve enerjilerdeki radyasyon maruziyetinde dozimetre olarak kullanım potansiyellerinin araştırılması

Cep telefonları ve baz istasyonları ile non-iyonize radyasyona, nükleer enerji ve tıbbi uygulamalar ile iyonize radyasyona maruziyetin arttığı günümüzde, kişilerin soğurduğu radyasyonun belirlenebilmesi hayati önem arz etmektedir. Bu nedenle çalışmamızda 900 MHz cep telefonu radyasyonuna maruz kalmış ve Co-60 Cs-137 gama radyasyonu ile ışınlanmış saç kökü ve saç teli örneklerinin biyolojik dozimetre malzemesi olarak kullanım potansiyelleri ESR ve Comet assay teknikleri ile araştırıldı.Non iyonize radyasyon maruziyeti çalışma frekansı 900 MHz GSM, maksimum soğurma güç değeri 2 W ve üretici tarafından belirtilen kafa SAR değeri 0.974 W/kg olan cep telefonunun günlük hayatta kullanımı taklit edilerek gerçekleşti. 8 Gönüllü cep telefonu ile 15 ve 30 dakika konuştu. Konuşma öncesi ve sonrası , cep telefonu kullanılan sağ kulak arkası bölgeden çektikleri saç kökü örneklerini verdiler. Bu örnekler Comet assay tekniğinde cep telefonu konuşma süresine bağlı olası DNA tek zincir kırıkları tespit edilmesinde kullanıldı. Sonuçlar konuşma öncesi duruma göre, 15 ve 30 dakika süreyle 900 MHz-cep telefonu radyasyonuna maruziyet sonrası telefon kullanılan kulak arkası bölgeden alınan saç kökü hücrelerinde DNA tek zincir kırıkları oluştuğunu gösterdi. Paired t-test kullanılarak yapılan karşılaştırmada 30 dakika sonrası elde edilen hasar verileri, 15 dakika konuşma süresi sonrası verilere göre istatistiksel oranda anlamlı artış gösterdi (p< .001). Birbirine yakın yerden çekilmiş saç köklerinde cep telefonu radyasyon maruziyeti olmaksızın DNA hasarı oluşup oluşmadığı da irdelendi. 5 ve 15 dakika aralıklarla iki gönüllüden alınmış saç kökleri DNA hasarı miktarında, kontrol verilerine göre anlamlı farklılık gözlenmedi. Böylece, oluşan DNA tek zincir kırıklarının saç derisi tahrişi gibi nedenlerden oluşmadığı görüldü. Literatürde comet assay tekniğinin saç köklerine uygulandığı bir çalışma yoktur. Bu anlamda bu çalışma comet tekniğinin saç köklerine modifiye edildiği ilk çalışmadır. Seri denemeler sonucu; en net ve yeterli hücrenin görüntülenebildiği ortam koşulları; saç kökü örneklerinin 0.03 ml solüsyon içinde 30 dakika bekletilmesi olarak belirlendi.İyonize radyasyona maruziyet durumunlarında dozimetrik potansiyelini değerlendirmek üzere, saç kökleri Cs-137 kaynağında ışınlandı. 5 gönüllü, kafanın rastgele bölgesinden çektikleri saç örneklerini verdi ve bu örneklerden toplanan saç köklerinin yarısı kontrol grubunu oluşturdu, ve diğer yarısı ise 1-5 Gy doz aralığında ışınlandı. Bu örnekler Comet assay tekniğinde iyonize radyasyon dozuna bağlı DNA hasarı tespit edilmesinde kullanıldı. Elde edilen görüntülerden kuyruk uzunluğu, kuyruk momenti değerleri belirlendi, doz-cevap eğrileri oluşturuldu. Bu eğrilere göre, yaklaşık 2 Gy doz değerine kadar kuyruk momenti ve kuyruk uzunluğu değerleri çizgisel artış gösterdi, fakat daha yüksek dozda artış ritmi azaldı. Radyasyona maruz kalmış kişilerden toplanan saç köklerinin comet assay tekniğinde uygulanmasıyla doz tarama yapılabileceği görüldü.İyonize radyasyona maruziyet durumlarında dozimetrik özellikleri incelenecek diğer örnek olan saç teli örnekleri (kök kısmı içermeyen) Co-60 radyasyon kaynağında ışınlandı. Temiz saç teli örnekleri gönüllülerden toplandı, renge, doğal boyalı oluşuna göre gruplandırıldı. Örneklerin yarısı kontrol grubunu oluşturdu, diğer yarısı paketlere aktarılıp düşük doz (5-50 Gy) ve yüksek doz (75-750 Gy) değerlerinde ışınlandı. Bu örnekler ESR tekniğinde doza bağlı oluşan serbest radikal miktarı tespitinde kullanıldı. Tüm örneklerde doz-cevap eğrilerinin düşük dozlarda lineer olduğu, ~300 Gy sonrası doyuma gittiği tespit edildi.Işınlanmamış ve ışınlanmış örneklerin çalışılan minimum doz değerinde dahi (5 Gy) ayırt edilebildikleri belirlendi. Farklı kişilerden alınmış siyah saç örneklerinde spektrum yapısı ve sinyal şiddetlerinde farklılık gözlenmedi. Oda sıcaklığında 22 gün boyunca bekletilen örneklerin ESR sinyal şiddetleri yarı değerlerine DS'de 44 saatte, sarı ve kumral renklerde 41 saatte, BS de 35 saat ve kızıl saç örneğinde 17 saatte düştü. Sinyal şiddeti sönüm verilerine en iyi uyan kuramsal fonksiyonlar araştırıldı ve bu yolla spektruma doğal saçlarda iki, boyalı saçlarda üç radikal türünün katkı getirdiği ve bunların oda sıcaklığındaki sönüm sabitleri belirlendi. Yüksek sıcaklıklarda değişik sürelerle tavlanan örneklerin sinyal şiddetlerinde gözlenen azalmalar dikkate alınarak deneysel spektrumun oluşumuna katkı getiren radikal türlerinin sönüm aktivasyon enerjileri hesaplandı. Bulunan oda sıcaklığındaki sönüm sabiti değerleri ve aktivasyon enerji değerlerinin literatürde elde edilen değerlerle uyumlu olduğu belirlendi. Tüm bu incelemeler ile, saç teli örneklerinin biyolojik dozimetre malzemesi olarak kullanılabileceği koşullar tespit edildi. ESR tekniğinde saç teli örnekleri ile doz tahmin çalışmalarının ışınlama sonrası 1-2 gün içinde yapılması gerektiği sonucuna varıldı.

Cep telefonuComet tekniğiDNA hasarı+7
Semra Tepe Çam
Gazi University · Institute of Health Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

GSM-EDGE modülasyonlu radyo frekans alanların hepatosellüler karsinom hücrelerine etkileri

Dünya çapında artan kanser oranları ve cep telefonu, baz istasyonu gibi insan eliyle üretilen RF alan kaynaklarının artışı arasında ilişki olup olmadığı bilim dünyası kadar halk tarafından da merak edilen konular arasındadır. Bu çalışmada, 15 dakikalık aralıklarla, kesikli şekilde uygulanan GSM-EDGE (Global Mobil İletişim Evrimi için Genişletilmiş Veri Aktarım Oranları) modülasyonlu 900 MHz ve 1800 MHz frekanslı RF (Radyo Frekans) alanların (10 V/m, uzak alan) 1 saat, 2 saat, 3 saat ve 4 saat süresinde HepG2 (Hepatosellüler Karsinom) hücrelerinin canlılığına etkisi araştırıldı. Hep G2 hücre canlılığı, tetrazolum tuzu WST-1'in mitokondriyal dehidrogenaz enzim aktivitesi sonucunda formazana dönüşmesi ilkesine dayanan spektrofotometrik test ile saptandı. Hücre hasarı göstergesi olan LDH ve glukoz seviyesi hücre süpernatantlarında kalorimetrik analiz kiti kullanılarak saptandı. Morfolojik incelemeler mavi floresan 4',6-diamidino-2-phenylindole (DAPI) nükleik asit boyası ile 400 kat büyütülen floresan mikroskop altında incelendi. Hücre canlılık testleri sonucunda, 1800 MHz RF alanın 1 saat süreyle 15 dakikalık aralıklarla uygulanmasının hücre canlılığında artışa neden olduğu görüldü (p<0,05). Buna karşın, 4 saat sonunda hem 900 MHz hem de 1800 MHz RF alan uygulaması sonrasında HepG2 hücrelerinin canlılıklarında azalma gözlendi (p<0,05). Supernatant LDH ve glukoz seviyelerinin bu sonuçlar ile uyumlu olarak, 4. saat sonunda istatistiksel olarak arttığı saptandı (p<0,05). Morfolojik incelemeler biyokimyasal bulguları doğruladı. 4. saat uygulama sonrasında alınan görüntülerde geç dönem apoptosiz göstergesi olan çekirdek örüntüsünde düzensizlikler saptandı. İlerki çalışmalarda farklı frekans bantlarında RF alanlar kullanılarak, farklı sürelerde uygulamalar yapılarak RF alanların HepG2 kanser hücrelerini yok edici etkisi araştırılacaktır.

Cep telefonuHücre dizisiHücreler+5
Elçin Özgür Büyükatalay
Gazi University · Institute of Health Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Leptinin hücre içi kalsiyum sinyalleşmesi üzerine etkisinin sıçan dorsal kök gangliyon hücrelerinde incelenmesi

Leptinin santral ve periferal olarak uygulanmasının, nosiseptif davranışda önemli rol oynadığı bilindiği halde hücresel mekanizması henüz tam olarak aydınlatılamamıştır. Bu çalışmada leptinin periferal nosisepsiyondaki etki mekanizmasını araştırmak amacıyla, izole edilmiş sıçan dorsal kök gangliyon (DKG) nöronlarında leptinin hücre içi kalsiyum ([Ca+2]i) düzeyine etkileri incelendi.İzole edilmiş DKG nöronları, 1 ?mol fura-2 AM ile yüklendi ve Ca+2 cevapları, oransal ölçüm kullanılarak değerlendirildi. Fura-2 AM ile yüklenmiş DKG nöronları, dijital mikroskop kalsiyum görüntüleme sistemi kullanılarak, 340 nm/380 nm'de eksitasyon ve 510 nm'de emisyon kaydedildi. [Ca+2]i konsantrasyonundaki değişim, DKG nöronlarındaki 340 nm/380 nm floresan oranındaki değişimle belirlendi. Leptin, doz bağımlı olarak [Ca+2]i miktarında artış meydana getirdi. 340 nm/380 nm oranları, (bazal 100.0±0.0 % vs leptin): % 104.6±0.4 (0.1 ?M leptin, n=42), % 119.5±3.9 (1 ?M leptin, n=31), % 129.4±4.2 (10 ?M leptin, n=29) ve % 187.5±7.6 (100 ?M leptin, n=35) konsantrasyonlarının eklenmesiyle takip edildi. Protein kinaz C (PKC) inhibitörü şeletrin klorit 1 ?M leptinin [Ca+2]i düzeyinde meydana getirdiği artışı baskılamaktadır (% 100.0±0.0'dan % 56.7±6.4'e, n=27). Hücre içi depoların tapsigarjin (TG) ile muamelesi sonrasında boşaltılmasını takiben leptin uygulandığında, leptinin meydana getirdiği artış önemli ölçüde azalmaktadır. (TG + 1?M leptin = 106.1±2.4 %, n=18).Bu çalışma ile ilk kez DKG hücre kültüründe leptinin [Ca+2]i miktarında meydana getirdiği değişimin, periferal nosiseptif sinyalde rol oynayan PKC-bağımlı mekanizma aracılığıyla olduğu gösterildi. Vücutta enerji dengesi üzerinde etkili olduğu bilinen leptinin, aynı zamanda ağrı algılama sürecinde de rol oynadığı düşünülmektedir.Anahtar Kelimeler: Leptin, Kalsiyum Görüntüleme, Dorsal Kök Gangliyonu, Ağrı, Protein Kinaz C.

AğrıGanglionHücre iletişimi+3
Sinem Oruç
Fırat University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Antrenmanlı bireylerde artan egzersiz testi sırasında kardiyorespiratuvar ve metabolik sistemlerin aerobik ve anaerobik egzersiz bölgeleri cevaplarının karşılaştırılarak belirlenmesi

Aerobik fitnesin belirlenmesi klinik tıp bilimlerinde önemli bir konudur. Bu çalışmanın amacı; şiddeti düzenli olarak artan egzersiz testi sırasında, aerobik ve anaerobik bölgedeki cevapların kardiyorespiratuar ve metabolik sistemlerde karşılaştırılmalı olarak değerlendirilmesidir.Etik kurul tarafından onaylanan imzalı bilgilendirilmiş onam formu alındıktan sonra 24 antrenmanlı erkek denek elektromanyetik bisiklet ergometre kullanarak tolerans edebilecekleri yüke kadar şiddeti düzenli olarak artan yüke karşı yapılan egzersiz testini (15 W/dk) gerçekleştirdi. Solunum gaz değişim parametreleri; gaz analizör sistemi kullanılarak solunumdan solunuma tespit edildi. Solunum parametreleri türbin hacimli transdüser kullanılarak değerlendirildi. Kardiyak cevabı değerlendirmek için 12 derivasyonlu EKG (elektrokardiyografi) kullanıldı. Anaerobik eşik (AE) V-slope methodu kullanılarak tespit edildi. Veriler eşleştirilmiş t testi kullanılarak analiz edildi.Maksimal egzersiz kapasitesi, AE'de iş gücü, maksimal oksijen (O2) alınımı (VO2max) ve vücut ağırlığı için VO2max sırasıyla; 232.7±30 W, 156.2±24 W, 2931±317 ml/dk ve 42.8±6.6 ml/kg/dk olarak bulundu. Şiddeti düzenli olarak artan yüke karşı yapılan egzersiz testi sırasında aerobik bölge cevabında; egzersiz kapasitesi ve her kilogram başına VO2, anaerobik bölgeden anlamlı olarak yüksek bulundu: 136.2 ? 25 W ve 21 ml/dk/kg buna karşılık 76.4 ? 19 W ve 11 ml/dk/kg (p<0.05).Şiddeti düzenli olarak artan egzersiz testi sırasında kardiyorespiratuvar ve metabolik cevabın belirlenmesi; sistemlerin kapasitesi hakkında önemli bilgiler sağlayabilir. Bununla birlikte şiddeti düzenli olarak artan egzersiz testinin aerobik ve anaerobik bölgelerinin değerlendirilmesi çok daha hassas bilgiler sağlayacaktır. Sonuç olarak, antrenmanlı bireylerden elde edilen veriler; hastalar, sedanter ve yüksek antrenmanlı bireyler ile ilgili gelecek çalışmalar için referans değerleri olacaktır.Anahtar Kelimeler: Egzersiz Testi, VO2, Kalp Atım Hızı, Anaerobik Eşik, Aerobik Fitnes.

Aerobik güçAnaerobik eşikAntrenman+3
Nida Aslan
Fırat University · Institute of Health Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Valproik asit, zikonotid ve spinorfinin sıçan dorsal kök gangliyon sinir hücre kültürlerine etkilerinin moleküler ve elktrofizyolojik olarak incelenmesi

Bu çalısmanın amacı sıçan dorsal kök gangliyon (DKG) sinir hücrelerindevalproik asit, zikonotid ve spinorfinin etkilerini flüoresan kalsiyum görüntülemeyöntemleri ile belirlemektir. Valproik asitin etkileri patch kenetleme yöntemi ile deirdelenmistir. Dorsal kök gangliyonları diseke edildi ve enzimatik ve fizikselislemlerle izole tek hücrelere ayrıstırılarak %5 CO2 içeren inkübatörde 37 oC'detutuldu. Tüm hücre diyaliz patch kenetleme tekniginin akım kenetleme formu ile buhücrelerden aksiyon potansiyelleri kaydedildi. Fluoresan kalsiyum görüntülemedeneyleri için, önceden yüzeyi kaplanmıs lamellere ekilen DKG hücreleri kalsiyumaduyarlı boya olan Fura-2 AM (1 ?M) ile yüklendi. Ters mikroskopa (40X, 1,3 NAobjektif) baglantılı CCD kamera ve yazılım programından olusan kalsiyumgörüntüleme sistemi kullanılarak her bir DKG sinir hücresinde hücre içi serbestkalsiyum düzeyi ([Ca2+]i) 340/380 nm oranındaki degisikliklerden yararlanılarakbelirlendi. Veriler eslestirilmemis t testi ile analiz edildi ve P <.05 anlamlı kabuledildi. Patch kenetleme deneyleri sadece valproik asit için yapıldı ve valproik asituygulaması (30 ?M, 100 ?M ve 300 ?M) aksiyon potansiyeli parametreleri üzerineanlamlı bir etki etmedi (n=16). lave olarak valproik asit (100 ?M, n=10; 300?M,n=22 ve 1 mM, n=56) kalsiyum görüntüleme deneylerinde de yüksek K+ (KCl, 30mM) ile indüklenen [Ca2+]i cevaplarında bir degisiklik meydana getirmedi. Kalsiyumgörüntüleme deneylerinde zikonotid (1nM, n=12; 10 nM, n=18 ve 1?M, n=14) KClile olusturulan [Ca2+]i artıslarını doz bagımlı ve güçlü bir sekilde inhibe etti. Yineaynı sekilde spinorfin de doz bagımlı olarak ama daha çok küçük çaplı DKG nöronalt tiplerinde (10?M, n= 22; 100 ?M, n= 25 ve 300 ?M, n=35) yüksek K+ ileindüklenen [Ca2+]i cevaplarını inhibe etti. lave olarak, spinorfin ile ön muameleuygulanması sonrasında küçük çaplı nosiseptif özellikteki DKG hücreleri yüksek K+ile depolarizasyona cevapsızlık ortaya çıkarken, büyük çaplı non-nosiseptifhücrelerde yüksek K+ ile indüklenen yüzde [Ca2+]i cevapları etkilenmedi.Bu çalısmanın bulguları zikonotid ve spinorfinin, hücre zarı uyarılabilirligi venörotransmitter salıverilmesinde anahtar rol oynayan kalsiyum sinyallesmesini vehücre içi serbest kalsiyumdaki degisiklikleri inhibe ettigini ve etkin analjezik olmapotansiyeli arz ettiklerini ama valproik asidin bu baglamda etkisiz oldugunugöstermektedir. Spinorfin ve zikonotidin bu duyusal hücrelerde hücre içi kalsiyumsinyallerine etkileri ilk defa bu tez çalısması ile ortaya konmustur.Anahtar kelimeler: Aksiyon potansiyeli, valproik asit, zikonotid, spinorfin,hücre kültürü, patch kenetleme, iyon kanalları.

AksonlarAnaljeziklerElektrofizyoloji+6
Kemal Tuğrul Kuzgun
Fırat University · Institute of Health Sciences
2009
00