Van Yüzüncü Yıl Üniversity
Institute

Institute of Health Sciences

Van Yüzüncü Yıl Üniversity

180

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Enzootik pnömonili buzağılarda oksidatif stres parametreleri ve serum immunglobülin düzeylerinin değerlendirilmesi

Bu çalışma enzootik pnömonili buzağılarda oksidatif stres parametreleri [total oksidan seviyesi (TOS), nitrik oksit (NO), malondialdehit (MDA), sialik asit (SA), total antioksidan seviyesi (TAS), süperoksit dismutaz (SOD), glutatyon peroksidaz (GPx), katalaz (CAT), oksidatif stres indeksi (OSI)] ve immunglobülin [immunglobülin A (IgA), immunglobülin G (IgG), immunglobülin M (IgM)] düzeylerinin değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Bu çalışmanın hayvan materyalini Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Veteriner Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı kliniklerine getirilen, 2-6 aylık, farklı ırk ve cinsiyetlerde, hayvan sahibinden alınan anamnez bilgileri ve yapılan klinik muayeneler neticesinde "enzootik pnömoni" teşhisi konulan 80 adet buzağı ile kontrol grubu olarak aynı yaş grubunda, farklı ırk ve cinsiyetlere sahip, klinik muayeneleri sonucunda herhangi bir hastalığı bulunmayan 10 adet sağlıklı buzağı oluşturdu. Klinik muayeneleri yapılan bu buzağıların klinik bulguları kayıt altına alındı. Hematolojik ve biyokimyasal ölçümler amacıyla bu buzağılardan kan örnekleri elde edildi. Hematolojik parametrelerden RBC, Hct, MCV ve THR değerleri enzootik pnömonili buzağılarda kontrol grubu buzağılara göre düşük tespit edildi. Enzootik pnömonili buzağılarda Hb, WBC, MCH ve MCHC değerlerinin ise kontrol grubu buzağılara göre yüksek olduğu gözlendi. Ancak, hematolojik parametrelerdeki bu değişimler istatistiksel olarak anlamlı değildi. Biyokimyasal analizler sonucunda oksidatif stres parametrelerinden TOS, NO, MDA, SA, OSI düzeyleri enzootik pnömonili hayvanlarda kontrol grubu hayvanlara göre yüksek tespit edildi. Bu parametrelerden NO ve OSI düzeylerinde gözlenen artışlar anlamlı değilken, MDA, SA ve TOS düzeylerindeki artışların istatistiksel olarak önemli olduğu gözlendi. Çalışmada ölçümü yapılan diğer oksidatif stres parametrelerinden TAS, SOD, GPx ve CAT düzeyleri enzootik pnömonili buzağılarda, kontrol grubu buzağılara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük tespit edildi. İmmunglobülinlerden IgA, IgG ve IgM seviyeleri ise istatistiksel olarak anlamlı olmasa da, enzootik pnömonili buzağılarda kontrol grubu buzağılara göre düşük tespit edildi. Sonuç olarak, enzootik pnömonili buzağılarda oksidatif stresin önemli ölçülerde geliştiği ve hastalığın oluşumunda katkısının olabileceği, hastalığın ortaya çıkmasında ise immunglobülin seviyelerindeki azalmanın önemli etkilerinin olabileceği kanısına varıldı. Ayrıca enzootik pnömonili buzağılarda oksidatif stresin ortadan kaldırılması amacıyla antioksidan uygulamalarının yapılmasının ve buzağıların bağışıklık sistemlerinin güçlendirilmesinin hastalığın oluşma riskini azaltabileceği düşünülmektedir.

BronkopnömoniBuzağılarHayvan hastalıkları+5
Mustafa Özbek
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ekstrakorporeal dolaşım (ECD) ile kan hücrelerindeki morfolojik değişikliklerin periferik yayma ile ışık mikroskobunda değerlendirilmesi

Çalışmamıza Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaş Tıp Merkezi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'nun 13/02/2019 tarihli ve Karar No: 07 onayı (bkz. Ek 1) alındıktan sonra başlanmıştır. Çalışmamıza katılan her hasta için Bilgilendirilmiş Gönüllü Onam Formu imzalatıldıktan sonra başlanmıştır. Bu çalışmada ekstrakorporeal dolaşım ile kan hücrelerindeki morfolojik değişikliklerin periferik yayma ile ışık mikroskobunda incelenmesi amaçlandı. Bunun için Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Dursun Odabaş Tıp Merkezi Kalp Damar Cerrahisi Polikliniğinde tanı alan ve takibi Kalp Damar Cerrahisi Servisinde yapılan olgularda yaş sınırı olmayan kardiyopulmoner baypas hastaları üzerinde yapıldı. Koroner damar hastalığı, koroner damar tıkanıklığı ve hasarı, kalp kapağı replesmanı, aort diseksiyonu tanısı almış, cerrahi müdahele gereken hastalar çalışmaya dahil edildi. Kronik böbrek yetmezliği, gebelik, hematolojik kan hastalığı olan ve hematolojik reaksiyon gösterebilen hasta grubu araştırmaya dahil edilmedi. Kardiyopulmoner baypas cerrahisi kararı alınan hastaların her birinden servise yatışı olduktan hemen sonra, Extrakorporeal Dolaşıma girip yoğun bakıma alındığı ilk saatte ve taburcu edileceği günde olmak üzere üç kez periferik yayma yapıldı ve kan hücrelerinin bütünündeki iyileşme süreci değerlendirildi. Ameliyat süresinin, kros klemp süresinin, eritrosit süspansiyonu miktarının, taze donmuş plazma miktarının, vaka çeşidinin, hemofiltrasyonun, ejeksiyon fraksiyon değerinin kanın şekilli elemanlarındaki etkileri incelendi. Periferik yayma değerleri ışık mikroskobunda, hemogramda ise Hb, Hct, Wbc değerleri karşılaştırıldı. Dünya Sağlık Örgütü kriterlerine uygun olarak analizleri yapıldı. İstatistiksel olarak belirgin farklılıklar gözlendi ve sonuçlar literatür ışığında tartışıldı.

Cerrahi-kardiyovaskülerEkstrakorporeal dolaşımEkstrakorporeal dolaşım+7
Sabriye Çeçen Sular
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Veri madenciliğinde farklı karar ağaçları ve k-en yakın komşuluk yöntemlerinin incelenmesi: kadın hastalıkları ve doğum verisinde bir uygulama

Veri madenciliğinde, sınıflandırma amacıyla kullanılan algoritmalar genel olarak; "denetimsiz (unsupervised)" ve "denetimli (supervised)" olmak üzere iki başlık altında incelenebilir. Denetimli veri madenciliğinde "karar ağaçları (decision trees)" ve "k-en yakın komşu (k-nearest neighbor | KNN)" algoritmaları; parametrik olmayan yöntemler arasında olup, tahmin edici özelliğe sahiptir. Sınıflandırma amacıyla uygulanan bu algoritmalarla, çalışmadaki cevap değişkeni (bebeklerin doğum ağırlığı) üzerine etkili olan açıklayıcı değişkenler belirlenmiştir. Karar ağaçlarından; "CART, CHAID, Ayrıntılı CHAID, QUEST, Rastgele Orman ve C4.5" algoritmaları kullanılmıştır. K-en yakın komşu algoritmasında; "Öklid" ve "Manhattan (City block)" uzaklık ölçüleri kullanılarak uygulama yapılmıştır. Sınıflandırma performansları göz önüne alınarak, en iyi tahmin değerini veren algoritmalar belirlenmeye çalışılmıştır. Bu sonuçlara göre; Duyarlık (Sensitivity) ölçütü bakımından en yüksek tahmin oranı %88.4 ile "CART" algoritmasında gözlenmiştir. Özgüllük (Specificity) ölçütü bakımından en yüksek tahmin oranı %98.2 ile "Rasgele Orman" algoritmasında görülmüştür. Genel doğruluk ölçütü bakımından ise en yüksek tahmin oranı %94.5 ile "C4.5" algoritmasında gözlenmiştir. Risk (hata) tahmin ölçütü bakımından en düşük algoritma, %5.6 ile "C4.5" algoritması olmuştur. Genel olarak sonuçlar incelendiğinde; tüm algoritmaların "iyi sınıflandırma, yüksek tahmin ve düşük hata oranı" ile çalıştığı söylenebilir. Ayrıca bu çalışma, yeni doğacak bebeklerin doğum ağırlığının, düşük doğum ağırlığında olup olmayacağına erken karar verme ve böylece koruyucu tedbirlerin alınması açısından araştırmacılara katkı sağlayabilir. Anahtar kelimeler: Çapraz Geçerlik, Denetimli Yöntemler, Öklid Uzaklığı, Risk Tahmini, Sınıflama

BiyoistatistikBiyoistatistikKarar ağacı+5
Sadi Elasan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Doğrusal olmayan temel bileşenler analizi için yapay sinir ağları yaklaşımı

Doğrusal Olmayan Temel Bileşenler Analizi (DOTBA), aralarında doğrusal veya doğrusal olmayan ilişki bulunan veri kümeleri için rakamsal ve görsel sonuçlar veren açıklayıcı bir boyut indirgeme yöntemidir. DOTBA'da, sürekli değişkenlerin yanı sıra, kategorik ve sıralı değişkenler de aynı anda analize dâhil edilebilir. Analizde gözlenen değişkenler arasındaki ilişkilerin doğrusal olduğu varsayımına gerek yoktur. Bu çalışmada DOTBA için yapay sinir ağları yaklaşımı açıklanarak uygulama yapılmıştır. Uygulamada veri seti olarak 422 hastaya ait 19 değişkenli hipotiroidi verisi kullanılmıştır. Yapay sinir ağlarında temel bileşenler analizi ile birlikte yapay sinir ağlarında doğrusal olmayan temel bileşenler analizi kullanılarak elde edilen sonuçlar, tablo ve grafikler halinde sunularak yorumlanmıştır. İlk iki temel bileşen, DOTBA' da toplam varyansın %95.65'ini açıklarken, TBA'da %90.08'ini açıklamıştır. Sonuç olarak, DOTBA'nın TBA'ya göre yüksek bir varyans açıklama oranı ile başarılı sonuçlar verdiği ve böylece ileriye dönük yapılacak tahminlerde kullanılabileceği vurgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Doğrusal Olmayan Temel BileĢenler Analizi, Hipotiroidi, Temel BileĢenler Analizi

BiyoistatistikDoğrusal olmayan analizHipotiroidizm+2
Canan Demir
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Kısıtlı ordinasyon yöntemlerinden kanonik uyum analizi ve gereksizlik analizi yöntemlerinin karşılaştırılması: kardiyolojik veri seti üzerinde bir uygulama

Doğadaki olaylar, birbirleri ile ilişkili olan çok sayıdaki değişkenin veya faktörün ayrı ayrı ya da birlikte etkisi ile ortaya çıkmaktadır. Gereksizilik Analizi (Redundacy Analysis, RDA) ve Kanonik Uyum Analizi (Canonical Correspondence Analysis, KUA) bu ilişkileri belirlemede kullanılan analiz yöntemlerindendir. Doğrudan Gradient Analizleri (DGA) olarak da bilinen kısıtlı kanonik analiz yöntemleri ile ilgili yapılan çalışmaların, genellikle çevrebilimciler tarafından yapıldığı ve sağlık alanında sınırlı sayıda çalışmanın olduğu görülmüştür. Bu nedenle tez çalışmasında, KUA ve RDA'nın incelenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca, farklı ölçek seviyelerindeki değişkenlere ait verileri içeren Kardiyoloji alanındaki bir veri seti ile yöntemlerin uygulaması yapılarak performansları karşılaştırılmıştır. Performans ölçütleri olarak Belirleme Katsayısı (R2) ve MAPE (Mean Absolute Percentage Error) değeri hesaplanmıştır. Elde edilen sonuçlara göre farklı ölçek türlerinde olan değişkenler arasındaki ilişki yapılarını analiz eden kısıtlı ordinasyon yöntemleri olan KUA ve RDA'nın varyasyonu yeterli düzeyde açıkladığı görülmüştür. Ayrıca, her iki yöntemin düşük MAPE değeri ile (% 10'dan düşük) iyi sınıflama yaptığı ve ordinasyon diyagramı gerçekleştirdiği böylece sağlık alanında da kullanılabileceği vurgulanmıştır. Anahtar Sözcükler: Kanonik form, ölçekleme, biplot, boyut indirgeme, MAPE, angina

Anjina pektorisBiyoistatistikBoyut indirgeme+6
Mehmet Tahir Huyut
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ratlarda yüksek yağlı diyet ile beslemenin obezite oluşumunu önlemesi üzerine ısırgan otu tohumu (urtica dioica seed) ekstraktı etkisinin histopatolojik ve biyokimyasal olarak araştırılması

Sunulan bu çalışmada, yüksek yağlı diyet (YYD) ile beslenen ratlarda ısırgan otu tohumu (Urtica Dioica; UD) ekstraktının obezite oluşumu üzerine etkisinin histopatolojik ve biyokimyasal olarak araştırılması amaçlandı. Bu amaçla 32 adet erkek Wistar albio rat her grupta 8 adet olmak üzere dört gruba ayrıldı. Kontrol grubu; standart rat pelet yem ile beslendi. YYD grubu; 300g/kg oranında tereyağı katılarak hazırlanan yüksek yağlı pelet yem ile beslendi. YYD + UD grubu; 300g/kg oranında tereyağı katılarak hazırlanan yüksek yağ diyetli pelet yem ile beslemeye ilaveten UD ekstresi (300 mg/kg, oral) ile beslendi. UD grubu; Standart pelet yem ile beslemeye ilaveten UD ekstresi (300 mg/kg, oral) ile beslendi. 75 günlük deneme süresi sonunda sıçanların nekropsileri yapılarak doku ve kan örnekleri alındı. Alınan doku örnekleri Hematoksilen&Eozinle(H & E) ile boyanarak histopatolojik inceleme yapıldı. Alınan kan örneklerinden AST, ALT, LDH, ALP, trigliserid, total kolesterol, HDL-kolesterol, LDL-kolesterol ve açlık kan şekeri düzeyleri çalışıldı. Histopatolojik olarak YYD grubu ratların karaciğer dokularında hepatositlerde dejenerasyon ve nekroz ve remark kordon yaplarında bozulma görüldü. YYD + UD grubu ratlarda bu bulguların kısmen azaldığı belirlendi. YYD grubunda ALT, ALP, trigliserid ve LDL düzeyleri kontrol grubundan anlamlı olarak yüksek bulundu. YYD grubu ile karşılaştırıldığında, YYD + UD grubunda bu düzeylerin anlamlı olarak düştüğü belirlendi. YYD grubunda kontrole göre azalan HDL düzeyinin, YYD + UD grubunda YYD grubuna göre arttığı görüldü. YYD grubu ratlarda kolesterol düzeyinin kontrole göre arttığı belirlenirken, YYD + UD gurubunda kolesterol düzeyinin YYD grubuna göre daha yüksek olduğu tespit edildi. YYD ile beslenme kilo artşı sağlarken, UD eksratının uygulanması ile kilo alımında kısmen azalma meydana geldi. Sonuç olarak, UD eksraktı uygulamasının karaciğerde meydana gelen tahribatı azalttığı, serum lipit düzeylerinde azalmaya neden olduğu ve kilo alımını kısmen engellediği, ancak kolesterol düzeyinde yükselmeye sebep olduğu belirlendiğinden, UD ekstresinin YYD ile beslenmenin olumsuz etkilerine karşı tam bir koruma sağladığı sonucuna kesin olarak varılamadı.

BiyokimyaDiyetDiyet yağları+7
Kenan Kaçak
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çoban çantası (capsella bursa pastoris L) bitkisinin etil alkol ile oluşturulan karaciğer hasarları üzerine etkisinin histopatolojik ve biyokimyasal olarak araştırılması

Polat O, Çoban Çantası (Capsella Bursa-Pastoris L.) Bitkisinin Etil Alkol ile Oluşturulan Karaciğer Hasarları Üzerine Etkisinin Histopatolojik ve Biyokimyasal Olarak Araştırılması, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Veteriner Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Van, 2019. Sunulan bu çalışmanın amacı etil alkol ile oluşturulan karaciğer toksikasyonuna karşı çoban çantası (Capsella Bursa-Pastoris L.) bitkisi çayının koruyucu etkinliğini araştırmaktır. Bu amaçla 32 adet erkek wistar albino rat rastgele 4 gruba ayrıldı. Kontrol grubu; Standart pelet yem ile beslendi. Alkol grubu; Günde bir defa 4 ml/kg % 30'luk etil alkol orogastrik gavaj ile verildi. Alkol + Çoban çantası grubu: Günde bir defa 4 ml/kg % 30'luk etil alkol ve 1 ml/kg bitki çayı günlük orogastrik gavaj ile verildi. Çoban çantası grubu; Günde bir defa 1 ml/kg bitki çayı orogastrik gavaj ile verildi. 60 günlük deneme süresi sonunda sıçanların nekropsileri yapılarak doku ve kan örnekleri alındı. Alınan doku örnekleri Hematoksilen & Eozinle (H&E) ile boyanarak histopatolojik inceleme yapıldı. Alınan kan örnekleri santrifüj edilerek serumları çıkarıldı. Serumlardan karaciğer harabiyeti serum enzimlerinden Alanin transaminaz (ALT), Aspartik transaminaz (AST), Alkalen fosfataz (ALP) ve Laktat dehidrogenaz (LDH) seviyeleri ve Kolesterol, Trigliserit, HDL kolesterol, LDL kolesterol ve Açlık kan şekeri (AKŞ) düzeyleri çalışıldı. Histopatolojik olarak alkol grubu ratların karaciğerlerinde meydana gelen dejeneratif-nekrotik değişikliklerin alkol + Çoban çantası grubunda kısmen azaldığı belirlendi. Biyokimyasal olarak, alkol grubunda kontrole göre artan AST, ALT ve ALP düzeylerinin alkol + Çoban çantası tedavi grubunda azaldığı görüldü. Çoban çantası çayı ile tedavinin trigliserid ve HDL düzeylerine olumlu etki ettiği görülürken, LDL ve kolesterol değerlerini olumsuz etkilediği görüldü. Sonuç olarak, çoban çantası çayı uygulamasının karaciğerde meydana gelen tahribatı azalttığı, ancak LDL ve kolesterol düzeylerinde yükselmeye sebep olduğu belirlendiğinden, çoban çantası çayının etil alkol ile oluşturulan karaciğer toksikasyonuna karşı tam bir koruma sağladığı sonucuna kesin olarak varılamadı.tır

Capsella bursa-pastorisEtanolHayvan deneyleri+4
Orhan Polat
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessEN

The evaluation of the influence of different finishing line depth on strength of CAD/CAM restorations

The aim of this study is to evaluate the effects of different shoulder finishing line depth (0.5 mm, 1.0 mm and 1.5 mm) on fracture strength of coping design as one type of CAD/CAM restorations. Using Lithium disilicate (IPS e-max CAD; Ivoclar Viva dent) and Feldspathic block (CEREC blocks; Sirona) materials for milling of three type of design according to the finishing line depth (FLD), which was done with Cerec inLab software program (Version, 4.2.0.57192) with 120 μ cement film thicknesses. A total of 72 specimens of coping design were prepared as monolithic crown on 72 novel nickel chrome dies. Each with a diameter of 8 mm and height of 6 mm as they were used to support the restoration. 12 specimens of coping design for each material and finishing line depth where prepared, to be in three groups according to FLD. Panavia V5 resin cement system where used as a luting agent for fixation of each coping restorations. For the measurement of fracture resistance value, each sample where subjected to fracture test with a universal test machine.It was found that Lithium disilicate crowns with 1.5 mm thickness of marginal design showed the maximum mean value of fracture strength of about 2721 ± 967 N among all the groups, whereas, the minimum mean valueof fracture strength was recorded with Feldspathic one with 1296.7 ± 642 N at the same depth of shoulder finishing line (1.5 mm). Kruskal –Wallis and Mann-Whitney testsas well as Annova test were performed to compare all groups with different P values. Concluded that the effect of different depth of finishing line on the fracture strength of CAD/CAM restoration material was evedent with variable results wich was related to different factors. As it is clear from the results of the present investigation. Lithium disilicate crown material seems to be increased their strength to fracture as the finishing line depth where increased. While in case of Feldspathic restorations, the strength where increased from 0.5 mm to 1.0 mm depth of finishing line restorations, but the strength were decreased, when the marginal depth increased to be 1.5 mm.

CAD/CAMDental materialsDental porcelain+3
Lana Bahram Khıdher
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Van kedisi'nde görülen sağırlığın insidansı ve göz renklerine göre dağılımı üzerine araştırmalar

Bu çalışmada Van kedisinde görülen sağırlığın insidansı ve göz rengine göre dağılımının ortaya konulması amaçlandı. Bu amaçla Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Van Kedisi Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürlüğü ve Van İli sınırları içinde bulunan 2 ay ile 8 yaş arası her biri eşit sayıda olan 3 (üç) ayrı grup olmak üzere toplam 300 (üç yüz) adet Van kedisine Otometrics ICS Chartr Ep 200 Klinik ABR cihazı ile işitme testi yapılmıştır. Çalışma sonucunda Van kedileri'nde sağırlık oranı %14.33 olarak belirlenmiştir. Sağırlığın cinsiyet, tüy uzunluğu ile bir ilişkisinin olmadığı, kafasında benek bulunan Van Kedilerinde sağırlığın bulunmadığı görülmüştür. Van kedilerinin duyma eşikleri baz alınarak yapılan değerlendirme sonucunda Van Kedilerinin çoğunluğunun çok iyi işittiği (0-10 dB nHL) ortaya konulmuştur. Van kedilerinde tek taraflı sağırlığın diğer beyaz kedi ırklarına göre çok daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak Van kedilerinde görülen sağırlık oranının diğer beyaz kedi ırkları ile kıyaslandığında daha düşük olduğu ortaya konulmuştur. Yapılan bu çalışma ile Van Kedisi Araştırma ve Uygulama Merkezi, Van ve çevresinde ABR test sonuçlarına göre sağır olduğu tespit edilen kedilerin çiftleştirilmesinin önüne geçilecektir. İleride yapılacak çalışmalarla Van kedilerindeki sağırlığın insidansının düşeceği düşünülmektedir. Bu çalışma Van kedilerinde yapılan ilk sağırlık çalışması olduğundan ve ileride yapılacak olan çalışmalara ışık tutacağından sunulmaya değer bulundu. Anahtar Kelimeler: Van kedisi, sağırlık, insidans

Göz rengiSağırlıkSağırlık+4
Funda Almaç Çelik
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik immobilizasyon stresine maruz bırakılan sıçanlarda vortioksetin, fluoksetin ve resveratrol tedavilerinin anksiyete, motor aktivite ve öğrenme üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Çelik B. Kronik immobilizasyon stresine maruz bırakılan sıçanlarda vortioksetin, fluoksetin ve resveratrol tedavilerinin anksiyete, motor aktivite ve öğrenme üzerine etkilerinin karşılaştırılması, Van YYÜ Sağlık Bilimleri Enstitüsü Farmakoloji Anabilim Dalı Yükseklisans Tezi, Van, 2019. Bu çalışma, kronik immobilizasyon stresine maruz bırakılan sıçanlarda vortioksetin, fluoksetin ve resveratrol tedavilerinin anksiyete, motor aktivite ve öğrenme üzerine etkilerini araştırmak için tasarlandı. Çalışmada 200 ± 20 g ağırlığında 72 adet erkek Wistar albino sıçan kullanıldı. Sıçanlar, her grupta 8 adet olacak şekilde 9 gruba ayrıldı. Grup 1: kontrol grubu, (strese maruz kalmadı) Grup 2: DMSO-çözücü grubu, strese maruz kalmadı. Grup 3: stres grubu, kronik immobilizasyon stresine maruz kaldı. Grup 4: Vortioksetin + stres grubu, sıçanlara stres uygulamasından 30 dakika önce 10 mg / kg / gün dozunda vortioksetin verildi. Grup 5: Fluoksetin + stres grubu, sıçanlara stres uygulamasından 30 dakika önce 10 mg / kg / gün dozunda fluoksetin verildi. Grup 6: Resveratrol + stres grubu, sıçanlara stres uygulamasından 30 dakika önce 100 mg / kg / gün dozunda resveratrol verildi. Grup 7: Vortioksetin (10 mg / kg / gün) + Resveratrol (100 mg / kg / gün) + stres grubu, sıçanlara stres uygulamasından 30 dakika önce vortioksetin ve resveratrol verildi. Grup 8: Fluoksetin (10 mg / kg / gün) + Resveratrol (100 mg / kg / gün) + stres grubu, sıçanlara stres uygulamasından 30 dakika önce fluoksetin ve resveratrol verildi. Grup 9: Vortioksetin (10 mg / kg / gün) + Fluoksetin (10 mg / kg / gün) + Resveratrol (100 mg / kg / gün) + stres grubu, sıçanlara stres uygulamasından 30 dakika önce vortioksetin, fluoksetin ve resveratrol verildi. Kronik immobilizasyon stresi uygulaması için hayvanlar 30 gün boyunca günde 60 dakika sabitleyici kafese konuldu. Yükseltilmiş artı-labirent (EPM) testinde açık kollarda harcanan zaman ve açık kollardaki girişlerin sayısı, normal kontrol grubuna göre stres kontrol grubunda anlamlı derecede düşüktü. Bu değerler tedavi gruplarında arttı. Morris water maze testinde kronik immobilizasyon stresi, platformu bulmak için gecikmeyi önemli ölçüde azalttı. Bu değerler tedavi gruplarında arttı. Rota rod testi sonuçlarının gerek grup içi, gerek gruplararası karşılaştırmalarında fark bulunamadı. Bu çalışmanın sonuçları; vortioksetin + fluoksetin + resveratrol kombinasyonunun, bu ilaçların yalnız uygulanmalarına göre daha iyi anksiyolitik etkiler gösterebileceğini; vortioksetin veya fluoksetine bağlı gelişebilecek öğrenme - bellek kayıplarının tedavi protokolüne resveratrol ilavesi ile engellenebileceğini göstermektedir. Önümüzdeki çalışmalarda sonuçlarımızın moleküler temellerinin aydınlatılması hedeflenmektedir.

AnksiyeteFluoksetinHayvan deneyleri+7
Barış Çelik
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2019
00