
2,535
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Investigation of phase I dose finding methods: Bayesian methodology for phase I studies
Clinical trial is a scientific study designed to examine whether new potential treatments are safe and effective. Despite its name, a clinical trial is not conducted in a laboratory, in fact, the clinical trial experience is very similar to a regular doctor visits. Healthy volunteers or patients with the illnesses that are being studied participate in the trial. The aim is to gather enough evidence to understand if a medicine works and it is safe. Participating in a clinical trial means being part of the advancement of health care and science. During the clinical trial, the participants often have the opportunity to access promising new treatments that may be more effective than the current standard of care. Safety of the potential treatment is the first determined treatment during phase I trials, but it is continuously monitored through all phases. This thesis reviews the most popular and used phase I dose response methods, and explores key limitations of these methods, and introduces a comparative simulation study that has different model structures and prior distributions in the Continual Reassessment Method (CRM). The common phase I methods are the 3+3 design, A+B design, Continual Reassessment Method (CRM), Bayesian Model Averaging Continual Reassessment Method (BMA-CRM), Bayesian Optimal Interval Designs (BOIN), Modified Toxicity Probability Interval Method (mTPI ) and a Bayesian Interval Dose-Finding Design Addressing Ockham's Razor (mTPI -2). These methods are used in the clinical trials to select a true maximum tolerated dose (MTD). In the first part of the thesis, these methods were compared to two different stories and twelve different scenarios. After examining and comparison of each scenario, which methods were more effective and efficient in selecting the correct MTD was concluded. According to the results, CRM, BMA-CRM, mTPI and mTPI-2 were the best performing methods in our simulation runs. In the second part of the thesis, a different story and eight scenarios are implemented. The prominent methods in the first part were compared with the CRM method where the model structure and prior distribution were different. Overall, in designs where the model structure is hyperbolic tangent and prior distribution is uniform, the CRM calculated the selection probability of the correct MTD higher than the others. On the other hand, in designs where the model structure is logit and prior distribution is lognormal, the CRM calculated the selection probability of the correct MTD lower than other CRM designs. In addition, the BMA-CRM produced very effective results if the difference between the correct MTD dose and the previous-subsequent dose is greater. Moreover, the mTPI and mTPI-2 designs can produce better results in the case of where the target toxicity of the trial is not included in the study. In conclusion, more reliable and applicable results for phase I dose finding trials are produced by the BMA-CRM and CRM, when the model structure and prior distributions are different, in our study. As a result, the model-based designs performed much better than the rule-based designs.
Dini yapıların ısıl konfor ve enerji tüketimi açısından incelenmesi ve değerlendirilmesi: Marmara İlahiyat Cami ve Hz. Ali Cami örnekleri
Camiler, günün farklı saatlerinde, aralıklarla kullanılan ve günlere bağlı olarak kullanım yoğunluğu değişen dini yapılardır. Bu nedenle tipik bir konut veya ofis tipi binalardan ısıl konfor açısından farklı değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu tez çalışması kapsamında, camiye gelen insanların konfor düzeylerini tespit etmek için, biri doğal ve diğeri mekanik havalandırmaya sahip, farklı ısıtma - soğutma sistemli camilerin iç çevre koşullarının ısıl konforunun ölçülmesi ve değerlendirilmesi yapılmıştır. İklimlendirme sistemine sahip olan camide ısıl konforun oluşturulması süresince harcanan elektrik enejisi tüketimini izlemek için enerji analizörleri ile elektrik enerjisi tüketim verileri toplanmıştır. Çalışma da hedef, farklı ısıtma, soğutma ve havalandırma sistemlerine sahip olan camilerin kullanıcı algısının belirlenmesiyle ve ölçümlerle ısıl konforunun tespit edilmesidir. Ve ısıl konforun oluşturulmasında harcanan enerjinin optimum seviyede tutulabilmesi için gerekli önerilerin oluşturulmasıdır. Çalışma altı ana bölüm ve ekler bölümünden oluşmaktadır. Birinci bölümde, çalışmanın giriş bölümü yer almaktadır. Bu bölümde camilerdeki ısıl konfor ve enerji tüketimiyle ilgili olan literatür taraması, tezin amacı ve hipotezi yer almaktadır. İkinci bölümde, camilerin genel özellikleri ve enerji verimliliğine yönelik ısıl konfor parametreleri ile tanımları belirtilmektedir. Üçüncü bölümde, örneklem olan camilerdeki ısıl konfor ölçümleri ve anket çalışması verileri sunulmaktadır. Dördüncü bölümde, iklimlendirme sistemine sahip olan camideki enerji tüketimi, tez çalışması kapsamında analiz edilerek yorumlanmıştır. Beşinci bölümde, çalışma kapsamındaki bulgular ışığında öneriler sunulmuştur. Ekler bölümünde, alan çalışmasındaki anketin yapıldığı günden fotoğraflar ve anketlerdeki kullanıcıların örnek yorumları yer almaktadır.
Kapalıçarşıların mekansal analizi: Tebriz ve İstanbul
Tebriz ve İstanbul, İpek Yolu üzerinde yer almalarından dolayı tarih içinde her zaman önemli ticaret merkezleri olmuşlardır. Bundan dolayı büyük ticaret hacmine, büyük ticaret alanlarına ve çok sayıda ticaret yapısına ev sahipliği yapmışlardır. Ticaret alanları, kentlerin ana kamusal alanları arasında yer alırlar. Her zaman toplumların kültürel kimliğini yansıtırlar. Günümüzde "kapalıçarşı" kültürel kimliği temsil eden en önemli kurumlardan biri sayılmaktadır. Kapalıçarşı, geleneksel bir kamusal alan olup, kent yaşamında her zaman ticari faaliyetlerin büyük bir bölümünün yaşandığı yerlerdir. Kapalıçarşılar, geleneksel kentlerde sadece ticaret merkezi değil, aynı zamanda sosyal, kültürel, siyasi ve dini faaliyetlerin de merkezidir. Tezin temel amacı, bu ticaret mekânlarının günümüzdeki durumunun belirlenerek, işlevsel ve kültürel sürdürülebilirliklerine katkıda bulunmaktır. Bu amaçla, önemli ticari merkezlerin başında gelen Tebriz ve İstanbul Kapalıçarşılarındaki incelenmiş, farklılıkları ve benzerlikleri tespit edilmiştir. Tez, giriş, üç temel aşama ve sonuçtan oluşmaktadır. İlk aşamada; çarşı kavramı ile birlikte kentlerin gelişmesinde ticaret yollarının etkisine kısaca değindikten sonra, İran ve Türkiye Kapalıçarşılarının özellikleri araştırılmaktadır. İkinci aşamada; Tebriz Kapalıçarşı'sı ve içinde bulunan ticaret mekânları, üçüncü aşamada, İstanbul Kapalıçarşı'sı ve içindeki ticaret mekânları tanımlanmaktadır. Sonuçta ise, her iki Kapalıçarşı'nın benzerlikleri, farklılıkları ve ticaret alanlarının genel nitelikleri değerlendirilmektedir.
Doğrusal matris eşitsizliklerine dayalı optimal kontrol yöntemleriyle yalpa hareketinin denetlenmesi
Gemi hareketleri içerisinde yalpa hareketi önemli bir yere sahiptir. Özellikle yüksek genlikli yalpa hareketlerinin gemilerin kararlılık açısından güvenli bölgelerden çıkıp devrilmelerine neden olduğu bilinmektedir. Bu nedenle gemilerin yalpa hareketinin farklı seyir şartlarında kararlı noktalarda tutulması gerekmektedir. Yalpa hareketini değerlendirmek için öncelikli olarak harekete ait parametreler doğru analiz edilmelidir. Özellikle sönüm ve doğrultucu moment değerleri, gemi dinamiğini doğrudan etkilediğinden farklı seyir şartlarında yalpa kararlılığının sağlanması açısından kritik bir öneme sahiptir. Bu katsayılar ampirik ya da deneysel olarak belirlendikten sonra geminin karakteristik değerleri de hesaba katılarak hareketle olan etkileşim için gerekli şartlar hazırlanır. Son dönemlerde yalpa hareketinin genliklerini azaltarak gemilerin güvenli seyir gerçekleştirmesini sağlama ve manevra kabiliyetini artırma amacıyla, dengeleyici kanat sistemleri birçok gemi türüne uygulanmaktadır. Yapılan uygulamalarla farklı denetleyici yapılarının da kullanımı hızla artmaktadır. Bu çalışmada balıkçı ve kayıcı olmak üzere iki farklı gemi türü için yalpa hareketinin dinamikleri incelenmiştir. Yalpa hareketine ait sönüm değerleri ampirik ve İkeda'nın deneysel sonuçlara dayalı olarak önerdiği metot vasıtasıyla bulunmuştur. Bu parametreler gemilere ait karakteristik değerlerle bir araya getirilmiş, daha sonra denetleyici dizaynı için gerekli şartların oluşması sağlanmıştır. Yalpa hareketinin kararlı bölgelerde tutulmasını sağlamak için dengeleyici kanat sistemi kullanılmış ve kanat sistemine ait kaldırma katsayıları Hesaplamalı Akışkanlar Dinamiği (HAD) analizleri neticesinde bulunmuştur. Geri Adımlamalı, Doğrusal Matris Eşitsizlikleri (DME) tabanlı durum geri beslemeli H2 ve H∞ denetleyici tasarımları gerçekleştirilmiştir. Yapılan benzetim çalışmaları neticesinde diğer denetleyicilere kıyasla H∞ denetleyicinin başarılı sonuçlar verdiği ifade edilmiş, özellikle kayıcı tekne için tasarlanan dayanıklı doyumlu H∞ denetleyicinin doyum matrisindeki değerlerin %57 oranında değişmesine rağmen farklı hızlarda yalpa genliklerini azaltabildiği görülmüştür. Uygulanan denetleyici yapıları ile seyir esnasında değişen parametreler göz önüne alınarak, dinamik analiz yapılmıştır.
19. yüzyılda Adana vilayetindeki kamu yapıları
Osmanlı Devleti'nde 18.yy başında etkisi hissedilen Batılılaşma dönemi, 19. yy ile birlikte en üst seviyeye ulaşmıştır. 19.yy ile birlikte Osmanlı Devleti'nin geçirdiği değişim ve dönüşüm süreci hızlanmışır. 1839 Tanzimat Fermanı'nın ardından Osmanlı devlet kurumlarında köklü değişimler yaşanmış, bunun sonuçlarından biri olarak Osmanlı'da kamusal alanda batıya uyumlanmayı sağlayan yeni yapı türleri ortaya çıkmıştır. Bu yapı türleri İstanbul'dan başlayarak bütün Osmanlı coğrafyasında varlığını hissettirmiştir. Bu araştırmada; idari olarak 1869 yılında kurulan Adana Vilayeti'nde yönetim, eğitim, ulaşım, askerlik ve sağlık alanlarında yaptırılan yeni yapı türlerinin tespit edilmesi, bunların vilayet içerisindeki dağılımlarının, mimari biçimlenişlerinin, günümüzdeki durumları ve koruma sorunlarının araştırılarak ortaya konulması hedeflenmiştir. Tez çalışmasının ilk bölümünde; literatür özeti, çalışmanın amacı, orijinal katkı, kapsam ve yöntem açıklanmıştır. İkinci bölümde; yapıların nasıl bir ortamda üretildiklerini aktarmak için Adana Vilayeti'nin 19.yy'da içinde bulunduğu durum sancak ve kazaları da dâhil olmak üzere idari, ekonomik, toplumsal ve mimari altyapısı ile birlikte ele alınmıştır. İdari yapıda; Adana'nın vilayet yönetimine geçişi, belediye örgütünün kurulması, kentin oluşumunda etkin olan valiler ve etkinliklerinden söz edilmiştir. Ekonomik yapıda; Adana Vilayeti'nin ekonomisinin dayandığı temeller, geçim kaynakları, üretim yapılarının çeşitleri ve sayıları verilmiştir. Toplumsal yapıda; göçlerden, vilayet genelindeki nüfusun etnik çeşitliliği ve yaşam tarzlarından, Müslüman ve gayrimüslim nüfus oranları ile bölgelere dağılımlarından bahsedilmiştir. Mimari alan için ise vilayet merkezi ve önemli sancakların kentsel boyuttaki mimari oluşumları anlatılmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde; Adana Vilayeti sınırları içerisinde 1869-1930 yılları arasında yaptırılan yapılar, yönetim, eğitim, ulaşım, askeri ve sağlık yapıları başlıkları altında ayrılarak mimari özellikleriyle ele alınmıştır. Her bir başlık altında yapılar, günümüzde mevcut olan ve olmayan yapılar olarak ikiye ayrılmıştır. Günümüzde mevcut olan yapılar bölümünde, alan çalışmasında yerinde tespit edilen yapılara yer verilmiştir. Günümüzde mevcut olmayan yapılar bölümünde ise bahsedilen tarih aralığında inşa edilip günümüze ulaşamayan ya da sadece proje olarak tasarlanıp uygulaması gerçekleştirilmeyen yapılar, eski fotoğraflar ve Osmanlı arşivinden elde edilen özgün çizimlerine dayanarak anlatılmıştır. Dördüncü bölümde, günümüze ulaşan yapılar katalog halinde düzenlenerek, koruma sorunları açısından ele alınmıştır. Katalog fişinin ilk bölümü yapının tanıtımı, yeri ve mimari özelliklerinden oluşmakta; ikinci bölümünde ise bozulma nedenleri, geçirdiği müdahaleler, taşıyıcı yapı ve korunmuşluk durumlarına yönelik tespitler yer almaktadır. Bu bölümde, oluşturulan katalog fişlerinden ve yapılan tespitlerden yola çıkarak yapıların korunmasına yönelik yaklaşım ilkeleri sunulmuştur. Son bölümde ise tez çalışmasının genel bir değerlendirmesi yapılarak, araştırma genelinde ulaşılan sonuçlar açıklanmıştır.
Yüksek mertebeli sinüzoidal giriş tanımlama fonksiyonları kullanılarak çift tank seviye kontrol sistemi için ileribeslemeli kontrolör tasarımı
Bu çalışmada yüksek mertebeli sinüzoidal giriş tanımlama fonksiyonları (YMSGTF) yaklaşımı kullanılarak çift tank seviye kontrol sistemi için ileri beslemeli kontrolör tasarımı yapılmıştır. Çalışmada YMSGTF yapısı ele alınan sistemde bulunan eyleyici doyumu gibi doğrusal olmayan yapıların sistem çıkışına olan etkisinin analiz edilmesi amacıyla kullanılmıştır. Çalışmada yapılan bu analiz sonucunda belirlenen maliyet fonksiyonu kullanılarak sözü edilen doğrusal olmayan yapıların sistem çıkışına olan etkisini azaltarak sistem çıkışının, uygulanan referans sinyalini izleme performansını iyileştirmek amacıyla ileri beslemeli kontrolör katsayıları belirlenerek sisteme uygulanmıştır. Çalışmanın sonunda frekans ve zaman domeninde verilen sistem cevapları ile elde edilen ileri besleme kontrolör katsayılarının sistemin referans izleme performansını iyileştirdiği gösterilmiştir.
Kontrol sistemleri için bir minimal gerçekleme
Bu tez çalışması, bağlantılı Lie grupları üzerindeki kontrol sistemlerinin gözlenebilirliği konusu temel alınarak, afin kontrol sistemlerinin minimal gerçeklemesi ve lineer kontrol sistemleri için hemen hemen gözlenebilirlik kavramları üzerine bir çalışmadır. Minimal gerçekleme, mühendislik, fizik ve kimya gibi bir çok alanda uygulabilen bir problemdir. Matematiksel bakış açısıyla ve diferansiyel geometrik metodlar kullanılarak bu konunun işlenmesi literatürde çok fazla görülmeyen çalışmalardır. Hemen hemen gözlenebilirlikte ise, zaman parametresinde sonlu zaman ihmal edilerek, kontrol teoride gözlenebilirliğe yeni bir yaklaşım getirilmiştir. Tezin giriş kısmından sonra ikinci bölümde, minimal gerçekleme ve hemen hemen gözlenebilirlik kavramlarını oluşturmak için kullanılan sistemler ve bu sistemleri oluşturan temel öğeler tanıtılmıştır. Bu bölümden sonra tezin ilk özgün kısmı olan üçüncü bölümde, bağlantılı bir Lie grubu üzerindeki afin kontrol sistemi için minimal gerçekleme meydana getirmek amacıyla, ayırdedilemez noktaların kümesinin topolojik ve cebirsel özellikleri incelenmiş, elde edilen Lie grup yapısı ile kanonik izdüşüm tasviri kullanılarak bu sistem için bir minimal gerçekleme kurulmuştur. Dördüncü bölümdeki özgün kısımda ise, bağlantılı Lie grupları üzerindeki lineer kontrol sistemleri için yeni bir gözlenebilirlik tipi olan, hemen hemen gözlenebilirlik kavramı tanıtılmıştır. Bunun için, hemen hemen ayırdedilemezlik tanımı verilmiş ve bunun bir denklik bağıntısı olduğu gösterilmiştir. Özel olarak, sistemin çıkış fonksiyonu olarak Lie grup homomorfizması alınmış, birim elemandan hemen hemen ayırdedilemez noktaların çıkış uzayında oluşturduğu görüntü kümesinin topolojik ve cebirsel yapısı incelenmiş ve yerel gözlenebilirlik ile yerel hemen hemen gözlenebilirlik arasındaki ilişki ortaya konmuştur. Son olarak, minimal gerçekleme tanımında gözlenebilirlik yerine hemen hemen gözlenebilirlik kavramı kullanılarak, hemen hemen minimal gerçekleme tanımı oluşturulmuştur.
Süt endüstrisinde gıda güvenliği ve kalitesinin arttırılması amacıyla pH, toplam asitide ve yağ miktarının hızlı ve ekonomik tayini için otoanalizör cihaz geliştirilmesi
Çalışmada; sütte toplam asitlik ve pH' ın eşzamanlı ölçümü için yeni bir yöntem tarif edilmektedir. Üç farklı kompozisyonda ve farklı şekillerde hazırlanan kompozit pH elektrot test edildi. pH elektrotların potansiyometrik performans özellikleri bilgisayar kontrollü çok kanallı potansiyometre sistemi kullanılarak incelendi. En iyi potansiyometrik performans %12.50 işlem görmüş trimetilhidrokinon, %12.50 işlem görmemiş trimetilhidrokinon, %25 grafit ve %50 polimetil metakrilat birleştirerek hazırlanan pH elektrottan elde edildi. pH ve referans elektrot için sıralı enjeksiyon analiz sistemde kullanılmak üzere akış hücresi tasarlandı. Özellikle total asitlik tayininde etkinliği artırmak için, üç farklı mini-kolon sıralı enjeksiyon analiz sistemde akış yoluna uygulandı. Toplam asitlik, pH ve yağ analizi ölçümlerinin optimizasyonunda, mobil faz konsantrasyonu, enjeksiyon hacmi, taşıyıcı faz akış hızı, minyatür kolonun uzunluğu, akış yolunun uzunluğu gibi bazı temel parametreler incelendi. Akış sistemine uygun tasarlanan mini bütirometre sisteme entegre edildi. Geliştirilen sıralı enjeksiyon analiz sistemi, toplam asitlik, pH ve sütte yağ analizleri için farklı süt örneklerine uygulandı. Elde edilen tüm sonuçlar SPSS programı yardımıyla analiz edildi. Geliştirilen yöntemle süt örneklerinden elde edilen sonuçlar klasik titrasyon yöntemi ile elde edilen sonuçlarla karşılaştırıldı. Birbirleri ile uyumlu olduğu bulundu. Süt örneklerinden elde edilen pH sonuçları ve ticari bir cam pH elektrotu ile elde edilen sonuçlar kıyaslandığında anlamlı bir fark gözlenmedi. Süt örneklerinden elde edilen yağ oranı sonuçları Gerber yöntemiyle tekrarlandı. Tüm sonuçların birbiri ile uyumlu olduğu tespit edildi. Geliştirilen yöntemle elde edilen veriler, pH, toplam asitlik ve yağ oranı tayinlerini ekonomik, hızlı ve doğru bir şekilde düşük hacimli süt örneklerinde eşzamanlı olarak ölçülebileceğini ve geleneksel yöntemlerin yerine kullanılabilme potansiyeli olduğunu göstermektedir.
Lie grupları üzerindeki bazı kontrol sistemlerinin kontrol edilebilirliği
Bu tez çalışması ile belirli Lie grupları üzerindeki afin kontrol sistemlerinin kontrol edilebilirliğine dair sonuçlar elde edilerek Matematiksel Kontrol Teoriye katkıda bulunulmuştur. Çalışma 5 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, tezimizdeki problemlerin literatür özeti, bu tez çalışmasının hangi amaçla oluşturulduğu ve problemlerin hipotezlerinden kısaca bahsedilmiştir. İkinci bölümde, Lie teorisinin temelini oluşturan Lie cebiri, Lie grubu, üstel tasvir ve adjoint gösterim detaylı biçimde açıklanmış ve temel teoremler ile örnekler verilerek tezin temel kavramları ifade edilmiştir. Üçüncü bölümde ise, genel kontrol sistemlerinin temel bileşenleri detaylı bir biçimde verilmiştir. Lie grupları üzerinde tanımlı bilinen kontrol sistem çeşitleri kısaca belirtilmiştir. Çalışmamızın önemli bir parçası olan afin kontrol sistemleri detaylı bir biçimde ele alınmış ve çalışmamıza ışık tutan karakterizasyonun Öklid uzayı üzerindeki çalışması gösterilmiştir. Dördüncü bölüm, tezin ilk özgün kısmını içermektedir. Tüm 3-boyutlu reel matris Lie gruplarının türev cebirleri ve bu Lie grupları üzerindeki afin kontrol sistemlerinin dinamiğinin elemanlarının Lie parantezleri hesaplanmıştır. Ayrıca 3-boyutlu Lucky Guess Lie grubu elde edilmiş ve; bu grubun cebirsel ve topolojik özellikleri incelenmiştir. Ek olarak, Lucky Guess Lie grubunun 3n boyutlu genel hali verilmiştir. Son olarak, 3-boyutlu reel matris Lie grupları üzerindeki afin kontrol sistemlerinin kontrol edilebilirlik sınıflandırması lineer, invariant ve bilineer kontrol sistemlerinden yararlanılarak yapılmıştır. Beşinci bölüm de tezin özgün kısmından oluşmaktadır. Serbest nilpotent Lie grubu üzerindeki afin kontrol sisteminin otomorfizm yörüngesi elde edilmiş ve sisteme ilişik bilineer kısmına bağlı olarak kontrol edilebilirlik karakterize edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Afin kontrol sistemi, kontrol edilebilirlik, 3-boyutlu reel matris Lie grupları, serbest nilpotent Lie grubu, serbest nilpotent Lie cebiri.
Türk linyit kömürlerinin organik katkı maddesi kullanılarak briketlenmesi
Bu çalışmada, Manisa Soma bölgesinden temin edilen 0-5 mm parçacık boyutundaki linyit kömürü, farklı sıkıştırma basınçlarında (5-25MPa), farklı türde (çay atığı, fındık kabuğu, sığır kuruğu ve geven bitkileri) ve farklı oranlarda (%0-%100) katkı maddeleri ve bağlayıcı kullanılarak briketlenmiştir. Elde edilen melez briketlere, kimyasal analizler ve fiziksel dayanım testleri yapılarak briketlerin karakterizasyon çalışmaları yapılmıştır. Buna ek olarak kullanılan katkı maddelerine torrefaksiyon prosesi uygulanarak elde edilen ürünlerin ve briketlerin orijinal kömürle kıyaslanması yapılmıştır. Briketleme prosesinde kullanılan farklı tanecik boyutlarının, sıkıştırma basınçlarının, katkı maddelerinin ve bu maddelerin karışımdaki oranlarının değiştirilmesinin briketlerin kimyasal ve fiziksel dayanım sonuçları üzerinde etkili olduğu belirlenmiştir. Yapılan denemeler sonucunda sıkıştırma basıncı ve tanecik boyutu parametrelerinin briketlerin kül ve ısıl değeri üzerinde önemli etkileri olmadığı; kül miktarı üzerinde en önemli parametrenin katkı maddesi miktarı olduğu tespit edilmiştir. Her bir katkı maddesi için ayrı ayrı elde edilen melez briketlerin kül miktarlarının, ham kömüre kıyasla önemli ölçüde azaldığı ve briketlerin kül miktarlarının azalması üzerinde briketleme prosesinde reçine bağlayıcısının hidrolizi için kullanılan asetik asit çözeltisinin önemli etkileri olduğu belirlenmiştir. Parametrelerin ısıl değer üzerine etkileri incelendiğinde kül miktarında da olduğu gibi tanecik boyutu ve sıkıştırma basıncının briketlerin ısıl değeri üzerinde etkisinin olmadığı, artan katı maddesi miktarının briketlerin ısıl değerlerinde azalmaya sebep olduğu belirlenmiştir. Bu sebeple briketleme çalışmalarında her bir katkı maddesi için optimum katkı maddesi miktarının %25 olduğu sonucuna ulaşılmıştır. En yüksek ısıl değere çay atığı katkı maddesi kullanılması sonucu ulaşılmıştır ve bu değerin ham linyit kömürünün ısıl değerinden %6 oranında düşük olduğu belirlenmiştir. Briketlere yapılan fiziksel testler sonucunda her bir katkı maddesi için artan katkı maddesi miktarının briketlerin Shatter indeksi üzerinde önemli olumlu etkilere sebep olduğu gözlemlenmiştir. Katkı maddeli briketleme sonucunda en iyi Shatter indeksi değerine sahip olan briketlerin sığır kuruğu ve geven bitkisi kullanılarak yapılan denemeler sonucunda elde edilebileceği ortaya konmuştur. Suya dayanımı en yüksek olan briketin fındık kabuğu olduğu (>72 saat) bunu sırasıyla çay atığı (24 saat), geven (24 saat) ve sığır kuruğunun (1 saat) takip ettiği tespit edilmiştir. Katkı maddelerine uygulanan torrefaksiyon (biyokmürleştirme) prosesi sonucunda elde edilen ürün üzerinde en etkili parametrenin sıcaklık olduğu belirlenmiştir. Torrefaksiyon denemeleri sonucunda elde edilen ürünlerin, ısıl değerlerinin proses sıcaklığı ve kalma süresine bağlı olarak linyit kömürü ile rekabet edebilecek seviyeye ulaştığı tespit edilmiştir.