Yeditepe University
Discipline

Ophthalmology

Yeditepe University

491

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova bölgesindeki keratokonus olgularında VSX1 ve LOX genlerinin dizileme yöntemi ile analizi

Amaç: Çukurova bölgesinde keratokonuslu olgularda Visual System Homeobox 1 (VSX1) ve Lizil Oksidaz (LOX) genlerini taramak ve hastalığın genetik temelini ortaya koymak Gereç ve Yöntem: Biyomikroskopik muayene ve topografik bulgulara dayanarak keratokonus tanısı konulan 30 hasta çalışma kapsamına alındı. Hastaların periferik kan örneklerinden DNA izolasyonu, otomatize sistem (QiaCube, Qiagen) aracılı olarak ilgili kitler kullanılarak yapıldı. DNA fragmantasyon ve barkodlama işleminin ardından ilgili gen bölgeleri multipleks polimeraz zincir reaksiyonu (PZR) ile çoğaltılarak hedef bölgelerin zenginleştirilmesi sağlandı. Elde edilen PZR ürünleri saflaştırma işlemleri sonrası yeni nesil dizileme cihazında (Illumina MiSeq- San Diego, ABD) dizilendi. Saptanan varyantlar, biyoinformatik algoritması uygun olarak analiz edildi. Bulgular: Hastaların 14'ü (%46,7) erkek, 16'sı (%53,3) kadın olmakla, ortalama yaşları 28,63±10,93 (12-52) idi. Yeni nesil dizileme yöntemi ile 2 hastada 2 farklı varyant: VSX1 geninde ekzon 1'de p.G38D ve intron 4'de c.808+17G>A heterozigot mutasyonları bulundu. Bu iki yeni mutasyon bazı biyoinformatik analiz sonuçlarına göre patojen olsa da her iki genetik varyant VARSOME (The Human Genomic Variant Search Engine) veri tabanındaki tüm analizler göz önüne alındığında VUS (variants of uncertain significance) olarak sınıflandı. LOX geninde herhangi bir mutasyon saptanmadı. Sonuç: Çalışmamızda VSX1 geninde saptanan mutasyonlar literatürde ilk kez tanımlanmaktadır. Saptanan bu mutasyonların keratokonusun genetik temelinin anlaşılmasına yönelik gelecekteki çalışmalara yol gösterici olacağını düşünmekteyiz. Çalışmamız keratokonus patogenezinde LOX geninin rolünü araştıracak ileri çalışmalarda, daha geniş olgu sayılarına ihtiyaç duyulacağına dair öngörü sağlayabilir. Diğer yandan çalışmada 30 keratokonus hastasında sadece 2 hastada mutasyon saptanması, keratokonusun genetik heterojenliğini destekler niteliktedir. Anahtar Kelimeler: Keratokonus; Yeni nesil dizileme; VSX1; LOX

Dizi analiziGenlerGöz hastalıkları+2
Astan Ibayev
Çukurova University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova bölgesinde görülen primer konjenital glokomlu olguların moleküler genetik analizi

Amaç: Çukurova bölgesinde görülen PKG hastalığının genetik temelinin araştırılması, saptanan gen mutasyonları ile hastalığın klinik bulguları ve ciddiyeti arasındaki ilişkinin ortaya konulması. Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya 2005 ile 2021 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Göz Hastalıkları Anabilim dalında primer konjenital glokom tanısı ile takip edilen 26 hastanın 42 gözü dahil edildi. Genetik analiz için alınan venöz kan örnekleri etilendiamintetraasetik asit içeren tüplere alınarak Çukurova Üniversitesi Adana Genetik Hastalıklar Tanı ve Tedavi Merkezi ve Tıbbi Genetik Anabilim Dalı bünyesinde analiz edildi. Alınan kan örneklerinde CYP1B1, MYOC gen mutasyonları araştırıldı. Mutasyon tespit edilen hastaların ebeveynlerinden de kan örnekleri alınarak genetik analiz yapıldı. Bulgular: Hastaların 12'sinde (% 46,2) (20 göz) CYP1B1 gen mutasyon varlığı tespit edildi (Grup 1). Bu hastalardan ikisinde CYP1B1 ve MYOC gen mutasyonu kombinasyonu saptandı. 14 (% 53,8) hastada (22 göz) mutasyon görülmedi (Grup 2). İki grup arasında demografik verilerde farklılık yoktu ( p:> 0,05 ). Mutasyonun olduğu Grup 1 olgularında yatay kornea çapı daha yüksek seyretti (p: 0,006). Aynı zamanda buftalmus görülme oranı da daha fazla idi (p: 0,057). Mutasyon olan olgularda en sık rastlanılan patojenik varyant c.1405C>T (p.R469W) (n: 5, 9 göz) mevcuttu ve diğer mutasyonlara göre prognoz kötü seyretti (p: 0,014). İkinci en sık görülen varyant ise c.3987G>A (p.G61E) (n:3, 4 göz) idi, tedavi ile prognozları iyiydi. Mutasyonu olan hastaların ebeveyn analizlerinde ise anne ve babada heterozigot taşıyıcı oldukları tespit edildi. Ebeveynlerde glokom görülmedi. Sonuç: Bu çalışmada primer konjenital glokom olgularında sık rastlanılan genetik mutasyonların hastalığın klinik şiddeti ile ilişkili olduğu gözlemlendi. Genetik araştırma bu hastalarda klinik prognoz açısından yol gösterici olabilir. Bunun yanında ailelere verilecek genetik danışmanlık hizmetleri ile hastalığın görülme oranları azaltılabilir. Anahtar Kelimeler:, CYP1B1, Genetik Analiz, MYOC, Primer Konjenital Gloko

GenetikGlokomKonjenital anomaliler+3
Ahsen Nazire Akbaş
Çukurova University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Rino-orbital mukormikozis olgularında prognostik faktörler ve sonuçlarımız

Amaç: Orbita tutulumlu mukormukozis olgularında hasta ve görme sağ kalımı sıklığını, etkileyen prognostik faktörleri belirlemek ve aynı zamanda klinik özellikler ve tedavi yanıtlarını değerlendirmek Gereç ve Yöntem: Orbita tutulumlu mukormikozis enfeksiyonu nedeniyle takip edilen 43 hastanın 43 gözü çalışmaya dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri, başvuru anındaki semptomları, oftalmolojik ve non-oftalmolojik muayene bulguları, laboratuvar sonuçları, takip sürecindeki klinik bulguları, radyolojik görüntülemeleri, uygulanan medikal ve cerrahi prosedürler ve komplikasyonlar kaydedildi. Ölüm sıklığına göre hastaların sağ kalımı; ışık hissi (persepsiyon) kaybı sıklığına göre de görme sağ kalımı değerlendirildi. Bulgular: Hastaların 27 (%62,8)'si erkek, 16 (%37,2)'sı kadın olup, yaş ortalaması 47,6±20,1 (1-76) idi. Hastaların altta yatan hastalık durumu incelendiğinde, tüm hastalarda altta yatan bir hastalığın mevcut olduğu ve bunların büyük çoğunluğunu diyabetin (%65,2) oluşturduğu izlendi. Periorbital şişlik (%69,8), oftalmopleji (%53,5) ve görmede azalma (%46,5) mukormikozis enfeksiyonu olan hastaların başvuruları esnasında en sık karşılaşılan semptom ve bulgulardı. Ortalama takip süresi 5±6,7 (0,3-33) ay idi. Hastaların 22 (%51,2)'sinde hastalık ölümle sonuçlandı. Yaşayan ve ekzenterasyon operasyonu geçirmeyen 17 hastanın 9 (%52,9)'unda görme keskinliği en az persepsiyon düzeyinde olup görme sağ kalımı mevcuttu. Ateş varlığı ve daha düşük antifungal tedavi süresi daha düşük hasta sağ kalımıyla ilişkiliydi (p=0,046, p<0,001). Ekzenterasyon operasyonu hasta sağ kalımıyla ilişkili bulunmadı. Donmuş göz, ışık refleksi kaybı ve santral retinal arter tıkanıklığı gelişmesi de daha düşük görme sağ kalımı ile ilişkiliydi (p=0,002, p=0,009, p=0,029). Sonuç: Mukormikozis, vasküler invazyon ve doku nekrozu ile karakterize akut başlangıçlı, agresif seyirli ve mortalite oranı oldukça yüksek bir hastalıktır. Çalışmamız bu hastalıkla ilgili literatürdeki en geniş hasta serilerinden birini sunmaktadır. Hastaların başvuru anındaki semptomlarının ve enfeksiyon sürecindeki klinik bulgularının bilinmesi hastalık hakkında farkındalığı artıracaktır. Çalışmada tespit edilen prognostik belirteçlerin hem hastalığın tedavi ve takip aşamasında hem de gelecekte yapılacak çalışmalarda yol gösterici olacağını düşünmekteyiz.

Diş apeksiMukormikozisNazal kavite+3
Mustafa Aksoy
Çukurova University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Anslı geriletme ile klasik cerrahi sonuçlarının karşılaştırılması

ÖZETAmaçBu çalışmanın amacı, şaşılık cerrahisinde klasik geriletme yöntemi ile anslı geriletme yöntemlerinin karşılaştırılmasıydı. Bu amaçla ameliyat geçiren hastaların ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası verileri incelendi. İçlerinden çalışmaya uygun olanlar seçilerek çalışmaya dahil edildi.Gereç ve YöntemAnslı geriletme cerrahisinin klasik cerrahi ile karşılaştırılması amacıyla Celel Bayar Üniversitesi Göz Hastalıkları kliniğinde 2005-2012 yılları arasında Şaşılık biriminde takip edilen hastaların takip kartları retrospektif incelendi. Kriterlere uygun 168 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar klasik cerrahi uygulanan ve anslı geriletme uygulanan olmak üzere iki gruba ayrıldı. Yaş, cinsiyet, kayma yönleri, ameliyat öncesi kayma dereceleri, ameliyat sonrası 3. aydaki kayma dereceleri, uygulanan cerrahi miktarlar ve yöntemler, cerrahi başarı kriterleri değerlendirildi. Kayma dereceleri Örtme-açma testi ve Krimsky testi ile prism diyoptri (?) olarak kaydedildi. Cerrahi miktarlar milimetre cinsinden hesaplandı. Yöntemler ise yalnız geriletme ve geriletme?rezeksiyon olarak kabul edildi. Başarı kriteri olarak 10 ? ve altındaki değerler kabul edildi. İstatistiki değerlendirmede SPSS 18.0 (Inc Chicago, IL, USA) paket programı kullanıldı. İstatistiki anlamlılık için p değerinin < 0.05 olması şartı arandı.BulgularYaş ortalamaları klasik grupta 12,9 ±12, anslı geriletme grubunda 14,3 ±13 bulundu (p =0,51). Gruplar sağ veya sol göze ameliyat uygulanması açısından benzerdi (p =0,326). Anslı geriletme yapılan hastaların ameliyat öncesi kayma dereceleri klasik gruba göre yüksek bulundu ve istatistiki olarak anlamlıydı (p <0001).Ameliyat sonrası kayma dereceleri anslı geriletme grubunda daha düşük bulundu, fakat istatistiksel farklı bulunmadı(p=0,245). Ameliyat öncesi-ameliyat sonrası kayma farkları klasik geriletme grubunda 34 ? ± 16, anslı geriletme grubunda 49 ± 20 bulundu (p <0,001).Ortalama geriletme miktarı, anslı geriletme yapılan grupta 9,94 mm ±0,733, klasik cerrahi uygulanan grupta 6,09 mm ±0,811 olarak bulundu(p< 0001). 50? altında kayması olan hastalarda her iki cerrahi grubunda da benzer başarı oranları mevcutken (anslı grup % 87, klasik grup % 84, genel % 86, p=0.742), 50 ? ve üzeri hastalarda ise anslı cerrahi grubunda çok daha iyi cerrahi başarı oranları bulundu (anslı grup % 70, klasik grup % 34, genel % 51, p=0.05).3.ay takipte klasik geriletme uygulanan hastalarda cerrahi başarı oranı %72, anslı geriletme grubunda %76 bulundu. Tüm hastalar değerlendirildiğinde ise oran %73 bulundu.SonuçAnslı geriletme yapılan hastaların ameliyat öncesi kayma derecelerinin daha yüksek olmasına rağmen başarı oranlarını klasik cerrahi ile benzer bulduk. Özellikle yüksek dereceli kaymalarda geriletme miktarını arttırarak tek ameliyatda sonuç alınabileceğini gösterdik.

Cerrahi tedaviCerrahi-gözGöz+3
İbrahim Türker
Manisa Celal Bayar University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İntravitreal uygulamalar sonrası kısa dönem intraoküler basınç değişiklikleri ve ön kamara derinliği ile ilişkisinin değerlendirilmesi

AMAÇ:İntravitreal enjeksiyondan hemen sonra oluşan GİB artışlarını, ÖKD değişimlerini ve aralarındaki ilişkiyi göstermek. GEREÇ-YÖNTEM: Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniği Retina biriminde diabetik maküler ödem, yaş tip yaşa bağlı makula dejenerasyonu, ven tıkanıklarına sekonder maküler ödem tanısıyla intravitreal ranibizumab uygulanan 105 hastanın 118 gözü incelendi. Hastaların detaylı oftalmolojik muayeneleri yapıldı. Tüm hastalara OKT ve FFA çekilerek makuladaki değişiklikler değerlendirildi. İntravitreal enjeksiyonlardan yapılmadan hemen önce hastaların göz içi basınçları Tono-Pen Avia (Reichert) kontakt tonometre ile üç ölçüm yapılıp ortalama değer alınarak ölçüldü. Ön kamara derinlikleri ve aksiyel uzunlukları ise Lenstar LS 900 (Haag Streit) optik biometri ile beş ölçümün ortalama değeri alınarak ölçüldü. İntravitreal enjeksiyonlar steril koşullarda yapıldı. İntravitreal enjeksiyonlardan sonra 5, 15, 30. dakika ve birinci gün olmak üzere hastaların göz içi basınçları ve ön kamara derinlikleri ölçüldü. Çalışmamızda hastaların intravitreal enjeksiyon sonrası göz içi basınçlarındaki yükselme, bu yükselmenin ne zaman normal değerlere döndüğü, göz içi basıncındaki yükselmenin ön kamara derinliğinde değişiklik yapıp yapmadığı, göz içi basıncındaki azalma ile ön kamara derinliğinde normale dönüş olup olmadığı, ön kamara derinliği farklı olan, aksiyel uzunluğu farklı olan hastalarda, fakik ve psödofakik hastalar arasında göz içi basınç yükselmesinde fark olup olmadığı değerlendirildi.BULGULAR: Hastaların 55' i kadın, 63' ü erkekti. 118 gözün 88' inde (%74,6) diabetik maküler ödem (DMÖ), 23' ünde (%19,5) yaş tip yaşa bağlı makula dejenerasyonu (YBMD), 6' sında (%5,1) retinal ven dal oklüzyonu (RVDO), 1' inde (%0,8) ise santral retinal ven oklüzyonu (SRVO) mevcuttu. Hastaların 95' i (%80,5) fakik, 23' ü (%19,5) psödofakikti. Hastalar gözlerinin aksiyel uzunluklarına (AU) göre üç ayrı gruba (AU<22 mm, AU 22-24 mm, AU>24 mm) ve ön kamara derinliklerine (ÖKD) göre üç ayrı gruba (ÖKD<2,5 mm, ÖKD 2,5-3,5 mm, ÖKD>3,5 mm) ayrıldılar. İntravitreal enjeksiyon öncesi ortalama GİB değeri 15,03 ± 2,86 mmHg iken, intravitreal enjeksiyon sonrası 5. dakika ortalama GİB değeri 24,15 ± 10,12 mmHg' ye yükseldi, 15. dakika ortalama GİB değeri 17,02 ± 5,25 mmHg olarak saptandı, bazal değerlerle karşılaştırıldığında aradaki fark istatiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). 30. dakikada GİB bazal değerlere döndü. İntravitreal enjeksiyon öncesi ortalama ÖKD değeri 2,9498 ± 0,8957 mm iken, intravitreal enjeksiyon sonrası 5. dakika ortalama ÖKD değeri 2,90 ± 0,84 mm' ye düşerek daraldı ve aradaki fark istatiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). Enjeksiyon sonrası 1. gün ÖKD bazal değerlere döndü. Enjeksiyon öncesi ve enjeksiyon sonrası 5. dakika, 15. dakika, 30. dakika ve 1. gün yapılan tüm GİB ve ÖKD ölçümlerinde aksiyel uzunlukları farklı olan üç grup arasında istatiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0,05, Kruskal-Wallis test). Enjeksiyon öncesi ve enjeksiyon sonrası 5. dakika, 15. dakika, 30. dakika ve 1. gün yapılan GİB ölçümlerinde, ön kamara derinlikleri farklı olan üç grup arasında istatiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0,05, Kruskal-Wallis test). Fakik ve psödofakik hastalar arasında enjeksiyon öncesi ve enjeksiyon sonrası tüm zamanlarda GİB değişimleri açısından istatiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). ÖKD değişimleri açısından ise fakik ve psödofakik hastalar arasında enjeksiyon öncesi ve enjeksiyon sonrası tüm ölçümlerdeki fark istatiksel olarak anlamlıydı (p=0,000). İntravitreal enjeksiyon sonrası ilk zamanlarda GİB artışı ile beraber ÖKD' nde azalma, zamanla GİB' deki azalmayla beraber ÖKD' nde derinlik artışı olmaktadır, aralarında zayıf da olsa korelasyon mevcuttur. SONUÇ: İntravitreal enjeksiyonlardan sonra geçici de olsa özellikle ilk dakikalarda çok yükselebilen GİB artışları görülmektedir. GİB artışı ile korele olarak ÖKD' nde sığlaşma, zamanla GİB' ndakı azalmayla korele ÖKD' nde derinlik artışı izlenmektedir. Çalışmamızda GİB artışları enjeksiyon sonrası yaklaşık 30. dakikada bazal değerlere döndü. Bu bulguların temelinde intravitreal enjeksiyon sonrası hastalar GİB artışı açısından en az 30 dakika dikkatle izlenmelidir. GİB artışları çoğu hastada enjeksiyon sonrası ilk saatte normale dönse de, özellikle kısa aksiyel uzunluklu gözlerde, oküler vasküler problemlerde ve ileri glokomlu gözlerde intravitreal enjeksiyon sonrası görülen çok yüksek GİB artışlarında parasentez düşünülebilir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: İntravitreal enjeksiyon, Göz içi basıncı, Ön kamara derinliği, Ranibizumab.

Göz hastalıklarıRanibizumabVitreus+2
Gülsüm İrey
Manisa Celal Bayar University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Korneal biyomekanik parametreler üzerine diyabetik retinopati ve kan glikoz regulasyonunun etkisi

AMAÇ: Korneal biyomekanik parametreler üzerine diyabetik retinopatinin farklı evreleri ile kan glikoz düzeyinin metabolik kontrolünün etkisini değerlendirmek GEREÇ-YÖNTEM: 141 hastanın 141 gözü retrospektif olarak incelendi. 101 hasta diyabet nedeniyle takipli idi. Diyabeti olmayan 40 hasta kontrol grubunu oluşturdu. Hastaların detaylı oftalmolojik muayeneleri yapıldı. ORA cihazı ile CH, CRF, GİBg ve GİBcc ölçümü, kontakt tonometre ile göziçi basıncı, pakimetre cihazı ile SKK ölçümü ve HbA1c değerleri incelendi. Diyabetik hastalar retinopatisi olmayan grup (grup 1), non-roliferatif diyabetik retinopati grubu (grup 2) ve proliferatif diyabetik retinopati grubu olmak üzere üç gruba ayrıldı. Bu üç grubun kendi aralarında ve kontrol grubu ile CH, CRF, GİBg, GİBcc, GİB (tonopen) ve SKK parametreleri açısından karşılaştırıldı. HbA1c değerlerinin bu parametreler üzerine etkisi incelendi. BULGULAR: Kontrol grubu 40 kişi, grup1,2 ve 3 sırasıyla 34, 34 ve 33 hastadan oluşmaktaydı. Diyabetik 20 hastanın HbA1c değeri < 7 mg/dl; 81'inin ≥ 7mg/dl idi. HbA1c değeri ≥ 7mg/dl olanlarda olmayanlara göre CRF, SKK ve GİBg ortalamaları sırasıyla 10,88±1,79, 9,7 ± 1,85 (p=0,009); 546 ± 29 μ, 527±28 μ (p=0,01) ve 17,23 ± 4,06 mmHg, 15,25 ± 2,76 mmHg idi(p=0,038). Kontrol grubu ile grup 1, 2 ve 3; SKK, GİB (tonopen), CH, CRF, GİBg, GİBcc açısından karşılaştırıldığında anlamlı fark saptanmadı. Grup 1 'de CRF 11,21±2,25 iken, grup 3'te CRF 10,01±1,48 saptandı. Grup 3'te CRF istatistiksel anlamlı düşük bulundu. SONUÇ: Korneal biyomekanik parametreler üzerine kan glikozunun metabolik kontrol durumunun diyabetik retinopati evresinden daha etkili olduğunu düşünüyoruz. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Diyabetik retinopati, HbA1c, korneal histerezis, korneal rezistans faktör, ORA

Diabetes mellitusDiabetik retinopatiHemoglobin A-glikolize+2
Duygu Akbulut
Manisa Celal Bayar University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gebeliğin korneal biyomekanik parametreler üzerine etkisi

AMAÇ: Normal gebelik sürecinde sağlıklı gözlerde korneal biyomekanik değişikliklerini tespit edip, bu değişikliklerin gebelik hormonları ile ilişkisini ve doğum sonrasındaki seyrini gözlemlemek. GEREÇ-YÖNTEM: Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniğinde antenatal takipleri yapılan, yaşları 18-40 arasında değişen, gebeliğinin ilk 12 haftasında olan 33 olgunun 66 gözü çalışmaya dahil edildi. Olguların tümüne, doğuma kadar 3 ayda bir ve doğum sonrası 3-6 ay aralığında, görme keskinliği ve biyomikroskopik muayene, ultrasonografik pakimetri (UP) ile santral korneal kalınlık (SKK) ölçümü, fundus muayenesi ve ORA (Ocular Response Analayser) cihazı ile korneal biyomekanik özellik ölçümleri yapıldı. Ayrıca gebelerde her trimesterde ve doğum sonrasında östrojen ve progesteron düzeyleri bakıldı. BULGULAR: Korneanın biyomekanik parametrelererden CH için gebeler ve kontrol grubu arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Korneanın daha çok sertliğini ifade eden CRF ise gebelerde kontrol grubuna göre anlamlı düşük bulundu (p=0,034). Gebe grubu arasında trimesterler boyunca CH için değişiklikler istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Ancak CRF değerlerinin 2. trimesterde anlamlı olarak düştüğü tespit edilmiştir ve bu değer doğum sonrasında 1. trimester değerlerine tekrar yükseldiği gözlenmiştir. Göz içi basıncı gebelerde kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşük bulunmuştur (p=0,00). Gebeliğin timesterleri süresince ortalama GİB düşme eğilimindedir. SKK ölçümlerinde ise 3. trimesterde anlamlı artış tespit edilmiştir (p=0,00). Doğum sonrası SKK değerleri gebelik başlangıcı ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak daha düşük bulunmuştur (p < 0.001). Korneal kurvatürlarda gebelik süresince anlamlı bir değişiklik tespit edilmemiştir. SONUÇ: Gebelikte artan hormonların hem nicel olarak artması ile hem de hormonlar arası dengenin bozulması ile korneanın biyomekaniğinde değişimlere sebebiyet vermektedir. Hormonal değişimlere CH, CRF den daha dirençi değişim göstermektedir. Gebelik sırasında tespit edilen veya öncesinde var olan korneal hastalıklarda ve glokomun takibinde SKK, GİB ve CRF değişiklikleri göz önüne alınarak değerlendirmelerin yapılması uygun olacaktır. Anahtar sözcükler: Gebelik,Kornea, ORA

BiyomekanikFundus oculiGebelik+6
Mehmet Fatih Ballı
Manisa Celal Bayar University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Glokom hastalarında 24 saatlik göz içi basınç takibi

AMAÇ: Triggerfish kontakt lens (TKL) kullanarak PEX (psödoeksfolyasyon) glokomu, PAAG (primer açık açılı glokom) ve PEX sendromunda sirkadiyen göz içi basınç (GİB) paternlerini incelemek ve TKL'nin tolerabilitesini ve oküler yüzey etkilerini değerlendirmek. YÖNTEM: Yeni glokom tanısı almış ve ilaç kullanmayan 3 PEX glokom hastası, 2 PAAG hastası ile PEX sendromu bulunan 1 olgu olmak üzere, toplam 6 olgunun 6 gözüne 24 saatlik GİB monitörizasyonu için TKL takıldı. GİB eğrisine cosinor ve bifazik cosinor analizleri yapıldı. Akrofaz ve batifaz zamanları ve amplitüdleri hasta grupları arasında karşılaştırıldı. Bir gün sabah (6:00-11:00), öğleden sonra - akşam (12:00- 23:00) ve gece (24:00- 5:00) olmak üzere 3 farklı periyotta değerlendirilerek, en düşük ve en yüksek GİB ilişkili mV eq değerleri hasta grupları arasında karşılaştırıldı. GİB pikleri incelendi ve bir saati aşan pikler "uzamış pik " olarak kabul edildi. TKL kullanımının tolerabilite ve güvenirliliğini incelenmek için her iki göze işlem öncesi ve sonrası en iyi düzeltilmiş görme keskinliği(EDGK), santral korneal kalınlık (SKK) ölçümleri, Oküler Cevap Analizörü (ORA) ile korneal biyomekanik ölçümler ve biyomikroskopik muayene yapıldı. Konjonktival hiperemi ORA Kırmızılık Skalası, korneal boyanma Modifiye Oxford Skalası (MOS) ile değerlendirildi. BULGULAR: Katılımcıların ortalama yaşı 61.6±7.7 olup 5' i (%83.3) erkek, 1' i (%16.7) kadındı. Toplam 5 glokomlu olgunun 4'ünde (% 80) nokturnal akrofaz paterni görüldü; 1 olguda düşük amplitüdlü akrofaz paterni izlendi. PEX glokomlu olguların hepsinde gece uyku döneminde uzamış GİB piki görüldü. PAAG'de ise daha az sayıdaki uzamış pikler gündüz veya gece döneminde görüldü. Hastaların TKL takılan gözleri ile diğer gözleri arasında TKL takılmadan önce ve sonrasında SKK ve ORA parametreleri ve EDGK açısından anlamlı bir fark bulunamadı (P>0.05). MOS ve ORA skalası TKL uygulaması öncesinde olguların iki gözü arasında farklı değilken (P>0.05), TKL uygulaması sonrasında her iki skor da anlamlı düzeyde farklıydı (sırasıyla P= 0.003 ve P=0.004). Bir olguda TKL intolerans nedeniyle 3 saat erken çıkarıldı. SONUÇ: TKL uygulaması ile 24 saatlik GİB profilinin incelenmesi glokom hastalarının ofis saatleri dışındaki GİB davranışı hakkında kıymetli bilgiler vermektedir. PEX glokomda nokturnal akrofaz ve uzamış GİB piklerinin sıklığı dikkati çekmiştir. TKL kullanımı güvenilir ve hastalarca iyi tolere edilebilir bir yöntem olup, korneal parametreler ve oküler yüzey üzerine anlamlı ve kalıcı bir değişiklik oluşturmamaktadır. Anahtar kelimeler: göz içi basıncı, kontakt lens, psödoeksfolyasyon sendromu, primer açık açılı glokom, psödoeksfolyasyon glokomu, sirkadiyen

GlokomGlokom-geniş açılıGöz hastalıkları+4
Mehmet Şirin Türkoğlu
Manisa Celal Bayar University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hipertansif retinopati bulgusu olmayan sistemik hipertansiyon hastalarında makula ve optik sinir başındaki mikrovaskuler değişikliklerin değerlendirilmesi

Giriş: Çalışmamızda hipertansif retinopatisi olmayan sistemik hipertansiyon hastalarında hipertansiyonun neden olduğu arteriyolar daralma ve vazokonstruksiyon sonucu makula ve optik sinir başında meydana gelen mikrovaskuler değişiklikler optik koherens tomografi anjiyografi görüntüleme yöntemi ile incelenmiştir. Metod: Çalışmamıza sistemik hipertansiyonu olup hipertansif retinopatisi olmayan 100 hastanın 100 gözü çalışma grubu ve herhangi bir sistemik ve okuler hastalığı olmayan 50 olgunun 50 gözü kontrol grubu olarak alındı. Hastaların ve kontrol grubunun en iyi düzeltilmiş görme keskinliği ve tam oftalmolojik muayeneleri kaydedildi. Çalışmaya katılan tüm olguların kan basıncı değerleri ve tahmini glomerüler filtrasyon hızları (eGFR) ölçüldü. Enhanced depth imaging optik koherens tomografi ile subfoveal koroid kalınlığı, optik koherens tomografi anjiyografi ile retina kalınlıkları (μm), foveal avaskuler zon (mm2), foveal avaskuler zon çevresinde kapiller yoğunluk (FAZ FD, %), foveal avaskuler zon çevresi (mm), yüzeyel ve derin kapiller pleksusta vaskuler yoğunluk (%), koryokapiller akım alanı ve yüzeyel kapiller pleksusta akım olmayan alan, optik sinir başında retina sinir lifi tabakası kalınlığı (mm) ve vaskuler yoğunluk, cup-disk (C/D) oranı ölçülerek kaydedildi. Hipertansif grup ile kontrol grubu arasında tüm parametreler karşılaştırılarak, makula ve optik sinir başı mikrovaskuler değişimleri analiz edildi. Bulgular: Çalışmamızda 10 yılın üzerinde hipertansiyonu olan hastaların retina kalınlığı 10 yılın altında hipertansiyonu olan hastalara ve kontrol grubuna göre anlamlı olarak ince bulundu. Hipertansif hastalarla kontrol grubu arasında yüzeyel ve derin kapiller pleksus damar yoğunlukları, FAZ, FAZ çevresi ve FAZ FD değerleri, koryokapiller akım alanı ve yüzeyel kapiller pleksusta akım olmayan alan ölçümlerinde anlamlı fark elde edilmedi. On yıldan uzun süre hipertansiyonu olan hastalarda subfoveal koroid kalınlığı anlamlı olarak ince bulundu. Hipertansiyon hastalarında retina sinir lifi tabakası kalınlığı, disk içi ve peripapiller kapiller yoğunluk, C/D oranı ölçümlerinde kontrol grubuna göre anlamlı fark bulunmadı. Hipertansiyonu bulunan hastalarda eGFR düzeyi anlamlı olarak düşük bulundu. Sonuç: Optik koherens tomografi anjiyografi ile sistemik hipertansiyon hastalarının makula ve optik sinir başındaki mikrovaskuler değişiklikler incelenerek hipertansiyonun neden olduğu hasar erken tespit edilebilir, hastalığın takibi ve verilen tedaviye yanıt izlenebilir.

GözGöz hastalıklarıHipertansiyon+7
Dilek Yılmaz
Çukurova University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Proliferatif diyabetik retinopati'de panretinal lazer fotokoagulasyon sonrası korneal biyomekanik parametrelerdeki değişimlerin incelenmesi

AMAÇ: Diyabetik retinopatinin farklı evrelerinde korneal biyomekanik parametrelerde ve santral kornea kalınlığındaki (SKK) değişimleri araştırmak ve daha önce herhangi bir lazer tedavisi almamış proliferatif diyabetik retinopatili (PDRP) hastalarda panretinal fotokoagulasyon (PRP) sonrası korneal biyomekanik parametrelerde ve SKK'da yaptığı değişimleri incelemek. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya diyabetik retinopatisi olmayan tip 2 diyabetli 30 hastanın 30 gözü (grup 1), non-PDRP saptanan 35 tip 2 diyabetli hastanın 35 gözü (grup 2), proliferatif diyabetik retinopatisi olan 30 hastanın 48 gözü (grup 3) ve 40 sağlıklı kontrol grubunun 63 gözü dahil edildi. Hasta gruplarının ve kontrol grubunun Ocular Response Analizer cihazı ile korneal histerezis (CH), korneal rezistans faktör (CRF), Goldmann ile korele göz içi basıncı (GİBg) ve korneal kompanse GİB (GİBcc) ve santral kornea kalınlığı (SKK) ölçümü yapıldı ve HbA1c değerleri incelendi. Diyabetik hasta grupları kendi aralarında ve kontrol grubu ile CH, CRF, GİBg, GİBcc ve SKK parametreleri açısından karşılaştırıldı. PDRP'li hastaların tümüne PRP tedavisi uygulandı. Bu grupta PRP tedavisi öncesi ve sonrasındaki 1.ay, 3.ay, ve 6.ay CH, CRF, GİBg, GİBcc ve SKK parametrelerindeki değişimler incelendi. BULGULAR: Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında Grup 1'de CH, CRF, GİBcc, GİBg ve SKK açısından anlamlı fark saptanmadı. Grup 2'de kontrol grubuna göre CH anlamlı olarak daha düşük(p=0,04), GİBcc ve GİBg anlamlı olarak daha yüksekti(p=0,001 ve p=0,002). Grup 3'te kontrol grubuna göre CH anlamlı daha düşük(p=0,028), GİBcc,GİBg ve SKK anlamlı olarak daha yüksekti(p=0,007,p=0,05 ve p=0,018). Grup 3'teki hastalarda PRP tedavisi öncesi ve sonrasındaki 1.ay,3.ay ve 6.ay CH, CRF, GİBcc, GİBg ve SKK değerleri arasında anlamlı fark saptanmadı. HbA1c değerleri kontrol grubunda ort. %5,42, Grup 1'de % 8,16, Grup 2'de %8,27, Grup 3'te %8,36 ölçüldü. SONUÇ: Kötü metabolik kontrol ve diyabetik retinopatisi olan hastalarda sağlıklı kontrollere ve diyabetik retinopatisi olmayanlara kıyasla CH anlamlı yüksek saptanmıştır. Panretinal fotokoagulasyon, proliferatif diyabetik retinopatili hastalarda kornea biyomekaniğinde değişikliğe yol açmayan ve halen bu hastalığın tedavisinde altın standart olan bir tedavidir. ANAHTAR KELİMELER: Diyabet, panretinal fotokoagulasyon, korneal biyomekanik parametreler

BiyomekanikDiabetes mellitusDiabetik retinopati+5
Çağdaş Cansız
Manisa Celal Bayar University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Vitrektomi cerrahisi yapılan hastalar ile vitrektomi ile kombine fakoemülsifikasyon uygulanan hastalar arasındaki korneal endotel hücre sayısı değişikliklerinin speküler mikroskobi ile karşılaştırılması

Amaç: Pars plana vitrektomi (PPV) ve Pars plana vitrektomi ile kombine fakoemülsifikasyon (FAKO) cerrahisi uygulanan hastalarda korneal endotel hücre sayısı değişikliklerinin speküler mikroskobi ile karşılaştırılması. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya toplamda 81 hastanın 81 gözü olmak üzere pars plana vitrektomi yapılan 48 hastanın 48 gözü (grup 1) ve pars plana vitrektomi ile kombine fakoemülsifikasyon yapılan 33 hastanın 33 gözü dahil edilmiştir. Hastalara ameliyat öncesi ve sonrası en iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EİDGK), GİB, biyomikroskobik ve fundoskopik değerlendirmeyi içeren oftalmolojik muayene yapılmıştır. Tüm olgulara preoperatif, postoperatif 1. ve 3. ay non-kontakt speküler mikroskobi (Konan CellChek XL) ile muayene yapıldı. Endotel hücre yoğunluğu (hücre/mm2), varyasyon katsayısı (%), hekzagonalite oranı (%) ve santral kornea kalınlığı (μm) değerleri kaydedildi. Tüm parametreler gruplar arasında istatistiksel olarak karşılaştırıldı ve p<0.05 değerler anlamlı kabul edildi. Bulgular: Ortalama yaşı sadece pars plana vitrektomi yapılan grupta 61,10±12,64 (48-73 yaş) , pars plana vitrektomi + fakoemülsifikasyon yapılan grupta 62,45±11,05 (51-73 yaş) olan olguların % 43.2'si kadın , % 56.8'i erkek idi. Pars plana vitrektomi yapılan grupta postoperatif 1. ve 3. ay kornea endotel hücre yoğunluğu preoperatif değerlere göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük olarak belirlendi (p:0.00). Pars plana vitrektomi ile kombine fakoemülsifikasyon yapılan grupta postoperatif 1. ve 3. ay kornea endotel hücre yoğunluğu preoperatif değerlere göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük olarak belirlendi (p:0.00). Her iki grup karşılaştırıldığında pars plana vitrektomi ile kombine fakoemülsifikasyon yapılan grupta postoperatif 3. ay kornea endotel hücre kaybı sadece pars plana vitrektomi yapılan gruba göre anlamlı derece yüksek olarak belirlendi (p:0.01). Yine her iki grupta da postoperatif 1. ve 3. ay yapılan ölçümlerde CV, HEX, SKK gibi diğer kantitatif speküler mikroskobi verilerinde preoperatif değerlere göre anlamlı bir fark saptanmadı. Sonuç: Pars plana vitrektomi ile kombine fakoemülsifikasyon uygulanan hastalarda, sadece pars plana vitrektomi uygulanan hastalara oranla postoperatif dönemde anlamlı düzeyde kornea endotel hücre kaybı meydana gelmektedir. Pars plana vitrektomide kullanılan tamponadlar ve fakoemülsifikasyonda kullanılan ultrasonik güç ve sonucunda açığa çıkan termal enerji kornea endotelinde hasara sebep olmaktadır. Bu sebeple kornea endotel yoğunluğu preoperatif dönemde düşük olan hastalarda kombine cerrahinin korneal dekompanzasyon riski daha yüksektir. Ancak yine de avantajlarından dolayı kombine cerrahi önerilebilir. Speküler mikroskobi ile preoperatif değerlendirme yapılacak cerrahi metodu belirlemede bu açıdan çok önemlidir.

Cerrahi-gözEndotelyal hücrelerFakoemülsifikasyon+4
Aydın Alper Yılmazlar
Manisa Celal Bayar University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Glokom hastalarında oküler yüzey değişikliklerinin incelenmesi

AMAÇ: Glokom hastalarında prezervanlı topikal ilaç kullanımına bağlı oluşabilecek gözyaşı ve oküler yüzey değişikliklerini ve bunlarla ilişkili semptomları incelemek. YÖNTEM: Çalışmaya 100'ü ilaç kullanan glokom hastası (1. grup),25'i ilaçsız takip edilen glokom hastası (2. grup) ve 75'i kontrol olgusu (3. grup) olmak üzere toplam 200 olgunun 200 gözü dahil edildi. İlaç kullanan 1. grubun kullandığı antiglokomatöz ilaçlar, bunların kullanım süreleri ve günlük damla sayıları kaydedildi. Tüm olgulara sırası ile gözyaşı ozmolaritesi ölçümü, Schirmer 1 testi, gözyaşı kırılma zamanı (GYKZ) ölçümü, floresein ile oküler yüzey boyanma değerlendirmesi yapıldı ve son olarak da oküler yüzey hastalık indeksi (OSDI) anketi uygulandı. Test sonuçları oküler yüzey hasarının durumuna göre normal, hafif-orta ve şiddetli olarak 3 ayrı kategoride derecelendirildi. Sonuçlar gruplar arasında istatistiksel olarak karşılaştırıldı ve p<0.05 değeri anlamlı kabul edildi. BULGULAR: Katılımcıların yaş ortalaması 61.9 ± 8.7 (45-87) olup 106'sı (%53) kadın, 94'ü (%47) erkekti. Çalışma grupları arasında yaş ve cinsiyet dağılımı açısından anlamlı farklılık bulunmadı (p>0.05). Birinci gruptaki hastalar en az 6 ay süreyle, ortalama 2.08 antiglokomatöz ilaç kullanmaktaydı. İlaç kullanan glokom hasta grubunda (1. grup) diğer iki gruba (2. ve 3. gruplar) göre gözyaşı ozmolaritesi ve boyanma skorları anlamlıolarakyüksek(sırasıylap=0.00ve p=0.000), GYKZ ise anlamlı olarak kısa bulundu (p=0.006). Schirmer testi ve OSDI anketi sonuçlarında ise gruplar arasında anlamlı farklılık izlenmedi (p>0.05). Test sonuçları oküler yüzey hasarının durumuna göre derecelendirildiğinde, ozmolarite, GYKZ ve oküler yüzey boyanma dağılımları ilaç kullanan grupta diğer iki gruptan anlamlı farklılık gösterdi (sırasıyla p=0.007, p=0.015 ve p=0.000). İlaç kullanan grupta %44 oranda gözyaşı ozmolaritesi, %60 oranda GYKZ ve %76 oranda oküler yüzey boyanma anormalliği tespit edildi. İlaç kullanan hastalarda tedavisüresi, kullanılan etken madde sayısı ve günlük damla sayısı ile test sonuçları arasında korelasyon saptanamadı (r<0.3). SONUÇ: Bu çalışmada prezervanlı topikal ilaç kullandırılan glokom hastalarında ilaç kullanımına bağlı olarak gözyaşı ozmolaritesi, GYKZ ve oküler yüzey boyanmasında anormallikler tespit edilmiştir. Bu nedenle glokom hastasının topikal ilaç tedavisinin seçiminde ve sürecinde gözyaşı film tabakası ve oküler yüzeyin de değerlendirilmesi önem arz eder. Anahtar kelimeler: Glokom, gözyaşı, oküler yüzey hastalığı, ozmolarite, prezervanlar

Belirti ve semptomlarGlokomGöz+3
Seçil Şencan
Manisa Celal Bayar University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psödoeksfolyayon sendromu ve psödoeksfolyatif glokom olgularında speküler mikroskopi bulguları

AMAÇ: Psödoeksfoliasyon (PEX) sendromlu ve psödoeksfoliatif glokomlu olgularda speküler mikroskopi ile endotel hücre tabakası parametrelerini değerlendirmek YÖNTEM: Çalışmaya PEX sendromlu 77 hastanın 94 gözü, PEX glokomlu 63 hastanın 71 gözü ve 53 kontrol olgusunun 84 gözü olmak üzere toplam 193 göz dahil edilmiştir. PEX glokomu grubundaki tüm hastaların kullandıkları antiglokomatöz ilaçlar, etken madde sayısı ve kullanım süreleri kaydedildi. Tüm olgulara nonkontakt speküler mikroskopi (Konan CellChek XL) ile muayene yapıldı. Endotel hücre yoğunluğu (hücre/mm2), varyasyon katsayısı, hekzagonalite oranı (%) ve santral kornea kalınlığı (µm) değerleri kaydedildi. Tüm parametreler gruplar arasında istatistiksel olarak karşılaştırıldı ve p<0.05 değerler anlamlı kabul edildi. BULGULAR: Ortalama yaş 68.91 ± 7.09 (52 – 85 yaş) olan olguların % 44.2 'si kadın, % 55.8'i erkek idi. PEX glokom grubu ile kontrol grubu arasında yaş açısından anlamlı fark saptandı (p=0.001). Endotel hücre yoğunluğu PEX sendromu ve PEX glokom grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük olarak belirlendi (sırasıyla p=0.002 ve p=0.000). Hekzagonalite oranı PEX glokom grubunda kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük idi (p=0.004). Santral kornea kalınlığı PEX glokom grubunda PEX sendromu grubu ve kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde daha ince bulundu (p=0.005 ve p=0.004). Varyasyon katsayısı açısından gruplar arasında farklılık saptanmadı (p>0.05). PEX glokom grubunda topikal antiglokomatöz ilaç etken madde sayısı ve ilaç kullanım süresi ile speküler mikroskopi bulguları arasında korelasyon bulunamadı (r≤0.3). SONUÇ: PEX sendromlu ve PEX glokomlu olgularda, speküler mikroskopi ile endotel hücre yoğunluğu, hekzagonalite oranı kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük saptanmıştır. Endotel hücre tabakasındaki etkilenme glokom eşlik eden PEX sendromlu hastalarda daha ciddi görünmektedir. Speküler mikroskopi incelemesi ile bu hastalarda erken hasarın tespiti mümkündür. Böylece intraoküler cerrahi planlanmasında ve cerrahi sırasında özel önlemler alınabilir ve bu hastalarda akılcı topikal antiglokomatöz tedavi seçimi ile kornea dekompanzasyonu riski azaltılabilir. Anahtar kelimeler: Psödoeksfoliasyon, glokom, kornea endoteli, speküler mikroskopi

GlokomGöz hastalıklarıKornea+3
Ece Tiryaki Şahin
Manisa Celal Bayar University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Şaşılık cerrahisinin korneal biyomekanik parametreler üzerine etkisi ve cerrahiye bağlı astigmatizmanın değerlendirilmesi

Amaç Şaşılık cerrahisinin korneal biyomekanik parametreler üzerine etkisini araştırmak ve şaşılık cerrahisi sonrası gelişen cerrahiye bağlı astigmatizmayı değerlendirmek. Gereç ve yöntem Çalışmaya Ocak 2015-Ağustos 2015 tarihleri arasında şaşılık cerrahisi yapılan 49 hastanın 69 gözü dahil edildi. Hastalar yapılan şaşılık cerrahisine göre dış rektus geriletme yapılan 22 hastanın 36 gözü (grup 1), iç rektus geriletme yapılan 20 hastanın 26 gözü (grup 2) ve iç rektus rezeksiyon+dış rektus geriletme yapılan 7 hastanın 7 gözü (grup 3) olmak üzere 3 ayrı gruba ayrıldı. Hastaların şaşılık cerrahisi öncesi ve cerrahi sonrası birinci hafta ve birinci ay kontrollerinde Oküler Cevap Analiz cihazı (ORA, Ocular Response Analizer, ReiKHert Depew, N.Y. USA) ile korneal histerezis (KH), korneal rezistans faktor (KRF), Goldmann ile korele göz içi basıncı (GİBg) ve korneal-kompanse göz içi basıncı (GİBcc) ölçüldü. Hastaların merkez kornea kalınlığı (MKK) ise ultrasonik pakimetre cihazı (NIDEK-UP 1000) ile ölçüldü. Cerrahinin yol açtığı keratometrik astigmatizmanın analizi için hastaların şaşılık cerrahisi öncesi ve cerrahi sonrası birinci hafta ve birinci ay kontrollerinde keratometrileri otorefraktometre cihazı ile ölçüldü. Hastaların cerrahiye bağlı astigmatizma değerleri Eğrilmez ve arkadaşlarının yaptığı vektör analiz programı ile hesaplandı. Bulgular Cerrahi öncesi ve cerrahi sonrası birinci hafta GİBcc, GİBg, KRF, KH keratometri ölçümleri Grup 1 ve grup 2'de istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermezken, grup 3 de KRF ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık mevcuttu (p<0,043). Cerrahi sonrası 1. hafta cerrahiye bağlı astigmatizma, kurala uygun bileşen ve kurala aykırı bileşen değerleri sırasıyla grup 1 de 0,42±0,21, 0,25±0,24, 0,17±0,20; Grup 2'de 0,45±0,28, 0,30±0,29, 0,15±0,23; Grup 3'de 0,74±0,49, 0,60±0,51, 0,14±0,19 olarak bulundu. Cerrahi öncesi ve cerrahi sonrası 1. ay yapılan GİBcc, GİBg, KRF, KH keratometri ölçümleri 3 grupta da istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermedi. Cerrahi sonrası 1.ay cerrahiye bağlı astigmatizma, kurala uygun bileşen ve kurala aykırı bileşen değerleri sırasıyla grup 1'de 0,40±0,25, 0,32±0,25, 0,07±0,12; Grup 2'de 0,39±0,25, 0,28±0,26, 0,10±0,11; Grup 3'de 0,59±0,40, 0,40±0,26, 0,19±0,23 olarak ölçüldü. Hastaların cerrahi sonrası 1. Hafta ve 1. ay cerrahiye bağlı astigmatizma oranları karşılaştırıldığında grup 1 (p>0,615) ve grup 2'de (p>0,348) cerrahiye bağlı astigmatizmanın azaldığı ancak bunun istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görüldü. Grup 3'de ise cerrahiye bağlı astigmatizmada istatistiksel olarak anlamlı azalma saptanmıştır (p<0,003). Sonuç Şaşılık cerrahisi ameliyat sonrası geç dönemde korneal biyomekanik parametrelerde önemli değişikliğe neden olmayan bir cerrahi girişimdir. Sadece aynı anda iki kasa müdahale edilen cerrahilerde erken cerrahi sonrası dönemde KRF'de anlamlı bir düşüş tespit edilse de bunun geçici bir düşüklük olduğu görülmüştür. Ayrıca şaşılık cerrahisi sonrası cerrahiye bağlı astigmatizma gelişebildiği ancak klinik olarak anlamlı astigmatizma değişiminin sadece aynı anda iki kasa müdahale edilen grupta olduğu görülmüştür.

AstigmatizmBiyomekanikCerrahi-göz+3
Alper Gökbel
Manisa Celal Bayar University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sistemik hipertansiyonu olan hastalarla sağlıklı gönüllülerin koroid kalınlığının EDI-OCT ile karşılaştırılması

AMAÇ: Sistemik hipertansiyonu olan hastalarda koroid kalınlığı değişimini değerendirmek YÖNTEM: Çalışmaya yeni tanı almış 50 hipertansif hastanın 50 gözü ile 50 sağlıklı gönüllünün 50 gözü dahil edilmiştir. Koroid kalınlığı ölçümleri Cirrus HD-OCT (Cirrus; Carl Zeiss Meditec Inc., Dublin, CA) cihazı ile EDI (Enhanced depth imaging) modunda yapılmıştır. Koroid kalınlığı subfoveal(SFKK), foveadan 1500 μm temporalden(T1500) ve foveanın 1500 μm nazalinden (N1500) olmak üzere aynı bölgeden ölçülmüştür. Hipertansif hastalar Avrupa Kardiyoloji Derneği hipertansiyon derecelendirme sistemine göre evrelendirilmiştir. BULGULAR: Ortalama yaş 61.04 ± 7.69 (40 – 81) olan olguların %35' i erkek %65'i kadın idi. İki grup arasında yaş ve cinsiyet açısından istatistiksel olarak anlamlı fark izlenmedi (sırasıyla p=0.365, p=0,295). Hipertansif hasta grubunda kontrol grubuna kıyasla üç kadrandan da (SFKK, T1500, N1500) yapılan koroid kalınlığı ölçümlerinin istatistiksel olarak anlamlı derecede ince olduğu saptandı (tüm kadranlarda p=0.000). Hipertansif hastalar arasında yapılan koroid kalınlığı karşılaştırılmasında 2. derece hipertansif hastaların koroid kalınlığı ölçümleri 1. derece hipertansif hastalara kıyasla istatistiksel olarak anlamlı derecede daha ince olduğu saptandı ( SFKK p=0,005, T1500 p=0,021, N1500 p=0,032). SONUÇ: Hipertansif hastalarda sağlıklı gönüllülere kıyasla koroid kalınlığında anlamlı derecede incelme saptanmıştır. Hipertansiyon şiddeti arttıkça bu etkilenmenin daha da arttığı görünmektedir. Bunun sebebinin koroiddeki yüksek damar içi basıncının neden olduğu arterioler skleroz ve vasküler kontraksiyon olduğu düşünülebilir. Anahtar kelimeler: Koroid, retina, optik koherens tomografi, koroid kalınlığı, sistemik hipertansiyon

HipertansiyonKoroidRetina+1
Birol Sürücü
Manisa Celal Bayar University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Neovaskuler yaşa bağlı makula dejenerasyonunda intravitreal ranibizumab ve aflibercept etkinliğinin karşılaştırılması

Amaç Gerçek klinik yaşamda naiv neovaskuler YBMD hastalarında 0,5 mg ranibizumab ve 2 mg aflibercept tedavisinin morfolojik ve fonksiyonel etkinliğinin karşılaştırılması Metod Retrospektif tek merkezli olan bu çalışmaya daha önce tedavi almamış naiv neovaskuler YBMD hastaları dahil edildi. Çalışma kapsamında aflibercept grubuna 27 hastanın 30 gözü, ranibizumab grubuna ise 32 hastanın 38 gözü dahil edildi. Tüm hastalara 3 aylık yükleme dozu sonrasında PRN tedavi rejimi uygulandı. Yapılan aylık kontrollerde anatomik ve fonksiyonel kötüleşme mevcuttsa re-enjeksiyonlar yapıldı. Ranibizumab ve aflibercept grupları arasında enjeksiyon sayıları, görme keskinliği değişiklikleri ve santral makuler kalınlık değerleri karşılaştırıldı. Bulgular Ranibizumab grubunda tedavi öncesi EİDGK 0,92 ± 0,53 logMAR iken tedavi sonunda EİDGK 0,83 ± 0,52 logMAR idi (p= 0,123). Aflibercept grubunda ise tedavi öncesi EİDGK 1,03 ± 0,57 logMAR iken tedavi sonunda EİDGK 0,94 ± 0,6 logMAR olarak bulundu (p= 0,061). Her iki grupta da tedavi sonrası EİDGK tedavi öncesi ile karşılaştırıldığında anlamlı bir değişiklik saptanmadı. Aflibercept grubunda tedavi sonrasında hastaların %86,7 sinde görmede artış veya 15 harften az görme kaybı, %23,3 ünde en az 15 harf artma ve %13,3 ünde en az 15 harf azalma olduğu görüldü. Ranibizumab grubunda ise tedavi sonrasında hastaların %89,5 inde görmede artış veya 15 harften az görme kaybı, %23,8 inde en az 15 harf artma ve %15,8 inde en az 15 harf azalma olduğu görüldü. Bu oranlar iki grup arasında karşılaştırıldığında anlamlı bir fark saptanmadı (p= 0,956). Her iki grupta ortalama enjeksiyon sayısı 3,86 olup ranibizumab grubunda ortalama takip süresi 9,4 ay, aflibercept grubunda ise ortalama takip süresi 9,9 ay olarak bulundu. Her iki grup ortalama enjeksiyon sayısı ve takip süresi açısından birbirine benzer bulundu. Ranibizumab grubunda ortalama 4,47±17,07, aflibercept grubunda ise ortalama 4,00±12,27'lik harf kazancı sağlandı. Her iki grupta da SMK değerleri başlangıç değerlerine göre anlamlı olarak azalmış bulundu (p= 0,000). Görsel kazanç (p= 0,899) ve SMK değişikliği (p= 0,495) açısından iki grup arasında anlamlı bir fark saptanmadı. Ayrıca her iki tedavi grubunda tedavi süresince göz içi basıncında anlamlı bir değişiklik gözlenmedi. Sonuç Her ne kadar tedavi sonrası EİDGK başlangıç değerleriyle karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik izlenmese de her iki grupta da hastaların büyük çoğunluğunda görme keskinliğinin stabilize olduğu izlendi. İki grup arasında enjeksiyon sayıları benzer bulunmuş olup görsel ve anatomik sonuçlar açısından da anlamlı bir fark izlenmedi. Naiv neovaskuler YBMD hastalarında intravitreal aflibercept ve ranibizumab tedavisi, benzer enjeksiyon sayısı ile benzer anatomik ve görsel değişiklikler göstermişlerdir.

AfliberseptGörme keskinliğiGöz hastalıkları+3
Şenay Alp
Manisa Celal Bayar University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Geçirilmiş nonarteritik anterior iskemik optik nöropatili hastalarda makula ve optik sinir başındaki mikrovasküler ve yapısal değişikliklerin değerlendirilmesi

Amaç: Nonarteritik anterior iskemik optik nöropatili (NAİON) gözler ile etkilenmemiş diğer gözlerin makula, koroid, optik sinir başı ve peripapiller retinadaki yapısal özelliklerinin optik koherens tomografi (OKT) ve optik koherens tomografi anjiyografi (OKTA) ile incelenerek elde edilen parametrelerin gruplar arasında ve sağlıklı gözlerle karşılaştırılarak olası yapısal farklılıkların belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza NAİON tanılı 36 hastanın 44 gözü, etkilenmeyen diğer 27 göz ve sağlıklı 45 göz olmak üzere toplam 116 göz dahil edildi. Üç grubun yaş, cinsiyet, sferik eşdeğer ve aksiyel uzunluk değerleri benzerdi (tümü için p>0,05). Tüm katılımcıların en iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EİDGK) ve göz içi basıncı (GİB) kaydedildi. Görme alanı ile ortalama deviasyon (MD) ve patern standart deviasyon (PSD); SD-OKT ile subfoveal koroid kalınlığı; OKTA ile yüzeyel kapiller pleksus (YKP), derin kapiller pleksus (DKP) ve radyal peripapiller kapiller (RPK) pleksusta vasküler dansite (VD), peripapiller retina sinir lifi tabakası (pRSLT) kalınlığı, merkezi retina kalınlığı, foveal avasküler zon (FAZ) alanı ve çevresi ile FAZ çevresinde kapiller dansite (FAZ FD) değerlendirildi. Tüm parametreler gruplar arasında karşılaştırıldı. Ayrıca; pRSLT, MD, PSD ve EİDGK ile OKTA'da ölçülen parametreler arasındaki ilişki araştırıldı. Bulgular: Sağlıklı ve etkilenmeyen diğer gözlere kıyasla NAİON'li gözlerde; EİDGK, MD, PSD, YKP ve RPK'daki tüm VD parametreleri, tüm pRSLT parametreleri, merkezi fovea dışındaki tüm retina kalınlık parametreleri, YKP'de akım olmayan alan ve FAZ FD değerleri daha düşüktü (tümü için p<0,05). Sağlıklı gözlere kıyasla etkilenmeyen diğer gözlerde; MD, YKP'deki VD parametreleri (tüm alan, üst ve alt yarı, parafovea ve temporal parafoveal VD) ile RPK'da temporal alt pVD parametreleri daha düşüktü (tümü için p<0,05). Ayrıca, subfoveal koroid kalınlığı sağlıklı gözlere kıyasla, hem NAİON'li gözler de hem de etkilenmeyen diğer gözlerde daha düşüktü, ancak istatistiksel fark sadece NAİON'li gözler için gösterilebildi (sırasıyla p=0,514, p<0,05). NAİON'li gözler ve etkilenmeyen diğer gözlerde; EİDGK, MD ve ortalama pRSLT ile birçok parametre arasında anlamlı korelasyonlar saptandı (tümü için p<0,05). Sonuç: OKTA ile sağlıklı gözlere kıyasla NAİON'li gözlerde; makula, optik disk ve peripapiller retinada belirgin mikrovasküler ve yapısal değişiklikler saptandı. Ayrıca 'etkilenmeyen' diğer gözlerde saptadığımız anormal YKP ve RPK VD parametreleri, NAİON gelişimiyle ilişkili vasküler potansiyel biyobelirteçler olabileceğini düşündürmektedir. Ancak sonuçlarımızın daha geniş kapsamlı ve prospektif çalışmalar ile desteklenmesi gerekmektedir.

AnjiyografiGöz hastalıklarıKoroid+5
Anıl Uysal
Çukurova University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Miyoplarda kontakt lens ile gözlük camının füzyon amplitüdü açısından karşılaştırılması

Amaç: Kontakt lens ve gözlük camı ile konverjans, diverjans ve vertikal verjans füzyon amplitüdlerini ölçerek; füzyon amplitüdü genişliği açısından birbirlerine üstünlük sağlayıp sağlamadıklarını araştırmak. Gereç ve Yöntem: Çalışma kapsamına yaşları 20-40 arasında değişen, refraksiyon kusuru dışında patolojik bulgusu olmayan, her iki göz ile tam gören, anizometropisi olmayan, sferik refraksiyonu -1,00 ile -5,50 D arasında değişen, silindirik refraksiyonu 0,50 D'yi aşmayan, prizma örtme testiyle 5 prizm diyoptriden fazla kayması olmayan 40 gönüllü alındı. Olguların gözlükle ve kontakt lensleriyle sırasıyla yakın ve uzak mesafede (0,33 metre ve 6 metre) konverjans, diverjans ve vertikal verjans amplitüdleri ölçüldü. Bulgular: Hem sağ hem sol gözlerde gözlük camı ortalama değerleri kontakt lens ortalama değerlerinden anlamlı olarak daha yüksekti (p<0.05). Konverjans için füzyon restorasyonu noktası 0.33 metre mesafede gözlük camı ile kontakt lense oranla anlamlı olarak daha yüksekti (p=0,026). Füzyon kırılma noktası açısından 0.33 metre mesafeden yapılan ölçümlerde anlamlı bir fark izlenmedi (p>0,05). Altı metre mesafeden yapılan füzyonel konverjans amplitüdleri ölçümlerinde ise, gözlük camı ile kontakt lens arasında, gerek füzyon kırılması gerekse füzyon restorasyonu açısından farklılık bulunmadı (p>0,05). Benzer şekilde, 6 metre ve 0,33 metreden yapılan füzyonel diverjans amplitüdleri ölçümlerinde gözlük camı ile kontakt lens arasında füzyon kırılması ve füzyon restorasyonu açısından anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Füzyonel vertikal verjans amplitüdleri ölçümlerinde 6 metre ve 0,33 metrede füzyon kırılması noktası gözlük camı ile kontakt lens arasında farklı bulunmadı (p>0,05). Sonuç: Füzyon restorasyonunun yakına bakışta gözlükle kontakt lense oranla daha yüksek olması miyoplarda gözlük camının tabanı içerde prizmatik etkisine bağlanabilir. Bu sonuçlar eşliğinde klinik uygulamalarda, ekzoforyayla ilişkili konverjans zayıflığı olan olgularda semptomların azaltılmasında gözlüğün kontakt lense üstünlük sağlayacağı düşünülebilir. Anahtar Kelimeler: Diverjans, Gözlük camı, Kontakt lens, Konverjans, Verjans

Suzan Doğruya
Manisa Celal Bayar University
2003
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Keratokonusun erken tanısında biyomekanik değerlendirmenin etkinliği

Amaç: Keratokonusun (KK) erken tanısında, korneanın üç boyutlu değerlendirmesine ek olarak biyomekanik özelliklerin de göz önünde bulundurulduğu farklı analizlerin karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 68 hastanın 68 gözü ve 45 sağlıklı gönüllünün 45 gözü dahil edildi. İki taraflı KK olan hastaların ektazisi hafif gözü grup 1'i (45 hastanın 45 gözü), bir gözünde KK olan hastaların normal tomografik bulgulara sahip diğer gözleri grup 2'yi (23 hastanın 23 gözü), sağlıklı gönüllülerden oluşan olguların sağ gözleri grup 3'ü (45 kontrol olgusunun 45 gözü) oluşturdu. Tüm olguların demografik özellikleri, gözlük camı ile düzeltilmiş en iyi görme keskinlikleri, detaylı biyomikroskopik muayene bulguları kaydedildi. Tüm olguların Sirius, Pentacam HR ve Corvis ST cihazlarında korneal tomografik ölçümleri yapıldı. Cihazlardan elde edilen parametreler ve parametrelerle oluşturulan kombinasyon modelleri gruplar arasında ayrım yapmadaki etkinlikleri açısından karşılaştırıldı. Delong testi kullanılarak eğri altında kalan alanları (AUROC) kıyaslandı. Bulgular: KK (grup 1) ile sağlam (grup 3) gözleri ayırmada, tomografik biyomekanik indeks (TBI)(AUROC=0,999), Corvis biyomekanik indeks (CBI)(AUROC=0,958), Belin-Ambrosio gelişmiş ektazi ekranı toplam sapma değeri (BAD-D)(AUROC=1,000), Pentacam rastgele orman indeksi (PRFI)(AUROC=1,000) ve Baiocchi-Calossi-Versaci indeksi (BCV)(AUROC=1,000) parametreleri en yüksek tanısal gücü gösterirken birbirine üstünlükleri saptanmadı. Grup 1 ile 3'ü ayırmada, Corvis'in horizontal meridyen üzerindeki Ambrosio ilişkisel kalınlık (ARTh) ve deformasyon amplitüdü oranı maksimum 2 mm (DAR max 2 mm) parametrelerinden oluşturulan lojistik regresyon modeli 1 (LRM1) (AUROC=0,970) %91 duyarlılık, %89 seçicilikle CBI'ya (AUROC=0,958) benzer tanısal güç gösterirken, aralarında tanı gücü açısından üstünlük saptanmadı. Grup 2 ile 3'ü ayırmada, TBI (AUROC=0,863), BAD-D (AUROC=0,814), PRFI (AUROC=0,863), BCV (AUROC=0,845), arka yüzey BCV indeksi (BCVb)(AUROC=0,885) ve arka yüzey asimetri indeksi (Slb)(AUROC=0,883) parametreleri en yüksek tanısal gücü gösterirken birbirine üstünlükleri saptanmadı. Ancak grup 2 ile 3'ü ayırmada bu parametrelerin tanısal etkinliği CBI'ya (AUROC=0,719) kıyasla üstün bulundu. Grup 2 ile 3'ü ayırmada, Pentacam'ın korneanın en ince noktasında arka yüzeydeki elevasyon değerinden (B.Ele.Th) ve Corvis'in ilk aplanasyon zamanındaki sertlik parametresinden (SP-A1) oluşturulan lojistik regresyon modeli 2 (LRM2) (AUROC=0,849) %83 duyarlılık, %80 seçicilikle tanı gücü açısından CBI'ya (AUROC=0,719) kıyasla üstün bulundu. Sonuç: KK'lu kornealar ile sağlıklı olguların ayrımında TBI ve CBI arasında birbirlerine tanısal üstünlükleri yoktu. Ancak TBI, ektazi şüphesi olarak değerlendirilen korneaların olduğu grup 2 ile sağlıklı olguların ayrımında tanı gücü açısından CBI'ya kıyasla üstün bulundu. TBI ve LRM2 gibi morfolojik-biyomekanik parametre kombinasyonlarını içeren indeksler keratokonusun erken tanısında daha etkin olabilir. Bu sebeple şüpheli KK'un erken tespitinde, farklı cihazları kullanarak elde edilen parametre kombinasyonlarından yararlanılabilir. Anahtar kelimeler: Ektazi, korneal biyomekanik, keratokonus

Keratokonus
Begüm Sulanç
Çukurova University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dijital masaj ile oluşturulan göziçi basınç azalmasının Heidelberg Retina Tomografisi-II optik sinir analizine etkileri

Amaç: Normal, oküler hipertansiyonlu ve glokomlu bireylerde, dijital masaj ile GİB'ının en az 5mmHg düşürülmesinin Heidelberg retina tomografisi (HRT-II) optik sinir analizine olan etkilerini araştırmakGereç ve Yöntem: Çalışmaya 51 hasta alındı. Eşit sayıda hastadan oluşmak üzere hastalar 3 gruba ayrıldı. Grup 1 oküler hipertansiyon hastalarından, grup 2 glokom hastalarından ve grup 3 ise normal bireylerden meydana geldi. Tüm hastalara ayrıntılı oftalmolojik muayene yapıldı. Hastaların öncelikle non-kontakt tonometre (NKT) ile göziçi basınçları (GİB) ölçüldü ve HRT-II ile optik sinirin konfokal taraması yapıldı. Ardından dijital masaj ile GİB'ı en az 5 mmHg düşürüldü ve zaman geçirmeden HRT-II ile optik disk ölçümleri tekrarlandı. Optik diskin HTR-II ile yapılan konfokal taramalarında, incelenen 22 stereometrik parametre içinden, bazal değerler ile masaj sonrası yapılan inceleme sonrasında bulunan değerler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark ortaya çıkaranlar saptandı.Bulgular: Normal ve glokomlu olguların oluşturduğu gruplarda, dijital oküler masajdan önce ve masajdan sonra yapılan optik sinir başının topografik analiz parametreleri arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Oküler hipertansiyonlu olguların oluşturduğu grupta ise maksimum çukur derinliğinin bazal değeri masajdan sonra saptanan değere göre anlamlı olarak düşük bulundu.Sonuçlar: GİB'ının dijital masaj ile kısa bir süre için düşürülmesi optik sinir başının HRT-II ile yapılan analizine etki etmemektedir.

Optik disk
Bilge Demiray Müezzinoğlu
Manisa Celal Bayar University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trabekülektomi cerrahisi sonrasında korneal refraktif değişiklikler

Amaç: Trabekülektomi limbus ve anterior sklerayı içerdiğinden postoperatif dönemde korneal kurvatür etkilenebilmektedir. Bu çalışmanın amacı trabekülektomi ameliyatı sonrası korneada meydana gelen kırıcılık değişimlerini değerlendirmektir.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 37 hastanın 41 gözü dahil edildi. Kontrollere gelmeyen ve kaliteli ölçüm alınamayan olgulara ait 8 göz çalışma dışında bırakıldı. Derin sklerektomi ve trabekülektomi cerrahisi kombine olarak yapılan 11 hastanın 12 gözü çalışma dışında bırakılmıştır. Böylece çalışma 18 hastanın 21 gözü ile tamamlandı. Ameliyat öncesi dönemde ve ameliyat sonrası 1. hafta, 1.,3. ve 6. aylarda keratometrik ve topografik ölçümler tüm olgulardan alınıp kayıt edildi. Bu ölçümler esas alınarak preoperatif ve postoperatif mutlak astigmatizma değerleri, indüklenmiş astigmatizma değerleri ve astigmatizmanın yaraya uygun bileşenleri belirlendi. Vektöz analizi Eğrilmez`in ?Astigmatizma Analizinde Vektöryel Analiz Programı? ile gerçekleştirildi..Bulgular: Keratometrik olarak mutlak astigmatizma preoperatif dönemde, 1. hafta, 1. ay, 3. ay ve 6 ayda sırasıyla 0.86±0.85 , 1.33±1.18, 0.88±0.63, 0.79±0.59, 0.77±0.58 D. olarak belirlendi. Aynı periyodlarda topografik olarak mutlak astigmatizma sırasıyla 0.92±0.59, 2.29±2.36, 1.39±1.30, 1.17±0.80 ve 0.82±0.54 D. olarak bulundu. İndüklenmiş astigmatizma ise postoperatif 1.hafta, 1. 3. ve 6.aylarda keratometrik olarak 1.52±1.80, 1.19±1.15, 1.08±1.13 ve 1.12±1.12 D olarak, topografik olarak da 2.23±2.44, 1.60±1.24, 1.40±1.03 ve 1.17±0.79 D olarak belirlendi. Trabekülektomi ile keratometrik olarak gözlerin %75'inde, topografik olarak %56'sında yaraya uygun türde astigmatizma oluşmuştur.Sonuçlar: Trabekülektomi cerrahisi erken postoperatif dönemde, özellikle en belirgin olarak 1. haftada olmak üzere, yaraya uygun türde astigmatizmaya yol açmaktadır. Cerrahinin indüklediği bu astigmatizma muhtemelen sütürlerin gevşemesiyle giderek azalmakta, ve 6. aya doğru preoperatif astigmatizmaya benzemektedir. Bu astigmatik değişimler topografik olarak daha belirgin olarak ortaya çıkmaktadır.Anahtar kelimeler: Astigmatizma, keratometre,trabekülektomi, topografi

Hüseyin Mayalı
Manisa Celal Bayar University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psödoeksfolyasyon sendromlu gözlerde biyometrik değişiklikler

ÖZETAmaç: Psödoeksfolyasyon sendromlu (PES) gözlerde meydana gelen değişikliklerin biyometrik değerlere yansıyabileceği noktasından hareketle çalışmamızı planladık. Kliniğimizde, PES'li olan ve olmayan sağlıklı gözlerdeki biyometrik değişiklikleri, pupiller dilatasyon yapılmadan ve fenilefrin ile dilatasyon yapıldıktan sonra araştırdık.Gereç ve Yöntem: Çalışma kapsamına, Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı polikliniğine başvuran ve muayenelerinde, pupilla dilatasyonu yapılmadan önce belirgin olarak izlenebilen bilateral PES'li 50 hastanın sağ gözleri alındı. Kontrol grubu olarak da rutin oftalmolojik muayenelerinde PES izlenmeyen 50 hastanın sağ gözleri incelendi. Topikal anestezi ardından hastalara dik ve supin pozisyonda olmak üzere ultrasonografik A-mod biyometri uygulandı.Her pozisyonda üçer defa yapılan ölçümler, fenilefrin uygulaması sonrası aynı şekilde tekrarlandı. Biyometrik değerlerin ortalamaları karşılaştırıldı.Bulgular: PES'li grupta 27 erkek (%54.00) ve 23 kadın (%46.00), Kontrol grubunda ise 19 erkek (%38.00) ve 31 kadın (%62.00) bulunmaktaydı. Ortalama yaş PES'li grupta 69.08 ± 5.58 (60-80) yıl, kontrol grubunda 67.44 ± 3.93 (59-77) yıl olarak hesaplandı. İki grup arasında yaş ortalaması açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamaktaydı (p=0.093). Dilatasyon öncesi PES'li grubun dik pozisyonda ortalama ön kamara derinliği (ÖKD) 2.93±0.28 mm iken, supin pozisyonda 3.03±0.25 mm ölçülmüştür. Aynı değer kontrol grubunda dik pozisyonda 3.15±0.26 mm iken supin pozisyonda 3.25±0.26 mm ölçülmüştür. ÖKD hem dik hem de supin pozisyonda PES'li grupta daha sığ olarak bulunmuştur ve bu fark istatistiksel olarak anlamlıdır ( dik p=0.0001, supin p=0.0001). Supin pozisyonda oluşan ÖKD derinleşmesi her iki grupta da istatistiksel olarak anlamlıdır (PES p=0.0001, kontrol p=0.0001). Aksiyel uzunluk (AU) ve lens kalınlığı (LK) açısından iki grup arasında fark izlenmemiştir. Fenilefrin uygulandıktan sonra oluşan değişimler uygulama öncesi değerlerle aynı bulunmuştur.Sonuçlar: PES'li gözlerde özellikle ÖKD sığ olarak izlenmektedir. Baş pozisyonuna göre oluşan değişiklikler kontrol grubu ile aynıdır. Gözde oluşan biyometrik değişiklikler fenilefrinden etkilenmemektedir. Özellikle PES'li gözlerde ortaya çıkan zolüller zayıflık, göz içi cerrrahi sırasında komplikasyonlara neden olmaktadır. Çalışmamızda ortaya çıkan PES'li gözlerdeki ÖKD sığlığının, bu gözlerde mevcut bulunan komplikasyon oluşma eğilimini arttıracağını düşünmekteyiz. Ayrıca fenilefrinin biyometrik değerlere etki etmemesi, operasyon öncesi bulunan ÖKD değerinin operasyon sırasında da aynen korunabileceğini, böylece intraoperatif komplikasyon riskini azaltabileceğini düşündürtmektedir.Anahtar Kelimeler: Psödoeksfolyasyon, A-mod biyometri, fenilefrin.

Yusuf Ziya Kaya
Manisa Celal Bayar University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İlerleyici keratokonus olgularında kornea kollajen çapraz bağlama işlemi sonrası kornea biyomekaniğindeki In Vivo değişiklikler

Amaç: İlerleyici keratokonus tanısı olan hastalara uygulanan riboflavin /UV-A ile kornea kollajen çapraz bağlama tedavisinin (KÇB) kornea biyomekaniği üzerine etkisini incelemek. Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif çalışmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi (ÇÜTF) Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Kornea Biriminde Haziran 2021- Ocak 2024 tarihleri arasında ilerleyici keratokonus tanısı ile KÇB uygulanan 25 hastanın 31 gözü dahil edildi. Tüm hastaların preoperatif oftalmolojik muayene verileri, preoperatif ve postoperatif 1, 3, 6 ve 12.ay kontrollerinde Pentacam® cihazı ile kornea topografik, Corvis®ST cihazı ile biyomekanik ölçümleri kaydedildi. Postoperatif 3. ayda kornea optik koherens tomografi (Zeiss Cirrus®) ile demarkasyon hattı mesafesi ölçümü kaydedildi. Ayrıca hastaların Pentacam® Belin/Ambrosio keratokonus evreleme sistemine göre belirlenen keratokonus evreleri ile Corvis®ST cihazı ile ölçülen kornea biyomekanik verilerinin korelasyon analizi ve ilişkisi incelendi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 25 hastanın 15'i erkek, 10'u kadın olmakla birlikte yaş ortalaması 17,8 ± 3,9 yıl (13-29 yıl) idi. Takip süresi 12 ay ve üzeri olan 20 hastanın 22 gözünün Corvis®ST cihazından elde edilen verilerinin istatistiksel analizinde SSI, DA, ARTh, IR, CBiF, E-evreleme, SKK parametrelerinde postoperatif değerlerde görülen azalma anlamlı bulundu (p<0,05). Pentacam® verilerinin preoperatif ve postoperatif 12 aylık değişimi incelendiğinde ise K1, K2, Kmaks, EİKK, ART-maks, KI ve KISA değerlerinde görülen azalma ve Rmin, BAD-D, ortalama progresyon indeksi değerlerinde görülen artış istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Keratokonus evresi ile kornea biyomekanik belirteçlerden; A2 hızı, SSI, SPA1, ARTh ve CBiF değerleri arasında negatif korelasyon; DA oranı, IR ve E-evreleme değerleri arasında ise pozitif korelasyon saptandı. KÇB öncesi topografik olarak ileri evre keratokonuslarda postoperatif biyomekanik iyileşmenin daha az olduğu saptandı. KÇB sonrası 3. ayda ölçülen demarkasyon hattı mesafesinin ise Corvis®ST cihazında ölçülen bazı biyomekanik sertlik parametreleri (A1 hızı, A2 hızı, SSI, DA oranı, IR) ile ilişkili olduğu görüldü. Sonuç: Çalışmamızda keratokonus tanısı ile KÇB uygulanan hastalarda biyomekanik parametrelerdeki değişimin en çok erken postoperatif dönemde olduğu, ilerleyen süreçte ise değişimin zamanla azaldığı gözlemlendi. KÇB'nin görme ve topografik değerler üzerine iyileştirici etkisi daha belirgin ve devamlı iken biyomekanik sonuçlarının değişken olduğu izlenmiştir. Bu konuda daha geniş olgu serilerinde ve uzun takipli klinik araştırmalara ihtiyaç bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Keratokonus; Korneal çapraz bağlama; Kornea biyomekaniği

Cansu Demircan Gedik
Çukurova University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tiroid oftalmopati hastalarında klinik özellikler ve prognostik faktörlerin değerlendirilmesi

Amaç: Tiroid oftalmopati hastalarının klinik aktivite skorlarına göre klinik özelliklerini, oküler parametrelerini, prognostik faktörlerini değerlendirmek ve sağlıklı kontroller ile karşılaştırmak Gereç ve Yöntem: Bu kesitsel çalışmaya, 2021-2024 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Oküloplasti Birimine başvuran 40 tiroid orbitopati tanılı hastanın 77 gözü ve sağlıklı 40 kontrol olgusunun 80 gözü dahil edildi. Hastalar, klinik aktivite skoruna (KAS) göre değerlendirildi, KAS 0-2 ve KAS ≥3 olmak üzere iki gruba kategorize edildi. Yaş, cinsiyet, Graves hastalığının süresi ve uygulanan tedavi (antitiroid ilaç), sistemik hastalık öyküsü, sigara kullanım öyküsü ve süresi, diplopi varlığı ile ilgili veriler kayıt edildi. En iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EİDGK), primer ve yukarı bakış pozisyonundaki göz içi basınç ölçümü (GİB), biyomikroskobik ön segment ve fundus muayaneleri ile gerçekleştirilen sistemik tetkikler (tiroid fonksiyon testleri, manyetik rezonans görüntüleme bulguları), Hertel Ekzoftalmometre ile propitozis dereceleri incelendi. Tüm tiroid orbitopati hastalarının orbitadaki vasküler yapılarının hemodinamiği, optik disk, retinal ve koroidal mikrovasküler değişiklikleri, kornea morfolojisi ve biyomekaniği değerlendirildi ve sağlıklı kontroller ile karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmamızda her iki hasta grubunda kontrole kıyasla, EİDGK daha düşük, yaş, sigara kullanım süresi, primer ve yukarı bakış pozisyonundaki GİB, Hertel Ekzoftalmometre değerleri ise daha yüksek bulundu (hepsi için p<0,05). Tiroid fonksiyon testlerinden serbest t3 değerinin ve diplopinin KAS≥3 grubunda, KAS 0-2'ye kıyasla daha fazla olduğu izlendi (sırasıyla p=0,01, p<0,001). KAS≥3 grubunda, intraorbital yağ doku kalınlığının, ekzoftalmus derecesinin, superior, inferior, medial rektus ve inferior oblik kasların, lakrimal bezin uzunluk ve genişliğinde KAS 0-2'ye göre artış olduğu görüldü (hepsi için p<0,05). Her iki hasta grubunda kontrole kıyasla, oftalmik arterin en yüksek sistolik hızında, santral retinal arterin direnç indeksinde ve posterior siliyer arterin en yüksek sistolik hız ve direnç indeksinde anlamlı farklılıklar izlendi(hepsi için p<0,05). Her iki hasta grubunda kontrole kıyasla, optik koherens tomografi anjiografi(OKTA) makula bulguları incelendiğinde, foveal avasküler zonda (FAZ), yüzeyel kapiller pleksus (YKP) tabakasında [(tüm alan, foveal, parafoveal ve perifoveal bölgelerin tüm kadranlarında (hepsi için p<0,05)], derin kapiller pleksus (DKP) tabakasının tüm alanında, foveal, parafoveal (üst ve nazal), perifoveal (temporal, üst ve alt) kadranlarda anlamlı farklılıklar tespit edildi (hepsi için p<0,05). OKTA disk bulguları incelendiğinde, disk içi ve radyal peripapiller kapiller pleksusta(RPKP) her iki hasta grubunda, kontrole kıyasla sadece temporal alt kadranda, retina sinir lifi tabakası kalınlığının (RSLT) ise peripapiller bölge ve alt nazalde anlamlı farklılıklar gösterdiği izlendi (hepsi için p<0,05). Optik koherens tomografi (OKT) bulgularında ise her iki grupta koroid kalınlığında ve RSLT tabakasının nazal alt kadranında anlamlı farklılıklar gözlemlendi (sırasıyla p=0,001, p=0,01). Her iki hasta grubunda, kornea topografisinde ön, arka elevasyon ve ortalama arka elevasyon standart sapma indeksinde (Db), kornea biyomekanik değerlendirmede ise birinci aplanasyon hızı, tepe mesafesi, deformasyon amplitüdü, konkav yarıçap, biyomekanik olarak düzeltilmiş GİB, tomografik biyomekanik indeks (TBİ) ve tüm göz hareketinde anlamlı farklılıklar izlendi(hepsi için p<0,05). Sonuç: Klinik aktivite skorunun artması ile birlikte, KAS≥3 hasta grubunda, KAS 0-2'ye göre ekzoftalmus, intraorbital yağ doku kalınlığında, lakrimal bez ve ekstraoküler kasların genişliğinde artış olduğu izlendi. Her iki hasta grubu, sağlıklı kontroller ile karşılaştırıldığında makula, optik disk ve koroid bölgesinde mikrovasküler ve yapısal değişikliklerin meydana geldiği, orbital vasküler yapılarda kan akışının arttığı, kornea morfolojisinde ve biyomekaniğinde değişiklikler saptandığı görülmüştür ancak sonuçlarımızın daha geniş, kapsamlı ve prospektif çalışmalar ile de desteklenmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Tiroid oftalmopati, orbital görüntüleme, vasküler dansite, oküler kan akım, kornea biyomekaniği

Medına Bullutı
Çukurova University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yaşa bağlı makula dejenerasyonlu hastalarda anjiotensin convertıng enzim genetik polimorfizminin araştırılması

Amaç: Genetik ve çevresel faktörlerin birlikte etkili olduğu bilinen Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonu(YBMD) etyopatogenezinde serum Anjiotensin Converting Enzim(ACE) düzeyleri ve ACE genetik polimorfizminin etkisi olup olmadığının araştırılması.Gereç-Yöntem: Nisan-Ekim 2009 tarihleri arasında Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göz Hastalıkları Polikliniğine başvuran ve yapılan ayrıntılı oftalmolojik muayenede senil makula dejenerasyonu (neovasküler yada non-neovasküler tip) tanısı konan 79 hasta ve 64 yaş üstü senil makula dejenerasyonu olmayan 68 kişilik kontrol grubu çalışmaya dahil edildi. Tüm katılımcılara en iyi düzeltilmiş görme keskinliği(EİDGK), non-kontakt tonometre ile göz içi basınç(GİB) ölçümü, ayrıntılı biyomikroskopik ve fundus muayeneleri uygulandı. Muayene sonrası YBMD tanısı alan olguların fundus fotoğrafları alındı. Neovasküler YBMD'u olan hastalara fundus floreseşn anjiografi çekildi. Hastalar Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Retina birimince takibe alınarak tedavileri düzenlendi. Tüm katılımcılardan serum örnekleri alınarak genetik ve biyokimyasal analiz yapılana kadar -20°C'de saklandı. Biyokimya laboratuvarında serum ACE düzeyleri ELİSA yöntemi ile, genetik laboratuarında ACE insersiyon-delesyon(I/D) genetik polimorfizmleri PCR yöntemi ile incelendi. Sonuçlar istatistiksel olarak değerlendirildi.Bulgular: Çalışmamıza katılan olgular YBMD hasta grubu(Grup A) ve kontrol grubu(Grup B) olarak iki gruba ayrıldı. Grup A'da 79, Grup B'de 68 katılımcı vardı. İki grubun yaş ortalamaları(p:0,155) ve cinsiyetleri(p:0,187) arasında istatistiksel anlamlı fark yoktu. Yapılan biyokimyasal incelemede serum ACE düzeyleri hasta grubunda 175,63±57,67(n:78) , kontrol grubunda ise 191,20±57,92(n:68) olarak saptandı, bu fark istatistiksel olarak anlamlı değildi(p:0,107). Genetik incelemede ACE I/D genetik polimorfizmi açısından da iki grup arasında istatistiksel anlamlı fark saptanmadı( p:0,218).Sonuç: YBMD multifaktöryel etyolojisi olan bir hastalıktır. Son yıllarda retinada renin-angiotensin-aldosteron sisteminin(RAAS) gösterilmesi ile YBMD etyolojisinde bu sistemin etkisi gündeme gelmiştir. Bizim çalışmamızda bu sistemin serum ACE düzeyi ve ACE I/D polimorfizmi basamakları incelenmiş, kontrol grubu ile istatistiksel anlamlı fark izlenmemiştir. Bizim sonuçlarımıza göre ACE I/D genetik polimorfizmi ve serum ACE düzeyinin YBMD patogenezinde rolü olmadığı düşünüldü.

Başak Üçer
Manisa Celal Bayar University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psödofakide selektif lazer trabeküloplastinin etkinliği

Amaç: Çalısma kapsamında psödofakide selektif lazertrabeküloplastinin göz içi basıncını düsürmedeki etkisini değerlendirmeyiamaçladık.Gereç ve Yöntem: Çalısmaya Celal Bayar Üniversitesi Tıp FakültesiHastanesi Göz Hastalıkları Kliniği Glokom biriminde açık açılı glokom nedeniyletakip edilen ve tolere edilen maksimal medikal tedavi ile göz içi basınçlarıhedeflenen düzeyde seyretmeyen 22 hastanın 30 gözü dahil edildi. Çalısmayadahil edilen gözlerin tümüne farklı zamanlarda, çesitli hastanelerdefakoemülsifikasyon yöntemi ile komplikasyonsuz katarakt cerrahisi uygulanmısve arka kamara göz içi yerlestirilmisti. Hastalara Aralık 2008- Mart 2009 tarihleriarasında bir hafta ara ile iki seansta toplam 360 derece selektif lazertrabeküloplasti uygulandı ve ardından 1. saat, 1. hafta, 1. ay ve 3. ay kontrolleriyapıldı.Bulgular: 14 hastanın tek gözüne, 8 hastanın da her iki gözüne olmaküzere toplam 30 göze selektif lazer trabeküloplasti uygulandı. Hastaların yasaralığı 46-81 ve yas ortalaması 69.09±10.44 idi. Çalısma grubundaki gözlerin6'sında (%20) psödoeksfolyatif glokom, 24'ünde (%80) primer açık açılı glokommevcuttu. Preoperatif GİB ortalama 20.47±3.94 mmHg idi. SLT sonrası 1. haftaGİB ortalama 3.60±3.55 mmHg düserek 16.87±3.45 mmHg'ya geriledi. Yapılan1. ay kontrolünde ise G?B preoperatif GİB'dan 4.13±3.67 mmHg azalarakortalama 16.33±3.27 mmHg'ya düstü. GİB 3. ayda ise 5.30±3.58 mmHgdüserek 15.17± 2.39 mmHg'ya geriledi. Basarı kriteri olarak iki parametre elealındı. Basarı kriteri 3 mmHg ve üzeri düsüs alındığında 1. hafta %63, 1. ay%63, 3. ay %80 hastada SLT basarılı sonuç sağlandı. Basarı kriteri olarakpreoperatif GİB'ndan %20 ve üzeri düsüs alındığında ise 1. haftada %53.3, 1.ayda %56.7, 3. ayda ise %60 hastada SLT basarılı sonuç vermistir.Sonuç: SLT öncesi bazal GİB ile 1. hafta, 1.ay ve 3. ay GİB'larıkıyaslandığında tüm takiplerdeki sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı idi. GİB'daen fazla düsüs 3. ayda sağlandı. Ciddi olmayan ve geçici özelliktekomplikasyonlar meydana geldi. Çalısma sonucunda SLT'nin psödofakgözlerde GİB düsüsünü sağlamada etkili ve güvenli bir yöntem olduğudüsünüldü.

GlokomGlokom-geniş açılıGöz hastalıkları+3
Meliha Cinali
Manisa Celal Bayar University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

5-10 yaş ve 10-15 yaş arası bireylerde refraksiyon düzeyinin siklopleji öncesi ve sonrası konvansiyonel otorefraktometre ve taşınabilir otorefraktometre ile karşılaştırılması

Amaç: Çocuklarda taşınabilir otorefraktometre (TO) ile yapılan sikloplejisiz ve sikloplejili refraksiyon ölçümlerinin standart konvansiyonel otorefraktometre (KO) ile yapılan sikloplejisiz ve sikloplejili refraksiyon ölçümleriyle karşılaştırılması.Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 5-15 yaş arası toplam 100 hasta. 5-10 yaş arası (1. Grup) ve 10-15 yaş arası (2. Grup) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Her iki grupta önce sikloplejisiz olarak KO ve TO ölçümleri alındı. Görme keskinlikleri tashihli ve tashihsiz olarak belirlendi. Ardından siklopleji uygulaması gerçekleştirilerek KO ve TO ölçümleri tekrar alındı. Siklopleji öncesi her iki cihazın sonuçları. KO'in siklopleji öncesi ve sonrası sonuçları. TO'in siklopleji öncesi ve sonrası sonuçları. KO ve TO'nin siklopleji sonrası ölçümleri karşılaştırıldı. Sadece sağ gözler çalışmaya dahil edildi.Bulgular: 1.gruptaki 49 hastanın 22'si erkek 27'si kız olup yaş ortalaması 8.3 idi. Tashihsiz görme keskinlikleri 0.87±0.20, tashihli görme keskinlileri 0.99±0.28 idi.Siklopleji öncesi ortalama sferik kırma kusuru: KO ile -0.55 ±1.40 D, TO ile 0.33 ±1.45 D idi. ±0.50 D üzerinde astigmat tespit edilen 9 hastada siklopleji öncesi silindirik değerler KO ile ortalama 0.36 ±1.59 D, TO ile ortalama 0.44 ±1.54 D akslar ise KO ile ortalama 108.8 ±30.1º, TO ile ortalama 108.3±29.15º idi.Siklopleji sonrası ortalama sferik kırma kusuru: KO ile 1.09 ±1.39 D, TO ile 1.18 ±1.45 D idi. Astigmat tespit edilmiş 9 hastada ise silindirik değerler KO ile ortalama 0.38 ±1.45 D, TO ile ortalama 0.45 ±1.54 D. akslar ise KO ile ortalama 110 ±32.03º, TO ile ortalama 110º ±32.15º idi.2. gruptaki 51 hastanın 21'i erkek 30'u kız olup yaş ortalaması 12.9 idi. Tashihsiz görme keskinlikleri ortalama 0.80±0.24, tashihli görme keskinlikleri ortalama 1±00 idi.Siklopleji öncesi ortalama sferik kırma kusuru KO ile ortalama -0.79 ±1.23 D TO ile ortalama 0.20 ±1.25 D idi. ±0.50 D üzerinde astigmat tespit edilen 12 hastada siklopleji öncesi silindirik değerler KO ile ortalama -0.16 ±1.25 D, TO ile ortalama -0.08 ±1.10 D, akslar ise KO ile ortalama 106.25 ±51.12º, TO ile ortalama 105.4 ±51.05º idi.Siklopleji sonrası ortalama sferik kırma kusuru KO ile 0.32 ±1.41 D, TO ile 0.44 ±1.44 D idi. Astigmat tespit edilmiş 12 hastada silindirik değerler KO ile ortalama 0.18 ±1.37 D, TO ile ortalama -0.10 ±1.12 D akslar ise KO ile ortalama 105 ±50.00º; TO ile ortalama 108.49 ±52.15º idi.1. ve 2. gruplar arasında tashihli ve tashihsiz görme keskinlikleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu.Her iki grupta da siklopleji öncesi ve sonrası KO sferik ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı. Siklopleji öncesi ve sonrası TO sferik ölçümleri arasında da anlamlı fark vardı (P<0.05).Siklopleji öncesi KO ve TO sferik ölçümleri arasında KO'de miyopiye kayma daha fazla olacak şekilde anlamlı fark bulundu (P<0.05). Siklopleji öncesi KO ve TO'nin silindirik ölçümleri ve aksları arasında, siklopleji sonrası KO ile TO'nin sferik, silindirik ve aks ölçümleri arasında anlamlı farka rastlanmadı. Siklopleji öncesi ve sonrası KO'nin silindirik ölçümleri ve aksları arasında, siklopleji öncesi ve sonrası TO'nin silindirik ölçümleri ve aksları arasında anlamlı farka rastlanmadı.1. ve 2. Gruplarda siklopleji sonrası TO ile sferik ve silindirik ölçümlerde 1. grupta refraktif durumun, hem sferik hem silindirik değerlerde hipermetrop olduğu, 2. grupta ise sferik değerlerde emetropa, silindirik değerlerde ise miyopiye kaydığı saptandı. Bu değişim istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Akslar arasında ise anlamlı bir farka rastlanmadı.Sonuç: Uzak mesafeden ölçüm yapan TO'de cihaza bağlı akomodasyon refleksi daha az görülmüştür. KO ise yakın mesafeden ölçüm yaptıkları için ölçümlerinde miyopiye kayma daha fazla olmaktadır.

Göz hastalıklarıMidriatiklerRefraksiyon-oküler+2
Yener Silindir
Manisa Celal Bayar University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kırma kusurları ile korneanın biyomekanik özellikleri arasındaki ilişkinin araştırılması

AMAÇ: Oküler respons analiz cihazı (ORA) oftalmolojide son yıllardakullanıma girmiş yeni bir cihazdır. Korneal histerezis (KH) ve korneal dirençfaktörü (KDF), ORA ile ölçülebilen korneal biyomekanik özellikleri bildiren ikiparametredir. Bu çalışmanın amacı miyop ve hipermetrop hastalarda kornealbiyomekanik parametreler olan KH ve KDF'ü değerlendirmek, buparametrelere etkili faktörleri araştırmak ve elde edilen sonuçları emetropkontrol grubuyla karşılaştırmaktır.GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya 100 hastanın toplam 193 gözü dahil edildi.1. gruba refraksiyon değeri +1.00 D ile -1.00 D arasında (19 erkek, 34 kadın)53 emetrop hastanın 102 gözü, 2. gruba refraksiyon değeri -5.00D'denyüksek (9 erkek, 18 kadın) 27 miyop hastanın 53 gözü, 3. gruba refraksiyonu+3.00D'den yüksek (11 erkek, 9 kadın) 20 hipermetrop hastanın 38 gözüalındı.Çalışmaya alınan tüm hastaların refraksiyonları ve keratometreleriotorefraktometre ile ölçüldü, Biyomikroskobik bakıları ve fundus bakılarıyapıldı ve kaydedildi. Ultrason biyometri ile aksiyel uzunlukları alındı,Goldmann aplanasyon tonometri ile GİB'ları ölçüldü. Son olarak ORA ile KH,KDF, GİBkk, GİBg değerleri alındı ve cihaza monte edilmiş ultrasonikbiyometri ile MKK'ları ölçüldü.SONUÇLAR: 1. gruptaki hastaların ortalama yaşı 28.9±5.6 (20-40), 2.grupdaki hastaların ortalama yaşı 30.7±6.9 (20-40), 3. gruptaki hastalarınortalama yaşı 29.1±7.7 (20-40) idi. Gruplar arasında yaş ortalamalarıaçısından anlamlı fark yoktu (p>0.05). Grup-1'i oluşturan kontrol grubuolguların SKK değerleri ortalaması -0.09±0.24 D, Grup-2' yi oluşturan yüksekmiyop tanılı olguların SKK değerleri ortalaması -7.28±3.55 D, Grup-3 `üoluşturan yüksek hipermetrop tanılı olguların SKK değerleri ortalaması+5.04±2.06 D olarak ölçüldü. Çalışmaya alınan parametrelerden MKK(p=0.985) ve KDF (p=0.79) dışındakilerin tamamı 3 grup arasında istatistikselolarak farklıydı.59Çalışmada KH ve KDF'nin yaşla zayıf korelasyon gösterdikleri izlendifakat cinsiyetle anlamlı korelasyonları saptanmadı. KH'in miyoptanhipermetropa gidildikçe arttığı izlendi. KH-KDF, KH-MMK ve KDF-MKKarasında yüksek korelasyon saptandı (p<0.05). KH'nin MKK, SE ve AU ilekorelasyon gösterdiği fakat KDF'nin bu parametrelerden hiçbiriylekorelasyonunun olmadığı izlendi.Çalışmada GİB ölçüm değerlerinin miyoptan hipermetropa gidildikçeazaldığı izlendi ve GİBkk'nin, GİBg ve GAT'ın aksine MKK'den etkilenmeyenbir göz içi basınç ölçüm değeri olduğu gösterildi. GİBkk ile kornealbiyomekanik arasındaki ilişki değerlendirildiğinde ise KH'dan etkilendiği fakatKDF'den etkilenmediği izlendi. ORA ile alınan göz içi basınç ölçümleri olanGİBg, GİBkk ve Goldmann aplanasyon tonometresiyle alınan göz içi basınçdeğeri olan GAT'ın birbirleriyle farklarına etki eden faktörlerdeğerlendirildiğinde; GİBg-GAT farkının KDF ve MKK ile pozitif korelasyongösterdiği, GİBkk-GİBg farkının ise KDF, KH, MKK ile güçlü negatif, AU ilepozitif korelasyon gösterdiği izlendi. Benzer şekilde GİBkk ile GAT farkının daKH, KDF, MKK ile negatif, AU ile pozitif korelasyon gösterdiği saptandı.Çalışmamızdaki en önemli sonuçlardan biri, KH 11.2 mmHg'a yaklaştığındaGİBkk ve GİBg arasındaki farkın sıfıra yaklaştığının saptanmasıdır. Nitekim;ortalama KH değerleri ele aldığında 11.2 mmHg değerine en yakınortalamanın yüksek hipermetrop grupta, en uzak değerin ise yüksek miyopgrupta olduğu izlenmiştir.TARTIŞMA: Korneal biyomekanik ile ilgili elde ettiğimiz sonuçlar, KDF'ninKH'nin aksine refraksiyondan bağımsız bir korneal biyomekanik ölçüm değeriolduğunu ve GİBkk'ı da değiştirmediğini gösterdi. Ayrıca GİBkk'nın MKK'danetkilenmediği ve özellikle korneası normalden kalın ya da ince olanhastalarda GİBg ve GAT'dan daha güvenilir göz içi basınç değeri olabileceğigösterildi. GİBkk ve GİBg arasındaki farkın yüksek miyop grupta en fazlaolduğu, bu nedenle miyop hastalardaki GİB'larının şüpheyle değerlendirilmesigerektiğini düşündürdü.

BiyometriGözGöz hastalıkları+4
Nehir İnceoğlu
Manisa Celal Bayar University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İleri glokom olgularında diod laser siklofotokoagulasyon tedavisinin etkinliği

Amaç: Diod laser siklofotokoagulasyon tıbbi ve cerrahi tedavi yöntemlerinin göziçi basıncı kontrolünü sağlayamadığı dirençli glokom olgularında tercih edilmektedir. Çalışmamızda ileri dönemdeki refrakter glokom hastalarında diod laser siklofotokoagulasyonun göz içi basıncının düşürülmesi ve tedavinin göziçi basıncını düşürmede etkinliğinin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır.Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza Ocak 2008 ? Mayıs 2011 tarihleri arasında kliniğimiz glokom biriminde takipte olan veya yeni başvuran ileri glokom olguları katıldı. Hastaların görme keskinlikleri, göziçi basınçları (Goldmann applanasyon tonometre ile), biyomikroskopik muayene bulguları, fundus muayene bulguları, glokom tipi, kullanılan antiglokomatöz ilaç sayısı, önceki glokom cerrahileri kaydedildi. Hastaların göziçi basınçları tedavi öncesi ve tedavi sonrası 1. gün, 1. hafta, 6. hafta, 3. ay, 6. ay ve 1. yılda ölçüldü.Bulgular: Çalışmaya katılan 51 hastanın 49'u 1 yıllık takiplerini tamamladı. Sonuçlar 49 hastanın 49 gözü (25 sağ göz, 24 sol göz) üzerinden verildi. Yaş ortalaması 61.4 ? 12.8 (23?79) olan 49 hastanın 17'si kadın, 32'si erkekti. 25 hasta (%51.2) neovasküler glokom, 9 hasta (%18.4) primer açık açılı, 6 hasta (%12.2) primer dar açılı, 4 hasta (%8.2) psödoeksfolyatif, 5 hasta (%10.2) sekonder glokom tanılıydı. Çalışmamızda preoperatif ortalama GİB 44.1 ? 11.3 mmHg dan bir yıl sonunda %63.4 oranında azalarak 17.0 ? 9.8 mmHg ya düştü ve bu istatistiksel olarak anlamlıydı (p ? 0.05). Tedavi edilen 49 gözün 37'sinde yani % 75.5 oranında GİB'ı 22 mmHg altına düşerken 49 gözün 43'ünde (%87.8) GİB'da % 30 ve daha fazla düşüş gözlendi. Hastalara ortalama 1851 mW (1500-2000) gücünde, ortalama 1554 msn (600-2000) laser uygulandı, ortalama 20.9 atış (10-35) yapıldı, ortalama 59.7 ? 22.3 J enerji uygulandı. Uygulanan enerji ile GİB'nın 22mmHg altına düşmesi ve GİB'nda %30 azalma saptanması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamadı. Hastalara en fazla iki seans tedavi uygulandı. Kullanılan antiglokomatöz ilaç sayısı preoperatif 1.8 ? 0.9 iken postoperatif 1.3 ? 1.0 idi (p ? 0.05). Hastaların 32'sinde herhangi bir komplikasyon izlenmezken (%67.3), 5 hastada hifema (%10.2), 7 hastada hipotoni (%14.2), 2 hastada korneal epitel defekti (%4.0), 1 hastada büllöz keratopati (%2.0), 3 hastada üveit (%6.1), 1 hastada görme keskinliğinde azalma (%2.0) izlendi.Sonuç: Diod laser transskleral siklofotokoagulasyon tıbbi ve cerrahi seçenekleri ile kontrol altına alınamayan ve görsel prognozu sınırlı olan glokom olgularının tedavisinde etkili ve güvenilir bir tedavi seçeneğidir.Anahtar kelimeler: Glokom tedavisi, Göziçi basıncı, Siklodestrüksiyon, Diod laser siklofotokoagulasyon

Diyod lazerGlokomKan pıhtılaşması+3
Bilge Öztürk Şahin
Manisa Celal Bayar University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tip 1 ve tip 2 diyabet hastalarının kornealarındaki stroma ve endotel değişikliklerin konfokal mikroskop ile değerlendirilmesi

Amaç: Non-invaziv bir yöntem olan konfokal mikroakopi ile hiçbir retina bulgusu olmayan non-proliferatif diyabetik hastalarda, kornea subbazal sinir pleksuslarının, stromadaki keratosit ve endotel hücrelerinin dansitesini, subbazal sinir pleksuslarının açılanmasını değerlendirerek, diyabetin kornea üzerine olan olası etkilerini araştırmak.Gereç ve Yöntem: 30 NPDR tip 2 DM, 20 NPDR tip 1 DM, 55 sağlıklı olgu olmak üzere 105 hasta dahil edildi. Heidelberg RetinaTomograph Rosstock Corneal Module laser scanning confocal mikroskop HRT3 (Laser tarayıcı konfokal mikroskop) ile kornea değerlendirildi.Sonuç: Endotel dansitesi tip 1 DM kontrol grubunda en yüksek (3596.73 hücre/ mm2), tip 2 DM grubunda en düşük (2527.63 hücre/ mm2 ; (P<0,05) bulundu. Tip 1 DM, tip 1 DM kontrol grubuyla karşılaştırıldığında endotel dansitesi (sırayla): 3238.15, 3596.73 hücre/ mm2, keratosit dansitesi: 304.65, 547.76, sinir dansitesi: 51.58, 75.38, açılanma: 49.74, 21.21 ile ilgili istatiksel anlamlı sonuç elde edildi (P<0,05). Tip 2 DM, tip 2 kontrol grubuyla karşılaştırıldığında endotel dansitesi (sırayla): 2527.63, 3231.75 hücre/ mm2, keratosit dansitesi: 318.80, 496.75 ile ilgili istatiksel anlamlı sonuçlar elde edildi. Tip 1 DM kontrol grubuyla, tip 2 DM kontrol grubu karşılaştırıldığında endotel dansitesi(sırayla): 3596.73, 3231.75 hücre/ mm2 anlamlı sonuçlar elde edildi (P<0,05).Tartışma: Endotel dansitesi, keratosit dansitesi, subbazal sinir pleksus dansitesi, subbazal sinir açılanmasına bakıldığında hiçbir retina bulgusu olmayan diyabetik hastalarda bile korneanın etkilenmiş olabileceği görüldü. Gelişen teknoloji, özellikle laser tarayıcı sistemlerin kullanılmasıyla konfokal mikroskobinin diyabetik hastaların kornealarının değerlendirilmesinde yeni ufuklar açacağı düşünülmektedir.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 1Diabetes mellitus-tip 2+4
Sibel Zorlu Öztürk
Manisa Celal Bayar University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psödoeksfoliasyon sendromu olan ve olmayan gözler arasında hümör aköz ve kanda TIMP, MMP, VEGF ve CTGF düzeylerinin araştırılması

Amaç: Ülkemizde sık rastlanan psödoeksfoliasyon sendromunda (PES) etiopatogenez halen tartışmalı bir konudur. Bu çalışmada PES bulunan ve PES bulunmayan bireyler arasında hümör aközde (HA) ve serumda matriks metalloproteinaz doku inhibitörleri 1 (TIMP-1), matriks metalloproteinaz 9 (MMP-9), bağ dokusu büyüme faktörü (CTGF) ve vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF) düzeylerinin farklı olup olmadığını ve dolayısıyla bu maddelerin regülasyonunun gelecekte PES tedavisinde potansiyel rolü olup olamayacağını incelemeyi amaçladık.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya katarakt ameliyatı geçiren toplam 72 hastanın 72 gözü (PES grubu n:30, katarakt haricinde okuler patolojisi bulunmayan kontrol grubu n:42) dahil edildi. Pseudoeksfoliatif glokomu (PEG) olan PES hastaları ?PEG +? alt grubu, glokom saptanmayan PES hastaları ise ?PEG -? alt grubu olarak belirlendi. Hastalardan operasyon gününde koldan 5 ml kan örneği, operasyon başlangıcında ön kamaradan 100-200 ?l HA örneği alındı. Kan örneklerinin santrifüjü sonrası elde edilen serum örnekleri ile HA örnekleri derin dondurucuda analiz edilinceye kadar muhafaza edildi. HA örneklerinde TIMP-1 ve MMP-9 düzeyleri, serum örneklerinde TIMP-1, MMP-9, CTGF ve VEGF düzeyleri ELİSA kitleri kullanılarak belirlendi.Bulgular: Ortalama HA MMP-9 ve TIMP seviyeleri PES grubunda sırasıyla 3,54±5,09 ng/ml ve 31,2±37,9 ng/ml, kontrol grubunda sırasıyla 4,16±6,11 ng/ml ve 21,1±16,08 ng/ml olarak saptandı (p>0.05). Serum MMP-9 ve TIMP seviyeleri PES grubunda sırasıyla 283,7±348,6 ng/ml ve 122,4±150,3 ng/ml, kontrol grubunda sırasıyla 427,4±435,7 ng/ml ve 97,5±57,9 ng/ml olarak saptandı (p>0.05). Serum örneklerinde ortalama VEGF ve CTGF düzeyleri PES grubunda sırasıyla 333,08±241,73 ng/ml ve 570,95±1222,13 ng/ml, kontrol grubunda sırasıyla 381,73±226,2 ng/ml ve 449,48±459,64 ng/ml olarak saptandı (p>0.05). HA' de ortalama TIMP-1 seviyesi PEG+ alt grubunda PEG- alt grubuna göre belirgin derecede yüksek (p=0.012), HA ortalama MMP-9 seviyesi ise PEG+ alt grubunda PEG- alt grubundan daha düşük olarak belirlendi (p>0.05). Ortalama serum TIMP-1 seviyesi PEG- alt grubunda PEG+ alt grubuna göre daha yüksek, ortalama serum MMP-9 seviyesi PEG+ alt grubunda PEG- alt grubuna göre daha düşük olarak saptandı (p>0.005). Ortalama serum CTGF düzeyi PEG+ alt grubunda PEG- alt grubundan daha yüksek iken (p>0.005), ortalama serum VEGF düzeyi iki alt grup arasında çok yakın düzeydeydi (p>0.005).Sonuç: PES bulunan olgularda gerek HA gerekse serumda MMP , TIMP ve CTGF düzeylerinde PES bulunmayan olgulardan farklılıklar mevcuttur. Bu durum ekstrasellüler matriks homeostazının ekstrasellüler matriksin birikimi yönünde bozulduğunu desteklemektedir. PEG mevcut olgularda MMP-9, TIMP ve CTGF düzeylerinin glokomu olmayan PES olgularından farklı bulunması PEG' in PES tablosunun daha ileri bir formu olduğunu düşündürmektedir. Gelecekte MMP-9, TIMP ve CTGF arasındaki ilişkileri düzenleyecek koruyucu tedavilerin geliştirilmesiyle PES' in gelişiminin engellenebileceği veya yavaşlatılabileceği öngörülebilir.Anahtar kelimeler: psödoeksfoliasyon sendromu, psödoeksfoliasyon glokomu, hümör aköz, ekstrasellüler matriks, MMP-9, TIMP-1, CTGF.

Aköz sıvıEkstrasellüler matriksGlokom+5
Ceren Gülhan Top
Manisa Celal Bayar University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Görme keskinliği tam olan multiple sklerozhastalarının 1 derece (60 dakika) ve 0.3 derece (18 dakika) patern vep ile değerlendirilmesi ve sonuçların bu hastalardaki santral otuzgörme alanı sonuçlarıylakorelasyonunundeğerlendirilmesi

Amaç: Görsel semptomu olmayan, görme keskinliği tam subklinik MS hastalarının patern VEP ve santral otuz görme alanı ile değerlendirilmesi.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Nöroloji kliniğinde MS tanısı ile takip edilen görme keskinliği tam, görsel semptomu olmayan 30 hastanın 60 gözü ve poliklinik muayenesinde refraksiyon kusuru hariç herhangi bir hastalığı bulunmayan 30 sağlam katılımcının 60 gözü olmak üzere toplam 120 gözü dahil edildi.Çalışma kapsamına alınan 30 MS hastası (8 erkek, 22 kadın) 3 gruba ayrıldı ;Grup 1 ( optik nevrit (+) grup ) : Geçici görme azalması, görmede bulanıklık şikayeti olmuş hastalar optik nevrit (+) grup olarak kabul edildi.Grup 2 ( optik nevrit (?)grup ) : Görme ile ilgili herhangi bir şikayeti olmamış hastalar optik nevrit (-) grup olarak kabul edildi.Grup 3 (optik nevrit (+) grup + optik nevrit (-) grup) : Çalışmaya dahil edilen tüm MS hastaları geçmişte görme şikayetleri olsun veya olmasın bu gruba dahil edildiProspektif olarak hastalara beyaz ? beyaz perimetri ile SİTA FAST santral 30 ? 2 eşik (threshold) görme alanı testleri ve 1 derece (60 dakika) - 0.3 derece ( 18 dakika) patern VEP ölçümleri yapıldı.Bulgular: Çalışmaya alınan Grup 1(5 erkek, 13 kadın), Grup 2(3 erkek,9 kadın), Grup 3(8 erkek, 22 kadın) ve kontrol grubunun(12 erkek, 18 kadın) yaş ortalamaları sırasıyla 37.00±6.82, 33.66±8.92, 34.73±11.13 ve 35.66± 7.83 idi ve 4 grup arasında anlamlı fark saptanmadı (p>0.005). Grup 3 ve kontrol grubunda MD, PSD, p100 latans(msn) 1?- 0,3?, p100 amplitüd(µV) 1?-0,3? değerleri ve santral 0-30, 10-20, 10-30, 20-30 derecelerde retina duyarlılıkları(db) açısından gruplar arasındaki fark anlamlı iken(p<0.005) santral 0-10, 0-20 derecelerde ise gruplar arasında anlamlı fark yoktu(p>0.005). Grup 2 ve kontrol grubunda MD, PSD, p100 latans(msn) 1?-0,3? ve santral 0-30, 10-30, 20-30 derecelerde retina duyarlılıkları(db) açısından gruplar arasındaki fark anlamlı iken(p<0.005) p100 amplitüd(µV) 1?-0,3, santral 0-10, 0-20, 10-20 derecelerde retina duyarlılıkları(db) açısından gruplar arasındaki fark anlmasızdı(p>0.005). Grup 1 ve kontrol grubunda MD, PSD, p100 latans(msn) 1?, p100 amplitüd(µV), ve santral 0-20, 0-30, 10-20, 10-30, 20-30 derecelerde retina duyarlılıkları(db) açısından gruplar arasında anlamlı fark varken(p<0.005). p100 latans(msn) 0.3?, santral 0-10 derecelerde ise gruplar arasındaki fark anlamsızdı(p>0.005). Grup 1 ve Grup 2 de MD, PSD, p100 latans(msn) 1?-0,3?, p100 amplitüd(µV) 0,3? ve santral 0-10, 0-20, 0-30, 10-20, 10-30, 20-30 derecelerde retina duyarlılıkları(db) açısından gruplar arası fark anlamlıydı(p<0.005).Sonuç: Optik nevrit hikayesi olsun veya olmasın görmesi tam olan MS hastalarında görme alanı bozuklukları ve P100 latansında uzama olduğunu, optik nevrit atak öyküsü olanlarda mevcut değişikliklerin tümünün atağa bağlanamayacağını, bazı değişikliklerin hastalığın kronik sürecinde geliştiğini göstermektedir. Kontrol popülasyonuyla karşılaştırıldığında, iki farklı uzaysal frekanstaki VEP amplitüdleri anlamlı şekilde azalmıştır. Bu gözlem ışığında, aksonal bütünlüğünü tehdit eden alttaki patolojik sürecin, görme sisteminin akson kaybını telafi etme yeteneğine bağlı olarak klinik parametreler tarafından güvenilir şekilde yansıtılmayabileceği sonucuna varıyoruz. Dolayısıyla, patern VEP MS'de akson patolojisinin tanısının konulması ve izlenmesi için bir objektif araç olarak hizmet edebilir.Anahtar kelimeler: multipl skleroz, görsel uyarılmış potansiyeller, akson hasarı, VEP amplitüdleri, latansı, nörodejenerasyon, nörorejenerasyon, görme alanı değişiklikleri, retina duyarlılığı

AksonlarGörme alanlarıGörme keskinliği+4
Sinan Bilgin
Manisa Celal Bayar University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

23 gauge transkonjonktival sütürsüz vitrektomiden sonra korneal biyomekanik parametrelerdeki değişikliklerin incelenmesi

23 Gauge transkonjonktival sütürsüz vitrektomiden sonra korneal biyomekanik parametrelerdeki değişikliklerin incelenmesiAmaç: 23 gauge transkonjonktival sütürsüz vitrektomi (23 G TSV) yapılan hastaların korneal biomekanik parametrelerinde cerrahi olarak indüklenen değişikliklerin araştırılması amaçlandı.Metod: Kliniğimizde 23 G TSV yapılan 29 hastanın 29 gözü çalışmaya dahil edildi. Ocular Response Analizer ile korneal histerezis (CH), korneal rezistans faktör (CRF), Goldmann ile korele göz içi basıncı (GİBg) ve korneal kompanse GİB (GİBcc), korneal topografi ile simulated K ve bu değerler kullanılarak cerrahi olarak indüklenen astigmatizma ameliyat öncesinde ve ameliyattan sonra 1. ve 3. ayların sonunda ölçüldü. Ölçülen bu parametreler arasındaki değişiklikler istatistiksel olarak değerlendirildi.Bulgular: Preoperatif ve postoperatif 1. ve 3. aylarda ortalama CRF ve GİBg parametrelerinde istatistiksel anlamlı fark yoktu. Preoperatif ve postoperatif 1. ve 3. aylarda ortalama CH sırasıyla 9.12±1.83 mmHg, 8.15±2.16 mmHg, 8.55±1.61 mmHg idi (p=0.04, p=0.11 ve p=0.25, sırasıyla). Preoperatif ve postoperatif 1. ve 3. aylarda ortalama GİBcc sırasıyla 17.72±6.23 mmHg, 20.28±6.50 mmHg, 18.74±5.76 mmHg idi (p=0.03, p=0.45 ve p=0.23, sırasıyla). Preoperatif ve postoperatif 1. ay arasında ortalama CH ve GİBcc parametrelerinde istatistiksel anlamlı fark saptandı (p=0.04 ve p=0.03, sırasıyla). Preoperatif ve postoperatif dönemlerdeki ortalama Sim K değerleri arasında istatistiksel anlamlı fark saptanmadı. Postoperatif 1. ve 3. aydaki cerrahi olarak uyarılmış astigmatizma değerleri 1.98 ± 1.20 D ve 3.22 ± 1.77 D bulundu.Sonuç: Erken postoperatif dönemde CH'nin azalmasına ve GİBcc'nin artmasına rağmen, postoperatif 3.ayda parametreler preoperatif değerlere ulaşmıştır. Sonuç olarak; 23 G TSV ameliyatı geç postoperatif dönemde korneal biyomekanik parametrelerde önemli değişikliğe neden olmayan minimal invaziv bir vitreoretinal cerrahi tekniktirAnahtar Kelimeler: korneal histerezis, korneal rezistans faktör, ORA, vitrektomi.

BiyomekanikCerrahi-gözKornea+2
Özgür Uzun
Manisa Celal Bayar University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Glokom hastalarında HRT 3 cihazında MRA ve GPS programlarının tanısal değerlerinin karşılaştırılması

GLOKOM HASTALARINDA HRT 3 CİHAZINDA MRA VE GPS PROGRAMLARININTANISAL DEĞERLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASIAMAÇÇalışmanın amacı Moorfields regresyon analizi (MRA) ve glokom probabilite skoru(GPS)'nun tanısal doğruluklarını incelemek ve bu iki algoritmanın gözleri normal veyaanormal olarak sınıflamadaki uyumu incelemektir.METODÇalışmaya kliniğimiz glokom biriminde takip edilen 150 glokom hastası ve glokomuolmayan 120 kontrol olgusu dahil edildi. Tüm olgulara total oftalmoskopik muayene,standart akromatik perimetri muayenesi ve HRT III yazılımı/ Version 3.0 kullananHRT II cihazı ile optik sinir başı muayenesi yapıldı. Elde edilen HRT parametreleri ikigrup arasında karşılaştırıldı. Her iki analiz sisteminde sınıflamaya göre sınırda olanolgular normal kabul edildiğinde ?en yüksek spesifite kriteri?, sınırda olan olgularanormal kabul edildiğinde ?en yüksek sensitivite kriteri? ile tanısal kesinlik değerleribelirlendi. MRA ve GPS aralarındaki uyum kappa (?) katsayısı hesaplanarakincelendi.BULGULARÇalışmada incelenen HRT parametrelerinden konturdeki yükseklik değişimi dışındatümü hasta ve kontrol grupları arasında anlamlı olarak farklı bulunmuştur (p=0.000).Eğri altında kalan alan değerleri en yüksek değerdeki parametrelerin GPS skoru(0.817), lineer çukurluk/disk oranı (0.816), çukurluk/disk alanı (0.808) ve çukurlukalanı (0.783) olduğu görüldü. En yüksek spesifite kriterine göre MRA'nın sensitivitesi%66 spesifitesi %89.1, GPS'in ise sensitivitesi %62.7 spesifitesi %81.6 olarak56bulundu. En yüksek sensitivite kriterine göre MRA'nın sensitivitesi %85.3, spesifitesi%68.3, GPS'in ise sensitivitesi % 90, spesifitesi % 60.8 olarak bulundu. MRA veGPS arasında 0.47'lik kappa değeriyle orta düzeyde %65.9 (178 göz) uyumbulundu.SONUÇÇalışmamızda sonuç olarak GPS ve MRA birbirine benzer düzeyde sensitivitegöstermekle birlikte, MRA'nın spesifitesi GPS'e göre daha yüksek bulunmuştur. Heriki analiz programı arasında ise ılımlı bir uyum bulunmuştur.

GlokomGüvenilirlik ve geçerlilikRegresyon analizi+2
Mahmut Oğuz Ulusoy
Manisa Celal Bayar University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Polikistik over sendromu tanılı hastaların korneal topografi ve dansitometri özelliklerinin incelenmesi ve sağlıklı bireylerle karşılaştırılması

Polikistik over sendromu (PKOS) yaygın bir jinekolojik endokrinopatidir. Genç yaş grubunu etkileyen ve etyopatogenezindeki inflamasyon/hiperandrojenizm özellikleriyle multisistemik seyreden bu sendromun, korneayı da etkilemesi muhtemeldir. Amacımız, PKOS'a sahip hastalarda korneal topografi ve dansitometri özelliklerini değerlendirerek sağlıklı bireylerle karşılaştırmaktır. Çalışmamıza polikistik over sendromu tanılı 53 kadın hastanın 53 gözü ve bu hastalarla yaş olarak uyumlu 53 gönüllü kadın bireyin 53 gözü dahil edilmiştir. Olgulara tam oftalmolojik ve jinekolojik muayeneye ek olarak Pentacam ile ön segment analizi yapılmıştır. Çalışmamızın sonucunda; keratometrik/topometrik verilerden Kmax-front, Kmean-front, ISV, IVA, IHA, BAD_D ve PI-Avg değerlerinde PKOS grubunda hafif yükseklik; EİKK değerinde ise hafif incelme saptanmış olmakla birlikte istatistiksel olarak iki grup arasında anlamlı fark bulunamamıştır. PKOS klinik parametreleri ile keratometrik/topometrik veriler arasındaki korelasyon incelemesinde ise sadece Kmean-back değerinin total testosteron düzeyi ile anlamlı pozitif korelasyon gösterdiği gözlenmiştir. Ek olarak, PKOS grubunda tüm aberrometrik ortalamalar normal saptanmış ve korelasyon incelemesinde de patolojik sonuç gözlenmemiştir. Tüm olguların Pentacam tomografi haritaları detaylı olarak incelendiğinde; PKOS grubundaki 5 olguda keratokonus şüphesi lehine hafif ektazik değişiklikler gözlenmiştir. Üstelik, hemen tüm dansitometri değerlerinde PKOS grubunda anlamlı kalınlık artışı saptanmıştır. Mevcut sonuçlara göre, PKOS'lu hastalarda oküler yüzeyin önemli bir elemanı olan korneada çeşitli etkilenmeler olabileceği gözlenmiştir. Her ne kadar PKOS ile keratokonus arasında direkt bir ilişki saptanamamış olsa da ektazi lehine şüpheli verilere erişilmiştir. PKOS ile keratokonus arasındaki olası ilişkinin ortaya konulabilmesi için daha geniş hasta serilerinde yapılacak prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Hormonlar, İnflamasyon, Kornea, Korneal dansitometri, Kornea topografisi, Over, Polikistik over sendromu

DansitometriGöz hastalıklarıHormonlar+4
Tuğçe Gizem Cengiz Öztürk
Düzce University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Komplikasyonsuz katarakt cerrahisinin oküler elastisite ve retrobulber kan akımı üzerindeki etkilerinin incelenmesi

Katarakt cerrahisi günümüzde yaygın olarak fakoemülsifikasyon tekniği ile gerçekleştirilmektedir. Gelişen teknoloji ile oftalmoloji pratiğine dahil olan bu modern teknik, her ne kadar dikkatle uygulanmaya çalışılsa da, yapılan uygulamanın doğası gereği göz yapıları üzerinde çeşitli etkiler ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmadaki amacımız, komplikasyonsuz katarakt cerrahisinin göz dokularının elastikiyeti ve retrobulber kan akımı üzerine olan etkilerinin incelenmesidir. Çalışmamıza senil kataraktı olan 53 hastanın 53 gözü ve yaş-cinsiyet uyumlu 55 gönüllü bireyin 55 gözü dahil edilmiştir. Katarakt grubundaki olgulara komplikasyonsuz fakoemülsifikasyon cerrahisi uygulanmıştır.Tüm olgulara ilk başvuru esnasında ve katarakt grubundaki olgulara ek olarak katarakt cerrahisi sonrası 1 ve 3. aylarda shear wave elastografi ve Doppler ultrasonografi tetkikleri yapılmıştır. Üç aylık takip sonunda, fakoemülsifikasyon geçiren olgularda: retina-koroid sklera kompleksi, dış rektus kası, retrobulber yağ dokusu ve optik disk elastografi değerlerinde azalma; iç rektus kası elastografi değerinde nispeten stabil seyir, optik sinir elastografi değerinde ise izole bir artış izlenmiştir. Aynı grupta, Doppler sonuçlarına genel olarak bakıldığında; tepe sistolik hızda düşme, diyastol sonu hızdaartış ve direnç indeksinde düşme ile vasküler dirençte azalma yönünde bir değişim olduğu görülmüştür. Mevcut sonuçlara göre, komplikasyonsuz katarakt cerrahisi sonrası oküler elastisitede genel bir artış ile birlikte vasküler dirençte düşüş olmaktadır. Sonuçlarımızın, geniş kitlelerde farklı senaryolarla yapılacak iyi planlanmış klinik çalışmalarla teyit edilmesi gerekmektedir.

DopplerElastografiFakoemülsifikasyon+1
Sevde Akçay Usta
Düzce University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Evisserasyon yapılan gözlere yerleştirilen meshin vaskülarizasyonunun ve yerleşiminin radyolojik görüntüleme yöntemleriyle gösterilmesi

Evisserasyoncerrahisi günümüzde aynı seansta implant yerleştirilmesi tekniği ile gerçekleştirilmektedir.Gelişen teknoloji ile oftalmoloji pratiğinde ideal göz içi implantla ilgili araştırmalar devam etse de yapılan uygulamanın doğası gereği göz yapıları üzerinde çeşitli etkiler ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmadaki amacımız, implant olarak mesh yerleştirilienevisserasyon cerrahisinin ardından göz dokularının kan akımı ve anatomikboyutlarının incelenmesidir. Çalışmamıza evisserasyon endikasyonu konulmuş ve mesh ile opere edilmiş 13 hastanın 13 gözü ve yaş-cinsiyet uyumlu 13 gönüllü bireyin sağlıklı 13 gözü dahil edilmiştir. Evisserasyon grubundaki olgulara kornea eksizyonlu mesh implant yerleştirilenevisserasyon cerrahisi uygulanmıştır. Tüm olgulara 1.ayda kontrastlı orbitanın Manyetik Rezonans (MR) ve Renkli Doppler Ultrasonografi(RDUS) tetkikleri yapılmıştır.Takip sonunda, evisserasyonuygulanan olguların MR görüntülemesinde medialrektus çapı (MRD) ve optik sinir başının vertikal mesafesi (ONV)değerlerinde anlamlı fark izlenmiş olup diğer parametrelerde fark izlenmemiştir. Aynı grupta, RDUS sonuçlarına genel olarak bakıldığında sadece bir hastamızda kan akımı izlenirken diğer hastalarımızda özellikle mesh etrafında kan akımı saptanmadı. Mevcut sonuçlara göre evisserasyon cerrahisi sonrası genel olarak sağlıklı gözlerle MR görüntülemede anlamlı fark saptanmamıştır. Sonuçlarımızın, geniş kitlelerde farklı hasta gruplarıyla araştırılıp teyit edilmesi gerekmektedir.

Emir Altıkardeşler
Düzce University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hidroksiklorokinin süre ve doza bağlı olarak retina üzerine etkisinin araştırılması

Amaç: Hidroksiklorokin kullanan hastalarda hidroksiklorokinin retina üzerine etkilerinin değerlendirilmesi Yöntem: Bu çalışma ocak 2018 ve ağustos 2019 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları polikliniğine kontrol amaçlı gelen ve tarafımıza konsulte edilen hastalarından oluşan retrospektif, klinik, interdisipliner tek merkezli bir çalışmadır. Aynı tarihlerde hastaneye kontrol amaçlı başvuran, sistemik ve oküler hastalığı bulunmayan gönüllüler kontrol grubu olarak seçilmiştir. İlacı 1 yıldan az kullananlar; grup1, 1 yıl ve 5 yıl arasında kullananlar; grup 2, 5 yıl ve üzerinde kullananlar grup 3 ve kontrol grubu; grup 4 olarak alt gruplara ayrıldı. Tüm hastalara tam oftalmolojik muayene ve spektral domain optik koherens tomografi (SD-OKT) ile santral fovea kalınlığı (SFK) ölçümü yapılmıştır. Bulgular: Çalışma grubunda 30 hasta, kontrol grubunda 30 hasta olmak üzere 60 hastanın 60 gözü değerlendirildi. Hem çalışma ve kontrol grubunda hem de alt gruplarda gruplar arasında yapılan ikili karşılaştırmalarda yaş, kilo, günlük ilaç kullanım dozu, kullanım süresi ve kümülatif ilaç kullanım dozuna bağlı olarak oluşturulan risk grupları arasında Santral Foveal Kalınlık(SFK) değerleri açısından anlamlı bir fark saptanmadı (p >0.05). Sonuç: Hidroksiklorokin kullanan hastalarda hidroksiklorokin retinopatisini saptamak için santral foveal kalınlık ölçümü tek başına yeterli değildir.

Artrit-romatoidGöz hastalıklarıHidroksiklorokin+6
Ertuğrul Demir
Gaziantep University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dermatoşalazis olgularında blefaroplasti operasyonu ile ekstrakte edilen göz kapağı cilt dokularının histopatolojik incelenmesi

Amaç: Dermatoşalazisin cilt ve cilt altı dokudaki histopatolojik değişikliklerinin tanımlanması ve botulinum toksininin cilt ve cilt altı bağ doku konfigürasyonuna etkisinin incelenmesi. Gereç ve Yöntem: Çalışma Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Kliniği'nde Haziran 2022-Haziran 2023 tarihleri arasında yürütüldü. 19 dermatoşalazis hastasının 19 gözüne ait dermatoşalazis eksizyon materyalleri (dermatoşalazis grubu) ve blefarospazm nedeniyle göz kapağı botulinum toksin A (BTx-A) enjeksiyonu tedavisi uygulanan ve aynı zamanda dermatoşalazisleri olan 14 hastanın 14 gözüne ait dermatoşalazis eksizyon materyalleri (botoks ve dermatoşalazis grubu) histopatolojik olarak incelendi. Bu patolojilere sahip olmayan farklı endikasyonlarla sağlam sınırla kapak dokusu rezeke edilen 8 hastanın normal cilt dokularına ait eksizyon materyalleri (kontrol grubu) histopatolojik olarak incelenerek kontrol grubunu oluşturdu. Histopatolojik olarak makrofaj sayısı, en geniş lenfatik damar çapı, fibroblast sayısı, kollajen yüzdelerine; Western Blot yöntemi ile kollajen 1 düzeylerine bakıldı. Her hastanın opere edilen iki gözünden biri random olarak seçilerek çalışmaya dahil edildi. Bulgular: Makrofaj sayısı dermatoşalazis grubunda (10,37±5,94) diğer iki gruba göre istatistiksel anlamlı yüksek izlendi. (p=0,031) (botoks ve dermatoşalazis grubunda 5,86±5,17; kontrol grubunda 5,63±3,66) Botoks ve dermatoşalazis grubunda bakılan makrofaj değerleri istatistiksel anlamlı olarak daha düşük ve kontrol grubuna yaklaşmış bulundu. En geniş lenfatik damar çapı dermatoşalazis grubunda (0,348±0,173) diğer iki gruba göre istatistiksel anlamlı yüksek saptandı. (p<0,001) (Botoks ve dermatoşalazis grubunda 0,194±0,132, kontrol grubunda 0,085±0,076). Ayrıca dermatoşalazis grubuna göre botoks ve dermatoşalazis grubunda perivasküler lenfosit sayısı grade'i düşme ve kontrol grubuna yaklaşma meylinde idi. Kontrol grubunda G0 ve düşük grade'li hasta sayısı diğer iki gruba göre istatistiksel anlamlı fazla idi. Dermatoşalazis grubunda yüksek grade'li hasta sayısı (G2 ve G3), botoks ve dermatoşalazis grubuna göre anlamlı yüksekti. (p=0,011) Western-Blot analizi sonucunda botoks ve dermatoşalazis hastalarında, dermatoşalazis grubuna kıyasla kollajen 1 seviyeleri istatistiksel anlamlı düşük izlendi. (p<0.05) Sonuç: Btx-A uygulamasının dokuda histopatolojik düzeyde inflamasyonu baskılayıcı ve fibrozisi azaltıcı etkileri olduğunu öngörmekteyiz. Daha geniş ve daha iyi standardize edilmiş hasta grupları ile yapılacak daha uzun dönem klinik çalışmalarla sonuçlarımızın teyit edilmesi gerekmektedir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Dermatoşalazis, blefaroplasti, blefarospazm, botulinum toksin, histopatoloji, western-blot

BlefaroplastiBlefarospazmBotulinum toksinleri+2
Eda Eroğlu
Düzce University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yaşa bağlı makula dejenerasyonu olan hastalarda görmeye bağlı yaşam kalitesi ve depresyon düzeyini etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi

Amaç: YBMD' li hastalarda Görmeye Bağlı Yaşam Kalitesini incelemek, YBMD nin depresyon düzeyi üzerine etkisini araştırmaktı. Ayrıca yaşam kalitesini ve depresyon düzeyini etkileyebilecek gerek hastalığa gerekse hastaya bağlı etkenleri ortaya çıkarmak. Materyal-Metod: Bu kesitsel çalışmaya Gaziantep Üniversitesi Göz Kliniğine başvuran takipli veya yeni tanı almış YBMD' li 54 hasta dahil edildi. Hastaların detaylı oftalmolojik muayeneleri yapıldı. Hastalara NEI VFQ-25 anketi ve GDS-15 anketindeki sorular yöneltildi. Bu iki anket sonuçları hasta bilgilerine ve hastalık sonuçlarına göre değerlendirildi. Bulgular: GBYK anket skorlamasında en düşük puanı Yakın Aktivite alt ölçeği alırken, en yüksek puanı Renkli Görme ölçeği almıştır. Depresyon bulgusu olan grup Göz Ağrısı, Renkli ve Periferik Görme ile Görmeye Bağlı Rol Güçlüğü alt ölçekleri hariç diğer tüm ölçeklerde anlamlı daha düşük puanlar almıştır. Enjeksiyon yapılan grubun, NEI VFQ- 25 anketinden aldıkları puanlarda ve depresyon oranlarında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Kadın cinsiyetinin görme keskinliği seviyeleri anlamlı olarak daha düşük (p=0,01) ve depresyon oranları anlamlı olarak daha yüksek (p=0,047) bulunmuştur. Yaş arttıkça NEI VFQ-25 alt ölçeklerinden Göz Ağrısı ve Görmeye Bağlı Başkalarına Bağımlılık dışında diğer alt ölçeklerde anlamlı şekilde daha az puanlar alınmakta. Medeni durumun depresyon ve yaşam ölçeği skorlarını anlamlı etkilemediği görüldü. YBMD den en az etkilenen alt ölçeklerin Göz Ağrısı, Periferik ve Renkli görme ölçekleri olduğu bulundu. En çok etkilenenin ise Yakın Aktivite olduğu görüldü

DepresyonGörmeMakula dejenerasyonu+2
Levent Doğan
Gaziantep University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik retinopatiye bağlı gelişen neovasküler glokom olgularında korneal topografi, speküler mikroskopi ve optik sinir analiz bulgularının değerlendirilmesi

Amaç: Neovasküler glokom gelişen hastalarda korneal topografi bulgularının ve kornea yapısındaki değişimlerin değerlendirilmesi Materyal- Metod : Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları kliniğinde gerçekleştirilmiş olan bu çalışma retrospektif bir çalışmadır. Bu çalışmada diyabetik retinopati sonrası neovasküler glokom gelişen 30 hastanın gözü nonproliferatif diyabetik retinopatili 30 hastanın gözüyle karşılaştırılmıştır. Karşılaştırma verileri olarak Korneal topografi bulguları, RNFL değerleri ve Speküler Mikroskopi ölçümleri karşılaştırılmıştır. Bulgular: Korneal tanjansiyel eğim haritaları değerlendirildiğinde iki grup arasında santral 5mm ve 7mm değerleri açısından anlamlı bir fark bulunmuştur(p<0,05). Ön kamara hacmi, ön kamara derinliği ve iridokorneal açı NVG grubunda anlamlı olarak daha yüksektir(p<0,05). RNFL sonuçlarında nöral rim NVG grubunda anlamlı olarak daha incedir(p<0,05). Speküler mikroskopi açısından iki grup arasında anlamlı bir fark mevcut değildir. Sonuçlar: Neovasküler glokom hastalarının kornealarında tanjansiyel eğimler artmaktadır. NVG hastalarında ön kamara hacmi ve derinliği artmaktadır. Anahtar Kelimeler: Proliferatif Diyabetik Retinopati, Neovasküler Glokom, Korneal Topografi, Speküler Mikroskopi, Optik Sinir Analizi

Diabetes mellitusDiabetik retinopatiGlokom+3
Ömer Koyuncu
Gaziantep University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Preeklampsi hastalarında optik koherens tomografi anjiografi (OKTA) bulgularının değerlendirilmesi

Amaç: Preeklamptik gebe kadınlar, sağlıklı gebe ve gebe olmayan kadınlarda Optik koherens tomografi anjiografi (OKTA) bulgularını karşılaştırmak ayrıca preeklamptik gebe hastalara farklı zamanlarda yapılan ölçümleri birbiriyle karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: 53 gebe hasta (29'u preeklamptik, 24'ü sağlıklı) ve 28 doğurganlık çağında sağlıklı kadın çalışmaya dahil edildi. Hastalar preeklamptik gebe grubu (PGG), sağlıklı gebe grubu (SGG) ve sağlıklı kontrol grubu (SKG) olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Tüm hastalara OKTA'yı da içeren kapsamlı göz muayenesi yapıldı. Ek olarak 29 preeklampsi hastasının 23'ü doğum öncesi ve postpartum 1. gün ve 6.haftada OKTA ile değerlendirildi. Bulgular: Peripapiller retinal sinir lifi (PPRSLT) süperior ve ortalama değerleri SGG'nda PGG ve SKG grubuna göre anlamlı olarak yüksekti (p= 0,005, p=0,012 sırasıyla). Santral maküler kalınlık (SMK) değerleri, postpartum 6. haftada yapılan ölçümlerde diğer zamalarda yapılanlara göre anlamlı olarak yüksekti (p=0,028). Koryokapiller kan akım alanı (KKAA) değerleri postpartum 6. haftada yapılan ölçümlerde diğer zamanlarda yapılanlara göre anlamlı olarak düşüktü(p=0,013). Sonuç: OKTA preeklampsi hastalarında biyomikroskopik muayenede retinopati bulguları ortaya çıkmadan retinal mikrovasküler yapıdaki değişimleri gösterebilir ve bu hastaların postpartum dönemdeki takibi OKTA ile yapılabilir. Anahtar Kelimeler: Damar Yoğunluğu, Foveal Avasküler Alan, Gebelik, Optik Koherens Tomografi Anjiografi, Preeklampsi

GebelikKan damarlarıPreeklampsi+1
Zeynep Özer Özcan
Gaziantep University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pterygium cerrahisinde farklı tekniklerin karşılaştırılması

Pelin Atmaca
Gaziantep University
2000
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Vernal konjonktivit tedavisinde kullanılan farklı ilaçların oküler semptomlara ve konjonktival hücre gruplarına olan etkilerin impresyon sitolojisi ile değerlendirilmesi

Ümit Kaya
Gaziantep University
2000
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Primer açık açılı glukomlu olgularda magnetik rezonans görüntüleme ile optik sinirin morfometrik incelenmesi

Coşkun Ünsal
Gaziantep University
2004
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Konjenital katarakt cerrahisi sonrası gelişen komplikasyonların değerlendirilmesi

Bu çalışmada, 101 hastanın 136 gözü yaşlarına göre 3 ayrı grupta retrospektif olarak incelendi. Grup 1'de (<24ay) 56 göze, lensektomi, arka kapsülotomi ve ön vitrektomi uygulanırken; göziçi lens uygulanmadı. Grup 2'de (24-96ay) 65 göze, lensektomi, arka kapsülotomi ve ön vitrektomi sonrasında 22 göze Acrysof MA60BM, 17 göze Sensar 40e ve 26 göze Eyecryl 600 uygulandı. Grup 3'de 15 göze( 97-192ay), lensektomi sonrasında 2'sine Acrysof MA60BM, 9'una Sensar 40e ve 4'üne Eyecryl 600 göziçi lens uygulandı. Postoperatif en sık komplikasyon arka kapsülotomi kenarı fibrozis olarak saptandı. Bu komplikasyon grup 1'de 29 (%51.8), grup 2'de 33 (%50.8) gözde saptandı. Grup 3'de 4 (%26.7) gözde arka kapsül kesafeti en sık komplikasyon olarak saptandı. Grup 2'de, Acrysof MA60BM uygulanan gözlerin 10'unda (%45.5), Sensar 40e uygulanan gözlerin 7'sinde(%41.2) ve Eyecryl 600 uygulanan gözlerin 16'sında (%61.5) arka kapsülotomi kenarı fibrozis saptanırken; grup 2'de göziçi lens ve arka kapsül kenarı fibrozis ilişkisi istatistiksel olarak anlamlı değildi. Grup 3'de Acrysof MA60BM uygulanan gözlerde arka kapsül kesafeti saptanmazken; Sensar 40e uygulanan 1 (%11.1) ve Eyecryl 600 uygulanan 3 (%75) gözde arka kapsül kesafeti saptandı. Grup 3'de göziçi lens tipi ve arka kapsül kesafeti ilişkisi istatistiksel olarak anlamlıydı.Olgular, aşırı fibrin reaksiyonu, sekonder glokom, pupiller çekinti ve anterior sineşi açısından incelendiğinde artan yaşla bu komplikasyonların daha az sıklıkta görüldüğü saptandı. Anterior sineşi, grup 1'de istatistiksel olarak anlamlı oranda yüksek saptandı. Göziçi lens üzeri presipitat ve göziçi lens desantralizasyonu, grup 2'de grup 3'e göre daha yüksek oranda saptanırken; endoftalmi grup 1'de 1, korteks bakiyesi grup 1'de 1, grup 2'de 4 ve retina dekolmanı ise grup 1'de 1 olguda saptandı.Cerrahi uygulanan yaş arttıkça azalan inflamatuar yanıtı ön segment komplikasyonlarını azaltmaktadır. Gelişen teknoloji ve cerrahi teknikler, göziçi lensleri daha çok cerrah tarafından tercih edilir hale getirmiştir; ancak erken yaşta yapılan göziçi lens uygulamasının inflamatuar yanıtı arttırdığı özellikle ön kamara komplikasyon sıklığında artışa neden olduğu çalışmamızda da gösterilmiştir. Konjenital katarakt cerrahisinde tercih edilmesi gereken göziçi lens için halen geniş serilere, uzun süreli takiplere ve daha homojen hasta gruplarında yapılacak çalışmalara gereksinim vardır.Anahtar kelimeler: Konjenital Katarakt Cerrahisi, Komplikasyonlar, Göziçi lens

Cerrahi-gözKataraktKatarakt çıkartılması+3
Alper Mete
Gaziantep University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trahoma bağlı doku hasarı ve gözyaşı fonsiyon bozukluklarında immünomodülasyonun yeri ve önemi

Trahomatöz doku hasarı ve gözyaşı fonksiyon bozukluklarında immünomodülasyonun yerini ve önemini araştırmak amacı ile WHO verilerine göre trahom endemisine uygun bir yerleşim merkezi olan Gaziantep'e bağlı Kilis ilçesinin Öncüpınar köyünde bir saha taraması yapıldı. Bunun sonucunda başlangıç evresinde 13 diğer evrelerden 15 er olmak üzere 5 ayrı evre trahomlu olgu gurubundan ve kontrol gurubu olarak da 15 olgudan gözyaşı, üst tarsal konjonktiva ve serum örnekleri alındı. Gözyaşında ELISA ile IL 1, IL 2, TNF, RIA ile EGF, immünodifüzyon plakları ile immünglobülin (M,A,G) seviyeleri ölçüldü. Üst tarsal konjonktiva örneklerinde, direkt immünoflöresans ile EGF, HLA DR, IL 2R ekspresyonları ve lenfosit, mono sit infiltrasyonlarına bakıkIı. Serumda ise antiklamidyal antikorlar (M,A,G) araştırıldı. Bu arada ayrıca bir saha taraması şeklinde bu yerleşim merkezinde trahomun ve komplikasyonlarının yaşa ve cinsiyete göre dağılımları da gözden geçirildi. Elde edilen veriler istatistiksel anlamlılık testlerinin yardımı ile değerlendirildiğinde, hastalığın ilk evrelerinde nonspesifik immün yanıtın habercileri, nötrofil, IL 1, TNF sitotoksik T lenfositlerindeki belirgin yükseklik, hastalık ilerledikçe yerini IL 2, IL 2R, HLA DR, yardımcı T hücreleri J3 lenfositler ve immünglobülinlerin baskınlığına bırakmaktadır.Son dönemlerde artık EGF ön plandadır.

Cüneyt Karaaslan
Gaziantep University
1994
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Farklı glokom olgularında santral kornea kalınlığı ve aksiyel uzunluk değerlerinin göz içi basıncı üzerine etkilerinin araştırılması

ÖZETFARKLI GLOKOM OLGULARINDA SANTRAL KORNEA KALINLIĞI VEAKS YEL UZUNLUK DEĞERLER N N GÖZ Ç BASINCI ÜZER NEETK LER N N ARAŞTIRILMASIDr. Aysun Taşdemir ARIUzmanlık tezi, Göz Hastalıkları Anabilim DalıTez Danışmanı: Prof. Dr. Necdet A. BEK RAralık 2006, 52 SayfaGlokom basınca duyarlı bir optik nöropatidir. Göz içi basıncı (G B) sadece glokom tanısıiçin değil, glokom progresyonunu belirlemek ve tedaviye yanıtı değerlendirmek için dekullanılır.Çalışmamıza Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim DalınaOcak 2005-Ekim 2006 tarihleri arasında başvuran 162 glokom tanısı alan hasta ve polikliniğebaşvuran 162 sağlıklı birey alındı. Olgular ortalama santral kornea kalınlığı (SKK), ortalamaaksiyel uzunluk (ALX), ortalama G B ve ortalama refraksiyon kusuru açısından karşılaştırıldı.Tüm olgulara biyomikroskopik muayene, görme tashihleri yapılıp en iyi görme keskinliklerive yaşları kaydedildi. G B ölçümü Goldmann Aplanasyon Tonometrisi, SKK ölçümleriultrasonik pakimetri ve ALX ölçümleri A-scan ultrasonografi ile yapıldı.SKK ortalama değerleri, primer açık açılı glokom (PAAG) grubunda 553.70 ± 40.84 µm,primer açı kapanması glokomu (PAKG) grubunda 548.79 ± 34.10 µm , psödoeksfoliasyonglokomu (PEG) grubunda 534.50 ± 10.67 µm, normotansif glokom (NTG) grubunda 510.00 ±16.46 µm, oküler hipertansiyon (OHT) grubunda 556.67 ± 21.55 µm, juvenil glokom (JG)grubunda 545.14 ± 34.03 µm, kontrol grubunda ortalama SKK 539.46 ± 21.59 µm olaraksaptandı. Gruplar kendi aralarında ve kontrol grubuyla karşılaştırıldığında PAAG grubundaortalama SKK istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde kontrol grubundan fazla saptandı(p<0.05). OHT grubunda ortalama santral kornea kalınlığı tüm gruplara ve kontrol grubunagöre daha yüksek , NTG grubunda ortalama SKK tüm gruplara ve kontrol grubuna göre dahadüşük saptandı. Ancak aradaki farklar istatistiksel olarak anlamlı tespit edilmedi.ALX ortalama değerleri PAAG grubunda 23.65 ± 1.47 mm , PAKG grubunda 23.16 ±0.75 mm, PEG grubunda 22.40 ± 0.42 mm, NTG grubunda 22.88 ± 0.46 mm, OHT grubunda22.28 ± 0.41mm, JG grubunda 22.86 ± 0.42 mm, kontrol grubunda 23.27 ± 0.94 mm olaraksaptandı. PEG grubunda ortalama ALX değerleri kontrol grubuna göre istatistiksel olarakanlamlı olacak şekilde düşük bulundu (p<0.05). PAAG grubunda ortalama ALX değerleri,PAKG grubundan daha fazla saptanmasına rağmen aradaki fark istatistiksel olarak anlamlıbulunamadı.Bu sonuçlardan yola çıkarak, PAAG'lu gözlerde myopi insidansının daha fazla, ALXölçümlerinin ise uzun olduğu sonucuna gidilmektedir. PAKG`lu gözlerde ise daha fazlahipermetropiye eğilim olduğu, ayrıca bu gözlerde PAAG'lu ve normal bireylere oranla dahakısa ALX olduğu saptanmıştır.Anahtar Kelimeler: Glokom, Göz içi basıncı, Santral kornea kalınlığı, Aksiyel uzunluk.

Aysun Taşdemir Arı
Gaziantep University
2006
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Endemik bölgedeki trahomun kitlesel tedavisinde %1'lik topikal pomad tetrasiklin'e alternatif tek doz oral azitromisin'in etkinliğinin karşılaştırılması

GİRİS VE AMAÇ Trahom Chlamydia trahomatis'in A, B, Ba ya da C serotipleriyle olusan, görme azalmasına yol açabilen gözün kronik tekrarlayan ciddi bir enfeksiyonudur. WHO (Dünya Saglık Örgütü) kriterlerine uygun trahom için endemik bir yerlesim yeri olarak Kilis'in Öncüpınar köyünde, günümüzde trahom prevalansı arastırılmıs ve aktif trahomu mevcut olan olguların kitlesel tedavisinde rutin olarak günde iki kez kullanılan 6 haftalık topikal %1'lik tetrasiklinli göz pomadının (oksitetrasiklin HCL + polimiksin-B) etkinligine karsı tek doz oral azitromisin (20mg/kg, maksimum doz 1 gr) etkinligi karsılastırılmıstır. Tedavi sonrası 3. ayda tedavi gruplarının ilaçlara uyumu, ilaçların topikal ve sistemik yan etkileri, hastaların tedaviyi tolere edebilirliklerinin karsılastırılması amaçlanmıstır. GEREÇ YÖNTEM Trahom tespit edilen 135 olgunun WHO' nun derecelendirme sınıflandırmasına göre 40'ı aktif trahom olarak (Trahom folliküler ve/veya Trahom intense) kabul edildi. Aktif trahomlu olgularımızın 24'ü kadındı (%17.7). Kadınların 10'u Trahom folliküler (TF) (%7.4), 14'ü Trahom intense (T-) (%10,3) evresindeydi. Aktif trahomlu olguların 16'sı erkekti (%11.8). Erkeklerin 8'i Trahom folliküler (%5.92), 8'i Trahom intense (%5.92) evresindeydi. Olgular tedavi öncesi 20 olguluk iki gruba ayrıldı. Birinci gruba 4'ü TF (%2.96) yas ortalamaları 29 yıl, 4'ü TI evresinde (%2.96) yas ortalamaları 27.25 yıl olan 8 erkek (%5.92) olgu ve 6'sı TF (%4.44) yas ortalaması 25.8 yıl, 6'sı TI evresinde (%4.44) yas ortalamaları 28 yıl olan 12'si kadın (%8.88) toplam 20 olgu dahil edildi. V -kinci gruba 4'ü TF (%2.96) yas ortalamaları 28.50 yıl, 4'ü TF (%2.96) yas ortalamaları 33.5 yıl olan 8 erkek olgu (%5.92 ) ve 4'ü TF (%4.44) yas ortalamaları 28.25 yıl, 8'i T- evresinde (%5.92) yas ortalaması 33.25 yıl olan 12'si kadın (%8.88) toplam 20 olgu dahil edildi. Birinci gruptaki olgulara es zamanlı olarak tek doz oral Azitromisin (20 mg/kg, maksimum doz 1 gr) tedavisi verildi. -kinci gruptaki olgulara altı hafta süreyle günde iki kez %1'lik tetrasiklinli göz pomadı tedavisi verildi. BULGULAR Tedaviden önce sırasıyla aktif hastalık görülme sıklıgı %14,81 olan oral azitromisin grubu (20 olgu) ve %14.81 olan topikal %1'lik pomad tetrasiklin grubun da (20 olgu) iken tedaviden sonraki 3. ayda her iki tedavi grubu için %2.22 (3 olgu) idi. Eriskinlerde her iki tedavi grubu arasında aktif hastalıgı tedavi etme etkinligi açısından anlamlı bir fark bulunamadı (p>0.05). SONUÇLAR VE ÖNERLER Trahomun prevalansını azaltma ve komplikasyonlarının gelisimini engelleme basarısı yönünden iki tedavi grubu (AZ, TC) arasında belirgin bir fark gösterilememis olsada, oral azitromisinin tek doz olarak kullanılması, C.trachomatise baglı ekstra oküler enfeksiyonları tedavi etmesi, yan etki profilinin olmaması, biyoyararlanımının yüksek olması, enfekte dokulardaki yarı ömrünün uzun olması, %1'lik topikal pomad tetrasiklin tedavisi ile karsılastırıldıgında tedavi maliyetlerinin yakın olması oral azitromisin için bir üstünlük kabul edildi. %1'lik topikal pomad tetrasiklin tedavisinin 6 hafta süreyle günde iki kez uygulama gerektirmesi, uygulanan gözde görmeyi bulanıklastırma, yabancı cisim hissi olusturma, sulanma, batma gibi sikayatlere yol açması bu tedavi için dez avantaj olarak kabul edildi.

Seydi Okumuş
Gaziantep University
2007
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kliniğimizde uygulanan eksternal ve endoskopik DSR ameliyat sonuçlarının karşılaştırılması

Gözyaşının drenajında rol alan lakrimal kese ve nazolakrimal kanalın enfeksiyonlarına dakriyosistit denilir. Kronik dakriyosistit tedavisinde radikal bir çözüme ulaşmak için mutlaka cerrahi müdahale ile gözyaşının burun boşluğuna devamlılığının sağlanması gerekir.Bu çalışmada kronik dakriyosistit tedavisinde kullanılan dakriyosistorinostomi yöntemlerinden eksternal dakriyosistorinostomi ile endoskopik dakritosistorinostomi cerrahi sonuçlarının karşılaştırılması amaçlanmıştır.Çalışma Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı'na başvuran kronik dakriosistitli hastalara uygulanan eksternal ve endoskopik dakriyosistorinostomi sonuçlarının karşılaştırıldığı retrospektif bir çalışmadır. Çalışmaya sadece primer nazolakrimal kanal tıkanıklığı olan hastalar dahil edilmiştir. Bu çalışma eksternal dakriyosistorinostomi uygulanmış115 hastanın 83'ü (%72.17) kadın ve 32'si (%27.83) erkek, yaş ortalamaları 47.26+/-11.46'dır. Bikanaliküler silikon tüp implantasyonlu endoskopik DSR uygulanmış 135 hastanın 98'i (%72.59) kadın, 37'si (%27.41) erkek, yaş ortalamaları 46.9+/-11.69'dur. Hastaların izlem süreleri eksternal dakriyosistorinostomide en az 6 ay en fazla 20 ay, endoskopik dakriyosistorinostomide en az 6 ay en fazla 25 aydır.Takip süreleri sonunda eksternal dakriyosistorinostomi grubunda başarı oranı %92.17 (115 hastanın 106'sı) iken endoskopik dakriyosistorinostomi grubunda %91.85 (135 hastanın 124'ü) olarak bulunmuştur. Her iki grup başarı oranları arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05).Eksternal yöntemin özellikle insizyon skarı ve hemorajı riski, endoskopik yöntemin ise üstün endoskopik donanım ve deneyimli bir ekip gerektirmesi gibi dezavantajları vardır. Bütün bunlar göz önüne alındığında, oftalmologların ve kulak-burun-boğaz doktorlarının kombine çalışabileceği durumlarda ve revizyon olgularda endoskopik cerrahinin iyi bir alternatif olabileceği sonucuna varıldı.ANAHTAR KELİMELER: Dakriyosistit, Eksternal dakriyosistorinostomi, Endoskopik dakriyosistorinostomi, Dakriyosistorinostomi

Selma Sönmez Evişen
Gaziantep University
2008
00