1,493

Archived Theses

4

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Engelli çocuklara sahip ailelerin sosyal dışlanma problemi üzerine bir araştırma: Çorum örneği

Bu çalışmada, engelli çocuklara sahip olan ailelerin toplumsal yaşama katılımlarını etkileyen ve/veya engelleyen sosyal dışlanma problemi başta olmak üzere sorunlarını tespit etmek, ayrıca engel tipinin engelli ailesinin sosyal yaşam üzerindeki etkisini ve engel tipleri arasında ailelerin toplumsal yaşama katılımları açısından farklılık olup olmadığını araştırmak amaçlanmıştır. Aynı zamanda çalışmada, engelli bireylere sahip olan ailelerin kurumsal, sosyo-ekonomik ve psikososyal açıdan yaşadıkları sosyal dışlanma ve toplumda var olagelmiş bu dışlanmanın zaman içindeki değişimi ve ailelerin geleceğe yönelik beklentileri de incelenmiştir. Çalışmanın birinci bölümde kavramsal çerçevede engellilik olgusu, engellilik türleri ve sosyal dışlanma kavramları üzerinde durulmuş olup, ikinci bölümde ise engelli birey ve ailelerin içinde bulundukları durumu anlamlandırmada toplumsal bilinç ve eğitimin rolü üzerinde çalışılmıştır. Üçüncü bölümde çalışmanın yöntemi hakkında bilgi verilmiş olup, dördüncü bölüm bulgular kısmından oluşmaktadır. Çalışma, Çorum il merkezinde bulunan İlk Arzum Özel Eğitim Ve Rehabilitasyon Merkezinde eğitimine devam eden engelli öğrencilerin ebeveynleri ile yapılmıştır. Araştırmada veriler derinlemesine görüşme formu uygulanarak toplanmıştır. Yapılan görüşmeler neticesinde engelli bireylerin ve ailelerinin toplumsal yaşama katılımlarında değişik biçimlerde sosyal dışlanmaya maruz kaldıkları görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Engellilik, Engelli Birey ve Aile, Sosyal Dışlanma

Aile sorunlarıAile tutumuEbeveynler+6
Hüseyin Başkaya
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki Suriyeli göçmenlerin toplumsal yaşam alanındaki pratiklerini çokkültürlülük bağlamında sorunsallaştırmak: Bolu ili örneği

Eskimeyen bir olgu olarak göç olgusu, şimdilerde yurtlarından edilen milyonlarca insanın sığınacak bir liman arayışını konu edinmektedir. Bu bağlamda Suriye'deki iç çatışmalar yüzünden kendisine sığınan Suriyeli göçmenlere ev sahipliği yapan Türkiye, 3.588.054 Suriyeli göçmen için hem güvenli bir liman olurken hem de kaldıkları süre içinde sıkıntı yaşamamaları için çeşitli alanlarda hizmetler sunmaktadır. Bu tez çalışması Suriyeli göçmenlerin toplumsal alandaki pratiklerini çokkültürlülük bağlamında sorunsallaştırmaya yöneliktir. Bu doğrultuda 2019 yılında Bolu'da yaşayan 20 katılımcıya yarı yapılandırılmış görüşme formu uygulanarak veriler elde edilmiştir. Elde edilen veriler göçmenlik ve çokkültürlülük kuramsal yaklaşımları etrafında sorunsallaştırılmaya çalışılmıştır. Özellikle Suriyeli göçmenlerin sorun yaşayabileceği kültürel perspektif içerisinde çalışma hayatı, barınma, eğitim, dil, iletişim, kültürel uyum, sağlık gibi alanlardaki deneyimlerinin Türkiye'deki yansımaları örneklem çerçevesinde çokkültürlülük kuramı bağlamında değerlendirilmeye çalışılmıştır. Araştırma sonucunda Suriyeli göçmenlerin bu alanlarda sorunlar yaşadığı ve ev sahibi ülkenin vatandaşları ile uyum sağlama durumlarının istenilen düzeyde olmadığı ve kendi geleceklerine yönelik kaygılar taşıdıkları araştırma bulgularına yansımıştır. Anahtar Kelimeler: Çokkültürlülük, Göç, Suriyeli Göçmen, Uyum

BoluGöçlerGöçmenler+7
Ebru İleri
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuklarda boş zaman değerlendirmesi ve gelenekselden moderne değişen oyunlar: Çankırı örneği

Çocuk kavramı bütün toplumların değer vermiş olduğu bir kavramdır. Toplumlar çocuklar aracılığı ile kültürünü ve değerlerini gelecek nesillere aktarmaktadır. Bu çalışma bütün toplumun değer vermiş olduğu çocuk kavramının sosyolojik yöntemlerle araştırılması ve çocukların vazgeçilmez bir parçası olan oyun kavramının çocuklar üzerindeki etkilerinin araştırılmasını amaçlamaktadır. Çocukların boş zamanları nasıl değerlendirdikleri, oyunların çocuklar üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Bu çalışmada yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile 9–15 yaş aralığında 36 çocuk ile görüşmeler yapılmıştır. Bununla birlikte 217 ebeveyne anket formu uygulanmıştır. Yapılan araştırma sonucunda çocukların giderek artan şiddete olan eğiliminin temelinde şiddet içerikli oyunlara olan yoğun ilgisinin olduğu analiz edilmiştir.

Boş zamanları değerlendirmeGeleneksel oyunlarOyunlar+4
Naziye Gezginci
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Çankırı Sosyal Hizmet Merkezi'nin uygulamalarını ve yansımalarını "Yoksulluk Kültürü Kuramı" kapsamında değerlendirmek

Yoksulluk, insanlık tarihinde çokça tartışılan, günümüz dünyasında da hala çözüme kavuşmayı bekleyen önemli toplumsal sorunlardan biridir. Yoksulluk, dünyada ve Türkiye'de farklı boyutlarda ve türlerde ifade edilmektedir. Yoksulluğun gün geçtikçe önemli boyutlara ulaşması çeşitli ulusal ve uluslararası kuruluşları çözüm bulmaya yönlendirmiştir. Sosyal yardımlar genellikle gelişmiş ülkelerin yoksulluğu azaltmak için bulduğu çözümlerden biridir. 3. Dünya ülkelerinde sosyal yardım politikaları ise tartışmalı bir konu olmaya devam etmektedir. Son yıllarda Türkiye'de yoksulluğa karşı mücadele politikası olarak sosyal yardımlar devlet eliyle yapılmaya başlanmıştır. Ancak devlet eliyle yapılan sosyal yardımların insanları çalışmamaya ya da kayıt dışı çalışmaya ve parçalanmış aile yapılarına yönelttiği, sosyal yardım alan kişilerde yoksulluğun bir kültür oluşturduğu düşünülmektedir. Bu çalışma ile sosyal yardım alan kişilerde gerçekte bir yoksulluk kültürü oluşup oluşmadığını incelemek amaçlanmıştır. Çalışma, kavramsal yaklaşımlar temelinde ampirik verilere dayandırılmıştır. Bu kapsamda yoksulluk, yoksulluk kültürü, yoksulluğun Dünya ve Türkiye'deki boyutları, yoksullukla mücadele politikaları gibi konuları içeren literatür ışığında Çankırı Sosyal Hizmet Merkezi'nden sosyal yardım alan kişilerle ampirik bir araştırma yürütülmüştür. Nitel araştırma yöntemi kapsamında katılımcılarla derinlemesine görüşme tekniği ile yürütülen çalışmada, katılımcıların Çankırı Sosyal Hizmet Merkezi'nin uygulamalarına ilişkin deneyimleri üzerinden bu merkezin uygulamaları ve yansımaları, Yoksulluk Kültürü Kuramı kapsamında değerlendirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yoksulluk, Yoksulluk Kültürü, Sosyal Yardım

Sosyal hizmet kurumlarıSosyal hizmetlerSosyal yardım+2
Eda Aydos
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Mahalle örnekleminde çocuk suçluluğu olgusuna bakmak: Elazığ ili örneği

Geçmişten günümüze giderek artış gösteren çocuk suçluluğu kavramı, son yıllarda TUİK verilerine bakıldığında suça karışan veya suç mağduru olan çocuk sayısının önemli oranda arttığını göstermektedir. Öğrenilmiş bir davranış olarak karşımıza çıkan suçluluk kavramı, çocukların ailelerinden, çevrelerinden etkilenerek suçu öğrendikleri yapılan araştırmalar sonucunda ortaya konulmaktadır. Bu durumda çocuk suçu doğuştan bilmediğine göre çocuğu suça iten nedenler bulunmaktadır. Çalışmamızda çocukların suç işlemesine neden olan bu faktörler yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile 11-18 yaş arası çocuğu olan 30 anne ve baba ile görüşülerek anlaşılmaya çalışılmıştır. Yapılan görüşmeler sonucunda çocukların özünde suçsuz olduklarını onları yetiştiren ailelerin, akran çevresinin ya da bulunduğu sosyal çevrenin çocuğu bilerek ya da bilmeyerek sapma davranışlar sergilemesine neden olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Çocuk, Suç, Çocuk Suçluluğu

Ebeveyn-çocuk ilişkisiElazığMahalleler+4
Firdevs Yardımcı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Nitelikli eğitim ile öğretmen cinsiyeti arasındaki ilişkiyi sosyolojik olarak sorunsallaştırmak: Çankırı ili örneği

Bu çalışma, kurumsal eğitim sürecinin ve pratiklerinin gerçekleştiği bir eğitim kurumunda (okulda), okulun fiziki ve toplumsal çevresi, okulun paydaşları, okulun akademik başarısı ve okulun eğitim politikaları ile olan ilişkisini sosyolojik olarak sorunsallaştırmayı amaçlamaktadır. Tez çalışmasında, öğretmen cinsiyeti ile nitelikli eğitim arasındaki ilişkiyi ortaya koyabilmek amacıyla Çankırı İli Kızılırmak ilçesinde bulunan tek resmi ilköğretim kurumu olan "Şehit Remzi Aslan İlkokulu" üzerinden saha çalışması yürütülmüştür. Bu ilköğretim okulunun incelenmesi sürecinde okul idaresinin, öğretmenlerin ve velilerin görüşlerine ve deneyimlerine başvurulmuştur. Bu bağlamda nitelikli eğitimin ne olduğu, nitelikli bir eğitimde öğretmen cinsiyetinin etkili olup olmadığı araştırılmıştır. Çalışmada nitel araştırma tekniği kullanılmıştır. Önceden hazırlanmış yarı yapılandırılmış görüşme formları katılımcılara yöneltilmiştir. Görüşmelerde ses kayıt cihazı kullanılmıştır. Elde edilen bulgular belli kodlamalara dayandırılarak tez formatına aktarılmıştır. Anahtar Kelimeler: Eğitim, Nitelikli Eğitim, Öğretmen, Öğretmen Cinsiyeti, Toplumsal Cinsiyet.

CinsiyetEğitimEğitim kalitesi+4
Aybuke Cesur
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kırdan kente göçte etkili olan sosyoekonomik faktörlerin etkisi 'Siirt ili örneği'

Bu çalışma; Siirt ilinde 1990-2007 yılları arasında kırdan kente yapılan göçlerde sosyoekonomik faktörlerin etkisinin araştırılması ve yapılan göçlerin temel sebeplerinin neler olduğunun saptanması amacı ile hazırlanmıştır. Araştırma kapsamında söz konusu tarihlerde yoğun göç aldığı tespit edilen Siirt ilinde bulunan 9 adet mahallede, 35 yaş ve üzeri bireyler ile 199 adet anket ve 30 adet mülakat görüşmesi gerçekleştirilmiştir. Yapılan anket ve mülakat çalışması kapsamında Siirt iline 1990-2007 yılları arasında kırdan yapılan göçlerin temel sebebinin terör eylemlerinden kaynaklı güvenlik problemi olduğu, güvenlik gerekçesi ile zorunlu olarak insanların göç etme durumunda kaldığı tespit edilmiş olup, göç sürecinde yaşanılan zorluklar ve geride bırakılanlar ile ilgili önemli veriler elde edilmiştir. Dolayısı ile söz konusu bu göç hareketinin diğer coğrafi bölgelerde yapılan göçlerin nedenleri bakımından farklılıklar gösterdiği, bu farklılıklar ifade edilmiş olup, yapılan göç hareketinin olumsuz etkileri ile ilgili çözüm önerileri sunulmuştur.

GöçlerKentleşmeKentlileşme+3
Mahsum Sal
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Erasmus öğrencilerinin tüketim kültürü alışkanlıkları Nicolaus Copernicus University örneği

Geçmiş dönemlerde ihtiyaçlar sonucu tüketim belirleniyordu. Günümüzde hızla artan ürün çeşitleri ve satış stratejileri ile birlikte tüketim alışkanlıkları değişmiştir. Kapitalizmin ve küreselleşmenin etkisiyle, tüketicilerin tüketim alışkanlıklarını ''tüketim kültürü'' ve ''tüketim toplumu'' kavramları çerçevesinde değerlendirilmektedir. Bu çalışma Polonya'da bulunan Nicolaus Copernicus University'de eğitim gören erasmus öğrencilerine uygulanmıştır. Çalışmada derinlemesine görüşme tekniği ile 19-28 yaş aralığında, 24 katılımcıya 14 sorudan oluşan mülakat uygulanmıştır. ulacaktır

ErasmusErasmus öğrenci değişim programıTüketim+5
Semih İsen
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Çerkeslerde sosyal ve kültürel değişim: İstanbul ve Düzce örneği

İstanbul ve Düzce şehirlerinde Çerkeslerde sosyal ve kültürel değişimin konu edildiği bu çalışma 1864 yılından itibaren ana vatanları olan Kafkasya'dan sürgün edilerek Anadolu topraklarına yerleştirilen Çerkeslerin geçmişten bugüne yaşamış oldukları sosyal ve kültürel değişimi konu almaktadır. Çerkesler geçmiş tarihlerden bu yana kendilerine has yaşam tarzları, örf/adetleri ve dilleriyle bilinmektedir. Geçmişte genellikle kırsal alanlarda yaşamakta olup kültürel yaşamlarını kendi içlerinde muhafaza eden Çerkeslerin geçen zaman içinde değişen yaşam koşullarının da etkisiyle kır yaşamından kent yaşamına geçiş yaptıkları görülmektedir. Bu çalışmanın amacı günümüzde yaşamlarını çoğunlukla şehirlerde sürdürmekte olan Çerkes toplumunun zaman içinde yaşamış olduğu sosyal ve kültürel değişim sürecini ele almak ve bu süreçte karşılaşmış oldukları güçlüklere değinerek yaşanan bu değişimin boyutlarını sosyolojik açıdan değerlendirmektir. Bu çalışma için İstanbul ve Düzce şehirlerinin seçilmiş olması küçük şehir ve metropol arasındaki sosyal ve kültürel değişimin farklı boyutlarını görebilmek açısından önemlidir. Bu çalışmada İstanbul ve Düzce şehirlerinde yaşayan kadın ve erkeklerden oluşan 26 kişilik katılımcı grubuyla derinlemesine görüşme yapılmıştır. Elde edilen veriler sonucunda İstanbul ve Düzce şehirlerinde yaşayan Çerkeslerde, geçmişten bugüne sosyal ve kültürel alanda birtakım değişimler yaşandığı gözlemlenmiştir. Şehirleşme ile birlikte oluşan yeni yaşam tarzı, eğitim ve iş olanakları nedeniyle aileden uzak yaşama vb. nedenler kültürel yaşamı birçok açıdan olumsuz yönde etkilemektedir. Şehir yaşamı ailelerin kültürel ögeleri yeni nesle aktarımında güçlük yaşamalarına neden olmaktadır. Bu nedenle Çerkesler kendilerine özgü adet ve geleneklerini devam ettirerek gelecek nesillere aktarabilmek amacıyla bir araya gelerek sosyalleşebilecekleri birtakım etkinlikler düzenlemektedirler. Bu girişimleri şehirlerde yasal yollarla kurmuş oldukları federasyon ve derneklerin çatısı altında gerçekleştirmektedirler.

DüzceKültürKültürel değişim+4
Semra Angın
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İşyerlerinde mobbing davranışları

Bu tez çalışmasının amacı iş yerlerindeki mobbing uygulamalarının araştırılmasıdır. Nicel araştırma yöntemi ve anket tekniği kullanılan bu araştırmada Leymann'ın geliştirdiği "Algı Değerlendirme Ölçeği"nden faydalanılarak Doç. Dr. Şahin DOĞAN tarafından hazırlanmış olan 'Mobbing Davranışları Ölçeği' kullanılmıştır. Anket uygulaması internet üzerinden yapılmış ve farklı meslek guruplarından 315 kişiye ulaşılmıştır. Yapılan faktör analizi sonucunda verilerin 5 faktöre dağıldığı görüşmüştür. Birinci faktör,İş Engelleme Boyutu, ikinci faktör İletişim Engelleme Boyutu, üçüncü faktör İnanç Baskı Boyutu, dördüncü faktör Tehdit Edilme Boyutu ve beşinci faktör Taciz Boyutu olarak adlandırılmıştır. Demografik değişkenler arasında farka bakmak için t-test ve tek yönlü anova varyans analizleri yapılmıştır. Analiz sonucunda guruplar arasında çok az farklılaşma olduğu sonucu çıkmıştır. Ayrıca yapılan frekans analizi sonucunda mobbing'e uğrayanların sayıca çok düşük düzeyde olduğu görülmüştür.

Dil bilgisiDil bilimMobbing+2
Nil Alkan
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İslam'ın engelliye bakışı ve engelli aileleri Ankara, Çubuk örneği

Bu araştırmanın temel amacı engelli çocukları olan ebeveynlerin dindarlık düzeyleriyle çocuklarının engellilik durumlarına yönelik tutumlarının araştırılmasıdır. Bu amaçla Ankara'nın Çubuk ilçesinde ikamet eden engelli aileleri örneklem olarak seçilmiş ve 160 ebeveyne anket uygulaması yapılmıştır. Katılımcıların dindarlık düzeylerini ve engelliliğe yönelik tutumlarını ölçmek için "temel dini inanç ölçeği", "dini davranış ölçeği" ve engelliliğe yönelik tutum soruları sorulmuştur. Yapılan açımlayıcı faktör analizi sonucunda tutumların iki faktörde toplandığı görülmüştür. Bunlardan birinci faktör "imtihan" ikinci faktöre ise "emanet" olarak adlandırılmıştır. Ebeveynlerin temel dini inanç, dini davranış ve engelliliğe yönelik tutum düzeylerinin ölçülmesi için betimsel analiz yapılmıştır. Analiz sonucunda temel dini inanç, dini davranış ve engelliliğe yönelik tutum düzeylerinin oldukça yüksek olduğu sonucu çıkmıştır. Guruplar arasında fark olup olmadığını görmek için bağımsız örneklemler t-testi ve tek yönlü anova varyans analizleri yapılmıştır. Engelliğe yönelik tutumlar üzerindeki etkiyi ölçmek için yapılan çoklu hiyerarşik regresyon analizi sonucunda temel dini inanç ve dini davranışların "imtihan" ve "emanet" tutumlarında etkili olduğu, demografik değişkenlerin ise etkili olmadığı sonucu çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Engelli, İslam, Engelli Ailesi, Dini Düşünce

AileAnkara-ÇubukDin sosyolojisi+7
Ziya Emre Atlı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türk toplumunda Covid-19 pandemi tedbirlerine uyma davranışları

Bu araştırmanın temel amacı Covıd-19 döneminde, Covıd-19 kurallarına uymaya yönelik tutumlarının araştırılmasıdır. Bu amaçla Türkiye genelinde 46 şehirden, 245 katılımcıya ulaşılmıştır. Araştırmada, Doç. Dr. Şahin DOĞAN'nın hazırlamış olduğu ölçek kullanılmıştır. Katılımcılara sosyal medya aracılığı ile (WhatsApp, Instagram) form gönderilerek online anket uygulaması yapılmıştır. Verilerin faktör yapısını belirlemek amacıyla açıklayıcı faktör analizi uygulanmış ve analiz sonucunda cevapların dört faktörde toplandığı görülmüştür. Bunlardan birinci faktör "Kurallara uymayanlar" ikinci faktör "Temizlik Kuralları", üçüncü faktör "Mesafe Kuralları " ve dördüncü faktör de " Temastan Kaçınma" olarak adlandırılmıştır. Araştırma sonuçları SPSS-26 programı ile analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Covıd-19 algısı, Pandemi, Covıd-19 önlemleri

COVID 19KorunmaKorunma tedbirleri+2
Leyla Dursun
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

18 yaş altında Türkiye'ye sığınan Suriyeli çocukların deneyimlediği sorunlar ve olanaklar: Çankırı ili örneği

Orta Doğu ülkelerinde meydana gelen "Arap Baharı" hareketinin 2011 yılında Suriye'ye de sıçraması ile ülkede meydana gelen iç karışıklıklar, yerini vatandaşların can ve mal güvenliğini tehdit eden iç savaşa bırakmıştır. Bu iç savaş ülkede itici bir neden haline gelip Suriyeli vatandaşları göç etmek zorunda bırakmıştır. Bu göç hem Suriye içi (iç göç) hem de Suriye dışı (dış göç) yönünde gerçekleşmiştir. Suriye dışı göçlerden etkilenen ve göç alan ülkeler arasında Türkiye başta gelmiştir. Türkiye uyguladığı "Açık Kapı Politikası" söylemiyle göçmenlere geçici koruma statüsü vermiştir. Kontrolsüz bir şekilde ilerleyen hareketlilik Türkiye'de toplumsal, siyasal ve ekonomik sorunlara neden olduğu gibi yerli vatandaşlar ile göçmenler arasında gerilimlere ve çatışmalara da neden olmuştur. Bu çalışmada, bu çatışmalar nedeniyle 18 yaş altındayken Türkiye'ye sığınan Suriyeli çocukların deneyimlediği sorunlar ve olanaklar Çankırı ili örneği üzerinden sorgulanmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda öncelikle ilgili alan yazın taranmıştır. Sonrasında konuya uygun, yarı yapılandırılmış soru kâğıdı üzerinden nitel araştırma yöntemi kapsamında derinlemesine görüşme tekniğiyle veriler, saha çalışmasında toplanmaya çalışılmıştır. Görüşmeler 18 yaş altında Türkiye'ye sığınan Suriyeli çocukların üzerinden yürütülmüştür. Saha çalışması, Türkiye'de bulunma sürecinde Türkçe konuşabilen katılımcılarla yürütülmüştür. Çalışmada katılımcıların genelinin ekonomik alanda zorlanmalar yaşadığı ve bu zorlanmalara karşı geri gönderilme korkusunun da etkisiyle direnmek için çaba sarf ettikleri görülmüştür.

Duygusal sorunlarDuyuşsal sorunlarGöçmenler+4
İrem Koşmak
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Modern Türkiye'de popüler din ve paranormalizm

Yapılan bu çalışmada internet aracılıyla 571 anket uygulanmıştır. Uygulanan anketin çoğunluğu Ankara'da yaşayan katılımcılar olmak üzeri kalan diğer kısmı ise 43 ilden katılan katılımcılardan oluşmaktadır. Paranormal inanç ölçeği için Likert tipi beşli cevap kategorileri kullanan sorular kullanılmıştır. Bunlar "kesinlikle katılıyorum", "katılıyorum", "kararsızım", "katılmıyorum", "kesinlikle katılmıyorum" şeklindedir. Paranormal inanç ölçeğinde 27 soru bulunmaktadır. Çalışmamız paranormal inanç ölçeği dini tutum, batıl inanç, büyü ve gezegen boyutları olmak üzeri dört alt boyuta ayrılmaktadır. Yapılan T-Testine göre; din, batıl inanç ve gezegen tutumu cinsiyet açısından anlamlı düzeye ulaşmamaktadır. Yapılan Anova testine göre; din, batıl inanç, büyü yaş açısından anlamlı düzeye ulaşmakta fakat gezegen tutumu ulaşmamaktadır. Medeni duruma göre din, batıl inanç, büyü ve gezegen tutumu anlamlı düzeye ulaşmaktadır. Eğitim durumuna göre din, batıl inanç, büyü ve gezegen tutumu anlamlı düzeye ulaşmaktadır. Mesleğe göre din, batıl inanç, büyü ve gezegen tutumu anlamlı düzeye ulaşmaktadır. Aylık kazanca göre ise din, büyü ve gezegen tutumu anlamlı düzeye ulaşmakta fakat batıl inanç tutumu anlamlı düzeye ulaşmamaktadır. Anahtar Kelimeler: Din, Büyü, Batıl İnanç, Gezegen

Batıl inançlarBüyüDindarlık+4
Akınnur İlkutlu
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Huzurevinde yaşlılık olgusunun incelenmesi ve yaşlı bakımında bir model önerisi: Birlikte Yaşam Sitesi

Demografik olarak Dünya'da ve Türkiye'de artan yaşlı nüfus, kentleşme ve göç olgusu ile yaşlının toplumdaki değişen konumu, yaşlılığa sosyolojik açıdan bakmanın önemini artırmıştır. Modernleşme süreci ile aile yapısı ve yaşam tarzlarındaki değişimle birlikte yaşlılık ve özellikle yaşlı bakımı bir sorun olarak ortaya çıkmaya başlamıştır. Yaşlının ailede ve kurumsal bakım hizmetlerindeki yerini toplumsal değişim açısından inceleyen ve yaşlı bakımında karma bir bakım modeli önerisi ortaya koymayı amaçlayan bu çalışmada, öncelikle kavramsal ve kuramsal çerçeve ile ilgili bilgi verilmiştir. Demografik olarak yaşlanma, nüfus yaşlanmasının ekonomi üzerindeki etkisi ve değişen aile yapısının yaşlılar üzerindeki etkisi üzerinde durulmuştur. Modern toplumlarda yaşlının konumu sosyolojik bakış açısıyla irdelenmiştir. Dünya'da kurumsal yaşlı bakım modellerine ve Türkiye'de kurumsal bakım anlayışına değinilmiştir. Yaşlıların yaşam düzenlemeleri tercihlerine uygun bakım ve destek modelleri örnekler üzerinden incelenmiştir. Tez çalışması ile yaşlı bakım modeli olarak önerilen; yaşlı bakımında aile ve kurumsal bakımın birlikte olduğu karma bir model olan Birlikte Yaşam Sitesi ile ilgili açıklamalara ve örnek krokilere yer verilmiştir. Araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Çankırı İsmail Özdemir Huzurevinde görevli bakım personeli ve sağlık personelinden 24 personel araştırmaya dâhil edilmiştir. Araştırmada veri toplama yöntemi olarak odak grup görüşmesi gerçekleştirilmiştir. Toplanan veriler içerik analizi yöntemiyle değerlendirilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, huzurevinde çalışmak personelin yaşlılık olgusu ile ilgili düşüncelerini etkilemiştir. Katılımcılar, yaşlıya ailesinin bakması gerektiği şeklindeki toplumsal normun değişmeye başladığını ifade etmişlerdir. Katılımcılar yaşlılık dönemi tercihlerinde; huzurevinin bir kurumsal yapı olmasına ve huzurevinde kalmanın avantajlarına odaklanmaktadırlar. Yaşlılık dönemleri tercihleri konusunda katılımcıların büyük bir çoğunluğu bağımsız yaşama vurgu yapmışlardır. Araştırma sonuçlarına göre yaşlılık dönemi öncesinde daha bağımsız bir yaşam tarzı benimsemiş olan yaşlıların huzurevi yaşamına uyum sağlamaları daha kolay olabilmektedir. Yaşlıların huzurevinde mekân aidiyeti sorunları yaşamaları, ailelerine ve çocuklarına olan özlemleri, kuruluştaki diğer yaşlı bireyler ve personelle olan ilişkilerini belirleyen temel faktörlerdir. Katılımcılar, tez çalışması ile ortaya konulan Birlikte Yaşam Sitesi modelinin uygulanabilir olduğunu belirtmişlerdir. Anahtar Kelimeler: Yaşlı, Yaşlılık, Yaşlılık Sosyolojisi, Yaşlı Bakımı

HuzurevleriYaşlı bakım hizmetleriYaşlı bakımı+2
Engin Erdağ
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de yabancı dil öğretiminde 'Anlıyorum ama konuşamıyorum' sorunsalının öğretmen deneyimleri üzerinden çözümlenmesi (Bingöl örneği)

Türkiye, eğitim sisteminde yabancı dil öğretimine erken yaşlardan başlamasına rağmen, 2019 istatisiklerine göre yabancı dil öğretiminde 87 ülke arasında dünyada 79. sırada yer almıştır. Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye'de de dil öğrenme yeteneğiyle çocuklar doğar. Dil öğretme noktasında, Türkiye çok gerilerde kalan bir ülke görüntüsü vermiştir. Literatürde bu konuyu çeşitli yönleriyle sorgulayan birçok araştırma mevcuttur. Bu çalışmada ise 'Anlıyorum ama Konuşamıyorum' teması üzerinden Bingöl örnekleminde 20 İngilizce öğretmeni katılımcıyla yürütülen saha çalışmasında, yabancı dil öğretiminde ne gibi eksiklikler ve zorluklar olduğu sorunsallaştırılmaya çalışılmıştır.Dil insanlar tarafından etkileşimi gerçekleştiren en önemli araçtır. Nitel araştırma deseni üzerinden yürütülen bu çalışmada, sosyal bir sorun haline gelen yabancı dili konuşma sorunsalının üzerinde durulmuştur.Bu çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır ve maksimum çeşitlilik yöntemi ile öğretmenlerin görüşleri alınmıştır.Bu çalışmanın sonucunda öğrencilerin dile maruz kalmamasının ve grammar ağırlıklı(dilbilgisi) öğretimin,bazı okullardaki alt yapıdaki eksikliklerin yabancı dil pratiği yapılmasının önüüne geçildiği görülmüştür. Bu durumda yabancı dil öğretimininde gereken verimin alınması öğrencilerin yabancı dile maruz bırakılmasının önemi vurgulanmıştır ve İngilizce öğretmenlerinin sınıflarda İngilizce konuşarak eğitim vermesinin önemi üzerinde durulmuştur.Çalışmanın sonucunda dile yabancı dilde konuşma becerisinin gelişmesini etkileyen temel unsur dile maruz bırakarak yabancı dili kullanmalarını sağlamaktadır. Anahtar kelimeler: Yabancı Dil Öğretimi, Dil Gelişimi, İletişim

BingölDeneyimDil gelişimi+7
Özden Terzi Eyüboğlu
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yaşlılıkta bir yaşam aranjmanı olarak tek başına yaşamak: Gaziantep'te yaşlanmak

Modernleşme, endüstrileşme ve kentleşme ile beraber yaşanan demografik değişmeler, sağlık alanında ilerlemeler ve azalan doğum oranları ile yaşlanma olgusu dünya genelinde tüm toplumları ilgilendiren bir sorunsala dönüşmektedir. Bu anlamda bir olgu olarak "tek başına" yaşayan yaşlı bireylerin sayısı da artış göstermektedir. Bu tez çalışmasında, değişen aile yapısı ile beraber tek başına yaşama aranjmanına sahip yaşlı bireylerin gündelik yaşam dinamikleri, geniş aileden kopuş nedenleri, bu kopuşun duygusal yansımaları ve sahip oldukları yaşam koşulların yaşam memnuniyetlerine ve yaşam beklentilerine etkisi anlaşılmaya çalışılmıştır. Aynı zamanda tek başına yaşayan yaşlı bireylerin "yaşam seyri" boyunca sahip oldukları avantaj ve dezavantajların yanı sıra sosyal, kültürel, ekonomik ve bedeni sermayelerin yaşam deneyimlerine nasıl biçim verdiğini anlamak hedeflenmiştir. Niteliksel yöntemle yürüten bu çalışmada, yarı yapılandırılmış bir anket formu kullanılarak 65 yaş ve üstü tek başına yaşayan, kentte yaşayan, ciddi bir sağlık engeli bulunmayan ve farklı sosyoekonomik düzeylere sahip 18'i kadın 12'si erkek olmak üzere 30 birey ile yüz yüze derinlemesine görüşme gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, tek başına yaşayan yaşlı bireylerin "yaşam seyri" boyunca sahip oldukları ya da olamadıkları "sermayelerin" ve "yatkınlıklarının" yaşlılık sürecinde tek başına yaşama kararlarını, çocuklarıyla olan ilişkilerini, sosyal ilişkilerini, boş zaman değerlendirmelerini ve geleceğe dair beklentilerini belirlemede önemli bir rol oynadığı tespit edilmiştir. Dolayısıyla, gerek toplumsal yapının gerekse bireysel edimlerin yaşlılık sürecinin inşasında önemli rol oynadığı ve bireylerin yaşlılık dönemindeki yaşam doyumunu büyük ölçüde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yaşlılık, Tek Başına Yaşama, Yaşam Seyri, Sermeyeler, Sosyal İlişkiler, Yaşam Memnuniyeti

GaziantepTek başına yaşamaYaşam doyumu+2
Hasan Sever
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

İslami evlilik sitelerinde sosyalleşme ve benliğin sunumu

Bilişim teknolojilerinde meydana gelen gelişmelere paralel olarak, internet kullanımı giderek artmaktadır. Bireylerin, gündelik hayat içerisinde yapmış oldukları eylemlerin birçoğu, günümüzde sosyal ağlar ile internet ortamında gerçekleşebilmektedir. Ağ topumu adı verilen bu yeni toplum biçiminde, bireylerin faaliyetleri ağlar üzerinde tanımlanmaktadır. Bu çalışmada, sosyal ağ olarak tanımlayabileceğimiz İslami evlilik sitelerine üye olan bireylerin evliliğe bakış açılarının ne şekilde olduğu, internetin sosyalleşme ve eş seçimi süreçlerini nasıl şekillendirdiği üzerinde durulmaktadır. Aynı zamanda İslami evlilik sitelerini tercih eden bireylerin geleneksel evlilik modelleri algısında bir değişimin yaşanıp yaşanmadığı üzerinde duruldu. Siteye üye olan bireylerin benlik kurguları Goffman'ın Dramaturji tekniği ile incelenmeye çalışılmış, kurgulanan benlikler imaj ve toplumsal cinsiyet kategorileri açısından açıklanmaya çalışılmıştır. Modern hayat içerisinde kimliklerin oluşumu, tüketim ve imaj ekseninde açıklanmıştır. Çalışmada, İslami evlilik sitelerine üye olan bireylerin geleneksellik algılarında bir değişimin yaşandığı görülmektedir. Bu geleneksel modelin değişiminde sınırlı bir bireysellik ön plana çıkmaktadır. Siteye üye olan bireylerin toplumsal cinsiyet rollerinde çok fazla bir değişimin olmadığı kadın ve erkek açısından görülmektedir. Evlilik siteleri, kullanıcılarına flört olanağı sağlarken bir yandan da geleneksellik yeniden kurulmaktadır. Bu siteleri, görücü sisteminin kurallarının uygulandığı fakat "flörtün de olduğu görücü sistem" olarak tanımlayabiliriz.

Benlik sunumuCinsel kimlikDramaturji+7
Meltem Kerimoğlu
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyo-ekonomik düzey ve kadına yönelik şiddet: Gaziantep İli örneği

Bu çalışma Gaziantep'te yaşayan şiddete uğramış kadınların sosyo-ekonomik düzeylerini incelemektedir. Bu bağlamda araştırmanın sorusunu hangi sosyo-ekonomik düzeyden kadınların şiddete maruz kaldıkları oluşturmaktadır. Kadına yönelik şiddetin sosyo-ekonomik boyutuna değinilerek şiddete uğramış 30 kadın ile yüz yüze görüşme gerçekleştirilmiş, kadınlara yaşamış oldukları şiddet durumları ile ilgili çeşitli sorular yöneltilerek şiddete uğrayan kadınların sosyo-ekonomik düzeyleri vaka incelemesi ile saptanmaya çalışılmıştır. Çalışmada nitel yöntemler kullanılarak şiddete uğrayan kadınların yaşamış oldukları gerçeklikler birinci ağızdan aktarılmıştır. Kadınların neden şiddete maruz kaldıkları, en çok maruz kaldıkları şiddet biçimleri, maruz kaldıkları şiddet biçimleri ile sosyo-ekonomik düzeyleri arasında bir bağlantı olup olmadığı, hangi sosyo-ekonomik düzeyeden kadınların daha çok şiddete maruz kaldığı sorularına cevaplar aranmaya çalışılmıştır. Ortaya çıkan sonuçlarda her sosyo-ekonomik düzeyden kadının şiddete maruz kaldığı görülürken aynı zamanda her sosyo-ekonomik düzeyden erkeğin de eşine şiddet uyguladığı gözlemlenmiştir.

GaziantepKadın sorunlarıKadınlar+4
Dilan Kuş
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin evlilik tutumları ve yaşam hedeflerinin ilişkilendirilmesi: Manisa Celal Bayar Üniversitesi örneği

Bireylerin yaşamlarında ne yapacakları sorusuyla ilişkili olan yaşam hedefleri aile, sosyal ilişkiler, fiziksel sağlık ve maddi başarı gibi yaşam yapısındaki alanlara yüklenen anlamlar ve sahip olunan tutumlar kendini belirleme teorisi kapsamında tartışılmıştır. Bireyin hangi türden hedefleri takip ettiği onun sahip olduğu sosyo demografik özellikleri ile benimsediği normlar ve değerler sistemiyle ilgilidir. Evlilik de özellikle genç yetişkinlik döneminde olan üniversite öğrencileri için gerektirdiği sosyal, ekonomik ve duygusal bir yapı kurma özelliği ve toplumsal cinsiyete ilişkin rol beklentileri bakımından önemlidir. Evliliğe ilişkin tutumların yüksek ya da düşük olması gençlerin yaşamlarında yöneldikleri hedeflerin çoğunlukla içsel ya da dışsal amaçlara ait olmasıyla ilişkili olduğu düşünülmektedir. Bu araştırmada da yaşam hedefleri ve evlilik tutumlarının ilişkilendirilmesi amacıyla 2020-2021 döneminde Manisa Celal Bayar Üniversitesinde belirli fakültelerde öğrenim gören 663 öğrenci örneklem olarak belirlenerek Yaşam Amaçları Ölçeği ve İnönü Evlilik Tutum ölçeği uygulanmıştır. Yaşam amaçları ve evlilik tutumlarının birbiriyle ilişkilidir. Öne çıkan bulgulara bakıldığında cinsiyete ve fakülte türüne göre farklılaşma dikkat çekmiştir. Kadın öğrencilerin yaşam amaçları ve içsel amaçlara verdikleri puanlar erkek öğrencilerden yüksektir. Evlilik tutumlarında da erkek öğrencilerin daha yüksek puan aldığı dolayısıyla kadın öğrencilere göre olumlu tutuma sahip oldukları görülmüştür. Fakülte farklılığı incelendiğinde Mühendislik Fakültesindeki öğrencilerinin içsel amaçları diğer fakültelere göre düşük bulunmuştur. Sağlık Bilimleri ve Fen Edebiyat fakültelerindeki öğrenciler kadın öğrenci yoğunlukta olmasıyla bu fakültelerde içsel amaçların ön plana çıkması ve Fen Edebiyat Fakültesi öğrencilerinin evlilik tutumları diğer fakültelerdeki öğrencilerden düşük bulunması bize bu farklılıkların toplumsal cinsiyet etkisiyle incelenebileceğini göstermektedir.

EvlilikTutum ölçekleriTutumlar+4
Hilal Güvenç
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Annelik deneyimlerinin nesiller arası karşılaştırılması: Manisa örneği

Çalışmanın amacı Manisa ilinde yaşayan aynı aileden üç nesil anne olan kadın görüşmecilerin annelik ile ilgili algı, tutum ve deneyimlerini karşılaştırmaktır. Böylelikle bu çalışmada kadınların nesiller arasında annelik deneyimlerini nasıl edindiği, deneyimlerinin zaman içerisinde farklılaşıp farklılaşmadığı ve anneliğe bakış açılarının anlaşılması amaçlanmıştır. Bunu yapmak için; kadınların kaç yaşında evlendikleri ve çocuk sahibi oldukları, emzirme süreçleri, anne olduktan sonraki sosyal hayatları, anneliğe yükledikleri anlam, annelik ile ilgili bilgi edinmeleri, annelik deneyimlerindeki güçlü ve zayıf yönleri, çocuklarıyla ilişkisi, kendi anneleriyle olan ilişkileri, çocuk bakımında zorlandıkları konular ve kimlerden destek aldıkları üç kuşak anne arasında benzerlikleri ve farklılıkları analiz edilmiştir. Araştırmada olasılıklı olmayan örneklem yöntemlerinden kartopu örneklem tekniği ile belirlenen 15 genç kuşak, 15 orta kuşak ve 15 yaşlı kuşak anne olmak üzere toplam 45 katılımcı ile yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Verilerin analizinde MAXQDA 2022 ve SPSS 20 programları kullanılmıştır.

Anne deneyimiAnnelikKadınlık+4
Nazlı Asena Yılmaz
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kadının güçlenmesi bağlamında kız meslek liseleri: İsmet İnönü Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi örneği

Bu araştırma bir eğitim kurumu olarak "Kız Meslek Liselerinin" kadının güçlenmesi bakımından rolünü ortaya koymayı amaçlamıştır. Araştırmada "Kız Meslek Lisesi'nden mezun olmuş kadınlara bu aldığı eğitimin ekonomik, politik ve sosyo-kültürel katkıların neler olduğu" kavranmaya çalışılmıştır. Araştırmanın evreni olarak Manisa ilinde bulunan İsmet İnönü Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi belirlenmiştir. Bu liseden mezun olan 24 kadın ise araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Bu çalışmada nitel araştırma yöntemi kapsamında kartopu örnekleme tekniği kullanılmıştır. Araştırmada yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Kız Meslek Lisesi'nden mezun olan kadınlar ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Araştırma bulgularında Kız Meslek Liselerinin kadınların ekonomik, sosyal, eğitim ve politik bakımdan güçlenmesinde önemli bir rolü olduğu görülmüştür. Eğitim özellikle kadınların sosyo-kültürel, ekonomik ve politik düzeylerinin gelişimine katkı sağlamıştır. Kız Meslek Liselerinde eğitim gören kadınlar toplumsal yapı içerisinde bir yer edinebilmişlerdir. Ayrıca Kız Meslek Liselerinde almış olduğu eğitime paralel olarak mesleki faaliyet yürüten katılımcıların ekonomik özgürlüğünün olduğu tespit edilmiştir. Kendi mesleki gelirleri üzerinden tasarruf sağladıkları görülmüştür. Kız Meslek Liseleri vatandaşlık hakkı, seçme-seçilme hakkı ve çalışma hakkı gibi temel hak ve özgürlükler konusunda kadınları bilinçlendirmiştir. Ancak temel hak ve özgürlüklerin kadınlara aktarılmasında Kız Meslek Liselerinin daha aktif bir rol alması gerektiği görülmüştür. Son olarak Kız Meslek Liselerinin günümüze nazaran geçmişte daha nitelikli bir eğitim kurumu olduğuna yönelik bulgularda elde edilmiştir.

EğitimKadın eğitimiKadınlar+3
Dilara Kartal
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kırsal alanda kurulan kooperatiflerin kadınların güçlenmesindeki yeri: Manisa ili örneği

Kadınların güçlenmesi açısından kooperatifler, önemli bir potansiyel taşımaktadır. Bu sebepten ötürü Türkiye'de kadın kooperatiflerine ilişkin son yıllarda artan bir ilgi söz konusudur. Pek çok kalkınma planında kadın kooperatifleri, kadınların istihdama katılımında bir araç olarak anılmaktadır. Bu çalışmanın teorik arka planı, kadın ve kalkınma yaklaşımlarından Toplumsal Cinsiyet ve Kalkınma yaklaşımı ile Kadın, Çevre ve Kalkınma yaklaşımlarına dayanmaktadır. Çalışmanın odak noktasında güçlenme kavramı bulunmaktadır. Kırsal alandaki kooperatiflerde yer alan kadınların bilgisine erişerek kadınların kooperatif içindeki ve dışındaki deneyimleri sonucunda davranışlarını nasıl biçimlendirdiklerini ve bu durumun kadınların güçlenmesi ile ilişkisini ortaya çıkarmayı amaçlayan araştırma Manisa ilinde yürütülmüştür. Toplamda on üç kadın kooperatifinin ortak veya yararlanıcı kadınları ile yüz yüze derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Yapılan görüşmeler sonucu elde edilen veriler nitel analiz programı olan MAXQDA programı ile analiz edilmiştir. Bu bağlamda, çalışma beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde araştırmaya araştırmacı tarafından nasıl karar verildiğini ve araştırma sorularını içeren giriş bölümü, araştırma konusu ile ilgili literatür, araştırmanın amacı, önemi ve yöntemi bulunmaktadır. İkinci bölümde araştırmanın teorik çerçevesini oluşturan ve kadını kalkınma düşüncesine dahil eden yaklaşımlara yer verilmektedir. Üçüncü bölüm kooperatifçilik ve kadın kooperatifçiliği ile ilgili dünyada ve Türkiye'deki mevcut durumu ele almaktadır. Dördüncü bölüm araştırma sahasının tasarımına ilişkin bilgileri içerirken beşinci bölümde araştırma sahasından elde edilen bulgulara yer verilmiştir. Buna göre, çalışmada kooperatif analizi ve güçlenme analizi olmak üzere iki ayrı analiz yapılmıştır. Kooperatif analizinde, kooperatiflerin yapıları ve özellikleri, ortak profilleri, temel faaliyet alanları, üretim ve pazarlama stratejileri, iç işleyişleri ve yaşadıkları sorunlar ile ilgili bilgilere yer verilmektedir. Güçlenme analizinde ise, Soma ilçesinde kooperatif ortağı veya yararlanıcısı olan kadınların kooperatifler yoluyla güçlenme deneyimleri ile ilgili tespit edilen temel eğilimler tartışılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kadın Kooperatifi, Güçlenme, Kalkınma, Manisa, Kırsal Alan

GüçlendirmeKadın kooperatifçiliğiKadınlar+6
Büşra Koç
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Popüler kültürün üniversite gençliğine etkileri: Manisa Celal Bayar Üniversitesi örneği

Popüler kültür iletişim çağında küresel düzeyde yayılma imkânı bulmakta ve toplumların kültürel değerlerini dönüşüme uğratmaktadır. Ülkemizde de özellikle 1980'li yıllardan itibaren yaşanan siyasal, ekonomik ve teknolojik dönüşümlerin etkisiyle popüler kültür yaşamımızın her alanını kuşatmıştır. Eğlence ve tüketim odaklı bu kültürün etkileri özellikle genç kesim üzerinde daha belirgindir. Bu araştırmanın yapılma amacı da popüler kültürün üniversite gençliğine etkilerini ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda Manisa Celal Bayar Üniversitesi'nde farklı fakültelerde öğrenimlerini sürdüren toplam 400 öğrenciye nicel araştırma çerçevesinde anket uygulanmıştır. Öğrenciler üzerinde popüler kültürün etkileri tüketim alışkanlıkları, boş zaman etkinlikleri ve değer yargıları, tutumları incelenerek ortaya konulmuştur. Popüler kültürün gençliğe etkilerine yönelik literatürde çok fazla çalışma bulunmaması bu çalışmanın önemini göstermektedir. Elde edilen bulgulara göre, popüler kültürün değerlerinin genç kesim tarafından yüksek düzeyde benimsendiği ve gençlerin medya aracılığıyla sunulan tüketimci kültürden etkilendikleri sonucuna ulaşılmıştır.

GençlerGençlikKültür+3
Berkay Ergöz
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde anomi: MCBÜ örneği

Norm, belirli olaylar karşısında toplumun diğer üyeleri tarafından bireyden beklenilen davranışlardır. Normsuzluk yani anomi ise bu normların belli olmaması durumudur. Bireylerin toplumla bağını sağlayan, adeta pusula işlevini ifa eden normların işlevlerini yitirmesi ise bireyin belirli olaylar karşısında nasıl davranacağını bilememesi ile sonuçlanmaktadır. Normlar, her ne kadar bireylerin özgürlüğünü kısıtlayan ve bireyin davranışlarını belirleyen hayali bir çember çizmiş olsa da aynı zamanda bireylere o çember içinde özgürlük imkânı sağlar. Üniversite öğrencilerinin özgürlükle olan bağları, çoğu zaman bu çemberi görmezden gelme ile sonuçlandığı görülmektedir. Bireylerin özellikle de üniversite öğrencilerinin topluma yönelik algıları, toplumun geleceğine ve sürdürülebilirliğine yönelik önemli bir konum teşkil etmektedir. Bu noktada araştırmada üniversite öğrencilerinin anomik sayılabilecek tutumlara sahip olup olmadıkları ve bu tutumların hangi bağımsız değişkenlerle ilişkili olduğunun tespit edilmesi amaçlanmıştır. Araştırma tanımlayıcı nicel bir saha araştırmadır. Manisa Celal Bayar Üniversitesinde 400 öğrenci örneklem olarak belirlenmiş ve tamamına anket uygulanmıştır. Toplanan veriler SPSS.26 programı aracılığı ile değerlendirilmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde anomi ile ilgili araştırmada kullanılan kavram ve kuramların bir çerçevesi oluşturulmuştur. İkinci bölümde modern ve postmodern toplumda anominin yansımaları ele alınmış ve bu doğrultuda literatürde yapılan çalışmalara ve tartışmalara yer verilmiştir. Araştırmanın son bölümünü ise saha araştırması oluşturmaktadır. Araştırmada katılımcıların orta düzeyde anomi yaşadıklarına ulaşılmıştır. Yüksek düzeyde anomi yaşanılan durum, katılımcıların toplumla bağını sağlayan önderlere ilişkin anomi düzeylerinde görülmektedir. Katılımcıların düşük düzeyde anomi yaşadıkları durum ise aile kurumuna yönelik norm ve değerlere ilişkindir. Bağımsız değişkenler ve anomi düzeyleri incelendiğinde dindarlık düzeyleri ve tanımlanan kimlikler ile anomi düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

AnomiBireyNorm+6
Dilara Saraç
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumsal cinsiyet perspektifinden yaşlı bireylerin dijital teknolojileri kullanım deneyimleri: İzmir ili Bornova ilçesi örneği

Keskin sınırlar çizmek mümkün olmamakla birlikte, genel kabul görmüş haliyle, her canlının deneyimlediği, bebeklik, çocukluk, yetişkinlik ve yaşlılık dönemleri vardır. Yaşlılık, psikolojik, fiziksel, ekonomik ve sosyal değişimlerin yaşandığı bir evre olarak ifade edilebilir. Tanı, tedavi ve koruyucu sağlık hizmetlerinde yaşanılan gelişmeler, yaşam koşullarının iyileşmesi, ortalama insan ömrünün uzamasına yol açmıştır. Uzayan yaşam süresi, yaşlı nüfus popülasyonunun toplam nüfusa göre artmasına ve toplumların demografik yapısında köklü değişime yol açmıştır. Günümüzde, gelişmiş ve gelişmekte olan tüm toplumların hızla yaşlandığı görülmektedir. Ülkemize bakıldığında ise insanların, pek çok Avrupa ülkesinden çok daha hızlı yaşlanmakta olduğu görülmektedir. Çağımızda yaşanılan bir başka önemli değişim, dijital teknolojilerin hızla gelişmesi ve tüm yaşam alanlamıza etki etmesidir. Dijital teknolojiler, dijital yerli diye ifade edilen genç nesil tarafından kolaylıkla kullanılırken ve hatta eğlenceli bir uğraşa dönüşürken, dijital göçmen olarak ifade edilen yaşlı bireyler açısından eşitsizliklere yol açabilmektedir. Dijital cihazlara erişim olanakları, dijital teknolojilerin kullanım düzeyi ve amacı sosyo-ekonomik ve demografik yapıya göre değişkenlik gösterdiği gibi, yaşa ve cinsiyete göre de farklılık göstermektedir. Toplumsal eşitsizlikler, dijital eşitsizliklere neden olurken, dijital eşitsizlikler, toplumsal eşitsizliklerin daha derin yaşanmasına yol açabilmektedir. Bu durum, toplumsal cinsiyet normları nedeniyle dezavantajlı bir konumda olan kadınlar açısından ayrıca önem taşımaktadır. Bu bağlamda, yaşlı bireylerin dijital teknolojilere ilişkin deneyimlerinin ve yaşadıkları problemlerin, toplumsal cinsiyet perspektifinden araştırılması amaçlanmıştır. İzmir ili Bornova ilçesinde yaşayan 60 yaş ve üstü yaşlı bireylere yönelik yapılan bu araştırmada, toplumsal yapının öznelerinden olan yaşlı bireylerin dijital teknolojilere dair deneyimlerine ve yaşamakta oldukları problemlere ilişkin öngörüde bulunabilmek amacıyla, bu bireylerin dijital teknolojileri kullanınıma etki etken çeşitli faktörler ele alınmıştır.

Sayısal eşitsizlikSayısal teknolojiTeknoloji kullanımı+4
Alev Duva
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Agroekolojik arıcılığın sürdürülebilirliğinin sınırlılıkları: Tahtalı Havzası agroekolojik arıcılık projesi örneği

Çalışmanın amacı, İzmir'in Menderes ilçesinde bulunan Tahtalı Havzası'nda ÇARIK derneği ve ApiKoop tarafından yürütülen Tahtalı Havzası Agroekolojik Arıcılık Projesi kapsamında agroekolojik arıcılığın sürdürülmesinde rol oynayan faktörleri tespit ederek, Türkiye'de Agroekolojik arıcılığın ne derece varlık gösterebileceğini ve yaygınlaşabileceğini incelemektir. Bu bağlamda; Türkiye'de küreselleşen tarım etkisinde uygulanan yapısal uyum politikalarının küçük ölçekli aile çiftçiliğini, tarımsal üretimi, ürünleri ve tüketiciyi nasıl etkilediği önem kazanmaktadır. Agroekolojik arıcılığın sürdürülebilmesi için endüstriyel arıcılıktan ayrışan yönleri, üreticilerin ihtiyaçları, kooperatif faaliyetleri ve Tahtalı Havzası'nı projeye uygun kılan fiziki koşullar analiz edilmiştir. Araştırmada olasılıklı olmayan örneklem yöntemlerinden kartopu örneklem tekniği ile belirlenen 25 üretici ve 2 kooperatif yetkilisi ile yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Arıcıların, maliyet artışları ve değişen tüketim alışkanlıkları nedeniyle, kendileri gibi küçük ölçekli üreticilerin geleceğine dair olumsuz öngörülere sahip oldukları tespit edilmiştir. Agroekolojik arıcılığın sürdürülebilirliğini sağlamak için karar alıcılar tarafından hayata geçirilecek bir tarımsal planlama ve güçlü kooperatif yapılanmalarının gerekli olduğu belirlenmiştir. Agroekolojik arıcılığı endüstriyel arıcılıktan ayıran temel farklılıkların, kâr odaklı müdahalelerin azlığı, taşımaya dayalı olmayan arıcılık ve bitkisel ilaç kullanımına öncelik verilmesi olduğu gözlemlenmiştir.

AgroekolojiArıcılıkKüreselleşme+3
Ömürcan Veysel Zengin
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Peyami Safa'da Cumhuriyet Dönemi Türk modernleşmesi

Daha sonra doldurBu tez metninde Cumhuriyet Dönemi Türk Modernleşme süreci, 1899-1961 yılları arasında yaşamış olan Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemine, Birinci Cihan Harbine, akabinde imparatorluktan yeni bir yönetim biçimi olan Cumhuriyet rejimine geçiş sürecine, Cumhuriyet Döneminde modern bir ulus devlet inşa edilmesi sürecinde yaşanan modernleşme hareketlerine, toplumsal değişim ve dönüşüme tanıklık etmiş, tanıklık etmenin ötesinde bu modernleşme sürecinin hem tek tek bireyler üzerinde hem de toplumsal yaşam üzerinde bıraktığı etkiyi derin bir tahlile tabi tutan Peyami Safa'nın perspektifi ile değerlendirilmiştir. Bu bağlamda modernite kavramı ve kavramın tarihsel gelişimi, Batı dışında kalan toplumların yaşadığı modernleşme süreci, toplumsal ve kültürel değişmeyi beraberinde getiren modernleşme hareketlerinin dönemin sosyo-kültürel yapısını nasıl ve hangi açılardan etkilediği konuları ele alınmıştır. Türk Modernleşme sürecine tanıklık etmiş bir yazar olan Peyami Safa'nın düşünceleri ışığında; Asya kıtası ile Avrupa kıtasının kesiştiği bir konumda yer alan, kültürel olarak ise doğu medeniyeti ve batı medeniyeti arasında kalan ülkemizde yaşanan modernleşme hareketleri, modernleşmenin Türk toplumu üzerinde yarattığı sosyal, kültürel, siyasi, ahlaki değişme gözler önüne serilmiş, bu yaşanan toplumsal değişimin nasıl bir kültürel zemine oturduğu anlatılmıştır. Peyami Safa, Batı'nın sahip olduğu ileri seviyedeki kültür ve medeniyeti örnek almamız gerektiğini savunurken Türk Modernleşmesinin kendine özgü bir kimlik ve karakter taşıması gerektiğinin de altını çizmiştir. Safa, coğrafi olarak da zihniyet olarak da Doğu medeniyeti ile Batı medeniyeti arasında bir yerde konumlanan Türk toplumunun modernleşmesini değerlendirirken bu iki farklı kültür ve medeniyetten birini diğerine tercih edip üstün görmemiş; bilakis ikisinin de kendi farklı iç dinamiklerinin bulunduğunu iddia etmiştir. Bu iki coğrafya arasında kalan Türk toplumunun modernleşmesi de bu iki kültürün birbirini tamamlayan parçalarından anlamlı bir sentez şeklinde olduğu müddetçe başarıya ulaşır. Yani ideal modernleşme Doğu ve Batı medeniyetlerinin anlamlı bir sentezidir. Burada önemli olan husus; Modernleşmeyi, "Doğu ve Batı medeniyetleri arasında din, dil, kültür ve zihniyet farklılıklarının çatışması olarak değil; iki medeniyetin sahip olduğu kültürün benzer ve ortak yanlarından anlamlı bir sentez oluşturabilmek" olarak ele alabilmenin elzem olduğu düşüncesini benimseyebilmektir. Anahtar Kelimeler: Modernleşme, Batılılaşma, Kültürel Değişme, Cumhuriyet Dönemi, Peyami Safa. ulacaktır.

BatılılaşmaCumhuriyet DönemiKültürel değişim+1
Kevser Akyol
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Evlenmeme eğiliminin sosyolojik boyutları: Manisa örneği

Evlilik kurumu, hukuksal olarak da onaylanan iki kişinin, yasal, duygusal, cinsel ve ekonomik olarak hayatlarını birleştirmesi ve toplum tarafından benimsenen, kendine ait çeşitli sınırları olan toplumsal bir kurumdur. Buna karşılık evlenmemek ve evlenmeme eğilimi ise, evlilik ile ilgili bahsedilen eylem ve tutumlara sahip olmamayı ifade eder. Günümüz modern toplumlarında, evlilik olgusu aile kurumunun örgütlenmiş biçimidir. Bu bağlamda yerine getirdiği işlevlerin önemi dolayısıyla toplumsal yapının ve toplumsal sistemin merkezi unsurlarından biri olan aile kurumu, bireylerin hayatlarını birleştirmesi ve topluma sosyalleşmiş yeni bireyler kazandırması açısından önemlidir. Fakat buna rağmen günümüzde artık evlilik olgusuna ve aile kurmaya yönelik tutumlar olumsuz anlamda yön değiştirmiştir. Nitekim TÜİK verileri incelendiğinde evlilik yaşının yükseldiği, evlenme hızının düştüğü, boşanma hızının arttığı, hane başına düşen ortalama çocuk sayısının düştüğü görülebilmektedir. Toplumsal bir gözlemle de doğrulanabilecek bu olgu, ortalama evlilik yaşını geçtiği halde evlenme eğilimi içinde olmayan bireylerle sık sık karşılaşma ihtimali ve imkânı oluşturmaktadır. Dolayısıyla, toplumda sosyolojik bir problem olarak evlenmeme eğiliminden söz etmek mümkündür. Evlenmeme eğilimi; ailenin yapısının ve işlevlerinin değişmesi veya bireylerin evlilikten beklentilerinin ve evlilik tutumlarının değişmesinden kaynaklanmıştır denebilir. Bu değişim olumsuz yönde gelişerek çoğunlukla bireylerin evlenmeyi tercih etmemesine veya evlenememelerine etki etmiştir. Bu da aile kurumunun toplumsal bir sorunla karşılaşması demektir. Bu bağlamda, bu çalışma Manisa örneklemi üzerinden Türkiye'de 40 yaş ve üzeri bireylerin evlenmeme eğilimlerinin sosyolojik boyutlarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Böylece 40 yaş ve üzeri bekâr bireylerin evlenmeme nedenlerini ekonomik değişkenlere, evlilik beklentilerine, evlilik kurumuyla ilgili benimsedikleri değerlerin toplumdaki ortalama değerlerden farklılaşıp farklılaşmadığına göre incelenmesi amaçlanmıştır. Böylece evlenmeme eğilimini arttıran ekonomik, sosyal, kişisel ve sosyal psikolojik nedenlerinin tespit edilmesi hedeflenmiştir. Bu çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır ve verilerin toplanmasında da yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme formu kullanılmıştır. 7'si erkek, 10'u kadın olmak üzere 17 katılımcıyla görüşme yapılmıştır. Görüşmelerden elde edilen veriler, betimsel analiz tekniğiyle analiz edilmiştir. Araştırma verilerinin analizinden katılımcıların çoğunun evlenmemeyi doğrudan tercih etmedikleri, başta belirli toplumsal ve sosyal nedenlerden etkilenmiş olmaları, sosyo-ekonomik bazı nedenler, bedensel/ruhsal rahatsızlıklar ve diğer bireysel sebeplerden ötürü evlenmeme durumuna maruz kaldıkları, evlilik/aile değerlerinin genel olarak korunduğu görülmüştür. Bununla birlikte çocuk sahibi olmayı isteme durumuna göre evlilik değerlerinin farklılaştığı yönündeki temel bulgulara erişilmiştir. Bu tez çalışması üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm, evlilik/aile kurumuyla ilgili kavramsal çerçeveyi ve kuramsal temeli içermektedir. İkinci bölümde literatür özeti yer almaktadır. Üçüncü bölümde ise önce araştırmanın metodolojisi hakkında bilgi verilmiş, sonra da katılımcılardan elde edilen verilerin analiziyle erişilen temel bulgulara yer verilmiştir. Bu bölüm, araştırmanın temel bulgularının diğer araştırma bulgularıyla karşılaştırıldığı tartışma ve varılan sonuç kısımlarıyla tamamlanmıştır. Anahtar kelimeler: Aile, evlilik, evlenmeme, evlenmeme eğilimi, evlilik yaşı

Nursena Demircioğlu Fesliyan
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Terörı̇zm ve aı̇le araştırmalarının kesı̇şı̇mı̇: Sı̇stematı̇k bı̇r lı̇teratür taraması

Bu çalışma, 2000-2024 yılları arasında yayınlanan 33 hakemli çalışmanın sistematik bir literatür taramasından yola çıkarak radikalleşme, terörizm ve terörle mücadele süreçlerinde ailenin çok yönlü rolünü araştırmaktadır. Terörizmde ideolojinin, siyasi şikayetlerin ve küresel yapıların rolü kapsamlı bir şekilde araştırılmış olsa da, hem risk hem de koruyucu bir faktör olarak ailenin etkisi akademik literatürde nispeten az çalışılmış ve parçalı kalmıştır. Bu araştırma, ailenin radikalleşmeye katılımı ve terörle mücadele ve radikalleşmeyi azaltma çabalarındaki potansiyeli ile ilgili tekrar eden temaları, kavramsal çerçeveleri ve pratik çıkarımları belirlemek için nitel bir meta-sentez yaklaşımı kullanarak bu boşluğu ele almaktadır. NVivo 12 aracılığıyla tematik kodlama kullanılarak dört ana kategori sentezlenmiştir: (1) Radikalleşmede Ailenin Rolü, (2) Terörle Mücadele ve Radikalleşmeden Uzaklaşmada Ailenin Rolü, (3) Terörizm veya Radikalizmi Etkileyen Aile Faktörleri ve (4) Radikalleşmeyi Önlemede Aile. Bu kapsayıcı kodlar içerisinde, ideolojinin nesiller arası aktarımı, duygusal travma, toplumsal cinsiyet dinamikleri, ebeveynlik uygulamaları, ulus ötesi marjinalleşme ve nesiller arası iyileşme gibi alt temalar, ailelerin radikalleş(tir)me yörüngesini etkilediği merkezi mekanizmalar olarak ortaya çıkmıştır. Bulgular, ailelerin bu süreçlerde yekpare aktörler olmadığını ortaya koymaktadır. Bazı bağlamlarda, özellikle nesiller arası şikayetlerin, otoriter ebeveynliğin veya duygusal ihmalin hüküm sürdüğü durumlarda, aşırılık yanlısı ideolojiler için kuluçka görevi görmektedirler. Diğer durumlarda ise aileler, özellikle duygusal kabul, iletişim ve toplumsal katılımın mevcut olduğu durumlarda, dayanıklılık ve yeniden bütünleşme aracıları haline gelirler. Aile aynı anda hem bir kırılganlık alanı hem de bir direnç mekanizması olabilir. Bu ikirciklilik, ailenin risk ya da koruyucu faktör olarak basitleştirilmiş ikiliğine meydan okumakta ve rolünün daha ilişkisel, kesişimsel ve dinamik bir şekilde anlaşılmasını gerektirmektedir. Bu araştırmanın önemli bir katkısı, radikalleşmenin duygusal ve psikososyal boyutlarına vurgu yaparak, aşırıcılığa giden bireysel yörüngelerin genellikle sadece ideolojik inançlar tarafından değil, ailesel kopuşlar, çözülmemiş travma ve kimlik ve aidiyet arayışı tarafından yönlendirildiğini göstermesinde yatmaktadır. Benzer şekilde, başarılı terörle mücadele stratejileri, aileleri gözetim veya zorlama araçları yerine iyileşme, güven ve ahlaki netlik alanları haline gelmeleri için desteklediklerinde en etkili olanıdır. Bu çalışma aynı zamanda, yeterli yapısal veya duygusal destek sağlamadan aileleri radikalleşmeyle mücadele çabalarında araçsallaştırma yönündeki politika eğilimini de eleştirmektedir. Aileleri dönüştürücü potansiyele sahip karmaşık, yaşanmış alanlar olarak kabul eden travma-bilinçli ve toplum-köklü yaklaşımlara doğru bir kaymayı savunmaktadır. Bu nedenle, aile yalnızca radikalleşmenin gerçekleştiği bir bağlam olarak değil, daha geniş terörizm ve dayanıklılık ekolojisinde aktif, gelişen bir aktör olarak anlaşılmalıdır. Bu araştırma, akademik ve politika tartışmalarında aileyi merkeze alarak, şiddete varan aşırıcılıkla mücadelede daha insan merkezli ve sosyal temelli bir yaklaşım sunmaktadır.

AileRadikalleşmeTerörizm
Moch Hısyam Putra
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Suriyelilerin göçü ve kentsel yaşamın yeni örüntüleri: Gaziantep örneği

2011 Suriye iç savaşının patlak vermesiyle birlikte Türkiye'ye yönelen Suriyeli göçüne bağlı olarak toplumsal, ekonomik, politik v.b. gibi alanlardaki kaygılardan hareketle, kaotik durumların oluşacağı düşüncesine bağlı olarak oluşan genel kanı bir takım olumsuzlukları içermektedir. Ancak kaos üzerinden tartışılan bu dinamikler, yeni "fırsatları"da üretmekte midir? Ekonomik, siyasal ve toplumsal dinamikler bu perspektifte yeni örüntülerde doğurmakta mıdır? Dolayısıyla, olguya ilişkin "sağlıklı analizler" yapabilmek, süreç içerisinde gerekli düzenlemeleri gerçekleştirebilmek ve yeni oluşumlar için alternatifler üretebilmede göçmenlerin takibi sistem adına zorunluluk gibi dururken yukarıdaki sorulara verilebilecek cevapların içeriği sürecin kendisini anlayabilmek adına önemlidir. Hal böyle olunca bu çalışma Suriyeli göçüne bağlı olarak ortaya çıkan kentsel saçaklanmanın durum katmanları halinde nasıl bir görünüm ortaya çıkardığını; bağlı olarak kentin ve kentsel yaşamın örüntülenme biçiminin nasıl dönüştüğünü sorgulamaktır. Çalışmadaki temel amaç Suriyeli göçüne bağlı olarak kentlerde meydana gelen saçaklanmaları durum katmanları halinde analiz ederek kentsel yaşamın yeniden nasıl örüntülendiğini irdelemektedir.

GaziantepGöçlerGöçmenler+4
Burcu Aydoğdu
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yabancı ile bir arada yaşama ve ötekileştirme: Mardin halkının bakışından Suriyeli sığınmacılar

2011 yılında başlayan Suriye'de meydana gelen iç karışıklar sonucu Suriye halkının çok önemli bir kısmı komşu ülkelere iltica etmek zorunda kalmıştır. Suriyeli mültecilerin en çok iltica ettikleri ülke olan Türkiye'deki kayıtlı Suriyeli sayısı Ağustos 2019 tarihi itibarıyla toplam 3 milyon 643 bin 870 kişidir. Dolayısıyla, Türkiye'de neredeyse nüfusun %5'lik bir kısmına tekabül edecek sayıda Suriyeli mülteci bulunmaktadır. Türkiye'deki Suriyelilerin belli bir kısmı çeşitli illerde devlet tarafından kurulan sığınmacı kamplarında yaşamlarını sürdürmeye çalışırlarken önemli bir kısmı da kamp dışında yerleşik halk ile iç içe yaşamaktadır. Başlangıçta misafir olarak kabul edilen ve tanımlanan Suriyeli sığınmacıların aradan geçen sekiz yıllık süre sonrasında yavaş yavaş Türkiye'de yerleşik hale gelmeye başlaması hiç şüphesiz yerli ile yabancı arasındaki başlangıçtaki ilişkilerin de değişmesine neden olmaktadır. Zira, misafirlikten yerleşikliğe geçiş aynı zamanda yabancının yerli toplum tarafından zaman zaman birçok konuda günah keçisi olarak ilan edilmesini ve dolayısıyla ayrımcı ve dışlayıcı söylem ve davranışlarla karşılaşmalarını daha olası hale getirmektedir. Bu anlamda, Türkiye'ye gelen sığınmacıların etkileşimleri sonucunda yerel halkın tutumlarında oluşabilecek dışlama veya ayrımcılık temelindeki pratikler yaygınlaşabilmektedir. Dolayısıyla, Türkiye'de siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel anlamda derinlemesine etkiler yaratan bu kitlesel göçün ve misafirlikten yerleşikliğe doğru evrilen sürecin yerleşik halkta nasıl etkiler yarattığı ve yerel halkın perspektifinden Suriyeli sığınmacıların başlangıçtan farklı olarak artık nasıl karşılandığının incelenmesi önemlidir. Bu çerçevede, araştırmanın konusunu Suriyeli sığınmacılar özelindeki göçler sonucunda gerçekleşen toplumsal etkileşimlerin özellikle algısal boyutta yarattığı gerilimler, bunların yerel halkın gündelik toplumsal pratiklerine nasıl yansıdığı ve dış göçle gelen dezavantajlı nüfusa yönelik olası olumlu veya olumsuz algıların biçimlenmesinde rol oynayan faktörler veya dinamikler oluşturmaktadır. Başka bir ifadeyle, uzunca bir zamandır yoğun bir Suriyeli sığınmacı akınıyla karşılaşan Türkiye'de sığınmacılara yönelik inşa edilen tutumların somut söylemlere ve eylemlere yansıma biçiminin sosyolojik olarak değerlendirilmesi araştırmanın/tezin merkezi noktasını oluşturmaktadır. Bu bağlamda, araştırmada, Türkiye'ye yönelen bu göç hareketleri sonucunda sığınmacılarla ilgili yansıyan negatif yöndeki çok sayıdaki gündelik etkileşimin, haberin veya deneyimin yerel halkta "karşıt konum kimliklerinin oluşması"na ve dolayısıyla bir "karşı grup yabancılaştırması"na yol açıp açmadığı veya bu süreçte nasıl bir etkiye sahip olduğunun irdelenmesi amaçlanmaktadır. Bu kapsamda, Suriyeli sığınmacılarla yerel halkın gündelik karşılaşmalarının ve etkileşimlerinin yüksek olduğu sınır bölgesi yerleşim yerlerinden biri olan Mardin ili araştırmanın evreni olarak seçilmiştir. Mardin'deki Suriyeli sığınmacı nüfusu Mardin ilinin toplam nüfusunun %10,55'ini oluşturmaktadır. Suriyeli sığınmacıların toplam nüfusa oranı bakımından Mardin Türkiye'de yedinci en çok Suriyeli barındıran il durumundadır. Çalışmada nitel metodolojiye uygun olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla derinlemesine görüşmeler yapılmış ve katılımlı gözlem tekniği ile ampirik veriler elde edilmiştir. Teorik örnekleme ve maksimum çeşitlilik örnekleme tekniklerinin kullanıldığı bu çalışmada demografik çeşitlilik göz önünde bulundurulmakla beraber yeteri veri elde edilene kadar görüşmeler devam ettirilmiş ve toplamda 36 katılımcıyla alan araştırması tamamlanmıştır. Dolayısıyla, araştırma, genel olarak yerel halk arasında Suriyeli sığınmacılar özelinde yabancı göçmelere yönelik algıların hangi yönde olduğu ve sığınmacılara yönelik inşa edilen tutumların somut söylemlere ve eylemlere yansıma biçiminin nitel verilere dayalı olarak sosyolojik eksende sınır bölgesi olan Mardin ili örneği üzerinden değerlendirilmesini kapsamaktadır. Nitekim, bu araştırma ile yerlinin bakış açısından yabancı ile yerli arasındaki ilişkilerin detaylı olarak ortaya konulması ve henüz ne zamana kadar Türkiye'de kalacakları belli olmayan Suriyeli sığınmacıların uzun vadede Türkiye'de kalmaları ve yerleşik hale gelmeleri durumunda ileride ilişkilerin ne yönde şekilleneceğinin öngörülmesi noktasında katkı sağlaması hedeflenmiştir.

GöçlerGöçmenlerMardin+4
Fatima Doğan
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kültürel bir grup olarak Makedonya göçmenleri: Çoklu-kimlikler ve aidiyetler (Manisa örneği)

Türkiye'de Balkan göçmen gruplarından biri olan Makedonya göçmelerinin kuşaklararası farklılıklar temelinde, çoklu kimlikler, çifte vatandaşlık ve aidiyet bağlamında nasıl bir kimlik inşası gerçekleştirdikleri araştırmanın odak noktasını oluşturmaktadır. Bu bağlamda araştırma, Manisa ilinde yaşayan Balkan göçmen grubu olan Makedonya göçmenleriyle sınırlandırılmıştır. Manisa ilinde yaşayan Makedonya göçmenlerinin kültürel kimliklerini, aidiyetlerini, çifte vatandaşlığa ilişkin duygu ve tutumlarını inceleyebilmek için araştırmaya birinci, ikinci ve üçüncü kuşak göçmen bireyler alınmıştır. Çalışmada nitel ve nicel yöntemlerin birlikte kullanılması tercih edilmiştir. Nitel araştırma tekniklerinden derinlemesine görüşme tekniği, nicel araştırma tekniklerinden ise anket tekniği kullanılmıştır. Bu bağlamda, nicel araştırma doğrultusunda anket tekniği ile toplanan veriler, SPSS programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Böylece genelleme yapma konusunda daha sınırlı olan nitel araştırma sonuçları kısmen de olsa güçlendirilmeye çalışılmıştır. Ortaya çıkan sonuçlara göre, Balkan göçmen gruplarından olan Makedonya göçmenleri Türk toplumuna sosyo-kültürel anlamda uyum sağlamaktadırlar. Kuşaklararasındaki farklılıklar temelinde ise çoklu aidiyet, çifte vatandaşlık ve dil kullanımına ilişkin olarak birinci ve ikinci kuşaklarda göçmen kimliği tanımlaması görülürken, son kuşaklarda bu kimliğin silikleştiği ifade edilebilir. Dil kullanımlarına ilişkin ise birinci kuşaklarda ve ikinci kuşaklarda çok dillilik mevcut iken bir sonraki kuşaklara aktarım arzusu bulunmaktadır. Üçüncü kuşaklarda ise, Makedoncanın kullanımı, devamlılığı ve aktarımı oldukça düşmektedir. Çokkültürlülük kavramı ekseninde ise kuşaklararasında kimlik ve aidiyet tanımlamalarında farklılaşmaların olduğu söylenebilir. Son olarak, Makedonya göçmen bireylerinin toplumla tamamen bütünleştiği ve uyum sağladığından söz edilebilmektedir.

AidiyetBalkan TürkleriBalkan savaşları+7
Damla Çetin
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Mekânın üretimi, kentsel haklar ve mekânın paylaşımı: Sivil haklar hareketi üzerine bir inceleme

Günümüzde kentler kapitalist sermayenin temel dinamiklerinin şekillendirdiği mekânlar haline gelmiştir. Kapitalist sermayenin temel dayanağı ise sermaye birikimdir. Üretim ve tüketimin artmasına koşut olarak varlığını daha geniş alanlara yayan sermaye birikiminin büyük oranda kendini var ettiği mekânlar olan kentler, metaların üretildiği alanlar olmanın ötesinde kendileri de bir meta haline gelmişlerdir. Ulaşım ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler ve artan rekabet ile birlikte sermaye mekândaki mesafe engeli olabildiğince hızlı bir şekilde aşmak durumunda kalmıştır. Bu nedenle kapitalist üretim tarzı mekân üzerinde yayılmayı gerçekleştirebilmek için kentsel mekânda uygun düzenlemelere ihtiyaç duymuştur. Kent merkezleri arasındaki kesintisiz ulaşım sistemlerinin kurulması bu düzenlemelerin başında gelmektedir. Bu bağlamda kent mekânında kapitalist ideolojinin üretiminde önemli bir paya sahip olan unsurlardan biri başta otomobil olmak üzere motorlu taşıtlardır. Otomobil, temel işlevi olan ulaşım aracı olmaktan öte zamanla stilistik bir objeye dönüşmesinin yanı sıra gerek kendisine ayrılan devasa bütçelerle gerekse kentin kurulmasında merkezi öneme yerleşmesiyle, kapitalizm-kent ilişkisini anlamada kilit bir noktaya yerleşmektedir. Bu çalışmanın temel amacı da kapitalist sermayenin kentsel mekânı dizayn etme biçimini tartışmak, otomobilin kent mekânın kapitalist inşasındaki rolünü ortaya koymak ve otomobil merkezli kent tasarımına karşı kent mekânının adil paylaşımını talep eden Critical Mass Hareketi'nin, kent ve kentli hakları bağlamında dönüştürücü bir kentsel-toplumsal hareket olarak okunmasıdır. Buna bağlı olarak da araştırmanın sorunsalının somutlanabileceği alan olarak Türkiye'de Critical Mass eylemlerinin düzenli olarak gerçekleştiği şehirlerden birisi olan İzmir ili seçilmiştir. Critical Mass eylemlerinin kent hakkı ve mekânın adil paylaşımı bağlamında gerçekleştirdiği dönüşümlerin saptanabilmesi için nitel araştırma yöntem ve tekniklerinden derinlemesine görüşme tekniği kullanılmıştır. Bu araştırma sonucunda, CM eylemlerine katılan bisiklet kullanıcılarının kent hakkı kavramı üzerinden bu hareketi bir kent hakkı mücadelesi olarak değerlendirip değerlendirmedikleri sorgulanmıştır. Çalışmaya yansıyan veriler ışığında çalışmanın temel savı kentlerin motorlu taşıtlar merkezli dizayn edildiği, Critical Mass hareketinin de bu duruma çeşitli direniş mekanizmalarıyla itiraz ederek kent hakkını ve kentin adil paylaşımını talep eden bir yeni sosyal hareket olduğudur.

Kent sosyolojisiKentsel haklarMekan+5
Gökhan Pirli
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Orta sınıf ve finansallaşmanın sosyo-mekansal yansımaları

Neo-liberalizmin etkisini her alanda gösterdiği günümüz toplumlarında, kentler de bu sürecin bir parçası haline gelmektedir. Neo-liberal küreselleşme ile birlikte finansal işlemler artmış ve gündelik hayatın içine kadar girmiştir. Bu durum, bireylerin finansal işlemlerle daha yakından ilişki içinde olmasını ve kredi kullanımını birçok alanda arttırmasını beraberinde getirmiştir. Finansallaşmanın artması, bir taraftan bir borçlanma kültürünün oluşumunu beraberinde getirirken diğer taraftan da kentsel mekânda konut tüketimi üzerinde kendini göstermektedir. Günümüzde konut sahibi olmak, artış gösteren kredi olanaklarıyla birlikte daha ulaşılabilir bir hale gelmiştir. Böylece, maaşlarının verdiği güvence ile orta sınıflar konut kredisinden yararlanıp uzun süreli borçlanarak konut sahibi olabilmektedir. Bu süreç, özellikle borçlanarak konut satın alan orta sınıfların mekânda konumlanması üzerinde görünür olmakta ve bir takım sosyo-mekânsal yansımaları ortaya çıkarmaktadır.

Finansal faaliyetlerFinansal farkındalıkFinansallaşma+4
Elif Özgür
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Neo-liberalizmin sirayeti, mekan ve yerel yansımalar

Tüm dünyada belirleyici olan küreselleşme süreci ve neo-liberal uygulamalardan hareketle şimdiye kadar kamuya ait malların şirketleştirilmesi, metalaştırılması ve özelleştirilmesinin yanı sıra, günümüzde artık sermaye birikimi için insanların içinde bulunduğu mekâna kadar müdahale edildiği görülmektedir. Mekânlar üzerinde uluslararası ve ona bağlı işleyen sermaye ilişkilerinin giderek egemen olduğu gerçeğinden hareketle, bu mekâna sermaye tarafından müdahaleye birtakım yerel tepkilerin ortaya çıktığı yadsınamaz bir gerçekliktir. Neo-liberal küreselleşmenin yerinden eden unsurlarına karşıt olarak yerelin yeniden yerleştirici unsurları arasında sürekli bir ilişki söz konusudur ve yerelin yeniden yerleştirici güçleri genellikle küresel olana bir tepki olarak ortaya çıkmaktadır. Türkiye'de 1980'lerden itibaren neo-liberal ekonomi politikalarının temel dinamiklerini benimsemiş, küresel işleyişle eklemlenebilmenin gereklerini yerine getirmeye başlamıştır. Özellikle yapısal uyum programları bu süreçte önemli rol oynamaktadır. Bu çalışmada, küreselleşme süreci ve onun ekonomik görünümü olan neo-liberal politikalar aracılığıyla sermayenin mekana ve yerelliklere nasıl sirayet ettiği ve yerelin bu sirayete verdiği tepkiyi tartışmak temel amaç durumundadır.

EkonomiEkonomi politikalarıKüreselleşme+7
Ecem Eskicioğlu
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Tüketim mekanı olarak kent, mekanın dönüşümü ve üniversite öğrencileri

Her ne kadar tarihsel süreçte 15. Yüzyıl'a kadar geriye götürülebilse de bu çalışmada 1980 sonrası süreç üzerinden irdelenmiş olan küreselleşme, çok boyutlu ve karmaşık bir süreçtir. Genel anlamda siyasal, kültürel, ekonomik görünümleri üzerinden tartışılan süreç, yine bu başlıklar üzerinden daha da daraltılarak açıklanabilir. Küreselleşmenin ekonomik görünümleri içerisinde açıklanabilecek olan piyasaların küreselleşmesi, gerçekleşme düzeyi ve yol açtığı sonuçlar açısından çok önemlidir ki küreselleşmenin çok yönlülüğü üzerinde duranlar çoğunlukla piyasanın küreselleşmesinin gerçekliğini yadsımaksızın, diğer boyutların varlığına da dikkat çekmektedir. Hal böyle olunca finansal küreselleşme ve tüketim mekanı olarak kent üzerine yoğunlaşılan olan bu çalışmada, Türkiye'de tüketim mekanının öznelerinden biri konumunda olan üniversite öğrencileri üzerinden mekanın yeniden nasıl üretildiği ve bu sürecin mekanda nasıl bir sosyal gerçeklik yarattığı sorgulanmıştır. Temel hak durumundaki hizmetlerden biri olan eğitim çerçevesinde sosyal devlet, sunduğu hizmetler ile üniversite öğrencilerinin barınma ihtiyaçlarını karşılarken sosyal refah politikalarının terk edilmesiyle birlikte yapı gereksinimleri karşılayamaz hale gelmiştir. Bu noktada temel ihtiyaçlardan biri olan barınma ihtiyacının karşılanmasında özel sektör ya da inşaat sermayesi devreye girmektedir. Araştırmada; öğrenciler üzerinden yaratılan mekan ekonomisinin inşa edilme sürecine ve tüketim-mekan ilişkisini üreten ve sürdüren toplumsal mekanizmalara odaklanılmıştır. Bu bağlamda yaratılan mekan ekonomisi ile birlikte ortaya çıkan sosyal gerçeklik üzerinden üniversite öğrencilerinin barınma sorunu, öğrenci kimliğinin ve yaşam tarzının tüketim üzerinden yeniden inşa edilmesi, öğrencilerin finansallaştırılması süreci ve üniversite öğrencileri aracılığıyla yaratılan neo-liberal kentsellik araştırılmıştır.

Kentsel mekanMekanMekansal değişim+6
Can Öztürk
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sekülerleşme tartışmaları sürecinde Türkiye'de dindarlaşma sürecine bir dair değerlendirme

Tez konusu olarak sekülerleşme tartışmaları sürecinde Türkiye'de dindarlaşma süreci seçilmiştir. Son yirmi otuz yıllık süreçte tüm dünyada dindarlaşmanın arttığına dair yoğun tartışmalar sürüp gitmektedir. Bu tartışmaların 1990'lı yılların ortalarından itibaren ülkemizde de fazlasıyla yaşandığına tanıklık etmiş bulunuyoruz. Bu çalışmada Cumhuriyet Türkiye'sinin, Osmanlı'dan devraldığı aydınlanmacı, modernleşmeci, seküler, lâik toplum kurgusunun geldiği toplumsal durumu görmek amaçlanmıştır. 1980'lerden itibaren kapitalizmin en son uygulaması olan neoliberal politikalar Türkiye'de de uygulanmaya başlanmıştır. Buna bağlı gelişen kırdan kente göçün artması, gecekondulaşma, köksüzleşme, geleneksel dayanışma ağlarının çöküşüyle ortaya çıkan boşluğun modern kurumlarca karşılanmasındaki eksiklikler hem özel hem de kamusal alanda dine yönelimi artmıştır. Dünyada yükselişe geçen dine dönüş-dine başvuru- ile birlikte ülkemiz özelinde dinin toplumsal görünürlüğünün ve etkilerinin araştırılarak ortaya çıkarılması bu tezin temel amacını oluşturmaktadır. Araştırma stratejisi olarak araştırma problemimizin yapısına en uygun olan nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Nitel araştırmanın alt çalışma gruplarından "betimsel araştırma" tekniğine uygun toplamda 27 görüşmeci ile yüz yüze görüşme gerçekleştirilmiştir. Aydın örnekleminde bizim temel araştırma yöntemimiz olarak belirlenmiştir. Sahada elde edilen verilerin tekrar etmeye başladığında görüşmeler sonlandırılmıştır. Mevcut literatür, bilimsel çalışmalar ve çeşitli dokümanlar da analizlerimizde kullanılmıştır. Sekülerleşme tartışmaları ekseninde Türkiye'de görülen dindarlaşmanın arkasındaki nedenler tartışılarak, Türkiye'deki dindarlaşma gerçeğinin dünya genelindeki dindarlaşma vi süreciyle bağıntısını anlamak ve Türkiye'de yaşanan toplumsal değişimin dindarlaşmasekülerleşme tartışmaları bağlamında anlamaya çalışılmıştır. Bulgularımız araştırmamızın başlangıcında ortaya konulan gözlemlerimiz ve sayıltılarımızı büyük oranda doğrular niteliktedir. Buna göre tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de dindarlaşmanın arttığı, dine yöneliminin olduğu görülüyor, ancak, 'görünürlüğü' artmış olan bu dindarlaşmanın muhtevası hususunda aynı şeyi söylemek pek mümkün görünmemektedir. Yani görünürde artan dindarlaşmanın nitelik anlamda İslam'a uygunluğu tartışma konusudur. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Din, Dindarlaşma, Dini Kimlik, Laiklik, Modernleşme, Muhafazakârlık, Sekülerleşme.

DindarlıkDini kimlikModernleşme+4
Mehmet Semerci
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Siber gerçekliğin mekan ve ilişkilerde cisimleşmesi: League of legends" örneği

"Siber Gerçekliğin Mekân ve İlişkilerde Cisimleşmesi: "League of Legends" Örneği" başlıklı tez çalışmamızda Manuel Castells'in 'Ağ Toplumu' kuramı ve oyun olgusunun tarihsel dönüşümü analiz edilerek, 'League of Legends' oyununun mekân ve ilişkiler boyutu ele alınmaya çalışılmaktadır. Araştırmamızın birinci bölümünde Castells'in ağ toplumu tartışması detaylı bir şekilde incelenmektedir. Bu bağlamda, ağ kavramı, bilgisayar ve İnternet teknolojisi, zaman ve uzam tartışmaları, siber gerçeklik ve siber kültür tartışmaları incelenmektedir. Araştırmamızın ikinci bölümünde ise 'oyun' olgusu detaylı bir şekilde incelenmektedir. Bu bağlamda, oyun kavramı, oyun kültür ilişkisi, video oyunları, dijital oyunlar ve son olarak League of Legends oyunu bağlamında kavramlar ele alınarak oyunun kültürünün tarihsel bazda dönüşümü ve etkilerinin neler olduğunu açıklamak amaçlanmaktadır. Araştırmamızın üçüncü bölümünde ise İstanbul ve Aydın illerinde 12 kişiyle yapılan derinlemesine görüşme sonuçları analiz edilmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Ağ toplumu, İnternet, Mekân, Oyun, League of Legends.

Ağ toplumuKültürMekan+5
Murat Dilek
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Post-truth dönemde siyasal içerikli bilgi arayışı, içerik teyidi ve sinizm

Bilgi teknolojilerinin son derece ilerlediği ve içinde yaşadığımız bu dijital çağda yurttaşlık, siyasal bilgi edinimi, siyasal katılım ve elde edilen bilgilerin doğruluğu konusunda pek çok belirsizlikler ortaya çıkmıştır. Yeni internet teknolojileri sayesinde, diğer toplumsal alanlarda olduğu gibi, siyasal alanda da enformasyon üretimi ve paylaşımı ile başkalarınca üretilmiş bilgilere erişim çok kolay bir hale gelmiştir. Yurttaşlar olarak bireylerin böyle bir olanağa sahip olması demokrasi için olumlu bir olgu olarak görülmekle birlikte, erişimi çok kolay olan bu kadar fazla "doğru" ve "yanlış" bilginin aynı mecrada aynı anda ve bazen de yan yana var olması, onların gerçekliği ve doğruluğu konusunda dikkatli olunması gerekliliğini beraberinden getirmektedir. Bu araştırmada, böyle bir ortamda katılımcıların özellikle siyasal bilgiyle ilgili olarak "doğru ve gerçek olan bilgi" bağlamında nasıl bir tavır içinde oldukları incelenmiştir. Araştırmanın odağını, bireylerin siyasal alanın aktörlerini nasıl değerlendirdikleri, genel olarak medya, özellikle de web 2.0 teknolojisinin sunduğu dijital mecralardan elde ettikleri siyasal alana dair bilgileri nasıl değerlendikleri, bu bilgilerin doğruluğu konusunda nasıl bir tavır takındıkları ile bu bilgilere alternatif olabilecek siyasal bilgi arayışına ne derecede giriştikleri konuları oluşturmaktadır. Bu amaçla, hem nitel hem de nicel veriler toplanmıştır. Nicel veri toplama yöntemi genellenebilir bilgilere ulaşmak amacıyla tercih edilirken, sosyal olguları bağlamları içinde keşfetmeye çalışan yorumlayıcı anlayışa dayanan nitel yöntem konunun derinlemesine anlaşılmasına yardımcı olması amacıyla kullanılmıştır. Nicel araştırma kapsamında, çalışma evreni, İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırması ikinci düzey (IBBS-2) seviyesinde Ege Bölgesi temsiliyetine sahip illerden olan Aydın ilindeki 18 yaş ve üstü bireylerle sınırlandırılmıştır. Araştırmaya dâhil edilecek kişiler belirlenirken kolay ulaşılabilir durum örneklemesi ile orantılı tabakalı örneklem seçme yönteminin bazı ilkeleri kullanılmıştır. Bu amaçla örneklem için Aydın merkez ilçe ve diğer ilçelerden nüfus sayılarına oranla katılımcı tabakaları belirlenmiş ve alt tabakalarda da katılımcıların siyasi aidiyet, yaş, cinsiyet ve gelir grubu açısından orantılı bir şekilde dağılmasına dikkat edilmiştir. Bu amaçla, 723 kişiden oluşan bir örneklem grubuna ulaşılmış ve elde edilen 703 anket geçerli sayılarak değerlendirilmeye alınmıştır. Araştırmanın anlama ve yorumlamaya yönelik bakış açısından hareketle tasarlanan nitel araştırma kapsamında ise veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme tekniği kullanılmıştır ve 20 katılımcı ile görüşülmüştür. Bu amaçla görüşme yapılacak kişilerin seçilmesinde cinsiyet, yaş, gelir algısı ve siyasal aidiyet kriterleri çerçevesinde 'maksimum çeşitlilik örneklemesi' yöntemi kullanılmıştır.

BilgiBilgi aramaHakikat+6
Rıdvan Korkut
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Ebeveynliğin dönüşümü ve paronoyak ebeveynliğin sosyo-kültürel temelleri

Tarihsel süreçte aile, ebeveynlik ve çocukluğun tanımı, çocuğa yüklenen anlamlar değişiklikler göstermiştir. Yerleşik yaşama geçişle birlikte toplumların temel kurumlarından birisi halini almış olan aile kurumu hem evrensel bir nitelik kazanmış hem de binlerce yıldır varlığını sürdürmeyi başarmıştır. Aile ve ebeveyn toplumsallaşma sürecinde ilk basamak olması ve kültürel değerlerin kuşaklar arası aktarımını sağlaması nedeniyle oldukça önemli bir araştırma konusudur (Nomaguchi K., ve Milkie M.A., 2017; Chan, T. W ve Koo, A., 2011 ). Toplumsal alandaki yapısal değişim ve dönüşümler bireylerin düşünme biçimini tutum ve davranışlarını doğrudan ya da dolaylı olarak etkilemektedir. Bu süreç aile içi ilişkilerde sadece ebeveynler arası ilişkileri değil, çocuğun aile içindeki ve toplumdaki konumlarını da dönüştürmektedir. 1990'lı yılların sonlarından bu yana Batı Avrupa'da ortaya çıkan ve artarak devam eden 'paranoyak ebeveynlik' yeni bir ebeveynlik sitili olarak 2000'li yılların ortalarından itibaren ülkemizde de görünürlük kazanmıştır. Yaygın olarak karşımıza çıkan bu ebeveynlik sitili, çocukların nasıl yetiştirilmesi gerektiği, çocuğun psikolojik, bilişsel ve fiziksel gelişimlerinin nasıl olmasına dair hemen her şeyi ebeveynlerin temel sorumluluğu olarak tanımlamıştır. Ebeveynliği yeni baştan öğrenilmesi gereken bir göreve dönüştürmesi beklenebileceği gibi, ebeveynliğin anksiyete, kaygı, güvenlik endişesi ve paranoyaklığın gelişmesine zemin hazırlamıştır. Araştırmanın amacı paranoyak ebeveynliği ortaya çıkaran sosyo-kültürel nedenlerinin ortaya konularak ebeveynlerin düşünme biçimlerine, tutum ve davranışlarına, gündelik yaşam pratiklerine yansımalarının incelenmesi olarak belirlenmiştir. Araştırmada nicel araştırma tekniği üzerinden kotalı anket uygulaması yapılmıştır. Araştırmada nicel araştırma yöntemi, kotalı örneklemle dayalı olarak seçilmiş olan 341 ebeveyne anket uygulanmıştır. 18 yaş ve üzeri, evli, 25 yaş altı çocuk sahibi olan Aydın ilinde ikamet eden ebeveynlerle görüşülmüştür. Araştırma sorunsalı üç bağlam üzerinden incelenmiştir. Birinci bağlam ailenin tanımı, tarihçesi, çocuğun tanımı, tarihçesi ve çocukluğa yüklenen anlamlar olarak ele alınmıştır. Ailenin ve çocuğun tanımı ve tarihçesini anlamak araştırmada ebeveynlik süreçlerinden bahsetmeden önce anlaşılması gereken önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. İkinci bağlam bireylerin yaşamlarını risklere yüklenen olumsuz anlamlar üzerinden değerlendirerek düşünme biçimlerini ve gündelik yaşam pratiklerini risk toplumu perspektifinden değerlendirmeleri üzerine kurulmuştur. Araştırmanın üçüncü ekseni geçmişten günümüze ebeveynlik tutumları ve tanımlamaları, uzmanlığın toplumsal yaşam üzerindeki etkisi paranoyak ebeveynliğin ortaya çıkışında etkili olan diğer süreçler üzerinde durulmuştur. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Aile, Çocuk, Ebeveynlik, Paranoya, Risk, Güven.

Aile içi rollerEbeveyn-çocuk ilişkisiEbeveynler+7
Şeyda Kankurdan
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Tüketim toplumu bağlamında Türkiye'de yeni medyanın muhafazakârlığın dönüşümü ve dini değerlerin metalaşması üzerine etkisi

Günümüzde, internet teknolojisinin hayatın her alanına nüfuz etmesi, kaçınılmaz olarak dini alanı da etkilemektedir. Özellikle, sosyal medya platformlarının sayısının artması ve kullanımının yaygınlaşması, dinsel olanın dijital ortamlarda görünürlüğünü daha çok arttırmaktadır. Ancak, sosyalleşme dışında, tüketimin gerçekleşmesinde de önemli bir role sahip olan sosyal medya, piyasa mantığı çerçevesinde her şeyi birer tüketim nesnesine çevirirken; dini değerler de tüketim nesnesi haline gelmekte ve böylece, metalaşmanın en çarpıcı ve görünür hali burada gözlemlenebilmektedir. Bu doğrultuda sosyal medya, diğer kesimler gibi muhafazakâr bireyi de sadece gösterişçi ve hazcı tüketim ile sahip oldukları inanç ve geleneksel değerlerinden koparmamakta; aynı zamanda, yaydığı kültür ile onu, modern kodlarla yeniden inşa etmektedir. Bu dönüşümü tespit etmek amacıyla, çalışmada nitel yöntem ile yarı- yapılandırılmış sorularla ve 50 kişi ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Böylece, çalışma, bireylerin davranış ve tutumlarından ziyade, sosyal medyanın düşünce yapılarındaki değişim üzerinde ne derece etkili olduğunu ve dijital ortamlarda dini değerlerin metalaşması sorununu incelemektedir. Elde edilen bulgulara göre, sosyal medya, dini değerler ve bireyin dindarlığı üzerinde etkili olup; dönüştürücü ve yeniden üretici bir güce sahip olmaktadır. Bu tezin, sosyal medya, din, tüketim kavramları çerçevesinde yapılan din sosyolojisi araştırmalarına katkı sağlayacağı umulmaktadır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Tüketim, Yeni Medya, Muhafazakârlık, Dini Değerler, Metalaşma

Dini değerlerMetalaşmaMuhafazakarlık+3
Didem Gazneli
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Muhafazakar demokrasi muhafazakar turizm (mi?): Kimlik siyaseti ve Türkiye'de turizmin dönüşen önceliklerinin incelenmesi

Turizm, tarihsel, kültürel, ekonomik ve siyasal boyutları olan güçlü bir karışımıdır; Zygmunt Bauman'ın akışkan modernite kavramının kapsadığı belirsizliklerle yüklü çoklu anlamlara ve uygulamalara sahiptir (2005). Turizm bugün dünya ticaretinin en büyük ikinci kalemi olarak büyümeye devam ediyor. Devam eden büyümesi, turistleri şimdiye kadar hayal bile edilemeyen bir ölçekte şaşırtıcı bir dizi görüntü, destinasyon ve kararla karşı karşıya bırakıyor. Aynı zamanda Turizm hem uluslararası hem de ulusal siyasette sert bir tartışma odağı da olmaya devam ediyor. Bu haliyle turizm ülke ekonomileri için iyimser tahminler ve aynı zamanda en sert eleştirilerle dolu bir siyaset alanıdır. Ancak, ülkemizde siyaset sosyolojisi tarafından neredeyse tamamen göz ardı edilmiş durumdadır. Turizm yerinde hizmet özelliğinden dolayı ülkelere ekonomik kalkınma sağlar ve aynı zamanda siyasetle doğrudan ilişkilidir. Türkiye'nin siyasi konumunun ve politikalarının turizme yön verdiği ve açıkça etkilediği söylenebilir. 1990'lı yıllardan bu yana hâkim olan kimlik ve kültüre dönüşün ülkemizde de hâkim bir siyasal ayrışma, çatışma ekseni olduğu gerçeğinden hareketle turizm ve turizm politikalarının da bu süreçten etkilenmesi kaçınılmaz görülmektedir (Delibaş, 2008). Doğrudan doğruya kültürden ve sosyal yapıdan beslenen turizmin dönüşüme uğraması ve turizm politikalarının yaşam biçimi siyaseti bağlamında şekillenmesi beklenebilir bir durum olarak gözlemlenmektedir. Bu çalışmanın temel amacı, kültür ve kültür üzerindeki muhafazakarlaşma tartışmalarından hareketle, turizm sektöründeki muhafazakarlık iddialarını turizm sektörüne yansımaları ve turizm politika ve uygulamalarının sektördeki görünümü ile araştırmak ve bunlara ışık tutmaktır. Çalışmada 'kimlik siyaseti', 'muhafazakarlaşma', 'toplumsal değişim' ekseninde turizm çalışanlarıyla yapılan görüşmeler İstanbul, Antalya, İzmir/Çeşme ve Aydın/Kuşadası olmak üzere dört farklı şehirde gerçekleştirilmiştir. Toplamda 773 kişiyle anket tekniği ile gerçekleştirilen saha araştırması, 19 kişiyle derinlemesine mülakat tekniğiyle beraber paralel bir çalışma yürütülmüştür. Araştırma kapsamında hedeflenen kimlik siyasetinin yansımalarından turizmde muhafazakarlaşmadan söz edilebilir. Ancak muhafazakarlaşma tartışmaları ilk olarak helal turizmi akla getirse de bu tartışmalar bununla sınırlı değildir. Dolayısıyla turizme yapılan müdahale daha çok yaşam biçimi siyaseti olarak karşımıza çıkmaktadır. ANAHTAR KELİMELER: Turizm ve kültür, Turizm politikaları ve öncelikleri, Kültürel değişim, Muhafazakâr demokrasi, Helal turizm, Kimlik siyaseti ve Turizmde dönüşüm

DönüşümHelal turizmKimlik politikaları+6
Esin Pınar Usluer
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de ilaç firması çalışanlarının iş tecrübeleri, algıları ve nitelikli emeğin değersizleşmesi karşısındaki stratejileri

1990'ların başından bugüne sosyal bilimlerin en fazla tartıştığı kavramların başında hiç kuşkusuz küreselleşme ve neoliberal ekonomik dönüşümler gelmektedir. Çok farklı şekillerde tanımlansa da küreselleşme kapitalizmin yeni bir evresi olarak ortaya çıkmış ve dünyanın her köşesine sirayet ederek küresel çapta dönüşümlere sebep olmuştur. Farklı boyutları bulunan bu sürecin en başta gelen yönü neoliberal piyasa ekonomisinin küresel çapta etkinlik kazanması olmuştur. Yine bu dönemde gelişen neoliberal ekonomik politikalarla birlikte sermayenin küresel çapta hareketliliği ve yayılmasını da sağlarken emek ve sermaye arasındaki ilişkileri de derinden etkilemiştir. Ayrıca, bu politikalar II Dünya Savaşından beri gelişen üretim modelini, yani Fordist üretim modelinin yerine postfordist modeli geçirmiştir. Diğer bir deyişle sürekli, güvenceli kitlesel üretim modeli yerine süreksiz, güvencesi, örgütsüz, oldukça esnetilmiş bir üretim modeli ve iş gücü ortaya çıkmıştır. Bu dönem 2. Dünya Savaşı sonrası oluşan emek ve sermaye arasındaki göreli uzlaşmanın bozulduğu dönem olmuştur: önce mavi yakalı emeğin değersizleşmesi sürecini çok geçmeden beyaz yakalı emeğin dönüşümü izlemiştir. Nitelikli emeğin prekaryalaşma süreci 2000'li yılların başından itibaren ülkemizde de da yaygın olarak görülmektedir. Araştırma, küresel ekonominin başat aktörlerinden ilaç firmalarını temsil eden 'tıbbı satış temsilcilerinin' kendi anlatımlarından yola çıkarak; iş tecrübeleri, algıları, iş güvencesi ve mesleğin dönüşümü karşısında stratejilerinin incelemeyi amaçlamıştır. Türkiye'de faaliyet gösteren uluslararası şirketlerin, serbest piyasa koşullarında pazarın lider şirketleri olduğu bilinmektedir. Bu anlamda ilaç sektörünün çalışanları olan Tıbbi Satış Temsilcileri, sermayenin emek gücü üzerindeki değişimlerini inceleyebileceğimiz bir sektörü temsil etmektedir. Özellikle yeni çalışma koşullarının nitelikli emek gücü üzerindeki etkilerini esneklik, güvencesizlik ve belirsizlik ekseninde etkilerini incelemek çalışmanın merkeze koyduğu irdeleme alanları olmaktadır. Nitel araştırma yönteminin kullanıldığı çalışmada farklı illerden ve farklı firmalardan otuz dört (n= 34) 'tıbbi satış Temsilcisi'yle derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Pandemiden dolayı her türlü kısıtlamanın olduğu dönemde dahi, yoğun piyasa rekabetinde sermayenin nitelikli emek gücü üzerindeki otorite ve baskısı, iş güvencesizliğinin yarattığı kaygı netlikle görülebilir durumdadır. Sektörün çalışanlarında ortaya çıkan bu baskı ve kaygıyı nasıl yönettiklerine dair içerikler bulgularımızda ortaya çıkmaktadır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Tıbbi Satış Temsilcileri, Belirsizlik, Esneklik, Güvencesizlik, Küreselleşme, Nitelikli Emek, İlaç Şirketleri

BelirsizlikEsneklikGüvencesizlik+6
Filiz Feryal Petek
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Etkileşim ritüeli bağlamında Asghar Farhadi sineması: The Salesman, About Elly ve A Separation filmleri üzerine bir inceleme

İran'da sinema, ülkedeki baskıcı rejime rağmen halkın aydınlatılmasında kurtarıcı olarak görülmüştür. Yönetmenler, sansür mekanizması tarafından ağır kısıtlamalar altında kalsalar da üretmeye devam etmişlerdir. Ülkeye dair dertlerini, eleştirilerini sansüre uğramadan işleyebilmek için, alegorik anlatım sıklıkla tercih edilip İran sinemasının tarzı olagelmiştir. İran'daki rejimi, kurumları doğrudan eleştiremeyen yönetmenler, merceklerini gündelik yaşamdaki sıradan hikayelere çevirerek ve çetrefilli insan ilişkilerine odaklanarak ülkenin sosyolojik yapısına dair derinlikli gözlemler sunmuşlardır. Ana akım İran sinemasında genellikle didaktik öykülemeler yolu ile vicdan sahibi, dini itikatları yerine getirme konusunda hassas davranan, ne olursa olsun iyi olanı seçen insan tipolojisi çizilmiştir. İranlı yönetmen Asghar Farhadi ise, farklı olarak, benliği ve inançlarıyla çelişen, durum gereği menfaatini ya da konumunu korumak için 'yanlış'ı tercih edebilen, birden fazla durumda birden fazla ve birbiriyle çelişen benlikler sergilemek zorunda kalan bireyleri ve ilişkilerini anlatmak istemiştir. İlişkilerin çatışmalı yanlarını, zedelenen benlikleri ve yüzleşmeleri dramatik öykülere işleyerek sahneye aktarmıştır. Farhadi, gündelik hayatta karşılaştığımız insan profillerini ve onların sıradan hikayelerini izleyiciyle buluşturma konusunda oldukça başarılı bir yönetmendir. Bu yönüyle Farhadi'nin filmleri, Goffman'ın kuramsal alet çantasının sunduğu kavram ve perspektiflerle okunmaya elverişli hikayeler sunmaktadır. Goffman perspektifiyle izlendiğinde, Ferhadi'nin sıradan kahramanlarının sürekli benlik ve izlenim müzakereleri yapmak durumunda kalmaları; seyircinin olayları, durumları ve bunlara maruz kalan bireylerin seçimlerini sorgulamasına yol açmaktadır. Seyirci, hikâye geliştikçe, kızdığı karakterlerle empati kurup onlara hak verebilmekte; en azından hikâye içinde konumlanmaya, olayların gelişimini sorgulamaya ve anlamaya çağrılmaktadır. Farhadi, her karaktere eşit söz hakkı vererek insanı, "içinde bulunduğu durumun insanı" olarak görmemizi sağlamaktadır. Seyircinin yaşadığı bu deneyim, iyiliğin ve kötülüğün durumsallığının yanı sıra iyi ve kötü karakterin kim olduğu sorusuna verilecek yanıtın kolay bir yanıt olmadığını vurgulamaktadır. Sosyolog Erving Goffman ise toplumsal dünyanın hakikatine ulaşabilmek için bireyin gündelik hayatına katılımcı gözlem metoduyla yaklaşılması gerektiğini savunmaktadır. Goffman'ın sosyal bilimci, Farhadi'nin ise sinemacı kimliğiyle bireyin gündelik hayatını izlerken vardıkları sonuç, söylemek istedikleri sözler benzerlik taşımaktadır. Goffman, bireylerin en sıradan etkileşim anlarında bile benlik müzakeresine ve inşasına girdiğini vurgularken, inşa edilen bu benliklerin durumsal ve geçici olduğunu da göstermeye çalışmıştır. Geçici olan bu benliklerin bir başkasına nasıl aktarıldığını önemseyen Goffman, bireyin benlik sunarken tek amacının başarılı olmak olduğunun altını çizer. Goffman sosyolojisi bireyin dahil olduğu etkileşimleri ve etkileşim anında başarılı olabilmek için geliştirdiği taktikleri incelemeyi görev edinmiştir. Goffman'ın katılımcı gözlem metoduna benzer şekilde, Farhadi de insan hikayelerini tüm gerçekçiliği ile kadrajına alarak insan ve davranışlarını anlatır. Bu benzerlikten yararlanarak çalışmada, Farhadi sinemasının Goffman merceğiyle incelenmesi amaçlanmıştır.

DramaturjiEtkileşimFarhadi, Asghar+4
Kübra Kopuzlu
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İzmir'de kültürler arası evlilikler ve kimlik sorunu

Çok kültürlü bir yapıya sahip olan ülkemiz, farklı etnik köken ve farklı mezheplere mensup kişilerin, kentleşme ve modernleşme süreci ile birlikte bir araya gelmeleri bazı belirgin özellikleri göstermektedir. Bu bağlamda kültürlerin hoşgörü içerisinde yaşamaları gibi olumlu özelliği olması ile birlikte çatışma ve ötekileştirme gibi durumlar da ortaya çıkabilmektedir. Bu çalışma, farklı etnik ve dinsel kültür geleneklerinden gelen bireylerin, evlilik süreçleri ve gruplar arası temasları üzerindeki etkileri ele almaktadır. Kültür, gelenek ve mezhep farklılıklarının bu bireylerin aile ve sosyal yaşamları üzerindeki etkileri incelenmektedir. Bu araştırmada, İzmir'de ikamet eden, farklı kültürlerden gelen bireylerin evlilik yaşamları içerisinde çeşitli demografik özelliklerden etkilenerek, kendi kültürlerini ne kadar yerine getirdiği ve farklılıktan dolayı çiftlerde veya çocuklarda kimliğin bir sorun olup olmadığı incelemek amaçlanmaktadır. İzmir'de yaşayan, kültürler arası evlilik yapmış olan 60 katılımcı ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler sonunda, İzmir'de yaşayan çiftlerin kültürlerarası evlilikler yaklaşımlarında belirgin birtakım farklılıklar saptanmıştır. Çalışma ile birlikte ailelerin ve yakın çevrelerin tepkisi, aile içinde dini ritüellerin yerine getirilmesi, geleneklerin yerine getirilmesi, çocukların dini eğitimi, çocukların ileride farklı mezhepten biri ile evlenmesi ve aileler ile görüşme sıklığı gibi sorun alanları saptanmıştır. Aile içinde bireylerin kültürel farklılıklarının değerlendirilmesi ile birlikte yeni bir kimliğin inşası ya da baskın kimliğin diğer aile bireyleri üzerindeki yeniden inşası üzerine sosyolojik olarak bir inceleme gerçekleştirilmiştir. Gruplar arası temas ile birlikte karma evlilik yapan bireylerde, ön yargıların azaldığı ve olumlu temasların da ortaya çıktığı görülmektedir.

EvlilikGruplararası temasKimlik+4
Sevinç Kalender
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Yalnız yaşayan yaşlı kadınların Covid-19 pandemi süreci deneyimlerinin toplumsal cinsiyet perspektifinden analizi: Manisa Şehzadeler ilçesi Göktaşlı Mahallesi örneği

Yaşam süresinin uzaması, ölüm ve doğum oranlarının düşmesiyle birlikte tüm dünyada yaşlı nüfusun toplam nüfus içerisindeki oranı artmaya başlamıştır. Hızla artış gösteren yaşlı nüfus içerisinde kadınların erkeklerden daha uzun süre yaşaması yaşlı nüfusun çoğunluğunun kadınlardan oluştuğunu göstermektedir. Yaşlı nüfus içerisindeki kadınların çoğunluğunun eş kaybı yaşamış olması ve sonrasında tekrar evlenmemesi veya boşanması durumu yalnız yaşamaya başlamalarına neden olmaktadır. Yalnız yaşayan yaşlı kadınların yaşlı nüfusun önemli bir kısmını oluşturması söz konusu kadınların deneyimlerinin önemini ortaya çıkarmaktadır. Deneyimlerin şekillenmesinde etkili olan bir faktör ise yaşanan toplumsal olaylardır. Bu olaylardan olan covid-19 pandemisi toplumun tümünde deneyimlerin farklılaştığı bir süreç olmuştur. Covid-19 pandemi sürecinde yaşlı bireylere yönelik yapılan yasal düzenlemeler ve kısıtlamalarla birlikte yaşanan deneyimler farklılık göstererek yalnız yaşayan yaşlı kadınların gündelik hayatlarını değişime uğratmıştır. Dolayısıyla araştırmanın amacını 2020 Mart ayından itibaren, Türkiye'de ilk covid-19 vakasının ortaya çıkmasıyla yaşlılara yönelik tedbirler kapsamında yapılan yasal düzenlemeler ve toplumsal düzeyde yaşlılara vefadan yaş ayrımcılığına kadar çeşitlenen söylemlerden ve uygulamalardan yalnız yaşayan yaşlı kadınların nasıl etkilendiğini ve bu süreci nasıl deneyimlediklerini anlamak oluşturmaktadır. Bu kapsamda yapılan çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm çalışmanın giriş bölümü olup çalışmanın amacını ve daha önce yapılmış araştırmaları, çalışmanın teorik arka planını ve bu kapsamda oluşturulan araştırma sorularını ve çalışmanın önemini içeren bölüm olmaktadır. İkinci bölüm yaşlılık çalışmalarının gelişimi, yaşlılığa ilişkin teorik yaklaşımların ve toplumsal cinsiyet ile yaşlılık ilişkisinin bulunduğu literatür kısmından oluşmaktadır. Üçüncü bölümde araştırmanın metodolojik yaklaşımı ve araştırma tasarımı yer alırken dördüncü bölümde alan çalışması ve yalnız yaşayan yaşlı kadınların deneyimlerinden oluşan saha bulguları ile analiz bulunmaktadır. Feminist metodoloji kullanılarak yapılan bu çalışma, yalnız yaşayan yaşlı kadınlara odaklanmakta ve yalnız yaşayan yaşlı kadınların pandemi sürecindeki yaşlılara yönelik yasal düzenlemelerle birlikte bireylerin yaşamış olduğu çeşitli deneyimlerini toplumsal cinsiyet boyutu ile ele almaktadır. Nitel bir yaklaşımla yapılan çalışma, Manisa'nın Şehzadeler İlçesi Göktaşlı Mahallesi'nde 16 yaşlı kadın katılımcı ile gerçekleşmiş olup, mahalle örneklemi içerisinde yalnız yaşayan yaşlı kadınlara kartopu yöntemi ile ulaşılmış ve yüz yüze yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler sırasında katılımcının onayı ile ses kaydı alınmış ve veriler toplanmıştır. Yüz yüze yapılan görüşmeler sosyal mesafe ve maske kurallarına uyularak katılımcının sağlığını riske atmayacak şekilde gerçekleştirilmiştir. Yapılan görüşmeler sonucunda elde edilen veriler betimsel analiz ve anlatı analiz yöntemleri ile analiz edilmeye çalışılmıştır. Araştırmanın analizi sonucunda yalnız yaşayan yaşlı kadınların geleneksel toplumsal cinsiyet rollerini benimsemiş ve içselleştirmiş olmaları ve geçmişten günümüze gelen eşitsizliklerin bugünkü deneyimlerini şekillendirdiği gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Yaşlılık Sosyolojisi, Toplumsal Cinsiyet, Yaşlı Kadın

COVID 19KadınlarManisa+5
Beyza Demirdöven
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Madunun sesi ve temsili: Kavramsal ve teorik değerlendirmeler

Bu çalışmada Maduniyet Çalışmalarının madunun temsili ve sesine nasıl bir katkı sunabildiği, Türkiye'deki Maduniyet Çalışmaları bağlamında değerlendirilmektedir. Maduniyet Çalışmalarının, Gramsci'nin madun tarihine atfettiği önemin getirdiği motivasyon ile, Hindistan'ın kapitalizme geçişi esnasında ve bağımsızlığını elde ettiği süreç boyunca, kulak ardı edilen madunun sesini ortaya çıkarma çabası ele alınmaktadır. Bu bağlamda, Hindistan'daki kolonyalizm karşıtı ayaklanmalar, bu ayaklanmaları ortaya çıkaran ulusal bilinç, Benedict Anderson'un milliyetçilik nosyonu üzerinden değerlendirilmektedir. Gayatri Spivak'ın, 'Madun Konuşabilir mi?" sorusu ile madun temsiliyeti-konuşması(sesi), politik öznenin iktidar ile kurduğu edilgen ilişki ve bunun ortaya çıkardığı kısır döngü tartışılmaktadır. Ortadoğu'da Otoriter Modernleşme çerçevesinde Asef Bayat'ın madun yoksulluğu ve kent yoksulluğu üzerine değerlendirilmelerine yer verilmektedir. Edward Said'in oryantalizm yaklaşımının Türkiye'deki Maduniyet Çalışmalarına etkisi ve Türkiye'deki maduniyet çalışmalarının bir öncülü olarak Şerif Mardin'in merkez-çevre analizi ve bunun Hindistan'daki maduniyet çalışmaları ile ilişkisi incelenmektedir. Toplum ve Bilim, İletişim Yayınları çevresi'nden Türkiye'deki Maduniyet çalışmalarına yapılan katkılar, madun öznenin Göç, Kent Yoksulluğu, İktidar ve Resmi Söylem, Cinsiyet Eşitsizliği, Kültürel Alan ile ilişkisi incelenmektedir. Son olarak Maduniyet Çalışmalarına getirilen eleştiriler ve Vivek Chibber'in bu eleştirilere yaptığı kanonik katkılar ele alınmaktadır. Anahtar kelimeler: Madun, Maduniyet, Türkiye'de Maduniyet, Merkez-Çevre ayrımı, postkolonyalizm çalışmaları, kent yoksulluğu ve maduniyet

Gramsci, AntonioMadunMaduniyet+3
Fatih Mehmet Aydın
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Erkeklik söylemleri ve ötekileştirilenlerin gündelik pratikleri

Bu çalışma erkeklik söylemlerinin gündelik hayat pratikleri içinde nasıl inşa edildiğine dair yapılan bir araştırmanın sonucunda ortaya çıkmıştır. Öncelikle toplumsal cinsiyet çalışmaları üzerine kuramsal yaklaşımlar incelenmiştir. Toplumsal cinsiyet çalışmalarının başat sorunsalı olan gündelik davranış kodlarının oluşmasında biyolojik ve kültürel yaklaşımlar ele alınmıştır. Erkeklik çalışmalarının sosyolojinin içinden ve toplumsal cinsiyet tartışmalarından nasıl ortaya çıktığı çalışılmıştır. Kuramsal tartışmaların izleğinde bir hegemonya olarak erkeklik söyleminin nasıl üretildiğini karşılaştırmalı olarak ele alan bu çalışmanın olgusal araştırma kısmında farklı erkeklik söylemlerinin anaakım ve anaakım dışında nasıl belirdiği üzerinde durulmuştur. Normatif beklentiler, kültürel kodların gündelik hayata uygulanması ve anaakım erkekliğin söylemsel analizi üzerinden gündelik pratikler irdelenmiştir. Sosyolojik kimliklerin, toplumsal hayatta bazı göstergelerle ve imgelerle desteklendiği yaptığımız derinlemesine görüşmeler üzerinden analizlerle incelenmiştir. Türkiye'de ve dünyada erkeklik alanı görece yeni bir sosyolojik çalışma nesnesidir. Anaakım erkeklik rollerine göre hareket edenler ve hareket etmeyenler olarak incelediğimiz söylem öbekleri benzerlikler ve farklılıklar göstermiştir. Erkeklik rolleri, farklı alt-kültürlerin oluşumu, kimlik inşası ve erkeklik söyleminin yaygınlığı öne çıkan sosyolojik bulgulardır. Anahtar kelimeler: Toplumsal Cinsiyet Sosyolojisi, Erkeklik Çalışmaları, Gündelik Hayat Çalışmaları, Habitus, Hegemonya, Söylem Analizi

ErkeklikGünlük yaşamSosyolojik analiz+3
Mustafa Yaşargün
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Gaziantep Organize Sanayi Bölgelerinde çalışan işçilerin mekânsal habitusu

Bu çalışma, Türkiye'de özellikle yirminci yüzyıl ortasından itibaren, dünyada ise on dokuzuncu yüzyıl başında sanayileşme ve kentleşmeyle beraber belirleyici bir sosyolojik olgu hâlini alan konut sorununu, özellikle işçilerin ev sahipliği meselesini, faillerin anlam dünyaları içinden ele almayı amaçlamaktadır. Türkiye'de kentleşmenin ve sanayileşmenin getirdiği nüfus baskısıyla birlikte gecekondulaşma etraflı bir biçimde çalışılmıştır. Ancak, işçilerin kentleşme deneyimini ve konut mülkiyetine dair geliştirdikleri anlam dünyasını çalışan akademik literatür kısıtlıdır. Bu tezde, Pierre Bourdieu'nün habitus kavramını kullanarak, Gaziantep Organize Sanayi Bölgelerinde çalışan işçilerin mekânı nasıl kavradıkları ele alınmıştır. İşçilerin mekânsal habitusu olarak belirlediğimiz çerçevede, işçilerin fabrika odağında şekillenen gündelik hayat örüntüleri, konut ve hayat beklentileri, komşuluk ilişkileri, akrabalığın dönüşümü, toplumsal cinsiyet ilişkileri, gelecek beklentileri ve ideal ev beğenileri işlenmiştir. Burada, kavramsal olarak konut sorununun salt ekonomi-politik bir sorun olmadığı, aynı zamanda toplumsal aktörler olan işçilerin mekânın üretiminde bilfiil rol aldıklarının üzerinde durulmuştur. Bourdieu'nün orta sınıf habitusu hakkında tespitlerinin, Gaziantep'te sanayi işçilerinin mekânla girdikleri ilişki için de geçerli olduğu savı, bu tezin önemli katkılarındandır.

GaziantepHabitusKentleşme+6
Mehmet Hakan Dolma
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00