Political history
342 theses under this subject heading
XIII-XVI. yüzyıllarda Diyâr-ı Bekr bölgesi tarihi (1243-1514)
Diyâr-ı Bekr bölgesi, hem doğu-batı hem de kuzey-güney arasında bir geçiş noktası olmanın yanında, ticaret yollarının kesiştiği bir kavşak olması hasebiyle de tarihi bir önem arzetmiştir. Bu özelliğiyle birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olan bu bölge, zengin bir siyasî, sosyo-ekonomik ve kültürel geçmişe de sahiptir. Buna binaen sürekli cazibe merkezi olmuş ve tarihi önemini korumuştur. Anadolu'ya gelen Türkmenlerin ilk yerleşim yerlerinden olan Diyâr-ı Bekr, birçok millete ev sahipliği yapmıştır. Faklı unsurları bünyesinde barındıran Diyâr-ı Bekr bölgesinde, Moğol İstilası ile başlayan siyasi çekişmeler takip eden üç yüz yılda da devam etmiş ve bölge eski müreffeh görüntüsünden uzak kalmıştır. Binaenaleyh XIII-XVI. asır aralığı siyaseten tam bir kaos ortamına dönüşmüş ve bölgenin sosyo-ekonomik yapısı da bundan ziyadesiyle etkilenmiştir. Bir "bölge tarihi" olarak ele alınmış bu çalışmada, öncelikle Moğol İstilası ve özellikle Kösedağ Bozgunu'ndan (1243) sonra yaşanan olayların bölge siyasetine etkisi üzerinde durulmuştur. Bölgenin yerel siyasi teşekküllerinden daha güçlü olan İlhanlı ve Memlûklar gibi devletlerin mücadele sahası olması ve bu durumun bölgeye etkisi de ele alınmıştır. Bu bağlamda Diyâr-ı Bekr bölgesinin Kösedağ Bozgunu ile başlayan ve Çaldıran Zaferi ile Osmanlı hâkimiyetine girdiği üç yüz yılllık kaotik siyasi tarihi ele alınmıştır. Ayrıca bu çalışmada bölgenin XIII-XVI. yüzyıl aralığındaki tarihsel coğrafyası ve idari yönetimi ile sosyo-ekonomik yapısının değişimleri üzerine odaklanılmıştır. Bölge adına büyük demografik değişim ve dönüşümlerin yaşandığı bu dönemde son Türkmen göçünün etkisiyle Türk nüfusu daha da yoğunlaşmıştır. Akabinde Karakoyunlu ve Akkoyunluların tersine göç hareketiyle beraber Kürt nüfusunun yoğunlaşmaya başladığı gözlenmiştir.
Contemporary political history of Afghanistan according to Khaled Hosseini's books
Afghanistan's political history has always been an important and interesting issue for writers, especially political history of the last 30 years of Afghanistan, because it has a lot of changes and mutations, so different writers with different views has written about it. In other side the international acclaim from Khaled Hosseini novels (The Kite Runner and A Thousand Splendid Suns), shows that political-historical realities about Afghanistan in these novels are interesting for people in the world, and make them curious about Afghanistan. Even some peoples believe that these political- historical realities along with extensive advertising made these novels' reputation. (But we should consider that facts which mentioned in novels have been offered with good literary and artistic features.) In this study, after a short review of these novels, and also historical and political realities of Afghanistan, I want to accordance events in these novels with Afghanistan's political history. This study seeks to evaluate contemporary political history of Afghanistan according to Khaled Hosseini's novels. In this study I want to understand the political history of the country in the last half century, what happened in this period and how, on the other hand want to check whether the facts mentioned in Hosseini's novels completely true and matches with the other books in field of Afghanistan's political history or not? Has Khaled Hosseini written according to his own perception of historical events, or novels are consistent with the facts? To obtain this offer and achieve the purpose of research, I will use different books from Afghan and foreign writers and also evaluate every single political event which mentioned in the novels and other books.
Keşmir Sultanlığı (1339-1586)
'Asya'nın kalbi" ve "Hindistan tacı ve incisi", gibi isimlerle adlandırılan kendi halkının gözünden bakıldığında ise ''cennet vadisi'' sıfatını hak eden dünyanın ender güzellikteki yerlerinden biri olan Keşmir, Hindistan, Pakistan, Afganistan, Çin'in Uygur Özerk bölgesi ve Tibet ile komşudur. Türkistan'dan Hindistan'a açılan bir koridorda yer alan bölge, dünyanın en yüksek sıradağları Himalayalar üzerinde son derece engebeli bir arazi üzerinde kurulmasına rağmen sahip olduğu stratejik ve coğrafi özelliklerinden dolayı tarihîn ilk dönemlerinden itibaren siyasî, askerî, dinî ve ticari pek çok hadiseye ev sahipliği yapmıştır. Stratejik önemini günümüzde de koruyan Keşmir, Güney Asya siyasetinde belirleyici bir unsurdur. Keşmir, tarihsel süreç içinde Budizm, Hinduizm ve İslâmiyet gibi farklı din ve inançlara ev sahipliği yapmış, stratejik öneme sahip bir bölgedir. Hindistan'ı fethetmeye yönelik seferler düzenleyen İslâm orduları, Keşmir'i ele geçirmeye çalışmış; ancak bölgenin zorlu coğrafi koşulları nedeniyle bu girişimlerinde başarılı olamamışlardır. Bölgede, Müslüman bir hanedan olan Şah Mirza Hanedanlığının iktidara gelmesiyle birlikte krallıktan sultanlığa geçiş süreci başlamıştır. 1339-1586 yılları arasında hüküm süren Keşmir Sultanlığı, sırasıyla Şah Mirza ve Çak Hanedanlıkları tarafından yönetilmiştir. Sultan Zeynel Abidin döneminde, Keşmir Sultanlığı siyasî, ekonomik ve kültürel açıdan en güçlü dönemini yaşamıştır. Şah Mirza Hanedanlığının ardından yönetimi ele geçiren Çak Hanedanlığı döneminde ise, artan otorite boşlukları, siyasî ve dinî çatışmalar ile iç isyanlar, bölgenin istikrarını sarsmıştır. Bu ortamdan yararlanan Haydar Mirza Duğlat, Keşmir'de Bâbürlüler adına geçici bir hâkimiyet kurmuştur. Ancak onun on yıl süren iktidarının ardından Çak Hanedanlığı, bölgedeki yönetimi yeniden ele geçirmiştir. Bâbürlü hükümdarı Ekber Şah, 1586 yılında, Çak Hanedanından Sultan Yakup Şah'ın iktidarında yaşanan iç karışıklıklar ile Sünni-Şii çatışmalarının oluşturduğu istikrarsız ortamdan faydalanarak Keşmir'i ele geçirmiştir. Bâbürlülerin bölgede tam anlamıyla hâkimiyet kurmaları ise 1589 yılında gerçekleşmiştir.
Batı Avrupa'daki ve Türkiye'deki 1968 Hareketlerinin karşılaştırılması
1968 Hareketi, modern dünyada gerçekleşen sosyal ve siyasal bir patlamadır. Bu patlama aynı yoğunlukta yaşanmasa da birçok ülkede görülmüştür. Türkiye de bu patlamanın görüldüğü ülkelerden birisidir. Önce Amerika ve daha sonra da Avrupa, 1968'in beşiği olarak kabul edilmektedir. Batı Avrupa 1968 Hareketi çeşitli ideolojik kaynaklardan etkilenerek oluşmaktadır. Bunlar arasında Vietnam Savaşı, Çin Kültür Devrimi, Latin Amerika Kaynaklı Kır ve Şehir Gerillası, Amerikan Sivil Yurttaşlık İnisiyatifi ve Irkçılık Karşıtı Hareket ve Anti-Otoriter ideolojiler öne çıkmaktadır. Ayrıca Batı Avrupa 1968 Hareketi içinde Fransa'nın yaşadığı 1968'in yeri ayrıdır. Fransa, 1968 Hareketi'nin kalbidir. Türkiye 1968 Hareketi de Batı Avrupa 1968 Hareketi'nin ideolojik kaynaklarından etkilenmekle birlikte ?ülkenin kendine has özellikleri? daha çok ön plandadır. Bu yönüyle Türkiye 1968 Hareketi'nin ideolojik kaynakları içinde, geleneksel solun Türkiye'ye yansıyan fraksiyonları (MDD, TİP), resmi ideolojinin paralelinde yürüyen yayın organları (Yön-Devrim Grubu) ve ?üçüncü dünyacılık? yer almaktadır.
II. TBMM Urfa milletvekilleri ve siyasi faaliyetleri (1923-1927)
Osmanlı Devletinin ağır ve yorucu geçen Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra, imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması ile Anadolu toprakları, İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmiştir. Anadolu halkı, işgallere karşı yerel direnişlerde bulunmuştur. Bu dönemde, en büyük tepki ve topyekün bağımsızlık mücadelesini, Mustafa Kemal Paşa Anadolu'ya geçip milletle bütünleşerek verecektir. Milli Mücadele'nin hazırlık aşamaları çerçevesinde; Amasya Genelgesi, Erzurum ve Sivas Kongrelerini düzenleyen Mustafa Kemal Paşa, bağımsızlık fikrini ateşlemiştir. Düşmana karşı bir taraftan bağımsızlık savaşı başlatılırken, bir taraftan da milli birlik ve milli mücadele adına önemli adımlar atılmaya başlanmıştır. Bunlardan birisi de; Mebusan Meclisi'nin yeniden açılmasıdır. Ancak İtilaf Devletleri, 16 Mart 1920 tarihinde İstanbul'u işgal edecek ve Mebusan Meclisi'nin dağıtacaklardır. Osmanlı Mebusan Meclisi'nin dağılmasından sonra Mustafa Kemal Paşa Ankara'da yeni bir meclis kurmak için hemen harekete geçmiştir. 23 Nisan 1920 tarihinde Ankara'da yeni bir meclis açılmıştır. Egemenliğin halka dayandırıldığı yeni açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi, milli kurtuluş mücadelesinin kazanılması ve yeni Türk Devleti'nin temellerinin atılması gibi iki onurlu ve önemli görevi başarıyla tamamlamıştır. Savaştan sonra, Birinci TBMM seçim kararı almış, 11 Ağustos 1923 tarihinde İkinci TBMM açılmıştır. II. Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne Urfa'dan; Yahya Kemal Bey (BEYATLI), Ali Fuat Bey (BUCAK), Hüsrev Bey (GEREDE), Saffet Kemalettin Bey (YETKİN), Mehmet Refet Bey (TOPÇUOĞLU) ve Mehmet Refet Bey (ÜLGEN) isimlerinde altı milletvekili katılmıştır. II. TBMM, Cumhuriyeti ilan eden meclis olmuştur. Halifeliğin Kaldırılması, Medeni Kanun, 1924 Anayasası ve daha birçok önemli gelişme, 1923-1927 arasında faaliyet gösteren II. TBMM döneminde alınan önemli kararlardır. Bu çalışmanın amacı; yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin inşasında; Urfa Milletvekillerinin, üstlendikleri görevleri ele almaktır. II. TBMM Döneminde Kurtuluş Savaşını sona erdiren Lozan Barış Antlaşması imzalanmış, Cumhuriyet ilan edilmiş, Halifelik kaldırılmış, 1924 Anayasası'nın yürürlüğe konması gibi pek çok önemli gelişme yaşanmıştır. Ayrıca bir diğer amaç; Urfa Milletvekillerinin, Urfa şehrinin kalkınması, sorunlarının çözülmesi adına yürüttükleri faaliyetleri ortaya çıkarmaktır. Anahtar Sözcükler: TBMM, Urfa, Milletvekili, Mustafa Kemal Paşa, Milli Mücadele.
Temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkeleri çerçevesinde Türkiye'de seçimler (1946-1965)
Siyasi partiler ve seçimler demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Seçim sistemleri, temsilcilerin belirlenmesinde başat rol oynamaktadır. Seçilmişler ülkeyi ve toplumu ilgilendiren hemen her konu hakkında karar vermekte, böylelikle ülkenin geleceğini tayin etmektedirler. Başarılı bir ülke ekonomisi ve toplumsal huzur için hükümetlerin istikrarı önemlidir. Bunun sağlanmasında seçim sistemi önem arz etmektedir. Seçim sisteminin başarılı etkileri toplumun her bölümünde kendini gösterebileceği gibi olumsuz özellikleri de aynı şekilde yansımaktadır. Tüm sorunları çözebilecek bir seçim sistemi mevcut değildir. Seçim sistemleri ve seçim tartışmaları bu sebeplerle hala güncelliğini korumaktadır. Türkiye'de seçim ve seçim sistemi ile ilgili hususlar devamlı değişim halinde olmuştur. Seçim kanunları birkaç kez tamamen yenilenmiş ve yüzlerce kez yapılan kanun değişikliği ile seçim sistemi üzerinde değişikliklere gidilmiştir. Bu çalışmada, Türkiye'de 1946-1965 yılları arasında seçim sistemleri ve seçim sistemlerine getirilen yenilikler tartışılmıştır. Seçimler ve seçim sistemleri geçmişte olduğu gibi günümüzde de en çok tartışılan konulardan biridir. Seçim sistemleri öncelikle teorik yönüyle ele alınmış, bunun pratikte nasıl uygulandığı, Türkiye siyasetine ne etkileri olduğu "temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkeleri" perspektifinde açıklanmaya çalışılmıştır. Seçim sistemlerine dair siyasi tartışmalar genel olarak temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini bağdaştıran bir sistemi oluşturma çabası üzerinedir. Ancak uygulanan seçim sistemlerinde genel olarak bir ilke ön plana çıkarken diğeri hep geri planda bırakılmıştır. Çalışmada, seçim sisteminde yapılan değişimin temsilde adalet ve yönetimde istikrar bağlamında etkileri, siyasal sonuçları tartışılacaktır. Bu çalışmanın amacı seçim sisteminin siyasal hayat üzerindeki etkisini incelemektir. Seçim sisteminin seçim sonuçlarına etkisinin boyutlarını temsilde adalet ve yönetimde istikrar bağlamında tartışılacak ve seçim sonuçlarına etki eden diğer unsurlarla ilişkisi irdelenecektir. Bu amaç doğrultusunda önce seçim sistemleri ve unsurları açıklanacak; ardından 1946-1965 dönemi seçimleri sırasıyla ele alınacaktır. Anahtar Kavramlar: Seçim sistemleri, Türkiye'de Seçimler (1946-1965)
Beylikler ve Osmanlı döneminde Çorum ve çevresi (XII-XVI. yy)
Beylikler döneminden Osmanlıya uzanan süreçte Çorum şehrinin tarihini ele almak özellikle beylikler dönemindeki kaynakların sınırlı oluşundan dolayı oldukça zordur. Bununla birlikte kentin Orta Çağ tarihine yönelik sınırlı sayıda araştırmanın yapılmış olması da bu zorluğu arttırmıştır. Yine de kronikler, seyahatnameler, menkıbeler, nümizmatik eserler ve son olarak Osmanlı Arşiv vesikaları incelenerek bu alandaki eksiklikler giderilmeye çalışılmıştır. Danişmendliler ile birlikte Türk hâkimiyetine giren şehir sırasıyla Selçuklular, İlhanlılar, Eretna Beyliği, Kadı Burhaneddin Beyliği ve Osmanlıların egemenliği altına girmiştir. Burada ilk olarak beylikler dönemi incelendikten sonra Osmanlı hâkimiyetinin şehirde kurulması ele alınmaktadır. Beylikler döneminde özellikle siyasi tarihini açıkladığımız Çorum şehrinin, Osmanlı döneminde tutulan arşiv vesikaları sayesinde sosyal, kültürel, idari ve ekonomik yönlerine de değinme imkanı olmuştur. Sonuç olarak bu çalışma Türk hâkimiyetiyle birlikte başlayan dönemden, Osmanlı Devleti'nin ilk hâkimiyet dönemlerine kadar geçen yaklaşık dört asırlık süreci incelemektedir.
27 Mayıs'tan 15 Temmuz'a, Türkiye'de gazetelerin askerî darbeler karşısındaki tavrı
Bu çalışmanın konusu, Cumhuriyet dönemi Türkiye siyasal hayatında gerçekleşen darbe ve darbe girişimlerinde süreç boyunca gazetelerin aldıkları tutumlardır. Çalışmaya 27 Mayıs 1960 Darbesi, 21-22 Şubat 1962 ve 21 Mayıs 1963'te Talat Aydemir öncülüğünde gerçekleşen darbe girişimleri, 12 Mart 1971 Muhtırası, 12 Eylül 1980 Darbesi, 28 Şubat 1997 Muhtırası ve 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimi dâhil edilmiştir. Çalışmanın teorik arka plan konusuna ayrılan ilk bölümü ile sonuç bölümü haricinde geri kalan her bir bölümü, kronolojik bir sırayla, yukarıda sayılan darbe ve darbe girişimlerine ayrılmıştır. Her bir askerî müdahale, o müdahalenin gerçekleştiği dönemde Türkiye kamuoyunda öne çıkan, tirajı yüksek olanlar arasından seçilmiş en az beş gazete özelinde inceleme konusu edilmiş ve gazetelerin manşet, sürmanşet ve haber içerikleri ile köşe yazılarının açık içerikleri ele alınmıştır. Gazeteler, darbe ve darbe girişimlerinin gerçekleşmesinden bir ay öncesi ile bir ay sonrası arasında kalan iki aylık zaman zarfındaki yayınları üzerinden incelenmişlerdir. Çalışma boyunca öne sürülen temel argümanlar şunlardır: (I) Türkiye'de olağan dönemlerde demokrasinin savunuculuğu rolünü üstlenen gazeteler, darbe dönemlerinde çoğunlukla güç ve iktidar yanlısı bir tavır değişikliğine yönelmekte ve bir askerî müdahale girişiminin başarılı olup olmaması, o girişime karşı gazetelerin göstereceği tavrı da doğrudan etkileyebilmektedir. (II) Gazeteler, darbe dönemlerindeki yayınlarıyla, Türkiye'de darbe geleneğinin yerleşmesi ve bunun geniş kitleler tarafından on yıllar boyunca meşru görülmesinde kayda değer bir pay sahibidir. (III) Bununla birlikte, 1960'tan 2016'ya, gazetelerin darbeler karşısındaki tutumlarında zaman içerisinde belirgin bir dönüşümün yaşandığı ve ordunun siyasete müdahalesi konusunda çok daha duyarlı hâle geldikleri gözlemlenmektedir.
Türk siyasal hayatında Türk milliyetçiliği bağlamında kadın söylemi (Ziya Gökalp, Hüseyin Nihal Atsız, Alparslan Türkeş)
Tarih boyunca toplumların bir ülkü doğrultusunda hareket ettikleri görülmektedir. Toplulukların gelişmesi ve devlet halini alarak, yapısını sürdürmesi, milliyetçilik düşüncesi ile sağlanabilmektedir. Türk toplumunun tarihine bakıldığında gelenek ve göreneklerinin ileriye taşındığının söylenmesi mümkündür. Türk toplumunda din, milliyetçilik, aile, ahlak gibi faktörlerin yer aldığı görülmektedir. Türk toplumuna özgü kadın ve erkek rolleri zamana göre farklılık göstermiştir. Türk toplumunda kadın her zaman saygı görmüş ve el üstünde tutulmuştur. Bu tezde genel itibariyle, Türk Siyasal Hayatı kapsamında 'Türk Milliyetçiliği" düşüncesinde reel politika ve düşünce geleğeninde etkin unsur olan Türk milliyetçiliği çerçevesinde kadına bakış konusu, inceleme konusu olacaktır. Kadın kavramının bu düşüncede yer alışı ve önemi tezin genel konusudur. Türk milliyetçiliğinde yer alan çalışmalar bazında kadına bakış konusunda eksikliklerin var olması ve bu eksikliklerin giderilmesi tezin genel amacını belirlemektedir. Türk milliyetçiliği düşüncesinde kadın figürünün önde olmadığına dair yaklaşımlar temel alınarak kadın figürlerinin incelenmesi amacını taşımaktadır. Tez önem açısından, konunun bugüne kadar yüzeysel bir şekilde reel politik açıdan ele alınması ve ayrıca bir bilimsel çalışmanın eksikliğinin var olması sebebiyle önemlidir. Tez konusu bilimsel çalışmaların eksikliği sebebiyle önemlidir. Türk siyasal hayatı açısından incelenen kadın figürleri gelecek çalışmalara bir ışık tutacaktır. Bu tezle birlikte kadının siyasal katılım açısından incelenmesi önemli bir sonuç doğuracaktır. Konuyla ilgili genel bir tespit yapılarak yorumsamacı nitel araştırma ve literatür taraması yöntemi kullanılacaktır. Konuyla ilgili genel bir hipotez oluşturulacak ve yapılan özel çalışmayla bu hipotezin doğruluğu ve yanlışlığı test edilecektir. Bu kapsamda eleştirel düşüncelere değinilip hipotezle bağlantılı olarak da bir sonuca ulaşılacaktır. 'Türkçülük', 'Milliyetçilik', 'Turancılık', 'Ülkücülük', 'Asena' kavramları üzerinden tarihsel analiz yapılacaktır. "Türk Milliyetçiliği" 1912 sonrasında reel politik güç haline gelmeye başlamıştır. 1920'lerde Kemalist milliyetçilik noktasına gelmiştir. Cumhuriyet döneminde milliyetçilikler farklı düşünce şekliyle kendisini göstermiştir. 1940'lı yıllardan sonra çok partili hayata geçiş sürecinde Türk milliyetçiliği hareket olarak reel politik hareket içinde etkin olmaya başlamıştır. Türk milliyetçiliği içerisinde kadın faktörünün incelenmesi Türk siyasal hayatındaki kadın etkisinden bağımsız olarak düşünülemez ancak milliyetçi ideolojinin kadına yönelik özel bir bakış açısının olduğu da gerçektir. Çalışmada bu bakış açısı ortaya konulacaktır. "Türk Milliyetçiliği" genel bir anlam ifade etmektedir. Tez farklı tür milliyetçilikler dahil edilmeden reel politikada kendisini "Türk Milliyetçisi" olarak adlandıran ve o şekilde partileşen siyasal hareketle sınırlıdır. Bu hareketin başladığı 1940'lı yıllar çerçevesinde içerisinde kadın söylemi üzerinde durulacaktır. Anahtar Kavramlar: Millet, Milliyetçilik, Türk Milliyetçiliği, Toplumsal Cinsiyet, Kadın
Tasavvuf Dergisi'nin dönemin siyasi, sosyal ve kültürel hadiselerine bakışı
Osmanlı Devleti'nde II. Meşrutiyet'ten sonra ortaya çıkan özgürlük ve serbestlik ortamında diğer alanlarda olduğu gibi sûfî çevrelerde de bir yenilik olarak cemiyet kurma ve mecmualar neşretme faaliyetleri başlamıştır. Sûfî çevreler bu yeni faaliyet sahasıyla hem kendi iç problemlerine çözüm üretmek, toplum nezdinde popülaritesini yitirmeye başlayan tasavvuf ve tarîkat anlayışını yeniden ihyâ etmek hem de kendilerine yöneltilen ithamlara cevap vermek istemişlerdir. Tasavvuf Dergisi de bu dönemde varlık gösteren bir neşriyat olarak dikkat çekmektedir. Tasavvuf Dergisi Mart 1911-Aralık 1911 tarihleri arasında Şeyh Safvet Efendi'nin imtiyaz sahipliğinde neşredilmiş ve ancak 35 sayı yayınlanabilmiştir. Dergi, II. Abdülhamid'e karşıtlığı, İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne sempatisi ve Meşrutiyet'i müdafaa eden yönüyle dikkat çekmiştir. Bunlarla beraber ilmiye sınıfı ile medreseler, sûfîler ile tekke ve zâviyelerin ilgili dönemde mevcut durumları üzerine değerlendirmeleri olan Tasavvuf Dergisi, zamanın siyasi, askeri, sosyal, kültürel durum ve olaylarına duyarsız kalmamıştır. Ancak genel anlamda tasavvufî muhtevalı makaleler ve sıklıkla edebi eserlerden kesitler barındıran bir mecmuadır. Düzenli bir yazar kadrosu olmayan Tasavvuf Dergisinde, Şeyh Safvet Efendi haricinde, Haydarîzâde İbrahim Efendi, Muhammed Esad Erbilî, Mehmed Emin Buhârî, Şeyh Remzi-i Rifâî, Muhammed Şâkir gibi pek çok zatların yazıları yer almıştır. Bununla beraber geçmiş alim ve mutasavvıfların hayatları, sözleri neşredilmiş ve eserlerinin bazı bölümlerine makaleler halinde yer verilmiştir. Bu tez, Tasavvuf Dergisi'nin dönemin siyasi, sosyal ve kültürel hadiselerine bakış açısını araştırmak ve ortaya koymak amacıyla yapılmış özgün bir çalışmadır.
İsmet İnönü Dönemi Kütahya milletvekilleri ve faaliyetleri (1939-1950)
Bu yüksek lisans tezi çalışmasında İsmet İnönü Dönemi'nde (1939-1950) Kütahya'dan seçilen milletvekillerinin hayatları ile birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Kütahya'daki faaliyetleri incelendi. Türkiye Büyük Millet Meclisi VI. VII. ve VIII. yasama dönemlerini kapsayan bu çalışmamda Kütahya milletvekillerinin çalışmaları dönemler halinde incelenmiştir. VI. ve VII. Dönem milletvekilleri 2. Dünya Savaşı'nın getirmiş olduğu sorunlar ile uğraştılar. Özellikle 2. Dünya Savaşı sonrası değişen siyasi atmosfer ile birlikte VIII. Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne ikinci parti olarak Demokrat Parti de katılmıştır. Bu dönemde Kütahya'da ise Cumhuriyet Halk Partisi 3 milletvekili çıkarmış iken Demokrat Parti 7 milletvekili çıkararak birinci parti olmuştur. Demokrat Parti'nin kurucularından Adnan Menderes de Kütahya'dan seçilen milletvekillerindendir. Kütahya milletvekillerinin büyük bir kısmı Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde ve Kütahya'da yoğun bir faaliyet göstermişlerdir. Tüm bu yönleriyle ele alındığı zaman Kütahya Milletvekilleri Türkiye'nin geleceğinde etkili bir biçimde görev almışlardır. Anahtar Kelimeler: Kütahya, Milletvekilleri Faaliyetleri, İsmet İnönü, Adnan Menderes, Türkiye Büyük Millet Meclisi
Madun Çalışmaları'nın postkolonyal teori bağlamında Avrupamerkezci tarihyazımı eleştirisi
Tezin temel amacı, Avrupamerkezciliğin izlerini sürerek ona yönelik en güçlü eleştirilerden birisi olan Madun Çalışmaları'nın argümanlarını postkolonyal düşünce bağlamında ortaya koymaktır. Bu kapsamda Hegel'in tarih felsefesindeki sorunların eleştirisine aşağıdan tarih yaklaşımının çalışmaları ile başlanmıştır. Avrupamerkezcilik sorunu Aydınlanma ve sömürgecilik faaliyetleri sonrası akademik literatüre yerleşmiştir. Avrupamerkezci tarihyazımının en önemli düşüncelerinden birisi olan Hegel'in dünya tarihi felsefesinde belirlenen tarihsellik ilkeleri, kendinden sonraki tarih düşüncelerini derinden etkilemiştir. Değişen sosyo-kültürel koşullar bu tür tarihyazımının yetersizliklerini sorgulamaya başlamış ve eleştirel düşünceler gelişmiştir. Aşağıdan tarihyazımı gerek Avrupa'da klasik tarihyazımına karşı çıkışları yönüyle gerekse Madun Çalışmaları'na öncülük etmesi nedeniyle tezin son bölümü için bir geçiş niteliği taşımaktadır. Devamında postkolonyal düşüncenin Avrupamerkezci evrensellik anlayışına yönelik eleştirilerine yer verilmiştir. Son kısımda ise postkolonyal düşüncenin bünyesinde incelenen Madun Çalışmaları'nın Hindistan tarihini elitist yazımlardan kurtarmak için gösterdiği çaba ve tarihyazımına yerleşmiş olan Avrupamerkezci epistemolojinin eleştirisi anlatılmıştır.
Türkiye'de milli burjuvazi: Tek Parti dönemi
Batı toplumlarında doğal seleksiyon süreci içerisinde ortaya çıkan burjuvazi, Türkiye iktisat tarihi içerisinde bir proje olarak İttihat ve Terakki Fırkası'nın, milli iktisat politikası bağlamında oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu nedenle tasarlanan sınıf milli olarak düşünülmüştür. 1. Dünya Savaşı, İttihatçıların projelerini gerçekleştirmesinde bir şans ortamı yaratmış, fakat Osmanlı İmparatorluğu'nun sonunun gelmesi ile birlikte bu proje en azından Milli Mücadele sona erene kadar askıya alınmıştır. Milli Mücadele'nin zaferle bitişinin ardından Tek Parti Dönemi'nde, İttihatçıların milli iktisat politikaları devam ettirilmiştir. Dolayısıyla bu açıdan Tek Parti Dönemi'nin iktisadi sistematiği içerisinde milli burjuvazi oluşturulmaya çalışılmıştır. Sermayenin yokluğu, 1929 Ekonomik Buhranı gibi sebepler milli burjuvazinin tasarlandığı haliyle, yani güçlü bir sermaye birikimiyle ortaya çıkışını engellemiştir. Fakat bu noktada 2. Dünya Savaşı, milli burjuvazi için bir şans ortamı yaratmıştır. Yürütmüş oldukları karaborsa faaliyetleri ile sermaye birikimlerine ivme kazandırmışlardır. Ancak uygulamış oldukları bu faaliyetleri ile birlikte hem halkın hem de iktidar partisi olan CHP'nin tepkisini çekmişlerdir. Savaş sonrasında SSCB tehdidi nedeniyle, Türkiye ve ABD arasında yakınlaşma sonucu, Türkiye'de liberal politikalar açık bir şekilde uygulanmaya başlamıştır. Bu durum CHP'nin iktidarı, DP'ye devredinceye kadar sürmüştür. Neticesinde milli burjuvazi bu süreçte de güçlenmiş ve Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinden itibaren ortaya çıkarılması hedeflenen milli burjuvazi, Tek Parti Dönemi iktisat politikaları içerisinde de kendisine yer bulmuştur. Anahtar Kelimeler: Burjuvazi, Tek Parti Dönemi, Türkiye Ekonomisi, Milli Burjuvazi.
Türkiye'de ordu–siyaset ilişkileri ve savunma stratejileri (1923-1950)
Türkiye'de ordu-siyaset ilişkileri hemen her dönemde tartışılagelmiş, bu tartışma kimi zaman ordunun Cumhuriyet devrimlerini koruyucu rolü üzerinden, kimi zaman da kurmaya çalıştığı vesayet rejimi üzerinden yapılmıştır. Hangi açıdan bakılırsa bakılsın Türkiye'de ordu, siyasete yön veren, hükümetleri etkileyen, önemli kararların alınıp uygulanmasında bazen öncü, bazen de karşı olarak varlığını devam ettirmiştir. Ordunun karşısında olduğu politikalar genel manada ve çoğu zaman uygulanamazken, ordu içerisinde de türlü grupların ortaya çıkması kaçınılmaz olmuş, bu gruplar belli bir süre sonra darbe heveslisi cuntalara dönüşmüştür. Darbe söylem ve eylemleri ilk olarak İkinci Dünya Savaşı'nın bitimiyle ortaya çıkarken, bu dönemde Cumhurbaşkanlığı makamında bulunan kişinin İstiklal Harbi kahramanı İsmet İnönü olması, planların kısmen de olsa akamete uğramasına sebep olmuştur. Ancak 27 Mayıs 1960 Askeri Müdahalesine giden süreci, İnönü'nün Cumhurbaşkanlığına ve politikalarına karşı çıkan bir grup askerin örgütlemesi, bu dönemin ayrıntılı bir şekilde incelenmesini gerektirmektedir. Öte yandan, özellikle İkinci Dünya Savaşı yıllarında Türkiye üzerine kurulan baskı, ülkeyi türlü savunma stratejileri uygulamaya iterken, savaşın askeri ve ekonomik yükü hükümetlerin uzun ömürlü olmalarını da engellemiştir. Sonuç olarak dönemin en önemli problemleri ordunun siyaset içindeki rolü ve ülke savunması olarak belirmiştir. Çalışma, daha detaylı bilgi verebilmesi ve dönemselleştirme açısından 1923–1950 yılları arasını kapsayacak şekilde ele alınmıştır.
Darbeler sorgulanıyor: Filmler ve diziler
Son on yıldır Türk siyasi tarihindeki askeri darbeleri konu alan sinema filmleri ve televizyon dizileri çoğalmıştır. 2000'lerden itibaren, 27 Mayıs 1960 darbesini, 12 Mart 1971 muhtırasını ve 12 Eylül 1980 darbesini konu alarak yapılan televizyon dizilerine, izleyicilerin gösterdiği yoğun ilgi, yine aynı konuyu içeren yeni sinema filmlerinin yapımında etkili olmuştur. Televizyon dizilerine olduğu gibi, sinema filmlerine de ilgi oldukça fazladır.Sinema filmleri ve televizyon dizilerinde, darbeler sırasında ve sonrasında oluşan baskıcı düzen, darbeler sırasındaki sorgulamalarda ağır psikolojik ve fiziksel tahribe uğramış insanların hayatları eleştirel bakış açısıyla sunulmaktadır.Sinema filmleri ve televizyon dizilerine ilginin yoğun olmasının nedeni de bu eleştirel bakış açıdır. Ayrıca yakın siyasi tarih öğreniminin eksikliğinden kaynaklanan toplumsal belleğin oluşturulması işlevini üstlenmesi, sinema filmleri ve televizyon dizilerine olan ilginin artmasını sağlamıştır. Genç kuşak, yakın siyasi tarihimizde yapılan askeri darbeleri ve darbelere zemin hazırlayan siyasal, sosyal ve ekonomik koşulları, bu filmler ve diziler aracılığıyla öğrenmektedirler.Anahtar Kelimeler: Askeri Darbe, Politika, Filmler ve Diziler, Toplumsal Hafıza.
Kastamonu basınında Demokrat Parti 1946?1960
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün 10 Kasım 1938'de vefatının ardından hem İsmet İnönü'nün Cumhurbaşkanı seçilmesi hem de Cumhuriyet Halk Partisinin başına geçmesiyle ?Milli Şef? dönemi olarak da adlandırılan dönemde C.H.P. yönetimi ülke siyasetine hakim olmuştur. Bununla birlikte İsmet İnönü, parti içinde muhalif hareketin doğmasına engel olmamıştır.Tek parti yönetimi esnasında hem ülkenin iç dinamiklerinden hem II. Dünya Savaşı'nın ülke siyasetine olan etkisinden ve hem de C.H.P.'nin otoriter bir yönetim tarzı benimsemesinin de etkisiyle 1945'de Milli Kalkınma Partisi kurulmuştur. M.K.P.'nin seçimlerde hiçbir varlık gösterememesi ve 1958 yılında da kendini feshetmesi çok partili hayatın devamlılığı açısından olumsuz olsa da 1946 yılında Demokrat Parti'nin kurulmasıyla Türk siyasi hayatı muhalefete kavuşmuştur.Tezimizde Demokrat Parti'nin Türk siyaset sahnesine çıkışı, yaptığı faaliyetler, 1950 seçimlerini kazanması, iktidara geldiğinde yapmış olduğu icraatlar, dış politikadaki faaliyetleri Kastamonu basınının bakış açısıyla incelenmiştir. Ayrıca 1960 Askeri hareketi sonucu iktidarı askeri yönetime devretmek zorunda kalan Demokrat Parti'nin tüm icraatları karşılaştırılarak Türk siyasi hayatındaki etkisini belirtilmiştir.Anahtar Kelimeler: Mustafa Kemal Atatürk, Çok Partili Hayat, Demokrat Parti İktidarı, Kastamonu Basını.
1950-1960 Demokrat Parti iktidarının Elazığ basınında ki yansımaları
Bu araştırmadaki temel amaç, siyasi tarihimizde ve çok partili yaşama geçişte büyük bir öneme sahip olan Demokrat Parti'nin 1950- 1960 yılları arasında Elazığ basınında yansımaları ve basın ile Demokrat Parti ilişkilerinin belirlenmesine yöneliktir. Bu amaç doğrultusunda yapılan çalışma, gerek Elazığ ilinde gerekse bölge açısından partinin faaliyetlerini gün ışığına çıkarmaktadır.Bu çalışma 1950-1960 dönemlerini kapsayan Elazığ basınının önemli gazeteleri taranarak gerçekleştirilmiştir. İlin önemli yazılı basın kaynaklarından Uluova, Turan ve Elazığ gazetelerinden elde edilen sonuçlar değerlendirilmiştir. Araştırma çerçevesi Elazığ ilinde yayınlanan yerel gazeteler, Demokrat Parti hakkında yayınlanmış haber, reklam ilanları, basın bildirileri ve araştırmacının yorumundan oluşmaktadır. Çalışma kapsamında Demokrat Partili yıllarda yayına devam eden gazeteler incelenmiş olup 1200 civarında Demokrat Parti ile ilgili haber ve yazılı belgeye rastlanmıştır.Bu tez çalışması üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm ?Milli Şef İnönü ve Çekişmeler? başlığı adı altında incelenirken ikinci bölümde ise ?Demokrat Parti İktidarı ve İç Politika? ve üçüncü bölümde de ?Demokrat Parti İktidarı ve Dış Politikası? başlığıyla incelenmiştir.Arşiv taramalarından elde edilen veriler araştırma çerçevesinde yorumlanmış olup kronolojik olarak olaylar incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Adnan Menderes, Demokrat Parti, Elazığ, Elazığ Basını, İsmet İnönü, Mustafa Kemal Atatürk, Turan, Uluova.
Çok partili hayata geçiş denemeleri (1923?1938)
Milli egemenlik esasına dayalı ve özellikle Cumhuriyet idaresine sahip bulunan memleketlerde siyasi partilerin varlıkları doğaldır. Partilerde ve ülke yönetiminde vazife alacak kişilerin canlı amaçlara, kanında ve vicdanında zenginliklere sahip olması gerekmektedir. Şuna veya buna hizmet etmek, özel çıkar sağlamak için değil, toplumun refahı için çalışmak zorundadırlar.Türkiye için gerçek demokrasi, Atatürk ilkelerinde ve özellikle halkçılık ilkesinde vardır. Bu nedenle demokrasi, halkın sadece kendi görüşlerini en iyi ve sadık bir şekilde temsil edecek ve vicdanlarının süzgecinden geçirdikleri kanaatlerini ortaya koyma gücünde olan insanları seçmekle gerçek değerine ulaşmaktadır.İşte bu çerçevede 1923?1938 yıllarında çok partili siyasi hayata geçiş denemeleri gerçekleşmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk siyasi partisi olan Cumhuriyet Halk Fırkası'na, muhalif olarak Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın kurulmasıyla çok partili siyasi hayata geçiş ilk kez denenmiştir. İkinci deneme ise 1930 yılında Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın kurulmasıyla gerçekleşmiştir. Ardından Ahali Cumhuriyet Fırkası, Türk Cumhuriyet Amele ve İşçi Partisi, Laik Cumhuriyetçi İşçi ve Çiftçi Partisi adlarıyla çok partili hayata geçiş denenmiştir. Bu denemelerin başarısız olmasının gerekçeleri arasında toplum faktörü ve dışsal etkenler ağır basmaktadır.Cumhuriyetin ilanıyla başlayan süreçte çok partili hayata geçiş denemelerinin ardından CHP tarafından tek parti yönetimi uygulanmaya çalışılmıştır. 1946 yılında Demokrat Partinin kurulmasıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti çok partili siyasi hayata geçiş denemesinde başarıyı yakalamıştır. 1923?1938 yılları 1946 yılında yakalanan çok partili hayatın yerleşmesinde temelini teşkil etmektedir.Anahtar Kelimeler: Çok Partili Hayat, Çok Partili Hayata Geçiş Denemeleri, Parti Denemeleri.
Yozgat basınında Demokrat Parti iktidarı: 1950-1960
Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'ün 10 Kasım 1938'de ölümü üzerine, T.B.M.M. eski Başbakanlardan İsmet İnönü'yü 11 Kasım 1938'de Cumhurbaşkanı olarak seçti. İsmet İnönü'nün Cumhurbaşkanı olmasıyla " Milli Şef " dönemi olarak adlandırılan dönem başladı. Bu dönem içinde uluslararası şartlarında zorlamasıyla 1946 yılında çok partili hayata geçildi. Yeni kurulmuş olan Demokrat Parti 1946'dan 1950'ye kadar muhalefette kaldıktan sonra 14 Mayıs 1950 seçimleriyle'de iktidara geldi. Bu partinin 1950'de iktidara gelmesiyle birlikte yakın tarihimizde önemli bir dönem başladı. Bu çalışma Demokrat Parti'nin iktidarda olduğu 1950-1960 yılları arasında iç ve dış politika uygulamalarının Yozgat basınınca değerlendirilmesini içermektedir. Söz konusu dönemde Demokrat Parti'nin siyasi, sosyal, ekonomik ve askeri alanda uyguladığı politikalar sunuldu. Ayrıca dört bölümden oluşan çalışmada Yozgat yerel basınından yararlanılarak, Demokrat Parti iktidarının Yozgat'ta nasıl algılandığı üzerinde duruldu. İlin önemli yazılı basın kaynaklarından elde edilen sonuçlar değerlendirildi. Yozgat yerel basın taramalarından elde edilen veriler araştırma çerçevesinde ele alınarak kronolojik şekilde incelendi. Çalışmada Yozgat basınının Demokrat Partiye bakışı ifade edildi. Anahtar Kelimeler: Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Çok Partili Hayat, Yozgat Basını, Demokrat Parti, Yozgat.
Elazığ milletvekilleri ve siyasi faaliyetleri (1987-2002)
Bu çalışmada 1987 ve 2002 yılları arasında parlamentoda görev yapmış olan Elazığ milletvekilleri ele alınmıştır. Öncelikle Elazığ'ın tarihi ve coğrafi özellikleri ifade edilmiştir. Elazığ'ın 1987-2002 yılları arası sosyal, ekonomik ve siyasal durumu üzerinde durulmuştur. Tez çalışması TBMM'nin XVIII-XIX-XX-XXI dönemlerini kapsamaktadır. Bu dönemlerde görev yapan 13 milletvekilinin biyografileri ve meclis çalışmaları incelenmiştir. Çalışmada vekiller seçildikleri döneme göre kronolojik olarak sıralanmıştır. Vekillerin doğum tarihleri ve yerleri, aile durumu, yabancı dilleri, eğitim durumları, meslekleri gibi bilgilerde yer almaktadır. Milletvekillerinin şehir ve ülke sorunlarına olan ilgileri, ürettikleri çözümlere tezde yer verilmiştir. Vekillerin çalışmaları ve Elazığ halkının siyasi tercihlerinin neye göre şekillendiği yine halkın hangi siyasi partilere eğilim gösterdiği ortaya konmaya çalışılmıştır. Milletvekillerinin ülke ve şehir genelinde herhangi bir değişime sebep olup olmadıkları tespit edilmiştir. Böylelikle milletvekillerinin ülke ve şehir kalkınmasındaki rolleri ortaya çıkarılmıştır. Anahtar Kelimeler: Elazığ, Milletvekili, Siyasi Faaliyet, Parlamento
Afganistan'ın siyasi ve kültürel tarihi (Tarihi dönemlerin başlangıcından 1747 yılına kadar)
Afganistan stratejik coğrafi konumu itibariyle Orta Asya halklarının göç geçiş güzergahı, istilacıların hedef noktası, kültürel ve iktisadi ilişkilerin tarih boyunca en önemli kavşaklarından biri olmuştur. Geniş bir kültür yelpazesine sahip olan Afganistan, "dünyanın damı ve kalpgâhı" olarak adlandırılmaktadır. Jeopolitik açıdan stratejik önemi dikkat çekici olup, tarih boyunca dünyanın cazibe merkezlerinden biri olmuştur. Jeopolitik öneminden dolayı tarih boyunca küresel güç olma siyaseti güden ülke ve hükümdarlar Afganistan üzerinde kilitlenmiştir. Bu nedenle çok eski çağlardan beri defalarca istilaya maruz kalmıştır. Ülkenin tarihi boyunca ani ve radikal değişikliklerle farklı ideolojik yönetimleri yaşaması, Afganistan'ı farklı kılan özelliklerdendir. Afganistan, Ahmet Şah Dürrani'nin ilk Afgan devletini ilan ettiği 1747 yılına kadar Persler, Büyük İskender, Türk- İslam, Türk- Moğol toplululuklarının kurduğu devletlerin hakimiyetinde kalmıştır. Afganistan topraklarında hüküm sürmüş olan son Türk hükümdarı Afşar Nâdir Şah'tır. Bu çalışmada; tarihi dönemlerin başlangıcından 1747 yılına kadar Afganistan'ın tarihi şehirleri, demografik yapısı, Aryan teorisi, Persler dönemi, Büyük İskender dönemi, Türklerin bölgede hakimiyet kurmaları, İslam fetihleri, bölgede İslamiyet'in yayılmasından sonra gelişen siyasi olaylar, Türk-İslam, Türk-Moğol devletlerinin sosyo kültürel hayatı araştırılarak kaleme alındı.
Yerel basına göre Demokrat Parti dönemi'nde Karabük
1950-1960 yılları arası yerel basın üzerinden Demokrat Parti Dönemi'nde Karabük'ü anlatan bir çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışma da söz konusu eksikliği gidermeyi amaçlamıştır. 14 Mayıs 1950 seçimlerinden sonra nicelik olarak artan Karabük basın hayatı, 27 Mayıs darbesine kadar büyük çoğunlukla DP'ye destek olmuştur. Bu nedenle iktidar tarafından gazete kapatılma hadisesi yaşanmamıştır. Fakat Karabük basınında muhalif cephenin temsilcileri olarak CHP'yi destekleyen Ata Yolu ve CMP tarafından yer alan Müstakil gazetesi bulunurken, özellikle Müstakil gazetesinin kâğıt bulamama sorunuyla karşılaşması önemli bir detay olarak göze çarpmaktadır. Karabük Postası ise bu yayın organlarına göre belirli bir siyasi partiyi temsil etmemekteydi. Diğer bahsedilmesi gereken hususta tam manasıyla muhalif olarak adlandırılamayacak olsa da özellikle Karabük DP yapılanması içerisindeki muhalif grubu temsil etmesiyle ifade edilebilecek olan Yeni Karabük gazetesidir. Demokrat Parti her ne kadar 1957 yılından itibaren genel manada bir zayıflama göstermişse de Karabük'teki yansımasına bakarsak çok da öyle olmadığını söyleyebiliriz.
İlk kadın milletvekillerinden Hatı Çırpan'ın hayatı ve siyasi faaliyetleri
Hayatın her alanında yer alan, toplumu var eden Türk kadını siyasi arenada geçmişten günümüze birçok hakkı elde etmiştir. Türk kadını 1935 yılında ilk defa milletvekili seçmiş ve seçilme hakkını kullanmıştır. Kadınların siyasi temsili bu aşamaya kadar çok merhalelerden geçmiştir. Cumhuriyetin kazanımlarının temeli, Osmanlı'nın son döneminde atılmıştır. Sırasıyla belediye başkanı ve muhtar olan Türk kadını nihayet 17 kadın milletvekili ile 1935 seçimleri sonucunda TBMM'de yer almıştır. Köylü kadınını temsil eden ve yaşadığı yerin vekili olan Satı Kadın'da Ankara milletvekili olarak yasama görevine getirilmiştir. Babası muhtar, eşi kurtuluş savaşı gazisi olan 6 çocuklu Satı Kadın önce Kazan Köyü Muhtarlığı yapmış ve sonrasında vekil olmuştur. Meclise giren diğer kadın milletvekilleri ile birlikte komisyonlarda görev yapmış, yasama faaliyetlerinde çalışmıştır. Okuma yazmayı sonradan öğrenen Satı Kadın meclis tutanaklarında Hatı Çırpan ismi ile yer almaktadır. İsmini bizzat Atatürk değiştirmiştir. Milletvekilliği süresince içinden geldiği köylü milletini temsil eden Hatı Çırpan, mecliste ziraat komisyonunda görev yapmıştır. Tek dönem milletvekilliği yapan Hatı Çırpan görevi bitince köyüne dönmüştür. Siyasi hayatta yaşadığı olaylar Atatürk dönemi Türkiye'si hakkında bilgi vermektedir. TBMM çatısı altında yer alan ilk kadın milletvekilleri Atatürk önderliğinde elde ettikleri siyasi temsil hakkı ile ülke yönetiminde söz sahibi olmuşlardır.
Mareşal Fevzi Çakmak`ın siyasal kişiliği ve Millet Partisi
Mareşal Fevzi Çakmak'm çok partili siyasi hayatı 1946 yılında DP listesinde İstanbul'dan bağımsız aday olmasıyla başlar. Uzun yıllar CHP Tek Parti yönetiminde, Genelkurmay Başkanlığı yapan Mareşal CHP'den değil de DP'den siyasete atılmayı tercih etmesinin nedeni olarak kendisini Genelkurmay Başkanlığından emekli edilmesinin tek sorumlusu olarak Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'yü görmesidir. İnönü'ye olan kırgınlığı Mareşal 'in siyasetini şekillendirmiş ve daha sonra da DP 'yi muhalefetle yeterli görmemiş ve daha sert muhalefet yapmak üzere yeni bir oluşum olan Millet Partisi (MP) bünyesinde yer almaktan ilerleyen yaşma rağmen çekinmemişti. İlerleyen yaşı ve bozulan sağlığı daha fazla siyaset yapmasına imkan tanımamış ve 1 0 Nisan 1950 tarihinde vefat etmişti. Cenaze töreni bir hayli gergin geçmiş ve aşırı kalabalıktan dolayı devlet töreni yerine getirilmemişti. Çok Partili siyasi hayatın ikinci önemli bir muhalefet partisi olan MP, CHP ve DP'ye karşı oldukça sert muhalefet yapmış ancak bu muhalefeti 1950 seçimlerinde beklediği çıkışı getirmemişti. MP, 1950 seçim sonuçları üzerine yeniden yapılanma sürecine girmiş ve önemli kongreler düzenleyerek bir çıkış yolu aramış ancak bu kongreler MP içerisinde muhafazakar- inkılapçı bölünmesine yol açmış ve neticede inkılapçı kanadın partiden ayrılmasına neden olmuştu. Muhafazakar bir yapıya bürünen MP'nin bu durumu fazla uzun sürmemiş ve 1954 yılında Ankara Sulh Devlet Mahkemesi kararı ile kapatılmış ve siyasi hayatı sona ermişti. iv