Development
Bu konu başlığı altında 403 tez
Türkiye kalkınma planlarında sağlık sektörünün yeri
Giriş ve Amaç: Kalkınma, ekonomik büyümenin sağlanması olarak düşünülse de aslında ekonominin yanı sıra sosyal imkanların gelişmesi ve buna bağlı olarak bireylerin ve toplumların yaşam kalitelerinin yükseltilmesini amaçlayan bir süreçtir. Söz konusu insan olunca bu süreç içerisinde sağlığın düşünülmemesi imkansızdır. "Türkiye Kalkınma Planlarında Sağlık Sektörünün Yeri" isimli çalışma, Türkiye Kalkınma Planlarında belirlenen hedef ve politikaların sağlık sektöründe nasıl bir etki yarattığı ve bu etkininin sağlık hizmeti sunumu sürecinde ne kadar başarılı olduğunu değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmada, 1963 yılından itibaren uygulanmış olan kalkınma planları ve son olarak uygulanmış olan 11. Kalkınma Planı ile 2024-2028 yılları hedeflerini belirleyen 12. Kalkınma Planı, sağlık istatistik yıllıkları ve sağlık bakanlarının meclis konuşmaları, dönemler içerisinde hazırlanan mevzuat ile uygulamalara dair dokümanlar karşılaştırmalı bir analiz çerçevesinde incelenmiştir. Bulgular: Yapılan inceleme sonucunda; koruyucu sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi için yayımlanan ilk plandan itibaren çalışmalar yapıldığı, bazı dönemlerde hedeflerin gerçekleşmediği, son döneme baktığımızda koruyucu sağlık hizmetlerinin sağlıklı yaşam becerilerinin kazandırılması politikaları ile birlikte yürütülmek istendiği, tedavi edici sağlık hizmetlerinde Sağlık Bakanlığı' nın yükünün azalmadığı, hastanelerin idari ve mali özerkliğe henüz kavuşmadığı, 1963 yılından bu yana sağlık göstergelerinde önemli gelişmeler kaydedildiği ancak bunların halen gelişmiş ülke seviyesine ulaşmadığı anlaşılmıştır. Sonuç: Sağlık politikalarının kalkınma planlarındaki diğer sektörlerle bir bütünlük içerisinde ele alınması, uygulamaların yakından izlenmesi ve yeni ihtiyaçlara göre politikaların esnek bir şekilde güncellenmesi büyük önem taşımaktadır. Aksi halde planlarda yer alan politikalar ile sahadaki gerçeklik arasındaki uçurum daha da açılacak, halkın sağlık hizmetlerine güveni azalacaktır. Bu durum hem bireylerin sağlığı hem de ülkenin uzun vadeli kalkınma hedefleri açısından ciddi sorunlara yol açabilecektir.
Kurumsalcı perspektiften kurumlar, siyasal rejim tipleri ve ekonomik kalkınma ilişkisi
Bu çalışmada kurumlar, siyasal rejim tipleri ve ekonomik kalkınma arasındaki ilişki incelenmektedir. Söz konusu ilişkinin varlığı, belirlenim yönü, nedensellik derecesi ve ampirik boyutları literatürde kapsamlı bir şekilde tartışılmaktadır. Bu tez uluslararası güç yapısının yükselen ülkeler lehine değiştiği, illiberal rejimlerin sayısının arttığı ve 2008 Krizi-sonrası dönemde demokrasi-merkezli kalkınma modellerinin cazibesini yitirdiği bir bağlamın ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Tezin temel amacı ise küresel güç geçişleri döneminde önem kazanan siyasal rejim-ekonomik kalkınma ilişkisini tekrar ele almak ve nedensellik mekanizmalarının aydınlatılmasına katkı sağlamaktır. Bu tezde Modernleşme kuramının ekonomik kalkınmanın nihai olarak demokrasiye neden olacağı yönündeki varsayımını test etmek amacıyla Çin örneği 'en-olası vaka' analizi olarak ele alınmakta ve bu teorinin günümüzde geçerli olmadığı ortaya konmaktadır. Bu tezde ayrıca siyasal rejim tiplerinin açıklayıcı değişken olarak ekonomik kalkınmayı belirlediği savunulmaktadır. Spesifik olarak ise, ekonomik kalkınma performansı ve sürdürülebilirlik açısından liberal demokratik rejimlerin diğer kurumsal yapılara kıyasla daha elverişli bir çerçeve sunduğu hipotezi ileri sürülmektedir. Tezin bu bölümünde nedensellik mekanizmalarını aydınlatmak amacıyla karşılaştırmalı perspektiften kurumsalcı bir analiz geliştirilmektedir. Liberal demokratik rejimler demokratik, anayasal ve ekonomik kurumlar ve koruduğu sivil hak ve özgürlükler vasıtasıyla ekonomik üretkenliği artırmakta ve dolaylı olarak beşeri sermaye, sosyal sermaye, teknolojik gelişmeyi ve kalkınma-yanlısı ekonomik reformları teşvik etmesi ve toplumsal ve siyasal istikrarı sağlayan çatışma yönetimi kurumları vasıtasıyla kalkınma için gerekli olan piyasa-dışı koşulları sağlamaktadır.
Afganistan'ın ekonomik kalkınmasının önündeki engeller ve çözüm önerileri
Bu çalışmada, ilk olarak Afganistan'ın genel ekonomik durumu gösterilecek ve ardından da Afganistan'ın ekonomik kalkınmasının önünde var olan engellerden bahsedilecektir. Örneğin, 18. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar, yaklaşık 150 yıl boyunca İngiltere'nin sömürge faaliyetlerine direnmiş ve her türlü yabancı etkiye kapalı kalmıştır. Son 35 yılda ise müdahale ve iç çatışmalar Afganistan'ın ekonomisini daha fazla tahrip etmiştir. 2001'den sonra ise ülkedeki istikrarsızlıktan dolayı yerli ve yabancı yatırımcılar ülkeye yatırım yapma konusunda isteksiz hale gelmiştir. Ülkenin siyasi istikrarsızlığı ve beraberinde artan Afganistan'ın güvenlik zafiyetleri neticesinde legal sektörler ekonomiden dışlanırken, uluslararası bağlamda illegal olan uyuşturucu üretimi gibi faaliyetler de yaygınlaşmıştır. Oysa ekonomik kalkınma için gerekli unsurlar olan yatırım ve üretim ancak güvenli bir çevrede gerçekleşebilir. Tüm bunların sonucunda ülke yolsuzluk içerisinde yaşamakta ve Afganistan ekonomisi zayıf kalmaya devam etmektedir. Çünkü yolsuzluk birçok yönden ekonomik büyümeyi yavaşlatır. Çalışmada bu konular incelendikten sonra ülkenin ekonomik kalkınması için bazı çözüm önerileri ortaya konulacaktır.
Bir sürdürülebilir kalkınma modeli olarak endüstriyel simbiyoz ve KOBİ'lerde endüstriyel simbiyoz uygulamaları üzerine öneriler
Yüzyıllar boyunca doğal kaynakların sınırsız olduğunu varsayan insanoğlu; sadece daha fazla üretimi düşünerek, yaşadığı yerküreyi ve diğer canlıları göz ardı etmiş; ekonomik kalkınmanın ve büyümenin doğal kaynakları ve çevreyi tahrip etmeye başladığını sanayi devriminden çok sonra anlayabilmiştir. Çevrenin ve doğal kaynakların tahribinin günlük yaşayışı etkilemesiyle insanoğlu yeni üretim modelleri arayışına girmiştir. Bu arayış sonucu ortaya çıkan bir yaklaşım olan sürdürülebilir kalkınma, gelecek kuşakların ihtiyaçlarına cevap verme yeteneğini tehlikeye atmadan, şimdiki ihtiyaçların temin edilmesini hedef almaktadır. Bu yaklaşımın bir aracı olarak endüstriyel simbiyoz, çevresel odaklı yeni bir üretim modeli olarak uygulanmaya başlanmış ve kısa bir sürede kabul görerek bazı ülkelerde ulusal bir program haline bile gelmiştir. Uygulandığı ülkelerde çevresel odaklı olmasının yanında kaynakların etkin kullanımına da işaret eden endüstriyel simbiyoz uygulamalarının, işletmelerde üretim maliyetlerini düşürücü ve rekabet gücünü arttırıcı bir etki gösterdiği gözlemlenmiştir. Bu tezin amacı Türkiye'de henüz yeni bir kavram olan endüstriyel simbiyoz konusunu dünyadan başarılı örneklerle incelemek ve endüstriyel simbiyozun KOBİ'lerde uygulama yöntemleri üzerine öneriler sunmaktır. Bu amaçla, öncelikle sürdürülebilir kalkınma yaklaşımı kavramsal düzeyde tarihsel gelişimiyle incelenmiş; dünyada, AB ülkelerinde ve Türkiye'de sürdürülebilir kalkınma konusunda yapılan çalışmalara değinilmiştir. Yapılan literatür taraması ile sürdürülebilir kalkınmanın bir aracı olarak endüstriyel simbiyoz uygulamaları hakkında teorik bilgiler verilmiş ve endüstriyel simbiyoz uygulamalarına ilişkin başarılı örnekler mercek altına alınmıştır. Bu başarılı uygulama örnekleri sektörel ve yönetsel düzeyde analiz edilerek KOBİ'lerdeki potansiyel uygulamalara ilişkin öneriler verilmiştir.
Sürdürülebilir kalkınma için suyun ekonomik önemi ve sektörel paylaşımı
Dünya ekonomisini sosyal kapsayıcılık ve çevresel duyarlılıkla birleştirerek normatif bir bakış açısı sunmayı amaçlayan sürdürülebilir kalkınmada, suyun ekonomik değeri ve sektörel paylaşımı tez konusunu oluşturmuştur. Bu anlamda, ulusal ve uluslararası kuruluşlar, sivil toplum örgütleri, internet siteleri ve konu ile ilgili çeşitli kitap, makale, bildiri ve rapor gibi belgelerden toplanan bilimsel veriler analiz edilerek makro düzeyde suyun sürdürülebilir kalkınmada ekonomik önemi ve sektörel paylaşımı ortaya konmuştur. Çalışmada, sürdürülebilir kalkınma çağı, dünya su varlığı ve su ayak izi, su hakkı, suyun ticarileştirilmesi, Avrupa Birliği su politikaları, sınıraşan sular ve sürdürülebilir kalkınmada suyun paylaşımı adlarıyla yedi ana başlık altında, değişen su paradigması dâhilinde analizler gerçekleştirilmiştir. Tüm canlılar için ikame edilemeyen bir kaynak olan, insanlığın ortak hakkı olarak kabul edilen ve gelecek kuşaklar için korunması gereken suyun, ülkelerin kalkınmasında ki yeri ve önemi vurgulanmıştır. Artan dünya nüfusu ve gelişen sanayi sektörü nedeniyle bugün alınıp satılan bir ticari meta olarak, yatırım ve kazanç unsuru olan su, artık kendi ekonomisini oluşturmuştur. Tüm canlıların ve ekonomik sektörlerin müştereği olarak görülen suyun, doğal çevrim dâhilinde insanlar tarafından gerek miktar gerekse kalite olarak en verimli şekilde ekonomik, sosyal ve çevresel yararlar içinde, bugünün gereksinmelerini karşılarken gelecek kuşaklarında kendi gereksinmelerini karşılama olanaklarını elinden almadan, sürdürülebilir bir kalkınma içinde kullanılması önerilmiştir.
Siirt Üniversitesi'nin bölgesel kalkınmadaki rolü
Dünyada bilgi ekonomisine geçiş ve onun etkileri ile birlikte, bilgiyi üreten ve üretim sürecinde etkin kullanan firmaların, bölgelerin ve ülkelerin kalkınma sürecinde avantajlı bir konuma geldiği bir dönemde bulunmaktayız. Bu sebeple, üniversitelerin bilgiyi üreten ve yayan kurumlar olarak bölgesel kalkınmanın en önemli aktörleri haline gelmesi kaçınılmaz bir gerçek haline gelmiştir. Bu çalışmada, yeni kurulan genç ve dinamik üniversitelerden biri olan Siirt Üniversitesi'nin bölgeye bilgi temelli ve ekonomik temelli etkileri çerçevesinde bölgesel kalkınmadaki rolü incelenmiştir. Bu doğrultuda Siirt ili esnafına ve Siirt Üniversitesi bünyesinde okumakta olan öğrencilere olmak üzere 2 farklı gruba anket uygulaması yapılmıştır. Anketler iki farklı formda oluşturulmuş ve anket soruları toplam 1325 Siirt Üniversitesi öğrencilerine ve 675 Siirt esnafına yüz yüze görüşme şeklinde uygulanmıştır. Siirt Üniversitesi öğrencilerine yaşadıkları şehirde yaptıkları harcamalar ve Siirt Üniversitesi'ne yönelik görüşleri, Siirt ili esnaflarına ise üniversiteyi nasıl algıladıklarını ve ekonomiye bakış açılarına yönelik sorular yöneltilmiştir. Elde edilen anket verileri değerlendirilmiş ve henüz teşkilatlanma süreci devam eden Siirt Üniversitesi için çeşitli önerilerde bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Siirt Üniversitesi, Siirt İli, Bölgesel Kalınma, Anket
Kalkınma planlarının Siirt ekonomisi üzerine etkileri
Bu tezin temel amacı, 1963'ten 2018 yılana kadar uygulanan on tane kalkınma planın Siirt ilinin gelişimine etkisini incelemektedir. Bu çalışma aynı zamanda kalkınma planlarının bir ilin ekonomisi üzerine etkisinin incelenmesi açısında bir ilki taşımaktadır. Çalışmada elde edilen sonuçlar ışığında ileride Siirt ili için yapılacak plan ve programlara yön vermesi için önerilerin verilmesi amaçlanmaktadır. Bu amacı gerçekleştirmek için Siirt ilinin zaman içindeki verileri kullanılarak kalkınma planları sonucu iyileştirmeler gözlemlenmiştir. Siirt ilinin Türkiye'nin gelişmişlik göstergelerine göre son sıralarda olduğu tespit edilmiş olmakla birlikte Siirt ilinin sıralamada son sıralarda yer alması 50 yıl öncesinin sosyo-ekonomik şartlarda devam ettiğini göstermemektedir. Siirt'in kalkınması Türkiye ortalamasının üstünde olmadığı için alt sıralardaki yeri değişmemiştir, fakat eskiye oranla beş yıllık kalkınma planları sayesinde bir gelişme sağlanmıştır.
Bölgesel kalkınmada tarım sektörünün önemi: Siirt ili örneği
Tarım, insanların ekosistemlerini yönetmeleri ve evcilleştirilmiş türlerin biyolojik döngülerini kontrol etmelerini ifade eden bir süreçtir. Tarım sayesinde toplumlar için yararlı yiyecekler ve diğer kaynaklar üretilebilir. Toprağın ekimi ile ilgili tüm know-how ve aktiviteleri, doğal çevre üzerindeki tüm çalışmaları belirler, canlıları (bitkiler, hayvanlar) yetiştirmeyi ve toplamayı mümkün kılar. Dünyanın dört bir yanındaki kırsal alanlarda tarım, baskın arazi kullanımını ve kırsal alanların yaşayabilirliğinin önemli bir bileşenini temsil etmektedir. Tarım ve ilgili faaliyetler kırsal yaşamın temel dokusunu oluşturur. İstihdam ve iş fırsatları, altyapının ve çevrenin kalitesi açısından kırsal bölgelerin genel durumuna önemli ölçüde katkıda bulunur. Bununla birlikte, ekonomik olarak gelişmiş ülkelerin çoğunda, tarım çeşitlendirilmiş bir kırsal ekonominin nispeten küçük bir kısmını oluşturmaktadır ve buna ek olarak, tarımın ulusal zenginlik ve istihdam oranı açısından önemi, çoğu bölgede azalmaktadır. Bu durum, ülkelerde kırsal kalkınmada tarımın potansiyel rolünü azaltmaz, ancak istihdam ve ekonomik ilerleme için kalıcı beklentiler sunabilecek alternatif ekonomik faaliyetlerin katkısı da dahil edilmelidir. Bu çalışma bağlamında bölgesel kalkınma sürecinde Siirt ilinde tarım sektörü inceleme konusu yapılmıştır. Siirt ilinde tarım son derece önemli bir sektör olarak değerlendirilmekle birlikte, bu önemin yeterli ölçüde kullanılamadığı anlaşılmaktadır.
Bölgesel kalkınmada arıcılık sektörünün rolü: Bitlis ili örneği
Arıcılık ürünlerinin tüm dünyada üretiminin ve ticaret hacminin artması bu sektörün gelişme potansiyelinin yüksek olduğunu göstermektedir. FAO yayınladığı raporlarda arıcılığın ülke ekonomisi için önemli olmasından çok daha ötede çevre için önemli olduğunu belirtmekte ve arıcılığı teşvik edecek yayınlar yapmakta ve çalışmaları desteklemektedir. FAO başarılı bir yatırım politikası için 4 çeşit sermayenin (fiziksel, beşeri, doğal ve sosyal sermaye) gerekli olduğunu belirtmektedir. Bitlis'in nüfusu incelendiğinde şehrin net göç veren illerden biri olduğu ortaya çıkmaktadır. 2017 yılında yapılan sosyo-ekonomik gelişmişlik endeksine göre 76'ıncı sırada olması net göçün en önemli sebebidir. Bitlis'in topoğrafyası göz önüne alındığında ilin sadece %15,72'sinin tarıma elverişli alan statüsünde olması il için büyük bir kısıtın var olduğunu ortaya koymuştur. Bitlis'teki demografik ve coğrafik bilgiler derlenmiştir. Şehirdeki arıcılık faaliyetlerine ilişkin makro verilere ek olarak sahadaki mevcut durum ve yaşanan olumsuzlukların tespit edilmesi amacıyla 25 kişiye anket yapılmıştır. Bitlis coğrafi yapısıyla arıcılığa uygun, demografik yapısıyla da arıcılık gibi bir bölgesel kalkınma politikasına ihtiyaç duymaktadır. Bitlis'te arıcılığın geliştirilmesi belirtilen engellerin birçoğu devlet tarafından kolaylıkla ortadan kaldırılabilecek ve Bitlis halkının gelir seviyesinin artmasını sağlanabilecektir.
Batman Üniversitesi'nin bölgesel kalkınmadaki rolü
Üniversiteler, toplumun ekonomik ve sosyal altyapısını oluşturan; ulusal düzeyde eğitim, öğretim, kültürel ve bilimsel düşünce kuruluşları gibi çeşitli işlevleri yerine getiren kurumlardır. Üniversite hedefleri arasında bilginin üretimi, korunması, iletilmesi ve yaygınlaştırılması yer alır. Üniversite eğitiminin amacı; bilgi çağında evrensel değerlere sahip, sorgulayan, akılcı ve bilimsel düşünen, üreten, geliştiren ve sorumlu etik değerleri koruyan bireyler yetiştirmektir. Çok partili sisteme geçişle birlikte yükseköğretimin ülke genelinde dengeli dağılımı temel ilkelerden biri olarak kabul edilmiş ve bu doğrultuda üniversitenin bulunduğu bölgeye sosyo-ekonomik katkılar başlamıştır. 1990'lı yıllardan bu tarafa araştırılmış ve incelenmiştir. Bu çalışmanın amacı;Batman Üniversitesi öğrencilerinin sosyo-ekonomik özelliklerini, günlük alışkanlıklarını, belirli alanlardaki tutumlarını, çeşitli harcama kalemlerinin miktarını ve Batman Üniversitesi öğrencilerinin Batman iline yapmış oldukları katkıları ortaya çıkarmak; Batman ili esnafının ise üniversiteye ve üniversite öğrencilerine bakış açılarını açıklamaktır.Anket, Batman Üniversitesi Merkez Yerleşkesi ve Batı Raman Yerleşkesinde öğrenim gören 587 öğrenciye ve 450 Batman esnafına kapalı ve açık soru yöntemi kullanılarak yapılmıştır. Anket yoluyla elde edilen veriler SPSS.21 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda Batman Üniversitesi ve Batman Üniversitesi öğrencilerinin Batman ili ekonomisine katkıları nicel olarak hesaplanmıştır.
Türkiye de bölgesel kalkınma perspektifinden göç ve entegrasyon bağlamında Suriye göçü
Türkiye yaşam tarzı olarak benimsediği ve derin geçmişi ile kök saldığı Anadolu topraklarına gelmeden önce atlı göçebe kültürün bir parçası ve bu kültüre dayalı olarak geldiği Anadolu da Avrupa ve Asya arasında bir geçiş yolu güzergahı olmuştur. Hammaddenin, bilginin, kültürün bu topraklar arasında geçişine tanıklık ederken kimi zaman kaynak ve alıcı değişiklik gösterse de kanal olarak Türkiye'nin bu iletişim ağındaki rolü değişmemiştir. Göç tarihinin getirdiği tecrübeyle Türkiye 2011 de Suriye kitlesel hareketine karşı Açık kapı politikası uygulamış ve misafir, muhacir olarak nitelendirdiği Suriyelilerle bir bağ ve yakınlık ilişkisini din birliği üzerinden kurarak göçü sindirmeye ve ayrıştırmaları en aza indirerek etkileri hafifletmeye çalışmıştır. Ancak misafir olarak nitelendirilen bu hareket düzenli bir şekilde olmamakla birlikte şehirlere orantısız bir şekilde dağılım göstermiştir özellikle gelişmemiş şehirlere olan bu yoğun göç hareketi bölgesel kalkınma açısından şehirleri sosyoekonomik alanlarda daha zor bir durum içerisine sokmuştur. Bu durum entegrasyonu zorlaştırmıştır. Bu çalışmanın amacı savulan bu tezi verilerle ortaya koymak ve öneriler sunmaktır. Yöntem olarak teorik verilerin, bilimsel makalelerin incelenmesi benimsenmiştir.
GAP ile gelişen tarımın bölgesel kalkınmadaki rolü
Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) ile Türkiye'deki 7 bölgeden biri olan Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin kalkınmasını ekonomik geri kalmışlığın giderilmesini, diğer bölgelere denk bir ekonominin oluşmasını hedeflemiştir. Bölgenin kalkınması ile ülkenin de kalkınması amaçlanmıştır. Bu sebeple GAP'ın bölgede iktisadi kalkınmayı sağlayacak en önemli unsur olan tarımsal kalkınmadaki rolü bu tezin konusu olmuştur. GAP Bölgesi'nde tarımsal kalkınmada sürdürülebilirliği sağlayacak veriler ortaya konmuştur. Ülkemiz ve GAP Bölgesi'nin tarımsal ve iktisadi değerlendirilmesi yapılmıştır. İktisadi sorunlar dile getirilmiş ve çözüm önerileri sunulmuştur. Tarımsal verim artışını sağlayacak olanaklar açıklanmıştır. GAP ile gerçekleşen ekonomik dönüşüm, güncel istatistiki veriler ışığında incelenmiş ve değerlendirilmiştir. GSYİH, Sektörel oranlar, nüfusu, ithalat ve ihracat oranları tezde GAP öncesi ve sonrası karşılaştırılacak şekilde yıl bazlı yer almıştır. GAP tarımsal kalkınma politikası doğrultusunda sulama alanları genişlemiş, ürün üretim miktarları artmış, ürün deseni ve verimlilik yıllar içinde olumlu yönde değişmiştir. Bölgedeki tarım alanları genişlemiştir. Bölgede kişi başına düşen gelir artmıştır. Elde edilen sonuçlara göre GAP birçok tarımsal üründe beklentileri karşılamakta ve başarılı olduğu ürünler de bulunmaktadır. GAP'ın ekonomik hedeflerine şu an yaklaştığı ve tamamlanınca ulaşacağı söylenebilir.
Siirt'te küçük ve orta ölçekli işletmelerin bölgesel kalkınmadaki rolü
Bugün dünya üzerindeki gelişmiş ve gelişmekte olan bütün devletler, bölgesel farklılık problemleri ile karşı karşıya kalmaktadır. Devletler bölgesel farklılıkların yarattıkları problemleri çözebilmek için sosyal, ekonomik ve kültürel yapılarındaki nitelikler doğrultusunda, çeşitli bölgesel kalkınma politikaları yürütmektedir. 20. yüzyılın son çeyreğinde meydana gelen ekonomik krizler sonucunda değişen yapıya bağlı olarak, önemli üretim birimleri haline gelen KOBİ'lerin, bölgesel farklılıkların ortadan kaldırılmasında önemli bir araç olarak görüldüğü bilinmektedir. KOBİ'ler ülkenin tümünde aktif oldukları için bölgesel kalkınma üzerinde önemli etkileri vardır. Küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin bölgesel kalkınmadaki etkilerinin incelendiği bu çalışmada kavramsal çerçeve üzerinde durulmuş ve KOBİ'lerin bölgesel kalkınma üzerindeki etkileri farklı açıdan ele alınmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda, Siirt bölgesinde 2 ile 45 arasında çalışanı bulunan işletme sahipleri ile yüz yüze anket görüşmesi yapılmıştır. Çalışma sonucunda, küçük ve orta ölçekli işletmelerin Siirt bölgesinin kalkınmasında hem sosyal hem de ekonomik alanlarda olumlu rol oynadıkları tespit edilmiştir. Bununla birlikte bu işletmelerin genel ve bölgesel anlamda bir takım problemlerle de karşılaştıkları saptanmıştır.
Günümüzde bölgesel kalkınmada alternatif bir model olarak neo-Haldunculuk
İbn Haldun; keşfedilmeyi bekleyen bir hazine, çağını aşan olağanüstü bir yetenek, parlak bir zekâ, insanlık için bir umut ve daha fazlası. Çok yönlü bir düşünür olması, onun tarih ve tarih felsefesi başta olmak üzere, siyaset bilimi, sosyoloji ve iktisat, gibi pek çok disiplin içerisinde kendisine yer bulmasına yol açmıştır. Kendinden önce ve sonra yaşamış pek çok düşünürle kıyaslanmıştır. Onun görüşlerine A. Smith'te olduğu kadar Petty, Ricardo, Malthus, Marx ve hatta Keynes'te de rastlamak mümkündür. En önemli İslam klasikleri arasında yer alan Mukaddime, iktisadi açıdan zengin ve yoğun bir içeriğe sahiptir. İktisadi, ticari ve mali konularda ayrıntılı bilgiler sunar; meslekler ve sanatlar hakkında ayrıntılı bilgiler aktarır. İktisadın dinle, devletle, siyasetle ve ahlakla ilişkisi üzerinde durur. Birçok iktisat tarihçisi tarafından iktisadın kurucusu olarak kabul edilmiştir. Ona göre ekonomik farklılıklar büyük oranda coğrafya ve iklim koşullarına bağlıdır. Toplumsal farklılıkları belirleyen ise iktisadi faaliyetler ve geçim yollarıdır. İbn Haldun'un düşünce sisteminin merkezini umran ilmi oluşturur. Umranın en önemli ayağı ise asabiyettir. Onun kalkınma modeli çok değişkenli ve dinamik bir yapıya sahiptir. Mukaddime'de doğrudan bölgesel kalkınmadan bahsetmez, ancak buna dair ipuçları verir. İktisadi bakımdan gelişmiş ve gelişmemiş şehirlerden bahseder ve bunları birbirleriyle kıyaslar.
Türkiye'de kalkınma-güvenlik bağının iç güvenlik bağlamında analizi
Bu çalışma, Soğuk Savaş'ın bitimi ile birlikte kalkınma ve güvenlik politikalarının birbirlerine yakınsamasının ortaya çıkardığı kalkınma-güvenlik bağının, iç güvenlik bağlamında terör örneği üzerinden analizini ele almaktadır. Kalkınma ve güvenlik konuları hem bireylerin hem de devletlerin daima öncelikleri arasında yer almıştır. 1980'lerden bu yana Uluslararası Kalkınma Birliği içerisinde gelişen kalkınma-güvenlik bağı yaklaşımının ana fikri, güvenliği gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerde kalkınmanın gerçekleştirilmesi için ön koşul olarak saymasıdır. Gelişmekte olan bir ülke olarak Birleşmiş Milletler ve OECD kurucu üyesi Türkiye'nin, kalkınma-güvenlik bağı ilişkisi ise 1990 yılında gelişmeye başlamış ve bu süreç günümüze kadar devam etmiştir. Bu süreçteki öncelikli kalkınma konusu ekonomik güvenlik iken ikincil kalkınma konusu ise iç güvenliktir. Ekonomik güvenlik garantili temel bir gelirin, belirli bir ücret karşılığında veya "sosyal güvenlik" yoluyla elde edilmesi iken; iç güvenlik, bir ülkenin sınırları içerisindeki bireylerin vücut bütünlüğüne ve anayasal haklarına karşı herhangi bir saldırı ve tehlikenin olmamasını ve ülkenin kamu düzeninin kolluk eliyle sağlanmasını ifade etmektedir. Ekonomik güvenliğin, kalkınma planlarından hareketle 1990 yılından günümüze kadar olan sürecinde "sosyal güvenlik" sorunları ön plana çıkarken; iç güvenlikte "terör" sorunu ön plana çıkmıştır. Terör, sadece iç güvenlik sorunu değil aynı zamanda kalkınmanın da bir sorunudur. Türkiye'de kalkınma-güvenlik bağını iç güvenlik bağlamında belirli örnekler üzerinden değerlendirmek mümkündür. Bu çalışmada terör örneği değerlendirilecektir.
Bölgesel kalkınmada coğrafi işaretler açısından kamu kurumlarının eğilimi ve rolü Siirt örneği
Coğrafi işaretler, bir ülkenin sınırlı alanlarına has ve beşerî şartlarına bağlı olarak ortaya çıkan nadir ürünler olarak ifade edilmektedir. Coğrafi işaretler bu anlamda hukuki yaptırımları olan, ürünü, üreticiyi ve tüketiciyi koruyan bir sistem kurmaktadır. Türkiye'de ve çeşitli ülkelerde 2000'li yıllarda önemi günden güne artmaya başlayan coğrafi işaret uygulamalarının ekonomik açıdan ihmal edilen öneminin ele alındığı bu çalışmada; coğrafi işaretlerin kırsal ekonominin kalkınmasındaki yeri üzerinde durulmuştur. Araştırmada Siirt ili örneği üzerinde durulurken TR3 bölgesine de değinilmiştir. Coğrafi işaretlerin çeşitli ülkelerin ekonomileri üzerindeki etkileri incelendiğinde; coğrafi işaret ile tescillenmiş ürünlerin, varlıkların ekonomik anlamda getirisi ile yaratılan katma değer ve istihdamı artırarak bölgesel ve kırsal kalkınmayı olumlu yönde etkisi sayesinde gelişmiş ülke ekonomilerinde vazgeçilmez bir öneme sahip olduğu görülmektedir. Ülkemizde coğrafi işaret girişiminin henüz gerekli ilgiyi görmemiş olması ve çalışma alanı açısından henüz etkili bilinçlendirme çalışmalarının eksik kalması nedeniyle, dünya piyasalarına kolaylıkla girebilecek bölgesel tarımsal ve endüstri ürünlerinin piyasa içerisinde istenilen yeri edinemediği görülmüştür.
Kalkınma ajanslarının bölgesel kalkınma üzerine etkileri: Batman örneği
Bölgesel kalkınma, günümüzde topyekûn bir gelişimi ifade etmekle beraber yerelde kendine özgü kaynakların ortaya çıkartılması ve söz konusu bölgede yaşayan insanların üretime katılması gibi bir nitelik ve anlam kazanmıştır. Türkiye'de kamu hizmetleri, doğrudan merkezden söz konusu bölgelere aktarılırken, zamanla bu politikadan vazgeçilmiş ve kalkınmayı hızlandıracak hizmetleri ya da projeleri, bölgede yaşayan insanların daha iyi bileceği anlayışı benimsenmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında ülkenin gelişmişlik düzeyinin az olması bölgesel kalkınma konusundaki çalışmaların da az olmasına sebep olmuştur. Gelişmişlik arttıkça dönüşüm başlamış ve bölgesel kalkınma da bu dönüşümün sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada; günümüzde önemi gittikçe artan bölgesel kalkınmanın ne ifade ettiğini, bölgesel kalkınmanın sağlanabilmesi için bölgesel kalkınma ajanslarının etkileri incelenmiştir. Çalışmada Dicle Kalkınma Ajansı'nın Batman ili özelindeki etkileri saptanmaya çalışılmıştır.
Lojistik sektörünün bölgesel kalkınma etkisi; Siirt örneği
Türkiye'deki pek çok akademik çalışmalarda incelenen lojistik kavramı, ilk kez 20. yüzyılın başlarında literatür de ortaya çıkmıştır. Lojistik kavram itibarıyla yeni olsa da zamanla önemi artmış, şirketlerin performanslarını rekabet gücü bakımından oldukça etkilemiştir. Küresel bazda bölgesel kalkınma sahalarında yaşanan hareketlikler, bu sahada politikaların amaçları, uygulamaları ve süreçlerinde dikkat çeken gelişmelere neden olmaktadır. Türkiye'de ise bölgelerarası gelişmişlik farkı oldukça yüksektir. Bu noktada yeni nesil kuramların dâhil olduğu, bölgesel kalkınma konusunda hazırlanan akademik çalışmaların tamamı sürekli güncellenen ve kendini yenileyen politika kararları için yol gösterici olması bakımından oldukça değerlidir. Bu çalışmanın amacı ise hızla gelişmekte olan lojistik sektörünün Türkiye'deki bölgesel kalkınma çalışmalarına olan etkisiyle birlikte, bu çalışmaların özellikle seçilerek yoğunlaştığı alanlardır. Bu tez çalışmasında; lojistik kavramının tanımı yapılarak lojistik hizmetlerinin bölgesel kalkınmadaki rolü ve kamusal yönü açıklanmıştır. Çalışmanın araştırma kısmında Siirt ilinde bulunan lojistik sektöründeki gelişmeler, ilin lojistik yapısı ve bu konuda sağlanan kamu desteği ele alınmıştır. Öte yandan veri toplama metodu olarak Siirt ilinde, lojistik sektöründeki sorunların ve bu sorunların çözümüne ilişkin yüz yüze anket çalışmasından faydalanılmıştır. Bu araştırmanın sonucunda, Siirt ilinin coğrafi yapısı itibarıyla lojistik sektörü için dezavantajlı olmasının yanı sıra, stratejik ve politik yasalarla birlikte ulaşımda da altyapı eksikliğinden dolayı yetersiz olduğu görülmektedir. Siirt ilinde rekabet şartlarına dikkat edilerek, bu koşulların geliştirildiği ve hizmetlerin iyileştirilmesi için çalışmalar yapıldığı bildirilmiştir.
Öğrencilerin dini inanç kavramlarına yönelik algılarına dair bir araştırma
Bu çalışmanın amacı, farklı öğretim kademelerinde okuyan öğrencilerin inanç kavramlarına yönelik algılarını incelemektir. Bu genel amaç çerçevesinde öğrencilerin inanç kavramlarına yönelik algılarının nasıl olduğu, algı düzeylerinin çeşitli değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığı ve öğretim programlarında verilen inanç kavramlarına ilişkin öğrenci görüşlerinin neler olduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Araştırmanın bu amacını gerçekleştirmek için hem nitel hem de nicel yaklaşımların birlikte kullanıldığı karma araştırma türlerinden biri olan eş zamanlı dönüştürücü desen kullanılmıştır. Araştırmanın nicel boyutu genel tarama, nitel boyutu ise olgu-bilim desenine göre şekillenmiştir. Nicel kısımdaki verileri toplamak için basit seçkisiz örnekleme yöntemiyle evreni temsil edebilecek yeterlilikte 626 öğrenciye, nitel kısımda ise tabakalı amaçsal örnekleme yöntemine göre belirlenen 16 öğrenciye ulaşılmıştır. Araştırmanın veri toplama aracı olarak; araştırmacı tarafından geliştirilen "Öğrencilerin İnanç Kavramlarını Algılama Ölçeği" ve "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" kullanılmıştır. Araştırma verilerinin analizinde; nicel veriler, betimsel istatistikler, bağımsız gruplar t testi ve tek yönlü varyans analizinden yararlanılmıştır. Nitel veriler ise içerik analizi ile çözümlenmiştir. Araştırmanın sonucunda; öğrencilerin inanç kavramlarını algılamada yaş ve ailenin gelir düzeyi gibi değişkenlerin etkisinin büyük olduğu ve nitel sonuçların nicel sonuçları destekler nitelikte olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Bölgesel kalkınmada işsizlik sorunu, nedenleri ve çözüm önerileri: Siirt ili için bir araştırma
İşsizlik sorunu, son yıllarda küresel bir mesele olarak karşımıza çıkmaktadır. Geçmişte daha çok gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde görülen işsizlik, günümüzde artık gelişmiş ülkelerde de ciddi bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Mali politikalarda yapılan hatalar, ekonomilerdeki üretim kapasitelerindeki düşüşler, küresel finansal krizler ve siyasal ve teknolojik gelişmeler, işsizliğe neden olan başlıca unsurlar arasında yer almaktadır. Yüksek işsizlik oranlarının yaşandığı ülkelerde, bireyler toplumsal, finansal ve ruhsal anlamda olumsuz etkilenmektedir. Küresel bir sorun haline gelen işsizlikle mücadelede, ülkeler ortak politikalar geliştirmelidir. Son dönemlerde işsizlik konusunda az gelişmiş ve gelişmiş ülkeler arasında büyük bir fark kalmamıştır. Çünkü işsizlik dünya genelinde önemli bir sorun haline gelmiştir. İşsizlik sorunu yaşayan ülkelerden biri de Türkiye'dir. Ülkemizde işsizlik, en önemli sorunların başında gelmektedir. Özellikle TRC3 (Siirt, Batman, Şırnak, Mardin) bölgesinde işsizlik ve bunun olumsuz etkileri daha belirgin bir hal almıştır. Bu çalışmada öncelikle, bölge ve bölgesel kalkınma kavramları kavramsal çerçevede ele alınmıştır. Ayrıca işsizlik kavramı ve işsizlik türleri açıklanmıştır. Siirt özelinde, TRC3 bölgesine ait yıllara göre işsizlik ile kişi başı GSYH verileri tablo ve grafiklerle incelenmiştir. Türkiye ve Siirt ili için işsizlik oranları ve kişi başı GSYH verileri tablo ve grafiklerle ayrı ayrı ele alınmış ve işsizlikle mücadelede uygulanan politikalar detaylı bir şekilde açıklanarak, Siirt ili için yüksek işsizlik oranlarına yönelik çözüm önerileri sunulmuştur. Anahtar kelimeler: Bölgesel Kalkınma, İşsizlik, Siirt.
Farklı sosyo-ekonomik gruplarda fiziksel ve fizyolojik streslerin vücut oranlarına etkisi
Büyüme sırasında sahip olunan sosyo-ekonomik koşullar insan vücudunun şekillenmesinde etkilidir. Yapılan çalışmalarda avantajlı grupların her zaman daha büyük boyutlara, dezavantajlı grupların ise daha küçük boyutlara sahip olduğu belirlenmiştir. Ancak farklı stresler karşısında vücut oranlarının, üyelerinin ve üyelerin alt bölümlerinin nasıl farklılık gösterdiği, bunun nihai boyutlara nasıl yansıdığı tam olarak bilinmemektedir. Aynı zamanda bu streslerin vücudun simetrisini nasıl etkilediği de yeterince tartışılmamıştır.Bu çalışmanın amacı çocuklukta farklı fizyolojik ve fiziksel baskılar altında büyüyen bireylerin vücut boyut, oran ve simetrik yapısının nasıl farklılaştığını belirlemektedir. Bu amaçla Samsun'da yaşayan 20-45 yaş arası kadın ve erkek 623 kişi üzerinde antropometrik saha araştırması yapılmıştır. Çalışmanın örneklemi üst sosyo-ekonomik vr alt sosyo-ekonomik olmak üzere iki ana gruba, alt sosyo-ekonomik grup ise hafif ve ağır çalışan olmak üzere iki alt gruba ayrılmıştır. Saptanan sonuçlara göre insan vücudunda sosyo-ekonomik faktörlerin etkileri belirgindir. Bu istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,05).Üst sosyo-ekonomik grup antropometrik boyut, oran ve asimetri bulgularıyla alt sosyo-ekonomik her iki gruptan anlamlı derece farklıdır. Vücudun kısım ve oranlarında alt üyeler, üst üyelere göre daha fazla dış faktörlerden etkilenmiştir. Oransal olarak üst sosyo-ekonomik grup daha uzun bacaklarla, alt sosyo-ekonomik grup daha uzun kollara sahiptir. Alt sosyo-ekonomik ağır çalışan grubun kolları ise oransal olarak daha uzundur. Üyelerde gözlenen bu fark, üyelerin distal alt bölümlerindeki farklılıktan kaynaklamaktadır. Uzunluk ölçülerinin aksine genişlik ölçüler alt sosyo-ekonomik grupta daha yüksek değerdedir. Oransal olarak da omuz genişliği, ağır çalışan grupta daha geniştir. Vücudun simetrik yapısı üst sosyo-ekonomik grupta sapma göstermezken, alt sosyo-ekonomik grupta üst üye uzunluk ve genişliklerinde asimetrik sapma düzeyi yüksektir. Bu bulgular cinsiyetler arasında değişmekte ve erkeklerin dış etkenlerden daha fazla etkilendiği görülmektedir.Sonuç olarak büyüme sırasında beslenme, sağlık, hastalık vb. fizyolojik streslerin yanında fiziksel baskıların da büyüme örüntülerini önemli ölçüde etkilediği gözlenmiştir. Böylece fiziksel baskıların da büyümeyi sekteye uğrattığı, bunun yetişkinlik döneminde de gözlemlenir olduğu tespit edilmiştir.
Türkiye'de uç sağ ve Kürtler, 1945-1980: Güvenlik, kimlik ve kalkınma
Bu tezin amacı, 1945-1980 yılları arasında "güvenlik", "kimlik" ve "kalkınma" kavramları ekseninde uç sağın Kürt meselesine dair söylemini incelemektir. Uç sağ, erken Cumhuriyet döneminin sonuna doğru Nihal Atsız, Necip Fazıl Kısakürek öncülüğünde dergiler üzerinden görünür olmaya başlamış, çok partili hayata geçişle birlikte önce merkez sağ partilerinde hizip olarak var olmuş sonrasında da müstakilleşerek partileşmişlerdir. Ayrıca Soğuk Savaş sürecinde Türk Milliyetçiler Derneği, Millî Türk Talebe Birliği, Akıncılar, Mücadeleciler, Ülkü Ocakları, Komünizmle Mücadele Dernekleri, Aydınlar Ocağı uç sağın önemli yapıları olmuşlardır. Soğuk Savaş sürecinde uç sağın temel özelliği antikomünizm olmuş ve komünizmle mücadele çerçevesinde devlet nezdinde de meşruiyet elde etmiştir. Ayrıca millî ve dinî değerlere vurgu yapmış ve Türkiye'nin beka meselesini önemsemiştir. Uç sağ, Kürt meselesini erken Cumhuriyet döneminin "yanlış politikaları" sonucu olarak ortaya çıkan bir sorun şeklinde değerlendirmiş, Soğuk Savaş sürecinde de komünistlerin istismar ettiğini öne sürmüştür. Uç sağ Kürt meselesini "beka" sorunu şeklinde ele almış ve komünistlerle ilişkilendirerek konunun komünizmle mücadele çerçevesinde ele alınması gerektiğini söylemiştir. Tezin birinci bölümünde, çalışmanın kavramsal ve tarihsel/siyasal arka planı bağlamında uç sağın ortaya çıkışı, kurumları ve genel özellikleri anlatılacak ve Kürt meselesinin Osmanlı'dan günümüze serencamı ele alınacaktır. Bu çalışmanın diğer bölümlerinde ise Soğuk Savaş sürecinde uç sağın kategorileri olan Seküler Türkçü-Turancılar, Anaakım Milliyetçiler, Anaakım İslâmcılar ve Radikal İslâmcılar'ın sırasıyla "güvenlik", "kimlik" ve "kalkınma" kavramları çerçevesinde Kürt meselesine bakışı ele alınacak ve çözüm önerileri tartışılacaktır. Anahtar Sözcükler Kürt Meselesi, Uç sağ, Milliyetçiler, İslâmcılar, Komünizm
Kooperatifçilik kalkınma kooperatiflerinin yerel yönetimlerin kalkınma çabaları içerisindeki yeri Edirne Meriç Karayusuflu Köyü örneği
Devlet yapılanması içerisinde yerel yönetim olarak en küçük ve merkeze en uzak birimleri köyler oluşturmaktadır. Merkeze uzaklık köyün gelişiminde ciddi bir şansızlığı oluşturmakta maalesef bugüne kadar geçici olmaktan öte ?radikal? sayılabilecek çözüm önerileri şimdiye kadar pek göz önünde bulundurulmamıştır. Bu çalışma her ne kadar 5018 sayılı kanunun 3. Maddesi dışında kalıyor olsa da köyleri yerel yönetimin uç birimleri olarak kabul ederek kalkınmalarına yönelik hangi enstrümanların kullanılabileceğini tespite çalışmaktadır.Kuvvetli bir öneride bulunmak için yapılan incelemelerin sonucunda ?kooperatifçiliğin? yerel kalkınmada tek çözüm olabileceği öngörüsüne ulaşılmıştır. Bu bölümde kooperatiflerin yerel kalkınmada etkileri incelenmiş ayrıca köyleri ilgilendirecek kalkınmaya yönelik kanunlar ile yine kalkınmaya yönelik çeşitli programlar ele alınarak incelenmiştir. Kurulmasında kalkınma adına büyük fayda sağlayan kalkınma ajansları incelenerek köy kalkınmasında nasıl bir rol oynayabilecekleri üzerinde durulmuştur.Birinci bölümde ekonomik bir örgütlenme olan kooperatifçiliğin tanımı tarihçesi genel bir çerçevede değerlendirilmiştir. Öncelikle çok yönlü bir kurum olan modern kooperatif hareketinin daha iyi anlaşılabilmesi için, doğmuş olduğu ülkelerdeki yani İngiltere ve Kara Avrupa?sında da Fransa ve Almanya'daki kooperatif önderi olan şahıs ve grupların görüş ve uygulamalarına genel bir bakış yapılmıştır İkinci Bölümde yerel toplumların ekonomik, toplumsal ve kültürel sorunları, sosyal kalkınma özelliklerini, kırsal kalkınma kooperatifleri ve sorununa da değinilecektir. Daha sonra ülkemizde de kooperatif kurumunun gelişiminin, kendisini düzenleyen mevzuata paralel olması göz önünde tutulup ülkemizde kooperatif kanunları yönünden gelişimi ele alınmış; daha sonra yürürlükteki mevzuatımızda kooperatifle doğrudan ilgili olan kanunlarda, kooperatif kavramının düzenlenişi incelenmiştir. Sonra, kooperatifin bu bilgiler ışığında, ekonomik ve kanuni tanımları üzerinde durulmuş; bölümün sonunda da şu an yürürlükteki mevzuatımıza göre, kooperatif türleri belirtilerek, birbirleri ile olan farklılıkları ortaya konulmuştur. Sonuç bölümünde bütünsel bir bakış açısıyla kooperatifleşmenin yerel kalkınmaya etkileri bu tezde incelenmeye çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: Kooperatif, Kalkınma, Yerel Yönetim.
Mahalli idarelerin bölgesel kalkınma üzerindeki etkileri
Mahalli İdarelerin Bölgesel Kalkınma Üzerindeki Etkileri konu başlıklı yüksek lisans tez çalışması üç bölümde incelenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde genel hatlarıyla mahalli idareler, yerel yönetimler ve belediyeler üzerinde durulmuştur. Konu ile ilgili yasa maddelerine değinilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde ise bölge ve kalkınma kavramları ve çeşitleri üzerinde durulmuştur. Çalışmanın üçüncü ve son bölümünde mahalli idarelerin bölgesel kalkınmaya etkileri ve bölgesel kalkınma ajansları incelenmiştir. nahtar Kelimeler: 1- Kalkınma 2- Mahalli İdareler 3- Bölge 4- Yönetim 5- Etk